İNGİLİZCE

a a bad egg a bad lot a bad mark a bad sailor a bad turn a bare chance a bit a bitter pill a black eye a bottle of milk a broken reed a can of worms a cappella a cappella a card up one´s sleeve a case in point a chip off the old block a citizen of Turkey a contradiction in terms a couple of a couple of minutes a crack shot a cursory glance a cut above a dab of a dark day a dead loss a demanding boss a demanding job a desperate situation a drain on the resources a drink of water a drive for funds a drop in a bucket a dry speech a fainting fit a fat chance a feast for the gods a feather in one´s cap a feather in one´s cap a feeling of insecurity a few a fifth a figment of the imagination a fine distinction

TÜRKÇE s. (ünsüzlerden önce) 1. bir, herhangi bir: We went on a sunny day. liğbir gittik. They´ve bought a house. Ev aldılar. In this Güne eri günde beş para etmez adam. argo ş ci k. dili sa ğlam ayakkabı değil, sütü bozuk; it kopuk. k ırık not, kötü not. deniz tutan kimse. kötülük. zayıf bir ihtimal. biraz. acı bir reçete/ilaç, beraberinde zorluklar getiren bir çözüm yolu. morarm ış göz. bir şişe süt. k. dili güvenilmez kimse/ şey. k. dili içinden ç ıkılması zor bir durum; çözümlenmesi güç bir problem. z. herhangi bir çalg ının eşliği olmadan, çalgısız, enstrümansız (şarkı söylemek). s. 1. çalg ı eşliği olmadan şarkı söyleyen (koro). 2. çalgısız, enstrümansız (müzik). k. dili kurtar ıcı. söz konusu edilen şeyin bir örneği. k. dili hık demiş babasının burnundan düşmüş. Türk vatanda şı. sözlerde çelişme. 1. iki. 2. birkaç. birkaç dakika. keskin nişancı. göz gezdirme. k. dili -den bir gömlek üstün. azıcık: Put a dab of the ointment on the wound. Yaraya merhemden biraz sür. 1. karanlık gün. 2. kötü gün. bir işe yaramayan nesne/kimse. çok iş bekleyen patron. çok emek isteyen iş, zahmetli iş. vahim bir durum. bütçeye yük olan şey. bir bardak su. para toplamak için aç ılan kampanya. k. dili devede kulak. yavan söz, tats ız konuşma. have s.t. dry-cleaned bir şeyi kuru temizleyiciye vermek, bir şeyi 2. (güçlü bir temizletmek. duygunun patlak verdiği) an: He threw it baygınlık nöbeti. away in a fit of anger. Bir hiddet an ında onu çöpe attı. argo çok zayıf bir ihtimal.

şahane bir ziyafet. k. dili koltuklar ı kabartan başarı. övünülecek ba şarı.
güvensizlik duygusu. birkaç. A.B.D. (içki ölçüsü) galonun be şte biri, 84 santilitre. hayal ürünü, hayal mahsulü. ince fark.

a fit of nerves a flight of stairs a fool´s errand a friend of mine a friend of ours a fright a full week a gleam of hope a glimmer of hope a good a good command of a good deal a good deal/a great deal a good distance off a good loser a good many a good provider a good turn a good turn a good way a great many a hard act to follow a hard nut to crack a hard/tough nut to crack a heavy sea a hell of a lot a horse of another color a host of a howling success a kilo of bananas a kind of millionaire a knockout à la carte a labor of love a labor of love a large proportion of the profits a lasting impression a leading question a length of piping a little a little bit a little terror a live issue a long face a long haul a long shot a long shot

sinir krizi. bir kat merdiven. saçma bir iş. bir dostum. dostlarımızdan biri, bir dostumuz. k. dili korkunç derecede çirkin, tuhaf veya insan ı şoke eden kimse: She looked fright in 2. that wig. O dolu perukla görünümü korkunçtu. 1. tam a bir hafta. olaylarla bir hafta. bir ümit ışığı. bir ümit ışığı. 1. epey, epeyi, bir hayli; birçok: He was there a good while. Orada epey ı. A good (bir many of the camellias were in bloom. Birçok kamelya çiçek kald (a language) dili) rahat konu şabilme. 1. çok: That cost him a good deal. Ona pahal ıya mal oldu. Its climate is a good deal Cairo´s. Havas ı Kahire´ninkine çok benziyor. 2. k. dili birçok, bir like hayli. epey uzakta. oyunu kaybedince k ızmayan kimse. birçok, hayli. ailesine iyi bakan kimse. bir iyilik: He did me a good turn. Bana bir iyilik etti. iyilik. k. dili 1. hayli mesafe. 2. iyi bir çare/yol. pek çok. aşılması/ulaşılması zor bir başarı. k. dili 1. ba şarılması zor iş. 2. çetin ceviz. k. dili çetin ceviz. dalgalı deniz. argo çok fazla. tamam ıyla farklı bir konu. bir sürü. büyük bir ba şarı. bir kilo muz. milyoner gibi bir şey. k. dili çok güzel/fevkalade biri/bir şey. alakart. hatır/zevk için yapılan iş, gönüllü yapılan iş. k. dili hatır için yapılan iş. kârın büyük bir bölümü. derin bir iz; büyük bir etki. verilecek cevab ı belirleyen soru. (belirli uzunlukta) bir boru parças ı. biraz: Give me a little time. Bana biraz zaman verin. azıcık, bir parça. k. dili çok yaramaz/ha şarı çocuk, canavar. günün önemli sorunu. ek şi yüz. 1. uzun ta şıma mesafesi. 2. uzun süren zor bir iş. ufak bir ihtimal. başarı ihtimali az olup gerçekleşince kazancı çok olan bir iş.

a long way off a lot a lot of a man in my position a man of few words a marked difference a marked man a matter of indifference a matter of life and death a matter of life and death a matter of two dollars a mess of a minus quantity a modicum of a month hence a month of Sundays a new lease on life a number of a pack of cards a pack of lies a pair of denims a pair of dungarees a pair of scales a pair of scissors A penny for your thoughts. a piece of cake a pillar of society a play on words a plum job/post a poor shot a pretty penny a priori a private person a proud day for us a quick one a raft of a ray of hope a ready pen a remote chance/possibility a request for help a ripple of conversation A rolling stone gathers no moss. a round peg in a square hole a run of luck a running battle a safe bet a scrap of evidence

çok uzakta. çok: They like her a lot. Ondan çok ho şlanıyorlar. She´s a lot better. O çok dahaçok iyi. ( şey): She bought a lot of books. Çok kitap aldı. çok/pek benim durumumda olan bir adam. az konuşan adam. belirgin bir fark. mimli adam, mimlenmiş adam. ilgilenmeye de ğmeyen sorun. ölüm kalım meselesi. ölüm kalım meselesi. iki dolar meselesi. bir yemeklik (ye şillik). sıfırdan aşağı miktar. 1. zerre kadar, bir nebze: There´s not a modicum of truth in it. Onda zerre kadar hakikat 2. az bir miktar; pek az: He drank only a modicum of bundan bir ayyok. sonra. çok uzun bir zaman. (hastalıktan/üzüntüden sonra) yeniden hayata başlama. birtak ım, birkaç. iskambil destesi. bir sürü yalan. kot pantolon, cin; blucin. blucin, kot. terazi. makas. k. dili Ne dü şünüyorsunuz? k. dili çok kolay bir iş. topluma dayanak olan kimse, nüfuzlu kimse; bir yerin e şrafından olan biri. kelime oyunu. çok iyi bir iş, herkesin istediği bir iş. nişancı olmayan kimse, hedefi iyi vuramayan kimse. k. dili epeyce para, külliyetli miktarda para. s. önsel, apriori. kendinden bahsetmekten kaç ınan kimse. bizim için övünç dolu bir gün. k. dili çabuk içilen/içilmi ş bir içki. bir yığın, bir sürü, pek çok. umut ışığı. iyi yazı yazma yeteneği. uzak bir ihtimal, ufak bir olas ılık. yardım dileme. dalga gibi yükselip alçalan konu şma sesi. Yuvarlanan ta ş yosun tutmaz./İşleyen demir pas tutmaz. bulunduğu yere hiç uygun olmayan kimse. clothes-peg i., İng. çamaşır ı. mandal şans zinciri. uzun süren bir ihtilaf. elde bir. çok ufak bir delil.

a sea of faces a sense of responsibility a shade a shot in the arm a shot in the dark a sight a spate of a square deal a stomach upset a stormy passage a tissue of lies a trifle a twist of the wrist a vintage year a wad of gum a wee bit a week off a whale of a a white lie a whole lot of a wodge of a world power A, a A1 AA AB aback abacus abaft abaft abalone abandon abandon abandon hope abandon o.s. to abandon ship abandoned abandonment abase abase o.s. abasement abash abashed abashedly abate abatement abattoir

insan kalabalığı. sorumluluk duygusu. biraz, azıcık: Lower your voice a shade. Sesini biraz alçalt. birine birdenbire moral veren bir şey. körü körüne bir deneme. k. dili çok daha: It´s a sight dirtier than I thought it´d be. Tahmin ğimden çok daha kirli. etti pek çok, bir sürü. k. dili adil bir anla şma. mide bozuklu ğu. fırtınalı deniz yolculuğu. bir sürü yalan. biraz, azıcık. hüner, ustalık. 1. kaliteli şarabın elde edildiği yıl. 2. başarılı bir yıl. pabuç kadar çiklet. k. dili 1. azıcık, birazcık. 2. oldukça. 1. bir haftalık izin. 2. bir hafta sonra. k. dili 1. çok büyük: a whale of a difference çok büyük bir fark. 2. müthi ş, şet,ız çok güzel: a whale of a novel müthiş bir roman. deh yalan. zarars k. dili pek çok: A whole lot of people don´t approve of this. Pek çok ki şi şn, görmüyor. bunu ho ığı bir sürü: He laid a wodge of papers on the table. Masaya bir 1. bir y sürü evrak koydu. 2. koca/iri bir güç. bir parça: a wodge of chocolate koca bir pol. dünya çap ında i. 1. A, İngiliz alfabesinin birinci harfi. 2. müz. la notası. 3. en yüksek not veya kaliteyi harf. f, klas; çok kaliteli. s., k. en dili iyi birinci s ınısimgeleyen k ıs. Alcoholics Anonymous. i. Adsız Alkolikler (alkolizmle savaşan bir grubun ad ı). ıs. Artium Baccalaureus. i. lisans. k z. i. sayıboncuğu, abaküs, çörkü. z., den. k ıçta, kıç tarafında. edat, den. gerisinde, arkas ında: abaft the beam kemerenin gerisinde. i., zool. abalon (bir deniz kabuklusu), Haliotis. f. 1. terketmek, b ırakmak: Don´t abandon me here! Beni burada bırakma! Şamanizmi bş ıku. rakıp He and kap became Muslim. şeye) kaptırma, ılma, a kendini bırakma. 2. co i. 1.abandoned kendini (bir shamanism ümidi kesmek. kendini (bir şeye) kaptırmak/vermek: She abandoned herself to the music. Kendini müziğe kaptırdı. You´ve abandoned yourself to drink. gemiyi terketmek. s. 1. terkedilmiş, bırakılmış, metruk. 2. coşkulu, coşkun. 3. ahlaksız; utanmaz. i. 1. terk, b ırakma. 2. bak. abandon 2. f. -in kibrini k ırmak; alçaltmak. kendini alçaltmak. i. (-in) kibrini k ırma; alçaltma. f. utandırmak, -in gururunu incitmek. s. utandırılmış, gururu incitilmiş. z. utanarak, gururu incitilmi ş bir halde. f. 1. azalmak; hafiflemek: The wind had abated. Rüzgâr hafiflemi şti. 2. şi düşürür. azaltmak; hafifletmek: This will abate the fever. Bu ate i. 1. azalma; indirilme; hafifleme. 2. azaltma; indirme; hafifletme. i., İng. mezbaha, kesimevi.

abbess abbey abbot abbr abbreviate abbreviation ABC´s ABCs abdicate abdication abdomen abdominal abdominal cavity abdominal region abduct abduction abed abelia aberrant aberration abet abetment abetter abettor abeyance abhor abhorrence abhorrent abide abiding ability abject abjure Abkhas Abkhas Abkhasia Abkhasian Abkhasian Abkhaz Abkhaz Abkhazia Abkhazian Abkhazian abl ablative ablative ablaze

i. (kadınlar manastırında) baş rahibe. i. manastır. i. (erkekler manast ırında) başkan, başkeşiş. k ıs. 1. abbreviation kıs. (kısaltma). 2. abbreviated kıs. (kısaltılmış). f. k ısaltmak. i. 1. k ısaltma, bir sözcüğün veya söz grubunun kısaltılmış şekli. 2. ısaltma, ısaltma işi. alfabe. 2. abece, alfabe, bir işin en önemli bilgileri: k dili 1. abece, i., çoğ., k. k He still learned the ABC´s of the job. İşin abecesini hâlâ sökemedi. ğ., hasn´t k. dili, bak. ABC´s. i., ço f. 1. (kral/kraliçe) tahttan çekilmek, tac ını ve tahtını terketmek; yüksek bir ını ve tahtını) mevkiden çekilmek. (kral/kraliçe) çekilmek, (tac ını ve tahtını(tahttan) terketme; yüksek bir mevkiden i. 1. tahttan çekilme, 2. tac çekilme. 2.kar (tahttan) çekilme; (yüksek bir mevkiden) çekilme. 3. ın. 2. (böcek gövdesinde) kar ın. i., anat. 1. s., anat. 1. karna ait. 2. (böcek gövdesindeki) karna ait. karın boşluğu. karın bölgesi. f. (birini) kaç ırmak. i. (birini) kaç ırma. z., eski yatakta. i., bot. abelya, Abelia. s. 1. anormal. 2. istisnai. i. 1. (doğru/doğal/normal olandan) sapma. 2. ruhb., gökb. sapınç, b. yardakç sapkı. ılık etmek; kışkırtmak, tahrik etmek. 2. yardımda aberasyon. 3. tı f. (--ted, --ting) 1. bulunmak. i. 1. yardakç ılık etme; kışkırtma, tahrik etme. 2. yardımda bulunma. i., bak. abettor. i. 1. yardakç ı; kışkırtıcı. 2. yardımda bulunan biri. i., huk. 1. uygulanmama: That rule has since fallen into abeyance. Sonra ın--ring) uygulanmas ından vazgeçildi. 2. sahipsiz kalma/olma, o kural iğrenip uzak durmak. f. (--red, iğrenmek; i. iğrenme; iğrenip uzak durma. s. iğrenç. f. 1. by -e göre hareket etmek/davranmak; (vaade/karara) sad ık kalmak. 2. by ı -e -e riayet etmek. 3. çekmek, tahammül etmek; -e cı,uymak, daimi; baki. s. kal i. yetenek, kabiliyet; dirayet. s. 1. rezil, berbat (bir durum); son derece kötü: She had never seen such He was an abject liar. Son abject poverty. öyle bir sefalet görmemi şti. f. yemin ederekHiç vazgeçmek/reddetmek/inkâr etmek. i. (çoğ. Ab.khas) bak. Abkhaz 1. s., bak. Abkhaz 2. i., bak. Abkhazia. i., bak. Abkhazian 1. s., bak. Abkhazian 2. i. 1. (çoğ. Abkhaz) Abhaz. 2. Abhazca. s. 1. Abhaz. 2. Abhazca. i. Abhazya. i. 1. Abhaz. 2. Abhazca. s. 1. Abhaz. 2. Abhazca. k ıs. ablative. s., dilb. -den haline ait; -den halindeki. i., dilb. -den halindeki sözcük/sözcük grubu. s. 1. yanmakta olan, alevler içinde; tutu şmuş. 2. ışıl ışıl ışıldayan; pırıl pırıl parlayan.

able able-bodied ablute ablution ably ABM abnegate abnegation abnormal abnormality abnormally abnormity abo aboard aboard abode abode abolish abolition A-bomb abominable abominate abomination aboriginal aboriginal aborigine aborigines abort abortion abortionist abortive aboulia abound about about about About face! About ship! about-face about-face about-ship about-turn about-turn above above above above

s. yetenekli, kabiliyetli. s. sağlıklı, sıhhatli. f., şaka y. 1. yıkanmak. 2. yıkamak. i. aptes, gusül, yıkanma. z. ustaca, ustalıkla. k ıs. antiballistic missile. f. 1. feragat etmek; vazgeçmek; feda etmek; (sorumluluktan) kaçmak. 2. inkâr etmek, reddetmek. i. 1. feragat etme; vazgeçme; feda etme; (sorumluluktan) kaçma. 2. inkâr etme, reddetme. s. anormal. i. anormallik. z. anormal bir şekilde. i., bak. abnormality. i., aşağ. yerli, ataları çok eski çağlardan bu yana Avustralya´da yaşamış olan şıt için) içinde, -de; (taşıt için) içine, -e: All aboard! Haydi binin! z. (tabiri. edat (taşıt için) içinde, -de: He was aboard the train. Trendeydi. i. 1. ikametgâh, ev. 2. (bir yerde) ikamet etme, oturma. f., bak. abide (4), (5), (6). f. kaldırmak, lağvetmek, ilga etmek; feshetmek. i. kaldırma, lağıv, ilga; fesih. i. atom bombas ı. s. 1. iğrenç, menfur. 2. çok kötü, berbat, pis. f. 1. iğrenmek, nefret etmek. 2. hiç sevmemek, nefret etmek. i. 1. iğrenç/menfur bir şey. 2. iğrenme, nefret etme. i. asıl yerli, ataları çok eski çağlardan bu yana belirli bir yerde yaşamış olan s. 1. biri. çok eski ça ğlarda var olan; çok eski çağlardan kalan. 2. ataları çok lardan bu1. yana belirli bir yerde yaşamış olan. eski çağ i., bak. aboriginal i., çoğ. asıl yerliler, ataları çok eski çağlardan bu yana belirli bir yerde şam ış olanlar. ya f. 1. (dölütü) dü şürtmek/almak; -in dölütünü düşürtmek; (dölütü) şürmek. 2. (henüz başlanm ışken) -e son vermek. 3. düşük yapmak. 4. dü şürtme/alma, kürtaj. 2. (dölütü) düşürtme/alma. 3. i. 1. dölüt dü

şarısızl ba ı.ık. 4. ask., bilg. (uçuşu/işlemi) yarıda kesme. 5. ask., bilg. i. kürtajc s. başarısız.
i., İng., ruhb., bak. abulia. f. (in/with) (bir yerde) bol/çok olmak. edat 1. hakk ında, ile ilgili, üzerine, üstüne: I know nothing at all about you. ında ı hiçbir şey bilmiyorum. I have doubts about them. Senin hakk ağı yukar , yakla şık, az çok; hemen hemen, neredeyse: at Onlar about z. 1. aş ı sular ı nda. Come about midnight. Gece saat on iki six o´clock saat alt s. ask. Geriye dön! den. Alesta tiramola! i. 1. ask. geriye dönü ş. 2. eskiden savunduğunun tersini savunmaya lama. baş f., ask. geriye dönmek. f. (--ped, --ping) den. tiramola etmek. i., İng., bak. about-face 1. f., İng., bak. about-face 2. edat 1. üstünde; üstüne: She was then living in a room above the store. O ın üstündeki odada oturuyordu.That was above and zamanlar ıda; yukar ıdaki: Shebir lives above. Yukarıda oturuyor. He was z. 1. yukardükkân ı daki dalda oturuyordu. 2. yukar ı ya: sitting on the branch above. Yukar yazılanlar; (bir yazıda) eserin bundan A i. 1. the (bir sayfada) yukar ıda

ıki, lanlar: As soon as you´ve readıthe above, give daha me a önceki call. öncesinde yazı yukar ıdaki, (sayfan ın) yukar sında bulunan; s. 1. the yukar (bölüm/paragraf/sat ır/sayfa): The above picture depicts the city in 1782.

above all above all above average above average above par above sea level aboveboard aboveboard aboveground above-mentioned abovementioned abovestairs abrade abrasion abrasive abrasive abreast abridge abridgement abridgment abroad abroad abrogate abrogation abrupt abruptly abruptness abscess abscess abscessed abscissa abscond absence absence of mind absence without leave absent absent absent o.s. absent without leave absentee absentee absentee ballot absentee landlord absentee voter absenteeism absently absentminded

her şeyden önce, her şeyden çok. bilhassa, özellikle. ortalaman ın üstünde. vasatın üstünde. tic. yazılı değerin üstünde. deniz seviyesi üstünde. s. 1. dürüst: Be aboveboard with me! Benimle aç ık konuş! 2. yasal, olmayan: It´s completely aboveboard. Tamamen yasal bir kanuna ayk şıekilde. z. dürüst birır s. yerüstü, zemin üstündeki. s. the yukar ıda söz edilen/adı geçen; daha önce söz edilen/adı geçen: It İçinde, yukar ıda contains an illustration of the picture. ıda söz edilen/ad ı above-mentioned geçen şey/kişi; yukar ıda ad ı geçenler; daha i. the yukar

ı geçen şey/kişi; daha önce adı geçenler. önce edilen/ad bak. upstairs. z., s., söz i., İng., f. aşındırmak.
i. 1. s ıyrık. 2. aşındırma; aşınma; abrasyon. s. 1. sinirlendirici, rahats ız edici. 2. aşındırıcı, abrasif. i. aşındırıcı, abrasif. z. yan yana, ayn ı hizada; başabaş. f. 1. (yazılı bir eseri) kısaltmak. 2. azaltmak. i., İng., bak. abridgment. i. 1. yazılı bir eserin kısaltılmış şekli: I don´t read abridgments of novels. ın nda, kısalt ılm ışıda; şeklini okumam. 2. (yaz ı bir eseri) kısaltma.Hiç 3. Romanlar d ışar yurtd ışına: Have youılever been abroad? z. 1. yurtd ışı ışı na ç ı kt ı n m ı ? 2. ev d ışı nda; ortada: That animal ventures abroad yurtd i. yurtdışındaki yerler, yurtdışı: Is there any news from abroad?

ışı ndan bir haber varkald m ı?ırmak. Yurtd f. iptal etmek, feshetmek; i. iptal, fesih; kald ırma.
s. 1. ani, birdenbire oluveren, apans ız, ansız: They made an abrupt ve ters: He me 3. andik/sarp abrupt reply. departure. Gitmeleri ani birden. oldu. 2.2. k ısa ve ters birgave şekilde. bir z. 1. aniden, birdenbire, k ısa ş ekilde. i. 1. anilik. 2. k ısa ve ters oluş. 3. diklik, sarplık. i. apse. f. apse olmak. s. apseli, apse olmu ş. çoğ. --s (äbsîs´ız)/--e (äbsîs´i) i., mat. apsis. f. (bir suçtan dolayı) kaçmak, sıvışmak. i. 1. yokluk, bulunmama: We felt her absence. Yoklu ğunu hissettik. He returned dalgınlık.after an absence of six months. Alt ı aylık bir aradan sonra ask. (tekrar dönmek üzere görev yerinden) izinsiz olarak ayr ılma. s. 1. (bir yerde bulunmas ı gerekirken orada) bulunmayan (kişi); (orada artık) bulunmayan (kişi): How many people are absent today? Bugün kaç f. 1. ç ıkmak, gitmek: I shall absent myself. Çıkacağım. He absented himself for adönmek few days. Birkaç gün yoktu. 2. izinsiz from -den uzak durmak, -e ılmış olan. ask. (tekrar üzere görev yerinden) olarak ayr i. (bir yerde bulunmas ı gerekirken orada) bulunmayan kişi/şey, hazır olmayan kişi.bulunmas ı gerekirken orada) bulunmayan (kişi). s. (bir yerde posta yoluyla verilen oy. kiraya verdiği gayrimenkulden uzakta yaşayıp onunla pek ilgilenmeyen mülk postasahibi. yoluyla oy veren seçmen. i. 1. (işe, okula v.b.´ne) devamsızlık. 2. kiraya verdiği gayrimenkulden şayıı p onunla pek ilgilenmeme. uzakta yadalg n. z. dalgın s. dalgın.

absinth absinthe absolute absolute majority absolute majority absolutely absolution absolutism absolutist absolutist absolve absorb absorbable absorbed absorbency absorbent absorbent absorber absorbing absorption absorptive abstain abstainer abstemious abstemiously abstemiousness abstention abstinence abstinent abstract abstract abstract abstract art abstract expressionism abstract number abstracted abstraction abstruse absurd absurd absurdity absurdly Abu Dhabi abulia abundance abundant abundantly

i., İng., bak. absinthe. i. apsent. s. 1. tam, eksiksiz: His trust in them was absolute. Onlara olan güveni ı. ğ 2. pol. mutlak, saltık, sınırsız: absolute monarchy mutlak monarşi. tamd unluk. salt ço salt çoğunluk. z. 1. (äb´s ılutli) (nitelediği sözcükten önce gelince) çok, bayağı: You´re ısın! We´re absolutely famished! Çok ıktık! 2. absolutely right! Çok hakl ından affedilme; (günah için) af. 2. ac aklama, i. 1. Hrist. (günah) Allah taraf beraat ettirme. fromıyet. (bir sorumlulu ğu/yükümlülüğü) yerine getirmekten ılık, 3. mutlak i., pol. saltç s., pol. saltç ı. i., pol. saltç ı. f. 1. Hrist. Allah ad ına (günahı) affetmek. 2. affetmek. 3. aklamak, beraat ğu/yükümlülü ü) yerine getirmekten ettirmek. 4. from (birini) (bir sorumlulu ı/gaz ı/ışığı /sesi) so ğurmak, içine çekmek, ğ emmek, absorbe f. 1. (s ıvıy 3. (dikkati/enerjiyi/zaman ı/paray ı) almak; (enerjiyi) etmek. 2. ö ğrenmek. emilebilecek; soğurulabilen, emilebilen. s. soğurulabilecek, s. tüm dikkatini bir şeye vermiş. i. soğurganlık, emicilik. s. soğurgan, emici, absorban: absorbent cotton hidrofil pamuk. i. soğurgan, emici, absorban. i. soğurucu, emici, absorplayıcı. s. insanın tüm dikkatini toplayan; sürükleyici. i. 1. soğurma; soğrulma; absorpsiyon. 2. öğrenme. 3. ı/parayı) alma; (enerjiyi) emme. 4. içine alma, (dikkati/enerjiyi/zaman s. soğurucu, emici. f. 1. from (bir şeyi) yapmamak: He´s decided to abstain from alcohol. İçki içmemeye karar verdi. oy vermemek, çekimser kalmak. 3. içki i. 1. içki içmeyen biri. 2.2. oy vermeyen biri, çekimser kalan biri. s. (özellikle yeme içme konusunda) kendini tutan; a şırıya kaçmayan; şı rılıklar bulunmayan. a z. (özellikle yeme içme konusunda) kendini tutarak; a şırıya kaçmadan. i. (özellikle yeme içme konusunda) kendini tutma; a şırıya kaçmama, riyazet. i. 1. çekimser oy; oy vermeme, çekimser kalma. 2. from (bir şeyi) kasten yapmama. i. 1. (from) (bir şeyi) yapmama, riyazet; (yeme içme konusunda) kendini tutma. 2. içki içmeme. 3. cinsel riyazet. riyazetçi. s. nefsini k ıran, s. soyut, abstre. i. 1. özet. 2. soyut sanat eseri. f. 1. (äb´sträkt) özetlemek, özet haline getirmek. 2. (äbsträkt´) kafas ını şgul etmek. 3. (äbsträkt´) çalmak, aşırmak. 4. (äbsträkt´) soyutlamak. me soyut sanat. soyut ekspresyonizm. mat. soyut sayı. s. dalgın. i. 1. soyut kavram, soyutlama. 2. soyutlama, soyutlama eylemi. 3. ınlık, düşünceye dalm ış olma. 4. güz. san. soyutluk. 5. soyut sanat dalg ı zor, anla şılmas ı güç. s. kavranmas s. saçma, abes, absürd. i. i. 1. saçma olma, saçmal ık, abeslik. 2. saçmalık, saçma söz/davranış. z. 1. saçma bir şekilde. 2. k. dili çok, feci derecede: She´s absurdly rich. Feci Dabi. derecede zengin. Abu i., ruhb. abuli. i. 1. bolluk, çok olma. 2. bereket, bolluk. 3. refah, varl ık ve rahatlık. s. 1. bol, çok. 2. bereketli; feyizli. z. bol/çok miktarda: The fruit trees were now bearing abundantly. Meyve ağaçları artık çok verimli olmuştu.

abuse abuse abuse o.s. abusive abut abutment abysmal abyss AC acacia academic academic academician academy acanthus accede accede to the throne accelerate acceleration accelerator accent accent accentuate accept

i. 1. yetkiyi/görevi kötüye kullanma, suiistimal; do ğru olmayan bir şekilde kullanmama; istismar. 2. kötüleme. 3. kötü kullanma; gere ği gibi ğru olmayan bir f. 1. (yetkiyi/görevi) kötüye kullanmak, suiistimal etmek; do ş ekilde kullanmak; gere ğ i gibi kullanmamak; istismar etmek. 2. mastürbasyon yapmak. s. 1. kötüleyici; kötü sözlerle dolu; kötü sözler söyleyen. 2. kötü ). (davran f. (--ted,ış --ting) 1. (on/upon) (-e) biti şmek, bitişik olmak. 2. against -e dayanmak. i. 1. (köprünün k ıyıya dayandığı yerdeki) ayak. 2. bitişme yeri. 3. bitişme. 4. s., dayanma. k. dili çok kötü, feci. i. dipsiz gibi görünen yer; uçurum. k ıs. alternating current. i. dalgalı akım. i., bot. 1. mimoza, akasya, Acacia. 2. akasya, yalanc ı akasya, Robinia pseudoacacia. s. 1. akademik. 2. teorik, kuramsal. 3. pratik de ğeri/önemi olmayan. 4. resmi, kitabi. i. üniversite ö ğretim görevlisi. i. 1. üniversite ö ğretim görevlisi. 2. akademi üyesi, akademisyen. i. akademi; yüksekokul. i., bot. ayı pençesi, akantus, akant, Acanthus. f. to 1. -e razı olmak. 2. (hükümdar) (tahta) çıkmak. tahta ç ıkmak. f. hızlandırmak; hızlanmak, ivmek. i. hızlandırma; hızlanma, ivme. i. gaz pedalı. i. 1. dilb. vurgu, aksan. 2. dilb. vurgu i şareti. 3. şive. f. vurgulamak. f. vurgulamak.

f. 1. kabul etmek; razı olmak; kabullenmek. 2. (bir şeyi) teslim almak. accept/assume responsibility for -in sorumlulu ğunu üzerine almak. s. kabul edilir, makbul. acceptable i. 1. kabul. 2. (bir şeyi) teslim alma. acceptance i. 1. giriş, geçit. 2. to (biriyle) görüşme imkânı; (bir şeyden) faydalanma access ı/imkân ı: He 2. has access him. İstedi ğinde görüşebilir. hakk şılabilirlik. kolayl ıkla to ula şılabilir olma. 3. onunla görüşülebilir olma. 3. 4. i. 1. ula accessibility accessible accessible to the public accession accessory accessory after the fact accident accident victims accidental accidentally accident-prone acclaim acclaim acclamation acclimate acclimation acclimatise acclimatization acclimatize

ıkla görüşülebilir olma. 5. to -den etkilenebilir olma. 4. kolaylıkla kolayl şılabilir. 2. kolayl ıkla ula şılabilen. 3. görüşülebilen. s. 1. ula şülebilen. görü halka aç ık. 5. to -den etkilenebilir.

i. 1. (tahta) ç ıkma. 2. (bir müze veya kütüphanenin koleksiyonuna) yeni ınan eşya, kitap v.b. These are accessories for the new machine. al i. 1. aksesuar, eklenti: ı. 2. (kad ın giysisini bütünleyen) Bunlar yeni makinenin aksesuarlar sonra suç orta ğı olan kimse. huk. suç işlendikten i. 1. kaza (kötü olay). 2. rastlant ı. 3. fels. ilinek, araz. kazaya u ğrayanlar. s. 1. kaza eseri olan, yanl ışlıkla olan. 2. tesadüfen meydana gelen. 3. fels. ilineksel. z. 1. kazara, yanlışlıkla. 2. tesadüfen. s. hep kazaya u ğrayan; sakar. f. 1. bağırarak/alkışlayarak/tezahüratla (birini) (bir şey) ilan etmek: They acclaimed emperor. Büyük bir tezahüratla onu imparator ilan ettiler. . 2. tezahürat. i. 1. övme, him alk ış i. 1. bağırarak/alkışlayarak/tezahüratla ilan etme. 2. tezahürat. 3. övme, ışal . ıştırmak, intibak ettirmek: I´m acclimating myself to the customs alk f. 1. ış tırıyorum. (to) (-e) alışmak, intibak here. buradaki âdetlere al ıştırma, intibak ettirme. 2. al ış ma, intibak2. etme. i. 1. alKendimi f., İng., bak. acclimatize. i. 1. alıştırma, intibak ettirme. 2. alışma, intibak etme. f. 1. alıştırmak, intibak ettirmek. 2. alışmak, intibak etmek.

accolade accommodate accommodate o.s. to accommodate one´s pace/step to accommodate their differences accommodating accommodation accommodation ladder accompaniment accompanist accompany accomplice accomplish accomplished accomplishment accord accord accordance accordant according as according to according to all accounts according to Hoyle according to one´s own lights according to plan accordingly accordion accordion accost account account book accountable accountant accounting accounts payable accounts receivable accrue accumulate accumulation accuracy accurate accusation accusative accusative accuse accused accustom

i. 1. ödül. 2. övgü: It received accolades from all the newspapers. Tüm . gazetelerden övgüler ald ıThe ındırmak: cell had lastly accommodated a drunkard. f. 1. almak, bar şı bar ı nd rm ıştı. This room can accommodate four Hücre en son bir ayya lamak. -e ayak uydurmak, -e uyum saığ birine ayak uydurmak. aralarındaki anlaşmazlıkları uzlaşma yoluyla gidermek. s. uysal, yumu şak başlı. i. 1. kalacak yer: In that region accommodation for the traveler is hard to find. O bölgede konaklama yeri zor bulunur. 2. uzla şma: Have you den. borda iskelesi. i. 1. müz. e şlik. 2. to -e eşlik eden şey: It´s a nice accompaniment to the roast. Rostoyla beraber kişi, egüzel. şlikçi. i., müz. e şlik eden f. 1. eşlik etmek, refakat etmek, beraberinde gitmek. 2. müz. eşlik etmek, refakat etmek. ğı. 3. ile beraber (bir şey) yapmak: He accompanied the curse i. suç orta f. başarmak, becermek, üstesinden gelmek. s. 1. işini iyi bilen, usta. 2. sosyetenin görgü kurallarını ustalıkla uygulayabilen. i. 1. başarma, becerme, üstesinden gelme. 2. başarı, başarılan iş. 3. marifet. i. 1. (iki devlet aras ında olan) anlaşma. 2. uyum, ahenk. 3. uyuşma, mutabakat. f. 1. with -e uymak, ile ba ğdaşmak, -e uygun olmak/gelmek. 2. with -e ışmak, -e uygun gelmek/dü şmek. 3. vermek: He accorded them for that yak i. verme: The accordance of these privileges to them were delayed five years. Bu imtiyazlar ın onlara verilmesi beş senelik bir gecikmeye s. bağ. -e göre. z. 1. İki seçeneği olan bir durumu belirtir: You can stay or go, ıl istersen. It can according as you Kalabilirsin veya gidebilirsin, nas edat 1. -e göre, -elike. uygun olarak: Arrange yourselves according to your

ına girin! 2. -e göre, (birinin) dedito ğine/gösterdi ğine göre, height! Boy s ıras ıklar ına göre: He was drunk, according all accounts. Tüm tüm anlatt ıklar ına göre sarhoştu. anlatt usulüne göre, usulen.
kendi inançlar ına göre. planlandığı gibi, planlanana uygun bir şekilde. z. 1. ona göre, öyle, öylece: He told me to shoot him, and I acted accordingly. i. akordeon. Kendisini vurmam ı istedi; ben de öyle yaptım. 2. bu yüzden, s. akordeon gibi aç ılıp katlanan, akordeon: accordion door akordeon kapı. f. 1. yakla şıp/gidip (birine) bir şey söylemek. 2. para karşılığında seks teklif etmek. i. 1. hesap. 2. röportaj; (birinin) anlatt ığı. f. for -i anlatmak, -i açıklamak, -i izah etmek. hesap defteri. s. sorumlu. i. muhasebeci. i. muhasebe. tic. alacaklılar hesabı. tic. borçlular hesab ı. f. 1. birikmek. 2. to -e gelmek: What advantages will accrue to us from this? Bunun biriktirmek; bize ne gibi toplanmak, faydalar ı olacak? f. toplamak, birikmek, y ığılmak. i. 1. birikim, birikme. 2. birikinti. i. 1. doğruluk. 2. yanlış yapmamaya özen gösterme. s. 1. doğru, tam. 2. yanlış yapmamaya özen gösteren. i. suçlama. s., dilb. -i haline ait; -i halindeki. i., dilb. -i halindeki sözcük/sözcük grubu. f. suçlamak, itham etmek. s. sanık. f. alıştırmak.

ace ace an exam acetone acetylene ache achieve achievement acid acknowledge acknowledgment acne acorn acoustics acquaint acquaint o.s. with acquaintance acquiesce acquire acquisition acquisitive acquit acquit o.s. well acquittal acre acrid acrobat acrobatic acrobatics acronym across across the board across the way act act as act in unison act on a suggestion act on s.o.´s advice act up acting action activate activation active active service active verb activism activist

i. 1. isk. as, birli. 2. k. dili uzman, eksper. s., k. dili i şinin ehli, as. f. k. dili s ınavda (dokuz ila on arasında) yüksek bir not almak. i. aseton. i. asetilen. i. ağrı, sızı, acı. f. ağrımak, sızlamak, acımak. f. başarmak, yapmak; elde etmek, kazanmak. i. 1. başarı. 2. elde etme, kazanma. i. asit. s. 1. asit. 2. i ğneleyici: an acid remark iğneleyici bir söz. f. 1. (bir gerçe ği) kabul etmek. 2. (bir şeyin alındığını/farkedildiğini) bildirmek. i. 1. (bir gerçe ği) kabul etme. 2. (bir şeyin alındığını/farkedildiğini) bildirme. ndı. 3. tic. alı i. akne, ergenlik. i. meşe palamudu. i. akustik. f. 1. bilgi vermek, haberdar etmek. 2. tan ıtmak: This book is designed to acquaint readers with new developments in the field of genetic bilgi edinmek. hakk ındaits i. tanıdık, tanış. f. boyun e ğmek, katlanmak, kabullenmek. f. 1. elde etmek, edinmek, almak. 2. kazanmak: acquire a bad reputation kötü bir şöhret i. 1. elde etme,kazanmak. edinme, alma. 2. kazanma. 3. elde edilen şey, edinti. s. bir şeyler elde etmeye çok hevesli, mal canlısı, açgözlü. f. (--ted, --ting) aklamak, temize ç ıkarmak, beraat ettirmek. yüzünün ak ıyla çıkmak. i. aklanma, beraat. i. 0,404 hektarlık arazi ölçü birimi. s. acı, ekşi, keskin. i. akrobat, cambaz. s. akrobatik. i. akrobatlık, cambazlık. i. birkaç kelimenin ba ş harflerinin veya ilk hecelerinin birleşmesiyle meydana kelime: NATO, öbür tarafıUNESCO. na: He stretched a rope across the river. edat 1. birgelen taraf ından ı ndan öbür taraf ı na bir ip gerdi. 2. karşısında: Serra lives Nehrin bir taraf ı derecede etkileyen (ücret/vergi). herkesi ayn yolun öte taraf ında, karşı tarafta. i. 1. hareket, eylem. 2. kanun, yasa. 3. tiy. bölüm, perde. 4. rol yapma, oyun. f. ı1. rol yapmak,yapmak. oynamak. 2. harekete geçmek. 3. davranmak, nın vazifesini başkas birlikte hareket etmek. yapılan teklife göre davranmak. birinin sözüne uymak, birinin sözüne göre hareket etmek/davranmak. yaramazlık etmek, gösteriş yapmak. i. oyunculuk. s. vekâlet eden, vekil: acting president ba şkan vekili. i. 1. hareket, eylem. 2. etki. f. 1. harekete geçirmek, hareketlendirmek. 2. harekete geçmek, hareketlenmek. i. 1. harekete geçirme, hareketlendirme. 2. harekete geçme, hareketlenme. s. 1. faal, hareketli, aktif. 2. dilb. etken. askerlik hizmeti. dilb. etken fiil. i. eylemcilik. i. eylemci.

activity actor actress actual actuality actually acumen acupuncture acute acute angle acute angle AD ad adage Adam adamant adamantly adapt adapt o.s. to adaptable adaptation adapter adaptor add add fuel to the flames add spice to add up add up to addendum addict addict adding machine addition additional additive addled address address a remark to addressee adduce adept adequacy adequate adhere adherence adherent adhesion

i. faaliyet, etkinlik. i. aktör, oyuncu. i. aktris, kad ın oyuncu. s. gerçek, do ğru. i. gerçek, hakikat. z. aslında; gerçekten. i. çabuk kavrama yetene ği, keskin zek-â. i. akupunktur. s. 1. keskin. 2. t ıb. akut, hâd. 3. tiz. geom. dar aç ı. geom. dar aç ı. k ıs. Anno Domini M.S. (milattan sonra), İ.S. (İsa´dan sonra). i. ilan, reklam. i. atasözü. i. Âdem Baba, Âdem. Adam´s apple anat. âdemelmas ı. s. son derece kararlı, katı. z. inatla, katı bir şekilde. f. 1. uyarlamak, adapte etmek. 2. al ışmak, intibak etmek. -e kendini alıştırmak. s. yeni ko şullara adapte olabilen/uyarlanabilen. i. 1. uyarlama, adaptasyon. 2. al ışma, intibak. i. 1. elek., mak. adaptör. 2. uyarlay ıcı, adapte eden. i., bak. adapter. f. 1. eklemek, ilave etmek; katmak. 2. toplamak. k. dili yang ına körükle gitmek. k. dili -i canland ırmak, -i ilginçleştirmek. 1. toplamak. 2. k. dili makul olmak, akla yak ın olmak. 1. -e varmak, (bir yekûn) tutmak. 2. k. dili ... anlam ına gelmek: What it adds up to is that you´re not coming. Gelmeyeceksin anlam ına geliyor. ğ. ad.den.da (ıden´d ı) i. ilave, ek; ilave edilecek şey/söz. ço i. bağımlı, müptela; tiryaki: drug addict uyuşturucu bağımlısı. cigarette addict sigara tiryakisi. f. alıştırmak. hesap makinesi. i. 1. ekleme, ilave. 2. ek, ilave. 3. mat. toplama. s. biraz daha, ilave edilen, eklenilen. i. 1. katk ı. 2. katılan kimyasal madde, katkı maddesi. s. toplamsal, ilave olunacak. s. 1. sersem, şaşkaloz. 2. cılk (yumurta). i. 1. (veya ä´dres) adres. 2. söylev, nutuk. f. 1. hitap etmek. 2. adres yazmak. (birine) bir söz yöneltmek. i. alıcı, kendisine mektup/paket gönderilen kimse. f. (kanıt) ileri sürmek. s. (at/in) usta, çok becerikli; mahir. i. (ä´dept) usta, i şinin ehli. i. yeterlilik, kifayet. s. yeterli, kâfi. f. to 1. -e yap ışmak. 2. -e sadık kalmak, -e bağlı kalmak. i. 1. yapışma. 2. bağlılık. i. taraftar, yanda ş. i. 1. yapışma. 2. to -e bağlı kalma, -e sadık kalma, -e uyma.

adhesive adhesive tape adj. adjacent adjective adjoin adjoining adjourn adjust adjust o.s. to adjustment administer administer an oath administration administrative administrator admirable admiral admiration admire admirer admiring admissible admission Admission free. admit admit of admittance admonish admonition admonitory ado adolescence adolescent adopt adopted child adopted child adoption adorable adoration adore adorn adornment adrift adroit adsorb adsorbent

s., i. yap ışkan, yapıştırıcı. (yapıştırıcı) bant. k ıs. adjacent, adjective, adjustment. s. (to) (-e) bitişik, bitişikteki; komşu. i., dilb. s ıfat. f. bitişik olmak. s. bitişik, bitişikteki, yan, yandaki. f. 1. oturuma son vermek. 2. (toplant ı/oturum) sona ermek, bitmek. 3. (bir şka yere) geçmek. ba f. ayar etmek, ayarlamak. kendini -e alıştırmak. i. 1. ayarlama. 2. kendini al ıştırma. 3. tic. tazminat miktarının sigortalı ve ı aras ında etmek. kararlaştırılması. sigortac f. yönetmek, idare yemin ettirmek, ant içirmek. i. yönetim, idare. s. idari, yönetimle ilgili, yönetimsel. i. yönetici, idareci. s. takdire de ğer, beğenilecek, çok güzel. i. amiral. i. takdir, be ğenme. f. takdir etmek, be ğenmek; hayran olmak, hayran kalmak. i. takdir eden, be ğenen; hayran. s. takdir ettiğini belirten; hayran, hayranlık gösteren. s. kabul edilebilir. i. 1. içeri alma; kabul; giri ş. 2. giriş ücreti, giriş. 3. itiraf. Giriş serbest. f. (--ted, --ting) 1. içeri almak, almak; kabul etmek: They won´t admit you. Seni içeri sokmazlar. 2. itiraf etmek. imkân vermek. i. kabul; giriş. f. tembih etmek; kula ğını çekmek. i. tembih; kula ğını çekme. s. uyarı niteliğinde. i. insanı yoran hazırlıklar; koşuşmalar. i. ergenlik, ergenlik ça ğı. s., i. ergen, ergenlik ça ğında olan (genç). f. 1. evlat edinmek. 2. edinmek, benimsemek. evlatlık, manevi evlat. evlat edinilmiş çocuk, evlatlık. i. 1. evlat edinme. 2. edinme, benimseme. s. tapınılacak, çok güzel ve sevimli. i. tapınma, çılgınca sevme. f. 1. tapınmak, tapmak, çılgınca sevmek. 2. (Allaha) tapınmak, tapmak. f. süslemek, donatmak, donamak. i. 1. süsleme. 2. süs. s. s. usta, çok becerikli. f., kim. adsorbe etmek. i., s. adsorban.

adsorption adult adulterate adulterer adulteress adultery adv. advance advanced advanced in years advanced in years advancement advantage advantageous advent adventure adventurer adventuresome adventurous adverb adversary adverse adversity advertise advertise for s.o. advertisement advertising advertising agency advertize advertizement advertizing advice advisable advise adviser advisor advisory advisory committee advocate advocate adz adze Aegean aerial aerial view aerobics aerodrome

i., kim. adsorpsiyon. s., i. yetişkin; huk. ergin, reşit. f. içine yabanc ı madde katmak. i. zina yapan erkek. i. zina yapan kad ın. i. zina. k ıs. adverb. i. 1. ilerleme, ileri gitme. 2. yakla şım; teklif. 3. tic. avans. f. 1. ilerletmek; ilerlemek. artmak; art ırmak. 3. avans vermek. 4. ileriye almak. 5. , ileri. s. ilerlemiş2. yaşlı. a child who´s advanced for his age yaşına göre çok bilgili bir çocuk. yaşlı. i. ilerleme. i. 1. avantaj, üstünlük sa ğlayan şey. 2. yarar, fayda. s. avantajlı, yararlı, faydalı. i. geliş, varış. i. macera, serüven. i. 1. serüvenci, macerac ı. 2. dolandırıcı, dalavereci. s., bak. adventurous. s. 1. macerac ı, maceraperest. 2. maceralı. i., dilb. zarf, belirteç. i. 1. spor, isk. rakip. 2. dü şman. s. 1. kötü, elverişsiz. 2. menfaatine aykırı, aleyhte. i. 1. zorluk, güçlük, s ıkıntı. 2. sıkıntılı bir durum/zaman. f. 1. reklam ını yapmak. 2. ilan etmek. ilan arac ılığıyla eleman aramak. i. ilan, reklam. i. reklamc ılık. reklam ajans ı. f., bak. advertise. i., bak. advertisement. i., bak. advertising. i. nasihat, ö ğüt, tavsiye. s. ak ıllıca, makul, doğru. f. 1. tavsiye etmek, ö ğütlemek. 2. tic. bildirmek. ill-advised s. ak ılsız, tedbirsiz. i. danışman, müşavir; akıl hocası; rehber, kılavuz. i., bak. adviser. s. danışma kurulu. f. desteklemek, savunmak. i. 1. savunucu. 2. huk. avukat. i. keser. i., bak. adz. s. Ege. i. 1. anten. 2. havai. havadan görünü ş. i., s. aerobik. i., İng. havaalanı, havalimanı.

aerogramme aeroplane aerosol aesthete aesthetic aesthetics aestival afar afar off affable affair affect affect ignorance affectation affected affection affectionate affidavit affiliate affiliate affiliate o.s. with affiliated affiliation affinity affirm affirmation affirmative affix affix afflict afflicted affliction affluence affluent afford affront Afghan Afghanistan afield afire afloat afraid afresh Africa African after after a fashion

i. hava mektubu. i., İng., bak. airplane. i. sprey tüpü, aerosol. i. estet. s., i. estetik. i. estetik. s. yaza özgü. z. çok uzakta. s. rahat, dostça ve sokulgan. i. 1. sorun, mesele, iş. 2. k. dili şey (makine/eşya). 3. k. dili olay, skandal. f. 1. etkilemek, tesir etmek; dokunmak. 2. (hastal ık) zarar vermek: My ık koluma yayıldı. 3. gibi görünmek, yalancıktan arm is affected. Hastal cahillik taslamak, bilmezlikten gelmek. i. sahte tavır, yapmacık. s. 1. (hastalıktan) zarar görmüş. 2. sahte, yapmacık, yapmacıklı. i. muhabbet, şefkat, sevgi. s. sevgisini gösteren; şefkatli, sevecen, sevgi dolu. i., huk. yeminli ve yazılı ifade. f. bağlamak. i. (başka bir şirkete) bağlı olan şirket. ile bağ/ilişki kurmak. s. bağlı. i. bağlantı, ilişki. i. 1. benzerlik, benzer taraf. 2. sempati; sevgi. f. doğrulamak, tasdik etmek. i. doğrulama, tasdik. s. olumlu. i. olumlu cevap. f. 1. takmak; yap ıştırmak. 2. (imza) atmak; (mühür) basmak. i., dilb. önek veya sonek. f. 1. ac ı vermek, ıstırap vermek. 2. başına bela olmak. s. (zihinsel/bedensel bak ımdan) özürlü. i. dert; hastalık. i. zenginlik, refah. s. zengin, gönençli. f. 1. mali gücü yetmek, (bir şey için) parası olmak. 2. (bir şeyi) zarar görmeden yapabilmek: You can´tış afford to make him angry. Onu davran . f. hakaret etmek, küçük dü şürmek. i. hakaret, küçük dü şüren i. Afganlı, Afgan. s. 1. Afgan. 2. Afganlı. i. Afganistan. z. k ıra, kırda, evden uzak. s. tutuşmuş; alevler içinde. z. s. z. yeniden. i. Afrika. i. Afrikalı. s. 1. Afrika, Afrika´ya özgü. 2. Afrikalı. edat 1. -den sonra. 2. için, yüzünden; -den dolay ı. 3. ardından: After them came giraffes. Onlar ın ardından zürafalar geldi. s. sonraki. z. sonra. a şöyle the böyle.

after all after all after the dust has settled after the fashion of afterlife aftermath afternoon aftershave aftertaste afterthought afterward afterwards again against against nature against s.o.´s will agave age age limit age limit aged ageless agency agenda agent agent provocateur agglomerate agglomeration aggrandise aggrandisement aggrandize aggrandizement aggravate aggregate aggression aggressive aggressor aggrieved aghast agile agility agility of mind agitate agitated agitation agitator aglow

bununla birlikte, yine de, buna ra ğmen. nihayet. 1. toz da ğıldıktan sonra. 2. ortalık sakinleşip herkes kendine geldikten ık yat ıştıktan sonra. sonra, ında. ... gibi,ortal ... tarz i. ahret, öbür dünya. i. (kötü) sonuç. i. öğleden sonra. i. tıraş losyonu. i. ağızda kalan tat. i. sonradan akla gelen dü şünce. z., bak. afterwards. z. sonra, sonradan. z. tekrar, yine, bir daha. edat 1. kar şı: against the current akıntıya karşı. a vaccine against the flu şı bir gribe karayk ırı.aşı. 2. aleyhinde, karşı: a vote against the president doğaya birinin iste ğine karşı. i., bot. agave, agav, Agave. i. 1. yaş. 2. çağ, devir. yaş haddi. yaş haddi. s. 1. (eycd) ya şında: a girl aged four dört yaşında bir kız. 2. (ey´cîd) yaşlı, llanmış; eski. 2. eskimeyen. ihtiyar. (ey´cîd) yı şlanmayan, ihtiyarlamayan. s. 1. ya3. i. 1. acente; ajans: travel agency seyahat acentesi. news agency haber ı. 2. devlet dairesi. ajans i. gündem. i. 1. acente, temsilci. 2. ajan. çoğ. a.gents pro.vo.ca.teurs (^jan´ prôvôk^tör´) provokatör, k ışkırtıcı ajan. i. aglomera. i. aglomerasyon. f., İng., bak. aggrandize. i., İng., bak. aggrandizement. f. büyütmek. i. büyütme. f. 1. kötüle ştirmek, zorlaştırmak, ağırlaştırmak, şiddetlendirmek: Don´t scratch that 2. sore; you´ll aggravate it. O yaray ı kaşıma, azdırırsın. i. 1. toplam. agrega. i. saldırganlık. s. saldırgan. i. saldırgan, saldıran. s. incitilmiş; mağdur. s. dehşet içinde, donakalm ış. s. çevik. i. çeviklik. zekâ k ıvraklığı. f. 1. çalkalamak, çalkamak; kar ıştırmak. 2. heyecanlandırmak. 3. ruhb. ajite 4.ı.sallamak. 2. ruhb. ajite. s. 1. etmek. heyecanl i. 1. çalkalama, çalkama; ajitasyon. 2. heyecan. 3. ruhb. ajitasyon. 4. sallama. i. 1. k ışkırtıcı, tahrikçi, provokatör; eylemci, kampanyacı. 2. ajitatör, ıcı, karıştırıcı: washing machine agitator çamaşır makinesi çalkalay s. parlak.

Ah! (Özlem/be ğenme/pişmanlık/öfke/sevgi belirtir. i. yardım etmek. (bir şeyi) (bir yere) fırlatmak. na ğme. (Ac z. uçak gemisi. Ah!/Of! ı belirtir. uçmakta olan. ünlem 1. f. rahats ız olmak. AIDS. k ıs. f. mutabık olmak. razı. yolcu uça ğı. geçinmek. bak. yard ım. i. agonize. hava boşluğu. uçaklar. sözleşme. hava sald ırısı.. uçak. s. hasta. aydınlık. (bir şey) (başka bir şeye) uymak. s. 2. ni şan almak. hava. i. hava kirliliği. i. Anno Hegirae hicri. i. toz v. f. hava üssü. 1. klimalı. anlaşma. s. klima. 4. ıstırap. 1. hava yoluyla ta şımak/götürmek. mak. ziraat.. amaçs ız. 3. (bir şey) anla ş. hava freni. hava kuvvetleri. ıstırap çekmek. İng.).. i. havalandırmak. s. hava bas ıncı. niyetinde olmak. 2. AIDS. z. f. i.). tarım kredisi. f. 1. bak. i. hava kompresörü. havalı fren. rahatsızlık. hastalık. hasta olmak. 1. havayolu. tarımsal. tavır. tıb. hava filtresi. 1. 3. i. önce. (silah ı) (birine/bir yere) doğrultmak. i. maksat. f. f. . evvel: a long time ago çok zaman önce. herkese söylemek. erken. i. rahats ız. 2. havadan nakledilen.). havaalan ı. zirai. hava kuvvetleri. 3. s. havadan gelen (mikrop. 2. ileri. i.b. ileride. . gaye.şho i. hava köprüsü. f. iyi2.3... rıza göstermek. 2.). Vay! (Şaşkınlık belirtir. tic. uçak postas ı. iyi. 1. tarım. s. 2. 2. çiftçi. 1.ago agonise agonize agony agree agreeable agreement agricultural agricultural credit agriculture agriculturist aground AH ah ahead ahead of time AIDS aid Aids ail ailing ailment aim aim at aim to aimless air air base air brake air compressor air filter air force air force air pollution air pressure air raid air shaft airborne air-conditioned air-conditioner aircraft aircraft carrier airfield airlift airline airliner airmail z. i. hemfikir olmak... i. i. amaç. razı olmak. yardımcı. i. tıb.

çoğ. deh şet. s. 1. i. alkolizm. aynı hizaya getirme. imbik. 1. alkol. havaliman ı. tetikte olan. benzer. mat.. Cezayirli. takma isim. i. Birçok bak ımdan birbirimize benziyoruz. tehlikeden haberdar etmek. Cezayir´e özgü. çalar saat. konmak. aynı hizaya getirmek. bağ.s. i. alarm çalar ısaat. ş en. biri. uçuş pisti. alg. ı. albeit painfully.airmail letter airplane airplane crash airport airstrip airtight airways airy airy-fairy aisle ajar akin alabaster alacrity alarm alarm clock alarm clock alas Albania Albanian albeit albino album alcohol alcoholic alcoholism alcove ale alembic alert alfresco alga algebra Algeria Algerian alias alibi alien alienate alight align align o. soğutmak. hödü albino. neşe ve çeviklik. f. i. z.san ığın. pratik olmayan. She´s learning French. ğünçapar. havayollar ı. az açık (kapı). havadar. i. 2. 3. . mazeret. 2. alkollü. 1. iddias ı. hava geçirmez. havaalanı. s. sindirim ayg ıtı. i.. yak ın: Her speech is akin to poetry. i.. al. Söyledikleri şiire benziyor.k. açık havada. f.gae (äl´ci) i. 4. s. ünlem Eyvah!/Yazık! i. alkol. i. Onlara eşit s. fantezi. açık hava. dehşete düşürmek. şevk. cebir. 2. 2. k. uçak. alkolik. dili bahane. i. namı diğer: Cavit alias the Bear Cavit nam ı ğer Ayı. i. besleyici. albüm. i. i. birinin saff ına geçmek. sıralar arası yol. i. s. 2. f. ak şın. i. geçenek. sıraya koymak. çevik. 5. (duvarda bulunan) niş. de olsa: He is. alkollü içki. 1. ı. hayal mahsulü. sıraya koyma. with alignment alike alimentary alimentary canal alimony uçak mektubu. in short. 1. yangın . s. i. e şit bir şekilde: Treat them alike.. z.. anat. z. 2. 1. tehlike işareti: fire alarm yangın zili. İng. i. i. açık havada yapılan. uzaklaştırmak. a boor. ba şka ad.. suçun işlendiği sırada başka yerde bulunduğu şeklindeki di1. inmek. ecnebi. kendine birdili hava 6. korkutmak. hava gibi hafif. albeit an educated one. 2. 2. havai. 1. albatr. Cezayir. z. korku. i. aralık. s. çal ım satan. s. kaymakta şı. s. hücre gibi ve kapısız ufak oda. tahsilli de olsa. hayali. uçak kazas ı. Cezayir. canl hiç veren. Cezayirli. s. i. s. bir çeşit bira. albinos. Arnavut. i. yabanc f. i. nafaka. huk. uyanık. 1. i. . alarm. 2. birbirine benzer: We´re alike in many ways. i. i. 1. Arnavutça. oyuk. beslenmeye ait. Kısacası. i. Arnavutluk.

alegorik. canlı. tüm.(mektubun sonunda) En iyi dileklerimle! 2./Görünüşe aldanmamalı. alegori. worked day. hep böyle. zamans ız. Parlayan her şey altın değildir. belirli bir müddetin ba şından sonuna kadar: She wasn´t surprised because she´d known it all the while. k. (bir yerin) ı/yeri. ans ızın. sağ. her alanda ba şarılı. az kalsın. . bütün. her şeyi saran. yatıştıbir i. her zaman. i. dili Peki. karmakar ışık. hafifletmek: allay s. Allah. hepsi: All roses have thorns. başından beri. dili ba ştan. tüm yıl boyunca. hem de Eğitim Bakanıdır. başından sonuna kadar. hepsi: All of us went. 2. d ışında hepsi: We have interviewed all but two of the candidates. 1. birdenbire. 1. 1. sadakat. aniden. i. s. bütünüyle. Bütün gün çal öteden all beri. (bir şeyin) girdisi çıktısı. s.alive alkali all all along all along all along the line all at once all at once all but all but all day all in a tumble all in one all manner of all night long all of a sudden all of a sudden all over All right! All right. Hepimiz gittik. . ba ğlılık. tamamen. pek çok yeteneği olan: an all-around student dört dörtlük ö ğrenci. hem de . i.. 2. ans ızın. rmak. Hem Savunma Bakan ı. hep birden. her şey göz önüne alınırsa. Allah all-around allay allegation allege allegiance allegorical allegory all-embracing s. birden. her şey göz önünde tutulursa. i. birden. 1. alkali. Peki. -den gayri hepsi. k. kim. her ş gibi gelen bir gece boyunca./Tamam. altüst. hem . diri. (bir konunun/işin) tüm ayrıntıları. He ıştı.. -den ba şka. i.. birdenbire. tamamen.. hiç taraf bitmeyecekmi kalanların hepsi.: He´s the Minister of Defense and the Minister of Education her çeşit. tekrar. 1. Yolun aç ık olsun! daha iyi. her zaman. all round All that glitters is not gold. s. I´ll come. iddia.o. f. dili aklı başında. f. birdenbire. bütün gece. gelirim. dili Aferin!/Ya şa be!/Çok iyi!/Harika! k. hepsi bir. hayatta. yekûn olarak. bununla birlikte. 2. Ba ştan bildiği için şaşırmamıştı. sıra boyunca. iddia etmek. bütün gün. ani olarak. s. daima. aniden..: All right. 2.. Aşkta ve savaşta her şey mubahtır. Adaylar ın ikisi dışında hepsiyle görüştük. bitmiş. all in one. baştan. All the best! all the better all the ins and outs of all the livelong night all the rest all the same all the same all the time all the way all the while all the year round all there all things considered all told all too soon All´s fair in love and war. pek erken. hep.´s fears birinin endişelerini yatıştırmak. k. sabaha kadar. Bütün güller dikenlidir.. az daha. boyunca.

i. (süre) vermek/tanımak. pay. tahsis etmek. pol. with/to alma mater almanac almighty almond almost alms alone along alongside aloof aloud alphabet alphabetic alphabetical alpine already alright s. alerjik. yanında.): You´re too late. Az kaldı i. i. gitti. abece. birleşme.. albeni.s. tahsis etmek. to üstü kapalı bir şekilde -den bahsetmek. dili bütün gece süren bir olay. izin vermek. alfabe s ırasına göre dizilmiş: The words are in alphabetical göre ş. z. k.). --ting) ayırmak. yanus. i. f. z.allergic allergy alleviate alley alliance allied alligator all-inclusive all-night all-nighter allocate allocation allot allotment allow allow for allowable allowance alloy all-purpose all-right all-round all-rounder allspice allude allure alluring allusion ally ally o. harçlık. badem. edat boyunca: along the river ırmak boyunca. k. neredeyse: He almost died. 2. her şeye gücü yeten.. -i hesaba katmak. i. z. lise veya üniversite. order. 1. anla şma. k.. benzer. s. müttefik. uzakta. f. i. yapılması uygun görülen. yalnız başına. ayrılmış/tahsis edilmiş şey. pek çok işe yarayan. Bu resim hemen hemen bitti. (--ted. ittifak. i. dar sokak. ıştırmak. uzak. 2. f. i. s. be all right. s. alfabe. müttefiklik.ına ağaç sındizilmi ırının üstündeki bölgeye özgü. her şeyi kapsayan. ına. halen (Türkçede genellikle çevirisiz kalır. dili iyi. soğuk. s.. şimdiden. 2.daha erkeni . bak. 2. z. with/to ile beraber. müsaade etmek. 1. alphabetical. with/to -e bağlı. All right. pol. anıştırma. az kald ı. Geç All kald s. 1. s. s. s. uzak duran. ın. i. birle şik. Beklenenden he´s gone. s. i. k ısmen gidermek. ayırmak. bordasında. kafadar. cazibeli.. ara yol. already dili. ima etmek. mubah. az kalsın. İng. all-right. çekicilik... s. her alanda başarılı kimse. i. yalnız. i. çekici. an i. kafa dengi. kimsesiz. kastetmek. right!. f. yapılmasında sakınca olmayan. den. bak. dükkân v.. s. alımlı. i. 1. çok kullanışlı. 2. all-around. tahsisat. i. Kelimeler alfabe s ıras özgü.. 4. ayırma. azaltmak. yalnız. sadaka. with ile beraber: He came along with Bizimle beraber geldi. hemen hemen: This picture´s almost done. tahsis. ile birleşmek. 1. s. s. 2. yüksek da ğlara z. yüksek sesle. cazibe.b. 2. hafifletmek. bak. yenibahar. z. alaşım. tek başına. i. az daha. bordasına. alerji. s. bütün gece aç ık olan (lokanta. s. müttefik. bütün gece süren (bir olay). 1. 1. alfabetik. f. almanak. 3. i. bir kimsenin mezun oldu ğu okul. i. İng. 2. edat 1. amerika timsah ı.

lise veya üniversite mezunu erkek. s. alternatif. 1. rahat rahat yürümek. büyük. birbirini sırayla izlemesini sağlama. pusuya dü şürme. -diği halde. bir ın ürünü olan. yükselti. 1. sıra ile.00-12. hava. altimetre... şaşkına çevirmek. değişmek. s. s. daima. Although I tried hard it didn´t do dancer.Levent. birbirine zıt hisleri f. büyük bir amac olan. sefire. Bir de bant. her zaman. Her zaman oldu ğu gibi Levent hariç herkes vaktinde k ıs. You´ll also need tape.M. bir okul. alternatör. izleme.00 arasındaki saatler için k ı l ı r. yedek. 12 A. It was cold u. i. s. (with) birbirini s ı rayla izlemek/takip etmek: In her speech she sa z. bir okul. olmakla beraber: Although he´s old he´s a good lı olduğu halde iyi dans eder. bağ. her zaman oldu ğu gibi . değişken. yükseklik. alma şık akım. i. i. başkas ını ırayla n yerine geçebilen kimse. değiştirme. saat 2. birbirini s ırayla izleyen (şeyler). with ile birleşmek. f.. 2. i.ni (ıl^m´nay) i.lum. i. lise veya üniversite mezunu kız. i. Artium Magister (hümaniter bilimlerde master derecesinin ı). s. nöbetle şe. 1. şka. i. diğer. kalmam i. 1. büyükelçi. ne oldu ğu belirsiz. i. i. bak. malgama.lum. 3. sefire. cankurtaran. z. tamam ıyla. değiştirilebilir. amatör. ıştı. a. s. hariç: Everybody came on time always excepting f. bir de: You´ll need pliers.. Ya şyükseklikölçer. ambiyans. çoğ. i.. hayrete düşürmek. irtifa. elçi karısı. i. s. insanı şaşırtan. değişiklik. şeyi başarma/elde etme tutkusuyla yanıp tutuşan veya dolu.): 2:30 A. i. birden fazla anlama gelme. ek karakter tu ş i. biriktirmek. alternatif. i. hayret. ante meridiem öğleden evvel (24. z. 1. almaşık. İng. sunak. be. -in birbirini sırayla izlemesini f. i. amalgam. nöbetle şe/sırayla yapma. f. 2. 2. i.nae (ıl^m´ni) i. Sana kerpeten laz ım. çoğ. rak ım. iki elini ayn ı şekilde kullanabilen.00. alternatif. karışı k hisleri olan. (kad ın) elçi./Yapacak başka bir şey yoktu. kim. . birden fazla anlama gelebilen. alüminyum. bot. i. hayrette b ırakmak. -i nöbetle ğ lamak. birleştirmek. aluminum. i. Hava so ğuktu ve bir de bilg.. saat 24. elek. elek. ambülans. 1. atmosfer.30. s. şaşırtıcı. bak. kı ısaltmas s. 2. kullan i. bir şeyi başarma/elde etme tutkusu. kehribar. başka. a. am amalgam amalgamate amass amateur amaze amazement amazing ambassador ambassadress amber ambidextrous ambience ambiguity ambiguous ambition ambitious ambivalent amble ambulance ambush z.. insanı hayrete düşüren. ba şe/s yapmak. (uzun zamandır güdülen) büyük amaç. ise de. f. 2.M. 2. f. değiştirmek. pusuya düşürmek. Başka çaremiz i. and it was also wet. f. seçenek.also Alt key altar alter alterable alteration alternate alternate alternately alternating current alternation alternative alternator although altimeter altitude altogether alum aluminium aluminum alumna alumnus always always excepting am AM AM. değişme. 1. birbirini s ırayla şık: We had no alternative. bütünüyle. belirsizlik. 2. i. şap.

sınırları belli olmayan. zool. edat ortas ına. i. içinde. i. amplifikatör. i. ıslah. zool. i. i. bak. 2. i. the amenities görgü kurallar ı. iyileştirme. şehvetli. uysal. to 1. biyol. s. i. s. genel af. i. bak. arasında. s. amortize. amipten ileri gelen. iyileştirmek. bellek yitimi. (kural ı/tasarıyı) değiştirmek. f. f. i. yüzergezer. amorf. n ışadırruhu. ikna edilebilen. amfibi. bak. f. amipli. Bu otelde her tür konfor var.. i. bak. kim. 1. ile e şanlamlı olmak: It amounts to the same thing. . elek. amibe benzeyen. s. i. s.ameba ameliorate amelioration amen amenable amend amendment amends amenity America American American leopard amiable amicable amid amidst amiss amity ammeter ammonia ammunition ammunition dump amnesia amnesty amoeba amoebic amok among amongst amoral amorous amorphous amortisation amortise amortization amortize amount ampere amperemeter amphetamine amphibian amphibious amphitheater amphitheatre ample amplification amplifier i. dostça. İng. 2. ünlem âmin.. 2.. i. s. ahlakd ışı. düzeltme. amorti etmek. ampermetre. i. s. amortisman. 1. s.. i.. dostluk. yükselteç. İng. ask. 2. ammeter. 1. şehvet dolu. bak. cephane. İng. i. i. i. sevimli. hayatı kolaylaştıran şey. iki ya şayışlı hayvan. bak. i. amper. i. amnezi. Amerikan. arasında. f. 2. arkada şlık. edat. i. Amerika´ya özgü. 1.. bol bol yetecek kadar. 1. 2.. mühimmat. Amerikalı. bak. amfiteatr. cana yak ın. amid. Amerika. amperölçer. i. 2. edat.. 2. s. among. amphitheater. edat aras ına. yumu şak başlı.. düzeltmek. Amerika. biçimsiz. cephede geçici cephanelik... daha uzun/ayr ıntılı bir şekilde söyleme. 1. i.. amip. amplifikasyon. arasına. miktar. şekilsiz. amoeba.. iki ya şayışlı. (kuralı/tasarıyı) değiştirme. amonyak. Aynı ıya ç ıkar. zool. jaguar. amfetamin. bol. ortasında. 1. z. amortization. arkada şça. i. zool. f. rahatlık: This hotel has all sorts of amenities. toplamı (belirli bir miktar) olmak: It amounts to fifty kap i. amfibi. i. amibe ait. yükseltme. geni ş. s.

s. i. acı yitimi. bolluk. oyalayıcı. Anadolulu. analiz. bak. benzer şey. anarşist. İng. anesthetic. tıb. benze şim. İng. i. Anadolu. bak. i. tahlil. anal. tıb. anesthetize. k.. örneksel bilgisayar.. benzer. herkesçe bilinen bir s ır. s. f. (sesini) kuvvetlendirmek. güldürmek. paralel. analjezi. i.. tıb. s. (bir uzvu) kesmek. s. ancient. bak.. oyalamak. s. anesthetist. i. anakronizm. analiz etmek. çözülmemiş sorun. i. i. anatomiyle ilgili. İng. analitik. f. çözümlemeli. Anadolu´ya özgü. 1.. bak.. f. i. f. muska. aforoz.. daha uzun/ayr ıntılı bir şekilde söylemek. anarşi. i... bak. i. 2. i. i. sapa bir sokak. k ıs. lanetleme. 1.. 1. ağrı kesici. z. çözümlemek. i. s.. anesthesiologist. olmuş bitmiş bir şey. i. gövde yap ısı. 2. i. bak.. bak. benzeş. i. İng. analytic. i. Anadolulu. çözümsel. s. bol bol yetecek kadar. İng. (ünlülerden önce) bir. 2. genişlik. bak. benzerlik. anesthesia. . s.. ampütasyon.. amok.. 1. eğlendirmek. nazarlık. s. analjezik. İng. eğlence. i. aforoz edilmi ş kimse.. tahlili. Anadolu. i.. benze şen. i. analyze. çözümleme. gövdebilim. bak. anatomi. tıb. anatomik. eğlendirici. i.. İng. çözümlenmemiş sorun. anarşik.amplify amplitude amply amputate amputation amputee amuck amulet amuse amusement amusing an an accomplished fact an odd fish an off street an open question an open question an open secret anachronism anaemia anaesthesia anaesthesiologist anaesthetic anaesthetist anaesthetize anal analgesia analgesic analogous analogue analogue computer analogy analyse analysis analytic analytical analyze anarchic anarchism anarchist anarchy anathema Anatolia Anatolian anatomical anatomy anc f.. anemia. i. dili tuhaf bir adam. i. s. paralellik. tılsım. f... i.. bir uzvu kesilmiş kimse. 2. tahlil etmek. s. anarşizm. güldürücü.

tıb. i. oltayla balık tutan kimse. knife and fork bıçakla çatal. ançüez. 1. i. hiddet. f. i.s. ve haklıydı da. aç ı. Angola´ya özgü. demir. so. . .. (bir cisme ait) köşe. 2. tekrar. görüş açısı. fıkrashe anecdotal anecdote anemia anesthesia anesthesiologist anesthetic anesthetist anesthetize anew angel angelic anger angina angle angle angle iron angler angleworm Anglican angling Anglo-Saxon Angola Angolan i. bir daha. anekdot. rightly falan. ayr ıca: She was wearing a pink cape and. s. Angolalı. çok eski. atalara ait.. yeniden fakat de ğişik bir şekilde. s. 1. anestezi uzman ı. s. 3.. v. öfkelendirmek. 4. k. s. the blander its taste. 1. Angola. 1. ve iyi de etti: He scolded him for his negligence. 2. lenger. Bakt ı ve kaçtı. hikâye. melek. duyum yitimi. for (bir şeyi) kurnazlıkla elde etmeye mak. vesaire. geom. 2. ile: mice and men fareler ve insanlar. filan. 2. anestezik. hem de.. ve benzerleri: Orange trees. soysal. bir çeşit kalp hastalığı. ata. demirleme yeri. eski Yunan. Grekçe. dili bakış açısı. what´s and what´s more more. i. üstelik. 1. i. TV (kadın) sunucu. f. vesaire. anestezi. antik. He looked and ıl! ran away. eski Yunanca. fıkra. yardımc bağ. Pembe bir pelerin giymi şti ve tarz ında.b. s. 2. ve benzerleri. i. i. kansızlık. ve ba şkaları. Balık büyüdükçe tadı yavanlaşır ve tersine. i. vesaire. Anglosakson. 1. ve aksine: The bigger the fish. Grekçe. TV (erkek) sunucu. öfke. Grek. i. çok eski bir zamandan kalma. Angola. s. oltayla balık avlama. i. k ızdırmak. filan. eski Yunanl ı: the ancient Greeks Grekler. f. s. i. i. çapa. 3. Grek. narkozitör. gene. z. i.. and what have you/and what not k. oltayla balık avlamak. Anglikan. ve benzerleri. zool. bir de. narkoz vermek.. uyu şturmak. and vice versa. s. K ışın portakal ağaçları. ve tersine. eski ı. Hem de nas . i. soy. palmiyeler ve benzeri ağaçlar serada k.. TV sunucu. melek gibi. Angolal ı. k.. çal şebent köış i. yeniden. Greklere özgü. dili vesaire. i. tıb. demiri. i.. was carrying a pink poodle. 2. 3. i. dili ya şlı. anemi. i. and such should be kept under glass in winter. s. palms. i... yine.ancestor ancestral ancestry anchor anchor man anchor person anchor woman anchorage anchovy ancient ancient Greek ancillary and And how! and rightly so and so forth and so forth and so on and so on/forth and such and suchlike and vice versa i. Grek dili. v. ve. ihtiyar. cet. and İhmalkârl ığı ndan dolayı onu azarladı ve haklıydı da. dili ve benzerleri. solucan.

. --ling) (yasa. bir yıllık ömrü olan bitki. ilan etmek. yıl. k ızgın.b. 1. her yıl yapılan. keder. yıllher bir. k ızgınlık. s ıkıntı vermek. tarihi olaylar. (bir metne) notlar eklemek. s. i. angora. baş belası. f. anason. açısal. i. i. f. tuhaf. i. f. 1. ankaratav s. imha. canlıcılık. artı uç. yıllık. s. f. ilhak. animist. dargın. i. yok etmek. yarg ı. canland ırmak. 4. 2. . fesih. canlıcılıkla ilgili. canlılık. animizm. i. yatıştırıcı. çelişkili. mat. z. s. husumet. bir ılılda için. hayvani. şanı. bildiri. kin. i. 1. kederli. 2. bot.angora angry anguish anguished angular animal animal breeding animal heat animal husbandry animal kingdom animal lover animal magnetism animal spirits animate animated animated cartoon animation animism animistic animosity anise aniseed ankle anklet annals annex annex annexation annihilate annihilation anniversary annotate announce announcement announcer annoy annoyance annoying annual annually annuity annul annulment anode anodyne anoint anomalous i. f. beklenene ters düşen. i. 1. i. i. hayvansever. i. mü ştemilat. sıkıntı veren. k ısa çorap. hayat vermek. eklemek. sıkıntı veren şey/kimse.. kronik. ilan. hayvanca. 3. vücut s ıcaklığı. sözleşme v. sinir bozucu. hayvanlar âlemi. i. feshetme. halhal. (yasa. 1. sözleşme v. kızdırmak.´ni) bozma. (kutsamak için) (ba şına) yağ sürmek. anason. 2. sinir. acı dolu. anason tohumu. 1. yılda bir yapılan. düşmanlık. i. canlandırma.. yok etme. anot. spiker. 1. i. yıllık. 2. kurald ışı. 1. s. hiddetli. 1. ayak bile ği. i. sinirine dokunmak. 2. yarg ı. çizgi film. ankarakedisi. f. 2. 2. i. (--led. canlıcı. f. i. s. i. ık. s. s. katma. bildirmek. canlı. yıldönümü. katmak. 2. ilhak etmek. alışılmışın dışında. çekicilik. ağrı kesici. hayvan besleme. angora yün. i. belirli bir süre için her yıl ödenen ve emek karşılığı olmayan maaş. gücenik. köşeli.b. kemikli. yılın olaylarını anlatan kitap. ıstırap. ek bina. bela. s. 3. hayvansal. kemikleri belirgin. acı. i. feshetmek. ankarakeçisi. hayvanc ılık. s. 2. imha etmek. i.´ni) bozmak. f.yy i. canlılık. şoset. hayvan. tiftik. coşku. taciz etmek. fiz. uygunsuz. sinirlendirmek. neşeli. öfkeli. vakayiname. meshetmek. bot.

imzas ıismini i. önceden tahmin edip ş ona göre davranma. i. 1. dili -e kar şı. zool. panzehir. 2. isimsiz. antikorosif. önek karşı. antibiyotik. 2. antagonize. anten. z. antropolojik. -den önce davranma. f. i. bekleme odas ı. detonasyon kesici (madde). i. k. antifriz. i. şeyin olabilece ğini) önceden tahmin etme. hasım. önceki. dili dört gözle (birz. insanbilimci.. İng. başka bir: şka 3. 2. s. çare. kar şısefer. s. -in aleyhinde.cevap bir. f. s. antidot. s.. s. f. to -e uymak: This man does not answer to the kar küstahça cevap 2. i. 2. s. -den önce davranmak. cevaplamak. i. s. -den önceki. Güvenli olumlu cevap vermek. gerçekle i.. bak. Antarktik. bir ( şey) daha: another match bir kibrit daha.anomaly anonymity anonymous anorak another answer answer back answer for answer in the affirmative answer the door answer the telephone answering machine ant antagonise antagonism antagonist antagonize Antarctic Antarctica antecedent antecedents antelope antenna antennae anterior anteroom anthem anthology anthropological anthropologist anthropology anti antiantiaircraft antiballistic antiballistic missile antibiotic anticipate anticipation anticlockwise anticorrosive antics antidepressant antidote antifreeze antihistamine antiknock i. tlamak. 2. anonim.. tıb. edat. k. s. (änten´i) duyarga. i. hakk ında teminat vermek. (to) -den önce olan. İng.. ilahi. i. kapıya bakmak: Who´ll answer the door? Kapıya kim bakacak? telefona bakmak: The telephone´s ringing. i. öndeki. füzesavar. k ızdırmak. vermek. insanbilimsel. cevap. 2. insanbilim. i. 1. ikinci bir: This is going toyan be ıanother another t. i. çoğ. başka.. dü şmanlık. 1. i. gerçek ismini saklama: The writer used a pen name to preserve his anonymity. muhalif. maskaralıklar. .. antropoloji. anorak. tuhaf davranışlar. antihistamin. 1. i.. Antarktika. anomali. counterclockwise. antoloji. i.. karınca.. s. i. sorumluluğunu üstlenmek: I´ll answer for ğini üstüme alıyorum. antropolog. 1. bak. i. antilop. 1. s. eceğ ini tahmin etmek/kestirmek. s. uçaksavar. s.time yan ıba şılık vermek. bakar mısın? çal telesekreter. düşman etmek. i. 3. anti-. antidepresan. atalar. will you answer it? Telefon ıyor. husumet. kin. önceden tahmin edip ona göre davranmak. i. i. f. ço ğ. Yazar gerçek saklamak için takma ad kulland ı. hesabını vermek: You´ll have his safety. İng. ön.. i. i. s. anten. lık. vermek. 1.. seçki. k. dili beklemek.

i. -den his drinking. taklit etmek.e. maymun. f. so ğukkanl s. i. artık: Belma doesn´t live here any more. 2.pi. fazla. i. z. z. Associated Press. antipati..dairesi. çoğ. 1. öykünmek. . an. zirve. bir şey: Do you want anything? Bir şey istiyor musun? I don´t şey neyse. anywhere. s. i. He did it without any help.ces (ey´pısiz) i. kayıtsız. z. zam. s. her neyse. z. s. bir yana:ayr He´s a good apart 1. roketsavar. ruhb. daha fazla: Don´t give me any more! Bana daha fazla ne olursa olsun. 1. i. 1. s. doruk. çoğ. gene de. neyse. apartman apartman. afrodizyak. z.ses (äntîth´ısiz) i. birbirinden ı: The two man. geyiğin çatallı boynuzları. I don´t ır.. 2. 1. --es (ey´peksız)/a. z. ilgisizlik. bir yana. köhne. karşıt olan. 1. 1. ılıyor. 2. kaygı. 1.. -den başka. z. endişeli. houses are from Di ılmazsa. antiseptik. ona ra ğ men yapt ı m. i. s. örs. Hiç kimseyi bulamad ğmen.. antika. i. bak. süratle: The project is proceeding apace. s. karşıt olarak. i. want anything.antimissile antipathy antiperspirant Antipodes antiquated antique antique dealer antique shop antiquity antiseptic antisocial antithesis antithetical antithetically antlers antonym anus anvil anxiety anxious any any longer any more any old thing anybody anyhow anyone anyplace anything anyway anywhere AP Ap apace apart apart from apartment apartment house apathetic apathy ape aperture apex aphrodisiac apiece aplomb apocryphal s. karşı tez. 2. insanlardan kaçan. Daha fazla kalamam. tasalı. i. i. zaten. antik çağlardan kalma bir şey. makat. kendine güvenme. delik. i. 1. herhangi bir şey./Kitaplar ın her biri on dolar. h ızla. i. antik. sonradan uydurulmuş. i. aralık. antikacı. uydurma. açıklık.ğsay İçki içmesini saymazsak iyi bir adam. bir tarafa. parça ba şına.tith. özgüven. Ona ra bak. Hiç yardım have Hay dahaany. herhangi bir şey: Anything´ll do. de: I did it anyhow. ter kesici. kaygılı. antikite. i. antikac ı. 1. 2. ilk çağlar. anybody. ilgisiz. antikite. Artık Belma burada oturmuyor. antitez. anybody. hiç: Do you have any candles? Sende hiç mum var m ı? No. lakayt. herhangi biryine kimse. Kitaplar onar dolara sat ılık. bir şeyin tam karşıtı. antika. i. 2. 2. 1. i. çağdışı. i. i. daha: I can´t stay any longer. çabuk. 2.. s. zam. 1.. bende hiç yok. her neyse. tasa. karşıt anlamlı sözcük. istemem. i. i. sahte. antika dükkân ı. lakaytlık. ayrı. anüs. Do you need anywhere to stay? Kalacak bir yere ihtiyac ın var mı? I couldn´t find it ıs. s. Proje çabuk ilerliyor. antisosyal. sarf ınazar edilirse. s. 1. antik ça ğlar. 2. 1. April. 2.. her biri. s. 2. kimse: Is anybody at home? Kimse var m ı? I couldn´t find ım. k k ıs.. Hiçbir z. her birine: The books are ten dollars apiece. i. doğruluğu kabul edilmeyen. Hiçbir yere gitmez. Apostle. 2.. erlerinden ayr ı duruyordu. bir tarafta: He stood apart (from the others). ilk ça ğlardan kalma. kayıtsızlık. endişe. zam. bir yer: He never goes anywhere.

tıb. f. (12 ounces) 373 gram. çekicilik. i. 1. 2. appall. 2. i. taviz vermek.b. cazip. (gazete. i. istek. 1. i. giysiler. kesme işareti. görünürdeki. huk. peydahlan ş. ili ştirmek. görünüm. 3. apopleksi. özür dileyerek. f. 2. çağrı. meydana i. 4. 2. f.. yatıştırma. dış görünüş. Hz. s. 4. alk ışlamak. çerez. dergi v. dili çok kötü. aşikâr. ait olmak. 1. özür dileyen. eklemek. bak. i. baş vurma. ba ğlı olmak. zirve. 1. görünü çıkma. özür dileme. dili (bir yer) çok düzenli olmak. doruk. temyiz: the right of appeal temyiz . peydahlay ıvermek. 3. Gecikti ğim için ondan özür diledim. (her i. İng. (belli bir amaç için kullanılan) aygıtlar/makineler. dehşete düşürmek. albenili. 1. ödün vermek. bir hareketin lideri.´nde) ç ıkmak. deh şet verici. i. aygıt. belli. pol. gözükme. i. 2. apologize. 2. apandis çıkarımı. i. yatıştırmak. apostatize. göze çarpan. k. iştah. 3. cihaz. 2. görünü şe göre. görünüşe bakılırsa. i. ilave. şehvet. i. (to) (-e) uygulanabilme. . (açlığı) bastırma. 1. uzantı. i. şey) yerli yerinde olmak. f. cihaz. i. to çekici gelmek. özür dilemek: I apologized to him for being late. anat. i. berbat. 2.. i. 3. 2. ıvermek. k. k. korkunç. sempatik. görünme. bak. z. s.. müracaatta bulunma. f.. ilave etmek. i. i. elma. (dininden/prensiplerinden/inançlar ından) dönen kimse. s. önder. İng. meydana ç ıkmak... ek. gökb. f. s. taviz verme. 2. elma püresi. 1. i. İsa´nın on iki havarisinden biri. 2. 1.. 1. f. f. apandisit. 1. görünmek. İng. iştah açıcı. i. f. aç ık. yeröte. sevimli. cazibe.(bir f. 3. eklenti. be in apple-pie order k. dili birdenbire ortaya ç ıkmak. ı çekici. hayalet. tıb. elbiseler. lezzetli. belirmek. (dininden/prensiplerinden/inançlar ından) dönme. bak. s. meze. i. 3. 1. f. (açlığı) bastırmak. alk ış. ödün verme. pol. aygıt. on konser vermek. birdenbire peyda olmak. 2. i. 2. 1. (dininden/prensiplerinden/inançlar ından) dönmek.-e yalvaran (bak ış). apandis.. i. (to) (-e) uygulanabilir. arzu. hakk s. in (oyunda/filmde) oynamak. 1. 1.apogee apologetic apologetically apologise apologize apology apoplexy apostasy apostate apostatise apostatize apostle apostrophe apothecaries´/troy pound appal appall appalling apparatus apparel apparent apparently apparition appeal appealing appear appear in concert appear out of thin air appearance appease appeasement append appendage appendectomy appendicitis appendix appertain appetite appetizer appetizing applaud applause apple apple polisher applesauce appliance applicability applicable i. dili dalkavuk. z. gözükmek. f. şoke etmek.

-e ait. f. 3. kıymet takdir etme. f. müracaat. onaylama. bütün dikkatini (bir işe) çevirmek. (bir şeyin ğerini/önemini/gereklili ğini)şanlamak.´ni) kararla ştırmak.applicant application application form applied applied linguistics applied sciences apply apply a match to apply an embargo apply o. gün v. i. 3. 2. 3. kuruntu. hakk ında. endişe. de s. onaylamak. 1. önlük (giysi). yerinde. 1. 3. approach to this problem. takdirkâr. 2. yanaşmak. tasvip etmek. f. f. -e yakın bir şey. endiış i. takdir eden. 1. aşactual i. oldukça çok. bölüştürmek. i. 1. tayin etmek. Bu soruna yakla şım uygun tasvip. f. i. yaptırımlarda bulunmak. evham. takdir etmek. uygun. tutuklama. edat ile ilgili. f. atama. nisanbalığı. tahsis etme. çırak. (bir de şeyin i. takdir etmek. tahmin. kadir ğerini/önemini/gereklili ğini) anlama. 1. anlayış. stajyer. i. beğenme. 2. i. tatbiki. . ödenek. 2. yaklaşım tarzı: We need to change ourbulma. 3. de ğerbilirlik. i. aday. şeyin ğeri) artmak. müracaat formu. tayin. bölüştürme. 1. müracaat formu. z. randevu. bölüp da ğıtma. (to) (-e) atamak. i. uygulamak. . tahsisat. şükran. ba şvurma. kıymet takdir etmek. -i kibritle tutu ambargo koymak. s. i. f. i. saptamak. anlamak. 3. takribi. 2. yaklaşık olarak. tayin etmek. tespit etmek. kendine mal etmek. de inaslık. uygulamalı. değer biçme. pol. ayırma. uygulama. f. 1. Ba ştabipliğe başvurun. z. i. f. değer biçen kimse. -e yakın olmak: The measurements of this room closely approximate (to) my ağı yukar ı. haberdar etmek. uygulamalı dilbilim. yerinde.s. 1. 2.b. korku. s. i. başvuran kimse. farkedilebilecek derecede. evhamlı. tutuklamak. s. 2. 1. kendini (bir işe) vermek. kendine mal etme. i. -e yak ın olma. 1. yakalamak. yaklaşık. kadirşinas. paylaştırmak. 1. ayırmak. -e müracaat etmek: Apply to the head physician´s office. yanaşma. bir nisan şakası. s. nisan. kavray şeli. 1. tatbik etmek: You şturmak. atanan kimse. 2. (tarih. to apply sanctions appoint appointee appointment apportion apportionment appraisal appraise appraiser appreciable appreciate appreciation appreciative appreciatory apprehend apprehension apprehensive apprentice apprenticeship apprise approach approbation appropriate appropriate appropriately appropriation approval approve approximate approximate approximately approximation apricot April April fool apron apropos i. tahmin etmek. f. 1. to/for -e ba şvurmak. s. başvuru. değer biçmek. f. atan ılan görev/makam. 2. yaklaşmak. uygun. de ğerbilir. s. 2. yaklaşma. 3. 2. takdir. s. yakla şık olarak değerlendirmek. uygun bulmak. be ğenmek. i. tahsis etmek. (bir2. (bir şeyin değeri) artma. pay. kavramak. tasvip. çıraklık. yakalama. uygun bir şekilde. minnettar. i. 2. uygulamalı bilimler. 2. 1. i. kayısı. staj.

i. sucul: aquatic plants sucul bitkiler. ba şmelek. f. ark. i. i. başdiyakoz. başdiyakozun makamı/idaresi altındaki bölge. s. Arabistan. elek. i. i. That pile of books is apt to fall. archaism. 1. 2. 1.apt aptitude aptitude test aptness aquamarine aquarium Aquarius aquatic aquatic sports aqueduct aquiline aquiline nose Arab Arabia Arabian Arabic Arabic numerals arable arbiter arbitrary arbitrate arbitration arbitrator arbor arboretum arbour arc arc lamp arcade arch arch arch arch one´s eyebrows archaeological archaeologist archaeology archaic archaism archangel archbishop archbishopric archdeacon archdeaconry archduchess archduke archenemy archeological s. . arbor. i. mat. i.. gaga burun. 1. suda ya şar. f. i. s. s. s. bak. architecture. i. architect. 3. yay olu şş eytanca. i. Muhtemel bir durumu belirtmek için kullan ılır: He´s apt to be late. i. uygunluk. i. i. 2. i. üzerinde kemer gibi uzanmak. archaic. i. Sık k geç kalı r. 1. kemer. 1. ark lambas ı. arboretum. astrol. i.. arabuluculuk yapmak. arabulucu. kanun yerine birinin karar ına bağlı olan. 2. ark.. kaşlarını kaldırmak. (iki taraf aras ında) hakemlik yapmak. O kitap yığını devrilir. f. arkeolojik. archaeological. Arap. yay. işlenebilir (toprak). akıllı sıyetenek. 1. başpiskopos. 1. 2. to -e e ğilimli olma. yay. meseleyi) tarafs halletme. Arap at ı. akvaryum. i. arkeolog. 2. hakem. i. s. i. arşidüşes. arkaizm.. istidat testi. bak. 2. arkaik. yay çizmek. 1. i. Arap. i. Arap rakamlar ı. mavimsi ye şil.. 2. kartal gibi. s. arşidük. kavis. Kova burcu. sürülüp ekilebilir. Arap at ı. baş düşman. kartal gagas ı gibi kıvrık. over/above üzerinde kemer turmak. i. i. Arap. keyfi. k ıs. 2. tak. 1. s. (havada) kavis çizmek. sukemeri. s. 2. şeytan. 1. 1. s. i. s. i. Arapça. ayak kemeri. i. atari salonu. (bir ızıyla birinin kararına bağlayarak halletmek. arkeoloji. arkat. arabulucu karar i. hakem. kavis çizmek. 2. Arap. kabiliyet. i. başpiskoposun makam ı/idaresi altındaki bölge. 2. İng. i. 1. çardak. Arapça. Hrist. arabulucu. s ırakemerler. su sporlar ı. i. 2.

i. i. s. i. bölüm. mimarlığa ait. civar. archaeology. (toprakta) kurakl ık. silahlanmak. 2. 2. Arjantinli. s. 3. kutu. Arjantin´e özgü. i. dal. asilzade. Arjantin. 2. Arjantinli. arya. tartışma. tak ımada. -i iddia etmek.. sandık. 1. i. içinde çok ada olan deniz. kemerli giriş/kapı. arena. i. i. aristokrat. 2. bak. i. f. --n) (from) (-den) meydana gelmek.t. i. ateşli. i.. olmak. kol. okçu. tartışarak birini bir şeyden vazgeçirmek. i. 1. sav. bak. bak. kuru (iklim/hava).. 1. gayretli. lehinde olmak. bak. 4. i. f.rose. k ısım. müz. i. There are a number k ıs. İng. aleyhinde aleyhinde konu şmak. i. atışma. archaeologist. Arjantin. kavga. arise. kavga etmek. şevkli. Arjantin. saha. i. 1. i. yöre: We will use that meadow as a parking not. arketip. s. bak. tartışarak birini bir şey yapmaya ikna etmek.. çok so ğuk. i. güç. i. aristokratik. s. 2. kurak (toprak). aristokrasi. ardor. kol. (iklim/hava için) kuruluk. mimari. Ciddi misin? i. 1.. i. s. i. münakaşa. s. s. 2. 1. i. 2. silahlandırmak. ilk örnek. lehinde konu şmak. O çayırı park alanı olarak kullanacağız. that -i savunmak. 1. ç ıkmak. mimar. okçuluk. atışmak. gayret. (a. arşivci. f. tartışmak. s. Arjantin´e özgü. çekişme. mimarlık. 1. kemerli geçit. i. f.. bak. aritmetik. Koç burcu.archeologist archeology archer archery archetype archfiend archipelago architect architectural architecture archives archivist archway Arctic arctic ardent ardor ardour arduous are Are you serious? area aren`t arena Argentina Argentine Argentinean Argentinian argue argue against argue for argue s. s. ağız dalaşı. çetin. astrol. argument aria arid aridity Aries arise arisen aristocracy aristocrat aristocratic arithmetic ark arm arm in arm i. şeytan.. into s. -e alamet olmak. -e belirti olmak. s.. f. buz gibi. m ıntıka. Arktik. 3. i. be. iddia..t. i. i. münakaşa etmek. 1. kol kola. Arjantinli. arşiv.o. şevk. i. Arjantinli. 2. Argentinean.o. bölge. argue s. mimari. i. are area. out of s.. i. çekişmek. ateş. 1. alan. 2. .

o. i. 2. i. küstah ve kibirli. i. etraf ına: He looked around. rotor. . f. (askeri birlikleri) sıralamak. 2. aroma. f. ateşkes. tevkif. aromalı. 2. zırh. f. 2. 1.. 1. kim. i. 4. işgal ordusu. kucak dolusu: an armful of oranges kucak dolusu portakal. i.. Etrafına baktı. küstahça bir kibir. kim. (san ığı) mahkemeye çağırma. civarında. 1. tutuklamak. endüvi. huk. f. arranged. f. 1. silahlar. nda: around 6 o´clock saat alt ı suları suları ında: around the table masan ında. i. etraf ı nda: somewhere around Naples Napoli civarında bir yerde. silahlanma. körfez. i. (kuvvetli ve ho ş) koku. silahlanma yar ışı. 1. düzen. tertip. silahland ırma. 1. n etrafında. i. varmak. f. 2. s ıralan6. döneç. 1. tutuklama. silahlı kuvvetler. 1. gelmek: When will we arrive? Ne zaman varaca ğız? Has the mail arrived? Posta geldi mi? karara varmak. Bu odan ın mobilyalarını Elif yerleştirecek. kara ordusu. i. i. i. (eşyayı) (belirli bir şekilde) yerleştirmek: Elif´s going to arrange the furniture in this room.. k ıs. i. düzenleme. aranjman. (bir ülkede toplam) askeri güç.arm of the law arm of the sea arm´s length arm´s reach armada armament armature armchair armed armed forces armed forces Armenia Armenian armful armhole armistice armor armored armpit arms arms control arms race army army of occupation aroma aromatic arose around around arouse arr arraign arraignment arrange arrange flowers arrange for arrangement array arrears arrest arrest s.. ış. suçlama. 1.. aromatik bile şik. 2. tevkif etmek. arrival. silahlanma kontrolü. çiçek aranjman ayarlamak: I´ll arrange for a taxi. s. varış. giyini ş. aşağı yukarı. 2. koltuk altı. çoğ. s. 2. huk. arise. i. 1. yaklaşık. durdurmak. (san ığı) mahkemeye çağırmak. kol boyu. ordu. aromatik. i. elek. geliş. zırhlı. birinin dikkatini çekmek. bak. uyandırmak. 3. i. armatür. kuvvetli ve hoş kokusu olan. 2. Ermenistan. i. suçlamak. yerle ştirme.(çiçek düzen. kuvvetli ve ho ş (koku). Bir taksi ayarlar ım. s. orada etraf f.´s attention arrival arrive arrive at a decision arrogance arrogant arrogate güvenlik kuvvetleri. 3. (haks ız yere) benimsemek. i. i. terz. için) aranjman. s. silahlar. 2. i. silahlı. 3. 5. 2. elin yetişeceği mesafe. z. silahlı kuvvetler. s. vaktinde ödenmemiş borçlar.. Ermeni. ı yapmak. arrived. donanma. i. s. giymek. giydirmek. Ermenice. f. 2. müz. edat 1. anlaşma. i. 1. new arrival yeni gelen. kolevi. koltuk (mobilya).

mühimmat deposu..men (artîl´ırimîn) i. sanat.. oyun. atardamar. arter. yapay aydınlatma. Onun sanat yönü de var. She asas smart all get-out. -dikçe: I nabbed him as he was going out the door. s. s.. He ıwas driving as fast as all seriously get-out. ne kadar . yapay solunum.ifade/telaffuz eklemli. makale. 1. i. hilesizlik. sanatçı ruhuna sahip. 1. suni solunum/teneffüs. huk. kundakç ılık. hilesiz bir şekilde. sanatl ı. anat. i. suni/yapay gübre. arter. yapay tatland ırıcı. düş oynaklı. şyası.arrow arrowhead arse arsenal arsenic arson arsonist art arterial arteriosclerosis artery artesian well artful arthritis artichoke article articulate articulate articulated lorry articulation artifact artifice artificial artificial fertilizer artificial flower artificial insemination artificial kidney artificial light artificial lighting artificial person artificial respiration artificial sweetener artillery artilleryman artisan artist artistic artistry artless artlessly artlessness arty as as . topçu sınıfı. s. saf. hüner. saflık.net an. net telaffuz. saflıkla. ok başı. 2. özellikle ilk insanların meydana getirdiği sanat i. Arabay ızlazamanki sürüyordu.y. ar.. suni. f. -irken. sahte. 3.. hilesiz. tan mlık (a. 2. the). as all get-out as . 1. enginar. anayol. so . 2. arteriyoskleroz.. her gibi: as is fast everas her zamanki h ızl 1. kurnaz. tıb.. mafsal iltihabı.artistic. sanatsız. various articles of clothing üncelerini açık bir çe şekilde ifade 2. (bir anlaşmada bulunan) madde. 2. eşya: şitli giyim eedebilen. anat. i. yapma. artrit. z. şey. o kadar . ustal ık. tüzel kişi. kaba. toplar. sanatç s. artezyen kuyusu.. i. i. -dikçe .. ok. anat. huk. i. anat. açık bir ş İng.. ekilde etmek. ıdan ıkarken çok: yakalad m. s. TIR. yazı. dilb. i.. dilb. suni/yapay dölleme. gibi Zehir gibi h ı. arsenal. sanatç ı. sanatkârane. 1.til.ler. i.: As she loves cats. tıb. bir zekâsı var.. beceri. s. insan eliyle bo yap eseri. kundakç ı. Zaman ıkça heyecanı arttı. ılan oynak. 3. topçu. 4. dili sonçderece. zanaatç ı. yapay ışık. 2. i. cephanelik. bağ. silahhane. 2. (top gibi) a ğır silahlar. hile. k ıç. eklem. as a general rule i. temren. atardamara ait. 1. TIR kamyonu.. He´s taking life more as he gets Kap ı son k. so azald genellikle. 1. anüs.. 1. damar sertliği. yapma çiçek. i. 2. i. sanatkârane. aç ıksözlü.. s. arsenik. aç ık ı(ifade). i. i.. i. . 1. kaba 1. 2. çoğ. sanatsal yönü olan: She is also ılık. 1. suni/yapay böbrek. as ever as . büzük. beceriksizce yapılmış. i. boğumlanma. (telaffuz). i.: As the time grew shorter so his excitement mounted. i. aç ık bir şekilde dile getirme. 2. makat.. i.. 3. 4. i. bo ğumlu. yapay. sanatkâr. ğum.

ğru gidecek olursak.. as plain as the nose on your face besbelli. as far as it goes.He was smiling as if he´d received some good tic. elimden geldiği kadar. as far as I´m concerned bana göre. lam. zift gibi. but it aslında. hakk ında. It´s as good as new. kuzu gibi. Sanki ş gibi duruyor.t. -e gelince. 1. ayr ıca. İstanbul´a varır varmaz im. da. o durumda. bildiğimgeldi kadar yaklaşı hep birlikte. -den itibaren. Yeni oldu. sa ğlığı yerinde. is concerned as far as that goes as fit as a fiddle as for as for me as for the rest as from as good as as good as gold as if as if as is as it were as like as two peas as long as as luck would have it as meek as a lamb as much again as much as one can as nearly as I can tell as one man gayet tabii olarak. turp gibi. çok kolay. gibi. geri kalan ına gelince. Yıllardıgibi. elinden geldiği kadar. yapabildiği kadar: I´ll help as ğiıyla. uyuyormu güya. tıpkı birbirine benzer. sözde. kadar iyi: He writes well. -cesine. ama ref kadar iyi de ğil. -e (benzemek): He looks as if he´s asleep. almak. 2. ve onu öyle tan ıyor. take s. 2... güya. as regards as regards/to as safe as houses as soon as as soon as possible as such as the crow flies as though as usual as well as well as as yet -e gelince: as to him ona gelince. herkes dili dosdo sanki. -diği sürece: You won´t get so much as a penny from me as long as I şadığım sürece benden bir kuruş bile alamayacaksın. doğal olarak. bir an önce. çok sa ğgibi -miş gibi. sanki.. çok güvenilir. O öğretmendir 2. Bana kalırsa . ında iyi.. ona kalırsa. 2. öyle/şöyle/böyle: He´s a teacher and is known as such.o. âdeta. -er -mez: I´ll call you as soon as I reach Istanbul. 2. apaç ık. İyi yazıyor. hem de . k. hem . kadarıyla. ama overlooks some details. but not as well as E şref. konusunda. bana gelince. en k ıtelefon 1. -e göre: as far as I can see gördüğüm kadarıyla. çok terbiyeli.as a matter of course as a matter of course as a matter of fact as affairs stand as black as pitch as bold as brass as easy as pie as far as as far as he is concerned As far as I can see . o halde.. zaten. Elimden kI olarak. 1. -cesine: We behaved as though we´d known each other for r tanışırmış gibi davrandık. . Bitirmi ş gibiyiz. şimdiki haliyle..: He gave me money as well as E şş imdiye kadar.. her zamanki 1. şartıyla: live. sana edece ğ sa zamanda... kadar yardım edeceğim. Ya şans ıma. gücü yettiği kadar. bir esasen: What propose is good. 3.. as quick as a wink ile ilgili olarak. dili büyük bir küstahl ıkla. . I´m not going. olduğu gibi. -den ba şlayarak: as from that date o tarihten itibaren. . gibi (olmak): We´ve as good as finished. ona sorarsan. k. tüm gücümle. bir misli daha. dili bir lahzada. k. bir elmanın iki yarısı. göz aç ıp kapayıncaya kadar. aslında. gibi. aslında: It´s not a medicine as such. k. uysal. simsiyah. 2. 1. lying down bir şeyi alttan şeyin alt ında you kalmak. dili 1. de. dili çok emniyetli. ayr ıca. o zaman. dahi: I´m going as well. Ben de gidiyorum. İng. sanki. henüz. as far as in me lies as far as it goes as far as s. ise: As for me.. şimdiki halde. Bense gitmiyorum.. Önerin asl -e göre: It´s fine important as far as I´m concerned. bir çırpıda.. as from now bundan böyle. It was as though he´d never years. aslında.. much as can. Bana göre iyi. bazı önemli k.

i. kuşkonmaz filizi. i. yokuş. nefsinin isteklerini k ırarak çok sade bir hayat yaşama. (hükümdar) (tahta) çıkmak. küllük. bot. Asyalı. nefsinin isteklerini k ırarak çok sade bir hayat yaşayan kimse. 1. çarpık. bak. i. kıyıda. Asyalı. 1. -den ba ş kimse bunu yapamaz. f. i. i. s. 2. s. 2. 2. f. aseptik. külrengi. i. aside from Esat. dişbudak kerestesi. uykuda: The guards were asleep. 1.. 1. 2. bir yana. 2. yükseliş. can do this. 1. ka.. American Standard Code for Information Interchange bilg. Asian. k ıyıya. aç ı. 1. f. bak. asbest.as yet as you please as/so long as asbestos ascend ascendancy ascendant ascendent ascension ascent ascertain ascetic asceticism ASCII ascorbic ascorbic acid ascribe aseptic ash ash ash can Ash Wednesday ashamed ashen ashore ashtray Asia Asia Minor Asian Asiatic aside aside from ask ask a favor of ask for it ask for trouble ask/say the blessing askance askew asleep asparagus asparagus spear aspect asphalt asphyxiate aspirant aspiration daha.. Bekçiler uykudayd ı. askorbik asit. kül tenekesi. Asya´ya özgü. ASCII (Bilgi Alışverişi için Standart Amerikan Kodu). Asya. Bu Sofradan ayr -e ricada bulunmak. i. kimsin i. oksijensiz bırakmak. i. k.. ufukta görünmeye ba şlayan. uyuşmuş. 1. ascendant. ç ıkış. bot. belirlemek. 1. ku şkonmaz. amyant. yükselen. 2. çok soluk. Paskalya´dan önce gelen büyük perhiz süresinin ilk çar şambası. eğri. henüz. yükselme. (uzun zamand ır güdülen) büyük amaç: It was his aspiration to become famous. dili bela aramak. i. just who are you? Ş aka bir yana. üstünlük. oyuncunun alçak sesle söyledi ğibir söz. dişbudak ağacı. z. s. z. istekli. s. asfaltlamak. ç ıkmak. sormak. çöp tenekesi. yukarı çıkmak. karada. ı lmak için izin istedi. 1. nasıl isterseniz. s. s. 1. bir kenara. She´s asking a lot for this poodle. (araştırma yoluyla) tespit etmek. i. . tiy. itibar. kül tablas ı. dili ka şınmak. f. f. 2. z. tırmanış. Anadolu. 3... yemek duas ı yapmak. yön. kül. hâkim. i. karaya. 2. s. çileci. 2. çok solgun. bir yana: sen? No one. sürece. i.. k. bir yana: Joking aside. i. i. bakım: Let´s consider this aspect of the problem. hüküm. bayır. s. dişbudak. 2. saptamak. to -e atfetmek. Esat yana. kötü bir karşılık gerektiren bir davranışta bulunmak. s. asfalt. belayı satın almak. 2. i. 3. s. Asya. dişbudak. 2. -dikçe. i. k ıs. istemek: He asked to be excused from the table. z. üstün. 1. Amac ı ünlü olmaktı. görünüş. çilecilik. -mek şartıyla. Asparagus officinalis. i. -mek koşuluyla. boğmak. f. 1. nüfuz. i. i. riyazet. Meselenin bu yönünü dü şünelim.

1. i. çözümleme. i. iddia. tic. fikir: What´s your assessment of the situation? Durum dü ğer biçen: tax assessor tahakkuk memuru.aspire aspirin ass assail assailant assassin assassinate assassination assault assault and battery assay assay assemblage assemble assembly assembly line assembly room assent assert assert o. (emin bir şekilde) ileri sürmek. topluluk. muavin. 3. kararlaştırma. with 1. sald i. iş arkada doçent. to -e razı olmak. 1. hücum etmek. saldırı. çal f. merkep. iş ortağıthat . puşt. 4. i. Onu soru ya ğmuruna tuttu. birlik. i. to/after -i amaçlamak. i. 4. asistan. kendini göstermek. de değ ğer erlendirme. azaltmak.. farzetmek. (bir iddiayı) öne sürme. i. i. 2. bir araya toplanma. ile ilişkide bulunmak. 3. 1. 2. -i onaylamak. saldıran kimse. f. (birine) (belirli bir) görev vermek: I assigned you to do kararla i. 2. montaj. i. 2. f. öne sürmek. değer biçmek. 1. i. 2. i. 2. f. 1. çeşitli. 3. otoritesini kabul ettirmek. toplantı. 3. s. servet. kaba kıç. montaj. yardım etmek. kıymet takdir etmek: He assessed their house at biçti. 1. (para eighty dollars. kaba 1. huk. 1. dernek. analiz etmek. varl ık. çağrışım. i. dethousand şünce. -i arzu etmek. ma). i. 2. kongre. 1. 4. f. saldırmak. 2. yağmuruna tutmak: She assailed him with questions. emval. 4. i. rıza. monte etmek. mal. eşek. suikast yapmak.s. tayin. 1. suikast. 2. de i. k ıymetli şey. suikastç ı. assertion assertive assess assessment assessor asset assets asshole assiduous assign assignation assignment assimilate assimilation assist assistance assistant assistant professor associate associate associate professor association assort assorted assortment assuage assume f. 2. 1. meclis. toplanmak. tayin etmek. ş t ı rmak. 1. Evlerine dolar ğer biçme. kalabalık. ile görü şmek. ayırma. muhtelif. kendini hissettiren. varsaymak: You´re assuming too much where Eralp´s concerned. i. aspirin. it herif. 2. randevu. ayırmak. toplantı. anüs. değerli bir nitelik/erdem/beceri. makat. dikkatli ve devamlı (bir ışatamak. 2. 2. a şağılık herif. 1. ırgan. f. dikkatli ve devamlı çalışan. 2. f. 2. s. i. bezmeyerek çalışan. müessir fiil. i. f. tahlil. dindirmek. montaj hattı. i. görev. sald ırmak. Eralp´in öyle yapaca ğını farzetmekle pekâlâ yanılmış . 1. tayin etmek. 2. asimilasyon. i. O koku . f. dangalak.. toplamak. yardım. f. türlü çe şitleri içeren bir bütün. with . -e sahip olmak istemek. 3. 2. f. i. bir araya toplama. kaba büzük. i. atama. kurum. s. -i amaç edinmek. mevduat. denemek. tahsis etmek. i. 1. 1. aktif. ödev. anüs. hafifletmek. f. asimile etmek. -i hatırlatmak. çözümlemek. f. toplantı salonu. ili şki. f. (para miktarıseksen nı) tayinbin etme. 3. analiz edilecek bir örnek. f. tahlil etmek. -i akla getirmek: I şı associate smell with the back streets of Warsaw. sınıflandırmak.. analiz. yat ıştırmak. yardımcı. onaylama.. meclis. büzük. 1.

(ata binmiş gibi) bacakları birbirinden ayrı olarak. lokal olarak doku ve damarları büzen ilaç. i. cin. ak ıllı. z. parça parça. gökbilim. gökbilimle ilgili. sözlerle) temin etmek. s. s ığınma yeri. astigmatizm. 2. bir bak ışta.assumed assumption assurance assure assured assuredly assuringly asterisk astern asteroid asthma asthmatic astigmatic astigmatism astir astonish astonishing astonishment astound astounding astray astride astringent astrologer astrological astrologically astrology astronaut astronomer astronomic astronomical astronomy astute asunder asylum asymmetric asymmetry at at a bound at a clip at a distance at a glance at a stroke at a stroke at all at all costs/at any cost at anchor s. faraziye. kendine güven(me). 1. uzak bir yerde. yıldız falcısı. 1. astigmatik. 2. i. s. s. Bir zaman ı belirtmek için kullanılır: at five o´clock bir hamlede. farzolunan. takma (ad). arkaya. den. şoke eden. s. sıkıştırıcı. büzücü. asimetrik. şaşkınlık. sığınak. hayret. z. cin fikirli. i. hayrette b ırakan. i. . 2. s. şaşkına çevirmek. edat 1. z. s.. z. bak. i. (rahatlat s. sağlama bağlamak. rahatlatıcı/ikna edici söz. ne pahas ına olursa olsun. tımarhane. 1. melce.. astrolojiye ait. demirli. s. z. z. 3. i. müneccim.. şoke etmek. geminin k ıçına. ayakta. s. yıldız işareti (*). i. gökb. astımlı. gökbilimci. i. 2. astrolojik olarak. küçük gezegen. i. asteroit. gerisinde. i. 2. astronom. varsayım. astımla ilgili. i. s. rahatlatıcı bir şekilde. astronomical. astronomik. kendine güvenen. zan. 2. 1. bak ışımsızlık. kurnaz. f. bak ışımsız. hiç. f. at the station istasyonda. asimetri. yıldız falcılığı. astrolojik. heyecan içinde. 1. 2. astım. bir hamlede. astronomik (rakam/büyüklük): astronomical prices astronomik fiyatlar. i. demir atm ış. geriye. 1. f. İng. 2. müneccimlik. astroloji. 2. 1. hayrette bırakmak. i. s. i. astrolog. hareket halinde. Bir yeri belirtmek için kullan ılır: at my office benim büroda. i. 2. sanı. mutlaka. z. astronomi. uzakta. hayali. s. astronot. sa ğlama bağlanmış. bir anda. çok büyük. birbirinden uzak/ayr ı. akıl hastanesi. hızla. sigorta: life assurance hayat sigortas ıcı/ikna ediciı. 1. 1.

tan -i iyi bilen: He´s at home with machines of all kinds. 1. aralarla. göğüs göğüse. we enjoyed your şumuza gitti. fark ında olmadan apayrı amaçlar peşinde (olmak/çalışmak). olsa olsa. özgür. ölmek üzere. 2. yak şina. hiç olmazsa. nihayet. üzerinde konu şulan. hakikatte. ayrıntılarıyla. hemen. (bir yerde) kendini rahat hisseden. Her tür -e a makineden anlar. ölümün e şiğinde. her neyse. dörtnala. zirvesinde. 2. tam kapasiteyle. ta ş çatlasa. 2. 2. olsa olsa. 2. tam gazla. en az. Her an gelebilir. sizin parti çok ho her an: She could come at any time. . esasında. en çok. ortada dola şan. detaylarıyla. ask. ilk bak ışta. her ne ise. boylu boyunca. 1. serbest. saat tam dörtte. aslında. olsa olsa. her ne hal ise: At any rate. 1. her defas ında. son sürat. İş dünyasını ından ır. çok yak ından. sonunda. Most of the party immensely. aslında. söz konusu olan. en sonunda. ayrıntılarıyla. doruğunda. boş zamanlarda. en a şağı. aralıklı. 1. en fazla. en az ından. evvela. en sonunda. 1. bütün ayrıntılarıyla. hava kararırken. en sonunda.at any price at any rate at any time at best at best at bottom at close quarters at close quarters at close range at cross-purposes at dark at death´s door at death´s door At ease! at every turn at first at first sight at four o´clock sharp at full blast at full gallop at full length at full speed at full tilt at great length at heart at home at home in at home with at intervals at issue at its zenith at large at large at last at last at least at least at leisure at length at liberty at long last at long last at most at most at no time at odd moments at once her ne pahas ına olursa olsun. çok yak ından. bari. serbest. nihayet. derhal. evde. önce. son süratle. 1. (bir konuda) bilgili: He´s at home in the business world. genellikle. uzun uzad ıya. bir ayağı çukurda. neyse. kendi evinde. son süratle. 3. yak ından. hiç olmazsa. 2. yakın mesafeden. bir aya ğı çukurda. Her neyse. boş zamanı olan. en azından. zaman buldukça. ak şam olunca. Rahat! her keresinde. hiçbir zaman.

şu ara. Anten istenilen yöne çevrilebilir. y size uygun bir zamanda. f. and at that he left. 1. şu an. en kötü ihtimalde. atletizm. 1. isteğine göre. En kötü ihtimal. Tanr ıtanımaz. zındık. 2. bazen. azami.. 1. dili hemen. s. Tanr ıtanımazlık. k. i. tehlike sorumluluğu size ait olmak üzere. 1. bir ıl hapis yer. emrinde. -i görür görmez. k. dili bir defada. ateizm. mümkün oldu ğu kadar yakın bir zamanda.. o s ırada: şamaya gelince: At that point add the eggs. istediği zaman. hemen. ateistik. halihazırda. olsa olsa. atletik. bir vuruşta. Bir daha ı. en aşağı. istediği gibi. avazı çıktığı kadar. zındıklık. istenilen şekilde: The aerial can be rotated at will. k. zındık (kimse). spora özgü. bir kalemde. ateist. sırada çıktım. huzur içinde. başabaş. 2. rasgele. birden. tesadüfen. 1. en az. istedi ğinde. en çok. bir vuruşta. i. eat. en kötü ihtimal: At worst. bir çırpıda. 2. dili son anda. İng. pahas ına... bir darbede. başına gelebileceklerden kendisi sorumlu olarak. ... barış halinde. spor. tic. all he´ll get is a year in jail. şimdilik. k.at once at one blow at one scoop at one whack at one´s command at one´s leisure at one´s peril at one´s pleasure at par at peace at present at random at that at that point at the drop of a hat at the eleventh hour at the end of the day at the expense of at the instance of at the latest at the moment at the outside at the rate of at the risk of at the same time at the sight of at the top of his lungs at the top of one´s lungs/voice at the utmost at the very least at this juncture at times at value at will at worst at worst at your convenience at your risk at/in one fell swoop ate atheism atheist atheistic athlete athlete´s foot athletic athletics 1. k. 2. ziyan oldu ğu takdirde sizin hesabınıza. bu noktada. hızla: at the rate of one hundred meters per second saniyede yüz metre hızla. o noktaya gelince. sportif. 1. Tanr ıtanımaz. O aşamaya gelince a k. boş zamanlarında. İng. o da onun ç ıktO At that üzerine point I left. 2. aynı zamanda. s. 2. dili avazı çıktığı kadar.. sporcu. ateist. piyasa fiyatına göre değerlendirilmiş. -i görünce. derhal. dili eninde sonunda. derhal. en geç. o reddetti. i. şu an. (birinin) iste ği üzerine. dili en fazla. aras ıra. sporcu. bak. son dakikada. istenilen zamanda. ayn ı anda. onun üzerine: Once again she refused. pahas ına. i. madura aya ğı. . 2. olsa olsa. .

k. atomik. inceltmek. iltifat. f. 2. 2. vurmak. f. giysi. i. i. berbat. 1. bak. ilgi. 2. kontrol bak ım. f. ataşe. f. (sıvıyı) püskürtmek. giydirmek. zerre. çalışmak. sevgiyle bağlı. s. i. iğrenç. körelmek. atmosfer.´ni) affettirecek harekette bulunmak. i. 1. s. davran ış. denemek. hazır bulunanlar. 1. nükleer enerji. atom ağırlığı. da ğa tırmanmay 2. 2. atmosferik. tutum. marifet. İng. dikkat eden. f. ıflatmak. varmak.Atlantic atlas atmosphere atmospheric atom atom bomb atomic atomic age atomic bomb atomic energy atomic nucleus atomic number atomic pile atomic power atomic waste atomic weight atomise atomize atomizer atone atonement atrocious atrocity atrophy attaboy attach attaché attaché case attached attachment attachment for/to attack attain attainment attempt attend attend to attendance attendant attention attention span attentive attenuate attest attic attire attitude s. s. canavarca. püskürteç. telafi etmek. tedavi hizmet etmek. dikkat. sald ırmak. esas duru ş/vaziyet. hücum. tasdik etmek. 2. -e delalet do ı. i. 1. huk. haciz lılık. i şçi. 2. f. kefaret.attempted hazır bulunmak. elde etme. -e bağkoyma. köreltmek. 4. nöbet. i. (bir suç. i. dumur. ilgili. atom. takmak. -e bakmak. 1. i. kabahat v. dikkatli: an attentive worker dikkatli bir2. 1. f. 3. . el koymak. nükleer atıklar. girişimde bulunmak. kefaret etmek. dili Aferin sana! f. dumura u ğramak. f. iğrençlik. 2. değerini düşürmek. f. 3. elbise. -e sevgi. hafifletmek. atomik ağırlık. eri şmek. nükleer reaktör.that bakmak. atlas (harita kitab ı). -e dikkat etmek. (bir hizmette bulunan) görevli: shop attendant tezgâhtar. Bond çanta. atomize. atom bombas ı. berbatlık. 2. i. el koyma. ermek. 1. theater attendant biletleri veya gösteren görevli. i. sevgi bağı. i. atomik güç. s. dikkatle izleyen: an attentive audience dikkatle izleyen seyirciler. yer ask. doğrulamak. 2. i. aksesuar. kriz. kalkışmak: ı denedi. haczetmek. to -i göstermek. 1. ba şarı. 1. iliştirmek. atomlara ayırmak. zay f. flight attendant 3. atom çekirde ği. 2. 3. Atlantik. nükleer enerji. atomizör. ilişikteki. kazanmak. 1. hazır bulunma. eden dikkat genişliği. bağlamak. 1. f. teşebbüs etmek. tavanaras i. i. 3. i. 2. s. (bir belgeyi imzalayarak bir şeyin ğruluğuna/gerçekli ğine) şahadet etmek. kazanma. huk.b. atom sayısı. atom enerjisi. saldırı. 1. 2. 2. ünlem. elde etmek. 1. bir şeye takılabilen parça. i. körelme. canavarlık. menfur. bağlı. 1.. hücum etmek. tavır. ilişik. 1. i. 1. atom reaktörü. atom çağı. k ılık.. çok kötü. 2. azaltmak. tecavüz etmek. You He to climb mountain. dumura uğratmak. atom bombas ı. O etmek.

(bir nedene) ba ğlamak. zayiat. Avustralya. 1. yıpranma. s. 2. 1. (off) açık artırma ile satmak. sade. i. işitme kanalı. burgu. i. gerçeklemek. i. sade ve süssüz. s. i. cazibe. i. sıfat. O benim halam. 1. 2. delgi. sıfır. 1. i. avukat. z. s. f. hayırlı. i. 2. i. cazibeli. güvenilir: How authentic is this news? Ne derece güvenilir bir haber bu? tasdik etmek. (hesapları) denetlemek. yorma. s. (iyi/kötü) bir işaret olmak: This augurs well for us. ha şinlik. i. odyovizüel. Avusturya´ya özgü. 2. nitelik. aşındırma. hala: She is my paternal i. küstah. Avustralya. i. 1. i. seyirciler. s. 2. anat. ağustos. toplantı salonu. açık artırma. işitilebilir. müzayede. . akort etmek. 2. i. ya i. alımlılık. s. 1. Avusturya. August. sertlik. mezat. yenge: Aunt Aliye is my uncle´s wife. duyulabilir. f. i. İng. 1. i. -e al ıştırmak. Avusturya. konser salonu. to -e uydurmak. sert. çekim. görsel-işitsel. 1. i. teyze: She is my maternal aunt. i. 1. konforsuz ve dünyevi zevklerden yoksun bir şam. Avustralya´ya özgü. i. s. 2. i. işitme ile ilgili. O benim teyzem. matkap. Avusturyalı. 1. doğrulamak. aşınma. i.. 2. artırma. 3. izleyiciler. -e yormak.. 2. i. patlıcan. f. i. mezatç ı. artırmak. 1. otantik. yıpratma. vasıf. konforsuz. s. cüret. Avustralyalı. çekicilik. s. i. gerçek. dinleyiciler. cüretli. 2. kontrolör. kumral. f. bağlama.attorney attorney general attract attraction attractive attractiveness attribute attribute attribution attrition attune aubergine auburn auction auctioneer audacious audacity audible audibly audience audiocassette audiovisual audit auditor auditorium auditory auditory canal Aug auger aught aught augment augmentation augur August august aunt auspices auspicious austere austerity Australia Australian Austria Austrian authentic authenticate i. çekmek. Avustralyalı. teyp kaseti. Avusturyalı. s. uğurlu. i. yüce ve çok sayg ın. fiz. aunt. 1. 2. işitilebilecek şekilde. başsavcı. küstahl ık. çekici. 2. i. atıf. Bu bize iyi bir işaret. alımlılık. (hesaplar ı) denetleme. denetçi. f. f. 2. k ıs. alımlı. cezbetmek. s. çoğ. işitsel. to 1. -e atfetmek. hakiki. s. f. f. -e mal etmek.

İng. otobiyografik. var. otomatik pilot. of availability available avalanche avarice avaricious avenge avenue i. otomatikle s. para canlısı. otantiklik. 1. f. s. elde edilebilir. f. i. otomat. i. autobiographical. bir kimsenin el yazısı. özya şamöyküsü. otomatik. otoriter. i. k. elde edilebilme. 2. yetkilendirmek. s. i. otistik. i. i. dilb. -den yararlanmak. yedek. s. i. s. cadde. i. s. otokrat. yard ımcı. i. güz. . 1. yarar. otomatik olarak. özerk. izin vermek. hav. authorize. 3. otomotiv sanayii. bak. the authorities yetkili ki şiler.. öcünü almak. otopsi.. 4. para hırsı. saygı uyandıran. otorite. otobiyografi yazar ı. i.. s. 1. özerklik. 2. s. 2. i. otomatik vites. i. izin. i. 3. 1. parayla çalışan yiyecek içecek da ğıtma makinesi. otomasyon. i. i. i. otomatik tabanca/tüfek. sonbahara ait. 2. otomotiv. f. bir canlının yapabileceği bazı ştirmek. i.authenticity author authorisation authorise authoritarian authoritative authority authorization authorize autistic auto autobiographer autobiographic autobiographical autobiography autocracy autocrat autocratic autograph automat automate automatic automatic pilot automatic transmission automatically automation automobile automotive automotive industry autonomous autonomy autopsy autumn autumnal autumnal equinox auxiliary auxiliary verb auxiliary verb avail avail o. otonomi. s. yardımcı fiil. itaat etmeye yönelten. otomobil. i. İng. i. authorization. otomatik. ç ığ. öcünü ç ıkarmak. var olma. güz ılımı (21 Eylül´e rastlayan ekinoks). müellif. sonbahar noktas ı. otomobil. i. i. 1. sonbahar. yaramak. i.. otonom.s. otomatik transmisyon. 2. i. s. yetki. dili oto. fayda. otomatikman.. bak.. otomat. 2. otobiyografi. amirane. s. s. otokrasi. yazar. çok güvenilir ( şey). -den faydalanmak. heyelan. otoriter. otokratik. gerçeklik. z. f. yetke. f. 1. güvenirlik. s. otomatlardan yemek al ınan kafeterya.. bak. imza. yard ımcı fiil.

i. açıkça söyleme. z. mat. biz. dehşet verici. -den kaç ınmak. i. coşkun. f. yamuk. kundurac ı bizi. başka tarafa çevirmek. 2. i. i. f. amerikaarmudu. deh şet verici. hiç hoşlanmama. olağan. s. i. f. i. kullan ılması zor. uyand ırmak. Bir süre beklemen ım. bir müddet: You´ll have to wait awhile. 1. hobi. beceriksiz. ş insan s. bir süre. -i önlemek. s. s. tente. mat. berbat. yön değiştirmek. 2. eğri. beceriksizlik.woke. 2. huşu içinde. s. dili çok fazla. sak İngiliz ve Amerikan ağırlık ölçü sistemi. . tığ. ortalama. -den kurtulmak. fark ında olma. sakarlık. f. s. i. insan ı huşu içinde bırakan. 2. zaman söyler. -den kurtulma. ırakan. dehşet içinde. (a. 1. (16 ounces) 453 gram. hantall ık.. of 1. 2./s. kuşhane. 1. 1. uçak kullanmak. oldu f. çarpık. hantal. ınmak.wok. -i deh2. -den ınma. 1. münasebetsiz. i. f. şete dü şürmek. i. beklemek. dehşet. çok. birini/bir şeyi dört gözle beklemek. 3. şuradan. sakar. mükâfat. ortalama. havac ı. 1.. huşu. uyanmak. ax. 1. s. i. 2. 2. 2. s. 1. mat. itiraf etmek. laz s. uyanık. (--red. z. 2. s. 1. ödüllendirmek. f. z. -i önleme. --ring) (emin bir şekilde) ileri sürmek. u içinde rakmak. bir yana: Put thatmaç away! ı. sak önlenebilir. f. s. vasati: average annual rainfall yıllık ortalama yağış.. s. i. Monarşist ğunu hergözlemek. bir tarafa. Onu bir yere kald ır! 3. hevesli. ödül. k. kaç ınılabilir. i.. 3.o.en) 1. 2. bak. k. korkuyla kar ışık saygı. i. Pekiştirmek için deplasman. 2. korkuyla karışık şaşkınlık. deplasman i. itiraf. f. O çok i ş ister. pek çok: That´ll take an awful lot of work. to -in fark ına varmak. i. hu 1. dehşet. 1. fark ında.aver average averse aversion avert aviary aviate aviation aviator avid avocado avocation avoid avoidable avoidance avoirdupois avoirdupois pound avow avowal avowed await await s. z. 3.t. -i ı hub şı u içinde b2. buradan. bak. oradan: Go away! Git buradan! 2. z. avokado. 1. to -in farkına varmak. müthi ş. önlemek. haberdar. 3. beceriksizce. s. haz ır olmak. with anticipation awake awake awaken award aware awareness awash away away game awe awe-inspiring awesome awestricken awestruck awful awfully awhile awkward awkwardly awkwardness awl awning awry ax axe f. 2. -i aç ıkça ilan edilmiş olan (biri): He´s an avowed monarchist. vasat. uygunsuz. i. 1. korkunç. i. i. birinin as ıl işi dışında yaptığı bir iş. pilot. uyanmak. vasati. -den çekinmek. bir yere. öne sürmek. -den çekinme. -den kaç ınma. 1. -in s. havac ılık. 1. awestruck. hantal bir şekilde. --d/a. uyand ırmak.. balta. orta. den s. bot. (resmi bir kararla) vermek. f. zor. açıkça söylemek. uyanmış. dili müthiş. 2.

i. s. aye. açelya. arka taraf. ax. i. mihver.by-sat. arka yer. çocuk bak ıcısı. -e arka olmak. çocuk arabas ı. bebek. bir iddiadan vazgeçmek. 3. k ısa kuyruklu piyano. B.. caymak. i. açalya. süt mavisi. i. çocuk. habe şmaymunu. arka sokak. . k. Rhododendron. i. Bachelor of Arts. (su) çağlamak.. saçmalamak. aks. dingil. baccarat. s ırt. çocuk bak ıcısı. k ıs.. anat. edebiyat fakültesi diploması. bir derginin eski sayılarından biri. her ihtiyac ını karşılamak. geveze. bebeklik devresi. -i desteklemek. f. i. f. mil. çocuk ve bebekler için ücretli bak ımevi. bo şboğaz. bak.3. meleme. i. kaşağı. belkemiği. B. sözünden dönmek. (dergi/gazete için) eski sayı/nüsha. 1. f. isk.. belit. --ting) ana babalar ı evde olmadığı zaman çocuğa bakmak. aksiyomatik. şboğazlıbo k etmek. 1. bekâr. muhakkak. emzik. arka. çoğ. belitsel. Azerice. -e yard ım etmek: Akif´s company is backing ileri geri. ileri geri. s. anla şılmaz sözler söylemek. basil. 1.es (äk´siz) i. B. ba.cil. 2. i. i. (ba. k ıs. bekâr erkek.. bakara. s. 1. arka koltuk. yavru. eksen.A. 1. 2. i. z. Azeri. f. İngiliz alfabesinin ikinci harfi. i.. isk. taşra. i. i. 2. futbol bek. bak. aksiyom. evet. hay hay. f.axiom axiomatic axis axle ay aye azalea Azerbaijan Azerbaijani azure B. k. dili sevgili. k ıs. i.S. fen fakültesi diploması. 2. sütdişi. 2. ikinci mevki/rol. z. zool. ücret veya maa şın ödenmesi gecikmiş kısmı. bot. i.. gevezelik etmek.. azelya. kreş. s. i. bebek. biberon. b BA baa babble babbler babe baboon baby baby blue baby bottle baby carriage/buggy baby farm baby grand baby sitter baby tooth babyhood babyish baby-sit baby-sitter baccara baccarat bachelor Bachelor of Arts degree Bachelor of Science degree bacillus back back and forth back and forth back country back down back number back number back out back pay back scratcher back seat back street i. bebek gibi. Azerbaycan. melemek. 2. dili k ız.li (bısîl´ay) i. s. gökmavisi. piliç. i. çoğ. 1. (birine) a şırı bir özenle bakmak. 1.

ileri geri. sırtüstü yüzme. i.b. geç kavrama. f. s. i. 2. müz. 1.slid. f. elin tersi öne gelecek şkompliman ekilde yapılan ş v..back talk back to back back up backache backbit backbite backbitten backbone backbreaking backcomb backdoor backer backfire backgammon background backhand backhanded compliment backing backlash backlog backpack backpacker backpedal backrest backside backslid backslidden backslide backspace backstage backstitch backstroke backtrack backup backup copy backward backward backwardness backwards backwards and forwards backwards and forwards backyard bacon bacterial bactericide bacteriological bacteriological warfare küstahça kar şılık verme. bak. 2. i. s. iğneardı dikiş yapmak. omzunda sırt çantasıyla gezmek. i. yedek kopya.slid. elin tersi öne gelecek şekilde yapılan vuruş.. backward 2. 1. yürek ıcı. temel. arka taraf. geri kalm ış. omurga. f. bak. s. f. e şlik eden. f. i. f. dili k ıç. bakteriyolojik. i. s ırt sırta. beyk ın. arka bahçe.slid/back. 1. bel f. karakter kuvveti. yedeklemek. (kan ıtla) desteklemek.. f. z. 1. tuzlanmış/tütsülenmiş domuz böğrü/sırtı. omzunda s ırt çantasıyla gezen kimse. backslide. tornistan etmek. 3.ten) arkas ından çekiştirmek/kötülemek. arka çıkmak. dili yasad ışı. desteklemek. bilg. bakterisit.. tavla. i. ileri geri. kompliman gibi(vuru gözüken ele söz. geri gitmek. yedek. 3. back. evin arkas ındaki bahçe.. i. 2. fon. k. yığılmış iş: You should work on that backlog of unanswered ş mektuplar ı cevaplamaya bakmalısın. backbite. f. çevre ve tahsili. backbite. (siyasal/toplumsal bir geli şmeye karşı) güçlü tepki. bak. destek. z. f. birikmiş iş.). i. zemin. i. s. 2.den) (iyi yoldayken) kötü yola sapmak. . iğneardı dikiş. 1. sırt ağrısı. destekçi. (daktiloda/bilgisayarda) geri gitmek. 2. taraftar. sırt çantas i. back. geriye do ğru yapılan. çok yorucu. s. f. makat. i. 2. pedalı geri çevirmek. i. z. f.gücü. i.romatizmas bilg.bit. 2. geri kalm ışlık. yıprat f. geldiği yoldan geri dönmek. perde arkas ı. 2. elinin tersiyle. 1. i. belkemiği. (back. k. maneviyat. ı. belkemi ği. yedek. bak. bakteriyolojik sava ş. dili caymak. 1. tersine. i. arka. backslide. i. geri tepmek. s. olup olmadığı belli olmayan ştiri. 1. bir kimsenin geçmi şteki görgü. letters. lumbago. geri geri. bakteriye ait. bak. 2. (motorun ate şi) geri tepmek. geriye do ğru. arka arkaya. 2. geri tepme. 4. en önemli destek. k.bit.. kulis. gerilik. (back. arka plan. 1. (saçları) tersine taramak. i. 1. i. 3. s. i. i. O birikmi ı. arkalık. geri sürmek. istenilenin aksi olmak. anat. geç kavrayan.

Bahama. s. olta yemi. rozet. i. 2. kurabiye. Bahreyn. kefalet. fırında pişirmek. (bir) pişim. s. 1. i. gayda. Bahreyn. vahim. 1. bozulmu ş (yiyecek). kefaletle tahliye edilme. . icra memuru. furgon. i. huk. şanssızlık. i. sözlerle eziyet etmek. dili kötülemek.i. hiç rahat b ırakmamak. 6. f.t. fırın. Bahama Adalar ı´na özgü. 1. pastane.ri.bacteriologist bacteriology bacterium bad bad blood bad debt bad debt bad luck bade badge badger badly bad-mouth bad-tempered baffle baffling bag bag and baggage bag lady bag of tricks baggage baggage car baggage room baggy bagpipe bah Bahama Bahamas Bahamian Bahrain Bahraini bail bail bail s. huysuz. (san ığın tahliye edilmesi için verilmesi gereken) teminat akçesi. kötü. ekmek f ırını. 5.b. Bahreyn´e özgü. şapşal duran (pantolon). bagaj. eldeki imkânlar. fırında pişirilmiş kuru fasulye. i. koymak. bakteriye ait. ciddi. fena bir şekilde: The team was badly beaten. ıyla. torba. hatal There bad blood between them. yük vagonu. 1. (--ged.. yemlemek. ekmekçi. için i. 2. dili birini/bir şeyi (zor bir durumdan) kurtarmak. f.. out bailiff bailiwick bait bake bake sale baked beans baked potato baker baker´s dozen bakery baking baking powder i. evde yapılmış kek. bozuk. ünlem Tu! s.. s. s. 2. kullanılan) kova.o. bakteriyolog. kâhya. i. torba gibi sarkan. kese. maşrapa v. bac. bakteriyoloji. hoş olmayan. porsuk. f. aksi. out (tekneye) tekneye girenederek suyu kova. kesekâ ğıdı. 1. fırında pişirme. i. s. f. (av ı) yakalamak. yolcu e şyası. i. ahlaks ız. kapan yemi. birine kefalet tahliyesini sa ğv. ı. 2. çanta. fırında patates. 2./s. emanet. bir sürü yalan dolan. Bahreynli. şaşırtıcı. bid. Bahamalı. aldatıcı. bütün eşyasçuvala tüm eşyasını bir torbada taşıyıp sokaklarda yaşayan kadın. out bail s.. kumpir. is niteliksiz. i. f.a (bäktîr´iyı) i. Onlar birbirine dü şman. (worse. şüpheli alacak. i.. Bahamalı. 2. 1. ma şrapa lamak. i. worst) 1. k. 1. başının etini yemek. Bahama. i. uzmanlık alanı. müz. --ging) 1. Takım fena halde yenildi. 2. Bahreynli. 2. s. Bahama Adaları´na özgü. 2. kötü. pasta gibi şeylerin satışı. heybe. 2. i. 2. i. ters. 1. torbalamak. i. tulum. kötü. O f.b. 2. f. 1. zool. bakteri. 1. i. f.te. engel olmak. bak. şaşırtmak. 1. 2. alınamayan alacak. yetki alanı. fırıncı. on üç. fena halde. çok: That child badly needs a new pair of shoes. (tekneye giren suyu bo şaltmak ile boşaltmak.o. f. nişan. kabartma tozu. çuval. hasta/sakat 4. çoğ. 3. k. s. z.

ağrı veya sızıyı dindiren . bale trupu. i. dansör. i. 2. up k. şamandıra ile işleyen kapama valfı. i. dili 1. dazlak. i. balistik. 2. i. oğulotu. s. tüysüz. (uluslararas ı ilişkilerde) kuvvetler dengesi. argo 1. ticaret dengesi. 3. bak. s. İng. 1. ask. gürültü. saçma. rayiha. bilanço.. balo.y. bilanço. dengeli olmak. f. ğin balans ayarını yapmak. 3. 5. sodyum bikarbonat. balistik. i. 3. topak: a ball of dough i. mak. i. i. denge. s. k ılsız. 3. cesaret. pelesenk. kabartma tozu. güzel koku. i. argo baya ğı cesur: She´s one ballsy female! Amma taşaklı karı yahu! i. uğursuz. f. s. ilaç olarak kullan ılan birkaç çeşit yağ. pranga. 2. balistik e ğrisi. dans salonu. 1. s. melisa. 2. k. i. bot. 3.. yürümemekte direnen. inat eden (hayvan). zırva. k.. 2. i. türkü. yalın. sade..amata. i. balast. balo salonu. ithalat ve ihracat aras ındaki değer farkı. 1. tükenmez. barefaced. oy sandığı. lasti borç bakiyesi. balerin. 2. ta şaklar. denklem. i. i. dengeli. bakiye. oy pusulas ı. 4. terazi. tükenmez kalem. bail 2. 1. göt. balad. bir engel kar şısında duraklamak. tükenmez kalem. 4. i. patırtı. balon.. ş velvele. bilye. İng. s. bir topak hamur. dili i. 1. i. 2. i. husyeler. dazlaklık. fasa fiso.. bale. kokulu merhem. taşak. balkon. heyecanlı ve şamatalı propaganda/reklam. bahşiş. balon lastik. balon gibi şişmek. 1. s. i. ayak parmaklar ının kökü. balyalamak. f. 1. dili (bir şeyin) içine etmek.. 5. meşum. yürümemekte direnmek. atış bilimi.baking soda baking soda baksheesh balance balance a tire balance of a debt balance of payments balance of power balance of trade balance sheet balanced balcony bald bald-faced baldness bale bale baleful balk balky ball ball ball and chain ball bearing ball cock ball of the foot ballad ballast ballerina ballet ballet dancer ballistic ballistic curve ballistic missile ballistics balloon balloon tire ballot ballot box ballpark ball-point ball-point pen ballroom balls ballsy ballyhoo balm karbonat. dengelemek. roket. 2. 2. top. sodyum bikarbonat. balerin. den. safra. d. bak. balya. küre. f. ödemeler dengesi. 2. f. yumak: a ball of yarn bir yumak iplik. 1.

haydutluk. 3. 2. z ırva. (nehir. kötü. şerit. çarliston biber. şerit testere. ı kullanabilirsin. banka ıskontosu. 3. muz. Baltık. fasa fiso. zararlı. bir tahtası eksik. bir banka taraf ından diğer bir banka üzerine çekilen poliçe. i. --ning) yasaklamak. 4. f. bir araya toplamak. birleştirmek. s. banknot. be bandied about ağızdan ağıza ile at şmak. uzun çizgi. muz cumhuriyeti. 2. i. tırabzan. müz. patlama. i. i. f. banal. i. y ığmak. perçem. 1. kâ ğıt para. şaşırtmak. 2. k. s.. i. bant. but don´t you mahvetmek. açık havada çalan müzik topluluklarına özgü ve çoğu zaman üstü kapalı platform. haydut. banal şey. i. plaster. 1. kurdele. Çat!/Bom! 2. i. k. s ıradan. 1. k ırkma. i. kenar.´ne ait) k ıyı. doland ırmak. zümre. i. yat banka hesab ı. tırabzan.. i. bant. 2. menetmek. tırabzan küpeştesi. i. 1. i. sürgüne göndermek. i. söylenmek. Bangladeş. Banglade ş. bağlamak. pat ırtı. . sevinç. dili 1. bayağı.okumak: ına You can use my car. sargı. e şkıya. bir senedin banka tarafından kırılması. (--ned. i. k. gürültülü birdare şekilde sansasyon. kâkül. birleşmek. i. banka. şiddetle çarpmak/kapanmak. i. ama canına okuyayım deme! i. sargı. i. İng. 1. i. aldatmak. Band-aid. uzakla ştırmak. i. bir araya toplanmak. olay. ile ağız kavgası yapmak. yanları hafif meyilli/dik) toprak kümesi. heyecan..b. bankaya (para) 3. yığılmak. banallik. f. (bir sözü) çok iyi biliyormu ş gibi kullanmak. f. (bir haberi) ışmak. yumu şak ve ılık (hava). s. 2. çarp i. (bulut) ırmak. i. s. 1. banknot. Banglade şli. 2. çarliston. kayış. banal söz. bak. 3. bambu.. f... (yarayı) sarmak. 1. 1. Bangladeş´e özgü. göl. gürültü. canf. v. s. bang it up! Arabam k. f. İng. dili kaçık.yaymak.balmy baloney balsam Baltic balustrade bamboo bamboozle ban banal banality banana banana pepper banana republic band band band saw band together bandage Band-aid band-aid bandit banditry bandmaster bandstand bandwagon bandy bandy about bandy words with bandy-legged bane baneful bang bang up banger Bangladesh Bangladeshi bangs banish banishment banister bank bank bank account bank bill bank discount bank holiday bank note s. pelesenk. f. i. bando şefi. dola ık bacakl ı. kemer. f. i. k. i. 2. s. çemberlemek. 2. bando. cumartesi ve pazar günleri dışındaki resmi tatil. kovmak. bir cins salam. 2. i.kümesi. dili geçici: a band-aid solution geçici bir çözüm. s ıradanlık. sürmek. 2. 2. Bangladeşli. yasak. korkuluk. (set gibi duran. kolan. dili sosis. tak ım. 1. yara band ı. sürgün. 1. dili saçma. (bir fikri) ortaya atmak. 1.

dikenli. ancak. z. 1. sürgülemek. barefoot. s. iflas. Barbados. f. i. 2. düpedüz: That´s a barefaced lie. s. s. i. 2. iğneli (söz). ç ıplak. su içindeki seti. f. (bankan ın çıkardığı) kredi kartı. vaftiz etmek. s. alem. f. takılmak. i. etin bu şekilde s. istisnaskum sabun kalıbı. bayrak. i. çengel. Barbadoslu.. halter. medeniyetsiz. baptize. eldivensiz. i. 1. çıplak bacaklı. i. z. tıraş etmek. s. aletsiz. ık. faiz banka ıskonto banka kasas ı. barbarca. i. vah şi. 2. i.. başı açık.. (et k ızartmak için dışarda kullanılan) ızgara. s. --ring) 1. (gelecek bir tarihe ait) evlenme ilan ı. batkın. vahşet. i. 1. z. s ırık. 2. 1.. s. yalınayak. 2. ız. şakalaşmak. açmak. s. bankac ı. Barbadoslu. s. ozan. 3. vaftiz. k. s. sancak. s. ölçü çizgisi. i ğneleyici söz. berber dükkân ı. i. gazet. (--red. f. dili kâr getiren. ancak yetecek kadar. man şet. oranı. f.. i. Barbados. vah şi. i. barbar. 2. berber. güçbela. i. i. silahs ız. bar (içki içilen yer). huk. i. i. apaç ık. baro. para getiren. f. berber. iflas ettirmek. iflas etmiş. (hayvan) dişlerini göstermek. bear 2. batk ı. 1. şakalaşma. f. -e güvenmek: We are banking on their support. i. z. i. ayr ıksız. Düpedüz yalan bu. 6. . resmi ziyafet. soymak. vah şi. takılma. hesap cüzdanı. 2. batırmak. f. i. bankac ılık. z. eski. üstüne ı bir kancal sos dökülerek ızgarada baharatl ı. çubuk. 2. barbar. i. banka cüzdan ı. kızartılan et. barbekü. çoraps ız. müz. 1. 3. İng. Barbados´a özgü. müflis. ziyafet. Desteklerine bel ba ğlad haddi.. kanca. s. i. i. bak. saz şairi..bank on bank rate bank vault bankable bankbook bankcard banker banking bankrupt bankruptcy banner banns banquet banter baptise baptism baptize bar bar none bar of soap barb Barbadian Barbados barbarian barbaric barbarism barbarity barbarous barbecue barbed barbed wire barbell barber barbershop bard bare bare bare its teeth bare living bareback barefaced barefoot barefooted barehanded bareheaded barelegged barely -e bel ba ğlamak. engel. 3. 5. barbarlık. 2. bak. dikenli tel. bak.. 1. i. 4. k ıt kanaat geçinme. 1..

barf bargain barge barge in bark bark bark up the wrong tree barkeep barkeeper barley barmaid barman barmy barn barnstorm barnyard barnyard fowl barometer baron baroness baroque barracks barrage barred barrel barrel organ barrel vault barren barrette barricade barrier barrister barroom barrow bartender barter base base base of operations base s.t. on baseball baseboard baseless basement baseness bash bashful

f., argo kusmak. i. kusmuk. i. 1. iş anlaşması. 2. kelepir. f. 1. pazarlık etmek. 2. for/on -i ummak, -i beklemek: i. mavna. I hadn´t bargained on that. Öyle bir şey beklememiştim. burnunu sokmak, işe karışmak. i. havlama. f. havlamak. i. kabuk; a ğaç kabuğu. k. dili yanlış kapı çalmak. i., bak. barkeeper. i. barmen. i. arpa. i. barın tezgâhında çalışan kadın, barmeyd. çoğ. bar.men (bar´mîn) i. barmen. s., İng. kafadan kontak, kafası bir hoş, çatlak. i. ahır, çiftlik ambarı. f., k. dili ta şrada temsil vermek. i. çiftlik ambar ı yanındaki avlu. kümes hayvan ı. i. barometre. i. 1. baron. 2. çok zengin i şadamı, kral: an oil baron petrol kralı. i. barones. s. 1. barok. 2. şatafatlı, çok süslü. i. k ışla. i., ask. yo ğun yaylım ateşi, baraj ateşi. s. 1. parmaklıkla kapalı. 2. yasaklanmış. i. fıçı. laterna. mim. be şiktonoz. s. k ısır; meyvesiz; kıraç, verimsiz. i. saç tokas ı. i. barikat. f. barikat yapmak: They barricaded the street. Sokakta barikat ılar. yapt i. (çit, duvar, korkuluk gibi) engel; bariyer. i., İng. en yüksek mahkemelerde dava görebilen avukat. i. bar. i., İng. 1. işportacı arabası. 2. el arabası. i. barmen. f. değiş tokuş etmek, takas yapmak, trampa etmek. i. değiş tokuş, takas, trampa. i. 1. temel, esas. 2. ask. üs. 3. kim. baz. s. alçak, adi, rezil. harekât üssü. bir şeyi -e dayandırmak. i. beysbol. i. süpürgelik. s. asılsız, temelsiz. i. bodrum katı, bodrum. i. alçaklık; alçakça bir davranış. f. kuvvetle vurmak, h ızla vurmak. i. 1. hızlı vuruş; kuvvetli darbe. 2. k. dili ş atafatl ı parti. s. utangaç, s ıkılgan, çekingen.

