İNGİLİZCE

a a bad egg a bad lot a bad mark a bad sailor a bad turn a bare chance a bit a bitter pill a black eye a bottle of milk a broken reed a can of worms a cappella a cappella a card up one´s sleeve a case in point a chip off the old block a citizen of Turkey a contradiction in terms a couple of a couple of minutes a crack shot a cursory glance a cut above a dab of a dark day a dead loss a demanding boss a demanding job a desperate situation a drain on the resources a drink of water a drive for funds a drop in a bucket a dry speech a fainting fit a fat chance a feast for the gods a feather in one´s cap a feather in one´s cap a feeling of insecurity a few a fifth a figment of the imagination a fine distinction

TÜRKÇE s. (ünsüzlerden önce) 1. bir, herhangi bir: We went on a sunny day. liğbir gittik. They´ve bought a house. Ev aldılar. In this Güne eri günde beş para etmez adam. argo ş ci k. dili sa ğlam ayakkabı değil, sütü bozuk; it kopuk. k ırık not, kötü not. deniz tutan kimse. kötülük. zayıf bir ihtimal. biraz. acı bir reçete/ilaç, beraberinde zorluklar getiren bir çözüm yolu. morarm ış göz. bir şişe süt. k. dili güvenilmez kimse/ şey. k. dili içinden ç ıkılması zor bir durum; çözümlenmesi güç bir problem. z. herhangi bir çalg ının eşliği olmadan, çalgısız, enstrümansız (şarkı söylemek). s. 1. çalg ı eşliği olmadan şarkı söyleyen (koro). 2. çalgısız, enstrümansız (müzik). k. dili kurtar ıcı. söz konusu edilen şeyin bir örneği. k. dili hık demiş babasının burnundan düşmüş. Türk vatanda şı. sözlerde çelişme. 1. iki. 2. birkaç. birkaç dakika. keskin nişancı. göz gezdirme. k. dili -den bir gömlek üstün. azıcık: Put a dab of the ointment on the wound. Yaraya merhemden biraz sür. 1. karanlık gün. 2. kötü gün. bir işe yaramayan nesne/kimse. çok iş bekleyen patron. çok emek isteyen iş, zahmetli iş. vahim bir durum. bütçeye yük olan şey. bir bardak su. para toplamak için aç ılan kampanya. k. dili devede kulak. yavan söz, tats ız konuşma. have s.t. dry-cleaned bir şeyi kuru temizleyiciye vermek, bir şeyi 2. (güçlü bir temizletmek. duygunun patlak verdiği) an: He threw it baygınlık nöbeti. away in a fit of anger. Bir hiddet an ında onu çöpe attı. argo çok zayıf bir ihtimal.

şahane bir ziyafet. k. dili koltuklar ı kabartan başarı. övünülecek ba şarı.
güvensizlik duygusu. birkaç. A.B.D. (içki ölçüsü) galonun be şte biri, 84 santilitre. hayal ürünü, hayal mahsulü. ince fark.

a fit of nerves a flight of stairs a fool´s errand a friend of mine a friend of ours a fright a full week a gleam of hope a glimmer of hope a good a good command of a good deal a good deal/a great deal a good distance off a good loser a good many a good provider a good turn a good turn a good way a great many a hard act to follow a hard nut to crack a hard/tough nut to crack a heavy sea a hell of a lot a horse of another color a host of a howling success a kilo of bananas a kind of millionaire a knockout à la carte a labor of love a labor of love a large proportion of the profits a lasting impression a leading question a length of piping a little a little bit a little terror a live issue a long face a long haul a long shot a long shot

sinir krizi. bir kat merdiven. saçma bir iş. bir dostum. dostlarımızdan biri, bir dostumuz. k. dili korkunç derecede çirkin, tuhaf veya insan ı şoke eden kimse: She looked fright in 2. that wig. O dolu perukla görünümü korkunçtu. 1. tam a bir hafta. olaylarla bir hafta. bir ümit ışığı. bir ümit ışığı. 1. epey, epeyi, bir hayli; birçok: He was there a good while. Orada epey ı. A good (bir many of the camellias were in bloom. Birçok kamelya çiçek kald (a language) dili) rahat konu şabilme. 1. çok: That cost him a good deal. Ona pahal ıya mal oldu. Its climate is a good deal Cairo´s. Havas ı Kahire´ninkine çok benziyor. 2. k. dili birçok, bir like hayli. epey uzakta. oyunu kaybedince k ızmayan kimse. birçok, hayli. ailesine iyi bakan kimse. bir iyilik: He did me a good turn. Bana bir iyilik etti. iyilik. k. dili 1. hayli mesafe. 2. iyi bir çare/yol. pek çok. aşılması/ulaşılması zor bir başarı. k. dili 1. ba şarılması zor iş. 2. çetin ceviz. k. dili çetin ceviz. dalgalı deniz. argo çok fazla. tamam ıyla farklı bir konu. bir sürü. büyük bir ba şarı. bir kilo muz. milyoner gibi bir şey. k. dili çok güzel/fevkalade biri/bir şey. alakart. hatır/zevk için yapılan iş, gönüllü yapılan iş. k. dili hatır için yapılan iş. kârın büyük bir bölümü. derin bir iz; büyük bir etki. verilecek cevab ı belirleyen soru. (belirli uzunlukta) bir boru parças ı. biraz: Give me a little time. Bana biraz zaman verin. azıcık, bir parça. k. dili çok yaramaz/ha şarı çocuk, canavar. günün önemli sorunu. ek şi yüz. 1. uzun ta şıma mesafesi. 2. uzun süren zor bir iş. ufak bir ihtimal. başarı ihtimali az olup gerçekleşince kazancı çok olan bir iş.

a long way off a lot a lot of a man in my position a man of few words a marked difference a marked man a matter of indifference a matter of life and death a matter of life and death a matter of two dollars a mess of a minus quantity a modicum of a month hence a month of Sundays a new lease on life a number of a pack of cards a pack of lies a pair of denims a pair of dungarees a pair of scales a pair of scissors A penny for your thoughts. a piece of cake a pillar of society a play on words a plum job/post a poor shot a pretty penny a priori a private person a proud day for us a quick one a raft of a ray of hope a ready pen a remote chance/possibility a request for help a ripple of conversation A rolling stone gathers no moss. a round peg in a square hole a run of luck a running battle a safe bet a scrap of evidence

çok uzakta. çok: They like her a lot. Ondan çok ho şlanıyorlar. She´s a lot better. O çok dahaçok iyi. ( şey): She bought a lot of books. Çok kitap aldı. çok/pek benim durumumda olan bir adam. az konuşan adam. belirgin bir fark. mimli adam, mimlenmiş adam. ilgilenmeye de ğmeyen sorun. ölüm kalım meselesi. ölüm kalım meselesi. iki dolar meselesi. bir yemeklik (ye şillik). sıfırdan aşağı miktar. 1. zerre kadar, bir nebze: There´s not a modicum of truth in it. Onda zerre kadar hakikat 2. az bir miktar; pek az: He drank only a modicum of bundan bir ayyok. sonra. çok uzun bir zaman. (hastalıktan/üzüntüden sonra) yeniden hayata başlama. birtak ım, birkaç. iskambil destesi. bir sürü yalan. kot pantolon, cin; blucin. blucin, kot. terazi. makas. k. dili Ne dü şünüyorsunuz? k. dili çok kolay bir iş. topluma dayanak olan kimse, nüfuzlu kimse; bir yerin e şrafından olan biri. kelime oyunu. çok iyi bir iş, herkesin istediği bir iş. nişancı olmayan kimse, hedefi iyi vuramayan kimse. k. dili epeyce para, külliyetli miktarda para. s. önsel, apriori. kendinden bahsetmekten kaç ınan kimse. bizim için övünç dolu bir gün. k. dili çabuk içilen/içilmi ş bir içki. bir yığın, bir sürü, pek çok. umut ışığı. iyi yazı yazma yeteneği. uzak bir ihtimal, ufak bir olas ılık. yardım dileme. dalga gibi yükselip alçalan konu şma sesi. Yuvarlanan ta ş yosun tutmaz./İşleyen demir pas tutmaz. bulunduğu yere hiç uygun olmayan kimse. clothes-peg i., İng. çamaşır ı. mandal şans zinciri. uzun süren bir ihtilaf. elde bir. çok ufak bir delil.

a sea of faces a sense of responsibility a shade a shot in the arm a shot in the dark a sight a spate of a square deal a stomach upset a stormy passage a tissue of lies a trifle a twist of the wrist a vintage year a wad of gum a wee bit a week off a whale of a a white lie a whole lot of a wodge of a world power A, a A1 AA AB aback abacus abaft abaft abalone abandon abandon abandon hope abandon o.s. to abandon ship abandoned abandonment abase abase o.s. abasement abash abashed abashedly abate abatement abattoir

insan kalabalığı. sorumluluk duygusu. biraz, azıcık: Lower your voice a shade. Sesini biraz alçalt. birine birdenbire moral veren bir şey. körü körüne bir deneme. k. dili çok daha: It´s a sight dirtier than I thought it´d be. Tahmin ğimden çok daha kirli. etti pek çok, bir sürü. k. dili adil bir anla şma. mide bozuklu ğu. fırtınalı deniz yolculuğu. bir sürü yalan. biraz, azıcık. hüner, ustalık. 1. kaliteli şarabın elde edildiği yıl. 2. başarılı bir yıl. pabuç kadar çiklet. k. dili 1. azıcık, birazcık. 2. oldukça. 1. bir haftalık izin. 2. bir hafta sonra. k. dili 1. çok büyük: a whale of a difference çok büyük bir fark. 2. müthi ş, şet,ız çok güzel: a whale of a novel müthiş bir roman. deh yalan. zarars k. dili pek çok: A whole lot of people don´t approve of this. Pek çok ki şi şn, görmüyor. bunu ho ığı bir sürü: He laid a wodge of papers on the table. Masaya bir 1. bir y sürü evrak koydu. 2. koca/iri bir güç. bir parça: a wodge of chocolate koca bir pol. dünya çap ında i. 1. A, İngiliz alfabesinin birinci harfi. 2. müz. la notası. 3. en yüksek not veya kaliteyi harf. f, klas; çok kaliteli. s., k. en dili iyi birinci s ınısimgeleyen k ıs. Alcoholics Anonymous. i. Adsız Alkolikler (alkolizmle savaşan bir grubun ad ı). ıs. Artium Baccalaureus. i. lisans. k z. i. sayıboncuğu, abaküs, çörkü. z., den. k ıçta, kıç tarafında. edat, den. gerisinde, arkas ında: abaft the beam kemerenin gerisinde. i., zool. abalon (bir deniz kabuklusu), Haliotis. f. 1. terketmek, b ırakmak: Don´t abandon me here! Beni burada bırakma! Şamanizmi bş ıku. rakıp He and kap became Muslim. şeye) kaptırma, ılma, a kendini bırakma. 2. co i. 1.abandoned kendini (bir shamanism ümidi kesmek. kendini (bir şeye) kaptırmak/vermek: She abandoned herself to the music. Kendini müziğe kaptırdı. You´ve abandoned yourself to drink. gemiyi terketmek. s. 1. terkedilmiş, bırakılmış, metruk. 2. coşkulu, coşkun. 3. ahlaksız; utanmaz. i. 1. terk, b ırakma. 2. bak. abandon 2. f. -in kibrini k ırmak; alçaltmak. kendini alçaltmak. i. (-in) kibrini k ırma; alçaltma. f. utandırmak, -in gururunu incitmek. s. utandırılmış, gururu incitilmiş. z. utanarak, gururu incitilmi ş bir halde. f. 1. azalmak; hafiflemek: The wind had abated. Rüzgâr hafiflemi şti. 2. şi düşürür. azaltmak; hafifletmek: This will abate the fever. Bu ate i. 1. azalma; indirilme; hafifleme. 2. azaltma; indirme; hafifletme. i., İng. mezbaha, kesimevi.

abbess abbey abbot abbr abbreviate abbreviation ABC´s ABCs abdicate abdication abdomen abdominal abdominal cavity abdominal region abduct abduction abed abelia aberrant aberration abet abetment abetter abettor abeyance abhor abhorrence abhorrent abide abiding ability abject abjure Abkhas Abkhas Abkhasia Abkhasian Abkhasian Abkhaz Abkhaz Abkhazia Abkhazian Abkhazian abl ablative ablative ablaze

i. (kadınlar manastırında) baş rahibe. i. manastır. i. (erkekler manast ırında) başkan, başkeşiş. k ıs. 1. abbreviation kıs. (kısaltma). 2. abbreviated kıs. (kısaltılmış). f. k ısaltmak. i. 1. k ısaltma, bir sözcüğün veya söz grubunun kısaltılmış şekli. 2. ısaltma, ısaltma işi. alfabe. 2. abece, alfabe, bir işin en önemli bilgileri: k dili 1. abece, i., çoğ., k. k He still learned the ABC´s of the job. İşin abecesini hâlâ sökemedi. ğ., hasn´t k. dili, bak. ABC´s. i., ço f. 1. (kral/kraliçe) tahttan çekilmek, tac ını ve tahtını terketmek; yüksek bir ını ve tahtını) mevkiden çekilmek. (kral/kraliçe) çekilmek, (tac ını ve tahtını(tahttan) terketme; yüksek bir mevkiden i. 1. tahttan çekilme, 2. tac çekilme. 2.kar (tahttan) çekilme; (yüksek bir mevkiden) çekilme. 3. ın. 2. (böcek gövdesinde) kar ın. i., anat. 1. s., anat. 1. karna ait. 2. (böcek gövdesindeki) karna ait. karın boşluğu. karın bölgesi. f. (birini) kaç ırmak. i. (birini) kaç ırma. z., eski yatakta. i., bot. abelya, Abelia. s. 1. anormal. 2. istisnai. i. 1. (doğru/doğal/normal olandan) sapma. 2. ruhb., gökb. sapınç, b. yardakç sapkı. ılık etmek; kışkırtmak, tahrik etmek. 2. yardımda aberasyon. 3. tı f. (--ted, --ting) 1. bulunmak. i. 1. yardakç ılık etme; kışkırtma, tahrik etme. 2. yardımda bulunma. i., bak. abettor. i. 1. yardakç ı; kışkırtıcı. 2. yardımda bulunan biri. i., huk. 1. uygulanmama: That rule has since fallen into abeyance. Sonra ın--ring) uygulanmas ından vazgeçildi. 2. sahipsiz kalma/olma, o kural iğrenip uzak durmak. f. (--red, iğrenmek; i. iğrenme; iğrenip uzak durma. s. iğrenç. f. 1. by -e göre hareket etmek/davranmak; (vaade/karara) sad ık kalmak. 2. by ı -e -e riayet etmek. 3. çekmek, tahammül etmek; -e cı,uymak, daimi; baki. s. kal i. yetenek, kabiliyet; dirayet. s. 1. rezil, berbat (bir durum); son derece kötü: She had never seen such He was an abject liar. Son abject poverty. öyle bir sefalet görmemi şti. f. yemin ederekHiç vazgeçmek/reddetmek/inkâr etmek. i. (çoğ. Ab.khas) bak. Abkhaz 1. s., bak. Abkhaz 2. i., bak. Abkhazia. i., bak. Abkhazian 1. s., bak. Abkhazian 2. i. 1. (çoğ. Abkhaz) Abhaz. 2. Abhazca. s. 1. Abhaz. 2. Abhazca. i. Abhazya. i. 1. Abhaz. 2. Abhazca. s. 1. Abhaz. 2. Abhazca. k ıs. ablative. s., dilb. -den haline ait; -den halindeki. i., dilb. -den halindeki sözcük/sözcük grubu. s. 1. yanmakta olan, alevler içinde; tutu şmuş. 2. ışıl ışıl ışıldayan; pırıl pırıl parlayan.

able able-bodied ablute ablution ably ABM abnegate abnegation abnormal abnormality abnormally abnormity abo aboard aboard abode abode abolish abolition A-bomb abominable abominate abomination aboriginal aboriginal aborigine aborigines abort abortion abortionist abortive aboulia abound about about about About face! About ship! about-face about-face about-ship about-turn about-turn above above above above

s. yetenekli, kabiliyetli. s. sağlıklı, sıhhatli. f., şaka y. 1. yıkanmak. 2. yıkamak. i. aptes, gusül, yıkanma. z. ustaca, ustalıkla. k ıs. antiballistic missile. f. 1. feragat etmek; vazgeçmek; feda etmek; (sorumluluktan) kaçmak. 2. inkâr etmek, reddetmek. i. 1. feragat etme; vazgeçme; feda etme; (sorumluluktan) kaçma. 2. inkâr etme, reddetme. s. anormal. i. anormallik. z. anormal bir şekilde. i., bak. abnormality. i., aşağ. yerli, ataları çok eski çağlardan bu yana Avustralya´da yaşamış olan şıt için) içinde, -de; (taşıt için) içine, -e: All aboard! Haydi binin! z. (tabiri. edat (taşıt için) içinde, -de: He was aboard the train. Trendeydi. i. 1. ikametgâh, ev. 2. (bir yerde) ikamet etme, oturma. f., bak. abide (4), (5), (6). f. kaldırmak, lağvetmek, ilga etmek; feshetmek. i. kaldırma, lağıv, ilga; fesih. i. atom bombas ı. s. 1. iğrenç, menfur. 2. çok kötü, berbat, pis. f. 1. iğrenmek, nefret etmek. 2. hiç sevmemek, nefret etmek. i. 1. iğrenç/menfur bir şey. 2. iğrenme, nefret etme. i. asıl yerli, ataları çok eski çağlardan bu yana belirli bir yerde yaşamış olan s. 1. biri. çok eski ça ğlarda var olan; çok eski çağlardan kalan. 2. ataları çok lardan bu1. yana belirli bir yerde yaşamış olan. eski çağ i., bak. aboriginal i., çoğ. asıl yerliler, ataları çok eski çağlardan bu yana belirli bir yerde şam ış olanlar. ya f. 1. (dölütü) dü şürtmek/almak; -in dölütünü düşürtmek; (dölütü) şürmek. 2. (henüz başlanm ışken) -e son vermek. 3. düşük yapmak. 4. dü şürtme/alma, kürtaj. 2. (dölütü) düşürtme/alma. 3. i. 1. dölüt dü

şarısızl ba ı.ık. 4. ask., bilg. (uçuşu/işlemi) yarıda kesme. 5. ask., bilg. i. kürtajc s. başarısız.
i., İng., ruhb., bak. abulia. f. (in/with) (bir yerde) bol/çok olmak. edat 1. hakk ında, ile ilgili, üzerine, üstüne: I know nothing at all about you. ında ı hiçbir şey bilmiyorum. I have doubts about them. Senin hakk ağı yukar , yakla şık, az çok; hemen hemen, neredeyse: at Onlar about z. 1. aş ı sular ı nda. Come about midnight. Gece saat on iki six o´clock saat alt s. ask. Geriye dön! den. Alesta tiramola! i. 1. ask. geriye dönü ş. 2. eskiden savunduğunun tersini savunmaya lama. baş f., ask. geriye dönmek. f. (--ped, --ping) den. tiramola etmek. i., İng., bak. about-face 1. f., İng., bak. about-face 2. edat 1. üstünde; üstüne: She was then living in a room above the store. O ın üstündeki odada oturuyordu.That was above and zamanlar ıda; yukar ıdaki: Shebir lives above. Yukarıda oturuyor. He was z. 1. yukardükkân ı daki dalda oturuyordu. 2. yukar ı ya: sitting on the branch above. Yukar yazılanlar; (bir yazıda) eserin bundan A i. 1. the (bir sayfada) yukar ıda

ıki, lanlar: As soon as you´ve readıthe above, give daha me a önceki call. öncesinde yazı yukar ıdaki, (sayfan ın) yukar sında bulunan; s. 1. the yukar (bölüm/paragraf/sat ır/sayfa): The above picture depicts the city in 1782.

above all above all above average above average above par above sea level aboveboard aboveboard aboveground above-mentioned abovementioned abovestairs abrade abrasion abrasive abrasive abreast abridge abridgement abridgment abroad abroad abrogate abrogation abrupt abruptly abruptness abscess abscess abscessed abscissa abscond absence absence of mind absence without leave absent absent absent o.s. absent without leave absentee absentee absentee ballot absentee landlord absentee voter absenteeism absently absentminded

her şeyden önce, her şeyden çok. bilhassa, özellikle. ortalaman ın üstünde. vasatın üstünde. tic. yazılı değerin üstünde. deniz seviyesi üstünde. s. 1. dürüst: Be aboveboard with me! Benimle aç ık konuş! 2. yasal, olmayan: It´s completely aboveboard. Tamamen yasal bir kanuna ayk şıekilde. z. dürüst birır s. yerüstü, zemin üstündeki. s. the yukar ıda söz edilen/adı geçen; daha önce söz edilen/adı geçen: It İçinde, yukar ıda contains an illustration of the picture. ıda söz edilen/ad ı above-mentioned geçen şey/kişi; yukar ıda ad ı geçenler; daha i. the yukar

ı geçen şey/kişi; daha önce adı geçenler. önce edilen/ad bak. upstairs. z., s., söz i., İng., f. aşındırmak.
i. 1. s ıyrık. 2. aşındırma; aşınma; abrasyon. s. 1. sinirlendirici, rahats ız edici. 2. aşındırıcı, abrasif. i. aşındırıcı, abrasif. z. yan yana, ayn ı hizada; başabaş. f. 1. (yazılı bir eseri) kısaltmak. 2. azaltmak. i., İng., bak. abridgment. i. 1. yazılı bir eserin kısaltılmış şekli: I don´t read abridgments of novels. ın nda, kısalt ılm ışıda; şeklini okumam. 2. (yaz ı bir eseri) kısaltma.Hiç 3. Romanlar d ışar yurtd ışına: Have youılever been abroad? z. 1. yurtd ışı ışı na ç ı kt ı n m ı ? 2. ev d ışı nda; ortada: That animal ventures abroad yurtd i. yurtdışındaki yerler, yurtdışı: Is there any news from abroad?

ışı ndan bir haber varkald m ı?ırmak. Yurtd f. iptal etmek, feshetmek; i. iptal, fesih; kald ırma.
s. 1. ani, birdenbire oluveren, apans ız, ansız: They made an abrupt ve ters: He me 3. andik/sarp abrupt reply. departure. Gitmeleri ani birden. oldu. 2.2. k ısa ve ters birgave şekilde. bir z. 1. aniden, birdenbire, k ısa ş ekilde. i. 1. anilik. 2. k ısa ve ters oluş. 3. diklik, sarplık. i. apse. f. apse olmak. s. apseli, apse olmu ş. çoğ. --s (äbsîs´ız)/--e (äbsîs´i) i., mat. apsis. f. (bir suçtan dolayı) kaçmak, sıvışmak. i. 1. yokluk, bulunmama: We felt her absence. Yoklu ğunu hissettik. He returned dalgınlık.after an absence of six months. Alt ı aylık bir aradan sonra ask. (tekrar dönmek üzere görev yerinden) izinsiz olarak ayr ılma. s. 1. (bir yerde bulunmas ı gerekirken orada) bulunmayan (kişi); (orada artık) bulunmayan (kişi): How many people are absent today? Bugün kaç f. 1. ç ıkmak, gitmek: I shall absent myself. Çıkacağım. He absented himself for adönmek few days. Birkaç gün yoktu. 2. izinsiz from -den uzak durmak, -e ılmış olan. ask. (tekrar üzere görev yerinden) olarak ayr i. (bir yerde bulunmas ı gerekirken orada) bulunmayan kişi/şey, hazır olmayan kişi.bulunmas ı gerekirken orada) bulunmayan (kişi). s. (bir yerde posta yoluyla verilen oy. kiraya verdiği gayrimenkulden uzakta yaşayıp onunla pek ilgilenmeyen mülk postasahibi. yoluyla oy veren seçmen. i. 1. (işe, okula v.b.´ne) devamsızlık. 2. kiraya verdiği gayrimenkulden şayıı p onunla pek ilgilenmeme. uzakta yadalg n. z. dalgın s. dalgın.

absinth absinthe absolute absolute majority absolute majority absolutely absolution absolutism absolutist absolutist absolve absorb absorbable absorbed absorbency absorbent absorbent absorber absorbing absorption absorptive abstain abstainer abstemious abstemiously abstemiousness abstention abstinence abstinent abstract abstract abstract abstract art abstract expressionism abstract number abstracted abstraction abstruse absurd absurd absurdity absurdly Abu Dhabi abulia abundance abundant abundantly

i., İng., bak. absinthe. i. apsent. s. 1. tam, eksiksiz: His trust in them was absolute. Onlara olan güveni ı. ğ 2. pol. mutlak, saltık, sınırsız: absolute monarchy mutlak monarşi. tamd unluk. salt ço salt çoğunluk. z. 1. (äb´s ılutli) (nitelediği sözcükten önce gelince) çok, bayağı: You´re ısın! We´re absolutely famished! Çok ıktık! 2. absolutely right! Çok hakl ından affedilme; (günah için) af. 2. ac aklama, i. 1. Hrist. (günah) Allah taraf beraat ettirme. fromıyet. (bir sorumlulu ğu/yükümlülüğü) yerine getirmekten ılık, 3. mutlak i., pol. saltç s., pol. saltç ı. i., pol. saltç ı. f. 1. Hrist. Allah ad ına (günahı) affetmek. 2. affetmek. 3. aklamak, beraat ğu/yükümlülü ü) yerine getirmekten ettirmek. 4. from (birini) (bir sorumlulu ı/gaz ı/ışığı /sesi) so ğurmak, içine çekmek, ğ emmek, absorbe f. 1. (s ıvıy 3. (dikkati/enerjiyi/zaman ı/paray ı) almak; (enerjiyi) etmek. 2. ö ğrenmek. emilebilecek; soğurulabilen, emilebilen. s. soğurulabilecek, s. tüm dikkatini bir şeye vermiş. i. soğurganlık, emicilik. s. soğurgan, emici, absorban: absorbent cotton hidrofil pamuk. i. soğurgan, emici, absorban. i. soğurucu, emici, absorplayıcı. s. insanın tüm dikkatini toplayan; sürükleyici. i. 1. soğurma; soğrulma; absorpsiyon. 2. öğrenme. 3. ı/parayı) alma; (enerjiyi) emme. 4. içine alma, (dikkati/enerjiyi/zaman s. soğurucu, emici. f. 1. from (bir şeyi) yapmamak: He´s decided to abstain from alcohol. İçki içmemeye karar verdi. oy vermemek, çekimser kalmak. 3. içki i. 1. içki içmeyen biri. 2.2. oy vermeyen biri, çekimser kalan biri. s. (özellikle yeme içme konusunda) kendini tutan; a şırıya kaçmayan; şı rılıklar bulunmayan. a z. (özellikle yeme içme konusunda) kendini tutarak; a şırıya kaçmadan. i. (özellikle yeme içme konusunda) kendini tutma; a şırıya kaçmama, riyazet. i. 1. çekimser oy; oy vermeme, çekimser kalma. 2. from (bir şeyi) kasten yapmama. i. 1. (from) (bir şeyi) yapmama, riyazet; (yeme içme konusunda) kendini tutma. 2. içki içmeme. 3. cinsel riyazet. riyazetçi. s. nefsini k ıran, s. soyut, abstre. i. 1. özet. 2. soyut sanat eseri. f. 1. (äb´sträkt) özetlemek, özet haline getirmek. 2. (äbsträkt´) kafas ını şgul etmek. 3. (äbsträkt´) çalmak, aşırmak. 4. (äbsträkt´) soyutlamak. me soyut sanat. soyut ekspresyonizm. mat. soyut sayı. s. dalgın. i. 1. soyut kavram, soyutlama. 2. soyutlama, soyutlama eylemi. 3. ınlık, düşünceye dalm ış olma. 4. güz. san. soyutluk. 5. soyut sanat dalg ı zor, anla şılmas ı güç. s. kavranmas s. saçma, abes, absürd. i. i. 1. saçma olma, saçmal ık, abeslik. 2. saçmalık, saçma söz/davranış. z. 1. saçma bir şekilde. 2. k. dili çok, feci derecede: She´s absurdly rich. Feci Dabi. derecede zengin. Abu i., ruhb. abuli. i. 1. bolluk, çok olma. 2. bereket, bolluk. 3. refah, varl ık ve rahatlık. s. 1. bol, çok. 2. bereketli; feyizli. z. bol/çok miktarda: The fruit trees were now bearing abundantly. Meyve ağaçları artık çok verimli olmuştu.

abuse abuse abuse o.s. abusive abut abutment abysmal abyss AC acacia academic academic academician academy acanthus accede accede to the throne accelerate acceleration accelerator accent accent accentuate accept

i. 1. yetkiyi/görevi kötüye kullanma, suiistimal; do ğru olmayan bir şekilde kullanmama; istismar. 2. kötüleme. 3. kötü kullanma; gere ği gibi ğru olmayan bir f. 1. (yetkiyi/görevi) kötüye kullanmak, suiistimal etmek; do ş ekilde kullanmak; gere ğ i gibi kullanmamak; istismar etmek. 2. mastürbasyon yapmak. s. 1. kötüleyici; kötü sözlerle dolu; kötü sözler söyleyen. 2. kötü ). (davran f. (--ted,ış --ting) 1. (on/upon) (-e) biti şmek, bitişik olmak. 2. against -e dayanmak. i. 1. (köprünün k ıyıya dayandığı yerdeki) ayak. 2. bitişme yeri. 3. bitişme. 4. s., dayanma. k. dili çok kötü, feci. i. dipsiz gibi görünen yer; uçurum. k ıs. alternating current. i. dalgalı akım. i., bot. 1. mimoza, akasya, Acacia. 2. akasya, yalanc ı akasya, Robinia pseudoacacia. s. 1. akademik. 2. teorik, kuramsal. 3. pratik de ğeri/önemi olmayan. 4. resmi, kitabi. i. üniversite ö ğretim görevlisi. i. 1. üniversite ö ğretim görevlisi. 2. akademi üyesi, akademisyen. i. akademi; yüksekokul. i., bot. ayı pençesi, akantus, akant, Acanthus. f. to 1. -e razı olmak. 2. (hükümdar) (tahta) çıkmak. tahta ç ıkmak. f. hızlandırmak; hızlanmak, ivmek. i. hızlandırma; hızlanma, ivme. i. gaz pedalı. i. 1. dilb. vurgu, aksan. 2. dilb. vurgu i şareti. 3. şive. f. vurgulamak. f. vurgulamak.

f. 1. kabul etmek; razı olmak; kabullenmek. 2. (bir şeyi) teslim almak. accept/assume responsibility for -in sorumlulu ğunu üzerine almak. s. kabul edilir, makbul. acceptable i. 1. kabul. 2. (bir şeyi) teslim alma. acceptance i. 1. giriş, geçit. 2. to (biriyle) görüşme imkânı; (bir şeyden) faydalanma access ı/imkân ı: He 2. has access him. İstedi ğinde görüşebilir. hakk şılabilirlik. kolayl ıkla to ula şılabilir olma. 3. onunla görüşülebilir olma. 3. 4. i. 1. ula accessibility accessible accessible to the public accession accessory accessory after the fact accident accident victims accidental accidentally accident-prone acclaim acclaim acclamation acclimate acclimation acclimatise acclimatization acclimatize

ıkla görüşülebilir olma. 5. to -den etkilenebilir olma. 4. kolaylıkla kolayl şılabilir. 2. kolayl ıkla ula şılabilen. 3. görüşülebilen. s. 1. ula şülebilen. görü halka aç ık. 5. to -den etkilenebilir.

i. 1. (tahta) ç ıkma. 2. (bir müze veya kütüphanenin koleksiyonuna) yeni ınan eşya, kitap v.b. These are accessories for the new machine. al i. 1. aksesuar, eklenti: ı. 2. (kad ın giysisini bütünleyen) Bunlar yeni makinenin aksesuarlar sonra suç orta ğı olan kimse. huk. suç işlendikten i. 1. kaza (kötü olay). 2. rastlant ı. 3. fels. ilinek, araz. kazaya u ğrayanlar. s. 1. kaza eseri olan, yanl ışlıkla olan. 2. tesadüfen meydana gelen. 3. fels. ilineksel. z. 1. kazara, yanlışlıkla. 2. tesadüfen. s. hep kazaya u ğrayan; sakar. f. 1. bağırarak/alkışlayarak/tezahüratla (birini) (bir şey) ilan etmek: They acclaimed emperor. Büyük bir tezahüratla onu imparator ilan ettiler. . 2. tezahürat. i. 1. övme, him alk ış i. 1. bağırarak/alkışlayarak/tezahüratla ilan etme. 2. tezahürat. 3. övme, ışal . ıştırmak, intibak ettirmek: I´m acclimating myself to the customs alk f. 1. ış tırıyorum. (to) (-e) alışmak, intibak here. buradaki âdetlere al ıştırma, intibak ettirme. 2. al ış ma, intibak2. etme. i. 1. alKendimi f., İng., bak. acclimatize. i. 1. alıştırma, intibak ettirme. 2. alışma, intibak etme. f. 1. alıştırmak, intibak ettirmek. 2. alışmak, intibak etmek.

accolade accommodate accommodate o.s. to accommodate one´s pace/step to accommodate their differences accommodating accommodation accommodation ladder accompaniment accompanist accompany accomplice accomplish accomplished accomplishment accord accord accordance accordant according as according to according to all accounts according to Hoyle according to one´s own lights according to plan accordingly accordion accordion accost account account book accountable accountant accounting accounts payable accounts receivable accrue accumulate accumulation accuracy accurate accusation accusative accusative accuse accused accustom

i. 1. ödül. 2. övgü: It received accolades from all the newspapers. Tüm . gazetelerden övgüler ald ıThe ındırmak: cell had lastly accommodated a drunkard. f. 1. almak, bar şı bar ı nd rm ıştı. This room can accommodate four Hücre en son bir ayya lamak. -e ayak uydurmak, -e uyum saığ birine ayak uydurmak. aralarındaki anlaşmazlıkları uzlaşma yoluyla gidermek. s. uysal, yumu şak başlı. i. 1. kalacak yer: In that region accommodation for the traveler is hard to find. O bölgede konaklama yeri zor bulunur. 2. uzla şma: Have you den. borda iskelesi. i. 1. müz. e şlik. 2. to -e eşlik eden şey: It´s a nice accompaniment to the roast. Rostoyla beraber kişi, egüzel. şlikçi. i., müz. e şlik eden f. 1. eşlik etmek, refakat etmek, beraberinde gitmek. 2. müz. eşlik etmek, refakat etmek. ğı. 3. ile beraber (bir şey) yapmak: He accompanied the curse i. suç orta f. başarmak, becermek, üstesinden gelmek. s. 1. işini iyi bilen, usta. 2. sosyetenin görgü kurallarını ustalıkla uygulayabilen. i. 1. başarma, becerme, üstesinden gelme. 2. başarı, başarılan iş. 3. marifet. i. 1. (iki devlet aras ında olan) anlaşma. 2. uyum, ahenk. 3. uyuşma, mutabakat. f. 1. with -e uymak, ile ba ğdaşmak, -e uygun olmak/gelmek. 2. with -e ışmak, -e uygun gelmek/dü şmek. 3. vermek: He accorded them for that yak i. verme: The accordance of these privileges to them were delayed five years. Bu imtiyazlar ın onlara verilmesi beş senelik bir gecikmeye s. bağ. -e göre. z. 1. İki seçeneği olan bir durumu belirtir: You can stay or go, ıl istersen. It can according as you Kalabilirsin veya gidebilirsin, nas edat 1. -e göre, -elike. uygun olarak: Arrange yourselves according to your

ına girin! 2. -e göre, (birinin) dedito ğine/gösterdi ğine göre, height! Boy s ıras ıklar ına göre: He was drunk, according all accounts. Tüm tüm anlatt ıklar ına göre sarhoştu. anlatt usulüne göre, usulen.
kendi inançlar ına göre. planlandığı gibi, planlanana uygun bir şekilde. z. 1. ona göre, öyle, öylece: He told me to shoot him, and I acted accordingly. i. akordeon. Kendisini vurmam ı istedi; ben de öyle yaptım. 2. bu yüzden, s. akordeon gibi aç ılıp katlanan, akordeon: accordion door akordeon kapı. f. 1. yakla şıp/gidip (birine) bir şey söylemek. 2. para karşılığında seks teklif etmek. i. 1. hesap. 2. röportaj; (birinin) anlatt ığı. f. for -i anlatmak, -i açıklamak, -i izah etmek. hesap defteri. s. sorumlu. i. muhasebeci. i. muhasebe. tic. alacaklılar hesabı. tic. borçlular hesab ı. f. 1. birikmek. 2. to -e gelmek: What advantages will accrue to us from this? Bunun biriktirmek; bize ne gibi toplanmak, faydalar ı olacak? f. toplamak, birikmek, y ığılmak. i. 1. birikim, birikme. 2. birikinti. i. 1. doğruluk. 2. yanlış yapmamaya özen gösterme. s. 1. doğru, tam. 2. yanlış yapmamaya özen gösteren. i. suçlama. s., dilb. -i haline ait; -i halindeki. i., dilb. -i halindeki sözcük/sözcük grubu. f. suçlamak, itham etmek. s. sanık. f. alıştırmak.

ace ace an exam acetone acetylene ache achieve achievement acid acknowledge acknowledgment acne acorn acoustics acquaint acquaint o.s. with acquaintance acquiesce acquire acquisition acquisitive acquit acquit o.s. well acquittal acre acrid acrobat acrobatic acrobatics acronym across across the board across the way act act as act in unison act on a suggestion act on s.o.´s advice act up acting action activate activation active active service active verb activism activist

i. 1. isk. as, birli. 2. k. dili uzman, eksper. s., k. dili i şinin ehli, as. f. k. dili s ınavda (dokuz ila on arasında) yüksek bir not almak. i. aseton. i. asetilen. i. ağrı, sızı, acı. f. ağrımak, sızlamak, acımak. f. başarmak, yapmak; elde etmek, kazanmak. i. 1. başarı. 2. elde etme, kazanma. i. asit. s. 1. asit. 2. i ğneleyici: an acid remark iğneleyici bir söz. f. 1. (bir gerçe ği) kabul etmek. 2. (bir şeyin alındığını/farkedildiğini) bildirmek. i. 1. (bir gerçe ği) kabul etme. 2. (bir şeyin alındığını/farkedildiğini) bildirme. ndı. 3. tic. alı i. akne, ergenlik. i. meşe palamudu. i. akustik. f. 1. bilgi vermek, haberdar etmek. 2. tan ıtmak: This book is designed to acquaint readers with new developments in the field of genetic bilgi edinmek. hakk ındaits i. tanıdık, tanış. f. boyun e ğmek, katlanmak, kabullenmek. f. 1. elde etmek, edinmek, almak. 2. kazanmak: acquire a bad reputation kötü bir şöhret i. 1. elde etme,kazanmak. edinme, alma. 2. kazanma. 3. elde edilen şey, edinti. s. bir şeyler elde etmeye çok hevesli, mal canlısı, açgözlü. f. (--ted, --ting) aklamak, temize ç ıkarmak, beraat ettirmek. yüzünün ak ıyla çıkmak. i. aklanma, beraat. i. 0,404 hektarlık arazi ölçü birimi. s. acı, ekşi, keskin. i. akrobat, cambaz. s. akrobatik. i. akrobatlık, cambazlık. i. birkaç kelimenin ba ş harflerinin veya ilk hecelerinin birleşmesiyle meydana kelime: NATO, öbür tarafıUNESCO. na: He stretched a rope across the river. edat 1. birgelen taraf ından ı ndan öbür taraf ı na bir ip gerdi. 2. karşısında: Serra lives Nehrin bir taraf ı derecede etkileyen (ücret/vergi). herkesi ayn yolun öte taraf ında, karşı tarafta. i. 1. hareket, eylem. 2. kanun, yasa. 3. tiy. bölüm, perde. 4. rol yapma, oyun. f. ı1. rol yapmak,yapmak. oynamak. 2. harekete geçmek. 3. davranmak, nın vazifesini başkas birlikte hareket etmek. yapılan teklife göre davranmak. birinin sözüne uymak, birinin sözüne göre hareket etmek/davranmak. yaramazlık etmek, gösteriş yapmak. i. oyunculuk. s. vekâlet eden, vekil: acting president ba şkan vekili. i. 1. hareket, eylem. 2. etki. f. 1. harekete geçirmek, hareketlendirmek. 2. harekete geçmek, hareketlenmek. i. 1. harekete geçirme, hareketlendirme. 2. harekete geçme, hareketlenme. s. 1. faal, hareketli, aktif. 2. dilb. etken. askerlik hizmeti. dilb. etken fiil. i. eylemcilik. i. eylemci.

activity actor actress actual actuality actually acumen acupuncture acute acute angle acute angle AD ad adage Adam adamant adamantly adapt adapt o.s. to adaptable adaptation adapter adaptor add add fuel to the flames add spice to add up add up to addendum addict addict adding machine addition additional additive addled address address a remark to addressee adduce adept adequacy adequate adhere adherence adherent adhesion

i. faaliyet, etkinlik. i. aktör, oyuncu. i. aktris, kad ın oyuncu. s. gerçek, do ğru. i. gerçek, hakikat. z. aslında; gerçekten. i. çabuk kavrama yetene ği, keskin zek-â. i. akupunktur. s. 1. keskin. 2. t ıb. akut, hâd. 3. tiz. geom. dar aç ı. geom. dar aç ı. k ıs. Anno Domini M.S. (milattan sonra), İ.S. (İsa´dan sonra). i. ilan, reklam. i. atasözü. i. Âdem Baba, Âdem. Adam´s apple anat. âdemelmas ı. s. son derece kararlı, katı. z. inatla, katı bir şekilde. f. 1. uyarlamak, adapte etmek. 2. al ışmak, intibak etmek. -e kendini alıştırmak. s. yeni ko şullara adapte olabilen/uyarlanabilen. i. 1. uyarlama, adaptasyon. 2. al ışma, intibak. i. 1. elek., mak. adaptör. 2. uyarlay ıcı, adapte eden. i., bak. adapter. f. 1. eklemek, ilave etmek; katmak. 2. toplamak. k. dili yang ına körükle gitmek. k. dili -i canland ırmak, -i ilginçleştirmek. 1. toplamak. 2. k. dili makul olmak, akla yak ın olmak. 1. -e varmak, (bir yekûn) tutmak. 2. k. dili ... anlam ına gelmek: What it adds up to is that you´re not coming. Gelmeyeceksin anlam ına geliyor. ğ. ad.den.da (ıden´d ı) i. ilave, ek; ilave edilecek şey/söz. ço i. bağımlı, müptela; tiryaki: drug addict uyuşturucu bağımlısı. cigarette addict sigara tiryakisi. f. alıştırmak. hesap makinesi. i. 1. ekleme, ilave. 2. ek, ilave. 3. mat. toplama. s. biraz daha, ilave edilen, eklenilen. i. 1. katk ı. 2. katılan kimyasal madde, katkı maddesi. s. toplamsal, ilave olunacak. s. 1. sersem, şaşkaloz. 2. cılk (yumurta). i. 1. (veya ä´dres) adres. 2. söylev, nutuk. f. 1. hitap etmek. 2. adres yazmak. (birine) bir söz yöneltmek. i. alıcı, kendisine mektup/paket gönderilen kimse. f. (kanıt) ileri sürmek. s. (at/in) usta, çok becerikli; mahir. i. (ä´dept) usta, i şinin ehli. i. yeterlilik, kifayet. s. yeterli, kâfi. f. to 1. -e yap ışmak. 2. -e sadık kalmak, -e bağlı kalmak. i. 1. yapışma. 2. bağlılık. i. taraftar, yanda ş. i. 1. yapışma. 2. to -e bağlı kalma, -e sadık kalma, -e uyma.

adhesive adhesive tape adj. adjacent adjective adjoin adjoining adjourn adjust adjust o.s. to adjustment administer administer an oath administration administrative administrator admirable admiral admiration admire admirer admiring admissible admission Admission free. admit admit of admittance admonish admonition admonitory ado adolescence adolescent adopt adopted child adopted child adoption adorable adoration adore adorn adornment adrift adroit adsorb adsorbent

s., i. yap ışkan, yapıştırıcı. (yapıştırıcı) bant. k ıs. adjacent, adjective, adjustment. s. (to) (-e) bitişik, bitişikteki; komşu. i., dilb. s ıfat. f. bitişik olmak. s. bitişik, bitişikteki, yan, yandaki. f. 1. oturuma son vermek. 2. (toplant ı/oturum) sona ermek, bitmek. 3. (bir şka yere) geçmek. ba f. ayar etmek, ayarlamak. kendini -e alıştırmak. i. 1. ayarlama. 2. kendini al ıştırma. 3. tic. tazminat miktarının sigortalı ve ı aras ında etmek. kararlaştırılması. sigortac f. yönetmek, idare yemin ettirmek, ant içirmek. i. yönetim, idare. s. idari, yönetimle ilgili, yönetimsel. i. yönetici, idareci. s. takdire de ğer, beğenilecek, çok güzel. i. amiral. i. takdir, be ğenme. f. takdir etmek, be ğenmek; hayran olmak, hayran kalmak. i. takdir eden, be ğenen; hayran. s. takdir ettiğini belirten; hayran, hayranlık gösteren. s. kabul edilebilir. i. 1. içeri alma; kabul; giri ş. 2. giriş ücreti, giriş. 3. itiraf. Giriş serbest. f. (--ted, --ting) 1. içeri almak, almak; kabul etmek: They won´t admit you. Seni içeri sokmazlar. 2. itiraf etmek. imkân vermek. i. kabul; giriş. f. tembih etmek; kula ğını çekmek. i. tembih; kula ğını çekme. s. uyarı niteliğinde. i. insanı yoran hazırlıklar; koşuşmalar. i. ergenlik, ergenlik ça ğı. s., i. ergen, ergenlik ça ğında olan (genç). f. 1. evlat edinmek. 2. edinmek, benimsemek. evlatlık, manevi evlat. evlat edinilmiş çocuk, evlatlık. i. 1. evlat edinme. 2. edinme, benimseme. s. tapınılacak, çok güzel ve sevimli. i. tapınma, çılgınca sevme. f. 1. tapınmak, tapmak, çılgınca sevmek. 2. (Allaha) tapınmak, tapmak. f. süslemek, donatmak, donamak. i. 1. süsleme. 2. süs. s. s. usta, çok becerikli. f., kim. adsorbe etmek. i., s. adsorban.

adsorption adult adulterate adulterer adulteress adultery adv. advance advanced advanced in years advanced in years advancement advantage advantageous advent adventure adventurer adventuresome adventurous adverb adversary adverse adversity advertise advertise for s.o. advertisement advertising advertising agency advertize advertizement advertizing advice advisable advise adviser advisor advisory advisory committee advocate advocate adz adze Aegean aerial aerial view aerobics aerodrome

i., kim. adsorpsiyon. s., i. yetişkin; huk. ergin, reşit. f. içine yabanc ı madde katmak. i. zina yapan erkek. i. zina yapan kad ın. i. zina. k ıs. adverb. i. 1. ilerleme, ileri gitme. 2. yakla şım; teklif. 3. tic. avans. f. 1. ilerletmek; ilerlemek. artmak; art ırmak. 3. avans vermek. 4. ileriye almak. 5. , ileri. s. ilerlemiş2. yaşlı. a child who´s advanced for his age yaşına göre çok bilgili bir çocuk. yaşlı. i. ilerleme. i. 1. avantaj, üstünlük sa ğlayan şey. 2. yarar, fayda. s. avantajlı, yararlı, faydalı. i. geliş, varış. i. macera, serüven. i. 1. serüvenci, macerac ı. 2. dolandırıcı, dalavereci. s., bak. adventurous. s. 1. macerac ı, maceraperest. 2. maceralı. i., dilb. zarf, belirteç. i. 1. spor, isk. rakip. 2. dü şman. s. 1. kötü, elverişsiz. 2. menfaatine aykırı, aleyhte. i. 1. zorluk, güçlük, s ıkıntı. 2. sıkıntılı bir durum/zaman. f. 1. reklam ını yapmak. 2. ilan etmek. ilan arac ılığıyla eleman aramak. i. ilan, reklam. i. reklamc ılık. reklam ajans ı. f., bak. advertise. i., bak. advertisement. i., bak. advertising. i. nasihat, ö ğüt, tavsiye. s. ak ıllıca, makul, doğru. f. 1. tavsiye etmek, ö ğütlemek. 2. tic. bildirmek. ill-advised s. ak ılsız, tedbirsiz. i. danışman, müşavir; akıl hocası; rehber, kılavuz. i., bak. adviser. s. danışma kurulu. f. desteklemek, savunmak. i. 1. savunucu. 2. huk. avukat. i. keser. i., bak. adz. s. Ege. i. 1. anten. 2. havai. havadan görünü ş. i., s. aerobik. i., İng. havaalanı, havalimanı.

aerogramme aeroplane aerosol aesthete aesthetic aesthetics aestival afar afar off affable affair affect affect ignorance affectation affected affection affectionate affidavit affiliate affiliate affiliate o.s. with affiliated affiliation affinity affirm affirmation affirmative affix affix afflict afflicted affliction affluence affluent afford affront Afghan Afghanistan afield afire afloat afraid afresh Africa African after after a fashion

i. hava mektubu. i., İng., bak. airplane. i. sprey tüpü, aerosol. i. estet. s., i. estetik. i. estetik. s. yaza özgü. z. çok uzakta. s. rahat, dostça ve sokulgan. i. 1. sorun, mesele, iş. 2. k. dili şey (makine/eşya). 3. k. dili olay, skandal. f. 1. etkilemek, tesir etmek; dokunmak. 2. (hastal ık) zarar vermek: My ık koluma yayıldı. 3. gibi görünmek, yalancıktan arm is affected. Hastal cahillik taslamak, bilmezlikten gelmek. i. sahte tavır, yapmacık. s. 1. (hastalıktan) zarar görmüş. 2. sahte, yapmacık, yapmacıklı. i. muhabbet, şefkat, sevgi. s. sevgisini gösteren; şefkatli, sevecen, sevgi dolu. i., huk. yeminli ve yazılı ifade. f. bağlamak. i. (başka bir şirkete) bağlı olan şirket. ile bağ/ilişki kurmak. s. bağlı. i. bağlantı, ilişki. i. 1. benzerlik, benzer taraf. 2. sempati; sevgi. f. doğrulamak, tasdik etmek. i. doğrulama, tasdik. s. olumlu. i. olumlu cevap. f. 1. takmak; yap ıştırmak. 2. (imza) atmak; (mühür) basmak. i., dilb. önek veya sonek. f. 1. ac ı vermek, ıstırap vermek. 2. başına bela olmak. s. (zihinsel/bedensel bak ımdan) özürlü. i. dert; hastalık. i. zenginlik, refah. s. zengin, gönençli. f. 1. mali gücü yetmek, (bir şey için) parası olmak. 2. (bir şeyi) zarar görmeden yapabilmek: You can´tış afford to make him angry. Onu davran . f. hakaret etmek, küçük dü şürmek. i. hakaret, küçük dü şüren i. Afganlı, Afgan. s. 1. Afgan. 2. Afganlı. i. Afganistan. z. k ıra, kırda, evden uzak. s. tutuşmuş; alevler içinde. z. s. z. yeniden. i. Afrika. i. Afrikalı. s. 1. Afrika, Afrika´ya özgü. 2. Afrikalı. edat 1. -den sonra. 2. için, yüzünden; -den dolay ı. 3. ardından: After them came giraffes. Onlar ın ardından zürafalar geldi. s. sonraki. z. sonra. a şöyle the böyle.

after all after all after the dust has settled after the fashion of afterlife aftermath afternoon aftershave aftertaste afterthought afterward afterwards again against against nature against s.o.´s will agave age age limit age limit aged ageless agency agenda agent agent provocateur agglomerate agglomeration aggrandise aggrandisement aggrandize aggrandizement aggravate aggregate aggression aggressive aggressor aggrieved aghast agile agility agility of mind agitate agitated agitation agitator aglow

bununla birlikte, yine de, buna ra ğmen. nihayet. 1. toz da ğıldıktan sonra. 2. ortalık sakinleşip herkes kendine geldikten ık yat ıştıktan sonra. sonra, ında. ... gibi,ortal ... tarz i. ahret, öbür dünya. i. (kötü) sonuç. i. öğleden sonra. i. tıraş losyonu. i. ağızda kalan tat. i. sonradan akla gelen dü şünce. z., bak. afterwards. z. sonra, sonradan. z. tekrar, yine, bir daha. edat 1. kar şı: against the current akıntıya karşı. a vaccine against the flu şı bir gribe karayk ırı.aşı. 2. aleyhinde, karşı: a vote against the president doğaya birinin iste ğine karşı. i., bot. agave, agav, Agave. i. 1. yaş. 2. çağ, devir. yaş haddi. yaş haddi. s. 1. (eycd) ya şında: a girl aged four dört yaşında bir kız. 2. (ey´cîd) yaşlı, llanmış; eski. 2. eskimeyen. ihtiyar. (ey´cîd) yı şlanmayan, ihtiyarlamayan. s. 1. ya3. i. 1. acente; ajans: travel agency seyahat acentesi. news agency haber ı. 2. devlet dairesi. ajans i. gündem. i. 1. acente, temsilci. 2. ajan. çoğ. a.gents pro.vo.ca.teurs (^jan´ prôvôk^tör´) provokatör, k ışkırtıcı ajan. i. aglomera. i. aglomerasyon. f., İng., bak. aggrandize. i., İng., bak. aggrandizement. f. büyütmek. i. büyütme. f. 1. kötüle ştirmek, zorlaştırmak, ağırlaştırmak, şiddetlendirmek: Don´t scratch that 2. sore; you´ll aggravate it. O yaray ı kaşıma, azdırırsın. i. 1. toplam. agrega. i. saldırganlık. s. saldırgan. i. saldırgan, saldıran. s. incitilmiş; mağdur. s. dehşet içinde, donakalm ış. s. çevik. i. çeviklik. zekâ k ıvraklığı. f. 1. çalkalamak, çalkamak; kar ıştırmak. 2. heyecanlandırmak. 3. ruhb. ajite 4.ı.sallamak. 2. ruhb. ajite. s. 1. etmek. heyecanl i. 1. çalkalama, çalkama; ajitasyon. 2. heyecan. 3. ruhb. ajitasyon. 4. sallama. i. 1. k ışkırtıcı, tahrikçi, provokatör; eylemci, kampanyacı. 2. ajitatör, ıcı, karıştırıcı: washing machine agitator çamaşır makinesi çalkalay s. parlak.