BASIC basic basically basil basin basis bask basket basketball bass bass bass clef basswood bastard bastardise bastardize baste bastion bat bat batch bated bath bath chair bath towel bathe bathhouse bathing bathing suit bathrobe bathroom bathroom fixtures bathtub baton battalion batten batter batter batter batter s.t. down batter s.t. in battered battery battery-operated batting battle battle cry

k ıs. Beginner´s All-purpose Symbolic Instruction Code bilg. BASIC (bir programlama dili).2. kim. bazal. s. 1. esas, temel. z. aslında, esasında. i., bot. fesle ğen. i. 1. leğen. 2. havuz. 3. havza. çoğ. ba.ses (bey´siz) i. 1. temel. 2. kaynak. 3. ana ilke. f. güneşlenmek, tatlı bir sıcaklığın karşısında uzanmak. i. 1. sepet; küfe; zembil. 2. spor say ı, basket. i. 1. basketbol, sepettopu. 2. basketbol topu. i., zool. levrek, hani. i., mus. basso, bas. fa anahtar ı. i. ıhlamur ağacı. i. 1. piç, gayrime şru çocuk. 2. alçak herif, it. f., İng., bak. bastardize. f. alçaltmak; de ğerini düşürmek. f. 1. teyellemek. 2. (kurumamas ı için) (pişen etin üstüne) sıvı dökmek/sürmek. i. kale burcu; tabya. i., spor (beysbol, kriket v.b.´nde) sopa. f. (--ted, --ting) 1. spor sopayla topa vurmak. 2. (göz) k ırpmak. i. yarasa. i. 1. bir pişimde pişirilenler. 2. takım; grup; parti: a batch of books bir parti kitap. s. i. 1. banyo. 2. hamam; kapl ıca. 3. film banyosu. f., İng. yıkamak; ıkanmak. yng. İ (üstü bazen kapalı) tekerlekli sandalye. banyo havlusu. f. 1. yıkamak, banyo etmek; yıkanmak, banyo yapmak. 2. ıslatmak; suya ırmak. bat i. 1. (plaj, göl v.b. kenar ında) kabinli bina. 2. (halka açık) banyo/hamam. i. 1. banyo yapma, yıkanma. 2. deniz banyosu, yüzme. mayo. i. bornoz. i. 1. banyo. 2. tuvalet. banyoya ait sabit e şya. i. banyo küveti. i. değnek. i., ask. tabur. i. ince tahta parças ı, tiriz. f. sert darbelerle vurmak; h ırpalamak; dövmek. i. sulu hamur. i., spor sopayla vuran oyuncu. (yerle bir etmek için) bir şeye vurmak. (delmek/çökertmek için) bir şeye vurmak; bir şeye vurup delmek; bir şeye vurup çökertmek. ı çıkmış, ezilmiş. 2. dövülmüş (kimse). s. 1. hurdas i. 1. elek. pil; akümülatör, akü. 2. ask. batarya. 3. huk. dövme, dayak. 4. dizi, seri, tak ım. s. pilli. i. tabaka halinde pamuk. i. 1. muharebe; meydan sava şı. 2. mücadele, büyük uğraş. f. 1. şmak, dövü mek. 2. mücadele etmek, çok uğra şmak. sava ş naras ı. ş 2. herhangi bir kampanyada kullan ılan slogan. 1. sava

battle fatigue battle royal battle-ax battlefield battleground battleship batty bauble baulk bauxite bawdily bawdiness bawdy bawl bawl out bay bay bay bay leaf bay tree bay window bayberry bayonet bayou bazaar BB BB gun BBC BC be BE be vexed with s.o. be (caught) between a rock and a hard place. be ... shy be a bad judge of be a basket case be a big deal be a byword for be a disgrace to be a good judge of be a hard worker be a match for be a nervous wreck be a nuisance to be a part and parcel of be a past master at be a physical wreck

savaş görmüş kimselerde görülen ruhsal çöküntü. 1. (birkaç kişi arasındaki) büyük dövüş. 2. büyük kavga, büyük şa. münaka i. 1. cenk baltas ı, teber. 2. argo huysuz kocakarı. i. savaş alanı. i., bak. battlefield. i. savaş gemisi, zırhlı. s., argo çatlak, kaç ık. i. gösterişli süs, gösterişli fakat kullanışsız şey. f., bak. balk. i. boksit. z. açık saçık bir şekilde. i. açık saçık oluş. s. açık saçık, müstehcen. f. 1. bağırmak. 2. yüksek sesle ağlamak. argo azarlamak, ha şlamak, paylamak. i. koy, küçük körfez. i. uluma. f. ulumak. i., bot. defne, defne a ğacı. defne yapra ğı. bot. defne a ğacı. 1. cumba. 2. k. dili göbek, ya ğ bağlamış karın. i., bot. muma ğacı. i. süngü. i. bir nehir veya gölün batakl ıklı kolu veya çıkış noktası. i. pazar, çar şı; kermes. i. hava tüfe ğinin saçması. hava tüfe ği. k ıs. British Broadcasting Corporation BBC, B.B.C. (İngiliz RadyoTelevizyon Kurumu). ıs. before Christ M.Ö. (milattan önce), İ.Ö. (İsa´dan önce). k f. (--en, --ing) (kurald ışı çekimleri: şimdiki zaman I am; he/she/it is; we/you/they are; eski thou art. geçmi ş zaman I/he/she/it was; eski thou k ıs. bill of exchange. birine k ızmak. k. dili iki ate ş arasında kalmak; iki arada kalmak; iki cami arasında kalmış beynamaza dönmek; iki arada bir derede ği olmak:kalmak. We´re only twenty dollars shy (birinin) (belirli bir miktarda) eksi of a million. Bir milyona varabilmek için yaln ızca yirmi dolar eksiğimiz var. -den anlamamak. k. dili 1. berbat bir halde olmak. 2. ambale olmak, do ğru dürüst şünemez haldeolmak. olmak. düdili k. çok önemli mec. ile e şanlamlı olmak. -in yüzkaras ı olmak. -den anlamak, -in ne oldu ğunu bilmek. çok çalışkan olmak. (birinin) dengi olmak. k. dili sinirleri bozulmu ş olmak. -in başının belası olmak. (bir şeyin) önemli bir öğesi olmak: These words are now part and parcel of the language. sözcükler (bir konuda) çok Bu usta olmak. art ık dilin önemli bir parçası oldu. sağlığı bozulmuş olmak.

be a picture of health be a be a be a be a be a

turp gibi olmak.

yenilince k ızıp küsmek. poor loser shadow of one´s former self 1. (biri) epeyce çökmü ş olmak. 2. (biri) epeyce çaptan düşmüş olmak. 3. eski halinden dü şmüş olmak. ısı çok olmak. -in yabanc stranger to ... konusu olmak: She was a subject of gossip throughout the village. subject of/for Köydeki dedikodu konusu idi. artık geçmi şe ait bir şey olmak. (bir şey)herkesin thing of the past k. dili (bir konuda) çok becerikli olmak, (bir i şin) ustası olmak. 1. -e iğrenç gelmek. 2. -e son derece ters/ayk ırı gelmek. 1. (kötü bir şey) kol gezmek: Smallpox was about in the town. Şehirde çiçek geziyordu. 2.olmak. ayakta olmak: That morning she was about at the üzerekol olmak; me şgul bir şey yapmak, bir şeyle meşgul olmak: What are you about? Sen ne ıyorsun? You´veIbeen long enough about it! Amma uzun sürdü! yap dan ç ıkmak He -mek üzere olmak: was about to go out the door. Kap ı üzereydim. I knew by heart the poems about to be read. O s ırada ştirilemez olmak. ele -den şüphe edilemez olmak: He´s above suspicion; he couldn´t have been there when it happened. Ondan şüphe edilemez; olay sırasında şüpheden uzak olmak. her türlü 1. yurtdışında olmak. 2. artık sır olmaktan çıkmış olmak: How´d it get abroad that I was here? Burada bulundu ğum nasıl keşfedildi? 3. ev dışına eye) vermi ş olmak. tüm dikkatini (bir ş -de bol/çok olmak: The forest was abundant in game. Ormanda av ı çoktu. hayvan -e uygun olmak; ile uyumlu olmak. -e alışkın olmak. 1. ile tan ışmak, -i tanımak. 2. -i bilmek, -e aşina olmak. (of) (-den) beraat etmek, temize ç ıkmak. (bir şeyin) bağımlısı/tiryakisi olmak. ak ıntıyla sürüklenmek. z. Tavsiyeleri pekiştirmek için kullanılır: Great caution is advisable. Son derece dikkat edilmeli. olmak. -e bağlı -den mustarip olmak. 1. su üstünde yüzmek. 2. (mali aç ıdan) ayakta kalmak, zarar etmemek: The (-den) firm is korkmak. afloat. Şirket masrafını çıkarıyor. 3. (söylenti) dolaşmak: (of) kendi gölgesinden korkmak. peşinde olmak. (birine) yabanc ı gelmek. -in fark ında olmak. kaynamak, çok miktarda bulunmak. -den dolayı çok üzgün olmak. kulak kesilmek, dikkatle dinlemek. gözünü dört açmak. -i candan desteklemek, -e taraftar olmak. k. dili pestili ç ıkmak; çok yorgun olmak. çok heyecanlı olmak; endişe içinde olmak. 1. iyi olmak, zarara u ğramamış olmak: Are you all right? İyi misin? 2. iyi ı fena ğil. 3. uygun olmak, fena olmamak: His grades are all right. Notlar gelince beceriksiz olmak. 2. atde (belirli bir k. dili 1. elleriyle iş yapmaya konuda) beceriksiz olmak. k. dili çok yan ılmak. k. dili 1. tamamen yanl ış olmak. 2. yanılmak, yanılgıya düşmek. gelmek. k. dili (iş için değil) eğlenmek/vakit geçirmek için (hazır) bulunmak. gerektiği gibi olmamak.

be a whiz at be abhorrent to be about be about be about s.t. be about to be above reproach be above suspicion be above suspicion be abroad be absorbed in be abundant in be accordant with be accustomed to be acquainted with be acquitted be addicted to be adrift be advisable be affiliated with be afflicted with be afloat be afraid be afraid of one´s own shadow be after be alien to be alive to be alive with be all broken up over be all ears be all eyes be all for be all in be all keyed up be all right be all thumbs be all wet be all wet be along be along for the ride be amiss

be an old hand at be anathema to be angry about be angry at be angry with s.o. be annoyed with be answerable for s.t. be answerable to s.o. be anxious about be anxious for s.o. to be anxious to be as good as one´s bond be as good as one´s word be as good as one´s word/promise be as thick as thieves be ashamed be asleep be assailed with doubts be assassinated be associated with be astonished at be at be at a disadvantage be at a loss for words be at a loss for words be at a low ebb be at a standstill be at bay be at cross purposes be at daggers drawn be at fault be at hand be at loggerheads be at loose ends be at loose ends be at odds be at one´s back be at one´s best be at one´s elbow be at one´s wit´s end be at one´s wits´/wit´s end be at rest be at risk be at s.o.´s beck and call be at s.o.´s disposal be at s.o.´s disposition be at s.o.´s service

(bir konuda) baya ğı tecrübeli olmak. ... taraf ından nefret edilen biri olmak: She was anathema to the leftwingers. Solcular ondan nefret ettiler. -e sinir olmak. -e k ızgın olmak, -e kızmak. birine gücenmiş olmak. (birine) k ızgın olmak. bir şeyden sorumlu olmak. birine karşı sorumlu olmak. -i merak etmek. (birinin bir şeyi yapmasını) çok istemek. k. dili -i çok istemek. son derece güvenilir olmak. sözünü tutmak, sözünü yerine getirmek. sözünü tutmak, sözünde durmak, sözünü yerine getirmek. k. dili s ıkı fıkı olmak, canciğer kuzu sarması olmak. utanmak. uyumak. kuşkular içinde olmak. suikasta u ğramak, suikasta kurban gitmek. ile ilişkisi olmak; ile ilgisi olmak. -e hayret etmek. -de bulunmak, -de olmak. dezavantajlı olmak. ne diyece ğini şaşırmak/bilememek. ne diyece ğini şaşırmak, söyleyecek söz bulamamak. 1. (birinin) morali bozuk olmak. 2. çok azalm ış olmak. durmak, durmu ş vaziyette olmak; kesilmek, kesilmiş vaziyette olmak. çok zor bir durumda olmak. -in amaçlar ı birbirine ters düşmek/birbiriyle çelişmek. kanlı bıçaklı olmak. kabahatli olmak. el altında olmak; yakında olmak. (with) (ile) ihtilafa dü şmüş olmak. k. dili 1. me şgul olmamak, boş olmak. 2. boşta gezmek. serbest olmak, (birinin) bir i şi olmamak. 1. (birilerinin) aralar ı açık olmak. 2. with -e aykırı olmak. bir kimseye arka ç ıkmak. en iyi durumda olmak, formunda olmak. yanı başında olmak, yanında olmak. ne yapaca ğını bilmemek, şaşırmak. k. dili ne yapaca ğını şaşırmak. hareketsiz olmak, hareket etmemek. tehlikede olmak. her an birinin emrinde olmak. birinin emrinde olmak: While I´m away my house is at your disposal. Ben yokken evim emrinizde. birinin emrine amade olmak. birinin hizmetinde olmak.

be at sea be at the end of one´s rope be at the end of one´s tether be at the end of one´s tether be at the mercy of be at the point of death be at variance with be at war be at work be averse to be avid for be awake to be aware of be awash be bad for be bad news be badly off be baffled be bang on be based on be behind the eight ball be behind the times be beneath s.o. be bent on/upon be bent out of shape be beset by/with be beside the point be beside the point/question be besotted with be better off be beyond belief be beyond dispute be beyond one´s ken be beyond s.o.´s grasp

1. denizde olmak; (aç ık denizde seyreden) gemide olmak. 2. k. dili şçaresiz aşkına dönmü ş olmak. kalmak. son kozunu oynam ış olmak. k. dili çok zor bir durumda olmak, ne yapaca ğını şaşırmış olmak. -in insafına kalmış olmak. ölmek üzere olmak. 1. ile uyu şmamak, ile araları bozuk olmak. 2. -e ters düşmek, ile şmek. çeli ş halinde olmak. sava işte olmak, iş başında olmak. 1. -den ho şlanmamak: He is averse to hard work. Çok çalışmaktan şlanm yor. 2. -e kar şı olmak: were olmak. averse to our plan. Planımıza ho şeyi ıelde etmek için) çok hıThey rslı/arzulu (bir -in fark ında olmak. -in fark ında olmak; -den haberdar olmak. 1. suyla kaplı olmak, sular altında olmak. 2. (bir şey) su içinde yüzmek. 3. with ile dolu olmak; bol miktarda bulunmak. ı olmak. -e zararl k. dili hiç iyi biri/bir şey olmamak. k. dili fakir/yoksul olmak. şaşırmak.

İng., k. dili tam isabet etmek, taşı gediğine koymak.
-e dayanmak. argo zor/mü şkül bir durumda olmak. çağın gerisinde kalmak. birine yak ışmamak, birinin tenezzül etmeyeceği bir şey olmak: That´s maz. beneath you. O sana yakşış ına koymu olmak. -i kafas ına/akl k. dili küplere binmek, ç ıldırmak. 1. -in (olumsuz yönleri) çok olmak: This project´s beset with problems. Bu proje problemlerle dolu. 2. ş -i kaplamak, ey olmak. -i istila etmek: I was suddenly konuyla ilgisi olmayan bir -in (konu şulan şeyle) hiç ilgisi olmamak: That´s beside the point. Onun ı kap yok. alakas İng. -e ılmak, ... sevdasına kapılmak, kendini -e kaptırmak. daha iyi durumda olmak. inanılması mümkün olmamak, inanılmaz olmak. tartışma götürmemek. (birinin) hiç bilmediği bir şey olmak. 1. birinin kavrayışının dışında olmak. 2. birinin elinden kurtulmuş olmak: ık onlara dokunamaz. 3. birinin elde They´re beyond his grasp now. Obir artş ey olmamak. hiç kabul olunacak/onaylanacak

be beyond the pale be beyond/without a shadow of a zerre kadar şüphe kalmamak. doubt 1. -in program ı dolu olmak. 2. -in tüm yerleri dolu/rezerve olmak. be booked up k. dili s ıkıntıdan patlamak/çatlamak. be bored stiff be born with a silver spoon in k. dili zengin bir ailenin çocu ğu olmak. one´s mouth -mesi kesin gibi/kesin olmak: He´s bound to win. Kazanmas ı kesin gibi. be bound to paramparça olmak. be broken to smithereens yangın yüzünden sokakta kalmak. be burned/burnt out be cast adrift be caught short be centrally located be chary of be close to

ak ıntıya bırakılmak. 1. paras ı çıkışmamak. 2. of yanında yeterli miktarda (bir şey) olmamak. İng. sık ışmak, aptesi gelmek. 3. şehrin merkezinde bulunmak. merkezi bir yerde olmak, (bir konuda) son derece ihtiyatl ı davranmak/dikkatli olmak: Be chary of ızı 2. o ş-in irkete rmadan investing your money in that company. Paran olmak. yakyat ını ıolmak. 1. (belirli bir zaman veya yerde) -e yak ın

be closeted with be cognizant of be comparable be composed of be concerned about be conditioned by be conducive to be congenial be conscious of be consoled be contrary to be convulsed with laughter be crazy about be cross with be cursed be damaged in shipment be delayed be delighted with be desirous of be destined be destined for be disdainful of s.t. be disenchanted with be disgusted with be disposed to be done for be doomed to be down in the dumps be down on be down to the wire be dressed in tatters be dressed up fit to kill be due be enamored of be encased in be enchanted by/with be encrusted with be encumbered with be endowed with be engrossed in be enmeshed in be enshrined in be entitled to be equal to be equivalent to be exempt be expecting

görüşme amacıyla (birisi) ile odaya kapanmak. -den haberdar olmak, -in fark ında olmak, -i bilmek. 1. to -e benzemek. 2. with ile kar şılaştırılabilir olmak. -den olu şmak, -den ibaret olmak. -den kayg ılanmak, -den endişe duymak, -i merak etmek. (bir şey) (başka bir şeye) bağlı olmak: Your spending capacity is ın gelir ına conditioned by the size of your income. Harcamalar etmek/sevketmek, -e müsait olmak: This ismiktar a place that´s insanı -e davet ş üncelere dalabilir. conducive reflection. Burada insanolmak. derin dü gelmek. 2. with -e uygun 1. to -e ho şto -in fark ında olmak, -i bilmek. avunmak. -e zıt olmak, -e ters düşmek. gülmekten katılmak. -e bayılmak. -e dargın olmak. lanetli olmak. (mal) yoldayken hasar görmek. gecikmek, geç kalmak. -e çok sevinmek. -i arzu etmek, -e can atmak. for/to talih taraf ından bir şeye yöneltilmek: He was destined for greatness. Kader onu büyük bir adam yöneltti. He was destined ğru) yol almak/gitmek; (bir olmaya yere doğ ru) gidecek olmak: The to (bir yere do ğ ru yol al ı yordu. ship was destined for China. Gemi Çin´e do bir şeyi hor görmek. gözünden dü şmek: I´m disenchanted with him. O, gözümden düştü. -den bıkmak. ... eğiliminde olmak. k. dili 1. mahvolmak; belaya çatmak. 2. pestili ç ıkmak, canı çıkmak. (kötü bir şeye) mahkûm olmak. çok neşesiz olmak, canı sıkkın olmak. -e karşı olmak. k. dili (bir şeyi yapmak için tanınan mühlet) bitmek üzere olmak; (bir işin) mşı ış y olmak: down to the wire. Bu işin sonuna sonuna ırtık pıWe´re rtık olmak, yırt ık pırt ık giysiler içinde olmak. (birinin)yakla üstü ş ba iki dirhem bir çekirdek olmak, çok süslenmi ş olmak. 1. to -den kaynaklanmak/ileri gelmek, -e borçlu olmak. 2. -in verilmesi/ödenmesi gerekmek/laz ım olmak: When is this note due? Bu -e âşık olmak. ile kaplı olmak; ile örtülü olmak. -e bayılmak, -i çok sevmek: She is enchanted with her new house. Yeni ılıyor. evine bay ınca bir tabaka) ile kaplı olmak. 2. (mücevherler) ile süslü olmak. 1. (kal 1. ile yüklü olmak. 2. ile doldurulmu ş olmak. Allah (birine) (bir şeyi) vermek: He´s endowed with a good memory. Allah ona iyiıp bir haf ıza vermiş. gitmek. -e dal (olumsuz bir duruma) dü şmek: He was enmeshed in his own intrigues. ı çok ayağı na dolanm ıştıolmak: . Kendi entrikalar içinde sayg ın bir yeri It´s an expression that´s (bir şeyin)

ız dilinde çok saygın bir yeri enshrined French usage. O deyimin Frans ı olmak. 2. -i yapmaya yetkisi olmak. 1. -e hakkin (bir işin) üstesinden gelmek.
-e eşit olmak. i. 1. karşılık, eşit. 2. dilb. eşanlamlı sözcük, eşanlamlı. (from) -den muaf olmak. f. muaf tutmak. k. dili hamile olmak, gebe olmak.

be fagged out be familiar to be familiar with be famished be fascinated by/with be fast be few and far between be fluent in be flushed with be fond of be for the benefit of be found wanting be free of be free to be free with one´s advice be free with one´s money be from be frozen hard be fucked up be full of beans be given to be going strong be going to be good at be good enough to be good for be good/bad at figures be greedy for be green with envy be guilty of be halfway through be halfway to be hand in/and glove with be happy with be hard at hand be hard at it be hard by be hard hit by be hard of hearing be hard on be hard on the heels of be hard put to be hard put to be hard up be hard up for money be hell on be here to stay

çok yorgun olmak, tur şu gibi olmak. i., argo 1. sigara. 2. homoseksüel erkek, ibne, tekerlek. olmak. -e aşina -i iyi bilmek. çok ac ıkmış olmak. -e kendini kaptırmak. (saat) ileri gitmek/olmak. nadir rastlanmak; çok seyrek olmak. (bir dili) ak ıcı bir şekilde konuşmak. (bir şeyin) verdiği heyecanla dolu olmak. -i sevmek. -in yararına olmak: This concert´s for the benefit of Darüşşafaka. Bu şşafaka´nın yararına. konser Darü kusurlu bulunmak. 1. (birinden) kurtulmu ş olmak. 2. (bir yerden) çıkmış olmak. -ebilmek: She´s now free to marry. Art ık evlenebilir. You´re free to go. Gidebilirsiniz. sorulmadan ö ğüt vermek. paras ını cömertçe harcamak. -den gelmek, -li olmak. donup kaskatı olmak. 1. kafayı yemek, kafayı yemiş olmak; kafayı üşütmüş olmak. 2. (iş/işler) berbat olmak, rezil olmak. ı ve hevesli olmak. k. dili çok canlmahvolmak, (bir şey yapmak) itiyadında olmak. enerjik bir şekilde çalışmak. 1. Niyet gösterir: She´s going to register for that course. O ders için ınıbir yapt ıracak. 2. Zorunluluk gösterir: You are radios. going to get that job, kayd şeyi) iyi yapmak: He´s good at repairing Radyo tamirini (belirli iyi yapar. bir iyilik edip de (bir yard ımda bulunmak): Will you be good enough to ım eder help me? bir Bir süre iyilik için) edip dayanmak: de bana yard 1. (belirli That rug´smisiniz? good for another twenty

yirmi yıl daha dayanır. 2. (belirli bir işe) yaramak: It´s years. halı birolmak. ı iyi/kötü hesabO gözünü (bir şey) hırsı bürümek.
1. çok k ıskanmak, kıskançlıktan çatlamak. 2. gıpta etmek. -in suçlusu olmak, -den suçlu olmak. -in yarısını bitirmiş olmak. -e giden yolun yar ısında olmak: We were halfway to Alanya. Alanya´ya ısındayd ık. giden yolun yar ın ilişki içinde olmak. ile yak -den memnun olmak. kapıda olmak, kapıya dayanmış olmak. k. dili çok çalışmak. -in çok yak ınında olmak; -e çok yakın olmak. -in çok zarar ını görmek: We were hard hit by the cold weather in December. Aralık´taki soğuk bize çok zarar verdi. ağır işitmek/duymak. k. dili 1. (bir şeyi) hor kullanmak. 2. (bir şeyi) çabuk eskitmek/mahvetmek. 3. ndan gelmek. -in(birine) hemen sert ard ıdavranmak. (bir şeyi) zorla/çok zor yapmak: They were hard put to finish it on time. Onuşeyi) vaktinde bitirmeleri çok zor oldu.I was hard put to give her an zorlukla/güçlükle (yapmak): (bir answer. Ona zor cevap verdim. k. dili (birinin) pek paras ı olmamak, (biri) züğürt olmak. para s ıkıntısı çekmek. -i hor kullanmak, -i hoyratça kullanmak. kalıcı olmak, vazgeçilmez olmak: Computers are here to stay. Bilgisayar artık hayatımızın vazgeçilmez bir parçası oldu.

be honeycombed with be hooked on be hungry be ignorant of be imbued with be implicit in be in be in the ascendant be in a (tight) spot be in a bad humor be in a bad mood be in a bad way be in a brown study be in a fix be in a flap be in a good humor be in a good mood be in a hurry be in a pickle be in a pinch be in a be in a be in a be in a

ile dopdolu olmak. k. dili 1. -in tiryakisi/ba ğımlısı olmak. 2. -e vurgun/âşık olmak. 1. aç olmak, karn ı aç olmak. 2. for -i çok özlemek; -i çok arzu etmek, -e susamak. -den haberi olmamak; ... hakk ında bilgisi olmamak. ile dolu olmak: He was imbued with a strong sense of duty. Görev a şkıyla doluydu. -de saklı olmak, -in içinde olmak: That´s implicit in what I said. O, ı. dediklerimde 1. evde/ofiste sakl bulunmak. 2. moda olmak. 3. (mevsimi geldi ği için) (sebze/meyve) ç ıkmak. doğu ufkunda görünmek. 2. (birinin) yıldızı parlamak; 1. (yıldız/gezegen) egemen olmak. k. dili zor bir durumda olmak. -in sinirleri/huyu/heyheyleri üstünde olmak. sinirleri tepesinde/üstünde olmak. 1. ağır hasta olmak. 2. çok zor bir durumda olmak. k. dili dalıp gitmek. zor bir duruma dü şmek. k. dili tela ş içinde olmak. -in keyfi yerinde olmak. keyfi yerinde olmak. 1. -in acelesi olmak, acele etmek: I´m in a hurry. Acelem var. Don´t be in too big a hurry. Fazla acele etme. 2. to (bir şeyi) çabuk/bir an evvel k. dili zor bir durumda olmak.

k. dili zor bir durumda olmak. (aslında istenilmeyen/orada bulunması yasak olan biri) (başkasının) place on sufferance /görmezlikten gelmesidurumda sayesinde bir yerde bulunmak: You müsamahas şeyler yapabilecek olmak. position to do s.t. (about) (bir konuda) ıbir ne yapaca ğını bilememek. quandary değişmek, değişim içinde olmak. state of flux k. dili tela ş/endişe içinde olmak. k. dili somurtup durmak. k. dili endişe içinde olmak. k. dili tela ş içinde olmak. k. dili tela ş içinde olmak. k. dili öfkesi burnunda olmak. İng., k. dili endişe/telaş içinde olmak. 1. (with) (ile) anla şmak. 2. with -e uymak; ile uyumlu olmak. hemfikir olmak; mutab ık olmak. aynı hizada olmak. (birinin) vaktinde ödenmemi ş borçları olmak. -in gözünden dü şmek. (bir davran ış) (birinin) karakterine uymak. (of) -in sorumlusu olmak, -e bakmak: Who´s in charge here? Buraya kim ıyor? olmak, -e uymak. bak -e uygun çok güç durumda olmak. çok zor bir durumda olmak. gözden dü şmüş olmak. gözden dü şmüş olmak. görünmek; görünürde olmak. (kötü bir şeyi) geçirmek üzere olmak. yürürlükte olmak. k. dili (bir şey) en hareketli zamanında olmak, hızını almak; yoluna girmek.

be in a stew be in a sulk/be in the sulks/have a fit of the sulks be in a sweat be in a swelter be in a swivet be in a temper be in a twist be in accord be in agreement be in alignment be in arrears be in bad odor with be in character be in charge be in conformity with be in dire straits be in dire/desperate straits be in disfavor be in disgrace be in evidence be in for be in force be in full swing

be in good taste be in good with be in good working order be in high spirits be in hopes of be in hot water be in hysterics be in juxtaposition be in keeping with be in labor be in league with be in limbo be in line with be in low spirits be in need be in need of be in neutral be in no hurry to be in on be in on the secret be in one´s element be in one´s glory be in one´s right mind be in order be in poor health be in possession of be in possession of o.s. be in power be in practice be in print be in progress be in quotes be in rags be in ruins be in rut be in s.o.´s debt be in s.o.´s grasp be in s.o.´s power be in s.o.´s shoes be in s.t. up to one´s eyes be in session be in shape be in short supply be in short supply be in sight be in step be in stitches

(bir şey) uygun düşmek, yakışık almak, yerinde olmak: That remark was ızdı. not in good taste. O lafgirmi yak ışı ş ks olmak. k. dili (birinin) gözüne iyi işler durumda olmak. keyifli olmak, keyfi yerinde olmak. -i ummak. k. dili ba şı dertte olmak, güç durumda olmak. 1. k. dili gülmekten kat ılmak, gülme krizi geçirmek. 2. isteri krizi geçirmek. birbirine yak ın bulunmak; yanyana bulunmak. -e uygun olmak. doğurmakta olmak. -in müttefiki olmak. iki cami aras ında kalmış beynamaza dönmek. 1. -e uymak. 2. ile bir hizada olmak. keyifsiz olmak. yoksul/fakir olmak. -e ihtiyac ı olmak; istemek.. (motor) bo şta çalışmak, rölantide durmak/çalışmak. (bir şey yapmaya) can atmamak. 1. -e dahil olmak/kat ılmak, -de payı olmak. 2. -i bilmek, -den haberi olmak. sırra ortak olmak. k. dili kendini rahat hissetti ği bir ortamda bulunmak. kendinden çok ho şnut olmak. aklı başında olmak. 1. düzenlenmiş/sıralanmış durumda olmak. 2. (işler) yolunda olmak. -in sağlığı iyi olmamak. -e sahip olmak, -si olmak. kendine hâkim olmak, kendine sahip olmak. (parti) iktidarda olmak. formda olmak. (kitap) yayımcısında mevcut olmak, kitapçılarda bulunmak. devam etmek, sürmek, yap ılmak: The battle was still in progress. Muharebe hâlâ devam ediyordu. The hearing is now in progress. ırnaklar içinde olmak. tırnak işaretleri/t (birinin) giysileri yırtık pırtık olmak. 1. harap/yıkık dökük bir halde olmak. 2. mahvedilmiş olmak. (hayvan) k ızışmak, kösnümek. bir kimseye borçlu olmak. birinin pençesine dü şmüş olmak. birinin elinde olmak. k. dili birinin bulundu ğu durumda olmak, birinin yerinde olmak. (yasadışı) bir işin içinde olmak, bir işe fena halde bulaşmış olmak. (mahkeme/toplant ı/kongre/parlamento) toplantı halinde olmak; yılınaolmak, girmiş kondisyonu olmak: Court´s in session now. (okul/üniversite) ö ğretim formda iyi olmak: The right players (for) (-e) hazır olmak; are in shape. az olmak; az Oyuncular bulunmak. formda. az miktarda bulunmak. 1. yak ın olmak, ufukta olmak: Victory is in sight. Ufukta zafer görünüyor. 2. (with) görülmek, gözle seçilmek. ına) adım uydurmak. 2. with -e ayak uydurmak: We´re 1. (ba şkalar ğa ayak uydurduk. in step with the times. Biz çatlamak. k. dili gülmekten kas ıklarıça

be in store for be in straitened circumstances be in substantial agreement be in sympathy with be in sync be in tatters be in tears be in the black be in the clear be in the doldrums be in the employ of be in the know be in the lead be in the limelight be in the making be in the market for be in the mood to/for be in the pink be in the pipeline be in the process of be in the red be in the right be in the running be in the same ballpark be in the soup be in the swim be in the throes of death be in the way be in the wind be in the wrong be in town be in transit be in trouble be in vogue be in with be in with be in work be in/under one´s charge be incapable of be inclined to be included be inconsistent with be incumbent on be indicative of be indifferent to be ineligible for be infatuated with

(bir şey) (birini) beklemek: A surprise is in store for you. Seni bir sürpriz bekliyor. yoksulluk içinde ya şamak, darlık içinde olmak. temelde anla şmak, temel noktalarda hemfikir olmak. (görüşü/fikri) anlayıp paylaşmak/desteklemek. senkronik olmak, senkronize edilmi ş olmak. 1. lime lime olmak, yırtık pırtık olmak. 2. (ad, şöhret v.b.) mahvolmak. ağlamak. borcu kalmamak, borçlu olmamak. şüphe altında olmamak; masumluğu ispatlanmış olmak. f. 1. (bir şeyi) (bir tırmak/yok Clear table! Sofray ı yerden) kald ırmak/uzakla ın esmediğişbir bölgede etmek: bulunmak. 2. the (birinin işleri) kesat 1. den. rüzgâr

ık ıntısı çekmek; efkârlı olmak. olmak. 3. can ış mak. (birisi için) çals (bir konuda) ço ğu kimsenin bilmediği şeyleri bilmek.
önde/başta gitmek. ilgi odağı olmak. hazırlanmakta olmak; oluşmakta olmak: There´s a new age in the şmakta. making. Yeni niyetinde bir devir olu olmak. -i satın alma canı (bir şeyi) yapmak istemek: I´m not in the mood to go there. Canım oraya gitmek istemiyor. I´m not the mood company. Kimseyle ğlam olmak, turp gibi in olmak. 2. enfor güzel halinde olmak. 1. sapasa k. dili hazırlanmakta olmak. sürecinde olmak, -mekte olmak. borçlu olmak. haklı/doğru olmak. adaylardan biri olmak. -e yak ın olmak. s. kabataslak, yaklaşık: Give me a ballpark figure. Bana kabataslak bir rakam söyle. olmak. k. dili ba şı dertte (of things) k. dili faal bir hayat sürmek; faal bir sosyal hayat ı olmak. can çekişmek. engel olmak, ayak alt ında olmak. k. dili (bir şeyin) (gerçekleştirilmeden önce) sözü edilmek: It´s been in the sözü ediliyordu. wind for some time now. Epey zamand suçlu/kabahatli olmak: You were in theır wrong. Kabahat sendeydi.

şehirde olmak.
(insanlar/mallar) yolda olmak; (insanlar) bir yerden ba şka bir yere geçmekte olmak; (mallar) bir yerden ba şka bir yere taşınmakta olmak. olmak. başı belada 1. moda olmak. 2. ra ğbette olmak. 1. ile arkada ş olmak, ile arası iyi olmak. 2. (birinin) gözüne girmiş olmak. k. dili (biriyle) çok iyi geçinmek; (birinin) gözüne girmi ş olmak. k. dili çalışmak, işi olmak, iş sahibi olmak: He´s been in work since May. ıstan beri çal ışıyor. May ğu alt ında olmak. sorumlulu -i yapamamak, ... yetene ğinin dışında olmak. -e meyli olmak. (in) -e dahil olmak/edilmek. ile çelişmek. -in sorumlulu ğu -e ait olmak, -e düşmek: It is incumbent on you to educate your children. etmek. ının eğitiminden sen sorumlusun. i. -i göstermek, -e işaret Çocuklar -e karşı ilgisiz olmak, -e ilgi göstermemek: He´s indifferent to her. Ona şı ilgisiz. kar uymadığı için) -e alınamamak/katılamamak. (şartlara -e deli gibi â şık olmak.

be infested with be informed about be inherent in s.t. be insensible be insensitive to be intended for be intent on be interested in be intimate with be into be intrinsic to be involved in be involved with be itching to be jealous of be keen on be lacking be laid up be late be leery of be left holding the bag be left holding the sack be left stranded be liable be littered with be loath to do s.t. be located in be long on be lost on be lousy with be low in be low on be low on one´s list be mad about be mad on be marooned be master of be mindful of be misguided be mistaken be mixed up be mixed up in be mixed up with be mounted on be much sought after be mysterious about be nauseated

-in içinde/üzerinde çok olmak, ile dolu olmak: The area´s infested with bandits. Bölge olmak. haydut dolu. -den haberdar bir şeyin aslında var olmak. 1. to -i hissedememek. 2. to -e kar şı ilgisiz olmak; -e aldırmamak. 3. of (tehlikeden) habersiz olmak; farkedememek. olmak; -e ald-i ırmamak. 2. -e duyarlı/hassas olmamak. 1.-e karşı ilgisiz için amaçlanmak, için olmak: This book is intended for children. Bu kitap . is intent on solving the problem. Sorunu çözmeye çocuklar için yazılmış ı olmak: He 1. -e kararl ı . 2. -e dalm ış olmak: He was so intent on his work that he Edebiyata lost all kararl She is interested in literature. -e ilgi duymak, -e merakl ı olmak: ilgi My uncle is interested in reptiles. Amcam sürüngenlere ile duyuyor. samimi olmak. k. dili (bir işle) uğraşmak; merakı (bir şey) olmak. Dividing two into twelve gives six. On iki bölü iki e şittir altı. -e özgü olmak. 1. -e kar ışmak: She was once involved in a scandal. Bir zamanlar bir ıştı.olmak. 2. ile meşgul olmak, ile uğraşmak: He´s involved in a skandala kar şk ış ilim şkisi k. dili ile a -e can atmak. -i k ıskanmak.

İng., k. dili -e çok hevesli olmak, -e meraklı olmak, -e düşkün olmak: be ğe hevesli olmak. keen on acting aktörlü 1. ... olmamak; ... eksik olmak: Something´s lacking here. Burada bir eksiklik var. 2. in -de ... olmamak: He´s in intelligence. Onda ak ıl ık v.b. nedeniyle) 1. biriktirilmek, ilerisi için saklanmak. 2.lacking (with) (hastal ğ a mahkûm olmak. yatakta/evde kalmak zorunda olmak, yata (for) (-e) geç kalmak, (-e) gecikmek.
-den çekinmek. k. dili 1. kabak ba şına patlamak. 2. avucunu yalamak. k. dili 1. kabak ba şına patlamak. 2. avucunu yalamak. bak. be stranded. 1. for -den sorumlu olmak. 2. to (biri) ... e ğiliminde olmak. 3. to ... ihtimali olmak: He´s get caught. Onun yakalanma atliable ılmış (to şeyler) ile darmada ğı nık olmak. ihtimali yüksek. gelişigüzel 1. bir şeyi yapmayı hiç istememek. 2. bir şeyi yapmaktan çekinmek. -de bulunmak/olmak. -in fazlas ı olmak. -i etkilememek. k. dili 1. ile dolu olmak, ile kaynamak. 2. (birinde) bir şey çok olmak: He´s çok. lousy with money. OnunIt´s paras ı az olmak: lowı in cholesterol. Onun kolesterolü az. -in ... miktar k. dili (bir şeyin stoku) az olmak: We´re low on wood. Az odunumuz kaldı. k. dili -in önemli sayd ığı işlerden olmamak: That´s low on my list right now. imdi için sevmek, ön planda de ğ il.ınca âşık olmak. 2. -e bayılmak. O lg k.şdili 1.benim -i deli gibi -e çı

İng., k. dili, bak. be mad about.
(on) (-de) mahsur kalmak. -in ustas ı olmak. 1. -i hatırında tutmak. 2. -e dikkat etmek. 1. (insan) yan ılmak. 2. yanlış olmak. yanılmak. zihni karışmak. -e karışmak, -e bulaşmak. ile ilişkisi olmak. (binek hayvan ına) binmiş olmak. çok aran ılan/istenilen bir şey/biri olmak, çok rağbette olmak, çok rağbet görmek. k. dili -in ne oldu ğunu açıklamaktan kaçınmak; ... hakkında konuşmaktan ınmak; ... konusunda doğru dürüst cevap vermemek. kaç midesi bulanmak.

be necessary be no great shakes be no slouch at/as a be noncommittal be none the worse for be nonplussed be notable for be noted for be nothing but skin and bones be noth-ing to write home about be nuts be nuts about be o.s. be obliged be obliged to do s.t. be oblivious of/to be obsessed by/with be of capital importance be of one mind be of prime importance be of service to be of the same mind be of use be of use for s.t. be of value be of/in two minds about be off be off guard be off in one´s calculations be off one´s nut be off one´s rocker be off one´s trolley be off sick be off the air be off the beaten track be offended be OK, OK be on be on a better footing than ever be on a diet be on a par with be on an even keel be on display be on edge be on familiar ground be on fire be on good terms

gerekmek, lazım olmak/gelmek, icap etmek. k. dili üstün biri olmamak. k. dili (belirli bir konuda) hiç fena olmamak, baya ğı iyi olmak: He´s no ğı iyi. slouch as an artist. Ressamrengini olarak belli baya belirli bir cevap vermemek; etmemek. (bir şeyden) (birine) hiç zarar/halel gelmemek: They were none the worse ı olmadı. for it. Onlara hiç şaşk ına dönmü ş zarar olmak. ile tanınmak, ile meşhur olmak; ... için önemli sayılmak. ile tanınmak, ile meşhur olmak; ... için önemli sayılmak. k. dili bir deri bir kemik kalmak. k. dili tamah edilecek bir matah/mal olmamak. aklını oynatmış olmak, kafadan kontak olmak. 1. -in delisi olmak. 2. -in hayran ı olmak, -e deli olmak. kendisi gibi davranmak, normal bir şekilde hareket etmek. memnun olmak: I´d be obliged if you´d come early. Erken gelirsen memnun olurum. mecbur olmak. bir şeyi yapmaya (etrafında olup bitenlerin) farkında olmamak. -i aklına takmak, aklı -e takılmak. çok önemli olmak, çok önem ta şımak. hemfikir olmak, ayn ı fikirde/düşüncede olmak. çok önemli olmak. -e yardımı dokunmak, -e yardım etmek. hemfikir olmak, ayn ı fikirde/düşüncede olmak. yardım etmek. bir şeye yaramak. değerli olmak. -in hakk ında kesin bir karara varamamak. 1. gitmek; yola ç ıkmak. 2. (elektrik/su/gaz) kesik/kesilmiş olmak; ışık) söndürülmüş/kapalı olmak; (makine/aygıt) kapalı olmak: The (elektrik/ tetikte olmamak. hesabında yanılmış olmak. k. dili aklını kaçırmış olmak, aklını oynatmış olmak. k. dili ç ıldırmış olmak. k. dili kafadan kontak olmak. hastalık nedeniyle işe gelmemiş olmak. (radyodan/televizyondan) yayımlanmamak; yayımda olmamak. k. dili her yerden uzak bir yerde olmak, da ğ başında olmak. gücenmiş/alınmış olmak. iyi olmak. 1. (elektrik/su/gaz) aç ık olmak; (elektrik/ışık) açık olmak. 2. ıt) çalışmak, aç ık olmak. (makine/ayg daha iyi olmak. araları her zamankinden perhiz yapmak, rejim yapmak. ile aynı/eşit derecede/değerde olmak. 1. başta ve kıçta çektiği su aynı olmak, (gemi) dengede olmak. 2. k. dili şey yolunda olmak. her sergilenmek. sinirleri gergin olmak. 1. bildiği bir yerde/yörede bulunmak. 2. bildiği bir konuyla ilgilenmek. yanmak. (with) (biriyle) aras ı iyi olmak: Ece´s on good terms with Ayşen. Ece´nin Ayşen´le arası iyi.

be on guard be on its way out be on one´s hands be on one´s last legs be on one´s mettle be on one´s own be on one´s own responsibility be on one´s toes be on one´s way out be on overtime be on pins and needles be on probation be on s.o.´s side be on s.o.´s trail be on s.t.´s trail be on show be on skid row be on speaking terms be on strike be on tap be on target be on television be on tenterhooks be on the air be on the alert be on the ball be on the decline be on the defensive be on the go be on the high (low) side be on the house be on the level be on the make be on the mend be on the point of be on the right road be on the road be on the safe side be on the shelf be on the skids be on the spot be on the table be on the telephone be on the tip of one´s tongue be on the tip of one´s tongue be on the up-and-up be on the wane

1. nöbet tutmak. 2. tetikte olmak. -in devri kapanmak üzere olmak. (yük sayılan bir şey/biri) -in başında olmak, -in sorumluluğunda olmak. ömrü/miad ı dolmak üzere olmak. elinden geleni yapmaya hazır olmak. 1. başkasından yardım görmeden geçinmek/rızkını kazanmak, kendi nın çaresine bakmak. 2. yalnız başına kalmak. kendini ba şı şeyden) kendisi sorumlu olmak. (yaptığıgeçindirmek, k. dili uyan ık/dikkatli olmak. çıkmak: We were just on our way out. Biz şimdi çıkıyorduk. fazla mesai yapmak, mesaiye kalmak. k. dili diken üstünde olmak, endi şe içinde olmak.

şartlı tahliyeden sonra gözetim altında olmak. 1. birinden yana olmak, birinin taraf ını tutmak. 2. birinin lehinde olmak, ı olmak: Youth is on your side. Genç olman lehinedir. birine yararl birinin izini takip etmek; birini aramak.
1. (av köpe ği) avın izini takip etmek: The dogs´re on the trail. Köpekler iz eyi takip etmek; bir şeyi aramak. sürüyor. 2. bir şolmak. sergilenmekte k. dili serseri ve sefil bir hale dü şmüş olmak. (with) (biriyle) selamla şıp konuşmak. grev yapmak. 1. k. dili hazır bulunmak. 2. (bira) fıçıdan alınıp satılmak. 1. (bir tahmin) do ğru çıkmak. 2. (bir iş) belirlenen süreye uygun olarak ilerlemek. televizyonda olmak; televizyona ç ıkmak. endişe içinde olmak. (radyodan/televizyondan) yayımlanmak; yayımda olmak. tetikte olmak. argo ak ıllı ve dikkatli olmak. (kuvvetli/yüksek bir durumdan) dü şmekte olmak: The birthrate is on the ğum oranı olmak. düşmekte. The Roman Empire was on the decline. decline. Do savunma durumunda birtak ım işlerle meşgul olmak. oldukça pahalı (ucuz) olmak. ... işyerinin ikramı olmak, ... şirketten olmak: Your meal tonight is on the house. Bu geceki yeme ğiniz lokantamızın ikramı. ğruyu söylemek. k. dili do k. dili 1. kö şeyi dönmeye çalışmak; statüsünü yükseltmeye çalışmak. 2. ki için eş aramak. cinsel iliş şmek. (hasta) iyile -mek üzere olmak: He was on the point of going. Gitmek üzereydi. doğru yolda olmak. 1. yolda olmak, seyahat etmek. 2. yola ç ıkmış olmak. 3. to -e doğru ilerlemek. ihtiyatlı davranmak. 1. k ızağa çekilmiş olmak; emekliye ayrılmış olmak. 2. (kadın) evde kalmış olmak. k. dili kötü bir durumda olmak, kötüye gitmek. olayın geçtiği yerde bulunmak. 1. teklif edilmiş olmak. 2. (tasarının/meselenin) görüşülmesi/tartışılması ılmış olmak. ileri birtelefonda tarihe b ırak şmak. k. dili olmak/konu k. dili dilinin ucunda olmak: It was on the tip of my tongue. Dilimin ı. ucunda olmak. ucundayd k. dili dilinin k. dili yalans ız konuşmak; dürüst bir şekilde davranmak: I think he´s on the up-and-up. Bence numara yapm ıyor. azalmakta/batmakta/sönmekte/sonuna yakla şmakta olmak.

be on the watch be on the wing be on to be on top of be on top of the world be on top of the world be on top of things/the news be on trial be on vacation be one jump ahead be one with be one´s own man be one´s own man be one´s own master be onto a good thing be open to dispute be operated on be opposed to s.t. be oriented towards be out be out and about be out for s.o.´s blood be out in force be out in left field be out in one´s reckoning be out of be out of a job be out of character be out of character be out of commission/kilter/whack be out of control be out of earshot be out of favor (with) be out of it be out of line be out of luck be out of one´s mind be out of one´s mind be out of order be out of place be out of place be out of plumb be out of practice be out of practice be out of print be out of print be out of reach

1. tetikte olmak, kulak kesilmek. 2. nöbette olmak. uçmakta olmak, uçmak. k. dili (birinin) ne halt/haltlar yedi ğini/karıştırdığını bilmek. k. dili (duruma) hâkim olmak. k. dili çok mutlu olmak, sevinçten uçmak. k. dili sevinçten uçmak, ayaklar ı yere değmemek, bastığı yeri bilmemek. k. dili olup bitenlerden haberdar olmak. 1. yargılanmak. 2. denenmek. tatilde olmak, tatil olmak: Schools are on vacation. Okullar tatil. k. dili 1. (of) (-den) önce davranarak avantajl ı durumda olmak. 2. of -den ım ilerideolmak. olmak. iki ı fikirde ile ad ayn başına buyruk olmak. yerini korumak. başına buyruk olmak. k. dili yağlı bir iş bulmuş olmak. (bir şey) tartışılabilmek, tartışmaya açık olmak. ameliyat olmak. bir şeye karşı olmak, bir şeyin aleyhinde olmak. -e yönelmiş olmak. 1. dışarıda olmak: He´s out at the moment. Şu an burada değil. 2. (belirli ığı I had to buy them lunch, and bir miktar para) gitmek; (para) aç ı/soka ğa çıolmak: kıp gezmek. (nekahetten sonra) d ışar k. dili birinin hakk ından gelmek istemek. k. dili ortalıkta çok olmak. argo çok yan ılmış olmak. hesabında yanılmak. 1. (bir şey) tükenmiş olmak, kalmamak: We´re out of gas. Benzinimiz bitti. By the time he reached the top of the hill he was out of breath. Yoku şun olmak. işsiz (bir davran ış) (birinin) karakterine uymamak. (bir davran ış) birinin her zamanki davranışlarına uymamak. k. dili bozulmu ş olmak. 1. kontrolden ç ıkmış olmak, frenlenemez olmak. 2. (biri) dizginlenemez olmak. (uzakta oldu ğu için) işitememek, duyamamak. (birinin) gözünden dü şmüş olmak. argo başka bir dünyada yaşamak, hayal dünyası içinde olmak. 1. yersiz/uygunsuz/yak ışıksız olmak, yakışık almamak. 2. sıradan çıkmış olmak. şansı olmamak, şansı yaver gitmemek. 1. aklı yerinde olmamak, aklını kaçırmış olmak. 2. çok öfkeli olmak. k. dili aklını kaçırmış olmak, delirmiş olmak, keçileri kaçırmış olmak. 1. (makine/ayg ıt) bozulmuş/bozuk olmak, çalışmamak. 2. düzensiz ırı olmak. 4. uygunsuz olmak. olmak. 3. usule ayk ışıksız olmak, 1. (her zamanki) yerinde olmamak. 2. yersiz/uygunsuz/yak ışı k almamak. yak 1. (fiilen) yerinde olmamak. 2. uygun dü şmemek.

şakulünde olmamak, şakulden kaçmak. (uzun zamandan beri bir şeyi yapmadığı için) (onu) iyi yapamamak. formda olmamak; formdan dü şmüş olmak. (kitabın) baskısı tükenmiş olmak. (kitap) yayımcısında mevcut olmamak, kitapçılarda bulunmamak, ın) bask ısı tükenmi olmak. (kitab ında olmamak. 2.şeri şilemez olmak. 1. el alt

be out of season be out of shape be out of shape be out of sorts be out of sorts be out of step be out of stock be out of sync be out of the hole be out of the picture be out of the question be out of the running be out of the running be out of the woods be out of the woods be out of this world be out of this world be out of touch be out of touch with be out of work be out of work be out on maneuvers be out on strike be out on the end of a limb be out on the town be out on the town be out to be out to lunch be over be over and done with be over one´s head be over s.o. be over the hump be overcome by/with be overdrawn be overgrown with be overjoyed be overwhelmed by/with be overwhelmed with be par for the course be parallel with/to be peeved at be peopled by/with be perishing be pertinent to be pissed be pleased to do s.t.

-in mevsimi bitmiş olmak. formunda olmamak. 1. formda olmamak, formdan dü şmüş olmak. 2. şeklini kaybetmiş olmak, ıpssinirleri ız olmak. kal k. dili ayakta olmak. k. dili can ı sıkkın olmak, keyfi kaçmak/bozulmak. 1. (with) (ba şkalarına) adım uydurmamak. 2. with -e ayak uydurmamak. stokta bulunmamak. senkronik olmamak, senkronize edilmemi ş olmak. k. dili borçtan kurtulmu ş olmak. k. dili (biri) sahneden çekilmi ş olmak, işin içinde olmamak. k. dili söz konusu olmamak, dü şünülmemek, uygun sayılmamak. (yarışmadan) elenmiş olmak. adaylıktan elenmiş olmak. (hasta) hayati tehlikeyi atlatm ış olmak. k. dili tehlikeyi atlatm ış olmak. argo çok güzel/harika/süper olmak. k. dili süper/fevkalade güzel/fevkalade/harika/harikulade olmak. 1. (with) (biriyle) iletişim içinde olmamak. 2. dünyada olup bitenlerden şmeler hakkında bilgisi haberi olmamak. 3. with (bir konuya) ait yeni geli 1. ile temasta bulunmamak. 2. -den habersiz olmak. işsiz olmak. işsiz olmak. ask. manevra yapmak. grevde olmak. desteksiz kalmak. şehirde yiyip içip eğlenmek. k. dili şehirde zevk peşinde koşmak. (bir amaç) pe şinde olmak; (bir şey) için fırsat kollamak: He´s out to get ından gelmek fırsat kolluyor. They´re to win him. Onun hakk le yeme ği yemeye çıkmışiçin olmak. 2. argo kafas ı izinliout olmak. 3. the argo 1. öğ

pek çalbitmek, ışmamak. kafas şı olmak, sona ermek: The concert´s over. Konser bitti. It´s bitmi zda her şey bitti. over between us. Aram olmak. k. dili tamam ıyla bitmiş ı
1. (su) boyunu geçmek/a şmak. 2. (birinin) bilgisi/yeteneği dışında olmak. birinin amiri olmak; birinden daha yüksek bir görev/makam/rütbe sahibi olmak. işin en zor tarafını atlatmış olmak, düze/düzlüğe çıkmak. -den (kötü bir şekilde) etkilenmek: She was overcome by the smoke. ı kendinden2. geçti. He was overcome emotion. Öyle Dumandan dolaygöstermek. ından fazla para with çekmi ş olmak; 1. borç bakiyesi hesab ş olmak. (hesaptan) fazlav.b.) para çekilmi olmak. (yabani bitkiler ile kapl ı/örtülü çok sevinmek. 1. (duygulara) yenik dü şmek, yenilmek. 2. (sorumluluk, ağır bir iş v.b.) ezilmek. alt -e garkolmak. -eında boğulmak, k. dili normal sayılmak. 1. -e paralel olmak. 2. -e benzemek. -e sinirlenmek, -e sinir olmak. (bir yerin) halk ı/personeli -den oluşmak/ibaret olmak. 1. çok ü şümek. 2. (hava) çok soğuk olmak. ile ilgisi olmak, ile ilgili olmak. 1. off k ızmış/sinirlenmiş olmak. 2. İng. fitil/çok sarhoş olmak. (bir şeyi) memnuniyetle yapmak: I´d be pleased to do it. Memnuniyetle yaparım.

(kuş) havada hareketsizmiş gibi durmak. birer milyona olmak. -e satılmak: They´re priced at a million liras each. be resigned to be responsive be retired be revolted by be rid of be ridden with be rife be round the bend be rumored be s. zamanı dar olmak. Çabuk ol/olun! 1. kendinden memnun olmak. 2. -ehonest akrabal u ba san . -e karşı dayanıklı/dirençli olmak. to tıb..o.getirmek. (to) (ile) olmak. resign o. to. dili keçileri kaçırmış olmak. 2. herkese nasip olmamak.o. Onun dürüst bak. delirmiş olmak. k. 1. emekli/tekaüt olmak. 1. -den kurtulmak: We´re rid of them now! Onlardan kurtulduk artık! This building is ridden with rats. -den olumlu bir şekilde etkilenmek. -den tiksinmek. birbirine zıt olmak. sıkışık bir durumda olmak. 2.. Africa. dili para s ıkıntısı çekmek. -e hazır olmak. (ile) ilgisi olmak. ın olmak. -e uygun/özgü/ait olmak. kirli olmak. çok iyi bir şey olmak. olağanüstü bir şey olmak: It is quite şmsomething ış olmak. Onlarla ık ğıılmak.. to -e duyarlı/hassas olmak. düpedüz.. bir insan oldu 1. k. -e zararlı olmak. Onu çok ğilimi olmak.´s secrets be profuse in be prone to be proof against be proper to be proud of be provoked at be pushed for money be pushed for time be puzzled Be quick about it! be quite something be quits be related be reputed to be . . ile övünmek. dili (bir sisteme) ba ğlı olmak. k. k. tutkusuyla yan ıp tutuşmak: He was possessed with a desire to see görme tutkusuyla yan ıp tutuş uyordu.be pleased with be pleased with o. dili -in az vakti olmak. cevap vermeye istekli olmak. k. z. birinin hakk ı olmak. -den kurtulmu ş olmak. şakullemek. şakulünde olmak.. be plugged into be plumb be pocked with be poised for be poised for battle be poised in the sky be poles apart be polluted be positive (of/about) be possessed of be possessed with be predicated on be predisposed to be prejudicial to be prepared be prepossessed by be pressed be pressed for time be pretty well suited to be priced at be privy to s. Onlar ılıyor. person. 2. oldu ğu ilgili söylenmek: He is reputed to 3. (to) (ile) akrabalık bağı olmak: He´s not related to them. Bu binada fareler ile dolu olmak: yor. f. şaşırmak. -den gurur/k ıvanç/övünç duymak. şakulüne (çukurlar) ile 3. hazır/hazırlıklı olmak.ş olmak. -in üzerine kurulmu -e dayanmak. 2.s.. 3. afallamak. fiyatı . sava şa hazır bir şekilde beklemek. yok. -e eövdü.´s due -den memnun olmak. .. dili hesapla 1. -e meyilli olmak. 2. ile iftihar etmek. k. 1. (tedaviye) cevap vermek. -e k ızmış/sinirlenmiş olmak.. -e iyi uymak. beto an . dayalı -e meyilli/e ğilimli/yatkın olmak. olmak. a ğızdan ağıza dolaşmak. kayn çok ı yayg İng. Afrika´yı-e olmak. (-den) emin olmak. söylenilmek. to be made a countess these days... dili gerçekten. sıkışık olmak. dolu olmak. to -e razı olmak. birinin s ırdaşısat (bir eylemi) defalarca yapmak: She was profuse in her praise of him. -e sahip olmak. ask..s. iskandil etmek. olduğ ğ u söyleniyor. -in vakti çok daralm ış olmak. -e kendini kaptırmak..

programda olmak. Kendi ılarının (bir tutsa ğıyd ı.olmak.. dili iliklerine kadar ıslanmak. O aslında ının bir lütfudur. -de personel eksikli İng. (bir giysi) (birine) k ısa olmak: He´s short on ği smarts. birinin yan ından ayrılmamak. 2. He´s one ç ı olmak. bulunmak: The village was set deep in the mountains. -i çok özlemek. 2. 1.t. -i merak etmek. dili sarhoIşwas (bir şeyi) çok az yapmak/kullanmak. Bende beş kitap eksik. tarifeye göre (belirli bir zamanda) Oturunuz. 2.. olmak. k. olmak: She´s something of . olmak: He´s somewhat of a philosopher. k. -den çekinmek.. dili -e k ızg 1. (belirli bir konuda) birinin eksikli i 1. olmak: His flight is scheduled to arrive at three o´clock in the huk.. Bir yana kayk İ ng. planda olmak: Construction is slated to start on pazartesi günü ba şlayacak. Şair gibi bir şey o. ında bir . (belirli bir miktarı) (s. büyük bir side. dili ka kol ve bacaklar ı yana açılmış durumda yatmak. (bir şeyi) -den yana olmak. -in taraf ını tutmak. dili işten başını kaldıramamak. (belirli bir şeyin) kısaltması/kısas 1. 1. be sore about be sorry be soused be sparing in/with be spoiling for be spread-eagled birinin gölgesi olmak. eksik olmak: We´re ım ız kâfi de ğil... pek on -işa akl ına koymak: He´s set on going. dili çok zor bir durumda kalmak/bulunmak. dili on iyi this durumda k..t. kardan mahsur kalmak. kusmak.. -den bıkmış olmak. hasta olmak. Örümceklerden korkuyorum. humor. kenar yapmak. Görüşlerin tamamen birleştiğini belirtir: Alibeyköy is solidly for our man. Çok az över. k. butter! Tereya şınmak: is spoiling for sparing a fight. 1. Gitti ğine üzüldüm. k. dili (birinin) her şeyi tıkırında olmak. Plana göre in şaat ış ılm ış/yaslanm olmak: He was sitting slumped to one bir yana kayk ılm ış oturuyordu. gibi bir şey olmak. başını kaşıyacak vakti olmamak. ı tutuyor. I´m sorry I´ve olmak. to (bir şey) yapmak istemek. kendi kurdu -in tutsa ğı olmak: She was shackled by her prejudices. ayrılmak. (bir yerden) (belirli bir uzaklğ ıkta) short of cups. 2. k.” “I´m sorry. about -e ilgi göstermek. be somewhat of a . Gitmeyi ortas ğu düzenden şmayan biri olmak.” “Yusuf öldü. köşeye sıkışmak. Köy da ğların ında bulunuyordu. programa göre (belirli bir zamanda) olmak. İng. . gibi bir şey herkes şey çap o. Alibeyköy´de adamçap olmak.. dili -den illallah demek: I´m sick and tired of this! Bundan illallah! midesi bulanmak.o. ayrı yaşamak. esirgemek: Don´t be sparing with the ğınıHe esirgeme! He´s in hisşmek praise.) (birinde) ı k ış t ı ramamak: I´m short five books. 2. (bir yerde) bulunmak: The town´s situated on a river. ın/gücenik olmak. dili -e fazla yumu şak davranmak. (varolan şeyler/birileri) kâfi gelmemek. k. I´m He´s actually a conservative in disguise. -den kurtulmak. üzgün olmak: “Yusuf died. O gizli bir Tanr (of) (-den) korkmak: scared of spiders.´s shadow be s. ile dolu olmak.. Onda pek kafa yok.be s. in disguise be scared be scheduled Be seated. önyarg şey) (belirli bir miktarda) eksik olmak. be separated be set be set in one´s ways be shackled by be short be short for be short of be short on be shorthanded be shot of be shot through with be shy about be shy of be sick be sick and tired of be sick at one´s stomach be sick for be sick of be silent on be sitting pretty be sitting pretty be situated be skilled in be slanted towards be slated be slumped to one side be snookered be snowed in be snowed under be soaked in be soaked to the skin be soft on be solicitous be solidly for be something of a . bir şey kılığına girmiş olmak: That´s a blessing in disguise. (bir şeyde) (bir öğe) yer yer bulunmak: Her poetry is shot through with Şiirlerinde yer yer mizah var. Dövü için kaşı nıyor. k. 1. -den bahsetmekten çekinmek.” sorry to see her go. k.. (bir işin) ustası olmak. yetmemek. bizim (biri) kendi ında bir . Şehir bir nehrin ındaiyi bulunuyor.” “Üzüldüm.. a poet. hakk ında hiçbir şey dememek/söylememek/yazmamak: The law is silent point. . Bu konuda kanunda yaz ılı bir şey yok. 2. Filozof (biri) gibi bir kendi .. Fincanlar gelmek... k. üzülmek. Monday.

(bir şey için) kolay bir hedef olmak: This place is susceptible naval attacks. İki saat sonra hâlâ ağrı ı. yer yer bulunmak. ile kaplanmak. oturmuş birbirine zıt olduklar 1. olmak. . (belirli bir olaydan) sonra olmak/vuku (belirli bir bulmak. -den etkilenmek. -e teğet geçmek. olmalı? yeterli olmak. süre kapal k. ile aynı olmak. duvar gibi olmak. (bir . (at/by) (-e) şaşakalmak. -den daha az önemli (bir şeyden) şkas ın ın) emrinde olmak. -i çok desteklemek. hissini vermek. 2.. (bir hastalığa) karşı direnci olmamak. dili (biriyle) aç ık konuşmak. 1. -i çok be ğenmek. (birine) doğru söylemek. 2.birlikte 2. diliiş (birine) â şık olmak. ile meşgul olmak. (bir yer) (birine) yabanc ı olmak. kendinden emin olmak. gerekmek. söyleyecek sözü kalmamak. ı dili (bir konuda) ç ıış kald ıktan sonrazorluk bunalm olmak. -den ku aşırı miktarda olmak. dili tamamen sa ğır olmak. nemli olmak. -den sonraby gelmek.s. intihar etmeyi dü -e uygun olmak. 1. buz gibi olmak. Bu meclisin aş ağı kalmak. (gemi) karaya be ı halde ıbelirli bir amaç için çalış mak. The 1. (birine) dürüstçe davranmak. k. (belirli bir konuda) iyi/yetenekli olmak. hastalanmak. (bir şeyin) yabancısı olmak. şey) (bawith şka bir şeyi) akla getirmek. 1. This is subject to confirmation the assembly. 2. (bir ış . k. with k. kişi) hesapla şmış dili (bir hesap) görülmü şeyin) eksikli ğini/yoklu ğunu çok He´s (iki starved for affection. (belirli bir renge) boyanmak. Ne ihtiyac ın olsa vard ı olmak: This table´s with dust. çok şaşırmak. 2. ş olmak. be ş parasız olmak. k. be surrounded by/with be susceptible to be suspicious of be swamped with be sweet on be sympathetic to/towards be tailor-made for be taken aback be taken ill be taken up with be taken with be talked out be tangent to be tantamount to be the death of be the spitting image of/be the spit and image of be the victim of be there be thick with 1. (belirli bir) izlenim bırakmak. 2. 2. On ş saat boyunca havaalan nda mahsur kald ık. -den hoşlanmak. olmak. Buras ı denizden şku duymak. destek vermek. lazım olmak: You´re girdi ile dopdolu olmak. (bir şey) çok bulunmak. 1. -e tabi/ba ğlı olmak: This income is subject to taxation. k. (iki duymak: kişi) fit olmak. ile eşanlamlı olmak. -in ölümüne neden olmak. 1. mahsur kalmak: We were stranded at the airport for fifteen hours. about k. Avlu duman içindeydi. They´re swamped with guests. çok miktarda . (biri) için biçilmiş kaftan olmak. Çok i var. (görüşü/fikri) anlayıp paylaşmak/desteklemek. 2. (yüzey) yap ış yapış olmak. beklenmek: You´re supposed to stand up when he walks in. dili tamam ıyla soğumuş olmak. 1.. -den şüpheto etmek. etrafı (bir şey/birileri) ile çevrili olmak. var olmak: Two hours later the pain was still there. ile courtyard was thick with smoke. dili hık demiş (birinin) burnundan düşmüş olmak. k. Gözleri ya şla doluydu. (baolay ı) takip etmek. 1. Onların evi misafirlerle dolup fazla k. Bu zaman masa toz içinde.be square be starved for be sticky be stir crazy be stone broke be stone cold be stone deaf be straight with be stranded be strange bedfellows be strange to be strong for be strong in be strong on be studded with be subject to be subordinate to be subsequent to be subservient to be sufficient be suffused with be suggestive of be suicidal be suitable for be supportive be supposed to be surcharged with be sure of o. 2. (hava) yapış yapış karmak. O ğinde aya ğa kalkmanız bekleniyor. (biri/bir şey) için özel olarak yapılmış olmak. yapışkan olmak. ş ünmek. dili meteliksiz olmak. -in hizmetinde olmak: Should faith be subservient to reason? İnanç aklın hizmetinde mi yetmek. ile dolu olmak: Her eyes were suffused tears. 2. dili bir yerde uzun 3. dili -i çok sevmek. k. içinde boğulmak: He´s swamped with work.. (biriyle) do ğru/yalansız konuşmak.. Sevgiden yoksun kalm 1. Bu gelir vergiye tabidir. kapl She´s always there whenthick you need her. -in kurban ı olmak.

of (organizma v. farzetmek. of be unable to get a word in karşısındakinin fazla konuşmasından dolayı ağzını açamamak. -in egemenliği altında olmak. ğ lenmek. dili içkili olmak. inşaat halinde olmak. Sabah erken kalkmaya al ışık değil. 1. 1.o.ş(with) (-i) bitirmi şi araszorunda ındaki iliş ki bitmiş olmak: Sevda yaramaz olmak. tamir edilmek. dili birinin kontrolü alt ında olmak. -e susamak.´s disadvantage be to s.o. k. k. Susad ım. 2. I am unable to make the decision by myself. (para) yönden) ancak belirli birkaç amaç için kullan ılabilmek. alkollü olmak. tamirde olmak. göz hapsi altında olmak. 3. (with) k. -e hiç tahammül edememek. They are zlıksurroundings. sanmak.´s thumb be under stress be under suspicion be under the assumption that be under the influence be under the sway of 1. için çok-e zor olmak. duymak. 1. ıkmak. dayanmak. -e sad sözünü tutmak. be unable to be unable to bear/stand the sight Gelemedi. zan altında bulunmak. 2. Mark ınının tahakkümü altında olmak. dili 1. birinin şerefini lekelemek. 2. koruma altında olmak. turşuya dönmek. çok e -e bağlı olmak. varsaymak. (of suspicion) şüphe altında olmak. (birinin) (belirli bir yere) gösterilmesi planlanmak. 2. Geleceklerini duymak beni son derece memnun etti. üzerinde dü şünülmek.b. in (para) (belli bir şeye) yatırılmış olmak. birinin zarar ına olmak. (birinin) bir yere) uygun bir k. -den haberi olmamak. Karar ı yalnız -i hiç çekememek. dili bir kad k. 2. the pound. be -unashamed -in fark ında olmamak. çok yorulmuş olmak. birinin aleyhine olmak. -den b(hukuki suçlusu olmak. k. saldırılara maruz kalmak. -i çok istemek. -den usanmak. yeminli olmak.o. sözünü yerine getirmek. . -den dolayı cesareti kırılmamak: She was undaunted by the difficulty of the task. hayretler içinde kalmak. -den yılmamak. -ememek. görüşülmekte olmak. -i hiç dü şünmemek: Don´t be thoughtless of the future! Geleceği ün!/Gelece ği dü şünmezlik etme! dü ş olmak: Are you through? Bitirdin mi? 2. (biri) işe 1. donakalmak. -in nüfuzu alt ında olmak. stres içinde olmak. -den rahats be uncomfortable with be undaunted by be under a ban be under a cloud be under arrest be under attack be under consideration be under construction be under custody be under discussion be under guard be under house arrest be under oath be under pressure be under repair be under s. -e tabi olmak: The value of the mark is tied to the value of değeri sterlininkine bağlı. k. 3. old man. k. -den habersiz olmak: He is be unaware of unaware of ıhis Çevresindekilerin fark ında değil. ık Ya kalmak. -in gücünü a şmak: These stairs are too much for an şlı bir adamın bu merdivenleri çıkması çok zor. dili iki ki ızca kendi yetenekleriyle idare etmek kalmak. me şgul olmak. dili 1. (of) (-den) utanmamak/utanç duymamak. 2. (manevi) bask ı altında olmak. dili 1. topa tutulmak. İşin zorluğu karşısında cesareti yasaklanmak. tutuklu olmak.´s discredit be tolerant be too much for be true to be true to one´s word be tuckered out susamak: I´m thirsty. aday son derece memnun olmak: I´m tickled (belirli to hear they´re coming. (yap ı) fazla yük altında bulunmak. dili pestili ç ıkmak. 1. tutuklu olmak.be thirsty be thirsty for be thoughtless of/for be through be thrown back on one´s own resources be thunderstruck be ticketed for be tickled be tied to be tied to a woman´s apron strings be tied up be tired of be to blame for be to s. (of) (-e kar şı) hoşgörülü olmak. 2. -den âciz olmak: She was unable to come. edgewise -e alışık olmamak: He is unaccustomed to getting up early in the be unaccustomed to morning. yaln şaşırıp kalmak. zannetmek. -amamak.) -e tahammül etmek. 2. (bir şeyin) (belirli bir şeye/yere) verilmesi planlanmak.

-i iyi bilmek. Bu ihale ş püskürmek.b. 3. -i bilmemek. k. İng. zor bir durumda olmak. kapan öfkelenmek. 3. çok sıkışık bir durumda olmak. -den haberi olmak. dili zor durumda olmak. (bir şey yapmayı) istemek: Who´s up for a movie? Sinemaya ? 2. dili (bo ın elinde kal ır. bir şeyi yapmak için gereken niteliklere sahip olmamak.. polis taraf ından aranmak. k. iflasla karşı karşıya olmak. tükenmek. 4. right up your alley. dili mahvolmu ş olmak. iflas ın eşiğinde olmak. k. dü olmak. tic. k. 2. v. -i göz önüne almamak. 2. -e dikkat etmek. tükenmek..) olmak: adaylara aç ıkup olmak: This contract´s k. bir işe uygun niteliklere sahip olmamak. 1. (belirli bir şey yapabilmek için) yaşı tutmamak. şansı olmamak. s sabahlamak. dili 1. -e alışık/alışkın olmamak. (-i) istememek: He was unwilling to go. 1. 2. dili ayaklanm ış olmak. 1. k. -e ilgi duymamak. -den sak ınmak. (yetki. üzgün olmak. 1.) -e verilmi ş olmak. hakkında tereddüt içinde olmak. be unsettled about/as to be unskilled in/at be untroubled by be unused to be unwilling be up be up a creek be up a gum tree be up a gum tree be up against be up against the wall be up all night be up and about/around be up for be up for grabs be up in arms be up in arms be up on be up s.. 1. hareket halinde/ilerlemekte/devam etmekte olmak. -i yapabilmek. dili 1. -de iyi/usta olmamak. -i merak etmemek. harcanmak.t. enonunla son teknolojiye 1. for grabs. dili biri için biçilmiş kaftan olmak. dili zor durumda kalmak/olmak. dili hasta/rahats ız olmak. -i dert etmemek. bir şeye canı sıkılmak. Dans He´s etmeyi öğrenmek raz ış olmak. ate k.´s alley be up to be up to date be up to one´s eyes in be up to par be up to scratch be up to snuff/the mark be up to the mark be upset be used up be vested in be vexed at s. Bugün şmelerden haberdar olmak. son modaya uymak. Saat yediden önce hiç yataktan kalkmaz. eksik olmak. ı yataktan kalkm before seven. ayağa kalkmış olmak. istenilen derecede olmak. 2. isyan halinde olmak. dili istenilen seviyeye varmak. işi bitmiş olmak. ayaklanmak. -in üstesinden gelebilmek: Are you up to this? Bunu yapabilir I´m not up to talking to him today. k.be under the weather be under way be underage be uneasy about be unequal to a task be unfamiliar with be uninterested in be unlucky be unmindful of be unqualified for a job be unqualified to do s. bitmek. He´s unwilling to learn how to dance. in -den yoksun olmak: That man is wanting kitab 2. öngörülen standarda uymak. 5.b. 1. noksan olmak: A few pages of this book are wanting. -den endişe duymak. hakk ında kararsız olmak. en son de ile çok me şgul olmak. -e aday He is for mayor.. galip gelmek. Bu i ş tam sana 1. sinirli olmak. Belediye up gitmek isteyen var m ıkontrat ş bir kadro. bitkin alabora şmek. . k. sahip olmak. köşeye ıkışmak. k. ne yapacağını şaşırmak. (kötü bir şeye) açık/maruz olmak. 2. be victorious be vulnerable to be wanted by the police be wanting be wary of be washed up k. -e aldırmamak. 1. dili 1. 2. saymaca de ğerini bulmak. (to) (-e) razı olmamak. 2. 2. She´s never up k. bir işi becerememek. k. (uykuya) yatmam ış olmak: never up 1. İng.t. dili ile kar şı karşıya olmak/kalmak. . k. en sonmisin? olaylardan/geli ğ i ş iklikleri kapsamak. hak v. (tam) birine göre olmak: This job is göre. altüst olmak. (favori rakip) yenilmek. dili istenilen düzeyde/nitelikte olmak. Bu ın birkaç sayfas ı eksik. -den şikâyetçi olmamak. Gitmeye değildi.o. 2. . dili hastalıktan kurtulmuş olmak. (mide) bozuk olmak. her zamanki seviyede olmak. -e çatmak..

can midesi bulanmak. plaj. sorumluluk v. 2. iki ateş arasında kalmak. (yak ın olduğu için) işitebilmek. -e bayılmak. kendini (bir iVücudu be wrapped up in be written all over be/feel disinclined be/feel nauseous be/feel sorry for be/feel under the weather be/get chummy with be/get tangled be/live in a world of one´s own be/live on the razor´s edge be/make friends be/play truant be/skate on thin ice be/stand firm be/stand head and shoulders above beach beach buggy beachcomber beachhead âşık olmak. -e ac ımak: I feel sorry for those who work there. ğ u yüzünden ak ı yordu. plaj arabas ı. wracked by malaria. dili -e hayran olmak. nefes nefese kalm ış olmak. kendi dünyas ölümle kalım arasında olmak. 1. i. with/by (bir görev. ağırlığınca altın değmek/etmek. dü şman . -e razı olmak. -e değmek. (durumun) ne olduğunun be wise to ında olmak. dili çok de ğerli olmak. i. Orada çalışanlara yorum. ö be worthy of (ağrılar. with/by (dert/keder) yüklü olmak: He was weighed down by his sorrow.´s while İ spanyolca ğrenmeye değer.b.be way out in left field be weary of be weighed down be wide of the mark be wild about be willing to be winded fena halde yan ılmak. ıskalamak. ak ıl kârı olmak. dili ça ğı be with it be with s. -in k ıymeti/değeri (belirli bir miktar) olmak. (düşüncelere) dalmış olmak. kumsal.o. ac k. dersi asmak.. dili 1. -e layık olmak. be worth s. Bu ığı candlestick´s maaşın karşılığı nı vermek. -den çok üstün olmak. sahil. k. ask.´s grasp be wont to be worked up be worried sick be worried sick be worth be worth one´s keep be worth one´s salt be worth one´s while k. çok işe yaramak. 2.o. birinin vaktini ayırmasına değmek: It´s worth your while to learn Spanish. 1. (belirli bir miktar) değerinde olmak: This worth approximately thirty million liras. ı O genellikle gelir. k.) belini bükmek: Yüre hedeften olmak.b. hayatını kıyılardan topladığı enkaz ile kazanan kimse. 3. nefesi kesilmiş olmak. hastalık v. dili çok endişeli olmak. be wiped off the face of the earth yeryüzünden silinmek. k.) yüzünden çok çekmek: His body had been be wracked by/with ıtmadan çok çekmi şti. yüzünden akmak: His innocence was written all over his face. ile ahbap olmak. i. 2. dili (birinin) ne yapt ığının farkında olmak. ği acıuzak doluydu. Kendi entrikalar ının içinden ında ya şamak. dili birinin harcad ığı zamana değmek. 1. çağı yakalamak. (birine) dili .olmak. olmak. duyabilmek. k. 1. dili 1. kararından hiç vazgeçmemek. -den bıkmış/usanmış olmak. okulu k ırmak. k. k. ı dili (kendini) bir ho ş/tuhaf hissetmek. genellikle (belirli bir şekilde davranmak/hareket etmek): He is wont to come early. k kıyılar ı üzerinde ele geçirilen çıkarma yeri. birinin elde edebileceği bir şey gibi olmak.. 1. haritadan silinmek. vazifeden kaçmak. be wiped off the map k. 2. 2. (with) (ile) arkada ş olmak. kıerken zgın/öfkeli 1. k. heyecanl çok endişeli olmak.. şe) kapts ırm ış olmak. be worth one´s/its weight in gold k. 2. k. işinin ehli olmak. birinin kavrayışı içinde olmak. dili tehlikeli/çok rizikolu bir durumda bulunmak. s ırılsıklam k. up (karma şık bir durumun) içinden çıkamamak: He´s all tangled up in those intrigues of his own devising. dili ald ığı maaşın karşılığını vermek. okyanustan ıy ıya vuran büyük dalga. k ıyı.o. Suçsuzlu ı istememek. elinin altında olmak. dili birinin ne demek istedi ğini anlamak. fark n hiç gerisinde kalmamak. dili ald k. be within arm´s reach be within earshot be within reason be within s.

i. den. direk. tohum. ğırlığını kaldırmaz. -in töhmeti alt ında kalmak. i. den. darbe sesi. fener. davranış. İyi dayanıyor. i. galip (yumurta) ç ırpmak. dili çok yorgun. -i çok etkilemek: This tax bears down on etkiliyor. 2. çekilebilir. 4. gelmek. zarara gayret etmek. yenmek. gaga. geri çekilmek. boncuk. çarpmak.´nin) en aığı şiddetli ısm ını çekmek. i. sakals ız. azarlama. ışın. parlak. 3. -e sabır göstermek. 2./s. 2. hayvan. dili pazarlıkla fiyat indirtmek. i. geri çekilmek.b. -e do ğru gelmek/ilerlemek. s. s. da ilgisi unutmamal ile olmamak. borne) 1. -in izlenmesi gerekmek. sakal. (bir şeyin) kanıtı/delili olmak. darbe. (yüzü sevinçle) parlamak. s. ış. k. (bore/eski bare. tane. s. birini/bir şeyi doğrulamak/gerçeklemek. elinde bulunduran kimse.also fazla bastthis ırmak: Don´tBunu bear the poor. üzerinde ta şıyan kimse. boncuklar. 2. s. kiriş. fasulye s ırığı. (saldıthe (under) (zor bir duruma) dayanmak: She´s bearing up well. 3. sevinçle parlayan (yüz). . f. kerteriz. They have the right to bear arms. dikkate almak. yatak.´nin) en ağır/şiddetli kısmını çekmek: She ık´s wrath. vazgeçmek. vurmak.beacon bead beads beady beak beaker beam beam beaming bean beanpole bear bear bear a loss bear down bear down on bear in mind bear no relation to bear no resemblance to bear no responsibility for bear on/upon bear s. mil yatağı. hal. bore brunt of Tar rı. 2. i. i. 1. fasulye. 1. hesaba katmak. Tar ık´ n r/ gazab ınıken çok o çekti. 1. Silah taşıma Senin akatlanmak. baskı v.t. i. --en) 1. s. 3. 1. 1. (yaygı olarak kullanılan) ayı postu. polis memurunun devriyesi. 1. Bu vergi fakirleri baya ğı ılda tutmak: You should bear in mind. boncuk gibi: beady eyes boncuk gibi gözler. f. 2. k. azarlama. i. bask ı v. 2. 4. (saldırı. 2. ta şımak. 2. mertek. sırık gibi kimse. i.b. 1. 3. 1. dili bin dereden su getirmek. 5. kemere. çakar. çalmak (davul). (beat. -e hiç benzememek. işaret ışığı.o. tanıklık/şahitlik etmek. -i ak ısın. 4. ile ilgisi olmak. 3. hayvanca. k. aklında tutmak. ayı. s. geniş ağızlı büyük bardak. i. -i unutmamak. i. out bear the blame for bear the brunt of bear the brunt of bear up bear watching bear with bear witness bear witness to bear/keep in mind bearable beard bearded beardless bearer bearing bearskin rug beast beastly beat beat beat beat a retreat beat a retreat beat about/around the bush beat down the price i. saçmak ( ışık). hatıl. 2. 5. müz. 2. putrel. araba/saban oku. sakallı. tahammül edilebilir. (bir şeye) delalet etmek. 1. unutmamak. tempo. kaldırmak: It won´t bear your weight. yaymak. 1. tav ır. dövmek. (kalp) atmak. kaçmak. -in sorumlusu olmamak. 1. -in suçunu üzerine almak.. pestili ç ıkm i. vuru ş. 2. f. (silahta) arpac ık. ipe dizilmiş boncuk.

sinirleri boşanmak. aklanmak. s. i. (kad ınlar için) kuaför salonu. birinin pöstekisini sermek. yatak. orsas ına seyretmek. 1. 1. birinden daha üstün olmak. beat/break the record f. dili 1. dili her yerde aramak. 1. kuşkulanmak. birini büyük bir yenilgiye u ğratmak. üzerinden geçilmi çiğğ . 2. güzellik uykusu. dili birini fena halde dövmek. güzellik yarışması. güzellik kraliçesi. i.). nehir yata ğı.).u ğramak. 1. dövme (metal). all hollow beat the air beat the bushes beat the rap beat time argo Defol! k.b. down beat s. birini cebinden ç ıkarmak. çırpılmış (yumurta v. k. 2. uygun. beauty shop. bağ. (be. up beat s. i.. havanda su dövmek. (çok) güzel.yol âşıv. kunduz kürkü. 1. 3. k. güzel şey. (down) -e yatacak bir yer vermek. için. karyola. defetmek. yaraşmak: That tie yor. olmak. çünkü.o. (bahçedeki) tarh. kadın berberi. güzel kad ın. beauty shop. güzelce. f. to -e yak ışan. to a pulp beat s. 2. k. beat. . beaten nenmi ş.Beat it! beat off beat off the attack beat s.b. -i yat ırmak. güzellik. haybeye kürek çekmek. münasip. birini ezmek. tam pansiyon.o. birinin posas ını/leşini çıkarmak. birini pes ettirmek. bak.. a stone wall rekoru k ırmak. s. tempo tutmak. s. yatak ve kahvalt ı. bak. k. güzelle ştirmek. kötürüm O kravat olmak. beat to windward beat/bang/hit one´s head against k. becomes you. f. z. yatak takımı. f. f. (bir şey) (karşısında) çılgına dönmek. 1. temize ç ıkmak. endişelenmek. 2.o. i. birini tekme tokat dövüp iyice h ırpalamak. become. dili bo şuna uğraşmak. güzellik salonu/enstitüsü. k erkek. 2. 2. --s/--x (boz) i. argo 1. -den dolayı. felç olmak. k. saldırıyı tamamen püskürtmek. 2. be. 2. 2. f. tahtakurusu. k.t. merak etmek. down yatıp uyumak. (kad ına) âş şı(patika. dili bo şuna uğraşmak. 3. den. ço beau beautician beautiful beautifully beautify beauty beauty contest beauty parlor beauty queen beauty salon beauty shop beauty sleep beaver became because because of beck beckon become become paralyzed become polarized become/get anxious become/get hysterical (over) become/get suspicious becoming bed bed and board bed and breakfast bedbug bedclothes i. ışı felce kutuplaşmak. i. cezadan kurtulmak. dili birini öldüresiye dövmek. el/baş işaretiyle çağırmak. k. 1. kunduz. dili birine fiyat indirtmek.o. bak. şüphelenmek. all hollow beat s. güzellik uzmanı. kastor. nedeniyle. dili kovmak. 2.came. meraklanmak. çoğ. 2. yak ışmak. 3. bak.. dövülmü ş. i. zool. k. sana yak 1.o. kuaför. dili bir şeyden çok daha üstün olmak.come) 1. black and blue beat s. birini dövüp çürükler çok içinde b ırakmak. sevgili. -diği için.

ön ayak olmak. beeves) sığır. i. biftek. sefalete düşürmek. yatak örtüsü. yak ında. yatak yarası. dürülü yatak. of -den dilemek. babas ı olmak. yard ım etmek. be. i. yatağın başucu. . başlatmak. i. i. z. şlayanvücut kimse. bak. rüzgâr yönünde. kayın ağacı. huzurunda. 2. i. (yatakta kullan ılan) sürgü. pancar. --ging) 1. balmumu. önünde. yatma zaman ı. f. yatak odas ı. f.. cephesinde. z. önce.. İng. f. Kıyamet koptu. yatak tak ımı. tarifi imkâns ız olmak.). --ting) 1. i. bed-sitter.. (--ged. pancar. (çoğ. i. 1.. f. 1. i. f. yol açmak.gun. kayın. 2. dostça davranmak. bedpan bedridden bedroll bedroom bedside bed-sit bed-sitter bedsore bedspread bedstead bedtime bee beech beef beef up beefsteak beehive beekeeper beeline been beer beer on draft beeswax beet beet sugar beetle beetroot befall befit befitting before before Christ before long before the wind beforehand befriend beg began beget beggar beggar description begin beginner i.. i. argo şk. kestirme yol. sızlanıp durmak. bak.C. fıçı birası. k ınkanatlı böcek. i. arı yetiştiricisi.) milattan önce (M. s.gan. -den önce. --en) ba şına gelmek. ba ğ (B. 2. önce. bira. i. 2. s ığır eti. tıb. s. i. 1. f. arı. i. karyola. i. i.. i. (be. 1. arı kovanı. dilenmek. evvel. i. yatalak.fell.ten/be.got. i. bak. mahvetmek. (be. dili kuvvetlendirmek. edat 1. i. beet.).Ö. 2. begin. tek odalı apartman dairesi. f. (be. i. anlatmaya sözcükler yetmemek. banyosuz.got. sebep olmak. 3. 2. ba şlamak. be.. 2. f. dilenci. yerine.got.. uygun olmak. balarısı. ikâyet etmek. --ning) 1. i. zool. çok gürültülü ve kargaşalı bir yer. f. sakaroz.Ö. İsa´dan önce (İ. meydana gelmek.. i. arıcı. (--ted. i. düz hat. 2. çapk ın. i. düz çizgi. i. be. (çoğ. önceden.root) İng. yalvarmak. bulmak. -den rica etmek. bot. tercihen. İng. i. f. yak ışan. (çoğ. --s) argo şikâyet. 3. işe yeni ba . tımarhane gibi bir yer.bedding bedfellow bedlam Bedlam broke loose. pancar şekeri. çabuk. --ting) yak ışmak.

(bir şeyi) (birine) fazla görmek: You don´t begrudge me this vacation. 3.. 1.. Belçika. gecikerek. z. bakmak. güçlü bir inanç duymak. etrafını sarmak. 2. (--d. f. 2. aklın f. Beyaz Rusça. seyirci. davranmak. püskürtmek. f. oluş. çan kulesi. yak ışık almak. borçlu. esas. 1. bak. 1. insan. 2. f. larının geride: ısrarlı istekleri üzerine bazen şarkı behest of friends. (bir şeyi) do you? Bu tatili bana fazla görmüyorsun. İng. 3... de ı çelmek. f.. 2. varlık. bej. içeride. muhasara etmek. terbiyeli davranmak. f.. 2. behoove. 1. fırlatmak. We left them far behind. i. ayartmak. inanmak. ..s. oldu i. başlangıç. i. bak. f. davranış. 2. ısrar: She would sometimes sing at the şinden. s. f. İng. 1. kuşatmak.. bak. geğirmek.. bot. s. f. i. f. i. i. varoluş. bak. begonya. gizlice. 1. kaynak. hareket etmek. inanç. davran ışçılık. bak. dili hapiste. Beyaz Rusya. gecikmiş. Belçikalı. 1. 1. vaktinden sonra. behavior. İng.ing) 1. 1. i. gözlemlemek. i.ly. f. Arkada The children were running z. 2. içeride. 2. s. bak. gerekmek. minnettar. dili hapiste. 4. yanlış/sahte ğunu göstermek. etrafını çevirmek. parmakl ıklar arkasında. beget. bak. Belçika´ya özgü. Belçika. boynunu vurmak. -in arkas ından. i. s. Belçikalı. be. behold. 2.. yaratık. f. saptırmak. geç kalmış. f. baş.. 1. -meli. i. buyruk.. (be. i. İng. cezbetmek. yakışmak. Onları behind. perde arkas ında. beget. Behave yourself! behavior behaviorism behaviour behaviourism behead beheld behest behind behind bars behind bars behind one´s back behind the scenes behind the scenes behind the times behold beholden beholder behoove behove beige being belabor belabour Belarus Belarussian belated belatedly belch beleaguer belfry Belgian Belgium belie belief believable believe i. parmakl k. Terbiyeni tak ın! i. (sahte bir şey) (gerçek bir şeyi) örtmek. iman etmek. Çocuklar pe şinden ıklar arkas ında. üzerinde fazla durmak: Don´t belabor the point. kellesini uçurmak. ısrarlı istek.. i. k. i.held) 1. emir. 1. begin. f. s. demode. i. inanılır. geğirme. bak. davran ış tarzı. (somut anlamda) pe ş koşuyordu. i. f. behaviorism. i. sanmak. -in gıyabında. perde arkas ında. Beyaz Rus. ğil mi? 2. görmek. çağın gerisinde. f... 2. 2.beginning begonia begot begotten begrudge beguile begun behalf behave behave o. f. 2. 1. belabor. O nokta üzerinde fazla durma. s.

şaşkın. 1. Oryantal dansöz. güzelavratotu. savaşçılık. bükülür. ço i. 4. edat aşağılık. i. güzel kad ın. s. s. birine güvenmek. sızlanmak. s. ço ğ. beneath there came a voice. karın ağrısı. i. akl ı yatmak. bağırmak. 2. körük. -e güvenmek. dili yumruk indirmek. O (kimasa şisel) e şya. two floors below iki kat aşağıda. Belarus. 1. kuşatmak. (bir şeyden) ağlayıp sızlayarak şikâyet etmek. kuşak. kavgac ı. z. kıvrım. 1. aşağıda. göbek atma. denektaşı. i.. rakkase. kemerle ba ğlamak. Beliz´e özgü. 2. dalgın. Beliz. bükülmek.. Beliz. Belizli. belirtmek. aşağıya: The sea beneath was blue. göbek çukuru. dilber. Believe me! believer belittle Belize Belizean bell bell pepper belladonna bellboy belle bellflower bellhop bellicose belligerence belligerent bellow bellows belly belly dancer belly dancer belly dancing bellyache bellybutton belly-up belong belongings Belorussia Belorussian beloved below below average below par belt belt buckle Belt up! bemoan bemused bench bench mark bend bend to/towards bendable bends beneath beneath contempt 1.From . to -in üyesi olmak: Bahri belongs to the Moda i. f. karın. 2. s. i. k. 2. sıra. i. benim. aşağıda. 1. alçaltmak. ıvrılmak. şiddetle vurmak. tek. sevgili. vasatıa tic. 2. seviye işareti. saymaca de ğerinin altında. eğilmek. kemer tokas İng. otellerde oda hizmetçisi çocuk. dirsek. Aşağıdaki deniz maviydi. i. kolan. röper. dansöz. viraj. those below below nşalt ında. i. i. kıvırmak. dolmalık biber... bank. böğürmek. çançiçe ği. aşağıya: from below aşağıdan. rezil.. çevirmek. dili göbek. savaşçı. 2. oryantal dansöz. i. kıstas. ı. kavgac ılık. (bent/eski --ed) 1. bot. f. eğrilir. 1. bağlamak. -e inanmak. bot. i. s. ç ıngırak.. kemer.. 1. aşağıdan. Belarussian. kampana. i. f. kayış.believe in believe in s. çan. 2. s. aziz. bellboy. i. i. ölçüt. dili şikâyet etmek. Oryantal dans. dövüşkenlik. dili Sus!/Çeneni kapa! f. belladonna. A şağıdan bir ses geldi. sevgili. Sözüme inan! i. üzüntüsünü 2. f. i. Belizli. 3. ğ.o. eğilir. bak. 3. 1. 1. k. to (bir şey) (birinin) malı olmak. mümin. aşağıdan. i. bak. röper noktas ı. the river flowing ağı da akan nehir. f. küçümsemek. k şeye) 2. 2. z. 1. den.. i. k. kavgac ı. inleyerek yakınmak.. inanan. 2. f. bükmek. dövüşken. k. dövüşken. e ğmek. zil. küçültmek. (bir s. (birine) ait olmak: That table belongs to me. i. i... 2. bak.. 1. i. i.. dönemeç. z.

f. bükülmüş. bulaştırmak. hayır işine bağışlanan para.nin. 2. 2. i. en ho ş.. -in etrafını sarmak/çevirmek. dili o biçim. f. bağış. 2.benediction benefaction benefactor beneficence beneficent beneficial beneficially beneficiary benefit benefit concert benevolence benevolent benign Benin Beninese bent bent benzene benzine bequeath bequest berate bereaved bereavement bereft bereft of beret berry berserk berth beseech beseechingly beset besetting beside beside o./My bet is . cömert.rü şvetçi. yas. benzin.. -e yararlı olmak. yard ımsever. hiç güvenilmez. cömertlik. etmek. 2. 1. yan ına. çatlak. iyi. benzen. ısmarlama. ısmarlama iş yapan. aptal. üstelik. sarho ş.. bağışçı. bak. 2. ha şlamak. -in dışında. z. yard ımseverlik. i. başına üşüşmek. yard ımsever. -i kuşatmak. dili hilekâr. eğri. geçmek.. kıvrık. kim.). miras olarak b ırakmak. azarlamak. mirasç ı. Beninli. etrafını almak. k. ısmarlama yapılmış. edat 1. 2. iyi. -den yoksun kalm ış: bereft of strength kuvvetten düşmüş. yaslılar. yarar. f. fayda. 4. i. kirletmek. yenmek. hay şak huylu. i.. f. etli ve zarlı kabuksuz meyve. cömert. 1. en iyisi. i. i. --ting) 1. 2. i. 3. bağış. den. 1. z. (çoğ. yalvararak. yumuşak (hava). f. 1. hakk ından gelmek. 2. 2. yakayı bırakmayan. 2.. -e s ıkıntı vermek.. f.. i.set. kâr gayesi gütmeyen (kurum v. yard ımseverlik. yumu iyicil. matem. s. kutsama. -den istifade etmek: This m amac ıyla düzenlenen konser. çılgın. yitirme. i.. s. çılgınca hareket eden. i. f. 1. 3. en iyi yol/çare. ırl ı. düzenbaz. -in yanında. 2. ranza.b. Benin. -den faydalanmak. 1. en uygun. iyi huylu./I´m willing to bet . (gemiyi) rıhtıma palamar yeri. k. Bahse girerim ki .. 2. 1. 1. cömertlik. i. iş. kendinden geçmiş. 1. bend. 5.. 2. edat 1.. bere. s. I´ll bet . gemici ranzas istirham f. 2. manevra alanı. s. f. den. -i ku şatma altında tutmak. konu dışı.. 4. z. f. yararlı.. beside the mark beside the question besides besiege besmear besotted besought bespoke best best best bet i. beseech. 1. -in yarar ına olmak.s. yararlanan kimse. hayır işine para bağışlama. İng. hayırlı. yardı-den i. (be. 1. s. s.. s. faydalı. (good ve well´in enüstünlük derecesi) en iyi. yararlı bir şekilde. rıhtımda ı.ese) Beninli. matemli. görev. baskın çıkmak. -e yararı dokunmak. hayır işine bağışlanan para. i. sersem. -den ba şka. i. ayrıca. (be. bağış. s. k. . (taşıtlarda) yatak. üçkâğıtçı. selim (tümör). yanı sıra. 1. vasiyet. hayır işine para bağışlayan. s.sought/--ed) yalvarmak. bak. vâris. konu dışı. -e nazaran. f. 2. dili deli. Benin. 2.. yanında. hırsız. hayırlı. s. s. vasiyet etmek. bereketli (toprak). i. Benin´e özgü. s. from yararlanmak. takdis. Be. 4. 1. 3. s. (ölüm nedeniyle) kayıp. den. 3. i. İng. kaybetme. yaslı. matemliler.

daha iyisi. s. ihsan etmek. hain. verev. (--ed/--led.strid. (birini) (belirli bir şekilde) etkilemek: They tried ılıto . f. tartışmasız. öteye. dili eş. edat 1. kuvvetle sanmak: f. s. i. 2. 2. Beni onun aleyhine çevirmeye s. büyüleyici. ilâ: laf/söz aram söz aram ızda. içecek. ekilde. (birinin) ba şına gelmek: Woe betide them! Başlarına taş yağsın! 2. z. k. -den sonra: Beyond there there´s nothing but mountains. f. 2. önyarg i.ese) Butanlı. (bet/--ted. gözünü açmak. i. O güzeller evi kahkahalar ıflanmak. f. kaba. pahlanm ış kenar. f. hayvana ait. Butan´a özgü.best man best seller bestial bestially bestir bestow bestow favors on bestride bet Bet your boots. 2. --ing/--ling) pahlamak. 1. büyülemek. ele verme. 3. vahşice. hayvan gibi. (be. f. hayvana yak ışır şekilde. dili Emin olun. son derece. şüphe götürmez. Butan. erişilmez. f. önyargı. (good ve well´in üstünlük derecesi) 1. i. 1. mama önlü ğü. 2. --ting) ı1. betide betray betrayal betrayer better better and better better half better half Better late than never. bet he´s there. daha iyi. ötesi. ihanet etmek. pah. between between you and me between you and me and the gatepost you and me and the between lamppost bevel beveled beverage bevy bewail beware bewilder bewilderment bewitch bewitching beyond beyond doubt beyond measure beyond number beyond price beyond question beyond the veil beyond/out of reach beyond/past redemption Bhutan Bhutanese bias biased bib sağdıç. paha biçilmez. f. büyü yapmak. 2. -e ayrıcalık tanımak. hayra göstermek.strid) 1. i. 2. ötesinde. daha güzel. -e hay f. bahis. bacaklar ını ayırarak binmek. çok dikkat etmek. 1. şüphesiz. Butan. yerinden oynatmak. 3. (--red. şaşkınlık. şüphesiz. i.strode. öbür dünyada. kuşkusuz. sak ınmak. s. dili eş (kadın/erkek): Where´s your better half? Eşin nerede? Hiç olmamaktansa vars ın geç olsun. i. iddia. i. Bhu. aldatmak. daha çok. s. the two of them ikisi arasında. laughter. i. between aras ızda. (çoğ. ihanet eden. Oradan öte da ğdan başka şey yok. kalabalık bir grup: That bevy of beauties made the house ring with yla çınlattı. 1. (bir şeye) ağılamak. bahis tutu Ik. 1. kuşkusuz. daha iyi bir ş gittikçe daha iyi. hayvanca. be. çoksatar. 1. üstünlük. 1. e ğilim. şaşırtmak. k. vah şi. bias me against him. bahse girmek. hıyanet. dili söz aram ızda. sayılamaz. -e alamet olmak: It betides good. f. 1. 2. i. f. Bence orada olmas ı kesin. her nda bulunmak/uzanmak: Istanbul bestrides two iki tarafında/yakas şmak. f. -den öte. . z. (on/upon) (-e) vermek. z. şev. yetişilmez. sersemletmek. ele vermek. me şrubat. Butanlı. s. 2. aras ında: between Kadıköy and Üsküdar Kadıköy ile Üsküdar ında. arasında. sayısız. 2.tan. kurtarılamaz. ötede. --ring) harekete geçirmek. i. -e iltifat etmek. 1. kabaca. O alamet. k. i. 2. pahlanm ış. edat 1. cezbetmek.den/be.

dili bisiklet. atışmak. dev şirketler. (bid. Kitabı Mukaddes. 2. z. s.. i. i. k. bilingual bilious i. dili kodaman. bicentennial. --den/bid. kocaman. dili kodaman.. f. i. ters. i. 3. i. demek. sintine. bak.Bible Biblical biblical Biblically biblically bibliography bicarbonate bicarbonate of soda bicentenary bicentennial biceps bicker bicycle bicycle shed bid bid bid farewell bid s. beklemek. aksi. aksilik. yıkılmamak. aç ık artırmada fiyat artırmak. terslik. büyük. önermek. huysuz. i. i. Biblical. 3. 2.. iki yüzüncü yıldönümüne ait. eli aç ık. huk.. f. bikarbonat. k. dili Bilge´nin kazanmas ı kesin. bir şeyin zamanını beklemek. söylemek. iri. argo kodaman. resmen evliyken ba şka biriyle yasadışı olarak evlenen kimse.. karbonat. s. dili kodaman. s. çekişmek.. öd. (--d/bode. mutaassıp. i. karina. (çoğ.ceps) anat. 2. s. bisiklet. bağnaz. briç deklarasyon şebbüs. 2. bak. oturmak. iki taraflı. f. . büyüklük. 1. i. i. (kapalı) bisiklet park yeri. (bade/bid. dayanmak. bifokal. k. i. emretmek. k. 1. kaynakça. veda etmek. 2. münakaşa etmek. birine veda etmek. pazı. etmek. bi. iki yılda bir olan. mutaassıp. bak. s. 1. bifokal gözlük. öneri. --ding) 1. iki dilli. cömert. i. giri şim. 1. Eski ve Yeni Ahit. kin. s. k. saçmal ık.. Kitabı Mukaddes´le ilgili olarak. Biblically. tekumanda f.2.o. i. bisikletle gitmek. yapmak. farewell bide bide one´s time bide one´s time biennial bier bifocal bifocals big big business big gun big shot big shot/wheel big wheel bigamist bigamy bighearted bigness bigot bigoted bigotry bigwig bike bikini bilateral bile bilge Bilge can´t help but win. 2. garaz. i. huk. bisiklet kullanarak gitmek. bağnazlık. 2. Kitabı Mukaddes´e ait. --d) 1. çift odaklı. z. etkili. iki kenarlı.. i. uygun zaman ı beklemek.. s. dili kodaman. ayaklı tabut altlığı. s. i. k. önemli. s. bağnaz. s. f. i. safra. resmen evliyken ba şka biriyle yasadışı olarak evlenme. öde ait. taassup. çoğ. Kutsal Kitap. bikini. s.i. safraya ait. i. iki yüzüncü yıldönümü. 1. tabut taşımak için kullanılan tekerlekli sedye. sabretmek. huysuzluk. s. dar görüşlü kimse. bibliyografya. den. --ding) 1.

i. 3. çok (duman) (yelkeni) s. 1. 3. s. fatura.. teke. iki ayaklı. aldatmak. biyolojik sava ş. dirimbilimci. ya şambilim. gaga. çevreye zarar vermeden toprakta çözünebilen. teke. Napolyon kirazı. 2. 2. bağlayıcı. (iki gözle bak i. hu ş. hesap. then. i. tutkal. s. biyoloji. 1. ciltevi. i. biyolojik saat. Aras ıra ılabilen) dürbün. 2. i. manifesto. bir giysi) ğlar. i. (bound) 1. ciltleme.bin çift. 2. i. milyar. menü. kuş kafesi. s. insan haklar ı beyannamesi. tah ıl v. hayat hikâyesinin özeti. poliçe. 2. iki ayda bir olan. biyolojik aç ıdan. i. cilt. yaşamöyküsü. (büyük) dalga. fazla sıkmak. 1.rahats 2. f.B. sağlık belgesi. A. (kömür. yemek listesi. erkek keçi. yemek listesi. biyolojik olarak. poliçe. cüzdan. 1. 1. biçerba i. i. Betula. 1. ciltlemek. kambiyo senedi. ayda iki kez olan. s. i. dalgalı. i. i. z. –– hall bilardo salonu. i. i. kuş. şişirmek. kenar şeridi. kambiyo senedi. bilardo. dili cop. konşimento. bot. i. k. ilan tahtas ı. fatura çıkarmak. 1.´ni saklamak için) kap. f. dalgalanmak. çok fazla içki içilen süre: He goes on a weekend binge every now and hafta sonu boyunca içki içmekten başka bir şey yapmaz. biyokimya. 3. 2. dirimbilim. bilyon. erkek keçi. s. i. 2. sandık. 1. biyografi yazar ı. dirimbilimsel. i. (yelken) şişmek. 3. sarmak. ya şambilimsel.bilk bill bill bill of exchange bill of exchange bill of fare bill of fare bill of health bill of lading bill of lading bill of rights bill of sale billboard billfold billiard billiards billion billow billowy billy billy goat bimonthly bin binary bind binder bindery binding Bing cherry binge binoculars biochemistry biodegradable biographer biographical sketch biography biological biological clock biological warfare biologically biologist biology biped bipedal birch bird bird cage f. biyografi. biyolojik. İng. (duman) buram buram çıkmak. s. ciltçi. 1. (dar ız etmek. –– ball bilardo topu. wood odunluk. ikili. kanun tasarısı. 2. i. Napolyon. kandırmak. 4. zorlayıcı. 2 kenarını tutturmak. fatura. f. i. i. i.b. doland ırmak. konşimento. i. ya şambilimci. iki ayaklı hayvan. ba ğlamak. biyolog. dalgaland ırmak. yer: coal bin kömürlük. kâ ğıt para. trilyon. .D.

doğuştan olan özür. i. f. kuş evi.şı piskopos. 1. k. i. 1. 3. i. 1. biçimsiz. bilg. bitüm. 1. 2.ten) sırdili ık. 2. kara. kuş gözlemcisi.´s nose off bite the bullet biting bitten bitter bittersweet bitumen bituminous bituminous coal bizarre blab Black black birine ters cevap vermek. 4. ziftli. karanl ık. zenci. çörek. bitter (çikolata). dili (zor bir) karar almak. dişi köpek. f. ikicinslikli. parça. i. yırtıcı kuş. 1. göçmen ku ş. duyan. soy. yırtıcı kuş. (öfkesini/üzüntüsünü belli etmemek için) duda ğını ısırmak. kara. i. şiddetli. ısırıcı (rüzgâr). 2. çift cinsiyetli. (bit. doğuş. . yava ş yavaş. acı (söz). siyah. 2. kuş cenneti. doğum lekesi. bitümlü. ac ı. bisküvi. i. azar azar. dili cadaloz kadın. 1. ikie şeyli. 2. i. doğum günü. garip. i. lokma. kirli. s. d 2. s. 1. satranç fil. dili huylar ı birbirine benzeyen kimseler. ac ı. i. bite. 3. i. k. 1. f. i. 2. kuş ötüşü. girişmek/kalk ışmak. her iki cinse erotik istek kar i. zift gibi. dili elde olan yararlı şey. bite one´s lip bite s. katran. etmek. f. dili bir yerde ancak geçici bir süre için kalan kimse. delgi. 2..bird in the hand bird of passage bird of passage bird of prey bird of prey bird sanctuary bird watcher birdcall birdhouse birds of a feather birds of a feather bird's-eye bird's-eye view biro birth birth certificate birth control birth defect birthday birthmark birthplace birthrate biscuit bisexual bishop bison bit bit bit bit by bit bitch bite k. zenci. hem ac ı hem tatlı. 1. i. siyah. 2. tükenmez. acayip. yaş günü. kafadarlar. 1. dili şikâyet p durmak. acı. şirret. bit. bak. keskin. zenci. 2. kuşların avlanması yasak olan yer. İng. i. kaynak. i. doğum kontrolü. bi. (nüfusa göre) do ğum oranı. i. bo ğaz. elde olan fırsat. şekersiz. bit. keskin. ısırmak. geveze. 2. s. (soğuk) yakmak. (çoğ. doğum. iyi ve kötü. 2. nüfus kâ ğıdı. (--bed. biseksüel. ba şından bite off more than one can chew ık. boş s. 3. matkap. 1. 2. gem. k. i.. 2. --bing) gevezelik etmek. bite. (bal ık) oltaya vurmak. 2. madenkömürü. zift. bizon. i. k. İng.. 1. 2. kasvetli. 1... parça. s. kancık. doğum yeri. sert. i. doğma. 1. s. s. ırd ır etmek. k. bo şboğazlık etmek. 1. s. tükenmez kalem. başlangıç. s ızlanı1.o. göçebe kimse. kuşbakışı. lokma. tuhaf. biseksüel. f.son) zool. göçmen ku ş. k ırıntı. bak. (soğuk veya rüzgâra özgü) büyük şlere/işesertlik. i(içkide) 3. s.

iftira etmek. i. -i kara listeye almak. siyah pars. dili grev kırıcı. lekelemek. 3. morarm ış göz. smokin. bezdirici. mesane. 2. i. nalbant. sütsüz kahve. i. dili saçma. kabahatli. cowpea blackguard blackhead blackjack blackleg blacklist blackmail blackmailer blackness blackout blacksmith blacktop bladder blade blah blame blameless blameworthy blanch blancmange bland 1. s. f. s. alçak. kara liste. k. tadı bebek maması gibi ve hazmı kolay olan (yemek). karartma. bot. karadut. hav. börülce. karabiber. kimsenin dikine gitmeyen. (bıçak) ağzı. f. i. karartmak. i. i. suç. k ısa bir süre için şuurunu kaybetmek. rezil. i. 2. alçak kimse. 1. ayıplanacak. karşı oy kullanmak.. kara kutu. 2. 1. i. kısa süren şuur kaybı. çöreotu. f. sövüp saymak. sütlü pelte. karaborsa. çürük. şantaj yapmak. 1. morarm ış. kara veba. kara tahta. i. 2. asfalt. başı siyah olan sivilce. s. yazı. f. 1. edepsiz. siyah beyaz: black-and-white television siyah beyaz televizyon. karartmak. karabiber. i. i. s. 2.black and white black belt black book black box black coffee black cumin black eye black horehound black leopard black list black magic black market black mulberry black out black pepper black pepper black plague black sheep black tie black-and-blue black-and-white blackball blackberry blackbird blackboard blacken black-eyed pea. . i.. ince uzun yaprak. 1. s. f. kılıç. (kötü bir amaç için yap ılan) büyü. bir suç veya ba şarısızlığın sorumluluğu. göz kararmas ı. şantaj. siyah beyaz resim. i. (--ped. i. kara ısırgan. siyahlık. anat. böğürtlen. cop. --ping) asfaltlamak. karalık. can s ıkıcı. 4. i. kara leke. i. k. 1. karalamak. 1. 1. demirci. siyah papyon kravat. kabahat. s. i. şantajcı. 2. küfretmek. masum. 1. ailenin yüzkaras ı.. töhmet. sidik torbas ı. siyah göz. suçu (birinin) üstüne atmak. f. i. karatavuk. gözü kararmak.. f. 2. 2. benzi atmak. judo siyah ku şak. s. 1. (kürekte) pala. İng. 2. 3. suçsuz. 2. i. i. kara liste. kara listedekilerin kayıtlı olduğu defter. 2. (kabu ğunu soymak için) (bademi) biraz haşlamak. paluze. köpekotu. f.

kan ağlamak: My heart bleeds for tlık olas kurbanlar ı için içim kan ağlıyor. 1. teşhir etmek. tahrip etmek. 1. meleme. bak. sar ıp sarmalamak. kutsanm günü. 1. takdis. yanan şey. harman. yava şça katmak. 2.blandishment blank blank cartridge blank check blank endorsement blank verse blankbook blanket blankly blare blasé blaspheme blasphemy blast blast furnace blast off Blast! blasted blasting cap blatant blaze blaze a trail blaze a trail blaze away at blaze up blazer blazon bleach bleachers bleak blear bleary bleary-eyed bleat bled bleed bleeding bleep blemish blend blend in blender bless bless s. 3. 2. boru gibi ses ıkarmak. söylemek. f. arma. i. 1. kutsama. 2. atın alnındaki beyaz leke. s. herkese ilan etmek. f.: every blessed day her Allah ın ş. kurusıkı fişek. ğuk/sıcak) (bitkiyi) kavurmak. küfür. harmanlamak. (yolık. 1. yapmak. 1. apaç ık. kusur. f. anlamsız. Allahın Allah . -işate birden parlamak.. 3. s. rüzgârdan korunmasız. rüzgâra açık. i. hata. i. açık ciro. 2. ıkmak. alevler: the blaze of the fire yang ının alevleri. karışım. çok tiz ve anlık elektronik ses. usanm ış2. 2. 1.. sızlanmak. bip sesi çıkarmak. i. 2. dili Allah ın belası. 1. children. uymak. melemek. takdis etmek. İng.with 2. kurus ıkı fiş açık çek. kör olası. ç ığı 1. f. 4. dili ac ımak. i. ş numara. f. 2. 2. f. m ızırdanma... piyangoda bo ek. ç ığır açmak. s. soğuk ve kasvetli (hava). kandırmak için söylenen veya edilen iltifat. boru sesi. battaniye. -e ateş etmek. nimet. dili kör ı.. olmayan bir yerde) yol 2. Allah kahretsin! s.o. (bled) 1. 2. karıştırmak. öfkeli parlama. leke. 2. f. ç . k. 2. ünlem. s. 3. m ızırdanmak. ağaçların gövdelerinde çentikler açarak yeni bir yolun yerini işaretlemek. 2. 2. i. z. k. out Bless you! blessed blessing i. i. 2. sızlanma. 1. blender. 3. 1. s. eritme yakmak. kötü. dili the victims of the Kı ng. k. 2. küfretmek. gözleri sulanm ış/çok çapaklanmış/kızarmış. f. sulanm ış/çok çapaklanmış/kızarmış (göz). s. 1. f. bak. dili çok e ğlendirici bir şey. (--ed/blest) kutsamak. f. k. kafiyesiz on heceli nazım şekli. s. 3. dinamit tapas ı. Çok yaşa! be blessed with (Allah) (birine) belirli bir nimeti bağışlamak: ı ihsan etmi You´re blessed these 3. 1. boş gözlerle: look blankly at -e anlamamış gibi bakmak. boş boş. geçi şe tutmak. çamaşır suyu. dili birini ha şlamak/azarlamak. infilak. iç aç s. 1. 1. sana bu çocuklar ış. k. 2. Allah hakk ında kötü konuşma. spor ceket. i. Allah hakk ında kötü konuşmak. 1. 1. i. beyaz. kanamak. patlama. yazısız kâğıt. f. i. yangın. -i hararetle yapmak. i. i. borununkine benzer ses. 2. bo i. i. beyazlatmak. blazer. maden oca (roket) uzaya f ırlatılmak. f. bir tür aç ık tribün. 3. harap. k. bip. i. 1. donatmak/kaplamak. yüzünden akan. yazısız. hayırdua. kar ıştırıcı. aş i. (göze çarpan bir ğeyle) artmak. kanayan. gürültü yapan. s. yüksek ses. . boş. bezgin. bleed. İdrought. 1. ile uyumlu olmak. bleary. 1. 5. f. not defteri. (göze çarpan bir şekilde) ilan etmek. 1. alev alev parlakl r açmak. (so y ğı . ongun. sergilemek. -e boş ş bakmak. i. ıcı olmayan. kutsal. açık. 2.

2.b. pürneşe. çok mutlu. 2. z. 4. i. mutluluk. kabartmak. kabarc ık. (retinada) kör nokta. i. i. kör.kmaz. 1. i. i. kabartmak. s. sarışın (kadın). 2. önceden tan ışılmayan biriyle eğlence yeri. küf. tasasız. ç ıkmaz k. i. İng. i. 1. anat. 2. afet. kurutmak. f.leş). 2. gözü ba ğlı. İng. sarışın (erkek). blokaj.. şen. göz kırpma. tıkamak. s. kan davas ı. İng. f. İng. dangalak. sinyal lambas ı. oto. kan. stor. i. k. çoç ğı . 1. 1. 2. s. 1. at gözlü ğü.. 2. su toplamak. gamsız. kitap yazısıyla yazılan büyük harf. tıkama. gözlerini ba ğlamak. 3. 2. 2. körlük. bak. kan bankas ı. f. i. eksiksiz bir mutluluk. s. (devamlı) yanıp sönen sinyal ı. z. mantar. kabarmak. f. f. i. göz k ırpmak. sarı (saç). k. 2. k. f. i. İng. abluka.. şiş (karın. avcıların avlarından gizlendiği kama sokak. bak. lokanta v. neşeli/şen/tasasız bir şekilde. âmâ. soy. konu.. f. ç ıkmaz (sokak). kör etmek. ablukaya almak. i. f. 1. office block (bürolar ın bulunduğu) iş hanı. şişko. . mahvetmek. two blobs of mustard i. dili yağ tulumu. (kumaşı/kitabı) kalıpla basmak. i. ştırmak. 3. saçmalamak. şişirmek. gözünü almak. kendi önyarg ısının insanı anlamaktan ğ i ü. 3. fiske. soldurmak. parsel. s. tıkamak. kavurmak. açmaz. kan bankas ı.blessing out blest blether blew blight blind blind alley blind as a bat blind date blind in one eye blind spot blinder blindfold blindfolded blindly blindness blink blinker bliss blissful blister blithe blithely blitz blitzkrieg blizzard bloat bloated blob bloc block block and tackle block letter block print block up blockade blockage blockhead bloke blond blonde blood blood bank blood bank blood bath blood count blood feud k. dili kör gibi. büyük s. blitz. k ıvamı koyu iri bir damla: a blob of paint bir boya damlası. i. çakar. abluka etmek. bless. i.´ne gitme. dili mankafa. kör gibi. tipi. arkadaş. jaluzi. palanga. tıkanma... gözbağı. bir gözü kör. f. 1. dili ha şlama. s. kesmek. şişmiş. blok. büyük parça. den. i. at gözlü f. 1. i. 1. i. (deliği/boşluğu) doldurarak kapamak.. kan sayımı. yıldırım saldırı. büyük bina: block of flats apartman. bak. dili adam. 2. neşeli. 2. i. azarlama. blok.. 1. blok. f. 1. lambas i.iki s ıkım hardal. pol. blow. engelledi ğ i.. katliam. 1. saçma.

2. dili tepesibacan atmak. k. gömlek. kurutma kâ ğıdı. darbe. dili 1. 2. dili ans ızın gelmek. üfleyip söndürmek. kurutma kâ ğı 1.. dili tepesi atmak. adamakıllı. külahını uçurdu. k. papyebuvar.o. geçmek.o. f. 1.´s cover blow s. canlanmak. gençlik. tüyler ürpertici. çok k ızmak. 2. blotting paper. kanlı. leke. (lastik) patlamak. k. argo kör olası: That blooming telephone! O kör olası telefon! i. s. kendi reklam ını yapmak. kan nakli. kan tahlili. 2. 2. --ting) 1. s. f. k. lekelemek. 1. 1. --n) 1. 1. düşmek. i. i. Rüzgâr ı att ırmak. duraksamak. kan grubu. 3. geli şmek. kurutma kâ ğıdı. kan bas ıncı. s. çiçek. 1.. s. 1. dili birinin gerçekte kim oldu ğunu göstermek. birini vurmak. kan çana ğına dönmüş (göz). baya ğı. s. 3. 1. ateş ederek birini öldürmek. kan gibi. 2. kan zehirlenmesi. tazelik. birini çok şaşırtmak. kusur. kan şekeri. 1.´s mind kan davas ı. 2.blood feud blood group blood money blood poisoning blood pressure blood pressure blood sugar blood test blood transfusion blood transfusion blood type blood vessel bloodcurdling bloodshed bloodshot bloodthirsty bloody bloody-minded bloom blooming blossom blot blot out blotch blotter blotting paper blotting paper blouse blow blow blow a fuse blow great guns blow hot and cold blow in blow one´s brains out blow one´s cool blow one´s nose blow one´s own horn blow one´s own horn blow one´s own trumpet blow one´s top blow one´s top/stack blow out blow over blow s. 1. solumak. f. 2. meyve üzerindeki bu ğu. i. kana susam ış. diyet. gaddar. lekelenmek. sümkürmek. uçmak: The wind has ınöfkelenmek. 2. k. bozmak. bahar. vuru ş. yok etmek. k. üflemek. dıortadan ile kurutmak.. fiske. kan damar ı. i.. k. s. leke. tansiyon. mürekkep lekesi. away blow s. İng. dili 1. 2. (fırtına) dinmek. f. k. birine çok keyif vermek. hunhar. blown off the chimney cowl. dili tepesi atmak. 4. dili 1. k. dili kendi borusunu çalmak. kiralık katillere verilen para. bak. k ızmak. dili kendi reklam ını yapmak. esmek. ba şına kurşun sıkmak. dili tepesi atmak. . ayıp. inatç aksi. bluz. dili (rüzgâr) çok sert esmek. İng. lekelemek. 2. k. kabart ı. (açılmış) çiçek. kana susamış. tansiyon. çiçek açm ış. olas İng. bahar açmak. k. 1. 2. kan nakli. kan grubu. zalim. parlamak. uçurmak. i. anat. 2. (blew. çiçek açmak. 2. f. k. diliı. 3. övünmek.. unutulmak. başına kurşun sıkarak intihar etmek. 4.o. 3. çiçek vermek. kan dökme. dili karars ız olmak. k. k. birini çok heyecanland ırmak. 2. dili k. dili kör ı. (--ted. silmek. i. sigortay k. 2. canavar ruhlu. böbürlenmek. i. birini çok şaşırtmak.

lastik patlamas ı. into doing s. yatılı okul. bulanık. 2. dili büyük parti. şişirmek. 1. patlatmak. i.´s mind blow s. blöf. 4. kurus ıkı atmak. 1. soylu kimse. mavi kopya. dili efkârl ı. bir çeşit küflü peynir. sözünü sak ınmayan.b. havaya uçurmak. i. çayüzümü. blucin. f. 2. i. çançiçe ği. yat ılı öğrenci. yönetim kurulu. 1. den. dili patlamak.. pot k ırmak. oyun tahtas ı. yönetim kurulu.t.b. işçi sınıfına ait. f. blue blue blood blue blood blue cheese blue jeans blue ribbon blue vitriol bluebell blueberry bluecollar blueprint bluff bluff bluing bluish blunder blunt blunt blur blurry blurt blush bluster boar board board of directors board of managers board up boarder boarding house boarding school boarding school boardwalk k. f. k. f. borda. keskin olmayan. tok sözlü. f. 4. i. gaf yapmak. bulanıklaşmak. mavimsi. 2. herhangi bir alanda en büyük ödül. ağır bir cisimle vurmak. şatafatlı davet. 2. s. 3. mavi renkli.. f. 1. pansiyon. mavi. f. büyütmek. yönetim kurulu./s. kör. körletmek. satranç v. gaf. 1. mavi renk. i. (--red. 2. çivit. f. 3. küplere binmek. i. pansiyoner olmak.o. cop. (vapura/trene/otobüse/uça ğa) binmek. 2. yüzü k ızarmak. i. k ısa ve kalın sopa.. birinin aklını başından almak. 2. ayrıntılı. bot. yatılı okul. tasarlamak. s. i. 2. 3. i. s. patlamak. i. aristokrat. (kum. proje. plan. 1. 2. hüngürdemek. fart furt etmek. 1. i. f. üstüne tahta çakarak kapamak. 1. pot. birini bir şey yapmaya zorlamak. (rüzgâr) şiddetle esmek. i. (blow-dried) kurutma makinesiyle kurutmak. 5. süpet. i. kaba penisi a ğızla uyarma. mavi kopya ç ıkarmak. 2. s. blöf yapmak. i. i. 1. kereste. Campanula. tahta. tepesi atmak. pürmüz lambas ı. patlama. pürmüz. aristokrat. hüngür hüngür a ğlamak. üzerindeki) tahta yaya kaldırımı. mavimt ırak. 1. azaltmak. sarp ve yüksek k ıyı/kaya. f. pansiyoner. k. mavi. asilzade. i. i. s. k.t.o. böbürlenme. i. f. agrandisman yapmak. balina ya ğı. i. s. f. 1. k. dili aç ığa vurmak. 2. (şiddetli i. kavga. yabandomuzu. 1. supet. çivitlemek. to smithereens blow the lid off blow up blow-by-blow blow-dry blowjob blowout blowtorch blowup blubber blubber bludgeon bludgeon s. dili (insan vücudundaki) yağlar. --ring) bulan ıklaştırmak. i. kızarıklık. out ağzından kaçırmak. 1. zool. bataklık v. s. 2. f. k.blow s. bir şeyi/birini paramparça etmek. 2. dili birini hayrete dü şürmek/şaşkına çevirmek. rüzgârın çıkardığı) uğultu. kızartı. göztaşı.o. fart furt. 2. kurusıkı. . 1. belirsiz bir şekil.

2. gürültülü. uzun yastık. body of water. s. tümüyle. şiddetli. sık sık e f. ceset torbas .boast boastful boat boathouse bob bob bob bobbin bobby bobby pin bobsled bode bode bode ill bode well bodice bodily body body bag body building body count bodyguard bog boggle boggle the mind bogus boil boil boil away boil down boil over boiler boiler suit boiling point boisterous bold boldface boldfaced boldly boldness Bolivia Bolivian boloney bolshy bolster bolt bolt of lightning f. Göl bir ceset taşımaya vücut geliştirme. övüngen. kaba kenef. insanı hayrete düşürmek. (--ged. yastıkla beslemek. 4. çekülün ucundaki a ğırlık. siyah (harf). dili ı şp ilin. kad ın yeleği. iyiye işaret/delalet etmek. sürgü. bedensel.. i. Bu otel iki yüzme havuzu ve bir saunas ıyla s. cüretli. İng. bide. cesur. tamamen. How i. z. 3. alagarson saç. -e işaret etmek. i.. 4. kaynayarak suyunu çekmek. c ıvata. i. -e delalet etmek. i. k 1. koruma görevlisi. fırlayıp kaçmak: When the pickpocket saw the yıldırım. bilg. makara. s. çabuk eğilip kalkmak. f. i. . at ılgan. serkeş. vücut. Bolivyalı. i. -ging) f. çabuk eğip kaldırma veya ilip kalkma hareketi. dili polis. köpürmek. karoser. (çoğ. kayıkhane. i. 5. ask. koruma. ı kütle. fırtınalı. cesaret. k.ğ (--bed. sandal. at/over -e tak ılıp tereddüde düşmek. f. 2. dili asi. 3.. miktar: a body of information bir miktar bilgi.. s. kaynamak. f. bilg. 2. sahte. 1. 4.. 2. kaynayarak buharla şıp yok olmak. k. 2.. z. ha şlanmak. bataklık. 1. 2. (saçı) alagarson sallanmak. buhar kazan ı. demiri. kitle: A lake is ıa özgü fermuarl torba.. i. övünmek. bob)sİ i. 3. 2. s. 1. kaynatmak. matb. s. kaynama noktas ı. sürgülemek. 1. yüznumara. madeni saç tokas ı. matb. bak. k sıkk. minder. yastık. İng. cesaretle.. kurallara karşı gelen. 1. f. k. kaçış. alçal yükselmek. kilit dili. Bolivyalı. --bing) 1. ceset. siyah (harf). 1. i. bütünüyle. ıng. (gemi. kolgüçlendirmek. s. haşlamak. (up) 1. desteklemek. kazan. çabuk e ğip kaldırmak. dili tepesi atmak. i. i. yapma. düzme. korsaj. gözüpek. i. f. 1.. bak. i. Yeni bir sandalım var. Bolivya. bilg. 2. matb. -e sahip olmaktan gurur duymak: This hotel boasts two swimming pools and a sauna. 2. İng. yat gibi) tekne: What time does the boat leave? Vapur kaçta kalk ıyor? I´ve got a new boat. 1. tulum (giysi). ölü sayısı. yüreklilik. hela. ufak i ğ. i.. beden. i. arka arkaya bağlı çifte kızak. 2. özü kalana kadar kaynamak. i. Bolivya. kısmak. tuvalet. i. ısaltmak. 3. fırlama. İng... yarışta kullanılan kızak. kötüye işaret/delalet etmek. siyah harfler. olta mantarı. 1.. 2. s. bobin. 1. f. 1. 2. 2. vapur. 1. gövde. çıban. baloney. (kaynarken) ta şmak. 2. i. f ırlamak. 2. Bolivya´ya özgü.

i. i.. f. f. (bir yere) bomba atan/yerleştiren kimse. 2. kefalet. bombalamak. topa tutma. i. 1. kemiklerini/k ılçıklarını ayıklamak. falso yapmak. 3. f. 2. s i. (polis) (san ığı/cezaya çarptırılan birini) kayda geçirmek. i. falso. falso. 1. gümrük antreposu. 2. zarif. ilişki. budala. iyi cins yazı kâğıdı. 1.. tahvil sahibi. bomba. göze hoş görünen. falso yapmak. k. ikizler. sınava hazırlanmak.kulübü. i. sevişmek. dili çok çalışmak.. 3. ş k. aşk yapmak. 2. bombard ıman. bonds. zool. k ılçıksız.. k ısa zamanda bir konuyu çalışıp öğrenmek.. topa tutmak. iyi yolculuklar. 1. köle. beklenmedik kazanç. ask. . argo aptal. k ılçıklı.. memeler. 1. oto. bomba: blonde bombshell sar ışın bomba. 4. k ılçık.bolt upright bomb bombard bombardier bombardment bombastic bomber bombshell bon voyage bona fide bonanza bond bond paper bondage bonded warehouse bondholder bondsman bone bone bone china bone for an exam bone meal bone of contention bone up on a subject bone-dry bonehead boneless boner bonesetter bonfire bonito bonk bonkers bonnet bonny bonus bony boo boob boob tube boo-boo boobs booby booby prize booby trap book book club dimdik. prim. f. argo -i sikmek. i. (bombard ıman uçağında görevli) bombacı. i. ahmak. balina (çubuk). . rezervasyon yaptırmak. i. 2. i.. s. ık ıştırmak. üzerine varmak. şlamak. İng. f. 3. bombard ıman etmek. s. kitap . i. i.. kefil olmak. kaput. (yer) ayırtmak. hakiki. bombac i. İng. palamut.men (bandz´mîn) i. cilt. dili aptalca hata. k. 1. tumturaklı. bombalamak. gerçek. senet. kaporta. argo sikme. argo aptalca hata yapmak. 2. argo ayvalar. yuhalamak. f. sıhhatli. 1.. aptal. kefil. i. ku içine kemik külü kat ılarak yapılan porselen tabak. şenlik ateşi.. k. kitap. İng. yolunuz aç ık olsun. i. çoğ. leh.sevişme. kırıkçı. gürbüz. dili ng. 2. kemik. k. bombard ıman uçağı.. i. ikramiye. en kötü oyuncuya verilen ödül. 2. bubi tuza ğı. kemikli. anlaşmazlık sebebi. İng. 2. İng. 1. bono. hafızlamak. İng.. k. güzel.. 2. dili aptalca hata yapmak. 4. kemik tozu. tahvil. f. kemiksiz.. s. mankafa. kölelik. s ıska. i. açık havada yakılan ateş. çoğ. 2. 1. salak.. kemiksi.. s.. bir deri bir kemik. aptalca hata. i. kupkuru. 1. 1. s. argo 1.. i. f. çatlak. İng. dili kafadan kontak. 1. 2. ampuller. i. f. 2. i. argo büyük gaf/pot. s. bağ. İvuru i. farlar. argo televizyon. dili ı bomba etkisi yapan. i. hoş. çıkıkçı. dili vurmak. k. 2. darbe. bağcıklı bone. 1.

gürlemek. f. kitaplık. kabalık. ayrılmış. rezervasyon yapma. f. 2. i. argo tekmelemek. biletçi. kaba.. i. defter tutan kimse. çizme şeklindeki aletle işkence yapmak. ganimet. (--ped. k.. f.. broşür. biri için otelde rezervasyon yapmak. çizme. 1. 2. 4. patlamak i. i. itelemek.o. defter de ğeri. ciltçi.. defter tutma. kenar. hudut. ı.2.b. sınırlamak. (fiyat) artırmak. 3.. maliyet. alkollü içecek. i. i. f. 2. defterde kayıtlı. f.. gazete kulübesi. v. dalkavuk. i. bak. bot. check in. boraks. dili kafa/kafay ı çekmek. into a hotel book s. lehinde konu şarak yardımcı olmak. dili ganyan bayii. yaltak.. köylü. bir şeyi birinin hesabına yazmak. muh. rezerve edilmiş. 1. vuru ş.´s account book value bookbinder bookcase booked bookie booking booking clerk booking office bookkeeper bookkeeping booklet bookmaker bookmark bookseller bookshelf bookshop bookstall bookstore boom boon boon companion boondock boonies boor boorish boorishly boorishness boost booster boot boot boot booth bootlegger bootlick bootlicker booty booze bop borax border İng. 2. kitabevi.. motor.1.o. i. nimet. yaltaklanmak. 2. içki kaçakç ısı. f. k. (ticaret) hızla artmak. f. lütuf. bahisleri kabul eden bayi. kitabevi. kitap ele ştirisi. to s. i. yaltakçı. çanak yalamak. dili içki.book in book of matches book of music book review book s. İng. i. 1. i.. z. i. 1. --ping) vurmak. i. 1. yard ım. nüfus v. i. kim. i. bilet gişesi. darbe. (bir yerin ticaret. . k. kenar süsü. i. i. çardak. İng. kaba ve görgüsüz kimse. (birinin hesabına) yazma. gümbürdemek. dalkavukluk etmek. i. sayfa işareti. (rokette) ek i. patlama yak ın arkadaş. bilgisayar ın belleğine komutlar okutarak sistemi f. ı. 2. çapul. çizme giydirmek. iyilik.) h ızla yükselmek. (olumlu bir şekilde). s ınır. i.. İng. i. 2. artış . destek. kitapta son okunan sayfayı bulmak için araya konulan karton. kitapçkurdele i. i. propagandac i. 1. nota kitab ı. (fuarda/sergide) stand.b. muh. kitap konulan raflı mobilya. s.t. İng. i. bahisleri kabul eden bayi. İng. i. 2. 3. i. 3. i. kitapçık. 2. İng. çanak yalayıcı. i. kibrit paketi.artma. kaba bir şekilde. rezervasyon. kitap raf ı. 1. ya ğma. i. 1. ganyan bayii. s. 1.

Bosnal ır. 1. esas. 2. Bosporus. bitkibilimci. s. 1. şişe. rahatsız etmek. kalibre. hem . 2. nak. Bosna.. Boşnakça.. Boşnak.. bak. 3.border on borderline borderline case bore bore bore bore a hole in bore s. bor. eğiliminde olmak. i. Botsvana´ya özgü. sıkıcı. i. Boşnakça. around bossy botanical botanical garden botanist botany botch both 1. (ç ıkarma işleminde) ödünç almak. İng. kim. Bosnia-Herzegovina. zam. f.o. kasaba. s. i. başını ağrıtmak. 1. 2. sıkıntı.. i. s. i. i. rahatsız edici. kaynak. botanik. ıslahhane. birinin canını çok sıkmak. Bosna´ya özgü. karina. 2. i. 1. borç almak.. sine. bak. hem insan olarak ona sayg Both your lives are in the scales. 2. Boğaziçi.. ödünç almak. botanik. botanist. asil bir aileden gelen. patron. şişe açacağı.´´ ´´Paketler mi?´´ ´´ Evet. i. s. ödünç alan. 2. i. can sıkıcı kimse. yönetmek. bother bothersome Botswana Botswanan bottle bottle opener bottleneck bottom s..f. ı duyuyorum. s. ikisi de: both of them her ikisi. temel. i. (bir fikri) az ıcık çürütmek. i. s ınır komşusu olmak. Her ikinizin de hayat ı tartışılıyor.. f. birine emir yağdırmak.. Botsvanalı. f. i. samimi. ´´Did the packages come?´´ both came. k. her iki kategoriye de girebilecek bir durum: Hasan´s a borderline case. alt. bear 2. dili önceden tasas ını çekmek. i. doğmuş. i. hudut. tekne. f. i. i. to death/tears boredom boring born born to the purple borne boron borough borrow borrow trouble borrower borrowing borstal Bosnia Bosnia and Herzegovina Bosnia-Herzegovina Bosnian bosom bosom friend Bosphorus Bosporus boss boss s. çap. we could as easily i. vadi. Bosnalı. Boğaz. Botsvanalı. can s ıkıcı. biberon. 2. doğuştan: a born preacher doğuştan vaiz. dar geçit. Bosna. her ikisi. Hasan tam s ınırda. bitkibilim. 3. Botsvana. gö samimi dost. i. 4. yabancı sözcük/kelime. (bir işi) berbat/rezil etmek. Botsvana. bear 2. i. f. bak. 2. 1. 2. 1. i. hem . can s ıkıntısı. . s. Boşnak. dip. both of us her ikimiz. botanik bahçesi. başkalarına hükmetmeyi seven. yabanc ı bir dilden alınan sözcük/kelime. s. canını sıkmak. canını sıkmak. bitkibilimsel. 1. 2. engel. oymak. i. şişelemek. amirane. Hem hoca. f. can yolda şı. Bosna-Hersek. 1. bak. . i. f. bitkisel.. sınır. şef. birine karşı amirane davranmak. 2. s. kaza.. fail him as we could pass him. I respect her both as a teachergeldi and as a person. botanikçi. bağı koyun. both as . i. and as . . olarak: ´´Yes. 1.. delmek. Bo ğş üs. ilçe. dar bo ğaz.o. -de delik açmak. 1. zahmet. patronvari. i. ıslahevi.. f. mat. i.

1. f. bind. i. papyon.. i.. i. eli aç ıklık. for -e giden. over bowlegged bowline bowling bowshot bowstring box box box number son kuru ş. sektirmek. bowling oynamak. i. bol.o.. nöbet. çok derin. loca. sınır. kiriş. fiyonk. 2. i. iple boğmak.. z. i. 2. zıplamak. den. çıs ıçrayış zıplama. i. k. 1. posta kutusu numaras ı. s ınırlamak. yakalanmas 2. ba ş. 1. 1. bolluk. anat. i. kâse. i. kameriye. s. 3. butik. 2. f. ovalık arazi. 1. s. f. ılık. 3. f. 1. 2. 2. i. 2. bak. i. box s. sonsuz. anat. reverans yapmak.o. boks. s ınırsız. verilen) para. f. f. 2. cömertlik.bottom dollar bottom land bottomless Bottoms up! bough bought boulder boulevard bounce bound bound bound bound boundary boundless bounds bounteous bounteously bounteousness bountiful bounty bouquet bourgeois bout boutique bovine bow bow bow bow and scrape bow out bow tie bowel bowels bower bowl bowl bowl along bowl s. s. 1. cömert. f. sınırsız. i. 2. i. birini şaşırtmak. çardak. (yayl ı çalgı için) yay. kriket top atmak. emekliye ayr ılmak. i. eli aç ık.. den. 2. birini yere yıkmak. sınır. 1. 1. sınırlar. i. 1. ciltlenmiş. tas. kısa süren hummalı faaliyet. 1. sonsuz. k. s ıçramak. 1. çarpık bacaklı. . derinlikleri. iç kısımlar. f. aşırı saygı gösterisinde bulunmak. birini yere devirmek. buy. çok. sıçramak. bulvar. (ağaçta) büyük dal. 3. hastalık: He´s just recovered from a bout of pneumonia. of -den çekilmek. ok menzili. i. cömertçe. cömert. 2. baş eğerek selamlama. f. (zararlı bir hayvanın yok edilmesi ı için devletçe veya bir suçlunun özgü koku. zıplatmak. sekmek. kuşatmak. papyon kravat. zıplay ış. sıçrayış . 1. pruva. a ğır bir topla oynanan bir oyun. 2. (ok atmak için) yay. cömertlik. bak. reverans yapma. f. 2. 2. bowling.canl sekmek. sığır cinsinden. i. Zatürreeden yeni kalkt ı. prim. s. i. dili Fondip! i. barço ba ğı. i. 2. buket. kayıtlı. 2. burjuva. on the ear birinin kula ğına tokat atmak. bol. ciltli. bir şaraba i. cadde. s. güreş. boks yapmak. 2. 1. sand ık. 1. 1. s. 2. kentsoylu. bağlı. fırlamak. baş eğerek selamlamak. hudut. el pençe divan durmak. eli aç ık. süratle gitmek. ba ğırsaklar. borina. s. ba ğırsak. çok. i. dipsiz. kutuya koymak.. 1. derinlikler: the bowels of the earth yeryüzünün i. demet. iri kaya parças ı. geri tepme. kutulamak. s. kutu. dili (çek) karşılıksız kmak. birini şaşkına çevirmek. 1. i. i. 3.

örmek. (üniformaya tak ılan) kordon. (ağaca ait) dal. övüngen kimse. bu ğday kepeği. kafalı. i. ask. f. (nehre ait) kol. örgülü. i. 3. kapalı yük vagonu. s. yüksekten atan kimse. i. (böğürtlen gibi) dikenli bitki. i. boykot etmek. şimşir. (kol ş olarak) ayr (asıl faaliyetine devam ederken) (yeni bir faaliyete) girmek. 1. -den övünerek bahsetmek. s. İng. örülmüş ş ey.box office boxcar boxer boxing Boxing Day boxing glove boxing match boxwood boy boy friend boy scout boy scout boycott boyhood boyish bra brace bracelet braces bracing bracket brackish brag brag about/of braggart braid braided brain brain trust brain wave brainchild brainless brains brainstorm brainwash brainy brake brake drum brake fluid brake lining brake pedal brake shoe bramble bran branch branch off branch out into (tiyatroda/sinemada/stadyumda) bilet gi şesi. bölüm. i. destek. bilezik. 2. zinde yapan: bracing mountain air insan ı ştiren dağ havas ı. ayraç. sütyen. örgü. fren kampanas ı/tamburu. s. s. bağ. saç örgüsü. böğürtlen (yemişi/çalısı). İng. o ğlan. 1. ac ı (su). köşeli ayraç. İng. --ging) övünmek. k. fren balatas ı. 3. 1. boykot. k. kollara ayrılmak. 1. f. dişçi. bir grup dan ışman. f. d. boks. i. delikanlı. kısım. i. fren pabucu. erkek izci. erkek izci. s. i. tel. 2. fren yapmak. i. boks eldiveni. 3.. 2. 1. k. kuşak. matkap kolu. i. 1. dayanak. 2. 2. kafas ına ağır bir darbe indirmek. raptetmek. f.. 2. 1. i. sağlamlaştırmak. ak ıl.. şube. i. f. parantez. desteklemek. oğlan gibi. zindele i. genç uşak. birbirine tutturmak. dirsek. dal. i. kö şeli parantez. . 1. boks maç ı. çocukluk dönemi. beyin. destek. 2. erkek çocuk. çoğ. boksör. 3. i. f. i. 2. dal budak bran ılmak. yumrukoyunu. örülmü i. kol. hafif tuzlu.ş. . pantolon askısı.. akılsız. dili aniden gelen parlak fikir. kafasız. İng. erkek arkada ş. (--ged. i. i.y. f. dili birinin kafas ından çıkan düşünce. kepek. yumrukoyuncusu. akıllı. beyinsiz. dili aniden gelen parlak fikir. beynini yıkamak. kenet. f.salmak.. i. s. (erkek için) çocukluk. fren pedalı. i. yirmi altı Aralık. fren yağı. fren. ku ş beyinli. zekâ. boykot yapmak. i. i.

kasları gelişmiş. 2. yepyeni. m ızıka. açıklık. en. cesaret. 1. 1. 1. 1. (bir ürüne ait) özel ad. yüzsüz. şımarık çocuk. k. hamur tahtası. piç kurusu.brand brand name brand spanking new brandied brandish brand-new brandy brash brass brass band brass knuckles brassed off brassiere brassy brat bravado brave brave the elements bravely bravery bravo brawl brawny bray brazen brazier Brazil Brazil nut Brazilian breach bread bread and butter bread bin bread box bread crumb breadbasket breadboard breadth breadwinner break break a habit break a promise break a record break cover break down break even break ground i. ruhen yıkılmak. lekelemek. (k ızgın demirle yapılan) dağ. k ırık. i. pirinç. kabadayılık. 1. sar ı. 2. sözünden dönmek. anırma. ancak masrafını karşılamak. f ırsat.. 3. mangal. ç ığır açmak. Brezilyalı. İng. g ıcır gıcır. 1. kâr ve zarar ı eşit olmak. gürültücü ve kaba (kad ın). ekmek. s. cesaretli. ekmek tahtas ı. iş molası: They took a break. i. ekmek sepeti. Brezilya kestanesi. bir aileyi geçindiren kimse. argo mide. ışkanl ıktan kurtulmak. da (bir ürüne ait) özel ad. ünlem Aferin!/Bravo! i. f. gedik. anırmak. . törenle temel atmak. i. (broke. s. marka. fasıla. yarık. f. pirinç gibi. i. marka. Brezilyalı. Brezilya. 4. şans. fazla at ılgan. damgalamak. verdiler. bro. yüzsüz. utanmaz. sar ı. arbede. i. aralık. ğlamak. 2. i. i. dili gıcır gıcır. s. 1. dili ekmek kap ısı. cesaretle. anırtı. pirinç. s. 1. ara. konyak. 2. 2.ken) 1. kurusıkı atma. s. tah ıl ambarı.. sallamak. savurma. 2. 3. biraz sinirlenmiş. 1. k. 2. i. dili biraz kızgın. Brezilya´ya özgü. s. i. 1. ekmek kutusu. bando. kötü havada d ışarıda bulunmak. yüzsüz. genişlik. sütyen. velet.. cesur. bread box. 2. huk. savurmak. İng. i. k. sallama. insanı geçindiren iş/para. f. i. gizlendiği yerden çıkmak. k ırık. s. s. kötü alMola sözünde durmamak. Brezilya. rekor k ırmak. çatlak. kırmak. konyakla konserve edilmi ş (meyve). i. ihlal. s. 2. ekmek k ırıntısı. i. i. mec. z. yepyeni. 1. i. bozulmak. f. i. adaleli. i. pirinç mu şta. f. bak. küstah. 2. 2. gö ğüs germek. arsız çocuk. i.

osurmak. 1. in ile kaplanmak. 2. hareketli. dili sak 1. i. ask. ilk defa bir işe giri şmek. kopmak: War has broken out in Asia. k ıyıya vuran büyük dalga. yak solumak. 2. i. durma. yetiştirme. i. Bunu nda dikilip durmak. birden -e ba şlamak: The horse broke into a run. parçalanmak. soluk. havay suç işlemek. bozulma. sebep olmak. i. 1. lafa kar ışmak. (k ıyamet) rılıp ayr ılmak. gönül. 1. kırılan şeylerin tutarı. nefes nefese. gaz gaz çıkarmak. 1. . yeti ştirmek.break in break into break loose break off break one´s faith break one´s fast break one´s neck break one´s word break open break out break the ice break the law break the news to break to pieces break up break wind break wind break with breakable breakage breakdown breaker breakfast breaking breakneck breakthrough breakup breakwater breast breast stroke breastbone breast-feed breath breathe breathe down one´s neck breathe hard breathe in breathe one´s last breathe out breathless breathtaking bred breeches breed breeding breeze breezy 1. f. 1. kendini paralamak. den kopup sarkmak/sallanmak. kendini kurtar ıp kaçmak. dağıtmak. 2. soluk almak. s. 1. nefes. kalp.. (breast. göğüs. 3. k ırmak.fed) (bebe ği) emzirerek beslemek. kırılma. meme. ili şiğini kesmek. k. f. mendirek. 1. umursamaz. 2.. rüzgârlı. 1. (bred) 1. sine. dişini tırnağına takmak. s. i. büyük (bir hız): a breakneck pace çok hızlı bir tempo. 3. teneffüs etmek. 2. s. araya girmek. i. 2. nefes almak. Don´t breathe a word of this to anyone. (bilimde) büyük buluş. i. from -den kopmak. . (aralarında sevgi bağı olan iki ayr ılmak. 1. kanuna karşı gelmek. lakayt.. 2. i. i. 3. birden ko şmaya 1. -den ayr ılmak. f. s. (birine) (kötü) haber vermek. s ık ve kesik soluklar alıp vermek. ilgisini kesmek. teklifsiz. 2. rahat bırakmamak. patlak vermek. i. 1. ayrıntılı hesap. boynu k ırılmak. 3. gö ğüs kemiği. çok heyecan verici. 1. i. üremek. yol açmak. breed. 2. 1. 1. patlamak. 1. meltem. solu ğu kesilmiş. k ırma. sona erme. nefes vermek. parça parça etmek. sabah kahvalt ısı. cepheyi yar ıp geçme. ba ı ndan takip etmek. bak. durmak. sözünü tutmamak.. 2. ın şı kimseye söyleme. terbiye. 2. yellenmek. 2. 2. k ırılma. çok hızlı. imbat. dalgak ıran. At başlad ı. zorla girmek. 2. paralanmak. parçalanma. cins. k ı sözünde durmamak. 3. tür. k ırılır. 2. birdenbire 3. zorla açmak. s. alıştırmak. i. canlı. sinir bozuklu ğu. 3. son nefesini vermek. bozuşmak. i. 2. kahvaltı. 3. orucunu açmak/bozmak. resmiyeti gidermek. esinti. başında beklemek. ölmek. - kopmak. dökmek: She´s broken out Asya´da sava ı yumu şatmak. çökme. ş patladı. anat. nefes kesici. 4. -e zorla girmek. pantolon. bozulma. kurbağalama (yüzme tekniği). i. f. 2. hafif rüzgâr. dağılmak. kendini kurtarmak. çoğ. 2. kişi) ç ıkarmak.. i.

parlak renk. slip (erkek külotu). z. 1. parlatmak. tertiplemek.. s. kükürt.. i. frenlemek. bot. ask. Bana iki bira ısmarladı. daha hoş ve sevimli bir hava katmak. 2. k ısalık. brier. ba şını hafifçe kaldırarak öfkesini davanıngem özeti. 1. harika. zeki. i. deliksiz/bo şluksuz) tuğla. 1. i. 2. tu ğgeneral.dili (bir yere) canl (otomobil farlar ına ait) uzunlar. i.. f. aydınlık olmak. 3. i. den. (ata) başlık takmak. tuğla harmanı. i.. f. bot. i. i. nedime. hazırlanmak. dâhice. f. 3.yapmak. brifing. ımcıs ı. duvak. tuğla örerek kapatmak. 3. 2. (kötü bir şey) hazırlamak. k ısaca. i. brik. çoğ. f. s. 2. 2. harikuladelik. köprü yapmak. ayd ınlanmak. tugay. i. 1. i. deniz suyu. bira yap i. z. mükemmellik. (çay/kahve) içmeye haz ır olmak. 2. olmak. 2. 4. geline ait. s.. f.. (gen. (herhangi bir) dikenli yabani çal ı. kiremit rengi. ağzına kadar dolu. göz alıcılık. rüşvet. i. i. harikulade. 3. i. rüşvet vermek. köprüba şı. 2. parlak. i. salamura. ak ıllı. neşelendirmek. göz alıcı. tuğla örücü.. çoğ. dili bira: He bought me two brewskies. pırıl pırıl. f. vurmak. güvey. k ısa. i. bira fabrikas ı. ask. 1. gemi hapishanesi. huk. (bira/kahve) yapmak. 2. çoğ. köprü. parlayan. deha. i. parlaklık. tuğgeneral.. ırlanta. i. 1. e şkıya. bak. i.. dili tam formunda. 1. 2. . (çay) demlemek. i. rüşvetçilik. nikâha ait.brethren brevity brew brewer brewery brewski briar bribe bribery brick brick red brick up bricklayer brickyard bridal bridal veil bride bridegroom bridesmaid bridge bridge bridgehead bridle brief briefcase briefing briefly briefs brier brig brigade brigadier brigadier general brigand bright bright color bright lights brighten brights brilliance brilliant brilliantly brim brimful brimstone brine bring i. evrak çantas ı. gemlemek.. i. i. f. bardak a ğzı. i. 1. bright-eyed and bushy-tailed k. kardeşler. (brought) getirmek. parlak. k.. duvarc ı. gelinin nedimesi.p parlak bir şekilde. parlak. 1. i.. i. (otomobil farlar ına ait) uzunlar. neşe ılık vermek. tuzlu su. haydut. para yedirmek. s. silme. 3. i. şapka kenarı. ask. briç. 1. brifing s. i. i. i. gelin. i. i. mükemmel.. k. (gem ve dizginlerin tak ıldığı) at başlığı. köprü kurmak.

getirmek. 1. 2. (hoş olmayan bir şeyle) dolu olmak. 2. (yargılanmak üzere) birini mahkemenin önüne çıkartmak. başarıyla yapmak. Britanya.. (para) kazand ırmak. 1. -i açmak. aydınlatmak. birinin yüreğini burkmak. 2. dili bir şeyi birinin kafasına dank ettirmek. bahsetmek. k.t. meydana getirmek. birine diz çöktürmek. birini çok duyguland ırmak. i.o. belli etmek. kıyı. 2. canlı. meydana getirmek. istenilen hızda hareket eden. dili birinin keyfini bozmak. 1. sıraya sokmak. doğurmak. ikna etmek. -e bir şeyi uygulatmak: He brought some pressure to bear on the general. 1.´s throat bring a unit up to strength bring about bring along bring an action/suit against bring around/round bring down the house bring down the house bring forth bring forth bring forward bring home the bacon bring in bring into disrepute bring into line bring into relief bring off bring on bring out bring pressure to bear on bring s. sebep olmak. 2. birinin) konu şup rahat davranmasına sebep olmak. up to date bring s. 1. s. (jüri) karara varmak. k ıllı.bring (a child) into the world bring a lump to s. birini en son olaylardan/geli şmelerden haberdar etmek. birinin (bir hastalığı/zor bir durumu) atlatmasını sağlamak.o. -i zorlamak. domuz kılı. istenilen hızda. 1. 2. down bring s. büyütmek. hesap toplam ını nakletmek.t. gün ışığına çıkarmak. meydana ç ıkarmak. seyircileri kırıp geçirmek/çok güldürmek. 1.o. to justice bring s.o. doğurmak. 2. i. (doktor/ebe) (çocuğu) ğurtmak. çok alk ışlanmak. akla getirmek.o. arzetmek. i. home to s. ı yaptırdı. 1. yanında getirmek. -i (çekingen sıkıştırmak. s.t. dili bir alk ış tufanı kopartmak. en önemli destekçileri getirmek. kazanmak. 1. -i dava etmek. meydana getirmek. k. tüylerini kabartmak. . hatırlamak. dikleşmek. k. sebep olmak. to his/her knees bring s. dili ba şarmak. 3. bir grubun mevcudunu tamamlamak. word of bring s. hatırlatmak. kızmak. 2. ileri bir tarihe almak. (yeni bir şeyi) yapmak/yayımlamak. -e gölge dü şürmek. -i dava etmek. hakk ında birine haber getirmek. dili ailesinin geçimini sa ğlamak. to bear on bring s. to pass bring shame on bring through bring to a head bring to light bring to mind bring up bring up one´s big guns bring/file suit against brink brisk briskly bristle bristle with bristly Britain (anne) (çocu ğu) dünyaya getirmek. birinin (bir işe) katılmasını sağlamak. geli ştirmek. birini ayıltmak. to reason bring s. en önemli dayanaklar ı/kanıtları ileri sürmek. birini (bir işe) katmak. meydana çıkarmak. f. açığa çıkarmak.o. hareketli. 1.o. 1. k.o. canlı/hareketli bir şekilde. karar noktas ına getirmek.o. ailesini geçindirmek.o. 1. çok alkış toplamak. (felaket için) e şik. sebep olmak. dodili k. 2. z. birine boyun e ğdirmek. sert k ıl. 3. bring s. yetiştirmek. 2.. birini yola getirmek. in on bring s. . k. (uçurum için) kenar. sertçe esen (rüzgâr). ileri sürmek. 2. to bring s. 2. ayıltmak. birinin aklını başına getirmek. Generale biraz bask ırmak. 3. bir şeyi sonuçland -i rezil etmek. huk.

hoşgörülü. kuluçka. gevrek. kitapçık. yamaç. 1. bir kuruluşun üyeleri. i. düşünceye dalmak. k.. kırılmış. broşür. bacanak.britches British Briton brittle broach broad broad bean broad jump broad jump broadcast broaden broadly speaking broad-minded brocade brochure brogue broil broiler broiling hot broke broke broken broken-down broken-hearted broker bronchial tubes bronchitis bronco bronze brooch brood brooder broody brook brook broom broomstick broth brothel brother brotherhood brother-in-law brotherly brought brow browbeat brown i. --en) gözünü korkutmak. dili pantolon. f. 2. i. derin derin dü şünmek. 1. bak. f. 2. k. Britanyalı. İngiliz. fırında et kızartmaya özgü ızgaralı kap. kuluçkaya yatmak.. k ırılgan. kararmak. erkek karde şe özgü. i. 1. 2. genişletmek. i. 3. süpürge sopas ı. 2. herkese söylemek. 1. spor uzun atlama. bozuk. genişlemek. 4. ayrıntılara girmeyen. f. argo eksik etek. break. i. (kötü bir olaydan sonra) ş. y ıldırmak. brokar. Britanya´ya ait. 2. s. 1. i. f. 2.. (bir konuyu) açmak. anat. 3.. dayanmak. f.. birader.. k. f. f. s. çekmek. çoğ. banker. s. 1. karartmak. bot. ızgara yapmak. açık fikirli. katlanmak. 2. i. 4. 1. dilbilgisi kurallarına uymayan (bir yabancının umudunu yitirmi . 1. bring. i. i. et/balık suyu. bronşit. genelev. (brow. 1. yüz. saplı süpürge. 2. dili paras ız. k. i. meteliksiz.cast) 1. i. ızgarada kızartmak. 2. bitik. yakla şık. f. . tıb. s. genel. (tohum) saçmak. i. f. i. i. i. komisyoncu. yabani at. k ırık. kuluçkaya yatmak isteyen. s. s. bir çeşit erkek ayakkabısı. alın. broş. tunç. s. 2. çehre. işi bitmiş s. kaş. enişte. kadın. dü şünceye dalan. i. 3.harap. dili (hava) çok sıcak olmak.beat. (broad. ızgaralık piliç. erkek karde ş. ırmak. 2. birlik. s. i. bak. bozulmuş. geniş. i.. katırtırnağı. i. i. kuluçka makinesi. radyo/televizyon yay ını. beraberlik. bron şlar. kalbi k ırık. uzun atlama. (radyo/televizyon arac ılığıyla) yayımlamak. 1. tahammül etmek. i. engin. i. ehlile ştirilmemiş at. s. i. kabaca. yaymak. bronz. bakla. şive. kahverengi. kayınbirader. ağabeyce. f. z. karde şlik. dili çok s ıcak (hava). çay.

kova.. i. k. i. s. hafifçe dokunmak. kabarc ık.brown sugar brown sugar brownish browse bruise brunch Brunei Bruneian brunette brunt brush brush brush against brush aside brush off brush up brush up on brushoff brushwood brusk brusque Brussels Brussels sprouts brutal brutality brutally brute brute force bubble buccaneer buck buck buck buck for buck naked buck up bucket buckle buckle down buckle on buckling buckshot buckwheat bud Buddhism Buddhist budding esmerşeker. (saldırı.. (tokal ı bir şeyi) bağlamak. 2.b. z.´ni) elde etmeye çal ışmak. 3. savmak. (bilgiyi) tazelemek. Budist. i. yer yer kabarmak/kamburlaşmak. geri çevirme. i. 1. 3. yabani. brüksellahanas ı. kahverengimsi. 1. 1. ters. merhametsiz. karşı gelmek. vahşice. Brüksel. i. Bruneili. 2. k. azarlama. -e göz gezdirmek. erkek hayvan. otlamak. dili ne şelenmek.. i. çalılık. 2. 2. İng. 1. i. --ding) tomurcuklanmak. f. yetişmekte olan: a budding physicist yetişmekte olan bir fizikçi. i. çürük. i. dili ç ırılçıplak. through -i şöyle bir okumak/karıştırmak. s. f. kaba. berelemek. flambaj. s. 2. bere. dili dolar. vahşilik. 2. bot. Budizm. bak. (tokalı bir kayışla) (bir şeyi) takmak/giymek. fokurdamak. dili ö ğleye doğru yenen ve kahvaltı ile öğle yemeği yerine geçen yemek. sık çalılık. mek. ku şluk yemeği.b. baskı v. fundalık. gonca. (tüfek için) saçma. önemsememek. fırçalamak. s. . 1. k. 2. zam v. i.. i. erkek geyik. ret. esmer kad ın. tozunu almak. i. s. ald ırmamak. 2. i. buru şma. i.. esmerşeker. i. Bruneili. f. i. toka. sert. Brunei´ye özgü. i. vah şi adam. s. frenklahanası. f. i. değinmek. f. (at) s ıçramak. burkulma. 1. i. çürütmek. i. (--ded. (terfi. (bilgiyi) tazelemek. s. i. fırça. gonca vermek. k. kaba kuvvet. ciddiyetle/gayretle çalışmak. -e sürtünmek. ezik. korsan. tomurcuk. i. 1. i. çalı çırpı. 2. f. başından atmak. kaynamak. karabu ğday. fundalık. ezmek. 1. 2. 1. i. z. hayvan.´nin) en ağır/şiddetli kısmı. Brunei. vah şi. 1. Brunei. çökmeye ba şlamak. f. brusque.

dili muhabbetkuşu. (about) h ırpalamak. --ging) k. i. boru (askerlere işaret vermek için kullanılan çalgı). inşaat. argo 1. dili 1.. i. f. yapmak. s. kurdu. s. i. bü ğlü. (--ged. ıaatç . yap ı. yoldüzer. about bugger s. i. böcek dolu. elektrik ampulü. i. i. bütçe.. kurmak. yaratmak. i. toz olmak. kaba arkadan sikmek. i. borazanc ı. f. 5. bizon... 2. İng.. tampon. 2. site. in ş i. i. build. 3. 1. ço ğunluk.. dozer.. yap ı yapmak. i. hacimli. argo Siktir! s. 2. İng. buldok. böcek. (insan için) yap ı. i. i. büfe. 2. zool. Bulgaristan. bina. k. i. tampon devlet. 1. s.b. dili patlak gözlü. söyle şi. örselemek. cüsseli. argo bir şeyin içine etmek. mikrop. müteahhit. mermi. i.. argo oyalanarak vakit geçirmek. i. kımıldatmak. hantal. Bulgarca. iri. oylum. buldozer.o. f.. İng. hareket etmek.. i. i. fizik. f. argo sıvışmak. k. ar ıza. İng. fayton. inşa etmek. ahbap. bilg. i. (built) 1. f. herif. 2.. arkada ş. (bir şeyi) yumuşak bir şeyle parlatmak. bak. yarenlik.. 1. k. i. i. tampon bölge. f. i. hacim. argo birine zorluk çıkarmak. 2.. çok zor bir şey. f. bünye. k ımıldamak. böcekli.. (araba. hata. boğa. 2. inşaat ruhsatı. müz. .. virüs. (bir k. muhabbetkuşu. 1. zırva.. İng. İng. dili gizli dinleme ayg ıtı. zool. dili toz olmak. kurşun. inşa. 1. boru işareti..) merakl ısı.buddy budge budgerigar budget budgie buff buff buffalo buffer buffer state buffer zone buffet buffet bug bug off bug-eyed bugger bugger about bugger all bugger off bugger s. i. argo zor kullanarak bir şeyi yapmaya mecbur etmek. borazan. i. 1. 2. 2. argo tımarhane. br ıçka. 1.. f. k. argo hiçbir şey. yapım. çiçek so ğanı. İng. argo saçma.t. bel vermek. dili (makinede) bozukluk. up Bugger you! buggy buggy bughouse bugle bugle call bugler build builder building building complex building permit built bulb Bulgaria Bulgarian bulge bulk bulky bull bull session bulldog bulldoze bulldozer bullet i. radyo v. f. İng.. gitmek. İng. üstünden buldozer geçirmek. Bulgar.. 4. İng.

Saç ını hep topuz yap i. yüklemek.. (aynalı ve alçak) ş i. i. kurşun geçirmez. s. s. 1. birini neşelendirmek.ifoniyer. up buoyant burden burden of proof burdensome bureau bureaucracy bureaucrat bureaucratic burette burger burglar burglarise burglarize burglary burgle i.. f. sık D pa. tıpalamak. you´d better bundle sıkı giyinmek. dili hamburger. kabadayılık etmek. dili 1. f. zorbalık etmek. 1.o. den. yük. 1. külçe altın/gümüş.o.. f. saçma. siper. ilan tahtas ı. ev/bina soyma.. bildiri. off bundle up bung bung up bungalow bungle bunion bunk bunk bunny buoy buoy s. ış 1. toprak yabanar i. külfetli. i. i. dili (evi/binayı) soymak. mebzul. 2. 2. tümsekli. dövmek.iyi 1. k. Berkant bundled her to an asylum.. kim. ışılandan çok daha bol. tavşancık. k. i. al bereketli mahsul. i. 1. tümsek. vurmak. h ırpalamak. batmaz. f. çarpma. makat. bak. 1. tı kapamak. saçma. -e epey hasar vermek.. ne şeli. i. ısı so ğ uk. salk ım. ev/bina h ırsızı. 1. ağırlık. i. kabadayı. çörek. 1. f. k. bumf. h ırsızlık. i. i.bulletin bulletin board bulletproof bullfight bullhorn bullion bully bulwark bulwarks bum bumblebee bumf bump bumper bumper crop bumph bumpy bun bunch bundle bundle s. i. argo 1. --s/--x (byûr´oz) i. k. bohça. burglarize. i. 2. f. dili 1. yumru. bungalov. a ğzına kadar dolu kadeh/bardak. şiş. huk. i.. 3. vuru ş. yara bere içinde b ırakmak. büro. devlet memurları. dili (evi/binayı) soymak. 2. büret.. kıç. boğa güreşi. i. bürokratik. muhafaza alt ına almak.. çarpmak. birini apar topar göndermek: As soon as his wife was certified insane. -i 2. i. engebeli. zorba. demet. 1. 2.olur. altın/gümüş çubuk. fııçgiyinsen ı deliği. bak.ar tapa. yazıhane.. 2.. serseri s ısı. Kar sar ınıpoff sarmalanmak: It´s cold out. dili. f. hiçbir işe yaramayan kâğıtlar. yüklenmek. f. İng. zırva. anaforcu. 1. çoğ. ini şli çıkışlı. 1.2. bülten. oto. k. bohçalamak. tavşan. bindirmek. 2.. k ırtasiyecilik. s. s ıkıcı. hevenk. dili megafon. daire. ısını n delili ği resmen tasdik up. i. zool.ıyor. İng. i. k ırtasiyeci. yığın. 2. i. i. s. --ming) 1. toplamak. küpe şte. 2. şamandıra. tapalamak. yüzen. başkalarının ırt ından geçinen kimse. ranza. tampon.. i. 2. k. s. bürokrasi. kan ıtlama zorunluğu. sıkıntı vermek. İng. f. 2. 2. toslamak. i. i. i. deste. . (--med. topuz: She wears her hair in a bun. İng. k. bürokrat. f. i. dili. aptalca hatalar yaparak (bir şeyi) becerememek. f.. belleten. f. i. k. s. ağzını tapa/tıpa ile i. i. ba şıboş adam. saçma laflar. grup. (ayak parma ğında oluşan) şiş. 2. takım. siper ile korumak. istihkâm. serseri. otlakçı.

birden ağlamaya başlamak. s. 4/5 kile. yar ılmak. bir oyukta/yuvada i. kaş.. (çoğ. i. yak ıp yok etmek. ileri atılma. up burn the candle at both ends burn the midnight oil burn up burn/hang s. Birmanca. 1. dili birini k ızdırmak/sinirlendirmek. yanmış. (çoğ. Zengin ve ık.s.o. 2. i. iş saatleri. geğirme. Ev yan ıp kül oldu. 5. i. Burkina Fasolu.Birmanyal yan ık.b. tutuşmak. yan ıcı. in effigy burned down burned to a crisp burner burning burnish burnisher burnt burp burrow bursar burst burst in on/upon burst into flames burst into laughter burst into tears burst out crying Burundi Burundian bury bury the hatchet bus bus station bus stop bush bushel bushiness bushy business business hours business transaction i. yak ıp yok etmek. 2. k. geğirtmek. 1. iş. ticaret. perdahçı. yan ık. Burkina Fasolu.ki. çuval bezi. Burkina Faso. gömme. 1. parlatmak. saklamak. 1. yan yanıp kül olmak. Bur. f. i. 1. patlak. bak. defin. s. oyuk açmak. 3.ık 3. 1. Myanmar. çatlama. şiddetli. Burkina Faso´ya özgü. i. protesto olarak sevilmeyen birinin kuklas ını yakmak/asmak. 1. i. fazla çalışmak. s. Birmanya´ya özgü. 2. okul veznedar ı. tamamen yanmak. 3. birden ağlamaya başlamak. s. yanan. problem. Onun eline su dökemez. s. meslek. s. Burkina Faso´ya özgü. i. otobüs dura ğı. örtmek. f. 2. mesele. görev. kile. Birmanya. gür (saç. Birman. burn.burial Burkina Faso Burkinese Burkinian burlap burly Burma Burmese burn burn down burn o. tar. hararetli. cilac ı. i. gece yarısına kadar çalışmak. 1. 2. alev pat kahkahayı koyuvermek. cilalamak. Burundi´ye özgü. i. Burkina Fasolu. brülör. 2. 1. s. perdah kalemi. f. yuva. f. çalı. geğirmek. i. i. çalıyla kaplı. (--ed/--t) yanmak. defnetmek. 2. . Burundi. gömmek. i. barışmak. 2. parlakl i.). 2. iriyarı. i. s. f.nese) Burkina Fasolu. cila. bozulmak. çalı gibi olma. muhasebeci. otobüs. Burkina Faso. (burst) patlamak. 2. (ticari) iş. gizlenmek. mühre. büyük: She has a burning desire to become rich and famous. hold a –– He doesn´t hold a candle to her. Birman. 2.o. i. patlama. What do you mean bursting in on us like this? Ne diye patlam pat diye girmek: ı za böyle diye giriyorsun? odam almak. 2. yanıp kül olmuş. Burkina Faso. in. 2. tünel kazmak.çok mahvolmak. kuyruk v. kendini tüketmek. bak. 4. tamamen yanıp (kendi kendine) sönmek. Birmanyalı. 1. Burundi. 2. yuva yapmak. 1. Burundili.. The house burned down. İng. içini yakmak. ı. oyuk.mese) 1. Bur.ünlü olmak için yan ıp tutuşuyor. 1. 1. ış.. f. yakıp kül etmek. yanmak. i. i. i. otobüs terminali. gizlemek. Burundili. çalı gibi. yakmak. cüsseli. yakmak. out burn out burn s. yeri. f. çalılık. Birmanca. i. s.

kelepir. i. s. etli butlu. dili 1. i. koşuşturmak. bak. uç. -e karışmak.. i. kasap. rezil etmek. 1. f. çoğ. argo popo. tos vurmak. alma. (up) iliklemek. hisse almak. katliam. satın almak. i. 4. k ırık. sır vermemek. savuşturmak. k.. kafa atmak. ğmelenmek: Button your shirt! Gömleğini düdili şmamak.. dü ğünçiçeği. bozmak. alış. busi. f. k. -e burnunu sokmak. dili eşek kaba k ıçını yırtmak. k ırım. konu k. s. 2. pencere hariç. rüşvetle elde etmek. rüşvetle defetmek. susmak. i. 2. popo. button one´s lip. olmasayd Ş efle ili ş kisi olmasayd ı çoktan i ş ten would have de. 2. (askerin indirmek. kaba et. telefon me şgul sesi. 1. 1. ciddi. kasapl ık hayvan kesmek. busi. Yeni hizmetçi. edat -den gayri. ayak. meşgul: I´ve had a busy day.. k. 1. gene ra ğ i. f. mezbaha. dili bo şanma. çenesinidü kapamak.ness. i. 3. but. . men. 2. düğme. körü körüne alışveriş etmek. fırıştüketmi ş. kırılmış. s. salhane. 3. i. i. . (bought) satın almak. kelebek. alay konusu kimse. göğüs. iliklenmek. neşeli. elektrik düğmesi. yakasına yapışmak. 1. eşek gibi çalışmak. düğme iliği. 5. dili. i. . 4. 1. kâhya. ki. been fired long ago. aceleyle topu atmhareket ış. 1.business trip businesslike businessman businesswoman bust bust bust a gut bust one´s ass bust out of busted bustle bust-up busy busy as a bee busy signal busy signal but but for but what butane butcher butchery butler butt butt butt butt in butt in on butter butter up buttercup butterfat butterfingers butterfly buttermilk buttocks button button one´s lip button up buttonhole buttress buxom buy buy a pig in a poke buy a pig in a poke buy in buy off iş seyahati. i. dipçik. k ıç. almak. 2. iri gö ğüslü (kadın). bir evin ba ş hizmetkârı.. araya girmek. 2. bot. ğmelemek. with hemen her i şi ı: But for hersilmek relationship the hemen boss she . 1.. çoğ. i. 3. hareketli. i. 1.en (bîz´nîswîmîn) i. tereyağı. Bugün çok meşguldüm. s uşturma. çekici. 1. süt kayma ğı. meşgul işareti. -i yağlamak. 1. düğme.. i. 3. k. sayesinde. sap. iş kadını. k.. tereyağı sürmek. payanda. sistemli. f. bozulmuş. i.. i. (--ed/bust) k. f. dili -e ya ğ çekmek. 2.ıko etmek.wom. etme. ortak olmak. patlatmak. işlek. süsmek. i. -e dalkavukluk etmek. destek. iflas etmiş. patlak. sıhhatli. bütan. baş uşak. f. 2. kar ışmak. dili sakar kimse. i. 2. k. dili malı görmeden satın almak. tutuklamak. i. desteklemek. k. f. büst.men (bîz´nîsmen) i. bir şeyi görmeden satın almak.ness. yayık ayranı. berbat etmek. izmarit. 2. patlamış. burnunu sokmak. k ıç. up (bir çift) gibi çalışrütbesini) mak. ilik. kalça. birbirinden ayrılma. s. k ırmak. 2. çok meşgul.. buton. -den ba şka: The new maid will do almost anything but wash windows. 2. 2. aceleyle hareket i. canlı. boynuzlamak. f. dili 1. dili (bir yerden) s ıvışıp kaçmak. katletmek. işadamı. f. bozuk. girip aramak. k.

vızıltılı elektrik zili. ortakla almak. Bunun üzerinde gayet düzensiz bir şekilde yirmi yıl çalıştım. ıtas ıyla. herkesin dediğine göre. tümünü satın almak. 2. Vallahi! çok fazla. yana. İng. -e göre. kendi kendine. k. dili toz olmak. Vallahi! zorla. her ne pahas ına olursa olsun. 7. elbette. kazara. Onlar kat kat daha iyi. -in sayesinde. i. ne şekilde olursa olsun. yalnız ihtiyat akçesi yatırarak satın almak. uçakla. tezahüratla: They elected her president by acclamation. tedricen. i. (öbürlerinden) kat kat daha . ne yap ıp yapıp. taksitle satın almak. ezbere.. kulaktan. vızıltı. bir şeyişveresiye bir şeyi hiç görmeden satın almak. genellikle. alıcı. izniyle. sayesinde. ile. tesadüfen. -e vas ın. between themselves buy s. yak ında. edat 1. dili bir yolunu bulup. i. vızıldamak. Evi a satın ald ılar. on credit buy s. -den. hakkı z. bir şeyi ortaklaşa satın almak: They bought the house between them.: They´re by far the best. yak k ıl payı. bir kenara. oybirliğiyle. 6.. alıcı piyasası. 5.t. 3. rasgele çal ışarak. ından. düzensiz gayet düzensiz bir şekilde: I´ve worked on this by fits and starts for twenty years. hiç. 1. bir tür akbaba. k. (birini) rü şvetle satın almak. yakınında. ne pahasına olursa olsun. kazara. az bir ço ğunlukla. kapatmak. i. on ikiye kar şı on üç oyla. sıvışmak. çok geçmeden. az kaldı. yan ında. kendi ba şına. yanlışlıkla. alkışlayarak. sight unseen buy up buyer buyer´s market buzz buzz off buzzard buzzer By golly! by (main) force by by by a hair´s breadth by a narrow majority by a vote of thirteen to twelve by accident by acclamation by air by all accounts by all means by and by by and large by any means by chance by common consent by courtesy of by day by degrees by dint of by ear by fair means or foul by far by fits and starts by fits and starts By gosh! by half by hand by heart by herself by hook or by crook düşünmeden satın almak. bir tempo ile.t. vibratör. zool. müşteri. nezdinde. . birkadar. 2. rastlantı sonucu. müz. notas ız.buy on impulse buy on installment buy on margin buy out buy over buy s. elle. 2. derece derece. 4. taraf 2. tesadüfen. 1. bütün hisselerini almak.t. bağırarak.. 1. gündüzün. Onu tezahüratla ba şkan seçtiler. yakınından. yanından. f. hakkında..

. by order of by popular demand by reason of by request by return mail by return of post by return post by rights by rota by rote by stealth by the gross by the job by the piece by the same token by the skin of one´s teeth by the sweat of one´s brow by the way by the way by the week by turns by twos by virtue of by way of by weight by your leave by yourself bye bye-bye by-election Byelorussia Byelorussian bygone bylaw by-line bypass ne yapıp edip. ismiyle: He called me by name. parça ba şına. 2. nöbetleşe. ismen: him name only. baypas yol. 1. dili aln ının teriyle.. kendiliğinden: The büyük h ızla. sebebiyle. baypas: heart bypass kalp baypası.. tartı ile. ara seçim./Hoşça kal. 2. . i. eski. nedeniyle. i.by hook or by crook by inches by itself by leaps and bounds by main force by means of by name by nature by night by no means by o. geçmiş şey. It´s no sweat!/No sweat! k. 2. ken . ünlem 1. baypas yoluyla -den . yazar ad ının verildiği satır.. Onu ancak ismen tan ıyorum. katiyen. f. dili k ıl pay k. doğrusu. Bana ismimle hitap etti.. yolu ile. İng. gizlice. yalnız. i. ilk posta ile (cevap). yavaş yavaş. kendi kendine. Obir kedi pencereyi kendi ba şına açabilir. ağır ağır. dikkati çekmeden. s. rica/istek üzerine. çevre yolu. Belarussian. baypas. elek. . i. dü şünmeden. i. aynı şekilde. aslında.. izninizle. -den. baypas. Hiç problem ğil!/Çok Hiç de zahmet değil! de gelmiş2. aracılığıyla. -in emri gere ğince. adıyla. aynen: He hasn´t been friendly to us. mekanik olarak. aklıma gelmişken. çoğ. geçmiş. nedeniyle. (yard ım görmeden) kendi başına: That cat can open the window by itself. t ıb.. bye-bye. haftalığına. götürü. do ğuşby tan. 2. kendi kendinize. ünlem. Belarus. ha aklıma kolay! sırası gelmişken.. s. vasıtasıyla. i. ilk posta ile. bak. ezberden. nöbetle. i. İng. but by the same token we haven´t been ı. bak.. tic. acele. güle güle. ışknow tan. toptan. 3. yaradılI geceleyin. var gücüyle.s. nöbetleşe.. bak. hırsızlama.. ikişer ikişer. sıra ile. (tüzükte) ek madde. hafta hesabına göre. O bize s ıcak davranmadı. nöbetle. 1. very friendly to him. Allaha ısmarladık.. kendi kendine. asla. dili 1. -den dolayı. fakat biz k. 1. genel istek üzerine. yüzünden.. -in emrine göre. baypas ameliyatı.

kabin veya kamarada ya şamak. ritim. 1. kafein. bot. i. sesin yava şlaması. gıdaklamak. kakao a ğacı. Chamber of Commerce. century. gomene.by-product bystander byte by-way byword Byzantine Byzantium C C C of C C. i. 2.. bilg. gizli/özel/karanlık yol. i. (in şaatlarda) iskele. kafes. kakao çekirdeği. i. C. k ıs. tatlı sözlerle kandırmak. inmesi. dolaşık yol. türev ürün. çok dikkatli. kulübe. i. i. 2. kabin. Bizans. i. i. uyan ık. (camlı ve raflı) dolap. 3. müz. f. gürültülü bir şekilde konuşmak. na ğ 2. askeri lise/okul ö ğrencisi. g ıdaklama. kafese kapamak. c c. 4. kaktüs. taksi. i. hapishane. i. 3. çok kullan ılan bir deyim. Bizans. f. kablolu televizyon. 2. gevezelik etmek. centigrade. palamar. 1. i. k ıs. 2. ince marangozluk. kadavra. i. küçük erkek kardeş veya oğul. i. hapsetmek. golf oyuncunun sopalar ını taşıyan kimse. i. 1. 2. k ıs. tutkal. Bizanslı. 2. i. taksi dura ğı (taksilerin bekleme yeri). i. i. tek atl ı binek arabası. 1. bot. i. 3. kakao ya ğı. yan ürün. ta1.. 1. hintbademi. 1. 2. küçük erkek çocuk. Bizanslı. 1. küçük bir yere kapamak. i. 1. i. copyright. 2. telgraf. 2. ince iş yapan marangoz. 1.. kamarot. i. C c/f ca cab cabbage cabin cabin boy cabin class cabinet cabinetmaker cabinetmaker´s glue cabinetwork cable cable car cable television cablegram caboose cabstand cacao cacao bean cacao butter cackle cactus cad cadaver caddie cadence cadet caesarean café cafeteria caffeine caftan cage cagey cajole i. marşandizin arkasına takılan ve demiryolu görevlilerini taşıyan cumbalı vagon. 2. carried forward. i. en i. cent. bak. 3. circa. asansör. 1. 1. bakanlar kurulu. gevezelik. kaftan. seyirci kalan. Celsius. copy. kamara. ceset. i. 3. C. sualtı kablosu ile çekilen telgraf. aşağılık herif.. . kadans. i. perdenin derece derece menin sonu. s. f. 3. kabine. tahdit etmek.. k ıs. lokomotif veya kamyon sürücüsünün oturdu ğu kapalı bölüm. yan yol. kakao çekirde ği. f. 3. 2. 1. ikinci s ınıf. küçük lokanta. k ıs. kablo. s. teleferik. kablo ile çekilen araba. kesik kesik gülmek. 2. i. küçük özel oda. kafeterya. city. i. Bizans´a özgü. i. cesarean. bayt. i. Romen rakamlar ı dizisinde 100 sayısı. golf oyuncunun sopalarını şımak. ahenk. İngiliz alfabesinin üçüncü harfi.. den. atasözü. circa. f. kurnaz. s. 1. 2. i. i. lahana.

hesap eden kimse. i. aray k. çörek. tıb. 1. s. buzağı. şehirlerarası/uluslararası telefonla birini aramak. 2. felaketli. (bir şeyin) iade edilmesini istemek. ştirmek. küspe. dili birini azarlamak. i. 3. k. k. 2. -i durdurmak. telek ız.. calves (kävz) i. çok kötü. i. 2.o. 2. felaket. tıb. 2.. (çoğ. afet. birine k ısaca . jeol. . Ona k ısaca Memo diyorlar. bağırma. 1. f. bağırış. ´´ İmdat!´´ diye bağırdı. i. bak. -in do ğrulu yaratmak. 3. down call s.´ni) devreye sokmak. 1. tahmin.o. i.o. kek. haykırma: I heard a call for help. patiska. paydos etmek. 1. (out) seslenmek. (yard ımcı/danışman olarak) (birini) çağırmak. kabiliyet. telefon kulübesi. kireçlendirmek. patiskadan yapılmış. İng.. takvim yılı. 1. 1.o. --es/--s) 1. 3. kalsiyum. yetenek. 2. 2. 1. hilafet. dobra dobra konu şmak. caliber. 2. i. 3. benekli. i. İng. gerçekleri sakınmadan söylemek. anat. (askerleri. İ1. eğriye eğri demek. çoğ. ´´ ğı bağı rmak: Did you just call me? Bana f. vaketa. telefon konu şmas ı. kalsifikasyon. halifelik. kireçleşmek. kalkerleşmek. basma. long-distance i. f. -i iptal etmek. tatlı sözlerle kandırma. çıkarmak. halketmek. çoğ. vidala. i. 2. felaket. i. (paray ı) ğundan üphe etmek. i. k.ş(borcun) ödenmesini istemek. hesaplamak.. kireçlenmek. pasta. kalkerle i. dili çocukluk a şkı. 2.. basma. 1. back call s. 3. patiska. 1. ça demin seslendin mi? He called out for help. çağırma. İ ng. -e son vermek. jeol. call number call off call on the carpet call out call s. 1. 1. kapasite. hesap cetveli. cajolement. 2. 3. basmadan ılmışsiyah . i. dili azarlamak. caliph. Ne derseniz deyin. demek: They call him “Memo” for short. vahim. belal ı. kalkerleşme. hesap makinesi. ortaya çıkarmak. takvim yılı. kim. hesap. birine tekrar telefon etmek. 3. (a name) for short call s. yap beyaz. kal ıp.b. bak. calves (kävz) i. hesaplama. birini geri ça ğırmak. halife. bela. konu şma. i. pamuklu bez. İng. kireçlenme. kütüphanelerde kitaplar ı sınıflandıran numara. çap. -i istemek. -i gerektirmek. -i icap ettirmek. kendisini telefonla ı p bulamayan birine telefon etmek. kireçleşme. -i kesmek. -e gölge düşürmek. i. saymak.. ve turuncu renkli di şi kedi. kireçleştirmek. grevcileri v. 2.. bak. hesap etmek. Birinin mdat!´´ diye bağırdığı n ı rmak. dana. dili do ğruya doğru. takvim. duydum. 1. üstüne s ıcak kek konulan çubuklu altlık. kalibre. 4.cajolement cajolery cake cake rack calamitous calamity calcification calcify calcium calculate calculation calculator calendar calendar year calendar year calf calf calf love calfskin caliber calibre calico calico cat calif caliph caliphate call call call a halt to call a spade a spade call box call for call forth call girl call in call in question call into being call it a day Call it what you want. felaket getiren. ayarlamak. 2. i. baldır. 2. 2. i. 1. s.

1. s. ask. nasırlanmak. Ona kötü şeyler söylüyor. calorie. Kamerun´a özgü. Kamerun. i. i. 2. 1. basık. 2. f. 3. bak. hatırlamak. ordugâh. into question call s. Kampuchea. dingin.o. zool. i. ışmak. fotoğraf makinesi. i. getirmek. 1. 1. hüsnühat. nasırlı. bot. i. 1. (fırtına) dinmek..call s.a. bot. s. yat ıştırmak. i. f. deve. i. kameraman.o. i. birine telefon etmek.men (käm´ırımen) i. tecrübesizlik. kamuflaj. i. kamelya. cam. 1. s. ald ırış etmeden.t. z. toyluk.. i. up call s. 2. f. f.. bak. hat sanat ı. sıcak su ile süt ve şeker karışımı bir içecek (bazen çay da katılır). i. saklama. f. Kamerunlu. birini askere ça ğırmak. i. i.. 1. buzağılamak. kalori. Kamerun. duyars ızlık. i. chameleon. hat. i. gizleme. dili borusu ötmek.. 2. f. names call s. gizlemek. sükûnet. köpek gibi) kötü sözler söylemek: He´s calling her names.´s attention to call s. buzağı doğurmak.. i. bak.. birinden hesap sormak. kaligrafi. shots around here. i. bir şeyden şüphe duymak. k. to mind call the game off call the shots call to mind call to order calligrapher calligraphy calling card callous callously callousness callow callowness calm calm down calmative calmly calorie calory calumniate calumny calve calves cam Cambodia Cambodian cambric cambric tea came camel camel hair cameleer cameleon camellia camera cameraman Cameroon Cameroonian camomile camouflage camp camp birine/biri için (yalanc ı. hattat. dinginlik. bak. çoğ. kara çalma.. tüyleri bitmemi ş (kuş). sözü geçmek. mak. i. (birine) bir şeyi hatırlatmak.. f. . Kampuchean. durgunluk. nasır tutmuş. bak. yatışmak.o. duyarsızca. i. kamp. bak.o. ince beyaz pamuklu/keten kuma ş. calf 2. i. hissiz. katı. kamera. basık arazi. sakince. s. sakinleşmek. i.. 2. come. durgun. i.t. to account call s. iftira etmek. yatıştırıcı (ilaç). ştirmek.. duyarsız. birinin dikkatini (bir şeye) çekmek. calf 1. s. çoğ. 2.. kaligraf. deveci.. tecrübesiz. toy. kartvizit. patiska. i. s..er. deve tüyü. (deniz) sakinle yatıştıyat rmak. sakin. Kamerunlu. 2. aldırışsızlık. heyecan göstermeden. i. kamufle etmek. umursamayarak. kamp yapmak.. kara çalmak. oyunu iptal etmek. (bir yerin) amiri olmak: He calls the ın şefi o. chamomile. kam. bak. korkak. çamur atmak. z. (toplantıyı) açmak.. ask. i. iftira. Buranakla hat ırlatmak.

camp chair campaign campaigner camper campfire campground camphor camping campsite campus camshaft can can Can he sit a horse? Can it! can opener Can you drop by tonight? can`t can´t help Canada Canadian canal canapé canary cancel cancelation cancellation Cancer cancer cancerous candid candidacy candidate candidateship candidly candidness candied candle candlelight candlestick candor candour candy candy store cane cane sugar canine portatif sandalye. for kat .. k ısaltmak. eksantrik mili. 2. 3. tatlı dilli. şamdan. kampanya yapmak. i. İng. i. 4. kanarya. f. z. i. 2. i. adayl i. Kanadalı. karavan gibi kullanılan minibüs/kamyonet. kanserli. s. hasırlamak. it´s just the way she is. astrol. samimi. 2. kanepe. 1. asıl fikrini gizlemeyen. mat. zool. anat.. kam mili. Onun insanlara i. 2. 2. kâfuru. aç ık. i. şekerci. tarafs ızlık. f. 3. iptal. 3. i. içten. 1.. şekerleme haline getirmek. i. --ing/--ling) 1. açık yüreklilik. memi Ata binmeyi biliyor mu? argo Kes artık! konserve açaca ğı. 2. kamp ate şi. argo hapishane. i. -ebil-. i. 3. 2. f. s. bak. açık yüreklilik. 1. seferberlik. i. kodes. şerbet içinde kaynatmak. hela ta şı. kanser gibi. şekerle kaplı. namzet. bak. baston. 1. kampanya. kamp yeri. i. samimiyetle. candor. yardımcı f. köpekgillerden bir hayvan. i. mak. f. silmek. Şapkam ı bulamad ım. iptal olunan şey. iptal etme. Kanada. namzetlik. aday. 1. şekerci dükkânı. i. şekerleme. i. açık yürekle. Kanada´ya özgü. yapmak imkânı olmak: Can you do this work? i yapabilirkutusu. (could) 1. kampanyaya ılan mücadele kimse. dürüst. 1. s. 1. şekerli: candied orange peel portakal kabuğu ş 2. Kanadalı. samimiyet. Kanada. dövmek. 1. i. şekerleme yapmak. 1. 1. f. açık yürekli. kampus. (--ned. içtenlik. misin? teneke I couldn´t find my hat. adaylık. şeker. Yengeç burcu. 2. asıl fikrini söyleme. yüznumara. as ık. köpekgillere özgü. 2. i. 2. 3. i. f. tarafsız. kamış. i. 3. i. köpekdi şine ait. 4. kanal. argo klozet. de ğnek. iptal etmek.iş konserve kutu. samimiyet. i. 2. için etmek. asıl fikrini söyleme. 2. Bu gece bize u ğrar mısın? k ıs. i. kampç ılık. (--ed/--led... kampanyaya kat . kamp sahas ı. mum. içtenlikle. kampanyac ı i. i. okulda kalma cezas ı vermek. ahç ı. huyu öyle. i. i. bonbon. mum ışığı. kam şekerkam ışı ndan elde edilen şeker. She can´t help shouting at people. gerçek. 1.. açıklık. aç ıklık. ufak kamp karavanı. kampç ı. i. içtenlik. i. 1. 1. kanser. cancellation. baston ile ışla kaplamak. kâfur. . i. s. i. sefer. cannot. kamp yapma. bambu. şekerkamışı. 2..ba ğırması elinde değil.ekerlemesi.. üstüne çizgi çekmek. (Can Bu i. ıl (fikir). zool. s. ılmak. dürüstlük. argo şhane. 1.. çikolata.. 2. -tuvalet.

dikkatli. bak. iktidar. top. i. 1. ask. kabiliyetli. kapari. 5. f. konuşma dilinde çoğu vurgulamak 2. tedbirli. 3. kapsül. büyük. s. 1. kano. büyük harf. f. karyola sayvan ı. 3. kap. -amayız. 2. (çay. ba şlık.. majüskül. i. dili yaramazlık. 1. . konserve fabrikas ı. 3. 2. geleneklere uygun. anamal. 1. i. 4. 2. yamyamlık. s. kep. 4. i. kilise yetkililerinin ç ıkardığı bir kanun. laf.. i. burun. konserve yapma.. i. sermaye. boş laf. z. ı. 2.b. i. 5. 4. huysuzluk. hırsızlık. kabiliyet. hacim. tabanca mantar i. i. Hrist. konserve yapılan yer. k. i. 3. argo iş. gök kubbe. gebreotu. azizlik mertebesine yükseltme. 1. yetenek. İng. Bunu başkan sıfatıyla mevki. majüskül. bir katedrale bağlı olan papaz. suç. bak. tapa. 3. ehliyetli. şı. 1. -amam. matara. 2. kasket. i. yetenek. -amazsın(ız). eşkin sürmek. istidat. kapak. i. güç. zirve. başşehir.. i. 4. majüskül. hoplayıp zıplamak. f. 2. derin vadi. -amazlar (Anlamı ğinde can not ayrılır. --ping) 1. (--ped. i. markiz. 3. kilise hukuku. sabit varl ıklar.canine tooth canister canker canned cannery cannibal cannibalism canning cannon cannonball cannot canny canoe canon canon law canonical canonisation canonise canonization canonize canopy cant cantankerous cantankerously cantankerousness canteen canter canvas canvass canyon cap capability capable capacious capacity cape cape caper caper capillary capital capital account capital assets capital crime capital dividend capital expenditure capital letter köpekdişi. pelerin. i. eşkin gitmek.. tuval. kantin. tepe. f. eşkin gidiş. geçimsiz. 3. Hrist. doruk. sermaye masraf ı. oylum. 2.olarak açıkgöz. dili sermaye sabit aktifler. başkent. İng. kapital. aft.. içi çok şey alan. i. takke. s ıfat: i. 1. büyük harf. s. kilise hukukuna ait. 1. i. failini ölüm cezas ına çarptırabilen suç. f. canonization. bot. f. He did this in his capacity as president. sermaye kâr ı. (anket yapmak/oy toplamak amac ıyla) (birçok kimseye) gidip şmak. branda bezi. yamyam. pamukçuk. ehliyet. kanyon. i. 1.gerekti uyan ık... Hrist. sermayeye ait. 2. Hrist. 1. s. anat. i. 2. güç. 2. kapasite. 2. 2. 1. i.. 1. s. büfe. büyük harf. 1. ince boru. i.. i. 1. -amaz. kebere. görev. k ılcal damar. aksilik. coğr. kural. baldaken. i. i. büyük (harf). yardımcı f. branda. hesab sütun ıba . 1. huysuzluk yaparak. top güllesi. kapari. i. konulan) teneke kutu. 2. k. sayvan. aksi. iktidar. yetenekli. huysuz. istiap haddi. kurallara uygun. s. canonize. konu i. s. gebreotunun yemi şi. geniş. i. konserve: canned chickpeas konserve nohut. 2. azizlik mertebesine yükseltmek. gebre. kahve v.

frenkkimyonu. kapsül. kaptanlık etmek. i. kaprisli. kumanda etmek. ele geçirme. oto yıkama yeri. is. i. capital letters. i. i. i. i. karbonmonoksit. ele geçiren kimse. alabora etmek. 2. sermaye vergisi. tutsaklık. 1. İng. anamalc ılık. alabora olmak.capital letter capital levy capital punishment capital stock capitalise capitalism capitalist capitalize capitalize on capitulate capitulation capitulations caprice capricious Capricorn caps caps capsize capstan capsule captain caption captivate captive captive audience captivity captor capture car car park car wash caramel carat caravan caravansary caraway carbide carbine carbohydrate carbon carbon black carbon copy carbon dioxide carbon monoxide carbon paper carbonate carbonated drink büyük harf. kapitalist. i. otopark. silahlar ı bırakmak. kapris. kopya kâğıdı. i. 2. ele geçirmek. ırgat. tutsak. manşet. dili büyük harfler. i. 3. -i büyük harfle yazmak. i. i. i. i... devrilmek. .). i. deniz albayı. i. karbon kopyas ı. i. karbon kâ ğıdı. kim. k ısa tüfek. zoraki dinleyiciler. s. 2. yanm ış şeker. şartlı teslim. capitalize. esir dü şmüş. kopya kâğıdı. 1. zaptetme. yüzbaşı. f.. 1. karbon kâ ğıdı. bocurgat. i. büyülemek. İng. 3. karbonhidrat. k ıs. reis. 1. tutsak etmek. karavan. f. başlık. karbonat. tutsak eden kimse. zaptetmek. gazlı içecek. f. i. 1. karpit. esas sermaye hisse senedi. O ğlak burcu. İng. 3. çoğ. kervansaray. majüskül. f.. f. -den faydalanmak. karamela. çoğ. esir. i.. i. kopya. k. cezbetmek. 2. i. 2. i. 2. karbondioksit. karbon. lamba isi. ayar (1 kırat = 200 mg. astrol. i. ölüm cezas ı. üstü kapal ı yolcu veya yük arabası.. 2. s. otomobil. karbonatla ştırmak. devirmek. 1. vagon. anamalc ı. -e sermaye sa ğlamak. kervan. kapitalizm. i. 2. teslim olmak. k ırat. f. f.. 2. 1. f. bak. 1. i. Karaman kimyonu. -i kendi menfaatine çevirmek. kapitülasyonlar. karabina. i. araba. -i sermayeye çevirmek. kaptan. 1.

2. i. (motorlu araç) bir yandan bir yana hafifçe sallanarak bir yana yatmak. . enkaz (gemi v. kalp krizi. kardiyolog. O yoğun bakımda. bak. 2. i. kalbi uyaran. i. 2. 1. i. itinal ı. mukavva. i. 3. 2.b. kakule. Bana mektup postalad ı na Cengiz Göksel eliyle diye yaz. 2. kardiyak. özen. ev v. kayıtsız. z. (motorlu araç) bir yandan bir yana hafifçe sallanarak ilerlemek. 1. dikkatli. kardiyogram. kardiyoloji. çıban. kardinal. i. i. dikkatsiz. özenle. i. itinayla. dikkatsizlik. Karayip. ceset.). i. kaygısız. f. i. kalp ilacı. 2. i. (h ızla giderken) (motorlu araç) yan yatarak kö şeyi dönmek. s. iskambil kâ ğıdı. ceket. kart katalo ğu. carburetor. kucaklamak. geçici hükümet. kalp hastalığı. s. karbüratör. önemli. 3. dertsiz. s. kucaklama. i. 1. üçkâ ğıtçı. 2. hırka. i. İng. 1. Onu k ız mızda bize 1. itina. karikatürünü çizmek. yük. kumar masas ı. leş. s. den. mide a ğzına ait. 1. 1. dikkatsizce. dikkat. s. asal sayılar. He left him in his sister´s care. karikatür. karde ine emanet etti. 2. anat. kart fihristi. i. 2.´ne bakan) bekçi. karton. ihmal. 1. maden sodas ı. kart.. özenli. i. 2. hileci. zarftaki ismimin alt f. ok şama. ölçülü. i. s. i. okşamak. i. dikkat. kartotek. karina gitmek/ilerlemek.. karikatürcü. 1. 1. kalp hastas ı. sevmek. 2.. (otobüste) bilet paras ı. 3. tedbirli. care istemek: Would you care for some tea? Çay içmek ister ığında eliyle: Write me of Cengiz Göksel. i. i. kalbe ait. kayg ı. kapıcı. 3. kalp kas ı. dikkatle. i. bakım: He´s in intensive care. dert. dikkatli olma. f. 3. tasa. bilgisiz. parlak kırmızı.carbonated water carbuncle carburetor carburettor carcass card card catalog card index card index card table cardamom cardboard cardiac cardiac arrest cardiac disease cardiac failure cardiac muscle cardigan cardinal cardinal numbers cardiogram cardiologist cardiology cardsharp care care for care of careen careen around the corner careen down the road career carefree careful carefully carefulness careless carelessly carelessness caress caretaker caretaker government careworn carfare cargo Caribbean caricature caricaturist soda. ana. isk. belli ba şlı. bina iskeleti. 4. i. 1. 1. kariyer. İng. kargo. z.b. 2. -e bakmak: Who will care for us in our old ş age? Ya şlılığı kim bakacak? 2. karikatürist. (sahibi yokken malikâne. şirpençe. endişeden bitkin. tasas ız. 1. i. s. kalp krizi. i. kalple ilgili.

i. sızlanıp durmak. i. kartograf. i. i. İng. bir şekilde 4. şamata (k biriniba ba şr ar ı bir sonuca ş (bir şdavranmak. i. 2. cart götürmek. atlı yük arabası.ula aşı rtıırmak. do ğramacı. 2. at arabas ı. duruş biçimi.. Sözünü yerine getirdi. 4. etkili/önemli olmak: It´ll carry no weight with them. taşıyıcı. i. etobur. i. f. dili kazanmak. işi sürdürmek. etobur. 3. (on) -i yerine getirmek.t. ızgş ıey) nlıktan) ğı ıpılça ğırmak. haritac ılık. i. i. Bu kamyon yirmi tonluk bir yük ta şıyabilir. i. i. gitmek. cinsel. haritac ı. leş. zool. ı (ba şka sütuna/sayfaya/deftere) nakletmek. karanfil çiçe ği. i. dili tereciye tere satmak. i.. 2.caries carload carmine carnage carnal carnation carnival carnivore carnivorous carob carol carouse carp carpenter carpentry carpet carpet sweeper carport carriage carriageway carrier carrier bag carrier pigeon carrion carrot carry carry an amount forward carry away carry coals to Newcastle carry on carry one through carry one´s point carry out carry out/take reprisals carry s. 2. İng. Noel ilahisi söylemek. ılıp gelmek. bot. (to) hesaptaki miktar alıp götürmek. el arabası. bedensel. marangoz. too far carry the day carry the day carry through i. 5. 2. 1. büyük torba/poşet. carrycot i. through carry s. s. kan dökme. i. k ırım. ey) birini ayakta tutmak: (bir Her patience will carry her through. içki âlemi yapmak. i. uygulamak. 3. carsickness i. s. halı. havuç. lal. harnup. tatbik etmek. Onlar carry weight carry/bear/have a grudge against birine karşı kin beslemek. karanfil..(karayolunda) duruş. taşıyan. yerine getirmek. karnaval. gerçekten yapmak. dülger. şerit. sazan. yanları açık garaj. ta İng. yol. (dişte/kemikte) çürüme. 1. taşıt şeridi. 2. f. 1. devam etmek. Noel ilahisi. eyi) dışarıya taşımak. etçil. get carried away kendini kapt ırmak. (kara ta şıtının sallanmasından ileri gelen) mide bulantısı. 3. ma. ına ulaş mak. bir şeyi yerine getirmek. posta güvercini. yolcu vagonu. k ıkırdak. şehevi. taşımak: Carry her on your back! Onu sırtında taşı! This truck can carry a load of bir twenty tons. zool. (işi) sürdürmek. gerçekten yapmak. i.1. k. galip gelmek. 1. i.. kartografi. (birini/bir misillemeşyapmak. 2. 2. katliam. f. nakliyeci. i. 2. Sabr ı sayesinde bu işi başarır.. araba dolusu. (saplı) portbebe. k ızıl. nakliye. vagon dolusu. i. keçiboynuzu.. 1.t. marangozluk. (bir şeyin) ı etkilemez o. 1. nakliye şirketi. cartilage cartographer cartography i. k. gırgır (süpürge). k. sürüklemek. f. İng. -i bitirmek: She carried through on her sayesinde (bir işi) promise. İng. i. aşırı gitmek.. bot. s. nakliye ücreti. heyecanlan kap üstün kazanmak. şı i. 2. amac 1. taşımak. . çürümüş et. at arabası ile taşımak. yenirce. içki içip şamata yapmak. ıp aşırıya kaçmak. 1. dili 1. istedi ğini elde etmek. 2. k. 1. dili bir şeyin dozunu kaçırmak.

-i lekelemek. kasa. (oy) vermek. k. 1. çerçeve.2. dili -den yararlanmak/faydalanmak. fişek. çerçeve. i. 1. oymac ı. 1. 1. -e leke sürmek. toprak/cam kapta pişirilen yemek. palaska. 1. case foto ı. savurmak. fıçı. gölge yapmak. vaziyet. kın. çemberleme. şelale. mukavva kutu. kavun. İng. yazarkasa. 3. (sofrada kullan ılan) et bıçağı. 1. büyü yapmak. bot. i. 3. para. kasetçalar. i. 2. i. karikatür. (bankada) vezneci. veznedar. i. k.O. 2. çizgi film. 3. tapyoka. i. papaz cüppesi. manyok. i. mücevher kutusu. 2. i. hal. yöneltmek. oymacılık. 1. çizgi film çizen sanatç ı. amerikaelmas ı. i. taş v. 2. karton kutu. kasiyer. durum. i.´ni) oymak. i. sand ğraf makinesi mahfazası. 3. mahfaza: violin case a keman kutusu. paraya çevirmek. 4. kaset. 1. dili nakit para. f. 2. 3. kal ıp. 2. bir fıçı dolusu. i. el yard ımı ile yanlamasına atılan takla. i.´ni) çevirmek. atmak. f. i. i. oyma. (çek) bozdurmak. s. kaplama. (kızarmış eti) dilim dilim kesmek. bakmak. i. kumarhane. 3. 2. C. f ırlatmak. varil. 1. ka i.carton cartoon cartoonist cartridge cartridge belt cartridge case cartridge pen cartwheel carve carver carving carving knife casaba casaba melon cascade case case case ending casement cash cash cash dispenser cash in on cash on delivery cash on the barrelhead cash point cash register cashew cashier cashmere casing casino cask casket Caspian cassava casserole cassette cassette player/deck cassock cast cast cast a horoscope cast a shadow cast a slur on cast a spell on cast a spell upon i. 4. 1. nakit para. 2. pencere kanadı. 3. hasta: I had five cases of syphilis this morning. kimseler. . kartuş. 2. karikatürist. 1. 1. tak i. hastaya baktım. kartuşlu dolmakalem. (ağaç.b. kutuya koymak. 2. çağlayan. kanatlı pencere. f. -i büyülemek. 2. i.D. (mermi için) kovan. (bak ış v. ödemeli. tabut. fırında kullanılan toprak/cam kap. atma. matb.oynayanlar. küçük kutu. 2. i. bir varil dolusu. oyma. (bir tiyatro oyununda/filmde) rol alan maket. zayiçesine atfetmek. 4. 1. kavun. (k ırık kemiğe) alçı. 5. yana dayanmalı aşma. oyularak yap ılmış eser. i. manyok kökünden ç ıkarılan nişasta. kasa. karikatürcü. bot. foto. kasadar. bankamatik. 1. (cast) 1. 2. film kutusu. pe şin para. kaşmir yün. -den kazanç sa ğlamak. kutu. 1. 2. kaset. s. İng. k ıs. f. mahuncevizi. 2. 5.b. 1. 1. kaşmir kumaş. 2. 3. tesliminde ödenecek. kaşmir: cashmere sweater şmir kazak. dış görünü ş. -e büyü yapmak. camera i. 2. vaka: murder case cinayet Bu be ş frengili ık. büyük resim tasla ğı.sabah kutu. biladerağacı. i. kasa. 2. 6. fişeklik. dilimlemek. kaşmir. 1. tahsil etmek. güveç. i. rol taksimi yapmak. dilb. (büyük bir satış yerinde) kasa yeri.

İng. İspanyol çalparası. kayıtsızlık. i. reddetmek. ince tozşeker. acil i. 2. Ona şöyle bir göz attı. -i düşünmek. şelale. can ını sıkmak. dökme demir. tesadüfen olan. İng. İng. şekerleme. kayıtsız. iğdiş etme. kaza. ayırmak. i. kura çekmek. . s. deniz kazas ına uğrayıp ıssız bir kıyıda mahsur kalan kimse. i. 1. i. hadım etme. 1. İng. font. i. catalog/catalogue. paylamak. i. 1. 2. k. f. yaralanan. büyük çağlayan. demir atmak.cast a vote cast about cast anchor cast away cast down cast in one´s lot with cast iron cast iron cast loose cast lots cast of mind cast off cast one´s bread upon the waters cast one´s lot in with s. devirmek. kast. 2./cast one´s lot cast s. dili -in kaderine ba ğlanmak. katalog.. İng. hintyağı. i. 2. 2./cast in one´s lot with s. katalog yapmak. i. 1. çözmek. k ınamak. düşünüş şekli. adrift cast/drop anchor castanet castaway caste caster caster sugar caster/castor sugar castigate castigation cast-iron castle castle in the air/castle in Spain castor castor castor oil castrate castration casual casual clothes casualness casualty casualty ward/department cat cat cat nap catafalque Catalan catalog catalogue Catalonia catapult cataract oy vermek. hayal. sapan. den. i. s. 1. (kazada/sava şta) ölen. alarga etmek. 4. s. i. 2. Katalonya. çok sağlam. perde. 2. pek dikkatli olmayan: He gave it a casual glance. pik. pudraşeker. kas ıtlı olmayan. pikten yap ılmış. aksu. azarlama. ilgisizlik. akbasma. i. i. dili kar şılığını beklemeden iyilik etmek. lakayt. i. katafalk. hadım etmek. ölü.. pudraşekeri. demirlemek. i. katalo ğunu hazırlamak. tıb. bak. 1.t. azarlamak. satranç kale.. katarakt. acil servis. rasgele. pik.o. şato. yaralı. Tasarrufun ucu ona İ ng. i. biriyle işbirliği yapmak/bir olmak. f. günlük elbiseler. iğdiş etmek. kastanyet. 2. 1. hulya. 3. kale. 1. bir şeyi akıntıya bırakmak. ilgisiz. Katalan. çavlan. çok dayanıklı. demir atmak. (mobilyaya tak ılan) küçük tekerlek. 1. katapult. cat-and-dog fight kedi köpek kavgas ı. i. i. -i tasarlamak. mancınık. catechism. Heservis. çöpe atmak. 2. i. kedi. 1. 1. paylama. k ıs. bak. Katalanca. f. f. 2. ıssız adada bırakmak. 2. 3. k.. 2. caster.. catalog. dökümcü. was a casualty of the spending cutback. 1.o.

tırtıllı palet. çakmak. i. kilit dili. yakalayan şey/kimse. kategorik. k. i. zümre.. Hrist. f. felaket.. ilmihal. yakalama. 2. i. birini gafil avlamak. off guard catch s. 1. bölüm. 3. tırtıl. 4. soluk almak. f. kategorik olarak. katarsis. katarsisle ilgili. s.hoşuna gitmek. gözüme iliş At that moment I caught sight of her.. yemeklerin haz ırlanmasını ve servisini üstüne almak. 1. 5. birini gafil avlamak. tabaka. tutuşmak. z.. unawares catcher catching catchy catechise catechism catechize categorical categorically categorise categorize category cater caterpillar caterpillar tread catfish catgut catharsis cathartic cathedral Catholic i. kiriş. İng. birini gafil avlamak. nezle olmak. k ısa bir süre uyumak. bölüm.o. yakalamak. bak. müshil. i. f. k. 1. dinlenmek. soluk almak. (trene/vapura/uça ğa) yetişmek. felaketli. dinlenmek. soluklanmak. birini suçüstü yakalamak. 2. kategori. adamak ıllyeti ı birşz ılgıt yemek. s. yiyecek tedarik etmek. 2. Gömle imin tak ık. 2. napping catch s. dikkatini çekmek. Hrist. s ınıflandırmak. k. in the act catch s. dili dili müstakbel e -i yakalamaya/tutmaya çal ışmak. müshil. O anda gözüme gözüne ili şti. 2.catarrh catastrophe catastrophic catch catch catch at catch cold catch fire catch fire catch forty winks catch it catch on catch one´s breath catch one´s breath catch one´s eye catch s. Seda şmek: ti. 2. s. anlamak. sâri. i. categorize. f. beysbol vurucunun arkasında durup topu tutan oyuncu. müz. bak. kati. katedral. tırtıl.o. boğaz veya burunda balgam/sümük toplanma. k.. i. dili kestirmek. Katolik. s. i. s. i. feci.. hoş ve kolaylıkla akılda kalan. k. katarsise yol açan. gözüne çarpmak.. 3. birinin dikkatini çekmek. moda olmak. -in gözüne ilişmek. catechize. 6. tutma. i. i. tutuşmak. av. 2. dili 1.. kurt. birini haz ırlıksız yakalamak. off guard catch s. i. on with him. . sıkışmak: I caught my sleeve onpartide the door handle. parça. Hrist. Benden o kadar ileride ki ona şlanmak.o. ilmihale dayanarak din dersi vermek.o. İng. f. ateş almak. i. s.. zool. bir yakalanan av/bal ğ ş olarak dü ş ünülen uygun ki ş i. bula şıcı..o. birdenbire farketmek: I caught sight of Seda. birini suçüstü yakalamak. afet. ili -in 1. red-handed catch s. tutmak. f. vasıflandırmak.o.o. yayınbalığı. dili papara/zılgıt yemek. kesin. s ınıf.´s attention/eye catch sight of catch sight of catch the fancy of catch up catch/get hell catch/take s. tutmak. dili fena halde ha birini gafil avlamak. with -e yetişmek: He´s so far ahead of me I can´t possibly catch up memin imkânı yok. felaket. rahats ız edici duyguları dışa vurarak onlardan kurtulma. (caught) 1. k. nefes almak. ılmak. 1.

2. i. i. it really cause my camellias to bloom earlier? Gerçekten birini ne? günaha 1.Seninle kavite. i. i. İng. i. s. s. yakmak. i. atlı şövalye. nedensellik. genel. i. ba 1. . ikaz etmek. s. k. tedbir. laubali. s. cav. (göl/bataklık üzerinden geçen) uzun köprü/kazıklı yol. Kendini adamaya de ğer bir f. i. sığırlar. herkesin ilgisini çekmek. liberal. gak. compact disk. evrensel. s. i. 2. illet. cürmü meşhut halinde yakalanmış. to sin cause/create a stir causeway caustic cauterise cauterize caution cautionary cautious cautiously cautiousness cavalier cavalry cavalryman cave cave in caveat caveman cavern cavernous caviar caviare cavil cavity cavort caw cayenne cayenne pepper cc CD CD player s.kabard acı (söz). 1. süvari. 1. k. f. 3. uyarma. i. i. anat. 2. tıb.. çoğ. cauterize.mam. uyar ı. i. 1. İng. i. neden olu şturan.al. ketchup. Kafkas. kostik madde. Katolik kilisesi. 1. oyuk. sansasyon yaratmak. hedef. tıb. büyük ma ğara. f. oyuk. bo f. mağara adamı. ülkü: That´s a dava. 2. umumi.men (käv´ılrimîn) i. sebep. 2. at -e itiraz etmek: I won´t cavil about it with onu tart ış şluk. arnavutbiberi. 4. dağlamak. kendini beğenmiş. 1. i. ihtiyatlılık. f. neden olmak. ihtiyatla. süvari s ınıfı. s. 2.. çökmek.. s. ikaz. süvariler. karga gibi ötmek. gaye.. i. z. nedensel. carbon copy. you. uyarıcı.. i. karnabahar. uyarmak. yak f. dişçi. catch. dili iğneli söz söyleyen. 1. kazan. sakıngan.o. i. tedbirli. çoğ. i. bak. i. k ıs. ikaz. 3. bak. Kafkasyal ı.. dili i ğneli (söz).. 2.catholic Catholicism catsup cattle catty Caucasia Caucasian Caucasus caught caught in the act cauldron cauliflower causal causality cause cause cause s. 2. i. caviar. s. arnavutbiberi. i. ihtiyatlı. kocaman. serbest. ihtiyat.men (keyv´men) i. i. Kafkasya. cave. 1. f. (önemsiz şeyler üzerinde) tartışmak. Katoliklik. k ıs. f. çürük. sıçramak. i. neden. nedeni olan.. cubic centimeters. çoğ. gaklamak. f. kibirli. dava. suçüstü yakalanm ış. amaç. i.. yol açmak: What´s caused this? Buna yol açan Will sokmak. bak. iki kara ın ı birbirine layan ve deniz ığında suyla kaplanan parças ıcı. dikkatli. kompakt disk çalar. havyar. huk. karga sesi. bak. 1. ambar gibi (yer). mağara. oynamak. olmak. heyecan yaratmak. cause worthy of sebep one´s devotion.ry. 3. 2. ihtar. ğ kostik. aç ık fikirli. 2. kedi gibi.

kabristan. yüz yılda bir olan. ortaya gelmek. ortada olmak. 2. gözesel. 1. i. Keltçe. viyolonsel.. ortalamak. 1. f. f. bodrum. dili cep telefonu. me şhur. yüz yıllık. i. durmadan. sent (Amerikan dolar ının yüzde biri). selüloz. k ıs. 2. çimento ile s ıvamak. 1. sansür işleri. devretmek. aralıksız. 1. centigrade. azami fiyat. bırakmak. ilahi. son vermek. çimentolamak. pil. (gen. yüzüncü yıldönümü. mezarlık. bayram yapmak. 3. 2. s. i. 4.. 3. çekim merkezi. f. Keltçe. Chemical Engineer. santigrat termometresi. sedir. asır. 4. i. orta. 5. i. 1. cep telefonu. kesilmek. terketmek. merkez. da ğservisi. 2. s. durmak. i. 1. Civil Engineer. ara vermeden. hücresel. semavi. sansür. ün. 3. betonkarar. eleştirmek. şarap mahzeni. sansürcü. k. elek. Kelt. kereviz. f. ateş kesmek. 4. 2. i. s. sansürden geçirmek. ünlü. 2. (gen. s. bak. çimento. 2. 1. i. s. i. ate şkes. kökkerevizi. kiler.. 1. sansür memuru. göksel. sona ermek. 1. i. i.CE cease cease fire cease-fire ceaseless ceaselessly cedar cede ceiling ceiling price celebrate celebrated celebration celebrity celerity celery celery root celestial celestial pole celibacy celibate cell cellar cellist cello cellophane cellular cellular phone/telephone celluloid cellulose Celsius thermometer Celt Celtic cement cement good relations with cement mixer cemetery censor censorship censure census cent cent centenary centennial center center of attraction k ıs. 3. sansürlemek. 2. tavan fiyatı. sapkerevizi. kınama. s.. 1. küçük oda. 2. i. i. devam etmemek. şöhretli. i. dini nedenlerden dolayı) evlenmeyen ve cinsel ilişkide bulunmayan (kimse). Church of England. i. i. b ırakmak. sürekli. i.. i. sürat. bot. göğe ait. i. hücre. i. ünlü. gökkutbu. beton ile kaplamak. selüloit. f. sağlamlaştırmak. kurmak. k ınamak. selofan. . Kelt. kutsal. 1. 2. şöhret. 1. 2. z. ünite.. ask. Keltlere özgü. yap ıştırmak. dini nedenlerden dolayı) evlenmeme ve cinsel ilişkide bulunmama. gözeli. i. dikkat merkezi. century. spor santr. göze. hücreli. i. i. f. 2. kutlamak. şarap stoku. göçermek. bir merkezde ı almak. ortaya almak. central. i. i. s. 2. ortas ın 1. bitmek. eleştirme. beton kar ıştırıcı. 1. i. 3. 1. i. kutlama. s. i. betonyer. sayım. nüfus sayımı. toplamak. tavan. Corps of Engineers. 2. f. bodrum kat. 2. me şhur. i. hız. mahzen. centennial. ile dostluk 3. viyolonselist. yüzyıl.

2. emin. anat. belirli. muayyen. muhakkak. ş üstüne. santigrat. i. diploma. çinici. merasim. i. 2. santigram. i.. protokol. 3. tasdikname. yüzyıl. kesinlik. i.. s. s. 1. tahıla ait. 1. 1. (-in doğruluğunu/gerekliliğini) belgelemek. i. anat. merkezi ısıtma. kesinlik. bak. s. dili entelektüel. 1. bak.. 2. tahıl türünden.. seramikçi. s.. santilitre. hububat. i. i. bak. 2. z... teklifli.. tasdik etmek. s. rahim boynu. 2. çinicilik. çoğ. (m ısır gevreği gibi) tahıldan yapılmış kahvaltılık yiyecek. 2. k ıs. merasimle ilgili. z. s. katiyet. şüphesiz. 4. 3. İng..center of gravity center of gravity centigrade centigrade thermometer centigram centigramme centiliter centilitre centimeter centimetre centipede Central central Central America central bank central heating centralisation centralise centralization centralize centrally centre centrifugal centrifugal force centripetal century ceramic ceramic tile ceramics ceramist cereal cerebellum cerebral cerebrum ceremonial ceremonially ceremonious ceremoniously ceremony cert certain certainly certainty certificate certify certitude cervix ağırlık merkezi. merkezkaç kuvveti. törensel olarak. i. seramik e şya. i. ruhsat. k. belge. İng. tahıl bitkisi. i. santigrat termometresi. 4. baz z. f. centralization. s. İng. kalorifer.. anat. resmi. çok resmi bir şekilde. z. 2. ayin. kesin. 2. center. ağırlık merkezi. f. zahire. beyin. 1. i. merkezileştirilmek. i. tören. anat. törensel. kaç ınılmaz. telefon santralı. 1. ana. seramik sanat ı ve tekniği. tören. seramik. ayin.. orta. merkezde toplamak. . i. 1. 3. İng. santrifüj. i. bak. i. merkezile ştirmek. k. kati. çini işleri. resmi.. karo fayans. çini. 3.. çanak çömlek. santimetre. i. do ğrulamak. certified. certify. i.. 1. centimeter. İng. merkezcil. asır.. i. 2. resmiyet. beyinsel. belli ba şlı. katiyet. fayans. merkezileştirilme. k ırkayak. certificate. centralize. ba i. f. 1. çini.. 2. bak. i.. santral memuru. i. sertifika. dili -in ak ıl hastası olduğunu resmen tasdik etmek. s. merkezkaç. İng. merkezile ştirme. vesika. centiliter. i. merkeze do ğru yaklaşan. 5. 3. beyincik. ussal. teyit etmek. çıyan. 2. s. Orta Amerika. s. törensel. tek. ı. 4. şahadetname. centigram. bak. 3. i. 1. tabii. i. merkezi. 2. elbette. entel. merkez bankas ı. boyun.. tahıl. 1. zool. merasim. s. f. 6.

şezlong. ink ıta. k ıs. özel oda. chapter. (ayinde kullan ılan) kadeh. kad ıköytaşı. i. i. church. 1. s. k ı1. saman.. komisyon. chancery. 2. sigara tiryakisi. zincir. bak. 3. 4. up (sayı/puan) kazanmak/kaydetmek. i.. f. makam. oda müzi oda müziği. i. rezil etmek.. cost and freight. yasama meclisi. child. cgm ch Chad Chadian chafe chafe at the bit chaff chagrin chain chain letter chain of command chain reaction chain smoker chain store chain-smoke chair chair lift chairman chairmanship chairperson chairwoman chaise longue chalcedony chalice chalk challenge challenge match challenger chamber chamber music chamber music chamber of commerce chamber of commerce chamber orchestra chamber pot chambermaid chambers i. i. durma. telesiyej. Çadlı. 2. zincirlemek. k ıs. sezaryen. sezaryen. sezyum. centigram(s). 1. k ıs. Hrist. and insurance. çoğ. Çat.. hayal k ırıklığı. Çad´a özgü. 2. f.wom. compare. iskemle. i. utanç. f. ticaret odas ı. ovarak aşındırmak. kesilme. 1. bak. i. kurul ba şkanı. 4.en (çer´wîmîn) i. aynı mağazalar zincirine bağlı mağaza. kurul ba şkanı. i. 3. lazımlık. utandırmak. başkan. fişek yatağı. spor çelenç. s.cesarean cesarean section cesium cessation cesspool Ceylon Ceylonese cf CF CFI cg. chair. tebeşir. i. zincirleme reaksiyon. k ıs. peş peşe sigara içmek.. silsile (da ğ). chair. zincirle bağlamak. ticaret odas ı. (ayakkabı) vurmak.. 2.men (çer´mîn) i. cost. 4. lağım çukuru. freight. Çad. kim. tahılılan) i. İngiliz kamara. f. oda. oda hizmetçisi. chain. kullan kabu ğu. çoğ. k. (erkek) kurul başkanı. zincirleme mektup. k ıs. meydan okuyan kimse. i. çoğ. komuta zinciri. dili işlerin gecikmesinden dolayı huzursuz olmak. chafing dish (sofrada yemek ısıtıcıçöp. i. i. başkan. sandalye. i. mahkeme. meydan okuma. başkan. f. peş peşe (sigara) içmek. i. Çadlı. Sri Lankan. hayal rıkl ığına u ğratmak. . başkan. Sri Lanka. 2. meydan okumak. kürsü. i. s. 5. ovarak ısıtmak. daire. yatak odas ı. iç sıkıntısı. ği. f. oda orkestras ı. i. 3. i. sı. i. 1. sinirlendirmek. Çad. kalseduan. (kadın) kurul başkanı. hâkimin oturum dışı konularda çalıştığı yer. i. chief. başkanlık. i..

i. 3. monoton bir melodi e şliğinde söylenen sözler. 2. i. ufakl iştirmek. monoton bir melodi. caymak. 3. s. i. fırsat. 3. ordu veya hastanede) papaz. 4. --ping) 1. yol. 2.bozukluk. k. şampanya. değişiklik. rektör. taraf ını tutmak. tesadüfen olmak: She chanced to be ı. 2. rizikolu. (bir yere) vermek/dökmek/akıtmak/kanalize etmek.kad yanarak kömürle şmek. i. (taşıtta) f. şampiyon. TV kanal. bo ğaz. bozuk para çantas ı. el değiştirmek. parças i. kavrulmak. 1. k. yar ık. (kad ın) hademe. savunmak. f. oymak. 6. Tesadüf eseri oradayd -e rastlamak. 1. 2. (Almanya´da) şansölye.ı. dili ağız değiştirmek.monoton kar ışıklık. tilavet. 1. i. değişmek. i. değı iş ikli ğe uğramak. su yolu. 2. yakarak kömürle ştirmek.b. 1. 1. hiç de ğişmeyen. f. -e tesadüf etmek. f. i. 2. şans eseri olan. ateşe kömürle ın. 3. hizmetçi. i. karmakar ışık. -in dışını yakarak ştirmek. müdafaa etmek. i. radyo. bir şeyi f. 3. s. etmek. 2. başkasının eline geçmek.. i. şaperon. şapel. 2. tahavvül. kanal açmak. Ankara´da ğiştirmek. yüzü solmak. k. i. s. zool. (madeni yüzeyleri parlatmak için kullanılan) güderi ı. dili kesin olmayan. 2. i. 2. there. şanjanlı.t. (okul.. dili (bir riski) göze almak. into chant chant chaos chaotic chap chap chapel chaperon chaplain chapter char char i. kaos. değişken. 2. 1. dönüşme.. i. (soğuk) (cildi) çatlatmak. (--red. talih. f. karga şa. ask. yüzü k ızarmak. değişkenlik. i. i. şarkı söylemek. i. sertle ştirmek. fikrini/karar ını değiştirmek. --ring) 1. 2. 1. 5. bukalemun. destek olmak.´ni) yarmak. kararsız. sahip de ğiştirmek. (--ped. şampiyonluk. müdafi. 1. paran ın üstü. akak. şampiyona. avize. bozuk para. ihtimal. tahvil bozuk. f. 2. dili adam. kader. s. (kitapta) bölüm. bot. 3. k. i. dönüşüm. da ğkeçisi. el değiştirmek.. 1. yüzü k ızarmak. 4. papatya. küçük kilise. mecra. değ aktarma yapmak: You´ll have trains in Ankara. i... hava de ğişimi.4.1. yanardöner. 1. 1. f. 1. yenilik. zool. i. şampanya rengi. değişim. ses tonu. katır kutur/kıtır kıtır/hart hurt/çıtır çıtır yemek. 3. 2. hizmetçi . s. (from/to) (bir uygulamadan ba şka bir uygulamaya) geçmek. (ciltte) çatlak. s. nöbet de ğiştirmek. risk.tahta v. düzensiz. nehir yatağı. bak. changeability. çatlatmak. delikanl (toprak. çok sab ırsızlanmak. şampanya rengi. i. 2. kavurmak. k. üstünü bato şınchange ı değiştirmek. k İng. çocuk. 2. İng.chameleon chamois chamomile champ champ at the bit champagne champion championship chance chance chance on/upon chancellor chancy chandelier change change change clothes change color change color change hands change hands change of address change of air change one´s mind change one´s tune change over change purse change the guard changeability changeable changeableness changeless changeover channel channel s. şarkı söyleyerek kutlamak. istikrarsız. üstünü de 1.. 5. riziko. şampiyon. 1. (bir uygulamadan ba şka bir uygulamaya) geçiş. değişme. ızartmak. k ısım. i. adres de ğişikliği. 2. monoton bir melodiyle söylemek. s. şans. başbakan. savunucu.

ihtiyatl ı. plan göstermek. menkul. kovalamak. hamle. sadaka. . İng.. f.. i. 3. t ılsım. cezbetmek. izlemek. elek. kaydetmek.b.gés d´af. iffet.. (bir masraf suçlamak. 1. karakter. i. (roman. 4. merhamet. muska. 2.. sohbet. 2. i. konuşkanlık. nevi şahsına münhasır bir İng. oyun v. kanyon. İng. dartakip. şovenizm. hizmetçi. s. f. lekesiz. ho şbeş etmek. f. f. characterize. peşine şme. hizmetçiyard kadı ım n. i. kovalama. işgüder. s. çene çalmak. 3. sade. bozulmam için cezaland ırmak. yardımseverlik. bo ğaz.b. çoğ. bak. sili. temizlik. şovence. -ingemi haritas ı. uslandırmak. şoven. 2. dikkatli. 2. i. 4. 1.sis (şäs´iz) i. cana yakın.en (çar´wîmîn) i. itham. tutmak. i. hayırseverlik. yapmak. s. s. hayır işi. (kadın) hademe. s. hizmetçi kadın. hizmetçi.3. geveze. yasaklanm ış cinsel ilişkilerde bulunmayan.. i. çarter seferi. 1. karaktersiz. oto. 4. f. 3. izleme. 5. 5. tablo. ş arjedafer. i. cezaland ırmak. (--ted. karakteristik. 5. büyü. s. 3. 2. chas. ır cemiyeti. şahıs. takip etmek. 2. char. barut hakkı. s.character characterisation characterise characteristic characterization characterize characterless charcoal chard charge charge charge account chargé d`affaires chariot charisma charitable charity charlady charlatan charm charming chart charter charter flight charter member charter plane charwoman chary chase chasm chassis chaste chasten chastise chastity chat château chattel chatter chatterbox chattiness chatty chauffeur chauvinism chauvinist chauvinistic cheap i. 3. s. hayırsever. 4. aç çoğ. özel şoför. beş. f. i. ı k hesap. 1. baya ğı. dü i. derin yarık. tip bir kimse. adi. i. 1. şarlatan. döverek cezalandırmak. 1. çizge. berat/imtiyaz/patent vermek. kiralanm ış ucuz tarifeli uçak. çekicilik. ho ş. gevezelik etmek. kira kiralamak. karakterize etmek.. iki tekerlekli sava ş/yarış arabası. yola getirmek. f. 2. i. (kadın) hademe. 3. saf. 2. tedbirli. tar. i. i. i.´nde) kişi. büyülemek. pazı. vas ıf.plan (uçak. --ting) sohbet etmek. ho şş ato. 1.. f. 2. bot. 1. çene çalmak. 1. top kızağı. 2. cazibe. f. tic. hücum etmek. 1. konuşkan. karizma.faires (şarjeyz dıfer´) maslahatgüzar. 1. gevezelik. i. gemi v. 2. berat. çoğ. ınıkontrat yapmak. 1. çizelge. i. pe şine düşmek.´ni) i. nitelemek. karakter. 1. hücum. 2. elek. 2. (hizmet kar şılığında ödenen) ücret. bak. grafik. suçlama. taşınır mal. şarj. hay İng. deniz haritas ı. 1. i. i. 2. karakterize etme. ucuz. iffetli. itham etmek. 3. karakter. hikâye. ış. i. saflık. char. i. mangal kömürü. imtiyaz. şasi. yasaklanmış cinsel ilişkilerde bulunmama. çenebaz. characterization. i. yardımsever. ıslah etmek f. 2. basit. of -i esirgeyen. harf. nitelendirmek. kurucu üye. i. karakalem.wom. 1. f. sevimli. i. özellik. derneği. portolon. namuslu. dillidüdük. görevlendirmek. patent.. özyap ı. şarj etmek. i. s. tipik. 4. nitelendirme. çekici. hususiyet. ı birinin hesab ına) geçirmek.

kontrol.. İng. argo pinti. kareli. küstah. i. İng.o. ket vurmak: f.v. emanet. cik cik ötmek. neşelenmek. 1. dolandırıcı. 2. (birinden) izin almak. İng. i. dili cüret. sıkı fıkı.´ne Dam girince) kayd ını yaptırmak: First you have to check in at 1.. (sözle) tezahürat yapmak. dili yüzsüzce. i.´nden) ayrılmak. (otel İlk ı önce otelin resepsiyonunda the hotel´s reception desk. f. yava şlatmak. avurt. This arayarak (bir şeyi) kontrol etmek: I´m checking for leaks in (belirli bir şeyi) ı n ak ı p akmad ığı n ı kontrol ediyorum. i. ne şelendirmek. i. dili yüzsüz.. ekose. keyifsiz. 2. çek hesab ı. 2. i. ı. 2. dili yüzsüzlük. 2. ket. birini/bir hayvan ı (sözlü) tezahüratla teşvik etmek.b. satranç mat etmek. çek valf 1. pansiyon 1. (kontrol etmek amac ıyla) bakmak. (bir şeyin) doğru 1. s. fren görevi yapan yava gem vurmak. 1. vurma. İng. i. v. i. f. muayene. gözden geçirme.. pansiyon v.. f. hesab ru olup olmad nı öğ renmeye çalışmak.ğ (kontrol etmekığı amac olup olmad ı. vestiyer. satranç mat. elendirmek. nı yapt ırıp bir oda tutmak. with (bir 2. cimri. yenmek. -e göz atmak.. neşeyle. 1.. f. kopya çeken.. ünlem. gemengellemek. 1. 1. ğıtçıı . k. kopyac i. yanak. göz atmak. 3. arsızlık. 3.. neşelilik. çek defteri. Hoşça kal! i. tam yenilgi./an animal on cheer up Cheer up! cheerful cheerfully cheerfulness cheerio cheerleader cheerless f. (bir şeyin) olmad ıı nö ığ ödeyip (otel. aldatmak. i. şen. i. k. durdurma. (süpermarketteki gibi) al ınan malların hesabının yapılıp ödendiği tezgâh. 1. ucuzlatmak. k. i. birini neş2. anat. küstahlıkla. O yenilgi ilerlemelerini durdurdu. 2. çekap. keyifli. arsız. s. hava terminalinde bilet ve bagaj ın kontrol edildiği tezgâh. de ğişik olaylarla dolu. şlatma. yan yana. 1. i. kopya çekmek. üçkâ i. Keyfine bak!/Geçmiş olsun! s. 1. 2. . doland ırmak. 2. the roof. i.´nde) kayd 1. i. 2.b..o. engelleme. cıvıldamak. z. neşeli. durdurmak. i. şey) (ba şka bir do ıyla) -e bakmak. k.ıkontrol noktas i. ığını öğrenmeye çalışmak. yan yana. (sözle yap ılan) tezahürat. ucuzlamak. dama oyunu. ç i. çedar (bir çe şit peynir). keyif.b. amigo. up cheer s. kaydını (otel.cheapen cheapskate cheat cheater check check check for check in check into check on check out check up on check valve check with checkbook checkered checkers check-in check-in counter/desk checking account checklist checkmate check-out check-out counter checkpoint checkroom checkup cheddar cheek cheek by jowl cheek by jowl cheekbone cheekily cheekiness cheeky cheep cheer cheer s. neşesiz. neşe. elmac ıkkemiği. yüzsüzlük. 1. kış tezgâh ı. That defeat checked their advance. s. i. küstahlık. (birine) dan ışmak. z. 2. engel. genel sa ğlık kontrolü. ket vurma. hilekâr. İng. kontrol listesi. (bir şeyin) doğru olup ığın renmeye çal ışmak. cıvıltı.

ba ğrına basmak. i. 1. keyifli. İng. kutu. Şerefe! 2. zool. kestane rengi. kimyasal bile şim. 1. çiğnemek. kombinezon. şef. güne ğik.men (çes´mîn) i. f. sandık. 1. satranç. ahçı. ödlek. chess. kimyasal. bak. i. chemist. s. aziz tutmak. f. i. Acinonyx jubatus. göğüs. k ıs. ahçıbaşı. şıklık. i. 2. vişne. kimya. satranç tahtas ı. kimyevi. peynir k ıvamında. s. peynir.. korkak. kimyager. i. s.den/--d) azarlamak. 3. chid. i. kimyasal bile şim.. kemoterapi. i. i. dili derin derin düşünmek. eczacı. 1. piliç. 2. i. nohut. kestane rengi. 2. tıb. f. İng. gütmek. kimyasal sava ş. Hoşça kal! 3. chemistry. s. peynirli kek. İng. out argo korkudan çekinmek. çek. s. chemical. i. argo genç k ız. çita. i. i. i. i. i. i. geviş getirmek. civciv. az para. tavuk eti.. kimyasal madde. 2. checkered. bot. neşeli. şike. peynirli hamburger. çoğ. şık. i. 2. hile. dili birini azarlamak. kimya mühendisliği. k. kusur bulmak. i. beslemek.Cheers! cheery cheese cheeseburger cheesecake cheesecloth cheesy cheetah chef chem chemical chemical compound chemical compound chemical engineer chemical engineering chemical reaction chemical warfare chemise chemist chemistry chemistry major chemotherapy cheque chequered cherish cherry chess chessboard chessman chest chest of drawers chestnut chew chew s.. i. kad ın iç gömleği.. 1. k. İng. peynire benzeyen. tülbent. argo bozuk para. f. kestane. hindiba. i. 3. 2. (teşekkür olarak) Sağ ol! s. 1. şifoniyer. out chew the cud chew the fat chewing gum chic chicanery chick chicken chicken feed chicken pox chicken-hearted chickpea chicory chide ünlem. çizburger. şen. piliç. argo çene çalmak. kimyasal reaksiyon. çiklet. asıl branşı kimya olan öğrenci. 1. kiraz. . suçiçeği. kimya mühendisi. i. s. üzerine titremek. satranç taşı.. kestane. i. i.o. (chid/--d. modaya uygun.

2. child. 1. lafa kar ışmak. i. doğum. ba şkan. z. 2. 1. şempanze. çatlak. İng. baş. ü ğuk iliğ ine geçmiş . 4. çocuk. yonga. hahamba şı. amerikasincab ı. amir. çan sesi. s. Çin. Şili. en yüksek rütbede olan. bak. çoğ. para bilg. f. cömertlik. 2. çocuksuz. çocuksu. çocuk oyunca ğı.. İng. i. 2.ş ili ğine kadar üşümüş. bebek. soğuk. 1. (saat/zil/çan) ahenkli bir sesle çalmak. ürpermek. Chi. chivalrous. 1. 2. ü ütmek.dren (çîl´drın) i. i. Anthropopithecus troglodytes. 2. şövalyelik. i. f. İng. dili lafa kar ış s. 3. patates kızartması. 2. madeni çubuklardan olu şan zil. kabile reisi. 2. cömert. so i. 1. çocuk ruhlu. 1. baca. çene. so ğuk. keski. . i. porselen. i. vermek. i. yanardağ ağzı. 2. 2. şümek. Şilili. (yiyecek/içecek) soğutmak. belli başlı. çini.. şef. tabak dolab ı. titreme. çentik. 2.. i. çocuk bakıcısı. k. (--ped. 1. kolay iş. yüreklilik. k. z. (çoğ. zool. çene çalma: Enough of this chitchat. en çok. krater. 1. chil. zil sesi. soğuk bir şekilde. çocu ğumsu. soğuk. çocuk gibi. şef. çocuk. Çin´e özgü. cırlamak. anat. s. s. 2. şövalye gibi. Çince.. ana. muhabbet. budamak. i. 1. hayali. (soğuktan dolayı) el/ayak parmağındaki şişkinlik.. çok kolay iş. i. 1. 3. baca temizleyicisi. 3. s. 1. s. yontmak. 2. 1.chief chief justice chief rabbi chiefly chieftain chilblain child child´s play child´s play childbirth childhood childish childishly childless childlike childminder children Chile Chilean chili chili pepper chill chilled to the marrow chilli chilliness chilly chime chime in chimerical chimney chimney sweep chimpanzee chin China china china closet Chinese chink chip chip in chipmunk chirp chisel chitchat chivalric chivalrous chivalry i. uyum. ürperme. 1. yonga. baş. nazik. bak.. s.. çocukluk. kızarmış patates. 3. 2. çocuksu kimse. Şili. c ıvıldamak. i. i. 1. baf. centilmenlik. şekil 1. ço ğ. s. z. gerçek olmayan. serin. seramik. Çinli. yürekli. çoğ. üşüme. çocuk oyuncağı. mak. we´d better get to work. Şili´ye özgü. ğış ta bulunmak. i. Tamias. cıvıltı. dili (sohbette geçen) sözler. i. nezaket. i. 3.. --ping) 1.. i. huk. zool. cırıldamak. kalem. f. 2. 1. centilmen. i. cesaret. i. çocukluk dönemi. cırıltı. 2. Çin. evlat. çip. s. soğuk. yarenlik. dan ıştay başkanı. üşütücü. ufak aç ıklık/yarık. üşütücü. çentmek. f. soğuk davranış. 1. 3. İng. çocukça. çocu ğu olmayan. 2. i. i. cesur. Bu kadar muhabbet s. 1. bak. k ırmızıbiber. i. çocukça. melodi..nese) Çinli. 3. 2. cips. chili. i. kalemle oymak. Şilili. reis. 2. i. ahenk. s. i. 1.. i. Çince. başlıca. çocuksu. lamba şişesi.

ı Fanny. isim: Her Christian name is Fanny. i.. boğulma. Noel. 3. seçenek. dopdolu. 1. Mesih. değişken. kloroformla uyutmak. kiriş. 1. (Uzakdo ğuda kullanılan) yemek çubuğu. f. 2. koro. i. 2. İng. seçilen kimse/şey: He was our choice. nefesini kesmek. 1. bak. dili. i. koro toplulu ğu. seçme.sen) 1. seçiş. 1. s. i. müz. 1. yön değiştiren (rüzgâr). i. klor. şık. 2.. ad. nutku tutulmak. heyecandan konuşamamak. tıkamak. f. i. çalg ı teli. f. koregraf. koral. i.. 2. ıkanma. s. koreograf. koro ile ilgili. (balta ile) k ırmak. i. boğmak. tıkanmak. 3. 2. 2. jikle. çare: You´ve no other choice. şarkının koro bölümü. ı tutmak. satır. (müzik eseri) koro. dili titiz. s.. i. koregrafi. i. tercih etmek. i. (chose. kolera.chive chlorinate chlorine chloroform chock chock full chockablock chockfull chocolate chocolate cake choice choir choke choke back one´s tears choke down one´s rage choke up cholera cholesterol chomp choose choosey choosy chop chop down chopper choppy chopstick choral chorale chord chore choreographer choreography chorus chose chosen chow Christ christen Christendom christening Christian Christian name Christian name Christianity Christmas Christmas Day i. 2.. seçti i. 2. bak. champ. choose. ğacı) kesmek. f. seçmek. kim. i. koro. tgözya şlar ınoto. s. k ısa saplı balta. İsa. çikolatal ı. i. 2. s. Hristiyan. çikolatalı kek. müz. vaftiz etmek. tıkanmak. k. 1.koro. choosy.... çoğ. Bizim ğimiz oydu.. akort. 1. çırpıntılı (deniz/göl). vaftiz etme. --ping) 1. . (up) ince ince kıymak/doğramak. f. güç ve tatsız iş. Hristiyanl i.. ağzına kadar dolu.. and her family name is Burney. i. Noel günü. k. seçilmi ş. i. 3. i. dili yemek. 2. koro taraf ından söylenen. ısoyad ı Burney. i. kilise korosu. öfkesini bastırmak. i. kolesterol. choose. kim. frenkso ğanı. istemek. s. bak. argo helikopter. koreografi. boğulmak. i. s. kloroform. ilk ad. 1. koro için yazılmış. s. takoz. zor be ğenen. k. (a i. Hristiyanlık. alternatif. 1. 2. 3. s. f. (--ped. pirzola: lamb chop kuzu pirzolas ı. İng. vaftiz töreni. bak. dopdolu. cho. 3. Ad k. bir evin/çiftliğin günlük işleri. çikolata: a piece of chocolate candy bir çikolata. i. küçük bir iş. f. Hristiyan âlemi. müşkülpesent. f. klorlamak. i. f. i.

knaz adam. bir işten ayrılmak/vazgeçmek. çok memnun. süre ğen. kronolojik. İng. i. s. i. sinema. kronoloji. çakmak. i. 4. 4. ayin. 3. dili i. İng. k.. kütük. out chuckhole chuckle chuffed chum chummy chump chump chunk church church service churchwarden churchyard churl churlish churn chute CIA CIF cicada cider cigar cigarette cigarette lighter cinch cinder cinder block Cinderella cinecamera cinema Noel arifesi. k. i. Central Intelligence Agency. a ğustosböceği. yayık. dili sıkıca tutma. krizantem. dili mutlu. k. (out) çöpe atmak. puro. yığın. tombul. dili 1. s. cüruf. müz. 2. kaba. Noel ağacı. kas ımpatı. (--med. (sütü) yayıkta çalkalamak. s. cüruf briketi. i. bot. 2. i. i. 3. 2. 2. İng. i. kronometre. ibadet. kilise idame amiri. çiğnemek. Hrist. insurance. dili 1. k. 1. . süt kabı. kıkır kıkır gülme. i. 2. k. 3. k. i. --ming) 1. külçe. güzelli ği ve değeri anlaşılmamış kız.. köylü. dili 1. kromatik. f.. kamera. i. s. f.tıkilise. 2. elma şarabı. elma suyu. k. i. Külkedisi.. z. i. i. birini d ışarı atmak/kapı dışarı etmek/sepetlemek. mezhep. çama şır/çöp atılan) baca.. kıkırdama. cemaat. i. i. kronik. tarih s ırasına göre. 2. s. süreölçer.o. Onu çöpe at!/At onu!/At gitsin! 2. i. 1. i. dili büyük bir miktar. k. cost. 1.Christmas Eve Christmas tree chromatic chrome chromium chromosome chronic chronicle chronological chronologically chronology chronometer chrysanthemum chubby chuck chuck it up Chuck it! chuck s. k ıkır kıkır gülmek. k ıs. 2. kalın bir parça. müzmin.. ahbap. i. zool. 2. yak ın arkadaş. ı paylaşmak. s. aynı oday s. kavrama.. i. k. f. i. dost olmak. çantada keklik. and freight sif. 1. terbiyesiz. topak. budala. (yolda olu şan) çukur. krom. kaba adam. at kolan ı. sigara. 2. dili elde bir. kilise ayini.. f. dili aptal. çoğ. kromozom. kıkırdamak. kromatik. birini işten atmak. kül. i. kilise avlusu/bahçesi. krom. i. i. f. 1. dost. sinema salonu. 1. 2. f ırlatmak. 1. renklerle ilgili. atmak. dili bir işi bırakmak. 2. 1. kronik. i. 1. yanm ış kömür artığı. i. (üst kattan alt kata inen. tarih. kim. Onu b ırak!/Ondan vazgeç! k. k ıs.

f. uyruk. etraf i. meydan. vatanda i. daire çizen yol. vaziyet. belediye ba şkanı. turunçgillerden bir meyve. i. -in etrafına daire çizmek. dolambaçlı. 2. 1. -in etraf ını dönmek. genelge. uyrukluk. ayr ıntılı. gösteri. (havan ın/sıvının) akımı/dolaşımı olmak. yuvarlak testere. belediye meclisi üyesi. 2. i. i. tiraj. aşağı yukarı: It was built circa 1650. 3. 1. çember. k ısıtlamak. kent merkezi. ihtiyat. celp kâğıdı. İng. 4. . 1. Çerkez. 2. yurttaş. i. daire çevresi. ko şul. 1. 1. (ço ğ. sitrik asit. 1. hiç.ın ring seferi. tekerine çomak sokmak. yurttaşlık. tarç ın. 2. uzatma işareti. sirküler. şifre. 2. 1. huk. citation. hisar. ihtiyatlı. dolaylılık. (bir yerin üstünde devre kesici anahtar. devre. devir. numara. (havan ın/s vın(motordaki ın) akımını/dola şımını (motordaki ıv ı ıiçin) akım. daire. i. -i kaynak/örnek olarak gösterme. muhit. ikinci derecede önemi olan. edat dolaylar ında. İng. Çerkezce. belediye meclisi. tur. hal. şart. cited. dairesel. huk. 1. 3. 2. mahzen. k ıs. i. i. f. i. i. 3. daire. sarnıç. denizden etraf ını dolaşmak. tabiiyet. 2. takdirname. 2. 1650 ında yap ılm ış. vatanda şlık. genelge.. grup. citizen. celp. 1. durumla ilgili. 2. f. 2. ağaçkavunu. (para için) tedavül. s. 1. s ıfır. durum. (nüfuz açısından) önemsiz biri. 3. 1. sıvı için) i. huk. şehir. i. i. 1. dolaylı. 2. atlatmak. su deposu. kaç ınmak. sirk. şehir mimarı. dikkat. kesişen sokaklarla ayrılan blok. dolayl ı. ş. 4. f. ıv ) devridaim yapmak. i. (kan/hava) dolaşmak. s. 1. 2.cinnamon cipher circa Circassian circle circuit circuit breaker circuitous circuitously circuitousness circular circular note circular saw circulate circulation circumcise circumcision circumference circumflex circumnavigate circumscribe circumspect circumspection circumstance circumstantial circumstantial evidence circumvent circus cistern cit citadel citation citizen citizenship citric acid citron citrus citrus fruit city city block city centre city council city councilor/father city hall city manager city planner city-state i. f.rus) turunçgillere ait ağaç/meyve. belediye binas ı/konağı. keyfiyet. vaka. 3. sürüm. 1. i. tebaa. (hava/ss devridaim. 3. ça ğrı. olay. s. kale. çizmek. i. çevre. s. 3. belediye. turunçgillere ait. dolaylı olarak. dolaylar i. takriben. 2. elek. 1. hemşeri. i. şehir devleti. -in2. 3. s. solda sıfır. ikinci derecede kan ıt. dolambaçlı. s. yuvarlak. dikkatli. kösteklemek. tamim. 2. 1. kader. sünnet. -in etraf ına daire ı çizmek. sünnet etmek. (kan/hava için) dola şıım. halka. cit. 2. bir tür kredi mektubu. 2. 1. i. inceltme işareti. z. 1. sirküler. site. sak ıngan. f. i. tedbirli. 3. çember. i. kent.

i.. mengene ile sıkıştırmak. iddia. tazminat talebi. el alt ından. bak. gürültü. i. s. terbiyeli. 1. kütüphane v. İng. el altından yapılan. madeni ses.. devlet memurlu ğu. gizli. 1. clamor. ho ş. yaygara. s... şıngırdamak. civilize. medeni hukuk. gök gürlemesi/gürültüsü. terbiyeli. aydınlatmak. 1. gizlice. İng. medenileştirmek. İng.b. 2. --ping) 1. dili -i görmek. s. 5. ferdi. tarak. nlatmak. f. boy. i. 1.civic civic center civics civil civil defense civil engineer civil engineering civil law civil law civil liberty civil marriage civil marriage civil rights civil servant civil service civil service civil war civilian civilisation civilise civilised civility civilization civilize civilized clad claim claim for damages claimant clairvoyance clairvoyant clam clamber clammy clamor clamorous clamour clamp clan clandestine clandestinely clang clank clap clap clap eyes on clap of thunder s. inşaat mühendisliği. şaplak indirmek. i. yurttaşlık bilgisi. 2. 1. sivil. yurttaşlık ile ilgili. medeni nikâh. i. k. 2. uygarlık. sahip ç ıkmak. şaplak. s ıkıştırıcı.. hayk ırma. civilization. edepli. . 3. f. 3. bak. ı. nazik. kehanet. uygar. 2. klan... şehre ait. kâhin. f. 1. i. bireysel. milli. f. kabile. sivil savunma. 6.. hükümet binalar ı. mengene.ışı i. mahkeme. 2. 4. ç ınlama.. 1. 3. kibarl ık.. 1. gürültülü. soğuk ve nemli. el çırpmak. 2. gaipten haber verme. İng. 2. 1. elle vurmak. vatanda şlarla ilgili. elle vuruş. i. hak talep etmek.´nin bulunduğu şehir merkezi.. bak. talep. z. (--ped. tırmanmak. civilized. yurt bilgisi. İng. f. f. uygarla ştırmak. s. 1. kenet. tazminat davas i. s. f. vatanda şlık hakları. uygar. i. edep. hayk ırmak. sivil. terbiye. el ç ırpma. sivil devlet memurlar ı. nazik. medeniyet. 2. i. kıskaç. 2. iddia etmek. 2. feryat. i. kibar. alk ışlamak. talep sahibi. f. iç savaş. istemek. 1. i. clothe. 2. bak. kibar. medeni hukuk. insan haklar ı. yap ış yapış. tangırtı. 1.. davac ı. güçlükle tırmanmak. feryat etmek. medeni. 1. hükümete ait. 2. 2. ç ngırtı. zool. hak iddia eden. i. yaygara koparmak. çınlamak. medeni. i. hak. f. 2. i. nezaket. İng. s. devlet memuru. belediye ile ilgili. f. i. sigorta poliçesi üstünden ödenecek para. Roma hukuku. deniz tara ğı. madeni ses çıkarmak. i. f. tangırdamak. bak. medeni nikâh. inşaat mühendisi.

klasik. kopça. kategori. temizlik. i. s. (hastalığı) gidermek. i. 5. kolayl ığı . (gazetede) küçük ilanlar. -i s ınıflamak. 3. gizli (bilgi). sınıf. klarnetçi. tabaka. halletmek. açıklık. ı bıçak. dili s ıvışmak. f. çarpışıp sava şmak. 1. yırtmak.b. hurdası km ışı. açıklık kazanmak. saydam. saf. ışmak. 2. ıklık kazanma. -i tasnif etmek. 1. vicdan rahatl k. berraklık. k ıs. 2. -i sınıflandırmak. sabun. tür. s. açık. 1. 1. sınıf. 1. 5. çözmek.clapped-out claret clarification clarify clarinet clarinetist clarity clash clasp clasp knife class class classic classical classification classified classified ads classified advertisements classifieds classify classmate classroom clatter clause clavicle claw claw hammer clay clean clean out clean up cleaner cleaning cleaning fluid cleaning woman cleanliness cleanly cleanse cleanser clear clear conscience clear off clear out clear the air clear the table clear thinker clear up s. temizlik. bölümlenmi k. (madeni şeyleri) birbirine çarpmak.zı Bordo şarabı. çık ırm i. sınıflandırılmış. anat. klasik. aç ık biraç şturmak. dili. i. 2. 1. f. 2. aç ıkl ığa kavuaç şma. pestili çıkmış. patırtı. açıklanmak. İng. takım. aç ıklamak. ıklık getirmek. kucaklama. sınıf. sınıf arkadaşı. 3. köprücükkemi i. 1. i. bir grubun içinde) saymak. classified advertisements. 3. cümle veya yancümle ya da ı geçmi ş zaman sıfat-fiilleri gibi bir özne ve ona ait bir fiilden oluşan baz ği. temizlemek. tak ırdatmak. şart. dershane.. 2. temizlemek. engelsiz. gürültü. kil. çarp ılma. 1. -i (belirliclassification. 7. takırdamak. bulutsuz. 3. dili 1. mücadeleye 2. 2. tasnif. 2. i. müz. pençe atmak. i. klarnet. vuzuh. sofrayı kaldırmak. f. temizleyici madde. 2. aç ıklığa kavuşturmak. şüpheleri gidermek.. bent. dilb. s ınıf. mek. çeşit. i. aç ıklama. aydınlatma. aç şekilde anlatmak. i. net. 6. kuru temizleyici. dili (gazetede) küçük ilanlar. zümre. s. i. pençe. s ınıflama. s. temiz ahlaklı. ıklanma. 3. hüküm. takırtı. domuz tırnağı çekiç. bak. s. classic. f. çözülmek. sınıflanmış. 4. aydınlatmak. 2. masum. temizlikçi kad ın. 1. 4. f. tasnif edilmiş. f. 2. f ıkra. 2. i bölümlemek. f. i.). 4. k. açıklık getirme. 2. 2. -i sınıflamak. sar ılmak. kast. 1. ışmak. sustal i. açıklığa kavuşturma. tüymek. köprücük. çat2. ders. 3. tüymek.dövü tokaşile tutturmak. 2. -i (kategorilere) ayırmak. temiz bir şekilde. ş.. çok yorgun. çatırdatmak. i. (madeni şeyler) birbirine çarpmak. 1. 1.. temizlikçi. dili s ıvışmak. şeffaf. açıklığa f. klasik. i. temizleme. 1. yenebilir (av eti v. ıkla anla şılan/duyulan. temizleyici madde. 1. büyük çak ı. klasik eser. i. -i (kategorilere) classify. tırnak. k. temizlemek. pürüzsüz (cilt). düzgün. açık: His instructions were quite clear. . külüstür. madde. sar kopçalamak. duru. pak. toka. ayd ınlanma. i. temizlemek. z. toplayıp atmak. 2. bölümleme. k. 2. kusursuz. (hastalık) geçmek. i. 1. temizce. balç ık. kucaklamak. i. açıklığa kavu i. ar ı. tırmalamak.b. 1. temiz. derslik. i. 1. bitkin. mantıklı düşünen kimse. kategorilere ayr ılmış. f. sınıflandırma. grup. biçimli. açık (gök). leke giderici (s ıvı) ilaç. kuru temizleyiciye gönderilen giysi v.. halis.

tezgâhtar. dili hızla gitmek. merhametli. müz. papazlar. kavramak. bölünmek. (ceza olarak) birinin hareket alan ını sınırlamak. dergima v. tırmanış. i. sarp kayalık. -e yap ışmak.men (klır´cimîn) i. f. 3. aç ıklık yer. yar ık. çıt. k. 1. 3. şıngırdamak. i. 2. zekice. k ırkmak. 3. i. 3. 1.´ne) (hat İ ng. 2. kırpma. (kadının) göğüs arası. f. sa ğlama bağlamak. net. tek.t. ıklatmak. kesmek. (yumru ğunu/dişlerini) sıkmak. 3. i. ak ıllılık. kupür. 1. klinik. f..ı boks birbirine sarılma. sekreterlik. 3. çıkmak. kama. yarık. 2. kesmek.´nden) kupür kesmek. 1. sekretere ait. 4. perçinleme. f. çoğ.o. (gazete. yarılma. k ırkma. (ağaçlık bir alandaki) tüm ağaç ve çalıları s. ayrık. 4. f. bak. --d/clo. 2. 2. 6. f. havanın güneşli ve ılık olması. 2. 3. 2. çarpmak. i. şı i. klişe. . tık sesi çıkarmak. clue. sş ık ca sar ılmak. temizleme işi. 1. vurmak. 1. 4. 1. bak. 2. 2.b. 2. inmek. müvekkil. i. 2. 2. alan açığı a karma. i. şefkat. 2. (tüfekte) şarjör. den. mü şteriler. ula rmanmak. 1. onto clipboard clipper clipping i. klişe. i. (--ped. doruk noktas ı. 1. bölmek. hava. i. 2. tık sesi. 1. 1.bir takas. iklim. i. şa. bağlı olmak. 2. aydınlatma. (clung) 1. becerikli. cüruf parças ı. kesik. klipsli kâ ğıt altlığı. 1. çatlama. doruğa şttıırmak. s.. f. müvekkiller. kliring. 2. 1. s. yar ılmak. f. (saç/tırnak/çim kesmek için) makas. f. perçinlemek. 1. klips. -e sadık kalmak. 2. dili toplumda yükselmek isteyen kimse. i. 2. i. k ıskı. i. tırmanacak yer. güre mak. 1. f. 3. 4. orgazm. i.clearance clear-cut clearing cleat cleavage cleave cleave cleaver clef cleft clemency clement clench clergy clergyman cleric clerical clerk clever cleverly cleverness clew cliché click client clientele cliff climate climax climb climb down climber clinch cling cling film clinic clinical clink clink clinker clip clip clip s. merhamet. balta. i. kesme. (a 2. 2. takoz. gümrük muayene belgesi..ven/cleft) yarmak.ıstreç film. çatlak. 1. mü şteri. 1. i. (--d/clove/clave) to 1. doruk. s. geminin ı terketme liman ık. 2. 2. f. 1. boks birbirine sarılmak. tıkırdamak. 2. klinikle ilgili. aç ğ açl ı k )ç tııra şlama 3. i. zeki. ataş5. güreş. 3. 1. f. ıkmamak. (--d/clove/cleft. 2. tıklamak. çıt sesi çıkarmak. i. tırmanma. şıngırdatmak. z. klinik. k. t i. ngırtı. papaza ait. --ping) 1. bot. s. 1. koçboynuzu. 1. bir şeyi -e ataşla/klipsle tutturmak. papaz. sekreter. i. beceriklilik. 2. 2. kesin. matb. 1. i. cler. uçurum. i. papaz. perçinlenmi çivi. sat i.izni. 5. cleave. meydan. tıkırdatmak. kırpmak. ak ıllı. şefkatli. açıklık. . . basmakalıp söz. 1. i. yap ış ra v. 2.gy. sıkıca yakalamak. i. anahtar. 2.´s wings clip s. 1. doruğa ulaşmak. zirve. mandal. 1. tutunmak.b. tıkırtı. hızlı bir yelkenli gemi. yakınında ş olmak. 2. i.. tık. (bardak/kadeh) tokuşturmak. i. 1. i. 1. i. güneşli ve ılık (hava). -den ılmamak/ç ayr ır. çoğ. uçlarını kesmek. temizleme. 2. çıt sesi. çıtırtı. f. ak ıllıca. tokuşturma. s. i. tırmanıcı sarmaşık. 2. 1.

2. i. dili paydos etmek. k. pıhtılaştırmak. i. yak ından çekilen fotoğraf. göğüs göğüse çarpışma. (--ged. sinekkayd ı tıraş. k. engel olmak. kemeraltı.. f. (i şyerini) kapamak/kapatmak. kapanmak. i. kapalı. kapalı devre. f. (iş gününün s. revak. (--ted. 2. 5. pıhtılaşmak. k. 2. 3. tıkanmak. saat yelkovan ı yönünde. sabo. avlanman ın yasak olduğu mevsim. k -in etraf ını çevirmek. sıkı. f. kapat i. gizli homoseksüel. köstek. aleni olmayan.. beraberliğe yakın oyun/yarış. indirimli satmak. 6. sıkı ağızlı. 7. s. i. pelerin. 1. f. i. i. hepsini satmak. k. i. 4. (i sa saç tıraşı. 1.clique clitoris cloak cloak s. şyeri) kapanmak. İng. eli s ıkı. dar. ağzı sıkı. dili paçayı zor kurtarma. 3. 1. anat. (i şyerini) kapamak/kapatmak. klozet. kapamak. köstek vurmak. 1. vestiyer. yak ın benzerlik. t ıkamak. puantöre kaydettirerek i şbaşı yapmak. kapalı devre. gizli komünist.t. dar. yalnız sendika üyelerini çalıştıran fabrika. lavabo. (gard ırop işlevi gören sandık odası gibi) gömme dolap. klik. kapamak. 1. top top olmak. 2. i. 2. kapatmak. s. saat. i. anlaşmaya varmak. kesek. 2. dili gizli. nalın. yak ın. in a guise of cloakroom clock clock in clock out clockmaker clockwise clockwork clod clog clog cloister close close close by close call close call close combat close contest/game close down close haircut close in on close on close out close resemblance close shave close shave close the deal close to close up close up shop closed closed circuit closed circuit closed season closed shop close-fisted close-fitting close-mouthed closet closet communist closet homosexual close-up clot i. birbirine yakın. (süt) kesilmek. üste oturan (giysi). 2. kapatmak. saatin makinesi. yak ında. dar kurtulma. engellemek. yak ından. klitoris. s. helata şı. 2. 1. kapatmak. şıyeri) kapanmak. hemen hemen. ılmış. hizip. puantöre kaydettirerek paydos etmek. (i bitiminde) işyerini kapatmak. 1. 2. İng. birbirine yakla şmak. i. pıhtı. i. bir şeyi (başka bir şeyin) kisvesine büründürmek. . f. 1. k.. s. z. --ting) 1. sersem. yüklük. tecrit etmek. revaklı avlu. ay 2. takunya. --ging) 1. saat tutmak. manastıra rmak. 1. 3. sinekkayd ı tıraş. 2. s. f. i. dili paçayı zor kurtarma. toprak/çamur parças ı. engel. 1. 2. ısamimi. manastır. tahta ayakkabı. s. kapalı. dili budala. havasız. sıkı ağızlı. 1. b ızır. 1. tuvalet. yakın (arkadaş). saatçi. hemen hemen. gizli tutulan. 2. 2. kapanmak. cimri.

soytarı gibi. gıdaklamak. hantal. bulutla kaplamak. ipucu. i. beceriksiz. 1. açık şüphe alt ında. 3. İng. i. oto. tokat ı zla vurmak. çal ıştırıc İ ng. debriyaj. grup. kavramak. karanfil (baharat). 2. çoğ. county. i. f. f. 1. k. yığmak.cloth clothbound clothe clothes clothes basket clothes moth clothes moth clotheshorse clothesline clothes-peg clothespin clothing cloud cloudburst cloud-capped cloudless cloudy clout clove clove clove clover clown clownish clownishness club clubfoot clubfooted cluck clue clump clumsily clumsiness clumsy clung cluster clutch clutch at straws clutch at straws clutch pedal clutter cm CO Co co. a ğır adımlarla z. İng. spor antrenör.mak. yumruk. oto. i. s ıkıca2. sinek. cleave.6. f. kekilde k ıs. k. beysbol diş. tutma.. dili olmayacak duaya k.töhmet nüfuz. f. düzensiz bir ş doldurmak. s. pıhtılaştırmak. 1. gıdaklama. f. kararmak. bak. 1. yumru ayak.. örtmek. at -i kavrama. kaplamak. soytarılık. demet yapmak. bir araya toplanmak. giysiler. centimeter(s). salk ım. karanlık. karartmak. 1. 2. güve. s. hantalca. elbiseler. giysiler. sopalamak. ında. hevenk. f. care of eliyle. demet. özel öğretmen. cling. küme. tutam. olmayan. i. i. i. karışıklık. dili ümitsizlik içinde her çareye ba şvurmak. (--d/clad) 1. i. mandal. 3. çamaşır ipi. i. mandal. ı. bez ciltli. kümelemek. 2. duman veya toz bulutu. 2. ambreyaj. yürümek. debriyaj pedalâmin demek. yığmak. yolcu i. bulutsuz. üstünü örtmek. 2. kavrama. dumanlı. pıhtılaşmak. 2. bulut. i.. örtü. 1. Commanding Officer. 4. 2. 1. çomak. 2. . 1. yonca. 2. atmak. s. isk. f. s ı k ı ca tutmak. sopa. beceriksizce. kulüp. 1. bulanık. bulutlanmak.. 1. sakar.2. leke. 3. i. s. sonraki sayfaya/sütuna nakledilen (toplam). tokat. 3. bulutlarla kapl ı (dağ tepesi). dili yumruk indirmek. i. ıs. c/o coach coagulate i. 1. 2. i. çamaşır sepeti. soytarılık etmek. 2. sağanak. 2. i. sakarlık. darmadağınık etmek. anahtar. company. kenet. 3. f. 1. f. i.. otobüsü. k ıs. dili 1. 4. otobüs. bulutlu. 1. d. 1. k. f. f. hantallık. -i çalıştırmak. s. dernek. 2.(topa) h i. bak. cop. bulutlu. -i yetiştirmek. kumaş. 1. giydirmek. buland ırmak. 1. soytar ı. beceriksizlik. alt f. kümelenmek. küme. bulanmak. sakarca. f. çamaşır askısı.. (sarımsakta) i. ı . salk ım haline getirmek. dağınıklık. giyim eşyası. yolcu vagonu. 3. iz. 5. -bing) coplamak. f. palyaço. i. güve. düzensizce yayılmış eşya. ispati. bez. i. 2. düzensizce atmak. i. k ıs. 3. vasıtasıyla.y. dalgal ı (mermer). carried over muh. s. 2. (--bed. debriyaj pedalı. i. 2. s. yumru ayaklı. elbiseler. yığın. i. gölge i. 3. ağır ağır atılan adımların sesi.

kaba. . 4. 1. hindistancevizi. bardak altl ığı. horoz. birle şme.) sürmek. f. kaba. s. parke ta şı. 4. sı. sahil. k. out of s. f. birleşme. kaba (dokunmu ş kumaş). s. 2. altlık. 2. kendinden fazla emin. örümcek a ğı. s. tatlı sözlerle kandırmak. den. pilot kabini. züppe. mayısböceği. horoz dövü şlerinin ıldığı yer. yavru horoz. 4. kömür. argo küfelik. f. argo saçma. i. i. f. kabala şmak. sütlü kakao. kıyısal. i. baya ğı. koster. kukuriku. i. kaplamak. i.o. i. 2. 3. ği. kendine fazla güvenen. paltoluk kuma ş. yana yat ırmak. 1. 1. bir olmak. kabaca. i. kakao tohumu. sahil. şaşı gözlü. i. 1. sahil koruma. s. horoz ötü şü. f. 1. ask ılık. z. koalisyon. 1. kaldırım taşı. kakao. erkek (kuş). deniz k ıyısı. kaldırım taşı. palto.coal coal mine coalesce coalescence coalescent coalition coarse coarsely coarsen coarseness coast coast guard coastal coaster coastline coat coat hanger coat of paint coat rack coating coax coax s. horoz dövü şü. kokain. yap i. i. tüfek horozu. alçak güverte. birleşmek üzere olan. kokpit. tabaka. kaba saba. f. 2. elbise ask ıbir bir kat boya. i. ince olmayan. i. kaldırım taşı döşemek. birleşim. görgüsüz. i. erkek ku ş. ayakkabı tamir etmek. vana.b. kokpit. kobalt. 3. 3. f. çarpık. i. k ıyı. ayakkab ı tamircisi. 2. kor. i. argo penis. hamamböce i. valf. portmanto. den. 1. bot. i. i. kakao rengi. kabalaştırmak. 1. birleşmek. i. kokteyl. tabanca horozu. şapkayı5. 1. pedal çevirmeden bisiklet sürmek. 1. 2. gönlünü yapmak. 2. i. horozibiği. 1. musluk. (hayvan ın derisindeki) tüyler. den. 1. 3. terbiyesizlik. kobra yılanı. 2. adi. 3. dili kendini be ğenmiş. tabaka. k ıyı boyunca gitmek. s. eğri. kam ış. i. kat. iri taneli. i. cob cobalt cobble cobbler cobblestone cobra cobweb cocaine cock cock one´s hat cock-a-doodle-doo cockchafer cockerel cockeyed cockfight cockpit cockroach cockscomb cocksure cocktail cocky coco cocoa cocoa bean cocoa butter i. horoz ibiği. 3. i.t. m ısır koçanı. 2. k ıyı boyu. kabalık. 2. 2. yekvücut olmak. dil dökmek. 2. ceket. i. zool. kömür oca ğı.. 2. i. i. 3. (kayakla/bisikletle) yokuş aşağı kaymak/inmek. tüfek horozunu çekmek. kat. i. birini tatlı sözlerle kandırarak bir şey elde etmek. kakao ya ğı. (boya v. i. 1.. s. 1. 3. tabaka askı. 2.

kavrama. inandırıcı. . f. kahve. i. zorlama. 2. tasarlamak. akran. hindistancevizi a ğacı. 1. 1. uyum içinde olmak. k. diş. kurukahveci. şifre ile yazmak. i. i. i. karma e ğitim.. s. büyük hindistancevizi. (alafranga) kahve fincan ı. i. i. karma eğitimin uygulandığı bir okulda okuyan. koza. denk. 1. 2. s. kodlamak. collect on delivery. i. kanun halinde toplama. f. çark dişi. şifre. tatlı kaşığı. k. kahve. eşit. bir arada var olu ş. İng.. dili moruk. uyuşmak. çay. kasa. coeducational. 1. ikna edici. ikna kuvveti. f. yapışmak. kod. kodein. cod-liver oil bal ıkyağı. tutarlı olmak. s. cash on delivery. i. birbirini tutmak. f. kanun. müsavi. 3. eğ ı. i.. karma e ğitime ait. k ıs. s. kahve de ğirmeni. i. kahveye benzer bir şey. sandık.. dili karma bir üniversitede okuyan k ız öğrenci. düşünmek. ruhb. sehpa. ahlak kurallar i. konyak. kanun haline getirmek. i. f.coconut coconut palm cocoon cod COD. i. cognizance. karma itim uygulayan.. cognizant. i. inandırıcılık. bir sisteme ba ğlamak. zorlamak. dili. kahve demliği. hindistancevizi. bir arada var olmak. kahve telvesi. f. pinpon adam. zorlayıcı. i. ı. tatlı. kanun halinde toplamak. kanyak. cod coddle code code of honor codeine codger codification codify coed coeducation coeducational coefficient coequal coerce coercion coercive coexist coexistence coffee coffee bean coffee cup coffee grounds coffee mill coffee of a kind coffee shop coffee spoon coffee store coffee table coffeepot coffer coffin cog cogency cogent cogitate cognac cognisance cognisant cognition cognizance cognizant cogwheel cohere i. kahve çekirde ği. dişli çark. düşünüp taşınmak. s. tabut. morina. i.. fark ına varma. s. i. i. katsay i. kanunname. eş. 2. i. bak. 2. 1. i. üstüne titremek. 1. 2. 2. f. İng. k. biliş. bask ı. mecbur etmek. i. i. kaynaşmak. ihtimam göstermek. bak.. hafif ate şte kaynatmak.. 2. sandviç ve hafif yemekler sunan lokanta. 1. bak. kutu. kurukahveci dükkân ı. s.

i. merhametsiz. 1. 1. kevgir. şevreli. birleşmiş. çökertmek. f. mantıklı. s. den. kalınbağırsak iltihabı. yağlı krem. i. (borca kar şı gösterilen karşı teminat. 1. . fiz. halka.. kuaför. mantıklılık. f. kolaboratör. coitus. saç biçimi. 2. senet v. rastlant s.. yapışıklık. yandaş. 3. halka şeklinde vrılmış saç. (formaları) harman etmek. bir olmak. soğukluk. ani soğuk. kolik. 2. kok kömürü. kolit. kolaboratör. yıkılmak. 3. çatışmak. i. i. kohezyon. yüz kremi. havanın aniden soğuması. yan yana olan. 1. 1. uyum sağlayan. s. tıb. i. e z. 1. hempa. 3. 3. tahvil. bobin. 1. kalınbağırsakta ve karın boşluğunda duyulan sancı. 1. yaka. yard ımcı. uyuşma. elek. tutarlı.´ne dayalı) gelen.kangallamak. yap ışmış. argo kokain. 4. tasma takmak. k ımadeni i. duygusuz. 2. 3. soğuk kimse.´ne dayal ı) teminat. aniden gelen so ğuk hava. 2. 2. işbirliği yapan kimse. mat. 1. 3. i. soğukkanlı. yıkmak. tıb. 1.. roda. 2. i. birlikte çalışmak. i. s. bak. i. destekçi. s..coherence coherent coherently cohesion cohesive cohort coiffeur coiffure coil coin coincide coincidence coincidental coincidentally coition coitus coke coke colander cold cold cream cold cream cold cuts cold fish cold snap cold snap cold sore cold war cold wave cold-blooded coldhearted coleslaw colic colitis collaborate collaboration collaborationist collaborator collage collapse collapsible collar collar stud collarbone collate collateral collateral security i. 1. i. işbirliği. kad ın berberi olan erkek. 1. kolaboratör. yapışma. z. dili kolalı içecek. cilt kremi. kangal şeklinde boru. gerdanl ık. sarmak. saç tuvaleti. 1. ikincil. f. i. yakas ına yapışmak. 1. şılaş tırarak okumak.b. (sözcük/söz) türetmek. katlanabilir. (insanlardan şan) grup. i. işbirlikçi. i. tutarlılık. senet v.f. tasma. tutarlı olarak. kolaj. 2. soğuk. suç orta ğı. 2. şans eseri. 1. yaka takmak. s. çak ışmak. çökmek. koherent. rastlantı eseri olan. katı yürekli. madeni basmak. kohezif. harmanlamak. k. 1. taraftar. soğuk. fiz. f. soğuk dalgası. sar ılmak. uyum içinde olma. cinsel ilişki. (proje/plan) suya düşmek. kangal. anat. tahvil. 3. aynı soydan şı gösterilen ve bir mülk. olu i. açılıır i. lahana salatas ı. tesadüfi. 2. i.b. i. 3. 2. 1. 2. i. tali. i. i. süzgeç. f. 2. ac ımasız. kar s. tamamlayıcı. 2. birlikte çalışma. yap ışkan. işbirliği yapmak. ık düğmesi. biyol. bir sonuca bağlanmadan kapan ır. uçuk. işbirlikçi. 2. frigo. 2. birlikte çalışan kimse. 5. fiz. tesadüfen. köprücükkemi ği. (borca kar ve bir mülk. tutarlık. yakal i. para f. köprücük. nezle. aynı zamana rastlamak. with ile rastla şmak. tesadüf. 1. (iskemle/masa) açılır r kapan olmak. i. 4.ı. yakalamak. merhametsiz. uymak. (sayfalar ı) sıraya koymak. soğuk savaş. 2. kok. para. s. söğüş et. 3. kolay anlaşılır.

yüzü kızarmak. 1. toplama. yüksekokul. with -e çarpmak.b. gelme. 3. kolon. koloni. 1. i. toplaç.s. iki nokta üst üste (:). tahsildar. çoğ. iane. 2. koloni. konuşma diline özgü. albay. 1. 4. kolektif çiftlik. Kolombiyalı. f. f. tirmek. üniversite. i. İskoç çoban köpeği. s. renklendirmek. 3. ruhb. renklenmek. renk.. sömürgeci. çarpışma. Kolombiya´ya özgü. -de3. karşılıklı konuşma. 2. bak. sömürgecilik yanl ısı. sömürgecilik. colloquialism. sömürgeci. renk de ğiştirmek. i. ortak. koleksiyon. al ımcı. i. fakülte. i.. f. renkli foto ğraf. 3. sömürgele ştirme. 1. dev şirmek. kafas ını toplamak. k ıs. i. 1. 2. matb. boyamak. konuşma dilinde kullanılan sözcük/söz. toparlamak. topluluk ismi. bayrak. 1. İng.. f. (kilisede toplanan) s. 2. i. . kolonide ya şayan. birikmek: He collects şması. 3. ortak mülkiyet. -de koloni/koloniler kurma. hep bir arada. koloni haline getirmek. çarpışmak.. colonize. 1. koloni/koloniler kurmak. kendini toparlamak. koloni haline sömürgele şme. s. 1. toplanm ış: the collected works of Shakespeare şında. kolonyal (sanat. derlemek. sancak. İng. 2. 2. toplamak.. 3. iş arkadaşı. 2. (işverenle işçi temsilcileri arasında) toplu görüşme. kolektif. i. 2. koloni kuran. 2. 1. dilb. s. i. toplu. 1.). colloquial. s. 1. 3. i. ortak bellek. kolektör. They don´t collect trash on ödemeli telefon konustamps. anat. topluluk ad ı. ortaklaşa iyelik. 3. z. Kolombiyalı. boya. renkli foto ğraf. i. 1. mimari v. para. biriktirmek. i. renk. renkli televizyon.colleague collect collect call collect call collect o. renkli bask ı. kömür madeni işçisi. ortakla şa. ödemeli telefon konu şması. renkli foto ğraf çekme. 2. i. i. 1. i. akl ı ba i. i. konuşma diliyle. collect one´s thoughts collected collection collective collective agreement collective bargaining collective farm collective memory collective noun collective noun collective ownership collector college collide collie collier collision colloq colloquial colloquialism colloquially colloquy Colombia Colombian colon colon colonel colonial colonialism colonialist colonise colonist colonization colonize colony color color filter color photograph color photograph color photography color printing color television/TV i. sömürgele i. (anayurdundan ayr ı) bir kolonide ya şayana özgü. Pul biriktiriyor.ş2. sömürge. Shakespeare´in toplu eserleri. foto. 2. mükâleme. s. koloni haline getirme. meslekta ş. toplanmak. i. toplu sözle şme. f. kömür gemisi. Kolombiya. renk filtresi. Kolombiya. koleksiyoncu. canl ılık.

2. tic. (kilitte) şifre. 2. devasa. girmiş olacağız. ask. savaş alanı. bileşim. meydana -e rastlamak. -e ulaşmak. 2. i. kaba zenci. geri dönmek. i. ask. 2. renkli. kolay tutuşan madde. i. i. s ıkıcı. 2. s. muharip. renksiz. birlik. i. Temmuz ğinde denize gelmek. 1. i.b. kartel. ile kar şılaşmak. fıkra yazarı. i. çok büyük. 5. He came close to losing his temper. yanma. solmaz. renksiz. taramak. beraber gelmek. geri gelmek. yıkılmak. i. kol. ayırmak. 4. sava şmak. koma. canl ı. 1. vuruşma. ateşli bir tartışma. daltonizm. Az kald ı tepesi atacaktı. 2. i. dövüşmek. taramak. dili beli gelmek. 2. siyah. 2. s ıpa. muazzam. 4. 3. tarak. muharebe alan ı. tay. yanıcı. birleşim. kendine gelmek.. (birini) eskisi kadar (kendi malının) fiyatını düşürmek. s. iyile şmek. 1. çarpışma. renk. (horoz v. i. f. direk. biçerdöver. 5. birle şme. 1. 3. 3. birleştirmek. saymamak. sağlığı gittikçe düzelmek. 2. -e rast gelmek. (biri) (eskiden sahip oldu ğu) para ve prestijini kaybetmek. kombinezon. 3. sava şçı. yar ı baygın. (fırsat) çıkmak. sava şma. kö şe yazarı. renksiz. akromatopsi. donuk. color. 1. 3. aralarına girmek. düşmek. hayal kurmaktan vazgeçmek. . kolay tutu şan. Hadi can 1. 3. s. birleşmek. 1.. soluk. f. i. akla gelmek. 2. gelmek. anlams s. İng. solgun. 1. s. gazet. 3. 3. 1. 4.color-blind color-blindness colored colorfast colorful coloring coloring book colorless colossal colour colt column columnist coma comatose comb comb out combat combat combat troops combat zone combat zone combatant combative combination combination lock combine combine combustible combustion come come about come across come along Come along. 2. komada. 1. boşalmak. bak. mücadele etmek. bal pete ği. s. 1. kim. muharip birlikler. to (bir kişiden/bir zamandan) (başka birine/başka bir zamana) kalmak. 2. kavgac ı. 2. 2. üstüne yürümek. 3. k. renkli. tarafs ız. 1. 3. -i keşfetmek. sald 1. elde etmek. -e erişmek. boyama kitab ı. muharebe. ilerlemek. mim. 1. orgazm geldi olmak. tutu şma.. (fiyat) dü şmek. şifreli kilit. petek. come around come at come back come between come by come close to come down come down in one´s opinion come down in one´s price come down in price come down in the world come down to earth s. 1. boya. --ting) 1. tekdüze. ım. 2. (came. 2. dediğine gelmek. silik. dövüşken. u ğramak. i. ateşli bir tartışmaya katılan kimse. ız. s. monoton. 2. birleştirme. f. i. fıkra. 4. kö şe yazısı. kocaman. come) 1. 1. Come July and we´ll be swimming. renkkörü. dövüşme.´nde) ibik. i. gerçekçi olmak. gazet. savaş. 2. sütun. (--ted.. ırmak. -e varmak. renkkörlü ğü. renkli. f. çökmek. yans ız. s. (bir şeyin) fiyatı düşmek. u ğramak. dövüşçü. kolon. 3. f.

dönüm noktas ına varmak. altta kalmak. gözükmek. meydana gelmek. başı darda olmak. gerçekle şmek. 3. girmek. (mirasa) konmak. Kimse ç ıkıp da ogelmek. ş dili (beklenileni) ayılmak. dili Yalan ı bırak!/Bırak! k. 2. açıılmak. kopmak. tamamen durmak. bir karara varmak. birinci olmak. ç ıkmak. k. görünmek. kat ılmak. görünmeye ba şlamak. (yayın) mlanmak.come down with a cold come forward come from afar come hell or high water come home to come in come in handy come into come into collision with come into force come into play come into possession of come into power come into prominence come into sight come into the picture come into the world come into use come into view come of come off Come off it! come off worst/get the worst of it come on Come on! come one´s way come out come out of one´s shell come out on top come through come through come through with come to come to a dead stop come to a decision come to a head come to a head come to a point come to a point/ make a point of come to a stop come to an agreement come to blows come to blows come to close quarters come to fruition come to grief come to grief nezle olmak. göğüs göğüse dövüşmek. ön plana çıkmak. dili (f ırsat) eline geçmek. cenkleşmek. son noktaya varmak. başarılı bir sonuç almak. (zor bir durumdan) sağ olarak ba k. (bir şeyi) bilhassa yapmak. kullanılmaya başlamak. kedi benim demedi. 2. stop/istop etmek. yenilmek. belasını bulmak. düşmek. herkesin dikkatini çekmeye ba şlamak. dili 1. ba gerekeni/beklenileni yapmak/becermek. dili 1. iş 1. dört ayak üstüne düşmek. varmak. kullanılmaya başlamak. 1. girmek: Come in! İçeri gir!/Buyrun! 2. 3. 2. kendine gelmek. kendini göstermek. çok uzaklardan ne olursa olsun. başarısızlığa uğramak. 3. 2. -den ç ıkmak. -e özenmek. uyu şmak. Birinci oldu. do ğmak. ortaya ç ıkmak. Yok can ım! k. etkili olmak. 2. 1. (av köpe ği) ferma yapmak. 2. bütün zorluklara ra ğmen. -in sahibi olmak. ile çarpışmak. 1. 1. ç ıkmak. sahneye ç ıkmak. 1. kafas ına dank etmek. Haydi! 2. 3. yay suskunlu ğu bıç rakmak. rıklığına uğratmamak. (haber) yayılmak. -e özen göstermek. fermaya oturmak. dili 1. şarılı olmak. 2. iktidara geçmek. yürürlüğe girmek. . 2. gelmek: Has the s e yaramak. yumruk yumru ğa gelmek. en çok zarara u ğramak. k. kalar ını hayal kıyapmak. yumruk yumru ğa gelmek. karara varmak. ortaya ç ıkmak. durmak. (leke) ıkmak. kendinden bekleneni yapmak. (belirli bir amaçla) ortaya ç ıkmak: Nobody came forward to claim that cat. meydana ç ıkmak. k. 1. belli olmak. 2. muzaffer ç ıkmak. (yarışma sonunda) (belirli bir ırada) olmak: He came in first. olmak. görünmek. felakete u ğramak. dünyaya gelmek. iş başına geçmek. 1.

sivrilmek. dili ç ıkmaza girmek. ne olursa olsun. -e rastlamak. 2. cevap v. argo zekice ve yerinde cevap. k. ferahlık. (belirli bir hizaya) kadar gelmek. come/run up against a blank wall k. boşa çıkmak. (with) anla şmaya varmak. aç ılmak. suya düşmek. 1. mutabık kalmak. alımlı. ile kar şılaşmak. dili (bir plan. 1. komedyen. rahatlık. olmak. birinin imdad ına yetişmek. bulunmak. 1. canlanmak. keşfedilmek. bitmek. aklını başına toplamak. hayal kırıklığı. aklına gelmek. 2. konfor. komedi. 1. eski formunu bulma. Artık burada kalacak. i. kadın komedyen. düşüş. teselli. durmak. rahat ettirmek. kalmak. etekleri tutuşmak.o. öne geçmek. sona ermek. doğru çıkmak. dili tela şa kapılmak. ne olursa olsun.´s rescue come to stay come to terms come to terms come to terms with come to the fore come to the point come true come true come under come undone come unglued come untied come up against come up in the world come up to come up with come upon come what may come what may come/draw to a close come/run across (with) (ile) kap ışmak. açmaza düşmek. 2.come to grips come to grips with come to grips with come to hand come to life come to life come to light come to mind come to naught come to nothing come to nothing/naught come to one´s senses come to pass come to rest come to s. gerçekleşmek. anlaşmak. ile ciddi bir şekilde ilgilenmek. gelmek. i. i. 2. hatırlamak. s. 2.´ni) bulmak. 1. ç ıkmak. meydana gelmek. teselli etmek. ayılmak. -e tesadüf etmek. komedi yazar ı. (-in yetki alan ına) girmek. 1. itidalini kaybetmek. k. dövüşmeye başlamak. gerçekle şmek. . varmak. i. 1. kuyrukluyıldız. -in esaslar ını ele almak. sadede gelmek. çözülmek. -e çatmak. aklı başına gelmek. 1. 2. f. 2.b. (birinin) para ve prestiji artmak. -e rastlamak. with (sevmediği bir şeyi) güçlükle etmek. başarısız kalmak. (bir yere) devamlı yaşamak amacıyla gelmek: He´s come to stay. umumi hela. mutabık kabul (kabul edilmesi zor olan bir şeyi) kabul etmek/kabullenmek. açılmak. (belirli bir seviyeyi) tutturmak. çözülmek. comeback i. çare. comedian i. 2. comedienne comedown comedy comely come-on comet comfort comfort station i. i.

. 1. i. 3. komut. yorum. diploma töreni. -i ticaret arac ı yaparak bayağılaştırmak. f. komando birliği. hükümranl ık. alım satım. 2. 4. 4. orantılı. kumandanl ık: hizmete Air search command arama komutu. i. egemenlik. kurul. rahat. f. askeri bir mecbur etmek. f. çizgi roman. ğlamak. emanet etmek. yaklaşma. eylem. 5. 1. fikrini söylemek. 2. 2. kumandan. 1. 3. İng. hâkim. 1. görev. -in derdini payla şmak. 3. s. (birinin/bir şeyin) anısına yapılan. şube müdürü. i. i. 1. tefsir. emir. emzik. hatırasını yad etme. f. övmek. 1. İng. tavsiye etmek. İng. i. ka şkol. 1. 2. yetki. komisyon. f. hakkında yorumda bulunmak. hakk i. s. sal ık vermek. i. TV reklam. gelen. 2. 1. ticari. ticaret hukuku. s. i. bak. z. operakomik. komisyon üyesi. 2. anmak. on ındatefsir. s. övgüye de ğer. komik. komutan. kauçuk meme. s. 3. emanet etmek. s. i. i. 1. (gezici) satış temsilcisi. i. f. yorum. f. anma töreni. subay. başkomutan.comfortable comfortably comforter comic comic book comic opera comic strip comical comics coming comma command commandeer commander commander in chief commanding commandment commando commemorate commemoration commemorative commemorative stamp commence commencement commend commendable commensurate comment commentary commentator commerce commercial commercial law commercial law commercial traveller commercialise commercialize commingle commiserate commiseration commission commissioned commissioned officer commissioner commit commit an impiety commit an offense s. f. i. komisyon ücreti. i şlemek. İng. söz söylemek. 3. emreden. yüzdelik. gülünç. anma. güldürücü. i. önümüzdeki. f. başlamak. karıştırmak. ac ıma. i. eleştiri. eşit. Allaha kar şıba suç işlemek. 1. yorgan. katmak. başlangıç. 5. s.. 2. i. teselli. atamak. emir. 2. etkili. 2. i. bant-karikatür. ticaret hukuku. karışmak. işleme. 1. rahatça. 1. 3. virgül. konforlu. 2. hatıra pulu. i. söz vererek sayg ısızlık etmek. buyruk. (askeri hizmette kullanmak üzere) el koymak. deniz binba şısı.. tayin etmek. rahatlatıcı şey. atk . f. gelecek. yaklaşan. 2. komik. aç ımlama. ticaret. bant-karikatür. 2. commercialize. 2. ele ştirmen. komut: ık. i ş. teslim etmek. 2. i. yapmak. 3. (--ted. 4. yorumcu. --ting) 1. ıkomedi ile ilgili. s. teselli edici kimse/şey. 3. radyo. bilg. görevlendirmek. 6. komando. 1. 2. başlama. 1. 1. tenkit. geliş. i. komedi oyuncusu. s. . vazife. komutanl f. 2.

sık. müşterek. (with) (ile) haberle . katılma. yoğun. s i. haberleşme. 1. sözleşmek. eyalet. pudriyer.s. sözleşme. 4. ortak. bayağı.komite. 2. Hrist.şcumhuriyet. sirayet şş mek. 2. not. beylik laf. common common enemy ortak ğı dü kesir. baya ortak bir zevk. eşya. 3. 1. sohbet etmek. çoğ. i. Hrist. kesif. staple commodities başlıca satış ürünleri. 1. i. (bir konuda) ne dü şündüğünü söylemek. 1. (ile) iletişim kurmak. komünizm. heyet. i. dilb. yazmak. 1. şkan. i. halk. i. amme. payla şma. ulaşım. i. commit suicide commit to memory commit to prison commit to writing commitment committee commode commodious commodity common common fraction common ground common knowledge common law common law common man Common Market common noun common noun common property common sense common sense common stock common touch commonly commonplace commonwealth commotion communal commune commune communicable communicate communication communicative communion communiqué communism communist community commute commuter comp compact compact compact 1. 4. örf ve âdete dayanan hukuk. ortak mal sahipliçevirmek. şamata. 2. sağduyu. 1. ı) hafifletmek. mal. mezhep. 2. Bunu yapmaya söz intihar etmek. 3. (k ısa ve resmi) bildiri. i. genellikle. sıradan insan. Ortak Pazar. üstenme. şman. 2. teslim sadakat. 1. gürültü patırtı. them. ulus. cins ismi. 1. 2. basmakalıp söz. beraber yapılan: common defense ortak savunma. i. 2. compiled. i. 2. küçük araba. ezberlemek. fikrini söylemek. . taahhüt. lazımlık iskemlesi. 2. örf ve âdet hukuku. s. f. sözlü anlaşma. mat.: There´s no common ground between ın hiçbir ortak yanı yok. klozet. görü ş. s. 2. konu3. toplum. bulaşıcı. to söz vermek: You´ve committed yourself to doing this.. z. ba ğlılık. olma. (cezay ı nda her gün gidip gelmek. f. klişe. i. komünist. toplumsal. umumun mal ı olan. sağduyu. 1. topluluk. iletili haber. 2. nakletmek. kısa. compare. 2. halka ait. i. 1. cins isim. karışıklık. adi kesir. tutku v. s. söz. f. s.b. 1. 4. vaat. söyle şmek. oto. common grave ortak bir mezar. pudralık. ferah. komünyon. complete. radan bir ey. s. banliyödeki ev ile şehirdeki işyeri f. olağan. sempatiklik. i.commit o. iletişmek. 3. i. adi hisse senetleri. Onlar bilinen gerçek. k ıs. 3. çoğunlukla. teslim etme. 2. iletişim. s. i. 1. iletme. 1. s. kurul. kesin karar. cins ad ı. ortak mal. tasarruf. companion. komisyon. 4. kamu. iletilme. toplumla ilgili. hapsetmek. sokaktaki adam. komünikasyon. 1. aras i. özlü. bildirmek. telgraf gibi iletilen)4. mü şterek ği.ı1. i. iletmek. iletim. haberleşme. 3. (mektup. cemiyet. s. 2. 2. aklıselim. sıkı. geniş. komün. (hastal ığı) bulaştırmak. s ıradan. ettirmek. encümen. banliyödeki evi ile şehirdeki işyeri arasında her gün gidip gelen kimse. common-law marriage resmi nikâhs ız beraber ya şama.

bölme. s. cana yak ın. yetenek. 2. 2. uyum. i. 1. 1. karşış s. eş. misafirler. ortaklık. 1. şefkatli. sokulgan. 2. tic. ba şkalarıyla rekabet edebilir. faydalı taraf. s ınır. i. nispi. tazmin etmek. tic. bölüm. karşılaştırmalı dilbilim.compact disk compact disk player companion companionable companionship company comparable comparative comparative anatomy comparative degree comparative linguistics comparative linguistics compare compare notes compare notes comparison compartment compartmentalize compass compass needle compassion compassionate compatibility compatible compatriot compel kompakt disk. kifayet. with tic. . i. i. 3. f. 1. for i. çevre. f. 1. Bizi s ık sık güldürerek arasıra -in bedelini birine ödemek. yalpak. i. 3. telafi. mukayese. 1. 4. derlemek. kabiliyet. i. 1. geçimli. rakip. şefkat. 1. 1. 1. bedelini ödemek. 3. dilb. 5. kendinden ho şnut olma. hastalık. 2. refakat. orantılı. yarışma. fayda. f. yeterlik. rekabete dayanan.1. 5. i. sevecen. 2. arkada şlık. pusula. pergel. pusula ibresi. olumlu compensation taraf. 2. 1. tamamlamak. i. beraberindekiler. lış k. tazminat. misafir. ask. yoldaş. 2. yumuşak başlılık. karşılaştırmalı dilbilim. yakınmak. (with) (ile) uyumlu. refakatçi. (with) (ile) kar şılaştırmak. yumuşak. with ile yar ışmak. yetenekli. pusula iğnesi. 2. karşıla dilb. arkadaşlar. görüş alışverişinde bulunmak. i. rehber. görüş alışverişinde bulunmak. 3. --ling) zorlamak. vatanda ş. eşlik. i. s. ehil. dilb. yumuşak başlı. şirket. uyma. ılabilir. s. i. f.o. kompart ıman. fikir alışverişinde bulunmak. başkalarına acıyan. f. kendinden ho şnut. compere compete competence competent competition competitive competitor compile complacency complacent complain complainant complaint complaisance complaisant complement complement f. yetkili. sunucu. 4. 3. (--led. arkada la tır4. mukayeseli. zarflar ştırmal ı anatomi. i. karşılaştırma. merhamet. i. telafi etmek. ehliyet. saha. arkada ş. 2. mecbur etmek. ba ğdaşma. i. 1. acıma. compensate s. benzer. s. ile rekabet etmek. s. 1. yumuşaklık. 2. tümleç. 2. 3. 2. 1. üstünlük derecesi. s. rekabet. i şin üstesinden gelebilen. tamamlayıcı. şikâyetçi. yar ışmacı. to -e benzetmek. s. i. 3. karşılaştırmalı. sevecenlik. alan. kumpanya. bölmelere ayırmak.y. takdimci. d. i. kompakt disk çalar. topluluk. 2. elkitabı. eşlik. -e benzemek. f. 2. şikâyet. 1. 2. f. şikâyet etmek. (sıfat veya ın) üstünlük derecesini gösteren. uyumluluk. (ile) ba ğdaşan. merhametli. yakınma. yurttaş. kumpanya. yetki. compensate compensate for one thing by/with bir şeyi başka bir şeyle telafi etmek: She compensates for her occasional another rudenesses by frequently making us laugh. yeterli. i. 1. 6. i. s. for için yarışmak. 2. davacı. tazminat paras ı. 2. i.

beste. s. s. dilb. -e riayet etmek. i. kompres. bile i. f. kompliman. tamamlama. uysal. iltifat. oluşum. karışıklık. 2. 1. 2. komposto. güçleştirmek. kompozisyon. suç ortaklığı f. i. şiir yazma. 2. compose compose o. 1. composer composite composition compositor compost composure compote compound compound compound interest compound sentence compound word comprehend comprehensible comprehension comprehensive compress compress s. 2. zorluk. 3.complementary complete complete with complete works completely completion complex complex complex sentence complexion complexity compliance compliant complicate complicate complicated complication complicity compliment compliment complimentary compliments compliments of the season comply component comport comport o. anla şılabilir. 3. tenin rengi. terkip. dilb. i. bütünüyle. komposto. iltifat etmek. boyun e ğme. çetrefilleştirmek. kapsam. etraflı. f. 2. cüz. 2. i. karmaşıklık. öğe. O ğı rba ş l ı bir ş ekilde davran ı r. kompleks. i. tamamlayan. ten. kavrayış. s. şıklık. karmaşa. 3. tümleyici. 3. . f. tamamen. kat ıksız: I´m in complete sympathy with what you´re saying. 1. s. kompleks. bitirme.s. zorlaştırmak. ekon. karma. 2. beste yapmak. güz. tıb. s. çetrefil. i. soğukkanlılık. (müzik/şiir) yazmak. s. uyma. çapraşık. dizgici. şiir yazmak. i. i. karma şık hale getirme. kapsamak. birle şik cümle. tamamlanma. bileşim. komplikasyon. çözülmesi güç. san. güçlük. f. besteci. (aralarındaki şmazl ıkları) olmak. kapsamlı. ılımlılık. i. 3. anlayış. parça. 5. girişik cümle. s. tebrikler. s. 2. s. uyma. kavranabilir. kavramak. i. bestekâr. 6. birle şik sözcük. (bir işe giriştikten sonra ortaya çıkan) engel. iltifat eden. 1. -e uygun olmak: The results comport with our ğimiz gibi comports oldu. karma şık. i. ücretsiz. anlaşılması güç. tebrikler. çetrefil. 4. karmaşa. bile şik. görünü ş. 4. karma şık. i. s. şim. görünüm. 1. (on) tebrik etmek. kutlamak. tamamlayıcı. ruhb. i. karışık. i. cilt. itaatkâr. ho şaf. bileşimde bulunan. çürümü ş yaprakla karışık gübre. i. sakinlik. i. paras ız. yumu şak başlı. karma . 2. 4. sona erme. 1. i. with -e uymak. 2. 1. bir kitapl ıkla beraber beş Rahmi milyar liraya alabilirsiniz. hediye olarak verilen. riayet. kompliman yapmak. eserler: the complete works of Hüseyin Hüseyin Rahmi´nin bütün eserleri. karmaşık. gidermek. (yazılı ödev olarak) kompozisyon. anlamak. billion Kitaplar bütün liras. sıkıştırmak. içine almak. mürettip. i. f. 2. Sonuçlar bekledi davranmak. dilb. 1. expectations. övücü. 1. uysallık. selamlar. kompleks. pürüz. Senin dediklerine tamam ile beraber: You can buyıthe books complete withas a book case for five ı. z. İng. mat. sayg ılar. anla kendine hâkim kendine gelmek. eleman. yerine getirme. unsur. 1. i. 1. övgü dolu. geniş. bileşik faiz. itaat. 2. kompozitör. karma ştırmak. 2. kim. itidal. bileşik. 1. with -e uymak. 1. bileşik/karışık şey. her zaman a f. hareket etmek: She always herself with dignity. tam. 2. karma şa.s. s. kompleks. beste yapma. karma şık. yla kat ılıyorum. 1. içinde binalar bulunan etraf ı duvarla çevrili yer. bitme. 1. It came a complete surprise.