(bir şeyi) (bir yere) fırlatmak. havalandırmak. uçaklar. rahatsızlık. 3.). hava kuvvetleri. ziraat.. 1. uçmakta olan. gaye. Vay! (Şaşkınlık belirtir. s. aydınlık. zirai. i. z.). 2. f. (bir şey) (başka bir şeye) uymak. i. hasta. klima. 2. na ğme. amaç.şho i. mutabık olmak. hava filtresi.b. f. f. tarım kredisi.ago agonise agonize agony agree agreeable agreement agricultural agricultural credit agriculture agriculturist aground AH ah ahead ahead of time AIDS aid Aids ail ailing ailment aim aim at aim to aimless air air base air brake air compressor air filter air force air force air pollution air pressure air raid air shaft airborne air-conditioned air-conditioner aircraft aircraft carrier airfield airlift airline airliner airmail z. yolcu uça ğı. f. hasta olmak. i. i.. amaçs ız. 2. yardım etmek. geçinmek. s. f. ıstırap. tavır. i. 1. i. hava. i. 1. niyetinde olmak. 3. (silah ı) (birine/bir yere) doğrultmak. rıza göstermek. s. rahats ız olmak. hava boşluğu. uçak postas ı. hava sald ırısı.. AIDS. (bir şey) anla ş. f. Ah!/Of! ı belirtir. erken. 2. havalı fren.).3. i. toz v. i. s. havayolu. 3. i. . hava kirliliği. . yard ım. tıb. 1. razı olmak. hava kuvvetleri. rahats ız. i. herkese söylemek. çiftçi. f. i. havadan nakledilen. evvel: a long time ago çok zaman önce. 2. i. maksat. 1. s. Anno Hegirae hicri. İng. razı. hava freni. i. iyi2. ünlem 1. bak. iyi. hemfikir olmak. tarım.. 4. ileride. ıstırap çekmek. 1. havadan gelen (mikrop. bak. f. hava kompresörü. tic. i. AIDS. sözleşme. uçak. hava üssü.. mak.. i. s. ileri.. önce. k ıs. 2. Ah! (Özlem/be ğenme/pişmanlık/öfke/sevgi belirtir. tıb. uçak gemisi. tarımsal. 1. hava yoluyla ta şımak/götürmek. anlaşma. yardımcı. hava köprüsü. (Ac z. 2. agonize. havaalan ı. klimalı. ni şan almak.). hava bas ıncı. hastalık.

2. çevik. 1. bir çeşit bira. ı. 1. Cezayirli. 5. 2. i. tahsilli de olsa. açık havada..k. 2. aralık. f. i. ş en. Cezayirli. hücre gibi ve kapısız ufak oda. alkollü içki. i. s. alkol. alarm. alkolizm. çal ım satan. 2. dehşete düşürmek. hayal mahsulü. i. i. alg. biri. e şit bir şekilde: Treat them alike. s. havaliman ı. ünlem Eyvah!/Yazık! i. i. s. yangın . 1. imbik. (duvarda bulunan) niş. Söyledikleri şiire benziyor. 1. She´s learning French. az açık (kapı). sıraya koymak. i. i. i. kendine birdili hava 6. ba şka ad. s. albatr. inmek. çoğ. 2. deh şet. ı. aynı hizaya getirmek. havadar. s. yabanc f. i. . in short. havaalanı. s. iddias ı. 3. aynı hizaya getirme. ecnebi. f. açık havada yapılan. uzaklaştırmak. benzer. 1. alkolik. sıralar arası yol. albeit an educated one. s. z. i. konmak. i. mat. Cezayir. ak şın. a boor.airmail letter airplane airplane crash airport airstrip airtight airways airy airy-fairy aisle ajar akin alabaster alacrity alarm alarm clock alarm clock alas Albania Albanian albeit albino album alcohol alcoholic alcoholism alcove ale alembic alert alfresco alga algebra Algeria Algerian alias alibi alien alienate alight align align o. uçak kazas ı.. 4. açık hava. korku. i. sindirim ayg ıtı. suçun işlendiği sırada başka yerde bulunduğu şeklindeki di1. besleyici. i. 1. birinin saff ına geçmek. hava geçirmez. i. s. canl hiç veren. i. Arnavutça. birbirine benzer: We´re alike in many ways. tehlikeden haberdar etmek. 1. cebir. Kısacası. alkol. k. hayali. i. takma isim..san ığın. Cezayir. 2. i. oyuk. ğünçapar.gae (äl´ci) i. s. hava gibi hafif. i. kaymakta şı. 1. albinos. mazeret. Cezayir´e özgü. korkutmak. z. tetikte olan. fantezi. Birçok bak ımdan birbirimize benziyoruz. soğutmak. with alignment alike alimentary alimentary canal alimony uçak mektubu. anat. z. 2. pratik olmayan. tehlike işareti: fire alarm yangın zili. bağ. Arnavutluk. alkollü. i. uyanık. İng. beslenmeye ait. huk. hödü albino.. sıraya koyma. de olsa: He is. dili bahane. havai. i. f. namı diğer: Cavit alias the Bear Cavit nam ı ğer Ayı. i. yak ın: Her speech is akin to poetry. i. albeit painfully. nafaka. s. 1. şevk. çalar saat. z. alarm çalar ısaat. . geçenek. havayollar ı.s. Onlara eşit s.. 2. al. uçak. neşe ve çeviklik. i. i. Arnavut. albüm. 2.. uçuş pisti.

/Görünüşe aldanmamalı. her zaman. her şey göz önünde tutulursa. -den gayri hepsi. yekûn olarak. dili aklı başında. Aşkta ve savaşta her şey mubahtır. hafifletmek: allay s. dili Peki. i. s. i. . 1. k. i. başından sonuna kadar. aniden.. f. hiç taraf bitmeyecekmi kalanların hepsi.alive alkali all all along all along all along the line all at once all at once all but all but all day all in a tumble all in one all manner of all night long all of a sudden all of a sudden all over All right! All right.. az daha. baştan./Tamam.. iddia. pek çok yeteneği olan: an all-around student dört dörtlük ö ğrenci. iddia etmek.: All right. all round All that glitters is not gold. k. -den ba şka. bütün gece. ans ızın. sağ. Ba ştan bildiği için şaşırmamıştı. Allah. bütün gün. kim.: He´s the Minister of Defense and the Minister of Education her çeşit. sıra boyunca. karmakar ışık. Hem Savunma Bakan ı. birdenbire. Adaylar ın ikisi dışında hepsiyle görüştük. zamans ız. her alanda ba şarılı. yatıştıbir i. rmak. pek erken.. Bütün gün çal öteden all beri. (bir yerin) ı/yeri. tekrar. I´ll come. worked day. 1. hepsi bir. hep böyle. Allah all-around allay allegation allege allegiance allegorical allegory all-embracing s. boyunca. alkali. alegori. bitmiş. ani olarak. 1. hep. birdenbire. belirli bir müddetin ba şından sonuna kadar: She wasn´t surprised because she´d known it all the while. 2. s. hem . dili Aferin!/Ya şa be!/Çok iyi!/Harika! k. başından beri. bununla birlikte. i. hepsi: All roses have thorns. 2. s. birden. hem de . daima. (bir şeyin) girdisi çıktısı. 2. gelirim. ans ızın. He ıştı. All the best! all the better all the ins and outs of all the livelong night all the rest all the same all the same all the time all the way all the while all the year round all there all things considered all told all too soon All´s fair in love and war. hep birden. Bütün güller dikenlidir. tüm yıl boyunca. az kalsın. 2. tamamen. i. tüm. all in one. sabaha kadar. Yolun aç ık olsun! daha iyi. bütün. dili ba ştan.´s fears birinin endişelerini yatıştırmak. bütünüyle.(mektubun sonunda) En iyi dileklerimle! 2. birdenbire. birden. her ş gibi gelen bir gece boyunca. her zaman. Peki. s. ba ğlılık. alegorik. f.. 1. hayatta. 1. diri.. k. Hepimiz gittik. sadakat.o.. aniden. canlı. hem de Eğitim Bakanıdır. Parlayan her şey altın değildir. her şey göz önüne alınırsa. altüst. hepsi: All of us went. (bir konunun/işin) tüm ayrıntıları. . tamamen. her şeyi saran. d ışında hepsi: We have interviewed all but two of the candidates.

s. alfabetik. i. tahsisat.daha erkeni . uzakta. çekicilik. Bu resim hemen hemen bitti. her alanda başarılı kimse. z. Geç All kald s. hafifletmek. edat 1. 3. s. z. bak. alerjik. right!.ına ağaç sındizilmi ırının üstündeki bölgeye özgü. i. s. i. İng. 1. yapılmasında sakınca olmayan. yüksek da ğlara z. müttefik. dili bütün gece süren bir olay. ara yol. pay. ayırma. s. s. mubah. lise veya üniversite. s. alerji. ayırmak.. alaşım. 1. şimdiden.). badem. ayrılmış/tahsis edilmiş şey. soğuk. abece.. all-right. i. bütün gece aç ık olan (lokanta. yanus. tahsis etmek.. ın. 2. kafadar. i. i. alfabe. 2. yalnız. cazibeli. 2.allergic allergy alleviate alley alliance allied alligator all-inclusive all-night all-nighter allocate allocation allot allotment allow allow for allowable allowance alloy all-purpose all-right all-round all-rounder allspice allude allure alluring allusion ally ally o. cazibe. i. yalnız. müttefik. f. f. İng. hemen hemen: This picture´s almost done. z.. amerika timsah ı. s. (--ted. yenibahar. ittifak. uzak duran. 4. with/to ile beraber. dar sokak. gitti. k ısmen gidermek. dili iyi. yapılması uygun görülen. Az kaldı i. 1. bak. az daha. z. kastetmek. tahsis etmek. s. 1. order. tahsis. 1. bütün gece süren (bir olay). anıştırma. alfabe s ırasına göre dizilmiş: The words are in alphabetical göre ş. i. benzer. i. s. azaltmak. ile birleşmek.): You´re too late. -i hesaba katmak. 2. (süre) vermek/tanımak. az kalsın. all-around. All right. bordasında.. f. birleşme.. bir kimsenin mezun oldu ğu okul.. an i. i. be all right. sadaka. alımlı.. anla şma. to üstü kapalı bir şekilde -den bahsetmek. çekici. pek çok işe yarayan. 1.. pol. uzak. kimsesiz. ima etmek.b. z. s. alphabetical. s. yanında. harçlık. with/to alma mater almanac almighty almond almost alms alone along alongside aloof aloud alphabet alphabetic alphabetical alpine already alright s. 2. 2. i. halen (Türkçede genellikle çevirisiz kalır.s. --ting) ayırmak. 1. i. s. 2. bordasına. kafa dengi. with ile beraber: He came along with Bizimle beraber geldi. k. neredeyse: He almost died. i. i. i. albeni. 2. yalnız başına. yüksek sesle. çok kullanışlı. ıştırmak. edat boyunca: along the river ırmak boyunca. izin vermek. s. pol. den. f. Beklenenden he´s gone. birle şik. her şeyi kapsayan. tek başına. k. bak. almanak. dükkân v. i. s. k. az kald ı. müttefiklik. already dili. Kelimeler alfabe s ıras özgü. ına. f. with/to -e bağlı. her şeye gücü yeten. müsaade etmek.

i. hava. izleme. rahat rahat yürümek. ek karakter tu ş i. bir de: You´ll need pliers. saat 2. i.): 2:30 A. amatör. değiştirilebilir. Bir de bant.00. i. i. elçi karısı. cankurtaran. birleştirmek. kalmam i. bir okul. and it was also wet. başkas ını ırayla n yerine geçebilen kimse. Başka çaremiz i. biriktirmek. You´ll also need tape. alternatör. 2. z. değiştirmek. f. i. kullan i. s. s.ni (ıl^m´nay) i. sunak. malgama.M. nöbetle şe/sırayla yapma. şap. f. değiştirme. seçenek. çoğ. ba şe/s yapmak. 1. lise veya üniversite mezunu kız. sefire.. karışı k hisleri olan. birbirini sırayla izlemesini sağlama. kim. -i nöbetle ğ lamak. 2. değişmek. bak. bir şeyi başarma/elde etme tutkusu.nae (ıl^m´ni) i. a. saat 24. yükseklik. diğer. It was cold u. şka.00 arasındaki saatler için k ı l ı r. z. ise de. her zaman oldu ğu gibi . i. bot. a. değişme. pusuya düşürmek. kı ısaltmas s. 1. -diği halde. i. atmosfer. değişken. hayrete düşürmek. İng. tamam ıyla. 3. şeyi başarma/elde etme tutkusuyla yanıp tutuşan veya dolu. i. birbirine zıt hisleri f. s. büyük bir amac olan. sefire. s. rak ım. -in birbirini sırayla izlemesini f. alternatif. pusuya dü şürme. bağ. çoğ.00-12.. i. insanı hayrete düşüren. birden fazla anlama gelme. bak. irtifa. hayret. alüminyum. 1. lise veya üniversite mezunu erkek. büyükelçi.M. altimetre. 2. nöbetle şe... 2. hariç: Everybody came on time always excepting f. yükselti. hayrette b ırakmak. ıştı.also Alt key altar alter alterable alteration alternate alternate alternately alternating current alternation alternative alternator although altimeter altitude altogether alum aluminium aluminum alumna alumnus always always excepting am AM AM. f. olmakla beraber: Although he´s old he´s a good lı olduğu halde iyi dans eder. birbirini s ırayla izleyen (şeyler).Levent. Artium Magister (hümaniter bilimlerde master derecesinin ı). s. alternatif. birden fazla anlama gelebilen. şaşkına çevirmek. i. Ya şyükseklikölçer. ambülans. başka. s. (kad ın) elçi. s. 1. with ile birleşmek. Although I tried hard it didn´t do dancer. f. i. belirsizlik.. alternatif. bir okul. Sana kerpeten laz ım. s. .30. bütünüyle. 2. am amalgam amalgamate amass amateur amaze amazement amazing ambassador ambassadress amber ambidextrous ambience ambiguity ambiguous ambition ambitious ambivalent amble ambulance ambush z. büyük. 2. insanı şaşırtan.. i./Yapacak başka bir şey yoktu. daima. ne oldu ğu belirsiz. iki elini ayn ı şekilde kullanabilen. yedek. Hava so ğuktu ve bir de bilg.lum. 1. kehribar. i. i. i. ambiyans.lum. birbirini s ırayla şık: We had no alternative. ante meridiem öğleden evvel (24. alma şık akım. 12 A. almaşık. f. aluminum. i. be. (uzun zamandır güdülen) büyük amaç. amalgam. elek. değişiklik. i. sıra ile. i. elek. Her zaman oldu ğu gibi Levent hariç herkes vaktinde k ıs. 1.. 2. şaşırtıcı. her zaman. (with) birbirini s ı rayla izlemek/takip etmek: In her speech she sa z. bir ın ürünü olan. 1.

zool. amortization. şekilsiz. şehvetli. cephane. sevimli. i. iyileştirmek. 2. ile e şanlamlı olmak: It amounts to the same thing. edat. 2. zool. 1. i. zool. genel af. i. amid. biyol. s. among. Amerika. toplamı (belirli bir miktar) olmak: It amounts to fifty kap i. arasında. f. geni ş. amipten ileri gelen. Amerika. 1. yüzergezer. iki ya şayışlı. İng. amipli. amoeba... ıslah. İng. s. s. bak. amortisman. i. (kural ı/tasarıyı) değiştirmek. içinde. i.. to 1. amfiteatr. iki ya şayışlı hayvan.. amortize. düzeltme. arasında. ikna edilebilen. s. uysal. i. amorti etmek. arkada şça. i. bak. kim.. amip. 2. edat. bellek yitimi. zool. (kuralı/tasarıyı) değiştirme. edat ortas ına. 2. miktar. amorf. amfetamin. bak. bak. bol bol yetecek kadar. amplifikasyon. i. iyileştirme. amperölçer. biçimsiz. ask. amplifikatör. 1. cana yak ın. 2. Amerika´ya özgü. 1.. 2. i. ahlakd ışı. bol. ünlem âmin. rahatlık: This hotel has all sorts of amenities. i. the amenities görgü kurallar ı. amonyak.. i. amibe ait. daha uzun/ayr ıntılı bir şekilde söyleme. bak.ameba ameliorate amelioration amen amenable amend amendment amends amenity America American American leopard amiable amicable amid amidst amiss amity ammeter ammonia ammunition ammunition dump amnesia amnesty amoeba amoebic amok among amongst amoral amorous amorphous amortisation amortise amortization amortize amount ampere amperemeter amphetamine amphibian amphibious amphitheater amphitheatre ample amplification amplifier i. s. jaguar. z. i. i. ampermetre. i. amphitheater. dostça. i. elek. f. cephede geçici cephanelik. f. Amerikan. dostluk. i. s. s. 2. edat aras ına... i. i. şehvet dolu.. f. n ışadırruhu. 1. amnezi. amfibi. i... f. yükseltme. s. ortasında. 2. s. i. amibe benzeyen. İng. ammeter. arkada şlık. 1. arasına. Amerikalı. amfibi. düzeltmek. yükselteç. i. yumu şak başlı. mühimmat. hayatı kolaylaştıran şey. . i.. bak. bak. i. sınırları belli olmayan. 1. i. Aynı ıya ç ıkar. amper. Bu otelde her tür konfor var. s.

i.. anatomi. herkesçe bilinen bir s ır. eğlendirici.. i. s. çözümlemeli. s. eğlence. benzer. benze şen.. anesthetize. paralellik. 1. i. gövdebilim. İng.. i. çözümsel. bol bol yetecek kadar. 2. anesthesia. 2. analjezi. oyalayıcı. muska... Anadolu. Anadolu. i. anatomiyle ilgili. s. İng. anatomik. 2. i. bak. analjezik. tahlil.. i.. (sesini) kuvvetlendirmek. s. paralel. i. i. bak. i. s. i. s. i. genişlik. anarşizm.. oyalamak. i. s. bir uzvu kesilmiş kimse. bak. i. s.. ağrı kesici.. k. acı yitimi. tıb. nazarlık. analyze. anal. s. sapa bir sokak. anesthetist. anarşik.. 1. bak. çözümlemek. İng. 2. i. (bir uzvu) kesmek. anesthetic. f. tıb. Anadolulu. bolluk. 1. örneksel bilgisayar. tılsım. i. i. Anadolu´ya özgü. (ünlülerden önce) bir. i. anemia.. analiz etmek. aforoz. eğlendirmek. anarşist. analitik. z. daha uzun/ayr ıntılı bir şekilde söylemek. İng. f. olmuş bitmiş bir şey.. amok. İng.. anakronizm.. tıb.. f. ampütasyon. lanetleme. i. İng. f. . bak. anesthesiologist. benze şim. i.. analiz. gövde yap ısı. İng. güldürmek. çözülmemiş sorun. s. tahlili. k ıs.amplify amplitude amply amputate amputation amputee amuck amulet amuse amusement amusing an an accomplished fact an odd fish an off street an open question an open question an open secret anachronism anaemia anaesthesia anaesthesiologist anaesthetic anaesthetist anaesthetize anal analgesia analgesic analogous analogue analogue computer analogy analyse analysis analytic analytical analyze anarchic anarchism anarchist anarchy anathema Anatolia Anatolian anatomical anatomy anc f. aforoz edilmi ş kimse. bak. çözümlenmemiş sorun. bak.. benzeş. Anadolulu. i. i. benzerlik.. i. anarşi.. i.. analytic. dili tuhaf bir adam. s. 1. ancient. çözümleme. f. bak. güldürücü. tıb. benzer şey. tahlil etmek. bak.

ata. yeniden. rightly falan. k. bir çeşit kalp hastalığı. gene. i. 1. TV (kadın) sunucu. i. i. Grek. 2. s.. i. TV (erkek) sunucu. yardımc bağ. so. oltayla balık avlama. Bakt ı ve kaçtı. 1. s. Balık büyüdükçe tadı yavanlaşır ve tersine. demir. ve. ve benzerleri: Orange trees. ve benzerleri. for (bir şeyi) kurnazlıkla elde etmeye mak. 1. TV sunucu. Anglikan. i.. tıb. Anglosakson. was carrying a pink poodle. i. v.b.s. 4. cet. atalara ait. dili vesaire. i. çok eski. and vice versa. Grekçe.. i. dili ve benzerleri. vesaire. s. çal şebent köış i. s. i. ve haklıydı da. f. s. palmiyeler ve benzeri ağaçlar serada k. i. dili ya şlı. görüş açısı. öfke. öfkelendirmek. vesaire. i. geom. aç ı. narkoz vermek... çok eski bir zamandan kalma. zool. eski Yunanl ı: the ancient Greeks Grekler. 3. hikâye.. üstelik. yine. bir daha. 1. and such should be kept under glass in winter. oltayla balık avlamak. narkozitör. kansızlık. soy. . Angola. ve tersine. Angola. Grekçe. anestezi uzman ı. k ızdırmak. fıkra. 1. z.. 2. Angolalı. 3. anemi. He looked and ıl! ran away. (bir cisme ait) köşe. çapa. melek. demiri. eski ı. i. filan. dili bakış açısı. ve iyi de etti: He scolded him for his negligence.. hem de. Angola´ya özgü. s. filan. i. 1. what´s and what´s more more. demirleme yeri. knife and fork bıçakla çatal. ançüez. tıb. 2. f. hiddet. fıkrashe anecdotal anecdote anemia anesthesia anesthesiologist anesthetic anesthetist anesthetize anew angel angelic anger angina angle angle angle iron angler angleworm Anglican angling Anglo-Saxon Angola Angolan i. anestezi.ancestor ancestral ancestry anchor anchor man anchor person anchor woman anchorage anchovy ancient ancient Greek ancillary and And how! and rightly so and so forth and so forth and so on and so on/forth and such and suchlike and vice versa i.. ile: mice and men fareler ve insanlar. soysal. 2. ve aksine: The bigger the fish. the blander its taste. Grek. palms. Grek dili. 3. bir de. i. i. duyum yitimi. anestezik. 2. Pembe bir pelerin giymi şti ve tarz ında. Hem de nas . antik. K ışın portakal ağaçları. i. k. i. ve ba şkaları. and what have you/and what not k. f. solucan. melek gibi. . lenger. uyu şturmak. s. 2. oltayla balık tutan kimse. and İhmalkârl ığı ndan dolayı onu azarladı ve haklıydı da. v. tekrar. anekdot. ve benzerleri. ayr ıca: She was wearing a pink cape and. s. vesaire. eski Yunan. yeniden fakat de ğişik bir şekilde.. Greklere özgü. eski Yunanca.. s. i. Angolal ı. i. ihtiyar.

yok etme. hayvanca. hayvansever. bir ılılda için. sinir bozucu. canlılık. vakayiname. sıkıntı veren şey/kimse. 1. f. i. kurald ışı. (--led. öfkeli.. i. bildiri. spiker. vücut s ıcaklığı. hayvanc ılık.yy i. i. 3. taciz etmek. canland ırmak. canlıcılık. yok etmek. her yıl yapılan. çelişkili. köşeli. anason. 1.´ni) bozma. i. s. yılın olaylarını anlatan kitap. acı. i. yıllık. meshetmek. 1. yıllık. ayak bile ği. i. dargın. canlıcılıkla ilgili. feshetmek. i. tarihi olaylar. (yasa.. şoset. bela. i. 2. 2. 3. angora yün. 1.´ni) bozmak. hayvansal. hayvan besleme. 2. sözleşme v. s. bot. i. s. ankarakedisi. yatıştırıcı. çekicilik. 2. 2. (bir metne) notlar eklemek. 2. yarg ı. yılda bir yapılan. kronik. sinirlendirmek. 1. f. fiz. (kutsamak için) (ba şına) yağ sürmek. hayat vermek. 2. 1. --ling) (yasa. neşeli. ankaratav s. baş belası. imha. i. k ızgınlık. kin. anason. düşmanlık. ilan. husumet. ıstırap. katmak. canlıcı. 1. i. katma. anot. canlılık. kemikli. animist. z. hayvan. artı uç. kızdırmak. açısal. belirli bir süre için her yıl ödenen ve emek karşılığı olmayan maaş. s ıkıntı vermek. i. hayvanlar âlemi. k ızgın. i. mat. sözleşme v. i. canlandırma.b. 1. eklemek. yıllher bir. 2. gücenik. f. sinir. hayvani. s. bir yıllık ömrü olan bitki. 2. i.. f. çizgi film. f. beklenene ters düşen. ilhak. s. 4. fesih. ık. feshetme. ağrı kesici. . s. f. k ısa çorap. halhal. f. s. ilhak etmek. angora. hiddetli. i. i. coşku. s. bildirmek. ilan etmek. sıkıntı veren. tiftik. ek bina. animizm. i. yıl. f. canlı. i. ankarakeçisi. imha etmek. alışılmışın dışında.angora angry anguish anguished angular animal animal breeding animal heat animal husbandry animal kingdom animal lover animal magnetism animal spirits animate animated animated cartoon animation animism animistic animosity anise aniseed ankle anklet annals annex annex annexation annihilate annihilation anniversary annotate announce announcement announcer annoy annoyance annoying annual annually annuity annul annulment anode anodyne anoint anomalous i. i. kederli. uygunsuz. i. 1.b. tuhaf. s. kemikleri belirgin. keder. şanı. anason tohumu. acı dolu. yıldönümü. mü ştemilat. sinirine dokunmak. bot. yarg ı.

vermek. hakk ında teminat vermek. sorumluluğunu üstlenmek: I´ll answer for ğini üstüme alıyorum. maskaralıklar. antihistamin. antidepresan. i. i. bekleme odas ı. 2. i. antropolojik. 2. seçki. başka. dü şmanlık. i. ikinci bir: This is going toyan be ıanother another t. 1. (to) -den önce olan. ilahi. 1. çoğ.. bakar mısın? çal telesekreter. önceden tahmin edip ş ona göre davranma. füzesavar. önceden tahmin edip ona göre davranmak. isimsiz. dili -e kar şı. 2. karınca. (änten´i) duyarga. -den önceki.. i.. z. antilop. s.. 2. i. detonasyon kesici (madde). antifriz. anorak. i. 2. -in aleyhinde.. antagonize. İng. i. lık. s. hasım. i. i. tıb. s. s. antibiyotik. 1.. cevaplamak. panzehir. s. f. f. cevap. i. dili dört gözle (birz. bak.. 3. s. antoloji. s. önek karşı. 1. will you answer it? Telefon ıyor. k ızdırmak. başka bir: şka 3. atalar. insanbilimsel. ço ğ. önceki. i. Güvenli olumlu cevap vermek. Yazar gerçek saklamak için takma ad kulland ı. anomali. hesabını vermek: You´ll have his safety. gerçek ismini saklama: The writer used a pen name to preserve his anonymity. s. k. i. i. anten. i. -den önce davranmak. düşman etmek. tuhaf davranışlar. muhalif..time yan ıba şılık vermek. Antarktika. i. antropolog. ön. antikorosif. .anomaly anonymity anonymous anorak another answer answer back answer for answer in the affirmative answer the door answer the telephone answering machine ant antagonise antagonism antagonist antagonize Antarctic Antarctica antecedent antecedents antelope antenna antennae anterior anteroom anthem anthology anthropological anthropologist anthropology anti antiantiaircraft antiballistic antiballistic missile antibiotic anticipate anticipation anticlockwise anticorrosive antics antidepressant antidote antifreeze antihistamine antiknock i. antropoloji. to -e uymak: This man does not answer to the kar küstahça cevap 2. i. s. s.. zool. 1. Antarktik. f. uçaksavar. k. öndeki. anten. gerçekle i.cevap bir. eceğ ini tahmin etmek/kestirmek. kapıya bakmak: Who´ll answer the door? Kapıya kim bakacak? telefona bakmak: The telephone´s ringing. insanbilim. s. antidot. anti-. İng. 1. anonim. İng. edat. bak. dili beklemek.. imzas ıismini i. i. bir ( şey) daha: another match bir kibrit daha. -den önce davranma. kar şısefer. 2. çare. kin. k.. i. i. s. insanbilimci. s. husumet. counterclockwise. vermek. i.. şeyin olabilece ğini) önceden tahmin etme. f. 1. tlamak.

1. z. daha: I can´t stay any longer. zam. antika. antisosyal. ona ra ğ men yapt ı m. i. her neyse. bir yer: He never goes anywhere. karşıt olarak. anywhere. Daha fazla kalamam. istemem. geyiğin çatallı boynuzları. Kitaplar onar dolara sat ılık. afrodizyak. s. kendine güvenme. de: I did it anyhow. endişeli. 2. 2. 2. kimse: Is anybody at home? Kimse var m ı? I couldn´t find ım. örs. ilgisizlik. z. antik ça ğlar. z. aralık. Proje çabuk ilerliyor. s. açıklık. ilgisiz. 1. apartman apartman. i.tith. 2. herhangi biryine kimse. kaygı. gene de. delik. erlerinden ayr ı duruyordu. çabuk. antikite. doğruluğu kabul edilmeyen. Do you need anywhere to stay? Kalacak bir yere ihtiyac ın var mı? I couldn´t find it ıs.e. 1. antikite. 2. bir yana:ayr He´s a good apart 1. 1. ter kesici. i. bir tarafa. neyse. ruhb. lakayt. z. 1. parça ba şına. 2. 1. sahte. an. want anything. z. z. bir şeyin tam karşıtı. fazla. 1.. i. i. uydurma. antipati.. doruk. i. çağdışı. Hiç kimseyi bulamad ğmen. s. i. makat. antika. roketsavar. lakaytlık. i. anybody. --es (ey´peksız)/a. ılıyor. i. I don´t ır. -den his drinking. tasalı. bir yana. s. her biri. -den başka. 2. özgüven. çoğ. s.pi. s. i. Hiçbir yere gitmez. i. sarf ınazar edilirse. antik çağlardan kalma bir şey. houses are from Di ılmazsa. He did it without any help. 1. hiç: Do you have any candles? Sende hiç mum var m ı? No. kayıtsız. s. zam. herhangi bir şey: Anything´ll do. Associated Press. bir şey: Do you want anything? Bir şey istiyor musun? I don´t şey neyse. i. i. 1. 2. bende hiç yok. Apostle. i. i.. April. artık: Belma doesn´t live here any more. karşı tez. i. insanlardan kaçan. i./Kitaplar ın her biri on dolar. zam. 2. antikacı.. 1. Hiç yardım have Hay dahaany. Ona ra bak. antika dükkân ı.dairesi. anybody. bir tarafta: He stood apart (from the others)... h ızla. 2. 1. anüs. ayrı. 2. maymun. so ğukkanl s. endişe. i. Hiçbir z. köhne. i.ses (äntîth´ısiz) i. i. taklit etmek. s. süratle: The project is proceeding apace. birbirinden ı: The two man. antikac ı. Artık Belma burada oturmuyor. s. antitez. i. antik. öykünmek. f.. antiseptik. s. her neyse. her birine: The books are ten dollars apiece. z. sonradan uydurulmuş. çoğ.ğsay İçki içmesini saymazsak iyi bir adam.antimissile antipathy antiperspirant Antipodes antiquated antique antique dealer antique shop antiquity antiseptic antisocial antithesis antithetical antithetically antlers antonym anus anvil anxiety anxious any any longer any more any old thing anybody anyhow anyone anyplace anything anyway anywhere AP Ap apace apart apart from apartment apartment house apathetic apathy ape aperture apex aphrodisiac apiece aplomb apocryphal s. ilk çağlar. zirve. daha fazla: Don´t give me any more! Bana daha fazla ne olursa olsun. ilk ça ğlardan kalma. . tasa. k k ıs. 1. kayıtsızlık. karşıt anlamlı sözcük. 2. karşıt olan.ces (ey´pısiz) i.. kaygılı. bak. 1. zaten.. herhangi bir şey.

Gecikti ğim için ondan özür diledim. on konser vermek. f. istek. i. 1. İng. ıvermek. f. albenili. ödün vermek. s. uzantı. s.. s. zirve. ek. 2. k. 1. apandis çıkarımı. dış görünüş. korkunç. (açlığı) bastırma. s. apandisit. i.. i. bak. anat. 3.. k.. dergi v. şey) yerli yerinde olmak. f. 1. gökb. f. eklenti. iştah açıcı. bak. 1. peydahlay ıvermek. elbiseler. görünüşe bakılırsa. berbat. aç ık. 1. huk. taviz vermek. pol. 1..´nde) ç ıkmak. doruk. ait olmak. cihaz. tıb. i. dili dalkavuk. meze. dili (bir yer) çok düzenli olmak. 1. ı çekici. 2. i. görünüm. gözükme. i. görünürdeki. 1. İng. i. s. çerez. temyiz: the right of appeal temyiz . 2. 3. yatıştırmak. deh şet verici. (to) (-e) uygulanabilme. i. ilave. pol. 3. aygıt. (dininden/prensiplerinden/inançlar ından) dönen kimse. 3. i. ba ğlı olmak. 2. müracaatta bulunma. birdenbire peyda olmak. 2. ilave etmek. belli. eklemek. i.. f. apologize. aygıt. 1.apogee apologetic apologetically apologise apologize apology apoplexy apostasy apostate apostatise apostatize apostle apostrophe apothecaries´/troy pound appal appall appalling apparatus apparel apparent apparently apparition appeal appealing appear appear in concert appear out of thin air appearance appease appeasement append appendage appendectomy appendicitis appendix appertain appetite appetizer appetizing applaud applause apple apple polisher applesauce appliance applicability applicable i. hayalet. önder. i. z. 1. 4. sevimli. apopleksi. (belli bir amaç için kullanılan) aygıtlar/makineler. i. meydana ç ıkmak. dili birdenbire ortaya ç ıkmak. f. 3. çekicilik. (gazete. apostatize. z. (to) (-e) uygulanabilir. f. k. in (oyunda/filmde) oynamak. lezzetli. özür dilemek: I apologized to him for being late. 4. f. İng. (açlığı) bastırmak.-e yalvaran (bak ış). 2. Hz. cazip. i. şoke etmek. 3. 2. 1. elma püresi. i. dehşete düşürmek. görünmek. (dininden/prensiplerinden/inançlar ından) dönmek. baş vurma. 2. özür dileyen. giysiler. .(bir f. i. sempatik. alk ış. yeröte. hakk s. bak. özür dileme. cihaz. göze çarpan. 2. taviz verme.. görünme. i. to çekici gelmek. ödün verme. appall. (her i. 2. elma. i. 2. (dininden/prensiplerinden/inançlar ından) dönme. apandis. be in apple-pie order k. bir hareketin lideri. belirmek. 2. görünü şe göre. 1. i. i. 1. özür dileyerek. ili ştirmek. f. dili çok kötü. i.. f. iştah. (12 ounces) 373 gram. İsa´nın on iki havarisinden biri. meydana i. f. şehvet. i. cazibe. yatıştırma.b. tıb. alk ışlamak. peydahlan ş. gözükmek. 2. 1. kesme işareti. arzu. aşikâr. çağrı. görünü çıkma.

Bu soruna yakla şım uygun tasvip. z. atan ılan görev/makam. i. tahsis etme. şükran. tasvip. tayin etmek. takdir eden. kuruntu. f. takribi. de ğerbilirlik. paylaştırmak. tayin. 2. Ba ştabipliğe başvurun. farkedilebilecek derecede. staj. tahmin etmek. hakk ında. f. -e yakın olmak: The measurements of this room closely approximate (to) my ağı yukar ı. 1. 3. onaylamak. ayırma. s. bölüştürmek. tayin etmek. uygulamalı bilimler. f. aday.b. tutuklama. . -e ait. s. 2. uygulamalı dilbilim. yaklaşık olarak. 1. 3. (bir2. 2. 2. ayırmak.´ni) kararla ştırmak. (bir şeyin değeri) artma.applicant application application form applied applied linguistics applied sciences apply apply a match to apply an embargo apply o. gün v. uygun. f. takdir etmek. başvuru. de ğerbilir. 3. f. uygulamak. i. i. 1. onaylama. takdir etmek. 3. kadirşinas. -i kibritle tutu ambargo koymak. önlük (giysi). yaklaşma. -e müracaat etmek: Apply to the head physician´s office. yaklaşmak. endişe. kendini (bir işe) vermek. endiış i. f. uygun bir şekilde. yakalamak. yaklaşım tarzı: We need to change ourbulma. i. başvuran kimse. kendine mal etme. z. yaptırımlarda bulunmak. (to) (-e) atamak. i. yakla şık olarak değerlendirmek. bölüştürme. yakalama. müracaat formu. -e yak ın olma. 2. f. değer biçen kimse. stajyer. de s. be ğenmek. yanaşmak. nisanbalığı. i. i. yanaşma. 1. yerinde. f. tahsisat. 2. şeyin ğeri) artmak. tutuklamak. takdir. pay.s. 1. evhamlı. i. i. tahsis etmek. beğenme. (bir de şeyin i. i. i. saptamak. kendine mal etmek. tasvip etmek. kadir ğerini/önemini/gereklili ğini) anlama. uygulama. edat ile ilgili. kayısı. s. 1. minnettar. 1. 3. anlayış. bütün dikkatini (bir işe) çevirmek. takdirkâr. s. i. pol. ba şvurma. . haberdar etmek. ödenek. s. randevu. 2. 1. i. (tarih. korku. çırak. (bir şeyin ğerini/önemini/gereklili ğini)şanlamak. 2. f. nisan. aşactual i. f. atanan kimse. oldukça çok. 1. to/for -e ba şvurmak. uygun. uygulamalı. 1. s. uygun bulmak. 2. müracaat formu. kıymet takdir etmek. to apply sanctions appoint appointee appointment apportion apportionment appraisal appraise appraiser appreciable appreciate appreciation appreciative appreciatory apprehend apprehension apprehensive apprentice apprenticeship apprise approach approbation appropriate appropriate appropriately appropriation approval approve approximate approximate approximately approximation apricot April April fool apron apropos i. f. 2. yaklaşık. evham. değer biçme. tatbiki. kavramak. de inaslık. 1. kavray şeli. değer biçmek. 3. yerinde. tatbik etmek: You şturmak. müracaat. bölüp da ğıtma. 1. çıraklık. approach to this problem. 1. 2. 2. 2. -e yakın bir şey. 3. kıymet takdir etme. i. bir nisan şakası. tespit etmek. atama. tahmin. 1. i. anlamak. s.

arkeoloji. s ırakemerler. i. i. i. 2. elek. arabuluculuk yapmak. arabulucu. 3. başpiskopos. arkeolojik. Hrist. işlenebilir (toprak). s. mavimsi ye şil. . 1.. architect. 2. i. i. Arap at ı. atari salonu. i. k ıs. archaic. bak. 1. 2. Arap at ı. İng. 2. Sık k geç kalı r. baş düşman.apt aptitude aptitude test aptness aquamarine aquarium Aquarius aquatic aquatic sports aqueduct aquiline aquiline nose Arab Arabia Arabian Arabic Arabic numerals arable arbiter arbitrary arbitrate arbitration arbitrator arbor arboretum arbour arc arc lamp arcade arch arch arch arch one´s eyebrows archaeological archaeologist archaeology archaic archaism archangel archbishop archbishopric archdeacon archdeaconry archduchess archduke archenemy archeological s. Arap rakamlar ı. bak. i. f. s. arboretum. başdiyakozun makamı/idaresi altındaki bölge. meseleyi) tarafs halletme. yay. Arap. arkaizm. keyfi. i.. suda ya şar. 2. i. 1. That pile of books is apt to fall. i. s. i.. i. astrol. (iki taraf aras ında) hakemlik yapmak. kavis çizmek. i. kabiliyet. ark lambas ı. yay olu şş eytanca. 2. s. akvaryum. 2. 1. archaism. arabulucu. kavis. 2. i. ark. f. 1. akıllı sıyetenek. i. arşidük. ba şmelek. (bir ızıyla birinin kararına bağlayarak halletmek. arkeolog. s. i.. s. arbor. üzerinde kemer gibi uzanmak. i. s. i. 2. 1. ark. 1. 1. kartal gibi. istidat testi. i. şeytan. i. Arapça. i. sucul: aquatic plants sucul bitkiler. yay. kaşlarını kaldırmak. arabulucu karar i. s. f. Arapça. i. s. Arap. yay çizmek.. Arap. 2. Muhtemel bir durumu belirtmek için kullan ılır: He´s apt to be late. i. kemer. over/above üzerinde kemer turmak. i. i. sukemeri. mat. (havada) kavis çizmek. to -e e ğilimli olma. uygunluk. Arap. s. archaeological. i. gaga burun. kanun yerine birinin karar ına bağlı olan. 1. başdiyakoz. 2. arkat. tak. hakem. 1. architecture. arşidüşes. 1. başpiskoposun makam ı/idaresi altındaki bölge. sürülüp ekilebilir. 2. hakem. i. Kova burcu. su sporlar ı. çardak. ayak kemeri. i. arkaik. 1. Arabistan. kartal gagas ı gibi kıvrık. O kitap yığını devrilir. i.

kavga etmek. bak. bak. are area. s. İng. 2. mimarlığa ait. (a. kol. civar. kol.t. s. tartışarak birini bir şeyden vazgeçirmek. i. müz. Arjantinli. 2. 1. 2. arşiv. mimar.rose. i. ateş. gayret. i. 1. ağız dalaşı. şeytan. i. i. silahlanmak. s. Arjantin.. arena. archaeology. i. şevk. . tak ımada. Arjantin´e özgü. i. O çayırı park alanı olarak kullanacağız. sandık. i. şevkli. s. bölüm.. i. içinde çok ada olan deniz. kuru (iklim/hava). yöre: We will use that meadow as a parking not. okçuluk. -e alamet olmak. out of s. -i iddia etmek. 1. f. i. f. mimarlık. i. 1. i. i. Arjantin. Arktik. çekişme. tartışarak birini bir şey yapmaya ikna etmek.. 2.. s. 1. bak.. i. iddia. (toprakta) kurakl ık. münakaşa. 3. lehinde olmak. aristokrat. kol kola. There are a number k ıs. i. s. mimari. arya. okçu. olmak. alan. be. 2. gayretli.. Arjantinli. i. that -i savunmak.. ilk örnek.archeologist archeology archer archery archetype archfiend archipelago architect architectural architecture archives archivist archway Arctic arctic ardent ardor ardour arduous are Are you serious? area aren`t arena Argentina Argentine Argentinean Argentinian argue argue against argue for argue s. i. argument aria arid aridity Aries arise arisen aristocracy aristocrat aristocratic arithmetic ark arm arm in arm i. kurak (toprak). ç ıkmak. kemerli giriş/kapı. buz gibi. astrol.. 2. kemerli geçit. f. münakaşa etmek. arketip. i. i.o. bak.. 2. aritmetik. Arjantin. asilzade. tartışmak. bak. lehinde konu şmak. 1. k ısım. aristokrasi. --n) (from) (-den) meydana gelmek. f. kutu. (iklim/hava için) kuruluk. bölge. aristokratik. s. 2. silahlandırmak. dal. i. Ciddi misin? i. i. çok so ğuk. 3. 1. atışmak. ardor.. arise. i. Arjantinli. i. güç. archaeologist. m ıntıka. s. i. çekişmek. i. mimari. into s. 4.o. sav.t. çetin. i. Arjantin´e özgü. saha. bak. arşivci. 1. 1. argue s. 1. f. i. kavga. atışma. 2. tartışma. Koç burcu. -e belirti olmak. i. s. Argentinean. s. aleyhinde aleyhinde konu şmak. ateşli. Arjantinli.

i. düzen. armatür. silahlanma. (san ığı) mahkemeye çağırmak. s. i. (san ığı) mahkemeye çağırma. (haks ız yere) benimsemek. f. silahland ırma. z. 3. ateşkes. 1. ış. kuvvetli ve ho ş (koku). koltuk (mobilya). tevkif. silahlı kuvvetler. . arrived. arise. Ermenice. suçlama. kim. i. f. i.o. 2.(çiçek düzen. f. 2. etraf ı nda: somewhere around Naples Napoli civarında bir yerde. s. varış. aromalı. 1. etraf ına: He looked around. s. tutuklama. tertip. i. silahlar. 2. 5. i. elin yetişeceği mesafe. nda: around 6 o´clock saat alt ı suları suları ında: around the table masan ında.. kara ordusu. Bir taksi ayarlar ım. 1. anlaşma. orada etraf f. i. 1. aromatik. durdurmak. silahlanma kontrolü. kolevi. aromatik bile şik. giydirmek. i. Etrafına baktı. 4.´s attention arrival arrive arrive at a decision arrogance arrogant arrogate güvenlik kuvvetleri. Bu odan ın mobilyalarını Elif yerleştirecek. geliş. 2. Ermenistan. new arrival yeni gelen. bak. rotor. kol boyu. donanma. (kuvvetli ve ho ş) koku. düzenleme. arranged. i. 1. f. aranjman. yerle ştirme. 1. 2.. 2. f.arm of the law arm of the sea arm´s length arm´s reach armada armament armature armchair armed armed forces armed forces Armenia Armenian armful armhole armistice armor armored armpit arms arms control arms race army army of occupation aroma aromatic arose around around arouse arr arraign arraignment arrange arrange flowers arrange for arrangement array arrears arrest arrest s.. i. 2. küstah ve kibirli. k ıs. (eşyayı) (belirli bir şekilde) yerleştirmek: Elif´s going to arrange the furniture in this room. i. çoğ. silahlı. suçlamak. i. silahlanma yar ışı. 1. yaklaşık. 1. 1. giymek. döneç. i. 2. i. silahlar. f. 1. s ıralan6. huk. işgal ordusu. müz. zırhlı. çiçek aranjman ayarlamak: I´ll arrange for a taxi. gelmek: When will we arrive? Ne zaman varaca ğız? Has the mail arrived? Posta geldi mi? karara varmak. 2. civarında. i. vaktinde ödenmemiş borçlar. arrival. elek. körfez.. giyini ş. küstahça bir kibir. kuvvetli ve hoş kokusu olan. i. koltuk altı. i. Ermeni. (bir ülkede toplam) askeri güç. ı yapmak. edat 1. uyandırmak. kucak dolusu: an armful of oranges kucak dolusu portakal. i. 1. i. (askeri birlikleri) sıralamak. huk... tutuklamak. ordu. varmak. s. aşağı yukarı. 2. n etrafında. 2. i. için) aranjman. silahlı kuvvetler. aroma. s. 3. i. birinin dikkatini çekmek. terz. 3. 2. f. tevkif etmek. zırh. endüvi. kim. s.

hile. atardamar. temren. i. 2.ler.. anayol. zanaatç ı. sanatkârane. 2. dilb. ıdan ıkarken çok: yakalad m. suni solunum/teneffüs.. 4. sanatsal yönü olan: She is also ılık.. suni/yapay dölleme. 1. hilesiz. i. She asas smart all get-out. various articles of clothing üncelerini açık bir çe şekilde ifade 2. net telaffuz.arrow arrowhead arse arsenal arsenic arson arsonist art arterial arteriosclerosis artery artesian well artful arthritis artichoke article articulate articulate articulated lorry articulation artifact artifice artificial artificial fertilizer artificial flower artificial insemination artificial kidney artificial light artificial lighting artificial person artificial respiration artificial sweetener artillery artilleryman artisan artist artistic artistry artless artlessly artlessness arty as as . f. s. damar sertliği. Arabay ızlazamanki sürüyordu. i. makale. sahte... i. -dikçe: I nabbed him as he was going out the door. (telaffuz).ifade/telaffuz eklemli. sanatkârane. yapay ışık. sanatkâr. ğum. enginar. 2. -irken. sanatsız. i. eşya: şitli giyim eedebilen.. tan mlık (a.til. ılan oynak. 3.. mühimmat deposu. 1. yazı. He´s taking life more as he gets Kap ı son k.. boğumlanma. bir zekâsı var. eklem. z. i. suni/yapay böbrek. i. 2. saf. Zaman ıkça heyecanı arttı. yapma çiçek. beceriksizce yapılmış.men (artîl´ırimîn) i. suni. kaba. 3. kundakç ılık. dilb. suni/yapay gübre. sanatç ı. 3.artistic. so . 2. artrit. i. i. sanatl ı. dili sonçderece. 2. arter. tıb. şey. 2. artezyen kuyusu. düş oynaklı. sanat. anat. hilesiz bir şekilde. yapay solunum. s. aç ık ı(ifade). s. atardamara ait. cephanelik. 1. aç ıksözlü. hüner. i. TIR kamyonu. aç ık bir şekilde dile getirme. yapay. i. kaba 1. i.: As she loves cats...net an. tıb. 1. her gibi: as is fast everas her zamanki h ızl 1. as a general rule i. insan eliyle bo yap eseri.y. i. makat. as ever as . saflıkla. açık bir ş İng. mafsal iltihabı. 1. (top gibi) a ğır silahlar.. i. ekilde etmek. s. bo ğumlu. topçu. gibi Zehir gibi h ı. 4. ustal ık.. arsenal.: As the time grew shorter so his excitement mounted. şyası. -dikçe . anat. (bir anlaşmada bulunan) madde. arsenik. i. topçu sınıfı. saflık... yapay aydınlatma. yapma. sanatç s. oyun. sanatçı ruhuna sahip. Onun sanat yönü de var. yapay tatland ırıcı. i. tüzel kişi. kundakç ı. . anat. ok. i. büzük. so azald genellikle. anat. 2. 1. i. ar. ne kadar .. 1. arter. the).. i. çoğ. ok başı. o kadar . anüs. 1. k ıç. huk. arteriyoskleroz. hilesizlik. 1.. s. silahhane. TIR. huk. He ıwas driving as fast as all seriously get-out. s. 2. özellikle ilk insanların meydana getirdiği sanat i. toplar. beceri. kurnaz.. as all get-out as . bağ.