2. bak. s. görüş. y ığmak. hesaplamak. kar mak. bilgisayar. 1. ile uyuşmak. şılıklı ödün vererek 1.. yoğ un. konsantre. aleyhte. bir araya ığma. f. i. 1. içimde bir nefret uyand f. (bir konuda) uzla ş ile uzlaşmak. bilgisayar çipi. 2. z. gebe kalma. (--ned. 1. f. mecburi. f. i. b ırakmak. 1. içtepi. hakk ında. içbükey. f. endişeli. 2. 2. gurur.s. 1. mefhum. kabul etmek. ile meşgul olmak. 2. yoldaş. 1. 2. örtmek. -den olu şmak. toplama. 1. 3. dü şünülebilir. ortak merkezli. toplama y kamp s. bilgisayarla donatmak. konsantrasyon. f. fikir. itiraf etmek. s. 2. fikir. yoğunlaştırmak. f. tasarlamak. kavram. akla gelebilir.toplanma. zorunlu. 3. 2. kompüter. toplaşım. konsantrasyon. toplanmak. s. s. 2. getirmek. 3. sıkıştırma. sistem operatörü. kompresör. gebe kalmak. f.deri deri tirmek. uzlaşmak. tazyik. i. Bizi en çok şeylerden biri. ilgili. kavramak. düşünceli. düşünceyi/dikkati/gücü bir s. düşünce. --ning) aldatmak. 2. basınç. bilgisayar mühendisliği. dikkati bir noktada toplama. dislike I haveakl conceived a dislike for him. ruhb. 3. obruk. 1. gizlemek. merkezleri bir. 3. uzlaşma. gizli tutmak. konkav.. ba şlangıç. arkadaş. teslim etmek. bir araya unla şmak. kibirli. zorlama. i. i. i. tasavvur etmek. saklamak. ına gelmek. . ştırmak. i. İng. 1. with concerned concerning sıkıştırılmış hava. f. 2. kendini be ğenmiş. hesap etmek. toplamak. computerize. i. bilgisayar programc ısı. Ona karşı düşünmek. 1. içermek. bilgisayar programlamas ı. bilgisayar mühendisi. i. kibir. edat ile ilgili olarak. i. kand ırmak. (birini) ilgilendiren şey: It´s one of our major concerns. kompresyon. 4. içbükey yüzey. derişim. ı. 2. bilgisayar program ı. 2. (taraflar ın karşılıklı ödün vererek yaptığı) anlaşma. kavram. zorgulu. i. bilgisayar yazılımı. kendini be ğenme. s. anlamak. zorgu. bilgisayara geçirmek. dü şünmek. uyuşma. vicdan rahats ızlığı/azabı. dayan ılmaz bir istek. i.compressed air compression compressor comprise compromise compromise on compromise with compulsion compulsive compulsory compunction compute computer computer chip computer engineer computer engineering computer hardware computer operator computer program computer programmer computer programming computer software computerise computerize comrade con con concave concave conceal concede conceit conceited conceivable conceive conceive of concentrate concentrated concentration concentration camp concentric concept conception concern concern o. 1. hayal edilebilir. kapsamak. uzlaştırmak. anlaşmaya varmak. alakalı. karşı. koyula yoğ şş ik. ilgilendiren ile ilgilenmek. zorlayıcı. ruhb.a 4. görü ş. f. getirme. bilgisayar operatörü. ilgi: I understand the reason for your concern. s.––d ı. oluşturmak. -e dair. 4. i. idrak etmek. 1. bilgisayar donan ımı. vermek.

3. aynı zamanda. ayn ı fikirde olmak. şiddetli sarsıntı. f. tenezzül. 2. 3. i.concert concerted concerto concession conch conciliate conciliation conciliatory concise concisely conclude concluding conclusion conclusive concoct concoction concord concourse concrete concrete mixer concur concurrence concurrent concurrently concussion condemn condemn to death condemnation condensation condense condensed milk condenser condescend condescending condescension condiment condition conditional conditional mood conditional sale conditionally condole condolence condom condone conduce conducive i. 3. f. ılmasını etmek. sonuca varmak. kamula ğu. kamulaştırmak. 5. az ve öz. yoğuşturucu. beyin sars ıntısı. 2. buğulaş ma. kayıtl ı. bitmek. bitirmek. 4. teslim. aynı zamana rastlamak. 2. dilb. karışım. huk. mahkûm etmek. bumahkûmiyet. 1. i. with ba şsağlığı dilemek. f. kati. birlikte planlanmış. 3. 1. i. 2. (hikâye/yalan) karıştırma. f. s. son. 4. şlike art kipi. 5. (yazıyı/sözü) 2. kondansatör. kim. başsağlığı. s yo ğunlaşmak. 2. uzlaştırma. uyuşma. (--red. i. s.ç biti i. 1. yoğunlaşma. k ınamak. s. 2. 3. 2. huk. yo ğunlaştırma. şart. ı v ı la ş t ı rma. i. 1. imtiyaz. gönlünü alma. beton kar ıştırıcı. özet. yapmak. kondansasyon. 5. kabul. k ısa. (bir işin) sonunu getirmek. to/toward -e neden olmak. i. yatıştırıcı. 1. . k ısaltma. f. anlaşma. 1. fiz. ahenk. yo ğunlaç.. etme. bir karara varmak. 1. dinleti. koşul: It´s one of the conditions of the agreement. f. sonuç. 1. az ve öz. yemeğe çeşni veren şey. ahenk. -e vesile olmak. 3. 4. son. izin. 1. 2. ıkarmak. Anlaşmanın ş artlar ından biri. kim. uyuşmak. z. betonkarar. z. i. nihayet. dilb. beton. i. 2. malaksör. (havaalan s.. betonyer. karar sonuç ş. 1. i. şart kipi. (buhar şekerli konsantre süt. özlü. tenezzül etmek. 2. ı/gazı) sıv ılaştırmak. 1. 1. 1. f. kim. suçlu çıkarma. i. beton. kaput. i. birlikte yap ılmış. birlik. kalabal ık. i. s. 2. 1. 1. istimlak. taziye. birbirine kar ıştırarak hazırlamak.düzmek. fiz. nihai. sözde alçakgönüllülük göstermek. göz yummak. What are conditions there? Oradaki hayat şartl ı. birlik. 3. aynı zamana rastlama. büyük deniz kabu ğu.uydurmak. toplanma. karar. yat ıştırma. 2. 1. uyum. i. antlaşma. 4. koyulaştırmak. 2. tertip etmek. ında/garda) büyük yolcu salonu. s. ış(fikir) mak. 1. f. şartlı olarak. somut. s ı v ı la ş ma. f. 2. mahkûm ştırma. aynı olan. taziyede bulunmak. 2. veciz. kabahatli bulma. sona erdirmek. gönül alıcı. uyum. i. yo ğunlaştırmak. ayıplama. şarta bağlı satış. uzlaştırmak. ş arta ba ğlıliving . koyulaşmak. lütfetmek. i. 2. konser. resmen yasaklamak. itiraf. uyuşan. konçerto. prezervatif. s. 1. 1.. s. 3. 2. çat i. koşullu. s. (buhar/gaz) sıvılaşmak. bir araya gelme. son. i. görmezlikten gelmek. s. suçlu çıkarmak. z. sona ermek. meydan. 2. --ring) 1. ayn ı olma. 2. yat ıştırmak. 1. kesin. 2. taviz. fiz. netice. istimlak in kullan idama mahkûm i. izdiham. gönlünü almak. 1. 2. k ınama. tenezzül eden. f. bar ış. k ısaca. ödün. ayn ı zamana rastlayan. ayıplamak. i. 1.

konfederasyon. i. toplant ı. görünüm. lider. 2. nakletme. i. davran ış. 3. --ring) 1. f. 2. Ona güvenirim. günah ç ıkartan papaz. 2. savaş. hapis. 4. 4. i. ruhb. conduction conductive conductivity conductor cone confection confectionary confectioner confectioner´s sugar confectioners´ sugar confectionery confederacy confederate confederate confederated confederation confer conference confess confession confessional confessor confidant confide confide in s. günah ç ıkartma hücresi. istimlak etmek. confectionery. s. confidence confidence game confidence in confidence man confident confidential confidentially confidently configuration confine confinement confirm confirmation confirmed bachelor confiscate confiscation conflagration conflict conflict i. (mala) el koymak. yönetmek. i. 2. s. haczetmek. pudraşekeri. 2. itimat. biletçi. dolandırıcı.bekâr. 3. birleşik. ş tirmek. mak. hareket. dolandırıcılık. şeker. to -e hasretmek. uyuşmazlık. gizli: This is confidential. sonrasıteyit yatakta kalma süresi. 1. 3. ştş ıeyi) rmak. birleştirmek. 1. görü ş f.. hapsedilme. düzen. You can´t conduct such experiments Bu kuşatmay davranmak: He conducted himself well at the party. 3. do ğum etmek. müzakere yapmak: Ime. 1. i. z. s. geçirgenlik. (--red. iletken iletken. geom. 1. dert ortağı. üçkâğıtçı. f. emin. itiraf etmek. 1. sa ğ lama ba ğ lamak. i. önder. 2. idare etmek: You´ve conducted this siege well. bak. sağlama ğlama. kozak. fiz.. (rezervasyonu) konfirme f. birine s ırrını söylemek. ihtilaf. 2. inanan. günah ç ıkartma. geom. günah ç ıkartmak. 1. haciz. 2. i. (yasaklanm ış şeyi) toplamak. conferred with on the matter. 2. konfederasyon. itiraf. i. k ılavuz. I have confidence in him. geçirgen./Ona itimad ım var. fiz. kondüktör. şekerleme imalathanesi. madde. yönetim. kongre. şmamak. 1. withçat ile ış uyu . (birini) kutsayarak kiliseye etmek. 2. birle şik devletler. f. i. el koyma.y. büyükşyang i. i. bilg. ınırlandırmak. (with) (ile) görü şmek. (silahlı) çatışma.conduct conduct conduct o. sın tasdik etmek. 4. pudraşeker. ile çatışmak. konfirmasyon. 1. konfedere. üçkâğıtçılık. pudra şekeri. idare. kozalak. güven. f. 2. düzenleniş. iletme. i. 2.. 1. konfedere. him konferans. 1. koni. to -e hapsetmek. tavır. birlik. ba ğa) ba ğlı kalma. 2. (dondurma için) külah. için) i. 3. bağlaşık. sınırlamak. tasdik. 2. 1. sınırlama. biçim. f. s. geçirme. 3. papazın verdiği ilmihal derslerine devam etme ve kiliseye üye ba müzmin f. -i müsadere. güvenle. iletken. sırdaş. kesinleştirme. istimlak. şef. 3. i. fiz. konfigürasyon. i. 1. birleşmek. ma. i. geçirici. d. kamula ın. bağlaşık. (orkestra/koro şef. -emala haciz koymak. 2. z.. doğrulamak. müzakere etmek. 3. teyit. -e kapatmak. Partide iyi davrand i. 4. i. i. to (s ırrını) -e söylemek. doğrulama. kamula ış toplama. bot. koni biçiminde makara. kesinle i. şekerleme. ittifak. 1. suç ortağı. ile çelişmek. Bu aram ızda kalsın. anlaşmazlık.. i. 1. 1. (yasaklanm tırma. yürütmek. ı çok iyi yürüttünüz.Meseleyi onunla görü ştüm. i. harp. 2. -i müsadere etmek. 3. sır olarak. s. iletkenlik. 1.s. to (bir hastal ık) (birini eve/yatağa) ğlamak. şekerleme.o. gizli kalmas ı gereken. 3. şekerci. (belirli bir şekilde) ı . iletici. birleşik. i. bağlaşmak.s(eve/yata ırland ırma. f.

i.men (kang´grısmîn) i. tahmini. dilb. ı meydan okuma. toplamak. i. f. 1. kan hücumu. k.. s. sanmak. 2. evlilik ile ilgili. tıkanıklık. f. 2. 2. 2..B. yığışım. s. 1. f. 1. 3. ş aşkınlseçilemez. kafa kar ş ka ş ey/biri sanma. mat. bot. 1. kesmek. kan toplamış. toplant ı. 2. tebrik etmek. i. karman s. (çoğ. 1. zannetmek. konformist. with -e gidip söylemek/anlatmak: He confronted me with the problem. 2. varsayım. ba f. i.. şaşkına çevirmek. ba ğlaç. 3. tıb. uymac ı. i. farz.. zan. dilb. s. meydan okuma. 1. karışık. bak. karşısına çıkmak. sempatik. i. kan toplanması. kanuni ihtilaf. suçlayanla) yüzle karış ırmak. kendisini i. farazi. 3. (san ığı. f. tıkanık. i. bir araya getirmek. birleşme. ba ğlayıcı. gökb. uygunluk. şirketler grubu. uygun. Meclisi üyesi (kad s. (-e) riayet etmek. pol.D. 3. i. düzensizlik. Allah kahretsin! s. 3. i. şaşırtmak. s. düzensiz. Con. tıb. 3. 1. A. ık. birlik. tıklım tıklım. s. i.. Temsilciler Meclisi üyesi (erkek). congruent. kar ıkocalığa ait. i. yerinde. 2. anlatt kar şılı şttirme. küme. varsayımsal. kahrolası. Kongolu. uyma. çoğ. kutlama.en ı n). ay ışı kl ığı . i. sempatiklik. benzer. kalabalık. çekmek. 2.conflict of interest conflict of laws conflicting conform conformism conformist conformity confound Confound it! confounded confront confrontation confuse confused confusion congeal congenial congeniality congenital congested congestion conglomerate conglomeration Congo Congolese congratulate congratulation Congratulations! congregate congregation congress congressional congressman congresswoman congruent congruous conic conifer conjectural conjecture conjugal conjugate conjugation conjunction conjunctive conjunctivitis conjure çıkar çatışması. kl2. i. i.. bir araya gelmek.wom. ho ş. i. konik. önünü huk.. dilb. p ıhtılaştırmak. san ı. 3. kafas ı kar ı rt edilemez.D. i. A. s. karışıklık. münasip. s. tahmin etmek.go.. 2. kavuşum. bir şeyi/birini i. sevimlilik. birikinti. konjonktiv iltihabı.. Temsilciler çoğ. cemaat. konglomera. kutlamak. küme. çorman. 1.. (kang´grıswîmîn) i.gress. 2. farzetmek. f. s. uygunluk. . toplama. yığın. hokkabazlık yaparak -i yapmak: She conjured a dove out of the box. Kongo. s. 1. mat. fiil çekimi. doğuştan. tahmin. konformizm. con. con. kongre. büyü yoluyla (ruh) . izdiham. 1. sevimli. dondurmak. 1. i. 2. f. pıhtılaşmak. kongreye ait. 1. 1. toplanmak. f. -in Bana gelip meseleyi ı. 1. konjonktivit.gress. uymac ılık. çelişkili. tebrik. dilb. 2. 2. f. 1. tıb. birikmek. tic. pol. jeol. kalabalık. 2. dili kör olas ı. şaşırtmak. şaşkına dönmüş. Hokkabazlık yaparak kutudan güvercin çıkardı. Tebrikler!/Tebrik ederim. yaradılıştan. Kongo´ya özgü. ışış m ış . s. (to) (-e) uymak. 1. with (bir şeyi/birini) (başka f.B. s...lese) Kongolu. donmak. 2. kozalaklı ağaç. kafas ını ş eyle/biriyle) kar tı rmak.

askere alınmış (kimse). 2. muhafaza etmek. binaenaleyh. fazla. göz yumma. i. 3. himaye. bağlanmak. bile bile. i. önemli. zapt. nazik. 3. 1. fikir birliği. adamak. ılımlı. itina ile. -i an ımsatmak. vicdanl ılık. hürmetkâr. 4. edat. at -i görmezlikten gelmek. göz önünde tutulursa. hiç a şırıya kaçmayan. f. 1. bak. 1. s. fethetmek. vicdanlı. 3. i. akla getirmek. 3. hat z. 1. s. tutucu. Komployu birlikte haz ırladık. of -in fark ında olma. 3. 1. 2. 1. kutsama töreni. erbap. ard ıl. vicdan. z. bağlantılı sefer. hokkabaz -i yapıvermek. 1. akraba. -i bilme. etken. hayli. f. epeyce.. 2. i. bağlantı. -i akla getirmek. fatih. sonuç. 2. z. z. f. şuur. farkında olan. do ğal kaynakları koruma. sayg ınlık. doğal kaynakları koruma yanlısı. ilgi. art arda. birle ştirilmi . düşünmek. k. 1. i. faktör. 2. kutsama. 1. f. ücret. 4. 2. bağlamak. -eseferle) ait. uzman. (belirli ile ilgili. 3. f. 6. 2. oldukça çok. 2. 2. dili her şey göz önünde tutulursa. icat etmek. -e (with) bağlı. anlam ına gelmek. arkadaş. mat. hesaba katmak.together in the plot. Nihayet rıza gösterdiler. koruma. -i ırmak. ardışık. 1. reçel. birleşmek. savaşa karşı olduğu için askerlik yapmayı reddeden kimse. with ile dolap/entrika çevirmek. bilinçli. i. uyand i.gibi büyücü. hokkabaz. halka. 1. We connived i. i. s. 2. with 3. mecburi askerlik. 2. ba . f. 3. karşılık. 1. 2. 5. . üzerinde dü şünmek. konservatuvar. 1. 2. (iki lı. 2. i. s. oldukça.. i. hayal etmek. 2. 2. limonluk. i. 1. f. s. vicdan ına dayanarak. 1. oybirliği. 2. rıza: They´ve finally given their consent. s. suç ortakl ığı. h ısım. şuuru yerinde. büyük. ard ışık olarak. saymak. sayg ı. özenli. bağ 1.. göz önünde tutmak. arka arkaya. korumak.. 2. kutsamak. s. i. tutucu kimse. connection. z. 1. birleştirmek. birleştirme. i. muhafazakâr. askere alma. yenmek. düşünce. r önem. itinalı. i. bilinç. 1. i. bağlama. tutuculuk. oto. i. bir sözcü ğün çağrıştırdığı şey. demeye gelmek. (iki şey arasındaki) bağlantı. fetih. vazifeşinas. 2. bağlı olmak. (birine) dini bir törenle (belirli bir unvan) vermek. nezaket. ırı sayılır. 1. 1. ilişki.ğ önem. saygılı. 2. eksper. 1. bu/o yüzden. 2. 3. muhafazakârl ık. s. bu/o nedenle. 1. bir bağlantılı olmak. i. tanıdık. bilinçli olarak. sihirbaz. 2. 2. bilinci yerinde. takdis etmek.conjure up conjurer connect connected connecting link connecting rod connection connexion connivance connive connoisseur connotation connote conquer conqueror conquest conscience conscientious conscientious objector conscientiously conscious consciously consciousness conscript conscript conscription consecrate consecration consecutive consecutively consensus consent consequence consequently conservation conservationist conservatism conservative conservatory conserve conserve consider considerable considerably considerate consideration considering 1. 2.2. bedel. 1. vicdanen. to -e i. zafer. düşünceli. 5. bağ. sera. 1. 1. z. 2. How ızasını nasıl alabiliriz? She can´t do it can we gainnetice. her consent? Onun i. işine bağlı. semere. i. f. -e göz yummak. i. özenle. i. (with) şey aras ında) bağ ş kurmak. arka arkaya gelen. biyel/piston kolu. yananlam. ifade etmek. itibar. göstermek. 1. askere almak. addetmek. 2. biyel. İng. zaptetmek. üzerinde düşünme. dikkate almak. dolayısıyla.

İng. gõkb. 1. i. meydana getirmek. malın gönderildiği kimse. ahenkli. kurmak. ile uyumlu. geom. tak ımyıldız. mecbur etmek. tertip. komplo. 2. to/with -e uygun. 2. bütünü olu şturan. i. i. 3. birleşmek. müspet. tertip etmek. bir seçim bölgesindeki seçmenler. sabit. 1. i. 2. seçmen. 4. teselli etmek. z. i. 2. ğlamlaş mak. i. -den olu şmak. zoraki. mat. tefsir.-e s. 1. teselli. anlamak. mal gönderme. yap ıcı. f. tutarlı. konsolide sa i. hayret. tutarlık. mana vermek. in -e lı ık. dilb. sabite. f. i. tayin etmek. konsolosa ait. teşkil etmek. i. i. de ğişmezlik. gönderilen mal. i. 2. tesis etmek. 2. 3. yapısal. sürekli olarak. s ınırlama. 2. in şa etmek. 4. öğe. anayasa. terkip. i. emanet etmek. 2.. kıvam. büzmek. mal gönderen kimse. ğişmez nicelik. (eski Roma´da) konsül. boğaz. 2. korku. 1. sadık. olmak. olumlu. alan ı/sahas ı. engellemek. avundurmak. pekişmek. i. değişmez. konson. 1. 2. s. peklik. f. yapı. devamlı. inşaat 5. bina etmek. with ileuyumlu. tutarlı bir şekilde. teslim etmek. göze çarpan. i. konsonant.. 1. çizim. yap ısal. 2. 2. polis memuru.. s ıkma. kendini tutma. polis teşkilatı. f. bünye. (cümleyi) tahlil etmek. 1. sıkıştırmak. yapmak. i.consign consignee consigner consignment consignor consist consistency consistent consistently consolation consolation prize console consolidate consonant consort consortium conspicuous conspiracy conspirator conspire constable constabulary constancy constant constantly constellation consternation constipation constituency constituent constitute constitution constitutional constrain constrained constraint constrict constriction construct construction construction site constructive construe consul consul general consular consular agent f. yap ı. de z. inşaat. seçim bölgesi. mütemadiyen. büzme. 1. çizmek. s. 1. ba ğ tutarl ıl insicam. 1. tefsir etmek. s. menetmek. s. i. zorlamak. arkada şlık etmek. daima. 2. 1. s. devamlı olarak. geom. -den ibaret olmak. komplocu. dayanmak. i. inşa. 3. 1. takviye etmek. s. bileşim. f. yorumlamak. teselli mükâfatı. 1. vermek. dikkati çeken. komplo kurmak. tüzük. kurmak. i. pekiştirmek. i. f. konsüle ait. inşa. inşaat. i. sağlık için yapılan yürüyüş. 2. atamak. yapı. s. sabit sayı.etmek. koyuluk. i. . sıkmak. sürekli. dar geçit. of -den meydana gelmek. 2. 3.nizamname. 1. daraltmak. 1. f. 1. ünsüz. sağlamlaştırmak. 2. 1. 2. sevk ıyat. birleştirmek. 2. 1. 3. 1. 1.1. kabızlık. avunç. unsur. f. i. İng. sabit şey. şaşkınlık. konsolos. olu şturmak. 2. fahri konsolos. yoğunluk. 2. 1. yorum. i. f. consignor. i. sessiz. anayasal.. 1. 2. sürekli. yapım. 2. tic. avutmak. dehşet. 3. i. bünyesel. vefa. bak. polis. göndermek. 2. sebat. başkonsolos. tahdit. f. 1. konsorsiyum. s. 2.

memnun etmek. içermek. mükemmel. i. müzakere. çoğ. memnuniyet. çekişmek. 3. düşünmek. izleri/havası olmak: This story has political overtones. (mikrop. aşağılık.. 2. tıb. i. f. hesaba katmak. temas. tıb. 3. 1. hoşnutluk. 1. i. Havayla hiç temas kontakt lens. başvurmak. i. 2.b. çekişme. dikkatle seyretmek/izlemek. istihlak etmek. 2. tefekkür. 1. muasır. 2. müş avir. f. tutmak. işe hikâyede v. iddia etmek. bağlantı: Have you kontakt lens. niyetinde olmak. 2. içerik. contents. müracaat etmek. 2. hakir gören. bir hava var. dört dörtlük. i. 1. 2. dayanıksız tüketim malları. kükürt miktar s. danışman. akran. dalgın. düşünme. uzun uzun dü şünmeyi seven. 3. lens. tasarlamak. mücadele. 1. 3. bula ştırma. mükemmel. kontrol alt ına almak.siyasi 2. huk. çağdaş. münakaşa. hoşnut etmek. hor gören. sâri. mücadele etmek. dört dörtlük. sormak. çağdaş. 1. s.. düşünceye dalmış. 1. yo ğaltıcı. tüketmek. 2. tatmin etmek. temas. ileri miktar: This coal has a high sulfur content. istişari. f. with ile görü şmek. rahat..) kap. i. kavga. yarışmacı. (bir şeye) itiraz edip yanlış olduğunu ispatlamaya çalışmak. s. tüketim. danışmanlıkla ilgili. istihlak. dayanıklı tüketim malları. 1. i. konsoloshane. ilişki. bulaşıcı. -de . ile) kirletme/kirletilme/kirlenme. s. i. alçak. continent. memnun. s. . Bu kömürün ı yüksek. zehir v. 1. f. 1. rezil.b. kapsamak. i. s. tüketim maddeleri.consulate consult consultant consultation consultative consultative committee consume consumed with jealousy consumer consumer durables consumer goods consumer nondurables consummate consummate consummate consumption cont contact contact lens contact lens contagious contain contain/have overtones container contaminate contamination contemplate contemplation contemplative contemporaneous contemporary contemporary with contempt contempt of court contemptible contemptuous contend content content contented contention contentment contents contest contest contestant context i. bula ştırmak. 1. i. dikkatle i. istişare. s. 1. içine almak. i. f. bulaşkan. düşünüp taşınmak. 2. hor görme. 1. muhteviyat. tasarlama. 1. göz önünde tutmak. i. zehir v. danışma kurulu. (kutu. i. 1. yo ğaltmak. ile) kirletmek. ikmal etmek. tam. continue. i. 2. düşünüp taşınma. yar ışma. seyretme/izleme.ı olmamalı. 2. i. konsolosluk. izleri ta şımak. i. konteyner. f. konsültasyon. ile çağdaş. yakıp yok etmek. kontekst. yar ışma. s. i. tam. s. hoşnut. içerik. iddia. s. lens. irtibat. 3. with ile uğraşmak. hoşnut. bağlam. 2. 1. memnun. çabuk yayılan. sav. f. k ıskançlıktan deliye dönmüş. (mikrop. ışyar mak. 2. tüketici. dokunma: It mustn´t have any contact with the air.b. 2. tamamlamak. memnuniyet. çağdaş. şBu f. de ğme. 2. tez. danışmak. yaşıt. s. sürmek.. yo ğaltma.. danışma. f. küçük görme. müsabaka. mutlu. . k ıs. for için yar ışmak. aynı zamanda olan. rahatlık. mahkemeye itaatsizlik. içindekiler.

f. i. ters dü şmek. mek. kas ılma. tartışma. nadim.Continent continent continent Continental continental contingency contingency fund contingent continual continually continuation continue continuity continuous continuously contort contorted contortion contour contracontraband contraception contraceptive contract contract contraction contractor contradict contradiction contradictory contrary contrary to contrast contrast contribute contribution contributor contrite contrive contrived control control control tower controversial controversy convalesce convalescence i.´ne) yaz i. (a way of/a means of) -in yolunu bulmak. karşıtlık. i. Avrupa k ıtasındaki ülkelere özgü. çelişkili. mukavelename. sözle me yapmak. s. --ling) 1. k ıtasal. kaçak mal. yazı. s. 2. i. -in tersine/aksine. burulma. nın kasılmas ı. e ğmek. s. tekzip etmek. bağışçı. üstlenici. 1. (bir veya birkaç harf atılarak yapılan) rahim kaslar ıüstenci. i. f. s. bağış. i. (hastalık) kapmak. dış hatlar.ıyas (to) etmek. aykırı. mukayese etmek. sürmek. dergi v. süreklilik. 3. bükülme. müteahhit. (gazete. 1. 1. i. olas ılık. tartışmalı. s. 1. (--led. akit. on/upon -e ba ğlı. s. büzülmek. i. aralıksız. egemenlik. denetlemek. f. sürme. kontrast. katk ıda bulunmak. i. devam. idrarını tutabilen. kontrol. 2. k ıta. 2. 1.olarak) (with) (ile) çelişmek. çekmek. 1. devamlı. bükmek. 3. şekil. 2. kasmak. aksi. f. büzülme. çevre. i. sözleşme metni. s. i. 1. kısalma. ters. nekahet döneminde olmak. devamlı. çekişmeli. için bir yol bulmak: She contrived a way to get herself invited to the party.´ne) yazı yazan kimse. 1. anakara. i. beklenmedik olay. k ısaltmak.. daraltmak. s. devam etmek. çelişme. uydurma. -i çarpıtarak tuhaf/anormal bir ş ekle sokmak. z. mukavele. yalanlamak. (ba ğış ı vermek. zıt. anlaşmazlık. 2. yönetim.b. önek karşı. hâkimiyet. nekahet. burmak. . k ıntrer´i) aksi (kimse). 2. sık sık. 1. salmak. f. devamlı. sürekli.b. 2. Kendisini partiye davet s. bağırsaklarına hâkim olabilen. (gazete. karşıt. s. 1. i. i.çekilme. aksi. z. zıt. aksini iddia etmek. zıtlık. makale. denetim. 3. -in payı f. (kan´treri) ters yönden esen (rüzgâr). tutarsız. durmadan. sözle şme. kontrol etmek. yüklenici. çelişki. pişman. çeli ırılık. z. gebelikten korunma. (aradaki fark ı göstermek üzere) karşılaştırmak. 2. -i çarpıtarak tuhaf/anormal bir şekle sokma. çarpıtmak. 1. f. 2. i. devam etme. idare etmek. 2. f. (kan´treri) karşıt.şayk s. 3. idare. dergi v. f. daralmak. dü şmek. gebeliği önleyici (hap/alet). kaçak. habire. olmak. devamlı. 1. bükük. s. çelişik. i. ters2. kaçakçılık. 2. e ğilme. 1. dilb. k vermek. boyuna. ihtimal. iyile şmek. uyduruk. yalanlama. sürekli. devamlılık. kasılmak. tövbekâr. sürekli. yardım. 3.3. 2. (kan´treri) z ıt. 2. daralma. hâkim olmak. do ğumşs ıras ında i. çekişme. bağış(-e) lamak. i. aralıksız. s. kontrol kulesi. i. 2. ithal veya ihrac ı yasaklanmış. ihtiyat fonu. sürekli. k ı1. s. kontrat. pay. şuk. foto. katkı. buru i. aksi. büzmek. tutarsızlık. katkıda bulunan kimse. 1.

kongre. temlikname. fiz. 2. basmakal ıp. 1. i. i. 3. ters. şiddetle sarsmak. mühtedi. dili uydurmak. toplantıya davet etmek. 3. toplanmak. konveksiyon. taşımak. i. f. i. zıt. sıradan. mahkûm etmek. uygun. i. hoşş f. dili -i mahvetmek. devretme. 3. mahkûm. dışbükey.o. 1. 1. 4. 2. i. k. konuşmaya hazır. bildirmek. bir durumdan ba şka duruma getirme. i. i. hüküm giydirmek. biri. k. konu şmaya özgü. iletmek. nekahet döneminde olan. with -e a şina. nakletmek. kumru ötüşü. conveyor. konuşma dilinde. ihtilaç. dönü kimse.. 3. dönü şme. kadınlar manastırı. götürmek. s. dili (hesaplar) üzerinde oynamak. 2. konvansiyon. (-e) dönüştürmek. neşeli. s. 2.. pişirmek. 2. kolaylık. 1. keyifli. devretmek. 2. ahçı. 1. s. . i. çoğ. 3. me. 2. (kumru/güvercin) ötmek. yemek kitab ı. 1. inandırıcı. şenlik ve ziyafet. -i iyi bilen. konu sohbet i. nekahet dönemindeki hasta. ba şka duruma getirilebilir. konveks. 1. değiştirilebilir. (with) (ile) konu şmak. f. tuvalet. 2. nakletme.convalescent convection convene convenience convenient convent convention conventional conventional weapons converge conversant conversation conversational conversationalist converse converse conversion convert convert converter convertible convex convey conveyance conveyer conveyor conveyor belt convict convict conviction convince convincing convivial conviviality convoke convolution convoy convulse convulsion convulsive coo cook cook cook one´s goose cook s. aksi. k. de2. eğlence. çevirme. s. i. k ıvrım. beylik. f. İng. karşıt. (toplantıya çağırarak) toplamak. i. f. feragatname. 2. ikna etmek. 2. âdet. ısı yayımı. geom. s. ku ğurmak. çevrilebilir. inand ırmak. f. elverişlilik. i. 1. pişmek. şen. devir. 2. i. ihtida. i. kanaat. (-e) de ğiştirmek. kan. (bir durumdan) (ba şka duruma) getirmek. rahat. 2. lavabo. çevirgeç. elek. i. ştürme.´s goose cook up cookbook s. konuşma. s. konvansiyonel silahlar. 2. bantlı konveyör. i. çevrilme. hükümlü. f. taşıyıcı kayış/bant. s. gelenek. i. 1. taşıyıcı. 1. (toplantı) yapılmak. çırpınmalı. i. müsait. çırpınma. rahatlık.. WC. s. 3. suçlu bulmak. değiştirme. inanç. yak ınsamak. uygunluk. s. mahkûmiyet. f. huk. 3. i. taşıma kayışı. üveymek. 1. eğlenti. konvoy. din değiştirme. elverişli. konvertibl (para). hüküm giydirme. 1. bir noktaya yönelmek. sohbet etmek. karşıt anlamlı söz/sözcük.. i. -in can ına okumak. sohbet. i. 1. din de ğiştiren f. ıspazmoz. dili işini bozmak. kim. k. 1. f. ğişdönme. f. 1. s. (from) (to/into) (-den) (-e) çevirmek. taşıma. i. anla şma. kullanışlı. bak. 2. üstü aç ılabilen araba. aşçı. nakil. konfor. mahkûm etme. iletmek. geleneksel. 2. i. taşıt. çekyat. huk. konvansiyon. iletim. konveyör. 1.

bak ır. yemeklik. s. z. 1. yemek pişirme sanatı. 2. taklit etmek. i. (ile) başa çıkmak. i. s. ortak. samimiyet. bilg. iple bağlamak. kümese i. (with) (ile) ba ş etmek. Beni f. serinkanl ı. 1. 1. i. f.. yürekten. candan. ip.. k ırk beş dakika bekletti. i. aynas ız. kopya etmek. k. kooperatif. i. s. dili -e kapatmak. (fitilli) kadife. en az sokmak. f. yemek şıirmede kullan ılan. dili helikopter. i. 2. tane. soğukkanl ı. bereketli. 3. f. koru. soğuk. dili Sakin ol!/A ğır ol! k. f. -e t ıkmak. cookie. altı fırın olan mutfak aleti). e şgüdümlemek. s. içtenlik. correspondence. i. fettan kad ın. samimiyetle. coroner. bakır renginde. i. çoğ. altı fırın olan mutfak aleti). mercan. kümes. birlikte çalışmak. 2. kurabiye. i.. i. s. aşçılık. İng. işbirliği yapan. i. i. i. (s ınavda) kopya çekmek. birbirine göre ayarlamak. (-in) üstesinden gelmek. i. cool water serin su. mat. 1. işbirliği yapmak. telif hakk ı. i. dili beklemek: He made me cool my heels for at least forty-five minutes.. k. bol. adet. (tatlı) kuru pasta. ufak para. aynı derecede. kim. fırın (üstü ocak.ğukkanlı. kadife pantolon. i. z. (tatlı) bisküvi. s. fettan. bolca. i.. k. i. i. sicim. i.. mercan kayalığı. kordon (görevli veya araçlardan olu şan dizi). i. 2. içten. gökb. 2. a ğaçlık. s. 2. correct. kordon. koordinasyon. f. koordine etmek. (çalg ı için) tel. kordon altına almak. dili(giysi). samimi. cilveli. corpus.cooked rice cooker cookery cookie cooking cookstove cooky cool cool as a cucumber Cool it! cool one´s heels coop co-op coop up in cooperate cooperation cooperative coordinate coordinate coordination cop cope copier copious copiously copper coppersmith coppice copse copter copulate copy copy copyright coquette coquettish cor coral coral reef cord cordial cordiality cordially cordon cordon off corduroy corduroys pilav. fitilli kadifeden yap ılmış. ilgisiz: He gave me k. e şgüdüm. 4. yemek pişirme/pişme. 1. fotokopi makinesi. dili polis. 2. dili kooperatif. serin: a cool wind serin bir rüzgâr. bakır. i. serinkanl k. k. (yaz ılı eserler için) nüsha. işbirliği.. f i. çiftleşmek. s. . den. s. bak. i. sakin. eşit. copse. likör. -e hapsetmek. baltalık. so tutan 3.. 4. pi rın (üstü ocak. müşterek. çok. insan ı serin ı. telif hakkı almak. candan.. kopya. koordinat.. k ıs. i. yemek pişirme sanatı.. kopyalamak. 2. i. kaytan.. birbirine göre ayarlama. 1. corner. s. 1. (tatlı) çörek. f. bol miktarda. 1. birlikte çalışma. bak ırcı. i. bak. f. i.

mat. i. mısır nişastası. 1. 2. 2. f. doğruluk. m ısır gevreği. i. i. dayak. bedeni. 3. nüve. (mantarme şesinin kabuğu olan) mantar.. m ısır nişastası. korner. do ğrultmak. i. futbol korner. 1. tahıl. mantar tapa. 2. zool. yuvarlak ve tuzlu bir ekmek türü.. i. m ısır ekmeği. i. kornea. birleşik. koroner. iri taneli m ısır unu. 2. anonim i. (dondurma için) külah. m ısır pekmezi.core coriander cork corkscrew cormorant corn corn corn bread corn muffin corn silk corn syrup corncob cornea cornelian cherry corner corner kick cornet cornetist cornflakes cornflour cornhusk cornice cornmeal cornstarch corny coronary coronation coroner coronet corporal corporal corporal punishment corporate corporation corps Corps of Engineers corpse corpuscle correct correct correct usage correction corrective correctly correctness correlate correlation i. f. ask. s ınıf. öz. 2. şüpheli ölüm olaylarını araştıran memur. karşılıklı ilişki. İng. birle i. tıb. i. nasır. 1. oyun alan şu.. m ısır koçanı. korniş. k ızılcık. (iki ş ında ili ki kurmak. buğday. 2. kolektif. mantar. s. ask. şirketleştirilmiş. ceset. birbiriyle ilgisi olan şeylerin her 2. m ısır püskülü. iç. şekö atş ışı . müz. kişniş. ba ğş lı laşı m. Phalacrocorax. futbol ın ın kö dört esinden biri. bedensel ceza. 3. merkez. esas. taçdamar. anonim şirkete ait. düzeltmek. karşılıklı ilişkisi olmak. i. i. 2. mantarla tapalamak. karabatak. i. i. i. teşkilat. 4. 1. 1. düzeltme. i. (etli meyvelerde) göbek. yuvar. İng. i. şmiş. 1. 1. i.. m ısır. i. köşe. z. i. 3. kalple ilgili. m ısır kabuğu. s. tashih etmek. koroner tromboz. şirket. 2. İng. düzeltici. i. futbol korner vuru i. İng... ortak. 1. tüzelkişi. köşe başı. yerinde kullanma. aralarında uygunluk sağlamak. i. ıslah. anat. 1. tashih. cismani. onba şı. aptal. bedensel. hububat. tirbuşon. köşeye sıkıştırmak. s. doğru kullanış. doğru. i. ölü. i. f. 1. doğru. 1.. tapa burgusu. taç giyme töreni. korelasyon. 2. s. aras . köşe atışı. saydam tabaka. i. 1. 1. küçük taç. ıslah etmek. f. koroner damar. korner vuruşu. koroner oklüzyon. i. i. doğru olarak. İstihkâm Sınıfı. ıslah edici. 2. 2. mim. anat. s. i. kolordu. korniş. yanlışsız. s. i. yerinde. i. 2. m ısır unundan yapılan ufak.ey/sonuç/rakam) 1. belediye. kornetçi. kornet. 1. saçak silmesi. 2.

i. i. ayart i. s. cenaze alayı. dili çok pahalı olmak. to (biri/bir şma. ahlaksızlık. kâinat. 2. i. ahlaks ız. k ırıştırmak. i. şınma/a şındırma. i. tekabül etmek: It corresponds with what she şey) (başka birinin/başka bir said. Onun dediklerine uyuyor. kimyasal çürümek. Kosta Rika.yozla rüşvet almaya haz ır. k.. (birini) do ğru yoldan saptırma. hayat pahalılığı. insurance and freight Costa Rica Costa Rican costly cost-of-living index costume costume ball cosy f. ş 1.. (birini) doğru s. s. oluklu saç. göğüs veya bele taktığı) çiçek/çiçek ahlaks ınlar ın süs i. -e mal olmak.. rüşvet yiyen. çok pahalı. 1. çürütücü. elbise. fiyat. (bir muhabiri influence a corresponding rise in that of Holland. korozyon. kozmonot. kozmos. i. sigortası ve navlunu ile birlikte maliyeti. maliyet fiyatı. korozyona u ğramak. beyinzar ı. s. karton v. (bir şeyin) fiyatı (belirli bir miktar) olmak: How much does this cost? Bunun fiyat ı ne? It costs ten million liras... i. 2. İng. dili pahal ıya patlamak.. 1. Kosta Rikalı. (pas veya kimyasal maddeden ileri gelen) çürüme. f. bak. bir malın bedeli. 1. Fiyatı on İ ng. korozyona u ğratmak. cozy. mat. marul. s. i. 4. ahlak kurallarına uymayan. kozmik. anat. 2. (pas. 1. Kosta Rika. i. 1.. 1. vetçi. mektupla i. jeol. s. soysuz. sif. masraflı. yaşam maliyeti. That with -e uygun: It was correspondent with her Paris´te şeye) karvar şılıkm olan: century saw a lessening of Spain´s s. teyitmadde) etmek. korsaj.correspond correspondence correspondent corresponding corridor corroborate corrode corrosion corrosive corrugate corrugated corrugated iron corrupt corruptible corruption corsage corset cortege cortex cortisone cos cos lettuce cos/romaine lettuce cosine cosmetic cosmic cosmonaut cosmopolitan cosmos cost cost cost a bomb cost a pretty penny cost an arm and a leg cost of living cost of living cost price cost price cost sheet cost. maliyet cetveli. i. kostüm.). oluklu (saç. 2.´ni) pekiştirmek. ifade v. harcanan para. buruşturmak.. s. 2. ayartma. 3. s. buruşmak. (cost) 1. benzer taraf. 1. f. ız olma. evrensel. . benzerlik. tic. 4. do f. a s. dehliz. 1. koridor. yanl rü ılabilir. i. mektuplar. (to/with) (-e) uymak. (dili) yozla ştıolarak rma. yemek. korozif. f. k ıyafet. (bir dü şünce. bozuk. desteklemek. Kosta Rika´ya özgü. kortej. i. epey pahalıya mal olmak. i. 2. maliyet fiyatı. 2. k ıyafet balosu. şm ış (dil). s.b. evren. kozmetik. maliyet. and geçit. rüşvetçilik. k. 1. i. 1. Kosta Rikalı. kozmopolit. masraf. korteks. ış dolu (metin). i. 2. kosinüs. f. marul. O yüzy ılda i. 2. i. 2. korse. i. 3. 1. geçim indeksi. kortizon. çürütmek. muhabir: Does your paper have a correspondent in Paris? Gazetenizin ı? s. güçlendirmek.. 3. ğrulamak. (kad demeti. korozyon. i.b.

avukat. öksürük pastili. coun. argo vermek. k. 2. in count s.. s. k. karşı saldırı.. Ancakveya birden ona kadar sayabiliyor. öğüt vermek. ketenhelvas çırçır. 1. tavsiye. . mukabil. 2. çoğ. denkleştirmek. pamuk. z. İng. 1. Felis concolor. f. 1. ihtiyar heyeti üyesi.cil. i. görünü ş. i. (karşılıklı olarak) dengelemek. i. saytasvip ıcı. destek. (kaun´t ırbälıns) eş ağırlık. i. puma.hale tersine.cil. f. 2. dili bir yerde hazır bulunanları saymak. (dava dilekçesi iddianamede sayılan) i. 2. councilor. bak.. (hidrofil) pamuk. yazl ık ev. i. f. divan. s. uygun bulmak. belediye meclisi üyesi (erkek). kont. müsamaha etmek. sökülmek. dili ayıyı vurmadan postunu satmak. can.en (kaun´sılwîmîn) i. (üzerine bez gerili) portatif karyola. i.. 1. konsey. 1. avukat. kulübe. nasihat vermek. Danıştay. (to) -e şı. k. öksürmek. ise fena olmaz: He could do with a bath. belediye meclisi üyesi.wom. dan ışma kurulu. etmek. uçlanmak. aksi yönde.. -i hesaba katmak. sayı saymak: Do you know how to count? Saymayı biliyor musun? She can only count from one to ten. dan ışman. suçlama. belediye meclisi. öğüt. avukat. 1. 1. yüz.o. 2. ihtiyar heyeti. i. 2.ors-at-law (kaun´sılırz.. 2.o. 2. 2. çiğit. say suçlama. İng. etkisiz getirmek. z. karşıt şey. f. . bak. 1. ş. ters ak ıntı.önlemek. ifade etmek. yüz ifadesi. sola (dönmek). f. kar koymak. (kauntırbäl´ıns) 1. k. ise iyi olur. -in fark ına ketenhelva. onamak. i. sedir. 2. Devlet Şûrası. yardımcı f. i. zool. grup. konsey üyesi. 2. küçük ev. İng. ço i. sima. paraları birer birer saymak.şı -in tersine. fikir. marka. i. 1. Banyo yapsa iyi olur. huk. 2. i. ğ. i. konsey üyesi. pamuklu. ım.cot coterie cottage cotton cotton candy cotton gin cotton wool cottonseed couch couch cougar cough cough drop cough up could could do with couldn`t council Council of Ministers Council of State councillor councilman councilor councilwoman counsel counselor counselor-at-law count count count count down count noses count on count one´s chickens before they´re hatched count out money count s. ço i. 1. geriye do ğru saymak. ters. could not. 3. Bakanlar Kurulu. denk. (hidrofil) pamuk. rehber. dili kurul üyesi. ı. i. 2. i. öksürük. İng. i. dili birini (bir işe) katmak: If that´s what you´re up to.sel. pamuklu kumaş. pamuklu. coun. aksi. zümre. 2. (on) (to) -i kavramak/anlamak. fi i. aksine.. kurul. desteklemek. tezgâh. kurul üyesi. tasvip. beyan etmek. görü ş. komisyon. pamuk ipliği. İng. kar i. bebek karyolası. 1. nasihat. -i beklemek. saat yelkovan ının ters yönünde. . f. k. 2. 3. karşılık. zıt. sayfiye evi. coun. 1. i.ätlô´) i. k ıs. -e denk olmak. 1. don´t count me in! planlad ığı n ız katmamak: oysa beni oYou işe katmay ın! me out of that! Beni o Yapmay e) can count 1. Kabine. 1. 2. kanepe. f. çehre. 3. onama.. 3. sayma. 1. belediye meclisi üyesi (kadın). i. f. karşı koymak. f. -e güvenmek.men (kaun´sılmîn) i. geriye do2. sayaç. ğ. 1. komisyon üyesi. karşı. karşı s. İng. out countdown countenance counter counter counteract counterattack counterbalance countercharge counterclockwise countercurrent i. diliıbirini (bir iş katma! on saniye içinde birden ona kadar sayarak boksörün nakavt işe ğru sayma. 1. komisyon üyesi.

men (k^n´trimîn) i. 2. 2. incelik. kur yapmak. sayg ılı. zenginlerle dü şüp kalkan fahişe.B. s. askeri mahkemede yarg ılamak. i.D. kırsal bölgede bulunan. kurye. . yürek. i. f. çift. kalp. f. i. yüreklilik.´ni) saray soytar huk. mahkeme salonu. rota. medeni hukuk mahkemesi. pek çok. vatandaş. birleştirmek. yatak örtüsü. ı k mahkeme. i. 1. 2. taş ğ . ilçe merkezi. avlu. countless country countryman countryside county county seat county town coup coup d´état couple coupling coupon courage courageous courageously courgette courier course court court fool court of appeals court of common pleas court of first instance court of first instance courteous courtesan courtesy courthouse courtier courtly court-martial courtroom i. ğlant ı kurmak. karşı casusluk. mert. raya özgü. i. (tehlike. çift. ilçe merkezi. ülke. iç bahçe. izlenen yol. kopya. (kauntırmänd´) (yeni bir emir ile) (önceki emri) iptal etmek. i. yol. yön. 3. 1. i. 2. bitiştirmek. ba ğlama. mertlik. i. 4. i. seyir. bağlamak. vatan. çiftleştirmek.. i. karşı ı i. z. 3. kontluk. ile flört etmek. asliye mahkemesi. 4. taklit. i. i. plan. Ben dahil on ki şi eder. i. hesaps ız. 2. 1. İng. karşı gösteri. s. kap. askeri darbe. ilçe. (tasdik için) (bir belgeye) imza atmak.try. huk. adliye sarayı. f. s. huk. 3. huk.. kupon. sayısı i. hemşeri. askeri mahkeme. 2. İng. i. hükümdar ın maiyetinde bulunan kimse... cesaretle. kibarlık. rmänd) iptal emri. 1. ı. kalpazan. i. zarif. gidi ş. 2. nazik. kontes. hükümdar ve maiyeti. çoğ. cesaret. 2. 2. yemek.saray. s. A. mertçe. karşılık. karşı öneri. kurs (dersler dizisi).counterdemonstration counterespionage counterfeit counterfeiter countermand countermeasure counteroffensive counterpane counterpart counterpoint counterproposal countersign counterspy countess counting . yi ğitlik. i. yarg ıcılar kurulu. ask. tayda ş. yi ğit. arazi. cesaretli. sahte. counting me. (ku deyta´) hükümet darbesi. 2. hastal v. 1. 1. i. huk. That´s sixteen people. dahil: That makes ten. i. kavrama. nazik. istinaf mahkemesi. 2.. f. k ırsal yerler/bölgeler. ızla akmak. i. 2. suret. 1. bak. ulak. 3. i. kar ı koca. jüri. karşı casus. köpekle (av) kovalamak. on alt ı kişi z. asliye mahkemesi. 1. kort. müz. İng. 2. yurt. sahtesini yapmak. cesur. kar şı saldırı. 1. kırsal. kalp para basmak. courts-martial (kôrts´marşıl) i. ba i. zucchini. i. memleket. ta şralı. f. yürekli. 1.. mahkeme binası. kontrpuan. i. ço i. mukabil. f. f. h huk. 3. ikinci nüsha.b. nezaket.. ahç i. . s. 1. i. s. ı.servis.ıs 1. i. not counting the children. taklit etmek. sarayla ilgili. darbe.. 1. Çocuklar hariç. (kaun´t tedbir. coun. ilçe hükümet binası. ince. hükümet darbesi. kibar.

inek. i. çatlak. İng. amca oğlu/kızı. akdetmek. i. i. h ızlı gitmek. k. çaydanlık örtüsü. örtbas etmek. s ığırtmaç. 2. i. 3. dik yamaçlarla çevrili koy/körfez/vadi. i. kırmak. cilt. şaka yapmak. kas s. f. kuzen. sindirmek. i. mahcup. f. hoş. şaklama. açgözlü. yapaca He read the book from cover to cover.. i. çuhaçiçe ği. 2. gizlemek. maske. kovboy. nazlı. iç bahçe. takılmak. 2. bot. O tencereyi birparavana. yıldırmak. 1. I´ve got you covered! pırdama. yol katetmek. samimi. --bing) m ızırdanmak. 1. cowardice. kapak. Don´t move. (birinin) hatas ını/suçunu gizlemek. kapakla Ekme nak. s. 2. z. . dümenci. homurdanmak. 5. 1. elimdesin! K ı ve kapsamı. Yengeç burcu. çatlamak. göz dikmek. 1. kapak. 2. s. akit. kuzin. mukavele. i. yar ık. f. bak. ızlanmak. s ıcak. i. bir çeşit eroin. f. dayı oğlu/kızı. dili 1. 4. sinmek. TV bir konuya/olaya ayrılan yer i. 2. korkak. kur yapma. i. çatlatmak. 2. (--bed. kar kulübüne) giri ş ücreti. gazet. i. i. tic. cover letter. yüreksiz.. k ıs..pan s ığıwith şı l ı k. gizli. rahat. (lokantaya/gece kapak k ızı. 3. yengeç. ği bir bezle ört. i. 4. s ıkbiti. ne yaptığını/ne ğın ı gizlemek. korkak. a bar ınak. pavurya. (giysi olarak) tulum.courtship courtyard cousin cove covenant cover cover cover charge cover girl cover ground cover letter cover one´s tracks cover to cover cover up cover up for coverage coveralls covering covering letter coverlet covert covertly covet covetous covetousness cow cow coward cowardice cowardliness cowardly cowboy cower cowslip coxcomb coxswain coy cozy cp CPA Crab crab crab louse crabby crack crack a joke crack a joke i. 2. korkaklık. i. hızlı darbe. avlu. filika veya kik serdümeni. çekingen. ı1. utangaç. den. sigorta miktar ve zaman. çarpma. haris. şaka etmek. i. yatak örtüsü. Primula veris. ödlek.. k ıs. f. g ıpta etmek. ödlek. i. s. örtü. s. çatırtı. 1. kıs lbiti. with ile örtmek. ızıldanmak. şaka yapmak. i. gözünü korkutmak. teyze oğlu/kızı. (belirli bir) konu hakkında bilgi vermek.. ödleklik. gizlice. i. yarmak. s. f. i. 1. açıklayıcı mektup. Certified Public Accountant. hala oğlu/kızı. kendini ele verebilecek şeyleri gizlemek. 1. Kitab ı başından sonuna kadar okudu. perde. huysuz. bak. 3. açgözlülük. yar ılmak. h ırslı. ile kapatmak/kapamak: Cover the bread with a cloth. imrenmek. sözleşmek. the astrol. i. korkup çekilmek. Cover that lid. örtü. örtü. cilveli. compare. örtülü. f. züppe. kırılmak. i. sözle şme.

––ed with The rock crawled with insects. için) -ingeçirmek. vinçle kald ırmak. ücret vermeden girmek. hızla f. k. karoser tamiratı. (son vermek için) -in üstüne gitmek. sürünmek. 2. 1. kasmak. i. zanaatç ılık. 1. . sandık. gök gürültüsü. çıtırtı. çift zarla oynanan bir oyun. çatırdamak. maçuna. tıkıştırmak. emeklemek. kerevides.. sandıklamak.. k. t ıkmak. 1. 2. gülmekten kat ılmak. oynatmak. (boynunu) uzatmak. krater. İng. acayip.men (kräfts´mîn) i. sarp kayalık. sıkı rejim. olarak) i. 2.. çatırtı. ar ıza. f. i. s ıkramp. 2. 1. i.crack down crack up crackdown cracked cracked wheat cracker crackle cradle craft craftily craftiness craftsman craftsmanship crafty crag cram cramp cramp cranberry crane crank crank up crankshaft cranky cranny crap crape craps crash crash crash course crash diet crash helmet crash of thunder crash repairs crash the gate crash-land crass crate crater crave craving crawfish crawl crawl stroke crayfish crayon (on) k. ımında kullan ılan kaba bez. dalkavukluk etmek. hüner. emekleme. 1. i. s. 2. 1. kulaçlama yüzü ş. s. 1. dili delirmek. yabanmersini. i. manivela. kenet. f. 2. huysuz. 1. 1. i. z. Taşın üstünde böcekler kayn ıyordu. i. havlu ve perde yoğun kurs. mum boya ile yap ılan resim. mum boya. krank. 1. (--med. crafts.. tekne. araba kazası. 1. yemek. tıkınmak. kol. dili (son etmek. tuhaf. f. i. tatl ısuıstakozu. kraker. vinç. incelikten yoksun. 2. kask. tıka basa nav öncesi ineklemek. 2. bilg. f. -e can atmak. beşiğe yatırmak. 2. izinsiz/davetsiz girmek/kat ılmak. i. i. aldatmakta usta olan. i. beşik. Astacus fluviatilis. mengene. f. çatlak. karavide. i. İng. şiddetli arzu. büyük bir gürültü. kasılmak. ters. hilekâr. turna. i. pastel. kasalamak. (kaza sonucu gelen büyük iflas. i. s. müsamaha etmekten lamak. 3. 2. zool.. keçiyemişi. kurnazlık. nç. 2. bisküvi. vermek4. (--ped. argo bok. k. deli. gürleme. rica etmek.yap 4. kurnazca. i. krepon. şeytan. çatlak. i. f. krank mili. k. f. el sanat ı. i. şeytanca. kasa. f. dili 1. istirham etmek. 3. (arabayı) kazada paramparça kaza i. k. dili kaç yarma buğday. bak. crayfish. pastel. vazgeçip sert davranmaya ba ş 1. i. (hareketi/geli şimi) kısıtlamak. 1. sınırlandırmak. i. şiddetli karın ağrısı. dili (motoru/makineyi) fayrap etmek. 1. 3. --ping) argo s ıçmak. -e içi gitmek. f. kurnaz. hareket ettirmek. kravl. üstüne gitme. zanaat. gemiler. kerevit. sıkıştırmak. kaba. zanaatçı. 2. f. krankla hareket ettirmek.. bomban ın açtığı çukur. çoğ. görgüsüz. gemi. f. şangırtı. garip. f. çok istemek. mum boya ile resim yapmak. zool. çatlak. i. 1. yarık. i. i. --ming) 1. 2. mak. dili garip fikirleri olan kimse. 2. i. 2. (uçak) zorunlu iniş yapmak. ı k. 2. sürünme. özlem. s. eksantrik. f. kas ı i. zanaatkâr. i.

sütçü dükkân ı. balık sepeti.craze crazily craziness crazy creak cream cream cheese cream of tartar cream of tartar cream of the crop cream of the crop cream pitcher cream sauce creamer creamery creamy crease create creation creative creatively creativity Creator creator creature crèche credence credentials credibility credible credit credit credit an amount to s. güven. puan. i. çocuk yuvası. 2. Tanr ı. sayg ınlık. f. k ırma 3. grubun felsefesini yans koy. s. f. delice. yapmak. 1.´s account credit and debit credit balance credit card credit line credit rating credit s. i. güvenilir. krema. 1. güvenilirlik.. geçici moda. k ırma. bir miktar parayı birinin hesabına geçirmek. alacak ve verecek. 2. z. i. mucit. s. İng.o. kaymak. inanılır. mahluk. yaratıcı. 1. çılgın. bir dinin temel ilkelerini içeren ifade. kimliği gösteren belgeler. gıcırdamak. i. kat yeri.2. (merhem olarak) krem. argo k ıl/gıcık/pis herif. i. aç ık ak beyaz peynir. ürpermek. f. kaymaklı. kredi limiti. 2. i. 4. 2. 3. tic. 1. s. itibar. i. (üniversitede ders geçme sonucunda verilen) kredi. 5. 2. krem tartar. sütlük. güven. kat. yuva. yaratma. yaratıcı. kâinat. 2. . i. 2. (crept) 1. i. i. bir şeyin en âlâsı. deli. i. yaratıcılık. iyisi. yaratıcı bir şekilde. uyuz karı. kredi kartı. yumu krem şrengi. 3. emniyet. yaratık. çılgınca. s.meydana buruşturmak. sürünmek. birinin veya bir ıtanküçük ilkeler. i. itimat. f. 3. bir tür krem tartar. pasta. ç ılgınlık. 3. ütü çizgisi. 2. buru şmak. ço ğ. tic. çıldırtmak. çizgi. evren.. dere. i. the Yaradan. i. kredi de ğerlendirmesi. 3. en iyisi. tic. i. sin. her şeye inanma. Annen baban seninle iftihar edebilir. 1. i. i. delilik. her şeye inanan. kreasyon. 1. emeklemek. 3. beyaz tartar. yapmak. kreş. tic. matlup bakiyesi. 4. 1. getirmek. sevilmeyen birinde (olumlu bir niteli ğin olduğunu) kabul etmek. f. i. yaratan. yaratmak. 1. körfez. öz. 2. i. kremal ı tatlı.. çay. kreatör. i. (ufak sürahi biçiminde) sütlük. Allah. You´re a credit to your parents. kredi. s. gıcırtı. itimat. 1. tic. 5. saf. güvenirlik. olu şturmak. süthane. i. kaç ık. yarat ılış. kaymak kıvamında olan. alacaklı. with credit to creditor credulity credulous creed creek creel creep f. katlanmak. kaymak gibi. yaratı. z.o. i. sessizce gitmek/hareket etmek. pli. beyaz sos. kredi açan kimse/kuruluş. tic. buruşuk. çoğ. i. saflık. en bej. amentü.

kriz.kopya --bing) 1. kritik. tak ım. çalmak. sakat. s. spor kriket.to. taptaze ve sulu (meyve/sebze). çaprazlama gidip gelmek. kesi ğ. (yoku ın.te. s. i. tepelik. i. i. i. 2. 3. sakat etmek. tutulma. tıb. ar ızalı. i. kösteklemek. yılgş i. kıvırmak. olumsuz noktalar üzerinde duran kimse. nda) sebzelik. 2. çekmek için haz ırlanan kopyakopya kâğıdıetmek. 3. çaprazlama kesişen. ölçüt. . ayça. s. fesrengi. 2. f. 2. i. a ınavda s i. Kırım´a özgü. kriminolog. değerlendirme amacıyla yapılan. i.. yaltaklanmak. 1. . (bir parça) cips. 2. kızıl. buruşturmak. bunalım. f. asker tıraşı. kriz.a (kraytîr´iy ı) 2. 1. ac ımaya yol açacak kötü davranış. i. cre. hilal. 1.. 2. i. kırışık. 2. f. tenkitçi. 2. (buzdolab s.. s. İng. gevrekleşmek. suçbilim. the İslam âlemi. 2. f. mürettebat. hotoz. tepe. tenkitçi. buhran.şcri.. ele ştirmen. i. s. kriter. f. i.ınavda (--bed. f. suçbilimci. suçlu. gevrek. (s ınavda) şı rmak. i. kas ılma. suça ait. koyu k ırmızı. 1. cürüm. 4. 1. (ölüyü) yakmak. süngüsü düşük. k ıstas.ri. tayfa. f. i. 1. s. ağır ceza mahkemesi. çoğ. i. kuru ve so ğuk (hava). topal. (yanlar ı yüksek) bebek karyolası. sakatlamak. cri. 1. i. kötürüm. ölüyü yakma. (dağ için) sırt. bak. suç. ço i. bot. ekip. günah. gevrek. i. f. /dalga için) tepe. (mi ğfere takılan) sorguç. 1.ri. eleştirel. 1. i. yemlik. Crucifer. kırıştırmak. dalga. s kopya çekmek. buruşmak. nöbet. 4. Kırım. sorguç. k ıvrım. 1.ses (kray´siz) i. kırışmak. korkuyla çekilmek. yarık. sakat. f.. çoğ. 3. İng. i. buruşukluk. f. 2. 1. ceza kanunu. i. i. kopya çekmek için hazırlanan kopya kâğıdı. k i. i. i. çabuk ve ıkendinden emin. 2. krep. krematoryum. 2. çaprazlama en doğrular çizmek. i. çaprazlama kesişen doğrular. 1.creep up on creeper cremate cremation crematorium crepe crepe paper crept Crescent crescent cress crest crestfallen crevasse crevice crew crew crew cut crib crib crib sheet crick cricket cricket crime Crimea Crimean criminal criminal code criminal court criminal law criminologist criminology crimp crimson cringe crinkle cripple crippled crisis crisp crisper crispy crisscross criterion critic critical -e hissettirmeden yakla şmak. çatlak. creep. alabros tıraş. bak. sinmek.. c ırcırböceği. 2. ceza hukuku.. s. crow. buz yarığı. 3. taptaze ve sulu (meyve/sebze). tere.. kusur bulmaya meyilli. hilal şeklinde. 1. s. sürüngen bitki. rışıklık. ibik. tahıl ambarı. i. 4. Gryllus. krepon kâ ğıdı. dalgalandırmak. ıtopal. kriminoloji.a (krim ıtor´iyı)/--s (krim ıtor´iyımz) i. zool. büyük yar ık.ma. s. kusur bulmak amac ıyla söylenen/yap ılan.

1. 2. mdoland i. rekolte. 1. dili içindedalavereci. dili ırıldanmak. i. 1. cavlamak. aklından geçmek. tığ. vıraklamak. (--ped. kritik. çaprazlamak. 4. f. Haç (Hristiyanlığın simgesi). asa. gaklamak. silmek. put. kros. f. sahte gözya şları. kesip kısaltmak. cefa. 1. kursak. zool. düzenbaz. kar şıdan karşıya geçmek. Croatian. üçkâ ri. kıvrım. -i geçmek: Look both şıdan kar şıgeminin/uça ya geçmeden önce iki ways before crossing the street. i. kesmek. virajl ı. değerini belirtmek için -i incelemek. haç. kros kayağı. k ır koşusu. i. tığ.. -de kusur bulmak. 1. kayak krosu. f. hilekâr. ile çekişmek. mat. tenkit. kurba ğa sesi. kıvırmak. . k. çapraz işareti. birdenbire olu şmak/ortaya çıkmak. ölmek. ele ştiri. Kar ış. ık. 2. melez. 1. i. bir dalavere hileli bükmek. (with) (biriyle) atışmak. tenkit etmek. eleştiri. dönülmeyecek bir karar vermek. 2. çiğdem. kırpmak. i. tığla işlenen dantel. 3. melez. çanak çömlek.bir kayak krosu. i. ğı eğ ırıcı. çaprazlamak. öfkeli. kros kayaz. 4. (kontrolden geçirilmi ş bir şeyi) kontrol etmek. (cross. hatırına gelmek. kollarını kavuşturmak.bred) melezlemek. İng. ağız kavgası etmek. bak. f. i. alçak şarkı söylemek. 2. kroşe yapmak. s.. kritik nokta. kol demiri. (iş). 1. kusur bulma. şans dilemek. 1. Hz. -i tenkit etmek. k. ğı. 2. i. s. i. kafadar. hilekâr. tığ ile işlemek. 2. f. s. ters. H ırvatistan. bacak bacak üstüne atmak. yak ın arkadaş. cross one´s arms cross one´s fingers cross one´s legs cross one´s mind cross out cross section cross swords cross swords with cross the Rubicon crossbar crossbred crossbreed crosscheck cross-country cross-country skiing cross-examine nazik nokta. timsah. tenkit. ile kavga etmek. 2. sapı kıvrık baston. ülkeyi baştan başa kateden. ürün. ayak ayak üstüne atmak. 3. haç çıkarmak. ayk vallahi. k. huysuzlanm ı r ı esen (rüzgâr). gaklama sesi. kesit. aksi. ayçöreği. argo cartayı çekmek. 2. 3. f. 2. 3. mahsul. 2. i. melez. f. i. dili dolandırıcı. timsah gözyaşları.. i. f. 1. s. kızg ın. i. 1. Hırvatça. 1. karalamak. üçkâ ğısesle tçı. olan. sağlamasını yapmak. 2. i. -in olumsuz noktalar ı üzerinde durmak.critical point criticise criticism criticize critique croak Croat Croatia Croatian crochet crochet hook crochet needle crockery crocodile crocodile tears crocus croissant crone crony crook crooked croon crop crop crop up Cross cross cross cross cross my heart cross o. vırak. i. çarmıh. 3. 2. H ırvat. çile. i. criticize. çoban de ğneği. sürgü. sorguya çekmek. çarp düzenbaz. f.s. 2. madrabaz. ıstavroz. i.. 1. gak. Crocus. 1. ıstavroz çıkarmak.. üstünü çizerek iptal etmek. f. binici k ırbacı. ele ştirmek. tığ işi. --ping) k ırkmak. bak. i. İsa´nın çarmıhta ölümü. kroşe. uçtan öbür uca. ekin. f. i. kocakar ı. ğın rotas ına s. tç ı. 2. bot. the 1.

i. ekmek içi. . i. 1. yaya geçidi. ac ımasızlık. gezinmek. f. s. İng. ı f. f. 1. ırtı ıile ezmek. ç ıtır çıtır yemek. i. 1. 1. geçiş yeri. f. kron (para birimi). çatal. 3. diş çi. kasık. f. (over) (-den dolayı) çok sevinmek. 1. ezme. kaba. sit cross-legged. crew) 1. dal ile gövdenin birle ştiği yer. 2. taç giydirmek. (çorbaya konulan) küp biçiminde do ğranmış kızarmış ekmek. kuron. çömelme. 2. s. i. ara yol. 3. d ırdırcı. önemli. 3. huysuz.cihat. şı Haçl f. 2. 2. 2. at cross-purpose. kırıştırmak. i. krup hastalığı. i. kalabalık. z. 5. k ırıntı. polis arabası) (etrafı kolaçan dola i. s. geçiş. kırışmak. (gemiyle) dolaşmak. i. (birine) yer bırakmamak. din uğruna yapılan ş. s ıkıştırarak çıkarmak. 3. aynı hızla uzunca bir süre gitmek. i. i. çat seferi. -e doluşmak. boğak. zalim. 2. tepesini 6. 3. kalabalık. çarm ıha germek. dışarıya itelemek. çarm ıha gerilmiş İsa heykeli. 1. kıtır kıtır yemek. kabalık. i. buruşmak. çökmek. terz. ham ham petrol. 3. doldurmak. ar ıtılmamış. i. 1.. kampanya. 4. 1. i. anat. dörtlük. ufalamak. ac ımasızca. çarm ıha germe. 2. 3. 2. garip dü şünce. ufalanmak. 1. s. baş. taç. i. zerre. f. geçit. 1. Corvus. dayanılmaz. 1. 4. acı. 2. 7. i. 2. tuhaf. 2. dolanmak. kald ıraç. 3. 1. krüsifi. insafsızca. 2. yan yol. sıkıştırmak. ac ımasız. çökmek. hükümdar. 1. i. sava . i. İsa´nın çarmıhta ölümünü gösteren resim. yaya geçidi. tuhaflık. (polis. 3. 2. 2. f. kruvazör. z. şaşı. 2. kalabalık. çömelmek. i. (kitapta) gönderme. dörtyol. f. çok diştac s. 2.cross-eyed crossing cross-legged cross-purpose cross-reference crossroad crossroads crosswalk crosswise crossword puzzle crossword puzzle crotch crotchet crotchety crouch croup croupier crouton crow crow crowbar crowd crowd into crowd out crowded crown crucial crucifix crucifixion crucify crude crude oil crudely crudeness cruel cruelly cruelty cruise cruiser crumb crumble crumple crunch crusade crusader crush crush s. 3. un ufak olmak. tamamlamak. 1. 1. 1. i. katır kutur yemek. toplanmak. buru şturmak. levye. 1. parça. (--ed/İng. s. dönüm noktası. birikmek. f. i. bir davan ın şı hararetli taraftar ı. izdiham. bulmaca. dili güç durum. f. i. 1. kritik. i. çat ırdamak. (horoz) ötmek. 1. z. haçl m. ham. against -e kar savaşım vermek. ufalamak. hükümdarl ık.sava çatırt 2. şmak. i. bulmaca. çapraz. krupiye. 2. karga. 2. 2. ekmek kırıntısı. doluşmak. 2. zalimce. can alıcı. petrol. çaprazlama. manivela. kabaca. bak.bak. ağı i. Hz. k. harap olmak. tepe. ı.ı. z. dörtlük nota. acayip. pantolon . zool. f. i. ezmek. hart hurt yemek. parçalanmak. i. üstünkörü yapılmış. zulüm. 1. derme çatma. kav şak. 1. 2. i.

1.. 2. örtülü.028 m3). kapal ı. santimetre küp. hıyar. f. 1. kuca ğına alıp okşamak. i. 1. s. saat cam ı. billur. s ıra. i.. -e karşı yüksek sesle protestoda bulunmak. destek. kabukla ğu. inç küp (16.4 cm3). küp. bilardo isteka. leader. dönüm noktas ı. i. yalandan imdat diye ba ğırmak. -e sokulup sar ılmak. odac ık. s. 1. haykırı. 2. 1. i. 2. i. hüngür hüngür a ğlamak. 1. şifreli. s. kabin. odac ık. 1. i... s. bağırmak. (birbirine/birine) sokulmak. 2. kübik. berrak. 1. gizemli. Küba´ya özgü. billurdan yap ılmış. (hayvan) bağırmak. kristal. 2. Kübalı. 1. argo kaçık. gugukku şu. kabuklanmak. f. küpşeker. huysuz. feryat. salatalık. kübik. geom. 2. Kübalı. k ıs. f. kripta. 2. çomak. kabuklu. f. birine dert ülkenin yanmak..´s shoulder cry one´s heart out cry out cry out against cry out for cry quits cry wolf crypt cryptic crystal crystalline crystallise crystallize cu cub cub scout Cuba Cuban cubbyhole cube cube sugar cube sugar cubic cubic centimeter cubic foot cubic inch cubic meter cubical cubicle cuckold cuckoo cuckoo clock cucumber cud cuddle cuddle up cuddle up to cudgel cue i. yavrukurt. --bing) yavrulamak. (kocasını) boynuzlamak. İng. crystallize. sopa. hücre. billur gibi. 1. sopa çekmek. kesmeşeker. -e çok ihtiyac ı olmak: This country is crying for a -i çok gerektirmek. ayak küp (. bak. küp. aksi.o. 3. bak. 2. sopa atmak. s. deli. s. kuyruk. boynuzlanm ış koca. i. (bir sayının) kübünü almak. i. koltuk de ğneği. i. mat. i. Cuculus canorus. 2.. yerkabukaplamak. ağı (hayvana ait) ses. kriptos. küp biçiminde kesmek. f. guguk. kabuk. gizli.. (birbirine) sokulmak. 2. 2. Bu bir lidere büyük bir ihtiyac ı var. 1. küp biçiminde nesne. küp biçiminde. cry for. boynuzlu koca. billurlaşmak. küp şeker. billurla ştırmak. i. (yazıhanede/dolapta) önü açık ufak göz. i. (--bed. s. kritik an. 1. guguklu saat. kesmeşeker. 2. noktas lamak. i. mat. haykırış. metre küp. i. kabine. sopalamak. 2. f. Küba. Küba. . yavru (tilki/ayı/aslan). çözülmesi zor sorun/durum. i. 2. yeter artık demek. i. cubic. püf . zool. 1. s. f. 1. yalandan imdat istemek. kristal. f. geviş. 3. mim.crust crust of the earth crustacean crusty crutch crux cry cry for cry on s. f. kabuk bağlamak. kabuklu (hayvan). i. 1. 1. i. ekmek kabu ğu. 2. 2. -e sokulup yaslanmak.

1. müze/kütüphane müdürü. geliştirme. yetiştirici.. kabahat. tiy. hacamat yapmak. kusur. i. kültürel. s. tutmak. f. 2. i. mikrop üretmek. en yüksek ğuna yükselmek. sonuç. i. kümülatif. 1. şeytanlık. 3. kümebulut. hin. litrenin dörtte biri. suçlu. 3. döküm oca ğı. 236 cm3. ağır. i. i. cultivable. ile sona ermek. (topra ğı) işleme.. görgülü. kusurlu. doruk. oyuncunun sözü arkada şına bırakmadan önceki son söz veya hareketi. f. 2. 1. mutfakla ilgili. 1. 1. kald ırımın kenar taşı. kadeh. (toprağı) işlemek. 3. fren. dolap. s. 4. doru ş. kabahatli. f. 4. kolluk. yüklük. s. 1.. kol düğmesi. kültürlü. havaleli. ufak kubbe. 1. sufle etmek. ekilebilir. 1. i. tokat. i. tokat atmak. 2. i. 1. yetiştirilebilir. --ping) şişe çekmek. zirve. tokatlamak. i. frenlemek. noktaya varmak. sokak köpe ği. 2. yemekte/mutfakta kullanılan. 2. ekici. sufle. 1. 2. s. yetiştirme. 2. şeytan. yenmek. i. kol a ğzı. 3. kültürlü. kıcı. manşet. bardak. kültive inci. (--ped. 2. s. kültür şoku. tamah. i. dostluk dostluk kurmaya çalışmak. spor kupa. İng. 1. i. şirin. i. 2. it. kupa galibi. son. bilardo topu. (biriyle) kurmaya çal ışmak. f. 2. i. birikmi ş. sıkimyon. hantal. f. kupa. s. 2. s. hırs. gem zinciri. it. en yüksek nokta. in ile sonuçlanmak. 1. birikerek artan. . yemek pişirme sanatı. suluk. 2. lenduha gibi. s. engel. bak. suçluluk. kurnazlık. sevimli. *am. ile son bulmak. i. 2. biti i. yetiştirme. i. i. avuçlarını bitiştirerek çanak gibi açmak. i. kült. i. yetiştirmek. it herif. s. *siki şme. 2. işlenmiş (toprak). açgözlülük. durdurmak. zaptetmek. s. 1. 3. geliştirme.cue cue ball cuff cuff link cuisine cul-de-sac culinary culminate culmination culottes culpability culpable culprit cult cultivable cultivatable cultivate cultivate a friendship cultivated cultivation cultivator cultural culture culture gap culture shock cultured cultured pearl cumbersome cumin cumulative cumulus cuneiform cunning cunt cup cup cup final cup one´s hands cup winner cupboard cupidity cupola cur curable curate curator curb i. f. geliştirmek. kültür. çiviyazısı. tedavi edilebilir. hâkim olmak. i.. i. biyol. fincan. tarım. görgü. kaba 1. s. 1. pantolon-etek. kupa finali. sille. çıkmaz sokak. 4. 4. 2. 3. yemek pişirme ile ilgili. kültür yapmak. kurnaz. laboratuvarda kültür fark ı. i. f. (tarlayı) sürmek. kullan ışsız. mücrim. iyile şebilir. stajyer papaz. i. mutfak. vantuz çekmek. kültür. elverişsiz. kültür.

f. bugünkü.curd curd cheese curdle curdle one´s blood cure cure curfew curiosity curiosity shop curious curl curl one´s hair curl up curler curling iron curly currant currency current current current account current account current events current expenses current market rate current price currently curriculum curriculum vitae curry curry curry favor with curry favor with curry powder currycomb curse cursed cursed cursor cursory curt curtail curtain curtain ring curtain rod curtsy curvature i. 2. cereyan. kürsör. körolas s. lanetlenmi beddua. 2. ıvr ılmak. halen. -e çare bulmak. garip. 3. 3. kıvır kıvır. kesmek. s. saç k ıvrılmak. ıkma yasa ğı. f. 2.. f. dili -e yaranmak. sürüm. 1. i. şifa. tütsülemek. beddua etmek. kuşüzümü. frenküzümü. lanet etmek. perde rayı. güncel. günlük masraflar. 1. imleç. cari hesap. toz haline getirilmiş kimyon. 1. s. 1. rayiç. tedavi. 2. zerdeçal v. s. kişniş. sokağa ç i. lüle. güncel olaylar. melun. tuhaf şey. perde halkas ı. gelişigüzel. iyile ştirmek. geçer. korkutmak. geçerlik. şu anda. 1. 3. 1. derman. bela. ş. yaltaklanarak (birinin) gözüne girmeye çal ışmak. pıhtılaşmak. bilg. i. sövüp saymak. ilaç. 1. 1. ilenmek. 2. i. kesmik. k ısaltmak. 2. cari. z. saç maşası.sövgü. meraklı. 4. i. k ıvrım. tedavi etmek. sürüm de ğeri. acayip. lanetli. özgeçmiş. nakit. bukle. bukle yapmak. para. yaltaklanarak (birinin) gözüne girmeye çal ışmak. şifa vermek. i. f. dili yüreğini oynatmak. ak ım. sövme. yürürlükte olan. baharat karışımı. 1. i. kesilmek. -e çözüm getirmek. perdelemek. 2. büklüm. cari hesap. piyasa fiyat ı. eğrilme. f. bükmek. f. küfür. i. hediyelik e şya dükkânı. reverans yapmak. 2. şimdiki. i. 1. f. müfredat program ı. cari fiyat. bugünlerde. tuzlamak. ışıklı gösterge.b. aktüel. ilenme. kıvırmak. i. revaç. 2. i. ters ve k ısa (söz). sövmek. bükülmek. kanını dondurmak. 2. lanet. eğrilik. i. lor. korniş. i. azaltmak. kaşağılamak. pıhtılaştırmak. 2. k. s. dili deh şete düşürmek. k ını k ıvırmak. çare. lor peyniri. akıntı. kurutmak. reverans. i. i. s. küfretmek. nadir şey. kaşağı. sa ğaltım. kür. tımar etmek. tuhaf. üstünkörü. nakit para. 1. 2. s. 1. 2. k. bigudi. perde. k. sağaltmak. ı. tic. tedavül. f. ilenç. günlük giderler. k ıvırcık. merak. i. . 1.

k. dili hisse. krem karamele ı. sövgü. (denetim. azaltmak.b. f. dili gâvura k ızıp oruç bozmak. 5. k. herif. 3. 2. f. 5. (bir müşterinin yaptığı) alışveriş. 1. 7.´ni) ş. k. fason. 2. i. kıvırmak. 2. dili önemi/etkisi olmamak. (kasaplık hayvanın gövdesinden belirli bir şekilde kesilen) et parçası. 2. diş çıkarmak. 4. dili önemli olmamak.´nden) ı kurtarmak/sıyırmak. k. i. küfretmek. dilim. baskı v. kapıcı. (birinin) sözünü kesmek. gözetim. gümrük resmi. itiyat. kesmek. âdet. sorumlu kimse. 1. muhaf i. It set my teeth on edge. indirim. kesme. 1. i. kesip k ısaltmak. k. bir darbenin hızını kesen tampon. biçim. 2. geri dönmek. i. kesim. hem aleyhine olmak. içkiyi suland ırmak. go off half-cocked k. k. sınır tanımamak. 3. 3. kesik. -i azaltmak. tırnaklarını dibine kadar kesmek. köpekdi f.8. kesilmi k. -i kesmek. Bu ta ş kolayca kesiliyor. dili en kolay ve en ucuz yollara ba şvurarak yapmak. 3. çok dikkat çekmek. yolazaltmak. from (bir yerden/gruptan) ayr ılmak. mutat. i. go halves yarı yarıya bölüşmek. bırakıp kaçmak. 1.yarma. al ışkanlık. kıvrım. ağaç kesmek. 2. yarıya bölmek. eğmek.curve curve cushion cuspid cuss custard custodian custody custom customary customary usage customer custom-made customs customshouse cut cut cut cut a big/wide swath cut a tooth cut a tooth cut across cut across all boundaries cut an alcoholic drink with water cut and run cut back cut both ways cut corners cut corners cut down a piece of clothing into cut down a tree cut down on cut glass cut in cut in half/cut into halves cut in on cut into Cut it out! cut loose cut loose cut no ice cut no ice cut of meat cut off cut off one´s nose to spite one´s face cut off one´s nose to spite one´s face cut one´s nails to the quick i. k. i. alışılmış. süt. koruyucu. gümrük. dili yeterince -i azaltmak. gelenek. . dili Yapma!/B ırak! 1. do a thing by halves bir işi yarımyamalak yapmak. dili 1. 2. dili gâvura k ızıp oruç bozmak. için aç ılan yar. küfür. müşteri. azaltmak. s. altına/arkasına masas şi. kesinti. parça. ız. k. çok nüfuzlu olmak. 2. 2. eski bir giysiden (yeni bir şey) yapmak. (ders. 1. bükülmek. şeker ve yumurta ile hazırlanan bir sos. hafifletmek. ilişkiyiın k. 1. konferans v. cuts kesik. koruma. kristal. kesim. 1. i. 3. gümrük. 2. f. bilardo ının lastikli iç kenarı. dili gayrete gelmek. biçmek. (cut. vesayet. i. âdet. hem lehine. Dişlerimi kamaştırdı.. kesilmek: This stone easily. aşka gelmek. --ting) 1. kesme cam. 2. kesmek. eğri. ısmarlama. kıvrılmak. 2. kavis. yakas kesmek. s. dili sövmek. 3. k. 6. dili 1. kestirmeden gitmek. s. 2. 1. -i azaltmak. âdet olan. benzeyen bir tatl i. 3. 1. k.b. yastık. pay. (bir işte) kestirme yollara başvurmak.. i. eğilmek. (çocuk) diş çıkarmak. araya girmek. minder. viraj. bükmek. 1. 2. geçirmek 4.

o. (belirli bir şeyi) kesen kimse. s. Kıbrıs.cut one´s own throat cut out cut s. geriye dönü ş. 3. i. i. tenzilatlı. sinizm. 100 libre. kalitesiz. tırnakların etrafını çevreleyen deri.o. indirimli. dili içine işlemek... b birini öldürmek. i.. down cut s. ığı. -i ırakmak. 2. 1. İng. 3. acı vermek. dili kendi kendine zarar vermek. kesici: wire ı. off cut s. i. s. incitici. siklon. k ıyastel i. acı. 3. (of an automobile) sol yapmak.D. k. 1.. servi.B. 1. Kıbrıslı. to the quick cut s. sona erme tarihi. do ğramak. çatal b ıçak takımı. 2. Kıbrıs. kotra. sert (rüzgâr). short cut s. -i kesip ç ıkarmak. siyanür. i. tenzilatlı. den. i. bisikletçi. i. i. 3. kinik.o. 2. (birinin) dayanak noktalar ını çürütmek. devre. 2. aşı kalemi. birinin savundu ğu noktaları çürütmek. sin.. büyük zil. s. silindirik. kinizm. i. üstderi. isim belirten sonek: fluency ak ıcılık. cani. 2. kesici alet. kinik. amans s. sinik. kiklon.5 kg. i. 1. 1. Sepia. bot. kasap. birine miras olarak on para/hiç para b ırakmamak. sevimli. . k ırzool. dönü ş. A.t. ız. indirimli mal satan. cutters makas ıya. 2. kesme. kesim. i. silindirsel. içini yakmak. katil. argo kârı paylaşmak. 1. bir şeyi dilim dilim kesmek.. s.. into slices cut short cut the ground (out) from under one´s feet cut the ground from under s. komik ş yapmak. (giysi) biçmek. 2. sibernetik. bahç. 3. elek. hundredweight 1. yaklaşık 50 kg. eksiltme.o. 2. niteliksiz. i. 1. i.. Kıbrıs´a özgü.o. Cypriot. bisiklete binmek. bir şeyi dilimlemek. buhurumeryem. bot. silindir. mürekkepbal i. 2. 1. acı. i. devir. i. 2. şaklaban. sin. -i kesmek. birini (ac ı sözlerle) derinden yaralamak. 2. bisiklet. indirimli mal satan. sa ğ yapmak. sona erme noktas ı. k. s. k ıs. i. i.´s feet cut the melon cut the wheels cut to the quick cut up cutback cute cuticle cutlery cutlet cutoff cutoff point cut-price cut-rate cutter cutthroat cutting cuttlefish cutup cwt -cy cyanide cybernetics cyclamen cycle cyclist cyclone cylinder cylindrical cymbal cynic cynical cynicism cypress Cyprian Cypriot Cyprus Cyrillic k. siklamen. şakacı. kesiş. i. keskin. 45. motosiklet. parça parça kesmek. 2. i. anat. indirimli. 1. bak. birinin laf ını kesmek. kesinti. 1. ıcı (söz). f. dili şirin. s. i.eyler 1. kotlet. 1. 2. s. Cupressus. azaltma. Cyclamen. s. k. dili şaklabanlık yapmak. dili -i kesmek. birinin yolunu kesmek. k ısa kesmek. kestirme yol. i. selvi. k. sinik. bindi ği dalı kesmek. 2. Kıbrıslı. 112 libre. 1. müz. kibernetik. tav şankulağı. i. dönme.. motosikletçi. s.

sütçü. i. su bendi.men (der´imîn) i. su serpmek. çoğ. zarar vermek. i. z. i. Beninese. 2. 2. nazik. ziyan. kaç ık.. Çekoslovak. k ıs. kist. 2. 2. f. date.. i. dokunmak. s. k ıs. s. -i frenlemek. zarif. i. bak. tazminat. k. f..Cyrillic alphabet cyst cystitis czar Czech Czechoslovak Czechoslovakia Czechoslovakian D d D. --bing) hafifçe vurmak.. küçük vadi. i. f. 2. gündelikçi (hizmetçi). i. titiz. Department. Beninese. i. k. Çekoslovakyal k ıs. i. tar. oynaşmak. i. gündelik. s. 1. bir işe heves duyup girişme eğiliminde olan kimse. sistit. bak. (--med. 2. nergis. . hafif vuru ş... 1. died. tar. zarafetle. papatya. hevesli. 1. i. hasar. December.. 1. dair. süt ürünleri. i. bak. 1. her gün. z. fiyat. 2. i. Dutch. vakit öldürmek. i. süthane. Çekoslovak. bak. İngiliz alfabesinin dördüncü harfi. babac ığım. kafadan kontak. i. narin. hançer. İng... s. tar. 1. zerrin. amatör. haylazl ık etmek.. daughter. i. 2. hafifçe ıslatmak. day. 2.. D. diameter. zarafet. 1. Çekçe. daughter. day(s). bak.. mastı.y. i. Czechoslovakian... gündelik gazete. i. dokunma. s. i. 1. sütçü dükkânı. baraj. i. müz. saçma. zarar. Dahlia. --ming) -e set çekmek. 2. tipula sine ği. Çekoslovakyalı. Benin.. zool. i. kama. ı. tıb. d D. Çekoslovakya. (--bed. set. dili baba. s. 1. babac ığım. tıb. tar. District Attorney.. mand ıra. s. k ıs. D. çar. huk. -i bast ırmak. 1. 2. f. i. re notası. Beninese. yıldızçiçeği. günlük. dili baba. i. i. i. 1. vakit öldürmek. s. deli. i.. İngiliz alfabesinin dördüncü harfi. dili masraf. nezaket.. Doctor.. mandıra. i. f. sağmal inekler. hasar yapmak. i. bozmak. i. i. oyalanmak.. d DA da dab dabble dabbler dachshund dad daddy daddy-longlegs daffodil daft dagger dahlia Dahoman Dahomean Dahomey Dahomeyan daily daintily daintiness dainty dairy dairy cattle dairy farm dairy products dairyman daisy dale dally dally away dally with dam dam up damage damages Kiril alfabesi. s.. bot. dead. cilveleşmek. titizlik. days. k. Çek. in ile amatörce uğraşmak. fulya.

Damascus damask dame damn Damn!/Damn it!/Damn him!/Damn her! damnation Damnation! damned Damned if I know. gözü pek. cici. Danimarkalı. böceğin iğnesi. esmer. Danimarkal ı. 1. yiğitlik. i. dans. Şam. i. 2. 1. pens. 1. en iyisi. beddua etmek. lanet. ınemlendirmek. benekli. dansöz. kararmak. s. f. Danca. i. çok. Lanet olsun! i. kalk ışmak. karahindiba. 2. i. gizli. karanlık oda. çapraşık. terz. ıslatmak. Danimarka´ya özgü. ok gibi f ırlamak. lanetli. as ılı durup sallanmak. f. zarif. kör olası. dans. azaltmak. f. defne. fırlatmak. 1. anla şılması zor hale getirmek. foto. en acayip. 4. gölge. 1. Danca. rutubet. 2. i. 2. sark ıtmak. s. beneklemek. lanet Allah belas ını versin!/Allah kahretsin! i. kahrolası. s. kadınlara verilen şövalyelik ayarında bir asalet unvanı. s. harika. f. f. s. atılmak. 2. zıplatmak. cehalet içinde. rutubetli. i. yaşokumak. oynatmak. karartmak. 1. konak. esmerleşmek. 1. şık. durdurmak. i. boğmak. yiğit. cehennem cezas ı. esrarlıık. 2. i. 3. hatun. sevimli. i. 3. Allah ın belası. sevgili. (titre şimi) f. 1. latmak. muğlak. s. cesaret. ya ş. oyun. rutubet. Danimarka. benekli hayvan. eski han ım. benek. züppe. 2. örülerek onarılmış delik. nem. 1. yava ş ıslatmak. alaca kır (at). 3. Biliyorsam kahrolayım. bot. cesaret etmek. i. pek..o. 2. oynamak. tehlikeli bir şekilde. 1. s. grizu. karanl i. atmak. 2.´s enthusiasm k. raks. koyu renk. k ırmak. 1. 3. Taraxacum officinale. 2. koyula ık. cüret. nemli. söndürmek. kepek. rutubetli. i. i. dansör. damasko (kuma ş). balo. dili birinin i. s. 1. iğneyle örerek onarmak. nemli. hamle. 1. 1. nemlenmek. i. nem. lanetlemek. i. 1. küf kokulu. cüretkâr. 2. 1. 3. sevgilim. bakla k ırı. ho ş. dans etmek. dans ettirmek. slanmak. 2. akşam. fırlama. melun. asıp sallamak. i. i. koyu. kaçırmak: dampen s. 2. i. . i. f. mükemmel. tehlike. s. s. s. 2. dansç ı. karanlık. f. i. karanl lacivert. 1. 3.. 4. f. 2. lı kadın. 3. tehlikeli. sarkmak. Lanet olsun! s. şmak. damnedest damp dampen dampness dance dancer dancing dandelion dandle dandruff dandy Dane danger dangerous dangerously dangle Danish dank Danube daphne dapper dapple dapple-gray Dardanelles dare daredevil daring dark dark dark blue darken darkness darkroom darling darn darn Darn it! dart i. bela. cüret etmek. küçük ok. Tuna. lanet etmek. en tuhaf. 2. z. 5. dans etme. i. argo kad ın. 3. lanet. sevgili. Tuna nehri. 2. . çok iyi. s. f. i. yaş. i. 6. f. i. 3. nemlendirmek. lanet. hoplatmak. ileri at ılma. f. z.

dartboard darts dash dash off dash off a letter dash s.o.´s hopes dash to pieces dash water on one´s face dashboard dashing data data bank data base data file data processing date date date date line date palm dated dative datum daub daughter daughter-in-law daunt dauntless davenport dawdle dawn dawn on day day after day day by day day by day day in day out day laborer day of reckoning day school daybreak daydream daylight daytime daze dazed dazzle

i. ok atma oyununda kullan ılan nişan tahtası. i. ok atma oyunu. f. 1. hızla koşmak: She dashed to the child´s rescue. Çocuğun imdadına ştu. 2. hızla ilerlemek, ko acele gitmek, f ırlamak. atılmak, fırlamak: I dashed to the window but bir mektup karalamak. bir kimsenin ümitlerini k ırmak, birini hayal kırıklığına uğratmak. çarpıp paramparça etmek. yüzüne su çarpmak. i., oto. kontrol paneli, pano. s. 1. atak, atılgan, cesur. 2. gösterişli, şık. i. 1. çoğ. veya tek. bilgi. 2. veriler, data. bilg. veri bankas ı, bilgi bankası. bilg. veri taban ı, bilgi tabanı. bilg. veri dosyas ı. bilg. bilgiişlem. i. hurma, arabistanhurmas ı. i. 1. tarih, zaman. 2. randevu. 3. flört, flört edilen ki şi. f. 1. tarih koymak, tarih atmak. 2. tarihlendirmek. 3. ile ç ıkmak, ile flört etmek. coğr. gündeğişme çizgisi. hurma a ğacı. s. 1. tarihli. 2. modas ı geçmiş, demode. s., dilb. -e halindeki. i. -e halindeki sözcük. çoğ. da.ta (dey´tı, dä´tı) i. veri. f. 1. sürmek, s ıvamak. 2. bulaştırmak. 3. lekelemek, kirletmek. i. 1. harç, çamur. 2. leke. kız. i. k ız evlat, i. gelin. f. yıldırmak, gözünü korkutmak. s. gözü pek, yılmaz, korkusuz. i. kanepe, sedir, divan; çekyat. f. işini ağırdan alarak vakit kaybetmek, ağır davranmak, oyalanmak. i. 1. seher, tan vakti. 2. şafak, tan. f. görünmeye başlamak, aydınlanmak. anlaşılmak, sezilmek. i. 1. gündüz: We´ve been working night and day on this project. Bu proje üzerinde gündüz çalışıyoruz. 2. gün: the second day of the month her gün, gece günlerce. günden güne. günbegün, günden güne. her gün. gündelikçi. hesap günü, k ıyamet günü. gündüzlü okul. i. seher, tan vakti. i. hayal. f. hayal kurmak, dalmak. i. gün ışığı.daylight-saving time yaz saati. i. gündüz. f. sersemletmek, sersem etmek, serseme çevirmek. i. sersem bir hal, sersemlik. s. sersemlemiş, serseme çevrilmiş. f. göz kama ştırmak.

deacon deaconess dead dead ahead dead beat dead center dead end dead heat dead language dead letter dead loss dead set dead set against dead tired deaden deadline deadlock deadly deaf deaf mute deafen deaf-mute deal deal in deal with dealer dealings dealt dean dear Dear me! dearly dearly love to dearth death death rate death sentence death squad death toll death warrant deathbed deathless deathlike deathly deathly cold deathly pale deathly silence

i. diyakoz. i. kilisenin hayır işleriyle görevlendirdiği kadın. s. 1. ölmü ş, ölü. 2. cansız, hareketsiz; sönük. 3. ölü (renk). dosdoğru. çok yorgun, bitkin. tam merkez, tam orta. 1. ç ıkmaz sokak. 2. çıkmaz. spor berabere biten yar ış. ölü dil. 1. geçersiz yasa. 2. sahibine ula ştırılamayan mektup. bir işe yaramayan nesne/kimse. k. dili kararlı. -e tamamen kar şı, -e muhalif. bitkin, yorgun. f. 1. hafifletmek, azaltmak, zayıflatmak; (ses, ağrı v.b.´ni) kesmek. 2. ığını gidermek, donuklaştırmak. parlakl i. son teslim tarihi. i. çıkmaz. f. çıkmaza sokmak; çıkmaza girmek. s. 1. öldürücü; ölümcül. 2. ölü gibi. s. 1. sağır. 2. kulak asmayan. sağır ve dilsiz kimse. f. sağır etmek. i. sağır ve dilsiz kimse. i. 1. anla şma, mukavele. 2. iş. 3. miktar. 4. iskambil kâğıtlarını dağıtma. f. (--t) (iskambil kâ ğıtlarını) dağıtmak. ... ticareti yapmak. 1. ile ilgilenmek. 2. -i idare etmek. 3. -in üstesinden gelmek, -in ından bir gelmek. -e değinmek, bahsetmek. 5. şterisi hakk şeyin)4. ticaretini yapan -den kimse, tüccar, sat ıcı-in : a mü dealer in old i. 1. (belirli ı c ı s ı . 2. iskambil kâ ğı tlar ı n ı da ğı tan kimse. stamps eski pul sat ışveri ş. 2. iş ilişkisi; ilişki. i. 1. iş, al f., bak. deal. i. 1. katedralin ba şrahibi. 2. dekan. i. sevgili. s. 1. sevgili, aziz. 2. de ğerli, kıymetli. 3. pahalı. Olur şey değil! z. (bir şeyi) çok arzu etmek. i. yokluk, k ıtlık. i. ölüm. ölüm oran ı. idam hükmü. ölüm mangas ı. ölü sayısı. huk. idam hükmü. i. ölüm dö şeği. s. baki, ölümsüz. s. ölüm gibi. s. ölümsü. çok soğuk: It´s deathly cold outside. Dışarısı çok soğuk. beti benzi atm ış. ölümsü bir sessizlik.

debacle debar debase debatable debate debilitate debility debit debit an account debit and credit debit balance debris debt debt of gratitude debt of honor debtor debug debunk debut Dec dec decade decadence decadent decaffeinate decaffeinated coffee decal decamp decanter decapitate decathlon decay decease deceit deceitful deceitfully deceitfulness deceive deceiver December decency decent decently deception deceptive deceptively deceptiveness

i. çöküş, yenilgi, yıkım. f. (--red, --ring) (from) engellemek; menetmek. f. 1. değerini düşürmek, ayarını bozmak. 2. alçaltmak, şerefini lekelemek. tırmak. 3. yozla ışış labilir. s. tart f. 1. tartışmak. 2. çok düşünmek, düşünüp taşınmak: He debated with ı vermeden önce çok himself before reaching the decision. Karar ın ürmek, zay ıflatmak, takatini kesmek. f. kuvvetten dü ş i. halsizlik, bitkinlik, güçsüzlük, zayıflık. i. borç. f. 1. borç kaydetmek. 2. birinin borcuna kaydetmek. bir hesab ı borcuna kaydetmek. borç ve kredi. borç bakiyesi. i. yıkıntı, enkaz; döküntü. i. borç. teşekkür borcu, gönül borcu. namus borcu. i. borçlu. f. (--ged, --ging) 1. (bir yerden) gizli dinleme ayg ıtını sökmek. 2. (bir aygıt ıntaraflar ı gidermek. 3. bilg. hatasızlaştırmak, ayıklamak. veya sistemin) kusurlar yanlış ını aç ığa vurmak. f., k. dili (bir şeyin) i. 1. başlangıç. 2. (sahneye) ilk çıkış. 3. bir genç kızın sosyeteye ilk defa takdimi. k ıs. December. k ıs. deceased, decrescendo. i. on yıl. i. çökme, çökü ş, yıkılış. s. çökmü ş. f. kafeinini ç ıkarmak. kafeinsiz kahve. i. çıkartma. f. 1. kamp ı bozup ayrılmak. 2. k. dili sıvışmak, savuşmak, tüymek, kaçmak. i. sürahi. f. başını kesmek, boynunu vurmak. i., spor dekatlon. f. 1. çürümek, bozulmak; çürütmek. 2. azalmak. i. 1. çürüme, bozulma. 2. azalma. i. ölüm, ölme, vefat. f. ölmek. i. 1. aldatma; hile, yalan. 2. hilekârl ık, düzenbazlık, dolandırıcılık. s. 1. hilekâr, hileci. 2. aldat ıcı. s. hilekârlıkla, yalancılıkla. i. hilekârlık, yalancılık. f. aldatmak. i. aldatıcı, hilekâr. i. aralık. i. 1. terbiye, edep, nezaket. 2. ılımlılık. 3. iffet, namus. s. terbiyeli, nazik; temiz, iyi. z. 1. terbiye ölçüsünde. 2. yeterince. i. 1. aldatma; aldanma. 2. yalanc ılık. 3. hile, düzen, dolap. s. aldatan, aldatıcı. z. aldatarak, aldat ıcı bir biçimde. i. aldatıcılık, düzenbazlık, hilekârlık.

decide decide against s.t. decide for s.t./decide in favor of s.t. decide to take the plunge decided decidedly deciduous decigram decigramme deciliter decilitre decimal decimal fraction decimal fraction decimal point decimal scale decimal system decimate decimation decimeter decimetre decipher decision decisive decisively decisiveness deck deck deck chair deck of cards deck out declaim declaration declaration of residence declare declare bankruptcy declare war on declension decline declivity declutch decode decompose decomposition decorate decoration decorative

f. karar vermek, kararla ştırmak, hüküm vermek. bir şeyin aleyhinde karar vermek. bir şeyin lehinde karar vermek. (bir şeyi) yapmaya karar vermek. s. 1. kesin. 2. kararl ı, azimli. 3. kararlı, ölçülü. z. kesinlikle, katiyetle. s. k ışın yapraklarını döken (bitki). i. desigram. i., İng., bak. decigram. i. desilitre. i., İng., bak. deciliter. s., mat. ondalık. i. 1. ondalık sayı. 2. ondalık kesir. ondalık kesir. mat. ondalık kesir. ondalık virgülü: 1.07 (Türk sistemine göre 1,07). ondalık hesap cetveli. ondalık sistem. f. büyük bir k ısmını yok etmek. i. büyük bir k ısmını yok etme; büyük bir kısmı yok olma. i. desimetre. i., İng., bak. decimeter. f. (şifreyi) çözmek. i. karar; hüküm. s. 1. kesin, kati. 2. kesin sonuca ula ştıran: the decisive victory in that war şı kesin sonuca ulaşıtıbir ranbiçimde. zafer. 3. kararlı. o z. sava 1. kesin olarak. 2. kararl i. 1. kesinlik. 2. kararl ılık. i., den. güverte. f. donatmak, süslemek. şezlong. isk. deste. donatmak, süslemek. f. 1. hararetle söylemek/konu şmak. 2. (hitabet kurallarına göre) söylemek; şekilde söylemek. resmi bir 2. i. 1. ilan. demeç. 3. bildiri, deklarasyon. ikamet beyannamesi. f. 1. ilan etmek. 2. bildirmek, deklare etmek. iflas ilan etmek. -e savaş açmak/ilan etmek. i. 1. dilb. ad çekimi. 2. çökü ş, çökme. f. 1. aşağıya meyletmek. 2. azalmak, düşmek. 3. çökmek. 4. reddetmek, geri çevirmek. , meyil. 5. dilb. çekmek. i. 1. meyil, ini ş. 2. azalma, düşüş; gerileme, i. iniş f. debriyaj yapmak. f. (şifreyi) çözmek. f. 1. ayrıştırmak. 2. çürütmek; çürümek. i. 1. ayrışma. 2. bozulma. f. 1. süslemek, dekore etmek. 2. ni şan vermek. i. 1. süsleme, dekorasyon. 2. süs. 3. ni şan, madalya. s. süsleyici, süslü.

decorator decorous decorously decorum decoy decrease decree decrepit dedicate dedicated dedication deduce deduct deduction deductive reasoning deed deem de-emphasise de-emphasize deep deep in debt deep in thought deep sea deep trouble deepen deepfreeze deep-fry deep-rooted deep-seated deer def deface defamation defame default defeat defecate defect defective defector defence defend defendant defender defense defenseless defensive

i. dekoratör. s. görgü kurallar ına uygun. z. görgü kurallar ına uygun bir biçimde. i. adaba uygun olma, terbiyeli olma. i. tuzak yemi. f. 1. away from -den hile ile uzakla ştırmak; into -e hile ile ğa dü şürmek. azaltmak, düşürmek. i. azalma, düşüş. çekmek. 2. dü tuza şmek, küçülmek; f. azalmak, i. 1. resmi emir. 2. karar. 3. kararname. f. 1. emretmek, buyurmak. 2. karar vermek. ş, yıpranmış. s. eskimi f. 1. adamak, vakfetmek. 2. to -in ad ına sunmak, -e ithaf etmek. s. 1. ithaf olunmu ş. 2. adanmış. 3. kendini işine adamış. i. adama, ithaf. f. sonuç ç ıkarmak. f. çıkarmak, hesaptan düşmek. i. 1. sonuç ç ıkarma. 2. man. tümdengelim. 3. sonuç. 4. hesaptan düşme. 5. kesinti: tümdengelimli usavurma. i. 1. eylem, iş, fiil. 2. huk. senet, tapu senedi. f. to -e senetle devretmek. f. saymak, addetmek. f., İng., bak. de-emphasize. f. önemini azaltmak. s. 1. derin. 2. anla şılmaz. 3. şiddetli, ağır. 4. koyu (renk). 5. kalın, boğuk, pes (ses). z.ış into . 1. derinlerine kadar; derinliklerine kadar: It sank deep borca batm derin dü şünceye dalmış. derin deniz. vahim bir durum. f. 1. derinle şmek; derinleştirmek. 2. artırmak. 3. (rengi) koyulaştırmak. i. 1. dipfriz. 2. dondurup saklama. f. (deep.froze, deep.fro.zen) dondurup saklamak. f. bol yağda kızartmak. s. 1. kökleri derinlere inen (a ğaç/çalı). 2. köklü, kökleşmiş (âdet/inanç). s. 1. derin, derinden gelen; derinde olan. 2. köklü, kökle şmiş. i. (çoğ. deer) geyik; karaca. k ıs. defective, defendant, defense, deferred, defined, definite, definition. f. (bir şeyin yüzeyine) zarar vermek. i. karalama, kara çalma, lekeleme. f. karalamak, kara çalmak, lekelemek. i. 1. (bir yükümlülü ğü) yerine getirmeme. 2. bilg. varsayım. f. (bir ü) yerine u getirmemek: They defaulted yükümlülü ğratmak. i. bozgun, yenilgi. on their loan. Borçlarını f. yenmek,ğbozguna f. büyük aptesini yapmak, d ışkılamak. i. kusur, noksan, eksiklik. s. 1. kusurlu, sakat, eksik, noksan. 2. dilb. baz ı çekim şekilleri olmayan. i. karşı tarafa kaçan kimse. i., İng., bak. defense. f. 1. savunmak. 2. from -den korumak. i., huk. davalı. i. savunucu, savunan; koruyucu. i. 1. savunma, korunma. 2. spor savunma, defans. s. savunmas ız, korunmasız. s. 1. savunmayla ilgili. 2. (hedef al ındığını zannederek) savunmaya geçen. 3. koruyucu. 4. spor defansif.

defensive alliance defer deference deferential deferment deferred defiance defiant deficiency deficient deficit defile define definite definite article definitely definition definitive deflate deflation deflect

savunma anla şması. f. (--red, --ring) 1. sonraya b ırakmak, ertelemek. 2. to -e boyun eğmek. i. riayet, (sayg ıdan kaynaklanan) itaat. s. riayetkâr; sayg ı ve itaat gösteren. i. erteleme. s. ertelenmiş. i. 1. meydan okuma. 2. kar şı koyma. s. 1. meydan okuyan. 2. kar şı koyan. i. eksiklik, noksanlık; yetersizlik. s. eksik, noksan; yetersiz. i. (bütçe, hesap v.b.´nde) aç ık; zarar. f. kirletmek, pisletmek, lekelemek, bozmak. f. 1. tanımlamak, tarif etmek. 2. belirlemek, sınırlamak, tayin etmek. s. 1. kesin. 2. belirli, belli. dilb. belirli tan ımlık: the. z. kesinlikle. i. 1. tanım, tarif. 2. tanımlama. s. kesin, son, tam. f. 1. havas ını/gazını boşaltmak, söndürmek; sönmek. 2. gururunu k ırmak. 3. ekon. para arzı ını/gaz ın nı ı azaltmak. boşaltma, söndürme; sönme. 2. gururunu k ırma. 3. i. 1. havas

ekon. deflasyon. f. yönünü de ğiştirmek; başka yöne çevirmek; yönü değişmek. deflect s.o. from his/her purpose birini amac ından çevirmek. yönünü de ğiştirip -e çevirmek. deflect s.t. into f. biçimini bozmak, biçimsizle ştirmek. deform i. 1. biçimsizlik. 2. t ıb. biçim bozukluğu, bozunum. deformity defraud defray defrost deft defunct defy degenerate degenerate degradation degrade degrading degree dehumidifier dehumidify dehydrate dehydrated deify deign deity dejected dejection delay f. doland ırmak, elinden almak. f. ödemek; (giderleri) kar şılamak. f. buzlarını çözmek/eritmek; buzları çözülmek/erimek. s. becerikli, usta, marifetli. s. 1. ölü. 2. feshedilmi ş. f. meydan okumak, kar şı gelmek, karşı koymak. s. yoz, yozla şmış, soysuz, dejenere. f. yozlaşmak, soysuzlaşmak, bozulmak, dejenere olmak. i. 1. aşağılık bir durum; itibarsızlık. 2. aşağılaşma. 3. rütbeyi indirme. f. 1. alçak bir duruma dü şürmek. 2. rütbesini indirmek. s. alçaltıcı, onur kırıcı. i. 1. fiz., geom. derece. 2. derece, basamak, a şama, rütbe, mertebe. 3. diploma. i. nem gideren alet. f. nemini gidermek. f. 1. suyunu almak, kurutmak. 2. su kaybetmek. s. susuz, kurumu ş. f. tanrılaştırmak. f. tenezzül etmek. i. 1. tanrı, ilah. 2. tanrısal varlık. s. keyifsiz, morali bozuk; hüzünlü. i. keyifsizlik, moral bozuklu ğu; hüzün. f. 1. ertelemek, sonraya b ırakmak. 2. geciktirmek. 3. oyalanmak. i. gecikme, geç kalma.

delegate delegation delete deletion deliberate deliberate deliberately deliberation delicacy delicate delicately delicatessen delicious delight delightful delimit delineate delinquency delinquent delirious delirium deliver deliver the goods deliverance deliverer delivery delivery note delivery order delivery receipt delivery time deliveryman dell delta delude deluge delusion delusive deluxe delve demagogue demagogy demand demand deposit demean demeanor demeanour demented

i. (del´ıgît, del´ıgeyt) delege, temsilci; elçi; vekil. f. (del´ıgeyt) 1. havale etmek, devretmek. görevlendirmek. i. 1. delegasyon. 2. 2. yetki verme. f. silmek, ç ıkarmak. i. 1. silme, ç ıkarma. 2. yazıdan çıkarılan parça. s. 1. kas ıtlı, maksatlı, önceden tasarlanmış. 2. temkinli, ölçülü, dikkatli. f. 1. düşünüp taşınmak, ölçünmek, tartmak. 2. görüşmek, müzakere etmek. z. kasten, mahsus, bile bile. i. 1. üzerinde dü şünme, düşünüp taşınma. 2. görüşme, müzakere. i. 1. incelik, kibarlık. 2. lezzetli şey. s. 1. kolaylıkla kırılabilen, kırılgan, nazik. 2. hassas (alet). 3. hassas ı), narin. hafif (koku/tat). 6. hafif, (konu); nazik (durum). 4. ince (yapbüyük z. 1. incelikle. 2. dikkatle, ihtiyatla, bir5. özenle. i. şarküteri, mezeci. s. lezzetli, leziz, nefis. f. 1. sevindirmek; sevinmek. 2. in -den zevk almak. i. 1. sevinç, zevk, keyif, 2. sevinç , güzel; zevkli. veren şey. s. hoşhaz. f. sınırlandırmak, tahdit etmek. f. 1. şeklini çizmek. 2. betimlemek. i. 1. (çocuklarda) suç i şleme. 2. borçların ödenmemesi. s. 1. suçlu, suç işleyen (çocuk). 2. ödenmemiş (hesap, vergi, borç v.b.). 3. ınııklayan. ödememi şı .lg i.ına çocuk suçlu. borçlar 2. ç dönmü ş. s. 1. say i. 1. sayıklama. 2. çılgınlık. f. 1. teslim etmek, b ırakmak, vermek: They will deliver the furniture tomorrow morning. şeyi Mobilyay yapmak.ı yarın sabah teslim edecekler. 2. (gazete, k. dili istenilen i. 1. kurtarma; kurtulu ş. 2. hüküm. i. 1. kurtar ıcı. 2. teslim eden kimse. 3. dağıtıcı. i. 1. teslim; da ğıtım. 2. doğurma; doğum. 3. konuşma tarzı. 4. beysbol servis. topa vuru ş,beyan ı. tic. teslim tic. teslim emri. tic. teslim makbuzu. tic. siparişlerin teslim süresi. çoğ. de.liv.er.y.men (dîlîv´ırimen) i. satılan malı eve teslim eden kimse. i. küçük vadi, korulu vadi. i. delta, çatala ğız. f. aldatmak, yan ıltmak. i. 1. sel, tufan. 2. şiddetli yağmur. i. 1. aldanma, yan ılma. 2. ruhb. sabuklama. s. aldatıcı, yanıltıcı. s. lüks, ihtişamlı. f. into -i ara ştırmak. i. demagog, halkavc ısı. i. demagoji, halkavc ılığı. i. 1. istem, istek; talep. 2. tic., ekon. talep, ra ğbet. 3. huk. talep, hak iddia etme. f. 1. talep etmek, istemek. 2. gerektirmek. 3. huk. mahkemeye vadesiz mevduat. f. alçaltmak, küçültmek. i. davran ış, tavır. i., İng., bak. demeanor. s. deli, kaç ık, çılgın.

demerit demidemijohn demilitarise demilitarize demilitarized zone demise demobilisation demobilise demobilization demobilize democracy democrat democratic democratically demolish demolition demon demonstrate demonstration demonstrative demonstrative adjective demonstrative pronoun demonstrative pronoun demonstrator demoralise demoralize demote demotion demur demure den denatured alcohol denial denigrate denim denims Denmark denomination denominator denote denounce dense density dent dental dental floss

i. (okulda) ihtar, tembih. önek yarım, yarı. i. damacana. f., İng., bak. demilitarize. f. askerden ar ındırmak. askerden ar ındırılmış bölge. i. ölüm, vefat. i., İng., bak. demobilization. f., İng., bak. demobilize. i. seferberliğin bitmesi; terhis. f. terhis etmek. i. demokrasi, elerki. i. demokrat. s. demokratik, halkç ı. z. demokratik olarak. f. yıkmak. i. yıkma; yıkılma. i. 1. cin, kötü ruh, şeytan, iblis. 2. kötü kimse, iblis. 3. enerjik kimse. f. 1. kanıtlamak, ispat etmek: He has demonstrated his loyalty to the firm. Ş olan bağispat. lılığını2. kan ıtladı. 3. 2. tan göstererek tanıtmak: demonstrate a ıtlama, gösteri. ıtım gösterisi. i.irkete 1. kan s. 1. kan ıtlayan, gösteren. 2. duygularını açığa vuran. dilb. işaret sıfatı. dilb. işaret zamiri. işaret zamiri. i. 1. göstererek tan ıtan kimse. 2. uygulama öğretmeni. 3. gösterici. f., İng., bak. demoralize. f. cesaretini k ırmak, moralini bozmak, yıldırmak. f. aşağı dereceye indirmek, rütbesini indirmek. i. indirme. f. (--red, --ring) kabul etmemek, itiraz etmek. i. s. 1. çekingen. 2. a ğırbaşlı, ciddi. i. 1. in, ma ğara. 2. k. dili tekke, yatak. 3. k. dili dinlenme odası, sığınak. mavi ispirto, kar ışık ispirto. i. 1. inkâr, yads ıma. 2. yalanlama. 3. ret. f. iftira etmek, leke sürmek, karalamak, kara çalmak, çamur atmak. i. kot (kuma ş). i., çoğ. kot pantolon, cin; blucin. i. Danimarka. i. 1. ad, isim. 2. mezhep. 3. adland ırma. 4. değer/ölçü birimi. i. payda. f. göstermek, belirtmek. f. 1. (insan, fikir, davran ış v.b.´nin) kötü/zararlı taraflarını açığa vurmak. 2. şman ın) kald ırılaca ğın3. ı duyurmak. ihbar etmek. 3. (anla ğun, kesif. 2. s ık (orman, saç v.b.). anlaşılması güç, ağır (yazı). s. 1. yo ı n kafal ı , mankafa. 5. foto. koyu (negatif). 4. kal i. 1. yoğunluk, kesafet. 2. (orman, saç v.b. için) sıklık. 3. (yazıda) ağırlık. 4.ufak foto.çukur; koyuluk. i. çentik, çöküntü, girinti. f. çentmek; çökertmek. s. 1. dişlerle ilgili. 2. dişçilikle ilgili. 3. dilb. dişsel. i. dişsel ünsüz. diş ipliği.

dental surgery dentist dentistry dentures denude denunciation deny deodorant deodorise deodorize depart department department store departure departure gate departure lounge departure terminal depend depend from Depend upon it. dependable dependence dependency depict depilate depilation depilatory deplete deplorable deplorably deplore deploy deployment deport deport o.s. deportation deportment depose deposit deposit account deposition depositor depository depot deprave depraved depravity

diş cerrahisi. i. diş hekimi, diş tabibi, dişçi. i. diş hekimliği, dişçilik. i. takma diş. f. soymak; ç ıplaklaştırmak, çıplak bırakmak. i. 1. (insan, fikir, davran ış v.b.´nin) kötü/zararlı taraflarını açığa vurma. 2. şman ın) ıkald ırı2. laca ğını duyurma. ihbar. 3. (anla mak. yalanlamak. 3. reddetmek. 4. -den yoksun f. 1. inkâr etmek, yads

esirgemek, vermemek. bırakmak, s., i. deodoran, koku giderici. f., İng., bak. deodorize.
f. kokusunu gidermek. f. 1. ayrılmak, gitmek. 2. hareket etmek, kalkmak: At what time does the 3.kol. ölmek, vefat ıetmek. 4. from bus depart? Otobüs saat sım, şkalk ube,ıyor? daire, 2. bakanl k, vekâlet. i. 1. departman, bölüm, k ıkaçta büyük ma ğaza, bonmarşe. i. 1. gidiş, ayrılış, terk. 2. hareket etme, kalkış. 3. değişiklik, yenilik. 4. 5. vazgeçme. sapma, ayr ısı ılma. . çıkış kap çıkış salonu. çıkış terminali. f. on/upon 1. -e güvenmek. 2. -e ba ğlı olmak: The number of people who will come depends on how many tickets we can sell. Geleceklerin say ısı -den sarkmak. Emin olunuz. s. güvenilir. i. 1. güven, güvenme. 2. ba ğlılık. 3. bağımlılık. i. 1. bağımlılık. 2. sömürge. 3. ek bina. f. 1. resmetmek, resmini çizmek. 2. betimlemek, anlatmak. f. tüyleri gidermek/dökmek. i. depilasyon, depilaj, tüyleri giderme/dökme; epilasyon. i. depilatuar, depilatif, tüy dökücü krem. s. depilatif, tüy giderici/dökücü. f. tüketmek, bitirmek. s. acınacak durumda, içler acısı. z. acınacak biçimde. f. 1. -e çok üzülmek, -den ac ı duymak. 2. -e yerinmek, -e yazıklanmak. f. 1. plana göre yerle ştirmek. 2. ask. yayılmak. i. 1. plana göre yerle ştirme. 2. ask. yayılma f. sınırdışı etmek. davranmak, hareket etmek. i. sınırdışı etme. i. davran ış, tavır. f. 1. tahttan indirmek. 2. görevden almak, azletmek. 3. yeminli ifade vermek. i. 1. emanet. 2. depozit, depozito; kaparo, pey akçesi: The salesman asked for hesab a thirty ı.million lira deposit. Sat ıcı otuz milyon lira depozit istedi. mevduat i. 1. tahttan indirme. 2. görevden alma. 3. yeminle yaz ılı ifade. 4. depozit olarak verme. 5.ıran (tortu) b ırakma. kimse. i. mudi, para yat i. depo, ardiye. i. 1. depo, ardiye. 2. istasyon; durak. 3. ask. depo. f. baştan çıkarmak, ahlakını bozmak. s. ahlak ı bozuk, baştan çıkmış. i. 1. ahlak bozuklu ğu. 2. doğru yoldan ayrılma.

deprecate depreciate depreciation depress depressed depression deprive dept depth depth of winter deputation deputise deputize deputy derail derailment derange deranged derangement derelict deride derision derisive derisory derivation derivative derive dermatitis dermatologist dermatology derogatory dervish descend descendant descendent descent describe description descriptive desecrate desecration desegregate desegregation desensitise desensitize desert desert

f. onaylamamak, protesto etmek. f. 1. fiyatını kırmak, değerini düşürmek. 2. ucuzlatmak; amortize etmek. i. 1. değerini düşürme; değeri düşme. 2. aşınma payı, amortisman. f. 1. -i bastırmak, -e basmak. 2. üzmek, canını sıkmak, moralini bozmak. zayı2. flatmak. ğerini/miktar ını azaltmak. 3. 1. kuvvetten dü şürmek, düde şürülmü ş. 3. durgun s. morali bozuk, keyifsiz. de ğeri 4. (piyasa/ekonomi). i. 1. moral bozuklu ğu, keyifsizlik. 2. piyasada durgunluk, ekonomik kriz. 3. alanı. -den etmek: This work ruhb. depresyon, çöküntü. 4. alçak bas ınç etmek, ırakmak, -den mahrum f. of -den yoksun b ş bizi sa ğ l ığı mızdan edecek. will us of our health. Bu i ıs. deprive department. k i. 1. derinlik. 2. derin yer. k ış ortası, karakış. i. 1. temsilciler heyeti, delegasyon. 2. temsilci atama. f., İng., bak. deputize. f. 1. vekil olarak atamak. 2. for (bir kimsenin) yerini doldurmak. i. 1. vekil; yard ımcı, muavin. 2. polis. 3. milletvekili. f. (treni) raydan ç ıkarmak; (tren) raydan çıkmak. i. (treni) raydan ç ıkarma; (tren) raydan çıkma. f. 1. düzenini bozmak, altüst etmek, kar ıştırmak. 2. delirtmek. s. deli. i. 1. düzensizlik, kar ışıklık. 2. delilik. s. 1. terkedilmiş, sahipsiz. 2. kayıtsız, ilgisiz, ihmalkâr. f. alay etmek, alaya almak. i. alay, istihza. s. alaylı, alaycı. s. 1. alaylı, alaycı. 2. gülünç, kepaze, devede kulak gibi. i. 1. türetme. 2. köken, kaynak. i. türev. f. from 1. -den sa ğlamak, -den elde etmek, -den almak: He derives his income from his Gelirini yat ırımlarından sağlıyor. He derives yang ısinvestments. ı. i., tıb. deri i. dermatolog, deri hastal ıkları uzmanı, cildiyeci. i. dermatoloji, cildiye. s. küçültücü, küçük dü şürücü, aşağılayıcı. i. derviş. f. 1. inmek; (ku ş, uçak v.b.) alçalmak; (karanlık, sis v.b.) çökmek. 2. from in soyundan gelmek. 3. on/upon inip -e sald ırmak; -e sökün etmek, i. torun; of (birinin) soyundan gelen kimse. i., bak. descendant. i. 1. iniş; alçalma; çökme. 2. on/upon inip -e saldırma; -e sökün etme; ın. ı3. soy. betimlemek, tarif etmek. 2. anlatmak. bask mlamak, f. 1. tan i. 1. tanımlama, betimleme, tarif. 2. cins, çeşit, tür. 3. eşkâl: The police were obtain a description of the thief. Polis h ırsızın eşkâlini ımlayıcıto , betimsel. s. tanunable f. (kutsal bir şeye) saygısızlık etmek. i. (kutsal bir şeye karşı) saygısızlık. f. ırk ayrımını kaldırmak. i. ırk ayrımının kaldırılması. f., İng., bak. desensitize. f. uyuşturmak. i. hak edilen şey, layık olunan şey. He got his deserts. Hak ettiğini buldu. i. çöl, sahra. s. 1. çorak, çöllük. 2. bo ş, ıssız.

desert deserter desertion deserve deservedly deserving deserving of praise design designate designation designer desirable desire desirous desist desk desktop desktop computer desktop publishing desolate desolate desolation despair despairingly desperate desperately desperation despicable despicably despise despite despondent despot despotic despotical despotism dessert dessert spoon destination destined destiny destitute destitution destroy destroyer destruction destructive

f. 1. terketmek, b ırakmak. 2. ask. askerlikten kaçmak. 3. kaçmak, firar etmek. i. asker kaça ğı. i. 1. terketme, terk. 2. askerlikten kaçma, firar. f. hak etmek, layık olmak. z. haklı olarak; hak ettiği gibi. s. of -i hak eden, -e layık. övülmeye layık. i. 1. tasar ım, dizayn, tasar çizim. 2. tasarlama. 3. plan, proje. 4. desen. 5. ımını isimlendirmek. yapmak: Selda3. amaç, maksat, hedef. 6. entrika, komplo. f. adland 1. tasar belirtmek. 2. ırmak, f. 1. göstermek, işaret etmek,

ırmak, -e ayıs rmak, (to/for) -e atamak, -e tayin tayin etmek. 4. for 2. için ayisim, ıfat. -e tahsis i. 1. atama, tayin; atanma, edilme. ad, unvan, i. 1. tasar ımcı. 2. desinatör. 3. modelist, stilist.
s. arzu edilen, istek uyand ıran, çekici, cazip. i. 1. arzu, istek. 2. rica, dilek. 3. şehvet. f. 1. arzu etmek, arzulamak, istemek. rica etmek. s. istekli, 2. arzu eden. f. from -den vazgeçmek, -i b ırakmak. i. 1. yazı masası. 2. sıra. 3. kürsü. 4. daire, şube, masa. From her desk the teacher could see the desks of all her students. Ö ğretmen i. masaüstü. masaüstü bilgisayar. masaüstü yayımcılık. s. 1. terkedilmiş, metruk; ıssız, tenha, boş. 2. harap, perişan. 3. kimsesiz, ız. etmek, perişan etmek. yaln f. harap i. 1. haraplık, perişanlık. 2. kimsesizlik, yalnızlık. 3. keder. i. umutsuzluk, ümitsizlik. f. of -den umutsuz olmak, -den ümitsiz olmak. z. umutsuzca, ümitsizce. s. 1. umutsuz, ümitsiz. 2. her şeyi göze alabilen; gözü dönmüş. z. umutsuzca, ümitsizce. i. umutsuzluk, ümitsizlik. s. alçak, a şağılık, rezil. z. alçakça. f. küçümsemek, hor görmek, adam yerine koymamak. i. nefret, kin, garaz. edat -e kar şın, -e rağmen: He was generous despite ğuna karşın eli açıktı. his poverty. Yoksullu s. umutsuz, ümitsiz, meyus. i. despot, tiran. s. despotik, despotça. s., bak. despotic. i. despotluk, despotizm. i. (yemeğin sonunda yenen) tatlı, yemiş, soğukluk. tatlı kaşığı. i. 1. gidilecek yer. 2. var ış yeri. 3. hedef. s. i. talih, k ısmet, kader, alınyazısı, yazgı. s. 1. yoksul, muhtaç, fakir. 2. of -den yoksun. i. yoksulluk, fakirlik. f. yıkmak, harap etmek, yok etmek, ortadan kaldırmak; öldürmek. i. 1. yok edici şey/kimse. 2. destroyer, muhrip. i. 1. yıkma, yok etme; yıkılma, yok olma. 2. yıkım. s. yıkıcı, zararlı.

desultory detach detachable detached detachment detail detailed detain detect detection detective detective story detector detention deter detergent deteriorate deterioration determinant determination determinative determine determined deterrence deterrent detest detestable dethrone detonate detour detract detriment detrimental deuce devaluation devalue devastate devastation develop developing developing country development developments deviate deviation device devil

s. 1. gelişigüzel, rasgele. 2. rabıtasız, bağlantısız. 3. amaçsız, gayesiz. f. ayırmak, çıkarmak, sökmek. s. ayrılabilir, çıkarılabilir, yerinden sökülebilir. s. 1. tarafs ız, yansız, objektif. 2. müstakil (ev). i. 1. ayırma, çıkarma, sökme. 2. ask. müfreze, müfrez birlik. 3. tarafs ızlık, ızlıık, objektiflik. yans ntı , detay. 2. ayrıntılar, detaylar, tafsilat, teferruat. 3. ask. özel bir i. 1. ayr ş için seçilmi ş grup, i ı nt ı l ı , detayl ı. müfreze. s. ayr f. 1. alıkoymak. 2. geciktirmek. 3. gözaltına almak. f. 1. sezmek, farketmek. 2. bulmak, ke şfetmek. i. bulma, ke şif. i. dedektif, hafiye. polisiye roman. i. dedektör, detektör, bulucu: mine detector may ın dedektörü/detektörü. i. 1. alıkoyma. 2. gecikme. 3. gözaltına alma. f. (--red, --ring) from -den vazgeçirmek, -den cayd ırmak. i. deterjan. f. kötüle şmek, kötüye gitmek, fenalaşmak, bozulmak. i. kötüleşme, kötüye gitme, fenalaşma, bozulma. s. belirleyici, tayin eden. i. belirleyici etken. i. 1. azim, kararlılık. 2. belirleme, tayin; tespit, saptama. s. belirleyici, tayin eden. i. belirleyici şey. f. 1. belirlemek, tayin etmek; tespit etmek, saptamak: We have not yet determined the ıprice of that book. O kitab ın fiyatını henüz saptamadık. . s. azimli, kararl i. 1. cayd ırma. 2. caydırıcılık. s. caydırıcı. i. caydırıcı şey. f. nefret etmek, iğrenmek, tiksinmek. s. nefret uyand ıran, iğrenç, tiksindirici. f. tahttan indirmek. f. patlamak, infilak etmek; patlatmak, infilak ettirmek. i. varyant (yol). f. varyanttan gitmek. f. from -i azaltmak, -e gölge dü şürmek. i. zarar, ziyan. s. zarar veren, zararlı, muzır. i. 1. isk. ikili. 2. (zarda) dü. 3. tenis beraberlik, berabere kalma. i., ekon. devalüasyon, de ğer düşürümü. f., ekon. devalüe etmek, de ğerini düşürmek. f. 1. harap etmek, mahvetmek, viraneye çevirmek. 2. peri şan etmek. i. 1. harap etme, mahvetme; harap olma, mahvolma. 2. peri şan olma. 3. ım, zarar. y ştirmek; gelişmek: He is working hard to develop his Italian. f.ık 1. geli

İtalyancas ını geli ştirmek için çok çalışıyor. develop an idea bir fikri olan. s. gelişmekte gelişmekte olan ülke.
i. 1. geliştirme; gelişme, gelişim. 2. genişletme; genişleme. 3. (âdet) edinme. i. olaylar.4. (f ırtına, basınç alanı v.b.) oluşma, oluşum. 5. kalkınma, f. sapmak, ayr ılmak. i. sapma, ayr ılma. i. 1. alet; ayg ıt. 2. plan, yol, yöntem. 3. hile, oyun. 4. arma, ongun. i. şeytan, iblis.

devil´s advocate devilish devil-may-care devilment devious devise devoid devolve devote devoted devotee devotion devotional devotions devour devout dew dewdrop dewy dexterity dexterous dextrous diabetes diabetic diabolic diabolical diagnose diagnosis diagonal diagram dial dial direct to dial tone dialect dialectics dialing tone dialog dialogue dialysis diameter diametrically diametrically opposite diamond diamond cutter diamond jubilee diaper diaphragm

tartışma olsun diye zayıf tarafı savunan kimse. s. şeytanca, şeytan gibi. s. kimseye ald ırmayan, pervasız. i. muzırlık, yaramazlık. s. 1. dola şık, dolambaçlı. 2. sinsi, hilekâr. 3. hileli. f. tasarlamak, planlamak, düzenlemek, tertiplemek. s. of -den yoksun, -den mahrum. f. on -e geçmek, -e kalmak, -e devrolmak. f. to -e adamak, -e vakfetmek; -e ay ırmak, -e hasretmek: He has devoted ın himself serving poor. Kendini yoksullar -e içten ba ğlı. 2. -e düşkün; -i hizmetine seven. adadı. He s. (to) 1.to -e sad ık, the i. 1. düşkün, meraklı, tutkun. 2. dinine çok bağlı olan kimse, zahit. i. 1. sadakat, içten ba ğlılık. 2. adama, vakfetme; hasretme. s. ibadete özgü, ibadetle ilgili. i. k ısa bir ibadet. i. ibadet. f. 1. (yeme ği) silip süpürmek, bir çırpıda yiyip bitirmek; (avı) parçalayıp yutmak. 2. bir solukta okumak. 3. (bir (birini) yiyip bitirmek. 4. s. 1. dindar, dini bütün, mütedeyyin. 2.duygu) samimi, içten, yürekten. i. çiy, şebnem. i. çiy damlas ı. s. üzerine çiy dü şmüş, çiyle kaplı. i. el çabuklu ğu, beceri, ustalık. s. eli çabuk, eli uz, usta. s., bak. dexterous. i., tıb. şeker hastalığı, diyabet. s., tıb. diyabetik. i., tıb. şeker hastası. s. şeytani, şeytanca. s., bak. diabolic. f. teşhis etmek, tanılamak. i. teşhis, tanı. s. köşegenel. i. köşegen, diyagonal. i. 1. diyagram, grafik. 2. plan, şema. f. diyagram ile göstermek; ını çizmek. diyagram i. 1. kadran. 2. (saatte) mine, kadran. f. (--ed/--led, --ing/--ling) (telefon ını) çevirmek. numaras -i direkt aramak. (telefonda) çevir sesi. i. diyalekt, lehçe, a ğız. i. eytişim, diyalektik. İng. (telefonda) çevir sesi. i. diyalog. i., İng., bak. dialog. çoğ. di.al.y.ses (dayäl´ısiz) i., tıb. diyaliz. i. çap, kutur. z. 1. çap boyunca. 2. tamamen. taban tabana zıt. i. 1. elmas. 2. baklava biçimi. 3. isk. karo. 4. beysbol iç alan; oyun alan ı. elmastıraş. altm ışıncı veya yetmiş beşinci yıldönümü. i. çocuk bezi. f. çocuk bezini sarmak/de ğiştirmek. i. 1. anat. diyafram kas ı, diyafram. 2. zar, böleç. 3. diyafram.

diarrhea diary dice dicebox dicker dictate dictation dictator dictatorial dictatorship diction dictionary dictum did Did she hurt herself? Did you ever? Did your ears burn? didactic didn`t die die die away die down die of boredom die off die out diehard diet dietician dietitian differ difference difference of opinion different differential differentiate differently difficult difficulty diffidence diffident diffraction diffuse diffuse diffusion dig dig down

i. ishal, sürgün. i. 1. günce, günlük. 2. hat ıra defteri. i., çoğ. oyun zarları. f. 1. küp şeklinde doğramak. 2. zar atmak. i. zar atma kab ı. f. (with) (ile) pazarlık etmek. f. 1. dikte etmek, yazd ırmak. 2. emretmek. 3. zorla kabul ettirmek. 4. gerektirmek. 5. belirlemek. i. 1. dikte. 2. emir. i. diktatör. s. diktatörce, amirane. i. diktatörlük. i. 1. diksiyon, söyleyim. 2. sözcük seçimi, sözcükleri kullanma şekli. i. sözlük, lügat. çoğ. dic.ta (dîk´tı)/--s (dîk´tımz) i. 1. otoriter hüküm/söz. 2. özdeyiş, atasözü. 3. huk. mütalaa. f., bak. do. Bir yerini mi incitti? k. dili Allah Allah! Kulaklarınız çınladı mı? s. didaktik. k ıs. did not. f. (--d, dy.ing) 1. ölmek, vefat etmek. 2. (makine) birdenbire durmak, stop ş) sönmek. canoyun atmak, etmek. p, (ate matris. 2. (çoğ. 4. dice) zarçok ı. istemek: Altan is dying to i. 1. kalı3. (gürültü) yava ş yavaş kesilmek, (ses) azalmak. (rüzgâr/f ırtına/yağmur) hafiflemek; (ateş/yangın) sönmeye yüz tutmak; (alev) azalmak. dan patlamak. sıkıntı birer birer ölmek. yok olmak, ortadan kalkmak. i. inatla tutuculu ğunu sürdüren kimse. i. 1. diyet, rejim, perhiz. 2. beslenme biçimi. 3. yiyecek. f. perhiz yapmak, rejim yapmak. i., bak. dietitian. i. diyet uzman ı, diyetisyen. f. 1. from -den ba şka olmak, -e benzememek, -den farklı olmak, -den ılmak. 2.fark. with 2. ileanla aynş ı mazl fikirde ayr ık.olmamak. i. 1. ayrılık, fikir ayrılığı. s. 1. (from) farklı, başka, ayrı. 2. çeşitli, değişik. i. diferansiyel. f. 1. ayırmak, ayırt etmek. 2. farklılaşmak, farklı olmak. z. başka şekilde, başka türlü. s. 1. güç, zor. 2. geçimsiz. i. 1. güçlük, zorluk. 2. s ıkıntı, problem. make difficulties zorluk çıkarmak. i. çekinme, utangaçlık, çekingenlik. s. çekingen, utangaç, s ıkılgan. i., fiz. k ırınım, difraksiyon. s. 1. fiz. da ğınık, yayınık, difüzyona uğramış. 2. zaman zaman konu dışına meseleyi uzun uzad ıya anlatan. ç yay ılmak, dağılmak. f.ıkarak yaymak, da ğıtmak; i., fiz. yayınma, yayınım, difüzyon. f. (dug, --ging) 1. kazmak, bellemek. 2. kaz ı yapmak. 3. dürtmek. 4. argo enmek, hoşlanmak. 5.sökülmek, argo -den kendi anlamak. i. 1. be ını(arkeolojik) ödemek. kazı. 2. k. ğ dili elini cebine atmak, paras

dig in dig one´s heels in dig out dig up digest digest digestion digestive digestive troubles digit digital digital computer digital computer dignified dignify dignitary dignity digress digression dike dilapidate dilapidated dilapidation dilate dilatory dilemma dilettante diligence diligent diligently dill dillydally dilute diluted dim dime dimension diminish diminishing returns diminutive dimmer dimple dimwit din dine dine out diner

1. ask. siper kazmak, avc ı çukuru kazmak. 2. (bir şeyi) kürekle toprağa ıştırmak. 3. k. dili yemek yemeye ba şlamak, yumulmak: Dig in! Haydi kar k. dili inat edip hiç yapmamaya karar vermek. 1. arayıp çıkarmak. 2. (gömülmüş birini/bir şeyi) kürekleyerek çıkarmak. kazıp çıkarmak. i. 1. özet. 2. derleme. f. 1. sindirmek, hazmetmek; sindirilmek. 2. özümlemek, özümsemek: I´ve read the poem, but I haven´t yet digested it. Şiiri okudum fakat henüz i. sindirim, hazım. s. 1. sindirime ait, sindirim. 2. sindirimi kolayla ştıran. i. sindirimi ştıbozuklu ran ilaç.ğu, hazımsızlık. kolayla sindirim i. 1. parmak. 2. s ıfırdan dokuza kadar tamsayıların her biri, rakam. s. dijital, sayısal. dijital bilgisayar. dijital bilgisayar. s. ağırbaşlı. f. 1. onurland ırmak, şeref vermek. 2. büyütmek, yüceltmek. i. rütbe/mevki sahibi, kodaman. i. 1. itibar, sayg ınlık. 2. vakar, asalet. f. konu d ışına çıkmak, konudan ayrılmak. i. 1. konudan ayr ılma. 2. konu dışı söz, arasöz. i. 1. hendek, suyolu, ark, kanal. 2. set, bent. 3. argo lezbiyen, sevici. f. harap etmek, tahrip etmek; harap olmak. s. harap, köhne, yıkık dökük, yıkkın, viran. i. harap olma. f. genişletmek, büyütmek; genişlemek, büyümek. s. 1. işi ağırdan alan, geciktiren. 2. ağır, yavaş. i. 1. man. ikilem, dilemma. 2. güç durum, ç ıkmaz, açmaz. i. hevesli, heveskâr, amatör. i. özenle ve sebat ederek çal ışma. s. özenle ve sebat ederek çal ışan (kimse); özenle ve sebat edilerek ılan (iş ). sebat ederek. yap z. özenle ve i., bot. dereotu, yabant ırak, Anethum graveolens. f., k. dili oyalanmak; karars ızlık yüzünden vakit kaybetmek; ıvır zıvırla vakit kaybetmek. ırmak, su katmak; hafifletmek. f. suland s. suland ırılmış, su katılmış. s. (--mer, --mest) 1. lo ş, donuk, sönük. 2. belirsiz. 3. bulanık. f. (--med, -ming) 1. ( ışığı) azaltmak; (ışık) azalmak. 2. söndürmek, azaltmak; i. on sent. i. 1. boyut. 2. ço ğ. ebat, boyutlar. f. azaltmak, eksiltmek, küçültmek; azalmak, eksilmek. ekon. azalan verim. s. küçücük, ufac ık, minicik. i., dilb. 1. küçültme. 2. küçültme eki. i., elek. dimmer, azalt ıcı. i. gamze. i., k. dili aptal, budala, al ık. i. gürültü, patırtı. f. 1. günün esas yeme ğini yemek. 2. akşam yemeği yemek. 3. ziyafet ğe davet etmek, yemek vermek. yemeyemek. yemek dining car vagonvermek. restoran. dining hall yemek dışarıda 4. ı . salonu. dining room yemek odas i. 1. yemek yiyen kimse. 2. vagon restoran. 3. vagon restorana benzer lokanta.

dingy dinner dinner jacket dinner party dinner service/set dinner table dinnertime dinnerware dinosaur dint dip dip into a book diphtheria diphthong diploma diplomacy diplomat diplomatic diplomatic corps diplomatic immunity diplomatic relations diplomatic service diplomatically dipper dipstick dire direct direct direct call direct current direct current direct dialing direct object direct object direct tax direction directions directive directly director directory dirge dirt dirt cheap dirt cheap dirt poor dirt road

s. 1. rengi atm ış, kirli. 2. karanlık, sönük. i. 1. günün esas yeme ği. 2. akşam yemeği. 3. ziyafet. smokin. yemekli davet. sofra tak ımı, yemek takımı. sofra. i. yemek vakti. i. yemek tak ımı. i. dinozor. i. f. (--ped, --ping) 1. bat ırmak, daldırmak, banmak; batmak, dalmak. 2. şağı ya do ğru meyletmek. i. 1. dalma, batma. 2. ani iniş, çukur. a ı gözden geçirmek. bir kitab i., tıb. difteri, kuşpalazı. i. ikili ünlü, diftong. i. diploma. i. 1. diplomasi. 2. ba şkalarıyla ilişkide ustalık. i. 1. diplomat. 2. ilişkilerinde ustalık gösteren kimse, diplomat. s. 1. diplomatik. 2. ba şkalarıyla ilişkide usta. kordiplomatik. diplomatik dokunulmazlık. diplomatik ilişkiler. dışişleri memurluğu, hariciyecilik. z. diplomatça, diplomatik bir şekilde. i. kepçe. i., oto. ya ğ çubuğu. s. 1. korkunç, deh şetli, müthiş. 2. acil. s. 1. direkt, do ğrudan, dolaysız. 2. açık, kesin. 3. toksözlü. z. doğrudan ğruya, doğruca, direkt. do f. 1. yönetmek, idare etmek. 2. yöneltmek, çevirmek, do ğrultmak: The astronomer directed telescope toward the Milky Way. Astronom şma. otomatik/direkt konuhis elek. do ğru akım. doğru akım. direkt arama. dilb. nesne, dolays ız tümleç, düz tümleç. dilb. nesne. dolaysız vergi. i. 1. yön, istikamet, taraf. 2. yönetim, idare. i. 1. talimat. 2. kullanma talimat ı. i. direktif, yönerge, talimat. z. 1. doğrudan, doğrudan doğruya. 2. hemen. i. 1. yönetici, müdür, direktör. 2. yönetmen, rejisör. i. 1. rehber. 2. bilg. rehber, dizin. i. ağıt, mersiye. i. kir, pislik; çamur; toz. k. dili çok ucuz, sudan ucuz. k. dili sudan ucuz, bedava. k. dili çok yoksul, çok fakir. toprak yol.

pisletmek. atmak. --ring) huk. i. is discharging sewage2. yok yok olma. dezavantaj. görülebilir. sak ınca. ortadan kaybolmak: My pen has i. barodan ihraç etmek. 1. i. (birini) (yanlış düşüncesinden) vazgeçirmek. 2. uyuşmazlık. tatsız işler. havari. i. -i kınamak. akma. f. dökülmek: discharge cargo şaltmak. 1. 1. afet. Pek çok orman oldu. sakat. dezavantajlı. tan ımamak. mürit. zararsız duruma getirmek. ayırt etmek. anlayış. elverişsiz. uyuşmamak. 2. f. mahzur. 1. (--red. i. (tarım makinelerinde) disk. diskaro. i. f. bak. f. sezmek. into the river. s. diskcokey. 2. aksi. çelişmek: The reports disagree on the cause konusunda çeli şiyor. f. s. f. 1. inanmayış. ödeme. doğru bulmama. 2. 1. pis. i. (in) -e inanmamak. akmak. anla şmazlık. Ona kötü kötü baktı. elek. O yükü bo şaltma. kirletmek. f. naho i. fark ına varmak. s. (para) harcamak. hayal k ırıklığına uğramış. sak ıncalı. 3. silahsızlanmak.pipe boşalma. sakatlık. of -i do ğru bulmamak. 2. pis iş. tatsıın z. i. 3. feci. elektrik akımını boşaltma. dili 1. huysuz. düzensizlik. silahs ızlandırmak. boşalmak. f. f. anlayışlı. çömez.nedeni 2. 2. yok olmak: Too many forests have disappeared. boşaltmak. s. feci halde. with -e of the accident. 2. 1. kirli. bela. boşalma. gözden kaybolmak. f. akThat ıtma. f. gözden kaybolma. ümidi kırılmış. 2. dış arboru ı i. hayal k ırıklığı. ayırt etme. karıştırmak. 1. k. sahtekârlık. reddetmek. çıkarma. s. anlamak. 3. hayal k ırıklığına uğratmak. i. 2. farkedilebilir. 1. ters. 2. i. kaybolmak. hile. sert. kınama. güvenini kazanmak. felaket. zeki. -i onaylamamak. 1. 2. k. seziş. düzenini bozmak. i. çirkin. çekişme. s. 2. f. f. dili kötü bir bak ış: He gave her a dirty look. ret. insanı pisleten iş. diskli tırmık makinesi. yetersizlik. felaket getiren. yıkım. maluliyet. s. Raporlar kazan ş. 1. i. dökülme. bo olma. onaylamama. (para) da ğıtmak. 1. zarar. 3. hoşa gitmeyen. 2. 4. uymamak. disk. afet bölgesi. ortadan kaybolma. dağılmak. akıtmak. iğrenç. f. f. ateş verme. görmek. i. karışıklık. f. f. ödenen para. 1. 1. tediye de şarjetmek. mahzurlu. borç ödemek. 1. dağıtmak. . i. dağıtmak. 3. z. inanmama. sakatlamak.dirty dirty look dirty work disability disable disabled disabuse disadvantage disadvantageous disagree disagreeable disagreement disappear disappearance disappoint disappointed disappointment disapproval disapprove disarm disarmament disarrange disarray disaster disaster area disastrous disastrously disavow disavowal disband disbar disbelief disbelieve disburse disbursement disc disc harrow disc jockey discard discern discernible discerning discernment discharge discharge discharge/pay a debt disciple s. ıskartaya çıkarmak. silahs ızlanma.