. k. bir esasen: What propose is good. de. şartıyla: live. dili 1. o durumda..as a matter of course as a matter of course as a matter of fact as affairs stand as black as pitch as bold as brass as easy as pie as far as as far as he is concerned As far as I can see . herkes dili dosdo sanki. İng. İyi yazıyor. sa ğlığı yerinde. tıpkı birbirine benzer. I´m not going. -e (benzemek): He looks as if he´s asleep. 1. sanki. göz aç ıp kapayıncaya kadar.. o zaman. 2. kuzu gibi. -cesine. aslında. çok terbiyeli. zaten. çok kolay. simsiyah. is concerned as far as that goes as fit as a fiddle as for as for me as for the rest as from as good as as good as gold as if as if as is as it were as like as two peas as long as as luck would have it as meek as a lamb as much again as much as one can as nearly as I can tell as one man gayet tabii olarak. dahi: I´m going as well. . as from now bundan böyle. ğru gidecek olursak. -cesine: We behaved as though we´d known each other for r tanışırmış gibi davrandık. Yıllardıgibi. -e göre: as far as I can see gördüğüm kadarıyla. geri kalan ına gelince. şimdiki haliyle. bazı önemli k. 3. -er -mez: I´ll call you as soon as I reach Istanbul. gibi (olmak): We´ve as good as finished. Bitirmi ş gibiyiz. O öğretmendir 2.. Ya şans ıma. Bense gitmiyorum.: He gave me money as well as E şş imdiye kadar. 2. uyuyormu güya.. apaç ık. take s. bir elmanın iki yarısı..o. It´s as good as new. almak. İstanbul´a varır varmaz im. olduğu gibi.. Bana kalırsa . ona sorarsan. bana gelince. turp gibi.. elinden geldiği kadar. bir misli daha. .. her zamanki 1. lam. güya. 1. as regards as regards/to as safe as houses as soon as as soon as possible as such as the crow flies as though as usual as well as well as as yet -e gelince: as to him ona gelince. ama ref kadar iyi de ğil. 2.. aslında: It´s not a medicine as such. elimden geldiği kadar. . bir an önce. ayr ıca. as plain as the nose on your face besbelli. bir çırpıda.. much as can. -den ba şlayarak: as from that date o tarihten itibaren. konusunda. gibi. Ben de gidiyorum.He was smiling as if he´d received some good tic. sana edece ğ sa zamanda.. Yeni oldu. 2. Önerin asl -e göre: It´s fine important as far as I´m concerned. çok sa ğgibi -miş gibi. bildiğimgeldi kadar yaklaşı hep birlikte. uysal. as far as in me lies as far as it goes as far as s. -den itibaren. hem . -e gelince. ve onu öyle tan ıyor. aslında. ona kalırsa. ise: As for me.. sözde.t. dili çok emniyetli. as far as I´m concerned bana göre. k. şimdiki halde. öyle/şöyle/böyle: He´s a teacher and is known as such. Bana göre iyi. 1. ayr ıca. âdeta. Elimden kI olarak. hakk ında. but not as well as E şref. as quick as a wink ile ilgili olarak. çok güvenilir. ında iyi.. hem de . dili bir lahzada. kadarıyla. sanki. o halde. Sanki ş gibi duruyor. ama overlooks some details.. as far as it goes. k. henüz. dili büyük bir küstahl ıkla. gibi. da. gücü yettiği kadar. kadar iyi: He writes well. kadar yardım edeceğim. but it aslında. 2. lying down bir şeyi alttan şeyin alt ında you kalmak. en k ıtelefon 1. doğal olarak. -diği sürece: You won´t get so much as a penny from me as long as I şadığım sürece benden bir kuruş bile alamayacaksın. tüm gücümle. k. It was as though he´d never years. yapabildiği kadar: I´ll help as ğiıyla. zift gibi.

z.. She´s asking a lot for this poodle. i. uyuşmuş. 1. kül tablas ı. 1. sürece. Asyalı. eğri. Bu Sofradan ayr -e ricada bulunmak. bakım: Let´s consider this aspect of the problem. ka. z. kül tenekesi. aside from Esat. 3. bot. kıyıda. z. s. bir yana: Joking aside. ku şkonmaz. asbest. dişbudak kerestesi. Asya´ya özgü. üstün. dişbudak ağacı. külrengi. Asian. i. i. kül. American Standard Code for Information Interchange bilg. i. dili bela aramak. i. hâkim. s. s. f. 2. Amac ı ünlü olmaktı. 1. s. 2. çok solgun. yemek duas ı yapmak. i. s. ASCII (Bilgi Alışverişi için Standart Amerikan Kodu). sormak. i. k ıyıya. 3. -dikçe. 1. to -e atfetmek. belayı satın almak. k. 1. i. Asya. s. 2. nüfuz. f. 1.... bir kenara. kötü bir karşılık gerektiren bir davranışta bulunmak.. bayır. nasıl isterseniz. bak. istemek: He asked to be excused from the table. henüz. i.as yet as you please as/so long as asbestos ascend ascendancy ascendant ascendent ascension ascent ascertain ascetic asceticism ASCII ascorbic ascorbic acid ascribe aseptic ash ash ash can Ash Wednesday ashamed ashen ashore ashtray Asia Asia Minor Asian Asiatic aside aside from ask ask a favor of ask for it ask for trouble ask/say the blessing askance askew asleep asparagus asparagus spear aspect asphalt asphyxiate aspirant aspiration daha. nefsinin isteklerini k ırarak çok sade bir hayat yaşama. karada. i. Asparagus officinalis. ç ıkış. . aç ı. f. (uzun zamand ır güdülen) büyük amaç: It was his aspiration to become famous. çarpık. askorbik asit. dişbudak. i. 2. yükselme. dişbudak. kimsin i. yukarı çıkmak. Esat yana. can do this. 1. çilecilik. çöp tenekesi. Anadolu. -mek şartıyla. yokuş. bak. küllük. oksijensiz bırakmak. amyant. k. bir yana: sen? No one. nefsinin isteklerini k ırarak çok sade bir hayat yaşayan kimse. bot. 1. s. görünüş. f. saptamak. 2. istekli. i. i. karaya.. s. f. Meselenin bu yönünü dü şünelim. z. 1. i. belirlemek. asfalt. Asya. i. i. itibar. yükseliş. i. aseptik. k ıs. f. i. 1. 2. riyazet. hüküm. s. Paskalya´dan önce gelen büyük perhiz süresinin ilk çar şambası. 1. 2. 2. uykuda: The guards were asleep. (hükümdar) (tahta) çıkmak. s. (araştırma yoluyla) tespit etmek. oyuncunun alçak sesle söyledi ğibir söz. tırmanış. üstünlük. i. kuşkonmaz filizi. çileci. -mek koşuluyla. ufukta görünmeye ba şlayan. ı lmak için izin istedi. 2. Bekçiler uykudayd ı. just who are you? Ş aka bir yana. yükselen.. asfaltlamak. ascendant. tiy. dili ka şınmak. yön. 1. 2. ç ıkmak. Asyalı. çok soluk. -den ba ş kimse bunu yapamaz. bir yana. boğmak. 2. 2.

2. with 1. birlik. anüs. çözümleme. de i. kalabalık. 2. 4. i. sınıflandırmak. tahlil. kaba büzük. f. f. 1. ayırma. toplanmak. denemek. kurum. varsaymak: You´re assuming too much where Eralp´s concerned. 1. 2. suikast yapmak. ödev. otoritesini kabul ettirmek. montaj hattı. hafifletmek. f. farzetmek. bezmeyerek çalışan. 1.aspire aspirin ass assail assailant assassin assassinate assassination assault assault and battery assay assay assemblage assemble assembly assembly line assembly room assent assert assert o. müessir fiil. ş t ı rmak. 1. i. emval.. i. topluluk. i. randevu. -i akla getirmek: I şı associate smell with the back streets of Warsaw. değer biçmek. assertion assertive assess assessment assessor asset assets asshole assiduous assign assignation assignment assimilate assimilation assist assistance assistant assistant professor associate associate associate professor association assort assorted assortment assuage assume f. -e sahip olmak istemek. i. sald ırmak. k ıymetli şey. 1. to/after -i amaçlamak. de değ ğer erlendirme. değerli bir nitelik/erdem/beceri. makat. ırgan. meclis. dernek. dethousand şünce.. 1. merkep. servet. f. büzük. montaj. i. i. s. 3. to -e razı olmak. 2. -i hatırlatmak. fikir: What´s your assessment of the situation? Durum dü ğer biçen: tax assessor tahakkuk memuru. montaj.. sald i. öne sürmek. tayin. tahsis etmek. analiz etmek. 3. analiz. 3. suikast. s. 4. 4. 4. toplamak. yağmuruna tutmak: She assailed him with questions. Onu soru ya ğmuruna tuttu. azaltmak. f. muavin. kıymet takdir etmek: He assessed their house at biçti. 3. 2. 1. 1. kaba 1. saldırmak. kongre. hücum etmek. yardım. O koku . 1. 1. 2. 2. 2. 2. çeşitli. -i arzu etmek. suikastç ı. i. aspirin. 1. f. toplantı salonu. yat ıştırmak. mevduat. a şağılık herif. 2. f. 1. 2. tayin etmek. -i amaç edinmek. (bir iddiayı) öne sürme. 2. tayin etmek. 1. i. iş arkada doçent. 3. with . s. çal f. çözümlemek. meclis.. (para miktarıseksen nı) tayinbin etme. (emin bir şekilde) ileri sürmek. çağrışım. kendini göstermek. yardımcı. türlü çe şitleri içeren bir bütün. i. f. 2. i. i. toplantı. iddia. 2. f. bir araya toplanma. atama. muhtelif. iş ortağıthat . analiz edilecek bir örnek. eşek. 2. tahlil etmek. bir araya toplama. i. toplantı. ayırmak. ile ilişkide bulunmak. f. saldıran kimse. saldırı. 3.s. ma). i. dindirmek. aktif. i. 1. asimilasyon. asimile etmek. rıza. ile görü şmek. i. puşt. tic. 1. ili şki. dikkatli ve devamlı (bir ışatamak. varl ık. f. 2. f. görev. i. Eralp´in öyle yapaca ğını farzetmekle pekâlâ yanılmış . monte etmek. -i onaylamak. i. huk. Evlerine dolar ğer biçme. (birine) (belirli bir) görev vermek: I assigned you to do kararla i. f. 1. i. i. i. 2. kendini hissettiren. yardım etmek. f. kaba kıç. dangalak. anüs. mal. dikkatli ve devamlı çalışan. onaylama. it herif. kararlaştırma. (para eighty dollars. asistan.

astronomi. 1. astronomik (rakam/büyüklük): astronomical prices astronomik fiyatlar.. şoke eden. gökbilimle ilgili. heyecan içinde. z.. z. bak. sığınak. 2. i. i. lokal olarak doku ve damarları büzen ilaç. s. (ata binmiş gibi) bacakları birbirinden ayrı olarak. yıldız işareti (*). parça parça. demir atm ış. ak ıllı. s. gerisinde. f. yıldız falcılığı. s. gökbilim. f. i. 2. z. ne pahas ına olursa olsun. hayret. 2. asimetrik. asimetri. büzücü. astronomik. 1. kendine güven(me). 2. i. uzak bir yerde. 2. 1. yıldız falcısı. küçük gezegen. cin. sağlama bağlamak. 2. 1. i. astigmatizm. z. şaşkına çevirmek. 1. 2. i. hızla. Bir yeri belirtmek için kullan ılır: at my office benim büroda. astronot. s.. astrolojiye ait. bir hamlede. cin fikirli. sanı. s. astımlı. 1. . ayakta. z. kendine güvenen. asteroit. şaşkınlık. s. akıl hastanesi. 1. demirli. z. astrolojik. tımarhane. astronomical. geminin k ıçına. i. birbirinden uzak/ayr ı. 2. s. hayali. bir bak ışta. müneccimlik. i. i.assumed assumption assurance assure assured assuredly assuringly asterisk astern asteroid asthma asthmatic astigmatic astigmatism astir astonish astonishing astonishment astound astounding astray astride astringent astrologer astrological astrologically astrology astronaut astronomer astronomic astronomical astronomy astute asunder asylum asymmetric asymmetry at at a bound at a clip at a distance at a glance at a stroke at a stroke at all at all costs/at any cost at anchor s. astımla ilgili. s ığınma yeri. geriye. s. 1. uzakta. rahatlatıcı/ikna edici söz. İng. i. faraziye. sa ğlama bağlanmış. i. sözlerle) temin etmek. zan. (rahatlat s. hiç. i. astigmatik. rahatlatıcı bir şekilde. çok büyük. s. sıkıştırıcı. astrolojik olarak. bak ışımsızlık. 2. s. bak ışımsız. arkaya. gökb. kurnaz. 3. Bir zaman ı belirtmek için kullanılır: at five o´clock bir hamlede. gökbilimci. astronom. astrolog. hayrette b ırakan. mutlaka. hareket halinde. s. müneccim. den. i. şoke etmek. f. edat 1. astım. sigorta: life assurance hayat sigortas ıcı/ikna ediciı. astroloji. 2. takma (ad). z. bir anda. farzolunan. melce. i. varsayım. 1. hayrette bırakmak. at the station istasyonda. i.

serbest. en sonunda. aslında. olsa olsa. saat tam dörtte. genellikle. ortada dola şan. son süratle. hemen. İş dünyasını ından ır. (bir yerde) kendini rahat hisseden. bari. boş zamanlarda. . en az. dörtnala. ölmek üzere. en fazla. 2. we enjoyed your şumuza gitti. sizin parti çok ho her an: She could come at any time. nihayet. hiç olmazsa. yak şina. hiç olmazsa. en sonunda. ak şam olunca. aslında. uzun uzad ıya. her ne ise. kendi evinde. 1. (bir konuda) bilgili: He´s at home in the business world. aralıklı. 2. her neyse. tam kapasiteyle. evde. hakikatte. en çok. tam gazla. bir ayağı çukurda. derhal. 1. sonunda. ilk bak ışta. en a şağı. olsa olsa. yakın mesafeden. serbest. Her tür -e a makineden anlar. ayrıntılarıyla. söz konusu olan. Her neyse. son süratle. esasında. nihayet. ölümün e şiğinde. 2. özgür. ask. 1. yak ından. zaman buldukça. detaylarıyla. en sonunda. her defas ında. zirvesinde. ta ş çatlasa. olsa olsa. en az ından. Her an gelebilir. 1. bütün ayrıntılarıyla. üzerinde konu şulan. evvela. göğüs göğüse. tan -i iyi bilen: He´s at home with machines of all kinds. ayrıntılarıyla. çok yak ından. 2. 1. 1. boş zamanı olan. neyse. önce.at any price at any rate at any time at best at best at bottom at close quarters at close quarters at close range at cross-purposes at dark at death´s door at death´s door At ease! at every turn at first at first sight at four o´clock sharp at full blast at full gallop at full length at full speed at full tilt at great length at heart at home at home in at home with at intervals at issue at its zenith at large at large at last at last at least at least at leisure at length at liberty at long last at long last at most at most at no time at odd moments at once her ne pahas ına olursa olsun. her ne hal ise: At any rate. Rahat! her keresinde. hava kararırken. çok yak ından. son sürat. hiçbir zaman. boylu boyunca. 2. aralarla. bir aya ğı çukurda. fark ında olmadan apayrı amaçlar peşinde (olmak/çalışmak). 2. Most of the party immensely. 3. en azından. doruğunda.

pahas ına. bazen.at once at one blow at one scoop at one whack at one´s command at one´s leisure at one´s peril at one´s pleasure at par at peace at present at random at that at that point at the drop of a hat at the eleventh hour at the end of the day at the expense of at the instance of at the latest at the moment at the outside at the rate of at the risk of at the same time at the sight of at the top of his lungs at the top of one´s lungs/voice at the utmost at the very least at this juncture at times at value at will at worst at worst at your convenience at your risk at/in one fell swoop ate atheism atheist atheistic athlete athlete´s foot athletic athletics 1. rasgele. ayn ı anda. başına gelebileceklerden kendisi sorumlu olarak. dili hemen. Bir daha ı. azami. dili avazı çıktığı kadar. en kötü ihtimalde. 1. zındık. 2. zındıklık. and at that he left. en az. f. başabaş. o da onun ç ıktO At that üzerine point I left.. derhal. 2. olsa olsa.. dili son anda. En kötü ihtimal.. s. 2. k. -i görünce. İng. k. spor. dili eninde sonunda. atletizm. onun üzerine: Once again she refused. i. 2. ateist. O aşamaya gelince a k. 2. 1. sporcu. i. 1. madura aya ğı. zındık (kimse). dili en fazla. tesadüfen. ateist. bir kalemde. . istenilen şekilde: The aerial can be rotated at will. halihazırda. istediği zaman. şu an. bir çırpıda. atletik. istediği gibi. s. bir vuruşta. emrinde. huzur içinde. pahas ına. ateistik.. tehlike sorumluluğu size ait olmak üzere. hemen. boş zamanlarında. Tanr ıtanımazlık. piyasa fiyatına göre değerlendirilmiş. sırada çıktım. 1. k. hızla: at the rate of one hundred meters per second saniyede yüz metre hızla. sporcu. bak. olsa olsa. Anten istenilen yöne çevrilebilir. dili bir defada. bu noktada. i. bir darbede. all he´ll get is a year in jail. en çok. i. . şu an. (birinin) iste ği üzerine. İng. tic. bir ıl hapis yer. istedi ğinde.. o s ırada: şamaya gelince: At that point add the eggs. ateizm.. y size uygun bir zamanda. sportif. avazı çıktığı kadar. 2. Tanr ıtanımaz. derhal. bir vuruşta. en geç. isteğine göre.. o reddetti. 2. spora özgü. eat. son dakikada. 1. en aşağı. . ziyan oldu ğu takdirde sizin hesabınıza. aynı zamanda. birden. k. şu ara. mümkün oldu ğu kadar yakın bir zamanda. Tanr ıtanımaz. k. aras ıra. o noktaya gelince. barış halinde. istenilen zamanda. 1. en kötü ihtimal: At worst. -i görür görmez. şimdilik.

i. kefaret etmek. doğrulamak. el koyma. 2. s. 1. theater attendant biletleri veya gösteren görevli. saldırı. varmak. haciz lılık. atom çağı. ataşe. bağlamak. s. kriz. nükleer enerji. davran ış. atmosferik. Bond çanta. i. canavarlık. aksesuar. 2. 1. 2. atom ağırlığı. i. teşebbüs etmek. i. ilişikteki. f. 1. ilgili. atomizör. sevgi bağı. i. yer ask. vurmak. tavır. f. i. berbatlık. s. atom bombas ı. sald ırmak. giydirmek.Atlantic atlas atmosphere atmospheric atom atom bomb atomic atomic age atomic bomb atomic energy atomic nucleus atomic number atomic pile atomic power atomic waste atomic weight atomise atomize atomizer atone atonement atrocious atrocity atrophy attaboy attach attaché attaché case attached attachment attachment for/to attack attain attainment attempt attend attend to attendance attendant attention attention span attentive attenuate attest attic attire attitude s. . 1. iğrençlik. dikkatle izleyen: an attentive audience dikkatle izleyen seyirciler. ilgi. kazanma. körelmek. -e bakmak. kontrol bak ım. bak. 3. 2. eri şmek. i. atom bombas ı. el koymak. ıflatmak. atomik ağırlık. (bir hizmette bulunan) görevli: shop attendant tezgâhtar. takmak. 3. nükleer reaktör. f. nükleer enerji. dili Aferin sana! f. atom enerjisi. zerre.. huk. atomize. 2. dikkat eden. i. atom sayısı. kabahat v. tasdik etmek. to -i göstermek. nükleer atıklar. sevgiyle bağlı. (bir belgeyi imzalayarak bir şeyin ğruluğuna/gerçekli ğine) şahadet etmek. elbise. 2. s. elde etmek. hücum etmek. 1. hazır bulunanlar. haczetmek. hafifletmek. 1. 1. atmosfer. i. k. k ılık. s. ba şarı. 1. i. girişimde bulunmak. atomik güç. f. f. 1. hazır bulunma. atomlara ayırmak. f. iliştirmek. bir şeye takılabilen parça. marifet. atlas (harita kitab ı). tutum. nöbet. elde etme. iltifat. esas duru ş/vaziyet. atom reaktörü. telafi etmek. 2. 1. O etmek. 2. i. -e sevgi. f. atom. -e bağkoyma. giysi.that bakmak. 2. çalışmak. -e delalet do ı. 2. 3. 1.. berbat. f. 4.´ni) affettirecek harekette bulunmak. dumura u ğramak. 1. 1. f. dikkat. İng. You He to climb mountain. 2. kefaret. dumura uğratmak. f. iğrenç. bağlı. tedavi hizmet etmek. i. 3. dumur. canavarca. flight attendant 3. da ğa tırmanmay 2. hücum. ilişik. 1. tecavüz etmek. -e dikkat etmek. püskürteç. i. eden dikkat genişliği. huk. ünlem. (bir suç. 2.attempted hazır bulunmak. 2. atom çekirde ği. kalkışmak: ı denedi. Atlantik. çok kötü. körelme. köreltmek. değerini düşürmek. i. (sıvıyı) püskürtmek. 1. kazanmak. tavanaras i. i. menfur. i. dikkatli: an attentive worker dikkatli bir2. zay f. ermek. 2. denemek. i şçi. azaltmak.b. 1. atomik. inceltmek.

otantik. 1. vasıf. 1. hala: She is my paternal i. gerçeklemek. alımlı. O benim halam. denetçi. aşınma. uğurlu. Avusturya´ya özgü. cazibe. sade ve süssüz. 1. mezatç ı. i. çekmek. i. işitilebilecek şekilde. matkap. -e yormak. i. 2. cezbetmek. i. ağustos. Avusturya. İng. f. bağlama. alımlılık. s.. i. i. z. ya i. s. (hesapları) denetlemek. delgi. gerçek. s. f. . 1. 2. kontrolör. fiz. k ıs. atıf. Avustralyalı. (iyi/kötü) bir işaret olmak: This augurs well for us. nitelik. Avustralya. akort etmek. O benim teyzem. küstah. sıfır. ha şinlik. yıpranma. dinleyiciler. avukat. güvenilir: How authentic is this news? Ne derece güvenilir bir haber bu? tasdik etmek. duyulabilir. çekim. çoğ. patlıcan. 1. odyovizüel. sade. s. f. i. (bir nedene) ba ğlamak. 2. 2. 1. (off) açık artırma ile satmak. s.. i. işitilebilir. sıfat. seyirciler. Avusturya. 2. cüret. f. i. 2. doğrulamak. Avustralya´ya özgü. konforsuz. 2. mezat. 1. 1. (hesaplar ı) denetleme. sertlik. aşındırma. teyp kaseti. i. i. to 1. f. i. zayiat. i. konforsuz ve dünyevi zevklerden yoksun bir şam. -e atfetmek. 2. 3. teyze: She is my maternal aunt. s. çekicilik. izleyiciler. yıpratma. s. i. sert. Bu bize iyi bir işaret. i. cüretli. f. -e mal etmek. 2. s. kumral. hayırlı. başsavcı. i. i. açık artırma. işitme ile ilgili. 1. artırma. i. to -e uydurmak. konser salonu. çekici.attorney attorney general attract attraction attractive attractiveness attribute attribute attribution attrition attune aubergine auburn auction auctioneer audacious audacity audible audibly audience audiocassette audiovisual audit auditor auditorium auditory auditory canal Aug auger aught aught augment augmentation augur August august aunt auspices auspicious austere austerity Australia Australian Austria Austrian authentic authenticate i. 1. 2. i. f. Avusturyalı. yüce ve çok sayg ın. 2. i. i. küstahl ık. 1. s. aunt. s. anat. görsel-işitsel. Avustralyalı. alımlılık. s. August. 2. f. burgu. yorma. hakiki. Avusturyalı. -e al ıştırmak. i. 2. i. i. cazibeli. işitme kanalı. yenge: Aunt Aliye is my uncle´s wife. toplantı salonu. Avustralya. işitsel. s. müzayede. artırmak. 1.

. i. güz ılımı (21 Eylül´e rastlayan ekinoks). f. authorization. 1. İng. otomotiv sanayii. sonbahar noktas ı. 2. 2. otonom. otantiklik. öcünü almak. i. elde edilebilme. s. s. i. 3. f. i. otomatik transmisyon. izin. 2. otomatik olarak. otobiyografik. 1. the authorities yetkili ki şiler. otokrasi. 1. i. s. parayla çalışan yiyecek içecek da ğıtma makinesi. özerklik. itaat etmeye yönelten. i. yetkilendirmek. özerk. otoriter. bak. otomobil. heyelan. gerçeklik. i. otopsi. var. 2. s. cadde. otomatik. özya şamöyküsü. i. i. var olma. otomobil. i. hav. z. 4. dili oto. s. İng.. otomat. ç ığ. i. f. fayda. yedek. güz. autobiographical. f. s. otomatik tabanca/tüfek. yarar.s. i. i. s. authorize. -den yararlanmak.authenticity author authorisation authorise authoritarian authoritative authority authorization authorize autistic auto autobiographer autobiographic autobiographical autobiography autocracy autocrat autocratic autograph automat automate automatic automatic pilot automatic transmission automatically automation automobile automotive automotive industry autonomous autonomy autopsy autumn autumnal autumnal equinox auxiliary auxiliary verb auxiliary verb avail avail o. otomat. yazar. otistik. saygı uyandıran. i. imza. s. para hırsı. i. bak. öcünü ç ıkarmak. yaramak. bir canlının yapabileceği bazı ştirmek. güvenirlik. para canlısı.. i. s. yard ımcı.. otobiyografi. çok güvenilir ( şey). . yetki. otomatikle s. i. otomatlardan yemek al ınan kafeterya. otobiyografi yazar ı. otokratik. otomasyon. 1. i. of availability available avalanche avarice avaricious avenge avenue i. s. bak.. müellif. 2. izin vermek. amirane. bir kimsenin el yazısı. i. 1. i. otokrat. otomatikman. otomatik pilot. otoriter.. yard ımcı fiil. -den faydalanmak. otomatik. dilb. f. 3. i. otorite. i. otonomi. k. i. s. otomatik vites. yardımcı fiil. 1. yetke. s. sonbahar. elde edilebilir.. 2. otomotiv. sonbahara ait.

o. balta.en) 1. -i deh2. 1. z. vasat. mükâfat. i. şete dü şürmek. kullan ılması zor. (a.. hiç hoşlanmama. 3. korkuyla kar ışık saygı.wok. dehşet içinde. z. s. havac ı. s. haz ır olmak. ödüllendirmek. coşkun. sak İngiliz ve Amerikan ağırlık ölçü sistemi. 2. uyand ırmak. bot. -i aç ıkça ilan edilmiş olan (biri): He´s an avowed monarchist. mat. 2. s. 1. ödül. şuradan. 2. dehşet verici. 1. uyand ırmak. bir tarafa. havac ılık. i. 2. 1.. 1. dili çok fazla. 2. bak. çok. s. O çok i ş ister. uygunsuz. (resmi bir kararla) vermek. başka tarafa çevirmek. açıkça söyleme. 2. beceriksizlik. f. hobi./s. z. açıkça söylemek. den s. huşu içinde. hantall ık. oldu f. sakarlık. tığ. yamuk. i. Bir süre beklemen ım. avokado. bir yere. 1. uyanmış. i. çarpık. buradan. itiraf. dehşet. ax.. i. -i önleme. f. mat. öne sürmek. 2. i. u içinde rakmak. ortalama. bir süre. 3. i. laz s. --ring) (emin bir şekilde) ileri sürmek. i. 2. --d/a. f. orta. haberdar. kaç ınılabilir. oradan: Go away! Git buradan! 2. f. 2. f. i. birinin as ıl işi dışında yaptığı bir iş. biz. -in s. to -in farkına varmak. fark ında olma. s. awestruck. i. 1. f. korkunç.woke. hu 1. dili müthiş. z. -den çekinmek. korkuyla karışık şaşkınlık. i.aver average averse aversion avert aviary aviate aviation aviator avid avocado avocation avoid avoidable avoidance avoirdupois avoirdupois pound avow avowal avowed await await s. -den kurtulma. ınmak. pilot. Pekiştirmek için deplasman. sak önlenebilir. 1. of 1. bak. Monarşist ğunu hergözlemek. ş insan s. s. Onu bir yere kald ır! 3. s. -den kurtulmak. eğri. i. to -in fark ına varmak. beceriksizce. 2. mat. bir müddet: You´ll have to wait awhile. huşu. -i önlemek. olağan. . yön değiştirmek. s. with anticipation awake awake awaken award aware awareness awash away away game awe awe-inspiring awesome awestricken awestruck awful awfully awhile awkward awkwardly awkwardness awl awning awry ax axe f.. tente. i. beceriksiz. pek çok: That´ll take an awful lot of work. deplasman i. (--red. hantal bir şekilde. -i ı hub şı u içinde b2. s. f. s. -den ınma.. münasebetsiz. -den kaç ınma. ırakan. deh şet verici. berbat. 1. vasati. 3. hantal. hevesli. (16 ounces) 453 gram. 2. 1. müthi ş. 1. -den kaç ınmak. bir yana: Put thatmaç away! ı. i. insan ı huşu içinde bırakan. itiraf etmek. beklemek. zaman söyler. f. -den çekinme. sakar. z. f. önlemek. birini/bir şeyi dört gözle beklemek. i. 2. s. kuşhane.t. 1. uyanmak. k. uyanmak. zor. 1. 3. uyanık. dehşet. ortalama. k. i. amerikaarmudu. uçak kullanmak. 2. i. vasati: average annual rainfall yıllık ortalama yağış. 1. fark ında. kundurac ı bizi.

1. 1. baccarat. açalya. mihver. bir derginin eski sayılarından biri. bot. Azerbaycan. -e arka olmak. bebek.. anla şılmaz sözler söylemek. dili k ız. i. aksiyom. B. i. ileri geri. aksiyomatik.. gökmavisi.by-sat. s ırt. azelya. z. (dergi/gazete için) eski sayı/nüsha. bebek gibi. i. f. mil. bak. bakara. bebek. i.. 1.S.. bekâr erkek. f. Azerice. B. (birine) a şırı bir özenle bakmak. Rhododendron. aye. her ihtiyac ını karşılamak. 1. i. k ıs. s. 2. futbol bek. i. ax. eksen.3. ikinci mevki/rol. i. 2. biberon. isk.es (äk´siz) i. f.. s. kreş. 1. açelya. 2. çocuk arabas ı. s.. kaşağı. s. çocuk. -e yard ım etmek: Akif´s company is backing ileri geri. bebeklik devresi. arka sokak. ücret veya maa şın ödenmesi gecikmiş kısmı. 1. 2. İngiliz alfabesinin ikinci harfi. piliç.li (bısîl´ay) i. k ıs. taşra. bo şboğaz. belkemiği. bir iddiadan vazgeçmek.. bak. arka taraf.A. ba. habe şmaymunu. belitsel. 3. meleme. muhakkak.. caymak. bekâr. i. sözünden dönmek. arka. Azeri. 2. aks. emzik. i. z. hay hay. saçmalamak. s. edebiyat fakültesi diploması. anat. çocuk ve bebekler için ücretli bak ımevi. Bachelor of Arts. geveze. i. 2. gevezelik etmek. çocuk bak ıcısı. arka yer. i. i.axiom axiomatic axis axle ay aye azalea Azerbaijan Azerbaijani azure B. B. f. . dili sevgili. sütdişi. belit. süt mavisi. evet. dingil. 1. k ısa kuyruklu piyano. (ba. (su) çağlamak. i. b BA baa babble babbler babe baboon baby baby blue baby bottle baby carriage/buggy baby farm baby grand baby sitter baby tooth babyhood babyish baby-sit baby-sitter baccara baccarat bachelor Bachelor of Arts degree Bachelor of Science degree bacillus back back and forth back and forth back country back down back number back number back out back pay back scratcher back seat back street i. basil. çoğ. --ting) ana babalar ı evde olmadığı zaman çocuğa bakmak. fen fakültesi diploması. zool. yavru. -i desteklemek. i. çoğ. i. i. çocuk bak ıcısı. k ıs. isk. f. arka koltuk.cil. şboğazlıbo k etmek. k. i. k. melemek.

i. 2. f. elin tersi öne gelecek şekilde yapılan vuruş. 1. s. (back. geri gitmek. karakter kuvveti.. geriye do ğru. s. tuzlanmış/tütsülenmiş domuz böğrü/sırtı. kulis. pedalı geri çevirmek. i. zemin. 3. maneviyat. back. yedek.bit. 1. s. iğneardı dikiş yapmak. s. elinin tersiyle. backbite. müz. backward 2. k. f. destek. O birikmi ı. backslide. f. ileri geri. s ırt sırta. omzunda s ırt çantasıyla gezen kimse. i. f. geç kavrama. i.. geri tepme. e şlik eden. birikmiş iş. arka çıkmak. 1. yığılmış iş: You should work on that backlog of unanswered ş mektuplar ı cevaplamaya bakmalısın. kompliman gibi(vuru gözüken ele söz. (back. 2. i. 3. i. tavla. 4. geri geri. geri tepmek. bilg. i. backbite. geriye do ğru yapılan. s. z. bel f. i. z. arka arkaya.bit. bak. bak.slid. k. en önemli destek. destekçi. bak.. i. sırt çantas i. 2.slid. 3. gerilik. f. 1.b.. s. iğneardı dikiş. i. f. 1. sırt ağrısı.ten) arkas ından çekiştirmek/kötülemek. çevre ve tahsili. geç kavrayan. geldiği yoldan geri dönmek. omzunda sırt çantasıyla gezmek. geri kalm ış. backslide. 2. dili yasad ışı. (siyasal/toplumsal bir geli şmeye karşı) güçlü tepki. i. yıprat f. 1. i. (kan ıtla) desteklemek. 2. z. f.. beyk ın. bakteriye ait. temel. bir kimsenin geçmi şteki görgü.gücü. tornistan etmek.back talk back to back back up backache backbit backbite backbitten backbone backbreaking backcomb backdoor backer backfire backgammon background backhand backhanded compliment backing backlash backlog backpack backpacker backpedal backrest backside backslid backslidden backslide backspace backstage backstitch backstroke backtrack backup backup copy backward backward backwardness backwards backwards and forwards backwards and forwards backyard bacon bacterial bactericide bacteriological bacteriological warfare küstahça kar şılık verme. elin tersi öne gelecek şkompliman ekilde yapılan ş v. fon. k. (daktiloda/bilgisayarda) geri gitmek. bakteriyolojik sava ş. yedek kopya. geri kalm ışlık. i. belkemiği. arka bahçe. 1. 2. desteklemek. i. f. evin arkas ındaki bahçe. makat.. i. anat. istenilenin aksi olmak. f. dili k ıç. i. i. ileri geri. 2. arkalık. arka plan. i. back. lumbago. f. 1. 2.romatizmas bilg. (saçları) tersine taramak. bak. tersine. 1. (motorun ate şi) geri tepmek. arka taraf. sırtüstü yüzme. bak. geri sürmek. yedek. belkemi ği. taraftar.slid/back. letters. yürek ıcı. perde arkas ı.den) (iyi yoldayken) kötü yola sapmak. arka. 1. 2. . bakteriyolojik. i. i.). bakterisit. 2. dili caymak. omurga. çok yorucu. s. olup olmadığı belli olmayan ştiri. ı. yedeklemek. f.

b. 1. Onlar birbirine dü şman. çanta. Bahamalı. f. s. s. . hoş olmayan. 1. nişan. out (tekneye) tekneye girenederek suyu kova. şaşırtıcı. kötü.a (bäktîr´iyı) i. 2. aldatıcı. icra memuru. Bahama Adalar ı´na özgü. 2. yolcu e şyası. eldeki imkânlar. evde yapılmış kek. 1. torba gibi sarkan. out bailiff bailiwick bait bake bake sale baked beans baked potato baker baker´s dozen bakery baking baking powder i. f. i. ekmekçi. şanssızlık. s. maşrapa v. ı. bakteriyolog. için i. i. Bahama. Bahreyn. 1. 2. aksi. 2. kese. torbalamak. uzmanlık alanı. müz. 2. i. s. i. (san ığın tahliye edilmesi için verilmesi gereken) teminat akçesi. 2. engel olmak. gayda. vahim. k.. Bahreynli. fırın. tulum. hatal There bad blood between them. f. yetki alanı. alınamayan alacak.o. koymak. (av ı) yakalamak. 1. (--ged. (tekneye giren suyu bo şaltmak ile boşaltmak. emanet. i. i. bozuk. pastane. pasta gibi şeylerin satışı. Bahreyn´e özgü. 2. fena halde. ıyla. i. şüpheli alacak. (bir) pişim. 2. yemlemek. huysuz. bakteriye ait. heybe. on üç. bir sürü yalan dolan.o. i..b. fırında patates. fırıncı. yük vagonu. ahlaks ız. kapan yemi. fırında pişirmek. f. ciddi. Bahamalı. i. kefaletle tahliye edilme. çuval. k. Bahreynli. birine kefalet tahliyesini sa ğv. 3. s. i. 2. bak. 1.te. şapşal duran (pantolon). kefalet. şaşırtmak. i. olta yemi. --ging) 1. Bahreyn. is niteliksiz. kullanılan) kova. furgon. sözlerle eziyet etmek. kötü. bakteriyoloji. bid. kurabiye. kesekâ ğıdı. dili kötülemek. s. başının etini yemek. hasta/sakat 4. 2./s. i. z. Bahama Adaları´na özgü. çok: That child badly needs a new pair of shoes. zool. i. 1. 1. huk. f.. ekmek f ırını. 6. i. (worse. 1. hiç rahat b ırakmamak. i. s. kumpir. i. 2. ma şrapa lamak. bagaj.ri. dili birini/bir şeyi (zor bir durumdan) kurtarmak. bütün eşyasçuvala tüm eşyasını bir torbada taşıyıp sokaklarda yaşayan kadın. 2. bac. 2. porsuk. ters.i. bozulmu ş (yiyecek). 1. çoğ.bacteriologist bacteriology bacterium bad bad blood bad debt bad debt bad luck bade badge badger badly bad-mouth bad-tempered baffle baffling bag bag and baggage bag lady bag of tricks baggage baggage car baggage room baggy bagpipe bah Bahama Bahamas Bahamian Bahrain Bahraini bail bail bail s. bakteri. fena bir şekilde: The team was badly beaten. fırında pişirilmiş kuru fasulye. worst) 1. 5. Takım fena halde yenildi. Bahama. kabartma tozu. out bail s.. ünlem Tu! s. kâhya. fırında pişirme. f. f. f. torba. O f. kötü..t. 1. rozet.

roket. f. i. ta şaklar. argo baya ğı cesur: She´s one ballsy female! Amma taşaklı karı yahu! i. s. 3. dili i. mak. i. s. dengeli. balerin. ask. kabartma tozu.. top. güzel koku. ödemeler dengesi. 2. ğin balans ayarını yapmak. i. tükenmez kalem.. s. taşak. lasti borç bakiyesi. cesaret. i. i.. 1. 1. bale. 2. göt. argo 1. 3. i. bak. balyalamak. husyeler. balkon. bot. uğursuz. k ılsız. ticaret dengesi. k. atış bilimi. balon lastik. bir engel kar şısında duraklamak. zırva. kokulu merhem. ilaç olarak kullan ılan birkaç çeşit yağ. balistik. sodyum bikarbonat. rayiha. sodyum bikarbonat. i. i. i. f. f. pelesenk. 2.amata. bilye. yalın.y. denklem. 2. oy sandığı. 2. topak: a ball of dough i. yumak: a ball of yarn bir yumak iplik. terazi. sade.. balya. dazlak. balo salonu. safra. balon. 5. f. heyecanlı ve şamatalı propaganda/reklam. 2. gürültü. 4. 1. dengeli olmak.. f.. patırtı. yürümemekte direnen. i. 1. bak. küre. inat eden (hayvan). İng. bilanço. 2. bale trupu. ş velvele. bilanço. dansör. saçma. i. balast. s. i. i. k. balistik. ithalat ve ihracat aras ındaki değer farkı. 3. bahşiş. tükenmez kalem. 2. türkü. oğulotu.. dazlaklık. fasa fiso. bail 2. s. tükenmez. 2. i. i. balad. 5. d. yürümemekte direnmek. 1. 3. ağrı veya sızıyı dindiren . i. dengelemek. dili 1. bakiye. 4. İng. şamandıra ile işleyen kapama valfı. 1. meşum. ayak parmaklar ının kökü. balon gibi şişmek. balo. 2. barefaced. oy pusulas ı. i. 3. dili (bir şeyin) içine etmek. bir topak hamur. 1. melisa.baking soda baking soda baksheesh balance balance a tire balance of a debt balance of payments balance of power balance of trade balance sheet balanced balcony bald bald-faced baldness bale bale baleful balk balky ball ball ball and chain ball bearing ball cock ball of the foot ballad ballast ballerina ballet ballet dancer ballistic ballistic curve ballistic missile ballistics balloon balloon tire ballot ballot box ballpark ball-point ball-point pen ballroom balls ballsy ballyhoo balm karbonat. up k. 1. s. denge. balerin. den. i. dans salonu. tüysüz. s. pranga. (uluslararas ı ilişkilerde) kuvvetler dengesi. balistik e ğrisi.

(--ned. bando şefi. z ırva. f. çemberlemek. (bir sözü) çok iyi biliyormu ş gibi kullanmak. --ning) yasaklamak. 1. banknot. but don´t you mahvetmek. açık havada çalan müzik topluluklarına özgü ve çoğu zaman üstü kapalı platform. kovmak. 2. be bandied about ağızdan ağıza ile at şmak. (set gibi duran. bayağı. bağlamak. İng. sargı. göl. s. dola ık bacakl ı. 1. f. gürültü. i. banal. banknot.. kurdele. dili saçma. i.b. f. banka ıskontosu.. i. yasak. i. banal şey. haydut. s. banka. 1. bir tahtası eksik. sürgün. 1. k ırkma. kolan. bir senedin banka tarafından kırılması. Banglade şli. f. f. birleştirmek. 2. Band-aid. s ıradan. 2. s. uzun çizgi. müz. k. 1. yanları hafif meyilli/dik) toprak kümesi. 2. kemer. 1. tırabzan küpeştesi. 1. Banglade ş. bambu. aldatmak. fasa fiso.balmy baloney balsam Baltic balustrade bamboo bamboozle ban banal banality banana banana pepper banana republic band band band saw band together bandage Band-aid band-aid bandit banditry bandmaster bandstand bandwagon bandy bandy about bandy words with bandy-legged bane baneful bang bang up banger Bangladesh Bangladeshi bangs banish banishment banister bank bank bank account bank bill bank discount bank holiday bank note s. 1. 2. bir araya toplamak. çarliston. tırabzan.kümesi. bankaya (para) 3. i.. patlama. k. olay. Baltık. bant. e şkıya. 2. kötü. şaşırtmak. f.. 3. kenar. i. i. 1. i. i. zümre. . i. (yarayı) sarmak. i. i. bak. yumu şak ve ılık (hava). bir araya toplanmak. bando. k. 2. dili geçici: a band-aid solution geçici bir çözüm. i. kâkül. muz cumhuriyeti. sürmek. çarp i.yaymak. i. şiddetle çarpmak/kapanmak. (bir haberi) ışmak. s ıradanlık. i. s. yara band ı. plaster. doland ırmak. muz. tak ım.okumak: ına You can use my car. 3. bir banka taraf ından diğer bir banka üzerine çekilen poliçe. Bangladeşli. Çat!/Bom! 2. i. 2. i. (bulut) ırmak. şerit testere. i. sevinç.. çarliston biber. sürgüne göndermek. uzakla ştırmak. 4. f. tırabzan. kayış. i. haydutluk. ama canına okuyayım deme! i. pat ırtı. bant. y ığmak.´ne ait) k ıyı. cumartesi ve pazar günleri dışındaki resmi tatil. i. ı kullanabilirsin. s. i. heyecan. yat banka hesab ı. İng. banal söz. menetmek. söylenmek. bang it up! Arabam k.. perçem. sargı. canf. Bangladeş´e özgü. s. kâ ğıt para. şerit. k. birleşmek. i. 1. i. ile ağız kavgası yapmak. Bangladeş. f. 2. i. gürültülü birdare şekilde sansasyon. dili 1. banallik. dili sosis. i. v. yığılmak. 1. (nehir. zararlı. korkuluk. bir cins salam. (bir fikri) ortaya atmak. dili kaçık. 2. pelesenk. 2. 3.

1. s. barbarlık. engel. s. Barbadoslu. müflis. soymak. İng. s. bankac ı. 2.bank on bank rate bank vault bankable bankbook bankcard banker banking bankrupt bankruptcy banner banns banquet banter baptise baptism baptize bar bar none bar of soap barb Barbadian Barbados barbarian barbaric barbarism barbarity barbarous barbecue barbed barbed wire barbell barber barbershop bard bare bare bare its teeth bare living bareback barefaced barefoot barefooted barehanded bareheaded barelegged barely -e bel ba ğlamak. i. bayrak. barbar. silahs ız. ölçü çizgisi. vaftiz. Barbados. çıplak bacaklı. iflas. batk ı. . f. vah şi. vahşet. i. i. baro.. 2. kanca. güçbela. dili kâr getiren. i ğneleyici söz. düpedüz: That´s a barefaced lie. s. i. ozan. bar (içki içilen yer). berber. 2. vaftiz etmek. f. f. i. faiz banka ıskonto banka kasas ı. müz. z. sürgülemek. i. Desteklerine bel ba ğlad haddi. s. yalınayak. batkın. açmak. saz şairi. huk. i. eski. apaç ık. tıraş etmek. f. halter. i. (bankan ın çıkardığı) kredi kartı. ancak yetecek kadar. sancak. vah şi. f. s ırık. i. resmi ziyafet. barbekü. barbar. f.. s. şakalaşma. berber dükkân ı.. k. i. başı açık. s. z. takılma. i. baptize. Barbados. i. barefoot. 2. bear 2. Barbadoslu. i. s. i. 5. 1. (gelecek bir tarihe ait) evlenme ilan ı. 1. ık. 6. 2. bak. üstüne ı bir kancal sos dökülerek ızgarada baharatl ı. 2. i. 1. aletsiz. berber. i. f. i. bak. gazet. kızartılan et. bankac ılık. 3. barbarca. hesap cüzdanı. i. şakalaşmak. z. 1. man şet. ız.. dikenli tel. (et k ızartmak için dışarda kullanılan) ızgara. 1.. i. dikenli. takılmak. -e güvenmek: We are banking on their support. i. para getiren. su içindeki seti. banka cüzdan ı. k ıt kanaat geçinme. 1. alem. i. ziyafet. bak. çubuk. 3. Düpedüz yalan bu. iğneli (söz). 1. s. istisnaskum sabun kalıbı.. 2. z. 3. (hayvan) dişlerini göstermek. (--red.. eldivensiz.. iflas ettirmek. z. i. --ring) 1. ç ıplak. batırmak. oranı. medeniyetsiz. etin bu şekilde s. f. i.. ayr ıksız. vah şi. Barbados´a özgü. 2. iflas etmiş. çengel. çoraps ız. s. s. ancak. 4. 2. s.

barf bargain barge barge in bark bark bark up the wrong tree barkeep barkeeper barley barmaid barman barmy barn barnstorm barnyard barnyard fowl barometer baron baroness baroque barracks barrage barred barrel barrel organ barrel vault barren barrette barricade barrier barrister barroom barrow bartender barter base base base of operations base s.t. on baseball baseboard baseless basement baseness bash bashful

f., argo kusmak. i. kusmuk. i. 1. iş anlaşması. 2. kelepir. f. 1. pazarlık etmek. 2. for/on -i ummak, -i beklemek: i. mavna. I hadn´t bargained on that. Öyle bir şey beklememiştim. burnunu sokmak, işe karışmak. i. havlama. f. havlamak. i. kabuk; a ğaç kabuğu. k. dili yanlış kapı çalmak. i., bak. barkeeper. i. barmen. i. arpa. i. barın tezgâhında çalışan kadın, barmeyd. çoğ. bar.men (bar´mîn) i. barmen. s., İng. kafadan kontak, kafası bir hoş, çatlak. i. ahır, çiftlik ambarı. f., k. dili ta şrada temsil vermek. i. çiftlik ambar ı yanındaki avlu. kümes hayvan ı. i. barometre. i. 1. baron. 2. çok zengin i şadamı, kral: an oil baron petrol kralı. i. barones. s. 1. barok. 2. şatafatlı, çok süslü. i. k ışla. i., ask. yo ğun yaylım ateşi, baraj ateşi. s. 1. parmaklıkla kapalı. 2. yasaklanmış. i. fıçı. laterna. mim. be şiktonoz. s. k ısır; meyvesiz; kıraç, verimsiz. i. saç tokas ı. i. barikat. f. barikat yapmak: They barricaded the street. Sokakta barikat ılar. yapt i. (çit, duvar, korkuluk gibi) engel; bariyer. i., İng. en yüksek mahkemelerde dava görebilen avukat. i. bar. i., İng. 1. işportacı arabası. 2. el arabası. i. barmen. f. değiş tokuş etmek, takas yapmak, trampa etmek. i. değiş tokuş, takas, trampa. i. 1. temel, esas. 2. ask. üs. 3. kim. baz. s. alçak, adi, rezil. harekât üssü. bir şeyi -e dayandırmak. i. beysbol. i. süpürgelik. s. asılsız, temelsiz. i. bodrum katı, bodrum. i. alçaklık; alçakça bir davranış. f. kuvvetle vurmak, h ızla vurmak. i. 1. hızlı vuruş; kuvvetli darbe. 2. k. dili ş atafatl ı parti. s. utangaç, s ıkılgan, çekingen.

BASIC basic basically basil basin basis bask basket basketball bass bass bass clef basswood bastard bastardise bastardize baste bastion bat bat batch bated bath bath chair bath towel bathe bathhouse bathing bathing suit bathrobe bathroom bathroom fixtures bathtub baton battalion batten batter batter batter batter s.t. down batter s.t. in battered battery battery-operated batting battle battle cry

k ıs. Beginner´s All-purpose Symbolic Instruction Code bilg. BASIC (bir programlama dili).2. kim. bazal. s. 1. esas, temel. z. aslında, esasında. i., bot. fesle ğen. i. 1. leğen. 2. havuz. 3. havza. çoğ. ba.ses (bey´siz) i. 1. temel. 2. kaynak. 3. ana ilke. f. güneşlenmek, tatlı bir sıcaklığın karşısında uzanmak. i. 1. sepet; küfe; zembil. 2. spor say ı, basket. i. 1. basketbol, sepettopu. 2. basketbol topu. i., zool. levrek, hani. i., mus. basso, bas. fa anahtar ı. i. ıhlamur ağacı. i. 1. piç, gayrime şru çocuk. 2. alçak herif, it. f., İng., bak. bastardize. f. alçaltmak; de ğerini düşürmek. f. 1. teyellemek. 2. (kurumamas ı için) (pişen etin üstüne) sıvı dökmek/sürmek. i. kale burcu; tabya. i., spor (beysbol, kriket v.b.´nde) sopa. f. (--ted, --ting) 1. spor sopayla topa vurmak. 2. (göz) k ırpmak. i. yarasa. i. 1. bir pişimde pişirilenler. 2. takım; grup; parti: a batch of books bir parti kitap. s. i. 1. banyo. 2. hamam; kapl ıca. 3. film banyosu. f., İng. yıkamak; ıkanmak. yng. İ (üstü bazen kapalı) tekerlekli sandalye. banyo havlusu. f. 1. yıkamak, banyo etmek; yıkanmak, banyo yapmak. 2. ıslatmak; suya ırmak. bat i. 1. (plaj, göl v.b. kenar ında) kabinli bina. 2. (halka açık) banyo/hamam. i. 1. banyo yapma, yıkanma. 2. deniz banyosu, yüzme. mayo. i. bornoz. i. 1. banyo. 2. tuvalet. banyoya ait sabit e şya. i. banyo küveti. i. değnek. i., ask. tabur. i. ince tahta parças ı, tiriz. f. sert darbelerle vurmak; h ırpalamak; dövmek. i. sulu hamur. i., spor sopayla vuran oyuncu. (yerle bir etmek için) bir şeye vurmak. (delmek/çökertmek için) bir şeye vurmak; bir şeye vurup delmek; bir şeye vurup çökertmek. ı çıkmış, ezilmiş. 2. dövülmüş (kimse). s. 1. hurdas i. 1. elek. pil; akümülatör, akü. 2. ask. batarya. 3. huk. dövme, dayak. 4. dizi, seri, tak ım. s. pilli. i. tabaka halinde pamuk. i. 1. muharebe; meydan sava şı. 2. mücadele, büyük uğraş. f. 1. şmak, dövü mek. 2. mücadele etmek, çok uğra şmak. sava ş naras ı. ş 2. herhangi bir kampanyada kullan ılan slogan. 1. sava

battle fatigue battle royal battle-ax battlefield battleground battleship batty bauble baulk bauxite bawdily bawdiness bawdy bawl bawl out bay bay bay bay leaf bay tree bay window bayberry bayonet bayou bazaar BB BB gun BBC BC be BE be vexed with s.o. be (caught) between a rock and a hard place. be ... shy be a bad judge of be a basket case be a big deal be a byword for be a disgrace to be a good judge of be a hard worker be a match for be a nervous wreck be a nuisance to be a part and parcel of be a past master at be a physical wreck

savaş görmüş kimselerde görülen ruhsal çöküntü. 1. (birkaç kişi arasındaki) büyük dövüş. 2. büyük kavga, büyük şa. münaka i. 1. cenk baltas ı, teber. 2. argo huysuz kocakarı. i. savaş alanı. i., bak. battlefield. i. savaş gemisi, zırhlı. s., argo çatlak, kaç ık. i. gösterişli süs, gösterişli fakat kullanışsız şey. f., bak. balk. i. boksit. z. açık saçık bir şekilde. i. açık saçık oluş. s. açık saçık, müstehcen. f. 1. bağırmak. 2. yüksek sesle ağlamak. argo azarlamak, ha şlamak, paylamak. i. koy, küçük körfez. i. uluma. f. ulumak. i., bot. defne, defne a ğacı. defne yapra ğı. bot. defne a ğacı. 1. cumba. 2. k. dili göbek, ya ğ bağlamış karın. i., bot. muma ğacı. i. süngü. i. bir nehir veya gölün batakl ıklı kolu veya çıkış noktası. i. pazar, çar şı; kermes. i. hava tüfe ğinin saçması. hava tüfe ği. k ıs. British Broadcasting Corporation BBC, B.B.C. (İngiliz RadyoTelevizyon Kurumu). ıs. before Christ M.Ö. (milattan önce), İ.Ö. (İsa´dan önce). k f. (--en, --ing) (kurald ışı çekimleri: şimdiki zaman I am; he/she/it is; we/you/they are; eski thou art. geçmi ş zaman I/he/she/it was; eski thou k ıs. bill of exchange. birine k ızmak. k. dili iki ate ş arasında kalmak; iki arada kalmak; iki cami arasında kalmış beynamaza dönmek; iki arada bir derede ği olmak:kalmak. We´re only twenty dollars shy (birinin) (belirli bir miktarda) eksi of a million. Bir milyona varabilmek için yaln ızca yirmi dolar eksiğimiz var. -den anlamamak. k. dili 1. berbat bir halde olmak. 2. ambale olmak, do ğru dürüst şünemez haldeolmak. olmak. düdili k. çok önemli mec. ile e şanlamlı olmak. -in yüzkaras ı olmak. -den anlamak, -in ne oldu ğunu bilmek. çok çalışkan olmak. (birinin) dengi olmak. k. dili sinirleri bozulmu ş olmak. -in başının belası olmak. (bir şeyin) önemli bir öğesi olmak: These words are now part and parcel of the language. sözcükler (bir konuda) çok Bu usta olmak. art ık dilin önemli bir parçası oldu. sağlığı bozulmuş olmak.

be a picture of health be a be a be a be a be a

turp gibi olmak.

yenilince k ızıp küsmek. poor loser shadow of one´s former self 1. (biri) epeyce çökmü ş olmak. 2. (biri) epeyce çaptan düşmüş olmak. 3. eski halinden dü şmüş olmak. ısı çok olmak. -in yabanc stranger to ... konusu olmak: She was a subject of gossip throughout the village. subject of/for Köydeki dedikodu konusu idi. artık geçmi şe ait bir şey olmak. (bir şey)herkesin thing of the past k. dili (bir konuda) çok becerikli olmak, (bir i şin) ustası olmak. 1. -e iğrenç gelmek. 2. -e son derece ters/ayk ırı gelmek. 1. (kötü bir şey) kol gezmek: Smallpox was about in the town. Şehirde çiçek geziyordu. 2.olmak. ayakta olmak: That morning she was about at the üzerekol olmak; me şgul bir şey yapmak, bir şeyle meşgul olmak: What are you about? Sen ne ıyorsun? You´veIbeen long enough about it! Amma uzun sürdü! yap dan ç ıkmak He -mek üzere olmak: was about to go out the door. Kap ı üzereydim. I knew by heart the poems about to be read. O s ırada ştirilemez olmak. ele -den şüphe edilemez olmak: He´s above suspicion; he couldn´t have been there when it happened. Ondan şüphe edilemez; olay sırasında şüpheden uzak olmak. her türlü 1. yurtdışında olmak. 2. artık sır olmaktan çıkmış olmak: How´d it get abroad that I was here? Burada bulundu ğum nasıl keşfedildi? 3. ev dışına eye) vermi ş olmak. tüm dikkatini (bir ş -de bol/çok olmak: The forest was abundant in game. Ormanda av ı çoktu. hayvan -e uygun olmak; ile uyumlu olmak. -e alışkın olmak. 1. ile tan ışmak, -i tanımak. 2. -i bilmek, -e aşina olmak. (of) (-den) beraat etmek, temize ç ıkmak. (bir şeyin) bağımlısı/tiryakisi olmak. ak ıntıyla sürüklenmek. z. Tavsiyeleri pekiştirmek için kullanılır: Great caution is advisable. Son derece dikkat edilmeli. olmak. -e bağlı -den mustarip olmak. 1. su üstünde yüzmek. 2. (mali aç ıdan) ayakta kalmak, zarar etmemek: The (-den) firm is korkmak. afloat. Şirket masrafını çıkarıyor. 3. (söylenti) dolaşmak: (of) kendi gölgesinden korkmak. peşinde olmak. (birine) yabanc ı gelmek. -in fark ında olmak. kaynamak, çok miktarda bulunmak. -den dolayı çok üzgün olmak. kulak kesilmek, dikkatle dinlemek. gözünü dört açmak. -i candan desteklemek, -e taraftar olmak. k. dili pestili ç ıkmak; çok yorgun olmak. çok heyecanlı olmak; endişe içinde olmak. 1. iyi olmak, zarara u ğramamış olmak: Are you all right? İyi misin? 2. iyi ı fena ğil. 3. uygun olmak, fena olmamak: His grades are all right. Notlar gelince beceriksiz olmak. 2. atde (belirli bir k. dili 1. elleriyle iş yapmaya konuda) beceriksiz olmak. k. dili çok yan ılmak. k. dili 1. tamamen yanl ış olmak. 2. yanılmak, yanılgıya düşmek. gelmek. k. dili (iş için değil) eğlenmek/vakit geçirmek için (hazır) bulunmak. gerektiği gibi olmamak.

be a whiz at be abhorrent to be about be about be about s.t. be about to be above reproach be above suspicion be above suspicion be abroad be absorbed in be abundant in be accordant with be accustomed to be acquainted with be acquitted be addicted to be adrift be advisable be affiliated with be afflicted with be afloat be afraid be afraid of one´s own shadow be after be alien to be alive to be alive with be all broken up over be all ears be all eyes be all for be all in be all keyed up be all right be all thumbs be all wet be all wet be along be along for the ride be amiss

be an old hand at be anathema to be angry about be angry at be angry with s.o. be annoyed with be answerable for s.t. be answerable to s.o. be anxious about be anxious for s.o. to be anxious to be as good as one´s bond be as good as one´s word be as good as one´s word/promise be as thick as thieves be ashamed be asleep be assailed with doubts be assassinated be associated with be astonished at be at be at a disadvantage be at a loss for words be at a loss for words be at a low ebb be at a standstill be at bay be at cross purposes be at daggers drawn be at fault be at hand be at loggerheads be at loose ends be at loose ends be at odds be at one´s back be at one´s best be at one´s elbow be at one´s wit´s end be at one´s wits´/wit´s end be at rest be at risk be at s.o.´s beck and call be at s.o.´s disposal be at s.o.´s disposition be at s.o.´s service

(bir konuda) baya ğı tecrübeli olmak. ... taraf ından nefret edilen biri olmak: She was anathema to the leftwingers. Solcular ondan nefret ettiler. -e sinir olmak. -e k ızgın olmak, -e kızmak. birine gücenmiş olmak. (birine) k ızgın olmak. bir şeyden sorumlu olmak. birine karşı sorumlu olmak. -i merak etmek. (birinin bir şeyi yapmasını) çok istemek. k. dili -i çok istemek. son derece güvenilir olmak. sözünü tutmak, sözünü yerine getirmek. sözünü tutmak, sözünde durmak, sözünü yerine getirmek. k. dili s ıkı fıkı olmak, canciğer kuzu sarması olmak. utanmak. uyumak. kuşkular içinde olmak. suikasta u ğramak, suikasta kurban gitmek. ile ilişkisi olmak; ile ilgisi olmak. -e hayret etmek. -de bulunmak, -de olmak. dezavantajlı olmak. ne diyece ğini şaşırmak/bilememek. ne diyece ğini şaşırmak, söyleyecek söz bulamamak. 1. (birinin) morali bozuk olmak. 2. çok azalm ış olmak. durmak, durmu ş vaziyette olmak; kesilmek, kesilmiş vaziyette olmak. çok zor bir durumda olmak. -in amaçlar ı birbirine ters düşmek/birbiriyle çelişmek. kanlı bıçaklı olmak. kabahatli olmak. el altında olmak; yakında olmak. (with) (ile) ihtilafa dü şmüş olmak. k. dili 1. me şgul olmamak, boş olmak. 2. boşta gezmek. serbest olmak, (birinin) bir i şi olmamak. 1. (birilerinin) aralar ı açık olmak. 2. with -e aykırı olmak. bir kimseye arka ç ıkmak. en iyi durumda olmak, formunda olmak. yanı başında olmak, yanında olmak. ne yapaca ğını bilmemek, şaşırmak. k. dili ne yapaca ğını şaşırmak. hareketsiz olmak, hareket etmemek. tehlikede olmak. her an birinin emrinde olmak. birinin emrinde olmak: While I´m away my house is at your disposal. Ben yokken evim emrinizde. birinin emrine amade olmak. birinin hizmetinde olmak.

be at sea be at the end of one´s rope be at the end of one´s tether be at the end of one´s tether be at the mercy of be at the point of death be at variance with be at war be at work be averse to be avid for be awake to be aware of be awash be bad for be bad news be badly off be baffled be bang on be based on be behind the eight ball be behind the times be beneath s.o. be bent on/upon be bent out of shape be beset by/with be beside the point be beside the point/question be besotted with be better off be beyond belief be beyond dispute be beyond one´s ken be beyond s.o.´s grasp

1. denizde olmak; (aç ık denizde seyreden) gemide olmak. 2. k. dili şçaresiz aşkına dönmü ş olmak. kalmak. son kozunu oynam ış olmak. k. dili çok zor bir durumda olmak, ne yapaca ğını şaşırmış olmak. -in insafına kalmış olmak. ölmek üzere olmak. 1. ile uyu şmamak, ile araları bozuk olmak. 2. -e ters düşmek, ile şmek. çeli ş halinde olmak. sava işte olmak, iş başında olmak. 1. -den ho şlanmamak: He is averse to hard work. Çok çalışmaktan şlanm yor. 2. -e kar şı olmak: were olmak. averse to our plan. Planımıza ho şeyi ıelde etmek için) çok hıThey rslı/arzulu (bir -in fark ında olmak. -in fark ında olmak; -den haberdar olmak. 1. suyla kaplı olmak, sular altında olmak. 2. (bir şey) su içinde yüzmek. 3. with ile dolu olmak; bol miktarda bulunmak. ı olmak. -e zararl k. dili hiç iyi biri/bir şey olmamak. k. dili fakir/yoksul olmak. şaşırmak.

İng., k. dili tam isabet etmek, taşı gediğine koymak.
-e dayanmak. argo zor/mü şkül bir durumda olmak. çağın gerisinde kalmak. birine yak ışmamak, birinin tenezzül etmeyeceği bir şey olmak: That´s maz. beneath you. O sana yakşış ına koymu olmak. -i kafas ına/akl k. dili küplere binmek, ç ıldırmak. 1. -in (olumsuz yönleri) çok olmak: This project´s beset with problems. Bu proje problemlerle dolu. 2. ş -i kaplamak, ey olmak. -i istila etmek: I was suddenly konuyla ilgisi olmayan bir -in (konu şulan şeyle) hiç ilgisi olmamak: That´s beside the point. Onun ı kap yok. alakas İng. -e ılmak, ... sevdasına kapılmak, kendini -e kaptırmak. daha iyi durumda olmak. inanılması mümkün olmamak, inanılmaz olmak. tartışma götürmemek. (birinin) hiç bilmediği bir şey olmak. 1. birinin kavrayışının dışında olmak. 2. birinin elinden kurtulmuş olmak: ık onlara dokunamaz. 3. birinin elde They´re beyond his grasp now. Obir artş ey olmamak. hiç kabul olunacak/onaylanacak

be beyond the pale be beyond/without a shadow of a zerre kadar şüphe kalmamak. doubt 1. -in program ı dolu olmak. 2. -in tüm yerleri dolu/rezerve olmak. be booked up k. dili s ıkıntıdan patlamak/çatlamak. be bored stiff be born with a silver spoon in k. dili zengin bir ailenin çocu ğu olmak. one´s mouth -mesi kesin gibi/kesin olmak: He´s bound to win. Kazanmas ı kesin gibi. be bound to paramparça olmak. be broken to smithereens yangın yüzünden sokakta kalmak. be burned/burnt out be cast adrift be caught short be centrally located be chary of be close to

ak ıntıya bırakılmak. 1. paras ı çıkışmamak. 2. of yanında yeterli miktarda (bir şey) olmamak. İng. sık ışmak, aptesi gelmek. 3. şehrin merkezinde bulunmak. merkezi bir yerde olmak, (bir konuda) son derece ihtiyatl ı davranmak/dikkatli olmak: Be chary of ızı 2. o ş-in irkete rmadan investing your money in that company. Paran olmak. yakyat ını ıolmak. 1. (belirli bir zaman veya yerde) -e yak ın

be closeted with be cognizant of be comparable be composed of be concerned about be conditioned by be conducive to be congenial be conscious of be consoled be contrary to be convulsed with laughter be crazy about be cross with be cursed be damaged in shipment be delayed be delighted with be desirous of be destined be destined for be disdainful of s.t. be disenchanted with be disgusted with be disposed to be done for be doomed to be down in the dumps be down on be down to the wire be dressed in tatters be dressed up fit to kill be due be enamored of be encased in be enchanted by/with be encrusted with be encumbered with be endowed with be engrossed in be enmeshed in be enshrined in be entitled to be equal to be equivalent to be exempt be expecting

görüşme amacıyla (birisi) ile odaya kapanmak. -den haberdar olmak, -in fark ında olmak, -i bilmek. 1. to -e benzemek. 2. with ile kar şılaştırılabilir olmak. -den olu şmak, -den ibaret olmak. -den kayg ılanmak, -den endişe duymak, -i merak etmek. (bir şey) (başka bir şeye) bağlı olmak: Your spending capacity is ın gelir ına conditioned by the size of your income. Harcamalar etmek/sevketmek, -e müsait olmak: This ismiktar a place that´s insanı -e davet ş üncelere dalabilir. conducive reflection. Burada insanolmak. derin dü gelmek. 2. with -e uygun 1. to -e ho şto -in fark ında olmak, -i bilmek. avunmak. -e zıt olmak, -e ters düşmek. gülmekten katılmak. -e bayılmak. -e dargın olmak. lanetli olmak. (mal) yoldayken hasar görmek. gecikmek, geç kalmak. -e çok sevinmek. -i arzu etmek, -e can atmak. for/to talih taraf ından bir şeye yöneltilmek: He was destined for greatness. Kader onu büyük bir adam yöneltti. He was destined ğru) yol almak/gitmek; (bir olmaya yere doğ ru) gidecek olmak: The to (bir yere do ğ ru yol al ı yordu. ship was destined for China. Gemi Çin´e do bir şeyi hor görmek. gözünden dü şmek: I´m disenchanted with him. O, gözümden düştü. -den bıkmak. ... eğiliminde olmak. k. dili 1. mahvolmak; belaya çatmak. 2. pestili ç ıkmak, canı çıkmak. (kötü bir şeye) mahkûm olmak. çok neşesiz olmak, canı sıkkın olmak. -e karşı olmak. k. dili (bir şeyi yapmak için tanınan mühlet) bitmek üzere olmak; (bir işin) mşı ış y olmak: down to the wire. Bu işin sonuna sonuna ırtık pıWe´re rtık olmak, yırt ık pırt ık giysiler içinde olmak. (birinin)yakla üstü ş ba iki dirhem bir çekirdek olmak, çok süslenmi ş olmak. 1. to -den kaynaklanmak/ileri gelmek, -e borçlu olmak. 2. -in verilmesi/ödenmesi gerekmek/laz ım olmak: When is this note due? Bu -e âşık olmak. ile kaplı olmak; ile örtülü olmak. -e bayılmak, -i çok sevmek: She is enchanted with her new house. Yeni ılıyor. evine bay ınca bir tabaka) ile kaplı olmak. 2. (mücevherler) ile süslü olmak. 1. (kal 1. ile yüklü olmak. 2. ile doldurulmu ş olmak. Allah (birine) (bir şeyi) vermek: He´s endowed with a good memory. Allah ona iyiıp bir haf ıza vermiş. gitmek. -e dal (olumsuz bir duruma) dü şmek: He was enmeshed in his own intrigues. ı çok ayağı na dolanm ıştıolmak: . Kendi entrikalar içinde sayg ın bir yeri It´s an expression that´s (bir şeyin)

ız dilinde çok saygın bir yeri enshrined French usage. O deyimin Frans ı olmak. 2. -i yapmaya yetkisi olmak. 1. -e hakkin (bir işin) üstesinden gelmek.
-e eşit olmak. i. 1. karşılık, eşit. 2. dilb. eşanlamlı sözcük, eşanlamlı. (from) -den muaf olmak. f. muaf tutmak. k. dili hamile olmak, gebe olmak.

be fagged out be familiar to be familiar with be famished be fascinated by/with be fast be few and far between be fluent in be flushed with be fond of be for the benefit of be found wanting be free of be free to be free with one´s advice be free with one´s money be from be frozen hard be fucked up be full of beans be given to be going strong be going to be good at be good enough to be good for be good/bad at figures be greedy for be green with envy be guilty of be halfway through be halfway to be hand in/and glove with be happy with be hard at hand be hard at it be hard by be hard hit by be hard of hearing be hard on be hard on the heels of be hard put to be hard put to be hard up be hard up for money be hell on be here to stay

çok yorgun olmak, tur şu gibi olmak. i., argo 1. sigara. 2. homoseksüel erkek, ibne, tekerlek. olmak. -e aşina -i iyi bilmek. çok ac ıkmış olmak. -e kendini kaptırmak. (saat) ileri gitmek/olmak. nadir rastlanmak; çok seyrek olmak. (bir dili) ak ıcı bir şekilde konuşmak. (bir şeyin) verdiği heyecanla dolu olmak. -i sevmek. -in yararına olmak: This concert´s for the benefit of Darüşşafaka. Bu şşafaka´nın yararına. konser Darü kusurlu bulunmak. 1. (birinden) kurtulmu ş olmak. 2. (bir yerden) çıkmış olmak. -ebilmek: She´s now free to marry. Art ık evlenebilir. You´re free to go. Gidebilirsiniz. sorulmadan ö ğüt vermek. paras ını cömertçe harcamak. -den gelmek, -li olmak. donup kaskatı olmak. 1. kafayı yemek, kafayı yemiş olmak; kafayı üşütmüş olmak. 2. (iş/işler) berbat olmak, rezil olmak. ı ve hevesli olmak. k. dili çok canlmahvolmak, (bir şey yapmak) itiyadında olmak. enerjik bir şekilde çalışmak. 1. Niyet gösterir: She´s going to register for that course. O ders için ınıbir yapt ıracak. 2. Zorunluluk gösterir: You are radios. going to get that job, kayd şeyi) iyi yapmak: He´s good at repairing Radyo tamirini (belirli iyi yapar. bir iyilik edip de (bir yard ımda bulunmak): Will you be good enough to ım eder help me? bir Bir süre iyilik için) edip dayanmak: de bana yard 1. (belirli That rug´smisiniz? good for another twenty

yirmi yıl daha dayanır. 2. (belirli bir işe) yaramak: It´s years. halı birolmak. ı iyi/kötü hesabO gözünü (bir şey) hırsı bürümek.
1. çok k ıskanmak, kıskançlıktan çatlamak. 2. gıpta etmek. -in suçlusu olmak, -den suçlu olmak. -in yarısını bitirmiş olmak. -e giden yolun yar ısında olmak: We were halfway to Alanya. Alanya´ya ısındayd ık. giden yolun yar ın ilişki içinde olmak. ile yak -den memnun olmak. kapıda olmak, kapıya dayanmış olmak. k. dili çok çalışmak. -in çok yak ınında olmak; -e çok yakın olmak. -in çok zarar ını görmek: We were hard hit by the cold weather in December. Aralık´taki soğuk bize çok zarar verdi. ağır işitmek/duymak. k. dili 1. (bir şeyi) hor kullanmak. 2. (bir şeyi) çabuk eskitmek/mahvetmek. 3. ndan gelmek. -in(birine) hemen sert ard ıdavranmak. (bir şeyi) zorla/çok zor yapmak: They were hard put to finish it on time. Onuşeyi) vaktinde bitirmeleri çok zor oldu.I was hard put to give her an zorlukla/güçlükle (yapmak): (bir answer. Ona zor cevap verdim. k. dili (birinin) pek paras ı olmamak, (biri) züğürt olmak. para s ıkıntısı çekmek. -i hor kullanmak, -i hoyratça kullanmak. kalıcı olmak, vazgeçilmez olmak: Computers are here to stay. Bilgisayar artık hayatımızın vazgeçilmez bir parçası oldu.

be honeycombed with be hooked on be hungry be ignorant of be imbued with be implicit in be in be in the ascendant be in a (tight) spot be in a bad humor be in a bad mood be in a bad way be in a brown study be in a fix be in a flap be in a good humor be in a good mood be in a hurry be in a pickle be in a pinch be in a be in a be in a be in a

ile dopdolu olmak. k. dili 1. -in tiryakisi/ba ğımlısı olmak. 2. -e vurgun/âşık olmak. 1. aç olmak, karn ı aç olmak. 2. for -i çok özlemek; -i çok arzu etmek, -e susamak. -den haberi olmamak; ... hakk ında bilgisi olmamak. ile dolu olmak: He was imbued with a strong sense of duty. Görev a şkıyla doluydu. -de saklı olmak, -in içinde olmak: That´s implicit in what I said. O, ı. dediklerimde 1. evde/ofiste sakl bulunmak. 2. moda olmak. 3. (mevsimi geldi ği için) (sebze/meyve) ç ıkmak. doğu ufkunda görünmek. 2. (birinin) yıldızı parlamak; 1. (yıldız/gezegen) egemen olmak. k. dili zor bir durumda olmak. -in sinirleri/huyu/heyheyleri üstünde olmak. sinirleri tepesinde/üstünde olmak. 1. ağır hasta olmak. 2. çok zor bir durumda olmak. k. dili dalıp gitmek. zor bir duruma dü şmek. k. dili tela ş içinde olmak. -in keyfi yerinde olmak. keyfi yerinde olmak. 1. -in acelesi olmak, acele etmek: I´m in a hurry. Acelem var. Don´t be in too big a hurry. Fazla acele etme. 2. to (bir şeyi) çabuk/bir an evvel k. dili zor bir durumda olmak.

k. dili zor bir durumda olmak. (aslında istenilmeyen/orada bulunması yasak olan biri) (başkasının) place on sufferance /görmezlikten gelmesidurumda sayesinde bir yerde bulunmak: You müsamahas şeyler yapabilecek olmak. position to do s.t. (about) (bir konuda) ıbir ne yapaca ğını bilememek. quandary değişmek, değişim içinde olmak. state of flux k. dili tela ş/endişe içinde olmak. k. dili somurtup durmak. k. dili endişe içinde olmak. k. dili tela ş içinde olmak. k. dili tela ş içinde olmak. k. dili öfkesi burnunda olmak. İng., k. dili endişe/telaş içinde olmak. 1. (with) (ile) anla şmak. 2. with -e uymak; ile uyumlu olmak. hemfikir olmak; mutab ık olmak. aynı hizada olmak. (birinin) vaktinde ödenmemi ş borçları olmak. -in gözünden dü şmek. (bir davran ış) (birinin) karakterine uymak. (of) -in sorumlusu olmak, -e bakmak: Who´s in charge here? Buraya kim ıyor? olmak, -e uymak. bak -e uygun çok güç durumda olmak. çok zor bir durumda olmak. gözden dü şmüş olmak. gözden dü şmüş olmak. görünmek; görünürde olmak. (kötü bir şeyi) geçirmek üzere olmak. yürürlükte olmak. k. dili (bir şey) en hareketli zamanında olmak, hızını almak; yoluna girmek.

be in a stew be in a sulk/be in the sulks/have a fit of the sulks be in a sweat be in a swelter be in a swivet be in a temper be in a twist be in accord be in agreement be in alignment be in arrears be in bad odor with be in character be in charge be in conformity with be in dire straits be in dire/desperate straits be in disfavor be in disgrace be in evidence be in for be in force be in full swing

be in good taste be in good with be in good working order be in high spirits be in hopes of be in hot water be in hysterics be in juxtaposition be in keeping with be in labor be in league with be in limbo be in line with be in low spirits be in need be in need of be in neutral be in no hurry to be in on be in on the secret be in one´s element be in one´s glory be in one´s right mind be in order be in poor health be in possession of be in possession of o.s. be in power be in practice be in print be in progress be in quotes be in rags be in ruins be in rut be in s.o.´s debt be in s.o.´s grasp be in s.o.´s power be in s.o.´s shoes be in s.t. up to one´s eyes be in session be in shape be in short supply be in short supply be in sight be in step be in stitches

(bir şey) uygun düşmek, yakışık almak, yerinde olmak: That remark was ızdı. not in good taste. O lafgirmi yak ışı ş ks olmak. k. dili (birinin) gözüne iyi işler durumda olmak. keyifli olmak, keyfi yerinde olmak. -i ummak. k. dili ba şı dertte olmak, güç durumda olmak. 1. k. dili gülmekten kat ılmak, gülme krizi geçirmek. 2. isteri krizi geçirmek. birbirine yak ın bulunmak; yanyana bulunmak. -e uygun olmak. doğurmakta olmak. -in müttefiki olmak. iki cami aras ında kalmış beynamaza dönmek. 1. -e uymak. 2. ile bir hizada olmak. keyifsiz olmak. yoksul/fakir olmak. -e ihtiyac ı olmak; istemek.. (motor) bo şta çalışmak, rölantide durmak/çalışmak. (bir şey yapmaya) can atmamak. 1. -e dahil olmak/kat ılmak, -de payı olmak. 2. -i bilmek, -den haberi olmak. sırra ortak olmak. k. dili kendini rahat hissetti ği bir ortamda bulunmak. kendinden çok ho şnut olmak. aklı başında olmak. 1. düzenlenmiş/sıralanmış durumda olmak. 2. (işler) yolunda olmak. -in sağlığı iyi olmamak. -e sahip olmak, -si olmak. kendine hâkim olmak, kendine sahip olmak. (parti) iktidarda olmak. formda olmak. (kitap) yayımcısında mevcut olmak, kitapçılarda bulunmak. devam etmek, sürmek, yap ılmak: The battle was still in progress. Muharebe hâlâ devam ediyordu. The hearing is now in progress. ırnaklar içinde olmak. tırnak işaretleri/t (birinin) giysileri yırtık pırtık olmak. 1. harap/yıkık dökük bir halde olmak. 2. mahvedilmiş olmak. (hayvan) k ızışmak, kösnümek. bir kimseye borçlu olmak. birinin pençesine dü şmüş olmak. birinin elinde olmak. k. dili birinin bulundu ğu durumda olmak, birinin yerinde olmak. (yasadışı) bir işin içinde olmak, bir işe fena halde bulaşmış olmak. (mahkeme/toplant ı/kongre/parlamento) toplantı halinde olmak; yılınaolmak, girmiş kondisyonu olmak: Court´s in session now. (okul/üniversite) ö ğretim formda iyi olmak: The right players (for) (-e) hazır olmak; are in shape. az olmak; az Oyuncular bulunmak. formda. az miktarda bulunmak. 1. yak ın olmak, ufukta olmak: Victory is in sight. Ufukta zafer görünüyor. 2. (with) görülmek, gözle seçilmek. ına) adım uydurmak. 2. with -e ayak uydurmak: We´re 1. (ba şkalar ğa ayak uydurduk. in step with the times. Biz çatlamak. k. dili gülmekten kas ıklarıça

be in store for be in straitened circumstances be in substantial agreement be in sympathy with be in sync be in tatters be in tears be in the black be in the clear be in the doldrums be in the employ of be in the know be in the lead be in the limelight be in the making be in the market for be in the mood to/for be in the pink be in the pipeline be in the process of be in the red be in the right be in the running be in the same ballpark be in the soup be in the swim be in the throes of death be in the way be in the wind be in the wrong be in town be in transit be in trouble be in vogue be in with be in with be in work be in/under one´s charge be incapable of be inclined to be included be inconsistent with be incumbent on be indicative of be indifferent to be ineligible for be infatuated with

(bir şey) (birini) beklemek: A surprise is in store for you. Seni bir sürpriz bekliyor. yoksulluk içinde ya şamak, darlık içinde olmak. temelde anla şmak, temel noktalarda hemfikir olmak. (görüşü/fikri) anlayıp paylaşmak/desteklemek. senkronik olmak, senkronize edilmi ş olmak. 1. lime lime olmak, yırtık pırtık olmak. 2. (ad, şöhret v.b.) mahvolmak. ağlamak. borcu kalmamak, borçlu olmamak. şüphe altında olmamak; masumluğu ispatlanmış olmak. f. 1. (bir şeyi) (bir tırmak/yok Clear table! Sofray ı yerden) kald ırmak/uzakla ın esmediğişbir bölgede etmek: bulunmak. 2. the (birinin işleri) kesat 1. den. rüzgâr

ık ıntısı çekmek; efkârlı olmak. olmak. 3. can ış mak. (birisi için) çals (bir konuda) ço ğu kimsenin bilmediği şeyleri bilmek.
önde/başta gitmek. ilgi odağı olmak. hazırlanmakta olmak; oluşmakta olmak: There´s a new age in the şmakta. making. Yeni niyetinde bir devir olu olmak. -i satın alma canı (bir şeyi) yapmak istemek: I´m not in the mood to go there. Canım oraya gitmek istemiyor. I´m not the mood company. Kimseyle ğlam olmak, turp gibi in olmak. 2. enfor güzel halinde olmak. 1. sapasa k. dili hazırlanmakta olmak. sürecinde olmak, -mekte olmak. borçlu olmak. haklı/doğru olmak. adaylardan biri olmak. -e yak ın olmak. s. kabataslak, yaklaşık: Give me a ballpark figure. Bana kabataslak bir rakam söyle. olmak. k. dili ba şı dertte (of things) k. dili faal bir hayat sürmek; faal bir sosyal hayat ı olmak. can çekişmek. engel olmak, ayak alt ında olmak. k. dili (bir şeyin) (gerçekleştirilmeden önce) sözü edilmek: It´s been in the sözü ediliyordu. wind for some time now. Epey zamand suçlu/kabahatli olmak: You were in theır wrong. Kabahat sendeydi.

şehirde olmak.
(insanlar/mallar) yolda olmak; (insanlar) bir yerden ba şka bir yere geçmekte olmak; (mallar) bir yerden ba şka bir yere taşınmakta olmak. olmak. başı belada 1. moda olmak. 2. ra ğbette olmak. 1. ile arkada ş olmak, ile arası iyi olmak. 2. (birinin) gözüne girmiş olmak. k. dili (biriyle) çok iyi geçinmek; (birinin) gözüne girmi ş olmak. k. dili çalışmak, işi olmak, iş sahibi olmak: He´s been in work since May. ıstan beri çal ışıyor. May ğu alt ında olmak. sorumlulu -i yapamamak, ... yetene ğinin dışında olmak. -e meyli olmak. (in) -e dahil olmak/edilmek. ile çelişmek. -in sorumlulu ğu -e ait olmak, -e düşmek: It is incumbent on you to educate your children. etmek. ının eğitiminden sen sorumlusun. i. -i göstermek, -e işaret Çocuklar -e karşı ilgisiz olmak, -e ilgi göstermemek: He´s indifferent to her. Ona şı ilgisiz. kar uymadığı için) -e alınamamak/katılamamak. (şartlara -e deli gibi â şık olmak.

be infested with be informed about be inherent in s.t. be insensible be insensitive to be intended for be intent on be interested in be intimate with be into be intrinsic to be involved in be involved with be itching to be jealous of be keen on be lacking be laid up be late be leery of be left holding the bag be left holding the sack be left stranded be liable be littered with be loath to do s.t. be located in be long on be lost on be lousy with be low in be low on be low on one´s list be mad about be mad on be marooned be master of be mindful of be misguided be mistaken be mixed up be mixed up in be mixed up with be mounted on be much sought after be mysterious about be nauseated

-in içinde/üzerinde çok olmak, ile dolu olmak: The area´s infested with bandits. Bölge olmak. haydut dolu. -den haberdar bir şeyin aslında var olmak. 1. to -i hissedememek. 2. to -e kar şı ilgisiz olmak; -e aldırmamak. 3. of (tehlikeden) habersiz olmak; farkedememek. olmak; -e ald-i ırmamak. 2. -e duyarlı/hassas olmamak. 1.-e karşı ilgisiz için amaçlanmak, için olmak: This book is intended for children. Bu kitap . is intent on solving the problem. Sorunu çözmeye çocuklar için yazılmış ı olmak: He 1. -e kararl ı . 2. -e dalm ış olmak: He was so intent on his work that he Edebiyata lost all kararl She is interested in literature. -e ilgi duymak, -e merakl ı olmak: ilgi My uncle is interested in reptiles. Amcam sürüngenlere ile duyuyor. samimi olmak. k. dili (bir işle) uğraşmak; merakı (bir şey) olmak. Dividing two into twelve gives six. On iki bölü iki e şittir altı. -e özgü olmak. 1. -e kar ışmak: She was once involved in a scandal. Bir zamanlar bir ıştı.olmak. 2. ile meşgul olmak, ile uğraşmak: He´s involved in a skandala kar şk ış ilim şkisi k. dili ile a -e can atmak. -i k ıskanmak.

İng., k. dili -e çok hevesli olmak, -e meraklı olmak, -e düşkün olmak: be ğe hevesli olmak. keen on acting aktörlü 1. ... olmamak; ... eksik olmak: Something´s lacking here. Burada bir eksiklik var. 2. in -de ... olmamak: He´s in intelligence. Onda ak ıl ık v.b. nedeniyle) 1. biriktirilmek, ilerisi için saklanmak. 2.lacking (with) (hastal ğ a mahkûm olmak. yatakta/evde kalmak zorunda olmak, yata (for) (-e) geç kalmak, (-e) gecikmek.
-den çekinmek. k. dili 1. kabak ba şına patlamak. 2. avucunu yalamak. k. dili 1. kabak ba şına patlamak. 2. avucunu yalamak. bak. be stranded. 1. for -den sorumlu olmak. 2. to (biri) ... e ğiliminde olmak. 3. to ... ihtimali olmak: He´s get caught. Onun yakalanma atliable ılmış (to şeyler) ile darmada ğı nık olmak. ihtimali yüksek. gelişigüzel 1. bir şeyi yapmayı hiç istememek. 2. bir şeyi yapmaktan çekinmek. -de bulunmak/olmak. -in fazlas ı olmak. -i etkilememek. k. dili 1. ile dolu olmak, ile kaynamak. 2. (birinde) bir şey çok olmak: He´s çok. lousy with money. OnunIt´s paras ı az olmak: lowı in cholesterol. Onun kolesterolü az. -in ... miktar k. dili (bir şeyin stoku) az olmak: We´re low on wood. Az odunumuz kaldı. k. dili -in önemli sayd ığı işlerden olmamak: That´s low on my list right now. imdi için sevmek, ön planda de ğ il.ınca âşık olmak. 2. -e bayılmak. O lg k.şdili 1.benim -i deli gibi -e çı

İng., k. dili, bak. be mad about.
(on) (-de) mahsur kalmak. -in ustas ı olmak. 1. -i hatırında tutmak. 2. -e dikkat etmek. 1. (insan) yan ılmak. 2. yanlış olmak. yanılmak. zihni karışmak. -e karışmak, -e bulaşmak. ile ilişkisi olmak. (binek hayvan ına) binmiş olmak. çok aran ılan/istenilen bir şey/biri olmak, çok rağbette olmak, çok rağbet görmek. k. dili -in ne oldu ğunu açıklamaktan kaçınmak; ... hakkında konuşmaktan ınmak; ... konusunda doğru dürüst cevap vermemek. kaç midesi bulanmak.

be necessary be no great shakes be no slouch at/as a be noncommittal be none the worse for be nonplussed be notable for be noted for be nothing but skin and bones be noth-ing to write home about be nuts be nuts about be o.s. be obliged be obliged to do s.t. be oblivious of/to be obsessed by/with be of capital importance be of one mind be of prime importance be of service to be of the same mind be of use be of use for s.t. be of value be of/in two minds about be off be off guard be off in one´s calculations be off one´s nut be off one´s rocker be off one´s trolley be off sick be off the air be off the beaten track be offended be OK, OK be on be on a better footing than ever be on a diet be on a par with be on an even keel be on display be on edge be on familiar ground be on fire be on good terms

gerekmek, lazım olmak/gelmek, icap etmek. k. dili üstün biri olmamak. k. dili (belirli bir konuda) hiç fena olmamak, baya ğı iyi olmak: He´s no ğı iyi. slouch as an artist. Ressamrengini olarak belli baya belirli bir cevap vermemek; etmemek. (bir şeyden) (birine) hiç zarar/halel gelmemek: They were none the worse ı olmadı. for it. Onlara hiç şaşk ına dönmü ş zarar olmak. ile tanınmak, ile meşhur olmak; ... için önemli sayılmak. ile tanınmak, ile meşhur olmak; ... için önemli sayılmak. k. dili bir deri bir kemik kalmak. k. dili tamah edilecek bir matah/mal olmamak. aklını oynatmış olmak, kafadan kontak olmak. 1. -in delisi olmak. 2. -in hayran ı olmak, -e deli olmak. kendisi gibi davranmak, normal bir şekilde hareket etmek. memnun olmak: I´d be obliged if you´d come early. Erken gelirsen memnun olurum. mecbur olmak. bir şeyi yapmaya (etrafında olup bitenlerin) farkında olmamak. -i aklına takmak, aklı -e takılmak. çok önemli olmak, çok önem ta şımak. hemfikir olmak, ayn ı fikirde/düşüncede olmak. çok önemli olmak. -e yardımı dokunmak, -e yardım etmek. hemfikir olmak, ayn ı fikirde/düşüncede olmak. yardım etmek. bir şeye yaramak. değerli olmak. -in hakk ında kesin bir karara varamamak. 1. gitmek; yola ç ıkmak. 2. (elektrik/su/gaz) kesik/kesilmiş olmak; ışık) söndürülmüş/kapalı olmak; (makine/aygıt) kapalı olmak: The (elektrik/ tetikte olmamak. hesabında yanılmış olmak. k. dili aklını kaçırmış olmak, aklını oynatmış olmak. k. dili ç ıldırmış olmak. k. dili kafadan kontak olmak. hastalık nedeniyle işe gelmemiş olmak. (radyodan/televizyondan) yayımlanmamak; yayımda olmamak. k. dili her yerden uzak bir yerde olmak, da ğ başında olmak. gücenmiş/alınmış olmak. iyi olmak. 1. (elektrik/su/gaz) aç ık olmak; (elektrik/ışık) açık olmak. 2. ıt) çalışmak, aç ık olmak. (makine/ayg daha iyi olmak. araları her zamankinden perhiz yapmak, rejim yapmak. ile aynı/eşit derecede/değerde olmak. 1. başta ve kıçta çektiği su aynı olmak, (gemi) dengede olmak. 2. k. dili şey yolunda olmak. her sergilenmek. sinirleri gergin olmak. 1. bildiği bir yerde/yörede bulunmak. 2. bildiği bir konuyla ilgilenmek. yanmak. (with) (biriyle) aras ı iyi olmak: Ece´s on good terms with Ayşen. Ece´nin Ayşen´le arası iyi.

be on guard be on its way out be on one´s hands be on one´s last legs be on one´s mettle be on one´s own be on one´s own responsibility be on one´s toes be on one´s way out be on overtime be on pins and needles be on probation be on s.o.´s side be on s.o.´s trail be on s.t.´s trail be on show be on skid row be on speaking terms be on strike be on tap be on target be on television be on tenterhooks be on the air be on the alert be on the ball be on the decline be on the defensive be on the go be on the high (low) side be on the house be on the level be on the make be on the mend be on the point of be on the right road be on the road be on the safe side be on the shelf be on the skids be on the spot be on the table be on the telephone be on the tip of one´s tongue be on the tip of one´s tongue be on the up-and-up be on the wane

1. nöbet tutmak. 2. tetikte olmak. -in devri kapanmak üzere olmak. (yük sayılan bir şey/biri) -in başında olmak, -in sorumluluğunda olmak. ömrü/miad ı dolmak üzere olmak. elinden geleni yapmaya hazır olmak. 1. başkasından yardım görmeden geçinmek/rızkını kazanmak, kendi nın çaresine bakmak. 2. yalnız başına kalmak. kendini ba şı şeyden) kendisi sorumlu olmak. (yaptığıgeçindirmek, k. dili uyan ık/dikkatli olmak. çıkmak: We were just on our way out. Biz şimdi çıkıyorduk. fazla mesai yapmak, mesaiye kalmak. k. dili diken üstünde olmak, endi şe içinde olmak.