1. diskotek. çelişme. bak. şmazl ık. düzenini bozmak. hoşnutsuzluk. f. ortaya çıkarmak. itimatsızlık. ayırım yapma. 1. ayıran. 1. 3. 2. f. f. s. 1. bulgu.ci (dîs´ay) ço spor diskçi. f. f. 3. etmek.´ni) kesmek. sıkıntı vermek. kabaca. 2. uyumsuz.. i. meydana çıkarma. f. i. durdurmak. ortaya ıkarmak: Our have disclosed the aç ığ a çıkarma. ığa ç ıkarmak. (telefon. ortaya ç ıkarinvestigations ılan şey. bulmak. k. beğeni. yar ıda bırakmak. 1. s ıkıdüzen: military discipline askeri disiplin. f. tartışmak. s. -i ele almak. fark. 1. tepeden bakma. from -den ayırmak. from elek. aç ığa vurmak. indirim. 2. isteğe bağlı. indirim yapmak. şüphe. disiplin. 2. sağduyu. f. hesaptan düşmek. 1. disiplin 3. ayırmak: He can´t discriminate good books from bad. 2. 1. i. buluş. z. huzursuzluk. 2. yads yalanlamak. s. i. soldurmak. f. yalanlama. 1. cesaretsizlik. anlaşmazlık. güzeli çirkinden ay ğ. dili disko. güvenini sarsmak. ayırım kitaplar ayırım yapmak. i. fark gözetmek. bilim dal ı. disk atma. görüşme. i. kesmek. altüst etmek. (from) -den vazgeçirmek. gözünü korkutmak. i. sayg ısız. İng. s. i. spor 1. hor görme. --es (dîs´kıs ız)/dis. 3. tartışma. saygısızlık. ayrı tutmak. 2. 1. 2. muh. itaat. 1. f. devam etmemek. 1. fark. ayırım. 2. şaşırtmak. 2.etmek. i. mak. i. f. sayg ısızca. tutarsızlık. 2. i. 2. takdir yetkisi. aç i.. s. ıskonto etmek. sıkıntı. 1. s. f. ile ba ğlantısını kesmek. şürmek. . i.. ıskonto. çok kederli. ifşa. avutulamaz. ifşa etmek: disclose a secret bir sırrı ifşa etmek. (bono/senet) k ırmak. f.. güvensizlik. nezaketsiz. ciddi ve ayr ıntılı bir konuşma/yazı. reddetmek. zevk. 2. gaz v. itibardan düşürmek. sert amir.. ayırt etmek. tenzilat. kabalık. ayr i. ğme. keşif. ayrılık. f. talim. 1. hoşnutsuz. disiplin yanl ısı. disk. disiplinle ilgili. söylev.e inkâr 2. keşfetmek. discolor. a ğz i. farkl s.ç2. 1. uyuşmazlık. küçük görme. 2. ağız sıkılığı. farklılık. küçük görmek. lekelemek. f. ihtiyari. zor beğenen. rahats ızlık. ayrım. müz. 3. kaba. uyu ı. i. nezaketsizlik.disciplinarian disciplinary discipline disclaim disclaimer disclose disclosure disco disco music discolor discolour discomfort disconcert disconnect disconsolate discontent discontented discontinue discord discordant discothèque discount discount discourage discouragement discourse discourse discourteous discourteously discourtesy discover discovery discredit discreet discrepancy discrete discretion discretionary discriminate discriminate against discriminating discrimination discus discus thrower discuss discussion disdain i. fark gözetme.ı. nutuk. ciddi ve ayr ıntılı bir şekilde konuşmak/yazmak. f. hevesin k ırılması. -e karşı s. ahenksiz. akortsuz. 1. boyun ımak. i. ayırt eden. 2.. zevk sahibi. i. 4. ırabilme yetisi. i. tekzip tekzip. 1. hor görmek. cesaretini k ırmak. 3. meydana çıkarmak. -den söz etmek. disiplin. 2. vazgeçmek. itibars ızlık. kabul etmemek. 3. denli. cereyan. görü şmek. 3. cezaland ırma. 1.b. i. 2. müz. 1. 1. tepeden bakmak. ayırt etme. ş düşürmek. dü tedbirli. 2. rahatsız etmek. akortsuzluk. 5. rengini bozmak. düzence. s. f. s. disko müziği. hevesini kırmak. titiz. ağzından çıkana dikkat eden. İyi ı kötülerinden ayırt edemez. gözden ıs ıüpheye kı.

2. 1. bir konuda hiçbir ç ıkarı olmayan ız. karmakar ık. hastalık. bak. iğrendirmek. bezdirmek. i. i. s. rezil. 2. 1. bozunma. 2. as . salıvermek. f. dezenfekte etmek. s. 1. sayr ı. f.. yüzkarası. şerefini lekelemek. dü ızart ıcı.´ni) darmada ğınık etmek. i. fiz. bulaşık suyu. bulaşıklık. çirkinleştirmek. yüzkaras ı. i. (bir şeyden/birinden) soğutmak. 1. spor. ba ğlantısını kesmek. sahtekârlık. 2. s. alçak. gözünü açma. sayrılık. i. hevesini kırmak. 1. f. 2. bulaşık damlalığı. . parçalanmak. rezalet. up tabağa koymak. biçimini bozmak. f. 2. s.. dishonor. sahtekâr. bozunum. gözden dü şme. (--ed/--led. bilg. girdi. aç ılmak. yalanc ı. (kimse). serbest ırakmak. f. gözü açılma. mikroplardan ar ındırmak. f.. yalancılık. hasta. bezginlik. yemek. 2. utanç kaynağı. canı sıkkın. utanç verici. illet. s. 2. ba(askerleri) f. gözden dü şürmek. f. güvenilmez. çanak. ahenksizlik. ışığı kn etmek. --ing/--ling) (saç. i. tiksindirmek. ilgisini kesmek. vermek.. i. (seyyar) damlalık...disdain to do s. dezenfektan.b. 2. 1. gizlemek. 1. bak. a ğırşak. karmakarışık. fiz.. mikropsuzlandırmak. açmak. bulaşık tası. f. rezil etmek. 2.. i. 2. kurs. çözülmek. 1. İng. olarak k ılık değiştirmek: The king disguised himself as a ınmamak için dilenci kıınl lığı na 2. gözünü açmak. saklamak: beggar. bölünmek. disk. tarafs i. savaş alanından çekmek. itibardan düşme. alçaklık. gözden dü şme. bölmek. 1. uyumsuzluk. yüz k s. i. 2. itibardan şürmek. mirastan yoksun b ırakmak. bir konuyla hiçbir ilgisi olmayan. tiksindirici. bula şıkçı. 3. f. b ğlantısız. karaya ç ıkarmak/çıkmak. parçalanma. hayal k ırıklığına uğratmak. f. s.iğ brenç. caydırmak. 1. parçalama. müz. cesaretini k ırmak. bıkk ık. çözmek. dürüst olmayan. hoşnutsuz. bozunmak. i. out da ğıtmak. f. disfavor. i. bulaşık bezi. i. f. s. tabak. yansı z. darmada i. umudunu kırmak.t. 2. iğrenme. gözünü açmak. dürüst olmayan. f. ıktırmak.. i. teker. i. s. anat. s. hastalıklı. 1. disdainful disease diseased disembark disenchant disenchantment disengage disengaged disentangle disfavor disfavour disfigure disgrace disgraceful disgruntled disguise disgust disgusting dish dish drainer/rack dish rack disharmony dishcloth dishearten dishevel disheveled dishful dishonest dishonesty dishonor dishonorable dishonour dishpan dishwasher dishwater disillusion disillusionment disincline disinfect disinfectant disinherit disinheritance disintegrate disintegration disinterested disk bir şey yapmaya tenezzül etmemek. i. 1. s. parçalamak. mirastan yoksunluk. biçimsizle ştirmek. İng. giyim v. Kral tan tiksinti. 1. f. i. from -den kurtarmak. 1. i. 1. f. bulaşık makinesi. serbest.. i. i. tabak dolusu. f. 2. hayal k ırıklığı. f.

of/for -i sevmeme. mesaj. Ba şbakan aklından i. vermek. -e itaat etmemek. itaatsizce. almay f. uzuvlar ı bedenden ayırmak. (hayvan.. kavga çıkararak) şkalar ıkalar nın huzurunu kaçıran. bilg. altüst etmek. z. f. 2. serinkanlı. i. diskcokey. mak. kötüleme. -i gereksiz k ılmak. soğukkanlı. sökmek. disk kazas ı. da -den vazgeçmek. i. (birinin) yolunu şaşırtmak. dönem. karıştırmak. 1. i. 2. işten çıkarmak. 2. s. 1. 1. sakin. (--led. 2. gitmesine izin verme. çıkık. yansız. yerinden atmak. -den şlanmama. s. 2. 3.. -e uymamak. 4. 1. i. kederli. s. f.. tıb. vefas ızlık. düzensizlik. eşyasını boşaltmak. 1. verme. 1. parçalara ayırmak. dispanser. huk. ba ının huzurunu kaçıran davranış. bozukluk. f.. yerinden ç ıkarmak.b. f. mafsaldan çıkarmak. 1. 1. perişan etmek. 3. zorunlu olmayan. küçük dü şürme.. 1. vefas ız. (bağırıp çağırarak. defetmek. bak. --ling) a da s. f. kovmak. 5. sevketme. baş huk. farklı.. işten çıkarma. itaatsizlik. itaatsiz. sökmek. kargaşa. z. düzensiz. bozmak. f. İng. işten çıkarılma. f. sönük. i. bilg. kasvetli. i. tıb. 3. sadakatsizlik. itaatsizlik etmek. f. i. kötülemek. 3. ciddiye ı reddetme. i.two members of her cabinet. ğıtmak. 2. dağıtma. s. i. gidermek. -den ho şlanmamak. karmakar ışık etmek. hain. genelev. görevden almak. s. tanımamak. sadakatsiz. kar ışıklık. f. 1. ba şkaldırma. dehşet. gönderme. bisiklet v. bak. -i dinlememek. ho f.has düşdismissed ünmemek. ne şesiz. -i ekarte etmek. f. (ilaç) hazırlamak.´nden) inmek/indirmek. yerinden ç ıkarmak. rapor: We have received dispatch from headquarters. fark. f. hastalık.disk brake disk crash disk drive disk jockey diskette dislike dislocate dislocation dislodge disloyal disloyalty dismal dismantle dismay dismember dismiss dismiss from one´s mind dismissal dismount disobedience disobedient disobediently disobey disorder disorderly disorderly conduct disorderly house disorganisation disorganise disorganization disorganize disorient disown disparage disparagement disparate disparity dispassionate dispassionately dispatch dispel dispensable dispensary dispensation dispense dispense with dispense with the need for disk freni. evlatlıktan reddetmek. parçalamak. bilg. -i sevmemek. s. disorganization. f. uzuvlarını kesmek. 2. küçük dü şürmek. 2. 1. 2. f. tarafs ız. 2. hıyanet. görevden uzaklaştırmak: The Prime Minister çı karmak. yadsımak. f. düzensizlik. İng. ihanet. i. 1. asi. apayrı. zihnini karıştırmak. tarafs ızlıkla. 2. intizams ız. 1. 2.1. . i. 2. disk sürücü. düzenini bozmak. i. altüst etmek. Karargâhtan bir mesaj ald ık. disket. (bir dinin etkili oldu ğu) ğıtmak. (telgraf/faks) çekme. akl ından çıkarma. 1. dehşete düşürmek. (davayı ) reddetme. i. vazgeçilebilir. 2. 2. disorganize. kar ışıklık. eşitsizlik. 1. 1. 2. i. 3. (kuraldışı bir şeyin yapılması için verilen) özel izin.

yok etmek. olarak) yetkisini elinden almak. tahliye etmek.b. ayrı görüşte olan kimse. i. aksatmak. (resmi giysisini) ç ıkarmak. i. i. aksama. (zaman. boş vermek. ihtilaf. kullan ıldıktan sonra atılabilen. i. yarad ğı tma. aksini kan ıtlamak. münakaşa etmek. ıkarma. resmi giysisini çıkarmak. f. from 1. rahats ız etmek. mal ve mülküne el koymak. muhalif. hiçe sayma. f. bozulmas ına yol açmak. i. sergilemek. yerle ştirme. i. endişe. ış d ışı b ı rakmak. ayrı görüşte olan. 1. saygısız. i. satma. 2. yerleştirme düzeni. tartışma. 1. i. tabiat. -den ayrılmak. 1. s. bilg. bak ımsızlık. spor diskalifiye etmek. fiz. ne şretmek. ho şnut etmemek. ayrılık. 1. yerle ştirme. tasarruf. işleri aksatan. tatminsizlik. i. f. bir şeyden 2. parçalara ayırmak. tatmin edememek. sergileme. 1. f. önemsememek. i. yerini almak. saygısızlık. (gerçeği) gizlemek. yoksun ız. -den ayr ı görüşte olmak. huk. çöp öç f. s. i. gerçeği gizlemek. münakaşa. . 2. 1. memnun etmemek. 3. ırakmak. s. 1. morali bozuk. 2. verme. hoşnutsuz. 2. tartışmak. with s. para v. ış. be dissatisfied memnun olmamak. s. i. s. hürmetsizlik. 2. i. 1. ald ırmamak. yok etme. kesilme. saçmak. 1. dağıtmak. 1. 1. ald ırmazlık. 3. huk. karışıklığa/kargaşaya yol açan. hazırlamak. (ceza olarak) yetkisini elinden alma. (belirli bir düzene göre) yerle ştirmek. ayrımlı. to ile orantılı olmayan. kullanım. f. yerinden ç ıkarmak. 2. dağıtma. s. 2. 2. imha etmek. cesareti k ırık. çürütmek. da f. yar endişe vermek. karşıt görüşlü. s. dağılma. dağıtma aracı/makinesi. (ışınları) ayırmak. 2. diskalifiye f. 1. f. hoşnutsuzluk. 2. değişik. görüntülemek. to -den farklı. f. birliği bozan. f. farklılık. ılış. memnuniyetsizlik. evinden ç ıkarmak. anlaşmazlık. i. dağıtan kimse. elden çıelden karma.kimse. 4. 1. 2. zarar. i. f. aksatan. ziyan. tez. imha etme. 1. i. gösteri ş. 1. 2. dağılmak. 1. 2. spor diskalifiye etme. 2. 2.´ni) (belirli bir biçimde) harcamak. oransb f. yaymak. f. f. 2. 4. kabalık. dağıtıcı. 1. f. 2. altüst etmek. önemsememe.t. gerçeği gizleme. 3. bilg. (toplantının) kesilmesine yol açmak.üphe 1. mizaç. 2. göstermek. görüntüleme. (gerçeği) gizlemek. adı kötüye çıkmış. sinirlendirmek. 3. sat4. f. huzursuzluk. i. öfke. 2. farklı.ayr kabul etmeyi ı görü şte olan i.satmak. yaymak. 1. i. bölücü. (ceza olma. i. s. gösterme. boş verme. elden ğütücü. inceden inceye incelemek. gerçeği gizlemek. i. 3. canını sıkmak. travay. ş. yerle ştirmek. s. f. -i kabul etmemek.dispenser dispersal disperse dispirited displace display displease displeased displeasure disposable disposal disposal unit dispose dispose of disposition dispossess disproportionate disprove dispute disqualification disqualify disquiet disregard disrepair disreputable disrepute disrespect disrespectful disrobe disrupt disruption disruptive dissatisfaction dissatisfy dissect dissemble disseminate dissension dissent dissenter dissertation disservice dissident dissimilar dissimilarity dissimulate dissimulation i. i. yerini değiştirmek. muhalif. hiçe saymak. huzurunu kaçırmak. soyunmak. f. doğruluğundan ş etmek. ho şnutsuzluk.

güvensiz. sefih. sefahat. 1. 2. tehlikeli bir durum. israf edilmiş. bayi. endişelendirmek. f. imbikten çekmek. 4. 2. açık. itimat etmemek. 3. ayırt etmek. uyumsuzluk. farklı. 2. ahlaks ız.. ızlık. sivrilmi ş. rahats s. s. (yüzünü) çarp ıtmak. from -den cayd ırmak. f. saptırmak. dağılma. f. 1. f. mesafe. from dissolute dissolve dissonance dissonant dissuade distance distant distant relative distaste distasteful distemper distemper distend distil distill distillation distilled distillery distinct distinction distinctive distinguish distinguish o. 1. s. da ğıtmak. çok ş eli. uzaklık. dağıtmak. 3. mesafe. paye. eritmek. 1. ayırt etme. f. ara. s. mahalle. seçkin. endişelendirmek. oto. ahenksizlik. i. da ğı ı)tma. distill. tats ız. i. s. huzurunu kaçırmak. belli. başka. 1. dağıtılmış. kireç boya sürmek. yok olmak. çapkın. güvenmemek. s. çözmek.. dikkatini dağıtmak: Don´t distract me. güzide.s. 2. uzak. 2. şaşkına dönmüş. 1. i. 1. f. dam ıtık içki fabrikası. zor bir durum. s. feshetmek. distribütör. i. i. f. bak. 1. i. bölge. sivrilmek. f. 2. hoşlanmama. 1. endişe. ba şka yöne çekmek. f. ayrı. 4. i. yaymak. ahenksiz. karıştırmak. 1. üzücü. dam ıtık. f. İng. üzüntü. karışıklık. geride ırakmak. başka çarp anlam vermek. 2. dikkatini başka yöne i. dağılım. 4. i. uzak. biçimini (yüzünü) ırma. huzursuzluk. beğenmeme. s. 2. . 2. 1. oyalay ıcı şdönmü ey. başkalarına güvenmeyen. 2. s. 2. s. hoşa gitmeyen. s. 2. s. i. 3. 1. 3. b s. savcı. çılgına dönmüş. dikkati da tan çekme. ac ı. 1. f. f. 2. 2. gerçek ından bozma. damıtılmış. 1. gerçek anlamından i. akortsuz. kireç boya. imbikten çekilmek. kendine özgü. 1. kargaşa. çarpıtma. uzak yer. fark. eğlence. 2. uyumsuz. ırak (yer/zaman). şişirmek. rahats ız etmek. endi ğı şey. ayırmak. 1. biçimini bozmak. dağıtım. 1. badanalamak. son vermek. nahoş. (ruhen/aklen) dengesiz. farklı. dağılmak.s. uzak akraba. sapt f. israf. dağıtmak. erimek. şişmek. distinguished distort distortion distract distracted distraction distraught distress distressing distribute distribution distributor district district attorney distrust distrustful disturb disturbance disturbed f.dissipate dissipated dissipation dissociate dissociate o. -den ayrılmak. with -den dolay ı deliye ş. -den vazgeçirmek. israf etmek. güvensizlik. i. Beni meşgul s. dikkatini etme. dağıtıcı. resmiyet. i. çok endişeli. çarpıtmak. sefih. badana. f. 2. itimatsız. bulaşıcı bir köpek hastalığı. 2. zamanla kaybolmak. dam ıtmak. 2. altüst etmek. dağıtma. 1. itimats ızlık. (with) dikkatini (-den dolay i. 2. m ıntıka. mesafeli (kimse). dam ıtma. i. üstünlük. 1. i. 3. anlam ıtma. kolaylıkla ayırt edilebilen. ayırmak. i. (by) (-den dolayı) dikkati dağılmış. soğuk. üzmek. ac ıklı. 3. f.

s.disunity disuse ditch ditto divan dive diver diverge divergence divergency divergent diverse diversify diversion diversionary diversity divert divest divide divide down the middle divide into quarters divide up among divided dividend dividers divine divinity divinity school divisible division division of labor division sign divisive divisor divorce divorcé divorcée divulge dizziness dizzy DNA do do a food justice do an implant do away with do badly do disservice to i. bölme işareti. s. yan ka yöne çeken. boşamak. i. ayrılık. 5. bölünmü ş. i. ırmak. k ısım. -i öldürmek. dalg f. tanrı. i. pike yapmak. başarmak. 1. bölüm. . dikkatini ba şka yöne çekmek. 2. hav. ayrı. tanrısallık. f. 6. k ıs.. i. bo i. bir yemeğin hakk tıb. 1. dikkati ba ş i. 4. k. 2. ayrılma. i. taksim. mat. f. 2. i. hav. kopukluk. sersemlik.b. 1. ilahe. 3. çeşitli. çevirmek. 1. 2. bölünen. eğlence. ba şa çıkmak. bölme. boşanmış kadın. davranmak. farklı. kanal. 2. tanrısal. 1. i. hendek. çeşitlendirmek. tamamlamak. i. i. s. f. baş döndürücü. s. sersem. -i ortadan kald ırmak. tramplen. uzaklaşma. bölünebilir. mat. varyant (yol). 3. diving board atlama tahtas ı. farklılık. bölücü. ayrılma. işbölümü. 2. i. pike. taksim etmek. bölünme. açığa vurmak. --ne) 1. -e dağıtmak. 3. başı dönen. 2. eğlendirmek. 2. bölüm. 1. sezmek. ikiye bölmek. haz ından gelmek. among -e da ğıtmak. 2. bölünmek. denden işareti. ilahiyat. dikkati başka yöne çeken şey. büyük meclis. i. sedir. implantasyon yapmak. yetmek. dalmak. ayrılmak. oyalayıcı şey. durumu kötü olmak. 7. --d) f. bitirmek. çeşitlilik. pergel. i. 2. departman. 3. kehanette bulunmak. dört k ısma ayırmak. ayrılık. 3.4. 2. ilah. f. ifşa etmek. (bir kimseye. 1. suya dalmak. ark. 1. i. seksiyon. of ı -den yoksun b ırakmak. ilahiyat fakültesi. saptırma. i. i. sapt f. ıltmaca. oyalamak. ay şanmayr ış erkek. farklı. i. ilahilik. divergence. ıç. birbirinden uzaklaşmak. s. 1. ülkeye v. 4. boşanma. çeşit çeşit. 1. kâr payı. boşama. rmak.. denden. 2. dörde bölmek. (did. 2. dikkatini dağıtmak. i. 2. -i yok etmek.´ne) zarar vermek. Hrist. Tanrıbilim. f. hissetmek. kullanılmazlık. 8. 3. şaşkın. 1. dal ış. 2. boşanmak. şiir divan. i. deoxyribonucleic acid DNA. 1. dili batakhane. divan. bölen. ılmak. gözü kararmış. baş dönmesi. papaz. -i ortadan kaldırmak. kullanılmama. bölmek. 1. 1. 3.. bölme. teoloji. s. etmek. s. f. f. (--d/dove. tanrıça. s. 9. becermek. ırlamak. sersemletici. yapmak. 1. 2. mat. mat. ilahi. İng. şaşırtmaca. bak. divan. i.

durumu iyi olmak. f. dili 1. kesmek. çok yard ım etmek. saçlarını düzeltmek. (kuyru ğunu) kısaltmak. an injustice do s. çok yardımı dokunmak. uysal. hekim. a dirt do s. -i bozmak. -i yapmak: What have you done with my book? Kitab ımı ne yaptın? 2. tamir 3. (bir şey katarak) vermek. ıma yanaşmak. havuza girmek. 1.t. 2. birine hakça davranmak.o. Hiç tecrübeniz var m ı? onsuz yapabilmek./s. r i. bir günah ı bağışlatmak için papazın önerdiği kefareti yerine getirmek. (kötü birtat amaçla) de ğiştirmek. birini çok iyi a ğırlamak. with feeling do the cleaning do the washing-up do violence to do well do with do without do wrong do yeoman service Do you have any practical experience? do/go without do/go without s. proud do s. elinden geleni yapmak. suç/günah i şlemek. onarmak. temizlik İng. good do s. unbeknown to s. sanık yeri.o. k. do/work wonders for docile dock dock dockyard doctor doctor up doctor´s degree -i şereflendirmek. yumu şak başlı. adil bir şekilde davranmak. 2. dili (birine) çok yaramak. saçını yapmak. dili birine kötülük etmek.t. elinden geleni yapmak. dili süslenmek. the hard way do s. 1. huk. f. doktora sahibi. biri/bir şey olmadan idare etmek/yapmak: Can you do without meat? Et yemeden yapabilir misin? If you have the money to buy a parrot.s. havuza çekmek. 1.ıht tersane. (daha kolay bir çözüm varken) bir şeyi zor bir şekilde yapmak.t. k. k. s.o.o. (ücretten) kesmek. bir şeyi gizlice yapmak. argo öldürmek. O tablo ı göstermek: Heto didn´t do himself justice in the her zamanki concert last night.o.do honor to do in do justice do o. doktor. up do one´s best do one´s best do one´s damnedest do one´s duty do one´s hair do one´s own thing do one´s shopping do one´s stuff do one´s utmost do over again do penance do s. bulaşık/bulaşıkları yıkamak. 3. halim selim. yeni baştan yapmak. bir şeyi duyarak yapmak: He plays the piano with feeling. 1. birine gurur vermek. justice do o. 1. 2. dili birine kahpelik etmek. (with) (yeme doktora. 2. görevini yerine getirmek. 1. birinin hakk ını vermek. birine iyi gelmek. birine kalle şlik etmek. k. 2. r ıhtım.o. 2. dok.o. doktor.o. dirt do s. 2. birinin haberi olmadan bir şey yapmak. tedavi etmek. dili ba şkalarına pek aldırış etmeden kendi seçtiği bir yolda gitmek. .s. elinden geleni yapmak. birine bir iyilik etmek/yapmak. iskele. havuz.t. behind one´s back do s. çalıyor. süslenip püslenmek. adalet dağıtmak. -siz idare kötülük etmek/yapmak.o. i. ş etmek: What are we going to do with you? Seninle nasıl baş (biriyle) baetmek. do s. a favor do s. tabip. k. k. Dün geceki konserde her zamanki performans ını k. to (bir şeyi) gerektiği gibi yapmak: Thatperformans painting doesn´t do justice the valley´s beauty. birinden gizli yapmak. Piyanoyu duyarak yapmak. ğe)etmek. 1. justice do s. alışverişini yapmak. çok don´t iyi gelmek. elinden geleni yapmak.t. -e şeref kazandırmak. birine haks ızlık etmek. dili marifetini göstermek. in secret do s. gemi havuzu. i.t. f.

ahmak. i. i.. out dağı tmak. İO yi iiş şiyapar. up doll s. kesatlık. 2. s. bilgi alanı.s. rüzgârl yard ımıı . 2. köpek f. f. i. iç. kubbe. i. birini süsleyip püslemek. i. nüfuz alan ı.. bebek. i. . aile ile ilgili. i. 1. tav birşyana kaçma. i. budala. 3.doctorate doctrine document documental documentary documentary film documentation dodge doe does Does he dare do it? doesn`t dog dog dog collar dog-ear dog-eared dog-eat-dog dogged doggie doggy dogma dogmatic dogmatism dog-tired doily doings do-it-yourself do-it-yourself store do-it-yourselfer doldrums dole doleful doll doll o. köpek. 2. bir yana kaç ıp -den kurtulmak. dili yavru köpek. belgesel. hüzünlü. öğreti. k. kaçamak atlatmak. giyinip ku şanmak. doggy. dik kafalı. 2. s. kukla. do fiilinin geniş zamandaki üçüncü şahıs tekil şekli: He does good work. geyik.b. direngen. doküman. bak. belgesel. 2. sayfa kö şelerini kıvırmak/buruşturmak. O benim alan ım dışında. aile içi. doktora. does not. oyuncak bebek. i. evcimen. den.peşini bırakmamak. s. 3. yunus. ev ile ilgili. ac ılı. i. belge. inakç ılık. 1. yurtiçi. (bir iste ğin üstüne düşerek) (birini) rahat bırakmamak. i. tamir/yap ı işlerini kendi başına yapmak isteyenlere göre malzeme ve alet ılan dükkân. kurnazl an v. ho şaf gibi. dogmatizm. yapmaya cesareti var m ı? k ıs. 1. keçi. işsizlik s. belgesel. belgesel film. hayvanlar ın dişisi. yunusbalığı. belgeleme. dokümanter. dogma. 1. 3. i. doktrin. k ıran kırana rekabet. kubbeli. up dollar dolly dolphin dolt domain dome domed domestic domestic animal domestic animal domestic flight i. i. evcil hayvan. iki tekerlekli yük ta şıyıcısı. belgelemek.. k. 1. nüfuz bölgesi. s. sayfa kö şeleri kıvrık/buruşuk. dokümanter film. f. dili köpek. it. i. 4. i. dogmatik. 1.o. çoğ. f. durgunluk. s. i. sat ı işlerini kendi yapan kimse. f. f.. mankafa. i. tic. okyanusların ekvator dolaylarındaki durgun veya az ık ısımlar eş leksel durgunluk alanı. ehli hayvan. inak. inatç ı. evcil hayvan. dili havhav. (kötütasmas bir şey) ı. 1. kurnazlıkla/hileyle ıkla/hileyle atlatma. s. --ging) 1. 2. tekerlekli kriko. 2. s. dolar. ilgi alanı: It´s not in my domain. (--ged. i. s. ç. tamir/yap i. bir yana kaçmak. dokümanter. k. yurtiçi uçu ş. 3. i. i. i. s. 2. kederli. evcil. bitkin. dantel/işlemeli altlık. i. f. hizmetçi. işler. dili çok yorgun. birinin kendi ba şına yapabileceği/monte edebileceği (şey). inaksal. i. kıran kırana rekabet edilen. 3. i. süslenip püslenmek. s.

ev ev dola şarak satış yapan satıcı. Dominikli. hibe. (bir yere) hâkim olmak. üstünlük. otoriter. i. Tamam!/Oldu!/Kabul! i. tepeden bakmak. hâkim./Zahmete girmeyin. tıb. 1. 1. hâkimiyet. 1. Dominik Cumhuriyeti vatanda i. i.men (dor´men.. i. Don´t mention it. ba şat. s. i. verici. paspas. ba şatlık. hâkimiyet. dili çok yorgun. 2. iç ticaret. i. bağış. iç politika. tam karar ında pişmiş./Şansını zorlama. f. Don´t you have any manners? donate donation done done in done through done to a turn done to a turn Done! donkey donor doom doomsday door door salesman door service doorbell doorkeeper doorknob doorman doormat doorstep iç hatlar. 1. kapı tokmağı. bak. bağışçı. doorman. i. 1. hükmetmek. dominyon. i. 2. hâkim olmak. iyi pişmiş (et). şı. i. Zahmet etmeyin! Bahşiş atın dişine bakılmaz. 1. f. (talihin belirlediği) kötü son. egemen. Don´t stand out there in the wet! Don´t trouble yourself. 2. f. hükmeden. dominant. çoğ. i. eşik. Bir şey değil. Dominik. biyol. bak. s. kapı. 2. k. bitkin. door. egemen olmak. i. f. iç pazar. hibe etmek. k ıvamında pişmiş.domestic flights domestic industries domestic market domestic politics domestic trade domesticate domicile dominance dominant dominate domination domineer domineering Dominican dominion dominoes don`t Don´t bother! Don´t look a gift horse in the mouth. domino oyunu. . despotça hükmetmek. Kıpırdama!/Kımıldama! Yeteneklerini abartma. egemenlik. tamamlanm ış. Don´t push your luck. Dominikli. k ıs. bitmiş. k ıyamet günü. hâkim durumda olmak. f. kapı zili. bağışlama. Şansına fazla güvenme. 2. Don´t move a muscle! Don´t overestimate his abilities. biyol. evcille ştirmek.. eşek. hâkimiyet. do. 1. do not. 1. bağışlamak. kapıdan kapıya servis. kapıcı. konut. mesken. s. s. Dominik Cumhuriyeti´ne özgü. ikametgâh. yerli sanayi. i. 2. korkunç son. hükmetme. i./Estağfurullah. 2. dor´m ın) i. 2. egemenlik. Sende hiç terbiye yok mu? f. i. i. i. iyi pişmiş. Orada ya ğmurun altında durma! Zahmet etmeyin.

cansız. i. 2. 2. uykuda. i. spor üst üste yap ılan iki karşılaşma. ikiyüzlü. 2. doland ırıcı. iki kat çarpmak. muh. benzer. uyu şuk.. i. yatakhane. 1. 1. iki büklüm etmek. s. öğrenci yurdu. çifte yo ğunluklu. nokta. i.(ceket). ev ev dola şarak yapılan. s. 3. bunamak. (otelde) çift yataklı oda. 2. i. iki tarafl ı (kumaş). 1. uyuşturucu madde. e ş. 2. f. i. 2. 1.. ikiye katlamak. argo sözünden dönerek aldatmak.. 1. iki misli olmak. f. iki katlı otobüs. bunak. s. çift camlı. f. huk. Gerdan ı çıkmaya şlad ı. double entendre iki tarafa çekilebilecek söz. s. ıt sistemi. s. -e çok dü şkün olmak. doz. f. 1. payla s. i. giriş. evrak dosyas ı. çifte kontrol yapmak. geri dönmek. ikircil ba bilg. eğilmek. iğneli kompliman. dozaj. bilg. argo budala. (insanda) gerdan: She´s developing a double chin. kapı tamponu. dili yatakhane. makine ya ğı. bunaklık. nokta. 2. Ay şe ına çıkarmak. -in dublörlü ğünü yapmak. 1. misli yapmak. with ile aynı odayı şmak. iki ile f. iki katlı tencere. i. aynı yoldan iki kişilik karyola/yatak. çift. budala. sahtekâr. iki kat.. kruvaze f. 1. i. kapıdan kapıya. kapı aralığı. fare dü ğmesine iki kez basmak. ahmak. çift kay iki film birden. i. 2. narkotik. iki büklüm olmak. lastikli söz. kaz ık atmak. iki taraflı zatürree. bilg. çifte standart. i. 1. 4. ikiz: Ayşe so resembles her annesine o kadar benziyor ki mother that she could beiki her double. aynı. benmari. k. (--ted. yo ğunluk. uyu şturucu etkisinde. i. benmari. 2. s. 3. çifte söz. argo s. tekrar kontrol etmek. 2. i. i. 1.. 1. i. --ting) noktalamak. k. ayn ı suç için ikinci defa yargılanma. argo kazık atma. ranza. 2. . iki misli. puan. 1.doorstop door-to-door doorway dope dopey dorm dormant dormer dormer window dormitory dosage dose dossier dot dot the i´s and cross the t´s dotage dotard dote dotted line double double double back double bed double boiler double boiler double chin double density double entry double feature double for double header double jeopardy double pneumonia double room double standard double up double-breasted double-check double-click double-cross double-dealer double-decker double-density double-edged double-edged compliment double-faced double-glazed i.. iki yüzlü. bir belgenin imza yeri. argo bilgi. iki taraf ı keskin. hem lehte hem aleyhte olan. dili en ufak ayr ıntıların üzerinde titizlikle durmak. ko ğuş. benek. 2. çatı penceresi. on/upon -in üstüne titremek.

barışçı. talihsiz. 2.! çal Kahrolsun s. mang ır. z. i. k. aç ık. 2. çöküş. 3. hırpani. şehrin merkezinde olan. çökme. downward. 3. derecesini indirmek. aşağı indirmek. aşağıda. asık yüzlü. 1. morali bozuk. 2. f. s. hayatta yenilgiye perişan kılıklı. hamur gibi. 1. Dürüstlüğünden kuşku şüphe etmek. şüpheli durum. s.. şırınga etmek. uyand şkusuz. tenis çiftler. ilk ödeme. belirsiz. 1. . i. s. yokuş aşağı. kuşku ıran. kata. z. aşağı katta. ış aş a ğı kat. 1. aşağıya. z. edat -in aşağısında: down nğa şağı s. büsbütün: He´s dürüst. 2. i. alt kat.. 1. kuşkulu. kuşkulu. downtrodden. ayaklar alt ında çiğnenmiş. ters. s. 2. şüphesiz. i. düşüş.. 2. kesinlikle. bak. alt katta z. çok çabuk.´s word doubtful doubtless douche dough doughnut doughy dour dove dove dowel down down down and out down at the heel down at the heels down in the mouth down in the mouth/dumps down on his luck down on one´s luck down payment down to the wire Down with . bilg. ezilmiş. hayal k ırıklığına uğramış. 1. z. ağı. f. olan. yonda. üzgün. karamsar. şehrin merkezi. 2. argo para. pol.. çarşı. talihsiz. 1. üzgün. aşağı. meyilli. a ğaç çivi. cesareti k ırılmış. z. s. z. geçme. f. (daktiloda/bilgisayarda) çift aral ıkla yazmak. bak. kuşku. tam. gerçekçi. i. f. alt1. alçaltmak. s.! downcast downfall downgrade downhearted downhill download download downpour downright downstairs downstream down-to-earth downtown downtrod downtrodden downward downwards downwind dowry çift camlı pencere. indirmek.. şüphe etmek: I doubt his integrity. rüzgârla birlikte. i.. tıb. 2. aşağıya yönelmiş. kuşku duyan. the mountain da ğıu ram ış bezgin. aç ıksözlü. i. ku i. ak ınt s. s. s. yağda kızarmış şekerli çörek.double-glazed window double-quick doubles double-space doubt doubt s. kumru. i. kuşkulandıran. düpedüz: a downright insult düpedüz bir hakaret. sava ş aleyhtarı. f. 1. çarşıya. yanl f. pey akçesi. aşağıda. aş ıa a şdaki. bitkin. haşin. (yağmur) boşanma. bak. herhalde. tamamen. katta. yıkılış. z. şüphe. bahts ız. 2. kuşku duymak.. ak a ş ağı . haksızlığa uğramış. şbirinin üphelenmek... barış ısı. f. morali bozuk. aşağı3. sağanak. hamur. 1. 2. s. ince ku ş tüyü. güneye doğru.o. z. 1. çeyiz. i. aşağıya. sözünü esirgemeyen. 1. z. şüpheli. i. aşağıya. drahoma. 2. muhakkak. şırınga. rüzgâr yönüne. k. s. 2. aşağı doğru. çarşı tarafında. dive. f. inişli. uygulanabilir. kuşkulanmak. pejmürde. i. dediklerinden s. f. 1. hızlı yürüyüş. 1. alt kata. beyaz güvercin. aksi. gerçekle ştirilebilir. karanl ık. alaşağı etmek.. . hızlı yürümek. kaparo. i.ına doğru. perişan bir durumda. Son ana kadar ıştılar. dili üzüntülü. h ızlı. dili son ana kadar: They worked right down to the wire. (İnternet üzerinden bilgisayara program) yüklemek. 1. ğı i.

uyuklamak. dram. zorunlu askerlik. kumaşla örtmek. çekmek: drew the tray of food closer to beraberlik. ayaklar ı geri geri gitmek. dramlaştırmak. i. geri çekmek. 1. 2. k. 6. dö ı k. dramatik. lağım i. 4. tiyatro edebiyat ı.men (dräfts´mîn) i. çoğ.teknik müsvedde. f. 3. bula şı k damlal ığı .. bulaşık damlalığı. akaçlamak. erkek ördek.. i. dili işi ağırdan almak. uzayıp gitmek.. 4. --best) 1. uyuklamak. f. kendini çekmek. 1. s. çekme. müsveddesini haz i. uykuya dalmak. Yemek tepsisini taba -e nişan almak. 3. dramatikco olaylar dizisi. bak. 2. İng. k ıs. draft 1. piyes yazarı. 2. i. ı özellik.bir biçimde. f. 2. sürüklemek. uzatmak. k. . dramatik f. ejderha. çekiş. İng. fıçıdan çekilen (bira). i. drenaj yapmak. atık su borusu. boşaltma. ak ıtmak. k. f. dili sonuç alamamak. şekerleme. ğı na do ğ ru çekti. kasvetli. f. perde. 1. 1. sürümek. ejder. düzine. i. şarısı zl ığa uğramak. akmak. drenaj. uyuklama. 2. (piyangoda) çekiliş. --ging) 1. dili dozer. draft 3. 1. büyük k ızböceği. çekmek. f. i. ılayan. süzmek. bak. drama. ı çizmek. hava almak. tasla ğın ım. zorlayıcı. cereyan. dramatik hale sokmak. draughts. He çekicilik. çoğ. i. 3. bak. i. drink. çekilmek. (--ber. kurutmak. piyes. çek. i. örtü. berabere biten oyun. i.ırlamak. poliçe. gen. draftsman. eli boş dönmek. drape. başarısız olmak. bak. 3.. i. f. kanalizasyon. k.. his plate.. suna. 4. yavaş yavaş öne geçmek. dram. i. (silah) çekme. 2. dili hiçbir cevap ba ıkarmak. çizim tahtas ı. (--ged. drafts. 1. hafif uyku. ödeme emri. geride kalmak. 2. oyun yazar ı. sert. soğuk hava akımı olan. s. 3. istemeyerek gitmek veya kabul etmek. sonuç ç -i benzetmek. dramatik. akaçlama. çizim. i. dramatize. (sabit) damlal İng.. sürükleme.. çekim. s. 3. çarp ıcı biçimde. 1. tiyatro ile ilgili.. i. 3. 1. suyunu tma. (sabit) damlalık. oyun. kestirmek. çeken f. soba borusunun çekmesi. şekerleme yapmak. çekmek. sürüklemek. askere almak. güz. draft 2. 2. 2... f. teknik ressam. ak ı3.men (dräfts´mîn) i. kalın perde. 1. drama. 2. İng. s. 2. s. s. f. san. resim. 5. f. dramatize etmek. kura. 1. -i kar şılaştırmak. (topra sürmek. 2. çoğ. Drive. taslak. (piyangoda) bo ş çıkmak. geri çekilmek. suyunu çekmek. tasar i. tiyatro ı. i. akaç. sürüklenmek. kestirme. 3. ş emi. dramatize etmek.doze doze off dozen dozer Dr drab draft draft draft drafting drafting board draftsman drafty drag drag on drag one´s feet drag one´s heels drag out dragon dragonfly drain drainage drainboard draining board drainpipe drake drama dramatic dramatically dramatise dramatist dramatize drank drape drapery drastic draught draughtsman draw draw draw a bead on draw a blank draw a conclusion draw a parallel between draw ahead draw away draw back i. (drew. dram. 1. bitirmek. şiddetli. i. 2. süzülmek. (su) çekmek. yudum. ilgi şey/olay/kimse. tüketmek. ölü (renk). hava ak ımı. --n) 1. tasarlamak. kamç z. s ıkıcı. oluk. sürünmek. dramatik durum. Doctor. çekme. i. oyunla ştırmak. ğı) taramak. çekme. buldozer.duygular dramatik sanat şku veren. yusufçuk. 1. cereyanlı.

1. t ırmık. salyas ı akmak. 2. (topu) sürmek. 5. konu şturmak. don. i. (--ed/--t) 1. karakalem resim. f. yap İng. resim pergeli. sırılsıklam etmek.´nin) dibini taramak. bak.. kostümlü prova. i. 2. ha şpansuman tiy. bak. birini/bir şeyi rüyasında görmek. süprüntü. 1. Kö şkün önüne bir limuzin mahzur. i. sabahl ık. sak ınca. hayal kurmak.drew i. faiz getirmek. 3. hayalci. 1. draw. ufak akıntı. yaklaşmak. dream that dream up dreamer dreamlike dreamt dreary dredge dregs drench dress dress down dress rehearsal dress up dressed up fit to kill dresser dressing dressing gown dressing table dressmaker dressmaking drew dribble kan ak ıtmak. i. korkunç. düzenlemek. çizim tahtas ı. söyletmek. yaklaşmak. rüya gibi. bir hizaya getirmek. k. korku ve endi şe duymak. damlatmak. i. i. tarama aygıtı. 4. 1. çekmece. rüya görmek. (salata için) sos. giyinmek. 2. f. yazmak. k. dehşet. -i rüyas ında görmek. mak. tortu. hayal gibi. s ıkıcı. robdö şambr. k. (saça) şekil vermek. dili azarlamak. . (bir fon. 2. 3. (liman ı) tarakla temizlemek. dream.draw blood draw close draw interest draw lots draw near draw on draw out draw the line draw the line at draw up drawback drawbridge drawer drawers drawing drawing board drawing compass drawing pin drawn drawstring dread dreadful dream dream dream about s. 1. resim. (at) bir s ınır koymak. i. 1. çok kötü.. s. çekili ş. büyük korku. süslemek. -i reddetmek.o. çok korkmak. kaldırma köprü. f. f.b. hesap v. (kontrat. dü şçü. bak.´nden) para çekmek. raptiye. i. çizim. 6. i. i. çöp.. 1. tarak dubası. dili iki dirhem bir çekirdek. hayalperest. lamak./s. 2. giyinip süslenmek. -i yapmamak. İng. 2. telve. f. s. göz. ask. yaklaşıp durmak: A limousine up in front of the mansion. f. eskiz. tarak. giydirmek. kura çekmek. (yaraya) yapmak. f. tuvalet masas ı. hayal. kadın terzisi. f. k. draw. göl. dezavantaj. rüya.b. dili berbat. pansuman. açmak. hulya. dili hayalinde yaratmak. i. 1. 2. 1. 3. uçkur. piyango. düş. 3. f. uzatmak. sızıntı. 2. i. şifoniyer. (k ızarmış hindi ile yenilen) ekmek kırıntılarıyla ılan baharatl ı bir yemek. deh şetli. i.t. 2.´ni) haz ırlamak. i. senet v. külot. spor dripling yapmak. 2. terzilik. ırmak v.. s.b. i. (deniz. kasvetli. damla damla ak ıtmak.

1. 1. dry. şoför. içki içmek. dili sarho ş olmadan içki içebilme konusunda birini gölgede bırakmak. drive. damlal ıkya ılmadan kurumak. 2. 3. birini ç ıldırtmak. ıştin ırma yaptbir ırmak. al3. f. (--ped/--t. canlı. --ing/--ling) 1. al ıştırma. (araba) sürmek. içecek.. k. sıkı bir sıkı bir pazarlık yaparak fiyatı çok indirmek. drive s. seyircilerin ı içinde oturarak film seyrettikleri açık hava sineması. 1. damlamak. saçma sapan f.o. Araba kullanmas pazarl ık sonucu birçok ey elde etmek. kurutucu madde. 4. i. . to -in içmek. defetmek. şiddetli.o. dili birini delirtmek. talim 2. s. damlama. çok az miktar. bak. geri dönmek zorunda b ırakmak. köşeye sıkıştırmak. birini iflas ın eşiğine against the wall getirmek. 1. sürücü belgesi. kıstırmak. dinamik. 2. 2. sürüklenme.o. kuru. sürücü.. saçmalamak. içmek. arabayla geri dönmek. demek istemek. eriyerek sırsıklam. 2. arabayla geçmek. 2. amaçsızca ın yığtedricen dığı) kar ayr birikintisi. birini deliye çevirmek. süzülmek. 2.o. kovmak. ask. (--ed/--led. salyas ı akmak. dili 1. birini zsokmak. sürüklenmek. -i kastetmek. f. püskürtmek. talim. 2. dili birini ç ıldırtmak. wild drive-in drive-in window drivel driven driver driver´s license driveway driving driving rain i. ıvanadanbirini çıkarmak. sürü ş. birini iflas ettirmek. sürme.dribble down driblet dried drier drift drift apart driftwood drill drink drink a toast to drink like a fish drink s. (su) s ızmak. bananas (damlalar) akmak.o. kuma ıp donmu ş yağ damlası. 2. bilg. 1. kayma. içki içme. ğmur suyunu akıtan çıkistemeyen ıntı/yiv. to distraction drive s. enerjik. 1. kurutucu.deliye birini çok zor bir duruma kö şeye sıkıştırmak. sürükleniş. defetmek. i. to the wall/drive s. büyük zevkle şerefine içmek.. birini çılgına çevirmek. 2. matkap. under the table drink s. içki. --ping) damlatmak. anlam.uzakla (rüzgâr şmak. ape drive s. birini çok kızdırmak. kam ış. dryer. dili birini döndürmek. s. i. çıldırtmak.o. demek istenilen sürüklenme.o. sert. k. 2. damla. i. kurutulmu ş.. . 1. i. suların sürüklediği ağaç dalları. bak. müşterilerine arabalarında servis yapan lokanta. (matkapla) delmek. 1. ütü istemeyen f. talim drunk) yaptırmak. 3. kullanmak: He doesn´t know how to ınışbilmiyor. içme suyu. k. 2. yöneli ş. drive s. arabalar arabalar ında hizmet veren banka gişesi. yönelim.t. i. 1. 3. drive s. alıştırma ask. müşterilerine f. i. straight drink to excess drinking drinking cup drinking straw drinking water drip drip-dry dripping dripping wet drive drive a hard bargain drive a hard bargain drive at drive away/off drive back drive by drive into a corner drive mad drive out drive s. 1. (birinin) s ıhhatine/şerefine fazla içki içmek. (drank. uyumcu. 2. (içkiyi) sek içmek. s. bir seyretmek/dinlemek. i. birini iflasa sürüklemek. 1. ütü (kumaş). ı düşmek. k. içkiyi fazla kaç ırmak. arabayla önünden geçmek. yapmak. i. şiddetli yağmur. f. f. f. araba ile gitmek: I drive to and drive a car. 3. up the wall 1. 2. 2. --n) 1. 1. (drove. kovmak. 1. i. 2. sırılsıklam. k. birini deli etmek.o. 5. delgi. 4. up k. i. i. i. evin garaj ını sokağa bağlayan yol. 3.söz. ehliyet. bak. kadeh. suyu ıs ştan ak yap ılm ış (giysi). arabayla uzakla şmak/ayrılmak. s.

monoton ses. trampetçi. boğmak. i. eğmek. azalmak. (kümes nda) bacak. f. -i ziyaret etmek. i. dümbelek. i. 2. --ging) 1. maden posas ı. içkili. f. artık. i. uyu şukluk. baget. 6. sarkmak. pineklemek. kuraklık. i. k. 4. 1. iniş: a drop in prices gaf yapmak. ağır ve sıkıcı bir iş yapmak. sarho ş. davul sesi. uyku veren. i. uykulu. dili pot k ırmak. ğe) uyuşturucu ilaç katmak. hap. kuru pil. i. ekti. içkili. 3. davul.ız aığ f. çıkmak. ecza. 3. dokundurmak. asalak.. cüruf. suyu ş. trampet değneği. 2. ahçı. kör (kuyu). 3. çekilmi kuru pil. 4. 1. 1. eczac ı. serpiştirmek.drizzle drone drool droop drop drop a brick drop a hint drop a line/note drop asleep drop behind drop down drop in at drop in on drop off drop out drop-off dropout dross drought drove drove drown drown out drowse drowsiness drowsy drudge drudgery drug drug addict drug habit druggist drugstore drum drumbeat drummer drumstick drunk drunk with success drunkard drunken drunkenness dry dry cell dry cell dry cleaner dry cleaning f. ldamak. f. 2. s. f. 2. 2. ğ hapç ı. i. parazit. susuzluk. dü şmek.ğı (yiyece e/içece uyu turucu ba mlısı. kurumuş. 2. 7. i. 1. s. süprüntü. i. 2. f. ilaç. i. 1. uykulu olma. (--med. --ming) davul çalmak. (yağmur) çiselemek. i. pusula göndermek. ya ğmursuz. kulakdavulu. v zı sulanmak. bir damla su. f. susam ış. 2. uyuyakalmak. sütü kesilmiş (inek). susuz. f. ağır ve sıkıcı iş. dik iniş. ıdrink. 1. (suda) bo ğulmak. f. i. inmek. fışkın. okulu b ırakan öğrenci. hayvan f. i. (bitki/çiçek) boynunu bükmek. 1. 2. trampet. -e uğramak. düşmek. ilaçla şş turmak. davul sesi. eczane. 5. i. 1. davul tokma ğı. 1. sarkıtmak. i. (--ged.. kurak. çam devirmek. davulcu. s. kuru. bak. dışık. azalma. drive. dü şüş. başarı sevinciyle kendinden geçmiş. s. Would you like a drop of brandy? Bir konyak ister misiniz? 2. 1. kuru temizleyici. ayyaş. (bir sesi) (daha yüksek bir sesle) bast ırmak. değersiz şeyler. geri kalmak. 1. kuru temizleme. 2. içkici. dü şme. kulakzar ı. ağır ve sıkıcı bir işte çalışan kimse. damla: a drop of water su damlas ı. uyu uyuşturucu bağımlılığı. 2. angarya. homurdanmak. erkek ar ı. i. uyuklamak. bak. uyu şturucu madde. (üyelikten) ayr ılmak. 2. iki satır yazıvermek. i. varil. süt vermeyen. e ğilmek.. 1. sürü. sarhoşluk. 1. sarhoş. 1. okula devam etmemek. 2. . i. imada bulunmak. çisenti. anat. bükülmek. i. çiseleme. 2. sert. i. vızıltı.

hardal tozu. çoğ. 1. maket. kot.. İng. s. 2. anlayışsız. s. gübre. 3. çoğ. duo. (du´plıkeyt) 1. suya dalmak. tüp. kopyasını yapmak. dük. i. f. düet. sahte şey. ödenti. uygun olarak. budala. toptan ucuza satmak. 1. batırmak. 3.. i. kumul.. bak. 2. tüketmek. kafasız. gerekti gibi. kurumak. şaltmak. kesmez (bıçak. 5. 1. s. i. f. hile. aldatmak. borçluyu sıkıştırmak. suya ırmak. blucin tulum. i. çift. f.. 4. 1. (--bed. i. f. gere s.. toz hardal. gübrelemek. ikili. fiyasko. doland ırmak. dili giysiler. kanal. f. f. --ning) alaca ğını istemek. i. i. çöp yığını. düşes. düello etmek. makinesi.kamyon. 1.düzenbazl suretini ç ııkarmak. i. gereken: This matter is at last being given due attention. i. (akla/kanunlara/toplumca makbul say ılana) uygun olan. kasvetli. kurutucu. yapay. i. hak ettiği. dili sersem. 2. tic. kuşkulu. 4. i. atmak. 3. zindan. kuru havuz.. 1. sersemlemek. f. düello. gabi. f. dişi ördek. taklit. 2. ikili. kurutmak. bak. manken. 2. ördek. hayretler içinde b ırakmak. emzik. --bing) dublaj yapmak. hayvan tersi. çama s. blucin pantolon. kalın kafalı. i. 2. clothes dryer şı rrkurutma çama şı askısı. i. 1. i. çift. 1. terz.. güvenilmez. i. banmak. şüpheli. 4. i. kopya etmek. aptal. anat.. enayi. mankafa. donuk. f. den. tam zamanında. s. k. ördek yavrusu. dumbfound. palaz. patlamayan mermi/bomba. damping. i. çift. tic.dry cough dry dock dry goods dry mustard dry quart dry up dryer drying rack dual dual-purpose dub dubious duchess duck duckling duct dud duds due duel dues duet dug duke dull duly dumb dumbfound dumfound dummy dump dump truck dumping dumps dun dunce dune dung dungarees dungeon dunk duo duodenum dupe duplex duplicate duplicity kuru öksürük. bo çöplük.. (du´plıkît) 1. çoğ. başını çabucak eğip kaldırmak. 2.101 litre. kot pantolon. matb. belirsiz. kör. (başını/vücudunu) suya sokup çıkarmak.). mensucat. çift amaçlı. s. damping yapmak. 3. ba şarısız kimse. meme. manifatura. çoğ. 2. aidat. sönük (renk). z.b. s. taklit. 2. dubleks. safdil. eş. 1. 1. i. i. (--ned. ıcı. çifte. s. 2. dili tutulmu ş. dald i. kopya. mus. i. ikiyüzlülük. 2. şaşırtmak. A. dig. kurutma makinesi: hair dryer saç kurutucusu. f. f. sessiz. Bu mesele i. 1. 2.B. makas v. 1. sahte. k. 1. 2. filmi çekimden sonra seslendirmek. dilsiz. tükenmek. çift yönlü.. i. kararsız. blucin. k. düo.. ahmak.D. i. ğ siık ince. damperli i. .f. düo. ğ duygusuz. 5. hakkıyla. onikiparmak ba ğırsağı. f. budala.

gümrük resmi. süreklilik. tıb. ev. sürekli. East. f ırçalamak: She is dusting the furniture. sağlam. cücele ştirmek.durability durable duration duress during dusk dusky dust dust cover/jacket Dust has settled on everything. Hollanda´ya özgü. sakin. z. renk. ikamet etmek. 2. 2. 2. 2. koyu esmer. zarfında. edat boyunca. dayan ıklılık. şevk. dinamo. çoğ. arzu. 1. i. oldukça karanlık. dike. önemini kaybetmek. s. bak. gümrük vergisi. toz serpmek: dust a cake with sugar keke şeker serpmek. dili masraf ın Alman usulü bölüşüldüğü eğlenti. i. -de ikamet etmek. 1. k. devimsel. Dutch. i. dinamik. süreklilik. Her şey tozlandı. 1. argo görevine fazlas ıyla bağlı kimse. faraş. k ıs. süresince. s. her bir. zorlama. 2. f. 2. istek. toz. devamlı. küçük göstermek. i. 1. 2. Hollandalı. Eastern. i. i. two million liras each tanesi iki milyon lira. dinamit. E. s. görev. tozunu almak. i. 2. hanedan. s. 1. f. her biri. toz/süprüntü yığını. s. toz gibi. her biri. oturmak. İngiliz alfabesinin beşinci harfi. i. die. ödevcil. Dutch. devam. s. canl ı. dustcloth dustheap dustpan dusty Dutch Dutch treat Dutchman Dutchwoman dutiful duty duty to/towards duty-free dwarf dwell dwell in dweller dwelling dwindle dye dyestuff dying dyke dynamic dynamite dynamo dynasty dysentery dyspepsia E E. ceket. -e karşı sorumluluk. yava ş yavaş azalmak. i. istekli. Hollanda.. bask ı. e ea each each one each other eager eager beaver eagerness i.wom. 1. canlılık. on (bir konu) üzerinde durmak. gittikçe ufalmak.en (d^ç´wîmîn) i. Hollandalı erkek. ikametgâh. devam. f. eskimez. 2. akşam karanlığı. dispepsi. (dwelt/--ed) 1. f. zam. 2. dinamitlemek. boyanmak.men (d^ç´mîn) i. alacakaranlık. konut.. 1. bak. -de oturmak. dayan ıklı.. mesken. s. dinamitle havaya uçurmak. dizanteri. dinamik. f. mekanik gücü olan. hareketli. cüce. i. i. k ıs. s. s. Hollandalı kadın. i. Hollandal ı. i.. f. 2. hevesli. tozlu. i. sayg ılı. 1. boyamak. i. boya maddesi. 1. hazımsızlık. 1. English. süre. 2. i. her. i.. esnas ında. i. giderek küçülmek. toprak. i. toz bezi. 1. 2. birbirini. boya. vazife. Hollandaca. s. oturan. i. . 2. tanesi. ödev. çoğ. can atan. 1. şömiz. Hollandalı. 3. cüce. each. tıb. i. 3. i. bodur. -de. 1. kanlı basur. f. Hollandaca. gümrüksüz.

rahat rahat. dili 1. doğuya doğru. rahatça. s. s. s. kazanç. dünyevi. (ağrıyı) yatıştırmak. bak. doğu yönünde. sağır edici (ses). ressam sehpas ı. gündoğusuna bakan... dikkatle yerleştirmek. doğudan. i. toprak. 5. doğu. 4. 2. k. kazand (biri/bir hayvan) yapt ığı hizmetle kendi masrafını çıkarmak/karşılamak. doğuya doğru. (bir şeyin) esas niteliği. s. dünyaya ait. topraktan yap ılmış. fikirleri altüst eden. yer solucan ı. gelir. 1. Paskalya yortusu. rahat. i. maa ş. doğu. kulakdavulu. doğudan esen.eagle eagle-eyed ear ear eardrum earful earl earlobe early early riser early warning system earmark earn earn one´s keep earnest earnest earnest money earnings earphone earring earshot earsplitting earth earthen earthenware earthly earthquake earthshaking earthworm earthy earwax ease ease ease off/up easel easily easiness east Easter Easter egg easterly eastern eastward eastwardly eastwards easy easy i. 1.. beklenmedik bir sürü laf. doğu yönünde. doğuya bakan. s. i. f.. 2. 2. kolaylık. kolayca. toprak. bir sürü dedikodu. topraksı. doğudan. 3. 3. 2. kolay. i. i. teminat akçesi. doğu.. dünya. doğuya ait. s ıkıntıdan kurtarmak. f. 1. i. kaba. i. i. s. 1. kolaylıkla. 1. z. 3. doğuya yönelen. erken. k. i. kartal. kulakzar ı. kont. z. Paskalya. 1. s. hayvanlar ın kulaklarına takılan marka. i. 1. 2. s. rahat ettirmek. şark. İng. keskin gözlü. 2. z. anat. papara. s. i. topra ğa benzer. doğudan esen (rüzgâr). z. ştırmak. 1. i. 1. i. yumuşaklık. rahat. s. 2. s. doğusal. inançları kökünden sarsan. başak. z. 1. z. i. kulak. z. toprak. doğuya doğru. kulakmemesi. kolayla gevşetmek. vaktinden evvel. incelikten yoksun. doğuya. yersars ıntısı. topraktan yap ılmış. headphone. erken kalkan kimse. erken uyar ı sistemi. s. bir yana koymak. yumuşak davranış. i. elek. zelzele. vakitsiz. yavaş yavaş hareket ettirmek. çanak çömlek. sıkıntısızlık. dili kolayca. kazanmak. 1. i. i. 2. z. 1. kâr. toprak. i. . i. s. ırmak. doğuya doğru. i. zamans ız. a ğırbaşlı. şövale. s. Paskalya yumurtas ı. belirli bir maksat için ı ay rmak. ciddi. s. 2. 2. işitme duyusu. pey akçesi. f. 2. karaku ş. z ılgıt. ilk. eski. azar. i. kolaylık. 2. doğuya yönelen. deprem. i. kulak kiri. küpe. doğuya doğru. 2.

dili kendi kendini yemek. dini. şevkli. i. fels. i. 2.. bak. karnınığ k. acayip. hesaplı. iktisat. çok mutlu. (deniz) çekilmek. iktisat yapmak. 2. yumu şak başlı.. 2. ğe ait.. eksantriklik. i. 2. the European Community. uysal. Ecuadorian. dışmerkezlilik. i. k. 1. egzama. kiliselerin tümünü temsil eden.. i. dili kolayca aldat ılabilen kimse. tutumlu. (ate. i. tasarruf etmek. Ekvador. fels. yiyip bitirmek. d ışmerkezli. i. s. tutulma. ekler (bir çe şit pasta). (on) -e kulak misafiri olmak. i. ş 1. f. yankılanmak. i. 1. Ekvadorlu. kademe. s. 2. ünü yalamak. İng. k ıs. 1. --es) yankı. seçmecilik. 2. i. k. taşan (sıvı). rahip. tekrarlamak. içi içini yemek. Ekvador.. tüm kiliselerin kabul etti ği. s. ki ık. kiliseye veya kilise örgütüne ait. out of house and home eat up eaves eavesdrop ebb ebb tide ebony ebullient EC eccentric eccentricity ecclesiastic echelon echo éclair eclectic eclecticism eclipse ecological ecologist ecology econ economic economical economics economise economist economize economy ecosystem ecstasy ecstatic Ecuador Ecuadoran Ecuadorean Ecuadorian ecumenical eczema rahat koltuk. tasarruf.easy chair easy mark easy money easygoing eat eat humble pie eat one´s fill eat one´s heart out eat one´s words eat s. kolay kazan ılmış para. tekrarlanmak. eksantrik. s.. eksantrik. 2. ekosistem. çevrebilimsel. ekolojik. garip bir i. (birinden) üstün çıkmak. çevrebilim. ekonomi yapmak. garip. s.. ekonomist. s. (birini) gölgede bırakmak. esrime. 1. dili sözünü geri almak. ekonomik. kabahatini itiraf edip af dilemek. çevrebilimci. çeşitli sistem ve kaynaklardan derlenmiş. 1. f. tüm kiliselerin birle şmesini mayasıamaçlayan. kaynayan. economics. 2. 1. esrik. yemek yemek. s. seçmecili i. vecit. Ekvador´a özgü. i. economy. ekonomiyle ilgili. tıb.. i. 2. i.. ekoloji. inik deniz. Ecuadorian. f. i. f. bak. Ekvadorlu. i. içi kaynayan. f. co şkun. eksantriklik. bak. i. 1. s. economize. i. kibri k ırılmak. ask. fels. ışığını karartmak. l. ekonomi bilimi. 2. ekonomik. s. ekonomi. f. deniz sular ının çekilmesi. k. s. abanoz. ekonomi. tuhafl eksantrik. co şu. ekolojist. (çoğ. i. iktisat.o. i. f. i. kendinden geçme. saçak. yemek. i. seçmeci. gökb. economic. dili aşırı miktarda yiyerek birinin bütçesini altüst etmek. sevinç dolu.. çok üzülmek. papaz. seçmeci. 1. aksetmek. kendinden geçmi ş. . tükürdü doyurmak. cezir. 1. s. k ıs. i. iktisadi. s. tuhaf. --en) 1.. burnu sürtülmek. s.. 2. iktisatç ı. s. tutumluluk. i.

i. i. i. eşya. i. atık madde. çaba. edition. hızlı ve verimli çalışma. redaksiyon yapmak. s. istenen sonucu veren. i. s. i. i. i. kenar suyu. redaktörlük. k ıs. f. fayda. 2. ferman. emir. etkili. eğitim. i. zahmetsiz. 2. eğitimli. i. yok etmek. editor. i. 2. k. randımanlı.s. 2. z. girdap. yanlamas i. 1. e ğrim.ed Edam Edam cheese eddy edema edge edgewise edginess edging edgy edible edict edifice edify edifying edit editing edition editor editorial editorship educate educated education educational educator EEC eel efface efface o. büyük yap ı. bas ım. f. ahlakça yükseltmek. Edam. halsiz. eğitici. s. f. burgaç. sinirleri gergin. bozmak. suta şı. tic. i. nakit. mal. s. kenar. s. . sinirlilik. eğitimsel. 1. atık su. yerine getirmek. kolay. --s/eel) yılanbalığı. atık madde. i. kadınsı. gerçekle ştirmek. tesirli. tesirli. redaksiyon. f. başmakale. etki. (çoğ. i. dışarı akma. yiyecek. etkili. sonuç. s. editör. s.. i. i. istenilen sonucu veren. efemine. yan do yan. etki. s. güçsüz. effect effective effects effectual effeminate effervesce effervescent effete efficacious efficacy efficiency efficient effigy effluence effluent effort effortless k ıs. i. efektif. efervesan. efor. 1. Hollanda peyniri. gidermek. başarmak. sinirli. bitkin.şyandan. hızlı ve verimli çalışan. edited. s. köpürmek. f. i. çoğ. gayret. 3. dikkatleri üstüne çekmemeye çal ışmak. akıntı. ahlakça yükselten. silmek. f. tarafa ına. dili avantaj. atık su. f. editörlük. burgaçlanmak. kenar ına bordür yapmak. i. eğitsel. i. verimsiz. kabarmak. the European Economic Community. tahsilli. dantel. yarar. i. 1. çevri. 1. 1. edisyon. k ısır. anaforlanmak. eğitmek. i. 2. bak. 1. s. s. edam. efemine. etkili. f. eğitmen. okutmak... anafor. eğitimci. i. s. 1. 2. i. 2. s. 2. redaktör. üstünlük. yenebilir. i. yürürlükte. tıb. ödem. (bir ğru) yavaş yava gitmek.

i. yumurtalık. değil mi? 2. i. (zaman) geçmek. f. 1. s. 2. elastik. elastiki. f. . sekiz. defetmek. i. 2. 2. El Salvador.. seksen. yumurta kabı. fevkalade kötü.. birdenbire yüksek bir sesle söylemek. bo şalmak. meninin atılması. taşkın. On either of him sat a cat. exempli gratia (for example) mesela. i. zam. sekizinci. i. i. i. akmak. ünlem. i. 2. yumurta ç ırpacağı. s. onsekizde bir. sekizlik nota. ejektör. VIII). i. i. meni gelmek. f. karmaşık. 2. ego. 1. onsekizinci. eight-hour day günde sekiz saat çalışma sistemi. esnek. argo entel. i. i. s. i. s. ünlem. egoist. benlikçilik. LXXX). f. M ısır. 2. dili 1. f ışkırtıcı. i. lastik. k. yumurta ak ı. çıkarmak. Mısır. egoizm. bencillik. egotizm. 1. . 1. s. fışkırtmak. i. i. i. 2. 1. lastikli şerit. s. her ya bu side ya o. eh? Şanslı bir herif. egosantrizm.. İrlanda Cumhuriyeti. sekizde bir. benlik. beniçincilik. Mısır´a özgü. sekseninci. i. sekizlik. M ısırlı. 1. de ğil mi?: He´s a lucky guy. yüzsüzlük. entelektüel. k ıt kanaat geçinmek. ben. kuş s. i. Ne?/Ha?: ´´Come here!´´ ´´Eh?´´ ´´I said ´Come here!´ ´´ ´´Buraya tüyü yorgan. on tahrik etmek. ikisi de. (bir şey yapmakla) (yetersiz bir şeyi) artırmak. i. egosantrik. korkunç: an egregious mistake korkunç bir yanl ış. f. lastikli. 2. kovmak. yumurta ak ı. s. 1. s. i. örneğin. müz. dışarı atmak. bencil. s. canlılık. k ışkırtmak. s. bo şalma. İkisini de sevmiyor. şevk. girişik. s. çok ayr ıntılı ve çok iş isteyen. girift. f. 1. beniçinci. k ıs. onsekiz rakam ı (18. onsekiz. i. yumurta.. her iki: She doesn´t like either one. (on) ayr ıntılarına girmek. i.. Mısırlı. patlıcan. seksen rakam ı (80. i. XVIII). seksende bir. 1. i. sekiz rakam ı (8.effrontery effusive eg egg egg egg white egg white eggbeater eggcup egghead eggplant eggshell ego egocentric egocentricity egoism egoist egotism egotist egregious Egypt Egyptian eh eiderdown eight eighteen eighteenth eighth eighth note eightieth eighty Eire either either this or that ejaculate ejaculation eject ejector eke eke out eke out a living El Salvador elaborate elaborate élan elapse elastic i. Her iki taraf ında bir kedi oturuyordu. s. 2. coşkun. yumurta kabu ğu. küstahlık. mak.. bencil.

elektrikli sandalye. geni ş yer.. s. f. i. elastiklik. seçimle elde edilen (bir makam). f. s. ağabey. 1. elektrikli göz. seçmeli ders. elektrik saati. 2. elektrikli alet. i. esneklik. seçmen. dirsek. elektrik ark ı. fiz. çok sevindirmek. elektrik motoru. i. 1. f. elektrik lambas ı. i. tıb. 2. elektrikli. f. elektrik mühendisliği.. yaşça büyük. elektrik yayı. elektrolit. dirsekle itmek/vurmak. elektriklendirmek. iste ğe bağlı. sevinçli. seçmek. (yaşça) en büyük. elektrikli. heyecan vermek. s. dirseklemek. elektrokardiyogram. elektrogitar. elektrikle ilgili. f. elektrikle öldürmek. i. rahatça hareket edilebilecek yer. elastisite. 2. i. i. oldukça ya şlı. heyecanland ırmak. . yaşlı/itibarlı kişi. i. i. emek. dili alın teri. elektrik kuvveti. (yaşça) büyükler. elektrikçi. elektrot. i.elasticity elate elated elation elbow elbow grease elbowroom elder elder elder brother elder sister elder sister elderly elders eldest elect election electioneer elective elector electorate electric electric arc electric arc electric chair electric current electric eye electric fan electric guitar electric light electric meter electric motor electric power electric shaver electrical electrical appliance electrical engineer electrical engineering electrician electricity electrification electrify electrocardiogram electrocute electrode electrolysis electrolyte i. 3. ite kaka yol açmak. 1. 2. seçim. k ıvançlı. elektrifikasyon. çok ne şelendirmek. 2. elektrikle ilgili. elektriklendirme. elektrik mühendisi. k. i. elektrikli ayg ıt. i. elektrik tesisatç ısı. i. elektriklemek. f. s. sevinç. elektroliz. seçmenler. s. k ıvanç. abla. elektrik cereyanı. seçim propagandas ı yapmak. elektrik ark ı. elektrikli tıraş makinesi. i. s. elektrik ak ımı. mürver a ğacı. abla. s. elektrik. i. büyük. çoğ. vantilatör. 1. elektrikli sandalyede idam etmek. i. mürver. i. 1.

başvard ka yerde. terfi. i. kanadageyiği. 1. i. i. the doğa güçleri. s. temel. on birde bir. asansör bo şluğu. eleman. fil. 1. -e neden olmak. 1. kolay. kald ırma. on birinci. i. i. yükseltme. a ğıt. s. i. 1. f. dizginsiz. tıb. elektrom ıknatıs. f. elves (elvz) i. 3. yükseltmek. 3. doğadaki güçlere özgü. 3. f. çoğ. unsur. temizlemek. z.. yok etmek. 2. avrupamusu. yükselti. elektromanyetik. eksiltili anlatım. -e yol açmak. s. 2.. kim. terfi ettirmek. asansör. 2. çoğ. 1. s. eleji. zool.lip. yok etme. i. elektropozitif. elektroşok. f. elektron. iksir. zarif. 2. 1. s. 1. 2. dili öldürmek. s. i. 1. eliptik. son dakika. elektronik müzik. elektronik. on bir. etkili ve güzel konuşma tarzı. seçkinler. elit. silo. 3. 4. elektronik. â şığıyla kaçmak. giderme. ilköğretim okulu. 2. i. uzatmak. eksilti. uygunluk. s. ilkel. seçkin. i. s. (gerçe ği) ortaya çıkarmak. elit. 1. (yar ışçıyı) eleme. i. z. i. öğe. 2. XI). Frans ilköğretim. konu şma tarzı). cüce ve yaramaz cin. 3.ses (îlîp´siz) i. kald ırmak. frenlenmemi ş. temel ilkeler. i.. gidermek. elips. i. element. etkili ve güzel (sözler. öğe. 1. karaağaç. (for) -e uygun. sağlamak. (bilgi) edinmek. dilb. parça. i. 2. doğal. k. s. etkili ve güzel söz söyleme yetene ği. i. başka . (bir yar ışçıyı) elemek. i. s. 3. el. 2. çoğ. evlenmek için evden kaçmak. uzatma. i. s. 1. i. 1. 2. s.electromagnet electromagnetic electron electronic electronic music electronic music electronics electropositive electroshock elegance elegant elegy element elemental elementary elementary education elementary school elements elephant elevate elevation elevator elevator shaft eleven eleventh eleventh hour elf elicit eligibility eligible eliminate elimination elite elixir elk ellipse ellipsis elliptical elm elocution elongate elongation elope eloquence eloquent else elsewhere i. gruplar. elektronik müzik.. i. 1. f. 2. başlayanlar için: elementary French course yeni başlayanlar için ızca kursu. 2. on bir rakam ı (11. 2. ilkel. i. basit. söz söyleme sanat ı. etkili ve güzel söz söyleyen. başka: What else can he do? Başka ne yapabilir? Who else was there? şka kim ı? Where else can they be? Başka nerede Orada ba yere. zarafet. coğr.

acil ç ıkış kapısı. kuvvetten düşürmek. i. f. (açlıktan/hastalıktan) çok zayıflamış. i.. f. in (belirli/somut f. (bir teklifi) i. f. bir tehlikeyi) atlatmak. i. 1. (anlat ılan bir öykü veya kabul olayı)etmek. özgürlüğüne kavuşturmak. gemiye binme. 2. -den yayılmak. (bir kabul etmek. ış işlemek. kalm f. sıskası çıkmış. i. mahcup etmek. f. 2. -e başlamak. 2. 2. 3. kurtuluş. sefaret. hayata küstürmek. 2. elf. (birini) (zor bir işe) sokmak. 1. enemek.. mumyalamak. elçilik. f. i. kucaklaşmak. 1. (birini) kucaklamak. izahat vermek. from den kurtarmak. i. (çoğ. hadım etmek. 2. biyol. utanç duyma. 1. s ıkışmış. (bir program ın) sunuculuğunu yapmak. amboli. (emanet para veya mülkü) zimmetine geçirmek. o ğulcuk. kakmak.ı Ş ı zor. . . utandırmak. -e girişmek. süslemek. from f. i. 2. 1. f. 3. çıkmak. -den fışkırmak. zor. --ding) (in) (içine) iyice yerle ştirmek. zümrüt ye şili. azat etmek. karıştırmak. i. süsleme. 1. zimmetine para geçiren kimse. 1. dini) üzerine nak şeyler katarak süslemek. 1. i. hat ırlayamamak. hayalinden bir f. yüreklendirmek. serbest b ırakmak. i. kor. bak. (--ded. açıklamak. sunucu. nak ış kasnak. kapsamak. 3. ad çabucak geçen. f. i. tezyin etmek. güç durumda. işleme. burmak. tıb. i. gömmek. zümrüt. f. kabartma desenle süslemek. f. çoğ. Zarafetin ta kendisi. tahnit etmek. utanma. 3. bir halde) d ışa vurmak. s. i. 1. kendisi: She is the embodiment of elegance. embriyon. cesaret vermek. gelmemek: The name of tarifi the town me. 1. mahcup olma. f. simge. 4. s. (metne ait) düzeltme. acil durum. 1. kapsamak. (izleyenleri. (bir dine) girmek. süs. zümrüt yeşili. 2. (bir metnin) yanlışlarını düzeltmek. 2. açıklamada bulunmak. f. i. armalarla donatmak.-den ç ıkmak. toprak set. bir deri bir kemik ış.elucidate elude elusive elves emaciated emanate emancipate emancipation emasculate embalm embankment embargo embark embark on/upon embarkation embarrass embarrassment embassy embattled embed embellish embellishment ember embezzle embezzlement embezzler embitter emblazon emblem embodiment embody embolden embolism emboss embrace embroider embroidery embroidery frame embroil embryo emcee emend emendation emerald emerge emergency emergency door/exit f... f. 2. i. i. yakalanmas i. f. 2. f. özgürlük. --es) ambargo. (bazı ımları çıkararak veya sansür ederek) (bir yazıyı) kuşa k ıs f. 1. gemiye binmek. i. aklına ehrin ı aklıma gelmiyor. serbest b ırakma. eludes anlaşılmas zor. meydana çıkmak. i. f. köz. süslemek. zimmete geçirme. -den akmak. amblem. (bir şeyin) somut hali. 2. f. s. azat etme. i. kutlamak. kabartmak. s. (birine) sar ılmak.

s. i. i. imparator. vurgulanarak söylenen. f. i. f. emisyon. meydana çıkan. (--ted.. i. ç ıkarma. f. i. göç. i.ses (em´fısiz) i. duygusal. yüksek (yer). 1. çalışan. i. of -den yoksun. i. göç etmek. boş laf. kazanç. f. 2. emülsiyon. his. 2. imparatoriçe. üzerinde durarak. boşluk. boş. yolda. yüksek yer. bir hizmet veya i şte kullanmak. (hastanede) acil servis. özel bir görevle gönderilen ki şi. s. maa ş. iş bulma bürosu. heyecan. s. acil tedavi. yayma. f. tepe. deneysel. ampirizm. emphasize. i. tan ınmış ve üstün. giderken. boş. istihdam etmek. s. 2. ampirik.. vurgu. frapan. i. i. ampirist. bak. taklit etmeye çalışmak. i. i. boş şey. z. ısrarlı. s. görevli. önem. iş verme. em. yumuşatıcı ve acıyı dindiren merhem. i. kullanmak.pha. anfizem. deneycilik.emergency landing emergency treatment emergency ward emergent emeritus emery emery board emetic emigrant emigrate emigration émigré eminence eminent emissary emission emit emollient emolument emotion emotional empathy emperor emphasis emphasise emphasize emphatic emphatically emphysema empire empirical empiricism empiricist employ employee employer employment employment agency empower empress emptiness empty empty words empty-handed emulate emulsion en route mecburi iniş. 1. dökmek. İng. işçi. tıb.. heyecanl ı. 1.. eli boş. 1. bo şalmak. imparatorluk. . fışkırtmak. i. 3. 1. s. yumuşatıcı. i. ücret. benzerini veya daha iyisini yapmaya çal ışmak. 3. mal. duygulu. f. s. i. f. yetki vermek. siyasi göçmen. işveren. bir ba şkasının duygularını anlayabilme.. yükseklik. 2. emeritus (emekli bir üniversite ö ğretim görevlisine verilen unvan). k. 2. 2. i. 2. dili aç. vurgulamak. zımparalı tırnak törpüsü. s. 3. boşaltmak. kusturucu (ilaç). i. göçmen. vurgulama. i. duygu sezgisi. göze çarpan. çıkan. yüksek (mevki). istihdam. duygu. zımpara. yaymak. 1. --ting) ç ıkarmak. i. 2. dökülmek. 1. s. i. ünlü (kişi). kesin olarak. i. iş ve işçi bulma kurumu. i. deneyci. f. s. yüksek bir mevki. ruhb. çoğ. 1. i. patron.

(bir şeyi) (bir mektupla aynı zarf içine) koymak: I´ve enclosed a ğrafile) gönderiyorum. mümkün k ılmak.. yüreklendirme.Bu ile)mektupla çevirme. 1. upon (ba şkasının hakkına) tecavüzde bulunmak. k. yabanimarul. 2. s. ilişiktekiler. maksat. durmadan. i. imkân vermek. ümitlendirici. örtmek. i. çocuk. 3. f. photograph this çit letter. mine. huk. s. (--ed/--led. i. i. f. (duvar. çeki ciro etmek. 2. --ing/-ling) 1. ansiklopedi. in (bir yer veya halka) özgü: That disease is endemic in India. 1. 1. gayret. f. f. gaye. 3. 3. f.. O ık Hindistan´a özgü. 3. yetki vermek. niyet. 2. ciro etmek. 2. f. kapsamak. kendini birine sevdirmek. cesaret verme. dili harika. çevrili olan yer. 2. 2. enclosed. k. 2. çalışmak. sağlamak. bak. f. s. z.s. i. emaye. 2.o. i. tatlı. birlikte 2. i. etraf ını çevirmek. teşvik etmek. nihayet.en route enable enact enamel enameled enamor enamour encase enchant enchanting enchilada encircle encl enclose enclosure enclosures encompass encore encounter encourage encouragement encouraging encroach encroachment encrust encumber encumbrance encyclopaedia encyclopedia encyclopedic end end table endanger endear endear o. f. amaç. sehpa. s. te şvik edici. tehlikeye atmak. f. ciro. f. ku şatmak. uç. yüreklendirici. 2. ak ıbet. f. çit v. sevimli. (başkasının hakkına) tecavüzde bulunma. son. son vermek. 1. v. minelemek. onaylamak. (bir yeri)with (duvar. bis. sevdirmek. cesaret verici. f. f. emay. sona ermek. kaplamak. emaye. İng. f. büyülemek. 1. i.b. 1. yüreklendirmek. masa. umut verici. bitmek. s. çok güzel. sonek. küçükson. enclosure. 2. f. mec. i. . cesaret vermek. 1. acımarul. i. fevkalade. sonsuzluk. f. f. gayret etmek. f. hastal i. s. sonsuz. i. bir foto i. (di şlere ait) mine.b. Meksika mutfa ğına özgü böreğe benzeyen acılı bir yemek. yük. 4. yasala ştırmak. (mektupla ayn ı zarf içinde) gönderilen şeyler. (bir tehlike veya zorlukla) kar şı karşıya gelmek. f. with -e ba ğışta bulunmak. büyüleyici. 1. s. rastlamak. 2. 1. bak. kuşatmak. bitirmek. bitmek tükenmek bilmeksizin. 2. dili (birinin) çok ho şuna gitmek. endearing endeavor endemic ending endive endless endlessly endlessness endorse endorse a bill endorsement endow (an rut´) yolda. hindiba. 3. özendirici. 1. ipotek. onay. f. 2. 1. s. ünlem Bravo! i. yapmaya çalışmak. emaylamak. 1. özendirme. İng. dilb. encyclopedia.. 2. to s. i.. f. çaba. i. 2. k ıs. özendirmek. 1. nihayet. 1. 1. enamor. son. 1. ansiklopedik. tak ı. 5. ölüm. teşvik etme.

2. k ıs. 3. meydana getirmek. söz vermek.. f.b. motor. f. i.lish.. çarkç ı.b. 1. 2. England. ba ğrına basmak. hakkâkl ık. energize.men (îng´glîşmîn) i.´ni) artırmak. 1.y. çekmek. faal. 1. i. enerji. Gitmesini tembih ettim. gravür. bilmece. taahhüt etmek. olu şturmak. enerji krizi. tenkıye. d. s. hakketmek. -in içine iyice çektirmek/geçirtmek. 3. f. ho belirli bir süre için ücretli i ş.). tahammül. kald ırmak. 2. birbirine geçmek. i. dayan i. enerjik. birbirine geçirmek. i. kazımak. i. hakkâk işi. tıb. endways. gravürcü. mak.o. uygulama. 1. katlamak. tutmak. uzunluğuna. yükseltmek. İng. düşman. i. f. 1. 3. (dü şünce. i. 1. f. uç uca. kuvvetten düşürmek. ılabilir. i. z. f. dik. oy hakk ı vermek. ba ğışta bulunma. 2. çok sürükleyici (roman. 1. tembih etmek. z. mühendislik.lish. enerji vermek. dayanma gücü. 1. s. nişanlı. 2. 2. f. İngilizce. mühendis. 3. doğurmak. kafas ını bütünüyle işgal etmek. dikine. güç vermek. 1. uygulamak. film v. uygulanabilir. 1.´s attention engaged engagement engaging engender engine engine driver engineer engineering England English Englishman Englishwoman engrain engrave engraver engraving engross engross one´s thoughts engrossing engulf enhance enigma enjoin i. d. İngiliz. birbirine girmek. i. meşgul (telefon). 1. alışkanlık v. 2. yasaklamak.. i. Eng. ucu ileriye do ğru. do ğuştan gelen özel yetenek. makinist. muamma. 2. 2. f. 1. f. çekici. 1. i. çarpışma. dövüşme. İngilizce. taahhüt. s. ş. 2. f. s. f. angaje etmek. tahammül etmek. yerine getirmek. 2. 2. bağışlardan oluşan toplu sermaye. devamlı. çarpışmak. sarmak. i. in 1. hakkâk. kucaklamak. söz. İng. yutmak. 5.. i. İngiltere. s. İngiliz erkek.´ni) -e aşılamak. zayıflatmak. . fiyat v. şgul olmak. çoğ. ile me birinin kafas ını meşgul etmek. çoğ. oymacılık. f.. lavman. s. nişanlanma. f. 3. oymac ı.wom.b. Allah vergisi. 4.endowment endurable endurance endure enduring endways endwise enema enemy energetic energise energize energy energy crisis enervate enfold enforce enforceable enforcement enfranchise Eng engage engage in engage s.en (îng´glîşwîmîn) i. bak. vaat. erke. içine çekmek. 2. s. 1. lokomotif. enerji. f. planlayıp düzenlemek. f. (değer. makinist. Eng. emretmek: I enjoined him to leave. randevu. güç. İngiliz. 4. 2. tatbik etmek. 2. s. sürekli. English. sevimli. 1. 3.y. 2. İngiliz. kuvvet. bak. dayan ıklı. den. işe almak. İngiliz kadın. dayanmak. f.

i. muazzam. i. kaydetmek. müz. kar ışıklık. f. s. mânia. bilgilendirme. 2. in (birini) (olumsuz bir duruma) dü şürmek. f. 1. tiy. foto. foto. düşmanlık. temin etmek.s. f.enjoy enjoy good health enjoy o. yardımını ğlamak. büyüme. “Enter” -e giri şmek. 2. ho şlanmak. zevkli. döpiyes. f. sa f. i. gerektirmek. f. in (olumsuz bir şeye) tırmak. izlemek. s. kâfi derecede. 1. büyülteç. trup. muazzamlık. hoş. tuzağa düşürmek. bilgilenme. inquire. başlamak. 1. 3. i. s. -e girişmek. eğlenceli. kostümü. ünlem Yeter! Yeter artık! f. büyük kötülük. büyütmek. f. yazılmak. içine girmek. teşebbüs. 3.the ensuing year ertesi sene. i. bilgilendirmek. engel.. i. askere kaydetmek/yazmak. birkaç parçadan olu şan kadın m. i. agrandisman. husumet. 2. bula ştışı rmak. enjoyable enjoyment enlarge enlarge upon enlargement enlarger enlighten enlightened enlightenment enlist enliven enmesh enmity ennoble enormity enormous enough enough and to spare Enough! Enough´s enough. 2. -e başlamak. daha ayrıntılı bir şekilde anlatmak. -e başlamak. bilg. 2. i. 4. kâfi. asalet unvanı vermek. f.ış kar f. i. esir etmek. tak ısayg ın bir yere koymak. zevk almak. band ıra. i. 2. enquire enrage enrich enroll enrollment ensconce ensconce o. zengin etmek. aydınlanma. kaydını yapmak. f. bayrak. sa f. büyüklük. ğlamak. f. büyütme.s. yüceltmek. meydana gelmek. girişim. sağlığı yerinde olmak. s. -e yerleşmek. 1. aste ğmen. zenginleştirmek. canland f. yeter de artar bile. bak. giri şmek. büyümek. . 4. z. yeterli miktar.. f. 1. dola klık. tatlı. 2.ırmak. 2. topluluk. ardından gelmek. 1. anlaşmaya girmek. hiddetlendirmek. tu şuna basarak (bir komutu) gerçekleştirmek. kayıt. soylular s ınıfına almak. 1. şer. kaydetmek. 1. zenginle ştirmek. genişlemek. f. karmakarışık etmek. girmek. kaydolmak. -in aklına gelmek. askere kaydolmak/yaz ılmak. aydınlatma. garanti etmek. değerini artırmak. öfkelendirmek. eğlenmek. -i -in içinde i. agrandisör. deftere yazmak. i. kaydetme. 1. aydınlatmak. in ensemble enshrine ensign ensign enslave ensnare ensue ensure entail entangle entanglement enter enter into enter into an agreement enter on/upon enter one´s head enterprise f. 2.. f. dola ştırmak. köle yapmak. 1. 2. bütün. f. yeterli. hoşça vakit geçirmek. çıkmak. genişletmek. yerleştirmek. zevk. sancak. kocaman. aydın (kimse). f. den. i.

s.t. ağırlamak. ku şatmak. emanet etmek. parti. mektup zarf ı. balıkla baş yemek ında yemek. beraberindekiler. f. i. yakalamak. 2. f. girişimci. sağ i. ask. girme. bağırsaklar. tüm. misafir etmek. k ıskanç. giriş. (about/over) göklere ç ıkarmak. f. 1. f. açıkgöz. antrepo. entomoloji. f. i. s. 1. 1. i. f. 2. sarmak. yılan v. f. 2.enterprising entertain entertain a motion entertaining entertainment enthrall enthrone enthuse enthusiasm enthusiastic entice enticement enticing entire entirely entirety entitle entity entomb entomologist entomology entourage entrails entrance entrance entrance examination entrance fee entrap entreat entreaty entrée entrench entrenchment entrepôt entrepreneur entrust entry entryway entwine entwine itself around entwine s. yalvar ış. . mezara koymak. bütün. saymak. giriş. siper. eğlendirici. (birini) tatlılıkla (kötü bir şey yapmaya) ikna etmek. 1. giriş sınavı. yetki vermek. çekici ancak tehlikeli şey. i. 1. f.. 3. f. f. f. tamamen. i. 3. --ping) tuza ğa düşürmek. varlık. s. 2.) (bir şeyin) etrafına dolanmak. büsbütün. entomolojist. i. baş yemek. davet. 3. hepsi: the entire group grubun hepsi. gıpta edilecek. ziyafet. girişken. s. (--ped. f. yalvarmak. (bitki. gömmek. 1. f. i. antre. giriş ücreti. i. çekicilik. heves. hararetli. giriş ücreti. i. giriş. kayıt. i. istek. müteşebbis. İng. çekici. zarf. girme. şevk. böcekbilimci. f. tamam. yalvarma. giriş yeri.b. balo. örtmek. çok övmek. hak vermek. bütün. i. z. giriş kapısı. maiyet. müteşebbis. i. giriş yeri. s. böcekbilim. enumerate enunciate envelop envelope enviable envious s. giriş. şevkli. giriş. giriş yeri. 3. (başkan) bir teklifi kabul edip kurula sunmak. (around) bir şeyi (başka bir şeye) dolamak. i. giriş hakkı. i. eğlenceli. s. f. uyanık. giriş. 2. i. tahta ç ıkarmak. giriş izni. tamam ıyla. i. telaffuz etmek. ikram etmek. aras lam yenilen bir şekilde yerleştirmek. 2. büyülemek. cazip. eğlendirmek. büyülemek. yakarış. giriş. birer birer saymak/söylemek. baştan çıkarma. i. f.

2. civar. 2. f. TV (dizide) bölüm. ekvator. eşit işareti f. nükte. deprem öze ği. ça ğ. saralı. tıb. s. aynı düzeyde olmak. (övücü veya hakaret edici) söz. s.. ılım. 1. gelip geçici. epizot. aynı düzeyde. 1. depremin merkezi. i. i. f. eşitlemek. i. tasavvur etmek. sonsöz. ekvatoral. devir. haset. İngiliz tuzu.. f. jeol. çevre. s. i. çevresel. s.. salgınlaşmış. i. . çevreci. radyo. i. piskoposlarca yönetilen. destans ı. i.. dolay. kıskanmak. i. diplomat. equalize. i. mezar kitabesi. f. epizodik. 2. nükteli söz. i. 1. s. çoğ. eşit. i. i. (=). çok k ısa süren. eşitlik. bak. i. Hrist. 1. i. 1. denklem. 2. i. i. i. i.. 6 Ocak´ta kutlanan bir yortu. epilog. mektup. 1. piskoposlara ait.. s. epilog. Emsali yok. s. k ıskançlık. s. i. 2. Hrist.. epiderm. kafas ında canlandırmak. epaulet. rahat. (olaylar zincirinde) olay. 2. gıpta etmek. f. i. elçi. salgın: flu epidemic grip salgını. i. 2. bak. ile eşit saymak.. 1. edeb. eşit.. tasavvur etmek. gıpta. 1. i.. f. çevrecilik. muhit. temkin. kolayca k ızmayan. enzim. İng. i. saralı. i. edeb. ılıman (iklim). kafas ında canlandırmak. epik. sara hastalığına özgü. eşit olmak: Two plus two equals four. biyokim. apolet. destan. delege. s. 2. i. emsali olmak: No one equals her. İng. sakin. temsilci. laf. salgın. (Yeni Ahit´te yer alan) mektup. sara. çok kısa ömürlü. İki artı iki eşit dört. i. itidal. 1. i. i.. Ekvator Ginesi. s.environment environmental environmentalism environmentalist environs envisage envision envoy envy enzyme epaulet epaulette ephemeral epic epicenter epidemic epidermis epigram epilepsy epileptic epilog epilogue Epiphany episcopal episode episodic Epistle epistle epitaph epithet epitome epoch Epsom salts equable equal equal equal sign equalise equality equalize equanimity equate equation equator Equatorial equatorial Equatorial Guinea i. i. epik.. i. 2. bak. s.

1. gözünden kaçmak. eşkenar: equilateral triangle. silmek. s. kaçamaklı. 1. firar etmek. istikrars ız. paçayı kurtarmak. s. kurtulmak.. Eritre. 3. patlak vermek. dimdik. a şındırmak. kurmak. (çoğ. Ekvator Ginesi´ne özgü. (yanarda ğ) püskürme. f. Ekvator Gineli. 2. silinmiş yer. dikelmiş. etme. ne evet ne de hayır demek.´ni) dikmek.´ni) zıştırmak. ayakta duran. 2. 1. çok geçmeden. kaç ış. aşındırma. --s/er. s. bilgin. yapmak. --ping) donatmak. ılım.. Napolyon´un atlı ayn ı mesafede olan. 1. iki anlama gelebilen. birinin pençesinden . adalet. i. Eritrea. muh. 1. bundan önce. kökünden söküp atmak. i. ça ğ. f. tıb. 1. birden değişiveren. jeol. eşitlik. penisin i. (--ped. hatalı. gidermek.o. 2. i.´ni) yükseltmek. âlim. 3. ıyürüyen merdiven. donatım. i. bağ. (heykel. firar. sertle i. f.. macera.´s grasp i. Eritrealı. f. i. 2. dik. erotik. 2. Ekvator Gineli. silinti. i. i. 1. atlatmak.b. jeol.b. hata etmek. 2. devir. aşınmak. ayak işi. anlaşmazlık v. 1. s. k i. 1. Eritrealı.mine) ermin. edat. (yanarda ğ) püskürmek. 2. Eritrea. eşit uzaklıkta. aşındırıcı. 2. yapma. aya ğa kalkmış. denge. dikilmiş. yanlışlık. s. hata. 2. kaçmak. yanlış. s. 1. muvazene. s. çok bilgili. 1. akl ından çıkmak. bilginlik. i. yanlış. döküntü. şiir evvel.b. erozyon.Equatorial Guinean equestrian equidistant equilateral equilibrium equinox equip equipment equitable equity equivalence equivalent equivocal equivocate era eradicate erase eraser erasure ere ere long ere now erect erection Eritrea Eritrean ermine erode erosion erosive erotic eroticism err errand errand boy erratic erroneous error erudite erudition erupt eruption escalate escalator escapade escape escape from s.b. s. direk. dengesiz. (heykel. gereçler. 3. 2. 2. s. şa a etmek. f. in in ş ş mesi. v. i. 1. f. özsermaye. adaletli. i. kızışmak. kaçamaklı konuşmak. i.. eşkenar üçgen. kurma. f. i. gün tün eşitliği. i. tic. 1. s.´ni) dikme. f. as. s. Ekvator Ginesi. (sava ş. ayakçı. i. i. 3. f. ayak işlerine bakan kimse. s. Eritrea´ya özgü. 2. 2. kaçma. erotizm. f. önce. direk v.kurtulmak. adil. i. a şınma. âlimlik. 2. atlı (heykel/portre): an equestrian statue of Napoleon heykeli. yok etmek. (fiyat v. i. biniciliğe ait. s. 1. patlak verme. s. yükselmek. net varl ık. gökb. i. yok etmek. silgi. ekinoks.

Eskimoca. ufak bir gruba özgü. 1. deneme. birbirinden ayr ılmış. İng. soğutmak. 2. naneruhu. s. i. i. i. i. yapmaya kalk ışmak.. -den kaçınmak. f. 2. s. (koruma/gözetim için) e şlik eden... casusluk. i. olağandışı. 2. (es´t ımît) tahmin. İng. İng. f. -den sak ınmak. s. ıtır. esans. müessese. ayrı yaşayan. özel. deneme (bir düzyaz f. kurum. i. kestirmek. 2. nadir. i. malikâne. insana gündelik hayat ı ve dertlerini unutturan çok sürükleyici (roman/film). f. Eskimo köpe ği. 2. 1. bat ıni. anat. s. özellikle. i. i. 3. kurma. ı. Estonya. f.s. gezinti yeri. araların s. aesthete. temel. ve benzeri. f. i. kavalyelik etmek. Estonya´ya özgü. ğerlendirme. bak. itibarlı. esas. f. yapmaya kalkışma. desteklemek. vesaire. Esq. mektup zarfı üzerine isim ve soyadından sonra kısaltılarak yazılan ına gelenı bir unvan: Marmaduke Wigglesworth. steyşın. 2. (es´tımeyt) 1. Eskimo. 2. 1. ğerlendirmek. ve “bay” anlam türü). bence. k ıs. bilhassa. denemek. öz. saygıdeğer. i. -e sayg ı duymak. 3. 2. aslında. ekspreso kahve.. destekleme. itibar. saptamak. hususi. aestival. coğr. eşlik edenler. 1. 1. ancak ufak bir grupça bilinen. s. 2. tespit etme. şılmas ı zor. z. de fikir. (korumak/gözetmek amac ıyla) eşlik etmek. gerekli. 2. 2. k ıs. ünce: in my estimation benim de gözümde. tespit etmek. tereke. s. Estonyalı. kestirme. Eskimoca. tespit edilme.. esas. .. 1. Estonya. s. takdir.escapist eschew escort escort escort vessel escutcheon Eskimo Eskimo dog esophagus esoteric especial especially espionage esplanade espousal espouse espresso esprit esprit de corps Esq Esquire essay essay essence essence/spirit of peppermint essential essentially establish establishment estate estate agent estate car esteem esthete esthetic estimable estimate estimation estival Estonia Estonian estrange estranged estuary et cetera etc etch s. z. gezi. kuruluş. v. (k ıymetini) takdir etmek. i.b. i. f. armalı kalkan. içrek. i. i. Estçe. ekspreso. 1. Estonyal f. i. 1. anla s. emlakçı. kurmak. 1. 4. (bir grup içindeki) birlik ruhu. saygı. b ırakıt. tahmin etmek. i. i. 2.. huk. 1. i. düş1. aesthetic. as ıl. Eskimo dili. 1. kavalye.ı açmak. Estçe. 3.. v. refakat gemisi. 2. (desen hakketmek için) (madeni bir yüzeyi) asitle oymak. Esquire. 2. haliç.. as ıl. i. Eskimo. kurulu ş. i. temel. yemek borusu. i. i. 2. gizli inançları olan.. (birisi hakk ındaki) bana göre. bak. kordon. ana. et cetera. 1. 1. bak. zaruri.

1. etik.. i. değerlendirme. ses ahengi. . buharla ştırıcı. hararetli. övmek. ebediyen. f. ebediyet. İng. etnografya. 2. törebilim.o. göksel.. s. (bir yeri) boşaltma. methiye. lokmanruhu. Etyopya. bir mesaj ı yaymaya çalışan kimse. çal mesaj3. buharlaşmak. i. f. ebedi ve ezeli. östaki borusu. de ğerler sistemi. Avrupalı. boşaltım. görgü kurallar ı. s. Etiyopyalı. i. (insanlar ı) (bir yerden) almak. İncil´e ait. İncil´de bulunan. s. semavi. buharlaştırma. değer ve inançlar sistemi. i. f. İncil´in ına uyan/sad ık. edebi kelam. i. i. the European Union. İncil´in f.t. rsakları)ı)bo şaltmak. z. ahlaki. götürmek. Etiyopya. kökenbilim. i. değerlendirmek. i. hadım. 1. Avrupa. i. evaporatör. k ıs. Avrasya. (bir bahaneyle) kendini (bir yükümlülükten) kurtarmak. 2. ı. i. (birinin sorusuna. i. (ba f.. s. i. 1. (bir yeri) boşaltmak.ğı (insanlar ğı rsaklar ı) boşaltma. yaklaşım v. f. etimolojik. eter. etimoloji. s. İncil´in mesajını yaymaya ışan kimse. ınıbelirli bildirmek/ö ğretmek/yaymak. (ba (bir yerden) alma. son derece Protestanca (bir ö ğreti. örtmece. okaliptüs. s. 1.etch a design on etching eternal eternally eternity ether ethereal ethic ethical ethics Ethiopia Ethiopian ethnic ethnography ethnology ethos etiquette etymological etymology EU eucalyptus Eucharist eulogise eulogize eulogy eunuch euphemism euphony Euphrates Eur Eurasia Europe European Eustachian tube evacuate evacuation evade evaluate evaluate s. anat. i. 3. kökenbilimsel. i. Habeş. s. i. i. ahlak sistemi. Habe şistan. İng. i. European. 2. dünya görüşü. Avrupa´ya özgü. i. i. 1. Avrupai.b. Avrupa. buharla şma. Habeş. bak. ruh. ateşli vaazlar veren gezici Protestan. kim. i. daima. Etyopya´ya özgü. 2.). ölümsüz. asitle oyulmu ş resim. evangelize. ateşli. i. Etyopyalı. Europe./s. eulogize. i. i. birine) cevap vermekten kaçmak. f. etnoloji. i. Etyopya. 1. ahlak bilimi. 2. on his/her/its own merits evaluation evangelical evangelise evangelist evangelize evaporate evaporation evaporator asitle oyarak (madeni bir yüzeye) desen hakketmek. mesaj bak. etik.. etnik. adabımuaşeret. övgü. -den kurtulmak. i. i. i. buharla ştırmak.. ba şı ve sonu olmayan. i. birini/bir şeyi kendi yeteneklerine/özelliklerine göre değerlendirmek. 3. k ıs. 2. Etyopyal s. (bir f. 2. boş altım. 1.

Ondan sonra hep mutlu şadılar. çal ız. her gün. ihtimal. her. ile son bulmak. gece elbisesi.” “Olsun. in ile sonuçlanmak. tarafs i.. hatta. 2. vaka. herhangi bir kimse. her bir. düzle z. 2. 2. ak şam. i. arife gecesi. hadise. sürekli. birkaç günde bir. kaçamaklı. s. -diğ i halde: Even he studied hard. 1. hadiseli. yine de. ebediyen. günaşırı. 3. sonunda. he de couldn´t pass -e rağbuying. ara s ıra. ak şam gazetesi. er geç. başkaları. her günkü. güna şırı. i. Yapt ıkları her hatarada ırlıyor. arada bir. arada bir. (bir işte) yan çizen. her iki kişiden biri.evasion evasive eve even even even if even so even so even though evenhanded evening evening dress evening paper event even-tempered eventful eventual eventuality eventually eventuate ever ever after ever changing evergreen everlasting evermore every every few days every four days every inch every jot and tittle every man jack every now and then/every now and again every once in a while every one every other day every other day every other day every other person every single every so often every which way everybody everybody else everyday Everyman everyone i. ilelebet. her: She remembers every single mistake they made. s. daima.” “Even so. her dem taze (ağaç/çalı). 4. 3. meydana gelmek. cevap vermekten kaçan. i. herkes. 1. bir düzeyde. it´s still yanlışlar var. iki günde bir. f. (bir bahaneyle) kendini bir yükümlülükten kurtarma. dikkat eder. yapra ğını dökmeyen. zam. s. nihai. gün aşırı. tepeden tırnağa. i. i. 1. engebesiz.sırada. 2. olsa bile. sokaktaki adam. i. z. çok dayan ıklı. s. her biri. ştirmek. kör olası: You and your everlasting typewriter! Sen ve senin kör olas ı daktilon! z. Çok yans ız. s. smokin. s. hep: They lived happily ever after. her tarafa. yine de. 3. öbürleri. gene de. olaylı. en ufak her şey: She´s particular about every jot and tittle. k. frak. temkinli. itidal sahibi. s.” the exam. iki günde bir. s. olmak. gene de: “That book contains some mistakes. 1. En ufak noktaya herkes. olay. ak şam. itidalli. dili her yöne. arife. f. er geç olan. ya daima de ğişen. zam. hatay ara sııra. z. 2. 1. yine almaya worth “O kitapta baz ıthough men.ıştığı halde sınavı veremedi. bile. nihayet. tuvalet. dört günde bir. sonsuz. s. düzlemek. düz. herkes. çift (say ı). tam (sayı). -den kurtulma. 2. . en sonunda olan. tesviye etmek. 1. s. hiç: Have you ever been to Eyüp? Hiç Eyüp´e gittin mi? ondan sonra.

tahliye ettirme. ulu. 2. eksiksizlik. i. yavaş yavaş gelişmek. i. except. çok. tam. 1. yavaş yavaş geliştirmek. z. i. i. evrimsel. açığa vurmak. tahliye ettirmek. s ınav. huk. 3. s. her yerde. her yer. hatas ız. f. 2. 1. s. k ızgınlık. z. huk. geçmek. example. imtihan eden kimse. i. kötülük eden kimse. 2. 1. 1. ekskavatör. i. incelemek. sorguya çekmek. a şmak. examination. şer. i. kötülük. 2. kesin. i. f. abartma. şerir. mübalağa. eksiksizlik. sorguya çeken kimse. 4. yüce. sorgu. f.everything everywhere evict eviction evidence evident evil evil eye evildoer evil-minded evince evocative evoke evolution evolutionary evolutionism evolutionist evolve ewe ewer ex exacerbate exact exact exacting exactitude exactly exactness exaggerate exaggerated exaggeration exalt exaltation exalted exam examination examine examiner example exasperate exasperation excavate excavation excavator exceed exceedingly excel zam. ibrik. 2. f. açık. s. imtihan. abartılmış.. çileden ç ıkarmak. örnek. i. tamamen. k. evrim. 1. i. kötü niyetli. s. i. birtakım çağrışımlar yapan. zorla/tehditle almak. i. i. f. imtihan. f. abartmak.. f. dikkatle gözden geçirmek. kesinlik. işin titizlikle yapılmasını isteyen (kimse). kusursuzluk. f. kazı yapmak. k ıs. i. abart ı. f. yüceltme. 1. s.. s. kazı yeri. kazı. delil. f. 2. huk. s. muayene etmek. hafriyat yapmak. i. belli. dişi koyun. titizlik isteyen (bir i ş). doğru (bir şey). daha kötü bir duruma sokmak. çok kötü. . i. her şey. i. dili s ınav. kazıyıp ortaya çıkarmak. co şkunluk. mübalağalı. kesinlik. 2. tam. f. i. i. yüceltmek. (--led. marya. aynen. kanıt. evrimci. (kötü durumdaki bir şeyi) artırmak. abartılı. s. göstermek. her yere. çok kızdırmak. --ling) -den üstün olmak. evrimcilik. z. f. huk. şerir. kem göz. s. koparmak. çağrıştırmak. misal. kazı makinesi. vecit. mübala ğa etmek. f. 1. huk. göstermek. son derece. tetkik etmek. fazlas ıyla. kusursuzluk. aklına getirmek. nazar. (of) (birtak ım şeyleri) akla getiren. f. i.

bağ. aşırı olarak. i. olmasayd ı m. (birini) (bir şeyi yapmaktan) muaf tutmak. i. Harun´u bunun ışında tuttu. trampa etmek..... ziyade. s. f. ünlem işareti (!). 2. ancak özel seçilmiş bazı kişilere açık olan. heyecanlı. affedilebilir. except this. 1. heyecanland ırmak. 2. s. s. f. affetmek. i. z. 2. f. ifrat. s. 1. karşılıklı olarak birer el silah atmak. aşırılık. 3. çok iyi. (from) (bir şeyin) dışında bırakılma. f. f. (bir duygu/tepki) s. borsa. tic. mazur görmek. artan. aforoz. 1. dışında. trampa. s. Ekselans: His Excellency Ekselanslar ı. hariç. yumrukla şmak. değiştirme. fazla. (bir şeyin) dışında bırakma. döviz kuru. kambiyo. (vücuttan) ç ıkarmak. özür. z. i. salgılama. i. dayanılmaz derecede acı veren. değiştirilebilir.Excellence excellence Excellency excellent except except except for excepting exception exceptional excerpt excess excessive excessively exchange exchange exchange blows exchange rate exchange shots exchangeable exchequer excise excise excitable excite excited excitedly excitement exciting exclaim exclamation exclamation point/mark exclude exclusion exclusive excommunicate excommunication excrement excrete excretion excruciating excursion excursion ticket excusable excuse excuse excuse from i. i. 2. istisna. pasaj. i. i. kolay tela şa kapılır. i. I´d be there. 3. . gezinti. i. i. i. f. kesip ç ıkarmak. 2. diye bağırmak. heyecan. hariç. . -den ba ş ka: Everyone was there except for him. kolay heyecanlanan. kesmek. a şırı. kiliseden aforoz etmek. mazeret. salg ı. üstün. fazlalık. fazla. d ışı nda. heyecanla. i. 2. k ısa yolculuk. f. ç ığlık atmak. -den başka: He can do everything şmaktan baolmasayd şka her şeyi yapabilir. Excellency. ifrazat. değiş tokuş etmek. f. i. olacakt edat -den ba şka. 2. f. (bir kitaptan/yazıdan) seçilmiş parça. d edat -den ba şka. 1. kışkırtmak. 1. -in dışında tutmak: He excepted Harun from this. dışkı. telefon santralı. i. 1. heyecan verici. ünlem. indirimli gidiş dönüş bileti. s. değiştirmek. (from) -in d ışında bırakmak. except speak Çince konufor ı:Chinese. i. ziyadesiyle. bak. s. s. tüketim vergisi. telaşa vermek. s. ola ğanüstü. mükemmel. üstünlük. dışında. Your Excellency Ekselans. tahrik etmek. uyand ırmak. değiş tokuş. s. Bu ı orada 1.

neşe ve zindelik. çıkış. uygulama. (cin. i. s. (dava sırasında i. i. gitmek. muafiyet. f. fiz. örnek niteliğinde olan. i. f. yerine getirmek. exertion exhale exhaust exhaust exhaust pipe exhausted exhaustion exhaustive exhibit exhibition exhilarate exhilaration exhort exhortation exhume exile exist existence existential existentialism existentialist exit exodus exonerate exorbitant exorcise exotic exp expand Özür dilerim. i. yürütme yetkisi. f. fels. 2. uygulamak. genleşmek. 1. 1. 2. bitkin. i. f. çok yormak. yerine getirme. 2. yönetici. egzoz duman ı. idam etmek. nefes vermek. s. büyümek. (bir duygu veya niteli ği) göstermek. f. örnek. 3. 1. i. s. s. excuse o. 2. hareket ettirmek. icrai. (gayret) sarfetmek. s. i. i. 2. 1. izin istemek. k ıs. s. yaşam. çıkmak. f. egzotik. ba ğışıklık. emek. u ğraşmak. büyütmek. 3. 1. genişlemek. genişletmek. 1. gayret. sürgüne göndermek. idari. fels. 1. f. i./Affedersiniz. 2. 2. s. 2. (güç) kullanmak. ç ıkış. yorgunluk. kullanmak. (bir belge/kan duygu veya niteli ğetmek. i.s. 1. -e örnek olmak. var olmak. cellat. aşırı yüksek. al ıştırma. huk. 3. ıt) ibraz etme. çok ne şelendirip i. yorgun. bitkinlik. tükenme. 1. gayret sarfetmek. yerine getirme. çaba. execute execution executioner executive executive committee executive power executor executory exemplar exemplary exemplify exempt exemption exercise exert exert o. mevcut olmak. yabanc ıl. duman v.b. çok keyiflendirmek. express. 2. 2. f. mezardan ç ıkarmak. teşvik etmek. tüketme. idareci. yürütme kurulu. sergi. sürgün. s. ı. 2.. i. uygulama. 1. i. 1. egzersiz. teşvik etme. uygulamak.. i. i. varolu şçuluk. tüketmek. 2. kullanma. i.´ni) dualarla defetmek. 2. yönetimsel. f.´ni) ç ıkarmak. f. egzoz borusu. 1. çal ıştırmak. i. çıkış. (bir yarg ıyı) infaz etmek. f. i. sergi. egzistansiyalist. kötü ruh v. varolu şçu. 1. 3. egzistansiyalizm. infaz. hayat. çabalamak. 1. f. icra eden. aklamak. fels. varlık.. 3.b.. fahiş (fiyat). 1. (egzoz. varoluş. 1. idam. belge/kan zindeleştirmek. sergilemek./Beni ba ğışlayın. f. genleştirmek. geniş kapsamlı ve ayrıntılı. bütün kuvvetini tüketmek. beraat ettirmek. varolu şsal. ında ıt) ibraz (dava s ıras i) gösterme. i. 2. yöneticiye ait. çıkış kapısı. idam ın infaz (manevra/hareket) yapma. -i örnekle göstermek. sürgün edilen kimse. export. teşvik edici söz. f.Excuse me. s. f.s. egzoz. yerine getirmek. (manevra/hareket) yapmak. bitirmek. s. temize ç ıkarmak. 2. 1. örnek. tükenmiş. . f. huk. 2. 2.

f. kendisinin niye öyle ığınıizah. (belki doğru olmayan şli bir çare. gider. 2. kahramanca davranış. f. 3. incelemek. 1. sona ermek.´ni) çekmek. eksper. acı v. bitiş. inceleme. i. s. i. aç ıklamak. k. masraf hesabı. i. hızland i. (--led. (belki do ğru olmayan fakat) elverişli bir çareye başvurma. f. ştırmak. i. ştirme. ara şifte bulunmak amacıyla) (bir bölgeyi) dolaşmak. tecrübe. deney yapmak. (sıkıntı. sömüren. süresi dolmak. kendi vatan ından başka bir ülkede yaşayan kimse. samimi. geniş. s. f. f. i. dili. i. i. 1. izahat vermek. bilirki şi. i. fakat) elveri ırmak. . i. en ı kötü gerçekle i. sona erme. 2. umut. sarfetmek. izahat vermek. açık bir şekilde. engin. başından geçmek. ç ıkarmak. (ke ş t ı rmak. genle s. kahramanlık. hamile kad ın. 1. sürenin dolmas ı. ölmek. 1. deneme. ara i. s.. 1. gider hesab ı. 2. yanl ış olduğunu göstermek. istismar etmek. atmak. i. genişleyen. explanation explanatory explicable explicate explicit explicitly explode exploit exploit exploitation exploiter exploration explore explorer i. açıklamada bulunmak. sanmak. deneyimli. sömürücü. beklenti. dü şünmek. 2. 3. (özel bir amaçla yap ılan) uzun yolculuk. fiz. genişleme. tecrübe. açıklama. beklenti. çürütmek. masraflı. f. deneysel. bitiş. deneyim. f. büyütme. tecrübeli. sürenin dolmas ı.expanse expansion expansive expat expatriate expect expect the worst expectancy expectant expectant mother expectation expedience expedient expedite expedition expel expend expenditure expense expense account expensive experience experienced experiment experimental expert expertise expiration expire expiry explain explain away explain o. son nefesini vermek. (kendi ç ıkarı için) kullanmak. f. anlatılabilir. (ayrıntılı bir şekilde) açıklamada bulunmak. i. (bir konuyu) şt ırma. beklemek. patlatmak. açıklanabilir.b. 1. 2. s. sarih. sömürü. sona erme. izah etmek. i. genişletme. patlamak. istismar. (keşifte bulunmak amacıyla) (bir bölgeyi) dolaşan kimse. usta. sömürme. sömürmek. z. s. 1. geniş alan. bak. kendisinin ne demek istedi ğini anlatmak. anlatmak. i. 2. pahalı. harcamak. 2. sınırdışı etmek. i. açıkça. açıklayıcı. ümit. 1. kolayla f. 1. --ling) 1. (bahane öne sürerek bir şeyi) mazur/makul göstermek. ümitle bekleyen. i. masraf. davrand izahat. uzmanl ık. s. f. (keşifte bulunmak amacıyla) (bir bölgeyi) dolaşma. genleşme. 2. s. 2. (bir konuyu) f. büyüme. açılan. uzman. f.s. kendi ç ıkarına kullanma. i. expatriate. i. (belki do ğru olmayan fakat) elverişli (bir çare).. i. (süre) dolmak. s. (bizzat) ya şamak. (belirli bir alandaki) bilgi. s. beklenen şey. 2. 2. 1. zannetmek. açık. İng. deney. (birinden) (bir şeyin lmasihtimalin ını) beklemek: He expects me to carry out the garbage. kovmak. Benden yap şece ğini ummak. enginlik. i. içten. anlatmak. harcama. masraf.

irticalen. beyan etmek. hafifletici sebepler. maruz kalma. f. ask. ını paylaştığını ş belirtmek. i. dışarıya mal göndermek.ış savunucu.explosion explosion of laughter explosive exponent exponential export export export duty export license exportation exporter expose exposé exposition exposure exposure meter exposure time expound express express express delivery express in other terms express o. 2. sürmek. belli. z. 1. i. f.. s. 1. doğaçtan. 1. ihraç etme. f. s. 2. 1. mat. üstün. uzama. hakkında şiddetli tartışmalar yapılan (konu). sergi. acele posta. kredi v. boyut.b. i. (yüzdeki) ifade. 2. ihracat yapmak. ihracat lisans ı. meramını ifade etmek. i. 2. aç ık. otoyol. süper. maruz b ırakmak. kamula ştırma. açıklamak. 3. aç ıkça. fuar. patlama.b. şiddetli malara yoltaraftar. özel. doğaçlamayla. z. 1. kamula ştırmak. kovulma. oyun v. f. (bir kitap. (filmi) ışıklamak. ekspres (taşıt). paralel. ihracat vergisi. ihracatç ılık. bilhassa. foto. f. maksadını anlatmak. extenuating circumstances huk. geniş. 3. kredi v. başka sözlerle anlatmak. i. üst. aekspresle. poz süresi. for (görü şü/fikri) anlayıp paylaşmak. patlayıcı. maruz b ırakma. ihraç malı. ış için) sergilemek.) verme. i. 4. ekspres. anlatmak. deyim. ihraç etmek. özel ulak. özellikle. 2. irticalen. 1. sergileme. anlamlı. ihraç edilme. ekspres tren. 1. (malı) yurtdışına satmak. d ışsatım. kovma. uzatmak. mat. dağınık düzen.. 3. 1. d ış İng. güzelli s. tıpkı. tam. etkisine açık bırakma. kahkaha tufan ı. doğaçlamayla.The house has a southern exposure. ekspres yol. büyük. ifade etmek.) vermek. infilak. istimlak. uzatma. izah etmek. (yard ım. i. mat. ihracat. ışıklama süresi. s. (yard ım. 2. 5. s. 3. deyim. teşhir etmek. uzatma kablosu. şükranlarını ifade (to) (birine) minnettar/müte etmek. ihraç etme. 2. 3. foto. etkisine açık bırakmak. doğaçtan. 4. (sat açığa vuran makale/kitap. İng. man. sergilemek. herkese duyurmak. ihracatç ı. 2. vurmak. z. üstel. foto. paralel telefon. patlayıcı.b. 1. s. doğaçlamayla söylenen/yapılan. 2. 1. mevcut. 2. acele. acele posta. dışavurum. f. s. f. i. s. silmek. f. f. anlams s. anlat ım. Evin cephesi güneye bak ıyor. üs. i. 1. patlay tart i. 1. yorumlamak. çok büyük (ac ı/mutluluk). ifade.s. gizli işleri i. uzatma kordonu. doğaçlamayla söylenen/yapılan. z. manasız. manalı. (birinin) ac ıs ekkir olduğunu belirtmek. 4. 4. 1. i. ıcı madde. kapsamlı. açabilen (konu).´nin) müstehcen/sak ıncalı bölümlerini çıkarmak. ız. s. f. i. i. ifadesiz. tabir. mükemmel. ifade. 3. uzamak. 2. 2. . pozometre. express one´s sympathy express one´s thanks expression expressionless expressive expressly expressway expropriate expropriation expulsion expunge expurgate exquisite extant extemporaneous extemporaneously extempore extend extended order extension extension cord extensive extent extenuate i. i. çıkarmak. pozlandırma süresi. to (birine) taziyede bulunmak. İng. ince bir ğe sahip. 2. istimlak etmek.

zahiri. çoğ. kökünü kaz ımak. 2. i. 2. (para) karmak. mat. hariç. yabancı (madde/cisim). savurganlık. extol. har vurup harman savurarak. dışlar.. bak. 1. z. abartı. s. i. uçta olan. çok fazla. ruh. 2. ekstrem nokta. i. kurtarmak. (diş) çekme. fazla. uzatmak. d ışdeğerbiçim. 1. z. 1. özet. 1. i. i. önekfevkalade: dışında: extramarital i. canlılık ve neşelilik. (bilgi) almak. sızıntı. fazla: Do you have an extra pencil? Fazla kalemin var m ı? 2. 2. ç ıkarmak. a şırı. çıkmak. aşırılık.. (to) (suçluyu) (suç i şlediği ülkeye) iade etmek/ettirmek. müsrif. f. (haraç) almak. d ışadönüklük. konu d ışı. f. haraçç ı. fahiş (fiyat). söküp atmak. ç ıkarmak. 1. i. 2. dışişleri. 2. yok etmek. çok çal ış! i. savurgan. müsrifçe. mat. sınır. abartılı. 2. ders program ı dışında kalan. f. i. ç ıkarmak. Work extraevlilikd hard! Çok ışı. çok. fevkalade. 2. s.b. dışarı sızan şey. (bir kitap v. s. para s ızdırma. ifrata kaçan kimse. (bitkilerde) gürlük. 1. aşırı uçlar. i. zorla alan kimse. sönmüş yanardağ. i. dış. f. fevkalade. ruhb. s.. i. 2. dış taraf. söyletmek. 3. çok çok. s. ruhb. f. 2. d ışadönük kimse. harici. a şırı. seçmek. i. 5. olağanüstü. öz. suçluların iadesi. i. 1. s. uç. extortioner. yangın söndürme aleti. israf.. 2. insanı haraca kesen. i. 1. z. f. itiraf ettirmek. . the extremities eller ve ayaklar. dış açı. harici.1. s. kökünden sökmek. gür (bitkiler). söndürmek.. (--led. --ling) övmek. 4. ola ğanüstü: extraordinarily beautiful fevkalade güzel. haraca kesme. s. ekstrapolasyon. esans. i. (para) s ızdırmak. fazlalık. 1.exterior exterior angle exterminate external external affairs externals extinct extinct volcano extinguish extinguisher extirpate extol extoll extort extortion extortionate extortioner extortionist extra extraextract extract extraction extracurricular extradite extradition extraneous extraordinarily extraordinary extrapolation extravagance extravagant extravagantly extreme extreme case extreme point extremely extremes extremist extremity extricate extroversion extrovert extrude exuberance exuberant exudation s. 2. para sızdıran. 1. aşırı derecede. 1. a şırı. dışadönük. aşırı. 1. aşıt noktası. s.. (özünü/suyunu) ç ıöz. s ınır. 2. uç. i. dış. f. 1. dış. ek ücrete tabi şey.´nden koparmak. mat. olağanüstü bir örnek. f. 1. nesli tükenmiş. bak. imha etmek. s. zorla alma. 1. zorla almak. i. 2. f. 1. 2. 3. i. i. çok canlı ve neşeli. f. s. ç ıkarma. yüzeysel. 2.

anat. kirpik. fa notası. 1. kar tahammül etmek. yüze ait. Friday. göz alıcı şey. gözlük. f. yapmak. doku. surat. 5. göz. göz far ı. göz yuvarlağı. inan ılmaz. sızmak. i. i. i. i. k ıs. masal. 3. yüz. Fellow. folio. i. (bir zaferden sonra) çok sevinmek. al ın. 2. yap ım. f. nominal de ğer. astarlamak. kaplamak. gözalıcı. geom. bünye. tic. yüz masaj ı. anat. yalancı. kadran. February. göz kalemi. f. i. -i cesaretle kar şılamak. efsanevi.. gözyuvas ı. görgü tan ığı. üretim. yüzükoyun. frequency. mad. dili inan ılmaz derecede. itibari değer. 2. şılamak. s. i. i.. ayna. gözyuvar ı. z. 1. göz çukuru. dili 1. i. k ıs. sevinme. güzel kız. 1. k ıs. göz banyosu. kaş kalemi. imal. z. i. kaş. s. yalan söylemek. i. following. i. yüz yüze. üretmek. fine. k. imalatç ı. şakacı. fluid. (karşısındakini) bir durumu oldu ğu gibi kabul edip ona göre davranmak. i. s. çehre. France. (ta şın) yüzünü yontup sindirmek. 1. alımlı. 5. i. yapı. görü ş. uydurmasyon.exude exult exultation eye eye eye shadow eyeball eyebrow eyebrow pencil eye-catching eyeful eyeglasses eyelash eyelid eyeliner eye-opener eyesight eyesocket eyestrain eyewash eyewitness F F f F. sima. i. i. çok güzel. 2. 1. uydurmak. kuma ş. i. i. gözkapa ğı. vaziyeti kurtaran. harika. gözevi. uydurmacı. kolay. süper. 1. i. i. görme duyusu. s. imal etmek. 2. aydınlatıcı/şaşırtıcı olay/haber. F. cephe. karşı sında olmak/durmak. 2. (saatte) mine. 4. 2. yalan. kolayla ştırmak. f fable fabric fabricate fabrication fabricator fabulous fabulously face face face down face the issue face the music face to face face up to face value facedown face-saving facet facetious facial facile facilitate f. 4.. 2. s. olağanüstü. . İngiliz alfabesinin altıncı harfi. f. faseta. fabl. f. s. bakmak. enfes. süper. göz yorgunlu ğu. argo kendisini ele ştirecek/cezalandıracak insanların önüne çıkmak. 1.. süzmek. feminine. ön yüz. 3. göz küresi. k. Fahrenheit. 2. far. façeta. i. 2. yüzüstü. (bir duruma) dayanmak. i. müz. dokuma. 1. 3. yüz. bez. i.

fayans. sarışın.o. oldukça: fairly big oldukça büyük. s. 1. i. TV kararmak.. i. (özel bir) hizmet. âdeta: He flew down the stairs. i. kopya. fuar. s. fiyasko. al i. 2. yeti.. adaletli/adil bir şekilde. Gelmedi. uygun rüzgâr.. kusur. açık tenli. (--ged. dili fena olmayan. iflas etmek. hizipler aras ı. TV aç ılma. birinin tur şusunu çıkarmak. 1. öğ retmen (bir bir) üniversitenin) tüm öğretim ılarda) ön yüz. baygınlık. i. sin. TV aç ılmak. 1. solmak. ık. s. duyum. argo homoseksüel erkek.. iflas. ğinde/ibelirsiz. 1. uydurma. etmen. çekingen. duyu.. i. s. ıza: power mesle 2. yapmayış. s.. 1. Merdivenlerden âdeta indi. 1. hizip. çarpanlara ırmak. 2. sınıfta kalmak.fairly adaletlilik. 1. faktör. temiz (kopya). s. i. 2. kanıt toplayan.. i. güzellik. i. 4. peri gibi. zayıf. dürüstçe. He failed to come. 1. servis. 5. kabiliyet. s. çalı çırpı demeti.. becerememek. ekilde. 2. ihmal. f. kurallara uygun. sınıfta i. 2. f. başaramamak. i. 3. feces. İng. 3. 3. 3. s. 2. 2. grup. 1. z. yap ım. aksi takdirde. kolaylık. 1. ibne. okulun)2.. sahte. (yap ş .facility facsimile fact fact-finding faction factional factionalism factious factitious factor factor cost factory factual faculty façade fad fade fade away fade in fade out fade-in fade-out faecal faeces fag fag s. adaletli. hizipçi.ılm tıpk i. i. güçten dü şmek. 6. 4. etken. ay tic. yüreksiz. edat olmad ığı takdirde. kuvveti kesilmek. sin. tambölen. beceremeyiş. kavgac ı. donuk. ar bay ılmak. i. k. İng. 1. out fagot Fahrenheit faience fail failing failing failing that failure faint fainthearted faintness fair fair fair and square fair game fair to middling fair wind fairground fairly fairness fairy i. bay ılma. i. faks. görünü i. 2. geçici bir moda/heves. 2. rengi atmak. i. (açıkta olan) fuar yeri. ş hayatında hiç şarıın. s. f. 3. (gerçe ği kadrosu. peri. kurallara uygunluk. bayılma. mat. başarısızlık. zaaf. yetenek. mat. perilere ait. i. (bir ö ğretim kurumundaki) personeli. s. i. ıkşve güne şli (hava). 4. (özel bir hizmet için ışı)bas tesis. sin. yetenek. bak. maskeleyen dış i.. adil.. yer. 1. 2. faktör fiyat ı. soldurmak. hizipçilik. 4. 1. 4. fena olmayan. gerçeklere dayanan. 3. oldukça iyi. . açıuçarak k tenlilik. güzel.ba bayg i.5. fair-weather friend iyi gün dostu. çini. i. yavaş yavaş yok olmak. dürüstaç bir kolaylıkla eleştirilebilecek veya alay konusu olabilecek kimse/durum. fabrika. faksimile. (bir ön cephe.. 7. sar ışınl ı ml ı l ı k. fuar alanı. bak. baygınlık. fahrenhayt. f. 2. 2. --ging) birini çok yormak. gerçek. s. TV kararma. fecal. çarpan. i. f. 1. sin. gösteremeyen kimse.

ş (kale) zaptolunmak. aldatıcı. me. dolandırıcı.en) 1. i. ask. s. 3. aldatılmak. 2. üçkâğıtçı. 3. 2. 3. f. şmek. din. k. yüzüstü dü şmek. uykuya dalmak. bayılmak. 2. 4. -e kapılmak. -e sald ırmak. sadık olmayan. itikat. düşmek. s. uydurma. vefakâr. keriz. 1. dili işi bırakmak. sıradan çıkmak. çekilmek. şahin. 1. geri çekilmek. 2. 1. oldubitti. iman. sonbahar. 5. ısı v. çökme. sadakatsiz. kavga etmek. fall overboard fall prey to fall prostrate peri masalı. s. gerilemek. azalmak. yıkılmak. -in tutsağı olmak. 1. dolandırılan kimse. terkedilmek. 6. vefas ız. uydurmak. kendini çok istekli göstermek. 2. fall. (fiyat. sahte bir şey. çökmek. Hz. yüzükoyun kapaklanmak. hataya dü şmek. sıyrılmak. inanç. geri kalmak. düşüş. âşık olmak. başkasının cezasını çeken kimse. s ıraya girmek. işten vazgeçmek. hastalanmak. dü şmek. adı kötüye çıkmak. umulan ra ğbeti hiç görmemek. i. sava şırken ölmek. (fell. doğan. yağmak. uykuya dalmak. i. ask. -e hücum etmek. emrivaki. k. . itimat. sözüne sad ık. bozulmak.´nde) düşüş. gözden dü şmek. i. ıatlatmak. üçkâğıtçı. güre ş düşüş. kullanılmaz olmak. dü 5. (gemiden) denize dü şmek. f. kapanmak. dü şmek. 2. tuzağa düşmek. başarmak. ile çatışmak. This month the twentieth fell on a Friday. sahtekâr. Bu ay ğının üstüne dürastlad şmek. güz. i. enayi.s. güven. dört aya 1. düşmek. bırakılmak. sadık. sadakat. i. dili -in pençesine dü şmek. (güvenilecek bir kimseye/yere) ba şvurmak. dizilmek. 6. Âdem ve Havva´n ın işlediği günah ve sonuçları. ın yirmisi cumaya . olupbitti. dökülmek.b. yağış 4. 1. vefakârlık. fenalık geçirerek yere düşmek. 2. 3. talep. i. bozu şmak.fairy tale fait accompli faith faithful faithful to his word faithfulness faithless fake faker falcon fall fall fall asleep fall asleep fall away fall back fall back on fall back upon fall behind fall by the wayside fall down fall down fall down in a fit fall flat fall for fall foul of fall guy fall ill fall in fall in battle fall in love fall into a trap fall into disfavor fall into disrepute fall into disuse fall into error fall into the clutches of fall of man/the Fall fall off fall on fall on one´s feet fall out fall over fall over o. 2. dü . sahte. çok beğenmek. (çare olarak) -e ba şvurmak. argo 1.

(hesap. -e kurban gitmek. alageyik. s. iyi . i. His face fell. ayk f. nam. yanlış fikirlere dayanan. 2. ünlü. me şhur. (ses) titremek. s. f. 1. samimi. Suratı ıldı. soyağacı. dü yeme -e saldırmak. çağlayan.şbak. şöhret. ev bark sahibi. vefas ız. tereddüt sendeleyerek yürümek. umdu ğu gibi çıkmamak. laubalilik. zool. s. k ıtlık. devetüyü rengi. Gözü bana ilişti. (bir şeyi) herkese tanıtmak.fall short fall short fall sick fall through fall through fall to fall upon fall victim to fall/be in love with fallacious fallacy fallen fallen woman fallible falling star fallout fallow fallow fallow deer falls false false pride false step false teeth falsehood falseness falsify falter fame famed familial familiar familiarise familiarity familiarize familiarize o. 4. Benim payıma düştü. sahte. . tanıdık. dili suya dü şmek. (bir şey) hakkında bilgi edinmek. fall. s. ailevi. çarp f. 2. 2. s ığın. kayıt. f. etmek. yanlış davranış. s. f. 1. 1. güvenilmez. aile muhiti. It fell to my lot. suya düşmek. i. familya. tanınmış. teklifsizlik. ünlü. çoluk çocuk.. çürük. aile adı. soyadı. bildik. 1. açlık. sahtelik. s. 2.. yalan söyleme.. akrabalar. yetmemek. aile planlamas ı. aile çevresi. bak. şelale. f. iyi bilinen. -e âşık olmak. fahişe. with family family circle family man family name family name family planning family tree famine famish famous famously (of) 1. z. s.b. aile. 1. ün. (of) yeterli olmamak. devetüyü. mantık kurallarına ırı sav. s. yanıltmaca. 2. i. i. gerçekleşmemek. 1. eksik gelmek. i. His eye fell upon me. samimiyet. yalan. aile babas ı. bot. yanlış düşünce/inanç. arkada familiarize. belge v. ekilmemiş. aşinalık. soyadı. 3. s. şecere. radyoaktif serpinti. temelsiz. dü şmek. sendelemek. gerçekleşememek: The plan fell through. gücünü/hızını kaybetmek. safsata. i. aşina. -e koyulmak. k. falso. 2. azalmak. dili çok iyi. me şhur. nadasa b ırakılmış. Plan suya ştü. man. 2. aileye ait. İng. 1. boş gurur. 2. ğe/savaşa başlamak.s.. i. (gerçekleri) ıtmak. as i.´nde) tahrifat yapmak. iyi tan ınan. akanyıldız. i. 2. hastalanmak. k. 1. 3. düşmüş kadın. hataya düşebilir. takma dişler. teklifsiz. -e başlamak. yanılabilir.. titrek bir sesle i.

uzaklara yayılmış.. pervane kanad ı. yılanın zehirli dişi. s.: He´s far and away the best. istemek. 1. f. fanatik. 2. -den uzak. çiftçi. kaliteli (g ıda f. 2. yelpaze. 1. ışı.. i. 2. f.. 1. yemekler. i. 3. fang fanny fantastic fantasy far far afield far and away Far from it. ak ıl ışı 4. çiftçilik. i. 1. hayal gücü. (öbürlerinden) kat kat daha .şgerçekd z. vantilatör. kaba osuruk. s. i. sını rs. bak. Onun için kötüydü.. inan ılmayacak kadar büyük (miktar). i. lüks. beysbol meraklkay mak. 2. i. (yırtıcı hayvanlarda) köpekdişi. süper. i. körüklemek. çiftlik. farthest. ba ğnaz.. ba ğnaz. yelpaze biçimindeki herhangi bir şey. dili k ıç. s.. fantezi. 1. 1. 3. s. k. i. hipermetrop. s. (birisi) için kötü olmak: He fared badly. 2. ak ıldışı lem. fantezi. (--ned. s. k ışkırtmak. hayalperest. 1. 1. far off faraway farce farcical fare fare fare badly fare well farewell farewell dinner far-famed farfetched far-flung farina farm farm farmer farmhand farmhouse farming farmost farmstead farmyard far-reaching farsighted fart i. s. 2. dü şünmek. yol paras ı. osurmak./Bilakis. balosu. ırgat. i. almaz. 2. mutaassıp. dü şlem. Öbürlerinden kat katNe daha iyi. taksi müşterisi. 2. hayal etmek. 3. ileri görü şlü. çiftçilik yapmak. çok süslü. f. fars. 1. çok me şhur. uzakta: He´s never journeyed far from Istanbul. s. dalg ın (bakış). k ıyafet hayallerinde kendini ( şöyle veya böyle) görmek. k. tiy. hayal. Hayranlar ınızdandır. düşlemsel. i. Uzağa dışında. s.s. 1. i. müz. 1. --ning) yelpazelemek.ız hayal veya hayali. çiftlik evi. çok kişi veya şeyi etkileyen. hayali. bilet ücreti. üstün maddeleri). saçmal ık. çiftlik binalar ı arasındaki meydan. enfes. -den hoşlanmak. s. i. pervane mak. gerçek payı çok az olan. fantastik. 1. tıb. f. i. fanatik.fan fan fan fan belt fan blade fan the flames fanatic fanatical fanciful fancy fancy fancy dress ball fancy o. 4. (birisi) için iyi gitmek. harika. . 2. gülünç. yiyecekler. zannetmek. maskaralık. 2. i. ünlem Elveda! i. dili münasebet. veda. s.. 2./Tersine. irmik. hayal gücü. 2. çok uzak. popo. s. uzak. 1. i. öngörülü. i. 3. baseball fan ısı. dili hayran: She´s one of your fans. çiftlik ve içindeki binalar. They didn´t go far. rençper. çiftlik avlusu. dü. 3. fantezi. uza ğa. mutaassıp. veda yeme ği. sanmak. k. s. i. İkonu stanbul´dan uzağa hiç seyahat etmedi.