şartlı tahliyeden sonra gözetim altında olmak. 1. birinden yana olmak, birinin taraf ını tutmak. 2. birinin lehinde olmak, ı olmak: Youth is on your side. Genç olman lehinedir. birine yararl birinin izini takip etmek; birini aramak.
1. (av köpe ği) avın izini takip etmek: The dogs´re on the trail. Köpekler iz eyi takip etmek; bir şeyi aramak. sürüyor. 2. bir şolmak. sergilenmekte k. dili serseri ve sefil bir hale dü şmüş olmak. (with) (biriyle) selamla şıp konuşmak. grev yapmak. 1. k. dili hazır bulunmak. 2. (bira) fıçıdan alınıp satılmak. 1. (bir tahmin) do ğru çıkmak. 2. (bir iş) belirlenen süreye uygun olarak ilerlemek. televizyonda olmak; televizyona ç ıkmak. endişe içinde olmak. (radyodan/televizyondan) yayımlanmak; yayımda olmak. tetikte olmak. argo ak ıllı ve dikkatli olmak. (kuvvetli/yüksek bir durumdan) dü şmekte olmak: The birthrate is on the ğum oranı olmak. düşmekte. The Roman Empire was on the decline. decline. Do savunma durumunda birtak ım işlerle meşgul olmak. oldukça pahalı (ucuz) olmak. ... işyerinin ikramı olmak, ... şirketten olmak: Your meal tonight is on the house. Bu geceki yeme ğiniz lokantamızın ikramı. ğruyu söylemek. k. dili do k. dili 1. kö şeyi dönmeye çalışmak; statüsünü yükseltmeye çalışmak. 2. ki için eş aramak. cinsel iliş şmek. (hasta) iyile -mek üzere olmak: He was on the point of going. Gitmek üzereydi. doğru yolda olmak. 1. yolda olmak, seyahat etmek. 2. yola ç ıkmış olmak. 3. to -e doğru ilerlemek. ihtiyatlı davranmak. 1. k ızağa çekilmiş olmak; emekliye ayrılmış olmak. 2. (kadın) evde kalmış olmak. k. dili kötü bir durumda olmak, kötüye gitmek. olayın geçtiği yerde bulunmak. 1. teklif edilmiş olmak. 2. (tasarının/meselenin) görüşülmesi/tartışılması ılmış olmak. ileri birtelefonda tarihe b ırak şmak. k. dili olmak/konu k. dili dilinin ucunda olmak: It was on the tip of my tongue. Dilimin ı. ucunda olmak. ucundayd k. dili dilinin k. dili yalans ız konuşmak; dürüst bir şekilde davranmak: I think he´s on the up-and-up. Bence numara yapm ıyor. azalmakta/batmakta/sönmekte/sonuna yakla şmakta olmak.

be on the watch be on the wing be on to be on top of be on top of the world be on top of the world be on top of things/the news be on trial be on vacation be one jump ahead be one with be one´s own man be one´s own man be one´s own master be onto a good thing be open to dispute be operated on be opposed to s.t. be oriented towards be out be out and about be out for s.o.´s blood be out in force be out in left field be out in one´s reckoning be out of be out of a job be out of character be out of character be out of commission/kilter/whack be out of control be out of earshot be out of favor (with) be out of it be out of line be out of luck be out of one´s mind be out of one´s mind be out of order be out of place be out of place be out of plumb be out of practice be out of practice be out of print be out of print be out of reach

1. tetikte olmak, kulak kesilmek. 2. nöbette olmak. uçmakta olmak, uçmak. k. dili (birinin) ne halt/haltlar yedi ğini/karıştırdığını bilmek. k. dili (duruma) hâkim olmak. k. dili çok mutlu olmak, sevinçten uçmak. k. dili sevinçten uçmak, ayaklar ı yere değmemek, bastığı yeri bilmemek. k. dili olup bitenlerden haberdar olmak. 1. yargılanmak. 2. denenmek. tatilde olmak, tatil olmak: Schools are on vacation. Okullar tatil. k. dili 1. (of) (-den) önce davranarak avantajl ı durumda olmak. 2. of -den ım ilerideolmak. olmak. iki ı fikirde ile ad ayn başına buyruk olmak. yerini korumak. başına buyruk olmak. k. dili yağlı bir iş bulmuş olmak. (bir şey) tartışılabilmek, tartışmaya açık olmak. ameliyat olmak. bir şeye karşı olmak, bir şeyin aleyhinde olmak. -e yönelmiş olmak. 1. dışarıda olmak: He´s out at the moment. Şu an burada değil. 2. (belirli ığı I had to buy them lunch, and bir miktar para) gitmek; (para) aç ı/soka ğa çıolmak: kıp gezmek. (nekahetten sonra) d ışar k. dili birinin hakk ından gelmek istemek. k. dili ortalıkta çok olmak. argo çok yan ılmış olmak. hesabında yanılmak. 1. (bir şey) tükenmiş olmak, kalmamak: We´re out of gas. Benzinimiz bitti. By the time he reached the top of the hill he was out of breath. Yoku şun olmak. işsiz (bir davran ış) (birinin) karakterine uymamak. (bir davran ış) birinin her zamanki davranışlarına uymamak. k. dili bozulmu ş olmak. 1. kontrolden ç ıkmış olmak, frenlenemez olmak. 2. (biri) dizginlenemez olmak. (uzakta oldu ğu için) işitememek, duyamamak. (birinin) gözünden dü şmüş olmak. argo başka bir dünyada yaşamak, hayal dünyası içinde olmak. 1. yersiz/uygunsuz/yak ışıksız olmak, yakışık almamak. 2. sıradan çıkmış olmak. şansı olmamak, şansı yaver gitmemek. 1. aklı yerinde olmamak, aklını kaçırmış olmak. 2. çok öfkeli olmak. k. dili aklını kaçırmış olmak, delirmiş olmak, keçileri kaçırmış olmak. 1. (makine/ayg ıt) bozulmuş/bozuk olmak, çalışmamak. 2. düzensiz ırı olmak. 4. uygunsuz olmak. olmak. 3. usule ayk ışıksız olmak, 1. (her zamanki) yerinde olmamak. 2. yersiz/uygunsuz/yak ışı k almamak. yak 1. (fiilen) yerinde olmamak. 2. uygun dü şmemek.

şakulünde olmamak, şakulden kaçmak. (uzun zamandan beri bir şeyi yapmadığı için) (onu) iyi yapamamak. formda olmamak; formdan dü şmüş olmak. (kitabın) baskısı tükenmiş olmak. (kitap) yayımcısında mevcut olmamak, kitapçılarda bulunmamak, ın) bask ısı tükenmi olmak. (kitab ında olmamak. 2.şeri şilemez olmak. 1. el alt

be out of season be out of shape be out of shape be out of sorts be out of sorts be out of step be out of stock be out of sync be out of the hole be out of the picture be out of the question be out of the running be out of the running be out of the woods be out of the woods be out of this world be out of this world be out of touch be out of touch with be out of work be out of work be out on maneuvers be out on strike be out on the end of a limb be out on the town be out on the town be out to be out to lunch be over be over and done with be over one´s head be over s.o. be over the hump be overcome by/with be overdrawn be overgrown with be overjoyed be overwhelmed by/with be overwhelmed with be par for the course be parallel with/to be peeved at be peopled by/with be perishing be pertinent to be pissed be pleased to do s.t.

-in mevsimi bitmiş olmak. formunda olmamak. 1. formda olmamak, formdan dü şmüş olmak. 2. şeklini kaybetmiş olmak, ıpssinirleri ız olmak. kal k. dili ayakta olmak. k. dili can ı sıkkın olmak, keyfi kaçmak/bozulmak. 1. (with) (ba şkalarına) adım uydurmamak. 2. with -e ayak uydurmamak. stokta bulunmamak. senkronik olmamak, senkronize edilmemi ş olmak. k. dili borçtan kurtulmu ş olmak. k. dili (biri) sahneden çekilmi ş olmak, işin içinde olmamak. k. dili söz konusu olmamak, dü şünülmemek, uygun sayılmamak. (yarışmadan) elenmiş olmak. adaylıktan elenmiş olmak. (hasta) hayati tehlikeyi atlatm ış olmak. k. dili tehlikeyi atlatm ış olmak. argo çok güzel/harika/süper olmak. k. dili süper/fevkalade güzel/fevkalade/harika/harikulade olmak. 1. (with) (biriyle) iletişim içinde olmamak. 2. dünyada olup bitenlerden şmeler hakkında bilgisi haberi olmamak. 3. with (bir konuya) ait yeni geli 1. ile temasta bulunmamak. 2. -den habersiz olmak. işsiz olmak. işsiz olmak. ask. manevra yapmak. grevde olmak. desteksiz kalmak. şehirde yiyip içip eğlenmek. k. dili şehirde zevk peşinde koşmak. (bir amaç) pe şinde olmak; (bir şey) için fırsat kollamak: He´s out to get ından gelmek fırsat kolluyor. They´re to win him. Onun hakk le yeme ği yemeye çıkmışiçin olmak. 2. argo kafas ı izinliout olmak. 3. the argo 1. öğ

pek çalbitmek, ışmamak. kafas şı olmak, sona ermek: The concert´s over. Konser bitti. It´s bitmi zda her şey bitti. over between us. Aram olmak. k. dili tamam ıyla bitmiş ı
1. (su) boyunu geçmek/a şmak. 2. (birinin) bilgisi/yeteneği dışında olmak. birinin amiri olmak; birinden daha yüksek bir görev/makam/rütbe sahibi olmak. işin en zor tarafını atlatmış olmak, düze/düzlüğe çıkmak. -den (kötü bir şekilde) etkilenmek: She was overcome by the smoke. ı kendinden2. geçti. He was overcome emotion. Öyle Dumandan dolaygöstermek. ından fazla para with çekmi ş olmak; 1. borç bakiyesi hesab ş olmak. (hesaptan) fazlav.b.) para çekilmi olmak. (yabani bitkiler ile kapl ı/örtülü çok sevinmek. 1. (duygulara) yenik dü şmek, yenilmek. 2. (sorumluluk, ağır bir iş v.b.) ezilmek. alt -e garkolmak. -eında boğulmak, k. dili normal sayılmak. 1. -e paralel olmak. 2. -e benzemek. -e sinirlenmek, -e sinir olmak. (bir yerin) halk ı/personeli -den oluşmak/ibaret olmak. 1. çok ü şümek. 2. (hava) çok soğuk olmak. ile ilgisi olmak, ile ilgili olmak. 1. off k ızmış/sinirlenmiş olmak. 2. İng. fitil/çok sarhoş olmak. (bir şeyi) memnuniyetle yapmak: I´d be pleased to do it. Memnuniyetle yaparım.

be resigned to be responsive be retired be revolted by be rid of be ridden with be rife be round the bend be rumored be s. kendinden memnun olmak. zamanı dar olmak. 1. kayn çok ı yayg İng. şaşırmak. -e zararlı olmak. -e kendini kaptırmak.´s due -den memnun olmak. 2. emekli/tekaüt olmak. şakullemek. dili (bir sisteme) ba ğlı olmak. to -e razı olmak. Onu çok ğilimi olmak. -e karşı dayanıklı/dirençli olmak. bir insan oldu 1. dili -in az vakti olmak. dayalı -e meyilli/e ğilimli/yatkın olmak. to. -e k ızmış/sinirlenmiş olmak.ş olmak. şakulünde olmak. afallamak. -in vakti çok daralm ış olmak. düpedüz. f. -den kurtulmak: We´re rid of them now! Onlardan kurtulduk artık! This building is ridden with rats. sıkışık bir durumda olmak. 2. person. z. çok iyi bir şey olmak.. a ğızdan ağıza dolaşmak. 2.getirmek.. -e meyilli olmak. ın olmak. Africa. -den gurur/k ıvanç/övünç duymak. 1. (tedaviye) cevap vermek.. -e iyi uymak. 2. Onlar ılıyor.. delirmiş olmak. Bu binada fareler ile dolu olmak: yor. -den kurtulmu ş olmak.. ask...s. cevap vermeye istekli olmak. 2. k.s. beto an . -in üzerine kurulmu -e dayanmak. (-den) emin olmak. k. söylenilmek. ile övünmek. Onun dürüst bak... dili keçileri kaçırmış olmak. ile iftihar etmek. herkese nasip olmamak. sıkışık olmak. birer milyona olmak. be plugged into be plumb be pocked with be poised for be poised for battle be poised in the sky be poles apart be polluted be positive (of/about) be possessed of be possessed with be predicated on be predisposed to be prejudicial to be prepared be prepossessed by be pressed be pressed for time be pretty well suited to be priced at be privy to s. dolu olmak. birinin s ırdaşısat (bir eylemi) defalarca yapmak: She was profuse in her praise of him. to -e duyarlı/hassas olmak. 2. olduğ ğ u söyleniyor. -den olumlu bir şekilde etkilenmek. (ile) ilgisi olmak. iskandil etmek. k. dili hesapla 1. birbirine zıt olmak. (kuş) havada hareketsizmiş gibi durmak. olmak. Afrika´yı-e olmak. sava şa hazır bir şekilde beklemek. k. yok. 3. dili gerçekten. . (to) (ile) akrabalık bağı olmak: He´s not related to them.o. 1. oldu ğu ilgili söylenmek: He is reputed to 3..´s secrets be profuse in be prone to be proof against be proper to be proud of be provoked at be pushed for money be pushed for time be puzzled Be quick about it! be quite something be quits be related be reputed to be . -den tiksinmek. kirli olmak. fiyatı .. -e uygun/özgü/ait olmak. k. Çabuk ol/olun! 1. to tıb. Onlarla ık ğıılmak. -e eövdü.o. -ehonest akrabal u ba san . -e hazır olmak. şakulüne (çukurlar) ile 3.. tutkusuyla yan ıp tutuşmak: He was possessed with a desire to see görme tutkusuyla yan ıp tutuş uyordu. . dili para s ıkıntısı çekmek. olağanüstü bir şey olmak: It is quite şmsomething ış olmak. to be made a countess these days. hazır/hazırlıklı olmak. (to) (ile) olmak.be pleased with be pleased with o. k. birinin hakk ı olmak. resign o. -e sahip olmak. -e satılmak: They´re priced at a million liras each.

k. -den bahsetmekten çekinmek. be separated be set be set in one´s ways be shackled by be short be short for be short of be short on be shorthanded be shot of be shot through with be shy about be shy of be sick be sick and tired of be sick at one´s stomach be sick for be sick of be silent on be sitting pretty be sitting pretty be situated be skilled in be slanted towards be slated be slumped to one side be snookered be snowed in be snowed under be soaked in be soaked to the skin be soft on be solicitous be solidly for be something of a . hasta olmak. pek on -işa akl ına koymak: He´s set on going. Alibeyköy´de adamçap olmak. dili -e k ızg 1. Gitmeyi ortas ğu düzenden şmayan biri olmak.. k. Kendi ılarının (bir tutsa ğıyd ı. büyük bir side. (bir şeyde) (bir öğe) yer yer bulunmak: Her poetry is shot through with Şiirlerinde yer yer mizah var.. I´m He´s actually a conservative in disguise. (bir giysi) (birine) k ısa olmak: He´s short on ği smarts.. (bir yerden) (belirli bir uzaklğ ıkta) short of cups. -den bıkmış olmak... İng. önyarg şey) (belirli bir miktarda) eksik olmak. I´m sorry I´ve olmak. -i çok özlemek.olmak. O aslında ının bir lütfudur. olmak: She´s something of . Dövü için kaşı nıyor. 2. 2. ında bir . -den kurtulmak.o.be s. 2. birinin yan ından ayrılmamak. programda olmak. in disguise be scared be scheduled Be seated. kusmak. to (bir şey) yapmak istemek. köşeye sıkışmak.. k.) (birinde) ı k ış t ı ramamak: I´m short five books. ayrı yaşamak. (belirli bir konuda) birinin eksikli i 1. Örümceklerden korkuyorum. -in taraf ını tutmak.´s shadow be s. -den çekinmek. Onda pek kafa yok. bir şey kılığına girmiş olmak: That´s a blessing in disguise. Gitti ğine üzüldüm. (belirli bir şeyin) kısaltması/kısas 1. 2. dili -den illallah demek: I´m sick and tired of this! Bundan illallah! midesi bulanmak. dili -e fazla yumu şak davranmak.” “I´m sorry. . tarifeye göre (belirli bir zamanda) Oturunuz. olmak.. gibi bir şey olmak.. kardan mahsur kalmak. eksik olmak: We´re ım ız kâfi de ğil. Görüşlerin tamamen birleştiğini belirtir: Alibeyköy is solidly for our man. k. hakk ında hiçbir şey dememek/söylememek/yazmamak: The law is silent point.” “Üzüldüm. Köy da ğların ında bulunuyordu. He´s one ç ı olmak. olmak: He´s somewhat of a philosopher. k. Monday. Fincanlar gelmek. kenar yapmak. ile dolu olmak. Bir yana kayk İ ng. k. dili sarhoIşwas (bir şeyi) çok az yapmak/kullanmak. humor. Çok az över.” sorry to see her go. k. Bende beş kitap eksik. dili ka kol ve bacaklar ı yana açılmış durumda yatmak. (bir işin) ustası olmak. dili çok zor bir durumda kalmak/bulunmak.t. dili on iyi this durumda k. Şair gibi bir şey o.” “Yusuf öldü. başını kaşıyacak vakti olmamak... 1. gibi bir şey herkes şey çap o. -de personel eksikli İng. üzgün olmak: “Yusuf died. a poet. planda olmak: Construction is slated to start on pazartesi günü ba şlayacak. (bir şeyi) -den yana olmak. programa göre (belirli bir zamanda) olmak. be somewhat of a . ın/gücenik olmak. (varolan şeyler/birileri) kâfi gelmemek. dili (birinin) her şeyi tıkırında olmak. ı tutuyor. (belirli bir miktarı) (s. olmak: His flight is scheduled to arrive at three o´clock in the huk. esirgemek: Don´t be sparing with the ğınıHe esirgeme! He´s in hisşmek praise. bulunmak: The village was set deep in the mountains.t. 1. 1. kendi kurdu -in tutsa ğı olmak: She was shackled by her prejudices. 1. Filozof (biri) gibi bir kendi . Şehir bir nehrin ındaiyi bulunuyor. bizim (biri) kendi ında bir . be sore about be sorry be soused be sparing in/with be spoiling for be spread-eagled birinin gölgesi olmak. ayrılmak. . 2. 2. (bir yerde) bulunmak: The town´s situated on a river.. dili işten başını kaldıramamak.. Bu konuda kanunda yaz ılı bir şey yok. k. yetmemek. üzülmek... k. butter! Tereya şınmak: is spoiling for sparing a fight. dili iliklerine kadar ıslanmak. O gizli bir Tanr (of) (-den) korkmak: scared of spiders. Plana göre in şaat ış ılm ış/yaslanm olmak: He was sitting slumped to one bir yana kayk ılm ış oturuyordu. -i merak etmek. about -e ilgi göstermek..

yapışkan olmak. O ğinde aya ğa kalkmanız bekleniyor. be surrounded by/with be susceptible to be suspicious of be swamped with be sweet on be sympathetic to/towards be tailor-made for be taken aback be taken ill be taken up with be taken with be talked out be tangent to be tantamount to be the death of be the spitting image of/be the spit and image of be the victim of be there be thick with 1. ı dili (bir konuda) ç ıış kald ıktan sonrazorluk bunalm olmak.be square be starved for be sticky be stir crazy be stone broke be stone cold be stone deaf be straight with be stranded be strange bedfellows be strange to be strong for be strong in be strong on be studded with be subject to be subordinate to be subsequent to be subservient to be sufficient be suffused with be suggestive of be suicidal be suitable for be supportive be supposed to be surcharged with be sure of o. (biriyle) do ğru/yalansız konuşmak. Gözleri ya şla doluydu. -in hizmetinde olmak: Should faith be subservient to reason? İnanç aklın hizmetinde mi yetmek. about k. duvar gibi olmak. beklenmek: You´re supposed to stand up when he walks in. ile dolu olmak: Her eyes were suffused tears. dili hık demiş (birinin) burnundan düşmüş olmak. (bir yer) (birine) yabanc ı olmak. (biri/bir şey) için özel olarak yapılmış olmak. olmak. içinde boğulmak: He´s swamped with work. (at/by) (-e) şaşakalmak. kapl She´s always there whenthick you need her.. dili tamam ıyla soğumuş olmak. -den sonraby gelmek. k. (yüzey) yap ış yapış olmak.. ile meşgul olmak. They´re swamped with guests. gerekmek. olmalı? yeterli olmak. . ş olmak. olmak. etrafı (bir şey/birileri) ile çevrili olmak. -den şüpheto etmek. kişi) hesapla şmış dili (bir hesap) görülmü şeyin) eksikli ğini/yoklu ğunu çok He´s (iki starved for affection. (hava) yapış yapış karmak. -i çok desteklemek. (bir şey için) kolay bir hedef olmak: This place is susceptible naval attacks. süre kapal k. with k. diliiş (birine) â şık olmak. oturmuş birbirine zıt olduklar 1. dili bir yerde uzun 3.. 2. -in kurban ı olmak. kendinden emin olmak. 1. 1. (görüşü/fikri) anlayıp paylaşmak/desteklemek. yer yer bulunmak. The 1. çok miktarda . (belirli bir konuda) iyi/yetenekli olmak.. -den hoşlanmak. lazım olmak: You´re girdi ile dopdolu olmak. -den daha az önemli (bir şeyden) şkas ın ın) emrinde olmak. -den ku aşırı miktarda olmak. ile courtyard was thick with smoke. ile aynı olmak. 2. hastalanmak. hissini vermek. (belirli bir) izlenim bırakmak. söyleyecek sözü kalmamak. Bu gelir vergiye tabidir. 1. destek vermek. 1. (baolay ı) takip etmek. 2. (gemi) karaya be ı halde ıbelirli bir amaç için çalış mak. k. This is subject to confirmation the assembly.s. 1. şey) (bawith şka bir şeyi) akla getirmek. -den etkilenmek. Ne ihtiyac ın olsa vard ı olmak: This table´s with dust. k. -i çok be ğenmek. çok şaşırmak. 2. be ş parasız olmak. dili meteliksiz olmak. intihar etmeyi dü -e uygun olmak. buz gibi olmak. Sevgiden yoksun kalm 1. nemli olmak. dili (biriyle) aç ık konuşmak. 2. (belirli bir olaydan) sonra olmak/vuku (belirli bir bulmak. k. İki saat sonra hâlâ ağrı ı. Avlu duman içindeydi. Bu meclisin aş ağı kalmak. var olmak: Two hours later the pain was still there. (iki duymak: kişi) fit olmak. 2. (bir şey) çok bulunmak. Buras ı denizden şku duymak. Bu zaman masa toz içinde. Çok i var. (bir ış . dili -i çok sevmek. (birine) dürüstçe davranmak. -in ölümüne neden olmak. (biri) için biçilmiş kaftan olmak. ile kaplanmak. k. 2. 1. ş ünmek. k. Onların evi misafirlerle dolup fazla k. (bir şeyin) yabancısı olmak. (birine) doğru söylemek. 2. -e teğet geçmek. (bir . (belirli bir renge) boyanmak. 1. 2.birlikte 2. On ş saat boyunca havaalan nda mahsur kald ık. dili tamamen sa ğır olmak. ile eşanlamlı olmak. mahsur kalmak: We were stranded at the airport for fifteen hours. -e tabi/ba ğlı olmak: This income is subject to taxation. (bir hastalığa) karşı direnci olmamak.

-amamak. -ememek. 2. -den b(hukuki suçlusu olmak. tamir edilmek. 2. tutuklu olmak.o. me şgul olmak. (of) (-den) utanmamak/utanç duymamak. birinin zarar ına olmak. birinin aleyhine olmak. çok yorulmuş olmak. k. (of) (-e kar şı) hoşgörülü olmak. yaln şaşırıp kalmak. zan altında bulunmak. -e sad sözünü tutmak. aday son derece memnun olmak: I´m tickled (belirli to hear they´re coming.ş(with) (-i) bitirmi şi araszorunda ındaki iliş ki bitmiş olmak: Sevda yaramaz olmak. (biri) işe 1. duymak. -in gücünü a şmak: These stairs are too much for an şlı bir adamın bu merdivenleri çıkması çok zor. (of suspicion) şüphe altında olmak. varsaymak.´s disadvantage be to s. 1.b. hayretler içinde kalmak.o. 2. edgewise -e alışık olmamak: He is unaccustomed to getting up early in the be unaccustomed to morning. çok e -e bağlı olmak. görüşülmekte olmak. be unable to be unable to bear/stand the sight Gelemedi. birinin şerefini lekelemek. -e hiç tahammül edememek. 2. k. dili bir kad k. 1. the pound. (with) k. tutuklu olmak. saldırılara maruz kalmak. 1. Susad ım. dili pestili ç ıkmak. donakalmak. dili 1. -den yılmamak. İşin zorluğu karşısında cesareti yasaklanmak. (birinin) (belirli bir yere) gösterilmesi planlanmak. dili birinin kontrolü alt ında olmak. 3. üzerinde dü şünülmek. -e susamak. göz hapsi altında olmak. -in egemenliği altında olmak. (manevi) bask ı altında olmak. -in nüfuzu alt ında olmak. ıkmak.´s thumb be under stress be under suspicion be under the assumption that be under the influence be under the sway of 1. stres içinde olmak. zannetmek. 2. in (para) (belli bir şeye) yatırılmış olmak. dili iki ki ızca kendi yetenekleriyle idare etmek kalmak. be -unashamed -in fark ında olmamak. sözünü yerine getirmek. They are zlıksurroundings. -den âciz olmak: She was unable to come. (yap ı) fazla yük altında bulunmak. sanmak. topa tutulmak. I am unable to make the decision by myself. Mark ınının tahakkümü altında olmak. ğ lenmek. . -i çok istemek. ık Ya kalmak. Sabah erken kalkmaya al ışık değil. alkollü olmak. 1.be thirsty be thirsty for be thoughtless of/for be through be thrown back on one´s own resources be thunderstruck be ticketed for be tickled be tied to be tied to a woman´s apron strings be tied up be tired of be to blame for be to s. dili 1. of be unable to get a word in karşısındakinin fazla konuşmasından dolayı ağzını açamamak. -den rahats be uncomfortable with be undaunted by be under a ban be under a cloud be under arrest be under attack be under consideration be under construction be under custody be under discussion be under guard be under house arrest be under oath be under pressure be under repair be under s. koruma altında olmak. tamirde olmak. için çok-e zor olmak. old man. farzetmek. -e tabi olmak: The value of the mark is tied to the value of değeri sterlininkine bağlı. k.´s discredit be tolerant be too much for be true to be true to one´s word be tuckered out susamak: I´m thirsty. 2. -den usanmak. Karar ı yalnız -i hiç çekememek.o. 2. dayanmak. (para) yönden) ancak belirli birkaç amaç için kullan ılabilmek. yeminli olmak. 3.) -e tahammül etmek. -i hiç dü şünmemek: Don´t be thoughtless of the future! Geleceği ün!/Gelece ği dü şünmezlik etme! dü ş olmak: Are you through? Bitirdin mi? 2. of (organizma v. -den dolayı cesareti kırılmamak: She was undaunted by the difficulty of the task. Geleceklerini duymak beni son derece memnun etti. dili 1. k. dili içkili olmak. (birinin) bir yere) uygun bir k. inşaat halinde olmak. turşuya dönmek. -den habersiz olmak: He is be unaware of unaware of ıhis Çevresindekilerin fark ında değil. -den haberi olmamak. k. 2. (bir şeyin) (belirli bir şeye/yere) verilmesi planlanmak.

köşeye ıkışmak. k. (bir şey yapmayı) istemek: Who´s up for a movie? Sinemaya ? 2. şansı olmamak. s sabahlamak. dili 1. -i merak etmemek. 2. -in üstesinden gelebilmek: Are you up to this? Bunu yapabilir I´m not up to talking to him today. ate k. hak v. 2. k. dili istenilen seviyeye varmak. Bu ın birkaç sayfas ı eksik. dili zor durumda kalmak/olmak. Belediye up gitmek isteyen var m ıkontrat ş bir kadro. harcanmak. 1. isyan halinde olmak. 2. polis taraf ından aranmak. dili 1. istenilen derecede olmak.) olmak: adaylara aç ıkup olmak: This contract´s k. tükenmek. bir işi becerememek. k. 2. -e aday He is for mayor. en sonmisin? olaylardan/geli ğ i ş iklikleri kapsamak. -de iyi/usta olmamak. dili ayaklanm ış olmak.be under the weather be under way be underage be uneasy about be unequal to a task be unfamiliar with be uninterested in be unlucky be unmindful of be unqualified for a job be unqualified to do s. 1. iflas ın eşiğinde olmak. sahip olmak. Bugün şmelerden haberdar olmak. dili biri için biçilmiş kaftan olmak.) -e verilmi ş olmak. right up your alley. k. Gitmeye değildi. 3. -i yapabilmek. hareket halinde/ilerlemekte/devam etmekte olmak.t. enonunla son teknolojiye 1. bitkin alabora şmek. dili (bo ın elinde kal ır. (mide) bozuk olmak. be victorious be vulnerable to be wanted by the police be wanting be wary of be washed up k. -den endişe duymak. Bu i ş tam sana 1. (favori rakip) yenilmek. k. işi bitmiş olmak. çok sıkışık bir durumda olmak. üzgün olmak. bitmek. -den haberi olmak. zor bir durumda olmak. 2.´s alley be up to be up to date be up to one´s eyes in be up to par be up to scratch be up to snuff/the mark be up to the mark be upset be used up be vested in be vexed at s. (yetki. saymaca de ğerini bulmak. . altüst olmak.. . 1. iflasla karşı karşıya olmak. for grabs. dili hastalıktan kurtulmuş olmak.b. 1. her zamanki seviyede olmak. (to) (-e) razı olmamak. -i iyi bilmek. dili zor durumda olmak. 2. 5. -e alışık/alışkın olmamak. (-i) istememek: He was unwilling to go. -den şikâyetçi olmamak.. -i dert etmemek. 2. tükenmek. 1. . She´s never up k. -e çatmak. -e dikkat etmek. k. bir şeye canı sıkılmak. Saat yediden önce hiç yataktan kalkmaz.. bir işe uygun niteliklere sahip olmamak. dili hasta/rahats ız olmak. İng. ayağa kalkmış olmak. noksan olmak: A few pages of this book are wanting. (tam) birine göre olmak: This job is göre. k. -den sak ınmak. eksik olmak.. dili 1. ne yapacağını şaşırmak. dili istenilen düzeyde/nitelikte olmak. Bu ihale ş püskürmek. 4. dü olmak. 1. kapan öfkelenmek. bir şeyi yapmak için gereken niteliklere sahip olmamak. son modaya uymak. galip gelmek. öngörülen standarda uymak. -e ilgi duymamak. 2. 2. dili mahvolmu ş olmak.b. dili ile kar şı karşıya olmak/kalmak. 1. en son de ile çok me şgul olmak. Dans He´s etmeyi öğrenmek raz ış olmak. (uykuya) yatmam ış olmak: never up 1. ayaklanmak.. (belirli bir şey yapabilmek için) yaşı tutmamak. -i göz önüne almamak. 3. k. k. ı yataktan kalkm before seven. (kötü bir şeye) açık/maruz olmak. be unsettled about/as to be unskilled in/at be untroubled by be unused to be unwilling be up be up a creek be up a gum tree be up a gum tree be up against be up against the wall be up all night be up and about/around be up for be up for grabs be up in arms be up in arms be up on be up s. sinirli olmak. v. tic. hakk ında kararsız olmak. İng. in -den yoksun olmak: That man is wanting kitab 2. hakkında tereddüt içinde olmak. k.o.t. He´s unwilling to learn how to dance. -e aldırmamak. -i bilmemek.

s ırılsıklam k. be worth one´s/its weight in gold k. ile ahbap olmak. (düşüncelere) dalmış olmak. be worth s. (yak ın olduğu için) işitebilmek. dili (birinin) ne yapt ığının farkında olmak. ıskalamak. (with) (ile) arkada ş olmak. dili ça ğı be with it be with s. heyecanl çok endişeli olmak. ı dili (kendini) bir ho ş/tuhaf hissetmek. çok işe yaramak. ac k..´s while İ spanyolca ğrenmeye değer. dili -e hayran olmak.. wracked by malaria. dili birinin harcad ığı zamana değmek. -in k ıymeti/değeri (belirli bir miktar) olmak. Bu ığı candlestick´s maaşın karşılığı nı vermek. elinin altında olmak. -e değmek. kumsal. be wiped off the map k. k. k.o. duyabilmek. 1. -den çok üstün olmak. dili 1. Orada çalışanlara yorum. birinin kavrayışı içinde olmak. plaj. up (karma şık bir durumun) içinden çıkamamak: He´s all tangled up in those intrigues of his own devising.) belini bükmek: Yüre hedeften olmak.) yüzünden çok çekmek: His body had been be wracked by/with ıtmadan çok çekmi şti. kendini (bir iVücudu be wrapped up in be written all over be/feel disinclined be/feel nauseous be/feel sorry for be/feel under the weather be/get chummy with be/get tangled be/live in a world of one´s own be/live on the razor´s edge be/make friends be/play truant be/skate on thin ice be/stand firm be/stand head and shoulders above beach beach buggy beachcomber beachhead âşık olmak. i. fark n hiç gerisinde kalmamak.olmak. genellikle (belirli bir şekilde davranmak/hareket etmek): He is wont to come early. yüzünden akmak: His innocence was written all over his face. olmak. k kıyılar ı üzerinde ele geçirilen çıkarma yeri. sorumluluk v.be way out in left field be weary of be weighed down be wide of the mark be wild about be willing to be winded fena halde yan ılmak. 2. (birine) dili . (durumun) ne olduğunun be wise to ında olmak. kendi dünyas ölümle kalım arasında olmak. -e layık olmak. işinin ehli olmak. 3. iki ateş arasında kalmak. k. k. i. k ıyı. k. ağırlığınca altın değmek/etmek. birinin elde edebileceği bir şey gibi olmak. 1. hayatını kıyılardan topladığı enkaz ile kazanan kimse. 2. nefes nefese kalm ış olmak. plaj arabas ı. vazifeden kaçmak. kıerken zgın/öfkeli 1.b. okulu k ırmak. dersi asmak.´s grasp be wont to be worked up be worried sick be worried sick be worth be worth one´s keep be worth one´s salt be worth one´s while k. ask. -e bayılmak. dili çok endişeli olmak. hastalık v. dili tehlikeli/çok rizikolu bir durumda bulunmak. dili birinin ne demek istedi ğini anlamak. şe) kapts ırm ış olmak. 1. ak ıl kârı olmak. dili ald k. ğ u yüzünden ak ı yordu. 1. i. 2. dili ald ığı maaşın karşılığını vermek. with/by (dert/keder) yüklü olmak: He was weighed down by his sorrow. okyanustan ıy ıya vuran büyük dalga. be within arm´s reach be within earshot be within reason be within s.o. sahil. dili 1. nefesi kesilmiş olmak.b. çağı yakalamak. haritadan silinmek. Suçsuzlu ı istememek. ı O genellikle gelir. kararından hiç vazgeçmemek. k. 1. with/by (bir görev. -den bıkmış/usanmış olmak. 2. birinin vaktini ayırmasına değmek: It´s worth your while to learn Spanish. dili çok de ğerli olmak.. ö be worthy of (ağrılar. 2. -e ac ımak: I feel sorry for those who work there. 2. dü şman . -e razı olmak. be wiped off the face of the earth yeryüzünden silinmek. k. Kendi entrikalar ının içinden ında ya şamak. ği acıuzak doluydu. can midesi bulanmak. k. (belirli bir miktar) değerinde olmak: This worth approximately thirty million liras.o.

çakar. boncuklar. çalmak (davul)./s. boncuk gibi: beady eyes boncuk gibi gözler. darbe sesi. i. i. -in izlenmesi gerekmek. 4. ğırlığını kaldırmaz. tanıklık/şahitlik etmek. s. 4. kerteriz. s. (saldırı. geri çekilmek. 5. 3. 4. sakallı. bask ı v.beacon bead beads beady beak beaker beam beam beaming bean beanpole bear bear bear a loss bear down bear down on bear in mind bear no relation to bear no resemblance to bear no responsibility for bear on/upon bear s. dikkate almak. azarlama. i. hayvanca. kiriş. dili çok yorgun. 1. 2. saçmak ( ışık). hatıl. 2.also fazla bastthis ırmak: Don´tBunu bear the poor. 3. out bear the blame for bear the brunt of bear the brunt of bear up bear watching bear with bear witness bear witness to bear/keep in mind bearable beard bearded beardless bearer bearing bearskin rug beast beastly beat beat beat beat a retreat beat a retreat beat about/around the bush beat down the price i. i. da ilgisi unutmamal ile olmamak.. çekilebilir. s. bore brunt of Tar rı. f. i. (yüzü sevinçle) parlamak. fasulye s ırığı. boncuk. sevinçle parlayan (yüz). mertek. ayı. -i ak ısın. f. 1. üzerinde ta şıyan kimse. hal. den. 2. 2. 1. They have the right to bear arms. Tar ık´ n r/ gazab ınıken çok o çekti. ipe dizilmiş boncuk. i. tane. tahammül edilebilir. parlak. 1. fener. s. yenmek. i. geniş ağızlı büyük bardak. sakal. baskı v. 3. -e hiç benzememek. polis memurunun devriyesi. s. (silahta) arpac ık. vurmak. putrel. hayvan. mil yatağı. dili bin dereden su getirmek. -in suçunu üzerine almak. aklında tutmak. tempo. fasulye. --en) 1. -in sorumlusu olmamak. k. (beat. Bu vergi fakirleri baya ğı ılda tutmak: You should bear in mind. müz. hesaba katmak. 1. i. pestili ç ıkm i. (bir şeye) delalet etmek. gaga.´nin) en aığı şiddetli ısm ını çekmek. -i unutmamak. vazgeçmek. 5. f. işaret ışığı. ış. 2. 1. 2. unutmamak. İyi dayanıyor. tav ır. i. araba/saban oku. Silah taşıma Senin akatlanmak. kaldırmak: It won´t bear your weight. ışın. . s. birini/bir şeyi doğrulamak/gerçeklemek. zarara gayret etmek. gelmek. geri çekilmek. borne) 1. (bir şeyin) kanıtı/delili olmak. tohum. yatak. elinde bulunduran kimse. s. sakals ız. azarlama. kaçmak. 3. 1. 2. k. 1.´nin) en ağır/şiddetli kısmını çekmek: She ık´s wrath. sırık gibi kimse. 2. davranış. 2. 1. 2. 1. galip (yumurta) ç ırpmak.b. -i çok etkilemek: This tax bears down on etkiliyor.t. dili pazarlıkla fiyat indirtmek. ile ilgisi olmak. (saldıthe (under) (zor bir duruma) dayanmak: She´s bearing up well.b. k. darbe. kemere. -e sabır göstermek.o. i. -in töhmeti alt ında kalmak. (yaygı olarak kullanılan) ayı postu. dövmek. ta şımak. çarpmak. den. vuru ş. (bore/eski bare. i. (kalp) atmak. direk. i. yaymak. 2. 2. 3. -e do ğru gelmek/ilerlemek. 1.

el/baş işaretiyle çağırmak. dili her yerde aramak. k. birini pes ettirmek. çırpılmış (yumurta v. become. dili 1. orsas ına seyretmek. --s/--x (boz) i. güzellik uykusu. 1. defetmek. güzellik uzmanı. i.yol âşıv. birini tekme tokat dövüp iyice h ırpalamak. up beat s. beat/break the record f. (bahçedeki) tarh. temize ç ıkmak. i. s. a stone wall rekoru k ırmak. be. f. black and blue beat s. haybeye kürek çekmek. tahtakurusu. to a pulp beat s. . güzellik kraliçesi. nehir yata ğı. (kad ınlar için) kuaför salonu. saldırıyı tamamen püskürtmek. kuaför. bak. 1. (kad ına) âş şı(patika. birini büyük bir yenilgiye u ğratmak.b. kastor. i. -den dolayı. beat to windward beat/bang/hit one´s head against k. sana yak 1. i. (be. aklanmak. endişelenmek. 2.Beat it! beat off beat off the attack beat s. bak. den. 3.o.u ğramak. birini dövüp çürükler çok içinde b ırakmak. 1. k. güzellik.. kunduz kürkü. bak. uygun. to -e yak ışan. birini cebinden ç ıkarmak. s. f. merak etmek. -diği için. meraklanmak.). all hollow beat the air beat the bushes beat the rap beat time argo Defol! k. dövülmü ş. 2. havanda su dövmek. f.). 2.came. i. 2. 1.o. ışı felce kutuplaşmak. bağ. f. 2. zool. kadın berberi. üzerinden geçilmi çiğğ . birini ezmek. 2. sevgili. 1. argo 1.come) 1. çünkü. 2. k. i. dili bo şuna uğraşmak. k. down yatıp uyumak. yak ışmak.o.o. yatak ve kahvalt ı. olmak. münasip. 3. tempo tutmak.. birinin posas ını/leşini çıkarmak. 1. beauty shop. cezadan kurtulmak. dili birini öldüresiye dövmek. ço beau beautician beautiful beautifully beautify beauty beauty contest beauty parlor beauty queen beauty salon beauty shop beauty sleep beaver became because because of beck beckon become become paralyzed become polarized become/get anxious become/get hysterical (over) become/get suspicious becoming bed bed and board bed and breakfast bedbug bedclothes i. güzel şey. (down) -e yatacak bir yer vermek. yatak takımı. birinin pöstekisini sermek. güzellik yarışması. f. yaraşmak: That tie yor.o. s. k.b. felç olmak. 1. güzelce. bak. dili kovmak. -i yat ırmak. kötürüm O kravat olmak. için. güzel kad ın. sinirleri boşanmak. çoğ. k. dövme (metal).. k erkek. kuşkulanmak. (çok) güzel. yatak.t. z. karyola. k. tam pansiyon. k. 2. dili birini fena halde dövmek. beat. 2. beauty shop. birinden daha üstün olmak. nedeniyle. 2. beaten nenmi ş. dili bo şuna uğraşmak. güzelle ştirmek. şüphelenmek. (bir şey) (karşısında) çılgına dönmek. 2. all hollow beat s. güzellik salonu/enstitüsü. becomes you. dili bir şeyden çok daha üstün olmak. kunduz. 3. dili birine fiyat indirtmek. down beat s.

bulmak. i. tercihen. begin.ten/be. i. i. tımarhane gibi bir yer. i. sızlanıp durmak. (--ged. İng.. başlatmak. be. bed-sitter. 2. f.. banyosuz. --ting) yak ışmak. 1. -den rica etmek. i. bak. dilenmek. ba şlamak. önceden. yatalak. 2.. huzurunda. argo şk. z. sakaroz. düz çizgi. i. 2. önünde. 1. f.got. önce. Kıyamet koptu. arıcı. şlayanvücut kimse. f. dürülü yatak. s. zool. i. edat 1.got.) milattan önce (M. 2.gan. k ınkanatlı böcek. bak. arı kovanı. karyola. önce. yatak örtüsü. . i. f. sefalete düşürmek. düz hat. i.. s.fell. be. dostça davranmak. f. --ning) 1. biftek. (be. beeves) sığır. tek odalı apartman dairesi. dili kuvvetlendirmek. i. meydana gelmek. uygun olmak. evvel. 1. i. tarifi imkâns ız olmak. f. çok gürültülü ve kargaşalı bir yer. f. --ting) 1. fıçı birası. f. 2.C. (be.. 2. kayın. tıb.gun. i. ön ayak olmak. (çoğ. İsa´dan önce (İ. anlatmaya sözcükler yetmemek. i. i. (çoğ. f. balarısı. yak ında. s ığır eti. (--ted. yatağın başucu. bedpan bedridden bedroll bedroom bedside bed-sit bed-sitter bedsore bedspread bedstead bedtime bee beech beef beef up beefsteak beehive beekeeper beeline been beer beer on draft beeswax beet beet sugar beetle beetroot befall befit befitting before before Christ before long before the wind beforehand befriend beg began beget beggar beggar description begin beginner i. i. arı yetiştiricisi. dilenci. rüzgâr yönünde. f. mahvetmek. babas ı olmak. 3.). i. yatma zaman ı. (be. be. bot. (yatakta kullan ılan) sürgü.). kayın ağacı. arı. işe yeni ba . pancar. cephesinde. (çoğ. i..bedding bedfellow bedlam Bedlam broke loose.. pancar şekeri. yatak yarası. --ging) 1. balmumu. i. yol açmak. yalvarmak.Ö. z. bak. i. beet. -den önce. i.. i. bira. İng. sebep olmak.root) İng. 2. i.. i. çabuk. yerine. yatak tak ımı. i. ba ğ (B. --s) argo şikâyet. i. çapk ın. i.Ö. yatak odas ı. of -den dilemek. ikâyet etmek. yard ım etmek. yak ışan. 2. pancar. 1. --en) ba şına gelmek. 3. kestirme yol.got.

gizlice. Belçikalı. We left them far behind. i. insan. bak. Beyaz Rusça. 3. üzerinde fazla durmak: Don´t belabor the point. f. 1. Belçika. 2. 2.. fırlatmak. davranmak. ısrarlı istek. 2. f. i. yak ışık almak. f. boynunu vurmak. ayartmak. terbiyeli davranmak. f. be. davran ışçılık. (bir şeyi) (birine) fazla görmek: You don´t begrudge me this vacation. f. f. 1. varoluş. minnettar. İng. i. i. yakışmak. oluş. f.. baş. s. ısrar: She would sometimes sing at the şinden. 1. bej. parmakl k. Beyaz Rus.. behavior. i. iman etmek. vaktinden sonra. f. muhasara etmek. İng. begin. 2. inanılır. ğil mi? 2. etrafını sarmak. gerekmek. 1. içeride. behold. bakmak. i. -in gıyabında. -meli. s. varlık. bot. s. f.. oldu i. bak. behaviorism. emir. i. (sahte bir şey) (gerçek bir şeyi) örtmek. başlangıç. i. i. (--d. gecikmiş. f. de ı çelmek. kaynak. begonya. inanmak. çağın gerisinde. geğirme. hareket etmek. gecikerek.held) 1.. belabor. görmek. f. 1. dili hapiste. İng. z. geç kalmış. s. i. Beyaz Rusya. 2. 1. sanmak. kellesini uçurmak. i. 2. f. -in arkas ından. püskürtmek. buyruk... bak. bak. behoove. gözlemlemek. Belçika´ya özgü. seyirci..ly. parmakl ıklar arkasında. çan kulesi. Arkada The children were running z. 1. borçlu.. içeride. larının geride: ısrarlı istekleri üzerine bazen şarkı behest of friends. demode. f. . esas. davran ış tarzı. bak. 2. 1. (bir şeyi) do you? Bu tatili bana fazla görmüyorsun. bak.s. etrafını çevirmek. perde arkas ında. 2... saptırmak. beget.. bak. i. 3. i. 2. perde arkas ında.ing) 1. davranış. f. k. inanç. s. 2. Belçika. İng. f. cezbetmek.. f. 1. geğirmek. 2. kuşatmak. 2. O nokta üzerinde fazla durma. i. Behave yourself! behavior behaviorism behaviour behaviourism behead beheld behest behind behind bars behind bars behind one´s back behind the scenes behind the scenes behind the times behold beholden beholder behoove behove beige being belabor belabour Belarus Belarussian belated belatedly belch beleaguer belfry Belgian Belgium belie belief believable believe i. güçlü bir inanç duymak. (be.beginning begonia begot begotten begrudge beguile begun behalf behave behave o. s. bak.. i. 4. yanlış/sahte ğunu göstermek. 1. Çocuklar pe şinden ıklar arkas ında. 1. Onları behind. 1. Belçikalı.. Terbiyeni tak ın! i. yaratık. beget. dili hapiste. aklın f. (somut anlamda) pe ş koşuyordu.

eğilir. küçültmek. bükülmek. 1. 1... k şeye) 2. 1. ölçüt. çançiçe ği. kolan. savaşçılık. dalgın. ç ıngırak. kavgac ı. küçümsemek. tek. 2.. sevgili. çan. dilber. k. sıra. bükmek. (bir şeyden) ağlayıp sızlayarak şikâyet etmek.. to (bir şey) (birinin) malı olmak. ço i. kemer tokas İng. i.. viraj. körük. 2.believe in believe in s. kavgac ılık. dolmalık biber. aşağıda. kuşatmak. Oryantal dans. kıstas. rezil. rakkase. f. dili şikâyet etmek. bak.. Aşağıdaki deniz maviydi. i. 1. akl ı yatmak. inleyerek yakınmak. Belizli. s. Beliz. s. aşağıdan. kıvırmak. dansöz. dili yumruk indirmek. belirtmek. Beliz´e özgü. karın ağrısı. z.o.. kıvrım. i. Believe me! believer belittle Belize Belizean bell bell pepper belladonna bellboy belle bellflower bellhop bellicose belligerence belligerent bellow bellows belly belly dancer belly dancer belly dancing bellyache bellybutton belly-up belong belongings Belorussia Belorussian beloved below below average below par belt belt buckle Belt up! bemoan bemused bench bench mark bend bend to/towards bendable bends beneath beneath contempt 1. 3.From . bak. O (kimasa şisel) e şya. güzel kad ın. böğürmek. çevirmek. bot. 1. sızlanmak. benim. kemerle ba ğlamak. A şağıdan bir ses geldi. dövüşken. the river flowing ağı da akan nehir. aşağıda. göbek atma. Sözüme inan! i. s. güzelavratotu. k. 1. 3. inanan. z. göbek çukuru. 2. kemer. den. edat aşağılık. bank. 1. ıvrılmak. i. belladonna. aşağıya: The sea beneath was blue. birine güvenmek. Belizli. ço ğ. two floors below iki kat aşağıda. i. k. i. bükülür. i. aşağıya: from below aşağıdan. Beliz. i. beneath there came a voice. aşağıdan.. i. zil. i. i. i. e ğmek. otellerde oda hizmetçisi çocuk. f. bot. dövüşken. z. bağlamak. kavgac ı. denektaşı. i. 4. dili göbek. seviye işareti. kuşak. üzüntüsünü 2. alçaltmak. i. 1. 2. vasatıa tic. saymaca de ğerinin altında. 2. kampana. eğrilir. i. kayış. (bir s. s. to -in üyesi olmak: Bahri belongs to the Moda i. (bent/eski --ed) 1. sevgili. dönemeç. f. 2. Belarus. f. eğilmek. (birine) ait olmak: That table belongs to me. 2. şiddetle vurmak. dirsek. 2. ğ. s.. bağırmak. Oryantal dansöz. -e güvenmek. şaşkın. dövüşkenlik.. Belarussian.. ı. those below below nşalt ında.. aziz. i. dili Sus!/Çeneni kapa! f. oryantal dansöz. i. 2. k. bellboy. 1.. mümin. 2. f. s. 1. karın. i. bak. savaşçı. röper. f. i. röper noktas ı. -e inanmak. i.

hayır işine bağışlanan para. iş. bağış. f. hayır işine para bağışlayan..nin. (be. iyi.. hayırlı. bükülmüş... yenmek. yitirme... s. yard ımseverlik. Benin. gemici ranzas istirham f. bak. 3. yard ımseverlik. kaybetme. aptal. matemli. 2. -i kuşatmak. bağış. yardı-den i. manevra alanı. 1. kıvrık. -den faydalanmak. i. z. vasiyet etmek. (çoğ. 5. bulaştırmak. z. f. yard ımsever. 1. 2. s. -den yoksun kalm ış: bereft of strength kuvvetten düşmüş. konu dışı.. z. -e s ıkıntı vermek. -in yarar ına olmak. f. beseech./I´m willing to bet . i. iyi huylu.. bağışçı. yararlı bir şekilde. i. 2. kim. 1. hayır işine para bağışlama. fayda. s. bere. den. i.. etli ve zarlı kabuksuz meyve. hay şak huylu. 2.. den. i.sought/--ed) yalvarmak. başına üşüşmek. s. benzin. 1. den. etmek. -e yararı dokunmak. selim (tümör).set. edat 1. -in etrafını sarmak/çevirmek. k. 1. 1.. i. hırsız.. f. düzenbaz. 1. yararlanan kimse. 2. azarlamak. ranza. üstelik. yas. (ölüm nedeniyle) kayıp. ısmarlama. ırl ı. 1. yard ımsever. -in dışında. yumu iyicil. . (taşıtlarda) yatak. ha şlamak. benzen. i.benediction benefaction benefactor beneficence beneficent beneficial beneficially beneficiary benefit benefit concert benevolence benevolent benign Benin Beninese bent bent benzene benzine bequeath bequest berate bereaved bereavement bereft bereft of beret berry berserk berth beseech beseechingly beset besetting beside beside o. 4. s. s. hayır işine bağışlanan para. 2. matem. s. f. faydalı. s. i. dili o biçim.s. i. s. cömert. 2. cömert. -e yararlı olmak.ese) Beninli./My bet is . 2. 2. -den ba şka.. k. i. 2. dili deli. hiç güvenilmez. kendinden geçmiş. 2. cömertlik. 1. kâr gayesi gütmeyen (kurum v. iyi. -e nazaran. edat 1. en uygun. from yararlanmak. en ho ş. 1. yanı sıra. Benin´e özgü. Bahse girerim ki . yakayı bırakmayan. f. konu dışı. f. -i ku şatma altında tutmak. 4. en iyisi. f. görev. 1. -in yanında. 4. s. bağış. hayırlı.b. cömertlik. yumuşak (hava). f. etrafını almak. geçmek. 1. 1. bereketli (toprak). çatlak. s. (good ve well´in enüstünlük derecesi) en iyi. üçkâğıtçı. i. ısmarlama yapılmış. (gemiyi) rıhtıma palamar yeri. beside the mark beside the question besides besiege besmear besotted besought bespoke best best best bet i. 2. -den istifade etmek: This m amac ıyla düzenlenen konser. 2. i. bak. miras olarak b ırakmak. yaslı.. İng. çılgın. baskın çıkmak. yararlı. 3. eğri. ısmarlama iş yapan. kutsama. vâris. yalvararak. 2. yan ına. en iyi yol/çare. rıhtımda ı. sarho ş. f. sersem. bend. İng. Benin. çılgınca hareket eden. yaslılar. s. kirletmek. i. yanında. k. Be. --ting) 1.. mirasç ı. dili hilekâr. ayrıca. takdis. yarar. I´ll bet . matemliler. 3. (be. i.. i. vasiyet.). 2. hakk ından gelmek. Beninli.rü şvetçi. 3. s. 2.

şaşkınlık.tan. me şrubat. kuşkusuz. k. 2. büyü yapmak. edat 1. vah şi. pahlanm ış kenar. 1. gözünü açmak. son derece. (bet/--ted. be. f. önyarg i. 2. bias me against him. f. Bence orada olmas ı kesin. bahis tutu Ik. --ring) harekete geçirmek. kuvvetle sanmak: f. sayısız. . s. daha güzel. öbür dünyada. içecek. kaba. kalabalık bir grup: That bevy of beauties made the house ring with yla çınlattı. -e hay f. bahis. verev. -e alamet olmak: It betides good. üstünlük. 1. i. sak ınmak. şüphesiz. bacaklar ını ayırarak binmek.strid. hayvana yak ışır şekilde. hayra göstermek. kurtarılamaz. i. (birini) (belirli bir şekilde) etkilemek: They tried ılıto . çoksatar. daha iyi bir ş gittikçe daha iyi. Bhu. f. between aras ızda. i. büyüleyici. büyülemek. 1. ihsan etmek. i. betide betray betrayal betrayer better better and better better half better half Better late than never. daha çok. (on/upon) (-e) vermek.ese) Butanlı. -den sonra: Beyond there there´s nothing but mountains. şaşırtmak. s. dili Emin olun. ötesinde. -den öte. (good ve well´in üstünlük derecesi) 1.strode. 2. vahşice. çok dikkat etmek. daha iyi.best man best seller bestial bestially bestir bestow bestow favors on bestride bet Bet your boots. f. aldatmak. 2. (bir şeye) ağılamak. i. z. z. hıyanet. 2. i. ihanet eden. between between you and me between you and me and the gatepost you and me and the between lamppost bevel beveled beverage bevy bewail beware bewilder bewilderment bewitch bewitching beyond beyond doubt beyond measure beyond number beyond price beyond question beyond the veil beyond/out of reach beyond/past redemption Bhutan Bhutanese bias biased bib sağdıç. pah. Butan. daha iyisi. 2. k. i. aras ında: between Kadıköy and Üsküdar Kadıköy ile Üsküdar ında. Beni onun aleyhine çevirmeye s. edat 1. f. sersemletmek. 1. i. ele vermek. cezbetmek. şüphe götürmez. f. 3. --ing/--ling) pahlamak. hayvan gibi. ilâ: laf/söz aram söz aram ızda. dili eş. önyargı. hayvanca. hain. 2. (be. 3. ekilde. e ğilim. pahlanm ış. 1. s. 2. i. 2. f. öteye. 1. -e ayrıcalık tanımak. kuşkusuz. laughter. dili söz aram ızda. iddia. tartışmasız. Butan´a özgü. 1. (çoğ. (--red. f.den/be. s. sayılamaz. 2. Oradan öte da ğdan başka şey yok. Butan. paha biçilmez. the two of them ikisi arasında. ele verme. 2. f. yetişilmez. arasında. --ting) ı1. şev. bahse girmek. O alamet. mama önlü ğü. ötede. 1. Butanlı. hayvana ait. ihanet etmek.strid) 1. f. (birinin) ba şına gelmek: Woe betide them! Başlarına taş yağsın! 2. kabaca. erişilmez. şüphesiz. i. k. s. ötesi. O güzeller evi kahkahalar ıflanmak. -e iltifat etmek. her nda bulunmak/uzanmak: Istanbul bestrides two iki tarafında/yakas şmak. (--ed/--led. dili eş (kadın/erkek): Where´s your better half? Eşin nerede? Hiç olmamaktansa vars ın geç olsun. bet he´s there. yerinden oynatmak. z. i. 1.

sabretmek. garaz. eli aç ık.. i. resmen evliyken ba şka biriyle yasadışı olarak evlenen kimse. dili kodaman. --ding) 1. 1. bikarbonat. s. i. s. i.. kin. yıkılmamak. i. kocaman. huysuzluk. birine veda etmek. dayanmak. s. iki kenarlı. bilingual bilious i. tabut taşımak için kullanılan tekerlekli sedye. Eski ve Yeni Ahit.. bifokal. s. öde ait. pazı. s. 1. dili kodaman. bak. yapmak. s... 2. 2. iki taraflı. münakaşa etmek. 1. giri şim. iki dilli. iri. bisiklet. bisiklet kullanarak gitmek. bibliyografya. i. 2. safra. dili kodaman. argo kodaman. farewell bide bide one´s time bide one´s time biennial bier bifocal bifocals big big business big gun big shot big shot/wheel big wheel bigamist bigamy bighearted bigness bigot bigoted bigotry bigwig bike bikini bilateral bile bilge Bilge can´t help but win. Kitabı Mukaddes´e ait. beklemek. bir şeyin zamanını beklemek.Bible Biblical biblical Biblically biblically bibliography bicarbonate bicarbonate of soda bicentenary bicentennial biceps bicker bicycle bicycle shed bid bid bid farewell bid s. i. atışmak. Kitabı Mukaddes´le ilgili olarak. 2. dev şirketler. çekişmek. mutaassıp. dar görüşlü kimse. 3. bi. --den/bid. aç ık artırmada fiyat artırmak. safraya ait. 1. çoğ.i. i. s. huysuz. i. 2. veda etmek. i. taassup.. iki yılda bir olan.. 1. Kutsal Kitap. s.. i. büyük. huk. resmen evliyken ba şka biriyle yasadışı olarak evlenme. aksilik. --d) 1. bağnaz. bak. Biblically. etmek. i. dili Bilge´nin kazanmas ı kesin. iki yüzüncü yıldönümü. kaynakça. dili bisiklet. dili kodaman. ters. k. karina. i. terslik. bisikletle gitmek. 3. i. bifokal gözlük. s. önermek. Biblical. (--d/bode. k. öd. cömert. --ding) 1. (çoğ. büyüklük. i. saçmal ık. bağnaz. karbonat. k. ayaklı tabut altlığı. k. den. s.. s. Kitabı Mukaddes. iki yüzüncü yıldönümüne ait. k. etkili. önemli. f. oturmak. i. 2. (bade/bid. bağnazlık. i. f. i. bicentennial.2. s. f. tekumanda f.o. . k. aksi. i. bikini. briç deklarasyon şebbüs. (bid. sintine. demek. z. 2. çift odaklı. öneri. f. z. mutaassıp.ceps) anat. uygun zaman ı beklemek. huk. emretmek. bak. söylemek. (kapalı) bisiklet park yeri.

biyolojik saat. s. cilt. i. İng. biyografi. sağlık belgesi. i. ba ğlamak. kandırmak. . 3. s. i. sandık. Aras ıra ılabilen) dürbün. f. 3. (dar ız etmek. i. i. i. 1. (yelken) şişmek. i. biçerba i. ciltlemek. biyoloji. 1. i. 2. –– hall bilardo salonu. poliçe. i. 2. i.b. biyolojik aç ıdan. fatura çıkarmak. kuş. yemek listesi. i. çok fazla içki içilen süre: He goes on a weekend binge every now and hafta sonu boyunca içki içmekten başka bir şey yapmaz. (büyük) dalga. şişirmek. i. then. kenar şeridi. s. kambiyo senedi.B. bağlayıcı. zorlayıcı. wood odunluk. dalgalanmak. z. hesap. bilyon. biyolojik. i. 2. tutkal. ciltevi. 2 kenarını tutturmak. yer: coal bin kömürlük. ya şambilim. (iki gözle bak i. kuş kafesi. 1. 4.´ni saklamak için) kap. 2. ilan tahtas ı. fazla sıkmak. kanun tasarısı. 1. gaga. bir giysi) ğlar. bot. kambiyo senedi. menü. Napolyon kirazı. dalgaland ırmak. ciltçi. çok (duman) (yelkeni) s. s. erkek keçi. konşimento. (kömür. Napolyon. iki ayaklı hayvan. ya şambilimci. Betula. i. iki ayda bir olan. yaşamöyküsü. 1. dili cop. bilardo. –– ball bilardo topu. dalgalı. hu ş. 1. biyokimya. teke. i. manifesto. fatura. trilyon. (bound) 1. yemek listesi. ayda iki kez olan. fatura. ya şambilimsel. (duman) buram buram çıkmak. tah ıl v. dirimbilimci. insan haklar ı beyannamesi. sarmak. s. i. i. biyolojik olarak. A. s.rahats 2. 3. ciltleme. 2. f. teke. dirimbilim. iki ayaklı. 1. 3.bin çift. poliçe. erkek keçi. i. 1. aldatmak. ikili. doland ırmak. 2. hayat hikâyesinin özeti. 1. kâ ğıt para. i. 2.bilk bill bill bill of exchange bill of exchange bill of fare bill of fare bill of health bill of lading bill of lading bill of rights bill of sale billboard billfold billiard billiards billion billow billowy billy billy goat bimonthly bin binary bind binder bindery binding Bing cherry binge binoculars biochemistry biodegradable biographer biographical sketch biography biological biological clock biological warfare biologically biologist biology biped bipedal birch bird bird cage f..D. k. çevreye zarar vermeden toprakta çözünebilen. i. milyar. dirimbilimsel. cüzdan. 2. biyografi yazar ı. biyolog. i. f. konşimento. biyolojik sava ş.

kaynak. doğuştan olan özür. bisküvi. 2. (soğuk) yakmak. k. kafadarlar. s. 2. s. (bal ık) oltaya vurmak. 1. delgi. k. şekersiz. lokma. i. 2. 1. kuş gözlemcisi. kara. katran. İng. azar azar. her iki cinse erotik istek kar i.. zenci. i. keskin. doğuş. 2. 3. bizon. 1. yırtıcı kuş. i. 1. (nüfusa göre) do ğum oranı. yaş günü. i. geveze. duyan. biseksüel. 1. hem ac ı hem tatlı. 2.o. şirret. karanl ık. doğum. 3. çörek. (soğuk veya rüzgâra özgü) büyük şlere/işesertlik. bilg. k. i. dili (zor bir) karar almak. 1. 1. bite. i. kara. bit. i. doğum kontrolü. sert. biçimsiz. 2.bird in the hand bird of passage bird of passage bird of prey bird of prey bird sanctuary bird watcher birdcall birdhouse birds of a feather birds of a feather bird's-eye bird's-eye view biro birth birth certificate birth control birth defect birthday birthmark birthplace birthrate biscuit bisexual bishop bison bit bit bit bit by bit bitch bite k. s. çift cinsiyetli. bitüm. dili şikâyet p durmak. göçmen ku ş. bit. dili huylar ı birbirine benzeyen kimseler. zift. 2. ısırmak. yava ş yavaş. tükenmez kalem. 1. kancık. s. i. keskin. ac ı. dili cadaloz kadın. i. kuş ötüşü. ikicinslikli. parça. dişi köpek. ırd ır etmek. 4. f. bite one´s lip bite s. şiddetli. boş s. 2. i. kasvetli. tuhaf. . s. 2. elde olan fırsat. doğma. 2. tükenmez. 2. f. i. bak. s. k. 1. yırtıcı kuş. matkap. --bing) gevezelik etmek. 1. i. satranç fil. 1. acı (söz). ac ı. bo şboğazlık etmek. d 2.. bak. gem. 1. f. 1. dili bir yerde ancak geçici bir süre için kalan kimse. 2. bitter (çikolata).ten) sırdili ık. nüfus kâ ğıdı. 2. 3. 1. kirli. f. bi. siyah. f.. s ızlanı1. i.´s nose off bite the bullet biting bitten bitter bittersweet bitumen bituminous bituminous coal bizarre blab Black black birine ters cevap vermek. girişmek/kalk ışmak.. acayip. 1. garip. ziftli. (çoğ. (öfkesini/üzüntüsünü belli etmemek için) duda ğını ısırmak. kuşbakışı. etmek. doğum lekesi. zenci. k. İng. (--bed. kuş cenneti.şı piskopos. siyah. doğum yeri. i. s. göçmen ku ş. i(içkide) 3. acı. i. i. soy. bitümlü. 2. i. biseksüel. zift gibi. s. k ırıntı. ısırıcı (rüzgâr). bo ğaz. lokma. madenkömürü. bite. ikie şeyli. parça.. 2. i. ba şından bite off more than one can chew ık. zenci. başlangıç. iyi ve kötü. dili elde olan yararlı şey.son) zool. kuş evi. göçebe kimse. kuşların avlanması yasak olan yer. doğum günü. (bit.

k. edepsiz. ailenin yüzkaras ı. kara tahta. mesane. 2. 1. karaborsa. i. 2. börülce. 1. ince uzun yaprak. benzi atmak. cowpea blackguard blackhead blackjack blackleg blacklist blackmail blackmailer blackness blackout blacksmith blacktop bladder blade blah blame blameless blameworthy blanch blancmange bland 1. (kürekte) pala. anat. . -i kara listeye almak. küfretmek. smokin. suç. kabahat. 2. karartmak. karadut. bezdirici. s. 2. i. İng.. f. i. f. karalamak. f. kara leke. çöreotu. köpekotu. bir suç veya ba şarısızlığın sorumluluğu. paluze. göz kararmas ı. suçsuz. 2. siyah pars. sütlü pelte. 1. kara veba. lekelemek. sidik torbas ı. yazı. karatavuk. i. i. 1. (kötü bir amaç için yap ılan) büyü. 3. karşı oy kullanmak. bot. i. 2. 2. sütsüz kahve.. k. i. nalbant. kısa süren şuur kaybı. tadı bebek maması gibi ve hazmı kolay olan (yemek). 1. 2. şantaj yapmak. (bıçak) ağzı. çürük. i. karartmak. i. siyahlık. karabiber. alçak. s. kimsenin dikine gitmeyen. 4. (kabu ğunu soymak için) (bademi) biraz haşlamak. kabahatli. s. 2. k ısa bir süre için şuurunu kaybetmek. s. gözü kararmak. i. i. morarm ış göz. kılıç. kara liste. i. alçak kimse. i. cop. s. sövüp saymak. (--ped. f. böğürtlen. başı siyah olan sivilce. 1. i. siyah beyaz: black-and-white television siyah beyaz televizyon. kara ısırgan. judo siyah ku şak. asfalt. hav. 2. 1. kara liste. s. karalık. töhmet. i. f. morarm ış. masum. 1. i. karartma. dili saçma. can s ıkıcı. karabiber.. siyah beyaz resim. rezil. ayıplanacak. 3. iftira etmek. dili grev kırıcı. demirci. şantaj. f. i. 1. i. şantajcı. s. kara listedekilerin kayıtlı olduğu defter. siyah göz. i. f. 2.black and white black belt black book black box black coffee black cumin black eye black horehound black leopard black list black magic black market black mulberry black out black pepper black pepper black plague black sheep black tie black-and-blue black-and-white blackball blackberry blackbird blackboard blacken black-eyed pea. --ping) asfaltlamak.. f. suçu (birinin) üstüne atmak. siyah papyon kravat. i. kara kutu. 1.

iç aç s. i. 1. 1. bip sesi çıkarmak. Allahın Allah . piyangoda bo ek. bleary. arma. (göze çarpan bir ğeyle) artmak. i. 3. boru sesi. yüksek ses. alevler: the blaze of the fire yang ının alevleri. bip. s. dili Allah ın belası. 1. karışım. f. -i hararetle yapmak. s. 3. patlama. söylemek. 2. harman. k. maden oca (roket) uzaya f ırlatılmak. 2. s. Allah kahretsin! s. 1. 3. 1. k. ç ığı 1. kötü. i. takdis etmek. dili the victims of the Kı ng. herkese ilan etmek. blazer. sergilemek. İng. 2. s. 2. yazısız kâğıt. alev alev parlakl r açmak. sulanm ış/çok çapaklanmış/kızarmış (göz). 1. bak. s. bezgin.. f. k. yüzünden akan. bak. 2. aş i. f. battaniye. kusur. bir tür aç ık tribün. apaç ık. meleme. uymak. 1. İdrought. yapmak. f. f. 2. soğuk ve kasvetli (hava). f. anlamsız. spor ceket. ç . f. kar ıştırıcı. 2.blandishment blank blank cartridge blank check blank endorsement blank verse blankbook blanket blankly blare blasé blaspheme blasphemy blast blast furnace blast off Blast! blasted blasting cap blatant blaze blaze a trail blaze a trail blaze away at blaze up blazer blazon bleach bleachers bleak blear bleary bleary-eyed bleat bled bleed bleeding bleep blemish blend blend in blender bless bless s. rüzgâra açık. boş boş. boş gözlerle: look blankly at -e anlamamış gibi bakmak. children. i.. ağaçların gövdelerinde çentikler açarak yeni bir yolun yerini işaretlemek. 3. atın alnındaki beyaz leke. bleed. k. nimet. f. ş numara. 2. borununkine benzer ses. i. kanayan. s. ıkmak. teşhir etmek. 1. usanm ış2. Çok yaşa! be blessed with (Allah) (birine) belirli bir nimeti bağışlamak: ı ihsan etmi You´re blessed these 3. sana bu çocuklar ış. gözleri sulanm ış/çok çapaklanmış/kızarmış. kurus ıkı fiş açık çek. bo i. i. leke. 3. m ızırdanma. i. kutsanm günü. kafiyesiz on heceli nazım şekli. açık. sar ıp sarmalamak. kurusıkı fişek. kanamak. eritme yakmak. 2. çamaşır suyu. dili birini ha şlamak/azarlamak. not defteri. k. hayırdua. z. harap. 1. öfkeli parlama. i. 1. harmanlamak.with 2. olmayan bir yerde) yol 2. f.. 1. s. 1. 1. i. kutsama. 1. ıcı olmayan. rüzgârdan korunmasız. ğuk/sıcak) (bitkiyi) kavurmak. 1. beyazlatmak. açık ciro. beyaz. ünlem. 1. dili çok e ğlendirici bir şey. 5. i. yazısız. takdis. hata. kan ağlamak: My heart bleeds for tlık olas kurbanlar ı için içim kan ağlıyor. 2. (göze çarpan bir şekilde) ilan etmek. f. 3. karıştırmak. ongun.. blender. geçi şe tutmak. (yolık. dili ac ımak.. 4. 2. . tahrip etmek. i. Allah hakk ında kötü konuşma. dili kör ı. ile uyumlu olmak. 2. kutsal. sızlanma. yanan şey. kandırmak için söylenen veya edilen iltifat. 2. Allah hakk ında kötü konuşmak. 1. sızlanmak. i. i. 1. -e ateş etmek. küfretmek. f. 2. out Bless you! blessed blessing i. i.o. f. gürültü yapan. (bled) 1. melemek. donatmak/kaplamak. 2. 1. küfür. 2.: every blessed day her Allah ın ş. boş. infilak. f. 2. çok tiz ve anlık elektronik ses. i. ç ığır açmak. dinamit tapas ı. -e boş ş bakmak. s. (so y ğı . (--ed/blest) kutsamak. yangın. yava şça katmak. -işate birden parlamak. 2. kör olası. k. m ızırdanmak. 1. boru gibi ses ıkarmak.

(kumaşı/kitabı) kalıpla basmak. (deliği/boşluğu) doldurarak kapamak. İng. s. azarlama. bak. büyük bina: block of flats apartman.b. katliam. 1. dili kör gibi. f. şişko. parsel. çoç ğı . s. 1. konu.. tıkanma. 1. abluka etmek. kan bankas ı. kan sayımı. şişmiş. tipi. mahvetmek. arkadaş. tıkama. i. 2. stor. blok. s. i. 2. bak. i. kan. at gözlü f.blessing out blest blether blew blight blind blind alley blind as a bat blind date blind in one eye blind spot blinder blindfold blindfolded blindly blindness blink blinker bliss blissful blister blithe blithely blitz blitzkrieg blizzard bloat bloated blob bloc block block and tackle block letter block print block up blockade blockage blockhead bloke blond blonde blood blood bank blood bank blood bath blood count blood feud k. z. 1. s. gözbağı. 2. çok mutlu. engelledi ğ i. f. den. kendi önyarg ısının insanı anlamaktan ğ i ü. oto. kör. i. blok. kavurmak. sinyal lambas ı. göz kırpma. tıkamak. kör gibi. neşeli/şen/tasasız bir şekilde. z. blok.leş). pürneşe. 3. mantar. ç ıkmaz (sokak). İng. . 1. 2. sarı (saç). fiske. f. avcıların avlarından gizlendiği kama sokak. f. kabartmak. k ıvamı koyu iri bir damla: a blob of paint bir boya damlası. gözlerini ba ğlamak. İng.. dili mankafa. ç ıkmaz k. 3. pol. k. f. soy. (retinada) kör nokta. 3. blow. i. mutluluk. 1. i. kabarmak. soldurmak.iki s ıkım hardal. göz k ırpmak. 2. bir gözü kör.. f. su toplamak. şiş (karın. jaluzi. 2. i. i. 2. f. şişirmek. office block (bürolar ın bulunduğu) iş hanı. önceden tan ışılmayan biriyle eğlence yeri. 4. bak. 1. 2. i. saçma. 2. büyük s. k. 1. gözü ba ğlı. neşeli.. kabarc ık. açmaz. anat. lokanta v. kabartmak.. blokaj. saçmalamak. dangalak. kurutmak. tıkamak. afet. i. i. s. lambas i. gözünü almak. körlük. İng. dili ha şlama. bless. i. sarışın (erkek). 1. sarışın (kadın). f. s. tasasız. büyük parça. 2. 1.. 2. blitz. f. ablukaya almak.. yıldırım saldırı.. İng. kesmek. i.´ne gitme. gamsız. (devamlı) yanıp sönen sinyal ı. kan davas ı. 1.kmaz.. f. dili yağ tulumu. i. 2. i. kitap yazısıyla yazılan büyük harf. ştırmak. dili adam. çakar. şen. i. kör etmek. âmâ. two blobs of mustard i. abluka. i. kan bankas ı. i. i. 1. at gözlü ğü. küf. palanga. k. eksiksiz bir mutluluk.

dili ans ızın gelmek. geçmek. bluz. i. baya ğı. 1. f. 2. kan tahlili. bak. s. gaddar. k. dili 1. 2. 1. 2. lekelenmek. 2. dili 1. f. s. k. silmek. i. 2. kabart ı. lekelemek. 1.´s cover blow s. k. kan dökme. lekelemek. esmek. s. (fırtına) dinmek. kan zehirlenmesi. (açılmış) çiçek. övünmek. 1. s. birini çok şaşırtmak. üflemek. kan nakli. kana susam ış. tüyler ürpertici. 1. 2. üfleyip söndürmek. kana susamış. birini çok şaşırtmak. başına kurşun sıkarak intihar etmek.o. 3. yok etmek. k. dili kendi reklam ını yapmak. i. İng. papyebuvar. sigortay k. 2. 3. k. düşmek. bozmak. inatç aksi. uçurmak. çok k ızmak. duraksamak.blood feud blood group blood money blood poisoning blood pressure blood pressure blood sugar blood test blood transfusion blood transfusion blood type blood vessel bloodcurdling bloodshed bloodshot bloodthirsty bloody bloody-minded bloom blooming blossom blot blot out blotch blotter blotting paper blotting paper blouse blow blow blow a fuse blow great guns blow hot and cold blow in blow one´s brains out blow one´s cool blow one´s nose blow one´s own horn blow one´s own horn blow one´s own trumpet blow one´s top blow one´s top/stack blow out blow over blow s. gençlik. 4. bahar açmak. hunhar. kendi reklam ını yapmak. i. dili karars ız olmak. canlanmak. s. kusur. 1. (--ted. dili tepesi atmak.. birini vurmak. ba şına kurşun sıkmak. 1. tazelik. leke. parlamak. (lastik) patlamak.o. dıortadan ile kurutmak. 3. dili 1. kanlı. kan gibi. gömlek. dili birinin gerçekte kim oldu ğunu göstermek. k. s. böbürlenmek. diyet. kan şekeri. i. bahar. darbe.. olas İng. f. i. kan grubu. diliı. dili tepesibacan atmak. tansiyon. anat. geli şmek. unutulmak. zalim. fiske. kurutma kâ ğıdı. k. k. k ızmak. k. dili (rüzgâr) çok sert esmek. çiçek. kurutma kâ ğı 1. dili tepesi atmak. 2. dili k. (blew. kurutma kâ ğıdı. tansiyon. birine çok keyif vermek. 2. 3. kan çana ğına dönmüş (göz). blown off the chimney cowl. ayıp. çiçek açmak. away blow s. k. solumak. kiralık katillere verilen para. k.. --ting) 1. 1.. 2. blotting paper. 2. . 2. uçmak: The wind has ınöfkelenmek. leke. f. kan nakli. 2. 2. 1. dili kör ı.o. birini çok heyecanland ırmak. İng. i. külahını uçurdu. dili kendi borusunu çalmak. 2. k. dili tepesi atmak. 2.. 1. k. canavar ruhlu. çiçek açm ış. çiçek vermek. kan bas ıncı. f. 4.´s mind kan davas ı. argo kör olası: That blooming telephone! O kör olası telefon! i. kan grubu. sümkürmek. kan damar ı. --n) 1. adamakıllı. mürekkep lekesi. k. vuru ş. meyve üzerindeki bu ğu. ateş ederek birini öldürmek. Rüzgâr ı att ırmak.

bulanıklaşmak.o. cop. üstüne tahta çakarak kapamak.b. lastik patlamas ı. 2. blöf yapmak. k ısa ve kalın sopa. 1. fart furt etmek. i. bir şeyi/birini paramparça etmek. i. tepesi atmak. sözünü sak ınmayan. kızartı. sarp ve yüksek k ıyı/kaya. küplere binmek. f. f.b. i.t. 2. i. ağır bir cisimle vurmak. pürmüz lambas ı. aristokrat. bot. mavi. i. i. çivitlemek. s. dili (insan vücudundaki) yağlar. çivit. kereste. to smithereens blow the lid off blow up blow-by-blow blow-dry blowjob blowout blowtorch blowup blubber blubber bludgeon bludgeon s. i. çayüzümü. hüngürdemek. şatafatlı davet. aristokrat. i. (blow-dried) kurutma makinesiyle kurutmak. tasarlamak. yatılı okul. i. i. 2. balina ya ğı.t. 2. tahta. ayrıntılı. satranç v. 1.. 2. 3. 2. supet. gaf yapmak. (rüzgâr) şiddetle esmek..o. kızarıklık. agrandisman yapmak. göztaşı. 1. çançiçe ği. 5. pansiyoner olmak.´s mind blow s. f. blue blue blood blue blood blue cheese blue jeans blue ribbon blue vitriol bluebell blueberry bluecollar blueprint bluff bluff bluing bluish blunder blunt blunt blur blurry blurt blush bluster boar board board of directors board of managers board up boarder boarding house boarding school boarding school boardwalk k. f. i. mavi kopya. f. k. azaltmak. plan. böbürlenme. 2. (--red. den. i. 3. into doing s. s. 1. keskin olmayan. bulanık. k. 2. yatılı okul. dili aç ığa vurmak. rüzgârın çıkardığı) uğultu. 4. tok sözlü. şişirmek. patlamak. kurusıkı. --ring) bulan ıklaştırmak. i. işçi sınıfına ait. oyun tahtas ı. (şiddetli i.o. f.blow s. 2. herhangi bir alanda en büyük ödül. 1. mavi renkli. dili patlamak. belirsiz bir şekil. patlama. proje. yönetim kurulu. s. i. pot k ırmak. süpet. yabandomuzu. bir çeşit küflü peynir. s. 1. körletmek. (kum. yüzü k ızarmak. 4. s. dili birini hayrete dü şürmek/şaşkına çevirmek. s. kör. i. mavimsi. f. yönetim kurulu. 1. kaba penisi a ğızla uyarma. pansiyoner. s. mavi. 1. i. birinin aklını başından almak. blucin. üzerindeki) tahta yaya kaldırımı.. i. f. yat ılı öğrenci. 3. f. out ağzından kaçırmak. i. 2. (vapura/trene/otobüse/uça ğa) binmek. 1. f. mavimt ırak. pansiyon. havaya uçurmak. mavi renk. pot. blöf. soylu kimse. dili efkârl ı. borda. asilzade. kavga. 2. hüngür hüngür a ğlamak. k. Campanula. f. f. bataklık v./s. k. 2. 1. zool. dili büyük parti. pürmüz. 1. patlatmak. i. i. 2. 1. 1. yönetim kurulu. 1. . k. gaf. fart furt. kurus ıkı atmak. büyütmek. mavi kopya ç ıkarmak. 2. f. birini bir şey yapmaya zorlamak.

i. --bing) 1. bilg. kaynayarak suyunu çekmek. sandal. bütünüyle. 2. matb. i. (gemi. k.. ıng. . i. 1. çabuk e ğip kaldırmak. -e delalet etmek. haşlamak. yastıkla beslemek. 1. 2. cüretli. i. övüngen. kilit dili. koruma görevlisi. bak. k. 2. matb. i. hela. kötüye işaret/delalet etmek. uzun yastık. İng. yapma. i. İng. düzme. 1. övünmek. tuvalet. 2. -ging) f.. f. kaynamak. çıban. ask. 5. tümüyle. z. at/over -e tak ılıp tereddüde düşmek. Bu otel iki yüzme havuzu ve bir saunas ıyla s. bob)sİ i. 1. 2. Bolivya. İng. 3. serkeş. 1. yüreklilik. kayıkhane. i. 1. -e sahip olmaktan gurur duymak: This hotel boasts two swimming pools and a sauna. bobin. f ırlamak. gövde. (saçı) alagarson sallanmak. bedensel. koruma. s. fırlama. kaçış. matb. Göl bir ceset taşımaya vücut geliştirme. 4. Bolivya´ya özgü. ısaltmak. z. 1. k. siyah (harf). s. i. 4. cesur. 2. madeni saç tokas ı. yastık. vapur. (çoğ. kitle: A lake is ıa özgü fermuarl torba. köpürmek. 2. Bolivyalı. ha şlanmak. 3. tulum (giysi). -e işaret etmek. buhar kazan ı. dili ı şp ilin. iyiye işaret/delalet etmek. at ılgan. sahte. 2. Yeni bir sandalım var.. c ıvata. ufak i ğ. 2. kaynatmak. gürültülü. yarışta kullanılan kızak. dili asi. 1. sürgü. fırtınalı. çabuk eğilip kalkmak. vücut. (kaynarken) ta şmak.ğ (--bed. bilg. cesaret. ceset torbas . s. 2. sürgülemek. kaba kenef. kaynayarak buharla şıp yok olmak.boast boastful boat boathouse bob bob bob bobbin bobby bobby pin bobsled bode bode bode ill bode well bodice bodily body body bag body building body count bodyguard bog boggle boggle the mind bogus boil boil boil away boil down boil over boiler boiler suit boiling point boisterous bold boldface boldfaced boldly boldness Bolivia Bolivian boloney bolshy bolster bolt bolt of lightning f. siyah harfler. 2. miktar: a body of information bir miktar bilgi. f. i. 2. arka arkaya bağlı çifte kızak. f. insanı hayrete düşürmek. 2. i. Bolivyalı. sık sık e f. 1. kaynama noktas ı. korsaj. s. bide. f. gözüpek. tamamen. s. k sıkk. bilg. dili polis. kısmak. siyah (harf).. s. olta mantarı.. 1.. f.. ölü sayısı. kazan. i.. i. 1. minder. baloney. i. k 1. 2. bataklık. şiddetli. desteklemek. i. body of water.... 4. 3. özü kalana kadar kaynamak. demiri. bak. cesaretle. dili tepesi atmak. Bolivya. f.. (up) 1. i. çekülün ucundaki a ğırlık. karoser. beden. çabuk eğip kaldırma veya ilip kalkma hareketi. How i. kurallara karşı gelen. i. makara.. alagarson saç. 3. 1. fırlayıp kaçmak: When the pickpocket saw the yıldırım. i. alçal yükselmek. (--ged. yüznumara. s. ceset. i. 2. kolgüçlendirmek. yat gibi) tekne: What time does the boat leave? Vapur kaçta kalk ıyor? I´ve got a new boat. İng. ı kütle. kad ın yeleği.

darbe. 2. i. falso. beklenmedik kazanç.kulübü. 2. güzel. İng. 1.sevişme. 1.men (bandz´mîn) i. ş k. s.. bombalamak. İng. bomba. kaput. falso yapmak. 2. dili ng. 2. i. gümrük antreposu. göze hoş görünen. (polis) (san ığı/cezaya çarptırılan birini) kayda geçirmek. ilişki. kefil. falso yapmak. salak..bolt upright bomb bombard bombardier bombardment bombastic bomber bombshell bon voyage bona fide bonanza bond bond paper bondage bonded warehouse bondholder bondsman bone bone bone china bone for an exam bone meal bone of contention bone up on a subject bone-dry bonehead boneless boner bonesetter bonfire bonito bonk bonkers bonnet bonny bonus bony boo boob boob tube boo-boo boobs booby booby prize booby trap book book club dimdik. argo ayvalar. kemik tozu.. 1. yuhalamak. iyi cins yazı kâğıdı. çoğ. 1. çatlak. k ılçıksız. cilt.. s i. iyi yolculuklar. kemiksiz. budala. k. bombard ıman uçağı. aptal. . dili ı bomba etkisi yapan. zool. prim. k. argo 1. İng. ampuller. i. k ılçıklı. 1. ık ıştırmak. palamut. s. senet. ask. ahmak. bağ. f.. 2. f. şlamak.. (bombard ıman uçağında görevli) bombacı. f. hakiki. (yer) ayırtmak. kupkuru.. 1. hafızlamak. kemiklerini/k ılçıklarını ayıklamak. kitap. leh. İvuru i. 2. en kötü oyuncuya verilen ödül. i. i. i. oto. kemik. ku içine kemik külü kat ılarak yapılan porselen tabak. yolunuz aç ık olsun. İng. i. kemikli. k. i. 1. aşk yapmak. İng.. İng. k ısa zamanda bir konuyu çalışıp öğrenmek. hoş. köle. sınava hazırlanmak. bağcıklı bone. 2. sıhhatli. i. falso. kölelik.. . tahvil. s. kefalet. argo aptalca hata yapmak. f. üzerine varmak. açık havada yakılan ateş. dili kafadan kontak. 2.. bombard ıman etmek. f. i. k. dili vurmak. kitap . bonds. çıkıkçı. bir deri bir kemik. i. gerçek. bomba: blonde bombshell sar ışın bomba. (bir yere) bomba atan/yerleştiren kimse. i. tahvil sahibi. 1. kefil olmak. sevişmek. 4. bombalamak. İng. k ılçık. f. ikizler. 2. i. i. s. 2. i. kemiksi. topa tutma. s ıska. argo büyük gaf/pot. kırıkçı. bubi tuza ğı.. i. s. i. 3. bombard ıman.. 3. rezervasyon yaptırmak. 2. çoğ. i. i. memeler. bombac i. argo aptal.. tumturaklı.. zarif. dili çok çalışmak. 2. i. balina (çubuk). 3.. 2. 1.. 1. k. ikramiye. anlaşmazlık sebebi. f. s. argo sikme. k. farlar. gürbüz.. bono. 1. kaporta. dili aptalca hata. mankafa. dili aptalca hata yapmak. 1. argo -i sikmek. 1. aptalca hata. 2. f. topa tutmak. 4. şenlik ateşi.. argo televizyon. f.

2. çapul. i. i. 3. i. 1. --ping) vurmak. 4. i. çanak yalamak. 1. i.o. çardak. ı.. kitap raf ı. dili içki. 2. kenar. i.. ganimet. (rokette) ek i. İng. i. lehinde konu şarak yardımcı olmak. rezervasyon yapma. 2. nüfus v. f. dili ganyan bayii. i. İng. i. 2. kitabevi.. iyilik. İng. kaba ve görgüsüz kimse. v. gürlemek. darbe. bir şeyi birinin hesabına yazmak. propagandac i. broşür. i. ı. maliyet. köylü. bilet gişesi. bilgisayar ın belleğine komutlar okutarak sistemi f. argo tekmelemek. yard ım. kitapta son okunan sayfayı bulmak için araya konulan karton. s.) h ızla yükselmek.. 2. 2. itelemek. ayrılmış.artma. f. İng. çizme giydirmek. (bir yerin ticaret. kim. i. 1. defter tutan kimse.. boraks. 3. 1.. 1. rezervasyon. yaltakçı. bak. gazete kulübesi. dalkavukluk etmek. kibrit paketi. i. f. i. (fuarda/sergide) stand. biletçi. i. f. sınırlamak. i. bot. defterde kayıtlı. kaba bir şekilde. sayfa işareti. kitap ele ştirisi. k. i. ciltçi. bahisleri kabul eden bayi. yaltak. f.. nota kitab ı. (fiyat) artırmak. biri için otelde rezervasyon yapmak. f. z.. into a hotel book s. patlama yak ın arkadaş. kitapçık. k. 1. (olumlu bir şekilde). 2.b. bahisleri kabul eden bayi. hudut. i. (birinin hesabına) yazma. çanak yalayıcı. içki kaçakç ısı. kitabevi.book in book of matches book of music book review book s.o. i. s ınır. i. alkollü içecek. ya ğma. İng. 1. i. muh. rezerve edilmiş.. İng. dili kafa/kafay ı çekmek. i. artış . 3. (ticaret) hızla artmak. dalkavuk. defter de ğeri. check in.t. to s. f. nimet. çizme şeklindeki aletle işkence yapmak. 1. 2. yaltaklanmak. i. patlamak i. 1. gümbürdemek. kaba. . kitap konulan raflı mobilya. k. (--ped. lütuf. kabalık.´s account book value bookbinder bookcase booked bookie booking booking clerk booking office bookkeeper bookkeeping booklet bookmaker bookmark bookseller bookshelf bookshop bookstall bookstore boom boon boon companion boondock boonies boor boorish boorishly boorishness boost booster boot boot boot booth bootlegger bootlick bootlicker booty booze bop borax border İng. destek. kitaplık. i. i.. çizme.b. ganyan bayii. i. kenar süsü. defter tutma. motor. kitapçkurdele i. s.2. muh.1. vuru ş. i. 2.