çok ilginç.farther farthermost farthest farthing fascicle fascinate fascinating fascination fascism fascist fashion fashion designer fashion model fashion show fashionable fast fast fast asleep fast color fast food fast lane fastback fasten fasten on/upon fasten the blame on s. yormak. 2. rağbette olan. sabitlik derecesi. (birinin) ilgisini/merak ını çok çekmek. semirtmek. kaderci. fatalist. i. mukadderat. 3. İng. peder. daha ilerdeki. fatalizm. suçu birine yüklemek. 1. oruç. tez.o. öldürücülük. kayınpeder. korunak. baba. kavramak. hızlı yaşayan. en uza ğa.. --test) 1. i. bağ. 3. s. tutturulmak. 2. en ilerde. f. 2. en uzak. 1. çengellemek. alınyazısı. i. pizza gibi) hazır yiyecekler. ücra yer. fatalist. i. 1. 2. i. 1. s. f. 3. (otoyolda) sürat i. i. -i kafasına takmak. s. on (gözü) (bir yere) dikmek. daha ötedeki. moda. i. z. i. şekil. i. vahim. şişmanlatmak. en ötede. f. i. 1. kalın. fastener fastidious fastness fat fat cat fatal fatalism fatalist fatalistic fatality fate fated fateful father Father Father Christmas father-in-law fatherland fatherless fathom fatigue fatten s. z. 1. f. şişman. f. arka kaportas ı yatık spor araba. i. hızlı. 4. şişmanlamak. 1. kaderci. çabuk. Peder (papazlara verilen unvan). s. 3. i. s. kadercilik. kaderde olan. yağ. faşizm. . f. bitkinlik. 2. 2. s. moda olan. çengelle bağlamak. titiz. Noel Baba. revaçta olan. i. s. kulaç (uzunluk ölçü birimi). tutturmak. fatalite. daha uzak. kader. -e tak ılmak. uçarı. argo zengin adam. s. şık. en uzak. yazg ıcı. i. şrep. fast-food restaurant hazır yiyecek satan lokanta. daha uzaktaki. i. iskandil etmek. ölümcül. en uzakta. hafifme ış. anlamak. süratli. yazg ı. ölümcüllük. 2. anavatan. kopça. seri. sabit (renk). bağlamak. yazg ıcı. s. suçu birinin üstüne atmak. modac ı. 1. öldürücü. zor be ğenen. f. 1. biçim. yağlı. babas ız. faşist. öteki. i. (hamburger. 2. 2. büyük merak. bağlanmak. solmaz. (kuma ş boyası için) sabitlik. yapmak. i. mahfuz yer. 2. (--ter. bağlayan şey. dolgun. fasikül. 1. en ötedeki. 2. manken. oruç tutmak. derin uykuya dalm solmaz renk. tarz. s. s. 1. şekil vermek. yorgunluk. defile. s. cazibe. 2. vahim. i. çeyrek peni (eski bir İngiliz parası). çok enteresan. i. şeridi. s. -e saplanmak. üstünde durmak. yazg ıcılık. ötedeki. i. çıtçıt. (kaza sonucu olan) ölüm. semiz. anayurt. semirmek.

s. s.. falso.. i. s. f. k. k ıs. pot. mümkün. yanlışsızlık. dalkavukluk etmek. iyilik. (cesaret veya bedensel i. s. i. fakslamak. alageyik yavrusu. 4. korkunç. kırık. i. noksans ızlık. 2. yüz hatları. şubat. i. 1. korkak. 1. faks makinesi. faks. korkusuzca. yağlı. -de önemli bir rolü olmak: This ıs. hediye. korku veren. i. 2. gözü pek. 1. bak.. çok sevilen. bak. özellik. lütuf. 3.bulmak. bayram. faks. 1. korkunç. 1. budalalık. i. 1. korkusuzluk. 1. f. yortu. kuş beyinli. i. 2. tarafını tutmak. sima. fauna. korku. gözde. 2. f. ço ğ. i. f.. budalaca. . . 2. noksans i. 1. yanl ış. doyas ıya yemek. i. February. s. hebennekalık. tüy takmak. 1.davete uygun. sevgi. ku ştüyü ile kaplamak. ziyafet. 2. tenis servis hatasıı z. favori. s. 3. verilen) ho şa giden. 2. 1. f. dili etkilemek: It didn´t faze him at all. şişko. k i. f. kuştüyü yatak. güç isteyen) ba şarı. s. 1. musluk. 2. sa ğlam bir temele dayanmayan. f. s. f. yağ asidi. yar ıı r. i. jeol. tüys ıklet. 1. 4. 2. uzun makale. korkusuz.fatty fatty acid fatuity fatuous faucet fault faultless faultlessness faulty fauna faux pas fava fava bean favor favorable favorite favoritism favour fawn fawn fax faze FBI fear fear fear the worst fearful fearless fearlessly fearlessness fearsome feasibility feasibility study feasible feast feat feather feather feather bed feather one´s nest featherbrained feathered featherweight feature Feb February fecal s. i. s.kat müsait. kusursuz. i. yüz. uygulanabilir. ziyafette yiyip içmek. (birinin karakterinde) kusur. i. ziyafet vermek. yılmaz. i. 1. tercih (bir s. favor. as ıl film. beğenme. kay i. 2. fizibilite. -de kusur fay. noksan. broad bean. ıc ılıen k. çoğ. the Federal Bureau of Investigation. 5. en kötü ihtimalin gerçekle şmesinden korkmak. 2. --s (fô´nız)/--e (fô´ni) i. kusurlu. 2. i. yap ılabilirlik. Hrist. Onu hiç etkilemedi.. tüylü. k.. s. korkmak. z. s. sempati. kendini ak ıllı sanan budala. çok sevilen kimse/ şey. f. i. yap ılabilir. f. fizibilite raporu. sar ımsı kahverengi. tüy. broad bean. yanl ışsız. ılanlara ufak iyi. 2. onay. kazanacağına inanılan ışç s. yüzdeki organlardan biri. i. geyik yavrusu. hebenneka. aşağ. 1.4. 2. yaltaklanmak. çehre. sevgili. defolu. kim. 2. 1. dehşetli. dobiş. gözde. kabahat. faksla gelen mesaj. yılmadan. favori. çürük. İng. iltimas. bak. direy. dili küpünü doldurmak. dışkıya ait. 1. kayırma. 3.

yemek vermek. ücret. on ile beslemek. s. i. i. giriş ücreti... dili baya ğı sarhoş olmak. coşmak. i. kuvvetsizce. f. feed. hafifçe.s. 2. yemlik. i. yemek.. morali bozuk olmak. fidbek. fiz.feces feckless fed federal federalise federalism federalist federalize federate federation fedora fee feeble feeble-minded feebleness feebly feed feed feedback feedbag feeder feeding bottle feel feel feel an affinity for feel at ease feel at home feel bad feel for feel giddy feel in one´s bones feel keenly feel like a fish out of water feel like doing feel like o. 3. yad ırgamamak.. obliged to feel one´s oats feel one´s oats feel one´s way feel pity for feel queasy feel rotten feel shame feel sick at/about i. 2. s. ongyemek. 2. (felt) 1. i. s. zayıf bir şekilde. sudan/denizden ç ıkmış balığa dönmek. f. ile beslenmek. kendini beğenmek. 4. kendini iyi hissetmek. içine doğmak. 2. geribesleme. geribildirim. doktor ücreti. hissetmek. (hayvan) beslenmek. kuvvetsizlik. canı yapmak istemek. k. dili 1. 3. f. 1.. pol. duymak: I feeldokununca good. beceriksiz. çok ihtiyatlı davranmak. 1. zayıf. cansız. başı dönmek. illallah demek. 2. 2. kuvvetsiz.s. i. k ıpır kıpır olmak. i. yem kab ı. elinden i ş gelmeyen. . bak. keyfi olmamak. i. zayıflık. kendini rahat hissetmek. f. içi rahat etmek. (devletleri) federasyon haline getirmek. 1. 2. beslemek. -e çok üzgün olmak. -e ac ımak. f. 2. (fed) 1. fötr şapka. yem. federalizm. 2.. federasyon haline getirmek. yiyecek. federasyon. el sürmek. feel low feel no pain feel no pain feel o. federalize. i. federal. bak. dışkı. amirane tavırlar içinde olmak. dokunma.. . yerinde duramamak. z. kendini (bir şeyi yapmaya) mecbur hissetmek. kuvvetle hissetmek. i. el yordam ıyla ilerlemek. kendini tur şu gibi hissetmek. Kendimi iyiırd hissediyorum. 2. be fed up with argo -den b ıkmış olmak. yedirmek. 1. 1. gibi uyand ığı) his. argo sarho ş olmak. federalist. -in çektiklerini anlamak. midesi bulanmak. (for) -den utanç duymak. zayıf. yem torbas ı. elleri ile yoklamak. dili üzülmek. k. 1. dokunmak. k. f. vizite. (bir şeyin (birini) çok çekici bulmak. i. s. İng. birinin bir şey hakkındaki düşündükleri/izlenimleri. geri zekâlı. 4. s. ıda. kendini iyi hissetmemek. 1. anlamak. fötr. zilzurna sarhoş olmak. biberon.

dişi. f. intihar etme arzusu duymak. i. eskrim. i. i. mesut. fend off fender fennel fenugreek ferment utanmak. f. foot. -i uzakla ştırmak. raziyane. huk. keçe. adam.. çemen. kendini geçindirmek. (bir şey yapmayı) çok istemek: He suddenly got the urge to make money. suçlu. huk. 1. min. çit. feminist. i. merak etmek.. mutlu. burs. arkadaş. i. i. 1.s. i. arkada şlık. ask. i... uygun. 2. yan ıltma hareketi. i. 1. üzülmek. midesi bulanmak. 2. fall. mayalanma. f. bataklık. 2. yanıltma hareketi yapmak. 2. dişilik. yanıltma. çoğ. i. i. k. i.. saadet. ba şının çaresine bakmak. f. bak. f. 1. kad ına özgü. başı dönmek. bak. f. 1. . kişi. his dünyası.üyelik. (bir bilim kurumunda) üye. 1. i. bot. rezene. kardeşlik. deli numaras ı yapmak. zool. i. 2. maya. kadınlık. fötr. k ıs. grup. 2. i. s. 1. kesip devirmek. kadınsı. 4. 1. dokunaç. i. vatanda ş. (bir bilim kurumunda) i.. i. bak. dert orta ğı. isabetli.. dişil. (yapar) gibi görünmek. -i parmaklıkla/tahta perdeyle/çitle ayırmak. cemaat. mahcup olmak. 2. 2. -i kovmak.. tahta perde. dilb. münasip. feminine. i. i. dü şürmek. i.. a ğır suç. çalıntı mal alıp satan kimse. numaras ı yapmak.. . feminizm. his. ek şime. 2. s. 1. i.. s. hemşehri. feldispat. 3. dili kendini iyi hissetmek. kendini (belirli bir şeyi) yapacak kadar güçlü hissetmek. şöminenin önüne konulan alçak parmaklık. eskrimci. Birdenbire içinde para kazanma tutkusu uyand ı. f. parmaklık. 2. 1. hem şeri. keçeli kalem. mutluluk. 2. female. yurttaş. iç âlemi. s. çamurluk. ço ğ...feel small feel suicidal feel up to feel up to par feel woozy feel/be troubled feel/get/have an/the urge to feeler feeling feet feign feign madness feint feldspar felicitous felicity fell fell fellow fellow citizen/countryman fellow sufferer fellow townsman fellowship felon felony felt felt felt-tipped pen/felt pen fem female feminine femininity feminism feminist fen fence fence fence off fencer fencing fend fend for o. sersemlemek. çit veya parmakl ık malzemesi. 2. i. eskrim yapmak. 1. duygu. 1. feel. (in) -i parmaklıkla/tahta perdeyle/çitle çevirmek. yerinde.. yere sermek.

i. ateş. pis kokan. i. alıp getirmek. f. i. i. vahşilik. arayıp taramak. yortu. gelir sağlamak. i. verimli. 1. fertilize. f.ferment ferment trouble among fermentation fern ferocious ferocity ferret ferret ferret out Ferris wheel ferroconcrete ferry ferryboat fertile fertilise fertility fertilize fertilizer fervent fervid fervor fester festival festive festivity festoon fetal fetch fetching fetid fetish fetishism fetter fettle fetus feud feudal feudalism feudality fever fevered feverish few few and far between fez fiancé fiancée f. ate şlilik. i.. hararetlilik. şen. neşeli. kutlama: What kind of festivities will there be? Ne gibi kutlamalar olacak? i. mayalanma. buka ğı. 3. aşk merdiveni. f. iki k ıyı feribot. f. f. s. fermantasyon. gübrelemek. ihtilaflı olmak. dişil nişanlı. ateş. fetiş. bak. i. koku şmuş. humma. çok nadir. 1. ateşli. 2. ek şimek. i. 2. i.. engel. s. da ğgelinciği. a ate s. i. iltihaplanmak. gen. i. i. --zes) fes. 1. böyle ta bir ta şıttekne. festival. arasında araba/insan şıyan i.b. f. i. 2. Büyük bir heyecanla ba ğırıyordu. gübre. 1. e ğreltiotu. çoğ. çekici. ğlamak. s. 2. al ımlı. vahşi. bayrama ait. k. azmak. 2. dili cazibeli. i. . Duygu yoğunluğu belirtir: He was shouting in fever of excitement. telaşlı. 2. s. i. i. heyecanlı. ayağına zincir vurmak. feodal. iki k ıyı arasında araba/insan taşıyan gemi. yırtıcı. hararetli. 1. fetişizm. az miktar. sal v. bereketli. ate şli. i. s. 2. hâsılat getirmek. bağlamak. mayalanmak. getirmek. feodalizm. vapur... eril nişanlı. İng. f. arayıp tarayıp bulmak. bayram. i. elini ayağını ba i. i. uzun süren dü şmanlık. füjer. şenlik. betonarme. cenin. feston. (birilerini) k ışkırtmak. s. 1. böyle bir taşıtla vapuru. ateşli. s. s. hararetli. hararetli. 3. s. kayık. 2. hararet. cenine ait. i. s. şli. engellemek. araba ın işlediği yer. zool. hararetli olan. vahşet. feodalite. verimlilik.. kavga etmek. 2.. irinlenmek. i. bot. döllemek. ate şli. i. dönme dolap. 2. 1. s. az. f. ateşi çıkmış. 1. 1. kan davası.. hararet. 1.. (çoğ. i.

sahra talimatnamesi. fırdöndü.. rahat durmayan. atmak. sahra hastanesi. feldmareşal.. be şinci. fiber. i. 1. 2. ifrit. i. an opium fiend afyonkeş. festival. hikâye/roman şekline sokmak. deli. huk. lif. 2. f. i. emir. 2. 2. zebani. yerinde duramamak. tarla faresi.. i. oyalanmak. 2. k. f. 1.fiasco fiat fib fiber fiberglass fibre fibrous fickle fiction fictionalise fictionalize fictitious fiddle fiddle around fiddle away Fiddle! fiddle-faddle fidelity fidget fidgety fief field field artillery field day field events field exercise field glasses field hockey field hospital field maneuver field manual field marshal field mouse field officer field officer field trip fieldpiece fieldwork fiend fiendish fierce fiery fiesta fifteen fifteenth fifth fifth wheel i. i. 2. sert. 1. şeytan. s. co i.getiren. ateş gibi. s. uydurma. i. k ıpır kıpır. durmadan k ımıldamak. hercai. kızgın. üstsubay. i. bayram. mevhume. dili düşkün. sadakat. --bing) yalan söylemek. hasta. i. 3. 1. f. ç ask. tiryaki: a tennis fiend tenis hastas ı. İng. üstsubay. vakit geçirmek. k. i. ask. şehvet dolu. ask. 3. k. vahşi. farzolunan İng. tarla. i. küçük yalan. i. 1. (--bed. s. (zamanı) boş geçirmek. keman çalmak. alan. oyalanmak. bak. otlak. i. 2. kara manevras ı. s. rahat oturamamak. 1. şiddetli. i. çabuk öfkelenen. ask. meraklı. (aşkta) vefasız.. ünlem Hay Allah! i. s. hercai. zırva. yortu. çim hokeyi. beşte bir. 2.. s. mera. i.. hayali. f. f. (bilgi toplamak için yap ılan) alan araştırması. şeytani.. çayır. 1. saçma sapan sözler. bak. (bir spor tak ımını) sahaya ıkarmak. (öğretimde) gezi. saha. . şeytanca. on be şinci. on beş. tımar. 4. sahra topu. barut gibi. XV). şturucu. vefa. 2. 1. uydurmak. dönek. spor bayram ı. alan yarışları. 2. ateşli. f. fictionalize. on beş. k ıta tatbikatı. ask. i. 1. on beşte bir. galeyana 5. ateşli. s.. dili keman. on beş rakamı (15. karar. vakit geçirmek. s. kaypak. kolaylık olsun diye gerçek gibi şey. s. değişken. 1. gereksiz şey/kimse. 2. lifli. roman ve hikâye edebiyat ı. fiyasko. sahra topçu s ınıfı. dili 1. (çifte) dürbün. cam elyaf ı. i. s. zeamet.

filing cabinet evrak/dosya dolabı. fill out fill s. mak. geçici olarak bir i şte çalışmak. artistik patinaj. i. (fought) 1. 2. boksör. L). dili birinin yerini doldurmak. s. huk. 2. 1. boy bos. 2. dosya. törpülemek. 1. ercik sap ı. 1. artistik patinajc ı. fileto. ihtiyac ını karşılamak. lif. -i hesaba katmak. k. 3. 2. f. f. 2.. fileminyon. bilg. elek. sayı. dolgu. incir.o. doyurmak. 1. 1. mücadele. k. çalmak. dövü ş. i. dolmak. i. evrakları dosyalayan görevli. i. önemli bir rol oynamak. figure. 1. f. zannetmek. 2. 1. ı vermek. kavga etmek. Fiji. k. ılı olarak şikâyet etmek. 3. 1. 2. Fijili. doldurmak. i. i. 2. yürütmek. fındık. törpü. iplik. kilo almak. figurative. elli. 1. çoğ. elli rakam ı (50. i. doldurmak. i. filaman. 2. dili sanmak. dosya (bir şyaz eyle/ki şiyle ilgili belgeler). mecazi. 3. 1. Fiji´ye özgü. dolgu toprak. i. mecaz. 4. yarı yarıya. i. 2. dolgu. mecaz. 3. (birinin) yerine çalışmak. i. İşimizi görür bu. dövüşmek. kavga. 1. eğelemek. k ıs. (bir hesab ı) toplamak. i. dövüş horozu. i. avc ı uça ğış . a şırmak. i. işini görmek: This´ll fill the bill. f. eğe. 2.fiftieth fifty fifty-fifty fig fig fight fighter fighter plane fighter-bomber fighting fighting cock figment figurative figure figure figure of speech figure of speech figure on figure out figure skater figure skating figure up figurehead Fiji Fijian filament filbert filch file file file a complaint file clerk filet filet mignon filial filings fill fill a prescription fill a tooth fill dirt Fill her up! fill in fill in for Fill me in on the situation. 1. s. Durumu bana aç ıkla. gemi aslan ı. . sava şç avcı uçağı. dolguyla meydana getirilmi ş yer. eğe talaşı. i. dolgu maddesi. ellinci.. u ğraşmak. 2. dosya. oto. Fiji. -i çözmek. Fijili. tel. figür. dili 1. 1. i. -i anlamak. -i planlamak. dosyaya koymak. 2. rakam. f. 2. evlada ait. i. i. savaş. dosyalamak. sava mücadele etmek. s. incir a ğacı. evlada yak ışır. ellide bir. reçetedeki ilaçlar dolgu yapmak. s. s. 2. toplamak. evrak/dosya dolab ı.´s shoes fill the bill s. Depoyu doldur! 1. 3. figür pateni. elli. i. -e güvenmek. ı. (formu) doldurmak. klasör. avc ı bombardıman uçağı. bot. Fiji Adalar ı´na özgü. 3. endam. 2. f. numara.

i. nihayet. dolgu. i. ince. yüzgeç. filtre kâğıdı. güzel (hava). ço ğ. film.. finans: ministry of finance maliye bakanl ığı. 2. pislik. sömestr sonu veya kurs sonu s ınavı. 2. dili ihtiyac ı karşılamak. yatırımcı. i. üstün. sin. tête-à-tête with find out Find out if he came. bütçe yılı. filtre.fill the bill fill up filler fillet filling filling station filly film film speed film star filter filter paper filter paper filter tip filter-tipped filth filthy filtrate fin final final heat finale finalise finalist finality finalize finally finance finances financial financial pressure financial year financier financing finch find find employment find fault find fault with find guilty find o.. sonunda. mali. mali yıl. 2. biri/bir şey (birinin) tuhafına gitmek: I find him strange. finanse etmek. 1. hassas. 2. f. 1. filtreli (sigara). i. f. film çekmek. zarif. 1. finansman. benzin istasyonu. foto. suçlu ç ıkarmak. filtre kâğıdı. Problem paras ızlıktı. 2. zool. 1. spor final. filtreli sigara. 6. s. 2. finalist. âlâ. i. i. f.. para s ıkıntısı. 1. bak. s. kemiksiz et/balık. i. 1. s. doldurma. 1. Onun mali durumu iyi. 1. filme almak. öğrenmek. iş bulmak. k ısrak. 2. dolgu macunu. kendini (biriyle) ba ş başa bulmak. spor final: final match final maç ı. i. i. ispinoz. saç band ı.s. fileto. (jürinin verdiği) karar.. 1. bulunmu s. doldurmak. ke şfetmek. 1.t. film yıldızı. i./s. katk ı maddesi. mükemmel. i. 2. film duyarlığı. 1. i. . çok pis. saf. sigara filtresi. güzel. 2. -e kusur bulmak. 1. para: A lack of finances was the problem. 4. Gelip gelmediğini öğren. i. ince örtü. filtrat. ince. i. dolgu. bir şey birinin hoşuna gitmek: She didn´t find his ways sympathetic. halis. dolma. huk. finansman. f. di şçi. 1. i. s. (found) bulmak. 5. sympathetic finding fine k.t. final. i. f. duygulu. sonuncu. boyacılık filler. k. 2. süzüntü. (with) kusur bulmak. aç ık. Onun ışları ho şuna gitmedi. 2. filtreli sigaralar. finalize. 2. davran ş/ke şfedilmi ş şey. ince tabaka. zar. son. ince ruhlu. müz. O benim tuhafıma gidiyor. filtreden geçirmek. kat ışıksız. f. 2. strange find s..o. i. 3. 1. i. İng. kesin. find s. maliye. kesinlik. bitirmek. yıl sonu. 2. mali durum: His finances are in good shape. dili. final spor final ko şusu. i. son şeklini vermek. z. finansç ı.

Fin. dili bitirmek. i. 1. tırnak. 2. yangın merdiveni. dili öldürmek. s. s ınırlı. O onu kullanmak istiyorum.´ni) fayrap etmek. 1. itfaiye arabas ı.´ni) ate şlemek. itfaiye arabas ı. k ılı kırk yaran. ateş. yangın merdiveni. ustalıkla durumu idare etmek. ateşli silahlar.b. dilb.fine fine arts fine arts finery finesse finger fingernail fingerprint fingertip finicky finish finish line finish off/up finish with finite finite verb fink Finland Finlander Finn Finnish fiord fir fire fire fire a salute fire a shot fire alarm fire brigade fire department fire engine fire escape fire escape fire extinguisher fire hose fire hydrant fire insurance fire questions at fire s. spor finiş. ile ilişkisini bilgisayarla işin bittiyse 2. 3. bitirmek. güzel sanatlar. itfaiye binas ı. para cezas ı. f. 2. k. argo 1. hain. bitirmek. güzel sanatlar. i. (birini) soru ya ğmuruna tutmak. Fin. yangın zili. s. itfaiye te şkilatı. bak. i. 1. i. yangın musluğu. ihbarc ı. 2. 1. 2. (kurşun.o. köknar. para cezasına çarptırmak. bitiş. 3. s. itfaiye. parmak ucu. grev kırıcı. yangın kulesi. tamamlanmak. el sürmek. Fince. (tüfek. fjord. v. 1. . top. 1. parmak. mahdut. sona ermek. ispiyon. up fire station fire the first shot fire tower fire truck firearms fireboat i. (bir iş için) (birini) şevke getirmek. yangın. mat. İng. parmak tırnağı. i. parmak izi. (soba. incelik. kalorifer v. comb ince eleyip s ık dokumak. Finlandiyalı. 2. i. ellemek. top. yangın söndürme aleti. gammaz. Fince. bitmek. f. k. i. ilk silah atan olmak. 2. go over the matter with a fine-toothed i. i. 1. top atbir bir el silah atmak. k. Finlandiya.. ustalık. i şini bitirmek. yangın söndürme gemisi. 4. f. f. (motoru) çal ıştırmak.. çekimli fiil. s. Finli. belirli el silah) atmak. ispiyoncu. i. up fire s. parmakla dokunmak. tamamlamak. (birini) gayrete getirmek. i. i. I´d like to use it. dili işten ışıyla selamlamak. i. titiz.t. f. fine-toothed comb ince di şli tarak. yangın hortumu. 2. itfaiye. i. ile işi bitmek: If you´ve finished with that computer.b. i. with enthusiasm for fire s. (silah) ateş almak. yangın alarmı. sonlu. süslü giyim. sona erdirmek. yangın sigortası. i. (toprak e şyayı) (fırında) pişirmek.o.

birinci tekil veya ço ğul şahıs. s.D.B. birinci kat. birinci s ınıf. birinci s ınıf. dili ateş hatt ateşleme mekanizması. önce. 1. ilk yardım. 1. İng. ilk: When we first came here it was a village.´de) cumhurba şkanının karısı. ocak. z.´ni) ate şleme. ateşböceği. 2. İng. atış mangası.ım. s. sağlamlık. 1. gala. 1. (tüfek. zemin kat. belirli bir el ı. sağlam. sıkılık. firma. üste ğmen. z. birinci mevki. 2. ilk. i.men (fay´ırmîn) i. evvela. ba ş. i. ortalığı karıştıran delifişek. 1. A. pelte. idam mangas ı. s ıkı. 2. i. ilk. yanmaz. poligon. i. ilkönce. birinci kat. z. gecenin ilk nöbeti. 2. i. mükemmel. (A. birinci. i. i. havai fişekler. en büyük. ateşleme iğnesi. birinci şahıs. ilkin. üstün. üsteğmen. ferman. ilkin. s. pelte. çikolata v. itfaiyeci.b.B. odun. 2. ilk çocuk. 1.´ne özgü) donmu şluk. şömine. atış alanı. ateş alma. i. dilb. donmu ş (jöle. tahvil tic. 3. fiyatı değişiklik göstermeyen (hisse senedi. evvela. ocak ba şı. i. kesin teklif. birinci. 1.). ask. üstün. 1. (jöle. 4. silah) atma.b. çatapatlar v. (İskoçya´da) haliç. yanan odun parças ı. . i. top v.D. birinci mevkie ait. i. ateşleme pimi. dilb. yangın tuğlası. ekstra. 3. i. mükemmel. at ış. ask. i. (toprak eşyayı) pişirme. ekstra. kaymayan. (taşıtta) birinci mevki. fire. aç ılış gecesi.b. ilk ad. birinci mevkide. kundakç ı. (kurşun. ateşleme tertibatı. birinci s ınıf. ilk do ğan. kestanefişeği. (fiyatlarda) istikrar. 2. çoğ. İlk geldiğimiz ilk yard tıb. ateşlenme. önce. çikolata v. pişim. i. en başta. zemin kat. s. yangın musluğu. kestanefişekleri. sallanmayan. s. 2. i. k.b. 4. 2. ilk izlenim. top. i.firebrand firebrick firebug firecracker firefly fireman fireplace fireplug fireproof fireside firewood fireworks firing firing line firing mechanism firing pin firing range firing squad firing squad firm firm firm offer firmament firman firmness first first aid first aid first and foremost first class first class first floor first floor first impression first lady first lieutenant first lieutenant first name first night first person first person first watch firstborn first-class firstly first-rate firth i. ilkönce. 4. s. i. gök kubbe. birinci mevki. 3.

zıvanadan çıkmış. balık ağı. -e göre olmak.. beşli. i. balığı çok. (bedenen) formda olma. kendini süslemek. mali yıl. five-and-ten-cent store/tens. misina. yar ılım. balık kılçığı. hiçbir işe yaramaz. olta. mali yıl. balık kokan. i. k. i. out for fit to be tied fitful fitness fitter fitting five fivefold fix fix fix a place up fix o. (bedenen) formda olan. i. i. 4.fiscal fiscal year fiscal year fish fish fish for fish in troubled waters fish or cut bait fish story fishbone fisherman fishing line fishing pole fishing rod fishing tackle fishnet fishnet stocking fishy fissile fission fissure fist fisticuffs fit fit fit fit for nothing fit like a glove fit s. olta çubu ğu. mali. uyand s. yumrukla şma. up fix on fix one´s attention on fix one´s eyes on fix s. yumruk. 1. fitings. beş kat. de ğişmeyen. isk. (tarih. 1. dili birine (bir şey) ayarlamak/sağlamak. (sabitle ştirecek bir şekilde) takmak. i. dili 1. dili bir şeyi yapmak ya da ondan tamamıyla vazgeçmek: You must either fish or cut hikâye. -e uygun olmak. k. çobe ş. bulanık suda balık avlamak. ş(bir) aksesuar.es) balık. dikkatini -e çevirmek. dövüşme. beş misli. balık tutmak.er. -e yak ışmak. nöbet. (kahvaltı/öğle süslenmek. fish. dolaylı bir şekilde istemek/aramak. dili şike/rüşvet yoluyla ayarlanmış. ya da bu diyardan gidersin! palavra. küplere binmiş. i. 1. uygunluk. (rakor. s. beş rakamı (5. birinin hakk ından gelmek. spor yapmaya ır olma. -i ını sağlamak: This job fits you uydurmak. cent store/dime store/five-and-ten ucuz e şya satılan mağaza. 3. fiz.. -in uymas beş para etmez. çoğ.s.o. z. . 2. balık avlamak. k. Bu işte bir bityeniği var. be . içinde balık tadı olan. uygun. tesisatç ı. i. 2. düzensiz. 2. gözünü -e dikmek. k ılçık. man şon gibi) tesisat işlerinde kullanılan parça. 3.V).´ni) etmek. i. 2. bölünüm. -e karar vermek. birini mahvetmek. s. aşırı bağlılık. bölünebilir. s. kriz: a fit of coughing öksürük nöbeti. uygun. k. kararla ştırmak. f. olta ipi. f. s. babalar ı tutmuş. k. -i ayarlamak. f.´s wagon fixation fixed s. miktar bir yeri tamir v. kesintili. olta kam ışı. i. dili şüphe ıran: There´s something fishy about this. spor yapmaya haz ır. k ısa aralıklarla bölünen. 1. prova.o. olta tak ımı. uygun olma. 1. sabit. file çorap. 2. 2.b. 2. değişik türler için fish. terz. fish.men (fîş´ırmîn) i. ince çatlak. -i seçmek. birine (bir şey için) gerekli şeyleri sağlamak/tedarik etmek. tıpatıp uymak. up with fix s. ğ. yar ılabilir. i. tamir etmek. 1. (--ted. masal. balıkçı. dili çok öfkeli. 3. borucu. k. bait! Ya bu deveyi güdersin. tayin etmek. i. 2. i. --ting) 1. (çoğ. yerleştirmek. s. haz i. 1.o. aşırı düşkünlük. s. 1.

ışı ldamak. gönder. frapan. (off/away) (boya tabakalar ı v. büyük ve yass ı kaldırım taşı. (bayrak. sabunluk. geriye dönü ş. sönük. den. k ıs. f şlayıp sonradan suya v. parlamak. fiyort. f. 6. a şırı davranışlarından dolayı göze çarpan (kimse). Flandra. i. 2. (çoğ. i. soda çıkardığı) fışırtılı ses. i. 2. (--ged. flanel. çırpış. saplantı. ince bir tabaka halindeki kar tanesi. bak. (çad ıra ait) etek.´nin düşmek. pazen. fışırtı. s. in flagrante delicto.b. 2. 1. s. flaş i. yan yan saldtaarruzu ask. flabir ş. f. (kanat) ç ırpma. s.b. f. büyük ve yass ı kaldırım taşı. taksi çevirmek.b. birden aklından geçmek. bayrak. 4. süsen. i. f.. (köpüren gazoz. ayg aniden gelen sel. 1. (kaskette) kulakl ık. 4. saman alevi gibi bir şey. 2. i. 2. zambak. şampanya v. nlatma cephanesi. 1. --ging) yorulmaya ba i. elbezi. içgüdü. i. alev. 5. 3. k. küçük dilini yutturmak. ruhsuz. Şikago Hiltonu. 1. 3.fixed asset fixed idea fixed price fixings fixture fizz fizzle fizzy fjord fl oz flabbergast flabby flaccid flag (down) a taxi flag flag flag flag flagpole flagrant flagrante delicto flagship flagstaff flagstone flair flake flambeau flamboyant flame flamethrower flamingo flammable Flanders flange flank flank attack flanking action flannel flannelette flap flare flash flash flash flood flash in the pan flash through one´s mind flashback sabit de ğer. dili sevgili. i. yanıcı. bir şirket grubundaki en önemli şirket: The Chicago Hilton is the flagship ği. f. sancak. 1. saçma. 1. . geçmek. alevlenmek. cansız. (gazoz. 1. pervasız (suç işleyen kimse). 1.. çırpıntı.. flabby. gevşemiş.) dalgalanma. out k. f.) kabarıp dökülmek. flamingo. pazen. 4. (işaret vermek için) (ışıklar ı) ıyak ıp söndürmek. ani bir ı t ı . İng. büyük bir hpar 2. ask. dili çok şaşırtmak. f. spor müsabaka. 2. i. sallayarak (birini. palavra. (şimşek) ızlaıldama. alev alev yanmak.. ırısı. 1. karbonatlı (içecek).. 1. an için göstermek. gevşek (adale/doku).. fla ş . 1.. bayrak dire ği.the Hilton chain of hotels. bayrak direof i. i. 1. z. dili iyi ba s. bak. İng. 2. i. meşale. i. up parlamak. 1. (--ged. --ging) bu taşlarla döşemek. i. --s/--es) zool. 2. ince bir tabaka halinde olan parça. 3. s.b. çakmak. f. göze batan (kötülük/ahlaks ızlık). 4. ask. 1. (etekler) f. i. böğür. i. s.. k.) fış fış/fışır fışır köpürdemek. ışı k saçmak. 2. f. güçsüz. band ıra. foto. (--ged. i. yandan kuşatmak. (bir yap ıya/odaya ait) sabit eşya. kabiliyet. yan saldırısı yapmak. yanyapmak. yan hareketi. tabaka i. i. 2. i. cep feneri.. k. i. soda. yelken v. f. yan. fışırdamak. yalaz. flama. yetenek. i. İng. parlamak. fluid ounce(s). i. çoğ. ask. 1. öfkelenmek. göze çarpan (renk). i. dili (bir et yemeğini tamamlayan) diğer yemekler. taarruzu. --ging) (down) bayrak/el ı) durdurmak. flanş. kuvveti kesilmek. sabun bezi. 2. Hilton i. alev makinesi. 2. bir vas ıtay şlamak. 1. (uçağın (zarfa ait) kapak. gönder. k ısa fakat önemli bir haber. sabit fiyat. kabarmak. ask. 4. 3. amiral gemisi. bot. ayd 2.3.

benek. f. k. lepiska. i. firar etmek. s. 1. (duyum olarak) tat. müz.. 3. Flamanca. 1. i. s. etek. el feneri. frapan. apartman dairesi. k.. fena halde azarlamak.. yatalak.. 1. bemol. (hile uzunile) tüylü yünle i. i. göz önüne sermek. 1. i. i. et. 1. i. uzun tüylü yün kümelerine benzeyen. tek fiyat. düz. Flaman. (bir koyunun üstünde biten) yünün tümü. 4. s. gazı ş (meşrubat/bira/ şampanya). lezzetli. tatsız. (derisini) yüzmek. 1. i. (fled) kaçmak. Flaman. düzlük. 1. kim.. daire. alabros saç. ezmek.flashbulb flashgun flashing flashlight flashy flask flat flat flat flat broke flat on one´s back flat rate flat tire flatcar flat-footed flatiron flatten flatter flatterer flattery flattop flaunt flautist flavor flavorful flavoring flavour flaw flawed flawless flax flaxen flaxseed flay flea fleck fled fledgling flee fleece fleecy fleet fleet fleeting Fleming Flemish flesh i. dili acemi çaylak. ı. bak. donanma.y. s. 2. i. yassıltmak. 2. flee. ba f. i. Flamanca. i. sergilemek. f. çok ufak parça. f. yavan. pohpohçu. s. s. fla ş lambası. lezzetli bir tat. kusurlu. 1. 1. samimi olmayan iltifatlarda bulunmak. (--ter. hızlı. ya ğmur sularına karşı konulan saç örtü. ha şlamak. çe şni.. leke. bir işe yeni şlayan kimse. f. nokta. (bir koyundan k ırkılan) 2. göze çarpan. Onlar ın dondurmasının yirmi çeşidi var. bot. s. 2. 3. 2. tüyleri henüz bitmiş yavru kuş. matara. i. i. i. i. 2. i. yass ı. i.. foto. koltuklamak. foto. aç ık yük vagonu. flütçü. i. fla ş ampulü. geniş düz yer. defolu. dili soyup sokapl ğana yünün tümü. yass ılaştırmak. düztaban. k. geçici. dili meteliksiz. patlak lastik. .. fani. i. İng. pohpohlama. i. balon (cam kap). bemol. 2. yassılatmak. kusursuz. s. s. (koyunu) k ırkmak. müz. i. zü ğürt. f. --test) 1. yemeğe tat veren şey. tatlandırıcı.. pire. 2. ketentohumu. kusur. keten. s. filo. 2. f. ütü. s. çabuk geçen. i. 1. 2. i. f. i. lezzet. 2. uçup giden. bak. 4. cep şişesi. müz. flaş. pohpohlamak. sarı. d. i. flavor. gitmi i. (kuma şta/giyside) defo. çeşit: Their ice cream comes in twenty flavors. defosuz.

(bir işe) dört elle sarılmak. 1. s. keçileri kaçırmak. hayal. (yüzmek ılan) palet. (gemiyi) yüzdürmek. f. (kas ı) bükmek. -den h ızla erkeklere i. i. havai. uçma. flotör. 1. projektör. 3. (--ted. 1. çabuk ve kesik bir şekilde elini sallamak. 2. k. dili ç ıldırmak. sahanl s. (kollarını) savurmak. i. k. --ting) oradan uçmak. k. şamandıra. eğlence programı. vücudunun bir parças ını) geri veya bir yana çekmek. duba. (flung) 1. 1. küplere binmek. kad ı1. tepesi atmak. hızla atmak. sürü halinde toplanmak. --ping) 1. . i. (--ped. 3. i. olta mantar ı. 2. cilve f. çıldırmak. tokyo. gelip geçici nüfus. i. taş/tahta şemek. titreme. (bir şeyin) su yüzünde yüzerek s. zemin. 2. bent kapa ğı. 1. 2. (pencereyi/kap ıyı) hızla açmak. el ilan i. i. --ging) k ırbaçlamak. elastiki. 2. cari aktifler. met. f ırlatmak. dili (sinema salonunda fiskeçabuk atmak. (with) (erkek) (kad ına) âşık gibi davranmak. elastikiyet. kaçış. (bir kattan ba şka bir kata giden) merdiven. i. çürük. 3. 1. sürü. 2. 3. i. into flint flip flip a coin flip one´s lid flip one´s lid flip-flop flippant flipper flirt flit float floating floating assets floating capital floating dock floating population flock floe flog flood flood plain flood tide floodgate floodlight floor floor lamp floor plan floor show ten rengi. esnek.. (ışık/gölge) oynamak. yapmak.. 2. kaprisli. i. 2. uyduruk. firar. döner sermaye. uydurma olduğu belli. ufacık bir belirti: He suddenly felt a flicker of hope. titreyen i. çok k ızmak. abajur. hayal kurma. ğr. fly. 1. dayan ıksız. pilot. ta şkın yata ğı. geçmek. dili şaşırtmak. f. (binadaki) kat. 1. i. 1. kat plan ı. keçileri ırmak. i. i. k. i. s. (motoru) ambale etmek. umut duydu. kaç argo ç ıldırmak. 1. 2. -e hayran olmak. over diliatmak.s. uçuş. ayakl mim. su yüzünde/havada yüzmek/gitmek. a flick of the wrist ve kesik bir el sallama. f. 3. (kadın) (erkeğe) cilve nlara âşık oraya rolü yapmay ı seven erkek. 1. küçük dilini dö ı lamba. f. f. 2. 2. küstah. çabuk bir sallama hareketi: a flick of the fingers bir fiske. esneklik. (bir kattan merdiven ığına kadar giden) merdiven bölümü. fiske atmak. saygısız. dili sayg ısız. k. küstah. 1. f. ık bir Birdenbire ufac ı. tic. i. vurup yere yıkmak. titreşim. tic. derme çatma. su basmak. 3. balıklama dalmak. over -e hayran olmak. (deniz kaplumba ğalarında ve yüzen memelilerde) yüzgeç. f. f. (--ged. taşkın. s. oto. denizde yüzen üstü düz buz kütlesi. dili 1. (darbe yememek için) (vücudunu. çakmakta şı. s. 2. su bask ını. sel. f. co kabarma. 1. yer. için kullan f. 2. f. 2. su yüzünde/havada yüzen. 2. taş/tahta döşeme. hercai. 2. sel basmak.flesh color flew flex flexibility flexible flick flick one´s fingers flick one´s wrist flicker flier flight flight of fancy flight of stairs flighty flimsy flinch fling fling back open fling o. sel gibi akmak. 2. yüzer havuz. f. uydurmasyon. bak. tura yazı k.

şans eseri. into -e bir h ışımla girmek. büyük ma ğazalarda işi idare eden ve müşterilere yardımcı olmak üzere an hayat görevli. i. 1. i. i. çiçekli. çiçekçi k ız. f. s. dökülmek. yükselip alçalmak. dili (motorlu taşıtın) gaz pedalına sonuna kadar basmak. akmak. i.D. f. bak. f. sallamak. bitey. 1. 1. sıvı. (halıdan/kumaştan dökülmüş) hav. (dilde) ak ıcılık. (senetleri) ihraç etme. 1. döşeme tahtası. s. akan. i. ğ k. çiçeklenmek. fırfır. kaldığı otel. i.. ç ırpınmak. 2. akışkan. s. hor görmek. i. i. bocalamak. tumturaklı (yazı). debelenmek. (saç) sarkmak. 2. A. dili ba şarısş ızl ık. çiçek çiçek tarh ı. çiçek.. s. dilbalığı. 3. alabildiğine gazlamak. f. durmak. disket. .. (--ped. f. gelişmek. dü şmek. tic. --s (flor´ız)/--e (flor´i) i. 3. f. dalgalanma. fling. i. 28. ak ıcı (yazı/üslup). f. s. 3. (elbise/kuma ş) (belirli bir şekilde) i. s. f. çiçeklere ait. k.41 cc. k. büyük bir baca içindeki birkaç ayr ı duman yolunun her biri. diş ipliği. i. kırmızı (yüz/yanak).. f. süslü (yazı/sözler/üslup). İng. berdu s. fahişe. i.57 cc. bak. bitki örtüsü. 2. f. k. kesme çiçek sat ılan dükkânı işleten kimse. 2. 2. dili şatafatlı. ak ıcı. 3. . fazla süslü. i. 1. nikâh töreninde çiçek taşıyan küçük kız. 2. bilg. itaat etmemek. bata çıka ilerlemek. akışkan. (diş aralarını) iplikle temizlemek. 1. i. flora. döşemelik. i. tüyleri kabar ık. yüzme. denizde yüzen veya k ıyıya vuran şeyler. (tüylerini/saçını) kabartmak. reddetmek. 1. büyümek. dalgalanmak. s. ilerlemek. yumuşak ve kenarları sarkık. inip ç ıkma. esnek disk. (sokakta çiçek satan) çiçekçi. 2. i. s. f. --ping) 1. i. 1. 2. i. saks ı. çoğ. dili başaramamak. 2. 2. grip. sertçe b şılar ın kalabilece i yurt.B. z. kükürtçiçe ği. çiçekçi. fly.. akıcı bir şekilde konuşan (biri).floorboard flooring floorwalker floozy flop flophouse floppy floppy disk flora floral florid florist floss flossy flotation flotsam flotsam and jetsam flounce flounce flounder flounder flour flourish flout flow flower flower bed flower girl flowerpot flowers of sulfur flower-seller flowery flowing flown flu fluctuate fluctuation flue fluency fluent fluently fluff fluffy fluid fluid ounce fluke flung i. çiçe ği çok. i. (bir) şans. ak ıcı bir şekilde. farbala.. yükselip alçalma. i. 2. akışaçmak. duman yolu. 2. yüzdürme. vermek. (bir şeyi) birden rak ıvermek. tic. inip ç ıkmak. çiçekoturmak. dola i.. i. i. ş dili kad ını. 1. f. out bir hışımla çıkmak. f. 1. ak ıcı. berdu lar ınfiyasko. k. i. un. gösterişli bir hareket. 29. tic. değişmek. 3. 1. ç ırpınmak. değişme.

. piyon. 2.kayn ş unu) ürkütüp uçurmak. köpük.o. s ıvışmak. havac mim. (av s. dalkavuk. floresan. k. 1. (tecrübesizlik veya birtak ım eksiklikler yüzünden) sadece içgüdülerine dayanarak idare etmek. i.´s throat fly away fly blind fly by the seat of one´s pants fly in the face of fly into a rage fly into a tantrum fly into a temper fly low fly off fly off the handle fly off the handle fly swatter fly the coop fly/go off on a tangent fly-by-night flyer flying flying buttress flying saucer flypaper flyweight flywheel foal foam f. flavta. i. k. kör uçmak. i. köpürmek. 1.. floresan ışık. 5. çabuk çabuk sallamak. volan. sineklik. ak ış. f. sineksıklet. birine birdenbire (sözlerle) sald ırmak. 1. uşak. uçakla gitmek. (sınıfta) ırakmak. kim. i. çaktırmak. k ısa süren hafif bir kar yağışı. dili zıvanadan çıkmak. yivli sütun.. 3. flüt. pilotluk. 1. tüymek. f. k. (birini) heyecanland ırıp şaşırtmak.flunk flunk out flunky fluorescent fluorescent light fluoride flurry flush flush s. dili 1. ku birini sakland ığı yerden çıkarmak. 1.t. sifonu çekmek. bir şeyi tuvalete atıp sifonu çekmek. borsada hizada olan. flown) 1. tay do ğurmak. aç f. i. 2. müz. f. tic. ayr s. lıkla ilgili. (sütundaki) yiv. i. 1. mim. i. down the toilet flush tank flush the toilet fluster flute fluted column fluting flutter flux fly fly fly a kite fly at fly at s. uçan. (s ınavda) çakmak. 2. tepesi atmak. k. 2. f. düzenteker. 1. 1. 2. flier. uçurmak. erkek pantolonunun önündeki fermuar veya dü ğmelerle ılıp kapanan bölüm: Your fly´s open. Pantolonunun önü aç ık. tay. (bayrak) dalgalanmak. dalgalanmak. alçaktan uçmak. k. kemeri. floresan. (rüzgârda) titremek veya hafifçe i. i. uçup gitmek. dilişüzerinde bol para olan. 1. 5. -i hiçe saymak. gitmek. 3. mim. ıdayanma uçan daire. (yüzü) k ı zarmak. köpürmek. amaçtan sapmak. düz. bak. (zaman) ak ıp gitmek. 2. i. floresan lamba. (tuvalete ait) rezervuar. i. sinek. sinek kâ ğıdı. i. i. k.. flüorür. 2. havacılık. (yanaklarını) kızartmak. 2. uçma. 1. out flush s. uçurtma uçurmak. 2. çok k ızmak. (kanatlar ını) çırpmak. mim. b şarısızlıktan dolayı okulu bırakmak zorunda kalmak. 1. s. yükseli i/inişi. (hiddetten) ba ğırıp çağırıp tepinmeye başlamak. küplere binmek. uçu ş. boks sineka ğırlık. dili hemen öfkelenmek. tepesi atmak. i. dili kaçmak. 2. ba i. (sütundaki) yiv/yivler... hiddetlenmek. s. 4. dili (önemsiz/ilgisiz bir şeye takılarak) asıl konudan ılmak/uzaklaşmak. (flew. 3. heyecanlı ve şaşkın bir hal. birdenbire üstüne sald ırmak. uçmak. ısa ısüren bir fiyat 2. çırpınmak. küplere binmek. güvenilmez. pilotaj. kısa süren bir heyecan/telaş. birinin emirlerine ko şan. 2. (sınıfta) kalmak. uçurma. f. i. 2. i.o. ım eksiklikler yüzünden) sadece içgüdülerine (tecrübesizlik veya birtak dayanarak idare etmek. çok çabuk 4. ç ırpınır gibi düşmek. uçup gitmek.

sonek kat. misil. 2. katlanır kapı. fob (gemide/trende teslim). katlanır iskemle. 2. ask. taraftar.. 4. i. (bir işin) sonunu getirmek. taraftarlar.. 2. köpüklü. fetal. 1. . k ıs. 1. kimseler. örümcek kafalı kimse. dosdo ğru gitmek. yaprak. bro şür. spor (belirli bir beden hareketini) sonuna kadar yapmak. insanlar. ağıtemelli kollarını kavuşturmak. --ing/--sing) odaklamak. 2. i. birinin ard ından 1. 1. on (bir işin) sonunu getirmek. i. anlamak. harekete geçerek düşmanı sıkı şş ekilde etmek. bir kimsenin izinde olmak. I don´t have the foggiest idea. topu atmak. set çekmek. çok öfkeli olmak. yapraklarının güzelliği için yetiştirilen süs bitkisi. i. aile. 3. odaksal. 2. halk oyunu. 1. i. kere: fivefold be f. -den sonraki. jeol. i. hasım. 2. 2. eskrim flöre.o.. aynı şeyi yapmak: When Derya got herself a telephone. izlemek. (--ged. kat. odak noktas ı. 2.. s. sarmak. çoğ.o. körüklü kapı. yeşillik. --ging) bu ğulanmak. yanda şlar. 2. ço ğ. bak. dili yeri) kapanmak. i.ci (fo´say) i. s. (alt ın.´s footsteps follow one´s nose follow s.´s advice follow suit follow the lead of s. s. odak. i. sisli. s. olu i. i. ş 1. 1. dosya. i. f. k. 3. bitki yapraklar ı. köpürmek. k. f. bir ka bir takip şey yaparak) (ba i. 2.b. çoğ. -in ba şına yıkmak: foist a job (off) on s. misli. (--ed/--sed. (saman/ot gibi) hayvan yemi. 2. folyo. s. bir işi birinin ş kakalamak. fetid. free on board tic. zaaf. akordeon kapı. 1. zayıf yön. halk şarkısı. beş kat. Hülya followed suit. bak. f. on -e 3. k ıvrım. ağzı köpürmek. 2. i. dili akrabalar. 1. folklor. kalay v. on -e zorla kabul ettirmek. 1.o. madenleri döverek şturulan) varak. alüminyum folyo. -i müteakip. mihraki. fiz.foam at the mouth foam rubber foamy fob focal focal point focus focus one´s attention on fodder foe foetal foetid foetus fog foggy foghorn fogy foible foil foil foil foist -fold fold fold fold one´s arms folder folding chair folding door foliage foliage plant folk folk dance folk literature folk song folklore follow follow in s. i. katlamak. i. Derya kendine telefon al ınca Hülya da aynı şeyi yaptı. sis düdü ğü. sünger. (bir şeyi) tamamlamak. halk edebiyatı. in/into -e sokuşturmak. f. --es (fo´kısız)/fo. önlemek. follow through follow through follow up follower following 1. edat -den sonra. yanda ş. f. buğulandırmak. başına yıkmak.. sis. yava ş yavaş katmak. (i l.o. armonik kapı.. aşağıdaki. düşman. katlanmak. 1. s. kavramak. Hiç fikrim yok. halk. i. fetus. ana baba. i. takip etmek. birinin sözünü dinlemek. sezgileriyle/sezgilerine dayanarak hareket etmek. -e dikkatini çevirmek. iflas etmek. koyun sürüsü. bak. gitmek. s.

I wouldn´t touch that with a ten-foot pole. ı verseler: She wouldn´t do that for the world. budalaca. (karyolan ın) ayakucundaki tahta. u ğruna.4 cm. kaldırım.folly foment fomenter fond fond memories fondle fondly fondness fondue font font food foodstuff fool fool fool around fool´s gold fool´s paradise foolhardy foolish foolishness foolproof foot foot foot it foot the bill foot the bill football footboard footbridge footed foothills foothold footing footlights footlocker footloose footnote footpath footprint footsore footstep footway footwear fop for for (all) the world i. sevmek. 1. şefkatle. 1. with ile oynamak. i. hayaller üzerine kurulmu ş mutluluk. -e karşı. için. (karyolanın) ayakucu. fazla müsamaha. çoğ. budala. düşkünlük. ayak sesi. enayi. s.. fazla müsamahakâr. besin. s. i. 1. 4. f. aptal. çünkü. f.. ayak basacak yer. i. İng. i. tiy. vaftiz kurnas ı. dili dünyay verseler onu yapmaz. k. with bir hobi olarak (bir şey) ile pirit. delilik. dili paras ını vermek. s. -den dolayı. (dağ/tepe için) dip. çoğ. çok sağlam. dört dörtlük. 1. s. . font. i. budala. i. 5. Amerikan futbolu. küçük sand ık. 2. i. fondü. i. ayak izi. i. İng. güzel hatıralar. bağ. 3. ayakkab ılar. yiyecek. sevgiyle. k. tahrikçi. ok şamak. ayaklı: a four-footed animal dört ayaklı bir hayvan. 3. i. sevgi dolu. serbest. Ona hiç f. ramp ışıkları. aldatmak. ahmak. s. yaya gitmek. yaya kaldırımı. i. 1. 2. yiyecek. 2. aptallık. sıradağların veya bir dağın uzantısı olan tepeler. budalalık. i. k ışkırtıcı. i. 2. sağlam ve kullanılması kolay.). 2. patika. 2. hesabı ödemek. aptal (kimse). mükemmel. fut (30. i. budalalık. 1. f. ahmak. z. s. yürümekten ayaklar ı şişmiş/yaralanmış/ağrıyan. şaka yapmak. Dünyayı k. futbol. adım. 3. bilg. f. 1. i. teşvik etmek. dipnot koymak. 4. s. zira. i.. ahmaklık. ayak izi. ayağa giyilen şeyler. feet (fit) i. 3. i. i. k ışkırtmak.. vaktini çalışacağına eğlenmekle geçirmek. ba şıboş. dili 1. şerefine. ayak basacak yer. yaya köprüsü. aptalca ( şey). züppe.. edat 1. ayak. i. dipnot. 2. yemek. matb. -e. i. i. 1. kendini/diğerlerini boş yere tehlikeye atan. vaktini bo şa geçirmek. ahmakça. 2. i. g ıda maddesi. i. 2. i. 2. g ıda.

mesela.another I´m tired. for s. boş yere. For one thing it´s too . her zaman için. and for another Sebepler s ıralanırken kullanılır: I don´t want to go. anca beraber kanca beraber. korkusundan. 1. bana kalırsa. for na. Gitmek istemiyorum.for a change for a song for a variety of reasons for ages for all one is worth for all that for all the world like for appearances´ sake for aught I care for aught I know for better or for worse for certain for dear life for effect for ever for ever and a day for ever and ever for example for fear of for free for fun for good for good for good measure For goodness sake! for heaven´s sake For heaven´s sake! for hire for instance for keeps for life for luck For mercy´s sake! for months for my part for my part for my sake for nothing for once değişiklik olsun diye. bana ne. kesin: That´s for sure! Oras ı kesin! .. Aman!/Allah a şkına! aylarca. bu sefer. for once For one thing . resmen. görünüşü kurtarmak . ebediyen. paras ız. kesinlikle. Allah aşkına! Allah aşkına. 1. örneğin. mesela. kendi hesab ıma.o.. gibi: He looks for all the world like his ına benziyor. ebediyen. T ıpkı büyükbabas için. k. Benim bildi iyi de olsa. 2. ilelebet. uzun bir zaman. evvela. bir kerelik. muhakkak. zevk için. 2. fazladan. ek olarak. bildiğim kadarıyla: She´s still in Rome for aught I yaps ğime benim ğime göre hâlâ Roma´da. temelli olarak.. korkusuyla. 1. çeşitli nedenlerden dolayı.. dili ilelebet. sonuna kadar. kuvvetiyle ko ğmen. uğur getirsin diye... şakadan.: cold. bedava. beni hiç ilgilendirmez: He can do it for aught I care! Vars ın ın.. know. k. bence. daima.. senelerce. paras ız. kesinlikle. ömür boyu. dili ilkin. Var şuyordu. gösteriş için. boşuna. k.. bildi bana ne! göre. dili vargücüyle. dili var kuvvetiyle/gücüyle: She was running for all she was worth. . bana kalırsa.. Allah aşkına! kiralık. kötü de olsa. temelli olarak. for sale For shame! for starters for sure Ne ayıp! k. sonsuza dek. -den korkarak. çoktan beri. sonsuza kadar. çok ucuza. dili bedava. to be impractical satılık. 2. hatırım için.. her şeye ra k. grandfather. k. bir kere. dili gerçekten/hakikaten . yok pahas ına. Evvela d ışarısı fazla Allahand a şk ı for pity´s sake pratik davranmamak. örneğin.

f. forbear. varsayalım ki. yasaklanm ış. önceden haber vermek. istersen: It´s yours for the asking. bilmiyorum: Here´s what I heard. kuvvetli... forbear. for whatever it´s İşinize yarar mı. k. -mek amac ıyla. umumun refah ı için. cebri yürüyü ş. z. i. s.for that matter for the asking for the birds for the life of me for the life of me for the love of . önceden. girme. geçit. s. s. etkili. Alabilirsin.. bak. farz edelim ki. zora dayanan. --den. 1. f. (özellikle u ğursuz bir şeyi) önceden hissetmek. mecburi satış. at gunpoint force the door forced labor forced labor forced landing forced march forced sale forceful forceps forcible forcibly ford fore foreforearm forebear forebode 1. f. cet. yasak. ata. dili saçma. karıştırarak aramak. i. 1. 2. haftalarca. kuvvet. zorlayıcı neden. zorla. bilmiyorum. 2. mecburi iniş..borne) 1. 2. Teknemi pazartesileri kullanmak vallahi. güç. worth. f. i. ona gelince. önkol. (from) kendini (bir şey yapmaktan) f. kamu yararına. zorla çalıştırma. ha şin. kapıyı zorlamak. güçlü. f. hatta. çoğunlukla.. f. kolun dirsekle bilek aras ındaki bölümü. genellikle. zorlamak. angarya. f. satılık. for. 2. ırmakta yürüyerek geçilen sığ yer. for the most part for the most part for the present for the public weal for the purpose of for the sake of argument for the sake of clarity for the time being for weeks for what/whatever it´s worth for/on sale forage foray forbade forbear forbid forbidden forbidding forbore forborne force force force a smile force majeure force s. ask. dili işinize yarar mı. önceki. angarya. baskın. tabancayla/tüfekle birini zorlamak. i. aşkına.it´s yours for the asking. i. ama duyduğum bu.o.. hatırı için..bade. 1. 2. s. . k. güçlü. 2. forseps. öndeki. ön. fors majör. anlaşılsın diye. bak.bore. forbid. toplamak. zor.: If you want to use my boat on Mondays. bak. ürkütücü. i. hav.. aramak. 2. . --ding) yasaklamak. zorla gülümsemek. yapmamak. anat. ne yaptıysam. i. korku veren. sert.. 1. (merhametten/ şefkatten dolayı) (bir şeyi) alıkoymak. hiç. (for. s. 1. (for. dalma. mecbur etmek. 1. sığ yerden yürüyerek geçmek. . şimdilik. önek ön. yasak etmek. 2. tıb. ak ın. f.. şimdilik..

başta. önden gelen. önceden alınan tat. 2. önsezi.. 1. f. f. fore. öngörü. z. çoğ. önceden uyarmak/ikaz etmek. basiret. dış ticaret.foreboding forecast forecastle foreclose forefather forefinger forefoot forefront foregone foregone conclusion foreground forehand forehead foreign Foreign Affairs foreign affairs foreign exchange foreign exchange foreign minister foreign parts foreign trade foreigner foreknowledge forelady foreleg foreman foremost forename forensic forensic medicine forensics foreplay forerunner foresee foreshadow foresight foreskin forest forest ranger forestall forester forestry foretaste foretell forethought forever forewarn i. huk. (fore. sünnet derisi. dış. i. çoğ. i. mahkemeye ait.. (fore. parayı ödemediği için ipotekli malı sahibinin elinden almak. f. kötü bir şeyin meydana geleceğini önceden hissetme.men (for´mîn) i. i. (fore. i. f. s. küçük isim. s. döviz. Dışişleri. ön oyun. i. sağgörü. cinsel ilişkiden önce oynaşma. önceden sezmek. kehanette bulunmak. --n) önceden görmek. 2. yabanc ı/dış ülkeler. fore. orman mühendisi. ata. ön plan. jüri başkanı. döviz. a ğaç dikip orman haline getirmek. i. s. dışişleri. yabanc ı. işaret parmağı. s. adli tıp. peşrev. önceden dü şünme. münazara sanatı. sağ vuruşla yapılan. i. işçibaşı kadın. s. alın. (birinin/bir şeyin) habercisi olmak. huk. orman mühendisliği. i. orman. anat. ön plan. ştırmak. ormanla devlet ormanlar f. i. dışişleri bakanı. i. i. z.. i. öncel. münazaraya ait. i. ebediyen. i. 2. başta gelen. tenis sa ğ vuruş. i. 1. önceden bilme. işçibaşı. ormancılık. den. f. ecnebi. i. 2. önceden belli olan sonuç. sonsuza kadar. tahmin.told) önceden haber vermek.saw. . f.feet (for´fit) i. ecnebi. ilk isim. ileri görü ş. yabanc ı. 1. i. 1. i. selef. erken davran ıp önlemek.. haberci. i.cast/--ed) önceden tahmin etmek. (hayvanlarda) ön ayak. hep. en öndeki. i. ön ayak. i. i. en öndeki yer.ında görevli ormancı. ormanc ı. i. ağaçlandırmak. cet. hitabetle ilgili. ba ş kasarası. f. ustabaşı. durmadan.

f. 3. 2. for. eskiden. dövmek. formül. doldurulmak üzere hazırlanmış ılı belge.. f. format etmek. birbiri ardınca sıralanmak. biçim/şekil vermek. demirci oca ğı. i. s.. f. sahtekâr. huk. ümitsiz ve üzgün. sahte ş ey. İng. 1. çatall i.en) 1.ık. terkedilmiş ve harap. oluşturmak. sıra olmak. 2.got. işçibaşı kadın.. bir şeyin 3. f. mat. --ting) s. biçim verme. İng.forewoman foreword forfeit forgave forge forge forge ahead forger forgery forget forgetful forgetfulness forget-me-not forgive forgiven forgivingness forgo forgone forgot forgotten fork forked forklift forlorn form form a government form a habit form a line form a single file form an opinion formal formalise formality formalize format formated diskette formation formative former formerly formidable Formosa Formosan formula formulate fornicate forsake çoğ. bilg. bellemek. format. bak. biçim veren. Formozalı. f. demiri ocakta k ızdırıp işlemek. kadın jüri şkanı. forgive. kalpazan. vazgeçmek. çatal. çatalla ı. the birinci.wom. biçimlendirme. f. bak. şekil verme. bağışlama. öne geçmek. resmiyete dökmek. for. formalite. 1. 2. ilk söylenen. 3. unutmak. s. forgive. 3. sahtesini yapıp orijinal olduğunu ileri sürme. zina etmek. evlilik d ışı cinsel ilişkide bulunmak. sahtesini yapmak. (for. demirhane. i.. Formoza´ya özgü. i. ceza.sook. f.got. f. 1. 2.. 3. ekil düzen. b ırakmak. formatlıformatlamak. ş ask. resmiyet. sahtekârlık. s.sak. 1. i. kesin ve aç ık olarak belirtmek. i. teşkil. 1. tek s ıra olmak. yaln ız. bas hükümet kurmak. i. bahç. f. (--ed/--ted.. i. bak. önsöz. --ing/--ting) bilg. 2. eski. yolun/nehrin çatalla şan yer veya kolu. bedel. bir şeyin sahtesini yapıp orijinal olduğunu ileri süren kimse..gone) vazgeçmek. spor form. 2. f. 2. 1. Formozalı. form. yapmak. i..went. sıraya girmek. reçete. resmi.. şmak. bak. 1. kim. biçim vermek. unutkan. âdet edinmek. (for. 1. i. ceza olarak kaybetmek.. s. s. disket. f. biçimlemek. alışkanlık edinmek. işçibaşı. biçim. 2. veren. i. güç. i. (okullarda) sınıf. 2. 1. bak. --n) affetmek. oluşturma. fore. i. çatal. for. şekil vermek. Formoza. biçimlendirmek. f. zor.en (for´wîmîn) i. bak. s. 1. i. f. af.gave. 1. forget. 2. Formoza. 1. z. 1. s. çoğ. biçimsel. forgo. 1. f. 2. oluşma. yüzüstü b ırakmak. formalize. f. önceki. 2. 2. 2. kalpazanl f. mü şkül. . (for. bel. unutmabeni. fikir edinmek. 2. --s (fôr´myılız)/--e (fôr´myıli) i. şekil. 1. forget. ilk. f. 1. 2. biçim. 2. 1. bot. bahç. (for. 4. unutkanlık.ten. forklift. f. f. ba i. ba ğışlamak. terketmek. biçimlendiren. aşılması zor. resmile ştirmek. i. hızla ilerlemek.

i. i. -e moral vermek. tiksindirici. forward. kırk rakamı (40. birbirine karışmış (ipler. for. birinin en iyi yaptığı iş. spor faul yapmak. 2. 2. i. i. i. forgo. ileri. 3. kırkta bir. 2. ön. 2. z. fondöten. 3. bereket versin. esas. kurmak. büyütmek. 2. bak. z. s. öndeki.. f. İng.). k ırkıncı.. kader. f. fosilleşmek. i. ile kar ışmak. 1. büyük hisar. rastlantı sonucu olan. bak. iyi ki. bak. f. suikast. s. derhal. kale. bak. 4. zincirler v.ra (for´ı) i. nakliye acentesi. tahkimat yapma. içten.. --s (for´ımz)/fo. s. i. önümüzdeki. samimi. fosil. k ısa süren uyku. hisar. temel. Allahtan.. evlatlığa bakan ana baba. spor f. talih. ileride olan. vak ıf. f. ileri. 1.. (for. 1. taşıllaştırmak.. yeni adrese göndermek. kurucu. kötü. 4. tesadüfi. s.b. dışarıya doğru. servet. XL). s.. taşıllaşmak. kurum. aç ıksözlü.sworn) b ırakmak için yemin etmek. z. fena. şanslı. kurma. forsake. çoğ. 1. cinayet... i. şans. -de tahkimat yapmak. 1. 2. sevketmek. kırk. d ışarı. f. f. i. küstah. fight. ağzı bozuk.. fossilize. şekerleme. 1. tesis etme. 2. şımarık. bak. evlatlık. doğrudan. on be ş gün. büyük kale. küfürbaz. bakmak. futbol forvet. 5. 3. 1. . 2. 1. s. iki hafta. z. k ırk. forswear. 1. beslemek. bak.. f. 2. f. bak. s. iğrenç. çok şükür.. i. f. kalıba dökmek. i. birinin asıl uzmanlık alanı. hemen. pis. f. f. i. falc ı. gelecek. 2.swore. s. find.. s. faul. bak. i. metanet. k ısmet. f. ileri. tövbe etmek. 1. forum. pisletmek.. tahkimat. temel. talihli. fosilleştirmek. ilerletmek. i. f. forsake. ileri do ğru. göndermek. ta şıl. z. 3. i. ask.forsaken forsook forswear forswore forsworn fort forte forth forthcoming forthright forthwith fortieth fortification fortify fortitude fortnight fortress fortuitous fortunate fortunately fortune fortuneteller forty forty winks forum forward forward forward forwarding agent forwards forwent fossil fossilise fossilize foster foster child foster parents fought foul foul foul play foulmouthed found found found foundation founder f. bak. kirli. kirletmek. f. forswear.

karkas. çılgın. kümes hayvanı. tuzak. cesur. karkas.b. i. tilki. i. düşüncelerini/duygularını açıkça gösteren. 2. i. karde şçe. i. yap bir (ruhi) hal. güvenilir ve inançl ı. 1. i. birine) yıkmak. s. i. içten. kurnaz. dört. s. dünyanın dört bucağı.´nde) zayıflık. açıksözlü. 1. i. dökmeci. açıkyürekli. kesir. yapmak. kırılgan. şans v. s. kaynak. düzenlemek. 2. dala ş. pınar başı. (bir şeyden) küçük bir parça. 2.b.ans 1. i. 1.b. çerçeveletmek. fıskıye. 1. naziklik. tilki kürkü.founder foundling foundry fount fountain fountain pen fountain pen fountainhead four four corners of the earth foursquare fourteen fourth fowl fowling piece fox foxglove foxy foyer fracas fraction fractious fracture fragile fragility fragment fragrance fragrant frail frailty frame frame frame of mind frame-up framework framing franc France franchise frank frank frank frankfurter frankly frankness frantic fraternal i. ında suçsuz olan2. argo suçu (aslında suçsuz olan birine) yıkma. 1. çerçeve. zayıf (umut. mis kokulu. the oy hakk ı. ince ve güçsüz. 2. k ırık parça. 3. gürültülü kavga. durum: I left him in a cheerful frame of mind. s. kaynak. i. 2. i. bir çeşit sosis. kuş. pınar. 1. s. fowl/--s) 1. i. ince ve zayıf nahif olma. i. kırılma. z. i. i. kolay k ırılma. dili. i. huysuz. kardeşlere özgü. 1. 2. . tertip etmek. İsviçre para birimi) frank. samimi. (binaya ait) iskelet. kırık. dört rakam ı (4. (binaya ait) iskelet. aksi. dördüncü.. halde bı i. dökümcü. 3. telaro. i. f.. 3. 2. 1. 2. ç ılgına dönmüş. kurnaz kimse. ince ve zayıf nahif. k. frankfurter. açıkkalpli. tilki gibi. ince ve güçsüz olma. zaaf. irade zayıflığı . güzel koku. posta ücretinin ödenmi i. i. 1. on dört. asıl kaynak. arbede. (vücuda ait) bünye.. 2. kırılganlık. hafif ve k ırılgan olma. s. s. kamyon v. açıkça. i. 1. (posta pulunu) damgalamak. memba. s. çok acele ve telaşlı.´nde) asi. (pencereye/kap ı . karkas. 1. 1. argo suçu (asl ıya ait) kasa. 2. s. 4. buluntu. i. dört. çeşme. stilo. s. açıksözlülük. 2. (çoğ. terkedilip sokakta veya ba şka bir yerde bulunan bebek. güzel kokulu. çeşme. kumpas kurma. av tüfeği. kırık. Fransa. aldatmak. (şirketin bayie tanıdığı) imtiyaz. mat. i. k ırma. i. bot. XIV). i. s. i. i. bak. fuaye. (zarf ın üstüne) posta damgasını veya ş olduğunu gösteren bir işareti basmak. hafif ve kırılgan. f. i. 2. tavuk/hindi/ördek eti. i. bir şeyin kırılan yeri. 3. f. on dört rakam ı (14. (Fransa. dolmakalem. tilki. IV). dökümhane. yüksükotu. Onu ne şeli ş raktım. kolay k ırılan. 1. ş v.). 2. çerçevelemek.. (binaya ait) iskelet. tasarlamak. s. kumpas. (otomobil. (umut. 2. i. dörtte bir. Belçika. on dört. dolmakalem.

f. donmak. nakliyecinin arac ına ücretsiz teslim. rahat. dili bedavac ı kimse. hür. 1. f. 2. çok korkutmak. f. donma. freed. s. garip bir olay. mason. 3. bo ğuşma. fob.. doland sahtekâr. azatlı. fels. s. serbest. argo hastas ı. serbest. kölelikten azat edilmiş kimse. paras ız. mezhebi ş. çok toleranslı. meşgul olmayan. İng.. i. otoyol. hileci. bedava. savaşma. f. z. çılgına s. 2. serbest bölge. 2. 1. 3. serbest 1. i. hileli. aldatma. basın özgürlüğü. -den muaf: free of tax vergiden muaf. frikik. i. hafifme şrep (kadın). kurtarmak. i. saygb ıı rakmak. münakaşa. parasız. 1. buz tutmak. hür irade. 1.otlakç ılık etmek. fels. s. laubali. spor frikik. f.. f. i. garabet. i. dili çal otlamak. bedava. tic. çok ın dondurmak. serbest güre ş. bot. dövüşme. İng. dondurmak. i. k. freak futbol hastas ı. (kuma şı/ipi) yıpratmak. serbest f. serbestlik.fraternise fraternity fraternize fraud fraudulent fraudulent bankruptcy fraudulent bankruptcy fraudulent transaction fraught fray fray frazzle freak freckle freckled free free free and easy free enterprise free from free kick free kick free of free of charge free on board free pass free port free will free will free zone freedman freedom freedom of the press freeholder free-lance freeload freeloader freely freemason freesia freestyle freestyle swimming freestyle wrestling freeway freewheel freeze freeze one´s blood f. i. serbest çalışan (gazeteci/yazar/fotoğrafçı). geni şim. çılgına döndürmek. ıs z. hileli muamele. etrafa ald ırmadan ğlamak. bedava. tapu sahibi. delisi: a soccer i. atışma. hileli iflas. serbest vuru ş. serbest vuru ş. çoğ. f. aç ık liman. farmason. out argo 1. mülk sahibi. Subaylar rıcılık. serbest liman. çilli. ekon. özel giri -siz: free from error hatas ız. s. free from pain ağrısız. hileli iflas. etmesi yasak. z. otlakçı kimse. huk. i. hür te şebbüs. 2. ın ıeratla şlıkık. serbestçe. bak. dolandırıcı. k. 2. fro. özgür. karde şlik.. teklifsiz. desise. 3. 1. paras ız giriş kartı.. çok 2. hürriyet. pedal çevirmeden gitmek. 1. çok ho şgörülü. yıpranmak. (gazeteci/yazar/fotoğrafçı) ışmak. arbede.zen) 1. serbest yüzme. çil. fraternize. 2. saçaklanmak. boş. (ile) dolu: a journey fraught with danger tehlike dolu bir seyahat. donmak: I´m freezing! Donuyorum! i.men (frid´men) i. hilkat garibesi. arkada şlık etmek: Officers are forbidden to fraternize with enlisted men. kanü . 2. erkek üniversite öğrencilerine ait birlik. hür irade. tic. 4. i. huk. hareket etmek. çevre yolu. s. özgürlük. frezya. azat etmek.. buz ba şıümek. 2. sert olmayan. (froze. arka tekerle ği zincirden güç almadan serbest dönen bisikletle gitmek.arkada sahtekârl hile. 1. i.

. 2. teras veya bahçeye aç ılan) camlı ve çift kanatlı kapının ı. 1. canlı. fretleme i şi. s. taze (hava). aksi. müz. dondurucu. 1. mim. 1. Fransızca. Frans ız kornosu. s. z. dili fazla samimi davranan. ücretle taşınan mal. müz. izole bant. (bir yere) s ık sık gitmek. (rüzgâr) kuvvetlenmek. sürtünme. frekans. i. uyuşmazlık. sıklık. (küçük şeyler için) endişe etmek. s. i. i. 1. yük vagonu. zinde. dili buzdolab ı. yüzünü yıkayıp kendine bir çekidüzen vermek. sık sık. . taze hava. sinirli. yağda kızartılmış.en (frenç´wîmîn) i. (balkon. donma noktas ı. fretaj. fret. 3. i. i. 2. k ıs. şmazl ık. çok so ğuk. 1. f. k ıl testere. sulu. düşürmek. yeniden yapılan. çoğ s. sürtüşme. French. (küçük şeyler yüzünden) sinirlenmek. taze. 2. yeni.wom. (buzdolabının içindeki) buzluk. (telli çalg ıların sapı üzerindeki) perde. sapaklar. yumurtaya batırılıp tavada kızartılmış ekmek. 3. --ting) 1. (bir yeri) daha güzel ve daha çekici bir hale sokmak. nakliye. i.men (frenç´mîn) i. f. f. i. fresk. camlı ve çift kanatlı kapının kanatları. 2. k ızarmış patates. navlun. 2. (-ted. tatlı su. Frans ızca. i.freeze over freeze-dry freezer freezing freezing compartment freezing point freight freight car freight train freighter French French doors French fried French fries French Guiana French horn French toast French windows Frenchman Frenchwoman frenetic frenzied frenzy frequency frequent frequent frequently fresco fresh fresh air freshen freshen up freshman freshwater fret fret fretful fretsaw fretwork Fri friar friction friction tape Friday fridge fried fried egg üstü buz tutmak.ters. (kolejde/üniversitede) birinci sınıf öğrencisi. (buzdolab ının içindeki) buzluk. c ıvık. 2. 5. çılgın (bir olay). dondurarak kurutmak. i. i. cuma. çok heyecanlı. f. korno. Friday. kızartılmış. endişelendirmek. çılgın bir hal. sahanda yumurta. ço çoğ. f. ovma. fretlemek. kızmak. anla elek. 2.. s. fiz. (--ted. kanatlar ğ. t ıb. artmak. s. Hrist. 4.men (fre ş´mîn) i. --ting) mim. friksiyon. 1. marşandiz. ihtilaf. i. rahip. (erkeklere özgü baz ı dini tarikatlarda) frer. 1. çılgın. şeyehuysuz. i. yeni yap ılmış. French. dipfriz. i. k. Fransız kadın. k. yük treni. i. s ık sık tekrarlanma. 1. taşıma ücreti. Fransız Guyanası. Fransız. s. fretler.. ovuşturma.. tatlı suya ait. navlun. Fransız. Fransız erkek. sık sık tekrarlanan. çılgınlık. mim. sapak. tela şlı. sürtünüm. patates tava. endi s. yağda pişirilmiş. s. 2. 2. Fransız. şilep. fresh.

kâkül. korkutmak. 2. 2. frijit.uk. (bir ba şlangıç noktasın)dan: He´s from Manisa. kadın elbisesi. frijider. --king) 1. f. dili Anlad ığım kadarıyla durum vahim. ciddiyetten yoksun hareket/söz. 1. dilden dile. hoppa ın). out of his/her wits/frighten the wits out of s. 1. (sosyal sigorta. baştan aşağı. bak. korkutucu. bir güçlükten diğer bir güçlüğe. gülüp geçmek. s. i. Her ranking rose Manisal uzaktan. s. k. 1. perçem. parça parça harcamak. bo ş. i. delişmenlik. bak. k ıvırcık. tepeden tırnağa (kadar). günden güne. s. korkunç bir şekilde. dost. . deh şet. arada s ırada. ahbap. çok so ğuk. uzaktan. maa f. i. kenar. arkadaşça.. Daldan atladı. birinin ödünü koparmak/patlatmak. frizzy. 2. away azar azar çarçur etmek. kıvır kıvır (saç). farbala. a ğızdan ağıza. dili çok. (bir yer)den. frog. soı ğ t . şen. from the word go from time to time i. rop. sıçrayıp oynamak. i. 2.. eğlence. firkateyn. i. 3. f. i. baştan sona kadar. 2. z. kanı sıcak. k..men (frag´men) i. 2. k. f. mim. i. oynak. f. korku. herhangi ş dışıbir nda verilen haklar. 1. 3. arkada şlık. gözlemeye benzer bir çe şit börek. (birinin) üstünü aramak. cızırdatarak kızartmak. i. sıcakkanlı. 1. cana yak ın. fryer. ahbaplık. kapı kapı (dolaşma). arkada ş. edat 1. saçak takmak. 1. s. i. 3. kurbağa. ıb. ciddi olmayan. buzdolab i. 2. s.. cana yakın olmayan. saçak. zaman zaman.o. püsküllü saçak. den. emeklilik sigortas ı gibi) işçiye ücreti dışında sağlanan şey. dili ta ba şından beri. bir uçtan bir uca. z. (kad ızırdamak. 2. 1. dostluk. friz. soğuk. buz gibi. kurbağa adam. frightening frightful frightfully frigid frigidaire frill fringe fringe benefit fringe benefits frisk frisky fritter fritter frivolity frivolous frizzle frizzly frizzy fro frock frock coat frog frogman frolic frolicsome from from a distance from afar from beginning to end from day to day from end to end from head to foot from mouth to mouth from pillar to post from the first From the sound of it things are pretty bad. (--ked. (mutlu bir şekilde) sıçrayıp oynamak. He jumped from the branch. i. 1. i. saçma. O ı.friend friendly friendship frier frieze frigate fright frighten frighten s. 2. havailik. baştan itibaren. s. s. 2. havai (kimse). dostça. çoğ. f.o. yerinde duramayan. müthiş. fırfır. önemsiz. s. efriz. c s. içten olmayan. i. neşeli. eğlence. redingot. korkunç. 1.

meyvemsi. f.). s. s. (fırfır. ön. i. edat ön 1. 1. (göl. bak. ayaz. i. 2. set çekilme. dona çekmiş (hava). cephe.. hüsran ı yans ıtan.They´ll 3. üstü köpükçüklerle kapl ı. bir i engellenme. moral This work is very frustrating. demode giyimli. keklerin üzerine konulan şekerli karışım. i. donmu ş. 1. dondurulmu ş fiyatlar. tepeden tırnağa. cephe taarruzu. on -e bakmak. içeriden: We´ll take the city from within. f. freeze. (sava ı y ı . set çekilmiş. gösteri şsiz. kaş çatma. i. i. gazet. f. kırağı düşmek. i. ba ş sayfa. küçük. s. (bir uzuv) so ğuktan yanma. engellenmiş. 2. faydas ız. 1. 2. hudut bölgesi. dolu. ümitleri suya dü şbozucu: s. bütünüyle. köpükçükler. ön cephe. s. hüsran müş. 2. (tüfekte) arpac i. engellemek. s. i. 1. kösteklenmiş. istekleri gerçekle şmemi ş. ileri hat. kösteklemek. ket vurmak. kenar. hüsrana ğratmak.b. tutumluluk. 2.b. İng. 2. k ırağı. fazla na ğmeli (insan sesi).from top to bottom from top to toe from top to toe from within front front line front page front sight frontage frontal frontal attack frontier frontispiece frost frost line frostbite frostbitten frosted frosted glass frosting frosty froth frothy froufrou frown frown on froze frozen frozen food frozen prices frugal frugality fruit fruiterer fruitful fruitfulness fruition fruitless fruity frump frumpish frumpy frustrate frustrated frustrating frustration fry baştan başa. ön. tepeden tırnağa. 2. tutumlu. i. buzlucam. şekerli bir karışımla kaplı (kek). önden çekişli: This car´s got frontwheel drive. bak. i. s. s. 2. 2. Şehri içten ğiz. s. don. kırağılı. kaşlarını çatmak. içinden. 4. (belirli bir zaman) be here within an fethedece şta) içinde: cephe. gerçekle şme. freeze. (eteklerin ç ıkardığı) hışırtılı ses. Bu çok sinir ş . (keki) şekerli bir karışımla kaplamak.. sade ve ucuz. 2. i. netice. i. frumpy. köpükçük kümesi. 1. manav. . 1.. i. 1.´ne ait) k ask. 4. set çekmek. bak. hudut. front-wheel drive oto. hüsran. f. 3. f. soğuktan donma. öndeki. kösteklenme. 3. 3. tül veya an) aşı rı süs. soğuk (tavır. 1. Bu araba önden çeki şli. soğuktan donmuş. 2. i. f. k ırağılı. verimlilik. u s. demode giyimli kadın. baştan ayağa. cepheye ait. taraf. i. dondurulmu ş yiyecek. köpükçükler ç ıkmak/akmak. (evin iç dekorasyonunda) ufak aksesuarlardan olu ş i. soğuktan yanmış (uzuv). k ılıksız kadın. s. 1. sonuç. sinir bozucu. cevap v. verimli. ket vurulmuş. s ınır. f. meyve vermek. hışırtı.. öne ait. f. 1. ön. s. s. cephe hatt ı. i. cephe. i. alna ait. -i uygun görmemek. arsanın sokağa/denize/göle/nehre bakan tarafı. (havaya ait) cephe. direkt. 1. meyve. deniz v. içten. binanın cephesi. 2. yeraltı don seviyesi. s. 1. nafile. s. baştan aşağı. 3. ık. kitabın başındaki resimli/süslü sayfa.

1. bot. yanmas ın sağlamak. k. bir şeyin içine etmek. küpeçiçe ği. i. kahrolası. 1.. İng. ıştırmak. i. s. yerine getirmek. düzmek. Siktir git! ünlem Allah kahretsin! s. çok resmi toplant tam bilet. firari.. fulfill. f. İng. up fuck up Fuck you!/Get fucked! Fuck! fucked-up fucker fucking Fucking hell! fuckup fud fuddy-duddy fudge fuel fuel gauge fuel oil fuel pump fuel tank fugitive fugue fulfil fulfill fulfilling fulfillment fulfilment fuliginous full full dress full fare full general full measure full membership full moon full speed full stop full stop f. 2. 1.memnuniyet. işi berbat etmek. dili a şırı titiz ve örümcek kafalı kimse. aşırı titiz ve örümcek kafalı. kaçak. berbat. tava. fulfillment.. f.. düzüşme.3. yak ıt pompası. dopdolu. feet. kafayı üşütmüş. Vurgulamak için kullan ılır: You´re a fucking idiot! Tam bir ın! 2.. yak ıt deposu.koku şmuş. 2. İng. bayağı problemli/kompleksli. bak. 1. k. ya ğyakıt. yapmak: fulfill an obligation bir görevi yerine şekilde getirmek. i. dili a şırı titiz ve örümcek kafalı kimse. bir şeyi berbat etmek. s. piliç. doyurucu: Dopotansiyelini you find your work fulfilling? ediyor mu?getirme. İng.... s. i. i. içindeki potansiyelini iyi kullanmaktan i. Bardak suyla doluydu. f. müz. kesin bir tav f. a full hour ılarda giyilen elbise. 2. tam üyelik. yapma. (--ed/--led. 1. dangalaks Allah kahretsin! i. yak ıt. tam ölçü. 1. 1. herif. foot. i. yumuşak ve çikolatalı şekerleme. ufak--ing/--ling) bir hile yapmak. i. hiçbir şey. kaçak. is dolu. yerine ğ an doİng. Siktir git! birini sikmek/düzmek. füg. kaba sikmek. s. i. full to overflowing/full to the brim ağzına kadar dolu. kaçan.. kafayı yemiş. s. The glass was full of water. (insan) içindeki kendini tatmin edecek bir tatmin İşin seni s..o. 2. ıup yakıt almak.. tatmin edici. firari. yozlaşmış. i. 2. orgeneral. vakit geçirmek/öldürmek. tavada k ızartmak/kızarmak. birine çok a şağılık bir şey/bir kahpelik/bir puştluk yapmak. Bardak doluydu. çal t göstergesi. isli. 2. . akaryak fuel-oil. is renkli. 2. 2. bak. i. -den i. kaba rezil. tam sürat. şakalaşmak.t. mak. nokta (noktalama işareti). işin içine etmek. (of) (ile) dolu: The glass was full. bir şeyin içine sıçmak.fry fryer frying pan ft fuchsia fuck fuck fuck about/around fuck all Fuck off! fuck s. is renginde.. kaba sikişme. biraz uydurmak. over fuck s. kaba tam bir fiyasko. kaba 1. k ıs. yalan söylemek.. nokta. yakmak. f.. kaba 1. dolunay. ufak çapta bir ırı almamak. tam: full member tam üye.

i. 1. işlev. z. donatmak. vazife. s. bot. 2. kırıştırmak. 1. 2. (çaydanl ıkta/borularda oluşan) kireç. 3. cenaze mar şı. 1. çoğ. 1. 2. i. lunapark. sinirin yalan geçti dolan. s. işler durumda. s. (bir iş/kimse için) para sağlamak. tamamen. 3. sert. esas. möbleli. (demirhanede) ocak. f. fon. i. komik. görev. i. temelde. 2. (--ned. f. i. yer. mantar öldürücü ilaç. i. 3. f. 1. fur kedinin tüyleri. 1. 2. faal. eğlence. mantar veya mantar türünden bitki. kasvetli. 1. kürkçü. temel. . iş. para. möble. s. işlemek. şiddetli. 1. tam. memur. i. f. (gazetede) bant-karikatürlerin bulundu ğu sayfa. güldürücü. kürk. tören. mobilya. kırışık.. 2. düzenbazl ık. 1. s. mobilyalı. izin. i. --ning) k. kürklü giysi. mefruşat. s. tam gelişmiş. saban izi yapmak. bir şeye çarpınca kolun karıncalanmasına sebep olan ği hilecilik. (against) (-e) ate ş püskürmek. işlevsel. 2. 1. 1. dili şaka etmek. (yelken/bayrak) sarmak. çoğ. çalışmak. fun. 1. with ile döşeli. parlatmak. cenaze törenine yak ışan. üphe dirsekte uyandıran. s. buharla dezenfekte etmek. fonksiyon. yenile s. 2. döşemek. yoklamak. büyük ocak. f. s. tamgün bir çalışma gerektiren iş. 2. i. 4. gerçek bir. tamamen açm ış.fullback full-blooded full-blown full-fledged full-grown full-length full-time full-time job fully fulminate fumble fume fumes fumigate fun fun fair function functional functionary functioning fund fundamental fundamentally funeral funeral march funereal fungicide fungus funicular funnel funnies funny funny bone funny business funny paper fur furbish furious furl furlough furnace furnish furnished furnishings furniture furrier furrow i. saban ın açtığı iz. çok öfkeli. tam bir. f. 2. şanat. fonlar. s. i. i. gerçek. huni. kalorifer oca ğı. f^ng´gay)/--es (f^ng´gısız) i. 2. çoğ. i. futbol bek. yetişkin. vazifeden izinle ayr ılma. pis kokulu gazlar. özünde. s. ifonksiyonel. f. i. 2. topu şürme. i. s. (oyunda) topu düşürmek. İng. e ğlendirici. tamam ıyla büyümüş.. i. f. i. füniküler. görevli. acayip. 3. f. 1. 1. tuhaf. gözü dönmüş. dü f. i. i.. esaslı. mat. 2. i. garip.gi (f^n´cay.. merasim. tamam ıyla. kürk. tamgün. cenaze töreni. şüpheli. (vapurda) baca. s. asıl. öfkeli olmak. fonksiyon. z. temel. pis kokulu gazlar ı yaymak. fultaym. çoğ. safkan. el yordam ıyla aramak. şlev. f. (baz ı yumuşak tüylü hayvanlara ait) tüyler: the cat´s 2. tam boy (portre). küplere binmi ş. ço ğ. ştirmek. ehliyetli. zevk. sağlamak.

2. fiz. i. aka. (bir ba rağbet kazanmak. on şi/şey) yakla şmak.. müz. s. İskoçça. ötedeki. (top mermisine ait) tapa. kazanç. s. f. (--ged. 2. i. 1. hatları belirsiz.b. i. 1. gelecek. küf kokan. Gaelce. susturmak. abes.). atsineği. 2. 2. i. bak. 1. ilerlemesini sa ğlama. 2. i.ese) Gabonlu. i. s. 2. i. havlanmak. gizli. ince tüylerle kaplı. 1. çabuk ve anlaşılmaz şma. i. en ötedeki. 3. konu i. nafile. s. gauge. argo polis. 1. s. --ding) about/around ba şıboş dolaşmak. neşelilik. çokyüzünden titiz. s. fitil. f. 2. susturmak için a ğıza sokulan tıkaç. dili çene çalmak. s. boşuna olma. bundan ba şka. kazanç lamak. i. uçak gövdesi. i. i. elek. yapmak. i. argo bin i. çene çalma. f. ilave olunan. i. (Further ço ğunlukla miktar ve derece. 4. şiddet. -i elde etmek. 2. 4. 1. daha uzak. boş. i.) z. 1. 2. i. sa 1. İrlandaca.. ayrıca. (bir şey) boğazını tıkamak. k. ufak yaran. 2. eski. z. ı (kuma ş). gazap. büyük öfke. k ıvırcık saç. s. Gabon´a özgü. sigorta. cüppe. farther ise mesafe için kullan ılır. eriyip birbiriyle kayna şmak. i. i. erime. k. . h ızı artmak. ince tüyler. erimek. Gabonlu. 3. sol notası. Gabon. --bing) k. küflü. g gab gabardine gabble gaberdine gabfest gable gable roof Gabon Gabonese gad gadfly gadget Gaelic gaffe gag gag gag on gaga gage gaiety gain gain an advantage over gain ground gain ground gain momentum s. eritmek.bon. aradaki (takip eden şkasıki ndan) daha kuvvetli olmak. çabuk ve anla şılamayacak bir şekilde konuşmak. tüyleri kabar ık. 1. şenlik. 1. (çoğ. (askerler) ilerlemek. havl G. 1. gabardin. -e sahip olmak. s. ağzını tıkamak. daha öteye. --ging) 1. 1. küçük ayg ıt. 3. bina duvar ının beşikçatı ile birleştiği yerdeki üçgen bölüm. hav. eriyip kayna şma. demode. daha i. flu. gelecek. i. k ılı kırk s. kıvırc ık (saç). 2. art ış. f. en çok. f. f. ğ büyümek. istikbal. 2. ayva tüyü.. gereksiz tela ş/heyecan/öfke. kâr. sinsi.ş(haberin) yayılmasına engel olmak. eritme. küflenmi ş. 2. füzyon. gaf. i. f. (--bed. 1. alet. tüylü. f. yaygara. s. beşikçatı. çok tüylü (köpek v. (--ded. deli. uzaktaki. 3. ufak meseleleri sorun şeyler telaşa düşmek. mesafeyi kapatmak. 2. neşe. Gabon. i. çok alfabesinin yedinci harfi. i. i. (hastan ın durumu) iyiye gitmek. f.. i.furry further furtherance furthermore furthermost furthest furtive fury fuse fuse fuselage fusion fuss fussy fusty futile futility future fuze fuzz fuzzy G. abes olma. gülüt.. 1. 5. dili budala. en uzak. 2. Ga. artma. 1. i. İngiliz dolar. dili çene çalma. s. i. müstakbel.

i.. spor. i. galvanizlemek. av. i. sanat galerisi. e ğlence. f. galon. İng. Sen de var mısın? s. anat. kahramanlık. 1. lastik. f ırtına. gamma ışınları. (gain. k. gökada. 3. s. sakat (bacak).. oyun. dili kad ın.78 litre. galvanize. mad.. zıplama. avantaj (birinde) olmak.D. Gambiyalı. A. i. i. karşılaşma. dörtnala gidi ş. bol: You can find blackberries galore there. sinir etmek. bora. yiğıit. i.. i. 3. (--ed/--led. 2. i.B. i. av . Are you s. . 2. sinir edici. i. kilo almak. Gambiya. i. büyük para için kumar oynamak. yiğitlik. (domuz budundan yapılmış) jambon. kumar oynama. k ıs. galo f. --ing/--ling) s ıçrayıp oynamak. i. safra. İng. 2. sinirlendirici. safra ta şı. 2. hayvan cesur. 1.55 litre. galeri.. i. İng. sıçrayış. (saat) ileri gitmek. safra kesesi. dili çok riskli i ş. 2. f. 4. i.. i. galeri. kumar. çok miktarda. darağacı. f. meslek. hemen harekete geçirmek. i. 1. 1.. gökb. faaliyet. kilo almak. (bazı oyunlarda) parti. 4. kumar oynamak. galaksi.said) inkâr etmek.. efendi. kumarbaz. i. f. avlak bekçisi. gezip tozmak. getr. i. i. i. gemi mutfağı. sinirlendirmek. i. (of) her çe şit. i. s. Gambiya. centilmen. game? futbol oynayaca ğız. k. f. kaloş.geçilmiyor. kalyon. tozluk. gidiş. i. s. kumarhane. kumar. 1. yürüyüş. İsteklilik belirtir: We´re going to play football. s.2. Gambiya´ya özgü. 1. 1. Orada ğürtlenden bö ş. şişmanlamak. her tür. bak. İng. 3. kadırga. vakit kazanmak. s. sakatBiz (bacak). balkon. i. i. gallon. i. f. dili iş. oyun. av hayvanlar ı için ayrılmış yer. f. Gambiyalı. 2. kuvvetli rüzgâr.gain the upper hand gain time gain weight gain weight/put on weight gainsay gait gaiter gal gal galaxy gale gall gall gallant gallantry gallbladder galleon gallery galley galling gallivant gallon gallop gallows gallstone galore galosh galvanise galvanize Gambia Gambian gamble gamble for high stakes gambler gambling gambling den gambol game game game game preserve gamekeeper gamma gamma rays gammon gammy gamut avantaj (birine) geçmek. i. k. dörtnala gitmek.

çiçeklerle uğraşmak. boşluk. çete. i. 4. s. eksiklik. kangrenli. parlak (renk). 2. gedik. garajda b ırakmak. 2. sald rığı ıgibi. --es/--ses) 1. garnitür. gargara. 1. k. kocaman. f. grena. i. gazla zehirlemek. k. i. çok büyük. (--sed. gargara yapmak. giysi. cart. İng. gaz saati. garnitürle süslemek. 1. tavanarasındaki oda. güruh. k. gardenparti. giysiler. jartiyer. (midede) gaz.D. pis ve de ğersiz şey. aralık. i.. sarm ısak. gaz sayac ı. açılmak. 1. k ı i. çiğ. bahçede çal ışmak. çöpçü. İng. tıb. nohut. 1. garnizon. i.. gaz. ğalgaz. i. 2. sarımsak. . sürme iskele.. erkek kaz. toplamak. i. f. benzin istasyonu. i. i. dili çene çalmak. i. çöp arabas ı. i. bahç ıvan.gander gang gang up on gangling gangplank gangrene gangrenous gangster gangway gantlet gaol gaoler gap gape garage garage sale garb garbage garbage can garbage man garbage truck garbanzo garble garden garden party gardener gardenia gargantuan gargle garish garland garlic garment garner garnet garnish garret garrison garrulous garter gas gas mask gas meter gas meter gas station gas station gas up i. f. iskele tahtas ı. (birkaç kişi) toplanıp (birine) karşı ırmaya rlanmak. f. 2. dili bak ış. f.. i. i. cafcaflı. tavanaras ı. bot. evde istenilmeyen e şyayı satmak amacıyla garajda/bahçede düzenlenen ış sat lı. f. 1. jail. lal ta şı. s. fasulye s ıhaz i. 1.. 2. havagazı/doğalgaz sayacı. süprüntü. yanlış bir şekilde anlatmak/nakletmek. f. s. kıyafet. i. iskele. gardenya. jailer.. çelenk. i. bostan. ask.. i. geveze.. ağzı açık bir şekilde hayretle/şaşkınlıkla bakmak. (çoğ. i. 2. lafazan. --sing) 1. i.. kangren. bak. (birine) kar şı cephe oluşturmak. bak. i. 2. benzin istasyonu. 2. 2. gauntlet. 1. s. f. i. çöp tenekesi. garaj. do gaz maskesi. i.. benzin. çenebaz. i. çöp. benzin deposunu doldurmak. bak. gangster. cırlak. f. ünlem Destur!/Yol ver! i. elbise. leylek gibi.B. çöp kamyonu. havagazı. tak ım. 3. s. A. bahçe. i.

midevi. (at) ağzı açık bir şekilde seyretmek. s. kanal kapağı. s. vurdu f. nefesi daralmak. çardak. toplamak. General Agreement on Tariffs and Trade. 1. s. ünlem (At/öküz sürerken “Sa ğa git!” veya “İleri git!” anlamında kullanılır.y. 3. i. k ıs. çark. şanjman. 2. k. i. 1. avalğaval bakmak. (belirli bir iş için kullanılan) eşya/takım/giysi. toplanmak. i. i. i. i. biçimsiz ve hantal.b. gastrit. parlak ve güzel renkli. 3. 2. büzmek. yer adlar ı sözlüğü. derin yara. iş eldiveni. i. i. conta. 3. -i kesmek. homoseksüel. uygunsuz. dik bak ış. çiğ (renk). 1. f. belveder. bir araya gelmek. canlı. giriş. i. d. 5. soluma. ölçümlemek. i. 1. bak. (maç. anlamak. k ıs. i. dişli çark. i. e f. cinsel. kolları. bön bön bakmak. vites kutusu. güzel manzaral ı kameriye. 2. parlak ve güzel (renk). bacakları uzun.. irmek. i. f. Great Britain. 2. 1. soluk tıb. vitesi vitesi yükseltmek. aval aval bakmak. 4.) Deh!/Haydi! . 1. kapı aralığı. 2. aygıt. vites. şen. solu ğaait. söylemek. kapı. gişe hâsılatı. homoseksüel. kapı dikmesi. aşırı ve zevksiz bir şekilde süslü. soluk solu ğa kalmak. gastronomi. gazhane. vites kolu. düzen. gazal. 2. sirk bilet sat ışındangiren ız/davetiyesiz kimse.ş(at) gözünü dikip bakmak. s. 2. i. f. i. pot k ıran. ölçmek. bir yapının üzerindeki teras/pavyon. 2. gaz bezi. ahu. 2. gazlı. sıska. gaz ışığı. neşeli. resmi gazete. 3. sağlanan) hâsılat. nefesi kesilmek. dişli azaltmak. kapı sövesi. tıb. i. gastronom.v. 1. i. mideye i. i. i. ölçü. gaf yapan. i. şanzıman. i.´nde dili paras i. konser.. 1. solumak. seyretmek. gaz gibi. 1. (atlasta) yer adları dizini. (irin) dev hızşkazanmak. 2. nefes. ölçme aleti. 4. kapı (kapı aralığını kapayan kanat). ray açıklığı. f. kalınlık.gaseous gash gasket gaslight gasoline gasp gastric gastritis gastronome gastronomic gastronomy gasworks gate gatecrasher gatepost gateway gather gather speed gathering GATT gauche gaudy gauge gaunt gauntlet gauntlet gauze gave gavel gawk gawky gawp gay gaze gazebo gazelle gazette gazetteer GB gear gear down gear up gear wheel gearbox gearshift gearshift lever gee s. pavyon. vites. çiğ renkli. i.. münasebetsiz. sonuç çıkarmak. 3. çap. s.. 2. bir araya getirmek. f. (toplantıda oturumun açıldığını ilan etmek için başkanın masaya u) tokmak. çok zayıf ve kuru. iyi yemek yeme ve yemekten anlama sanat ı. ceylan. 1. -de derin yara açmak. toplamak. i. benzin. f. s. 1. eşcinsel. toplantı. give. i. gastronomik. i. gazlı bez. 3. tertibat. s. bön bön bakmak. i.

iyi huylu. ço ğunluk. biyol. i. meydana getirmek. genel. jel. dili cinsiyet. arkadaşça davranan. ask. pelte.. üretmek. genelleme içeren söz. Allah Allah! 2. i. s.. i. İng. genellik. genellikle. 2.ses (cen´ısiz) i. cins. i. İng. i. f. pratisyen. bak. pratisyen doktor. soyağacı. 2. meydana getirme. gelatin. 2. değerli nesne. s. cana yak ın. kuşak. özellik.gee geese Geiger Geiger counter geisha gel gelatin gelatine geld gelding gem Gemini gemstone gendarme gender gene genealogy general General Agreement on Tariffs and Trade general election general of the army general practice general practitioner general practitioner general staff general strike generalisation generalise generality generalization generalize generally generate generation generation gap generator generic generosity generous genesis genetic genetics genial genital genitals genitive genius ünlem 1. 1. 2. i. f.. gen. üretim. z. 2. -in halindeki. üreme organları. bak. i. i. İkizler burcu. i. genetik.. şecere.. . geyşa. dâhi. k. f. i. s. çoğ. 1. (çoğ.e. i. i. cevher. üreme organlarına ait. enemek. nesil. ask. güleryüzlü. mücevher. kuşaklar arasındaki fark. i. 1. değerli kişi. Gayger sayac ı.swell! i. gen. 1.. i. biyol. goose. -e yol açmak. yontulmam ış değerli taş. bak. rütbesi orgeneralden yüksek bir general. astrol. general. i.. kuşak farkı. s. eli aç ık. pratisyen. i. generalize. pratisyen hekimlik. i... s. genelleme. istidat. 4. tıb. genel seçim. 2. tıb. yetenek. iğdiş etmek.. i.. dilb. biyol. cömert. i. iğdiş edilmiş at. cinsel organlar. genelle ştirmek... f. genel grev. genelle ştirme.. dinamo. i. çoğ.. tıb. İng. i. cömertlik. i. deha. genelleme. Gümrük Tarifeleri ve Ticaret Genel Anla şması. Birinin veya bir şeyin beğenildiğini gösterir: Gee you´re Sen bir harikas ın! bak. 2. genetik. kurmay s ınıfı. i. tıb. 1. --es) 1. s. 3. jelatin. başlangıç. 3. 1. generalization.. s. i. yumuşak (iklim). çoğ. jeneratör.. dilb. jandarma. -in halindeki sözcük. pratisyen hekim. genelleme içeren söz. değerli taş. i. ambalaj ında üreticinin adı/markası bulunmayan (gıda maddesi).

1. 1.e. jeolojik. antiseptik. 1. i.. i. i. 2. 3. s.. 2. çoş f.. i. i. bak. adam. yerpalamudu. uzambilgisel: geometric figure geometrik şekil. jeopolitik. e uzambilgisi. 1. jeoloji. coğrafyacı. . geodezi. kantaron. i. dili erkek. tarz. 3. yerme s. tohum. s.. hafif (rüzgâr/yağmur). Musevi olmayan kimse. jeriyatrik. i. Alman. Almanca. sosyal statüsü iyi olanlar. Musevi olmayan.. geodezik. k. s. i. centiyan. Almanya. nezaket. 2. s.. efendice. 3. i. yerme şesi. coğrafya uzmanı. 1. yerbilimsel. s. 2.. bot. hakiki. geodezik kubbe. bot. i. coğrafya. geriatri. sardunya. içten. centiyana. yerpalamudu. geriatrik. kurtluca. gen. hafifçe (esen). tohumun özü. samimi. tür. jeolog. geodeziyle ilgili. meyli çok az (yokuş). i. 1. yumu şak ve nazik. efendi. dalakotu. geographical. i. şçarpanlı: geometric series geometrik seri. s. jeodezi..ilgili. i. Gürcistan. i.. ba şlangıç. i. coğrafi. centilmene i. i. (ibadette) diz çökmek. s. 2. esi. centilmen. 2.ra (cen´ırı) i. i. 1. Hrist. mikrop öldürücü. Gürcüce. Gürcü. i. bot. s. 1. i. jenosit. i. s. (to) ş (ile) i.tle. s. s. geometrik. geometri. soyk ırım. i.men (cen´tılmîn) i.. ışan. jorjet. centilmence. bak. gen. i.genocide genome genre gent genteel gentian gentile gentle gentleman gentlemanly gentleness gently gentry genuflect genuflection genuine genus geodesic geodesic dome geodesy geographer geographic geographical geography geologic geological geologist geology geometric geometry geophysics geopolitics georgette Georgia Georgian geranium Gerber Gerber daisy geriatric geriatrics germ German German measles germander germane Germany germicide i. yavaşça (yükselen yoku ğ). nevi.. i. jeriyatri. efendilik/kibarlık taslayan. yumu şak ve nazik bir şekilde. . gentleman´s/gentlemen´s agreement yak centilmenlik anla şması. biyol. yerbilim. s. gerçek. (özellikle ibadet ederken) diz çökme. 2. s. 2. biyol. çoğ. bot. yumuşaklık. jeodezik. geometrik. jeofizik. mikrop.. çoğ. i. k ızamıkçık. genom. gerbera. s. içten gelen. z. (birkaç türden meydana gelen) cins. i. 3. geological.

t. 1. 2. Zorla elde sat nı belaya sokmak. ge ştalt. gitmek. f. -e vakit erişmek. (haber/söylenti) yayılmak. (belirli bir şekilde) olmak. --ting) 1. (seçim bölgesini) bir siyasi partinin ç ıkarlarına uygun düşecek şekilde ayarlamak. para biriktirmek. i. -in kuşu kalkmak/uyanmak. demek istemek. (bir şeyi) yapmak: When will you get around to answering my vakit ay p mektubuma cevap yazacaks ın? letter? Ne zaman ayırı2. şına darbe yedi.. ırıpkurtulmak. What he said obviously didn´t get across to them. 2. f. k. k. şımarmak. k. k. 2. ima etmek. (s. jest. 2. el/kol/ba ş hareketi.s. -den zevk almak. k. almak. iş hayatında ilerlemek.o. ruhb. 1. dili (yap ılan iş) yanına kâr kalmak: He´s gotten away with it. (çok şeyi) ilginç/güzel/tuhaf bir ğaz ı düdinlemek. elde etmek. başı dönmek. 2. f. aç ıklamak: He couldn´t get his point across. 1. (tohum) çimlenme. jestler yapmak. Yaptığı yanına kâr kaldı. jest. yürümek. zarar vermek. el/kol/ba ş hareketi. kötülük etmek. (haber) yay ılmak.germinate germination gerrymander gerund gestalt gestation gesticulate gesticulation gesture Gesundheit get get (s. i. (çok ilginç/güzel/tuhaf birine veya bir şeye) bakmak. get a sniff of get a swelled head get a whipping get a woman into trouble get about get above o. bo ğazı düğümlenmek. çıkışmak. 2. edinmek. k. of (rakibi) geçmek. jest. k. k. (üzüntüden) -in bo 1.s. tasarruf etmek. çok gezmek. 3. (maddi aç ıdan) daha iyi bir duruma girmek. 1. argo -e göz atmak. Ne demek ğini anlatamad ı. geçinmek. çabuk olmak. -den bir nefes çekmek. dili darbe yemek: She got a bang on her head. (tohumu) çimlendirme. 1. 3. 3. i. 4. seyahat etmek. k. Ba ılmak. (tohumu) çimlendirmek.). (bir hastalıktan sonra yeniden) çıkıp şmak. dili dalga geçerek birini k ızdırmak. ç ıkmak. kaçmak. acele etmek. (zaman/yaş) ilerlemek. anlatmak. i. 4. kendini bir 3. 2. 1. (tohum) çimlenmek. dili ya şlanmak. gezmek. kendine hâkim olmak. 2. 3. get across get after get ahead get ahead get along in/on in/up in years get along with get along/on get an erection get around get around to get at get away get away with f. ünlem Çok yayapmak. f. dili çok duygulanmak. 2.o. ile geçinmek. gitmek: I´m getting along just fine. dola şey sanmak. Bunu yanına . i. I won´t let him get away with this. dili birinin bamteline dokunup a ğzını açtırmak. i. penisi sertle 1. -e bitmek. (got. basında/medyada iyi bir şekilde yansıtılmak. ğümlenmek. dilb. Her şmek. (birinin) ba şıyakalamak. dili acele etmek. 2. get a rise out of s. 1. ayr ılıp gitmek. jestler yapma. dili 1. ile anla şmak.o. başlamak. get a hard-on get a hustle on get a kick out of get a load of get a load of get a lump in one´s throat get a lump in one´s throat get a move on get a move on get a rise out of s. ın almak. bir yol bulup -den bir yol bulup (birini) atlatmak. dili -ebir bay korkmak. dili bir kad ını hamile bırakmak. dili kendini bir şey zannetmek. me 1. -e ula ş gul olmak.. başarılı olmak.ten/got. dayak yemek. (a part of one´s body) k. -in penisi beton olmak/dikelmek. kastetmek. idare etmek. 1. gebelik süresi. jest şayın! (Hapşıran bir kimseye söylenir. el/kol/baş hareketi yapmak. gebelik. hareket etmek. dili acele etmek. 2. 4. kazanmak. k. fiilden türetilen isim. istedi paylamak. ele geçirmek: He got it with difficulty. güzel davranış. kendine gelmek. (bir şeyle) 1.) into hot water get a bang on get a bang out of get a fright get a good press get a grasp on o. şmak. el/kol/ba ş hareketleri yapmak. got.) k.

get it together get loose get lost get no credit for get o. (arabaya) binmek. eli ayağı dolaşmak. gününü görmek: We´re going to get it now! Şimdi ık belaya! çatt k. dili birine bir şeyi ödetmek. for s. kendini zor bir duruma sokmak. (birinin) gözüne girmek. dili. get behind in get better get bogged down in get by get cracking get dark get down off one´s high horse get down to get down to brass tacks get down to brass tacks get down to brass tacks/get down to business get down to work get even with get even with get going get hold of get hot get in get in a state get in a stew get in a tizzy get in good with get in on the ground floor get in one´s hair get in one´s two cents worth get in one´s way get in s. dili kibiri b ırakmak. 3. birinden bir şeyin öcünü almak. arkada İng. 1. k. dili (gayretle) ba şkadar ak şam olmak. çok endişeli/heyecanlı/sinirli bir hale girmek. dili (birinin) arkada şlığını kazanmak. (birini) bulmak. ba şı belaya girmek. a ğır bir darbe yemek. (bir yere) girmek/gelmek/gitmek. He got no credit for what he had done. birini rahats ız etmek. kızmak. öfkelenmek. k. ciddi olarak işe koyulmak. asıl işi ele almak. k. şten yatağa düşmüş.get away with murder get back at s. dili (birinin) gözüne girmek. 2. ile geçirmek. with -in şldili ığın ı kazanmak. 3. yaramazlık etmek. dili süslenip püslenmek. kızdırmak: Don´t get him going! Onu ba şlatma! 1.s. Ödemelerinde gecikti. -in i şlerini aksatmak. 1. 2. paçayı kurtarmak. inmek. dili 1. gev yolunu kaybetmek. k. (bir şeyi) durumu kurtaracak yapmak: I can get by this year with these lamak. şmek. dili 1. alabandayı yemek. dili bir işin havasına girmek.. (birini) cezadan kurtarmak: How can we get him off? Onu cezadan nas ıl kurtarabiliriz? 4. k. iyile (bir yerde) saplan ıp kalmak.o. geçmek. k. –– with a fever He is down with a fever. ne yapmak istedi ğine karar verip ona göre yaşamak. They´ve gotten behind in their work. k. asıl meseleye gelmek. bak. aya k. dili as ıl işe gelmek/bakmak. put in one´s two cents worth. (gayretle) ba şlamak. dili bir işe başlangıçta katılmak. kaçmak. dili işlere alışmak. ba şından ayrılmayarak -i rahatsız etmek. dili zılgıt yemek. başlatmak. k. Onun o i şteki rolü hiç dikkate ınmad ı.´s hair get in through/by the back door get in with get into a predicament get into a scrape get into mischief get into one´s stride/hit one´s stride get into the swing of things get into trouble get it get it in the neck get it into one´s head that . ile atlatmak. . 1. -i kafas ına koymak. k. k. in a fix get off k. 2. zor duruma dü şmek. al k.. couthed up get o. 1. k. dili -e torpille girmek. (bir işin) gerisinde kalmak: He´s gotten behind in his payments. dili meselenin esaslar ını ele almak. dili bir kötülü ğün cezasını çekmemek.t. 2. dili (bir işe) bakmak/başlamak.o. dili tela şa/endişeye düşmek. k. hava kararmak. fırçayı yemek. belaya çatmak. Ate -den intikam almak. 2. k. k. hayatın unu kavramak. dili 1. dili -den öç almak. gereksiz yere tela şlanmak/heyecanlanmak. 2. ne oldu şğ emek. (bir işte) gecikmek. 2. dili 1. ısınmak..s. sıkıya gelmek. k. k. k. k. dili as ıl konuya geçmek. 2. eteği ğına dolaşmak. dili -e engel olmak. 2. k. from (i şten) izin almak. k. kibirli davranmaktan vazgeçmek. dili -e musallat olmak. ile idare etmek. k. 1. -i eline geçirmek. k.

dili toparlan ıp yeniden gayrete k.o. -i defetmek/kovmak: How ı nasıl-iba şından etmek.o. k. (bir üzüntüyü) unutmak. O dükkânda ğunu ğ anlamak. k. ( şaşırtıcı bir olaya) için/-e hazırlanmak. dili ödenen paran ın karşılığında iyi mal almak: You get your money´s in paranın karşılığında iyi mal worth that store. al (bir konudan) bahsetmeye ba şlamak. dili ba şlangıçta birini kızdırmak. birinin gözüne girmek.o. k. out of the way get s. wrong k.b. Defol! 1. 2..t. 1. dili heyecanlanmak. dili hafif bir cezayla veya cezas ız olarak kurtulmak. k. get one´s second wind get one´s back up get one´s ducks in a row get one´s feet wet get one´s goat get one´s hands on get one´s knickers in a twist get one´s knickers in a twist get one´s money´s worth get one´s number get one´s way get one´s wind up get one´s wits about one get onto get oriented get out get out of a scrape get out of debt get out of hand Get out! get over get ready for get rid of get rid of get s.´s back vazgeçmek. azarlamak.o. savdın? did you get rid-i of them? Onlar bertaraf -i yok etmek. dili birini (zor bir durumdan) kurtarmak. yakayı kurtarmak. uyan ık olmak. aklını başına toplamak. dili 1. korkuya kap ılmak. k.) (ilk kez yorulup soluğu kesildikten sonra) soluklanıp tekrar eski formunu kazanmak..o./s. (bir konuya) girmek. ortadan kald ırmak. (taşıta) binmek. çığırından çıkmak.o. 3. k. k. 2. 2. 2. (uçak) havalanmak. off the hook get s. k. 1. (bir hastal ık) geçmek: Have you gotten over your cold? Nezlen geçti mi? 3. dili birini istediği gibi idare etmek/kullanmak. dili 1. get off the ground get off easy get off the ground get on get on one´s nerves get on one´s nerves get on s. Birbiriyle iyi geçiniyorlar.o. -den kurtulmak. birini kenara çekmek. . (for) birini/bir şeyi hazırlamak. geçinmek: They get on well. k. -i sinir etmek. dili birini süsleyip püslemek. korkmak. get off s. dili birinin moralini bozmak. in shape get s. dili dikkat etmek. borçtan kurtulmak. Hep onun istediği olur. (bir işle) meşgul olmak. çıkarmak. k. over a barrel get s. k. k. (koşucu v. under one´s thumb get s. dili ba şlamak. birini/bir şeyi yanlış anlamak. k. 2. birinin ba şını belaya sokmak. -e sahip olmak. k./s. 2. -i yakalamak.´s good side get on the ball get on the bandwagon Get on the stick! get on the wrong side of s. down get s. sinirlenmek. İng. dili ba şarılı bir şekilde başlamak. ucuz kurtulmak.k.o. Çabuk ol! k. 2. 1. yayımlamak. dili in birinin ne menem biri olduödedi istediğini yaptırmak: She always gets her way. 4.´s tail 1. into trouble get s. (bir i ş) başlamak. k ızdırmak. (biriyle) temasa ışmak/intibak etmek.o. couthed up get s. dili sinirlendirmek. dili öfkelenmek. birini devred ışı etmek. k. birinin sinirine dokunmak. ç ıkmak. 2. etkisiz hale getirmek. bir yere/çevreye 1. (bir işi) ele almak. dikkatli olmak. dili birini rahat b ırakmak. dili birini rahat b ırakmak.o.t. birini azarlamaktan/eleştirmekten get off s. 3. Dikkat et!/Akl ını başına topla!/Kendine gel!/Uyan! 2. -i eline geçirmek. dili hazırlıklarını yapmak.o. 1. denemek.o. dili 1. dili birini kö şeye sıkıştırmak. idare edilememek.o. dili birini k ızdırmak. k. k. k. k. İng. k. k. üstünden geçmek. dili birçok kişinin yaptığı bir şeye katılmak. get off on the wrong foot with s. -i ba şından savmak/atmak. beladan kurtulmak.o. dili endişeye/telaşa kapılmak. (bir işe) bakmak. 2.

k. Bana so ğuk davrandı. dili işten kovulmak. across to s. off one´s chest get s. dili biri hakk ında elinde kuvvetli deliller olmak: We´ve got the goods on ında elimizde kuvvetli deliller var. dili birini sinir etmek/k ızdırmak. dili bir şeyi birine anlatabilmek. yılan sokmak. dili ya ğmura yakalanmak. Bana şı so ğuktu. bir ş eyi birinin kafasına sokmak: He can´t get bir şeyi this through her head. bir şeyi bitirmek. him. içini dökmek/bo şaltmak.o. soğuk bir karşılık almak. korku duymak. dili ba şlamak. sepetlenmek. kenara çekmek. -i yenmek.o. right get s. bir şeyi bitirmek. k. dili içini dökmek. sinirlenmek. k. -i alt etmek. k. kap ı dışarı edilmek. dili so ğuk bir davranışla karşılaşmak: I got the cold shoulder. kıçına tekmeyi yemek. İng.´s goat get s. Bunu tam im gibi yapam ıyorum. dili derdini dökmek. k. -i yenmek. kar uk bir şekilde karşılanmak.o. -i anlamak. k. bir şeyi tam istenilen şekilde yapmak: I can´t get this right.t. -in havas ına girmek. argo anlamak. Onun hakk -in esas ını kavramak. k. dili işten atılmak. dili birIiş k.t.t. hazırlanmak.t.t. 1. argo (birinin) can ı yanmak. dili -den önce davranmak. sepetlenmek. dili -den kurtulmak. bir şeyi bir şeyi bitirmek. k. -e alışmak. bir şeyi ezberlemek. off one´s chest get s.o. işleri başlatmak. -i alt etmek.´s head get set get shot of get showered on get shut of get snakebit get steamed up about get the ax get the ball rolling get the best of get the better of get the better of/get the best of get the blues get the boot get the brush off get the cart before the horse get the cold shoulder get the cold shoulder get the feel of get the feel of get the goods on s. (bir yeri) bir düzene/düzenli bir hale sokmak. izin almak. k.. -den kazançlı ıkmak. 1. galip gelmek. k.t.t. k. k. argo 1. 2. over get s. -in usulünü ö ğrenmek.t. dili -den kurtulmak. out of the way get s. üstün olmak. ç k. Yirmi dört saat içinde vücudun bu zehri atar. 2. dili (from) so ğuk bir davranışla/sözle kovulmak. k. through s. out of one´s system get s. dili şatafatlı bir şekilde karşılanıp ağırlanmak. Bunu onun kafas ına sokamıyor. seçilmek.get s. soğ -e alışmak. dili (bir şeye) kızmak. -i kavramak. over with get s. çakmak. by heart get s. You´ve right this time! BuŞkez istedi eyi doğ ru anlamak: Have yougot gotitthis straight now? imdi bunu 1. soğuk bir karşılık görmek: got the brush off from her. birğş ğ ru anlad ı n m ı ? 2. through one´s head get s. k. ç k.o.t. get the hang of get the hang of get the jitters get the jump on get the jump on s. 2. -in s ırtını yere getirmek. do ş eyi anlamak/kafas ı almak: Why can´t you get this through your bir ıyor? head? Kafan bunu alm birineniçin anlatmak. . işten ıkar ılmak. dili sepetlenmek/işten atılmak. get s. dili işten/okuldan atılmak. dili efkârlanmak. k.t. (birinin) vücudu bir şeyi atmak: You´ll get this poison out of your system in twenty-four hours.t. straight get s. titreme nöbetine tutulmak. dili titremeye ba şlamak. argo kaçamak cevap almak. sepetlenmek. get the message/get the picture get the nod get the push get the red carpet treatment get the runaround get the sack get the sack get the shaft get the shakes k. bir şeyi yapıp bitirmek. k.t. 1. i tersinden yapmak. sinirli olmak. k. argo sepetlenmek. dili birinden önce davranarak avantajl ı duruma girmek. k.

(bir şeyin) özünü finale kalmak -in özüne inmek. 1. düzenlemek. k. 2. gayzer. i. kararsızlığa kapılmak. uyumak. dili ters taraf ından kalkmak. -e ula şmak: Owing to the snow no buses have gotten ı. Gana. get the upper hand dizginleri ele geçirmek. gerekmek. -i k ızdırmak. dili en az be ğenilen şey birine düşmek: I got the short end of the stick. dili berbat. hayalet. birinin ne mal oldu ğunu öğrenmek/anlamak. En kötü pay banaiş dü şlamak. şart ımak. get/win the nomination i. Ona bir varamad şey anlatamam. sadede gelmek. k ıyafet. Ganalı. beti benzi atm ış. mutabık kalmak. 3. yataktan kalkmak. dili tereddüde dü şmek.k. (üzerinde) anla -i ş sinir etmek. ba kendi istediğini yaptırmak. dili payına pek az bir şey düşmek. 1. get/put s. s. Gana´ya özgü.): 1. iş başına! 1. -in esas anlam ını kavramak. k. gazi. hak ettiği cezayı yemek. ına girmek: I think gotten throughbirlikte to him. 2. s. (birini) (belirliçekmeye bir k ıyafete) k. i. k. biriktirmek. k. üstün ç kmak. layığını bulmak: She got what was coming to her! Müstahakt k. k. öne geçmek. hortlak. i. alt edilmek. dili ba get the show on the road ı galip gelmek. 2. (Mastarla ılır. dili (birinin) ne yapt ığının farkına varmak. . (to) k. k. -den kazançlı çıkmamak. 2. (birinin) ne yaptığını çakmak. şüpheler duymaya şlamak. kılık. hazırlamak. -in kokusunu duymak. (bir şey yapmak için) cesaretini toplamak. dili uyanmak. sokmak: She got herself up as a mouse.kullan Nihayet anladı 2.o. Konu şmaya başladılar.it´s dili finally ba şlamak They to talking. get the upper hand 1.´s skin get up get up on one´s soapbox get up on the wrong side of the bed get up the nerve to get what´s coming to one get what´s coming to one get wind of get wind of get wise get wise to get with it get worse get/catch a whiff of get/go to sleep get/have cold feet get/have one´s way get/have s.t. 2. bir araya gelmek. dili -denır! haber almak. 3. -i duymak. dili nutuk ba şlamak. (çoğ. i. müstahakk ını bulmak. -i tangot (meselenin) özünü ö ğrenmek: How can we get to the bottom of this? Bu ğrenebiliriz? meselenin nas ıl öbulmak. kaynaç. lazım olmak. 2.o. 3. adaylık seçimlerini kazanmak. s ırtı yere getirilmek. cezasını bulmak. getup geyser Ghana Ghanaian ghastly ghazi gherkin ghetto ghost i. kornişon. gelmek (Mecazen daha kötü olmak. 1. 3. -den haberdar olmak. leri başlatmak. get the worst of get the short end of the stick get through get through to get to get to know get to the bottom of get to the bottom of get to the finals/make it to the finals get to the heart of get to the point get to work get together get under one´s skin get under s. ştü. farkına varmak. (on) maya varmak./s. korkunç. İng. --s/--es) getto. out of one´s mind birini/bir şeyi aklından çıkarmak/unutmak. bulu şmak. k. -i ö ğrenmek. through Bugün kar yüzünden buraya hiçbir otobüs şey anlatmak: I can´t get through to her. 2. 2. -i duymak.o. 1. dili (-in) fark ına varmak. (bir durumun) ne olduğunu (bir durumun) ne kendine oldu ğunun k.kafas -e varmak/gelmek. dili birinin sinirine dokunmak. Gana. 1. i. (to) -e varmak.´s number 1. asıl sebebini (işin) kökenine inmek. get the short end of the stick/of it k. çok kötü. aya ğa kalkmak. yenilmek. Ganalı. toplamak.). işe başlamak: Get to work! Haydi. (havagazıyla/doğalgazla çalışan) şofben. 4.söylenir. -e birtoday. i.

Cebelitarık´a özgü. hoppa. baş döndürücü (yükseklik veya dönme hareketi). zencefil. f. bak. s. i. kemer. i. gypsy. terelelli.s. f. çoğ. gild. pekmezli kurabiye. baş dönmesi. büyük bir dikkatle. i. for gird o. i. guild. i. s. potrel. k. 1. -i kuşanmak. Cebelitar ık. zencefilli. s.ghost town ghostwriter ghoul GHQ GI giant giaour gibber gibberish gibbet gibe giblets Gibraltar Gibraltarian giddiness giddy gift gifted gigantic giggle gigolo gild gild gilding gill gilt gimmick gin gin ginger ginger ale gingerbread gingerly gingham ginkgo ginseng Gipsy gipsy giraffe gird gird o. Amerikan erlerine özgü. dev. dev gibi. i. (--ned. i. havailik. çizgili/damalı pamuklu kumaş. 2. bir diğerinin hesabına ve onun ismi altında kitap yazan kimse. bak.. i. 1. i. hediye. with gird one´s loins gird one´s loins gird s. i. s. 1. 2. darağacı. yaldız. 1. konuşmaya benzeyen anlamsız sesler. terelellilik. merkez. bak. terkedilmiş yerleşim yeri. Cebelitarıklı. 2. gulyabani. i. solungaç. (kümes hayvanlarından elde edilen) sakatat. ginseng. 2. cin (içki). zencefilli. Gypsy. i. hoppalık. f. i. ku şatmak. i. 2. gâvur. zürafa. Cebelitarık. -i tak ınmak. korse. f. f. i. 1. Cebelitar ıklı. havai. ginko. çevrelemek. ku şak.. başkumandanlık karargâhı. i. birine (bir şeyi) vermek/bahşetmek. çırçır (makine). s. k ıs. i. (zor bir işe) hazırlanmak. putrel.. i. with girder girdle ölü kent. i. dev gibi. f. konuşmaya benzeyen anlamsız sesler çıkarmak. s. numara. ask. zencefilli gazoz. . dili Amerikan askeri/eri. (--ed/gilt) yald ızlamak. alay etmek. s. i.o. dokunaklı/incitici söz söylemek. 2. 1. k ızıl (saç). kolları sıvamak. kocaman. bak. istidatlı. i. idare merkezi.s. kıkır kıkır gülmek. (on) (kılıç v.. istidat. i. arma ğan. 2. i. jigolo. i. f. Allah vergisi.. yaldız. dokunaklı/incitici söz. i. General Headquarters 1. yetenekli. i.b. --ning) (pamuğu) çırçırdan geçirmek. kendini -e iyice hazırlamak. i. kocaman. (--ed/girt) 1. trük. k ıkırdamak. yald ızlı. i. 2. i. alet. -i takmak. 2.. 1.´ni) kuşanmak. paçaları sıvamak. pekmezli kek. i. s. i. z. i. yetenek. k ızsaçı. kıkırdama.

i. -e sebebiyet vermek. bak. buhar v. gücendirmek. sebep olmak: Her presence gives him pleasure. kendisi hakk ında hesap vermek. doğurmak. hediye etmek: She gave her dog away. A ğacın çevresi doksan santimetreydi. ana fikir. s. bir piyes oynamak. k ız gibi. ğini birine hediye etti. şeytana uymak. elinden geleni yapmak. Bugün iyi sava ştı. vermek. (semere ait) kolan. ele vermek. k ız izci. hediye olarak vermek. çalım satmak. esas anlam. iade etmek. gücendirmek. k ız. 2.´ni) yaymak. kız izci. -i dinlemek. k ız arkadaş. baş -e inanmak. -i k ızdırmak. razı olmak. -e kulak vermek. give a play give a roundup of the news give a slip give a wide berth to give affront to give an account of o. ç ıkarmak: Plants give off oxygen. Onu şoke etti. -i tercih etmek. bir gözünü patlatmak. burnu havada olmak. -i doğurmak. teslim olmak. give an edge to give away give back give back give birth to give birth to give chase give credence to give ear to Give her my love! Give her my regards. k. 2. (gave. (iştahı) açmak. It gave him a shock. -i gıcıklamak. -i başıboş bırakmak. airs give o. İng. Bitkiler havaya oksijen verir. giv. 2. sinirlendirmek. 2. bel. bildirmek. 1. (keyif.s. 2.b. 2.s. 1. bel ölçüsü. Ona sevgilerimi söyle! Ona benden selam söyle. in order of priorities önem sırasına göre. 3. airs give off give offense give offense give one a black eye give one a tickle in one´s throat give out give preference to give priority to give rein to give rise to i. -e yol açmak.s. 2. çevre ölçüsü. esneklik. önemli haberleri özet halinde vermek. gizmo. çevre: The tree´s girth was ninety centimeters. ba şlıca fikirler. 1.girl girl friend girl guide girl scout girl scout girlhood girlish girth gismo gist give give give a good account of o. -e öncelik tan ımak. dili s ıvışarak birinin elinden kurtulmak. f. -i gücendirmek. kabul etmek. -i bilemek. i. kızlara özgü. incitmek.en) 1. kızlık. öfke v. i. give in give in to temptation/yield to temptation give it one´s best shot give no leg to stand on give notice give o. dar ıltmak. Kendine dü şen işi iyi yapmak anlamına gelir: He gave a good account of himself on the battlefield today.s. -e gıcık vermek. i. 1. 1. geri vermek. (koku.b. k ız izci. k. (av köpe ği) avın kokusunu alıp peşine düşmek. tutunacak bir dal b ırakmamak. 1. -den kaç ınmaya dikkat etmek. 2. Köpe geri vermek. meydana getirmek. (çocuk/yavru) do ğurmak. k ızlık çağı. -in dizginini salıvermek. . i. Varlığı ona mutluluk veriyor. 1. bitmek.. dili kız arkadaş. çok yorulmak.´ni) artırmak. kovalamaya lamak.

one´s word give s. the boot give s. birine haks ızlık etmemek.o. k. 2. 2. k.o.o. k. birini gıdıklamak. pleasure give s. a start give s. birinin hayata atılmasını sağlamak. birini kap ı dışarı etmek. shelter give s. a blessing out give s. a hard time give s. asylum give s. a cold welcome give s. a start in life give s.o. a bath give s. k. birinin düşünmesine yol açmak. custody of give s. birine zevk/haz/keyif vermek. birine aman vermemek.o. -i meydana getirmek. (birinin) arabas ının motorunu çalıştırmak. a piece of one´s mind give s. a shampoo give s.o. .o.o. his due give s. birini irkiltmek. a hand give s.o.o.o. k. a fright give s. birine çullanmak.o. birini korkutmak. birini alk ışlamak. the bum´s rush -e yol açmak. k. birine (birinin) vesayetini vermek. a scare give s.o. supet/süpet yapmak. rope give s. birini kendi haline bırakmak. a lift give s. dili birini yaka paça etmek/götürmek. birini yıkamak. birine verip veriştirmek.o. dili birinin ba şını döndürmek. 2. birine s ığınma hakkı tanımak. birinin penisini a ğızla uyarmak.o. birini pişman ettirmek. birini soğuk karşılamak. dili birini fena halde ha şlamak. k. a warm welcome give s.o.o. birini nezaket ve içtenlikle kar şılamak.o.o.o.o. işten İ ng.o. (bir şeyden dolayı) birini takdir etmek. dili birinin kötü/olumsuz bir şey yapmadığını farzetmek. birini u ğra ına almak.o. dili İşleri birine telefon etmek.o. the bird give s. dili birine sapartayı çekmek/vermek. birinin kıçına tekmeyi çıkarmak.o. a tickle give s. k. pol.o. birini korkutmak..o.o. a free hand give s. k. birine adaletli/dürüst bir şekilde davranmak. birine haks ızlık etmek. saksofon çalmak. a break give s.o. birinin saç ını şampuanla yıkamak. a piece of one´s mind give s.o. birini alkışlamak. birini korumak. ştırmak. money under the table give s.o.o. no quarter give s. the benefit of the doubt give s.o. the bum´s rush give s. a sporting chance give s.o. a swelled head give s.o.o. 1. dili el işaretiyle birine ´´Siktir!´´ demek. k. a belt on give s. k. k.o.o. 1. dili birine a ğzına geleni söylemek. a round of applause give s. dili birine rü şvet vermek. k. birini dili birini yaka paça çıkarmak.o. birine bir f ırsat vermek/bir şans tanımak. -in hakk ını vermek.o. birine geniş yetki vermek. birinin k ıçına şaplak atmak. 2. a spanking give s. 1. birine hastalığını bulaştırmak/geçirmek: Don´t give me your cold! Nezleni tırma! bana bula birine sözşvermek. dili birine kazanma imkân ı tanımak. -e neden olmak.o. birini âdeta kapı dışarı etmek. atmak. dili birine yumruk indirmek.o.o. argo birini sepetlemek. one´s illness give s.o. dili 1. a ring give s. a ride give s.o. birine verip veriştirmek. credit for give s. pause give s. hell give s. birini şımartmak.give rise to give s. credit for give s. birini düşündürmek. (alay/tenkit etmek için) biriyle u ğraşmak. birini (at/bisiklet/araba ile) götürmek: Will you give me a ride to Bursa? Beni Bursa´ya kadar götürür müsünüz? He is riding high. birine adamakıllı bir zılgıt vermek. birini serbest b ırakmak. a fair shake give s.o. a blowjob give s. birine yard ım etmek. a raw deal give s. biriniçok arabas birinin ağzının payını vermek.

2. a trial give s.t. -i göstermek. İng. 2. the glad hand give s. 2. 1. birinin tüylerini diken diken etmek.t.t. birine ayn ı biçimde karşılık vermek. the pip k. prominence give s. a stir give s. the glad eye give s. -i anlatmak.. bak.o. 1. a whirl give s.o. (makine/motor) bozulmak. 1. birine davetkâr bir bak ış yöneltmek. the cold shoulder give s. birini ha şlamak. -i teselli etmek.o. give s. birinin canını sıkmak./s. 1. tehlike işareti vermek.t. bir şeyi gözden geçirmek. . 2.give s.o.o. the once-over give s.o. birini sepetlemek.o. ölmek.o.t. the shivers give s.o. 2. birinin sinirine dokunmak. give s. 2. İng.t. a swirl give s. pes etmek. k. birine zılgıt vermek. give s. -in yalan/yanlış olduğunu göstermek. the once-over give short notice give solace to give thanks give the alarm give the land a wide berth give the lie to give the start signal give umbrage to give up give up the ghost give up the ghost give up thought of give vent to give voice to give witness çok cömert olmak. bir şeyi yalapşap/yalap şalap yapmak. dili birine misilleme yapmak. k. bir şeyi iyice düşünmek. k. bir şeyi çabucak/şöyle bir ütülemek. k. 1. what for give s. dili bir şeyi denemek: Give it a whirl! Onu bir dene! bir şey üzerinde düşünmek.o. tit for tat give s. dili bir şeyin kötü/olumsuz bir sonuç vermediğini farzetmek.o. etrafı şöyle bir düzeltmek. karadan çok uzakta bulunmak. the creeps give s. son nefesini vermek. give s. a lick and a promise give s. dili birini sepetlemek/i şten atmak.t. bir şeyi ön plana çıkarmak.t. bear witness.o.t. -i aklından çıkarmak.o. k. k.t. bir şeyi karıştırmak: Give that stew a stir! O güveci bir karıştır! bir şeyi çalkalayarak döndürmek. birinin tüylerini ürpertmek. birini tepeden tırnağa süzmek. birini sıkı bir sorguya çekmek. dili birini şatafatlı bir şekilde karşılayıp ağırlamak. sahte bir s ıcaklıkla el sıkmak/selam vermek. the willies give s. the come-on give s. -i ifade etmek. dili 1. 1. şükretmek. the push give s. the benefit of the doubt give s. spor start vermek. the shaft give s. vazgeçmek.o.o. (makine/motor) bozulmak.t. -e teselli vermek. the third degree give s. -i belli etmek. 2. k. a press give s. the sack argo birinin can ını yakmak.o.o. -i dile getirmek.o. the jumps give s.o.o. birine bir şeyi ima etmek. birine pas vermek. (bir işin yapılması için) çok az zaman vermek. ölmek. birinin tepesini att ırmak. dili birine so ğuk davranmak. the cold shoulder give s. the red carpet treatment k. birine dayak atmak. dili s ıvışarak birinden kaçmak/kurtulmak. one´s consideration give s. argo birini çok sinirlendirmek. the slip give s. birine so ğuk davranmak. -i gücendirmek. birinin tüylerini ürpertmek/diken diken etmek.t. the shirt off one´s back give s. son nefesini vermek.o. some thought give s. -e pas vermek. birinin tüylerini ürpertmek.o. birini/bir şeyi denemek. dili birini işten atmak. birini konu şturmak için işkence yapmak. to understand s.

İng. çok so ğuk.. barda f. bak. ters bakış. s. 2. s. i. üfleyerek cam ve şişe yapan kimse. cam fabrikas ı. i. at -e ters ters bakmak. 2. gladiolus. i. i. a water glass su ğı .. glad. göl v. f. f. gözlük çerçevesi. İng. i. biyol. 4. İng. f. çok göze çarpan. i. bak. s. Bizi gördü ğüne sevindi. glamor. a helping hand give/make a speech give-and-take given given name gizmo gizzard glacial glacier glad glad glad rags glad rags glad to meet you gladden glade glad-hand gladiator gladiolus gladly gladness glamor glamorise glamorize glamorous glamour glamourise glamourize glamourous glance glance off gland glare glaring glass glass glass cutter glass in glass wool glassblower glasses glasses frames glassful glasshouse glassware glassworks glassy birine yard ım elini uzatmak. 2. aygıt. k. alet. i. bak. çoğ. buzullara ait: glacial lake buzul gölü. kuzgunkılıcı. f. muayyen. sevindirmek. i. orman içindeki aç ık alan. 1. çoğ.. anat. katı. give. dili süslü giysiler. . durgun ve par ıldayan (deniz. dili.. Tan ıştığımıza memnun oldum. i. göz kama ştıracak bir şekilde parlamak. romantik bir çekicilik. cam yünü. İng. bir konu şma yapmak. iyito giysiler. i. 1. gudde. s.. romantik bir çekiciliği olan... glayöl. bayramlI´ll k. bak. 3.. bez. romantik ve çekici bir şekilde tarif etmek. cam fabrikas ı. elmastıraş. -i camla kapatmak. buzul. i. 1.. ıklar. memnun: He was glad to see us. cam gibi. 1. i. z. elmas.give/lend s. bak. glamorous. ta şlık. --dest) mutlu.). bot. bardak: a glass of water bir bardak su. ı2. memnuniyet. ştırıcı par . 1. gözlük. 3. bak. i.çiğ (renk). 2. 2.i.. i. f.o. beze. i... bak ış. bardak dolusu. s.li (glädiyo´lay) i. gladyatör. İng. cam takmak. Onu memnuniyetle yapar ım. (--der.b. şaka mide. küçük isim. 2. s. glamorize. f. sahte bir s ıcaklıkla el sıkmak/selam vermek. k. I´m glad to meet you. sera. belirli. i. i. 2. camlamak. bak. buz gibi. f. donuk (bak ış). 2. 1. i. veri. at -e göz atmak. 1..o. i.. f. 1. ters göz şt ırıcıılt .kama göz kama ters bakan. İng. -i sıyırıp geçmek. dili kar şılıklı özveri. karşılıklı fedakârlık. zücaciye.. memnuniyetle. çok parlak. romantik ve çekici bir hava vermek. s. i. glamorize. 1. glamorize. f. i. cam.. be en glad do it.

2. i. i. camc ı. i. ka basa yemek: They glutted themselves on pears. kasvetli. f. kolaya kaçan ve içtenliksiz (cevap/söz). f. 2. pırıldamak. görkem. dere. 1. parıltı. i. hafifçe p ırıldamak. (seramik nesneleri) s ırlamak. hasattan sonra ekin toplamak. yüceltilmeye değer. 2. pırıltı. s. parlamak. ı klama. --best) 1. sık sık dünyay i. loş.glaucoma glaze glazier gleam glean glee glee club gleeful glen glib glide glider gliding glimmer glimpse glint glisten glitter gloat glob global globe globe-trotter gloom gloomy glorification glorify glorious glory gloss gloss glossary glossy glove glove compartment glow glower glowworm gloxinia glucose glue glum glut glut o. over yanl . 2. 2. Armutları tıka -i t basa yediler. süzülerek gitmek. 3. çok şerefli. 2. i. küçük vadi. (--ted. (birini/bir şeyi) bir an için görmek. Piyasayı ış yap . parıldamak. ı dolaş an kimse. f. 2. gloksinya. loşluk.s. yap i. . parıldamak. i. glokom. 2. şan sevinmek. 1. yüceltme. f. i. f. somurtuk. i. kasvet veren. f. hüzünlü. cerbezeli. i. tüm dünyayı kapsayan/ilgilendiren. ateşböceği. hamdederek (Allah ı) yüceltmek. f. lügatçe. planörcülük. doğru gloss. i. kitab ın sonundaki sözlük bölümü. neşe dolu. donukla i. topak. i. ı (aşırı miktarda mala) boğmak: He glutted the market with piyasay muza boış ğdu. kasvet. zamklamak. glikoz. parıldamak. -e çok i. aşırı miktar: There´s a glut of turnips on the market. f. i. with/on glut the market with glutinous glutton i. medarı iftihar. i. parlıyordu. 1. ters ters bakmak. (pencereye) cam takmak. yuvar. 4. bananas. planör. çok sahte bir dış görünüm: Her politeness was merely a i. parlak. yeryuvarla ğı. yüceltmek. i. hamdederek (Allah ı) yüceltme. over -den şeytanca bir zevk duymak. övünmek. f. hüzün. 1. f. (seramikte) sır. ihtişam. (yüzü/yanakları) f. yerküre. torpido gözü. s. s. aç ıklamak. yorum.. 2. 3. sessizce ve kay ıyormuş gibi gitmek. 1. i. aç ıklay(bir ıcı yaz ı ışı eklemek. neşeli. Piyasa şalgama ğ f. i. i. f. karanlık. (--mer. neşe. f. 1. 2. s. pırıltı. (kor) parlamak. 2. 2. damla. f. 2. ı ters bakgibi i. 1. koro. harikulade. f. f. eldiven. tutkala benzer.. kor gibi parlamak: The cat´s eyes glowed in the dark. i. 2. obur. tıb. karasu. i. fevkalade güzel. muhte ve şeref. 1. 3. s. s. azar azar (bilgi) toplamak. parlakl2. 1. 1. s. yeryuvarı. i. süzülerek gitme. 2. i. 1. küre. 1. hasattan sonra (tarladaki) ekinleri toplamak. (--ber. Onun nezaketi sadece bir gösteri şti. yerküreyi simgeleyen model. anlık bakış. s. aç i. pırıldamak. ık. karanlık. (bakış) şmak. 1. kta kor Kedinin gözleri karanl ış. i. as ık suratlı. kısa bakış. pırıldamak. in 1. süzülmek. (birinin başarısızlığını) zevkle seyretmek. 1.ile 2. küre. süzülme. bot. global. pırıldamak. yuvarlak. (lamba için) karpuz. --ting) bo ıuldu. “Oh olsun!” demek. f. 2. şem. --mest) 1. zamk. 1. parıldamak. 1. 2. pırıltı. hafif pırıltı.

yapt ığını affettirmeye bayağı den. (hayvan) sürüden ç ıkıp kendi başına gitmek. 2. ına aykırı olmak. 1. obur. (bir şeyin) yeri ç İng. cinsel ilişkide 1. i. karaya 1. glycerin. 2. tatarc ık. 1. 2. 2. (birinin) tabiat karaya oturmak. herkese yetmek. (went. -e saldı gitmek.making up for what you did. k) çok kişiye bulaşmak. 2. . her naneyisevi yemek. Haydi. birine ihanet etmek. Buyur. (hastalıç ıkmak. i. -e ç ıkmak: She´s gone shopping. (yakalamak/almak için) pe şinden gitmek.. i. oburluk. gitmek. Bu. 1. son haddine varmak. Onlar yürüyüşe çıktı. git! Hadi git. 2. dışarı gitmek. go ape over go around go ashore go astray go at go away go awry go back go back on one´s promise/word go back on one´s word go back on one´s word go back on s. i. (insan) kötü yola sapmak.. k. sigaran ı iç! 1. dönmek. gliserin. 3. Buyur! Devam et! k. gone) 1. sözünden dönmek. f. (bir işi) tamamıyla yapmak. 2. ayr ılmak. yanlış yapmak. dili -e bayılmak. Devam et! 2. boğum boğum.o.gluttonous gluttony glycerin glycerine GMT gnarled gnash gnat gnaw gnome GNP go (the) whole hog go (the) whole hog go go go a long way towards go aboard go about go about a task go abroad go after go against go against the grain go aground go ahead go ahead Go ahead and smoke! Go ahead! Go ahead! go all out go all the way go all the way go along with Go along! Go along. 3.bulunmak. s. dili elinden geleni yapmak. Greenwich Mean Time. -e kar şı gelmek. (with) 1. 2. (bir şey) çok katkıda bulunmak. yurtdışına gitmek. . do ğru yoldan sapmak.. s. için deli olmak.. kemirmek. sıra: It´s yourfor go. gross national product. (birinin) tüm isteklerini yerine şmek: They´ve gone all the way. -i kabul etmek. i. 1. f. (sonuç) -in aleyhinde olmak. hiçbir şeyi atlamadan yapmak. hata rmak. 3. çok yararlı olmak: This´ll go a long way towards binmek. 3. (diş) gıcırdatmak. i. 1. of -den önce gitmek. -e raz ı olmak. sözünden dönmek. -e karşı olmak. bak. (of) -den önce gitmek. tamam ıyla hemfikir olmak. devam etmek. tiramola etmek. (peri masallar ında) cüce. 3. işi) yapmak. ile beraber gitmek. with ile arkada ş olmak. 2. sürüden ayrılmak. k ıs. bir işi ele almak. getirmek. titrersinek. ile birlikte olmak. sözünden dönmek. (with) -e devam etmek. f. kovalamak. 2. -e aykırı olmak. ters gitmek. Alışverişe ıkt ı. esaslı bir ş(bir ekilde tam yapmak. ıra sende. 1. k ıs. bir işe başlamak. They´ve gone aS walk.

delirmek. iflas etmek. dili ç ıldırmak. (fırsat) kaçırılmak. Çek araban ı! 1. bozulmak. geçip gitmek. önünden hiç geçmedim. k. Yallah! boşa gitmek. gezmeye gitmek. Teklif iyi sönmek. yürürlüğe girmek. -e kefil olmak. 2. heder olmak. kar tarihe geçmek. batmak. gone into the preparation of this project. (lastik) şı lanmak: The proposal went down well. k. (bir iş) için (belirli bir süre) harcanmak: Five years of work mek. 3. k. dili (para) bo şuna harcanmak.ş(seviye/kalite) dü şmek.b. boşa gitmek. -i seçmek. Bu projeyi kuvvetten dü şhave (araba) kaymaya ba şlamak. (bir şeyi) yapmaktan hoşlanmak. sap ıtmak. 1. gittikçe/giderek kötüle şmek. boşa gitmek. k. çılgınca davranmak. (başarı. (şiş/sular) inmek. ra ğbet görmemek.) düşüş göstermek. vazgeçilmek. yürüyüşe çıkmak. -i tercih etmek. makul s ınırların dışına çıkmak. sağlık v. 2. (bir mesle ğe) girmek. .o. batmak. I´ve never gone by your house. 2. bozulmak. için geçerli olmak: I´m fed çok ucuza satılmak. (güne ş/ay) bulutla örtülmek. 5. kötüyken daha kötü olmak. girmek. dili 1. 2. (bir şey için) deli olmak. -e sald ırmak. dili iflas etmek. k. k. -in ötesine geçmek. (iş. topu atmak. s ıfırı tüketmek. üleşmek. bırakılmak. yürüyüşe çıkmak. çok başarılı olmak. on go into go into a decline go into a skid go into action go into detail go into details go into effect (yiyecek) bozulmak. tasarı v. (bir şeyde) biriyle ortak olmak. k. 4. (fırsat) (iyi şeyler) yok olmak. -i elde etmeye çalışmak. 1.go bad go bad go bail for go bananas go bankrupt go begging go belly-up go berserk go beyond go beyond reason go bust go by go by go by the board go by the board go down go down in history go down the drain go down the drain go downhill go Dutch go far go far Go fly a kite! go for go for a song go for a walk go for a walk/take a walk Go for it! go for nothing go from bad to worse go from bad to worse go gaga over go green around the gills go halves go haywire go hog wild go in go in for go in with s. baş aşağı gitmek. geçmek: Several hours went by. gitmek. 3. 1.b. iflas etmek. Evinin 2. uymak. bozulmak. ziyan olmak. Don´t let that chance go by! O kaçmak.) suya mek. 1. -in üstüne varmak. (bir şeyin) meraklısı olmak. dili ç ılgınlaşmak. dü 1. iyice azmak. ayrıntılara girmek. dili payla şmak. 4. çıldırarak etrafı kırıp geçirmek. dili benzi atmak. dili (bir e ğlentide) masrafı Alman usulü bölüşmek. istenilmemek. harekete geçmek. kötüye gitmek. ayrıntılara girmek. 3. k. k. 2. girmek. -den ho şlanmak. Birkaç saat geçti. çok başarılı olmak. dili topu atmak.

dili ba şarıya ulaşmak. 2. dili sadece (belirli biriyle) ç ıkmak/flört etmek. (belirli bir ş ekilde) aç ı aşmak: We went 4. ( ışıklar/kalorifer) yanmaya şlamak. oyuncu olmak. çıkmak. ç k. kötüye gitmek. one better go shares go shares with go shopping go short go soft in the head go sour go stag go steady go steady go steady with go straight go sugary go swimmingly kabuğuna çekilmek. birinin yaptığından daha iyisini yapmak. k. kendi ba şına hareket etmek/yaşamak. go out of sight go over go over the top go overboard for/about go places go places go round go s. bal v. köpürmek. 2. dili akl 1. (through) (-i) yak ıp yıkmak. Koş! 2. dili (işler) çok iyi/tıkırında gitmek. -i tekrar anlatmak. işlemez olmak. 1. Bunu seninle paylaşırım. bildi ğini okumak. birini geçmek. dili birbirinden ba şka kimseyle çıkmamak/flört etmemek.go into one´s shell go into operation go it alone Go it! go native go off go off at half cock go off one´s chump go off the air go off the deep end go off the deep end go off the rails go on go on a diet go on strike go on strike go on the rampage go on the road go on the rocks go on the stage go on the stage go on tour Go on! go one´s way go out go out of one´s way to do s. 2. 1. oynatmak. k. haz İng. raydan çkendini 1. 1. dili aklını kaçırmak/oynatmak. (yemek) bozulmak. (ışıklar/kalorifer) sönmek. (with) ile Taryapmak. 1. k. doğru yoldan ayrılmamak.b. devam etmek: What´s going on? Ne oluyor? The party went on all night. dili 1. kafayı üşütmek. tiyatrocu olmak. 2. 2.t. 4. k. dili aklını oynatmak. dili 1. mesleğinde ilerlemek. k.. ını oynatmak. kendini bir i şe fazlasıyla kaptırmak. ıkmak. ya (reçel.ıklamak. Haydi gayret! yerliler gibi davranmaya/dü şünmeye/giymeye başlamak. (evlilik) bozulmak. greve gitmek. (i şyeri) topu atmak. eğlenmek için dışarı çıkıp insanlarla buluşmak. 2. ile çaba gezmek. çarşıya çıkmak. 2. iflas etmek. dili kendini fazlas ıyla kaptırmak. (bir ıt) durmak. başarılı olmak.) şekerlenmek. radyo. kudurmak. -i kontrol etmek. dili özel bir sarfederek bir şeyi gözden kaybolmak. 2. 1. perhize grev yapmak. 3. patlamak. ek şimek. (-i) kasıp kavurmak. 5. susup insanlarla konuşmamak. 2. flört etmek. go around. ık´s started to go out with Derya. Amaçlad k. -i tekrar geçirmek. k. liras. turneye ç ıkmak. ahlaklı bir şekilde şamak. dili (bir erkek) (bir e ğlenceye/partiye) damsız gitmek. ile payla şmak. kaybetmek. yürürlüğe girmek. Onlara yetecek kadar ekmek var. TV yayına son vermek. bak. . k. with ancak (belirli biriyle) ıkmak/gezmek. k. paylaşmak: I´ll go shares with you in this. çok kızmak. (tiyatro toplulu ğu) turneye çıkmak. dili -e fazla tutkun olmak. devamlı olarak tek bir kişi ile flört etmek. olmak. düz/do ğru gitmek. ba Parti gece boyunca devam etti. bozulmak. alışverişe çıkmak. çalmaya ba şlamak. dili amaçlanan s ınırgözden ığı m ı zdan yetmi ş milyon lira fazla elde ettik. k. ile üleşmek. -i tekrar 3. over the top by seventy million k. tiyatro oyuncusu olmak. k. ile ç ıkmak: k. çalışmamak. oynatmak. -i incelemek. 1.o. Aman sen de!/Haydi can ım sen de! kendi yoluna gitmek. (of) (birine) yeterli miktarda (bir şey) olmamak: They won´t go short of bread. (bir ayg ırlı ksız iş görmek.

f. -i gözden geçirmek.) onaylanmak. dili bozulmak. harabeye dönmek. 4. k. -i (durulmas ğin çemberinden geçmek. bal v. k. (içki) şı na ba şı nı vurmak. k. 2.b. her çareyi kullanmak. fele k. 2. ileri gitmek. fenalıklar geçirmeye şeyi ifşa etmeye başlamak. 2. bo şa gitmek. onaylanmak. dili çok başarılı olmak. teklif v. dili iflas etmek. kendini bir şey zannetmesine sebep olmak. 1. -i incelemek. batmak. ziyan olmak. 1. 2. iflas etmek. cehennemin dibine gitmek. 2. rezil olmak. (parayı) harcamak. harap olmak.´ni) geçirmek. veya o zamana kadar tuttu ğu her tmak. 2. (tasar ı gereken bir yerden) durmadan geçmek. 1. her yatmak. k. tasar ı. ile sevişmek. şehre gitmek. (gece uykusuna yatmak üzere) yatmak. tohuma kaçmak. k. dili Cehennem ol! ifrata kaçmak. iflas ın eşiğinde olmak. (gazete v. fazla olmak.) (meclisten) geçmek. çok olmak. her şeye başvurmak: He´ll go to any extent to get it. birbirine uymak. başını döndürmek. büyük bir gayretle çalışmak. çok başarılı olmak. ile cinsel ilişkide bulunmak. batmak. 2. 1. k. (hastalık. heder olmak.b. dili 1. (belirli bir amaç için) (bir yere) gitmek: I went to see what I could find there. 2. mahvolmak. döndürmek. gerçekleştirmek.) bask ıya girmek.) şekerlenmek. bak ımsızlıktan harabeye dönüşmek. batmak. Onu elde etmek için şeye başvurur. bozulmak. -in ziyaretine çaptan dü şmek. gizli dili (kendini) da ğı berbat olmak. 1. 3. -i kontrol etmek. (bir şeyi yapmak için) çok masraf etmek. 2. 1. her çareye ba şvurmak. 3. denizci olmak. tahsil/e ğitim görmek. dili 1. Orada neler bulabilirim diye bir bakmaya gittim. denizci olmak. okula/üniversiteye devam etmek. ahlaken çökmek. 1. 3. k. 2. deniz yolculu ğuna çıkmak. batmak. k. . Cehennem ol! ölmek. dili (film seyretmek için) sinemaya gitmek. parçalanmak. dili hız ve gayretle çalışmak. okula gitmek. k. 2. 2. (bir taşıt) 1. ba (bir olay kar şısında) kendini tutamayıp ağlamaya. büyük masrafa girmek. 2.b.b. dili çok k ızmak. 1.b. (reçel. büyük zorluklar atlatmak. 1. (planlanm ış bir şeyi) gerçekten yapmak.go the round go through go through go through the mill go through the roof go through with go to all lengths/go to any length/go to great lengths go to any extent go to bed go to bed go to bed with Go to blazes! go to extremes go to great expense go to great expense go to hell Go to hell! go to one´s glory go to one´s head go to one´s head go to pieces go to pieces go to pot go to pot go to press go to press go to rack and ruin go to school go to sea go to sea go to see go to seed go to seed go to sugar go to the dogs go to the dogs go to the flicks go to the movies go to the wall go to town go to town go to waste go to wrack and ruin go together go too far go under go under ağızdan ağıza dolaşmak. (bir kanun ısı v. hızlı çalışmak. küplere binmek. iflas etmek. sıkıntı v. bask ıya girmek. 1. sinemaya gitmek. çok masrafa girmek. mahvolmak.

kaleci. s. 2. itmek. k. maksat. -e ayk ırı düşmek. tanrılık. spor kale. Allah senden razı olsun! Allah korusun! Allah yard ımcımız olsun! Allah bilir! inşallah. erek.gaye. hindi sesi. dili sapsar ı/bembeyaz kesilmek. 1. (sanığa) kefil olmak. beti benzi atmak. -e yak ışmak. yok olmak. müsaade. benzi atmak/uçmak. No smoking. (bir şeyin olacağını) zannederek harekete geçmek/harekete geçmiş olmak. i. bozulmak. parça. enerji ve inisiyatif. 1. k ışkırtmak. dili kaleci. dindar. i. 2. sporveya gol. acele yemek. 2. aksamak: After that everything began to go wrong. -den mahrum kalmak: He´s gone without food for three days. cin (göze görünmeyen efsanevi yarat ık). tanrı. keçi. dili (san ık) hiçbir ceza yemeden serbest bırakılmak. başladı. 3. aut atışı. 2. i. dürtmek. the izin. ünlem Kahrolsun! s. i. çıldırmak. enerjik şken. 2. 1. -e zıt gitmek. hedef. i. cinlerin cirit oynad ığı (yer). i. 3. kadeh. f. ç ıkmak. kale vuru şu. 2. 1. dini bütün. arac ı. faaliyetlerini gizli olarak sürdürmeye ba şlamak.go under the name of go underground go up go up in flames/smoke go up in smoke go white as a sheet go wild go with go with the crowd go without go without saying go wrong go/be on the dole go/get off scot-free go/run counter to go/stand bail for go/work on the assumption that goad go-ahead goal goal kick goal line goal posts goalie goalkeeper goat goatee gob gobble gobble gobbler go-between goblet goblin god God bless you! God forbid! God help us! God only knows! God willing godchild goddamn goddess godfather God-fearing godforsaken godhead adıyla tanınmak. -siz yapabilmek: She yemekten mahrum kald ı. işsizlik k. ile flört etmek. artmak. i. -e uymamak. dili 1. vaftiz çocu ğu. s. i. i. amaç. 2. uluhiyet. -e uymak. grubun iste ğine uymak. 1. . 2. (perde) kalkmak. 2. i. yeraltına kaymak. i. yeni yöntem ve giri i. -e uygun olmak. teke. 1. i. 2. sefil. 2.. k. i. spor kale direkleri. 1. yanıp kül olmak. Ondan şey sonra her yard ımaksamaya ı almak. tanrıça. keçisakalı. punctual.. büyük miktar. Sigara içilmez. 1. (sanığın) kefaletini yatırmak. 1. çok tenha. 1. i. 2. s. 1. ilahe. ilah. hindi gibi sesler ç ıkarmak. üvendire ile dürtmek. üvendire. -siz söylemeye lüzum olmamak: It goes without saying that you must be ğ unu söylemeye lüzum yok. What went wrong? Aksayan neydi? 2. yükselmek. gol çizgisi. i. arabulucu. tamam ıyla yanmak. Vaktinde gelmenizin gerekli oldu 1. vaftiz babas ı. enerjik ve inisiyatifini kullanan. enerji ve girişim. at ıştırmak. mütedeyyin. k. kahrolas ı. baba hindi. i. ço ğ. f. Üç gün yaşayabilmek. i. tiy. çok. f.

i. i. dilihay iyice. altın. k ırmızıbalık. gözleri toz. taze. altın. işini üstünkörü yapmak. iyi. golfçü. vaftiz anas ı.. sa ğlam. 3. çoğ. Paskalya yortusundan önceki cuma. k. 1.. kâr eden ticari kurulugeçmek şimdiki fiyat. golf kulübü.godless godlike godly godmother godsend Godspeed gofer go-getter goggles going going concern going price going to be goings-on goiter goitre gold gold digger goldbrick golden goldfinch goldfish goldsmith golf golf club golf course/links golfer golly golosh gondola gone gong gonorrhea goo goober good good and Good day! Good evening! Good evening. H ızır gibi yetişen devlet kuşu. f. beklenmedik nimet. guatr. i. niyetin ciddiliği. ünlem Hay Allah! i. 1. ğı: menfaat. i. i. ır. Yolun o bölümünden zor. s.. bak. golf sopas ı. golf oyuncusu. Tanrısız. i. yapışkan madde. ba alt ından yapılmış. altın. Allahs ız. s. odacı. kaytarmak. altından yapılmış. Allah yard ımcın olsun! 2. This book´s heavy going. 2. i. i.. işten kaçmak. kendi işini şkalar ına b ırakmak. argo erkeklerden para s ızdırmaya çalışan kadın. altın kuyumcusu. golf oynamak. ayrılış. tıb. Aferin! Hrist. k. i. dili yerf ıstığı. kar veya rüzgârdan koruyan gözlük. good and mad. i. s. (birine kar şı beslenen) güven. Aman yarabbi! Allah Allah! Allah Allah! Aman yarabbi! . i. iyi. 1. i.. tıb. altın renginde. (bet. f. gonk. havuzbalığı.. hizmetli.. 1. i. 1. Bu kitab ı ş. s. Carassius auratus. zool. dindar. gondol. i. 2. olup bitenler.. argo (işyerinde) ayak işlerini yapan kimse. good faith Good for you! Good Friday Good God! Good gracious! Good grief! Good heavens! s. gayretli ve tuttu ğunu koparan kimse. tıb.. gidiş. çürümüş olmayan. i. i. zool. 2. What are you going to be when you grow up? Büyüyünce ne olacaks ın? i. s.ter. bak. itimat. saka. galosh. f. 2. bak. She was yarar. i. ünlem 1. su.. 2. iyi. Tanrısal. sakaku şu. go. belsoğukluğu. iyilik. goiter.. i. 2. İyi yolculuklar! i. iyilik.. golf.. i. Bayağı kızmıştı. çoğ. ilerleme hızı: That part of the road is hard going. golf alanı. baya İyi günler! İyi akşamlar! İyi akşamlar. İng. best) 1.

e İş ng. Allah Allah! arabuluculuk. Günaydın! 1. goril. s. hizmetli.Good Heavens! good looks Good morning! Good night! good offices Good riddance! Good riddance! good sense Good show! good sport good works good-by good-bye good-for-nothing good-looking goodly good-natured goodness Goodness knows! goods goods train good-tempered goodwill goody gooey goof goof off goofy gook goon goop goose gooseberry gooseflesh GOP gopher gore gore gorge gorge gorge o. argo goril. 2. iyi niyet. (ticari) itibar. midesini (bir şey) ile tıka basa doldurmak. lezzetli (özellikle tatl ı) bir yiyecek. fedai. çoğ. k. i. İng. işi yavaşlatma grevi. 2. çok ho ş. faziletlilik. güzel şey. (bir yemekteki) besleyici de ğer veya lezzet. dili aptalca bir hata. s.s. koruyucu.mar 3. dili yap ışkan madde. k. hata yaparak k etmek. menkuller. dili 1. good -bye. menkuller ve gayrimenkuller. kanlı. 2. 3. dili adam. Allah bilir! i. f.. k ıs. 2. i. i. taşınırlar. İyi ki gitti!/İyi ki gittiler! Hele şükür kurtulduk!/Oh olsun! ak ıllılık. boynuzla yaralamak. i. geese (gis) i. kan. iyilik. s. dili poposuna parmak atmak. i. i. s. aylaklık etmek. ünlem Allaha ısmarladık. kuma ş. 1. ünlem. dili aptal. Amerikan yersincab ı.. i. 1. ünlem Hay Allah! i. bak. İng. f. i. güzellik. erdemlilik. k. i. odac ı. kaz palazı. f. 1. on gorgeous gorilla gory gosh gosling go-slow Aman yarabbi!/Allah Allah! yak ışıklılık. f. 2. harika.. 1. çok güzel. k.. işi yavaşlatma. s. s. k. . goril. yapış yapış. çoğ. ahmak. tüyleri diken diken olmu ş deri. i.. i. bektaşiüzümü. i.. yapışkan. aptalca bir şeyi bozmak. 1. yük. 2. i. iyi huylu. şandiz. dili aptalca bir hata yapmak. 1. 2. the Grand Old Party (the Republican Party). hayır işleri. hiçbir işe yaramayan/yaramaz. güzel. kaz yavrusu. zool. dili çamur gibi yap ışkan bir karışım. yak ışıklı.. İyi geceler! 2. s. İng. dili haylazlıher s. yük katar ı. k.. s. epey büyük (bir miktar). (up) k. kaz. mallar. vıcık vıcık. iyi huylu. kargo. yumu şak başlı. ya. 4. istenilen bir şey.. k. Aferin! şaka kaldırabilen kimse. argo (işyerinde) ayak işlerini yapan kimse. güzel. iki dağ arasındaki geçit/boğaz. i. k.

devlet yönetimi. derece derece. bir inanç sisteminin gerçek. z. ilköğretim okulu. hafif. cins. i. f. 2. Amerikal asıl gerçek. gross weight. yönetmek. yönetim.ılara as ıl özgü dini müzik türü. Alt ı yaşında ve birinci sınıfta. idareci. k ıs.´ni nakletmek. sukaba ğı. tıb. 2. (bir ağaç parçasının içindeki) . 4. para. 2. rütbe. iskarpela. siyah ilkeleri. gram(s). gravity. --bing) 1. derece. get. 3. (doku) (doku) nakledilmek. 2. f. s ınıf.. hükümet. 2. damla hastalığı. 2. 1. yavaş yavaş. bir tondan diğer bir tona geçme. mürebbiye. ho ş. 3. i. grafiti. bak. eğim. graffiti. i. bu ğday. mak. 3. uzun etekli kad ın elbisesi. kalite. İsa´nın öğrettikleri. derece derece olan. duvardaki yazılar. incecik. ill-gotten gains haks ız kazanç. mezuniyet töreni. lisansüstü ö ğrencisi. yava ş yavaş olan. cüppe.. s. i.b.. 1. kibar. i. doku nakli. from -den mezun olmak.b. zarafetten yoksun. ünlem Hay Allah!/Allah Allah! i. yönetim. i. 4. i. yönetme. nakledilen doku. 1. k ıs. 1. 3. (bir üniversiteye ait) lisansüstü e ğitim birimi. geçiş. yolsuzlukla elde edilen ş vet. idare. tutmaya i. derece. görgüsüz. f. i. i. mezun kimse. 4. group. dili mezun. grain(s). (--bed. çok ince bir tür bürümcük. greyder.. Hz. mezuniyet töreni. aşılamak. i. dedikodu yapmak. 3. grammar. i. valilik. çirkin. 3. Hrist. bahç. 2. havada uçan ince örümcek a ğı. a şama. dört İncil´den biri. i. bahç. 2. i. s. yavaş. 3. atletafet. 2. bak. f. f. a şı. hükümete ait. f. 2. zerre. para. idare. aşı i. lanmak. (arpa. iskarpelayla oymak. ince. 2. yönetici. kaba. dedikodusunu yapmak. k. 1. s. (elle) ışmak. tıb. iktidarda bulunmak. Hrist. İncil. s.. gross. dedikodu. get. makam v. çabucak ve zorla elinden almak. mezun. 1. 2. tıb.. kapmak. Gotik.) tane: three grains of wheat üç buğday tanesi. 1. 2. (ilköğretimde) sınıf: He´s six years old and in the first grade. s. gut. oyma kalemi. s. 1. makam v. giderek. mısır v. f. 2. i. i. 3. f. zarafet. 2. sabahlık (giysi). 1. yolsuzlukla elde etme. 1. i. ertelenme süresi: I´ll give you a önce/sonra söylenen) s. 1. tah ıl. çal (Allaha özgü) ş ükran duas ı . 2. 2. (bir üniversiteye ait) lisansüstü e ğitim birimi. 1. latif. i. hububat. 1. gecelik. Hristiyanlığın esasları. 1. mezun olma. i. idari.Gospel gospel gospel music gospel truth gossamer gossip got Gothic gotten gouge gourd gout govern governance governess government governmental governor governorship gown gr gr wt grab grace graceful graceless gracious grad gradation grade grade crossing grade school grader gradient gradual gradually graduate graduate graduate school graduate school graduate student graduation graduation ceremony graffiti graft graft grain i. -i (elle)incelik. meyil. 1. great. (yemekten tutmak. -i mezun etmek. idare etmek. 2. regülatör. 1. vali. grade. i. (öğretmenin hemzemin geçit. 2.b. mim. i. (sukabağından yapılmış) su kabı. gittikçe. dedikoducu kimse. inayet. zarif. 1. temel 3. about -in i. 1. rü i.

. bail Granted. 1.o. cafcaflı. azamet. İng. büyüklük. 3. dili dede. heybet. 2. k. i. r ıza göstermek. 1. gramer kurallar ına uygun. bak. sandıklı saat. gram. büyükbaba.. ayaklı duvar saati. dili çok güzel. i. en büyük. büyükbaba. (genel) toplam. tozşeker. 1. granit.. büyükanne. s. (cevaben) Evet.. i. soru şturma kurulu. i. ihtişam. bak. k. fazlas ıyla büyük ve görkemli. bak. tahkikat heyeti. bir ricayıRicas birini kefaletle/kefaleten tahliye etmek. grandük. grandüi. dolaplı saat. kabul etmek. şes. 2. büyükanne. şatafatlı. gramer. dili. (öğrencileri üniversiteye hazırlayan) lise. ilkokul.. büyükanne. i. dili nine. k ız torun. granddad. büyük jüri. tumturaklı. kitab 1. pikap. gram. 3... büyükbaba. 1. gramere ait. dili 1. i. s. k. anneanne. k. k. tozşeker. Granting the truth of what you´re saying. büyükbaba. dilbilgisi. k.. k. f. I request. . i. sadrazam. fonograf. i. en eski. gram. k. muhte şem. yerine getirmek: She granted his ın ı yerine getirdi. dede. gramer aç ısından ifade. i.. ğretim okulu. dili dede. büyükanne.. görkemli. 2. i. dede. i. i. dili kuyruklu piyano. dili (bebek) torun. 2.gram grammar grammar school grammar school grammatical gramme gramme gramophone gramophone record gramps gran granary grand grand duchess grand duke grand jury grand piano grand total grand vizier Grand Vizier grandad grandaddy grandbaby grandchild granddad granddaddy granddaughter grandeur grandfather grandfather clock grandiloquent grandiose grandma grandmother grandpa grandparent grandson grandstand granite granny grant grant a request grant s. (öğrencileri üniversiteye hazırlayan) lise.. mühim. ihtişamlı. büyükbaba. i. dili nine. k. dili. dilbilgisel. i.. nine. 1. gramatikal. i. babaanne. k. s. çoğ. i. dilbilgisi kitabı. s. İng. k. dili nine. 2. ilkö 1. granulated granulated sugar granulated sugar i. İng.chil.dren (gränd´çîldrın) i. granddaddy. spor kapalı tribün. büyükanne. grand. görkem. sadrazam. plak. İng. erkek torun. kuyruklu piyano. 1. İng. torun. s.. 2. büyük. i. k. i. i. bak. gramofon. büyükbaba.. dili dede. huk. gramer ı. harika. i. i. i. kabul etmek.. argo bin dolar. tahıl ambarı. 2. i.. 2.

yerçekimi. f. yerçekimiyle hareket etme. bir yere gitmi şanm ış ş veya ıs ndan ayrı yaşayan adam. a ğır. i. ortadirek. graphite grapple grasp grasp at straws grasp the nettle grasping grass grass widow grass widower grasshopper grassroots grassy grate grate grate on grate on one´s nerves grate one´s teeth grateful gratefully grater gratification gratify grating gratis gratitude gratuitous gratuity grave grave gravedigger gravel gravestone graveyard gravitate gravitation gravitational gravity i. ot. --ing/--ling) çak ıl döşemek. i. pençe.. f. çak ıl. f. f. s. tüm ayrıntıları gösteren. çimenli. ış. vahamet. (towards/to) -e yönelmek. 2. vahim. mezarlık. boşanm olankar kad ıı n. at kapmaya çalışmak. i. 1. bahşiş. i. s. s. greypfrut. grafiker. ho şnut etmek. z. paras ız. ciddi. alt ıntop. i. f. gereksiz. çimen. mezarc ı. greyfurt. yakalamak. sinirine dokunmak. kavray ummak. grafikle ilgili. 1. çökme. rende. . zevk veren şey. haz. 2. ızgara. 2. üzüm. k. grafik. 1. 2. paras ız. minnettarlık. ı 1.. ızgara. fiz. yazılmış/çizilmiş/kazılmış. 2. i. 4. açgözlü. 2. çimenle kaplamak. 1. memnun etmek. çökelme. kocası geçici olarak 1. s. 2. i. haris. asma. karısı geçici olarak 1. grafit. 2. tamahkâr. minnetle. s ıradan insanlardan kaynaklanan. kavramak. i. 3. rendelemek. çökelmek. i. i. grafik seçik grafikbir dizayn. sokaktaki kişiler. demir parmaklık. f. yerçekimiyle hareket etmek. s. 3. 1. 1. i. minnettar. 4. ağırbaşlı. i.. 2. i. 3. i. çarpıcı. s. kurutulmu veya kocas ndan ayrı ya şayan kad ın. i. i.. graphic designer. i.granule grape grapefruit grapeshot grapevine graph graph paper. canlı ve açık şekilde yazan. graphic graphic design. çökmek. 5. bedava. dili s ıradan insanlar. z. 3. argo (sigara halinde içilen) hintkenevirinin ş ış yapraklar ı. yerçekimiyle ilgili. -e sürtünerek/çarparak ses ç ıkarmak. mezar ta şı. ciddiyet. çim. s.yönelik. 1. demir parmaklık. ku ştan medet zor bir probleme çözüm yolu bulmak. sıradan insanlara 2. bo ş olan adam. bir yere gitmi i. i. çimlemek. canl ı ve net. i. s ıkı tutmak. 1. a ğırbaşlılık. yönelme. (--ed/--led. f. kızmemesi. i. 2. ask. mezar. 1. 2. dişlerini gıcırdatmak. 1. zevk. greyfrut. tanecik. kavramak. çekirge. 2. tatmin etmek. 1. kareli kâ ğıt. 1. i. 2. çimenlik. i. with ile bo ğuşmak. k. s. çizge. bedava. memnuniyet. yerçekimi. s. anlayış. 3. (bomba/ şarapnel içindeki) misket. dili uçananlamak. 2.

i. önemli. f. sos. 1. 2. Grönland´a özgü. acemi çaylak. taze soğan. bezelye. 2. çok. Rumca. k. 2. sera. i. ye şil 1. 1. cesur. yeşil soğan. Rum. sıyrılmak. büyük nine. Rumca. ye şil. 2. açgözlü. 1. girgin. dili beyin. dili papel. içyağı. i. otlatmak. dili acemi. 1. Yunanca. sürü halinde yaşamayı seven. olgunlaşmamış. yeşil. i. s. Rum. sıyırıp geçmek. Greenwich ortalama zaman ı. yeşil biber (olgunlaşmamış biber). i. ser. s. makineyağı. Grönlandl ı çiğ/haşlanmış olarak yenilen) yeşil yapraklı sebzeler. Yunan. 4. (trafik lambas ında) yeşil ışık. çimenlik.´s palm greasy great Great Britain Great Dane great-grandchild great-grandfather great-grandmother great-hearted greatly greatness Greece greed greedy Greek green green bean green light green onion green onion green pea green pepper green pepper greenback greenery greengrocer greenhorn greenhouse Greenland Greenlander Greenlandic greens Greenwich Greenwich Mean Time Greenwich Mean Time greet greeting greeting card gregarious gremlin i. izin. i. başkalarıyla beraber olmayı seven. muazzam. tebrik kartı. 2. f. açgözlülük. birine rü şvet vermek. limonluk. k. i. acemi kimse. i. yağlı. . 2. yağ. gri. selam vermek. Danua cinsi köpek. taze fasulye. i. 3. 1. 3. Grönlandlı. çok. İng. çoğ. Greenwich. selam. ak ıl. 2. 1. k. fevkalade.´s palm grease s. büyük. s. i. 1. büyük (derece/miktar). i. Büyük Britanya. 3. gresyağı. i. i.. fazlas ıyla. f. 2. Grönlandca. s. Yunanl henüz s. ı. Grönland. k. selamlaşmak. dili mükemmel.gravy gray gray matter graze graze grease grease s.. Yunanca. gres. yiğit. tamahkâr. k. yeşillik. yeşil. otlamak. Grönlandca. sıyırmak. i. s. i. tamah. büyük dede. 1. s. dili (yapraklar i. toy. yeşil ışık. h ırslı. hırs. ı. i. k. (makineleri bozdu ğuna inanılan) cin. 2. 1. 1. sürücül.chil. yağ sürmek. büyüklük. i. şiller Partisine ait. yeşil biber (olgunlaşmamış biber). Grönland.. ham (meyve). i. lamak. i. pek çok. Greenwich ortalama zaman ı. et suyu.. harika. dolmalık biber. ya k. s. 2. dolmalık biber.o. dili müsaade. z.o. yağlanmış. torun çocuğu. Yunanistan. 3. f. kar şılamak. i. 2. 3. sıyrık. great-grand. yeşil renk. 2. Yunanlı. et yağı. dolar. 1.ğdili birine rü şvet vermek. i. s. manav. selamlamak. cömert. Yeşiller Partisi Ye fasulye.dren (greyt´gränd´çîldrın) i.

--ning) s ırıtmak. bakkaliye. (mutfak ö ıütmek/çekmek/dövmek.grenade grew grewsome grey greyhound grid griddle gridiron grief grief-stricken grievance grieve grievous grill grim grimace grime grimy grin Grin and bear it! grind grind to a halt grinder grindstone grip grip s. büyük bir üzüntü içinde olmak. Gülümseyip sineye çek! f. ağır (masraf).. bak. korkunç. (about/at) k. s ıkı tutmak. 3. k. 1. çoğ. ızgara (alet). (--ted. (Kuzey Amerika´ya özgü) korkunçay ı. 2. i. i. i. 1. ö ğütücü di ita şı. 2.. 2. durmak. sersem. el bombas ı. (ketmek. s. 2. keder. 1. sırıtma. 2. yakınma. i. korkunç. anat. dili metin olmak. (alçak kenarlı. k. (mide) sancımak. kum tanesi. kavramak. kat ı. (alçak kenarlı. dili şikâyet etmek. ğ 4. zool. i. kontrol. i. 3. 1. 2. kumlu gibi. f. büyük üzüntü. kelimeleri zor bulmak. i. zihni kar ışık. bakkal. i. s. f. el yordam ıyla aramak/ilerlemek. i. gri. pi --mest) 1. dili verici. i. demir) tava. metanet. i. (birinin) dikkatini çekmek. (elle) sarkıntılık etmek. Ursus horribilis. büyük bir üzüntü içinde olan. rutin. ı zgarada şirmek. i.. deh şetsanc i. i. s. sert.. zool. di şini sıkmak. --ping) 1. 2. f. gruesome. f. 2. grizzly bear. i. (--ned. değirmentaşı. g i. 2. -i tutma/kavrama alıp götürmek. 3.. --ting) k. i. idare: Get a grip on yourself! Kendine f. (de ğirmen. amansız (mücadele). şekli. kirli. bakkaliye. 1. ıyma makinesinde) (et) çekmek. 1. öğütülecek/öğütülmüş tahıl. (--ped.. (aletle/makineyle bir şeyi) öğüten/çeken/döven kimse. i. aman bilmez. ızgara. metin. f. s.o. 2. dili Amerikan futbol sahası. boz. 2. cırdayarak yavaş yavaş stop stop etmek. (--mer.. s. kabuksuz mısır tanelerini kaba bir şekilde öğüterek yapılan ezme. 1. inilti. i. bak. i. k ıkırdak. s. 2. f. dayan ıklı. şikâyet. içki sersemi. kumlu. -e ac ı vermek. i. tüyler ürpertici. (midede) ı. bak. 2. 2. 1. bileyici.´s imagination gripe grisly grist gristle grit grit one´s teeth grits gritty grizzly grizzly bear groan grocer groceries grocery grocery store groggy groin groom groove grope grope for words i. -e büyük üzüntü vermek. (alet/makine). 2. kirlilik. gray. tazı. kas ık. yiv. yakınmak. i. yüz buru şturma/çarpıtma. dili sorguya çekmek. tımar etmek. f. 1. 2. mahmur. s. 1. ufak lokanta. öğütücü ş. bak.b. kir. demir) tava. 1. kur şuni. s. bakkaldan alınan gıda maddeleri. (ground) 1. çok büyük (yanlış/zarar/kayıp/acı). kum tanesi gibi ta ş parçacığı. yiv açmak. i. . çoğ. yakınma. f. bakkal. yüzünü buruşturmak/çarpıtmak. 1. dibek v. güvey. bakkal dükkân ı. (çark ile döndürülen) bile f. s. i. bileği çarkı. 1. bakkal dükkân ı.. 1. inlemek. f. uyku sersemi. k. grid.´nde) ğ 2. f. s. ızgara. şikâyete yol açan durum. bakkal.. havan. grow. şikâyet. i. i. ac ı. i.

5. 2. ile ş ili 1. walnut grove cevizlik. temel kural.. okul.. (birini) (ceza olarak) (ev. 3. in ground wire groundbreaking groundbreaking ceremony groundhog groundless groundnut groundwork group group insurance group therapy groupie grouse grouse grove grovel grow grow away from grow into grow old grow on s. ön hazırlıklar.b. ekon. İng. pis. 2. k. (uçak) (hava ko şullarından ı) uçamamak. brüt ağırlık. İng. toprak teli. i. yaltaklanmak. üretici. s. karaya karaya oturtmak. 1. elek.. s.. f. 2. (meyve a ğaçlarından oluşan) bahçe: orange grove portakal bahçesi. kıtıpiyoz. zamanla büyüyüp (bir giysinin) ölçülerine uymak. yer (yerin yüzü): He fell to the ground. . 3. temel atma töreni. kirli. pasaklı. 3. büyüdü ğü için (bir giysiyi) giyememek. grupland ırmak. (grew. dolay f. (uçağı) uçurtmamak. kırtıpil. olmak. i. grup terapisi. grow out of grow too big for one´s boots grow up Grow up! grower i.. 1. kaynaklanmak. kırtıpil. grosa.grown ugly. temelsiz.o. vuku bulmak.o. gayri safi (miktar/a ğırlık). elek. görgüsüz. dırdırcı. kaba. sinirli. dırdırcı. zemin kat. olmak: She´s yeti şkileri azalmak. 2. dili yumurtadan ç ık 1. i. 3. 2. dili 1. yerfıstığı. 1. grup sigortas ı. birine (bir konunun) temel ilkelerini ö ğretmek. uzakla şmak. grup. 4. f. göze batan veya tahammül edilmez (kusur. s. yerde sürünmek. 2. --n) 1. dili her zaman şikâyetçi olan kimse. i. ihtiyarlamak. s. kendini alçaltmak./Çirkin oldu. s. k. zamanla birinin ho şuna gitmeye başlamak. ıp-den kabu ğunu beğenmemek. 4. bak. brüt gelir. . 2. --ing/--ling) 1. brüt. i. i. (havaalan ında) yer mürettebatı. i. toprak. k ıyma. (--ed/--led.). toprak. ormantavu ğu. hata v. eyden) vazgeçmek. (bir f. buzlucam. yetişmek. binaya/kurulu şa ait) arazi/bahçeler. iş lanmak. s. 2. gayrisafi milli hâs ıla. 2.. i. asılsız.gross gross gross income gross national product gross profit gross weight grotesque grotty grouch grouchy ground ground ground ground beef ground crew ground floor ground floor ground forces ground glass ground meat ground rule ground s. eskimek. koru. k. dili 1. kıtıpiyos. 1. zemin. çok garip. brüt kâr. on iki düzine.. çok şişman. da ğsıçanı.. meydana gelmek. i. gülünç. artmak.. Çirkinleşti.. sığır kıyması. zool. güldürecek kadar acayip. 2. (bir e)ya alş ış mak.-den 3. brüt para toplam ı. i. geli şmek. yetiştirici. çığır açan (olay v. f. büyüyüp/olgunlaşıp (kötü bir şk. grind. pop müzik toplulu ğu üyelerinin peşinde koşan kız. zemin katı. Yere dü ştü. küme sa ğaltımı. (bitki/sebze/meyve) tirmek. gruplaşmak. oturmak. 6.). de i. Çocuklu ğu bırak! i. f. büyümek. f. k. 2. şikâyetçi. dili şikâyet etmek. 1. ço ğ. 3.. 2. s. 1. büyümek. zool. ğersiz.b. kara kuvvetleri. fon.

guards.growl grown grown-up growth grub grub grubby grudge grudgingly gruel grueling gruelling gruesome gruff grumble grumpy grunt G-string guarantee guarantor guaranty guard guard guard a secret guard against guard of honor guard one´s tongue guard´s van guarded guardian guardian angel guardianship guardrail guardsman Guatemala Guatemalan gubernatorial guerilla guerrilla guerrilla warfare guess guesswork guest guest artist guest of honor guest room guesthouse f. sulu yulaf v. i. dili3. deh şet verici. s. kazmak.b. i. koruyucu.). i. korkuluk. huk. kurtçuk. artma. f.. yetişkin. otel/pansiyon mü şterisi. savunma duru şu. şeref konuğu/misafiri. i. i. hırlamak. 2. z. i. sert. pansiyon. korkunç. i. tahminde bulunmak. s. zannetmek. (bir yerdeki) kökleri kazarak sökmek. çeteci. (--bed. sanmak. homurtu. lapas ı. 3. k. bak. Guatemala´ya özgü. vasi. s. yeti şkin. konuk sanatç ı. 1. konuk. nöbetçi. k ıskanmak: Do you grudge me this? Bunu bana çok mu görüyorsun? i. marşandizin arkasına takılan ve demiryolu görevlilerini taşıyan ı vagon. sır tutmak. grueling. f. koruma görevlisi. davetli. tahmini iş. gelişme. 2. (bir tutukluyu) alt ında biletçi. kirli. ihtiyatl i. garanti etmek. 5. f. i. cevap. 1. . katı. Guatemala. i. ask. i. f. s. vasilik. i. i. i. İng. tahmine dayanan sonuç/sonuçlar. 3. h ınç. kefil. pis. f. s. s. ağzını sıkı tutmak. garaz. muhafızlar. bellemek.. muhafız. ur. Guatemalalı. 1.. i. valiye/valiliğe ait. gerilla sava şı. i. kin. guerrilla. homurdanmak. büyüme. muhaf ız. grow. gerilla. bak. bir bitkiden süren dallar/sürgünler/yapraklar. larva. basketbol gard. i. 2. 1. hırlama. s.men (gardz´mîn) i. i. (trende) 4. dilini tutmak. k. şikâyet. İng. dili ( şovlarda dansçıların giydiği) minicik tanga. 2. i. çok zor. (bir şeyi) (birine) çok görmek. misafir. zorlu. rapor v. İng.. huk. boks gard. cumbal ı (söz. hırçınlığı üstünde.. vesayet. --bing) 1. 2. misafir odas ı. sevimsiz. 2. domuz gibi ses ç ıkarmak. tahmin. garanti. i. 1. s. 1. tahmin etmek. istemeyerek. f. 1. up kazarak/belleyerek -i ç ıkarmak/sökmek. 1. -e karşı önlem almak.. s. s. 2. koruyucu melek. i. i. aksiliği tutmuş. 2. f. yiyecek. çoğ. tümör. korumak. f. Guatemalalı. şeref kıtası. 2. garanti.b. (yol kenar ındaki) bariyer. s. i.. 2. Guatemala. şikâyet etmek. gerillac ı. 1. bak. gözetim tutmak.

i. art niyetsiz. saf. i. f. Guyanalı. çiklet. s. i. i. Gine. 1. Guyana bölgesi. 2. i. 2. martaval. kolay aldatılabilir. (--med. Gine-Bisavlı. bak. Guyana. ask. idare etmek. birine rehber. rehber kitabı. zamklamak. s. 1. yutuverme. dış görünüş. i. 2. 2. yirmi bir şilin değerindeki eski İngiliz altını. aç ıkgöz. i. 2. 1. Gine-Bisavlı. güdüm. i. s ıtmaağacı. (çamdan başka herhangi bir) reçineli ağaç. i. i. giyotin ile idam etmek. (çoğı. 2.. Gine-Bisav. yutuvermek. 1. gitarist. kolay aldatılma. i. Gineli. rehber. gırtlak. küçük kanyon. kurnazlık. i. dili bo ş laf. k ılık. Guyana bölgesi halkından biri.. beçtavu ğu. s. i. okaliptüs. açıkgözlük. suçsuz. 1. gen.guff guffaw Guiana Guianan Guianese guidance guidance counselor guide guide dog guidebook guided missile guideline guild guile guileful guileless guillotine guilt guiltless guilty guilty conscience Guinea guinea guinea fowl guinea fowl guinea pig Guinea-Bissau Guinea-Bissauan Guinean guise guitar guitarist gulch gulf gull gullet gullibility gullible gully gulp gulp s. i. i. i. ço ğ.zGui. yol gösterme. 2. boğaz. i. s. rehber ö ğretmen. kurnaz. i. i. down gum gum gum gum mastic gum tree gumbo i. s. rehberlik etmek. çok derin kanyon. --ming) zamk sürmek. vicdan azab ı. k. i. sak ız. giyotin. rehber kitab ı. saflık. suçlu. nahoş bir kahkaha. sel yata ğı. f. i. 2. 2. 1. suçluluk. Guyana Frans s. Gine´ye özgü.a. i. 2. bir şeyi yutuvermek. Frans ız Guyanası. . rehber köpek. rehberlik. Frans ız Guyanas ı´na özgü. lonca. martı. s. 1. Gine-Bisav´a özgü. f. f. 1. f. 1. nahoş kahkaha atmak. gözleri görmeyen rehberlik eden köpek. 1. dişeti. 1. 2. i. Guianan. gitar.t. (bir projedeki) ana hatlar.nese) i. i. i. i. i. beçtavu ğu. palavra. s. rehber. esnaf birliği. kobay. s. k ılavuz. körfez. (çam reçinesinden ba şka herhangi bir) reçine. i. Guyanası. beçtavuğu. 1. Frans ız Guyanalı. Guyana. bamyalı yahni. i. 1. Gine. yönetmek. yol göstermek. 2. Gineli. Gine-Bisav. güdümlü mermi. 2..

2. yürek: He´s got guts. gırtlaksı (ses). 2. . gun. i. 1. (içki) çokça içmek. 2. (bebek) agulamak. mür şit. kanivo. s. s. ğlay p ballamak. s. top. f. ı verev takılani. i. bağırsak. dili vıcık vıcık şey. f.nese) 1.. i. topçu. rehber. i. bak. dili -i süslemek. dili inisiyatif ve cesaret. (çoğ. çuval. 1. i. jimnastikçi.men (g^n´mîn) i. 1. i. süslenip püslenmek. i. ateşli silah.ış. 2. i. İng. down gunboat gunfight gunfire gunge gung-ho gunk gunman gunner gunnery gunnysack gunpoint gunpowder gunrunner gunrunning gunshot gunsmith gurgle guru gush gusset gussy gussy o. Guyana. jimnastiğe ait. k. tüfekçi. ateş... s. barut. zamklı.. i. i. atış ilmi... i. f ışkırmak. yürekli. dili adam. i. çağıltı. i. 1.s. dünden hazır. (kaldırım kenarındaki) oluk. k. i. fışkırtı. fışkırma. 2. up gust gustatory gusto gut gutless guts gutsy gutter guttural guy Guyana Guyanese guzzle gym gymnasium gymnast gymnastic i. ı. ya ş. 1. bağırsaklar. birini (ate şli silahla) vurmak. jimnastik salonu. i. 2. i. Guyana bölgesi. i. Guyanalı. i. spor salonu. i. tat alma duyusuyla ilgili. çoğ. tüfek ve tabanca yapan veya tamir eden kimse.gumboot gumdrop gummed gumption gun gun for gun rack gun s. f. k. silahlı kimse. jimnastik salonu. 2. silah kaçakç ısı. tabanca. i. spor salonu. i. (belirli bir yeri) elde 1. s. k. --ning) (motoru) birdenbire tam rmak. i. s. gazla çalıştı ına(arabay ot tıkamak için fırsat kollamak. k. topçuluk. Bayağı cesur o. tüfeklik. (çatı/dam kenarındaki) oluk. k.. agu. s.kuma ş parças i. i. eski İngiliz Guyanal f. guru. 1. (okullarda) beden e ğitimi. 2.. k. dili cesaret. gambot. Guy. i. ateş etme. erim. çağıldamak. (birinin) çan etmek için bütün gayretiyle çal ışmak. (--ned. i. (iki kişi arasındaki) silahlı çatışma. i. 2. 1. zevk. Guyana. i.a. eski İngiliz Guyanası. lastik çizme. İng. i. (about) hayranlığını abartılı bir şekilde anlatmak. i. atım. ı) birdenbire tam gaz sürmek. silah atışı. gunk. 2. ateşli silah taşıyan kimse. up k.. eski İngiliz Guyanası halkından biri. 1. Guyana. i. dili yüreksiz.o. rüzgârın ani ve sert esmesi. silah kaçakç ılığı. (ateşli silaha ait) menzil. dili cesur. ku f. s. tüfek. 1. dili fazlas ıyla istekli. fışkıır. çoğ. jelatinli şekerleme. Guyana bölgesi halkından biri.

2.. jinekolog. çentmek. basmakalıp. kiralık binek i.. 1. İng. jimnastik. i. 3. bilgisayar korsan ı. dolu. f. f. i.. nisaiye.. hayvan veya bitkinin yeti ştiği doğal ortam. dili taksi. 2. k ıs. sıkı pazarlık etmek. 1. 1. seslenmek. 2. bak. yarmak. i. i. s. İng. vasat.. hav. s. alç ıtaşı. dili üçkâ ğıtçı. niteliksiz (iş). i.. liman ından kalkmak. i. şapka dükkânı. dönerek sallanma. alışkanlık meydana getiren. bak. i. i.gymnastics gynaecologist gynaecology gynecologist gynecology gyp gyp joint gypsum Gypsy gypsy gyrate gyration gyropilot gyroscope H. çentik. f. selamlamak. i. i. i. 1. have. kazıkçı. tuhafiyeci. İng. i. klişe. f. i. dolu halinde ya ğmak. --ping) aldatmak. had not. herb gibi bazı ve ma herhangi birİng. bir şeyin doğal yeri. (hayvan dövüşmeye hazırlanınca dikleşen/kabaran) tüyler.. kaz i. melengiç. âdet üzere. tüy. H. sahtekâr. automatic pilot. cayroskop. kocakarı. kuru kuru öksürmek. öksürük. s. herkesle çabuk ahbap olan kimse. gynecology. 2. tuhafiye dükkânı. ça ğırmak. i. çekişe çekişe pazarlık etmek. jinekoloji. jips. i. Çingene. h haberdasher haberdashery habit habitat habit-forming habitual habitually hack hack hack hack stand hackberry hacker hackle hackneyed had had best do haddock hadj hadji hadn`t hag haggard haggle ha-ha hail hail hail fellow well met hail from hailstone hailstorm hair i. ısmarlama yazı yazan yazar. bak. i. 1. k ıl. çoğ. i. kelime veya hecenin sonunda telaffuz kelimelerin ba şında ğaza. 1. jiroskop. Hrist. dönmek. ya2. s. habitat. dolu tanesi. bak. i. --s çoğ. argın. dönme. kih-kih (gülme sesi). i. din görevlilerine özgü kıyafet. şlı kuru at. büyücü kadın. k. 2. k. Roman gibi ya şayan kimse. 1. hileci. İngiliz alfabesinin sekizinci harfi (Honor. atı. i. itiyat. ünlem kah-kah. alışılmış. taksi dura ğı. . ıı k kaz katmak. bir yer. f. i. 1. z. yorgunluk ve açlıktan bitkin. bitkin. alışıldığı şekilde. 1.. f. âdet. 1. 2. daimi. alışkanlık. 2.. saç. yapmalı. yaşlı çirkin kadın. İng. dolu fırtınası. 1. niteliksiz yazar. f. mutat. i. i. hac. 3. kiralık atlı araba. erkek giyimi satan i.. 2. yapsa daha iyi olur. 3. (--ped. hour. i. gynecologist. i. yak ın arkadaş. Roman. den. bayat. . mezgit. yontmak. i. çitlembik. hacı. 2.. tuhafiye. k ıymak. dönerek sallanmak. 2. argo becermek. s. i.

1. i. çoğ. saç şekli. yar ılanma süresi. firkete. yarımay. 5. k ılsız. koridor. spor hafbek. f. gönülsüzce. 2. hortlakların ortalığa çıktığı gece (31 Ekim). s. gönülsüz. 1. tüysüz. i. i. saç tokas ı. 1. 3. yar ım gün: She works there half time. Haitili. s. 1. 2. kadın berberi. okul/üniversite binas ı. . 2. --s) saç tuvaleti. isteksizce. (ayakkab ıya) yarım pençe vurmak. yetersiz. i. erkek berberi. s. 4. hayaletlerin. salon. 1. i. malikâne. s. s. tüylü. ara. 2. i. z. U şeklinde kıvrılan. yarı: Two halves make a whole. (çoğ. s. 1. tüyler ürpertici. isteksiz.hair curler hair dryer hair net hair spray hairbrush haircut hairdo hairdresser hairless hairpin hairpin turn hair-raising hairsplitter hairsplitting hairy Haiti Haitian hale hale and hearty half half a dozen half brother half fare half glasses half measures half sister half sister half sole half the battle half time halfback half-baked half-breed halfhearted halfheartedly half-length half-life half-mast half-moon half-sole half-time halfway half-witted Halicarnassus hall hallow Halloween bigudi. i. s. i. 2. saç kurutma makinesi. s. yarım ağızla. i. 2. sapasa ğlam. i. yarı pişmiş. 2. saç kurutucusu. f. çiftlikteki kö şk. 2. yarım günlük (iş/çalışma). üvey k ızkardeş. İng.. üvey erkek karde ş. yar i. i. İki yarım bir bütün half an apple yar ım elma. i. 2. i. yar ım ağız. s. s. korkunç. Orada ım gün çalışıyor. k ılı kırk yaran kimse. i. turp gibi. işin en zor tarafı. yarım gözlük. z. yeterli olmayan tedbirler. saçsız. budala. yetersiz olarak. Haitili. argo çok zor. 1. spor haftaym. ahmak. s. üvey k ızkardeş. Halikarnas.. düzine. bayrağın yarıya indirilmesi. s. iyi düşünülmemiş. işin yarısı. s. yarım. Half the students have come. yarımeder. saç filesi. argo tehlikeli. kutsamak. keskin viraj. saç spreyi. 1. k ıllı. i. işin çoğu. 2.. 2. s. halves (hävz) i. yarım boy. (eski bir inan ışa göre) cadıların. kutsalla ştırmak. i. ortada. Bodrum. 1. Haiti´ye özgü. yar ı yolda. 1. fiz. k ılı kırk yarma. saç tıraşı. istemeye istemeye. yarım bilet. vücudun yukarı kısmını gösteren resim. Haiti. hol. kılı kırk yaran. melez. Haiti. saçın kesilme biçimi. yarım pençe. 1. yarı yolda bulunan (yer). i. saç fırçası. 3. kadın kuaförü.

eltopu. i. mola. beceriklilik. hammer away -e şekil vermek. 1. vermek. sanrılamak. 2. i..ığ tabanca. half. bir fikri ibirinin kafas ına sokmak. teslim etmek. i. i.. yarıya bölmek. i. 2. 3. kelepçelemek. hammer an idea into s. 1. 6. c ırlaksıçan. jambon. 5.. ayla. dili idare edilmesi zor biri. avuç dolusu. bak. f. ırgat. uzatmak: Please hand me that book. duru ş. f. i. handikap. el ele. i. dizardı kirişi. kolayca. 2. sakat. 2. yarıya indirmek. . laterna. O kitab ı bana uzatır ı s ı n ı z? m kuşaktan kuşağa devretmek. s. (çoğ. i. z. 1. çamaşır sepeti. -ping) engel olmak. i. 3. bak. kösteklemek. i. hammer throw hammock hamper hamper hamster hamstring hamstrung hand hand hand down hand grenade hand in hand in hand hand labor hand on hand organ hand out hand over handbag handball handbill handbrake handcuff handful handgun handicap handicapped handicraft handily handiness i. f. (ham. i. i. (--med. i. yular. f. el ile yap ılan iş. 4. 1. engel. el freni. sakatl ık. 1. i. i. devretmek. durdurmak. teslim etmek.´s head çekiçle durmadan çalışmak. f. ağıl. k. işçi. 1. çoğ. k. çekiçle çakmak. 1. şlemek. dizardı kirişini koparmak/kesmek. f.o. özür. 2. sanr ı. el sanatı. güçle ştirmek. durmak. özürlü. 2.strung) 1. i. elverişli bir şekilde. i. elle vermek. f. durma. f. --ming) argo abartarak oynamak. 4. f. ufak köy. çekiç. başkasına vermek. den. hamak. hammer out spor çekiç atma. vermek. el. kelepçe vurmak. i. (--ped. i. isk. 2. az miktar. i. el bombas ı. dağıtmak. argo abartarak oynayan oyuncu. kelepçe. ymas ı. koridor. çekiçlemek. hamstring. ruhb. kapaklı büyük sepet. çekiçle dövmek. i. 3. 2.. babadan o ğula geçirmek. el. dili amatör radyo operatörü. i. 1. hamburger. hamster. 2. 3. 1. engellemek. rençper. spor hentbol. el yazısı. s ığır kıf. ele avuca maz çocuk. mezra. (saatte) akrep/yelkovan. çekiçle vurmak. hol. el ilanı. 2. engel olmak. 1. spor handikap. halojen.. --s/--es) hale. 2. tayfa. s i.hallucinate hallucination hallway halo halogen halt halter halve halves ham hamburger hamlet hammer hammer f. el çantas ı. i. tokmak. i. tayfadan biri.

1. s. (to) (-e) s ıkı tutunmak. -e tutulmak. ele almak. i. 3. nazik bir durumda olmak. sarkma. u ğramak. yap rmak. kangal. i.ers-on) beleşçi kimse. çok. 1. 2. tutamaç. 1. usta. -e bayılmak. i. as ılı. parma ğını kıpırdatmadan. yaz telefonu kapamak. ço f. apaçık: He was hands down the best. -e rastlamak. f. rasgele. -e kafas ını takmak. z. tereddüt etmek.handiwork handkerchief handle handle s. el yazısı. k. 2. f. çile. with kid gloves handlebar handling handmade hand-me-down handrail hands down Hands off! Hands up! handshake handsome handwork handwriting handy handyman hang hang hang hang around hang back hang fire hang in the balance hang in the balance hang on hang on s. idam edilmek. yakın. s. salland ırmak. i şleme tarzı. 3. askı kancası. 5. (after/for) arzulamak. 1. be hung up on 1. asılış. anlam. merdiven parmaklığı.y. şanssız. (avukat) kendi ıhanesini açmak. f.o. 1. i.o.´s every word Hang on. Bekle. i. talihsiz. 2. hazır. (--ed) ipe çekmek. marifetli. 1. şans. (ba ş döküm. 2. duru k. el yapımı. elişi. ipe çekme. 3. hangar. 4. asmak. takmak. elden düşme. yün/ipek çilesi. habis. 3. rastlantı. ask ı./Bir dakika. kullan ılış ıştıtarz ı. alçak. asma. e ğmek. 2. k. ellemek. 2. elişi. dili ba şıboş gezerek beklemek. -e tesadüf etmek. için yanıp tutuşmak. 4. kolaylıkla. Dokunma!/Elini sürme! Eller yukar ı! i. özlemini çekmek. 1. i. i. 2.men i. dayanmak. tırabzan. geçmek. kullanmak. kulp. elveri ğ. kaplamak. bol. engel. ılgan/sinirli son derece dikkatli davranmak. idam. s. -i çok beğenmek. tehlikede olmak. sinsi adam. şeytantırnağı. 2. bahtsız. 2. kullanışlı(hän´dimen) . idam etmek. asma. satmak. çekinmek. hang. f. el s ıkma. çengel. (hung) 1. dili birinin her dediğini can kulağıyla dinlemek. dili (tıp doktoru) özel muayenehanesini açmak. mendil. kullanılmış elbise/eşya. hand. sallanmak. asmak. i. asılmak. i. (çoğ. iş. 1. elinden her iş gelen işçi. dokunmak. şüphesiz. yak ışıklı. elle dokunma. s. büyük. el sürmek. s. 2. 1.men (häng´mîn) i. cömert. i. 3. sarkan. tak ınak. (çok k ır i. i. elişi. gelişigüzel. 2. içki sersemliği. s. i. çoğ. meydana gelmek. katlanmak. geri kalmak. s. cellat. 3. 1. güçlük. i. i. korkak. 1. .birine) sap. idare etmek. hang. şını ). hang out/up one´s shingle hang up hangar hangdog hanger hanger-on hanging hangman hangnail hangover hangup hank hanker haphazard hapless happen happen across/on/upon happen by i. i. kullan ılmış. becerikli. 2. 2. muallakta olmak. kabza. i. 2. eli işe yatkın. as ılmak. gelmek. (bisiklette/motosiklette) gidon. sarkmak. i. Onun en iyi oldu ğu apaçıktı.. s. şli. asılı olmak. ürkek. el altında. i. 1. olmak.

s. yarık dudak. 2. katı. 3. sertlik. darlık.. kararlı. 1. sert kereste. I hardly knewçok her. kaygısız.. 1. z. i. s. katı (yumurta).. tirat söylemek. olay. Try hard! z. 2. bilg. uzun ve tumturaklı bir şekilde şmak. 3. inatçı. bir şeye aldırmaz. mutlulukla. 1. mesut. 2. haricot. şey kalmam ışıtıbile . zorluk. 1. hemen hemen: Hardly anything was left. (fiziksel olarak) kat ılık. taciz barınd ırmak. tılar. zor iş. ba şına gelmek. çetin. i. güç. dili kül yutmaz. önceki konuya) dönmek. 1. ask. i. kask. katı. i. mutluluk. z beslemek. güçlük. 2. büyük bir gayretle: They worked hard. f. f. katı yürekli. neşeli. pekişmek. i. 2.gösteren. zor. ünlem Dinle!/Dur!/Sus! (geçmişe. pekiştirmek. yolundan şaşmaz. katıla şmak. dili (birinin) zaman i. yerinde. 1. i.. çok şükür. tedirgin ı ks ı sald ırılarla etmek. uzlaşmaz. bereket versin ki. i. 2. Tan ışıkl ığımız Hemen hemennefes hiçbiralacak olmamak. kurt. şiddetli. 1. s. karını düşünen. mutlu. sert içki. . ağır. lop. sevinçle. taciz etmek. i. kerestesi sert a ğaç. 2. çok soğ ukış (mevsim/hava). tavşandudağı. s. güçlükle. donanım. s. miğfer. delisi: girl-happy kız delisi. me şgul olmak. olmak. rahat vermemek. s. hırdavat. s. uzun ve tumturaklı konuşma. bar ınak. 2. sert 5. etmek. pek. vaka. i. -e tesadüf etmek. s. bak. f. zorla. sertleşmek. şiddetli. 1. i. kuvvetlenmek. girmek. acımasız. sert. nalbur dükkân ı. 3. bilg. yabani tavşan. aral sığı nak. cinsel organları ve me hareketlerini 3. (söz). İng. Rüzgâr sağlam döviz/para. -e rastlamak. şiddetle. et! 2. kuru fasulye. . ağır iş cezası. 1. acı. sabit disk. f. misafir etmek. Çok çal Çok gayret nakit para. i. acımasız.. sıkıntı. dirençli. dayanıklı. huk. kuvvetli. konu f. katı. 3. şanssızlık. madeni e şya. 2. güçlük. ş sertle kuvvetlendirmek. katıyak laştıından rmak. s.happen in happen to happen to meet happening happily happiness happy happy-go-lucky harangue harass harbor harbour hard hard hard cash hard currency hard disk hard drink hard hat hard labor hard labor hard luck hard row to hoe hard-boiled hard-core harden hardheaded hardhearted hard-line hardly hardly to have time to breathe hardness hard-nosed hard-on hardship hardware hardware store hardwood hardy hare harebrained harelip harem haricot haricot bean hark hark back to uğramak. s. k. kuvvetle: The wind´s blowing hard. k. bizar etmek. iyi. dinlemek. sert. ağır iş cezası. s. liman. kafasız. f. şen. kalpsiz. 1. 4. 2. 6. tirat. çıkarcı. 3. katılık. kuş beyinli. ımasızl ac ık. neşeli. 2. 1. sertlik. çok. boyun eğmez. 1. 2. 1. 3. bak. z. Allahtan. (çimento) donmak. sert. 2. rahats ız etmek. eski olaylardan) söz etmek. çetin ceviz. (geçmişten. güçbela. i. silah. harem. kendi çı i. harbor. makul dü şünen. 1. sevi ştirmek.

harp. mağrur. (rüzgâr/gemi) yön iştirmek. armonize etmek. 2. ters. den.. armonika. i. kin. bak. uymak. 1. 1. telaşçı. armonik.. i. bir ağda çıkarılan balıklar. 2. müz. tapanlamak. uyum. f. 2. rekolte. k. i. acele etmek. i. haşin. hasat. 2. f. k. nefret. orak mevsimi. asma kilit köprüsü. huysuz. 1. (plan) yapmak. fahişe. armoni. 1. 4. tapan. arp. sonuç. k ıs. s. Acele işe şeytan karışır. çekmek. civciv ç ıkarmak. hashish. müz. mahsul. zıpkın. sert. i. i. kuşbaşı doğramak.. f. tırmık çekmek. ürün. ahenk. küçük balta. nefret dolu. f. 1. acele. 3. çabuk. ahenkli. 2. i. -in üzerinde çok durmak. asap bozucu. haşiş. i. ahenkli. 2. kaba. klavsen. 2. 1. hasat zaman ı. 1. ğ dili birini ha . altüst 3. nefret etmek. 2. 3. zararlı. i. armoniye ait. orospu. bak. şey. i. 2. vira etmek. erkek geyik. 1. dönmek.. 1. zarar vermek. bozmak. şapka kalıbı. s. koşum takımı. 3. i. 2. (ata) koşum takmak. kendini be ğenmişlik.harlot harm harmful harmless harmonic harmonica harmonious harmonise harmonize harmony harness harp harp on harpoon harpsichord harrow harrowing harsh hart harvest has hash hash over hasheesh hashish hasn`t hasp hassle haste Haste makes waste. ambar a ğzı. uyumlu. s. hasat etmek. 3. f.. hasat. i. s. 1. biçmek. uyum sa ğlamak. 4. ambar kapağı. i. acele. üzücü. şapka. z. ta şımak. hintkenevirinden çıkarılan esrar. ac ı. harmonize. çekme. kötülük. 3. i. 2. 2. güçlük. m ızıka. ziyan. 1. de şlamak/azarlamak. i. 3. s. tartışma. argo haşiş.o. tez. arkada kap ısı olan küçük araba. kibirlilik. (ayn ı şeyleri) tekrarlayıp durmak. aceleci. 4. nefret edilen. 1. hasar. f. f. çekiş. f.. 2. 1. 1. oto. mak. kendini be ğenmiş. müz. have. 2. den. zarar. ambar a ğzı. kesek k ırma makinesi. dü şüncesiz. 1. zorluk. 1. i. zıpkınlamak. 2. İng. zarars ız. f. ivedilik. i. kuşbaşı doğranarak yeniden pişirilen et yemeği. dü şmanlık. f. has not. acele ettirmek. f. s. müz. 2. hasten hastily hasty hat hat press hatch hatch hatchback hatchet hatchway hate hateful hatred haughtiness haughty haul haul s. 3.. semere. f. s. lombar ağzı.ko harp çalmak. den. 2. şmak. i. over the coals i. aceleyle.. yumurtadan çıkmak. uyumlu. i. s. 1. karmakarışık şey. 1. to (atı) (arabaya) koşmak. bak. kibirli. i. (doğal bir gücü dizginleyerek) (öküzleri) (sabana) i. (kumpas) kurmak. i. s. f. i. nefret. 2. bozulmu dili tartışş i. kötülük etmek. i. f. kesek kırmak. tapan çekmek. k ızıl geyiğin erkeği.

i. -i etkilemek. 1. f. verece ğim geliyor. she it has. k. k.o. dili bitkileri iyi yetiştirebilen biri olmak. (at) denemek: Have a go! Bir dene! -i iyi kavramak.. ı dökmek. -e iyice vâk ıf olmak. dili biriyle payla şacak kozu olmak. çok ç ın2. gurur. Lasti ğimiz patladı. but. -esi gelmek: I have a mind to go there this instant. dili ..o. akıldan ıkmamak. tekin olmayan. neredeyse zil tak ıp oynamak. we. (hortlaklar/ruhlar) s ık sık uğramak. 1. over the coals haunch haunt haunted haunting hauteur have have a ball have a bearing on have a bee in one´s bonnet have a big lead have a blast have a bone to pick with have a bone to pick with s. dili uyumak. getgidip a good press. he. zor unutulan. kurtlar (bir şey yapmayı) denemek. sahip olmak. (öfkeden) deli olmak. 3. Eşyaları tamir ı. büyük aptes bozmak. -si olmak. have a feeling for have a field day have a finger in the pie have a fit have a fling have a fling at have a gander at have a go have a good grasp of have a good head on one´s shoulders have a good head on one´s shoulders have a good mind to have a good press have a green thumb have a hand in have a heart Have a heart! have a kip have a line on have a losing streak have a lot of brass have a lucky/winning streak have a mind to have a mind to have a narrow escape have a one-track mind have a penchant for have a puncture birini azarlamak/ha şlamak. hakk ında bilgi almak/bilgisi olmak. bayram etmek. k. k. küplere binmek. k. 2. dili (birinin) şansı rast gitmek. k. 2. -e eğilimi/meyli olmak: He has a penchant for fixing things. sağduyu sahibi olmak. k. İnsaf be! İng. dili çok e ğlenmek. dadanmak. çok önde olmak. ucuz kurtulmak. geçmiş zaman had 1. s. -i sarakaya almak. 2. have a bowel movement/have a BM have a change of heart have a chip on one´s shoulder have a chip on one´s shoulder have a crush on s. popo. çorbada tuzu bulunmak. almak. dili her zaman kavgaya haz ır olmak. kıç. sık gitmek. with -i makaraya almak. mest olmak. Hayvanlar ın dilinden anlar. k. k. kibir. bir konuyu tutturmak: You´ve got a one-track mind. -e bakmak. hav. . çok alıngan olmak. argo çok yüzsüz olmak. aklı başında biri olmak. insaflı davranmak. fikir veya davran ışlarını değiştirmek. Oraya hemen gidesim geliyor. -eceği gelmek. (had. kalça. 4. bitkilerden iyi anlayan biri olmak. Akl ın fikrin hep onda. sürekli yanında bulunmak. 3. dili bir fikri kafas ına takmış olmak. ile ilgisi olmak. -esi gelmek: I´ve a good mind to tell him off right now.haul s. sağrı. ço ğ. -eceği gelmek. ç s. dili (birinin) şansı rast gitmemek. dili çok e ğlenmek. k. usandırmak. you. i. 5. halledilecek davası olmak. they have. zıvanadan ıkmak. -in dilinden anlamak: She has a feeling for animals.. ile payla şılacak kozu olmak. 1. 2. 1. deli olmak. Hemen terbiyesini bak. ak ıldan çıkmayan. (bir işte) parmağı olmak. dili birine fena halde tutulmak. etmeye merakl We had a puncture.ing) kurald ışı çekimleri: şimdiki zaman I. sık perili.o. i. f. -e niyeti olmak. k. babalar ı tutmak.

k.o. (kendisiyle evli olmayan biriyle) bir a şk ilişkisinde bulunmak. b ıkmak: I´ve had it. dili bir tahtas ı eksik olmak. kürtaj olmak. dili (bir şey yapmayı) arzu etmek. dili çabuk öfkelenen biri olmak: He´s got a temper. boynu tutulmak.o. bitirmek. have a screw loose have a screw loose have a share in have a shit have a short memory have a soft heart have a soft spot for have a soft spot for have a sore throat have a sore throat have a stiff neck have a stomachache have a strong stomach have a sweet tooth have a temper have a thing about have a tickle in one´s throat have a voice in have a way with s. k. -i hiç sevmemek. başkasına göre avantajlı bir durumda olmak. I am going to divorce my husband. dili 1. kafadan kontak olmak. deli olmak. (bir yerde) torpili olmak. have a run-in with s. have bats in the belfry have been around have both one´s feet on the ground have designs on have done with have green fingers have had it zor/sıkıntılı bir dönem geçirmek. bo ğazı yanmak. k. Artık bıktım.. müşfik olmak. -de söz sahibi olmak. dili bir tahtas ı eksik olmak. -e yetene ği olmak. argo 1. artık yetmek: He´s been cheating me . tatlı yiyecekleri k. dili (birine/bir şeye) (birinin) zaafı olmak. dili yumu şak kalpli olmak. Şimdi zor bir biriyle atışmak. işi tamamlamak. sıçmak.have a rough time Have a round of drinks on me. para hırsı olmak. have an affair with have an aptitude for have an in have an itching palm have an option on s. -de payı olmak. 2. dili görmü ş geçirmiş olmak. Bir Rusla iyi kötü anla şabilecek kadar Rusça ı geçirmek. elinde kozu olmak. k. ıkorkunç görüntülere kar şısevmek. 2. (birinin) midesi a ğrımak. have a way with s. dili çok e ğlenmek. çabuk unutmak. çocuk ald ırmak.o. boğazı ağrımak/yanmak. kaza geçirmek. -de sözü geçmek. aklından zoru olmak. bir şeyi belirli bir süre içinde alma/reddetme hakk ı olmak. k. k. -i çok sevmek.t. k. kocamdan boşanacağım. dili çok e ğlenmek. para toplamak. dili tatl k. have a working knowledge of have a wreck have a yearning to/for have a yen to have an abortion have an accident have an ace up one´s sleeve/have an ace in the hole have an advantage over s. 2. haf ızası zayıf olmak. gıcık duymak. k. -de gözü olmak. anjin olmak. bak.t. sevmek. k. aklı başında olmak. İng. -den nefret etmek. zor/sıkıntılı bir dönemden geçmek. have a whale of a time have a whale of a time have a whip-round have a word with s. midesi sağlam dayanıklı olmak. k. Çabuk öfkelenir. dili biriyle kolaylıkla arkadaş olabilmek/iletişim kurabilmek. k. 1. a rough time right now. olmak. gerçekçi ve pratik bir şekilde düşünmek. biriyle konu şmak. (birinin) midesi kolaylıkla bulanmamak/bozulmamak. dili bir şeyden anlamak. (bir şeyi) iyi kötü kullanabilecek kadar bilmek: They have a working knowledge of Russian. anjin olmak. zor bir hayat benden geçirmek: They´re having Herkese birer bardak içki. have a green thumb. k. (birinin) bo ğazı gıcıklanmak. dili (birine) zaaf ı olmak.o. trafik kazas -i arzu etmek. kazaya u ğramak.

2. -e göz koymak. k. have no stomach for have no thought of have no time for have no use for have no use for have none of have nothing to do with have nothing to do with have nothing to show for it have o. dili çaresiz kalmak. dili kafadan kontak olmak. 1. Bir yandan ğım geliyor. k. -den illallah demek. k. Bunun için (birım´ ona borçluyuz. Siz bilirsiniz.t. on a string have s. fazla me şgul olmak. becoming a teacher. gözü -in üzerinde olmak. to thank for have s. boş olmak. ı parma ğında borçlu oynatıyor.have half a mind to have half a mind to have hard feelings about have in mind have it coming have it in for have it in for have it in one have it made have it out Have it your own way. . Nasıl istersen öyle yap! argo içini kurt kemirmek. i şlerime ey için)Benim (birinde) hiç istek/arzu k. -esi gelmek. dili -e gücenmi hatırında tutmak. dokuz do ğurmak. k. 2. dili birini parma ğında oynatmak: Sevda has Kâzım on a string. dili -den hiç ho şlanmamak. onu vuraca ş olmak. (birinin) bir şey yapmaya hakkı olmamak: You have no business burnunuolmamak.s. doğru dürüst düşünebilmek. ile hiçbir ilgisi olmamak: This has nothing to do with you./Nas ıl isterseniz öyle olsun. yeteneği olmak. dili -den b ıkmak. -i kabul etmemek. aklında olmak. (birinin) (biri/bir -den nefret vakti etmek/tiksinmek. bir ayağı çukurda olmak. -den hoşlanmamak. (right/the right way) akl ı başında biri olmak. Sevda. -e ihtiyac ı olmamak. get s. k. tercih hakk ına sahip olmak.o. giyinmek. tetikte olmamak. dili. Bunun seninle hiçbir ilgisi yok. -i gereksememek.. -e başvurmak. bak. sokmaya hiç hakkın yok. ile hiçbir ilişkisi olmamak. 1. (birinin)ş-e 1. k. argo işi iş olmak. Have it your way! have kittens have many irons in the fire have no business doing s. ısmarlamak. -e hiç niyeti olmamak: He´d had no thought of hiç aklından2. dili k ırk tarakta bezi olmak. dili (belirli . 2. interfering in bir my ş affairs.. bir taraftan -ece ği/-esi gelmek: I´ve half a mind to shoot him. he´s only got himself to şar ılı olamad ıysa suçlu olan sadece kendisi! thank for it! Ba şaka etmek. to thank for have on have one foot in the grave have one´s back to the wall have one´s eyes on have one´s fill of have one´s guard down have one´s guard up have one´s hands free have one´s hands full have one´s hands full have one´s head screwed on have one´s wits about one have one´s wits about one have one´s work cut out for one have other fish to fry have preference have recourse to have resort to have rocks in one´s head have s. 1.o. bak.o. elinde ne yapt (bir şeyin) suçlusu olmak: If he didn´t succeed. ş ey) için vakti olmamak. dili (birinin) önünde zor bir i ş olmak. k. -e izin vermemek. (birine) kin beslemek. bir davayı kavga ederek/tartışarak sonuçlandırmak. meşgul olmamak. hiç aklından geçmemek. 1. under one´s thumb. 1. kafas ı yerinde olmak. 2. dili -e kin beslemek. Kâz şey için) (birine) olmak: We´ve her to thank for this. geçmemi ti. işi başından aşkın olmak. under one´s thumb -eceği gelmek. k. harcayacak olmamak. ığını gösterecek hiçbir şey olmamak. Ö ğretmen olmak -i hiç sevmemek. k. elleri bo ş olmak. çok meşgul olmak. işleri tıkırında olmak. 2.o. başka bir işi olmak. k. -i hak etmek. tetikte olmak. -e başvurmak.

atın sırtından düşmek. yarış alanının en iç kısmına yakın olmak. dili çok e ğlenmek. dili bir şeyi kafasına takmak.t. hakk -meli. dibi tutmamak. k. 2. in (bir şey olma) potansiyeli olmak: He2. k. 1. bir şey yapmaya yüzü olmak/cüret etmek. seks yapmak. 2./s. k. have s. (bir mülkün) tapusunun sahibi olmak. 1. . (istem dışı) düşük yapmak..o. İshal olmuş. mecliste söz söyleme hakk ı olmak. on one´s mind have s. dili birini çok güldürmek. dili ortalığı toz pembe görmek. k. dili (belirli bir şeyi) yapacak kadar küstah olmak. 2. birini gülmekten öldürmek. galip gelmek.t. 1. sonunda ba şarmak.t. biri/bir şey kafasını meşgul etmek. had better -se iyi olur: I had better go. dili ishal olmak. (about) (daha önce verilen bir karar hakk ında) tereddüt etmeye başlamak. i. (bir yere) rahatça girip ç ıkabilmek. ile ilgisi olmak. yıkanmak. S ınıfının birincisi olmak için gerekli niteliklere ışmak. k. (bir şeyden) dolayı vicdanı rahatsız olmak/sızlamak.t. (bir yerde) (birinin) mülkiyet ı olmak. sevişmek. bir şey elinin altında bulunmak. elinde suçlay k.o. ortak hiçbir ıcı delil bulunmak. i. k ısa bir uyku çekmek. in mind have s. ishal olmak. dili gereken niteliklere sahip olmak: She´s got what it takes to be number one in at her class.t. çoğ. have second thoughts have sex have shadows around one´s eyes have some say in have stars in one´s eyes have sympathy for have the best of it have the blues have the courage of one´s convictions have the face to do s. i. ihtiyat olarak saklamak. ishal olmak. banyo yapmak. at one´s fingertips have s.o. aklı birine/bir şeye takılmak. biriyle bir şeyi paylaşmak: I have nothing in common with him.have s. hasar. k. on the brain have scruples about doing s. daha elverişli durumda olmak. Onunla şeyim yok. argo s ıçmak. 2. Gitmeliyim. 1. liman. 2.t./s. çocuk düşürmek. çok güzel bir vakit geçirmek. bir şeyi çok iyi bilmek. kestirmek. k. as Plato has it Eflatun´un deyi şiyle. have s. Gitsem iyi olur. 1. tahribat. k. dili efkârlı olmak. 2.o. k ıs. Son söz hep onun. çok sevinçli olmak. dili içi sürmek. eğlenceli vakit geçirmek. has the konuda) makings nihai of a good -de (belirli bir lawyer. on s. kavga etmek. Onda iyi bir avukat olma potansiyeli (bir yeri)var. k.t. have not. 1. k. (birinin) halini anlamak. 1. içi gitmek. serbestçe kullanabilmek. s ığınak. üstün olmak. zarar ziyan. inandığı şeyi yapma/söyleme cesaretini göstermek. (görü şü/fikri) anlayıp paylaşmak/desteklemek. in common with s. (bir tartışmanın/ağız kavgasının sonunda) son söz birinin olmak: He always has the last word.t. -malı: I have to go. gözleri mor halkalarla çevrili olmak. içi sürmek/gitmek: He´s got the runs. dili şekerleme yapmak.o. -de söz sahibi olmak. dili ishal olmak. have the floor have the gall to have the inside track have the last laugh have the last word have the makings of have the run of have the runs have the shits have the squirts have the time of one´s life have the time of one´s life have the trots have title to have to have to do with have what it takes have words have/feel qualms about have/hold/keep in reserve have/put s. biri/bir şey aklında olmak. in hysterics have/suffer a miscarriage have/take a bath have/take a crap have/take a spill have/take a zizz haven haven`t haves havoc birini/bir şeyi düşünmek. vicdani nedenle bir şeyi yapmaktan çekinmek. birine isteri krizi geçirtmek.

işportacı. otluk. bulanık. saman. pus. işportacılık yapmak. kuru ot konulan parmakl ıklı raf/tekne. He suffered a violent death. Seksen ya şında. a thousand dollars. i. 2. He looked me through and through. He has turned seventy. He takes his whisky on the rocks.. 2. Adı kötüye çıkmış. He little knows . ela (göz). -e cesaret etmek. erkek: he-goat teke. fındık. kafadan atmak. kestane rengi. alıç. otu biçip kurutmak. otluk.. i. belirsiz. He no longer comes here. doğan. 2. fındık ağacı. 2. 1. 1. He doesn´t give a damn. alıç. He should have known better than to do it. atmaca. He is welcome to come and go at his pleasure. He didn´t let any grass grow under his feet.. kuru ot yığını. i./Beni süzdü. Ümitsiz durumda. s. say. i. He had better not.. çaylak. Ona vız gelir. He just missed being run over. tınaz. f.haw hawk hawk hawker hawthorn hay hay fever hay rack hayloft hayrick haystack haywire hazard hazard a guess hazardous haze hazel hazelnut hazy he He can´t see the woods for the trees. He did what little he could. tınaz. 2. i. Belasını arıyor. (kurutmak için) ot biçmek.. samanlık. 1. şansa bırakmak./Kötü şöhreti var. i. şahin. Ölümü korkunçtu. Ayrıntılara takılıp kaldığı için durumu bir bütün olarak göremiyor. tahmin etmek./Yetmiş yaşına bastı. Yaşı yetmişi geçti. He numbers eighty years. i. i. 3. Yapmazsa daha iyi eder. ince duman. Yol paras ından tasarruf etmek için eve yürüyerek gider. k. tehlikeli. dumanlı. Diyelim ki bin dolar ı vardı. zam. He walks home to save carfare. Boş bulunup ağzından kaçırdı. kuru ot yığını. tehlike. dili Viskiyi buzlu içer. He is past hope. He is riding for a fall. tehlikeye atmak. f. i. He is not himself. He has a bad name. s. He tilted back in his chair. s. s. s./Aklı başında biri. Onun kafas ı çalışıyor. Bana bir bira ısmarladı. Ödediğin para karşılığında sana iyi mal verir. He had. He treated me to a beer. hafif sis. rizikolu./Umurunda değil. . i. Hiç vakit kaybetmedi. İstediği zaman gelip gidebilir. He gives you good value for your money. Kayk ılarak sandalyesini arkaya doğru yatırdı. kuru ot. saman nezlesi. Artık buraya gelmiyor. f. He said it in an unguarded moment.. 1. 1. Kendinde de ğil. i. puslu. O işi yapmayacak kadar aklı olmalıydı. anlaşılmaz. Toplantıyı canlandıran o idi. riziko. Ezilmekten zor kurtuldu. şans.. i. Elinden geleni yapt ı. otluk. Beni iyice inceledi. He was the life of the party. otluk. Bilmiyor ki . He has a good head on his shoulders. eril o./İplemez. sisli.

pervas ızca. başı önde. i. birinin yolunu kesmek. burun. 3. coğr. Ondan ba şkası yok mu bu dünyada? i. karyolan ın başucundaki tahta. Onun sonu iyi olmaz. i. z. baş belası.. z. Gitmeyi tercih ederdim. He´s always thinking about sex. baştan (çarpma). başta olmak: Who şef. kelle. başba taraf. başlık. 1. apar topar. -in birincisi olmak: argo tepetaklak perende atma. 1. i. he would. bak. inatç ı. Az konu şan biri o. s. 1. koltuk ba şlığı. He´s a man of few words. i. i. 3. i. I had rather go. i. saç band ı. i. kumanda merkezi. dik başlı. k ıs. He will have it that . 2. burun buruna (çarpışma). dili Ne hali varsa görsün! k ıs. Herkes onu hor görüyor. this outfit? Buran ın başkanı kim? 2. i. i. sakınmadan. başheads kan. he had. özel okul müdürü.. dili ba şkanlık etmek. ba ş yer. 1. dert. k ıs. sayfa ba şlığı. 1. pruva rüzgâr ı.t.. 2. far. .. -i iddia ediyor. 2. bir şeyin yolunu kesmek. He will not take nay. nı yapmak/ba kan ı s. kafa kafaya. baş. baş. off head s. I had him there. 2. He´s/She´s not the only fish in the sea! head head head honcho head over heels head over heels head over heels in love head s. i. sırılsıklam âşık. 1.. 2. (bir şeyin) şkanl ığıtaraf. birini kösteklemek. 2. kafa. off head start head up head wind headache headband headboard headdress header headfirst headgear heading headland headlight headline headlong headmaster headmistress head-on headphone headquarters headrest Heads or tails? headstrong headwaiter Başarılı bir adam olacak. 2. bir şeyi engellemek. başlık. i. çal i. “Yok” sözünden anlamaz. karargâh. Prensip sahibi bir adam. Aklı fikri sekste. telefon/radyo kulaklığı.. O noktada onu mat ettim. He will come to no good. Onun imlas ı iyi.He will amount to something. Kibrinden geçilmiyor. başkan: the head of the math department kan ı. He´s puffed up with pride. he is. he has. spor avantaj. i. Yazı mı. He´s a man of principle. baş ağrısı. i. başlık. He/She can stew in his/her own juice! he`d he`ll he`s He´s a good speller. bildiğini okuyan. bir şeyin ilerlemesini engellemek. 1. i. baş. he will. head. 1. (yazıda) başlık. ba şş a ait. bant. özel okul müdiresi. merkezde ışanlar. 4. ön baş: Go şto the matematik bölümü ba olan. şef.f. manşet. birinin ilerlemesini engellemek. z. merkez büro. şef garson. 1. k. He´s an object of scorn. tura mı? s. oto. balıklama. k. balıklama (dalma). 2.o.

ısı. mide ekşimesinden dolayı yemek borusunda veya midede duyulan yanma hissi. dinlemek. kalp yetmezliği. hear. Hear! Hear! İng. isilik. (heard) 1. i. f. çoğ. -i duymak. candan. 1. kümelemek. büyük acı veren kimse/şey. işitme cihazı. inatçı. içten. kalp. 4. 1. f. i. 3. kafa tutan. yol alma. 3. sağlıklı. yürek vuruşu. sağlık memuru. can. sağlığa yararlı. sağlık sigortası. sonuna kadar dinlemek. ırmağı besleyen kaynaklar. sağlıklı.´nde) göbek. s. yüreklendirmek. i. 3. i. 3. 4. silah sesi işitmek. (hediye/hakaret) ya ğdırmak. sorguya çekmek. yürek parçalayıcı. 2. celse. f. hiddet. i. i. 1. 5. sağlam.b. 5. enginar v. işitme. i. yürek. yürekten. k. duruşma. aç ık. yığmak. i. i. s. kalpsiz. 7. büyük ac ı/keder. kalp ağrısı. -den haberi olmak. 1. f. . cenaze arabas ı. 2. iyileşmek. dili çok miktar. kalp krizi. tıb. 2. içten. tav. kösnü. 2. (marul. s. kızışma. yürekten. 4. s. 1. samimi. doğal besin.. candan. yürek. i. yığın. huk. dili kalabalık. iyileştirmek. söylenti. sağlık sigortası. kuvvetli. küme. k. kulak vermek. 2. 2. kasap. dedikodu. katkısız. cesaretlendirmek. cesaret. ilerleme. oturum. i. s. büyük ac ı veren. isilik. iş mektup almak. s. i. keder. s. sağlığa yararlı. çoğ. 6. s ıcaklık. 2. can damar ı. öz. sağlık belgesi. sağlığa yararlı. insanları iyileştirdiğini öne süren kişi. spor eleme. i. ocak. i. kuvvet. 1. bak. itmek. çok acıklı. enerji. yürekler acısı. f. aile ocağı. 1. işitim. s. 2. ac ımasız. kalp nakli. acı. i. şömine. haber almak. huk.headwaters headway heady heal healer health health certificate health food health insurance health insurance health officer healthful healthy heap hear hear a shot hear of/about hear out heard hearing hearing aid hearsay hearsay evidence hearse heart heart attack heart disease heart failure heart transplant heartache heartbeat heartbreak heartbreaking heartburn hearten heartfelt hearth heartless heart-rending heartstrings heart-to-heart hearty heat heat heat conduction heat rash heat rash i. s.. üfürükçü. yurt. 2. sağlık. 1. ısıtmak. orta. duymak. kalp atışı. 1. üzüntü. 2. ısı iletimi. sa ğlam. kulaklık. sağlıklı. öfke. başkalarından işitilerek öne sürülen delil. sert. eleme koşusu/yar ısınmak. çarp ıcı (esans/içki). 8. gönül. kuvvetli. 1.. 1. kalp hastalığı. 2. merkez. merhametsiz. ışı.. f. ifadesini almak. 2.

s. 2. ısıtma. s. süpürgeotu. gökcismi. i. sakar. kuşatmak. 2. çoğalmak. kaçamak cevap çal i. dikkat etmek. 2. k ızışmış. şiddetle. faça edip durmak. hararetli (tartışma). heyecanlı. ağır bir şekilde. şiddet. s. kâfirlere özgü. ökçe. 2. artmak. şiddetli. 3. s. ağır sanayi. i. s. 2. soba. kalın (kar ı). ı kald ırmak. 1. telaşlı. beceriksiz. kâfirler. 1. yükselti. ağır metaller. i. z. 2. yeğinlik. sık ağaçlardan/çalılardan oluşan çit. 2. i. kald içini çekmek. k. yükseltmek. den. 1. f. ökçe takmak. sarmak. elek. sıcak dalgası.then/--s) 1. 4. 2. argo Kahrolas ı. üzgün.. i. anırma. düve. kederli. çok miktarda (oy kullanımı). İbrani. 2. i. 3. etrafına çalı dikmek. ı ile çevirmek. i. s. rlatma. gökle ilgili. kim. pervas ız. fundalık. 1. ağır sanayi. f. 2. göksel. önemseme. ağırlık. 3. i. (--d/hove) 1. önemsemek. 1. en yüksek nokta. 1. topuk. 1. çevirmek. f. eşek anırması. 3. s. 2. süpürgeotuna benzer bir çal ı. i. kızışık. s. do ğurmamış genç inek. 3. yukar ırma. ünlem. i. sıkıştırmak. (borsada) çok miktarda (alım tabakas ağır silahlar. i. f. 3. soru yağmuruna tutmak. ağırsıklet. ısıtıcı. 2. ilahi. ağır su. s. yükselmek. i. kuvvetli (yağmur/rüzgâr/fırtına). hea. süpürge çalısı. (deniz) kabarmak.. argo alçak herif. i. yükseltmek. s. 5. kabartmak. funda. doruk. art ırmak. f. i. sıcak dalgası. cennet gibi. ah çekmek. ocak. Yisa!/Vira salpa! 1. çok güzel. fı4. kâfir. dikkat. kaldırmak. kirpi. dinlemek. i. kuvvetli. bol. kâfir. yükseklik. öfkeli. dili 1. f. oldukça a ğır. 4. 2. iriyarı. ağır. 1. çoğaltmak. 1. 1. cennet. gö ğe ilişkin. 2. 2. fırın. 6. (konuşmacının) sözünü kesmek. ağır iş için elverişli. 2. büyük bir güçle atmak/f ırlatmak. s. s.. ekilmiş çalılardan/ağaçlardan oluşan çit. hektar. 4. i. çekmek. İbranice. rüzgârı başa alıp gemiyi durdurmak. küffar. dayanıklı. eli ağır. i. dikkatsiz. (çoğ. rezistans. ısıtıcı. 2. çalı çit. 3. s. Tanrısal. .heat stroke heat wave heat wave heated heater heath heathen heather heating heating coil heave heave heave a sigh Heave ho! heave to heaven heavenly heavenly body heavily heaviness heavy heavy guns heavy industry heavy industry heavy metals heavy water heavy-duty heavy-handed heavy-hearted heavyweight Hebrew heck heckle hectare hectic hedge hedgehog hedgerow heed heedless heehaw heel heel hefty heifer height heighten sıcak çarpması. 1. 1. boy. 5. i. 1. kefere.

s ıçandişi. yard birine yard ım etmek: Can you help her out with her French? ızcas ına yardım edebilir misin? Frans ıyor. out Help wanted. elbise kenar ı. vâris. basur. yard ım etmek. hemofil. tıb. i. i. (belirli bir zaman) sonra. i. i. savunmas ız. yardımcı.. helyum. yardımcı: You´re not being ımcı olmuyorsun. to help out help s.. 2. hemoglobin. kümes. f. i. etmek. i. alelacele. tıb. çevirmek. i. miğfer. hold.. dır dır etmek. elbise veya paltonun etek kenar ı. i. kuşatmak. i. gelişigüzel. bot. yard s.. bundan sonra. emoroit. bundan böyle. i. 2. s. çırak. karaciğer iltihabı. ajur. 3. Help! helper helpful helping helpless helplessness helter-skelter hem hem in/about hemisphere hemline hemlock hemoglobin hemophilia hemophiliac hemorrhage hemorrhoid hemp hemstitch hen hence henceforth henceforward hencoop henpeck henpecked hepatitis s. iğrenç. 2.o. i. dişi kuş. porsiyon. antika. kötü. vır vır etmek.. 1. i. i. k ılıbık. z. 1. (--med. baskı. apar topar. 1. tela şla. henceforth. buradan. terz. i. baldıran.s. i. helms. tiksindirici. kask. 2. i. kanama. s. s. etek. tavuk. 1. ıl yardıservis m edeyim bilemiyorum. Kekten bir dilim ald ı. kullanışlı. cehennem. bot. bambulotu. Merhaba. z. helikopter. f. s. 1. etek boyu. i. ımda of bulunmak. bundan dolayı. yarıküre. tıb. Yard ım etme. dümenci. hemofili. kötü. muavin. faydalı.. tıb. i. 2. ünlem 1. Eleman aran ünlem İmdat! i. Alo. ünlem Kahrolsun! i. kuşaktan kuşağa geçen değerli şey. savunmas ızlık. başının etini yemek. kendir. çöpleme. . katkıda bulunmak: I don´t see how I can help you. den. i. 1.. i. ahçı. bak. mirasç ı. çirkin. kalıtçı. 1. i. âcizlik. faydas ı olmak. i. z.. berbat. i. 2.heinous heir heiress heirloom held helicopter heliotrope helium hell hellebore hellish hello helm helmet helmsman help help o. f. z. âciz. katkıda bulunma. karmakarışık.. Sana nas (kendi kendine yaparak) (yiyeceklerden) almak: Hefayda helped himself to a piece the cake. bu nedenle. tolga. içine almak. 2.. çoğ. dümen yekesi. --ming) kıvırıp kenarını bastırmak. helpful. i. yararlı. 2. kenevir. bak. dolayısıyla. f..men (helmz´mîn) i. hepatit. korkunç. aciz. ağıotu. yardımsever. s. dümen. i. kadın mirasçı.

ringa. i. Ondan nefret ettiler. z. gerçek ından çok büyük (heykel/resim). tereddütle. i. Ona bakt ı. 2. i. haber vermek. sürü içgüdüsü. avam. 2. 2. at her. eating my roses. İşte başlıyorum. He looked hated her. çavşır. s. otçul. i. i. z. bununla. O onun. Başlıyoruz!/Haydi bakalım! 1. That damn goat of kendi. duraksayarak. yemeklere tat vermek için kullan ılan bitki. şurada burada. muazzam. 1. dince kabul olunmu ş inançlara aykırı düşünce. onun: Take hers. kahraman. Ha. 1. ot. zool. balıkçıl. 1. dişil kendisi. ona. dişil onunki. edeb. Buyur. z. bunun içinde. ikircimli. bundan önce. Vicdan i. hâkim olan gelen düş ünce. hertz. kahramanlık. s. hers isbizzat. burada. kahramanlarla ilgili. kalıt. çavşırotu. tereddüt etmek. san. 1. 3. . 2. güz. z. herbisit. İşte! z. i. kahraman. cesur. Onunkini al. (çoğ. hayvan sürüsü. protokol görevlisi. müjdeci. --es) 1. Herkül. ilan etmek. i. ondan. 2. çoğ. 2. 1. orada burada. 2. otlardan yap ılan. münzevi. baş karakter. topluluktan kaçan. s. kahraman. heroic. 2. z.. sürü. i. kalıtımsal. tereddütlü.. i. onun: He loves her. z. çoban. bunda. miras yoluyla geçen. otçul hayvan. i. herald herb herbal herbicide herbivore herbivorous Hercules Hercules´ allheal herd herd instinct herdsman here here and there Here goes! Here goes! Here you are. dişil onu. z. 2. buras ı. buralarda. That´s hers. duraksamak. Onun o kör olas ı keçisi zam. bu vesile ile. 1. irsiyet. yaln ız başına yaşayan kimse. şimdiye kadar. f. karars ız. yabanc ı ot öldürücü. kabul olunmu ş doktrinlere karşı olan. ikircikli. eroin..men (hırdz´mîn) i. Onu seviyor. bundan sonra. yiğit. sürü halinde gitmek. al. çekinmek. i. s. f. geldin mi? 3. herds. hertz/--es) fiz. şifalı bitki. kalıtım.her Her conscience pricked her. ayaktak ımı. It pleased her. kahramanca.. They ı kendisini rahats ız etti. (çoğ. dalalet. 1. ileride. kabul olunmu s. gütmek. f. soyaçekim. i. hereabouts hereafter hereby hereditary heredity herein heresy heretic heretical heretofore hereupon herewith heritage hermit hernia hero heroic heroical heroin heroine heroism heron herring hers herself hertz hesitant hesitantly hesitate zam. miras. i. otlara ait. 2. irsi. buraya. duruksun. edeb. fıtık. i. ilişikte. i. bunun üzerine. i. z. haberci. zam. kavlıç. te şrifatçı. kal ıtsal. i. s. bak. kadın kahraman. 3. felsefi/siyasi doktrinlere kar şı ş doktrinlere kar şı olan kimse.. boyutlar s. bitkisel. 1. i.

oto. bak.. dar görü şlü. yüksek atlama. kapal ı. i. sesi çok doğal bir şekilde veren (radyo/pikap/hoparlör). His Holiness. hewn) 1. s. zahmetle meydana getirmek.a. k ış uykusuna yatmak. i. i. duraksama. geom. kutuplara yak ın yerler. korkunç. kibirli. yüksek ı). Haydi! 3. s. (polisten) saklanmak. i. tamasalak. zengin fakir. balta ile kesmek. ikircim. bot.. --es/hi. 6. yarmak. heteroseksüel. yüksek yo ğunluk. sesi çok do ğal bir şekilde verme. hide 2.tus) aralık. bak. saklanmak. i. (çoğ.. yatak. Hey! i. 3. i. bak.. gizlemek. cümbüş. f. i. (ağacı) kesip devirmek. i. kıro. gizlenmek. çok çirkin. iğrenç. zula. fasıla. bak. . 2. f. yüce. f. kutuplara yakın. kendini be ğenmiş. hanzo. i. f. f. açıklık. hiyerarşik. 2.. post. coğr. ara. İng. tiz. hide 2. çingülü. hiyerarşi.den) saklamak.. i. i.. dili ta şralı. 5. saklanacak yer.. i. kesmek. i. 1. k ıs. (--ed. karşı cinse ilgi duyan. hıçkırmak. heterojen. hayvan derisi. 1.hesitation heterogeneous heterophyte heterosexual hew hew down hew out hewn hexagon hey heyday HH hi hiatus hibernate hibernation hibiscus hiccough hiccup hick hickory hid hidden hide hide hide away hide out hide-and-seek hideaway hidebound hideous hide-out hiding-place hierarchical hierarchy hieroglyph hi-fi high high and low high density high fidelity high frequency high gear high jinks high jump high jump high latitudes i. s. ikircik. s. Hey!/Baksana! 2. en h ızlı vites. en parlak dönem. in hiding sakl ı. 2. 2. s. 3.. (polisten) saklanacak yer. hiyeroglif. 8. A! i. ünlem 1. f. 7. boş yer. f. saklanmak. hiccup. herkes. s. yüksek. 1. i. 4.. yüksek frekans. (hid. yontarak şekil vermek. altıgen. 2. kokmuş (et). müz. 1. 2. bak. hıçkırık. altın çağ. f. deri. 2. hid. high fidelity. hideaway. k. yontmak. saklamak. s. perdeden. hödük. i. ünlem 1. bilg. k ış uykusu. lüks (ya şant 1. 1. şamata. His/Her Highness. eski kafalı. karya.. hew. Merhaba! 2. tereddüt. bak. yüksek atlama. gizli. saklambaç. s. her yerde. i. gizlenecek yer.

en önemli/heyecanlı nokta. en ınçok ı çizmek. 1. yüksekö ğrenim. -ebir dikkati çekmek. doruk. 1. zorlayıcı. met hali. tepelik. (kamyon. tren v. artış. kabza. met hareketi. pek çok. yüksek yo ğunluklu. 2. (resimde) ışıklı bölüm. yücelik. s. i.´ni) soymak.. 2. 2. san. güz. doruk. yüksek bas ınç. i. 3. s. i. kahkaha. met. (uçak/gemi) kaç ırmak.. gürültülü ve ne şeli. k. lise. i. i. f. i. foto.b. 1. i. s. k. anayol. high. kabarma. 1. yüksek (bina/apartman). tren v. s.. 2. 2. 2. 1. entelektüel. 1. parlak nokta. s. i. . s. 3. uzun yürüyü ş yapmak. yüksek mertebeler. eşkıya. 1. k. i. 2.b. derece. sinirli. çetin yürüyüş. 1. çoğ.men (hay´weymîn) i. zorla yapılan (satış). önemli bölüm.´ni durdurarak soyan) soyguncu. f. i. kaliteli. (eteğini) toplamak. bayır. dağlık yer. i.way. hızlı tren. s. -in alt şekilde. yükselme. yüksek kabartma. olumlu s. 1. bilg. 2.. (yüksek) mama iskemlesi. ş uzun ve kimse. 1. i. k ılıç kabzası.. yüksek oktanlı benzin. ırmak. s. 2. dili ileri teknolojinin ürünleriyle donat ılmış/yapılmış. anayol. neşe. denizin kabarması. en üstün başarı düzeyi. tepe. (kamyon. i. aç ık deniz. ta şkın. daha yüksek. f. yamaç. dili ileri teknoloji. (fiyatı) yükseltmek. haydut. 1. çok iyi. azami kabarma. 2. yüksek fiyat. suyun azami kabarma noktas ı. yokuş.high living high octane gasoline high places high point high price high relief high school high school high seas high tech high tide high tide highbrow highchair high-class high-density higher higher education high-grade highlands highlight highly high-minded highness high-pitched high-pressure high-rise highroad high-speed high-speed train high-strung high-tech high-water high-water mark highway highwayman hijack hijacker hike hiker hilarious hilarity hill hillside hilltop hilly hilt lüks hayat. uzun yürüyü s. i. z. uçak korsan ı. üstün nitelikli.. sinirleri gergin. çok tiz. birinci s ınıf. lise. yüce gönüllü. dili kaliteli. enginler. çoğ. 1. 2. s. i. çok. i. ekstra. büyük h ızla giden. ilgi çekici olay. s. met zaman ı. i. 2. art yapan i. s. son -i vurgulamak. s.

That dog´s his. f. kendi. f. Tüyleri ürperdi.him himself hind hind hind legs hind quarter hinder hindermost Hindi hindmost hindrance Hindu hinge hint hint at hinterland hip hipbone hippie hippo hippopotamus hire hire o. f. kira. engellemek. 1. historian. out hire out hirsute his His All Holiness His bark is worse than his bite. ıslıklamak.most) arkadaki. onun kuvvetli taraf ı. His eyes rested on it. f... eril onu. zam. Papa Cenaplar ı. 1. 1. --es (hîpıpat´ımısız)/hip. i. Ekselanslar ı. ona. 2. onun: I don´t want his. i. kalça kemiği. --most/--er. şe. i. off the stage hist histoid histology historian historic historic moment İyi niyetlidir. hinterlant. geride olan. dini Hinduizm olan. but (et). dili Baya ğı kızdı.. His face became purple. f. suaygırı.. kiralamak. i. menteşe takmak. s. e ba söz. i. 1. ı (Ekümenik Patrik kullan ılır.pot. karşı tarafta aynı yeri işgal eden kimse. arka ayaklar. kalça. dili suayg ırı. çıtlatmak. dini Hinduizm olan kimse. k. dokubilim. O köpek onun. His heart is in the right place. k ıllı. Gözleri ona dikildi. Hintçe. ücretle çalışmak. birini ıslıklayarak sahneden kovmak. iç bölge. s. i. dokusal. reze. önemli. His Holiness his opposite number his strong point His/Your Highness hiss hiss s. on/upon i. His face was wreathed in smiles. -e ıdayanmak. tıslamak. .o. Onunkini d ışarıya çıkar. i. 1. Yüzünde büyük bir tebessüm vard ı. -i ima etmek. s. i.mi (hîpıpat´ımay) i. i. tarihi. -i üstü kapal ı söylemek. en sondaki. ücret. bizzat. i. Başı dönüyor. i.). His blood is up. 2. eril onunki. mente ğ l ı olmak. ima. s. 2. Hindu. k. 2. ıslık. 2. dili Ne varsa dilindedir. ücretle tutmak. art. Patrik Cenaplar k. historical. eril kendisi.. history. i. k ıs. 1. -i kiraya vermek. en arkadaki. Öfkeden mosmor kesildi.. s. tüylü.a. en gerideki. zam. (--er. dayanak noktası. s. anat. s.s. dönüm noktas ı. hindmost. s. 1.po. tarihsel. ıslık çalarak yuhalamak. -i dokundurmak. tıslama. i. 2. saçlı sakallı. Hinduizme özgü. Onunkini istemiyorum. histoloji. 2. hippi. His head is spinning. bak. i.. zam. tarihçi. üstü kapal -i hissettirmek. Take his için outside. 1. kira ile tutmak. ima etmek. His hair stood on end. Hindu. çoğ. s. engelleme. 2. dişi geyik. tarihi an. engel.

tam isabet kaydetmek. iliştirmek. dili 1. 2. to (atı) -e koşmak. ancak en önemli şeyleri görmek. 1. i. darbe. 3. umulmadık bir anda başarı kazanmak. tam bilmek. z. ş. tarihsel. etmek. boğuk sesle. istiflemek. mec. vurmak. k. aksama. i. 2. tıb. anlaşmak. hedefi vurmak. i. biriktirilmiş şey. f. isabet. f. s. i. k. bak. argo şişeyi devirmek. beriki. dili yola koyulmak. haksızlık etmek. ak. i. adi -e bağlamak. taşı gediğine koymak. biriktirmek. 1. büyük bir başarı kazanmak. 2. oraya buraya. i. vurma. k. stok etmek. ip ile ba ğlamak. söz. ancak en önemli noktalara de ğinmek.vurmak. 3. --ting) 1. (hit. çekelemek. His/Her Majesty´s Service. 1. yerinde vuru ağı usulsüz 2. turnayı gözünden vurmak. 2. beri yandaki. dili (yiyecek/içecek) çok makbule geçmek. k ır. 2. z. boğuk sesli. dili yatmak. 2. tarihe göre. volta. buraya. engel. tarihi. i. ağarmış. 1. bir ileri bir geri. isabet ettirmek. i. 1. i. (birine) kahpelik 1. 3. tarihi roman. k ıs. olarak başarı. 1. istifçi. boğuk seslilik. horehound. boks kemerden a ş2. k. dili küplere binmek. ineklemek. iki/bir seksen uzanmak. dili turnayı gözünden vurmak. biriktirip saklayan kimse. i. k. 3. 2. boğukluk. argo yatmak. tarihle ilgili. rasgele bulmak. s. eydili bulmak. 1. istifçilik. 1. istif. argo tepesi atmak. dili en yüksek h ıza/dereceye ulaşmak. yataktan kalkmak. i. k ırağı. His/Her Majesty´s Ship. z. ürtiker. k.. takmak. 2. i. k. 2. topallamak. şuraya buraya. k. 4. uyuşmak. f. s. boğuk. ar ı kovanı. 4. kalleşlik etmek. dili kiralık katil. argo 1. bağlamak. 2. tarih. 1. şimdiye kadar. otostop yapmak. k. 2. şimdiye dek. tepesi atmak. s. kovan. dili (bir şeyi arayan biri) aradığını bulmak/kendisini çok umutlandıran bir şk. kurdeşen. çarpmak. yukarı çekmek. isabet etmek.historical historical novel historically history hit hit below the belt hit below the belt hit it off hit man hit one´s stride hit pay dirt hit the books hit the bottle hit the ceiling hit the deck hit the high spots hit the jackpot hit the jackpot hit the mark hit the nail on the head hit the roof hit the sack hit the sack/sack out hit the spot hit the trail hit upon hit-and-run hitch hitch on to hitch up hitchhike hitchhiker hither hither and thither/yon hitherto hive hives HMS hoard hoarder hoarding hoarfrost hoarhound hoarse hoarsely hoarseness hoary s.. tahmini do ğru olmak. f. . otostopçu. ba ğlantı parçası. z. çarpıp kaçan (şoför). bağ.

dili dilini tutmak. f. öne sürmek. bir şey söylememek. k. dayanmak. saplant ı. inanmak. 4. i. 2. -e tutunmak.hoax hobble hobby hobgoblin hobo hock hockey hodgepodge hoe hog hog wild hoist hold hold hold a child back a year hold a crowd back hold a postmortem hold a thing over s. yularını elden bırakmamak. süregelmek. işletmek. (suçu) -e yüklemek. dilini tutmak. 1. rehin olarak tutmak. 2. geminin taraf ı. f. hold against hold aloof hold at bay hold by hold down hold forth hold good hold good hold in hold in contempt hold in esteem hold in leash hold in pledge hold incommunicado hold no brief for hold off hold on hold on to Hold on! hold one´s ground hold one´s own hold one´s own hold one´s peace hold one´s peace/tongue hold one´s tongue hold out hold out on one hold over hold s. topallamak. ertelemek. tutmak: Hold my hand. önermek. eski durumunu korumak. sayg ı göstermek. susmak. şaka. yukar ı kaldırmak. 4. b ırakmamak. yetmek. 1. 2. topal etmek. uzun uzad ıya konuşmak. (held) 1. buka ğı. aksayarak yürümek. 1. -in taraftar ı olmamak. gulyabani. uzakta tutmak. serseri. yaklaştırmamak. dili (bir işi) yürütmek. aldatmak. yerini korumak. yük asansörü. dayanmak. 2. ilişki kurmamak. rehin. 3. 1. içine almak: How wateriç will this ı. (bayrak) çekmek. hile. hakir görmek. geçerli olmak. -i tutmak. çapa. gezici rençper. back i. başkalarıyla görüşmesine izin vermemek. k. i. 2. k. -in savunucusu olmamak. 1. zaptetmek. aksama. ayak zevk. 3. hor görmek. argo ç ılgın. köstek. ayak diremek. baskı altında tutmak. --es/--s) 1. i. zaptetmek. yakla ştırmamak. konu şmamak. devam etmek. ertelemek. k. dili tutmak. yakla şmamak. i. f. 2. kösteklemek. gemi ambar çocuğa (okulda) aynı sınıfı tekrarlatmak. arada mesafe b ırakmak. aylak. 2. 1. çapalamak.. boş gezenin boş ı. f. karmakar ışık şey. rehine koymak. i. . dili Dur!/Bekle! durumunu korumak. 1. birini bir şey ile durmadan tehdit etmek. dili i. kalabalığı zaptetmek. (başarısız bir durumu) ameliyat masasına yatırmak. kalfas i. tutmak. 3. yukarı çekmek. Elimi tut. geçerli olmak. saymak. topallama. f. dert. 1. yersiz korku. 2. 1. 3. i.o. türlü yemeği. birinden gizlemek. yüzüne vurmak. 1. dü şkü.o. i. 2. uzak durmak. nutuk söylemek. (telefonda) beklemek. 3. özel 1. konu şmamak. direnmek. k. 2. f. glass hold? Bu bardak ne kadar su i. büyük domuz. hobi. oyun etmek. much 2. kimseyle görü ştürmemek. (çoğ. ileri sürmek. 2. 2. 1. i. ifrit. birinin ilerlemesini durdurmak/engellemek. 2. 2. latife. oyun. buka ğı vurmak. 4. 1. tutmak. hokey.

s. boş başarı . bağırış. i. (birinin/bir kurulu hisseler/emlak/mülk/mallar. içi bo ş. 2. hürmet. 5. evde oturmayı tercih eden kimse. geciktirmek.o. s. tabanca k ılıfı. dili -den kalma bir şey/kimse. İng. kutsallık. vatan. İüs. out oymak. 3. anavatan. yolunu kesip soymak. 3. 4. sahte. delmek. k ıpırdamamak. f. k. haykırış. in high regard hold still hold sway hold the field hold the line hold the pass hold the purse strings of hold together hold up hold water hold with Hold your horses! holder holding holding company holdover holdup hole hole up holiday holidaymaker holiness Holland holler hollow hollow victory holly hollyhock holocaust holster holy Holy Scripture Holy Week homage home home base home economics Home Office home office home port Home Secretary homebody homeland homeless homelike homely birini kuca ğında tutmak. 2. 2. özgü. yortu günü. makul olmak. çobanpüskülü. 3. holding. f. 4. kira ile tutulmu ş arazi. s. i. Kitabı Mukaddes. soygun. i.. kasanın anahtarı (birinde) olmak. derin. i. egemen olmak. içişlerine ait. tatil günü. yardımda bulunmak. içinde bir şey saklanabilen şamdan. İng. tatil. birine/bir şeye saygı duymak. içine bir şey konulan nesne/kap. saklanmak. 3. 2. 2. . İng.b. kaldırmak. bot. 2. tatil. bir şeye i. 2. 2. dili ba ğırmak. 3. 1. i.hold s. 2. i. çukur. yank ı yapan. 3. göstermek. kutsiyet. rahat. İçişleri Bakanı. bayram günü. delik. merkez.o. 1.. geçidi tutmak. tutmak. bo şluk. 2. anayurt. (hükümdara v. çökük. kutsal. k./s... imha. ev ile ilgili. oyuk. İng. in one´s arms hold s. aile oca ğı. yurt. için çaltatile çıkm ış kimse. para (birinin) elinde olmak. gecikme. İng. boşluktan gelen (ses). korumak. ile aynı fikirde olmak.t. i. bot. i.´ne gösterilen) sayg ı. memleket. i. 1. cigarette nesne/kap: candle holder şun sahip olduholder ğu) sigara ağızlığı. engellemek. 2. evsiz barks ız. i. 1. olmak. 1. büyük yang ın. çirkin. i. yalan. dili Dur!/Bekle! i. yaramayan zafer. i. kulp. 1. yuva. 2. evsiz. 3. telefonu kapatmamak. gülhatmi. 1. s. demirleme liman ı. değişikliğe karşı olmak. İçişleri Bakanlığı. (ifade) tutarlı olmak. ev. oyuk. üstünlüğünü korumak. 1. ayr ılmamak. mukaddes. cana yakın. from k. çukur. basit. s. s. i. dili berbat yer. i. k. Paskalyadan önceki hafta. rahat. ev gibi. (şirketin) idare merkezi. 1. bir arada tutmak. çukur. dinlenmek ışmadan geçirilen süre. sade. 2. dili geçerli4. 1. i. 1. i. eve ng. i. Hollanda. gösterişsiz. f. delik açmak. tutma. ev ekonomisi. arzetmek. k. haykırmak. 1. 1.

(okulda) esas dershane. nam. mansiyon. şöhret. şerefli. 1. i. dürüstçe. i. e borcunu ödemek. 1... namus. gurbet çekme. let alone honor. honey petek balı. homojenle ştirici. namuslu. kaz sesi çıkarmak. i. s ıla hasreti. i. gurbet çeken. homojenize: homogenized milk homojenize süt. 2. hilesiz. 2. i. dilb. i. dili pavyon. ev kad ını. Dürüstlük en iyi yoldur. k. honorary. homojen. 1. türdeş. memleket yolunda. -i şereflendirmek. 3. Honesty is the best policy. fahri. 2. f. ödev. çiftlik ve eklentileri. şeref. homogenize. bot. k ıs. İng. 2. balarısı. Honesty.a (anırer´iyı)/--s (anırer´iyımz) i. balayı. 2. vatan/ev hasreti çeken. i. şeref vermek. dövüp kıvamına getirmek. onda dürüstlük nam ına bir şey yoktu. i. i. evde dokunmu ş. dürüstlük. f. onur. i. can ım.. 2. klakson sesi. ücret. iftihar listesi. 2. onursal. 1. Honduras. mansiyon. i. homojenlik. k ıs. s.i. bak. homojenle ştirmek. 1. ev ödevi. Honduras. türdeşlik. iffet. honey in the comb honeybee honeycomb honeymoon honeysuckle honk honky-tonk honor honor a debt honor roll honorable honorable mention honorable mention honorarium honorary i. i. hon. 2. Honduras´a özgü. katil. ba ğdaşıklık. f. basit. evine/vatan ına dönmekte olan. i.. s. yabankazı sesi. gerçekten. i. s. f. homolog. bal. i. homoseksüel. sade. ba ğdaşık. 2. Honduraslı. i. namus. Honorable. ev ve eklentileri. . cinayet. adam öldürme. f. serbest meslek şılığı nda verilen para. s. 1. 1. klakson çalmak. sahiden. 1. 2.o. Honduraslı. s. çoğ. han ımeli. (ballı/balsız) petek.. bilemek. f. s. 1. s. 1. i. k. sahibine hizmet kar2. 1. e şcinsel. i. hilesizce. z.homemade homemaker homeroom homesick homesickness homespun homestead homeward homeward bound homeward bound homework homicide homogeneity homogeneous homogenise homogenize homogenized homogenizer homologous homonym homosexual Hon hon Honduran Honduras hone honest honestly honesty s. 1. s. s. eve do ğru.. bağdaşık hale getirmek. 2. honorably. adi bar. s. f. was not Şeref şöyle dursun. balayına çıkmak. dürüst. i. ün. z. e şadlı. (bono/çek) kabul edip karşılığını ödemek. evde yap ılmış.rar. in him. dili sevgilim. i. ücretsiz yap ılan.

k. s. İng. müz. honorable. i. bot.honour honourable hood hoodlum hoodwink hoof hoof it hoo-ha hook hook and eye hook up hook up with hook. 2.. 2.o. dili şamata. i. bak. i. i. hoopoe. . çember. toynak. birini yuhalayarak susturmak. İng. vapur/tren/sis düdüğü için) ötüş. line and sinker. f. honor. 1. (--ped. umutsuz. ummak.. i. 2. k. i. köpürmüş. 1.. k. k. orak. çengel şeklindeki. zool. gaga burun. kahkaha. 2. dili 1. köpekayası. ümitli. ümit. 2.. 1. motor kapağı. 1. taban tepmek. ümitsiz. Masalımı olduğu gibi yuttu. 2. ğilamak. 2. kabaday f. i. kanca. bak.. kopça. ünlem. umut. line and sinker hooka hookah hooked hooked nose hooker hooky hooligan hoop hoopoe hoopoo hooray hoot hoot of laughter hoot s. kasnak. vapur/tren/sis düdüğü) ötmek. kancayla ba ğlamak. çengel şekline sokmak.. i. şerbetçiotu. i. dili serseri. çalmak. erkek veba diş 1. 2. 2. s. yaya gitmek.. çengelli. 1. 4.. 3. dans etmek. korna. bak. horda.. ufuk. i. i. İng. s ıçramak. s. olta ile (balık) tutmak.. dili çok k ızmış. i. boru. birleştirmek. i. --ping) sekmek. dünyas ı. hurrah. f. kaput. silo. i. boynuz. (bayku ş. 3. f. f.. ümit verici. kabadayı. zool. f. İng. i. uçak seferi. yeraltı ından biri. i.. 2. çemberlemek. nargile. yatay. klakson. 1. ümit etmek. hoof. çengel. i. hayırlısı demek. 1. ümit vermeyen. kabadayı. f.. s. s. kah kah gülmek. çavu şkuşu. çoğ.. 2. patırtı. 3. hüthüt. i. (bayku ş) ötmek. İng. oldu ğu gibi: He swallowed my story hook. ile evlenmek. 1. i.. dili çok öfkeli. çengelsi. fahi şe. Upupa epops. ümitle. 1. ba şlık. 3. f. i. 2. sekme. k. i. bak.2. ı dünyasından biri. 1. hormon. yatay düzlem/çizgi. down hoover hooves hop hop hope hope against hope hope for the best hopeful hopefully hopeless hopper hopping mad hopping mad hopscotch horde horehound horizon horizontal hormone horn i. i. her şeye rağmen ümitli olmak. köpekotu. korna. göz boyamak. 2. yeralt i. kara ısırgan.. f. i. --s (hûfs)/hooves (huvz) i. 1. sarp ın. i. seksek oyunu. k. bak. dili uçuş. dili in şallah. dili tamamen. k. i. kalabal ık. 2. ile ilişki kurmak. kukuleta. f. kopça. çevren. aldatmak. tutmak. oto. argo 1. ibibik. çekmek.. (korna. elektrikli süpürge. z. elektrikli süpürge ile temizlemek. hookah. çoğ. sıçrama. çengel ile yakalamak... bak. k. 1. dili orospu. k.

i. kötü. hortative. i. 1. bot. etmek. fena ihalde. ıı rl ı. istavrit. i. 3. 1. nal şeklinde şey. abazan. İng. 1. dehşetli. Hrist. k. hastane. teşvik edici. s. bak... ağı ık. korkunç. özellikle rahipler/rahibeler taraf ından idare edilen misafirhane/yurt. deh şet verici. 3. çok fena. binici. 4. i. horticulture. z. 1. ev sahipli ği yapmak. 3. k ıs. 1. misafirperver. hastaneye yatırmak. konukseverlik. 3. İng. kalabal i. öğrenci yurdu. f. ikramc ılık. (çoğ. 2. 1. rlamak. birinin seçilmesi gereken iki güç seçenek.. zayiçe. gayret verici. davet veren kimse. hoyratlık.kötü. mak. --s) hortum. çoğ. ğrenç. 1. öğüt veren. f. beygir. spor atlama beygiri.horn of plenty hornbeam hornet horns of a dilemma horny horoscope horrendous horrible horribly horrid horridly horrific horrify horror hors d'oeuvre horse horse chestnut horse mackerel horseback horsebean horsehair horseman horsemanship horseplay horsepower horseradish horseshoe horsewhip hort hortative hortatory horticulture hose hose hosier hosiery hospice hospitable hospital hospitalise hospitality hospitalize Host host host hostage hostel bereket boynuzu. (ekmek ve şarap ayinindeki) ekmek. s. bahç ıvanlık. çok fena. binicilik. k ırık. dili berbat. bahçecilik. sunuculuk yapmak. f.. yılgı. dehşete düşüren. 2. korkutmak. --ping) kamçılamak. 2. iğrenç. 2. 1. a 3. ikramc i. berbat. . (--ped.ız falı. misafirperverlik. tutak. (çoğ. at. 2. i. k. at nalı. s. 2. at s ırtı. kaba ve k ırıcı. i. y s. nal ile oynanılan oyun. eşek şakası. 1. i. s. mensucat. i.. 1. i.. f.. nas ld i. ordövr. s. genç turistler için ucuz otel. fena. büyük e şekarısı. i. i. 2. s. dili korkunç. çiçekçilik. boynuzlu. bayırturpu. süvari. çorap fabrikas ı. bakla. atkestanesi.. 2. çokçok fena. çok kötü. kırbaç. çerez. i. dilişçok kötü. dili çok kötü. i. i.men (hôrs´mîn) i. korkunç.ığı bakımevi. mensucat fabrikası. çok k. nasihat dolu. 2. dili çok korkunç. i. çoğ. cı dili bir ş ekilde. 2. i. s. i.konuk çokluk. çok kaba ve k ırıcı bir şekilde. horse. hose) çorap. i. 1. 2. i. kamç ı. bak. i. çorapçı. i. 1. konuksever. rehine.. 1. at k ılı. korkunç.. çoraplar. at kılından dokunmuş kumaş. yüreklendirici. çokve kaba ve z. ın ölene kadar bakıld ölümcül hastalar ı. korkunç/deh şetli bir şçok ekilde. çok şır ı bir ekilde. f. i. abaza. i. meze. davet vermek. İng. beygir. hospitalize. çok kötü. korku. 2. sunucu. gürgen. ev sahibi. 1. Fr. kaba k ırıc ı. beygirgücü. i. dehşet. 2. argo seks yapma arzusuyla yan ıp tutuşan. 2. k. k.

hostes. şiddetli. bu sosisle yapılan sandviç. İng. i. . aile. çoğ. i. kayna s. düşmanca. ev halk ı. kutu. s. 1. argo bo sütlü kakao. i. house. bak. taze (haber v. s ıcak. 4. i. pencerekırlangıcı. işleri yapan erkek) hizmetkâr. i.men (haus´mîn) i. ırmak. 2. 2. camekânda bulunan gübreli toprak. iskân. hot-water bottle sıcak su torbası. ev idaresi. eve ait. av köpeği. saat. hodgepodge. 2. kum saati. i. 1. yeni. 1.h. bir çe şit sosis. 3.). ticarethane. 2. i. 1. 2. (fesat/kötülük/huzursuzluk) ğı/yuvas ı. sosisli sandviç. tiyatro. 1. vakit. kızgın.b. 4. Hükümet s ığınmacıları çadırlara yerleştirdi. s. house. garson kad ın. çoğ. konut sitesi. s. saat ba şı. 2. 2. i.b. i. 2. 1. elektrik oca ğı. nedeniyle) evde hapis olan. k. (saatte) akrep. (--ter. buyot. 1. çabuk parlayan (kimse). elektrikli ocak. z. toplu konutlar. tazı ile ava gitmek. i. gen. sabahlık (giysi).b. k. 3. heave.b. 3. (cinsel aç ıdan) ateşli. öfkeli kimse. limonluk. düşmanlık. dikiş kutusu. i. karter: clutch housing debriyaj karteri. her zaman cevap veren imdat telefonu. konsomatris. dili it. i. i. çoğ. (hastalık v. hanedan. hodgepodge. stajyer doktor. bak. house. barındırma. ev k ıyafeti. kâhya kad ın. i. yan (tel). i. 2. dam. barınacak yer. i. 2. direkt telefon hatt ı (özellikle devlet başkanları arasında). aile. mak. 1. silahlı çatışmalar. İ ng. ev işi.. 1. 2. 1. 2. çatı2. 4. dayanıksız iş. i. i. i. ser. aile reisi. b. her gün kullan ılan kelime. i. i. 5.). 3. 1. (h^z´îf).hostess hostile hostility hot hot air hot chocolate hot dog hot line hot pepper hot plate hot spring hotbed hot-blooded hotchpot hotchpotch hotel hothead hothouse hound hour hour hand hourglass hourly house house house dog house martin house of cards housebound housebreaker housecoat housedress houseguest household household word householder housekeeper housekeeping houseman housetop housewarming housewife housework housing housing estate housing project hove i. pe i. dili şini bırakmamak. i. 1. 4. 1. sera. ev. acı biber. ev. 6. f. martaval. gece yatısına gelen misafir. i. ev hırsızı. s. atmasyon. ev sahibesi. izlemek. ev köpe evk ırlangıcı. saatte bir. alçak herif. --test) 1. zaman. kaplıca.wives (h^z´îfs) İng. sosyal konutlar. 1. derme çatma şey. ev halk ı. saldırgan. yüksek gerilimli ak ım taşı ş laf. çoğ. konutlar. 5. bak. yeni bir eve ta şınmanın kutlanışı.. çabuk k ızan kimse. (evde temizlik v. . -de bulunmak: That ği. ev sahibi. sert. tazı. 6. barınd tents. f.wives (haus´wayvz) ev hanımı. 2. düşman. yerleştirmek: The government housed the refugees in f. otel. hükümet meclisi. acı (biber v.. 2. radyoaktif.

nas ıl: How did it happen? Nasıl oldu? How will he do this? Bunu nasıl yapacak? How does it work? Nas ıl çalışıyor? 2. i. bezelye v. k ıs. bak. i.. How about . uluma.? (1). z. ancak. k. inleme. Ne? 2. renk. Çok şaşırtıcı. 1. çe şit.b.hovel hover Hovercraft hovercraft how How about it? How about that? How are you? How come? How did he measure up? How do you do? How do you do? How ever . değil mi? 4. i.. dola i. aç ık ağıl. height. poyra. 3. birbirine sokulup sarılmak. nasıl. i.. Hışımla odayı terketti. f. hours. 2. dili gülünç hata. Ne olacak. hurda gemi.). derme çatma ev. seyyar sat ıkış mak..? How´s it going? howdy however howl howler HP HQ hr hrs HS ht hub hubble-bubble hubbub hubby hubcap huckleberry huckster huddle hue hue hue and cry huff hug huge huh hulk hulking hull i. fıstık.. oto. dili merhaba. ne kadar: No matter how much I try. 3. hayhuy. etrafında şıp hovercraft. k ıs.. nargile. How much money do you u lğ olabilir? Niçin?/Nas k. jant kapa ğı. 1.). kimse. Çok güzel.b. i. sımsıkı tutmak. 1. k ızgınlık. heat. muazzam.. bak. Headquarters. curcuna. ulumak. de ğil mi? 2. i. (ceviz. şamata. durmak. up1. bağrış çağrış. değil mi? 3... kocaman.. 2. İşler nasıl gidiyor? ünlem.. araya s3. k ıs. nız? de ğil mi? Nas k. z. 2. I just can´t do it. s. sar ılmak.´nin) kabuğunu . f.´ne ait) kabuk. 1. yaln ız. 2. ünlem 1. 2. 2. reklamc ı (Küçümseme belirtir. k ıs. f. dili koca. öfke: She left the room in a huff. k ıs. den. i. ne kadar. ama. sar ılma. f. benimsemek. 1.. 2. kucaklamak. 3. kucaklama. hoverkraft. e ş. iriyar ı i. 1. bezelye v. bağrışma. k. i. k. başlıca amacı para kazanmak olan ıcı. 1. k ıs. 3. ne kadar: How long must Ne dersiniz? 1. f.? How goes it?/How is it going? How good of you! how much How so? How´s about .ğlenduha s. i. dili. bir tüccar. hantal bir veşhantal. 1. horsepower. gibi. 3. 2. . high pressure. Home Secretary. (içini ç ıkarmak için) (ceviz. 1. i. inlemek. 2.. yine de yapamam. i. (of) merkez. tekerlek göbe ği. kamburüzüm. 2. hour. 1. f. i. Ne kadar ğraşırsam ı u raşayım.! (Küçümseme belirtir. --ging) 1. 2. (tahta) baraka.. bununla birlikte. budalaca yanl ışlık. high school. dili Niye?/Nas ıl olur? Diğerlerine göre nasıldı o? Nasılsınız? Nasılsınız? Nasıl . çok büyük ve kaba gemi. 1. i. f ıstık. tereddüt etmek. i. Çok ılsıkötü.?: How ever did it come about? Nasıl oldu? Ne var ne yok?/Ne âlemdesiniz?/ İşler nasıl? Çok naziksiniz. tür. i. bağrına basmak. tekne (geminin temel bölümü). (renk için) ton. fazla hareket etmeden üzerinde ve etraf ında uçmak. (--ged. ekilde do rulmak. iri ve hantal kimse/ şey. Çok ilginç. dev gibi.

. insanoğlu. gibi dili faaliyette olmak: The nature office was humming. ünlem 1. dolap. keyif. i. insanoğlu. 1. i. human psychology s. kapris. i. insanlığa yakışan.hullabaloo hum hum human human being human nature human rights humane humanely humanism humanist humanitarian humanity humankind humanly humble humble apology humble s. sinekku şu.. i. H ıh! (Bir şeyin/birinin hiç beğenilmediğini belirtir. 1. ınaydı öyle! f s.. f. 2. s ırtını kamburlaştırmak. i. gülünç. (--med. rutubetli. f. şakac s. 1. sahtekâr. 3. mizahi.´s pride humbleness humbly humbug humdinger humdrum humid humidifier humidify humidity humidness humiliate humiliation humility hummingbird humongous humor humorist humorous humour hump humpback humpbacked humph humus hunch hunch one´s shoulders/back hunch over hunchback hunchbacked i. tümsek yer. yalan dolan. yeknesak. i. insan kalabalığı. tabiat. be psikolojisi. s. i.). Hım! (Kuşku belirtir. human insan tabiatı. i. i.). --ming) 1. f. kibrini kırmak. sezinleyi ş. insanc ılık. birinin kibrini k ırmak. bak. bahç. insanca. s. mütevaz ı. nüktedan. (Düşündürücü bir durumla karşılaşınca söylenir. ın doğasını oluşturan niteliklerin hepsi. resources insan kaynaklar ı. gürültü. çok utandırmak. 1.. insanlıinsan z. human rights insan insan. 6. komiklik.. humor. küçük dü şürme. i. i. i. rezil etme. insanca. hayhuy. hörgüç. üstünden/üzerinden geçmek. k alçakgönüllülükle özür dileme. ğma. 1. s. i. insani. 2. 1..ğ s. i. kambur. insan olarak. f. hile. 2.. kambur. 2. içedo 2. ünlem H ım . kambur. siki rt. insanlara yard ım etmek isteyen. bak. olağanüstü şey/kimse: That was one humdinger of a storm! O ne ırtmonoton. insanlık. 2. i. insanl ı k. tevazu ile. 3. k. 4.. f. nemli. tekdüze. saçma.şkambur s ış s. s. hümanist. be şer. s ıradan. kaprisine boyun e ğmek. Büroda herkes ar ıinsan şeri. 2. binmek. utandırma. alçakgönüllü. 3. argo mek. i. i. insanoğlu. rutubet. kambur kimse. dili sezinleme. 2. hakir. sikmek. v ızıldamak. 1. alçakgönüllülük. kimse.). z. kambur durmak. mırıldanmak. insan haklar ı. i. nemlendirmek. the insanl k. 2. İng. İng. kocaman. tepe. i. 4. 2. alçakgönüllülük. (şarkı) mırıldamak. insana yak ışan bir şekilde. rezil etmek. yaş. pat ırtı. insani: human insan tabiatı. içedo uşkambur . 2. kambur s ırt. gülünçlük. mizah. küçük dü şürmek. komik. insan sevgisi. sezinti. f. tevazu. insani. k. . 5. s. alçakgönüllülükle. nemlendirici. -in üstüne abanmak. nüktedanl ık. burnunu ırmak. argo çok büyük.. huy. humidity. i. f. sezinme. tevazu. s. taşımak. sahtekârl ık. humus. vuru mak. f. yavan.o.. nem. velvele. güldürü.. 3. k. insanlara yardım etmek isteyen kimse. ayak ı. 1. 3.. rutubetlendirici. suyuna gitmek. insaniyet. z. 3. zırva. hümanizm./Hı . i. güldürü yazar ı. ık. 1. âciz. i.

uçmak. idarecilik.b. 1.o. f. 2. f. i. s. k. i. f. (tehdit. bak. 3. arayıcı. i.. (bazı tohum ve meyvelerde) (dış) 3. i. i. yüzüncü. kapç ık. (hurt) 1. yüz. m ısır başağının dış yaprakları. açlıkla. aceleyle yap ılan. yüzde bir. acı veren. çabukla ştırmak. 1. 1. f. kapatmak. “Yaşa!” diye bağırmak. açlık. 2. susmalık. iri parça. 3. yakalayıncaya kadar peşini bırakmamak. z. 2. engelli yarış: high hurdles 1. 2. k ırıcı. (yarışlarda) engel. yağdırmak. 2. for -e duyulan büyük özlem/hasret. urağan. ünlem Yaşa! f. avlamak. k. yüksek engel. kısiış k 3. i. 3. acıkmış. f ırlatmak. eskimoköpe . kabuklu. s. birinin onuruna/haysiyetine dokunmak. dü şmek/yuvarlanmak. alçak engel. engelli ko şuya katılan yarışmacı. açlık z. ızlandet!/Çabuk ırmak. (mı sır başağı ın) kabuk. Are you hurt? Sana bir şey oldu mu? Is birini k ırmak/yaralamak. engelli/manial i. yüksek engelli 110 metrelik ko şu. laterna. hang 2. 2. dili çok gizli. çoğ. low hurdles 1. i. 1.. hat ırını kırmak. derin sessizlik. ünlem Susun! s. 2. idareli kullanmak.o. avc ılık. i. yüz misli. 1. for -i aramak. i. f. acele. ğuk. s. 3. 1.hundred hundredfold hundredth hung hung jury Hungarian Hungary hunger hunger strike hungrily hungry hunk hunt hunt down hunt out of season hunt up/out hunter hunting hunting season hurdle hurdle race hurdler hurdy-gurdy hurl hurrah hurray hurricane hurricane lamp hurried hurry Hurry up! hurt hurt one´s feelings hurt s.. susmak. 2. i. aç. Macarca. ünlem. maniacı. grevi. ği. asılı. -i çok arzu etmek. av mevsimi. C). 2. son sürat gitmek. rüzgâr feneri. engelli. (gelecek zamana kalmas ı için) kullanmamak. s. aceleyle götürmek/getirmek. savurmak.. engelci. i. hurrah. yaralayıcı. i. acele etmek. s. f. küfür v. h Acele ol!/Haydi! f. acele ettirmek. boylu boslu. i. 1. bo kuvvetli kimse. 1. i. birinin gururunu k ırmak. as ılmış. büyük gizlilik. gemici feneri. 2. 1. ı ko şu. Macar. dili 1. örtbas etmek. 2. bulmak. yak ışıklı adam. f. 1. s. 2. (bir uzvu) yaralamak/incitmek/zedelemek: gücendirmek. (bir uzva) zarar vermek. 2.koca. 2. bak. i. yaramayan dış kısm . hızla f. 2.´s feelings hurt s.. yüz rakam ı (100. i. i. -e susamak.´s pride hurtful hurtle husband husbandry hush hush money hush up Hush! hush-hush husk husky husky s. kuvvetle/h ızla fırlatmak/atmak/uçurmak. 1. 2. k. büyük bir arzuyla. yüz kat.. idareli kullanma. for -i çok özlemek. 1. acele içinde olan. i. av mevsimi d ışında avlanmak. susturmak. f. av atı/köpeği. bir şeyin e(ses). Macaristan. mania. n güçlü s. avc ı. s. 1. i. kararında oybirliğine varamayan jüri. 1. s. çiftçilik. f. dili iriyar ı. avlanmak. 2. sus payı. aramak. karn ı aç. hunting knife av bıçağı. kasırga. yüz. av: hunting dog av köpeği.´ni) savurmak. ıgüçlü kuvvetli.

1. İng. i. su ile kar ıştırarak bileşik meydana getirmek. birini apar topar (bir yerden) ç ıkarmak. sümbül. argo fahişe. hidrodinamik. hidrojen peroksit. hidroterapi. önek suya ait. 1. i. hareketlilik. i. suya inebilen uçak. kulübe. s. ko şuşacele birini apar topar (bir yere) sokmak. i. acele etmek. i. tıb. hidrofobi. numaracı. i. i. subilim. i. s. hidrojen bombas ı. tıb. hidrolog.o. i. bak. hidrat. hidroelektrik. i. i.o. i. s. i. f. hidrolik. hidrokarbon. dili gözünü dört aç ıp çok çalışan kimse. bak.. sırtlan. klorhidrik.o. melezlemek. i. İng. i.hussy hustle hustle and bustle hustle s. hibrit. i. i. i.. i. hidromekanik. dümenci. i. iki ayağını bir pabuca sokmak. birini apar topar (bir yere) götürmek. 2. su tedavisi. hidrolik. i. i. hileci. tıb. suküre. k. suyuvar ı... hidrodinamik. hibritleşme. melezle şmek. oksijenli su. ortanca. argo üçkâ ğıtçı. bot. yangın musluğu. melezleşme. i. bak. şırfıntı. turma. s. i. i. hidrojen. i. su içinde bitki yetiştirme. hidrometre. subilimci. ahlaksız kadın. i. i. hydrocephalus. hidrosefal. i. 3. i. into hustle s. deniz uça ğı.. i.. ko şuşturma. kim. melez hayvan/bitki. off to hustle s.. . f. hybridization.. melez. hidro-. fındıkçı. dili gözünü dört aç ıp çok çalışmak. tavşan kafesi. s. 1. f.. çabuk olmak. f. hyena. ettirmek. su korkusu. hareketlilik. 2. hidrobiyoloji.. hidroliz. s. k. deniz otobüsü.. hidrosefali. hidroloji. hybridize. hidrosfer.. suölçer. civelek kız. hibrit. i. hidroklorik asit. baraka. out of hustler hut hutch hyacinth hyaena hybrid hybridisation hybridise hybridization hybridize hydrangea hydrant hydrate hydraulic hydraulics hydrohydrobiology hydrocarbon hydrocephalic hydrocephalus hydrocephaly hydrochloric hydrochloric acid hydrodynamic hydrodynamics hydroelectric hydrofoil hydrogen hydrogen bomb hydrogen peroxide hydrologist hydrology hydrolysis hydromechanics hydrometer hydrophobia hydroplane hydroponics hydrosphere hydrotherapy hyena i. 2. bak.

1. i. ipnoz. hiperboloidal. i. alerjik. varsayım. 1.. sa ğlık bilgisi. hyperbolic 2.. s. 2. zufaotu. irileşmek. geom. tıb. bak. bak.. hiperboloit. tıb. geom. i..poth. ikiyüzlü. hiperbol. ipnotizmac ı. k ısa çizgi. s. faraziye. s. f. 1. i. i. s. hipertermi. enjeksiyon iğnesi. 2. varsayımlı olarak. . histeri. tıb. s. hipnotizma.e. aşı iğnesi. tire.. hipodermik. anat. geom. tireli. çoğ. aşırı duyarlı.. hastalık hastalığı. hipotansiyon. ilahi okuyarak kutlamak veya ifade etmek. uyutucu. i. ipnotize etmek. hijyenik. çoğ. hipotetik. f. ilahi okumak. i. hiperbolik. isteri. irileşim. ilahi kitab ı. tire ile birle ştirmek/ayırmak. higrometre. i. i. i. hijyen. geom. hipnoz. f.. s.. i.ses (haypath´ısiz) i. i. 1.hygiene hygienic hygrometer hygroscope hymen hymn hymnal hyperhyperbola hyperbole hyperbolic hyperbolic hyperbolical hyperbolical hyperboloid hyperboloidal hypercritical hypersensitive hypertension hyperthermia hypertrophy hyphen hyphenate hyphenated hypnosis hypnotic hypnotise hypnotism hypnotist hypnotize hypochondria hypochondriac hypocrisy hypocrite hypocritical hypodermic hypodermic needle hypodermic needle hypodermic syringe hypoglycemia hypotension hypotenuse hypothesis hypothetical hypothetically hyssop hysteria i. hipertrofi. hyperbolic 1. iğne. geom. hipertansiyon. bak. abartma. i.. s. iğne. hiperboloit. enjektör iğnesi. hy.. higroskop. i. f. i. 2. s. i.. hiper-. yüksek tansiyon. i. himen. i.. bot. i. hypnotize.. enjektör şırıngası. tıb. hipoglisemi. enjektör. i. enjektör. 2. geom.. ikiyüzlü kimse. ikiyüzlülük. hipotez.. mübala ğa. varsayımlı. i.. yüksek. --e (haypır´bıli)/--s (haypır´bılız) i. s. önek aşırı. tıb. aşırı derecede eleştiren. f. sa ğlıksal. varsayımsal. hipotenüs. farazi. çördükotu. ilahi. s. İng. uyu şturucu. irileşme. k ızlık zarı. abartmalı. s. i. i. hastalık hastası. s. i. z.. s. ipnotizma.

dili Kula ğıma geldi.: I should like to Senden özür dilemek istiyorum. k. dili çok komik. Ondan hiçbir şey anlayamıyorum... I feel like resting. 1.. I couldn´t help smiling.. Hiçbir fikrim yok. Bunu biraz da bekliyordum. dili Bana ne!/Bana v ız gelir! k. Kendime geldim.. Onu tan ımakla iftihar ediyorum. bak. Benim için farketmez. I don´t give a toot! I don´t like the sound of it. İtirazım yok. I am proud to know him. I can´t make heads or tails of it.. dili Bana iyi bir şey gibi gelmiyor.! won´t work. istiyorum. 1. İyi değilim. Hiç ku şkum yok ki . I am much obliged. I paid through the nose for it. I can´t make head or tail of it.. Gitsem iyi olacak. Affedersiniz.!/Baksana İng... histerik... isterik.. 1. k. Hiç param yok...../Keyfim yok. hysterical. . Hayret! . I promise you! Bu plan İng. isterik bir şekilde.. İnşallah. san ırım.. I for one I had better go. z./Umarım öyle olur. 2. Hem de nas ıl! I should say so! .. I haven´t a penny to my name. k. k. have thought her to be older. dili 1. I´d like to buy a novel. I don´t give a darn. İzi tozu yok. deli gibi.. I for one do not believe it.. I myself am doubtful. dili Bence bir tahtas ı eksik. pek sanmam. benden söylemesi/sana söyleyeyim: This plan . i. I heard it on the grapevine. Orası kesin! 3.. Bu sorunu çözebilece ğimi sanmıyorum. Zannetmiyorum. 2. Canım dinlenmek istiyor. belki. I hope so.. zam. Haydi yap bakalım. 2. I seem to hear .!/Bak . have liked youthought to have. Fevkalade!/Harika! 2... işitir gibi oluyorum. I should like .. Yemin ederim!/Vallahi do ğru! 2. ... kriz. I should have liked .. k. I doubt whether . dili çok komik: a hysterical joke çok komik bir ş aka. I don´t think he´s all there. ç ılgınca.. I promise you! I say . zannedersem. Kendi hesab ıma ben inanmıyorum. İng. Roman almak tell you I´m sorry.. diyebilirim ki. 1. .hysteric hysterical hysterically hysterically funny hysterics I I I shouldn´t think so. Ben bile ku şkulanıyorum.. Romen rakamlar ı dizisinde 1 sayısı. k. Çok minnettar ım. I feel refreshed.: I should Onu tan ımış olmanızı isterdim. s. dili Dinle . bana kalırsa. isteri krizi.: known I should have I should Daha yaşlı olduğunu zannederdim./İşin içinden çıkamıyorum. Burama kadar geldi. çoğ. Bana vız gelir. I haven´t seen hide or hair of him.... k../.. Kendimi gülümsemekten alamad ım. pek sanm ıyorum. I beg your pardon. I kind of expected it.. I have had enough of him. I have no idea. I can´t seem to solve this problem. Hiçbir şey anlayamıyorum. I don´t mind.. ben. Bana çok pahalıya mal oldu. I say! s. I dare say I dare say I dare you. I don´t doubt that I don´t feel like myself.

dili Kellesini uçuraca ğım!/Derisini yüzeceğim! I´ve been had. kimlik. She is on the verge of accepting our İş teklifimizi kabul etmek üzere. I will not labor the point. 2. Keşke bilseydim! Siz olmasayd ınız ./Herhalde. 1... Iceland Icelander Icelandic ID card If he hasn´t done it again! If I only knew! i. kimlik kartı. İ./Herhalde.. Kabul etmem. with them. Ne bileyim ben! Hiçbir bilgim yok. i I`d I`ll I`m I`ve I´d just as soon stay here... i. İzlandaca. İzlandalı. Hay Allah. Üçkâ şe burnunu sokmazsan iyi olur! k. O geldiğinde ben gitmek üzereydim.. 1. dili ğı da igeldim.I should say so.. I´m pleased to meet you.. dili Bu İng. If you don´t mind./Hiç şaşırmadım.. Bu vesileyle hepinize te şekkür etmek istiyorum. I would not know! I wouldn´t know. I./Bana öyle geliyordu ki .. Korkarım haklısın. I think so.. İngiliz alfabesinin dokuzuncu harfi. If it´s just the same to you. I treated myself to a new dress. I have. s.. 3. yine ayn ı şeyi yaptı. Paraya k ıyıp kendime yeni bir elbise aldım. İzlandaca. . Öyle zannediyorum. dili Be ğensen de bir. İşin ayrıntılarına girmeyeceğim. 1.. i. k. If it weren´t for you . Öyle zannediyorum. I´ve half a notion to give you a Sana dayak atas ım geliyor! hiding! I´ve never seen the like of it. Öyle zannediyordum ki . I´ll have his head/hide! I´ll thank you to keep out of this! I´m buggered! I´m on the horns of a dilemma.. I would/should. I was under the impression that . Bu kadar ı yeter.. 2. If you don´t like it you can lump k. Yaptığına şaşırıyorum. k ıs... it. Elimden geleni yapar ım. Müsaade ederseniz ... I was on the verge of leaving when he arrived. Aşkolsun! I´ve a sinking feeling you´re right. k. I want no more of it./Bilmiyorum. k ıs../I Benzerini hiç görmedim. Saçımı kestirmek istiyorum. ../ İzin verirseniz .. 2. I had. yukarı tükürsem bıyığım. Gidiyorum artık. İzlandalı. i. I should think so. k ıs. Zaten bunu bekliyordum. I´ll go Senin için farketmezse onlarla giderim. Tanıştığımıza memnun oldum. I thought as much.... İzlanda´ya özgü./Sözü uzatma. job offer. I will/shall. I´ll do my level best. k ıs. never saw the likes of it. argo Hay Allah! Olur şey değil!/Allah Allah! k. İzlanda. I´ll go along now./İzninizle .. İzlanda. I want a haircut. argo Pestilim çıktı!/Bittim! Aşağı tükürsem sakalım.... I swear . I am. I would like to take this occasion to thank you all. I won´t hear of it. Bir sözü pekiştirmek için kullanılır: I swear I didn´t do it! Vallahi ım! yapmad Öyle zannediyorum. Ölmeyi tercih ederim! İng. Burada kalmayı tercih ederim. dili Vay anas ına! Bir iki dakikaya kadar gelece ğim. I´m surprised at you.. I´d sooner die! I´ll be buggered! I´ll be damned! I´ll be jiggered! I´ll come in a minute or two. beğenmesen de.

It comes to the same thing. f. İrlanda. i. Endonezya. I. İrlandaca. Irak´a özgü. i. s. Hindistan´a özgü. Hint-Avrupa dil ailesine ait. K ızılderili. çoğ. İsrailli. Kızılderili. International Standard Book Number (Uluslararası Standart Kitap ı). i. İrlandalı kadın. i. i. Iraklı.. i. ızılderili. çini mürekkebi. mıısır unu. tar. i. s. Demirperde. K İng.B. 3. I. Öyle mi? A. İslami. Numaras İslam. 2. 1.rish. Irak. i. İslamlaşmak. . Endonezya´ya özgü. f./Göze güzel görünüyor. Müslüman. s. çoğ. İslam. bak. İsrail´e özgü. 1. 2. k ıs. İng. Hint. 1.en (ay´rîşwîmîn) i. hintkeneviri. Hintli. 2. 3. İran´a özgü. Müslümanl ık. 2.wom. mısır.chi. hintpirinci. İç Moğolistan. İrlandaca. borç senedi. Endonezyalı. k ıs. İrlanda kahvesi. İrlandalı. Hindistan. Kızılderililere özgü.do. Çinhindi´ne özgü. Hindistan. I owe you size olan borcum. İsrail. İrlandalı erkek. Göze hoş geliyor. i. International Labor Organization (Uluslararası Çalışma Örgütü). 1. i. İranlı.nese) Çinhintli. i. i. 4. Çinhintli. Hint-Avrupa dilleri.D. k ıs. üstüne krem şantiyi konulan viskili ve şekerli kahve. Ba ğımsızlık Günü (4 Temmuz). İrlanda. In. i. s. pastırma yazı. (çoğ. s. İrlandalı. Endonezyalı. Aynı kapıya çıkar. İndonezya. s. O bu işin adamı mı? k ıs. i. 1. 1. 2. s. 2. İsrail.men (ay´rîşmîn) i. Irak. the International Monetary Fund (Uluslararası Para Fonu). hintsarısı. Endonezya. İran. 1. İrlandaca. i. İsrailli. Iraklı. s. i. Çinhindi. i. İrlanda´ya özgü. hintfulü. tek s ıra (yürüyüş).. Hintli. İnterpol. İrlandalı. Çinhindi. uluslararas ı standart kitap numarası.rish. İslamlaştırmak. İran. İslamize. 2. s. İranlı. 2. İng. 1. İslamiyet.ILO IMF Indeed! Independence Day India India ink Indian Indian corn Indian file Indian hemp Indian lotus Indian meal Indian rice Indian summer Indian yellow Indochina Indochinese Indo-European Indo-European languages Indonesia Indonesian Inner Mongolia International Standard Book Number Internet Interpol IOU Iran Iranian Iraq Iraqi Ireland Irish Irish coffee Irish Gaelic Irishman Irishwoman Iron Curtain Is he the man for the job? ISBN Islam Islamic Islamise Islamize Israel Israeli It appeals to the eye.

..... It seems as if/as though . Kısmen doğru... It serves him right! It serves him right! It stands to reason It stands to reason that . It is more than probable that . It´s anybody´s guess.. It is half past one. Büyük bir olas ılıkla . It isn´t worth a farthing. -diği söyleniyor. Ne yapalım? Kısmet! Böyleydi./Mesele onda de ğil. It is rumored that . It looks like rain. kitap v. It requires qualification...). gelmesin?” diyor ki . It´s about time! It´s all very well but . Artık onsuz olmaz. Çok yazık! k. It is only a question of time./Farketmez. Beş para etmez...../Rumor has it that . It is neither here nor there.. dili Jeton hâlâ dü şmedi.. It is beyond my power... It´s a bit thick of you to ask me to İng.. It was just one of those things...../Her şey iyi güzel de .. imi ş gibi. Nihayet! (Sitem belirtir.. Artık eskidi..... Tüylerimi ürpertiyor. k... gibi görünüyor./Galiba . It rings a bell It says here that . Sadece bir zaman meselesi. It doesn´t matter. It never rains but it pours. Kuvvetle tahmin edilen bir şey için kullanılır: “Will she come?” “It stands reason she will../Hiç hoş bir şey değil. It is reported that .. Yağmur yağacağa benziyor.... It still hasn´t penetrated. It´s become indispensable. It makes no difference. It has seen better days... Her işte bir hayır vardır.. Beni etkilemiyor. Eskisi kadar işe yaramaz. Böyle yapmak âdettir. Mantıkto ş vermedikçe it stands to reason he won´t work hard. k. It has seen better days. 1. It makes my flesh creep. Önemi yok... Elimde de ğil. değil mi? do this.. It was nothing of the kind! Kafama dank etti. Hepsi iyi ho ş ama . Kesin olarak kimse bilmiyor. It gives me a kick. Bana zevk veriyor. . It´s a real pity! It´s a sure thing! It´s a wonder she´s still alive.. Allah verince ya ğdırır.´nde) diyor ki . 2. dili Çok kolay bir şey!/İşten bile değil! It´s a cinch! Yazıklar olsun! It´s a crying shame! It´s a deal! It´s a pleasure...../Bana v ız gelir./Bana bir şey hatırlatıyor.. It isn´t done. (with me). Ona makul bir maa k. Hiç de öyle de ğildi! . Saat bir buçuk. Aksilikler hep üst üste gelir. It is usual to do so.. Farketmez...b. Söylentiye göre ./Ho şuma gidiyor.: mi?” Unless you neden pay him a decent salary. Müstahaktır!/Oh olsun! Müstahaktır!/Oh olsun!/Ettiğini buldu! (that) . Burada (gazete..It dawned on me. It would seem that . It is an ill wind that blows nobody good./.. It was like this. Sanki . -e göre tabii ki . Onun önemi yok.... dili Benden bunu istemen biraz fazla. Yak ışık almaz. k.” “Gelecek “Tabii... isn´t it? İyi ettiniz! (Cevaben söylenir.). dili Tan ıdık gibi geliyor. Anlaştık! Benim için bir zevktir. It´s a change for the better. It leaves me cold. dili Yüzde yüz olacak bir şey!/Sağlam bir iş bu! Onun hayatta kalmas ı bir mucize.

üzerine krema sürülmü ş (pasta/kek). buzlu şerbetten yapılan tatlı. buzlu: iced tea buzlu çay./İkisi aynı kapıya çıkar. It´s plain sailing from here on. dili buzdolab ı. 1. It´s no joke. It´s just the thing! It´s my treat. buzul. donmak. It´s one o'clock. i. dili İnsanoğlu bunu yapamaz. It´s time for Sıra sende./Şakası yok. It´s not my cup of tea. i. It´s no joke. Olmuyor. It´s no skin off my nose! It´s no wonder he took to drink. k./Zaman ı geldi de geçti bile. It´s six of one and half a dozen of k. s. k ıs. i. Hiç anlayam ıyorum. İtalya./Ha Ali Hoca. k. Saat bir. It´s no go. buz torbas ı. 2. 2. etraf ı buzlarla çevrili (gemi). It´s prohibitively expensive./Yanına yaklaşılmaz. i. 2. the other. buzlarla kaplı. aysberg.külah ı. It´s no laughing matter. buz. İtalyanca. It´s your turn. It´s not humanly possible. Külah içinde dondurma ı.: It´s no go. Kolay iş değil. Kapasitesi ona yetmez. 4. dondurmak. buz hokeyi. dili Bundan sonras ı kolay. buzda so ğutmak. It´s not within her capacity. Fildişi Kıyısı´na özgü. i. s. uzun saplı tatlı kaşığı. 1. küçük She buz was kalıbeating isfilt. i./Şakaya gelmez. buz gibi. buz pateni alan ı. . 2. moda! şHoca imdi çok O It´s the rage these days! It´s time for school. cone 1. It´s not within reach./Ahım şahım bir şey değil. 2. (over/up) buzlanmak. It´s high time. It´s outside the city proper. 1.. i. dili Aralar ında hiç fark yok aslında. i.It´s Greek to me. 2. Aslında şehrin sınırları dışında./Şakaya gelmez. Fildişi Kıyılı. buzda ğı. dili Bana ne! Kendini içkiye vermesi şaşılacak bir şey değil. buzk ıran. s. he won´t change his mind. s. Okul zaman ı geldi. buz hokeyi. İtalyan. dondurma külah: an ice-cream cone. üstüne soda dökülmü ş dondurma. f. ha Ali. dondurmayla dolu dondurma. k. 2. karar ından vazgeçmiyor. Olmuyor. k. El altında değil. Italian Italy IUD Ivorian Ivory ice ice cream ice cube ice field ice hockey ice hockey ice pack ice pick ice rink iceberg icebound icebox icebreaker icecap ice-cold ice-cream soda iced iced-tea iced-tea spoon i. It´s nothing special. Pek bir özelliği yok. intrauterine device. s. üzerine krema sürmek. k. dili O bana göre de ğil. k. Şakaya gelmez. Fildişi Kıyılı.. Fildişi Kıyısı. ice-cream3. 5. 1. 1. İşin şakası yok. dili Tam arad ığımız şey! Ben ısmarlıyorum. Tam vakti. 1. O kadar pahalı ki kimse alamaz. buz k ıracağı. buz tutmuş (liman). s.

bak. putperest.h. 3. -in kim/ne/kimin oldu ğunu tespit etmek/saptamak/söylemek. 2. kurumlara karşı çıkan/saldıran kimse. dangalak. s. i. 1. with leştirmek. tembel. f. çok sevilen kimse/ şey. ruhb. fels. s. yerle şmiş inanç. deyim. idealist. z.. tar. idolize. (bir dilin) ifade tarzına uygun olarak. 2. 2. put. ikon k ırıbuz s. kimlik kartı. ülküsel. fels. i.. ikon k ırıveya şmiş inanç. ikon. boş (vakit). ile ş ilgili olduğunu düşünmek. s. (biriyle) özdeşleşmek. ülkü.. i. bak. 2. 1. i. 1. pastoral. mak. tuhaflık. mak. idil. idealist. ideoloji. eksantriklik. ikona. ideal. buz. künye. birinin/bir i. 4. saçak buzu. mükemmel. (with/to) (ile) ayn ı.o. 1. idealle ştirmek. i. (bir gruba özgü) dil. 2. 3. tar. 1. 2. putlaştırmak. b. avara kasnağı. tar. ülkücülük. idefiks. f. i. idyll. i. 1. i. 1. dü şünce. ayn ı şekilde.h./s. 1. 2. tabir. tapınmak. ayrıksılık. geri zekâlı. 1. idilik. ideal. lemeyen (makine). sanki bir idilden al ınmış.. buz salkımı.. kimlik bunalımı. gelenek veya kurumlara karşı çıkma/saldırma. (bir dilin) ifade tarzına uygun. ideolojik. fels.. 1. saplantı. hüviyet. 2. bak. kimlik cüzdanı. i. i. idealizm. ülkücü. 5. 2. asılsız (söz/vaat/tehdit). gelenek i. i. gelenek s. kendini (biriyle) özde şeyin . 2.t. i.ikonoklast. tuhaf özellik. 1. ideal. mat. 1. a ğız. boş. boş gezen kimse.. aynen. geri zekâlı. avara dişlisi. kar dişi. kurumlara karşı çıkan/saldıran. f. (motor) rölantide/avarada çalışmak. s. özde şlik. i. (kolye zincirine tak ılı) künye.icicle icing icon iconoclasm iconoclast iconoclastic icy idea ideal idealise idealism idealist idealistic idealize ideally idée fixe identical identical twins identically identification tag identify identify s. z. i. ülkücü. kimlik. yerle cı. özdeş.h. kapl ı. 1. cılık. işsiz. b. İng. dangalak. i. f. ikonoklast. with identity identity card identity crisis identity disk ideological ideologist ideology idiom idiomatic idiomatically idiosyncracy idiot idiotic idle idle away time idle hours idler idol idolater idolatry idolise idolize idyl idyll idyllic i.. boşta. sanem. ideal olarak. buz saça ğı. b. ikonoklazm. f.... . buzlu. putperestlik. s. idealize. ideolog. iş zaman öldürmek. aylak. ikon k ırveya şmi ş inanç.. (pasta ve kek üzerine sürülen) krema v. yerle ıcı. f.. i. buz gibi. mat. İng. i. özdeş ikizler. i. ask. 2. s. boş vakit.b. z. s. s. fikir. ask. sabit fikir. 2. 2.