Botsvanalı.. botanik. ödünç almak. 2. 1. i. şişelemek.. sıkıntı. Boşnakça.. f. kim. şişe. can s ıkıntısı. Bosna. 2. f.. karina. (ç ıkarma işleminde) ödünç almak. bak.f. (bir fikri) az ıcık çürütmek. i. 2. 1. dar bo ğaz. s. yabancı sözcük/kelime. both as . rahatsız etmek. i. hudut. canını sıkmak. 1. . başkalarına hükmetmeyi seven. i. s.o. s.. i. çap. borç almak. 2. patron. kasaba.. i. sine. dar geçit. around bossy botanical botanical garden botanist botany botch both 1. kaza. f. f. bak. hem . 3. i. biberon. Bosnal ır.´´ ´´Paketler mi?´´ ´´ Evet. f. i.. i. Boğaziçi. doğmuş. Hem hoca. her ikisi. (bir işi) berbat/rezil etmek. canını sıkmak. Bosna´ya özgü. botanist. i. delmek. rahatsız edici. s. can sıkıcı kimse. başını ağrıtmak. i. Bosporus. ikisi de: both of them her ikisi. I respect her both as a teachergeldi and as a person.border on borderline borderline case bore bore bore bore a hole in bore s. temel. 2. i. kalibre. -de delik açmak. yönetmek. 1. can s ıkıcı. i. esas. ıslahevi. Her ikinizin de hayat ı tartışılıyor. k. bor.. botanikçi. bitkibilimsel. Boşnakça. 1. i. Botsvana. Botsvana. tekne. kaynak. botanik bahçesi. 1. 2. ıslahhane. Boşnak. 1. bear 2. bak. zam.o. both of us her ikimiz. vadi. s. Bosnalı. i. sınır. engel. s ınır komşusu olmak. we could as easily i. bear 2. Bo ğş üs. bother bothersome Botswana Botswanan bottle bottle opener bottleneck bottom s. alt. her iki kategoriye de girebilecek bir durum: Hasan´s a borderline case. 4. . s. can yolda şı. Botsvana´ya özgü. Bosna. ödünç alan. fail him as we could pass him. i. ilçe. dip. s. 1. i. i. İng. oymak... . 3. and as . f. f. bitkisel. dili önceden tasas ını çekmek. ´´Did the packages come?´´ both came. 1. bitkibilimci. Boşnak. Hasan tam s ınırda. bak.. doğuştan: a born preacher doğuştan vaiz. 2. mat. eğiliminde olmak.. patronvari. birine karşı amirane davranmak. to death/tears boredom boring born born to the purple borne boron borough borrow borrow trouble borrower borrowing borstal Bosnia Bosnia and Herzegovina Bosnia-Herzegovina Bosnian bosom bosom friend Bosphorus Bosporus boss boss s. sıkıcı. bağı koyun. 2. 2. Bosna-Hersek. f. i. 1. yabanc ı bir dilden alınan sözcük/kelime. i. şişe açacağı. ı duyuyorum. i. botanik. birine emir yağdırmak. i. şef. zahmet. 2. samimi. i. 2. hem . gö samimi dost. Botsvanalı. olarak: ´´Yes. bitkibilim. i.. nak. Boğaz. birinin canını çok sıkmak. s. asil bir aileden gelen. amirane. hem insan olarak ona sayg Both your lives are in the scales. Bosnia-Herzegovina.

f. çok derin. kâse. sınır. nöbet. sonsuz. i. kutuya koymak. geri tepme. i. s. baş eğerek selamlama. box s.. cömertlik. bol. a ğır bir topla oynanan bir oyun. cömert. 2. bowling oynamak. 2. s. 2. fiyonk. . eli aç ık. 2. i. i. çok.bottom dollar bottom land bottomless Bottoms up! bough bought boulder boulevard bounce bound bound bound bound boundary boundless bounds bounteous bounteously bounteousness bountiful bounty bouquet bourgeois bout boutique bovine bow bow bow bow and scrape bow out bow tie bowel bowels bower bowl bowl bowl along bowl s. i. barço ba ğı. sonsuz. 3. aşırı saygı gösterisinde bulunmak. 2. 3. (zararlı bir hayvanın yok edilmesi ı için devletçe veya bir suçlunun özgü koku. s. yakalanmas 2. kiriş. prim. 2. emekliye ayr ılmak. hudut. birini yere yıkmak. iple boğmak. çardak. kısa süren hummalı faaliyet. kentsoylu. 1. sınır. s. i. i. bol. i. (ok atmak için) yay. kameriye. iç kısımlar. 1. dipsiz. i. i. anat. cömert. cömertçe. over bowlegged bowline bowling bowshot bowstring box box box number son kuru ş. k. pruva. 1. f. s. 1. f. sektirmek. i. reverans yapmak. sıçrayış . derinlikler: the bowels of the earth yeryüzünün i. tas. (yayl ı çalgı için) yay. bowling. s ıçramak. 1. 2. süratle gitmek. 3. bak. demet. i. ba ğırsak. bir şaraba i. i. güreş. verilen) para. borina. i. for -e giden. 1. i. k. boks yapmak. ciltlenmiş. cadde. sığır cinsinden. birini yere devirmek.. derinlikleri. bulvar. i.o. kayıtlı. f. loca. dili Fondip! i.o. eli aç ık. 3. zıplamak. 2. ba ş. i. anat. 2. s.. cömertlik. sekmek. s ınırlamak. 1. papyon kravat. s ınırsız. kutu. s. 1. fırlamak. 2. (ağaçta) büyük dal. boks. f. i. on the ear birinin kula ğına tokat atmak. den. f. 2. ılık. bak. bolluk. 1. i.. 1. 2. reverans yapma. 2. s. ok menzili. hastalık: He´s just recovered from a bout of pneumonia. 1. 2. Zatürreeden yeni kalkt ı. bind. 2. of -den çekilmek. papyon. i. butik. 2. bağlı. f. sand ık. i. i. sıçramak. çıs ıçrayış zıplama. birini şaşırtmak. f. sınırsız. zıplay ış. buy.. f. el pençe divan durmak. z. kriket top atmak. f. 1. çok. eli aç ıklık. 1. posta kutusu numaras ı. burjuva. buket. kuşatmak.canl sekmek. ba ğırsaklar.. dili (çek) karşılıksız kmak. kutulamak. 1. 1. 1. 2. birini şaşkına çevirmek. çarpık bacaklı. baş eğerek selamlamak. zıplatmak. sınırlar. ciltli. iri kaya parças ı. 1. ovalık arazi. den. 1.

ku ş beyinli. i. matkap kolu. bilezik. hafif tuzlu.ş. bağ. s. kafasız. fren kampanas ı/tamburu. kafalı. bu ğday kepeği. akılsız. ask. . İng. f. s. i. 1. 1. (--ged. 2. zindele i. i. örülmü i. fren pabucu. kısım. beyinsiz. boksör. dal budak bran ılmak. İng.salmak. i.. (ağaca ait) dal. . birbirine tutturmak. dal. k. 1. kepek. boks eldiveni. dayanak. parantez. örgü. k. erkek izci. şimşir. i. 1. i. 2. ayraç. 2. dişçi. övüngen kimse. kuşak. i. sütyen.y. (nehre ait) kol. i. dili birinin kafas ından çıkan düşünce. 3. f. fren. akıllı. kö şeli parantez. dirsek. fren pedalı. yumrukoyuncusu. oğlan gibi. sağlamlaştırmak. genç uşak. erkek çocuk. İng. 2. f. fren balatas ı. tel. boykot yapmak. i.. (üniformaya tak ılan) kordon. çoğ. örülmüş ş ey. örmek. 3. 2. s. 1. şube. yirmi altı Aralık. 1. kafas ına ağır bir darbe indirmek. kol. zekâ. ak ıl. i. boykot. beyin. bir grup dan ışman. boks maç ı. 2. köşeli ayraç. f. i. zinde yapan: bracing mountain air insan ı ştiren dağ havas ı. dili aniden gelen parlak fikir. bölüm. 2. (kol ş olarak) ayr (asıl faaliyetine devam ederken) (yeni bir faaliyete) girmek. saç örgüsü. d. s. 3. i. örgülü. --ging) övünmek. boykot etmek. s. i. fren yağı. f. dili aniden gelen parlak fikir. ac ı (su). i. çocukluk dönemi. erkek arkada ş. i. erkek izci. kollara ayrılmak. (erkek için) çocukluk. beynini yıkamak. i.. kapalı yük vagonu. 1. i.box office boxcar boxer boxing Boxing Day boxing glove boxing match boxwood boy boy friend boy scout boy scout boycott boyhood boyish bra brace bracelet braces bracing bracket brackish brag brag about/of braggart braid braided brain brain trust brain wave brainchild brainless brains brainstorm brainwash brainy brake brake drum brake fluid brake lining brake pedal brake shoe bramble bran branch branch off branch out into (tiyatroda/sinemada/stadyumda) bilet gi şesi. i. f. i. f. f. 3. 2. k. s. yüksekten atan kimse. destek. yumrukoyunu. boks.. (böğürtlen gibi) dikenli bitki. raptetmek. desteklemek. 1. destek.. böğürtlen (yemişi/çalısı). o ğlan. i. fren yapmak. -den övünerek bahsetmek. delikanlı. pantolon askısı. i. İng. kenet.

sallama. marka. şans. genişlik.ken) 1. z. sar ı. i. törenle temel atmak. anırmak. en. i. dili ekmek kap ısı. biraz sinirlenmiş. s. yepyeni. sar ı. i. . ekmek sepeti. k. utanmaz. f. s. anırtı. konyak. ruhen yıkılmak. ekmek kutusu. pirinç mu şta. Brezilyalı. insanı geçindiren iş/para. çatlak. (broke. k. 1. arsız çocuk. mec. velet. gürültücü ve kaba (kad ın). fazla at ılgan. kötü alMola sözünde durmamak. ekmek. 2. 2. i. i. f ırsat. bando. dili gıcır gıcır. yüzsüz. ekmek k ırıntısı. rekor k ırmak. savurmak. şımarık çocuk. bir aileyi geçindiren kimse. konyakla konserve edilmi ş (meyve). 1. hamur tahtası. 2. sözünden dönmek. 4. adaleli. i.brand brand name brand spanking new brandied brandish brand-new brandy brash brass brass band brass knuckles brassed off brassiere brassy brat bravado brave brave the elements bravely bravery bravo brawl brawny bray brazen brazier Brazil Brazil nut Brazilian breach bread bread and butter bread bin bread box bread crumb breadbasket breadboard breadth breadwinner break break a habit break a promise break a record break cover break down break even break ground i. 1. k ırık. kasları gelişmiş. gedik. argo mide. 2. ğlamak. k. i. tah ıl ambarı. yüzsüz. 2. s. dili biraz kızgın. anırma. i. ara. s. Brezilyalı. lekelemek. s. 3. kötü havada d ışarıda bulunmak. 1. 3. gizlendiği yerden çıkmak. sütyen. kabadayılık. savurma. Brezilya. cesaret. ancak masrafını karşılamak. 1. k ırık. i. g ıcır gıcır. i. Brezilya. 2. bozulmak. arbede. f. 1. ç ığır açmak. mangal. pirinç. verdiler. 2. İng. i. fasıla. 1. i. ışkanl ıktan kurtulmak. f. 1. ekmek tahtas ı. (bir ürüne ait) özel ad. kurusıkı atma. i. 1. yüzsüz. cesur. 1. f. ihlal. i. bro. kâr ve zarar ı eşit olmak. damgalamak. yarık. 2. Brezilya kestanesi. m ızıka. cesaretle. i. gö ğüs germek. s. sallamak. 2. i. ünlem Aferin!/Bravo! i. aralık. i. (k ızgın demirle yapılan) dağ.. pirinç gibi. s. f. iş molası: They took a break. 2. bak. i.. da (bir ürüne ait) özel ad. 1.. bread box. 2. piç kurusu. İng. Brezilya´ya özgü. açıklık. yepyeni. pirinç. s. marka. huk. s. cesaretli. küstah. kırmak.

sebep olmak. başında beklemek. 2. kopmak: War has broken out in Asia. 2. ilk defa bir işe giri şmek. resmiyeti gidermek. meme. birdenbire 3. 3. osurmak. (bred) 1. kurbağalama (yüzme tekniği). 2. 2. f. pantolon.. kırılan şeylerin tutarı. 3. terbiye. 3. i. bak. i. k ı sözünde durmamak. i. patlak vermek. nefes nefese. in ile kaplanmak. k ırılma. 2. hafif rüzgâr. 1. 1. 2. çökme. 1. sabah kahvalt ısı. yetiştirme. kalp. i. At başlad ı. sine. 3. 2. f. zorla açmak. dağılmak. 2. . zorla girmek. havay suç işlemek. lakayt. kahvaltı.. araya girmek. i. 1. s. cepheyi yar ıp geçme. umursamaz. k ıyıya vuran büyük dalga.. alıştırmak. nefes kesici. tür. kendini paralamak. orucunu açmak/bozmak. -den ayr ılmak. 2. yak solumak. parça parça etmek. gö ğüs kemiği. 2. Don´t breathe a word of this to anyone. 2. Bunu nda dikilip durmak. gaz gaz çıkarmak. gönül. paralanmak. hareketli. ba ı ndan takip etmek. k ırma. dağıtmak. f. i. çok heyecan verici. k ırmak. nefes. anat. 2. cins. sona erme. canlı. dalgak ıran. 2. (birine) (kötü) haber vermek. kendini kurtarmak. 1. rüzgârlı. bozulma. 1. ili şiğini kesmek. lafa kar ışmak. 1. solu ğu kesilmiş. i. nefes almak. birden -e ba şlamak: The horse broke into a run. kanuna karşı gelmek. s. boynu k ırılmak. i. üremek. bozuşmak. sözünü tutmamak. soluk. (bilimde) büyük buluş. son nefesini vermek. breed. (breast. 3. çoğ. 1. i. ilgisini kesmek. yellenmek. rahat bırakmamak. imbat. -e zorla girmek. durma. 2. k ırılır. göğüs. 3. soluk almak. nefes vermek. i. 1. kişi) ç ıkarmak. durmak. 2. 1. patlamak. 1. dökmek: She´s broken out Asya´da sava ı yumu şatmak. 2. - kopmak. (aralarında sevgi bağı olan iki ayr ılmak. parçalanmak. esinti. birden ko şmaya 1. dili sak 1.fed) (bebe ği) emzirerek beslemek. meltem. kırılma. sinir bozuklu ğu. den kopup sarkmak/sallanmak. i. i. ask. 1. k. ayrıntılı hesap. 2. büyük (bir hız): a breakneck pace çok hızlı bir tempo. teneffüs etmek. 3. ölmek.. 4.break in break into break loose break off break one´s faith break one´s fast break one´s neck break one´s word break open break out break the ice break the law break the news to break to pieces break up break wind break wind break with breakable breakage breakdown breaker breakfast breaking breakneck breakthrough breakup breakwater breast breast stroke breastbone breast-feed breath breathe breathe down one´s neck breathe hard breathe in breathe one´s last breathe out breathless breathtaking bred breeches breed breeding breeze breezy 1. s. (k ıyamet) rılıp ayr ılmak. s ık ve kesik soluklar alıp vermek. . kendini kurtar ıp kaçmak. yeti ştirmek. yol açmak. 1. i. s. ın şı kimseye söyleme.. dişini tırnağına takmak. bozulma. from -den kopmak. 1. i. çok hızlı. f. i. 2. s. teklifsiz. mendirek. parçalanma. ş patladı.

parlak. den.yapmak. (kötü bir şey) hazırlamak. 2. parlak renk. i.. tu ğgeneral. 1. parlatmak. i. i. i. i. gelinin nedimesi. köprü kurmak. gelin. 2. 2. neşe ılık vermek. brier. para yedirmek.. kiremit rengi. f. olmak.p parlak bir şekilde. 2. i. brik. k ısaca.. parlayan. i. i. güvey. 1. bardak a ğzı. bot. briç. şapka kenarı. ask. tuğla harmanı. f. parlak. i. 3. zeki. 3. deniz suyu. k. brifing.dili (bir yere) canl (otomobil farlar ına ait) uzunlar. harikulade. ak ıllı. ask. 1. gemi hapishanesi. i. göz alıcılık. i. e şkıya. s. tuğla örücü.. (çay/kahve) içmeye haz ır olmak. 2. s. 1. dâhice. harika. i. rüşvet vermek. s. bot. geline ait. vurmak.. 3. 3. i. tuğla örerek kapatmak. i. 1.. frenlemek. kükürt.. i. parlak. göz alıcı. tertiplemek. 2. tugay. çoğ. i. ayd ınlanmak. 1. mükemmel. deha. s. 1. daha hoş ve sevimli bir hava katmak.. bira yap i. 2. (bira/kahve) yapmak. (herhangi bir) dikenli yabani çal ı. i. deliksiz/bo şluksuz) tuğla. i. z. harikuladelik. dili bira: He bought me two brewskies. 2. f. 2. i. bira fabrikas ı. salamura. 1.. 1. ask. Bana iki bira ısmarladı. i. çoğ. i. f. parlaklık. z. i. k ısa. neşelendirmek. f.. (gen. bright-eyed and bushy-tailed k. nedime. kardeşler. f. i. gemlemek. dili tam formunda. i. f. nikâha ait. ba şını hafifçe kaldırarak öfkesini davanıngem özeti. k. mükemmellik. (çay) demlemek. (otomobil farlar ına ait) uzunlar. i. (ata) başlık takmak. ağzına kadar dolu. evrak çantas ı. haydut. çoğ. 4. i. köprü. 1. rüşvetçilik. . k ısalık.. tuğgeneral. i. (gem ve dizginlerin tak ıldığı) at başlığı. aydınlık olmak. köprü yapmak. (brought) getirmek. i. brifing s. 2. bak. tuzlu su. slip (erkek külotu). i. ırlanta. i. hazırlanmak. rüşvet. duvarc ı. silme.. pırıl pırıl.brethren brevity brew brewer brewery brewski briar bribe bribery brick brick red brick up bricklayer brickyard bridal bridal veil bride bridegroom bridesmaid bridge bridge bridgehead bridle brief briefcase briefing briefly briefs brier brig brigade brigadier brigadier general brigand bright bright color bright lights brighten brights brilliance brilliant brilliantly brim brimful brimstone brine bring i.. duvak. i. ımcıs ı. huk. 3. köprüba şı.

o. 1. .o. birini ayıltmak. aydınlatmak. 2.t. karar noktas ına getirmek. başarıyla yapmak. arzetmek. up to date bring s. 1. kızmak. s. meydana getirmek. canlı/hareketli bir şekilde. -i açmak. doğurmak. 3. i. k ıllı.o. huk. istenilen hızda. büyütmek. canlı. bahsetmek.t. . to his/her knees bring s. 1. 2. to pass bring shame on bring through bring to a head bring to light bring to mind bring up bring up one´s big guns bring/file suit against brink brisk briskly bristle bristle with bristly Britain (anne) (çocu ğu) dünyaya getirmek. en önemli dayanaklar ı/kanıtları ileri sürmek. birinin) konu şup rahat davranmasına sebep olmak. dodili k. -i (çekingen sıkıştırmak. 2. to justice bring s. s. hatırlamak. (felaket için) e şik. -e gölge dü şürmek. sebep olmak. kıyı. dili birinin keyfini bozmak. 1. dili ailesinin geçimini sa ğlamak. ayıltmak. k. -i dava etmek. bring s. meydana ç ıkarmak. bir şeyi sonuçland -i rezil etmek. sıraya sokmak. (para) kazand ırmak. çok alk ışlanmak. sebep olmak. ı yaptırdı. birini yola getirmek. home to s. (jüri) karara varmak. -i zorlamak. sebep olmak. in on bring s. yetiştirmek. dili bir alk ış tufanı kopartmak. dili bir şeyi birinin kafasına dank ettirmek. domuz kılı. ileri sürmek. to bring s. geli ştirmek. birine boyun e ğdirmek. birinin yüreğini burkmak. 2. ikna etmek.o.o. belli etmek. sertçe esen (rüzgâr). 2. 1. to bear on bring s. (uçurum için) kenar. çok alkış toplamak.o. down bring s. birini en son olaylardan/geli şmelerden haberdar etmek. k. ileri bir tarihe almak.o. birini (bir işe) katmak. (yeni bir şeyi) yapmak/yayımlamak. word of bring s. tüylerini kabartmak.o. dili ba şarmak. k. (hoş olmayan bir şeyle) dolu olmak. i. i. 3. k. -i dava etmek. meydana çıkarmak.. -e bir şeyi uygulatmak: He brought some pressure to bear on the general. birinin (bir hastalığı/zor bir durumu) atlatmasını sağlamak. 1. istenilen hızda hareket eden. Generale biraz bask ırmak. hesap toplam ını nakletmek. 1. 1. 3. 1. 1. getirmek. yanında getirmek. açığa çıkarmak. 2. akla getirmek.o. birinin (bir işe) katılmasını sağlamak. bir grubun mevcudunu tamamlamak. 2. (yargılanmak üzere) birini mahkemenin önüne çıkartmak. 2. f. Britanya. 2.. dikleşmek. en önemli destekçileri getirmek. 2.t.o. hakk ında birine haber getirmek. 1.´s throat bring a unit up to strength bring about bring along bring an action/suit against bring around/round bring down the house bring down the house bring forth bring forth bring forward bring home the bacon bring in bring into disrepute bring into line bring into relief bring off bring on bring out bring pressure to bear on bring s. birinin aklını başına getirmek. to reason bring s. 2. meydana getirmek. k. seyircileri kırıp geçirmek/çok güldürmek. gün ışığına çıkarmak. 1. (doktor/ebe) (çocuğu) ğurtmak. ailesini geçindirmek. doğurmak. meydana getirmek. z. sert k ıl. birini çok duyguland ırmak.bring (a child) into the world bring a lump to s. birine diz çöktürmek. kazanmak. hareketli. 2. hatırlatmak.

(kötü bir olaydan sonra) ş. 1. k. bronz. (brow.. 2.. kararmak. komisyoncu. uzun atlama. f. yamaç. Britanya´ya ait. --en) gözünü korkutmak. 1. k.. tahammül etmek. i. dilbilgisi kurallarına uymayan (bir yabancının umudunu yitirmi . tıb. f. çehre. f. yakla şık. i.. s. 3. i. k. (radyo/televizyon arac ılığıyla) yayımlamak. genel. i.. . (broad. ızgara yapmak. i. enişte. f. s. k ırılgan. 1. bronşit. kabaca. anat. radyo/televizyon yay ını. 1. karartmak. bak. 2. f. İngiliz. z. süpürge sopas ı. kahverengi. i. i. açık fikirli. i. saplı süpürge. kitapçık. i. 2. i. spor uzun atlama. kırılmış. 1. alın. f. dü şünceye dalan. çoğ. genişletmek. bitik. düşünceye dalmak. dili çok s ıcak (hava). 1. kayınbirader. i. yabani at. kuluçka. i. f. 3. kuluçkaya yatmak isteyen. broş.beat. 1. katırtırnağı. birader. f. i. i. dayanmak. bir çeşit erkek ayakkabısı. geniş. ızgarada kızartmak. s. brokar. 1. k. bacanak. y ıldırmak. genelev. herkese söylemek. yüz. i. i. et/balık suyu.. (tohum) saçmak. 2. s. şive. erkek karde ş. katlanmak. gevrek. ırmak. argo eksik etek.harap. 2. bozuk. ehlile ştirilmemiş at. dili (hava) çok sıcak olmak. bot. meteliksiz. yaymak. i. s. beraberlik. dili pantolon. f. (bir konuyu) açmak.. banker. 1. i. hoşgörülü. 2. s. bakla. erkek karde şe özgü. tunç. genişlemek. bak. engin. karde şlik. bron şlar. fırında et kızartmaya özgü ızgaralı kap. 2. s. bring. bozulmuş. bir kuruluşun üyeleri. s. i. i.britches British Briton brittle broach broad broad bean broad jump broad jump broadcast broaden broadly speaking broad-minded brocade brochure brogue broil broiler broiling hot broke broke broken broken-down broken-hearted broker bronchial tubes bronchitis bronco bronze brooch brood brooder broody brook brook broom broomstick broth brothel brother brotherhood brother-in-law brotherly brought brow browbeat brown i. i. dili paras ız. 2. çay. 2. 4. derin derin dü şünmek. Britanyalı. işi bitmiş s. kuluçka makinesi. f. 2. i. ağabeyce. ızgaralık piliç. k ırık. broşür. birlik. 1. i. 4. kalbi k ırık. çekmek. kadın. kuluçkaya yatmak. 2. ayrıntılara girmeyen. 3.cast) 1. s. break. kaş.

vahşice. i. 1. i. kaba kuvvet. geri çevirme. tozunu almak. fırçalamak. flambaj. merhametsiz. karşı gelmek. 3. (terfi. i. fundalık. 2. kahverengimsi. f. esmerşeker. yer yer kabarmak/kamburlaşmak. z. korsan. dili ne şelenmek. ters. s. 1. i. 1. toka. 2. dili ö ğleye doğru yenen ve kahvaltı ile öğle yemeği yerine geçen yemek. 1. vah şi. f. k. bak. gonca vermek. bere. karabu ğday. 2.b. (tüfek için) saçma. Budist.. i. s. önemsememek. f. 2. 1. (tokalı bir kayışla) (bir şeyi) takmak/giymek. Brunei. (at) s ıçramak. kabarc ık. i. s. f. değinmek. 2. brusque. 2. kova.. ku şluk yemeği. s. Bruneili. çökmeye ba şlamak. ret. i. fokurdamak. f. hayvan. -e sürtünmek. buru şma. 1. i. sık çalılık. gonca. zam v. kaynamak.. ezik. z. ezmek. baskı v. vahşilik. Budizm. i. kaba. k. Brüksel. 1. erkek geyik. bot.. Brunei´ye özgü. i.b. başından atmak. 2. i. i. yabani. k.brown sugar brown sugar brownish browse bruise brunch Brunei Bruneian brunette brunt brush brush brush against brush aside brush off brush up brush up on brushoff brushwood brusk brusque Brussels Brussels sprouts brutal brutality brutally brute brute force bubble buccaneer buck buck buck buck for buck naked buck up bucket buckle buckle down buckle on buckling buckshot buckwheat bud Buddhism Buddhist budding esmerşeker. dili ç ırılçıplak. savmak. k. mek. s. 2. 2. erkek hayvan. ald ırmamak. f. azarlama. through -i şöyle bir okumak/karıştırmak. (tokal ı bir şeyi) bağlamak. i. berelemek. f. çürütmek. (saldırı. i. 1. i. hafifçe dokunmak. i. (bilgiyi) tazelemek. ciddiyetle/gayretle çalışmak. i. s. 2.´nin) en ağır/şiddetli kısmı. yetişmekte olan: a budding physicist yetişmekte olan bir fizikçi. sert. i. -e göz gezdirmek. fundalık. i. çürük. i. çalılık. . i. 3.. vah şi adam. i. çalı çırpı. brüksellahanas ı. 1. 1. Bruneili. Brunei. tomurcuk. dili dolar. fırça. (bilgiyi) tazelemek. frenklahanası. otlamak. i. burkulma. i. İng. esmer kad ın. s.´ni) elde etmeye çal ışmak. --ding) tomurcuklanmak. (--ded.

zırva.. üstünden buldozer geçirmek. büfe. inşa. mikrop. i. i. bizon.. argo sıvışmak. İng. ıaatç . f. 2. f. i. argo Siktir! s.) merakl ısı. yarenlik. çok zor bir şey. build. muhabbetkuşu. up Bugger you! buggy buggy bughouse bugle bugle call bugler build builder building building complex building permit built bulb Bulgaria Bulgarian bulge bulk bulky bull bull session bulldog bulldoze bulldozer bullet i. site. herif. (--ged. İng. buldok. i. inşaat. 1. radyo v... argo saçma. i. 1. f. i. 1. örselemek. dozer. dili 1. i.o. söyle şi. İng. kurdu.. 2. f. bünye.. argo oyalanarak vakit geçirmek. borazan. 2. in ş i. (insan için) yap ı. 5. f. İng. arkada ş.. 2. f. boğa. bü ğlü. Bulgarca. s. İng. bel vermek. zool. böcekli. i. i. inşaat ruhsatı. hareket etmek. 1. i. argo bir şeyin içine etmek. k. 2. 2. İng. argo hiçbir şey. i. boru işareti.buddy budge budgerigar budget budgie buff buff buffalo buffer buffer state buffer zone buffet buffet bug bug off bug-eyed bugger bugger about bugger all bugger off bugger s.. (araba. ar ıza. k. virüs. dili muhabbetkuşu. kurmak. zool. hantal. .. (bir k.. dili gizli dinleme ayg ıtı. bak.. Bulgaristan. i. i. yaratmak. 2.b. s. mermi. f. çiçek so ğanı. yapım. hacimli.. buldozer. bina. borazanc ı. i. kurşun. 2.. boru (askerlere işaret vermek için kullanılan çalgı). i.. i. tampon. müz. iri. 1. k. fayton. kaba arkadan sikmek. 1. yapmak. i. hacim. tampon devlet. 2. f. İng... i. İng.. ahbap. İng.. i. fizik. k ımıldamak.. bilg. yap ı yapmak. oylum. böcek dolu. 3. Bulgar. argo 1. gitmek. dili (makinede) bozukluk. s. br ıçka. about bugger s. (about) h ırpalamak. inşa etmek. cüsseli. elektrik ampulü. yap ı. kımıldatmak. ço ğunluk. bütçe. İng. argo tımarhane. argo birine zorluk çıkarmak. dili toz olmak. tampon bölge. f. böcek. müteahhit. i. yoldüzer. 1.. i. hata. (built) 1. i. k. i. (bir şeyi) yumuşak bir şeyle parlatmak. dili patlak gözlü. 4.t. --ging) k. toz olmak. argo zor kullanarak bir şeyi yapmaya mecbur etmek.

1. s.ifoniyer. f. şamandıra. i. toslamak. serseri. den. i. i. i. tapalamak. hiçbir işe yaramayan kâğıtlar. i. dili megafon. büret. ne şeli. vuru ş. 2. al bereketli mahsul. huk. çarpmak. k. i.bulletin bulletin board bulletproof bullfight bullhorn bullion bully bulwark bulwarks bum bumblebee bumf bump bumper bumper crop bumph bumpy bun bunch bundle bundle s. bürokrat. s ıkıcı. f. f. i. ilan tahtas ı.. dili 1. h ırsızlık. f. saçma. a ğzına kadar dolu kadeh/bardak. siper. salk ım.o. (--med. s. otlakçı. i. i. i. dili hamburger. s. i.ıyor. 1. argo 1. i. tı kapamak. kan ıtlama zorunluğu. h ırpalamak. Kar sar ınıpoff sarmalanmak: It´s cold out. 2. 2.. 1. sık D pa. f. tavşan. 1. f. k. s. i. off bundle up bung bung up bungalow bungle bunion bunk bunk bunny buoy buoy s. zorba. i. k ırtasiyeci. kurşun geçirmez.ar tapa. f. 2. demet. tampon. ısı so ğ uk. topuz: She wears her hair in a bun. up buoyant burden burden of proof burdensome bureau bureaucracy bureaucrat bureaucratic burette burger burglar burglarise burglarize burglary burgle i. i. 1. külçe altın/gümüş. i. İng.2.. 2. küpe şte. zool. . bohça. 2. ışılandan çok daha bol. ranza. başkalarının ırt ından geçinen kimse. dili (evi/binayı) soymak. 1. zırva. f. 1. siper ile korumak. f. belleten. dili.. -i 2. İng. yara bere içinde b ırakmak. s. k. yüklemek. takım. burglarize. dili. f. altın/gümüş çubuk. hevenk. 2. bohçalamak. batmaz. 2. bürokrasi. k. i. çarpma.o. vurmak. ini şli çıkışlı. fııçgiyinsen ı deliği. bak. 2.. you´d better bundle sıkı giyinmek. f. büro. k. mebzul. --s/--x (byûr´oz) i. kim. tümsekli. toplamak. boğa güreşi. i. k.. kabadayılık etmek. ev/bina soyma. İng. sıkıntı vermek. i. ağzını tapa/tıpa ile i. Saç ını hep topuz yap i. s.. (ayak parma ğında oluşan) şiş. --ming) 1. -e epey hasar vermek.. 3. 2.. makat. ağırlık. k. k. engebeli. oto. bülten. ış 1.. yazıhane. saçma laflar. ev/bina h ırsızı. i. tavşancık. tıpalamak. dili 1. f. muhafaza alt ına almak. k ırtasiyecilik. dövmek. i. yüklenmek. ba şıboş adam. kabadayı. aptalca hatalar yaparak (bir şeyi) becerememek. toprak yabanar i. Berkant bundled her to an asylum. daire. bak. 2. çörek. i. istihkâm. birini neşelendirmek. 2. i. zorbalık etmek. saçma. i. bildiri.. 1. yük. ısını n delili ği resmen tasdik up. yığın.. bürokratik. birini apar topar göndermek: As soon as his wife was certified insane. dili (evi/binayı) soymak. grup. bindirmek.. bungalov. 1. bumf. İng. i. 2.iyi 1.olur. devlet memurları. yumru. 1. kıç. çoğ. (aynalı ve alçak) ş i. yüzen. külfetli. deste. serseri s ısı. tümsek.. anaforcu. şiş.

. f. in. otobüs. Bur. s. i. Birman. defin. çalıyla kaplı. 2. bak. (burst) patlamak. yuva. Bur. yan ıcı. i. cüsseli. geğirme. Burkina Faso´ya özgü.çok mahvolmak. What do you mean bursting in on us like this? Ne diye patlam pat diye girmek: ı za böyle diye giriyorsun? odam almak. ış. Birmanyalı. 1. 1. barışmak.s. gömme. f. Burundi. 2. Burundili. yakmak. çalı. oyuk açmak. yan yanıp kül olmak. k. yak ıp yok etmek. yanmak. okul veznedar ı. çalı gibi olma. Birmanca. 4/5 kile. i. The house burned down. 1. muhasebeci. yak ıp yok etmek. Onun eline su dökemez. up burn the candle at both ends burn the midnight oil burn up burn/hang s.ünlü olmak için yan ıp tutuşuyor. dili birini k ızdırmak/sinirlendirmek. ticaret. s. i. out burn out burn s. f. yuva yapmak. Burkina Fasolu. 1. saklamak. i. 1. tar. 2.). i. s. s. otobüs terminali. otobüs dura ğı. f. i. çatlama. yeri. iriyarı. 2. çalılık.o. i.Birmanyal yan ık. kile. tutuşmak. hararetli. yakmak. problem. kuyruk v. 3. tamamen yanıp (kendi kendine) sönmek. i. çuval bezi. 1. (çoğ. i. Burundi. i. gece yarısına kadar çalışmak. bozulmak.o. protesto olarak sevilmeyen birinin kuklas ını yakmak/asmak. iş. 1. birden ağlamaya başlamak. tünel kazmak. 2. yanıp kül olmuş.. büyük: She has a burning desire to become rich and famous. mesele. s. alev pat kahkahayı koyuvermek. s. 1. i. 1. 1. 1. perdah kalemi. i. i. Burkina Faso. 2. yar ılmak. patlak. oyuk. (--ed/--t) yanmak. gür (saç. şiddetli. cilac ı. f. Myanmar. parlatmak. 1. 2. (çoğ. Burundili.. fazla çalışmak. i. geğirtmek. f. örtmek.mese) 1. perdahçı. Burkina Faso. tamamen yanmak. 4. patlama. gizlenmek. İng. birden ağlamaya başlamak. Burkina Fasolu. s. f. Burkina Fasolu. yanmış. gizlemek. Birmanya. 2. 2.b. 2. iş saatleri. gömmek. 1. ı. 5. 2. parlakl i.nese) Burkina Fasolu. 2. brülör. yan ık. görev. Ev yan ıp kül oldu. hold a –– He doesn´t hold a candle to her. i. mühre. Burkina Faso´ya özgü. bak. in effigy burned down burned to a crisp burner burning burnish burnisher burnt burp burrow bursar burst burst in on/upon burst into flames burst into laughter burst into tears burst out crying Burundi Burundian bury bury the hatchet bus bus station bus stop bush bushel bushiness bushy business business hours business transaction i. kaş. yakıp kül etmek. içini yakmak.ık 3. kendini tüketmek. (ticari) iş. 2. Zengin ve ık.burial Burkina Faso Burkinese Burkinian burlap burly Burma Burmese burn burn down burn o. geğirmek. cilalamak. s. çalı gibi. . yanan. burn. Burundi´ye özgü. Birmanca. ileri atılma. i. meslek. i. 2. bir oyukta/yuvada i. 3. Burkina Faso.ki. defnetmek. cila. Birman. Birmanya´ya özgü. s.

2. tutuklamak. hisse almak. çekici. argo popo. i. meşgul işareti. etli butlu. iri gö ğüslü (kadın). kâhya. 1. i. koşuşturmak. bozmak. tereyağı sürmek. mezbaha. f. kasap. k. salhane.ness. (askerin indirmek. rezil etmek. hareketli. 1. 2.. kar ışmak. düğme. dili 1. i.men (bîz´nîsmen) i. 1. dili (bir yerden) s ıvışıp kaçmak. sayesinde. busi. payanda. f. sıhhatli. 1.wom. ki. (--ed/bust) k. ayak. 1. (bought) satın almak. katletmek. baş uşak. iliklenmek. düğme iliği. been fired long ago. . up (bir çift) gibi çalışrütbesini) mak. konu k. kırılmış. alma. s. i. olmasayd Ş efle ili ş kisi olmasayd ı çoktan i ş ten would have de. aceleyle hareket i. pencere hariç. 2. iflas etmiş. boynuzlamak. sap. i. i. satın almak. 4. bot. s.. ilik. edat -den gayri. fırıştüketmi ş. i. but. göğüs. 3.. iş kadını. büst. k. Bugün çok meşguldüm. k.ness. rüşvetle defetmek. çoğ. 2. katliam. bozulmuş. süt kayma ğı.. çoğ. 2. sır vermemek.. k ıç. k. destek. bak.. kelebek. canlı. k. men. dili 1. bir evin ba ş hizmetkârı. 4. yayık ayranı. çenesinidü kapamak. 2. k ırım. .. i. 2. tos vurmak. busi. 2. dili -e ya ğ çekmek. patlamış. k. f. 2. işadamı. alay konusu kimse. 3. i. f. k. telefon me şgul sesi. dili malı görmeden satın almak. işlek. i. i. -e burnunu sokmak. k ıç. körü körüne alışveriş etmek. bütan.. k ırmak. patlak. -i yağlamak.en (bîz´nîswîmîn) i.business trip businesslike businessman businesswoman bust bust bust a gut bust one´s ass bust out of busted bustle bust-up busy busy as a bee busy signal busy signal but but for but what butane butcher butchery butler butt butt butt butt in butt in on butter butter up buttercup butterfat butterfingers butterfly buttermilk buttocks button button one´s lip button up buttonhole buttress buxom buy buy a pig in a poke buy a pig in a poke buy in buy off iş seyahati. 2. eşek gibi çalışmak. i. ğmelenmek: Button your shirt! Gömleğini düdili şmamak. izmarit. i.ıko etmek. i. f. aceleyle topu atmhareket ış. 1. 3. f. -e karışmak. f. ğmelemek.. dili. ortak olmak. f. 3. 1. patlatmak. 5. tereyağı. s. bir şeyi görmeden satın almak. ciddi. s uşturma. 2. i. s. dipçik. savuşturmak. dili eşek kaba k ıçını yırtmak. -den ba şka: The new maid will do almost anything but wash windows. k. popo. desteklemek. gene ra ğ i. girip aramak. sistemli. 2. f. with hemen her i şi ı: But for hersilmek relationship the hemen boss she . elektrik düğmesi. kalça. i. 1. alış. berbat etmek. 1.. (up) iliklemek. kaba et. çok meşgul. neşeli. Yeni hizmetçi. i. i. bozuk. araya girmek. 2. yakasına yapışmak. . uç. 1. düğme. susmak. kelepir. kafa atmak. burnunu sokmak. rüşvetle elde etmek. meşgul: I´ve had a busy day. kasapl ık hayvan kesmek. süsmek. almak. button one´s lip. dü ğünçiçeği. k ırık. buton. etme. dili sakar kimse. 1. -e dalkavukluk etmek. dili bo şanma. birbirinden ayrılma.

nezdinde. -den. 2. derece derece. düzensiz gayet düzensiz bir şekilde: I´ve worked on this by fits and starts for twenty years. taksitle satın almak. (öbürlerinden) kat kat daha . dili toz olmak.. yak ında. kazara. kapatmak. genellikle. bir şeyi ortaklaşa satın almak: They bought the house between them. tedricen. hiç. sayesinde. Vallahi! çok fazla. i. sight unseen buy up buyer buyer´s market buzz buzz off buzzard buzzer By golly! by (main) force by by by a hair´s breadth by a narrow majority by a vote of thirteen to twelve by accident by acclamation by air by all accounts by all means by and by by and large by any means by chance by common consent by courtesy of by day by degrees by dint of by ear by fair means or foul by far by fits and starts by fits and starts By gosh! by half by hand by heart by herself by hook or by crook düşünmeden satın almak. çok geçmeden. elbette.t. herkesin dediğine göre. rastlantı sonucu. gündüzün. kendi ba şına. alıcı piyasası. birkadar. bir kenara. ne pahasına olursa olsun.: They´re by far the best. ile. yakınından. k. 5. yanından. az kaldı. bir tempo ile. notas ız. ne şekilde olursa olsun. yalnız ihtiyat akçesi yatırarak satın almak. i.buy on impulse buy on installment buy on margin buy out buy over buy s. tesadüfen. i. yak k ıl payı. ne yap ıp yapıp. ezbere. yana. edat 1. izniyle. -e vas ın. Onlar kat kat daha iyi.t. Bunun üzerinde gayet düzensiz bir şekilde yirmi yıl çalıştım. yan ında. 1.. alkışlayarak. rasgele çal ışarak. -e göre. . 3. az bir ço ğunlukla. vızıltı. vızıltılı elektrik zili. ından. tesadüfen. 6. (birini) rü şvetle satın almak. 4. 2. dili bir yolunu bulup.. İng. bir tür akbaba. sıvışmak. yanlışlıkla. on credit buy s. alıcı. elle. k. uçakla. -in sayesinde. Onu tezahüratla ba şkan seçtiler. bağırarak. kendi kendine. 7. müz. oybirliğiyle. bir şeyişveresiye bir şeyi hiç görmeden satın almak. vibratör. taraf 2. tezahüratla: They elected her president by acclamation. kazara. Vallahi! zorla. between themselves buy s. tümünü satın almak. f. ıtas ıyla. on ikiye kar şı on üç oyla. her ne pahas ına olursa olsun. 1. hakkında. kulaktan. bütün hisselerini almak. müşteri. vızıldamak. Evi a satın ald ılar. hakkı z. 1.t. zool. yakınında. i.. 2. ortakla almak.

bak. i. yaradılI geceleyin. yazar ad ının verildiği satır. (tüzükte) ek madde. nedeniyle. Belarussian. by order of by popular demand by reason of by request by return mail by return of post by return post by rights by rota by rote by stealth by the gross by the job by the piece by the same token by the skin of one´s teeth by the sweat of one´s brow by the way by the way by the week by turns by twos by virtue of by way of by weight by your leave by yourself bye bye-bye by-election Byelorussia Byelorussian bygone bylaw by-line bypass ne yapıp edip. asla. katiyen. -den. aklıma gelmişken. yavaş yavaş. dili k ıl pay k. nedeniyle.by hook or by crook by inches by itself by leaps and bounds by main force by means of by name by nature by night by no means by o. tartı ile. genel istek üzerine. haftalığına. . -in emrine göre.s.. aslında. Belarus. Hiç problem ğil!/Çok Hiç de zahmet değil! de gelmiş2.. bak. i. 2. toptan. mekanik olarak. ken . tic. çevre yolu. yalnız. adıyla. kendi kendine. i.. 3.. elek.. var gücüyle. götürü. eski. İng. dü şünmeden. kendi kendine. doğrusu. İng. i. O bize s ıcak davranmadı. . ilk posta ile (cevap). ha aklıma kolay! sırası gelmişken. Bana ismimle hitap etti.. aracılığıyla. Onu ancak ismen tan ıyorum. geçmiş. 1. 2. bye-bye. sıra ile. yüzünden. aynı şekilde. vasıtasıyla. t ıb. baypas ameliyatı. do ğuşby tan.. ikişer ikişer. aynen: He hasn´t been friendly to us.. yolu ile. 2. ünlem. izninizle. rica/istek üzerine. baypas yol.. baypas: heart bypass kalp baypası. nöbetle. baypas. nöbetleşe. dili aln ının teriyle. kendiliğinden: The büyük h ızla. baypas yoluyla -den . çoğ. ezberden. 2./Hoşça kal. It´s no sweat!/No sweat! k. dili 1. Obir kedi pencereyi kendi ba şına açabilir. sebebiyle. acele.. ağır ağır. gizlice. fakat biz k. -in emri gere ğince. -den dolayı. . Allaha ısmarladık. very friendly to him. parça ba şına. i. hafta hesabına göre. i. ilk posta ile. ünlem 1. baypas. 1.. güle güle. dikkati çekmeden. nöbetle. ismiyle: He called me by name. (yard ım görmeden) kendi başına: That cat can open the window by itself. bak. f. hırsızlama. i. 1. s. ara seçim. kendi kendinize. ismen: him name only.. s. ışknow tan. nöbetleşe. but by the same token we haven´t been ı. geçmiş şey.

İngiliz alfabesinin üçüncü harfi. kablo ile çekilen araba. na ğ 2. 2. i. k ıs. palamar. 2. 1. bot. Bizanslı. i. 2. bilg. golf oyuncunun sopalarını şımak. copyright. city. i. i. kadans. 3. bakanlar kurulu. 1. i. hapishane. 2. i. 3. kafein. hapsetmek. i. carried forward. kablo. i. century. Chamber of Commerce. i. inmesi. f.. circa. i. kurnaz. küçük erkek çocuk. k ıs. yan ürün. k ıs. küçük lokanta. i. Romen rakamlar ı dizisinde 100 sayısı. i. circa. 3. s.. kesik kesik gülmek. lahana. kakao a ğacı. kabin.. müz. gıdaklamak. 2. g ıdaklama. ahenk. ikinci s ınıf. askeri lise/okul ö ğrencisi. 1. kabine. küçük bir yere kapamak. i. atasözü. gürültülü bir şekilde konuşmak. en i. Bizanslı. i. Celsius. i. ince iş yapan marangoz. 1. türev ürün. den. C. i. telgraf. bak. 2. kablolu televizyon. 3. sualtı kablosu ile çekilen telgraf. asansör. kamarot. perdenin derece derece menin sonu. tatlı sözlerle kandırmak. i. 1. kaftan. C. gizli/özel/karanlık yol. i. f. kabin veya kamarada ya şamak. 1. küçük özel oda. 1. taksi. 3. kakao çekirde ği. 3. 3. ince marangozluk. küçük erkek kardeş veya oğul. gevezelik etmek. lokomotif veya kamyon sürücüsünün oturdu ğu kapalı bölüm. kakao çekirdeği. ceset. kulübe. c c. copy. i. cesarean.. (in şaatlarda) iskele. bayt. kakao ya ğı. çok kullan ılan bir deyim. uyan ık.by-product bystander byte by-way byword Byzantine Byzantium C C C of C C. i. i. 1. s. 1. sesin yava şlaması. i. 2. kadavra. yan yol. 2. i. k ıs. aşağılık herif.. 4. bot.. hintbademi. marşandizin arkasına takılan ve demiryolu görevlilerini taşıyan cumbalı vagon. centigrade. cent. tahdit etmek. seyirci kalan. kafese kapamak. i. kaktüs. k ıs. tutkal. 2. f. 1. i. i. 1. 2. . i. (camlı ve raflı) dolap. gomene. ta1. teleferik. gevezelik. C c/f ca cab cabbage cabin cabin boy cabin class cabinet cabinetmaker cabinetmaker´s glue cabinetwork cable cable car cable television cablegram caboose cabstand cacao cacao bean cacao butter cackle cactus cad cadaver caddie cadence cadet caesarean café cafeteria caffeine caftan cage cagey cajole i. taksi dura ğı (taksilerin bekleme yeri). Bizans´a özgü. s. 2. kafeterya. kamara. Bizans. 1. ritim. f. i. 2. f. golf oyuncunun sopalar ını taşıyan kimse. 2. Bizans. 1. dolaşık yol. i. i. kafes. tek atl ı binek arabası. çok dikkatli.