3. s. illegal. 2. 1. gerekirse. tutu şma. hintkertenkelesi. haram. 1. iguana. bilgisiz. caiz olmayan. 2. ateşlemek. ters. i. (worse. zarar. s. bilmezlikten gelmek. içi ırahat olmayan. uymayan. 2. s.. 2. En kötü ihtimal gerçekle şecek 1. cahil. s. yeşilmeşe. çobanpüskülü. a şağılık. i. s. pırnar. il. yolsuz. we rica can ederim. uğursuz. fenal huzursuz. 2. f. yanlış. tutuşturma. gayrime şru. şayet. s. ateşleme tertibatı. 1. 2. s. s. namussuzca. 2.ie if if ever if need be if not if only if perchance if push comes to shove/if it comes to the push if worst comes to worst if you please iffy igneous ignite ignition ignition key ignition switch ignoble ignominious ignominy ignoramus ignorance ignorant ignore iguana ileum ilex ill ill at ease ill will ill will ill-adapted ill-advised ill-bred ill-disposed illegal illegibility illegible illegitimate ill-fated illiberal illicit illiterate ill-judged ill-mannered ill-natured illness illogical k ıs. kötülük. lütfen. husumet. yasadışı. 2. i. hasta. kıvrımbağırsak.. 1. 2. cahil. oto. i. soysuz. yolsuz. 1. bilgisizlikten ileri gelen. boş vermek. i. dar görü şlü. cimri. s. 1. k. şayet. de ğilse. belirsiz. ateş almak. kötü niyet. f. s. kontak. Iguana iguana. olmazsa. s. 3. ate şleme düzeninin açılıp kapanmasını sağlayan aygıt. k. s. . always live in the cave. kültürsüz. i. uygun olmayan. düzensiz. talihsiz. i. s. bot. yasad ışı. en kötü ihtimal gerçekle şecek olursa/gerçekleşirse: If worst comes to worst. s. 1. s. alçak. hastalık.a (îl´iyı) i. yanlış düşünülmüş/tasarlanmış. i. isterseniz. mantığa aykırı. k. sakıncalı. rezalet. s. bahts ız. serke ş. s. tutuşturmak. cehalet. pek bilgisi olmayan. oto. 1. ateşleme. ise. rahatsızlık. 2. 2. kontak anahtar ı. id est yani. 1. s. zool. aksi takdirde. fena. kötü huylu. yanlış. bilgisizlik. yakmak. kötü. şayet. 2. püskürük (kütle). şart. s. okunaks ızlık. eğer. ters. bilgisiz. oto. şerefsiz. 1. i. bağ. 1. huysuz. ald ırmamak. dili şüpheli. anat. s. i. yasad ışı. terbiye görmemiş. cahillik. alçaklık. 2. terbiyesiz. yanmak. bayağı. mantıksız.. p ırnal. alçakça. tutuşmak.e. kaba. rahats ız. dili çok gerekirse. keşke: If only I had known. evlilikdışı. okumam ış. eğer. okunaks ız. kara cahil. worst) 1. Keşke bilseydim. yüz k ızartıcı. okuma yazma bilmeyen. demek ki.. s. çoğ.

i. tezhip. şanlı. 1. s. talihsiz. 1. s. resimlemek. i. s. do ğrudan doğruya. 1. z. kusursuz. imge. il. maddi olmayan. aptallık. haml ık. aydınlatma. yakın. .. i. aydınlat i. asılsız. çok büyük. s. aydınlatmak. i. s. i. içmek. derhal. kötü davranmak. hayal ürünü. 2. ünlü. asılsız. i. ıcı. 1. hayal gücü kuvvetli. 1. emmek. taklit etmek. i. i. içkinlik. 2. vakitsiz. olmamış. (birini) örnek almak. me şhur. 2. şimdiki. kocaman. 2. s. so ğurmak. örnekleyen. with (fikir) a şılamak. s. i. s. betimleme. i. z. hayal edilebilir. 3. 2. örneklemek. 1. imgeci. 1. f. s. görüntü. uçsuz bucaks ız. 3. çok büyük olma. aldatıcı. ışıklandırmak.vi. f. resim. i. toyluk. fels. imgelemek.. 3. olgun olmama. iyi planlanmış. imgesel. i. (bir şeye) doğrudan yol açan neden. toy. göz önüne getirilebilir. z. 2. geri zekâlı. 1. taklidini yapmak. s. 1. kuruntu. ölçülemez. 4. kapmak. taklit etme. 1. imgelem. 2. içkin. s. bahtı kara. s. tasar ımlamak. öğrenmek. çizer. s. dengesizlik. pek çok. şerefli. hayal etmek. 3. çoğ. 2. ilüvyon. aldatıcı. f. olgunla şmamış.. lekesiz olarak. acil. 2. taklit. s. 2. 2. yanılsama. 3. put. gelişmemiş. imgecilik. hemen. aptal. konu d ışı. hayal. jeol. hayal gücü. 1. sanmak. 2. fels.lu. hayal. 2. ölçülemeyecek kadar büyük/çok. illüzyon. (birini/bir konuyu) ayd ınlatmak. s. f. 1. 1. i. s. lekesiz. 2. s. uçsuz bucaks ız olma. s. tertemiz bir şekilde. 2. f. 2. 3. s. i. hayali. önemsiz. i.ill-omened ill-starred ill-timed ill-treat illuminate illuminating illumination illusion illusive illusory illustrate illustration illustrative illustrator illustrious illuvium image imagery imaginable imaginary imagination imaginative imaginatively imagine imagism imagist imbalance imbecile imbecility imbibe imbue imitate imitation immaculate immaculately immanence immanent immaterial immature immaturity immeasurable immediate immediate cause immediately immense immensely immensity s. illüstrasyon. örnek. 1. tertemiz. 1. 2. 1. özümsemek. 4. 1. hayal gücüne dayanarak.a (îlu´viyı)/--s (îlu´viyımz) i. geri zekâlılık. mevsimsiz. zannetmek. hayal. zamans ız. (kitabı/yazıyı) tezhip etmek. gayet. uğursuz. 1. 3. f. ham. f. tahmin edilemeyecek boyutlarda. 2. yarat ıcı. 2. imaj.. z. 1.. sonsuz. 3. illüstratör.

f. sonsuz.. coşkulu. f. muhacir. bozmak. immunize. s. i. aşırı. dald ırma. f. f. bak. z. afacan çocuk. f. küçük şeytan. tarafs ızlık.. heyecanland heyecanlı. bak. s. s. i. s. yansız. 1. f. ars ız. 2. söylemek. göç etme. 3. gayrimenkul.immerse immersed in thought immersion immersion heater immigrant immigrate immigration imminent immobile immobilise immobility immobilize immoderate immodest immoral immorality immortal immortalise immortality immortalize immovable immune immunise immunity immunize immutable imp impact impact impacted tooth impair impale impart impartial impartiality impassable impasse impassion impassioned impassive impatience impatient impatiently impeach impeccable impecunious impede f. kazıklamak. s. (against) (-e kar şı) bağışık kılmak. bak. kusursuz. ahlaks ız. ölümsüzle ştirmek. 2. k. k ımıldayamaz duruma getirmek. 1. ebedileştirmek. yakın. 1. yak ında olmasından korkulan.. açık saçık. huk. açmaz. tez canlı. kızdırmak. 1. ölümsüz. s. from/to -den muaf. i. s. ahlaka aykırı. çileden çıkarmak. s. İng. batırma. to -e vermek. dalma. i. 2. ırmak. 1. f. 3. geçilmez. sabırsızlık. elektrikli su ısıtıcısı. s. çene kemiğine kaynamış diş. sabırsız. s. 1. immobilize. i. çıkmaz. ölümsüz varl ık. 1. s. derin düşüncelere dalmış. kördüğüm. ateşli. (to) (-e) bildirmek. 2. 2. sıkıştırmak. i. dili elektrikli su ısıtıcısı. f. çarpışma. İng.. İng. göçmen. İng. f. sabırsızlıkla. k ımıldatılamaz. i. ölümsüzlük. sabit. i. kolay şınmaz. 1. a şılmaz. batma. duygularını açığa vurmayan. i. tarafs ız. ölçüsüz. (devlet memurunu) mahkeme önünde suçland ırmak. suya batırmak. haddini bilmez. zayıflatmak. kazığa vurmak. f. ta ba ğışık. etki. engellemek. daldırmak. suçlamak. f. hırslandırmak. paras ız. utanmaz. yerinden oynamaz. 1. s. 3. edepsiz. dalgın. yansızlık. şeytanın art ayağı. f. vuru ş. 2. 2. f. pekiştirmek. s. dokunulmazlık. 2. s. 1. i. 2. k ımıldamaz. dişçi. . ebedi. to -e kar şı4. s. değişmez... kazığa oturtmak. hareketsiz. i.. ahlaks ızlık. tespit etmek. hareketsizlik. coşturmak. değişmez. immortalize. i. geçit vermez. 2. etkilenmez. göç etmek. s. i. bağışıklık. f. İng. sabit. huk.

güdü. hızl ı. yürürlü ğe koyma. akl ına sokmak. 3. f. münasebetsizlik. i. 3. zor. 1. sugeçirmez. bozulmaz. i.).). temsil etmek. 1. bak. dürtü. (--led. tıb. yayılımcı. s. karar ğe koymak. 2.b. delinmez. s. s. 1.´ne) asmaz. tlamak/dikmek. söz. i. defolu.b. buyurgan. 3. ele yap ılan. yalvarmak. ele ştiri v. 1. 2. tam. i. şahane. z. nüfuz edilemeyen. kişisel olmayan. bitmemi ş bir eylemi gösteren (zaman/fiil). pişmanlık duymayan. 3. 2. aşılamak. eksiklik. 2. s. 1. münasebetsiz.´ni) dinlemez. 1. kusurlu. 1. ima etmek. uygulamak. yok olmaz. engel. emir belirten. alet. i. noksan. 5. to (su. to (ö ğüt. . -e işaret etmek. uyarı. kesin: implicit trust tam güven. 2. f.b. farkedilmez. s. i. 3. (dolaylı olarak) göstermek. 2. (birini) (olumsuz bir şeye) karıştırmak. beraberinde getirmek: s. özür. 1. araç. 1.´ni) yürürlü i. Allaha kar şı saygısız. tamam ıyla. f.´ni) geçirmez. geçici. ifade lan. imparatora özgü. Allaha kar şı saygısızlık.b. canland ırmak. olmas ı yakın. s. 2. yatıştırılmaz (öfke. mim. s. s. kalıcı olmayan. emperyalizm. 1. eksik. aplikasyon. girilmesi olmama. çözülemeyen (sav. plan v. s. kaba bir şekilde. sevketmek. s. i. 2. 1. 1. piimkâns şmanlıkız duymama. yürütme. f. temkinli.´ni) yerine getirmek. s. dilb. anla ı olarak. (yasa. sır v.. küstahlık. (orman). 1. s. 2. 1. emreden. emperyalist. s. amansız (düşman). tıb. hava v. (taahhüt. --ing/--ling) tehlikeye atmak. kişilikdışı. 3. z. kaba. 2. 1. pişman 4. zorunluk. (--ed/--led.b. çürümez. soğukkanlı. 2. keçisakalı. f. kusur. çabuk. 2. --ling) sürmek. şiddet. on/upon -i etkilemek. emretmeyi seven. dolaylı olarak kar s. belli belirsiz. mecburi. s. 1. s. içinden geçilmez (kale). ağırbaşlı. (bir şeyin içinde) saklı olan anlam. (ö ğüt. implantasyon.. implantasyon yoluyla şı a ıb. zorunluluk. 2. f. 2. ştiri v. terbiyesiz. taklit etme.b.b. küstah.edilmeden anla şılan. 3. 4. dikmek. terbiyesiz. i. içermek: Smoke implies fire. 1. görülmez. i. implantasyon. i. dilb. engel. nefret v. amirane. imparatorlu ğa ait.şı dolayl f. 1. geçirimsiz (toprak). i.impediment impel impending impenetrable impenitence impenitent imperative imperceptible imperfect imperfection imperial imperialism imperialist imperialistic imperil imperious imperishable impermanent impermeable impersonal impersonate impersonation impertinence impertinency impertinent imperturbable impervious impetuous impetus impiety impinge impious implacable implant implant implantation implement implement implementation implicate implication implicit implicitly implore imply impolite impolitely i. 1. yerine getirme. f. emir. 1. Duman ate şi içerir. s. istifini bozmayan. zorunlu. i. terbiyesizce. 2. aceleci. i. 4. s. seçilmez. hissedilmez. şiddetli. 1. mâni. s. 2. to (korku. i. taklit etmek. v. 3. ima edilen. (birini) (olumsuz bir şeye) ışt ırma. 2. 2. 2. yay ılımcılık. kulak dü şünmeden i. saklı. sert. emperyalist. 2. 2. 1. imparatorluk sistemi. güç. to (ya ğmur/hava) geçirmez. f. yayılımcı. impertinence. itmek. i. s. 3. zorunlu şey. 2. pişman olmayan. hava geçirmez. canland ırma.

i. i. üzengita şı. s. pratik olmayan. etkili. heybetli. etki. ısrarla istemek. empoze etmek. 1. çok ısrarlı. ithal malı. 2. ithal etmek. harç. 1. tartıya gelmez. 2. önemli. (damga) basmak. uygulanamaz. (on) 1. 2. s. iktidarsız (erkek). 4. s. d ışalım. ithalat ve ihracat. ithalat kotas ı. etki. etkilemek. i. ız etmek. zahmet vermek. empresyonist. iktidars ızlık. 1. vergi. önem. zayıf. s. görkemli. olanaks s. doland ırıcı. i. i. z. ölçülemeyen. zaptedilemez. hile. 2. 2. imkânsızlık. i. ithalat. i. damga. hassas. 2. mim. z talep. s. isteğinde çok ısrar eden. âciz. 1. f. 1. izlenim. çetin 2. i. izlenimcilik. gebe b ırakmak. f. i. nüfuz. a ğıla kapamak. 5. kesin olmayan. 1. titiz olmayan. 3. uygulanamaz. s.. i. etken.(yol). dikkatsiz. 4. i. 3. elverişsiz.impoliteness impolitic imponderable import import import duty import license/permit import permit import quota importance important importation importer imports and exports importunate importune impose imposing imposition impossibility impossible impossibly impost impost impostor impotence impotency impotent impound impoverish impracticable impractical imprecise impregnable impregnate impress impression impressionable impressionism impressionist impressionistic impressive impressively imprint imprint imprison imprisonment i. izlenimci. 3. itibarl ı. 7. zorla kabul ettirme. f. (zihnine) sokmak. f. 1. 1. i. 3. izlenimci. kullanışsız. s. f. s. s. 4. 3. with (fikir) a şılamak. emdirmek. empresyonizm. 2. 4. isabetsiz. ithalatç ı. haczetmek. bask ı. kanunen el koymak. elverişsiz. 5. 1. (vergi) koyma. itibar. nak şetmek. 1. kolayca etkilenen. f. yük. 1. hapsetmek. i. (kitapta) yayınevinin adı. impotence. olanaks ız. s. rahats s. 2. anlam. s. 2. etkileyici bir şekilde. 2. 1. güçsüz. 5. 2. (damga/mühür) basmak. f. imkânsız. zorla kabul ettirmek. beceriksiz. (zorla) yüklemek. 1. uygunsuz. damga. kim. duyguları etkileyen. 3. 2. izlenim. f. 2. önceden kestirilemeyen f. 2. pratik olmayan. sahtekâr. ağırlığı olmayan. 2. bak. i. ithal izni. 3. 6. s. zahmet. 2. etki. haks ızlıık. 3. fakirleştirmek. . emprenye etmek. kabalık. aşırı duyarlı. imkâns ız bir şekilde. kazan ılamaz. (ceza) vermek. permi. terbiyesizlik. geçilmez. hapsetme. on/upon akl ına sokmak. 4. bask ı. şaşırtıcı derecede. ithalat vergisi. ithalat izni. z. 2. 6.. empresyonist. özensiz. 4. hapis. kuvvetini kesmek. on/upon 1. 2. 1. i. nüfuzlu. ceza. 2. 1. mantıksız. iz. etkileyici. resim. 3. i. önem. 1. 1. döllemek. -e (vergi) koymak. i. güçsüzlük. 1. yap ılamaz. 6. yap ılamaz. yoksulla ştırmak.

kar ışık. içinde. pis. doğaçtan çalmak. gelmiş. irticalen. -e. pislik. Parasının hepsini şinen ödeyebilirim. f. yüzsüzlük. hazırl ıks ız olarak. ruhb. peşin ve taksitsiz olarak: I can pay for it in a lump sum. kirlilik. madde. yola girmek: Özhan´s health is ın sağ2. 3. sersem sepelek. atfetmek. 3. 1. k. katışkı2. improving. k. . anında uydurmak. 2. 3. ihtiyats ız. kötü bir durumda. yap ışıksız. tedbirsiz. dili çoktand ır. üstüne yıkmak. 1. in the envelope zarf ın içinde. i. çabucak. düşünmeden. 4. s. i. dili büyük çapta. gelişmek. evde. karınca kararınca. tepi. çok moda olan. 5. piston. bir ç ırpıda. -in karşılığı olarak: in acknowledgment of his years of service yıllarca i hizmetin kar-da: şılığıin olarak. dolambaçlı yoldan. tedbirsizlik. yabancı . uygunsuzluk. birdenbire. verdi edat ğ 1. the box kutuda. arsızlık. iffetsiz. 1. murdarl ık. içeri do ğru yönelen. cezadan muaf olma. çıplak. -de. pe bir anlamda. 5. yüklemek. küstah. Özhan´ ştirme. ihtimal d ışı. yani. s. görev ba3. 2. dolaylı yoldan. elinde. düzeltme. k. 2. 2. mevsimi z. doğaçtan/irticalen ılan. çabuk çabuk. dili bir anda. s. 2. dolaylı olarak. 1. k. f. z. aceleyle. azıcık. 1. katışık. z. yalanc ı çıkarmak. ırlıksız. geli ştirmek. hemen. 3. Cebine koy. bir anlamda. çok hasta. i. (bir şeyi) iyimser olarak (görmek). yıldırım hızıyla. kirli. düşüncesizce davranan. 1. i.gözde. k. dili karga şalık içinde. katışıklık. haz çirkin. içinde. dili küçük çapta. az ve öz olarak. ars ız. düzelme. 1. olmayacak. 1. 3. şında. k. 3. yak i. -a: Put it in içine. 4. düzeltmek. -de. dili 1. geli şme. 1. s. 2. küstahlık. tepisel. s. s. tehlikede. 2. (hazırlık yapılmadan) o anda yapılan. iktidardaki. 2. 3. itki. ilerletmek. iç. 2. i. hazırlıksız. 1. -da. k. yüzsüz. s. kolaylıkla. lığı düzeliyor. uydurup yapmak. içeriye. uygunsuz. içeride. sesini alçaltıp yükseltmeden. içine. tedbirsiz. yetkili kişi. düzelmek. ihtiyats ız. 1. 1. vermek. 3. yoluna koymak. epeydir. your pocket. geli f. doğaçtan. dili torpil. 2. monoton bir şekilde. f. i. itici güç. moda. ihtiyats ızlık. 2. baştan savma. ani bir istek. saflığı bozan şey. i. s. k. 2. gelişigüzel. 2.improbable impromptu improper impropriety improve improvement improvise imprudence imprudent imprudent impudence impudent impugn impulse impulsive impulsively impunity impure impurity impute in acknowledgment of in in in in in a bad way in a big way in a breeze in a coon´s age in a daze in a ferment in a flash in a good light in a hurry in a jiffy in a lather in a lump sum in a manner of speaking in a monotone in a nutshell in a roundabout way in a sense in a slapdash manner in a small way in a small way in a state of undress in a trice s. dili heyecanlı. murdar. 1. ilerleme.

özetle. büyük bir ihtimalle/olas ılıkla. her halde: In any event I´ll see you at Billur´s ekilde. Yang ın anında bu düğmeye ı n. i. birlikte. -e ek olarak. huk. ayr ıca. toptan. her halükârda. ne olursa olsun. halinde: In case of fire press this button. k. 1.emergency acil durumda. danışman olarak. -e uygun olarak: Is this in accordance with your wishes? Bu isteklerinize göre mi? I acted in accordance with your instructions. amir. her halde: In any case you be there. aralarında: two houses with a yard in between aralarında bir bahçe olan iki dili ev. çok düzenli bir şekilde. toplam olarak. şifreli. çiçekte. sefere hazır (gemi). . -e nazaran. -e göre. -e göre. işe hazır. sözün k ısası.in a twitter/all in a twitter in a way in a word in a/one body in absolute privacy in abundance in accord with in accordance with in actuality in addition to in advance in aid of in all in all in all probability in alphabetical order in an advisory capacity in and out in anticipation of in any case in any case in any event in any shape or form in apple-pie order in bad/ill repair in between in black and white in bloom in brief in broad daylight in broad daylight in bulk in camera in case in case of in case of emergency in cipher in cold blood in cold blood in command in commission in company with in comparison with in compliance with in concert in conclusion in conference k. Çok miktarda armut ı. bol/çok miktarda: There were pears in abundance. güpegündüz. soğukkanlılıkla. fazla olarak. 2. hep birlikte/beraber. hepsi. -e yardım için. -e uygun olarak. birlik içinde. 1. zaten: In hiçbir şdinner.yazılı olarak. açık. toplantıda. gizli celsede. her halükârda. 2. uyum içinde. kâh d ışarıda. kötü durumda. tamam ı. 2. 1. orada ol. alfabetik olarak dizilmi ş. güpegündüz. -e ilaveten. kâh içeride. sözü geçen. 2. Her halükârda Billur´un yeme ğinde görüşürüz. Gerekti ği takdirde geç vakte kadar çalışabilirim. 2. toplam. 2. I can work late. pe şin olarak. takdirde: In case it´s necessary. bir bak ıma. ileride. Ne olursa olsun sen olsun. k ısaca. menfaatine. in case of bas acil bir durumda. uyarı niteliğinde bülten/duyuru. zaten: In any case you couldn´t have herhalde. yararına. alfabetik sıraya göre. gerçekten. meşgul. ile beraber. hakikaten. vard -e uyarak. çiçek açm ış. k ılını kıpırdatmadan. ne olursa 1. dili heyecan içinde. önde. ne olursa olsun. (bir şeyin gerçekleşebileceği) düşüncesiyle. ambalajsız. son olarak. tamamen aralar ında kalmak üzere. 1. 1. mucibince.

suçüstü. harap. tamire muhtaç. 1. zamanı/vakti gelince. 1. çok aranan. zor durumda. çok. formda. biraz erken. bundan böyle. aslında. -den fazla. hali vakti yerinde. 2. keyfi yerinde. tela şla.in conjunction with in connection with in consequence of in danger in days of yore in deep water in deep water in default of in defiance of in despite of in detail in diameter in disrepair in doubt in due course in due course in duplicate in earnest in easy circumstances/on easy street in effect in excess of in fact in fact in favor of in fine fettle in flagrante delicto in flames in focus in front in front of in full retreat in full view in fun in future in general in good company in good faith in good repair in good season in good spirits in good time in good trim in great demand in great request in hand in harness in haste ile beraber. yokluğundan dolayı. yürürlükte. tehlikede. -in taraftar ı. hazırlanmakta. ciddi. gerçekten. genel olarak. 1. doğrusu. varl ıklı. ile bir arada. 2. zamanı gelince. tam çekilme durumunda. iyi odaklanm ış. genellikle. -e ayk ırı olarak. süresi gelince. -i geçen. 1. iyi durumda. 2. 2. henüz belli olmayan. keyfi yerinde. zamanla. bundan sonra. . çap olarak. kontrol altında. -i hiçe sayarak. büyük ra ğbet gören. kuşkulu. alevler içinde. ayrıntılarıyla. sonucunda. sadece birinin sözüne güvenerek. z. yokluğunda. ile birlikte. tam zaman ında. -den yana. cürmü me şhut halinde. önceden belirlenen zamanda. aslında. 3. şüpheli. -e meydan okuyarak. baya ğı. tam göz önünde. önde. aslında. çok ra ğbette. çok aranan. tutulan. aceleyle. gerçekte. k. iş başında. başı dertte. ile ilgili olarak. dili iyi durumda/vaziyette. şakadan. -in lehinde. şaşkınlık içinde. çok revaçta. ciddi olarak. vaktinde. dili ba şı dertte. -e rağmen. 3. -in lehine. nedeniyle. k. çok eskiden. iyi arkada şlarla. elde. 2. ayrıntılı olarak. 1. 1. -e karşın. önünde: in front of the building binan ın önünde. iki suret halinde. 2.

our midst k ısmen. sözde. bana göre. için s ırada. bence. talihli. özünde. al ışılmışın dışında. bizzat. -i taklit ederek. avucunun içinde. eli kelepçeli. -sin diye: in order that he may see görsün diye. rehinde. şansı açık. -in hatırasına. diye. fikrimce. 2. bana kalırsa. de 1. -e bedel olarak. her zaman için. ismen. bir kerede. ebediyen. bana göre. şahsen. daima.in his/her own backyard in hock in honor of in imitation of in irons in itself/in and of itself in jeopardy of his life in jest in leaf in less than no time/in no time/in no time at all in lieu of in line for in luck in memory of in mesh in miniature in motion in my book in my judgment in my opinion in my opinion in name in no time in no uncertain terms in no way in no way. hayalinde. Biran ın tümünü bir dikişte içti. rehinde. çok çabuk. için: in order to see görmek için. kesinlikle: He was in no way responsible. -e aday. out of the way in nothing flat in one go in one sense in one´s mind´s eye in one´s pocket in one´s spare time in operation in order that in order that in order to in in in in kendi çevresinde. order to keep up appearances ele güne kar şı rezil olmamak için. ufak çapta. bir anlamda. minyatür. ta ki. geçerken. boş vaktinde: Do it in your spare time! Onu boş vaktinde yap! yürürlükte. kafas ında. dili çok çabuk. kanımca. yani. demek. nüfuzu altında. O hiçbir şekilde sorumlu ildi. ı tehlikesiyle karşı karşıya. bir seferde: He drank all the beer in one go. kendisi. -in anısına. çabucak. yapraklanm ış. parça parça. birbirine girmiş. other words aram ızda. k ısım kısım. kan ımca. Kendi ba şına bir problem de ğil. k. sert bir şekilde/açıkça (söylemek). -in yerine. hareket halinde. tesadüfen. bizatihi: In itself it´s not a problem. k ısmen. şerefine. zincire vurulmu ş. bana göre. 2. yol üstü olmayan.ğ sapa. 1. idam cezas şaka olarak. 1. çabucac ık. part özellikle.bir taraftan. yer yer. 2. hemen. bana kalırsa. hayatı tehlikede. derhal. in particular in parts in passing in patches in pawn in perpetuity in person . hiç.

-in karşılığında. olarak. çok mutlu. -e karşılık olarak.o. aramaya. 1. bir dereceye kadar. -e oranla. tek s ıra halinde.. aramakta. k ısaca. koordinasyon içinde. tic. -e rağmen. 2. açıkça. dili -e gelince. art arda. 2. baş başa. görünürde. bask ıda. ile ilgili olarak. aç ıkça. birinin nam ına: Çetin can go in his stead. 1. aç ıkça. sözün k ısası. 2. inşa halinde. -e gelince. bazı bakımlardan. pe şinde. 1. k ısmen. s ırayla. şaka olarak. geçmişe bakarak. k ıyıya yakın. -e karşın: He´s carrying on in spite of the difficulties. ile ilgili olarak. with regard to. k ısaca. tam onortakla saniyede. kendini korumak için. . birinin yerine. beraber. alenen. kısaca. birlikte. -in yerine. ile ilgili. k. yapılmakta. gizli olarak. O mesele ında hiçbir şey söylemedi.´s stead in search of in self-defense in sequence in seventh heaven in shore in short in short course in short order in short order in sight in single file in so far as in so many words in some ways in some measure in spite of in stock in sum in tandem in ten seconds flat in terms of yerinde. pe şinde koşarken. sözün kısası. mevcut. İdeallerinin peşinde .. gizlice. -den öç almak için. Zorluklara ra ğmen devam ediyor. açıkçası. -e protesto olarak. ba şkaları yokken. herkesin önünde. 2. açık seçik bir şekilde. birbirine bağlı şa. 1. çarçabuk. . açıkçası. -e karşılık. hakk -e cevap olarak. çabuk. 1. aslında. art arda dizilmiş bir şekilde. Onun yerine Çetin gidebilir. bak ımından.in place in place of in plain English in plain English in play in point of in point of fact in position in practice in press in private in process of construction in proportion to in protest against in public in pursuance of in regard to in relation to in reply to in respect of in respect to in response to in retrospect in return for in revenge for in s. uygulamada.. -ce/-çe: In terms of money she´s well fixed. pratikte. yerine getirirken. 1. aç ıdan: Don´t look at the situation in those terms! Duruma o açıdan bakma! 2. basılmakta. hakk ında: She said nothing in relation to that matter. 2.. gerçekleştirmeye çalışırken: He sacrificed his wealth bak. 1. tam yerinde. -e karşılık olarak. gerçekte. 2. in pursuance of his ideals. -e göre. -diği kadar/derecede.

çantada keklik.in that in that case in the absence of in the abstract in the aggregate in the background in the bag in the cards in the circumstances in the clouds in the course of in the course of in the course of time in the crunch in the dark in the end in the event of in the extreme in the eyes of in the face of in the family way in the flesh in the hole in the interest of in the interim in the land of the living in the large in the light of the facts in the long run in the long run in the long term in the lump in the main in the matter of in the meantime in the midst of in the morning in the name of in the nature of things in the neighborhood of in the nick of time in the nick of time in the nude in the offing in the open in the presence of in the process of time -diğinden. o/bu arada. under the circumstances. o/bu süre içinde. hakkı için. zamanla. f.önünde/yan 4.. aşkına. k. Takviyeler tam zaman ında çıplak olarak. Don´t say that in her presence! Onun yan ında . yarar ına. bizzat. o takdirde. başı için. doğal olarak. uzun vadede. -diğine göre. olas ı.. Bize yol gösterecek bir ş kavram olarak: He approves of it inolmad the abstract. -in yoklu ğunda: In the absence of any guidelines this is what we came up eyler ığı için ancak bunu yapabildik. para kaybetmi ş durumda. 1. çıplak. 2. k. sermek. aradaki zamanda. konusunda. toplam olarak. dili borçlu. debdebe. hayal âleminde. 3. sağ. adına. uzun vadede. başlamak. yak ında. aç ığa vurmak. hayatta. zamanla. açık havada. mademki. dili paças ı sıkışınca. için. çoğu. but not in practice. ikinci planda. bütün kapsam ı ile. hamile. kavram olarak beğeniyor. -in arasında. k. sırasında. Onu uygulamada de ğil.. with. tam zaman ında (Gecikmeye hiç yer olmayan durumlar için kullanılır. zamanla. ında/huzurunda: in the presence of a large company (birinin) büyük bir topluluk önünde.. yerine. bütünüyle. yaymak. sonunda. k. pomp and circumtance tantana. olayların gelişmesine göre. esnasında. eninde sonunda. habersiz. 1. . eninde sonunda.. başlatmak. açılmak. pek uzak olmayan (olay). . 2. çünkü. garantili. -diğinden dolayı. k. karşısında. . takdirde. 1. açmak. -in ortas ında. son derece. tam zaman ında. bütün olarak. eninde sonunda. sabahleyin.. bak. karanlıkta. halinde. tabiatıyla. olayların ışığı altında.): Reinforcements arrived in the nick of time. zaman geçtikçe. dalg ın. yaklaşık olarak. dili gebe. -in gözünde. sırasında. 2. dili muhtemel. çoğunlukla. dili emin. esnasında. namına. civarında. madem.

(kişinin) elinden alınamayacak (hak). durgunluk. boşuna. dili 2. tic. bütünüyle. s. 2. tamam k.): What in the world bu is that? O ne. yanlış. 1. s. dikkatsiz. k ısa vadede. k. tic. iyi ifade edilmemiş. . dolaylar ında. mademki.. s. yeteneksizlik. durgun. k ısa vadede. dilsiz. i. yanına varılmaz. . ölü. gerektiğinde. s. etkisiz. uygun görülmez. 2. -i göz önünde tutarak. vaktinde. s. -in pe inde. 2. 2. aptal. 1. s. s. donuk. 2. bak. boş. kabul olunmaz. kaba taslak durumda. işlenmemiş. Allahı/Allahını seversen (Soru zamirleriyle kullanılır. doğal halde. 1. yüzünden. 3. elde olmayan. bir lahzada. güçsüzlük. ehliyetsizlik. 1. 1.. 2. sönük. beceriksizlik. -in ından.in the raw in the rough in the same breath in the second place in the short haul/term in the short run in the short term in the thick of the battle in the vicinity of in the wake of in the world in this connection in three months in time in total in tow in triplicate in truth in tune in turn in two in two shakes in unison in vain in view in view of in/at a pinch inability inaccessible inaccurate inaction inactive inactivity inadequate inadmissible inadvertent inalienable inane inanimate inappropriate inapt inarticulate inasmuch inasmuch as inattention inattentive inattentiveness 1. 1. eksik. kendini iyi ifade edemeyen. s. budala. anla şılmaz. kusurlu. dili beraberinde: He had his girl friend in tow as well. aptalca. hep bir a ğızdan. toplam olarak. 2. 1. -in ard ıoturuyor. ikiye ırmak). yetersiz. inept. hareketsizlik. 1. s. sıkışınca. dili çıplak.. 1. -diğine göre. dili hemen. ondan sonra. muharebenin en şiddetli yerinde. gerçekten. nöbetleşe: Each charge was mowed down in turn by their fire. 1. yersiz. civarında: She lives in the vicinity of Taksim. uygunsuz. kas ıtsız. 3. s ıra ile. zaman ında (yetişmek/yetiştirmek): Can you finish this in misiniz? We can´t get there in time. akortlu. Beraberinde k ız şı da vardı. hakikaten. hareketsiz. münasebetsiz. kim. ayn ı zamanda. hatalı. noksan. 1. etkisizlik. -den sonra. satılamaz. 2. 1. s. time? Bunu vaktinde yeti ştirebilir ıyla. . i. erişilmez. birlikte. dili Allah a şkına. s. üç aya kadar. 4. boş yere. i. yetersizlik. arkada üç kopya olarak. 2. devrolunamaz. dikkatsizlik. dikkatsizlik. ortada.(kesmek/bölmek/ay Hücuma kalkan her grup onlar ın öldürücü ateşiyle helak sma. anlamsız. i şlenmemiş durumda. ruhsuz. 1. hususta. hep beraber. bir solukta. i. bir ç ırpıda. iki k ıdeadly (of a lamb´s tail) k. k. kim. s. 3. Allah ını seversen? How in the world did bu münasebetle. i. 2.His sonucunda. k ısa vadede.. 2. sırasıyla. z. ikinci olarak. gereğinde. görünürde.şk. s. budalaca.. -diği derecede/kadar. cans ız. 1. 2. a şa ğı ard yukar ı. 1. hareketsizlik. beraber (yapmak). yakla şık olarak: salary is in civar nda. Taksim ında 2. -den dolayı.

yeni başlayan. 2. f. hapsetmek.b. 1. s. irsi.. i. i ş yapamaz duruma getirmek. f. hesap edilemez. yeteneksizlik. tahrik etmek. kaz ımak. resmen iştöreniyle s. parmak. teşvik. (birini) törenle bir göreve getirmek. 1. güçsüzlük. yeteneksiz.inaugural inaugurate inauguration inauspicious inborn inbound inbred incalculable incandescence incandescent incandescent lamp incandescent lamp incapable incapacitate incapacity incapacity for incarcerate incarnate incase incautious incendiary incendiary bomb incense incense incentive incentive pay inception incessant incessantly incest inch inch along incidence incident incidental incidentally incinerate incinerator incipient incise incision incisive incisor incite incitement incivility inclement s. yarma. hesaplanamayan. dikkatsiz. s. f. sert. ampul. i. vaka. 1. açılı ış i. 1. declining. kundakçı. yak ın akraba ile cinsel ilişki kurma. cisimlenmiş. kabiliyetsiz. akkor. 1. güçsüz. yavaş yavaş hareket ettirmek. 1. limana/havaalan ına giren (gemi/uçak). yavaş yavaş ilerlemek. -e özgü. to -e ait olan. otobüs v. kaba davranış. dürtü. i. 2. (bir şeyi) yapamama. f. f. başlangıç. göreve ba şlama töreni. ardı arkası kesilmeyen. törenle baş latmak. yak ıp kül etmek. 2. s. (birinin) tabiat ında olan. buhur. inç. k ışkırtma. 2. s. aklıma gelmi f. özendirici şey. de şme. dü şüncesiz. s. güçsüz duruma getirmek. açılış-in töreni. 2. . karışıklık çıkaran. nezaketsizlik. fırın. keskin. ikinci derecede olan/sayılan: incidental expenses yan masraflar. oymak. encase. kabalık. s. şehir merkezine doğru giden (tren. çöp fırını.). i. s. ard ı arkası kesilmeden. i. f ırtınalı (hava). Kolera vakalar i. teşvik primi. ensest. 1. -e özgü. ile beraber z. 3. f. insan şekline girmiş. z. yangın bombası. 2.edinilegelmi ş. âciz. i. 2. öfkelendirmek. tahrik. 2. ile beraber gelen. ensizyon. of (bir şeyin) meydana gelmesi: The incidence of cholera has been ı azalmakta. uzun zaman boyunca s. 1. s. tesadüfen meydana şken. kasten yang ın çıkaran. kalıtsal. to -e ait olan. hakketmek. başlama. uğursuz. olay. zeki. ba şlamak. s. 1. 2. s. 2. ı açmak. s. i. 1. i. k ışkırtmak. f. s. resmen işe başlatmak. s. isteklendiren ödül. 3. kesicidiş. aç ılış e başlama. açılış töreni ile ilgili. bak. i. günlük. i. 1. doğuştan gelen. i. 1. i. teşvik etmek.54 cm. tıb. s. meşum. elektrik ampulü. henüz ba şlamakta olan. kışkırtıcı. 2. haddi hesab ı olmayan. devamlı. i. i. tütsü. 2. tedbirsiz. başlatmak. 3. başlang c. sürekli. 2. k ızdırmak. sürekli olarak. tesadüfi. güdü. hadise.gelen. akkorluk.

inclination incline incline incline one´s ear incline one´s head inclined plane inclose inclosure include included inclusion inclusive incognito incoherence incoherency incoherent income income tax incoming incommensurate incommunicado incommunicative incomparable incompatibility incompatible incompetence incompetency incompetent incomplete incomprehensible incomprehension inconceivable inconclusive incongruity incongruous inconsequent inconsequential inconsiderate inconsistent inconsolable inconspicuous inconstant incontestable incontinent incontrovertible incontrovertibly inconvenience i. uyuşmaz. with/to ile karşılaştırılamaz. 2. tesellisi olmayan. 1. kavran ılmaz. bir sonuca varmayan. emsalsiz. farkedilmeyen. noksan. önemsiz. 1. enclosure. tutarsız. 2. s. yaptıkları birbirini tutmayan (kimse). kusurlu. k şmaz. 2. 1. 2. beceriksiz. Onu bizi desteklemeye i. i. 2. s. bak. s. yetersiz. anlaşılmaz (sözler/sesler). zahmet vermek. s. birbirine uymayan. gelir. lık değdahil iştirerek. enclose. anlaşılmaz. saygısız. vefasız. sonuçsuz. karars ız. s. 2. heves. i. 1. 2. f. yersizlik. adla. 1. 2. f. inand ırıcı olmayan. f. bağdaşmaz. ele geçen. 1. bak. etkisiz. su götürmez. yeni (hükümet/y ıl). anlayışsızlık. meyil. 1. beceriksizlik. gelir vergisi. dahil etmek. rabıtasız. tartışılmaz. yetersizlik. 1. ısız (sözler/fikirler). takmaHesap. i. s. s. s. of -i kapsayan. içermek. . yersiz. itiraz edilemez. uyuşmayan ıs ım/ şey. kendini tutamayan. konu dışı. bak. tutars ız. içindeleme. 2. anlaşılmaz. eğim. eğilim. 1. her zaman aynı seviyeyi tutmayan (iş). f. bağdaşmaz. s. uygunsuz. s. önemsiz. i. akıl almaz.. zahmet. istek. 2. -e yöneltmek. i. uyuşmazlık. s. yads ınamayacak şekilde. i. içine almak. anla şılmayan. 1. dahil: The charge is thirty million liras inclusive of service. 2. tutars ızlık. gereken yetenekte olmayan. kat ılma. içlemci. giren. başını eğmek. rahats ızlık. 2. 2. değişken. meyil. uyu s. bağdaşmazlık. s. göze çarpmayan. 1. ketum. birbirine z ıt. dahil olma. 1. 2. inkâr edilemez. eksik. i. orans ız. kavrayamama. z. yetersiz. tutars ız. 3. 3... s. güçlük. yersiz. yöneltti. s. tesellisiz. incoherence. 2. incompetence. dahil etme. mantıksız. s. 1. 3. avutulamaz. s.. k ıservis i. katmak. 1. ba i. 1. kapsamak. 3. i. düşüncesiz. e ğim. 1. 1. eğiklik. rahatsız etmek. s. z. s. dahil. ile kıyaslanamaz. eşsiz. teselli edilemez. 1. katılan şey. eğri yüzey. 1. -e sebep olmak: It inclined him to support us. bak. s. idrar ını tutamayan. bildiğini başkalarına söylemeyen. 2. s. to e ğiliminde olmak: His thought inclines to the kulak kabartmak. 2. uygunsuzluk. i. z. ğlantkazanç. s. 2. otuz milyon lira tuttu. s. uyuşmazlık. ehliyetsiz. s. 2. katma. bağdaşmazlık. huk. yads ınamaz. bitmemi ş.

kuvöz. i. s. kalıcı (izlenim/etki/duygu). sabit mürekkep. s. şmaz.inconvenient incorporate incorporated incorrect incorrigible incorruptible increase increase increasingly incredible incredulity incredulous incredulousness increment incriminate incrust incubate incubation incubator inculcate incumbency incumbent incur incur a debt incurable incurious incursion indebted indecent indecipherable indecision indecisive indecorous indecorum indeed indefatigable indefensible indefinable indefinite indefinite article indefinite pronoun indefinite pronoun indelible indelible ink indelible pencil indelicacy indelicate s. öğretmek. kabal ık. 3. kuluçka makinesi. münasebetsiz. suçlamak. 1. i. belgisiz s ıfat: bir (İngilizcede a. ço ğalmak. 2. borca girmek. içermek. uygun olmayan. ak ın. s. aşılamak. hâsılat. belgisiz zamir. 2. s. kuluçka dönemi. 3. encrust. kapsamak. sabit (boya/mürekkep). 1. i. 1. (--red. 1. s. birleştirmek. bak. girmek. düzelmez (kimse). i. 1. gelişmek. s. 4. ilgisiz. çoğaltmak. u ğramak. rüşvet kabul etmez. verimli olmak. s. s.geli 2. s. adam olmaz. 2. yanlış. 4. s. f. tan s. edepsiz. 2. 2. ımlanmas zor. inanmazlık. doğrusu istenirse. 1. okunmaz. s. uygunsuzluk. 2. akıl almaz. 1. gerçeği söylemek gerekirse. büyütmek. inanmayan. artmak. 1. karars ızlık. 1. 2. 2. cisimlendirmek. 2. meraks ız. 1. 2. görev süresi. silinmez. 1. i. 5. belirsizlik zamiri. zahmetli. 2. toplum töresine ayk ırı. ırmak. uygunsuz olma. 1. uyand borçlanmak. 3. çoğalma. kâr. elverişsiz. 1. civciv ç ıkarmak. 2. 1. gerçekten. inan ılmaz. s. kafasında (plan) kurmak. 2. ı 2. 3. anonim ş irket haline getirmek. dili harika. an). do ğrusu. 1. artma. dilb. uygunsuz davran ış/söz. 2. yorulmak bilmez. incredulity. f. çoğalma. 2. kaba. 3. belirsiz. yak ışıksız. s. 1. üstüne çekmek. onulmaz. belli olmayan. ahlakı bozulmaz. sökülmez. hücum. s. uygunsuzluk. uygunsuz. i. giderilmez (leke/iz). 1. 1. borçlu. artma. anlatılması zor. te şekkür borçlu. 1. kuluçkaya yatmak. kesin olmayan. kuşkulanan. 2. mü şkül. maruz kalmak. 2. biçimsiz. anlatılması imkânsız. koku f. artış. silinmez. artırmak. artış z. i. minnettar. çürümez. kaba. f. gittikçe artarak: become increasingly difficult gittikçe zorla şmak. i. nazik olmayan. 3. 1. 1. belirsiz. . 2. savunulamaz. uygunsuz. nezaketsiz. s. bak. ku şkulu. ürün. dilb. çözülmez. 2. kopya kalemi. . ç ıkmaz. 3. s. kuşku. i. dilb. -e katmak. 2. yorulmaz. f. z. 3. birleşmek. f. 2.. 1. --ring) 1. f. şifasız. hakikaten. vazife. k.. amans ız. i. s. yakışık almayan. karars ız. düzeltilmemiş. anonim. s. bozulmaz. büyümek. belgisiz. kayıtsız. tekrarlayarak kafasına sokmak. yak ışıksız. s. 1. saldırı. 2. into/in -e dahil etmek. uygunsuzluk. ştirmek. yola getirilemez. i. görev. huk.

1. . ay ırt edilmemiş. pol. s. s. i. dolaylı tümleç. dü şigüzel. (ekonomik açıdan) bağımsız. çentmek. delil. i. 1. dolaylı vergi. fakir. etmek. gösterge. talep. tinctoria. 1. 2. şüncesizce söylenen söz. içerlek yazmak. 2. s. karışık. f. dolaşık. 2. işaret etmek. yoksul. çivit çivitotu. 3. düşüncesizce yapılan. zarar görmeyeceğine dair peşinen kefil olmak. paragraf ba şı yapmak. İng. katalog. başına buyruk. 2. i. tanımlanamaz. 2. 1. hazmedilemez. ş vermek. kontratla/senetle bağlamak. i. 3. sindirim güçlü ğü. i. (for) İng. -i talep etmek. s. dolaylı ışıklandırma. s. işaretparmağı.ces (în´dısiz) i. pol. zaruri. ald ırmaz. kendi ız. -e halindeki isim. (kitap) için dizin haz ırlamak. --es (în´deksîz)/in. f. seçilemez. z. dilb.. f. i. 2. talepte sipari siparisipari ş. gösterme. anlatılmaz. çivit mavisi. (haks ızlıktan dolayı) kızgın. (for) İng. 1. 1. düşüncesiz bir davranış. fihrist. -i ş 1. i. çivit mavisi. birbirini etkilemeden. Indigofera çivit rengi. düşünmeden davranma. 4. s. i. i. indeks. bağımsızlık. 2. ayırt edilemez. f. indigo. imlemek. öfkeli. içerlek yazma. gösterge. 2. öfke. k ısımlara bölünmemiş. toplu halde. bağımsız. 1. yerli. i. çivit mavisi. bellisiz. 2. çivit rengi. for ile suçlamak. 2. ba ğıms msız olarak. i. 1. s. güvence. çivit rengi. indigo. gösterge. geliri ileğı geçinebilen. ilgisiz. kefalet. mide fesadı. s. bot. 1. s. zarar ını ödemek. 2. 1. umursamayan. s. s ınırsız. farkedilemeyecek. dizin. bildirme. i. 1. 1. z. çividi. s. to (bir yere) özgü. dolaylı olarak. i. vazgeçilmez. tazminat. i şaret. boşboğazlık. boşboğaz.indemnify indemnity indent indent indentation indenture independence independent independently indescribable indestructible indeterminate index index card index finger indicate indication indicative indicator indict indictment indifference indifferent indigenous indigent indigestible indigestion indignant indignation indignity indigo indigo plant indigo blue indigo-blue indirect indirect cost indirect lighting indirect object indirect object indirect tax indirectly indiscernible indiscreet indiscrete indiscretion indiscriminate indispensable f. suçlama. (bir yerde) do ğal olarak bulunan/yetişen. rasgele. 1. Indigofera tinctoria. ilgisizlik. teminat. çivit mavisi. belirsiz. 2. dolaylı masraf. yok edilemez. 2. ald ırmazlık. 1. rengi. sıradan. 2. anlatma. 3. (kitabın) indeksini fiş. küçük dü şürücü hareket. düşünmeden davranan. savca. geli s. kuşkulu. s. dolaylı. 1. s. yıkılmaz. i. 2. vasat. bot. göstermek. ba s. (sat ır için) içerlek olma. ibre. 1. (haks ızlıktan dolayı) kızgınlık. dolambaçlı. dilb. çividi. s. onur kırıcı durum. çoğ. ödence. 2. bağımsız. 4. 1. f. dolaylı tümleç. i. s. 3. iddianame. s. hazımsızlık. çivitotu.di. 2. hakaret. dava açma. sözleşme. belirti..

kendine s. 1. yılmaz. gayret. bölünmez. 2. s.. müsamahakâr. Bu konuda her acente kendi karar ını verecek. with indolent indomitable indoor indoors indorse induce inducement induct induct s. bak. endüstriyel. tek tek. tart ışılmaz.b.o. İng. 2. zaman ve enerjiyi ekonomik bir şekilde kullanmayan. s. birini askere almak. İng. kand ırıp yaptırmak. 1.. birini resmen -in üyesi yapmak. İng. isteksizlik. s. i.). 2.). kapal ı: indoor tennis court kapalı İtenis mekânlarda giyilen ayakkab İçeride kal! She went indoors. rahats ızlık. s. (sak ınılması gereken bir şeye) teslim olmak: She indulged her desire Şekermüsamaha. ilaç v. rahats ız. 3. belirsiz. 2.). tümevar ım. seçilemez. hevesini k ırmak. s. s.: This decision will be up to the individual agencies. 2. s. s. s. kendi . 2. sözü edilmez. into the army induction inductive inductive reasoning indulge indulgence indulgent industrial industrial action industrial arts industrial engineer industrial estate industrial school industrialise industrialist industrialize industrious industry inebriate inedible ineffable ineffective ineffectual inefficient f. 1. beceriksiz (yönetici. işçi v. 1. ikna etmek. anlatılmaz. endüstriyel sanatlar. gayretli.candy.. içeride. bak. kesin. etkisiz (çare. f. yeme arzusuna 2. keyifsiz. çalışkanlık. içeri. i şçi v. verimsiz. i. 2. iç mekânlara uygun. ımsal. 1. indükleme. beceriksiz (yönetici.). z. 1. ba şarısız. grev. s. 2. çeri z. i şleyim. organize sanayi bölgesi. tıb..(bir in kendine bir şizni ey yapma izni for şey yapma) verme. 4. f. müphem. isteksiz. ilaç v. endüstri mühendisi. 1. üşengeç. 1. bir dü şünce sisteminin esaslarını öğretmek. 1. industrialize. istenilen etkiyi uyand ırmayan. 1. s ınai. keyifsizlik. tembel. f. 2. 2. f. sanayici. boyun eğmez. indüksiyon yapan. s. i.b. -in beynini yıkamak. işi yavaşlatma. elek. f. 1. randımansız (iş yöntemi. tarifsiz. etkisiz. işleyimsel. 2. indüksiyon. . in yenildi. iç mekânlarda kullan ılan: indoor shoes iç lar. hasta. sanayile ştirmek. rahatsız etmek. s.. bireysellik. 1. man. ü şengen. etkisiz (çare. yenmez. i. her . birine (bir fikri) a şılamak/telkin etmek. 1.b. tümevar tümevarımlı usavurma. göreve getirme. 2. yüz verme. f. bireyci. endüstri meslek lisesi. endüstri. su götürmez. s. 1. man. f. elek.o.b. 2. endorse..b. 1. s.). neden olmak.indispose indisposed indisposition indisputable indistinct indistinguishable individual individualism individualist individuality individually indivisible indoctrinate indoctrinate s. bireycilik. ayırt edilmesi olanaksız. ayr ı ayrı. indükleyen. s. vesile. ikna. neden. s. The individual tiles are each a i. s.o. ağrısız. a ğza alınmaz (kutsal). makine v. 2. i. 1. sonuç çıkarma. 1. sanayi. f. içeriye: Stay ıindoors! gitti. yüz veren. 1. sarhoş etmek.. soğutmak. 2. te şvik. iyice görülmeyen. i. mest etmek. i. çalışkan. 2. s. into induct s.

s. s. 1. i. inert. 2. muammalı.. kaç ınılmaz. çaresiz. s. s. beceriksizlik. adı kötüye çıkmış. z. yanılmaz. tecrübesizlik. s. uyu şukluk. 2. 1. 2. çocuksu. değişebilirlik. 2. piyadeler. 1. aş i. uygunsuzluk. beceriksiz. kaç ınılmaz. atıl. deneyimsiz. hareketsiz. incelikten yoksun. 2.b. 3. yanılmadan. rezalet. yava ş işleyen. deneyimsiz. 3. kaç ınılmaz şekilde. fiz. piyade sınıfı.´nin) başlangıç aması. tecrübesiz. s. s. masrafı az. çoğ. haks ız. aç ıklanamayacak şekilde. değiştirilemez. bebek. kaç ınılmaz. esrarengiz. kim. atalet.fan. gaf. ucuza. çocukça. deneyimsizlik. rezil. s. ufak bir çocuk gibi. s. 3. i. piyade. farklılık. hata yapmaz. tembel. süreduran. 2. bebek gibi. çocuk i. çocuk. yak ışıksız. paha biçilmez. bitmez tükenmez. fiz. değişkenlik. aklını çelmek. hesaba s ığmaz. s. 2. z. 1. i. piyade. s. i. çok çirkin. 2. nedeni anla şılmaz. s. 2. küçük emekleme dönemi. açıklanamaz. tam do ğru olmayan. s. hünersiz. çocukluk. 1. s. f. bebeksi. s. 1. yersiz. ayıp. ş harekete geçen. ifade edilemez. 3. çok değerli. bağışlanamaz. haks ızlık. 2. 1. yorulmaz. acemilik. kesin olmayan.men (în´fıntrimîn) i. s.alçaklık. yetersiz. z. tecrübesiz. (with) (-e) hayranlık. küçük. süredurum. pot. hesapsız. kim. bir anlam/dü şünce ifade etmeyen. 2. i. usta i şi olmayan. z. 3. acemi. in. şaşmaz. hatalı. (kötü bir şeyden dolayı) meşhur. küçüklük. ruhb. 2. iş v. hareket edemeyecek durumda olan. affedilmez. 4. beceriksiz. gereksiz. piyade askeri. bebeksilik. s. affedilmeyecek şekilde. i. s. 2. 1. içinden ç ıkılmaz. uygunsuz. insafsız. i. tembellik. 1. 2. s. çocu ğa özgü. çözülmez. anlatılamayacak derecede. ucuz. delicesine âşık olma. 1. amaca uygun dü şmeyen. s. yanlış.. pahalı olmayan. 1. 1. tıb. i. s.inelegant ineligible ineluctable inept ineptitude inequality inequitable inequity inert inertia inescapable inessential inestimable inevitable inevitably inexact inexcusable inexcusably inexhaustible inexorable inexpedient inexpensive inexpensively inexperience inexperienced inexpert inexplicable inexplicably inexpressible inexpressibly inexpressive inextricable inextricably infallibility infallible infallibly infamous infamy infancy infant infantile infantile paralysis infantilism infantry infantryman infatuate infatuation s. yanılmazlık. yava i. anlatılmaz. piyade s ınıfına ait askerler. z. zarif olmayan. z. tükenmez. çıldırtmak. 2.. i. (tasar ı. 3.felci.try. içinden ç ıkılamayacak şekilde. acımasız. uyuşuk. s. bebeklik. 3. s. insafsızlık. insafsız. z. s. . ayrılmaz. eşitsizlik. elverişsiz. 1. acemi. girift. amans ız. 1. 1. s.

daha aşağı bir nitelikte olan. çok. i. i.b. (sab sonsuz gayret. dikkat v. 2. 1. (örgüt. s. 3. kızarma. 2. 1. (bit/kurt/fare) istila etmek. halsiz. 3. İng. bula şma.o. ç ıkarmak. cehenneme ait.. tahrik edici. ses tonunu de ğiştirmek. kışkırtmak. -e ceza vermek/verdirmek. iltihap.. k ısırlık. f. 1.b. çekim. kâfir. kuvvetsiz. 1. f. k ışkırtıcı. (bit/kurt/fare) istila etme. s. (fiyatları) suni olarak yükseltmek. 1. tesir etmek. i. i. i. cehennem gibi yer. s. kurulu ş v. s ınırsız. sadakatsizlik. inflection. i. kalitesizlik. bot. etkilemek. . 3. alevlenmek. sakatlık f. 1. 2. bak. içeriye ak ış. etki. s. f. 2. 4. 1. ğıt para çıkarmak. dilb. eğilmez. f.infect infection infectious infelicitous infelicity infer inference inferior inferiority inferiority complex inferiority complex infernal inferno infertile infertility infest infestation infested infidel infidelity infiltrate infiltrate s. 2. i. s. küfür. daha a şağı bir nitelikte olma. (on) (birini) kötü bir şeye uğratmak: inflict pain acı çektirmek. --ring) (from) (-den) 1. 1. 2. tıb. i. tutuşmak. 2. 1. başkalarına kolay geçen (gülme/neşe). etraf ı sarmak. f. 2.. tükenmez. i. son derece.). 1. bükülmez. sonuç ç ıkarma.´ne) sızma/gerçek kimliğini gizleyerek girme. verimsizlik. kolay ızdırılır. 2. 2. çıkarım. s. 2. 1. 1. into infiltration infinite infinite pains infinitely infinitesimal infinitive infinity infirm infirmary infirmity inflame inflammable inflammation inflammatory inflate inflation inflect inflection inflexible inflexion inflict inflict punishment on inflorescence inflow influence f. sonsuzluk. şişirmek. birini -e s ızdırmak. s. 1.b. öfkelendirmek. çorak. 1. bula şıcı. çekmek. hastalık. cehennem. hastane. piyasaya çokpara miktarda kâ şişkinli ği. 1. klinik. dilb. nüfuz. 2. 2. (to) (-den) a şağı. 1. etraf ı sarma. i ğrenç. kolay tutu i. tutu şturmak. 2. sözünü geçirmek. t ıb. 2. k şan. parlayıcı. çiçek durumu. zina. verimsiz. 2. f. s. i. imans ızlık. bulaştırmak. infinitezimal. s. yangı. i. s. man. anlamak. dilb. k ısır. zayıflık. çok büyük bir ır. 3. alevlendirmek.´ne) sızmak/gerçek kimliğini gizleyerek girmek. i. 2. iltihaplanma. iltihapland tahrik etmek. 2.. 3. aşağılık kompleksi. 2. 1. 2. i. z. geçirmek. iltihap. 3. i. i. bitmez. kurulu ş v. s ınırsızlık. 3. i. (--red. muazzam bir. 1. 1.. 2. 2. bulaştırma. i. s. f. tesir. sert. hoş olmayan/nahoş (söz/davranış). ırmak. 1. kalitesiz. sonuç çıkarmak. katı. sonsuzküçük. mat. i. ölçülemeyecek kadar küçük. s. enfeksiyon. sesin yükselip alçalmas ı. i. aşağılık duygusu/kompleksi. enflasyon. sonsuz. 1. hoş olmayan/nahoş söz/davranış. 1. (okulda/fabrikada) revir. (örgüt. mastar. (hava ile) şişirmek. hiç esnek davranmayan. zayıf. i. 2.

s. (sigara duman ı v. 2. demlendirme. s. malzeme: What are the ingredients in this cake? Bu kekin ru büyüyen. i. on/upon -e tecavüz etme. f. eğitici. kabaran (deniz). samimi. içeriye akma. 2. haber. sakin.b. ak ın. s. şma. usta i şi. (kurallar ı) bozma. Ona .b. oturmaya elveri şli. i. danışma. i. candan. nankör kimse. şerefsiz. asıl. 1. (anla şma. bilgili. demleme. kasığa ait. 1. bak. enflüanza. i. mahirane bir şekilde. s. ihlal. ayd ınlatıcı.zerketme.içitim. i. i. 1. i. gazaba getirmek.´ni) içine çekmek. s. enfraruj. öğretici. mahir. hünerli. inherence. into -e aşılamak. dan ışma. (karışımdaki) madde. aç ıkyürekli. -e (-den) kalmak. i. 1. bilgi veren kimse. f. masum. öz: inherent rights temel haklar. 1. with -i a şılamak.s. içine dökme/ak ş içecek (çay/ilaç). hüner. gayri resmi olarak. 1. antlaşma v. seyrek. teklifsizce. 2. birinin gözüne girmek. maharetli. 2. birinin gözüne girmeye çal ışmak. içinde oturulur. -de oturmak. 3. esas. bilgi. i. 2. resmi olmayan. ihbarc ı. danışma yeri. (of/about/that) -den haberdar etmek. ıtma.b. ustalık. s. kas ık bezi. maharet. i. (bir yerde) oturan kimse. -i bildirmek: I informed him that I would not come tomorrow. z. enfrastrüktür. 1. içe do ğmalzemesi s. (çay) demlemek. Ona yar ın s. i. damara demlenmi mahirane.b. tıb. tıb. 1. kas ıksal.. tanınmamış. ihlal etmek. 2. 1.o. ingratitude ingredient ingrowing inguinal inguinal gland inhabit inhabitable inhabitant inhalation inhale inherence inherency inherent inherit s. 2. nefes almak. 3. 1. çok becerikli.´ni) bozma. i. k ızılötesi. ustalıkla. i. 4. (bir şeye/birine) özgü olma. i. haberli. nankörlük. z. (sigara duman ı v. utand ırıcı. f. i. in (bir şeye/birine) özgü/has. i. on/upon -e tecavüz etmek. 1. hakk ında bilgi vermek. s. antlaşma v. f. 2. 2.´ni) bozmak. demlendirmek. s. 3. danışılan yer.. kızılaltı. i. iktidara yeni gelen (hükümet). teklifsizlik. müracaat. anat. 1.´ni) içine çekme. f. jurnalci.influential influenza influx inform informal informality informally informant information information booth information desk informative informed informer infraction infrared infrastructure infrequent infringe infringement infuriate infuse infusion ingenious ingeniously ingenuity ingenuous inglorious ingoing ingot ingrate ingratiate ingratiate o. nefes alma. külçe. resmi olmama. nüfuzlu. into içine dökmek/akıtmak. s. sözü geçen. (bir şeyin) mirasçısı/vârisi olmak: She inherited it from her grandfather. f. yüz kızartıcı. 2. bilgilendirici. 1. i. muhbir. with s. i. s. grip.ne? s. altyapı. danışma. 1. 2. (anla f. içine dökülme. f. 2. saf. teklifsiz. 2. çileden ç ıkarmak. (from) -e (-den) miras kalmak.

han. ba parafe f. adaletsizlik. iç kısımlara doğru. inisiyatif. birinin adı veya soyadının baş harfi. ipucu. önce. girişim. miras kalan. insaniyetsizlik. iğne. ak ılsızca. adaletsizlik. Ad ına halel getirebilir. teşebbüs. robot gibi. yara. yerici. 3. zarar/ziyan s. vermek.laid) içine kakmak. dü ş siz. 2. 2. 2. aşağılayıcı. i. i. zarar. birlikte oturan kimse. f. ilk. 2. mürekkep hokkas ı. f. i. kalıt. vâris. giriş yeri. aklını kullanmayan. ket vurma/vurulma. (--ed/--led. i. yaralı. 1. ya şanması zor olan (yer/iklim). 1. s. miras. irsi. 1. giri ş. s. i. ile aynıotel. 1. 2.inheritance inheritance tax inherited inheritor inhibit inhibit s. 2. s. z. i. duygularını pek dışa vuramayan. birinci. 1. 1. denizden uzak. i. yurt içinde tahsil edilen vergi. seziş. O köy yabancılara şman. dü en. enjeksiyon yapmak. mürekkeplenmiş. i. 2.. günah. 3. uzva) zarar vermek. ıstampa. 1. s. kakma. 1. içdeniz. f. baş langıçta. huk. s. çok soğuk. i. mahkemece verilen) f. 3. kakmalı. zarar. insanlıktan çıkmış. eş i. 2. to -e ters2. kakma i şi. 1. i. üyelietmek. küçük körfez. denizden uzakta. birinin (bir şey yapmasına) ket vurmak. ilkin. i. 3. 2. i. into -e alıştırmak. başlatmak. i. eza. kapalı deniz. mürekkepli. zararlı. kalıtsal. kırıcı. f. zifiri. sakin. i. başkası evde oturan kimse. 2. 2. şırınga etmek. i. hapishanede/ak ıl hastanesinde bulunan kimse. iç. biyol. z. (bir karar. veraset vergisi. işlemeli. i. içdeniz. edilemez. -ing/--ling) etmek. 1. 1. s. enjeksiyon. 1. (in. vermek: It could injure your reputation.-e karşıt. şta. merhametsiz. zalim.o. s. s. 1. s. haks ızlık. 2. into -i törenle üyeliğe kabul ğe yeni kabul edilmiş kimse. taklit2. (bir uzvu) yaralamak/incitmek/zedelemek. i. 2. 4. to -e dü şman: That village is inimical to strangers. 1. 2. acımasız. ülkenin iç k ısmı. işaret. baştaki. s. 3. kalıtım. inhibisyon. 2. dili evlilik dolayısıyla yakın akraba olan kimse. 1. sımlarda. i. haks ızlık. zalimane. s. s. başlatma. dolgu. 2. -e zararlı: His plan is inimical to our s. insana göre yap ılmamış/olmayan. ruhb. 2. 1. k. ziyan.. inhibe etme. i. (birinin bir şey yapmasını/yapmamasını emreden. 2. üzgü. i. 1. -e ket vurmak. 1. i. üyeliğe kabul töreni. kötülük. kakma yapmak. 1. haks ızlık. ülkenin denizden uzak yerleri. iç k ı İng. konukseverlik göstermeyen. . soyaçekim. dişçi. başlatan kimse. mürekkep. dokunur. iç sular. katmak. -i göstermek. i. 4. mirasç ı. koy. from inhibited inhibition inhospitable inhuman inhumane inhumanity inimical inimitable iniquity initial initially initiate initiate initiation initiative initiator inject injection injudicious injunction injure injured injurious injury injustice ink inkling inkpad inkwell inky inlaid inland inland revenue inland sea inland sea inland waters in-law inlay inlet inmate inn i. 1.

i. baskın. inorganik. safl ık. aşı. aptal kimse. 2. (birinin) tabiatında/özünde olan. zarars ız. i. 1. kriket bir tak ımdaki on oyuncunun oyun dışı edilinceye kadar vuruş ralarıı. zarars s. s. kal s. (birinden gelen) dü şünceler/sözler. i. 2. yenilik. s otelci. bilg. ak ıl hastası. i. iç lastik. 3. uygunsuz. katma. 2. i. giri verileri. i. i. ız eğlence. şehrin merkezinde yoksulların oturduğu mahalle. 1. 2. i. 1. masumluk. giriş-çıkış. girdi. aşırı.. akın. ekon. i. araştırma. elek.. sırasız. doğu3. 1. 2. aşılamak. bilg. soru sorar gibi (bak ış/yüz ifadesi). f. gizli. dili iç kısımlar. sa ğlığa zararlı. ço ğ. fels. olumsuz bir şey ima eden söz. 2. hesapsız. düzensiz. Yeni vergi yasas ı hakkında epey soru soran oldu. 1. bilg. soruşturma. 2. cinnet. s. yenilik yapan i.o. girdi. manevi kuvvet. ş. ruhsal. 2. 2. yenilik getirme. hastanede yatan hasta..iç. değişiklik. deli. anlamsız. çoğ. zarars ız. uygulanamaz. (bir şeyin) temelinde/özünde olan. i. mevsimsiz. yenilik ç ıkarmak. 1. .2. s. açgözlülük. into hakkında şturma/tahkikat yapmak.. 2.. i.b. (nedeni bilinmeyen ölüm hakkında adli) soruşturma. değişiklik yapma. incitmeyen.innards innate inner inner city inner resources inner significance inner tube innermost inning innings innkeeper innocence innocent innocent amusement innocuous innovate innovation innovator innuendo innumerable inoculate inoculation inoffensive inoperable inoperative inopportune inordinate inorganic inorganic chemistry inpatient input input data input device input-output inquest inquire inquire after s. 1. girdi-ç ıktı. iç. incitmeyen. derin/gizli anlam. 2. irsi. ştan olan. I received a lot of inquiries about the new tax law. (resmi) soru şturma. gen. inquiring inquiry inquisition inquisitive inroad insane insane person insanitary insanity insatiability i. 1. pek çok. yenikimse. suçsuzluk. çalışmayan. s. 1. nöbet. girdi ayg ıtı. i. birinin hal ve hatırını s. f. taş. delilik. giriş verme. sorguya çekme. 3. 1. ıtsal. öğrenmeye hevesli. 1. s. ameliyat edilemez. iç organlar. s. 2. tahkikat. masum. s. 2. s. suçsuz. i. en içerideki. sakl ı (anlam v. işlemeyen. 2. about -i sormak. s. 3. s. i. inorganik kimya. 4. . 1. beysbol her iki tak ımdaki oyuncuların birer vuruş sırası. girdi. 3. masum kimse/çocuk. bilg. s.soru birini sormak.). safdil. sıra. (of) (soru sormak. 3. deli. 1. 4. f. s. k. yeni şey. make i. dahili. 1. 1. s. s. şturma yaparak -i araştırmak.. zarars ız. delice. değişiklik yapmak. meraklı. çal ıştırılamaz. hijyenik olmayan..ıhanc i. sayısız. en içteki.. doymazlık. hakk ında bilgi almak istemek.. başkaları hakkında bilgi edinmeyi seven. kinaye. metot/alet. saf. aşılama. zamans ız.

ayrılmaz. alametler. yazmak. hilekâr. K ırmızı i. dergi/gazete ına konulan ek. kanmaz. terbiyesiz. direngen. 1. ithaf. Fare o piyanonun haberler. 2. iç. i. z. i. yap ı. 2. üstü kapal ı söyleme. sa ğlam olmayan: He feels insecure here. (-de) direnmek. 1. erimez.. çoğ. 2. bak. 1. 3. çözünmez. kitap ortasına eklenen sayfalar. emniyetsiz. ikiyüzlü. sa ğlam güveni olmama. s. to/for (bir ı imzalayarak) -e etmek. sönük. 2. i. s. 2. gizlice f ırsat kollayan. z. i. içeriden s ızan bir saate kadar. 1. s. madalya veya para üzerindeki yazı.insatiable insatiableness inscribe inscription inscrutable insect insecticide insectivorous insecure insecurity inseminate insemination insensible insensitive inseparable inseparables insert insert insertion inshore inside inside inside inside inside information inside of an hour inside out insider insides insidious insight insignia insignificant insincere insincerity insinuate insinuation insipid insist insistence insistent insofar insofar as insolence insolent insoluble insolvency s. emniyetsizlik. düşüncesiz. böcekçil. demeye getirmek. 2. tehlikede olma. obur. ekleme. ufak. 3. -i tutturmak: ısrar. a şılamak. s. halledilmez (problem v. açgözlü. i. ısrarlı. i. içtenliksiz. s. lezzetsiz. araya eklenen şey.b. (on/upon) (-de) ısrar etmek. yaz s. dili ba ğırsaklar. içerisinde: The mouse is hiding inside that piano.ithaf 2. içinde saklan ıyor. içeride. 1. hissedilemeyecek kadar ufak. böcek ilac ı. samimiyetsizlik. aciz hali. s. dölleme. 1. 2. iç kısımlar. i. içerisine. (kötü bir şeyi) üstü ı söylemek: Are you insinuating that she´s a liar? O yalancı mı kapal söz. doymak bilmez. (-de) ayak diremek. k. 1. 5. i. i. -diği derecede/kadar. başkalarını düşünmeyen. içinde. (into) (-e) koymak. ne anlama geldiği belli olmayan. (için) diretmek. içeriden biri. 1. 1. f. üstü kapalı (kötü) s. ayak direme. tehlikede olan. insatiability. kaydetmek. (yaz ıt) yazmak. çözülmez. telkin etmek. değmez. f. samimiyetsiz. önemsiz. 1. anlayış.. 2. sinsi. 1. ruhb. bayg ın. döllemek. hain.). f. aras ına koymak. s.. 1. ars ız. i. içteki. içeriye. i. (rütbeyi/makamı simgeleyen) işaretler. She insisted on buying the red dress. i. tersyüz. hakketmek. 2. 3. doymaz. değersiz.. z. 1. 2. iç taraf: the inside of the box kutunun içi. bir ilanın gazeteye bir kez konması. ne dü şündüğü belli olmayan. pek az. 3. küstah. 1. kıyıya doğru. s. 1. iç organlar. s. s. . bir şeyin iç yüzünü kavrama.ıt kitabe. anlams ız. ısrar edici. olmama. iç yüzünü bilen kimse. 2. yavan. i. i. 2. i. Burada kendini emniyette hissetmiyor. huk. f. kendine güveni olmayan. 1. 1. 2. 2. 3. eklenen s. küstahlık. aras şey. içtensizlik. i. (kötü bir şey) demek istemek. f. böcek. kendine i. tats ız. 4. edat içine. 2. i. iç. 2. yazıt. (in) (-e) sokmak. s. ruhb. ayrılmaz dostlar. 3. k ıyıya yakın. s.

i. 3. hemen olan. slahevi v. tahrik etmek. an. 1. denetleme. kurulu ş. şmiş gelenek. 3. hemen. z. direktif. i. derhal.´ni) uyand ırmak. müflis kimse. müfettiş. i. -ece ğine: He came here instead. sevgi v. öğretme. denetlemek. öığ İng. içgüdüsel olarak. in/into -e yava ş yavaş aşılamak/telkin etmek. yol göstermek. -diği derecede/kadar. kurum haline getirmek. sistemi) kurmak. öğrenim. pano. (bilgisayar v. kurulu şa/kuruma ait.. i. su katılarak (yiyecek/içecek). ilham etmek. 1. hemen hazırlanan ında meydana gelen. with -i yavaş yavaş lamak/telkin a i. mademki. i.. kurumsal. 1. enstantane.. bilgi. (kalorifer. instill. okul. teftiş. yoklama. belgit. 2. instant. elektrik v. 2.b. f. âdet haline getirmek. geldi. f. 1. institution.b. -ecek yerde. elektrik v. i. ani. of -in yerine. 1. batkın. tic.2. ani. bölüm. z. s. 4. 2. senet. şimdiki. s. 3. 2. ıl hastanesi. i. 1.b. bak. i. k ışkırtmak. (öfke. 2. i. defa. kontrol etmek. içgüdü. İng. kurulu ş. 2. i. hemen/an z. kere. denetçi.. istikrars ızlık. araç. iflas etmiş.insolvent insomnia insomniac insomuch insomuch as insomuch that inspect inspection inspector inspiration inspire inst instability install install o. müessese. derhal olan. enstitü. tesis. i. f. uyuyamazl i. şkasının yerine kendisi buraya geldi. ödeme aczine düşmüş i/şirket. telkin. 1. uykusuzluk çeken kimse. 2. teftiş etmek. ak retmek. esin. eğitmen. (bilgisayar v. s. 2. z.. 1. a şılama. o kadar ki. ivedi. teşvik etmek. k ışkırtıcı. 2. belge..b. kontrol paneli. 1. 2. eğitici. dakika: at this instant bu anda. okutman. durum. huk. tayin etmek. institute. kurmak.. denetleyici. uykusuzluk. bak. 1. (yeni seçilmiş/atanmış birini) dö -e oturmak. yerle s. ask. 1. -diğine göre. f. 3. 1. i. i. Oraya ine buraya gidece n üst kısmı. i. yoklamak. k ıs. avukat tutmak. f. (bir ayg ıtı) (bir yere) takmak. 1. 2. i. kontrolör. aç ıklama. ayağığ f. i. atamak. eğitmek.b.´ne yerle tirmek. 1. kontrol. uyku i.) tesisatı şemek. 2. 2. okutmak. esinlemek. kurma. enstrüman. tesis etmek. yönerge. 1. alet. (kalorifer. s. şı fikir aşılama. 3. 4. çalg ı. taksit. acil. k ışkırtma. müessese. i. sım. 1. 2. İng. ilham. f. vermek. ders. institutionalize. 2. installment. içgüdüsel. kurumla ştırmak. İng.s. i. in/on installation installment installment plan instalment instance instant instantaneous instantly instead instep instigate instigation instigator instil instill instillation instinct instinctive instinctively institute institution institutional institutionalise institutionalize instruct instruct a solicitor instruction instructions instructive instructor instrument instrument panel s. 5. 3. bak. eğitim. i. f. 2. 1. öğretici. yitimi. 2. ödeme aczine dü şmüş. . i./Ba ağım. (bir ayg ıtı) (bir yere) takma. kiş ık. 1. asistan. 3.b. örnek. solumak. k ısistemi) taksit usulü. batk ın. öğretmen. kurum. etmek.) tesisatı döşeme. bilimsel kurum. denetimci.ştalimat f. f.

istihbarat. s. anlayış. i. 2. entelektüel. i. anlayışlı. entelektüel. mat. integrasyon. fels. yalıtım maddesi. f. izolasyon. sağlam. el sürülmemiş. 1. . kavranamaz. ba ş kald s. temin etmek: called hotel to insure that I had a saasi. yenilemez. interval. as ılsız. zeki. ayd ın. i. bütünlük. İng. insulating tape elek. s. 3. 2. 1. istihbarat te şkilatı. ayd ın. anl i. s. integrasyon. i. izole bant. f. i. 2. s. dürüstlük. entelekt. intelektüalizm. i. (bir kuruluşa/camiaya) yeni girenler. bir bütünün ayr ılmaz bir parçası olan. integral denklemi. 2. with ile birle ştirmek. 2. integral. ayaklanma. 2. bütünlemek. 1. sigorta poliçesi. 1. geçilemez. baş kaldırma. zayıf. s. bilgi. f. entegrasyon. hafif. dokunulmamış. etkili.. 2.. aşağısama. internal. (yemek) yeme. sigorta simsar ı. emin olmak. entelektüel. 1. aracı olan. i. dar görüşlü. i. ıkçılık. sigorta primi. into -e katmak: ı kitab katt ı. i. i. enstrümantal. 1. hakaret etmek. against -e kar şı sigorta etmek. zihin. yetersiz. ak ıllı. izolatör. müz. intransitive. yalıtım. yardımcı. yetersiz derecede. eksiksiz. sigorta olmak. ış. asi. hakaret.. 2. 1. 2. üstesinden gelinemez. 2. s. hor görmek. zekâ sahibi. ba ş kaldıran. s. zekâ bölümü. zekâ. geçilemez. 2. ba şa çıkılmaz. parçalardan oluşan. s. s. çalgı çalan müzisyen. zihinsel. yüksek zekâ sahibi.ına mat. yalıtmak. asi. 1. akla ait. 3. 1. zekâ testi. tamamlamak. anlık. tamsayı. temelsiz. haber. s. dokunulamaz. k ıs. interior. a şağısamak. f. 1. 3.the isyanc ı. 3. i. sigorta şirketi. istihbarat bürosu. emme supab ı/valfı.instrumental instrumental music instrumentalist insubordinate insubordination insubstantial insufferable insufficient insufficiently insular insulate insulation insulator insulin insult insult insuperable insurance insurance broker insurance company insurance policy insurance premium insure insurgent insurmountable insurrection int intact intake intake valve intangible integer integral integral calculus integral equation integrate integration integrity intellect intellectual intellectualism intelligence intelligence bureau intelligence quotient intelligence service intelligence test intelligent s. itaatsiz. 4. eksik. ekon. yalıtım sargısı. i. entelektüalizm. yararlı. ak ıl. enstrümantal müzik. doğruluk. mat. adaya ait. intelekt. 1. yenilmez. kafa tutan. sigorta. 1. intelligence. s. oto. He thebirle letters into his book. i. Mektuplar şme..integrated bütünle şme. ensülin. ayrı. interest. 2. idrak. ak ıl. z. 1. integral hesab ı/kalkülüsü. 1. kafa Itutan. fiziksel varlığı olmayan. 2. ayr ılmış. elle tutulamaz. i. başa çıkılmaz. hayali. i. i. s. yalıtkan. çekilmez. international. adaya özgü. ğlamak. 3. akıl sahibi. ıran. 2. 1. bozulmam i. 2. interjection. katlan ılmaz. isyan. izole etmek. onur k ırma.

1. 2. birbirine dolamak. i. i. cinsel ilişki. maksat. s. şiddet. sert. i. 2. yasaklamak. Amac ı size yardım etmek. 1. arada (söz) söylemek. anlaşılır. fiz. içerideki. i. araya girme. arabirim. isteyerek yapılan. 3. i. menetmek. 1. in -e ilgi. 3. şiddetle. f. niyet. interaksiyon. dahil. ı. z. ilişki. birbirine kenetlemek. birbirini etkileme. arac ılık etmek. s. kas ıtlHe z. 2.. ilginç. has no intention of bile coming. birbirine 3. şiddetlenmek. elek. 2. 2. i. şiddetli (söz). i. 1. f. başkasının işine karışmak. 4. in -e kar ışmak. görü şme. hisse. 1. 1. değiştirme. They intensified their search for storm is intensifying. s. tıb. -e yer yer serpi ğlamak. 3. değiş tokuş etme. arac ı. yolunu kesip durdurmak. f. içmimar. s. dahili. 2. ciddikararl olan ı (kimse). ünlem. with -i engellemek. (--red. f. 1. amaç.. birbirine ba ğlamak.intelligible intemperate intend intense intensely intensify intensity intensive intensive care intensive care unit intent intention intentional intentionally inter interact interaction intercede intercellular intercept intercession intercessor interchange interchangeable interconnect interconnecting rooms interconnection intercontinental intercourse interdependence interdependent interdict interdict interest interesting interface interfere interference interim interior interior decoration interior decorator interject interjection interlace interlock interlope s. 1. 1. 4. f. anlam. radyo parazit. 1. 2. 5. 2. with ile ışkar mak. kâr. i. ara. geçici. hücreleraras ı. 2. birbirine geçmek. yolunu kesip yakalamak. enteresan. 1. i. yoğun bakım. araya girmek. s. i. niyetlenmek. içmimarlık. F 2. demek istemek: That´s not what she intended to say. şiddetli. f. yasak. kim. çatışma. f. 2. i. taşkın. bile yapılan. biyol. niyetinde olmak. iç yerler. i. 1. değiş tokuş etmek. f. yoğun bakım servisi. birbirine aç ılan odalar. birbirine ba ğlı olan. 3. gözelerarası. 1. iç. 2. faiz. arada söyleme. ç ıkar. fırtınalı. kastetmek. sert. i. interkoneksiyon. yoğunlaştırmak. s. s. f. engel. 1. f. arayüzey. şiddetli. aşırı. isteyerek. iç k ısım. defnetmek. 2. -e müdahale etmek. şiddetlendirmek. arabulucu. 2. merak ını uyandırmak. birbirine ştirmek: He interlaced writings with geçirmek. 1. f. keskin. s. bawith kenetlenmek. f. bozuk (hava). . bilg. aralık. yoğunlaşmak: The ırt ına şiddetleniyor. 1. f. fasıla. -e burnunu sokmak. 2. bile bile. birbirine f. maksat: His intention is to help you. i. iç. ilgilendirmek. i. --ring) gömmek. niyet. yoğun. 1. yoğun bir şekilde. tıb. kasti. yo ğunluk. kazanç. amaç. merak. arac ılık. s. birbirini etkilemek. çat ışma. gergin. 1. birbirine dolanmak. kasten. 2. etkileşim. 2. pay. 2. konuşma. birbirine ba ğlı olma. 3. i. etkile şim. birbirine bağhis lanmak. f. hararetli. k ıtalararası. olmak: I Demek istedikuvvetli. ği o değil. keskinlik. s. müdahale. i. s. maksatl ı. Gelmek niyetinde de ğil. karşılıklı dayanışma. birbiriyle de ğiştirilebilir. mahsus. s. değiştirmek.

aracı. birbiriyle ilgili. voleybol. 1. . 2. nüfuz etmek. soru sözcü ğü. i. ırklararası. yazıya sözcük/cümle ekleyerek asıl metni değiştirmek. çevirmek. i. 2. 3. birbirinin içine geçmek. dahili.. 2. belirli aralıklarla gelen ateş. 1. kullanarak (bir ıklama. devlet geliri. defnetme. f. 3. konser ara. ıklı. 1. dahiliye. arada bulunan. sin. 2. s. iç organlar. sorguya çekmek. z. f. engellemek. ara oyunu. çevirmenlik yapmak. aralıklı olarak. tiy.. mat. ortadaki. yarıda kesmek. intermezzo. içişleri. uluslararas ıcılık. 2. çevirmen. 1. 1. araya bir şey sokma. 2. aç i. 1. içten. uluslararas ı. karşılıklı ilişki. futbol ara. 1. enternasyonalizm. uluslararas ıcı. i. 2. i. 1. 1. staj yapan t ıp öğrencisi. 1. f. enternasyonalist. iç. uluslararas ı hukuk. 1. 2. sorulu. sonsuz. s. i. tiy. bir şeyi tam yazıldığı/söylendiği gibi yorumlamak. elek. 1. antrakt. soru ifade eden. enternasyonal. i. arabulucu. i. basketbol ara. tıb. i. 1. aras ya şsözcük/cümle ekleyerek asıl metni değiştirme. i. (birinin) sözünü kesmek. i. s. s. 2. 2. 2. 3. tamamen içine geçmek. i. i. sorgu yarg ıcı. s. soru zamiri. i. karşılıklı etkileme. staj yapan kimse. yorum. 2. 4. iki şey ına ıba ka bir şey sokmak. tiy. kesikli ak ım. eklenmi ş eyin aras ı na koymak. metne i. i. yorumlamak. (bir gemiyi bir limanda) hapsetmek. kesik kesik.t. soru sormak. f. 1. s. tercüman. tıb. soru zamiri. enterne etmek. arac ılık eden. s. konser ara. soru sorma. 2. orta. iç yak ımlı motor. sorguya çekme. (ölüyü) gömme. milletlerarası. aral mola. 1. intern. strictly interpretation interpreter interracial interrelated interrelation interrogate interrogation interrogative interrogative pronoun interrogator interrupt i. tercüme etmek. uluslararas ı hukuk. s. f. içilir (ilaç). iç yap ı. bitmez tükenmez. sin. 2. s. başkasının işine burnunu sokan kimse. yaz ş sözcük/cümle. f.. içgöç. aradaki. içbükün. araya girmek. haftaym. çeşitli aileler/milletler arasında evlenme.interloper interlude intermarriage intermediary intermediate interment intermezzo interminable intermission intermittent intermittent current intermittent fever intermittently intern intern internal internal affairs internal combustion engine internal inflection internal medicine internal migration internal organs internal revenue internal structure international international law international law internationalism internationalist interpenetrate interplay interpolate interpolation interpose interpret interpret s. 3. müz. 3. hayal gücünü şeye) başka bir anlam yüklemeye kalkmamak. iki f. soru soran kimse. i. kesik kesik.. 3.. dilb. gözalt ına almak. antrakt. yorumcu. 1. eklenti. iç bünye. 2. 2. ara dönem. yakın akrabalar arasında evlenme.

birbirine kar ıştırmak. beraber dokumak. uzlaşması olanaksız. aslında.. 2. 2. korkusuz. esas. karışma. aras ına serpmek. sindirme. 1. müz. with -e sarmak. A ı söylemek. ara. içtenlikle. üstüknow kapalhim f. gözdağı vermek. ba ğırsak. katetmek. mülakat. ses tonunun yükselip alçalma şekli. ile(in. A. in. 2. to -i tanıtmak: This book introduces preschool children to .. kavşak.ven) 1. 2. i. 1. f.. i. zehirlemek.B. entonasyon. hoşgörüsüzlük. yıldırma.ter. mest olma. s. 2. geçişsiz fiil. f. 2. 1. 1. i. 2. s. entrika çevirmek. s. to ile tan ıştırmak: She introduced him to her mother. 1. 1. müz. bağırsaklara ait. karışık. i. s. i. f. asıl. kesilme. 1. s. 2. röportaj yapmak. f. ı. sarho şluk. çok yak ından: He´s a distant relative. inatç ı. kolay kontrol edilemeyen. 1. f. s. i. ima. sarhoş eden madde. merak ını uyandırmak. arac ılık. samimiyet.. 2. s. geçişsiz. ilgisini çekmek. sıkı: There is an intimate şk ve nefret arasında çok yakın bir relationship love and hate. üniversiteleraras ı. girift. röportaj. s. s. çapraşık. z. kasiçi. i. mest etmek. serkeş. -e. ara. kesinti. 3. tıb. s. kendine özgü. damariçi. I don´t intimately. 2.. dalavere çevirmek. dayan ılmaz. görü şme. yola getirilemeyen. s. nesnesiz (fiil). 1. gözünü korkutmak. i. kesişmek. 2. kendisini yak ından ı söyleme. f. ikiye bölmek. çekilmez. 2. enterval. O uzak bir akraba. zehirlenme. bak. yılmaz. 1. -e dolamak. kesişme.wove. f. samimilik. eyaletler arasından geçen otoyol. özünde. cesur. eyaletleraras ı. gizli a şk maceras s. i. intrinsic. geom. tonlanma. uzlaşmazlık. f. Onu annesiyle tanıştırdı. sarhoş edici. titremleme. caba. iki ses arasındaki perde farkı. birbirine geçmek.D. tıb. i. 1. kesmek.D. sarho ş etmek. edat içine. sindirmek. 1. 1. entrika. s. gözdağı verme. 3.interruption intersect intersection intersperse interspersion interstate intertwine interuniversity interval intervene intervention interview interweave intestinal intestine intimacy intimate intimate intimately intimation intimidate intimidation into into the bargain intolerable intolerance intolerant intonation intoxicant intoxicate intoxication intractable intramuscular intransigence intransigent intransitive intransitive verb intrauterine device intravenous intrepid intricate intrigue intrigue intrinsic intrinsical intrinsically introduce i. f. 1. f. hile. 2. tıb. 3. çıtlatmak. birbirine sar ılmak.wo. imlemek. karıştırmak. 2. içeri. 3. serpiştirme. 2. girişik. çok yak ın (arkadaş). dilb. 2. yıldırmak. gözünü korkutma.ter. i. 1. 2. aralık. s. samimiyetle. tonötüm. 1. 1. s. i. i. of -e kar şı hoşgörüsüz. i. i. araya girmek. spiral. çok yakın. uzlaşmaz. üstü kapalbetween z. gizlice sevi şmek.B. i. anat. -ye. süre. şaşırtmak. 2. üstelik. in -e kar ışmak. A. s. arakesit. samimi. ile görüşme/mülakat yapmak. ima etmek. 3.

1. su basmak. izinsiz ve davetsiz girme. sezgiyle anla şılan/öğrenilen. aksi. i. i. çok de ğerli. f. müz. yatalak. 4. sezgiyle. 1. sezgisel. ters sonuç. değişmez. 2. i. 1. 2. s ırasını değiştirmek. önsöz. inceleme. ters. deftere kayıtlı eşya. tersine çevrilmiş. içebak ış. tanıştırma. 2. ters dönme. dedektif. 2. davetsiz misafir. 1. 4.introduction introductory introspection introspectionism introspectionist introspectionistic introspective introvert intrude intruder intrusion intrusive intuition intuitionism intuitionist intuitionistic intuitive intuitive knowledge intuitively inundate invade invader invalid invalid invalidate invaluable invariable invariably invasion invective inveigh invent invention inventive inventor inventory inverse inversion invert invertebrate inverted inverted commas inverted commas invest investigate investigation investigator i. s. içedönük kimse. icat. f.. tersine çalış. i. s. . her zaman.. i. İng. with (sorumluluk. s. f. müz. araştırma. ara ştırıcı. değişmeyen. içebak ışçı. küfür. i. sabit kalan. fels.. yaratıcı. 2. tersyüz edilmiş. s. akın. başlangıç ile ilgili. sald ırmak. İng. s. omurgasız hayvan. i. 3. s. s. investigating murder. sald ırı. 2. icat eden. içgözlemsel. altüst olma. dilb. hasta.. s. istilac ı. 1. garketmek. i. içgözlem. s. f. aynı şekilde. sezgici. istila etmek. sezgiyle edinilen bilgi. 2. in -e (para) yat ırmak. 3. the soru i. hükümsüz. s. 3. mat. in (bir proje için) (para/emek/zaman) harcamak. 1. i. izinsiz ve davetsiz giren. s. 1.. 1. takdim. demirbaş. Dedektif 2. omurgas ız. 2. f. 2. 3. sezgi. başlangıç. 1. içe do ğma. tırnak işaretleri. istila. s. 3.. fels. i. i. hücum etmek. 2. sezi. against -i şiddetle eleştirmek. geçersiz. f. zorla giren. 2. f. 2. ters çevirme. değişmeyerek. fels. müz. zorla girmek. sezgicilik. 1. sakat. i. sövüp sayma. icat etmek. -i paylamak. s. with (bir makama) getirmek. s. hakk ında ı nda tahkikat yapıyordu. s. zorla içeriye sokmak. i. i. yaratmak. uydurmak. 1. 1. tahkikat. 1.. i. tırnaklar. giren kimse. sırası değiştirilmiş. tanıtım. z. sezgici. buluş. geçersizle ştirmek. 1. z. zorla girme. tersine çevirmek. s. envanter. ağır hakaret. 1. tersine dönmü ş şey. 2. i.. tersyüz etmek. tanıtıcı. dilb. i. 2. tırnak işaretleri. yarat ıcı. 2. içebak ışçılık. i. enversiyon. hükümsüz kılmak. 2. f. 1. giriş. 2. istenilmeyen bir yere izinsiz ve davetsiz i. içebak ışçı. tahkikat/soru şturma yapmak: The detective was yetki f. sel basmak. 1. cinayet hakk şturma. zorlagirmek. 1. 2. 1. paha biçilmez.

iyonik. istemek: Expertise involves practice. cazip. k ızgınlık. gayriiradi. 2. istemeyerek ışı . anat. haksız. karış ma. yatırım..b. s. invisibility. nebze: There´s not an iota of truth in it. yalvarmak. çabuk öfkelenen. güçlendirmek. 3. 1. istençsiz. gerektirmek. iyonlaşmak.´ni) verme. iraded f. i. çi ğnenemez. (sorumluluk. -ek. 1. -e kar 2. (ruh) çağırmak. tiryaki. iç. (Allaha) yakarmak. zarar görmekten veya yaralanmaktan tamamen korunmu ş. içe doğru.. iyotlamak. f. İng. s.involve me in your i. çabuk kestirilemez.. davetiye. i. canını sıkmak.investment investor inveterate invidious invigorate invincible inviolable inviolate invisibility invisible invisibleness invitation invite invite s. i. öfkeli. bozulamaz. bak. z. gözle seçilemez. iodize. f. i. f. koruma v. dokunulmaz. mal. iç k ısım. iyonlanma. i. 1. 1. görünmezlik. 2. yenilmez. iodization. Onda zerre kadar gerçeklik yok. süsen. ele geçirilmez (yer). zerre. davet etmek.´ni) istemek.. i. bula şma. 2. iyotlu. ça ğrı.. s.. iyon. iyotlu. f. bozulmam ış. z. gayriihtiyari. Sergiye sadece yak ın birini buyur etmek. s. bıktırmak. gözükmeyen. 1. Ustal ık pratik ister. ho ş. 2. davetkâr. faturas ını çıkarmak. 1. İng. yatırımcı. s. huysuz. ıştırmak. İng. rica etmek: exhibit. usandırıcı. iyotlanm ış. i. in inviting invoice invoke involuntary involve involvement invulnerable inward inward inwards iodic iodine iodisation iodise iodised iodization iodize iodized ion ionic ionisation ionise ionization ionize ionosphere iota irascible irate ire iridescent iris irk irksome i. inilgi. yanardöner. ionization.. 3. iyonyuvarı. f. canland ırmak. ionize. 3. i. 2. s. i. s. 2. i. bak. bak. s. f. 1. içeride bulunan.. f. s. 1. sa s. 1. can s ıkıcı. 3. s. bak. i. manevi. s. s. gayet i. ğlam: His position in the fethedilemez.o. bak. . iyonlaştırmak. fatura. inward 2. bak. 2. 2. sinirli. sinirlendirmek. bak. s. 2. i.. bot. kökle şmiş. sokmak: 2. hiddetli. 1. 2. s. Iris. ruhb. birini en içeriye davet etmek. çiğnenmemiş. hiddet. 1. 4. müzmin. 1. k ıskandırıcı. -e bula ştırmak. i. 3. fikir veya ruhun derinliğine doğru. usandırmak. 2. 1. k ızgın. 2.. iodized. lan. 1. iyonlaşma. iris.. envestisman. iyot. i. öfke. s. (yard ım. ruhsal. İng. başvurmak: yap He ıinvoked his diplomatic immunity. görünmez. görülmez. yetki v.b. 2. ilişki. iyotlama. 1. ça ğırmak: He invited only his close friends to the arkada şlarını davet etti. düşkün. s. tiksindirici. çekici. yerleşmiş. f. içeriye do ğru. davet. 2.. 1. s. dili aşk Don´t ilişkisi. iris. istemsiz. bıktırıcı. f. İng. resmi hesaplarda i.

Çok ütü işi var. i. 3. s. 2. geri alınamaz. ütülemek. çoğ. bak. tahri ş edici. 4. yeri doldurulamaz. tıb. kuraldışı. inceden inceye alay eden. onarılamaz. düz olmayan. usdışı. gemlenmez. tamir olunamaz.. mütereddit. s. ada. tahriş. f. 1. yıkama. çabuk k ızan. (bir şeye ait) demir kısımlar. ironi. dayanılmaz.b. 1. 1. insana alay gibi gelen bir tesadüf. 3. kusur bulunamaz. akıldışı. istihza. uyuşmayan fikirler. 2. s. önüne geçilemeyen. i. dilb. 3. karşı konulmaz. 1. i. (topra ğı) sulama. de ğiştirilemez. s. kaderin cilvesi. s. 1. s. tahriş edici şey. 2. kusursuz. maden uçlu golf sopas ı. tahri ş edici. 1. çaresiz. s. demirk ırı. 1. fels. sinirlendirici. tedavisi olanaks ız. aksi iddia edilemez. demir gibi. yap dökümhane. sorumsuz. 2. 1. ütüleme: Have you done the ironing? Çama şırları ütüledin mi? 2. öfke. sorumsuzluk. bastırılamayan. 2. ters çevrilemez. aleyhinde söylenecek bir şey olmayan.. of -e bakmaks ızın. irrasyonel. zaptolunmaz. s. çok çekici. geri al ınamaz. geri alınamaz. i. demirhane. 3. s. 4. yıkamak. to ile ilgisi olmayan. 2. s. s. demirden ılmış. değiştirilemez. s. 2. bak. sinirli. sinirlendirmek. demir. k ızgınlık. lavaj yapmak. f. alayl ı. 2. tersinmez. s. frenlenemeyen. 2. s. 1. ütüleyerek (buru şuklukları) gidermek. i. su götürmez. ütülenecek çama şı ı. 1. çaresiz. demir. 1. s. i. sinirlendirici şey. 2. . çaresiz. irrasyonalizm. kaşındırma. konu d ışı s. ba . 1. i. çürütülemez.. paraya çevrilemez. (pürüz. s. demirler. mantıksız. çözülemez. uzlaşmaz kimse. onulmaz. telafi edilemez. ütü.´ni) gidermek. düzensiz. 3. ironic. z. s. ikircimli. nalbur. değişmez. lavaj. 2. bir daha ele geçmez. 1. i. ak ılsız. s. 1. saygısız. ironik..iron iron foundry iron gray iron out ironic ironical ironing ironing board ironmonger ironwork ironworks irony irony of fate irrational irrationalism irrationally irreconcilable irrecoverable irredeemable irrefutable irregular irrelevant irremediable irreparable irreplaceable irrepressible irreproachable irresistible irresolute irresolvable irrespective irresponsibility irresponsible irretrievable irreverence irreverent irreversible irrevocable irrigate irrigation irritable irritant irritate irritating irritation is island i. 2. 1. barıştırılamaz. fiz. 1. s.rlar: She´s got a lot of ironing to do. 2. demirhane. sinirlendirici. i. İng. i. 2. çarpık. f. be. kim. 1. 5. kurals ız. 2. 1. bedeli ödenerek kurtar ılamaz. 1. kurtulamaz. s. 2. usd ışıcılık. 2. usulsüz. tahri ş etmek. karars ız. s. s. s. i. s. sorun v. tıb. şıbozuk (asker). 2. 2. saygısızlık. uzlaştırılamaz. (topra ğı) sulamak. 1. ütü tahtas ı/masas i. mantıksızca. s. yolsuz. 2. 1. düzeltilemez. s. i.

5.. çakal. i. ço ğ. yolculukla ilgili. tecrit etmek. yerde ş. ahmak adam. oğzool. sonuç. 6. basım. boşalma. i.. 1. bak. i.. bak. izoterm. kıstak. duvarsarma şığı. f. dili iğne. 1. it would. kaşınmak. i. 3. 2. 1. ayrıntılarıyla yazmak. izomerik. 1. mesele.. 2. 2. i. e şsıcak.konu iğneşyoluyla ilaç. (--bed. zam. tek tük: isolated instances s. kaşınma. k. vale. yolcu rehberi. oto. kald ırıcı. 2. çıkış. uyuzböceği. çabuk çabuk i. it is. 1. k ıs. e şbiçim. 2. ı rma. i. f. fildişi rengi. 2. tek. adet. Canis aureus.. izole etmek. s. 4. coğr. i. kim. hedera. ağaçsarmaşığı. adac ık. ikizkenar üçgen. izomorfizm. yol. marsıvan eşeği. 4. dağıtım. ona. 3. adalı. gen. . kim. mak. yayım. itemize. 2. 2. i. elek. etme. 3. İng. saplama. i. tecrit i. i. fildişi kule. 1. kaşıntısı olan. netice.tenhal choleraık. i. 2.ırmak. madde. lan. teni dalayan (kumaş/giysi). 2.. 1. konu. zam. e şbiçimli. italik.islander isle islet isn`t isobar isolate isolated isolation isomer isomeric isomerism isomorph isomorphic isomorphism isosceles isosceles triangle isotherm isotope issue issue of shares isthmus it it`d it`ll it`s italic italicise italicize itch itch mite itchy item itemise itemize itinerant itinerary its itself ivory ivory tower ivy J. arzu. dürtmek. 2. gezginci. 8. argo para. 3. (oyunlarda) ebe. of1.. 2. hisse senedi i. 2. ayırma. adam. e şbiçimlilik. yola ait. kaşınan. itmek. 1. italik. f. 1. tenha. (bazı oyunlarda) top. b ız. f. s. 1. priz. yalnay 4. yaln ız bıı. 4. eşek herif. ikizkenar. it will. k ıs. 7. k ıs. köylü.. 2. kim. kendi. k ıs. tek başına kalmış. 3. ay i. İng. haber. gezgin. 3. yaln ız bırakmak. seyyar kimse. sorun. 1. 2. tek tükızl kolera vakalar yaln ık. s. bocurgat. izomorfik. J. isk. onun (it´in iyelik hali). izomerizm. izobar. i. 4. 4. f. parça. izole etme. f. gemici. izotop. i. yayımlama. i. kalem. 2. s. 7. 6. f. kendisi. o. i. saplamak. e şbasınç. . j jab jabber jack jackal jackass i. İng. hesapta tek rakam. 1. s. mahsur ırakmak. i.rakma. 9. bacak. nüsha. italik harflerle basmak. kaşıntı. istek. it had. izomorf. f. i. s. geom. fildişi. italicize. seyahat program ı. 2. 1. i. 1. erkek e şek. dürtme. 8. gazet. boşalma yeri.verilen anlaşılmayacak şekilde konuşmak. f. izomer. s.. 3. berzah. sarmaşık. ayırmak. sayıihrac ı. seyyar. onu. ada. is not. it has. i. 9. mahsur kalan. 1. f ıkra. 3. insan ı kaşındıran. i. zam. --bing) 1. kaşıma isteği duymak. bot. dolaşan. İngiliz alfabesinin onuncu harfi. kriko. 5..

pot. maltaeriği. bak. i. bazool. zangırdatmak. (--med.jackboot jackdaw jacket jackknife jack-of-all-trades jackpot jade jade jaded Jaffa Jaffa orange jag jagged jaguar jail jailbird jailbreak jailer jailhouse jaloppy jalopy jam jam jam on the brakes jam session jam session Jamaica Jamaican jamb jamboree jam-packed Jan jangle janissary janitor janizary January Jap Japan Japanese Japanese cedar Japanese maple Japanese persimmon Japanese plum Japanese quince japonica jar i. Jamaikalı. 2. f. reçel. i. f. yafa. viraj. 1. bot. zorba. diş.nese) Japon. Jap. Chaenomeles lagenaria. f. çentikli.. Japonca. t ıkmak. dili 1. i. Jamaika´ya özgü. ortada biriken para. f. (çoğ. argo. kriptomerya. kaba kuvvet kullanan kimse.. zangırdamak. sivri uçlu. yeşim. hapishane. tıklım tıklım. jalopy. s. ahenksiz ses. i. sıkıştırmak. 3. 1. Corvus monedula. kapı veya pencerenin dik yanı veya kenar pervazı. cazcıların bir araya gelip doğaçtan çaldığı caz müziği. yafa portakalı. Prunus salicina. s. bot. jaguar. s. i. büyük çak ı. 1. i. k ıs. --ging) diş diş etmek. 1. i. dopdolu. i. gürültü. 3. 2. keskin dönü ş. isk. 2. yaşlı ve işe yaramaz at. (with) (-e) ters düşmek. f. kaba kuvvetle şkasın ı boyun eğmeye zorlamak. k. gardiyan. eğlenti. i. i. jagar. Cryptomeria japonica. i. i. çentmek. hapishaneden kaçma. marmelat. k ıs. (--ged. (vaktiyle hapis yatm ış) sabıkalı. hapsetmek. janissary. i. yafa portakalı.. --ring) 1. hapse atmak. düldül. --ming) 1. yeniçeri. i.. i. i. bot. sivri uç. dişli. h ıncahınç dolu. (ile) çatışmak. 1. mak. kaba kuvvete dayanan. on parmağında on marifet olan kimse. s. Japon. (--red. hafifme şrep kadın. s. Acer palmatum. hıncahınç doldurmak. bot. yenidünya. kaba kuvvet. 2. 2. elinden her iş gelen kimse. jack. ocak ayı. 1. cazcıların bir araya gelip doğaçtan çaldığı caz müziği. cücekarga. 2. hapishane. b ıkkın. bot. mahpushane. firar. on/upon . Japanese. silindir ceketi.. i. tıkmak: They are going to jam all of us into that small room. i. Japonca. s. i. i. i. argo cümbü ş. 4. mahkûm. japonayvas ı. i. Hepimizi o küçük i. Jamaikalı. kavga etmek. isteksiz. 1. 2. i.. mahpus. düldül. ceket. i. 2. 2. çoğ. Chaenomeles lagenaria. i.. 1. yafa. 2. kulak t ırmalayıcı bir ses çıkarmak. argo külüstür otomobil. i. bot. şömiz. bitkin. 2. Jamaika.. bak. January. kapıcı. trabzonhurmas ı. 1. ahenksiz ses ç ıkarmak. Jamaika. 2. Diospyros kaki.knives (cäk´nayvz) i. frene kuvvetle bas ıvermek. mahpushane. 2. Japan. odacı. çok yorgun. 1. f. gırgır. küçükkarga. Japonya. f. japonayvas ı. i. çok yormak. japonakçaa ğacı.a. i. çekişmek.

peltele şmek. s. şiddetli ve ani çekiş. denizanas ı. 3. dili biçimlenmek. kavanoz. 2. donmak. içi jöleli fasulye biçiminde i.. i. gezmek. Javanese. d ırlanmak. süveter. şağılık herif. kıskançlık. sarılık. silkip atmak. cin pantolon. ğ 2. cin. z.. belirginleşmek. 4. olas i. cirit. i. k. bak. s.pis/a birdenbire ve şiddetle çekmek. Kudüs. Cavaca. cirit. k. yasemin. nazik durum. i. bot. i. Dipus. 1. oturak. k. ı. çenekemi i. hoşnutsuzluk. ştirmek. çok sert akide şekeri. Cava´ya özgü. kaygısız. dili kararsız kimse. i. 1. i. huk. i. sarsıla argo otuz bir çekmek. Cava. çölfaresi. ağız..nese) Cavalı. mastürbasyon yapmak.. pelteye benzeyen) jöle. peltele şmek. ılık olmuş. i. hoşnutsuz. 2. 1. i. 2. f. büzülme. İng. s. İng. sars ıntılı. i. medüz. sar ılı. zool. 1. çene. ço ğ. s. i. kaygısızca.. kesik kesik ve h ızlı söylemek.jar jargon jasmine jaundice jaundiced jaunt jauntily jaunty Java Javan Javanese javelin javelin throw jaw jawbone jawbreaker jay jaywalk jaywalker jazz jazz band jazz up jealous jealously jealousy jean jeep jeer jell jello jelly jellybean jellyfish jeopardise jeopardize jeopardy jerboa jerk jerk jerk off jerk out jerkily jerky jerry jerry-built jersey Jerusalem i. f. caddeyi trafik kurallar i. cazbant. sars ıntılarla. 3. pulover. i.. karamsar. f.bir şeker. söylenişi zor sözcük. abaza çekmek. neşeli. karamsarlık. s. 4. cip. c ırboğa. önyarg s. burkulma. önyarg f. meslek argosu. k ıskançlıkla. kestanekargas ı. zool. (meyve tad ında. k.. 1. gezinti. silkinme. şen. 1. 3. Cava. 3. k ıskanç. caz.. dili 1. cin kuma ş. (reçel veya marmelada benzeyen) jöle. (at) ba ğırarak/kahkahalar atarak (ile) alay etmek. alaylı ğır ış/kahkaha. laflamak.. f. k ıskançlık. İng. tehlikeye atmak. spazmodik. 1. sarsarak. jello. silkme. --s i. f. . anla şılmaz dil. 1. i. ına ıuymadan karşı dan kar şıya geçmek. peltele i. argo 1. 2. i. s. k. 2.. i. salak. i. 1. sarsıla gitmek. i. argo aptal. tehlike. i. anat. kötü malzemeyle yap ılmış. 1. kıskançlık dolu. kazak. 2.a. (yaya) trafik kurallar na uymadan geçen kimse. 2. argo canland ırmak. i. hareketlendirmek. i. i. 2.. 2. laflama. bak. cirit atma. çene çalmak. 2. i. şık. 2. düşmanca. bak. argo tehditle baskı yapmak. Jasminum. tehlikeye sokmak. Cavalı. 2. 2.. 1. 1. z. Garrulus glandarius. alakarga. fırlatmak. dili (yaya) yaya geçidi olmayan bir yerde kar şıdan karşıya geçmek. s. yarg ılanan sanığın cezaya çarpılma ılığı. dili lazımlık. jeopardize. İng. 2. 3.. (çoğ. Jav. 2. çölsıçanı. düşmanlık.. özel dil. fütursuzca. f. i. argo çene çalma. ba f. dili f. z. Cavaca.. i. k. gösterişli. blucin. 3. 1. 2. 1. f. tıb. jarse. Cavalı. 1.

i. bak. jiffy. s. (--ted.. latife. argo u ğursuz şey/kimse. jeweled. alay. değerli taş. fışkırmak.. dili -e uymak. s.. şaka söylemek. f. maskara.. simsiyah. 2. 2. değerli şey. i. i. (--ed/--led. f. 2. mücevherci. simsiyah. (hırsızların kullandığı) ufak levye. bak. bak. den. İsa.. Hz. bot. 1. i. i. uğursuzluk. 3. 1.. tepkili (uçak). (sevgilisini) terketmek. i. sallamak. 3. etmek. flok yelkeni. i.. bak. İng. f. jeton. jeweler. sevgilisini terkeden k ız. f. Yahudi. i. oyma testeresi. i. i. tepkili uçak. şıngırtı. i. f ışkırtmak. (bir şey hakkında) tereddüde etmek. ğundan sonra) zaman farkından doğan uyku 2. f. ğ tepkili çalıştırma. f. i. enerjik. 1. i. s. Musevi. hile. mücevher. s.. 1. uğursuzluk getirmek. s. k. cihat. kuyumcu. titreme. kapkara.b. jetli sürüş. dili the a şırı sinirlilik. (bir f. k. --ting) 1. i. i. hafif ı. Yahudi.. jet uçağı. itiraz şeyi yapmaktan) çekinmek. cevher. şıngırdatmak. ırgalanmak. şeytanelması. 2. cep saatinin içindeki taş. kimse/ taf. i. Musevi... 1.. . k. i. jewelry. değerli i. hareketli. düzensizli jet. bumba ile seren veya yelkeni rüzgâr yönünde giderken kavanço ş mak. kuyumcu dükkân ı. i. i.Jerusalem artichoke Jerusalem artichoke jessamine jest jester Jesus Jesus! jet jet jet lag jet plane jet propulsion jet setter jet-black jet-propelled jettison jetton jetty Jew jewel jeweled jeweler jewelled jeweller jewellery jewelry jewelry store Jewish jib jibe jiff jiffy jiggered jiggery-pokery jiggle jigsaw jigsaw puzzle jihad jilt jimmy jimsonweed jingle jinks jinni jinx jitters jittery yerelmas ı.. şıkırdatmak. latife etmek. jet sosyeteden bir kimse. s. ile uyu i. i. İng. (tehlike an ında gemiyi hafifletmek için) (yükü) denize atmak.. şla/ta şlarla süslü. f. cin. 3. mücevher. dili an. (hırsızların kullandığı) ufak levye ile açmak. 3. sallant i. İng. motorlu kesilmiş parçaları birleştirerek oynanan resim-bilmece. (at) (-e) karşı gelmek. yorgunluk v. k. lahza. jet gibi h ızlı. 1. İng. dili çok sinirli. jet. den.. kâgir iskele. mendirek. soytarı. 2. with k. şıkırtı. dili katakulli. tatula. i. (--bed. bak. şaka. yerelmas ı. tekerlemeli ş i. f. çıngırtı. ünlem Allah Allah! s. (uzun bir uçak i. fışkırma. i. i.arkı. s. s. dalgak ıran. çıngırdatmak. i. şaka etmek. 2. --ing/--ling) değerli taşlarla süslemek. 1. jasmine. oyun. jetle yolculuk yapmak. (tekerleme gibi) kısa şiir. 2. salınmak. mücevherat. dingildemek.. f.. --bing) İng. fıyolculu skıye.

şaka yapmak. i. cokey.b. i. neşe verici. (bir yarışta) daha avantajlı bir yere geçmeye çalışmak. bak. z.. ı. 1. ba lanmak. şakacılık. neşeli. latife. bağ ış maya ba şğ lamak. isk. 3. dürtme. kiriş. birleşmek. bot. şakacı kimse. 2. joint-stock company tic. 1. vazife. şoke etmek. toptan dağıtımcı. itmek. ng. ba f. Ürdün. şaka ederek. dalavere ile kand ırmak. into jolly s. ortakla şa. 1. marangozluk.o. güzel. 5. müteselsil alacaklılar. f. 1. i. 6. hafifçe sarsmak. gece kulübü. 3. 3. i. mirasta ortak. iş. yava ırlatmak ipucu vererek) (bir şeyi hat i. do doğ ğramac ramacı ıl. çal siz. 3. s. putrel. yeregood! sevimli bir Bu hava vermek. 2.o. . payda ş. dili 1. lokanta. z. çarp savaşa girişmek. f. 1. zerrin. i. bot. şok.´ne) lamak. götürü iş. el ele tutu şmak. 2. f. in -de yer almak.. tatlı sözlerle birini (bir şeye) ikna etmek.. mafsallı. 1. İ i. k. asker yazılmak. bir yeri birini tatlı sözlerle teşvik etmek.. eklemli. kat birden dürtme. ğum. 2. 1. ıntfulya. 6. müşterek hesap. parça başına ış an işçi. z. dili hoş. f.bar. şaka olarak. 2. s.için 2. dü birle tic. eklem. i. birinin belleğini canlandırmak. mülkiyette/tasarrufta ortak. --ging) 1. joker. s. i.. birçok derne ğe/gruba üye olan kimse.´s memory jogging joggle join join battle join battle join hands join up joiner joinery joint joint joint account joint account joint creditors joint debtors joint heir joint owner joint surety jointed jointly joist joke joker jokingly jolly jolly a place up jolly s. şakalı. müteselsil kefil. s. k. dürtmek. şen. şaka. sarsmak. sars i. tatlı sözlerle birini (bir şeyden) vazgeçirmek. 4. nükte. iş i. i. kasap. sarsma. jujitsu. ğüm. 1. (--ged. i. şaka yollu. parti v. 1. dili ğı. 2. ek. Yapmaktan şka çaresi yok. 1. şakacı. i. yapmak. ortak. sarsmak.o. 5. 1. 2. suspansuvar.o. sallama. yavaş koşma. geçme.ık. k. yava şça sallamak. 2. mafsal. şaşkına çevirmek. memuriyet. out of jolly well jolt jonquil Jordan i. f. ıntı. müteselsil borçlular. sars ılmak. baya ğı iyi! Jolly good! Çok baya şelendirmek. müşterek hesap. k. birçok yere üye olma meraklısı. -e 4. i. hafifçe sarsılmak/sallanmak. biti şmi ş. görev. İng. jogging ş ko şma. 2. z. ne gerçekten: Thisbir is jolly İng. i. dili bitişmek. geçme ile tutturmak. İng. 1. yava ş koşmak. birle ştirmek. 7. sars ılmak. şaka etmek. İng. bulu şmak. jogging.. şmibo ş. büyük et parças ı. argo 2. Narcissus jonquilla. 2. toptanc ı. anonim şirket. 2. Bir sözü pekiştirmek için kullanılır: He´ll jolly well have to. mü şterek. 2. toptan mal satan tüccar. üye yazılmak. along jolly s. ek yeri. anat. argo afyon s.jiujitsu job job work jobber jobless jockey jockey jockey for position jockstrap jocular jocularity jocularly jog jog s. 1. (kulüp. i. marangoz. şakayla. 2. birlikte.

şenlik. i. Ürdünlü. i. i. Yahudi İspanyolcası. i. hilekâr kimse. 1. judocu. i.ney. yarg ı. zerre. Yugoslavia. kodes. türel. Musevilik. bak. nebze: I won´t change a jotfiz. adliye. vermek. ne şeli.Jordanian josh jostle jot joule journal journalism journalist journey journeyman jovial joviality jovialness jowl joy joyful joyfully joyous joyride joystick JP Jr jubilant jubilation jubilee Judaism Judas Judas tree Judeo-German Judeo-Spanish judge judge by externals judgement judgment Judgment Day judicial judiciary judicious judo judoist jug juggle juggle the books juggler Jugoslav Jugoslavia Jugoslavian i. gazetecilik.. tedbirli. testi. p haz ırlamak. 3. uçakta manevra kolu. neşeli. seyahat. yolculuk etmek. den. . gazeteci. 2. herhangi bir olayın ellinci yıldönümü. ne şe. dürtüklemek. günlük. 1. i. i. Musevi olma. s. yevmiye defteri. joviality.. sevindirici. alay etmek.. jour. Ürdün´e özgü. adli. aldatmak. s. s. co şkun. argo hapishane. şen. yolculuk. adli. i.. bak. s. gezi. i. i. 3. 2. Justice of the Peace. dergi. hakemlik etmek. yarg ılama ile ilgili. keyif. s. f. sevinçli. itip kakmak. s. jübile. 1. 3. tahmin etmek. çoğ. i. tic. yol. itip kakma. hakem. coşkulu sevinç. (kulplu) sürahi. i. hile. i. i. Cercis siliquastrum. i. Yugoslav. coşku. 3. i. s. Yiddish.men (cır´nimîn) i. judo. çene kemiği. sağgörülü. 1. dili tak ılmak. el çabukluğu ile marifet yapmak. keyifli. neşeyle dolu. bilg. s. alt çene. judgment. not etmek. yargıçlar. 2. i. s. Yugoslavian. sefer. i.. yarg ıç.. 3. günce.. hokkabazl tırı2. 2. neşe. gazete. şaka etmek. 2.. 2. jul. karar. bak. i. i. s. f. evlilikte altın yıl. 3. i. sevinç. hükmetmek. hukuki. yapmak. Musevi dini. f. çal ıntı araba ile gezme. s. neşeyle. hüküm. erguvan. i. i. k ıyamet günü. i. f. k ıs. yargılamak. 2. 2. itelemek. (--ted. jonglör. Junior. 4. otomobil gezintisi. İng.. Musevi âlemi. kumanda kolu. of it! Bir noktas ını bile değiştirmem! Don´t you miss a jot or a tittle! En i. k. Ürdünlü. haz. Ürdün. bak. f. ak ıllıca. 1. mantıklı.. bilirkişi. 1. 1. i. hâkim. k ıs. görünü3. 1. Musevilik. hokkabaz. erguvana ğacı. seyir defteri. ustabaşı.. hukuki. 1. hokkabazlık yapmak. 1. 2. hile ık. f. 4. z. i. günlük defter. 2. s. 2. bak. ne şeli. şe hüküm dayanarak hükme varmak. aldatmak için hesap defterlerini kar ış i. sevinçli. --ting) down yazmak.. sevinçli. 4. 1. 1. i. i. i. bot. bak.

pantolonlu ceket.ış hakk ı yokken sıyapmak.ış s. para ile plak çalan otomatik pikap. (tren) raydan ç ıkmak. elektrik. 4. k. oto. 2. dili birini sert bir şekilde azarlamak. ödü patlamak. 1. birini haşlamak. şahdamarı. başlama ı. argo kuvvet. çok büyük.. i. özü/suyu olmayan. 2. çiğde. düzensizlik. 1. .´s throat jump down s. 3. i. delgi. i. s. dili hayretle yerinden s ıçramak. kocaman. hünnap. -den atlamak. geçici olarak kullan ılan bağlantı teli. 1. üzerinden atlamak. i şaret verilmeden başlamak. birini terslemek. dili herkesin merak etti ği (ayrıntılar). birine ç ıkışmak. (bir yerden) (d ışarı) atlamak. 1. diken üstünde. dünyanın öbür ucu. başlanması gereken zamandan önce başlamak. etti i. July. çok sevinmek. ırsever bir kurum yarar ına sat ılmak üzere biriktirilen lm dini/hay İ ng. atlamak. dili birini ha şlamak/azarlamak. boyuna ait. atlama. 2.o. elek. ayağa fırlamak. İng. s. bot. basinirli. (kadba ş motorun ka bir motorun aküsüne tel f. dili ba k. düzensiz kar ışım. dini/hay ırsever bir kurum yarar ına yapılan kullan ılmış eşkullan ya satıışı . k ıs. enerji. temmuz. kefalet altındayken duruşmaya gelmemek. göbek atmak. k ıs. i. hoplayıp zıplamak. 1. rada bekleyenlerin önüne geçmek. k. fırlatmak. kuru. her şeyi bilmeden/yeterince düşünmeden hemen bir sonuca/karara varmak. özlü. i. k. çocuklara giydirilen ın ş için) kazak.. ba şlang ı. argo benzin. i. i. tulum. ip atlamak. spor jiujitsu. 2. 2. s.Jugoslavic jugular jugular vein juice juiceless juicy jujitsu jujube jukebox Jul July jumble jumble sale jumbo jump jump jump a train jump around jump at jump at a conclusion jump down s. sinirleri gergin. jumping-off place 1. acele hüküm vermek. (fırsattan) hemen faydalanmaya bakmak. sıçratmak. 5. 1. (tayfa) gemiyi haber vermeden terketmek. Yugoslavic. trene atlamak.o. zıplatmak. f. s ıçramak. 2. zıplamak. dili -in üstünden atlamak. aküsünden 3. 1. özsu. vaktinden evvel davranmak. ödü kopmak. İng. k. 2. noktas şkalar ınııç n yeri/noktas yaptığı bir eyleme katılmak. (tren) hattan ç ıkmak.o. (parayla ilgili bir miktarda) ani yükselme. atlatmak. hoplayıp zıplamak. bak. 3. straponten. Junior. karışıklık. yüreği ğz ınaya gelmek: I nearly out of my skin! Ödüm koptu!/Yüreğim a ğmurdan kaçıp jumped doluya tutulmak. s. birine sapartayı vermek. sebze/meyve/et suyu. argo cereyan. sulu. ta) hatal ı çıkış (yar İ ng.. herkesin merak ği ayr ıntılarla dolu. 3. jump one´s bail jump out of jump out of one´s skin jump out of the frying pan into the fire jump over jump rope jump seat jump ship jump the gun jump the gun jump the queue jump the track jump the track jump to conclusions jump to one´s feet jump up and down jump/get on the bandwagon jump/skip bail jumper jumper jump-start jumpy Jun s. karmakarışık şey. k. aküsü bitmi ğ layarak (aküsü bitmi ş olan ı n motorunu) çal ış t ı rmak. s ıçrama. June. atlayan kimse. i. dili (kefaletle tahliye edilen san ık) hazır bulunması gereken duruşmaya gelmemek. dili 1. süveter. pulover. (teklifi/daveti) hemen kabul etmek. 2. (fiyat) f ırlamak.´s throat jump for joy jump on s. k. bluz/kazak üzerine giyilen kolsuz elbise. fırlama. 2. k. 3.

b. 1. tam: just across from us tam kar şımızda. tam orada. sınıfları kapsayan ortaokul. değil mi? tam benim 1. hukuk ilmi uzman ı. hurdas besin de ğeri az olan tadı güzel. adil. Dairenin durumu hakk ında bilgi tamlike o anda. i. i. 1. i.men (c^ngk´mîn) i. i. hak. oynak yeri. uyuşturucu. Dü -e ş inat: He´sYar doing this just to spite them. s. 2. haziran. yine de: She described the apartment´s condition. adaletli. 2. tapon mal. junk. 1. kayaarmudu. çoğ.Hemen Fehmi themen ıpkı babas ına benziyor. önemli an. Erendiz. yetki. cang ıl. 2. Çin yelkenlisi. Amelanchier canadensis. yerinde. jüri. şimdi. haziranböce ği. just at that spot tam o noktada. s. i. 3. elek. i. hukuk ilmi. 2. yla ayn ı ad ı taşı kimsenin adına eklenir. 1. i. 2. in time tam vaktinde. hurdalık. birleşme yeri. gene de. 2. -mek üzere: I was just about to leave. hakl ı. dili Bir just saniye! 1. reklam olarak gelen posta. belirli bir şekilde/bir 1. gökb. d. . atılacak eşyalar. bir halde: She keeps her house just so. Phyllopertha. uyuşturucu bağımlısı. 3. aralık. cunta. iki kişiden küçük olanı. isn´t it? O tam Behzat´ça bir şey. 5. seçici kurul. hukuk. 1. hakl ılık. biraz önce: They were here just now. tıpatıp aynı. dili Haydi. makas. yiyecek.y. 1. dili son anda. k. ve 9. hukukçu. ardıç. ucu ucuna. i. justice justice of the peace justice of the peace sulh hâkimi. kıdemce aşağı. 2. yakala bakal ım! k. hurdalar: That car´s a piece of junk. bitirdik. kutu. bitişme. Biraz önce ılar. hükümet. bitişme.. jüri üyesi. yarg ı hakkı. spor küçük (Babas ı ınıf ö ğretim program ını uygulayan iki genç.. üniversitenin birinci ve ikinci syan senelik okul. cengel. 2. z. buat. O arabanın ı çıkm ış. i. 2. 4. argo uyuşturucu maddeler. i. eroinman. hemen hemen: We´re just about finished.junction junction box juncture June June bug Juneberry jungle junior junior college junior high school juniper junk junk junk food junk heap junk mail junkie junkman junkyard junta Jupiter jurisdiction jurisprudence jurist juror jury just just Just a sec! just about just like just my luck just now just so just so just the same just the same just then just there Just think! just to spite Just try and catch me! just under the wire i. but just the same I would to see it for myself. i. hükümetin nüfuz dairesi. 4. 1. 3. 5. 3. Jüpiter.. 1. kavşak. sulh hâkimi. argo hurdas ı çıkmış araba. zool. aynı. 8. 2. yarg ıcılar kurulu. yerindelik. 1. huk. bağlantı. ilkokul ile lise aras ındaki 7. yargılama hakkı.. i. bot. 1. argo ke ş. doğruluk. seçiciler kurulu. i. adalet. yine de.). doğru. 2. Tam ç ıkmak üzereydim. şans ıma. tam o s ırada. Just what the fuck do you mean? Ne demek istiyorsun be? i. Bir düşün!/Düşünsene!: Just think! This time tomorrow we´ll be in Tibet! ünsene! ın bu saatte Tibet´de olaca ğız! inat bunu yap ıyor. i. Evini çok buradayd 1. zaman. çok dikkatli sisteme göre bir düzenlenmi ş. eskici. 3. jüri. dikiş yeri. Onlara k. hurdacı. 2. yaşça küçük. That´s just what I´ve been looking for. i. buna ra ğmen.h. hurda deposu. çok düzenli şekilde: When you´re with them you muntazam tutuyor. tıpk That´s just like Behzat. i. ast. She´s ı: Fehmi looks just like his father. birleşme.

3. kanguru. -i keep a close watch on keep a journal keep a low profile keep a low profile keep a secret günlük tutmak. kilogram. sert. 1. out ç ıkıntı yapmak. 2. şiddetle. Kamboçya. z. kuvvetli. 1. 1. 1. Kazakça. 2. Kazakhstan. 6. ac ı. metnin ğ kenar ını hizalama. i. birbirine yak ın koymak. çocuğun suç işlemesi. Kamboç. genç. elek. . çiçek dürbünü. i. çocuk. temize f. zool.. alabora olmak.. biyol. sivri. İng. Kâbe.. Karelyal i. tutmak:.justification justify justly jut jute juvenile juvenile court juvenile delinquency juvenile delinquent juvenile delinquent juxtapose juxtaposition k K. 1. Kampuçya. z. 8. 2.. yanyana bulunma/bulundurulma. k. karat.. 2. s. alabora etmek. i. adaletle. She keeps a diary. Defter tutuyor. keskin. s. 1. 2. haklı çıkarma/çıkma. 2. ç şekilde. 3. s. suçsuzluğunu kanıtlamak. keskin (göz/zekâ). s. 2. dili çok hevesli.. 2. Keşmirli. capacity. çıkmak. Karelya. 2. adil bir f. Kamboçyalı. 5. 1. çal ışmak. muhliye. jüt. birden devrilip dü şmek. bak. 1. 2. Kampuçyal ı. Günlük keeps the books. karyokinez. çocuksu. s.. i. Kamboçlu.. 1. f. doğrulamak. Kamboçça. 3. Kampuçya´ya özgü. matb. akıllılık. 2. keskin.It´ll keep you warm. mitoz. ı. 4. Keşmirli. i. zekâ. 2. i. göze batmamaya çalışmak. tutmak. şevkle. düşkünlük. Karelya. gözü aç ık. metnin ğ kenar ını hizalamak. çocuk mahkemesi. ayar. sa haklı çıkarmak. sa hakl ı olarak. (--ted. birbirine yak ın bulunma/bulundurma. Macropodidae. zeki. s. Kazak.He 3. s. 1. haklı neden. 1. i. Kazakh. karalahana. i. himaye. ı karmak. i. matb. i. Kampuçça. karate. 2. k Kaaba kale kaleidoscope Kampuchea Kampuchean kangaroo kaput karat karate Karelia Karelian karyokinesis Kashmir Kashmir´i Kashmir´ian Kazak Kazakh Kazakhstan Kazakstan keel keel over keelage keen keenly keenness keep keep i. yoğun. k i. yanyana koyma. 2. Karelyaca. gemi omurgas ı. bilg. çıkık olmak. sivri olmamaya çalışmak. Keşmir. Kazakistan. 1. merak. çocuk suçlu. Keşmir´e özgü. 7. argo mahvolmu ş... s. i. bak. şiddet. olgunlaşmamış. --ting) 1. 2. Seni s ıcak tutar. 4. k. karina. dili göze çarpmamaya sır saklamak. keep a civil tongue in one´s head k. i. f. geçim.. birbirine yak ın koyma. 3. i. i. 2. suçlu çocuk. 1. i. s. 1. dili dikkati çekmemeye çal ışmak. uzanmak. i. altın ayarı. Karelyaca. Kampuçya. i. i. k. i. 2. f. i. Karelya´ya özgü. i. gençliğe özgü. dili terbiyeli bir şekilde konuşmak: I´ll thank you to keep a civil tongue ın! in s your head! Terbiyeni tak ıkı bir gözetim altında tutmak. tutuyor. ıs. 1. şiddetli. genç. Kampuçyalı. i. keskinlik. 3. Karelyalı. 2. Ke şmir. içkale. 3. i. kaleydoskop. Kampuçça. i. yanyana koymak. (kept) 1. K. 1. gerekçe. İngiliz alfabesinin on birinci harfi. Ke şmirli. liman resmi. bilg.

telaşa kapılmamak. k. kendine dü şen görevi yerine getirmek. 3. saklamak.s. 1. erken yatmak. -i kaydetmek. sinirlenmemek. ilerlemek. içeride kalmak. 2. ciddiyetini korumak. ev idare etmek. devam etmek. oturdu ğu yerden kalkmamak. günde pek az saat aç ık olmak. 3. eve erken dönmek. . gözü -in üstünde olmak. 2. aloof from keep off keep on keep one´s balance keep one´s balance keep one´s counsel keep one´s distance from keep one´s end up keep one´s eyes open/peeled/skinned keep one´s eyes peeled keep one´s figure keep one´s head keep one´s mouth shut keep one´s nose to the grindstone keep one´s nose to the grindstone keep one´s own counsel keep one´s promise keep one´s promise/word keep one´s seat keep one´s shirt on sır saklamak. 1. günde pek az saat çalışmak. (bir şey için) göz kulak olmak. istifini bozmamak. devam etmek. uzak durmak. dengesini kaybetmemek. dili hiç gülmemek. dili 1. kendine hâkim olmak. sözünden dönmemek. ile aras ına mesafe koymak. (son gelişmeler hakkında) bilgi sahibi olmak. dengesini korumak. dili şikâyet etmeden soğukkanlılıkla karşılamak. dili 1. -in kayd ını tutmak. dili durmadan çalışmak. devam etmek. kendine hâkim olmak. k. 2. sözünü tutmak. -den uzak kalmak. gözden kaybetmemek. tetikte olmak. gözden uzak tutmamak. cesaretini kaybetmemek. Kol saatim zaman ı hep doğru gösterir. ak ılda tutmak. 1. 2. gözünü dört açmak. kulağı kirişte olmak. vücut hatlar ını korumak. formunu korumak. gözünü açmak. parlamentodaki yerini korumak. ile arkada şlık etmek. -i uzak tutmak. 2. göz önünde tutmak. k. metin olmak. durup dinlenmeden çalışmak. kendine düşen payı ödemek. -den uzak durmak. saklamak. kendini -den uzak tutmak. saklamak. 1. fikirlerini kendine saklamak. sözünü yerine getirmek. tetikte olmak. gizlemek. (saat) her zaman zaman ı doğru göstermek: My watch keeps good time. içeride al ıkoymak. sürdürmek. 1. 1. -i yakla ştırmamak.2. sab ırsızlanmamak. sır saklamak. -i aklında olmak. ile dost kalmak. 2. dili ağzını sıkı tutmak. -e göz kulak olmak. -i not etmek.keep a secret keep a stiff upper lip keep a stiff upper lip keep a straight face keep abreast of keep account of keep an account of keep an ear to the ground keep an eye on keep an eye out for keep away keep back Keep back! keep bankers´ hours keep company with keep count keep dark keep early hours keep fit keep going keep good time keep house keep in keep in mind keep in view keep in with keep it up keep o. s ır vermemek. Uzak dur! k. metanet göstermek. çenesini tutmak. sözünü tutmak. ile atba şı (beraber) gitmek. patlamamak. devam ettirmek. k. (of) -in sayısını tutmak. kulağı tetikte olmak. unutmamak. 2. sürdürmek. k. (son gelişmelerden) haberdar tutmak.

from doing s.t. dili 1. birinin ilerlemesine mâni olmak/ket vurmak. -i takip etmek.o. birini doğru dürüst haberdar etmemek. -i izlemek. (bir şeyi) aklında tutmak. at arm´s length keep s. (izlerken) gözünü/gözlerini birinden/bir şeyden ayırmamak. (bir şeyi) takip etmek.t. tempo tutmak. birine so ğak (biriyle samimi olmamak için) ona çok mesafeli davranmak. birine refakat etmek.o. 2.o. 2. -i izlemek. 3. -i takip etmek. 4. 3. under one´s hat keep s. 2. at arm´s length keep s. at a distance keep s. under surveillance keep s.o. birini bekletmek. bir şeyi gizli tutmak. ı kalmak.. tedbirli.b. under one´s hat keep score keep silent keep step with keep tabs on/keep a tab on keep the accounts keep the ball rolling keep the lid on keep the peace keep time keep time keep to keep to the straight and narrow keep touch with keep track of keep track of keep up keep up with öfkeye kap ılmamak. ukıdavranmak. waiting keep s. birini sürekli olarak gizlice izlemek. birini bir şey yapmaktan alıkoymak. susmak. huk. birini meşgul etmek.o. birini uzak tutmak.o.o. birini bekletmek.o. bir şeyi birinden saklamak. birini -den haberdar etmek.t. 1. k./s. bir şeye bir bütün olarak bakmak. denetim altıbozmamak. yaramazlıktan kaçınmak. sessiz kalmak. (çağa/zamana) ayak uydurmak. 1. devam etmek. a secret from s.o. engaged keep s. s. 1.t. k. ile ilişkiyi sürdürmek.o. hesap tutmak. (ç ığırından çıkmaması için) -i nda tutmak. advised of keep s. -den ne haber? How about Çetin? What´s he doing? sözünü tutmak. from s. itidalini muhafaza etmek. -i izleyerek bilgi sahibi olmak. birini yaln ız bırakmamak. -i gizlemek. gagas ını kısmak. disiplini korumak. dışarıda bırakmak. ile ayn ı hızda/tempoda gitmek. -e ayak uydurmak. dışında kalmak. spor (bir yar ış. -e ayak uydurmak. 1. hiç görünmemek. How about . ahlaklı bir şekilde yaşamak. 2. ile a şık .t. 1. -e ne dersin/dersiniz?: How about a game of tennis? Tenis oynamaya ne dersin? 2. in sight keep s. (puan) saymak. bir şeyi bir bütünsellik içinde ele almak.keep one´s temper keep one´s trap shut keep one´s wits about one. öfkesini yenmek. birinden bir haberi saklamak/gizlemek. 2.o. -i takip etmek. maç v.o. -i gizli tutmak. (bir şeye) dikkat etmek.o.You ought to keep track of what´s 1. -e bağlher k. defter tutmak. birini pek yakla ştırmamak. in perspective keep s.. Girilmez. keep s. iyi bir işi sürdürmek. 2. k. birini (bir konuda) bilgilendirmek. 2.o.t. away keep s.? keep one´s word keep order keep out keep out of mischief keep out of sight Keep out! keep pace with keep s. dili çenesini tutmak. company keep s. -i gözetlemek. (saat) zaman zaman ı doğru göstermek. dili bir şeyi gizli tutmak. dili do ğru yoldan ayrılmamak. kaybetmemek: yüksek tutmak.o. guessing keep s. dili bir şeyi gizli tutmak. k. birinin samimi olmasına izin vermemek. waiting keep s. sulhu tempo tutmak. keep s. keep s. Yakla şma! -e ayak uydurmak. down keep s. (birinin) izini 1.t.o.t. hiç gözükmemek. under wraps keep s.´nde) zaman tutmak. well-advised llı.

2. telaş. timbal. s. dili karşı durmak. i. 2. 1. bilgi alanı. çağa ayak uydurmak. 2. i. i. (koyu) bej. (silah) geri tepmek. 2. 3. i. gardiyan. i. bak. k ırmız. keg(s). klavye. s. duruma 7. 4. geçim. cevap ı. bak.. i. birini/bir ı sindirmek. tanımak. qibla. 1. yadigâr. öz. argo (içkide) kuvvet. uyum. gürültü patırtı. kilitlemek. i. birini/bir hayvan ı korkutarak yaklaşıp zarar vermesini önlemek. varek. i. heyecanland ırmak. temel. 4. 2. 1. i. --ning) İskoç. Bu .kar k. Kenya. tekme atmak. köpek yetiştirilen aç i. 2. görüş ısı . madenk ırmız. bak. dili şamata. anahtar. anahtar ta şı. (koyu) bej pantolon. 1. 2. i. İng. tahıl tanesi. Kenyalı. geçimini sa ğlama.. tekme. müz.. 1. 3. (klavyede) tuş. 2. nöbet tutmak/beklemek. bordür taşları.. dili (uyuşturucu maddenin) kamçılama etkisi: This drink´s got a kick to it. i. esas. kırmız madeni. Kenyalı. köpek yeti ştirilen yer. esmer suyosunu. temel taşı. 4. i. ğirdim yapmak. Kenya´ya özgü. çifte atmak. i. gaz lambas ı. tekmelemek. i. i. çekirdek içi. anmal ık. yetkili anahtar halkas ı. 3. gazyağı. to -e5. 3. göre ayarlamak. Kenya. -e 6. ana nota. k ırmızmeşesi. mendil. 2. 1. i. toplantıyı açış konuşması. anahtar f. 1. i. çoğ. ana ilke. cevher. uydurmak.keep up with the times keep watch keep/hold s. andaç. eşarp. varil. kilogram(s). i. İng. bak. boyun atkısı. etmek. 1. qibla. i.o. bak ıcı. hayvan arka planda kalmak. (sözlükte/ansiklopedide) madde. 3. ruh. müz. önemli yer.. perdesini yükseltmek. 1. sertlik. f. bordür taşı. 3. himaye. 1. 2. i. 4. i. temel dü şünce. k ıs.. görüş alanı.. (--ned. kurgu. 2. anahtar. 1. -e s. küçük f ıçı. 2. 1.. getirmek. çözüm yolu. i. şifre cetveli. se şı gelme. Celt. kendini göstermemek. bekçi. Hayber. 2. i. 2. coşturmak. i. (yol kenarındaki) bordür. hatıra. dayanak... --s i. kilit taşı. iç. i. f. ses perdesi. i. 3.. s. akortmevki. i.. 2. bak. tekmeleyerek kovmak. Celtic. ilke. 1. müz. i. bilmek.. k. 1.3. uygun müz. gaz. anahtar deliği. keep. başörtüsü. (koyu) bej üniforma. tutma. koruma. 1. k. bekçilik etmek. güğüm./an animal at bay keep/stay in the background keeper keeping keepsake keg kelp Kelt Keltic ken kennel Kenya Kenyan kept kerb kerbstone kerchief kerfuffle kermes kermes mineral kermes oak kernel kerosene kerosene lamp kettle kettledrum key key key position key ring key up key word keyboard keyhole keynote keynote address keystone kg khaki khakis Khyber kibla kiblah kick kick çağın gerisinde kalmamak. köpek kulübesi. çaydanlık. 2. yer. 1. i. zemberek kurgusu. İng. f. madde ba şı sözcük. i. anlamak.

i.. katil. killer killing kiln kiln-dry kilo kilocalory kilocycle kilogram kilogram-force kilogramme kilogram-meter kilohertz kilojoule i. dili şikâyetçi. ihmal etmek.. oğlak doğurmak. egg zaman öldürmek. vuran şey/kimse. dili bazta tekme vurmak. k. iki işi birden görmek. mortoyu çekmek. dili ılmak. dili çocuk. argo ışmayı etkileyecek gizli nokta. konuyu/tart şlama vuru şu. çıngar çıkarmak. öldürme. dili kavga ç ıkarmak. birini kap ı dışarı etmek. kill the fatted calf kill the goose that lays the golden k. k. k ıyameti koparmak. dili altın yumurtlayan kazı kesmek.. dili 1. k ılıçtan k. tuğla/kireç f... argo nallar ı dikmek. i. s. . argo çok güldürmek. i. yorucu. 4.. 2. kötüye kullanmak. e ğlenceye dalmak. i. i. mortoyu çekmek.çok fırın. dili vurgun. dü ılar na dünyanın kaç bucak olduğunu göstermek. s. k.o. y ıpratıcı. oğlak.kick a goal kick around kick ass kick at kick back kick off kick over the traces kick s. i. kilogramkuvvet. geçmek. (tüfek) geri tepmek. fiz. futbol oyuna ba i. i. 4. dili uyu şturucu bağımlılığından/sigara tiryakiliğinden kurtulmak. 2. out kick the bucket kick the habit kick up a row/fuss kick up a row/make a row kick up one´s heels kick up one´s heels kickback kicker kickoff kid kid brother kid sister kiddie kiddy kid-glove kid-gloved kidnap kidney kidney bean kidney machine kill kill off topa vurup gol atmak. diyaliz makinesi. 3. 1. keçi yavrusu. i. k. bak. dili başlama. vurgun (av). i. kilogram. şünüp şıı nmak. kilojul. birini işten çıkarmak. k. argo rü şvet. etkisiz hale getirmek. k. 1. 1. 2. bak. barbunya. dalga tak ş. i. ölmek. argo çok çekici kimse. yakınan kimse. 1. letmek. eğlenmek. --ding) 1. dili büyük bir kar şılama töreni hazırlamak. fiz. kid-glove. kilogram. yok etmek. öldürücü. katletmek. dili çocuk. öldürmek. i. kendini zevke vermek. k. komisyon. i.. 3. hepsini öldürmek. k. k. i. 3. 3.. dili komik. mahvetmek. kilogrammetre. --ping/--ing) (fidye için) (birini) kaç ırmak. ölmek. oca ğı. kiddy. 2. hoşça vakit geçirmek. k. 1. kill time bir taşla iki kuş vurmak. i. dili ufakiş erkek karde k. 2. argo rü şvet vermek. 5. gülmekten öldürmek. 3. dili dizginleri koparmak. i. s. dili. k. futbol oyuna ba şlamak. (--ded. ocakta kurutmak. bak. İng. böbrek. (--ped/--ed. 2. f. fiz. f.. fazla nazik. 2. 1. kilokalori.. f. kilogram. diyar diyar dola şmak. kill two birds with one stone i. büyük kazanç. 2. hır çıkarmak. argo nalları dikmek. 1. k. 1. 2. böbrek makinesi. kilo. kilosikl. k. 1. (zaman ı) geçirmek. dili ufak k ız kardeş. 2. öldüren şey/kimse. i. kilohertz. bir tür barbunya fasulyesi. 2. k. kilo. fiz.

kilit noktasında bulunan kimse. kilometre. iyiliksever. i. iyi.ıp dili (down) (on) (bir yere) yatıp uyumak. i. i. 1. biyol. dolaşık. öpü şmek. (çoğ.... yalıçapkını. kinetik enerji. king-size.. 2. tel veya ipin dola şması. i. dili en nüfuzlu ki şi. tutu şturmak. . 1. i. halat. şeker. İng. iyilikçilik. sevecenlik. Kyrgyzstan. i. Kirghizistan. i. akraba olan. k. s. İng..Will iyilik. 1. 1. s. (çoğ.. iyi. 1. en önemli kişi. kilometer.. mü i. i. i. sebze bahçesi. mağlup olmak. 5. tür. nevi. s. bak. merhametlilik. (parkta ve büyük bir kameriyeye benzeyen) k. (birinin kaldbulunan ığı) yer/ev/oda. 2. ba şta olan kimse. monte edilmemiş takım... eğ ınlık. kilolitre. kindling (wood) ç ıra. yak i. Kirghizia. hafifçe dokunmak. Kırgızca. 2. iyi kalpli. 2. 1. telephone kiosk telefon 2. lütuf. uyku. i. i. dili seksle ilgili garip ilimleri/fikirleri olan. i. vurulup ölmek. bula şık teknesi.. 2. i. 2. çiroz. kin) akraba. akrabalık. ateş almak. i. sevecen. kapris. k. K ırgızistan. merhametli. Kir. barış ağrıyı öpücükle geçirmek. 1. öpmek. fistan. ayn ı soydan. cins. 1. h ızbilim. mutfak dolab ı. 2. buse. 2. İng. çantas i. kink. kiloliter. 1. mak.. s. soy. i. yanmak. ı k. iyi niyetli. bir konuda en usta kimse. dili. karışık. öpüş. 2... s. krallık. uyanmak. hafif temas. bak. uyandırmak. f. i. çeşit. 2. i. (belirli bir iş için kullanılan) malzeme/alet takımı: first-aid kit ilkyardım ı. mutfak. birbirine benzerlik. kim. aynı türden. 2. k. boyun e ğmek. 2. 1. bak. 2. (bir f. şah. 1. bak. papaz. bak.. iyiliksever. fiz. tar. tutuşmak. i. İskoç erkeklerinin giydiği eteklik. kinetik. i. Kırgızca. f. eviye. i. s. iyilikçi. 2. dili 1... lütfen: you merhametli. 1. k. akrabalar. k ıvırcık (saç). kral. tuzlay tütsülemek/kurutmak. Kırgız. çok büyük. bak. 3.. kulübesi. 1. s. iskelekuşu. i. s. Kirghiz. kilovat.. garip fikir. İng. i. 3. kinetik sanat.ghiz) Kırgız. s. İng. iyi. 1. (--ped.. 1. öpücük. kulübe: newspaper kiosk gazete kulübesi. isk. 1. kinetik. z. dili ola ğandan daha büyük. yakmak. f. şekerleme. 1. şfik/merhametli bir şekilde. 3. satranç king. sevecen. k. iyilikten kaynaklanan. 2. iyilikseverlik.kiloliter kilolitre kilometer kilometre kilowatt kilt kin kind kind kindergarten kindhearted kindle kindly kindness kindred kinetic kinetic art kinetic energy kinetics king king orange kingdom kingfisher kingpin king-size king-sized kink kinky kinship kiosk kip kipper Kirghiz Kirghizia Kirghizistan Kirgiz Kirgizia Kirgizistan kiss kiss and be friends kiss away the hurt kiss the dust kit kitchen kitchen cabinet kitchen garden kitchen sink i. i. anaokulu. 2. akrabal benzer. 3. i. akraba. bak. --ping) (balığı)İng. iyilik. 4. i. s. 2. âlem. (birinin yattığı) yatak. birbirine i.

. knit trikohis eşya. kilometer(s).. s ıkı sıkıya bağlamak. diz boyunda. vale. 1. f. bileği. 2. marifet. olaca f. dili çok k ısa boylu. bıçakla kesmek. i. 2. bot. 1. diz. 3. 2. ufak mutfak. diz boyu derinliğinde. s. örgü işi. 1. masaj yapmak. s. i. i. şövalye. kivi. i. bıçaklamak. diz eklemi. diz üstü oturmak. s. çoğ.. dili bitkin. tokmak gibi.. k. diz çökmek. örme e şya/giysiler. örme. --bing) parça: a knob yumru of butter bir parça tereya ğı s. örülmü ş. bıçak bileyici alet. (--ted/knit) 1. f. argo saloz.. yoğurmak. enik. 2. örme. i. 1. 4. kivi (meyve). 3. Ka şlarını çattı. bak. yumru. örgü şişi. i. f. o ğlan. tokmak. diz büküp selamlamak. çaylak. i. hoşaf gibi. i.. golf pantolonu. 2. dangalak. 2. pisipisi. i.. örmek. zool. argo arkadan vurmak. birleştirmek. f. golf pantolonu. 1. 1. (--bed. tav şan yavrusu. i.. 2. know. 1. İng. uçurtma. k. i. biblo. satranç at. yumru. düşünmeden yapılan. top. kitty. 2. 3. kleptoman. i. İng. 1. haberi. f. İng. bak. 1. hilekâr kimse. çakı. örgü makinesi. ustalık. 2. örme eşHe bir düz. (kemik) kaynamak: The ya. i. 3. çoğ. diz altından büzgülü bol pantolon. yumrulu. ölüm haberi. i. s. örgü şişi. ustalıklı iş. kara haber. kadın külotu. k ıs. (çoğ. hüner. knife. 2. i. (knelt/--ed) 1. bak. dize kadar yükselen. 2. knives) bıçak. 2. sırt çantası. şiş. i. i. i. yavru kedi. f. 2. kivi. purl one knitted knitting knitting machine knitting needle knitting needle knitting work knitwear knives knob knobby eviye. isk. s. i. kleptomani. 2. (kaşları) çatmak: brows. çok yorgun. 4. pisi. 1. 1. 3. i. yuvarlak tepe. 1. matem çan ı. ufak . tepke olarak yapılan. süs e şyası.kitchen sink kitchenette kite kitten kitty kittycat kiwi kiwifruit kleptomania kleptomaniac klutz km knack knackered knapsack knave knead knee knee joint knee-deep knee-high knee-high to a grasshopper knee-jerk kneel knell knelt knew knickerbockers knickers knickknack knife knife grinder knife sharpener knight knit knit goods knit one. herhangi bir şeyin yok ğı kneel.. bak. i. 1. kedi. bıçak bileyici. encik. topuz. zool. i. i.. tepecik. 2. örgü. i. bir ters örmek. bacak.

k. i. k. zeki. bilmek. mola vermek. 2. s. oraya dola bak. 3. dili (elektriği. out knock s. muhteşem. cold know the ropes know the ropes know the score know what´s what know which side one´s bread is buttered on know-how knowing knowingly knowledge knowledgeable known knuckle knuckle down knuckle under knuckledusters kohlrabi f. bağ. k. dünyada olup bitenleri bilmek. rabıta. bilgi. sarsmak. 3. şıpınişi yapıvermek. malumat. k. dili bir yerin girdisini ç ıktısını bilmek. i. --es) alabaş. 3. i.. dili birini uyandırmak. k. off the price knock together knock