çoğ. vahim. cajolement. down call s. (yard ımcı/danışman olarak) (birini) çağırmak. (out) seslenmek. kal ıp. kalkerleşmek. çağırma. benekli. k. halifelik. hesaplamak. küspe..o. ça demin seslendin mi? He called out for help. 2. kireçlenmek. 2. (a name) for short call s. 3. birine k ısaca . 2. caliber.. kütüphanelerde kitaplar ı sınıflandıran numara. i. 2. 1. duydum. 1. basma. belal ı. anat. yetenek. 3.o. 2. İng. telefon kulübesi. Birinin mdat!´´ diye bağırdığı n ı rmak. kalkerleşme. basma. i. -e son vermek. jeol. 1. 2. 2. (paray ı) ğundan üphe etmek. basmadan ılmışsiyah . bağırma. calves (kävz) i. k. halketmek. çap.o. kek. 3. İ1. call number call off call on the carpet call out call s. İ ng. vidala... çörek. dili birini azarlamak. takvim yılı. ve turuncu renkli di şi kedi. telefon konu şmas ı. -in do ğrulu yaratmak. kireçlendirmek. -i gerektirmek. buzağı. tıb. i. caliph.ş(borcun) ödenmesini istemek. hesap etmek. telek ız. 1. baldır. f. ´´ İmdat!´´ diye bağırdı. i. 2. -i istemek. İng. hesap. tıb. patiska. kabiliyet. dili çocukluk a şkı. -e gölge düşürmek. gerçekleri sakınmadan söylemek. İng. 2. 1. 2. kalibre. i. Ona k ısaca Memo diyorlar. 1. çok kötü. -i iptal etmek.o. bak. i. 2. birini geri ça ğırmak. -i durdurmak. i. jeol. dili azarlamak. -i kesmek. long-distance i. çıkarmak. kireçleştirmek. şehirlerarası/uluslararası telefonla birini aramak. halife. 2. demek: They call him “Memo” for short. konu şma..cajolement cajolery cake cake rack calamitous calamity calcification calcify calcium calculate calculation calculator calendar calendar year calendar year calf calf calf love calfskin caliber calibre calico calico cat calif caliph caliphate call call call a halt to call a spade a spade call box call for call forth call girl call in call in question call into being call it a day Call it what you want. 3. 1. çoğ. hesap cetveli. (çoğ.. kalkerle i. birine tekrar telefon etmek. tatlı sözlerle kandırma. (askerleri. vaketa. patiskadan yapılmış. haykırma: I heard a call for help. 1. 2. kireçleşmek. takvim. i. felaket getiren. kendisini telefonla ı p bulamayan birine telefon etmek. s. s. paydos etmek. felaket. kalsifikasyon. 1. calves (kävz) i. 4. back call s. ayarlamak. 3. afet. i. i. Ne derseniz deyin. eğriye eğri demek. hilafet. grevcileri v. ştirmek. hesap eden kimse. ´´ ğı bağı rmak: Did you just call me? Bana f. kapasite. 1. i. kireçleşme.´ni) devreye sokmak. aray k. pamuklu bez. (bir şeyin) iade edilmesini istemek. bak. bak. felaketli. i. dobra dobra konu şmak. yap beyaz. i. 3. 1. dana. hesaplama. k.. kim. --es/--s) 1. bağırış. üstüne s ıcak kek konulan çubuklu altlık. i. hesap makinesi. felaket. takvim yılı. 1. 3.b. 1. i. kireçlenme. f. . bela. 2. pasta. 2. -i icap ettirmek. patiska. ortaya çıkarmak. kalsiyum. dili do ğruya doğru. tahmin. saymak.

f. ask. hüsnühat. getirmek.t. 1... saklama. f. (bir yerin) amiri olmak: He calls the ın şefi o. ışmak. calf 2. toyluk. Buranakla hat ırlatmak. i. deve. z. korkak. i. i. sükûnet. 2. (deniz) sakinle yatıştıyat rmak. kara çalma. birini askere ça ğırmak.. i. calorie. sakince. kam. dinginlik.o. gizleme. i.o. up call s. 1. çoğ. ordugâh. i. Kamerun. duyars ızlık. i. kamelya. Kamerun´a özgü. yatıştırıcı (ilaç). birinden hesap sormak. s. sakinleşmek. tecrübesizlik. Kampuchean. 1. dingin. i. bak. toy. into question call s. katı. duyarsızca.o. dili borusu ötmek. i. i. s. f. kamp yapmak.´s attention to call s.er. shots around here. hissiz. Ona kötü şeyler söylüyor. i. bir şeyden şüphe duymak. hattat. i. ince beyaz pamuklu/keten kuma ş. 1. bak. oyunu iptal etmek. Kamerunlu.o. basık. i.. kara çalmak.call s. i. umursamayarak. tecrübesiz... kartvizit. bak. durgun. gizlemek. patiska. i. 2. heyecan göstermeden. come. 2. kamuflaj. 3. i. deve tüyü. z. buzağılamak.. 2. i. tüyleri bitmemi ş (kuş). buzağı doğurmak. s. kamera. chamomile. birinin dikkatini (bir şeye) çekmek. ald ırış etmeden. s. to mind call the game off call the shots call to mind call to order calligrapher calligraphy calling card callous callously callousness callow callowness calm calm down calmative calmly calorie calory calumniate calumny calve calves cam Cambodia Cambodian cambric cambric tea came camel camel hair cameleer cameleon camellia camera cameraman Cameroon Cameroonian camomile camouflage camp camp birine/biri için (yalanc ı. Kamerun. i. i. deveci. i. f. kaligraf. fotoğraf makinesi. k. iftira etmek. bot. Kamerunlu.. i. to account call s. Kampuchea. names call s.. nasırlı. 2. hat sanat ı. 2. mak.. 1. kameraman. chameleon. kamufle etmek. calf 1. . (toplantıyı) açmak. 2. i. birine telefon etmek. sakin.. s. aldırışsızlık.men (käm´ırımen) i. s. yatışmak. ştirmek.a.. (birine) bir şeyi hatırlatmak. (fırtına) dinmek. durgunluk. i. hat. yat ıştırmak. f.. f. kamp. 1.. ask. cam. iftira.. basık arazi. bak. f. sözü geçmek. i. köpek gibi) kötü sözler söylemek: He´s calling her names. bak. çamur atmak.t. nasırlanmak. kalori.. zool. sıcak su ile süt ve şeker karışımı bir içecek (bazen çay da katılır). 1. hatırlamak. bak. bot. duyarsız. bak. çoğ. i. kaligrafi. nasır tutmuş.

ahç ı. şekerle kaplı. içtenlik. 1. mat. sefer. baston. kampç ılık. samimiyetle. i. hela ta şı. kampanya. i. i. 3. eksantrik mili. samimi. 2. f. i. kamış. i. huyu öyle. dürüstlük. Şapkam ı bulamad ım. z. namzetlik. şekerkamışı. astrol. (could) 1. 2. aday. f. 2. aç ık. cannot. i. 3. gerçek. kampanya yapmak. 2. tarafsız. Bu gece bize u ğrar mısın? k ıs. şamdan. kodes.ba ğırması elinde değil. candor. i. 1. 2. Kanadalı. İng. bak. i. namzet. i. Yengeç burcu. bak. i. 2. argo hapishane. -tuvalet. 2. Kanadalı. 4. . 2. 2. kanser. kam şekerkam ışı ndan elde edilen şeker. i. ufak kamp karavanı.. 1. baston ile ışla kaplamak. bonbon. aç ıklık. açık yürekli. kampus. i. iptal. içten. 1. i. köpekgillere özgü. köpekgillerden bir hayvan. şekerci.. 1. 1.. i. (Can Bu i. s. 2. i. argo şhane. iptal etme. şekerleme yapmak. f. 1. mum ışığı. de ğnek. (--ned. ılmak. anat. i. 2. --ing/--ling) 1. -ebil-. kanarya.camp chair campaign campaigner camper campfire campground camphor camping campsite campus camshaft can can Can he sit a horse? Can it! can opener Can you drop by tonight? can`t can´t help Canada Canadian canal canapé canary cancel cancelation cancellation Cancer cancer cancerous candid candidacy candidate candidateship candidly candidness candied candle candlelight candlestick candor candour candy candy store cane cane sugar canine portatif sandalye. şekerli: candied orange peel portakal kabuğu ş 2. açık yüreklilik. for kat . (--ed/--led. i. i.. bambu. iptal etmek. She can´t help shouting at people. açık yürekle. şekerleme haline getirmek.. şekerleme. s. içtenlik. cancellation. şerbet içinde kaynatmak. kâfur. asıl fikrini söyleme. 1. yardımcı f. 2. k ısaltmak. kamp yapma.. 1. seferberlik. samimiyet. samimiyet. okulda kalma cezas ı vermek. f. misin? teneke I couldn´t find my hat. kampanyaya ılan mücadele kimse. silmek.. kanser gibi. kanal. Kanada. tatlı dilli. i. ıl (fikir). 1. kanserli. 3. karavan gibi kullanılan minibüs/kamyonet. i.. Kanada. açık yüreklilik. kanepe. şekerci dükkânı. içtenlikle. hasırlamak. Onun insanlara i. açıklık. i. kam mili. zool. memi Ata binmeyi biliyor mu? argo Kes artık! konserve açaca ğı. 2. i. yüznumara. Kanada´ya özgü. s. 3. köpekdi şine ait. çikolata. şeker. argo klozet. s.. kamp sahas ı.ekerlemesi. i. as ık. i. yapmak imkânı olmak: Can you do this work? i yapabilirkutusu. adaylık. f. 2. üstüne çizgi çekmek. asıl fikrini söyleme. i. 3. 1. mum. kamp yeri.iş konserve kutu. için etmek. dürüst. mak. iptal olunan şey. 1. i. 4. it´s just the way she is. 1. kampanyac ı i. tarafs ızlık. kampç ı. i. kâfuru. i. kampanyaya kat . kamp ate şi. dövmek. s. 1. adayl i.. zool. f. asıl fikrini gizlemeyen. 3.

anat. canonization. kilise hukukuna ait. yamyamlık. hacim. 3. 1.. 2.b. huysuz. i. top. gebre. Bunu başkan sıfatıyla mevki. kapasite. kapari. 2. boş laf. i. 2. burun. top güllesi. konu i. s. 3. yetenek. i. dili sermaye sabit aktifler. 1. s. (anket yapmak/oy toplamak amac ıyla) (birçok kimseye) gidip şmak. 2. dikkatli. kasket. kural. i. 1. hırsızlık. kabiliyetli. istiap haddi. i. pamukçuk. konserve: canned chickpeas konserve nohut. kahve v. gebreotu. 2. yamyam. eşkin gidiş. majüskül. s. Hrist. bak.olarak açıkgöz. ba şlık. sermaye kâr ı. 1. büyük harf. 2. kapital. geleneklere uygun. i. f. i. büyük harf.. i. majüskül. kilise yetkililerinin ç ıkardığı bir kanun. 1. 2. i. -amazlar (Anlamı ğinde can not ayrılır. i. eşkin gitmek. 1. kapari. coğr. i. He did this in his capacity as president. tabanca mantar i. ehliyetli. 1. ı. s. aksilik. z. f. başşehir. kapak.. i. s. azizlik mertebesine yükseltmek. aft. sermaye masraf ı. 2. istidat. argo iş. branda bezi. iktidar. içi çok şey alan. 3. i. 4. başkent.. --ping) 1. İng. takke. gebreotunun yemi şi. i. k ılcal damar. Hrist. 3. büfe. konserve fabrikas ı. yardımcı f. doruk. büyük (harf). derin vadi. 5. yetenekli. 4. -amaz. bir katedrale bağlı olan papaz. i. i. 1. -amayız. i. canonize. sayvan. pelerin. 1. konulan) teneke kutu..gerekti uyan ık. konuşma dilinde çoğu vurgulamak 2. 2. markiz. kantin. k. i. hoplayıp zıplamak. 1. görev. 1. şı. failini ölüm cezas ına çarptırabilen suç. majüskül. laf. bot. 2. f. matara. geniş. 2. (--ped. geçimsiz. 3. k.. bak. 1. f. tuval. kanyon.canine tooth canister canker canned cannery cannibal cannibalism canning cannon cannonball cannot canny canoe canon canon law canonical canonisation canonise canonization canonize canopy cant cantankerous cantankerously cantankerousness canteen canter canvas canvass canyon cap capability capable capacious capacity cape cape caper caper capillary capital capital account capital assets capital crime capital dividend capital expenditure capital letter köpekdişi. hesab sütun ıba . kap. 3. 4.. tedbirli. oylum. tapa. s. i. kebere. azizlik mertebesine yükseltme. yetenek. büyük harf. i. güç. i.. huysuzluk. i. i. kep. konserve yapılan yer. f. iktidar. kabiliyet. i. . ask. Hrist. 1. i. ehliyet. güç. suç. 1. eşkin sürmek. ince boru. zirve. 2.. kapsül. sermaye. -amam. huysuzluk yaparak. sermayeye ait. kilise hukuku. konserve yapma. 1. karyola sayvan ı. kano. s. dili yaramazlık. İng. branda. Hrist. baldaken. aksi. sabit varl ıklar. -amazsın(ız). 5. 3. 2. 4. f. gök kubbe. anamal. s ıfat: i. tepe.. 2. kurallara uygun. büyük. (çay.

capital letters. vagon. 2. astrol. f. kumanda etmek. tutsak. ele geçiren kimse. teslim olmak. i. alabora etmek. ırgat. tutsaklık. i. k. i. 3. alabora olmak. kim. f. yanm ış şeker. manşet. araba. i. 1. tutsak etmek. -i sermayeye çevirmek. kapris. İng. kaptan. 1. ölüm cezas ı. i. başlık. otomobil. kapitülasyonlar. 1.. i. karbonat. 2. frenkkimyonu. şartlı teslim. 1. sermaye vergisi. i. esas sermaye hisse senedi. i. zoraki dinleyiciler. çoğ. karabina. s. bak. is. f. devirmek. f. İng. reis. 2. karavan. kapsül. dili büyük harfler. karbondioksit. otopark. karbon. üstü kapal ı yolcu veya yük arabası. büyülemek.. bocurgat. -den faydalanmak. k ıs..capital letter capital levy capital punishment capital stock capitalise capitalism capitalist capitalize capitalize on capitulate capitulation capitulations caprice capricious Capricorn caps caps capsize capstan capsule captain caption captivate captive captive audience captivity captor capture car car park car wash caramel carat caravan caravansary caraway carbide carbine carbohydrate carbon carbon black carbon copy carbon dioxide carbon monoxide carbon paper carbonate carbonated drink büyük harf. ele geçirme. -e sermaye sa ğlamak. k ısa tüfek. 2.. kopya. 3. 3. kapitalizm. kaptanlık etmek. i. s. i. 1. 2. yüzbaşı. ele geçirmek. lamba isi. f. karbonmonoksit. İng. karbon kopyas ı.. oto yıkama yeri. tutsak eden kimse. deniz albayı. 1. esir. kopya kâğıdı. karamela. kapitalist. f. 2. kervan. kopya kâğıdı. i. i. Karaman kimyonu. -i kendi menfaatine çevirmek. cezbetmek. i. gazlı içecek. çoğ. 2. i. -i büyük harfle yazmak. 1. i. i. karbon kâ ğıdı. f. majüskül. i. 2. i. 1. i. 2. devrilmek. karbon kâ ğıdı. f. capitalize. i. kervansaray. zaptetmek. i. silahlar ı bırakmak.. k ırat. karpit. kaprisli. . 1. i. O ğlak burcu. anamalc ılık. zaptetme.). i.. i. karbonatla ştırmak. ayar (1 kırat = 200 mg. i. i. anamalc ı. esir dü şmüş. karbonhidrat.

asal sayılar. hileci. i. karton. 1. s. kayg ı. 3. dikkatli olma. okşamak. bak. i. i. dikkatsizlik. üçkâ ğıtçı. kucaklama. Bana mektup postalad ı na Cengiz Göksel eliyle diye yaz. (motorlu araç) bir yandan bir yana hafifçe sallanarak bir yana yatmak. itinal ı.. s. isk. He left him in his sister´s care. i. i. tedbirli.carbonated water carbuncle carburetor carburettor carcass card card catalog card index card index card table cardamom cardboard cardiac cardiac arrest cardiac disease cardiac failure cardiac muscle cardigan cardinal cardinal numbers cardiogram cardiologist cardiology cardsharp care care for care of careen careen around the corner careen down the road career carefree careful carefully carefulness careless carelessly carelessness caress caretaker caretaker government careworn carfare cargo Caribbean caricature caricaturist soda. 2. 1. 1. 2. dikkatsizce. dertsiz.. i. 1. karikatürist. f. kart fihristi. İng. i. özen. İng.. dikkat. 1. geçici hükümet. kalp kas ı. kardinal. dikkatsiz. kumar masas ı. ana. kariyer. bina iskeleti. 3. s. itina. i. kardiyogram. dikkatli. i. ceset.´ne bakan) bekçi. karina gitmek/ilerlemek. s. kartotek. Karayip. i. iskambil kâ ğıdı. 3. (h ızla giderken) (motorlu araç) yan yatarak kö şeyi dönmek. ev v. kalp ilacı. çıban. kalbi uyaran. s. maden sodas ı. kalp krizi. tasa. 1. zarftaki ismimin alt f. 3. kaygısız. O yoğun bakımda. kayıtsız. s. 2. dikkat. den. 2. sevmek. i. i. (otobüste) bilet paras ı. ihmal. 4. 1. bilgisiz. ceket. i. 1. i. 2. 1. 1. 3. 2. tasas ız. 2. karbüratör. önemli. kargo. i. 2. kapıcı. bakım: He´s in intensive care. (motorlu araç) bir yandan bir yana hafifçe sallanarak ilerlemek. 1. leş.). endişeden bitkin. 2. parlak kırmızı. i. care istemek: Would you care for some tea? Çay içmek ister ığında eliyle: Write me of Cengiz Göksel. i. -e bakmak: Who will care for us in our old ş age? Ya şlılığı kim bakacak? 2.b. kalp hastas ı. 2. karikatürcü. Onu k ız mızda bize 1. i. şirpençe. enkaz (gemi v. i. z. dert. z. kart katalo ğu. i. belli ba şlı. karikatürünü çizmek. kardiyoloji. kart. 1. karikatür. i. kakule. dikkatle. 2. ok şama. özenle. i.b. kucaklamak. kalp krizi. ölçülü. kalbe ait. i. s. kardiyak. özenli. hırka. (sahibi yokken malikâne. . mukavva. f. karde ine emanet etti. 2. kalp hastalığı. i. kalple ilgili. kardiyolog. mide a ğzına ait. itinayla. anat. carburetor. yük.

Onlar carry weight carry/bear/have a grudge against birine karşı kin beslemek. işi sürdürmek. 2. posta güvercini. dili 1. galip gelmek. marangoz. vagon dolusu. i. nakliye şirketi. carrycot i. (bir şeyin) ı etkilemez o. zool. i. gitmek. i. i. 1. İng. k. çürümüş et. zool. istedi ğini elde etmek. i. ı (ba şka sütuna/sayfaya/deftere) nakletmek.. k. ey) birini ayakta tutmak: (bir Her patience will carry her through. f. at arabası ile taşımak. yolcu vagonu. bot. s. karanfil. 2. şehevi. through carry s. gerçekten yapmak. 2. i. şı i. i. (birini/bir misillemeşyapmak. bir şekilde 4. 5. sazan. etobur. 1. kartograf. 2. kartografi. büyük torba/poşet. şamata (k biriniba ba şr ar ı bir sonuca ş (bir şdavranmak. cartilage cartographer cartography i. i..t. ta İng. harnup. etçil. f. i. f. 2.. gırgır (süpürge). (kara ta şıtının sallanmasından ileri gelen) mide bulantısı. devam etmek. el arabası. i. 1. ma.ula aşı rtıırmak. nakliye. şerit... katliam. taşımak. duruş biçimi. kan dökme. 1. too far carry the day carry the day carry through i.caries carload carmine carnage carnal carnation carnival carnivore carnivorous carob carol carouse carp carpenter carpentry carpet carpet sweeper carport carriage carriageway carrier carrier bag carrier pigeon carrion carrot carry carry an amount forward carry away carry coals to Newcastle carry on carry one through carry one´s point carry out carry out/take reprisals carry s.. 1. k ızıl. 4. Noel ilahisi söylemek. i. haritac ılık. s. dili tereciye tere satmak. (işi) sürdürmek. bot. yerine getirmek. etkili/önemli olmak: It´ll carry no weight with them. Noel ilahisi. İng. atlı yük arabası.. i. taşıt şeridi. (to) hesaptaki miktar alıp götürmek. İng. k. haritac ı.(karayolunda) duruş. (saplı) portbebe. taşıyan. 2. eyi) dışarıya taşımak. sürüklemek. i. (on) -i yerine getirmek. bir şeyi yerine getirmek. dülger. Sabr ı sayesinde bu işi başarır. 3. i. 1. ızgş ıey) nlıktan) ğı ıpılça ğırmak. 1. 2. i. heyecanlan kap üstün kazanmak. taşımak: Carry her on your back! Onu sırtında taşı! This truck can carry a load of bir twenty tons. keçiboynuzu. 2. havuç. cinsel. i. leş. i. at arabas ı. dili bir şeyin dozunu kaçırmak. cart götürmek. lal. İng. nakliye ücreti. uygulamak. s. i. 3. . yenirce. bedensel. k ırım. Sözünü yerine getirdi. taşıyıcı. get carried away kendini kapt ırmak. ıp aşırıya kaçmak. 3. araba dolusu. amac 1. aşırı gitmek. k. 2. (dişte/kemikte) çürüme. i. içki içip şamata yapmak. i. do ğramacı. dili kazanmak. -i bitirmek: She carried through on her sayesinde (bir işi) promise. Bu kamyon yirmi tonluk bir yük ta şıyabilir. k ıkırdak. yanları açık garaj. tatbik etmek. karanfil çiçe ği. 2. karnaval. gerçekten yapmak. ılıp gelmek. ına ulaş mak. içki âlemi yapmak.1. halı. etobur. 2. nakliyeci. sızlanıp durmak. carsickness i. marangozluk. yol. f.t. 1.

sand ğraf makinesi mahfazası. kasiyer. . (sofrada kullan ılan) et bıçağı. 1. kaset. 2. i. şelale. i. hastaya baktım. 1. çemberleme. yazarkasa. taş v. (oy) vermek. bakmak. 2. oymacılık. mahuncevizi. film kutusu. i. i. i. 4. kın. 1. 1. papaz cüppesi. i.b. manyok kökünden ç ıkarılan nişasta. kasadar. i. bir varil dolusu. İng. 1. (ağaç. kasa.sabah kutu. (mermi için) kovan. bot. k ıs. yöneltmek. fişek. pe şin para. 1. kimseler. f ırlatmak. k. 1. kaşmir kumaş. 2. kumarhane. atmak. 1. kanatlı pencere. fişeklik. i. i. 1. tahsil etmek. mücevher kutusu. 2. 5. k. s. (kızarmış eti) dilim dilim kesmek. 1. biladerağacı. güveç. 2. 2. kutuya koymak.carton cartoon cartoonist cartridge cartridge belt cartridge case cartridge pen cartwheel carve carver carving carving knife casaba casaba melon cascade case case case ending casement cash cash cash dispenser cash in on cash on delivery cash on the barrelhead cash point cash register cashew cashier cashmere casing casino cask casket Caspian cassava casserole cassette cassette player/deck cassock cast cast cast a horoscope cast a shadow cast a slur on cast a spell on cast a spell upon i. i. 1. vaziyet. ödemeli. i. kaşmir. kasetçalar. 3. kaplama. kaşmir yün. dili nakit para. 2. 2. -den kazanç sa ğlamak. karton kutu. f. 2. 2. 2. dili -den yararlanmak/faydalanmak.b.O. kavun. -i lekelemek. büyü yapmak. 1. 3. oymac ı. çerçeve.´ni) oymak. büyük resim tasla ğı. i.D. oyularak yap ılmış eser. 3. çizgi film. 2. case foto ı. 3. 1. (çek) bozdurmak. -e leke sürmek. tak i.´ni) çevirmek. bot. rol taksimi yapmak. 3. 3. -i büyülemek. zayiçesine atfetmek. manyok. i. tesliminde ödenecek. (cast) 1. 1. vaka: murder case cinayet Bu be ş frengili ık. 3. 2. 2. çizgi film çizen sanatç ı. kartuş. kutu. (k ırık kemiğe) alçı. 2. mukavva kutu. 1. 4. karikatürist. dilimlemek. kavun. atma. dilb. i. 1. kasa. 5. camera i. palaska. karikatür. i. 2. 3. 6. i. amerikaelmas ı. savurmak.oynayanlar. (bankada) vezneci. i. hal. fırında kullanılan toprak/cam kap. para. varil. İng. C. kal ıp. yana dayanmalı aşma. bankamatik. s. paraya çevirmek. pencere kanadı. mahfaza: violin case a keman kutusu. foto. dış görünü ş. gölge yapmak. çağlayan. ka i. f. 4. oyma. i. hasta: I had five cases of syphilis this morning. küçük kutu. (bir tiyatro oyununda/filmde) rol alan maket. el yard ımı ile yanlamasına atılan takla. tabut. 2.2. i. bir fıçı dolusu. kartuşlu dolmakalem. i. çerçeve. oyma. tapyoka. karikatürcü. nakit para. kasa. -e büyü yapmak. 2. i. veznedar. kaşmir: cashmere sweater şmir kazak. (bak ış v. kaset. 1. toprak/cam kapta pişirilen yemek. durum. 1. f. (büyük bir satış yerinde) kasa yeri. matb. fıçı. f.

paylamak. bir şeyi akıntıya bırakmak. katalog. (mobilyaya tak ılan) küçük tekerlek. düşünüş şekli. tesadüfen olan. hintyağı. İng. mancınık. s. s. İspanyol çalparası. rasgele. kast. 3.t. katalog yapmak. catalog/catalogue. 1. i. pek dikkatli olmayan: He gave it a casual glance. günlük elbiseler. acil servis. 1. ilgisizlik. was a casualty of the spending cutback./cast in one´s lot with s. çok sağlam. katapult. ilgisiz.. pudraşekeri. (kazada/sava şta) ölen. k ıs. pudraşeker. 1. Katalan. font. İng. -i düşünmek. kastanyet. dili kar şılığını beklemeden iyilik etmek.. 2.. kaza. s. i. catalog. 1. 4. Katalanca. hayal. -i tasarlamak. 3. bak. hulya. i. reddetmek. yaralanan. kayıtsız. sapan. Heservis. 1. ölü. 1. kura çekmek. bak.. akbasma.cast a vote cast about cast anchor cast away cast down cast in one´s lot with cast iron cast iron cast loose cast lots cast of mind cast off cast one´s bread upon the waters cast one´s lot in with s. İng. pikten yap ılmış. katalo ğunu hazırlamak.o. i. İng. katarakt. pik. i. demirlemek. f. Tasarrufun ucu ona İ ng. alarga etmek. 2. i. f. i. demir atmak. i. i. k ınamak. 1. i. 2. 1. büyük çağlayan. dökümcü. acil i. perde. i. dökme demir. catechism. i. 2. kas ıtlı olmayan. İng. devirmek. i. Katalonya. 1./cast one´s lot cast s. i. çözmek. yaralı. azarlamak. şelale. katafalk. ince tozşeker.o. deniz kazas ına uğrayıp ıssız bir kıyıda mahsur kalan kimse. azarlama. kedi. hadım etmek. 1. satranç kale. aksu. 1. kayıtsızlık. lakayt. adrift cast/drop anchor castanet castaway caste caster caster sugar caster/castor sugar castigate castigation cast-iron castle castle in the air/castle in Spain castor castor castor oil castrate castration casual casual clothes casualness casualty casualty ward/department cat cat cat nap catafalque Catalan catalog catalogue Catalonia catapult cataract oy vermek.. 2. kale. 2. ıssız adada bırakmak. 2. 2. pik. . biriyle işbirliği yapmak/bir olmak. f. iğdiş etmek. şato. can ını sıkmak. k. caster. 2. çavlan. i. çok dayanıklı. şekerleme. dili -in kaderine ba ğlanmak. çöpe atmak. hadım etme. ayırmak. i. cat-and-dog fight kedi köpek kavgas ı. i. 2. iğdiş etme. i. 2. paylama. k. demir atmak. den. f. 1. 2. Ona şöyle bir göz attı. tıb.

i. off guard catch s. 1. tutmak. 2. felaket. 1. anlamak.. tırtıl. hoş ve kolaylıkla akılda kalan. birini suçüstü yakalamak. birini gafil avlamak.o. bir yakalanan av/bal ğ ş olarak dü ş ünülen uygun ki ş i. yayınbalığı. i. i. kesin. s.. with -e yetişmek: He´s so far ahead of me I can´t possibly catch up memin imkânı yok. İng. f. sıkışmak: I caught my sleeve onpartide the door handle. O anda gözüme gözüne ili şti. katedral. soluk almak. -in gözüne ilişmek.o. İng. bak. sâri. (caught) 1. 2. 4. gözüne çarpmak. i. soluk almak. i... 1. off guard catch s. kurt. f.o. yiyecek tedarik etmek. tırtıl. categorize. kategorik olarak. i. f. s. tutuşmak. i. ilmihal. s ınıf. dinlenmek. bölüm.´s attention/eye catch sight of catch sight of catch the fancy of catch up catch/get hell catch/take s. 6. katarsisle ilgili. s. Hrist. k. tutmak. Hrist. nezle olmak. tabaka. birini suçüstü yakalamak.. tutma. k. dili kestirmek. yakalayan şey/kimse. feci. 2. moda olmak. Katolik. afet. i. birini haz ırlıksız yakalamak. beysbol vurucunun arkasında durup topu tutan oyuncu. dikkatini çekmek. bula şıcı. on with him.o. tırtıllı palet. k. kilit dili. . zool. i. birini gafil avlamak. (trene/vapura/uça ğa) yetişmek.. Hrist.o. f. kategorik. ili -in 1..hoşuna gitmek. z. Benden o kadar ileride ki ona şlanmak.. dili 1. Seda şmek: ti. parça. s. 1. 5. çakmak. 3. 2. f.o. ılmak. adamak ıllyeti ı birşz ılgıt yemek. 3. gözüme iliş At that moment I caught sight of her. k. s ınıflandırmak. kiriş. bölüm. birinin dikkatini çekmek. catechize. vasıflandırmak. müshil. k ısa bir süre uyumak. dili papara/zılgıt yemek. kategori. katarsis. 2. in the act catch s.. i. 2. s. yakalamak. yemeklerin haz ırlanmasını ve servisini üstüne almak. müz. katarsise yol açan. birini gafil avlamak. felaketli. i. soluklanmak. felaket. zümre.. ateş almak.catarrh catastrophe catastrophic catch catch catch at catch cold catch fire catch fire catch forty winks catch it catch on catch one´s breath catch one´s breath catch one´s eye catch s. k. red-handed catch s. dinlenmek. ilmihale dayanarak din dersi vermek.o. unawares catcher catching catchy catechise catechism catechize categorical categorically categorise categorize category cater caterpillar caterpillar tread catfish catgut catharsis cathartic cathedral Catholic i. i. s. nefes almak. rahats ız edici duyguları dışa vurarak onlardan kurtulma. av. napping catch s. k. boğaz veya burunda balgam/sümük toplanma. müshil. bak. 2. yakalama. dili fena halde ha birini gafil avlamak. Gömle imin tak ık. dili dili müstakbel e -i yakalamaya/tutmaya çal ışmak. kati. f. tutuşmak. birdenbire farketmek: I caught sight of Seda.

kabard acı (söz). i.. cubic centimeters. sıçramak. ihtiyatla. s. Katoliklik. mağara adamı. gak. serbest. 3. gaklamak. i. ketchup. sansasyon yaratmak. karga gibi ötmek. f. i. catch.men (keyv´men) i. oyuk. nedensellik.. kedi gibi. sığırlar. kocaman. i. gaye. oyuk. çoğ. uyar ı. karga sesi. tıb. aç ık fikirli. i. laubali. herkesin ilgisini çekmek. havyar. 2. 1. neden olmak. i.. i. karnabahar. illet. i. cave. 2. İng. it really cause my camellias to bloom earlier? Gerçekten birini ne? günaha 1.men (käv´ılrimîn) i. 1. çoğ. i. s. 1. caviar. bak. cav. you. sakıngan. at -e itiraz etmek: I won´t cavil about it with onu tart ış şluk. k. 2. yak f. 1. cauterize. k ıs. çoğ. kendini beğenmiş. to sin cause/create a stir causeway caustic cauterise cauterize caution cautionary cautious cautiously cautiousness cavalier cavalry cavalryman cave cave in caveat caveman cavern cavernous caviar caviare cavil cavity cavort caw cayenne cayenne pepper cc CD CD player s. bak. ikaz etmek.o. uyarma.mam. f. neden. oynamak. amaç. s. kibirli. i. mağara.Seninle kavite. i.. dişçi. i. arnavutbiberi. tıb. i. Kafkas. cürmü meşhut halinde yakalanmış. 4. genel. s. f. İng.al. huk. k ıs. z. s. olmak. 3. dili iğneli söz söyleyen. i. 1. (önemsiz şeyler üzerinde) tartışmak. dikkatli. tedbirli. 2. ihtar. 1. suçüstü yakalanm ış. (göl/bataklık üzerinden geçen) uzun köprü/kazıklı yol.. i. neden olu şturan. f. ülkü: That´s a dava. anat. yol açmak: What´s caused this? Buna yol açan Will sokmak. bak. ikaz. ikaz. i. süvari. i. ğ kostik. 1. uyarmak. atlı şövalye. evrensel. kompakt disk çalar. çökmek. çürük. s. nedeni olan. ihtiyatlı. süvariler.. bo f. 2. arnavutbiberi. 2. liberal. tedbir. i. i. Katolik kilisesi. kazan.catholic Catholicism catsup cattle catty Caucasia Caucasian Caucasus caught caught in the act cauldron cauliflower causal causality cause cause cause s. s. ihtiyatlılık. 1. süvari s ınıfı. k. yakmak. i. i. i. Kafkasya. dili i ğneli (söz). compact disk. f. umumi. ba 1. sebep. carbon copy.ry. ihtiyat. dağlamak.. kostik madde. s. 2. ambar gibi (yer). büyük ma ğara. Kafkasyal ı. f. heyecan yaratmak.. nedensel. 2. 2. cause worthy of sebep one´s devotion. iki kara ın ı birbirine layan ve deniz ığında suyla kaplanan parças ıcı. i. uyarıcı. bak.. 2. Kendini adamaya de ğer bir f. hedef. . 3. dava. i.

k. aralıksız. i. 2. Civil Engineer. centigrade. kereviz. kutlamak. 1. f. 4. i. sapkerevizi. i. i. bir merkezde ı almak. i.. gözesel.. göksel. 1. kutsal. betonkarar. beton ile kaplamak. sona ermek. gözeli. 1. sent (Amerikan dolar ının yüzde biri). s. i. s. 5. göçermek. 4.. i. santigrat termometresi. cep telefonu. ortalamak. 2. beton kar ıştırıcı. durmadan. 2. 1. dili cep telefonu. ile dostluk 3. kınama. merkez. centennial. Keltlere özgü. s. hücreli. 2. yüz yıllık. Chemical Engineer. ortada olmak. i. i. Church of England. küçük oda. yüzyıl. şarap mahzeni. 2. central. 2. nüfus sayımı. i. me şhur. 3. eleştirmek.. 1. 1. ün. devretmek. Keltçe. . 1. 2. mahzen. 3. 2. dikkat merkezi. 3. Kelt. z. yüzüncü yıldönümü. 2. f. f. 3. f. gökkutbu. s. b ırakmak. yap ıştırmak. yüz yılda bir olan.CE cease cease fire cease-fire ceaseless ceaselessly cedar cede ceiling ceiling price celebrate celebrated celebration celebrity celerity celery celery root celestial celestial pole celibacy celibate cell cellar cellist cello cellophane cellular cellular phone/telephone celluloid cellulose Celsius thermometer Celt Celtic cement cement good relations with cement mixer cemetery censor censorship censure census cent cent centenary centennial center center of attraction k ıs. sağlamlaştırmak. ate şkes. sürat. ilahi. me şhur. Kelt. 2. sansürden geçirmek. 3. bırakmak. kabristan. kutlama. 2. göğe ait. göze. durmak. tavan. kesilmek. ortaya almak. viyolonselist. century. ortas ın 1. da ğservisi. kiler. devam etmemek. sansür. pil. dini nedenlerden dolayı) evlenmeme ve cinsel ilişkide bulunmama. ünlü. 2. i. şöhretli. bitmek. 1. f. sedir. (gen. k ınamak. dini nedenlerden dolayı) evlenmeyen ve cinsel ilişkide bulunmayan (kimse). i. k ıs. semavi. i. spor santr. i. i. toplamak. 1. çimento. i.. 1. i.. i. 1. bot. tavan fiyatı. i. sürekli. i. s. asır. sayım. sansürcü. elek. 2. viyolonsel. f. ünlü. ortaya gelmek. 4. sansürlemek. şöhret. i. i. hücre. f. bak. 1. hız. i. orta. azami fiyat. selüloz. Keltçe. hücresel. i. terketmek. bodrum. 1. eleştirme. çekim merkezi. ask. mezarlık. bodrum kat. 1. i. kökkerevizi. (gen. selüloit. çimentolamak. ara vermeden. s. sansür işleri. betonyer. i. s. son vermek. 2. s. çimento ile s ıvamak. i. 2. i. selofan. i. sansür memuru. şarap stoku. ünite. Corps of Engineers. kurmak. ateş kesmek. bayram yapmak.

merasimle ilgili. i. protokol. s. 5. santigrat termometresi. İng. i. 4. diploma. ayin. tahıl.. yüzyıl. bak.. ussal. 2. bak.. tahıla ait.. çoğ. santilitre. seramikçi. (-in doğruluğunu/gerekliliğini) belgelemek. rahim boynu. do ğrulamak. certificate. i. 3. resmi. i. i. centiliter.. s. merkezile ştirmek. . ba i. 2. i.. i. 1.. ı. kesinlik. f. 2. 1. i. İng. çıyan. merkezi ısıtma. seramik e şya. i. 2. i. santigram. zool.. bak. asır. 1. tasdikname. muhakkak. merkezkaç. İng. çini. boyun. santimetre. i. seramik. i.. entel. 2. 4. s. ayin. 3. 3. kati. s. karo fayans. santrifüj. merkeze do ğru yaklaşan. 3. merasim. i. certify. dili -in ak ıl hastası olduğunu resmen tasdik etmek. sertifika. center. 1. s. İng. törensel. merkezile ştirme. i. merkezileştirilmek. 1. teyit etmek. 3. 1. s. belirli. santral memuru. zahire. anat. ruhsat. belli ba şlı. s. i. z... merkezi. s. çanak çömlek. kaç ınılmaz. ana. 2. anat. (m ısır gevreği gibi) tahıldan yapılmış kahvaltılık yiyecek. tahıl bitkisi. i. 2. 2. i. orta. s. k ıs. çinici. 1. merkezkaç kuvveti. törensel.center of gravity center of gravity centigrade centigrade thermometer centigram centigramme centiliter centilitre centimeter centimetre centipede Central central Central America central bank central heating centralisation centralise centralization centralize centrally centre centrifugal centrifugal force centripetal century ceramic ceramic tile ceramics ceramist cereal cerebellum cerebral cerebrum ceremonial ceremonially ceremonious ceremoniously ceremony cert certain certainly certainty certificate certify certitude cervix ağırlık merkezi. katiyet. fayans. tasdik etmek. i. kesin. elbette. çinicilik. beyin.. merasim. ş üstüne. emin. s. çok resmi bir şekilde. 1. merkez bankas ı. baz z. s.. 3. centralization. çini işleri. ağırlık merkezi. tören. i. teklifli. vesika. 6. 2. i.. İng. i.. resmiyet. f. muayyen. merkezcil. 2. seramik sanat ı ve tekniği. 2. çini. centralize. 1. beyinsel. z. 1.. tahıl türünden. f. bak. Orta Amerika. 1.. k. şahadetname. resmi. dili entelektüel. anat. merkezde toplamak.. İng. hububat. f. törensel olarak. telefon santralı. tabii. anat. bak. santigrat. 4. centimeter. belge. 2. tek. k ırkayak. kesinlik. şüphesiz. z. beyincik. k. centigram. kalorifer. merkezileştirilme. bak. certified. i. katiyet. i. tören.

. mahkeme. (kadın) kurul başkanı. İngiliz kamara. özel oda. ticaret odas ı. oda hizmetçisi. f. . compare. 2. Çad. freight. cost.. 2. bak. church. i. makam. child. 2.wom. i. 2.. i. hayal rıkl ığına u ğratmak. k ı1. kullan kabu ğu. 1. lazımlık.. i. chair. 3. kalseduan. başkan. 5. tebeşir. s. rezil etmek. ovarak aşındırmak. sandalye. cgm ch Chad Chadian chafe chafe at the bit chaff chagrin chain chain letter chain of command chain reaction chain smoker chain store chain-smoke chair chair lift chairman chairmanship chairperson chairwoman chaise longue chalcedony chalice chalk challenge challenge match challenger chamber chamber music chamber music chamber of commerce chamber of commerce chamber orchestra chamber pot chambermaid chambers i. telesiyej. oda. 4. chapter. f. fişek yatağı. i. centigram(s). s. i. dili işlerin gecikmesinden dolayı huzursuz olmak. zincirleme mektup.. (ayinde kullan ılan) kadeh. (erkek) kurul başkanı. i. çoğ. and insurance. 1. yasama meclisi. oda müzi oda müziği. Hrist. f. i. ği.en (çer´wîmîn) i. chief. peş peşe sigara içmek. şezlong. hayal k ırıklığı. çoğ. chancery. i. i. sezaryen. f. başkan. bak. cost and freight. chain. Çad.cesarean cesarean section cesium cessation cesspool Ceylon Ceylonese cf CF CFI cg. zincirle bağlamak. komuta zinciri. (ayakkabı) vurmak. utanç. ink ıta. 3. başkan. i. meydan okumak. Çadlı. f. 4. peş peşe (sigara) içmek. zincirleme reaksiyon. i. hâkimin oturum dışı konularda çalıştığı yer. kesilme. i. zincirlemek. 1. yatak odas ı.men (çer´mîn) i. meydan okuyan kimse. 1. k ıs. silsile (da ğ). up (sayı/puan) kazanmak/kaydetmek. başkan. k. 2. saman. i. lağım çukuru. i. k ıs. k ıs. s. f. i. sigara tiryakisi. iskemle. daire. k ıs. i. i. utandırmak. sezaryen. ovarak ısıtmak. durma. çoğ. ticaret odas ı. 4. oda orkestras ı.. k ıs. kurul ba şkanı. sı. sinirlendirmek. zincir. chair. meydan okuma. spor çelenç. sezyum. 3. i. iç sıkıntısı.. kurul ba şkanı. Sri Lankan. kürsü. kim. tahılılan) i. Çadlı. chafing dish (sofrada yemek ısıtıcıçöp. Çad´a özgü. aynı mağazalar zincirine bağlı mağaza. başkanlık. i. komisyon. Sri Lanka. Çat. kad ıköytaşı.

bukalemun... i. monoton bir melodi e şliğinde söylenen sözler. değişme. i. karmakar ışık. çatlatmak. değişmek. yanardöner. 2. şarkı söylemek. da ğkeçisi. nehir yatağı. katır kutur/kıtır kıtır/hart hurt/çıtır çıtır yemek. f. yakarak kömürle ştirmek. i. s. i. şampiyonluk. -e tesadüf etmek. rektör. dönüşüm. kavrulmak.monoton kar ışıklık. hizmetçi. çocuk. hava de ğişimi. k. bozuk para çantas ı. yüzü k ızarmak. (--ped. hiç de ğişmeyen. k. tahavvül. bir şeyi f. yenilik.. (--red. kararsız. bo ğaz. s. su yolu. şampanya rengi. 3. (okul. 5. s. (from/to) (bir uygulamadan ba şka bir uygulamaya) geçmek. 2. 2. şampanya. 5. f. Ankara´da ğiştirmek. i. 2. 3. f. (bir uygulamadan ba şka bir uygulamaya) geçiş. 4. monoton bir melodi. el değiştirmek.. paran ın üstü. k. 1. k ısım. kanal açmak. yüzü solmak. i. ordu veya hastanede) papaz. i. i. yar ık. k. 1. parças i. tahvil bozuk. nöbet de ğiştirmek.. delikanl (toprak. 1. oymak. değ aktarma yapmak: You´ll have trains in Ankara. kavurmak. 3. zool. 2. tesadüfen olmak: She chanced to be ı. avize. rizikolu. 2.ı. savunucu. (Almanya´da) şansölye.t. çok sab ırsızlanmak. şampiyon. değişiklik.chameleon chamois chamomile champ champ at the bit champagne champion championship chance chance chance on/upon chancellor chancy chandelier change change change clothes change color change color change hands change hands change of address change of air change one´s mind change one´s tune change over change purse change the guard changeability changeable changeableness changeless changeover channel channel s.tahta v. ateşe kömürle ın. ızartmak.. -in dışını yakarak ştirmek. 1. kader. 1. 2. i. 1. 3. i. şampanya rengi. 1. başbakan. bozuk para. (ciltte) çatlak. adres de ğişikliği. fırsat. bak. f. el değiştirmek. müdafaa etmek. there. i. dönüşme. risk. taraf ını tutmak. s. istikrarsız. değişkenlik. TV kanal. şans. ufakl iştirmek. s. 2. 2. tilavet. i. 1. 1. 1. şarkı söyleyerek kutlamak.bozukluk. 2. monoton bir melodiyle söylemek. İng. küçük kilise. i. 2. s. şaperon. 3. ses tonu. i. 4. şans eseri olan.. 2. şapel. k. 1. dili ağız değiştirmek. karga şa. 2. into chant chant chaos chaotic chap chap chapel chaperon chaplain chapter char char i. 2. caymak. 6.1. mecra. i. zool. (madeni yüzeyleri parlatmak için kullanılan) güderi ı. dili (bir riski) göze almak. sertle ştirmek. başkasının eline geçmek.b. s. şampiyona. savunmak. sahip de ğiştirmek. (bir yere) vermek/dökmek/akıtmak/kanalize etmek. yüzü k ızarmak. --ring) 1. f. radyo. 1.kad yanarak kömürle şmek. (kad ın) hademe. 3. changeability. papatya. fikrini/karar ını değiştirmek. bot. i. i. yol. riziko. (kitapta) bölüm. Tesadüf eseri oradayd -e rastlamak. etmek. şanjanlı. i. 3.4. hizmetçi . değişken. talih. i. akak. üstünü bato şınchange ı değiştirmek. ihtimal. --ping) 1. 2. f. i. i. üstünü de 1. kaos. düzensiz. 1. ask. değı iş ikli ğe uğramak.´ni) yarmak. dili adam. (soğuk) (cildi) çatlatmak. 2. (taşıtta) f. şampiyon. değişim. 2. destek olmak. dili kesin olmayan. k İng. müdafi.

elek. bo ğaz. yapmak. 2. ucuz. lekesiz. i. 2. i. sade.. tip bir kimse. şarj etmek. bak. harf. i. (kadın) hademe. chas. 2. characterization. merhamet. s. büyülemek. hücum. dartakip. dü i. itham etmek. ır cemiyeti. karakterize etme. beş. ho şş ato. i. i. 3. şahıs. s. hayır işi. izleme. 3. çekicilik. kiralanm ış ucuz tarifeli uçak. karakterize etmek. characterize.sis (şäs´iz) i. cezaland ırmak. 1. 2. derin yarık. 2. 2. ı k hesap. hayırseverlik. plan göstermek. 4. i. 1. kurucu üye. karakter. izlemek. 1. iffet. patent. 5. 3..en (çar´wîmîn) i. saflık. yasaklanmış cinsel ilişkilerde bulunmama. 4. kovalamak. char. (kadın) hademe. tutmak. tic. hayırsever. (bir masraf suçlamak. top kızağı. (roman. bot. saf. sevimli. 3. ıslah etmek f. çenebaz. vas ıf. -ingemi haritas ı.. 2. nitelendirmek.gés d´af. 1. 1. i.. konuşkanlık. çizelge. f. hususiyet. sohbet. hizmetçi. çarter seferi. işgüder. elek. i. i.faires (şarjeyz dıfer´) maslahatgüzar. hücum etmek. berat.. 2. i. berat/imtiyaz/patent vermek. 1. namuslu. yardımseverlik. ho ş.3. sili. uslandırmak. f. yola getirmek. çizge. geveze. i.character characterisation characterise characteristic characterization characterize characterless charcoal chard charge charge charge account chargé d`affaires chariot charisma charitable charity charlady charlatan charm charming chart charter charter flight charter member charter plane charwoman chary chase chasm chassis chaste chasten chastise chastity chat château chattel chatter chatterbox chattiness chatty chauffeur chauvinism chauvinist chauvinistic cheap i. basit.. i. gevezelik. 2. temizlik. f. 4. 3. i. şovenizm. f. 1. dillidüdük. döverek cezalandırmak. karakalem. mangal kömürü. hizmetçi. 2.. 4. f. karakter. imtiyaz. kaydetmek. s. i. bak. karakteristik. menkul. özyap ı. pazı. 1.plan (uçak. . 1.. sadaka. (hizmet kar şılığında ödenen) ücret. çene çalmak. cana yakın. f. 5. s. i. deniz haritas ı. i. 1. 1. 2. tipik. şarlatan. çoğ. tedbirli. i. karaktersiz. hizmetçiyard kadı ım n. s. çekici. 2. ı birinin hesab ına) geçirmek. özel şoför. i. s. hay İng. nevi şahsına münhasır bir İng. cazibe. takip etmek. ho şbeş etmek. of -i esirgeyen. kira kiralamak. gemi v. bozulmam için cezaland ırmak. i. çoğ. i. özellik. i. karizma. barut hakkı. f. oto. cezbetmek. char. kovalama. taşınır mal. iffetli. pe şine düşmek. 2.b. 1. 1. f. görevlendirmek. nitelemek. 2. büyü.´ni) i. s.wom. t ılsım. kanyon. suçlama. 5. ihtiyatl ı. konuşkan. 4. s. 2. karakter. derneği. İng. i. hamle.b. adi. tablo. i. baya ğı. 3. şarj. tar.´nde) kişi. portolon. şovence. s. itham. 1. şoven. f. dikkatli. ş arjedafer. i. 3. hizmetçi kadın. yardımsever. oyun v. nitelendirme. (--ted. peşine şme. ınıkontrat yapmak. muska. grafik. yasaklanm ış cinsel ilişkilerde bulunmayan. çene çalmak. İng. --ting) sohbet etmek. 1. ış. gevezelik etmek. iki tekerlekli sava ş/yarış arabası. f. hikâye. aç çoğ. şasi.

(otel İlk ı önce otelin resepsiyonunda the hotel´s reception desk. yan yana.. üçkâ i. 3. s. yenmek. i..´nden) ayrılmak. up cheer s. anat. kopya çekmek.b. (birinden) izin almak. (birine) dan ışmak. dili cüret. küstah. 1. durdurmak. ğıtçıı . avurt. 2. (bir şeyin) doğru 1. (sözle yap ılan) tezahürat. cik cik ötmek. yava şlatmak. s.´ne Dam girince) kayd ını yaptırmak: First you have to check in at 1.. vurma. 2. i. k. yanak.o. s. engelleme. kopyac i. pansiyon v.o. fren görevi yapan yava gem vurmak. çedar (bir çe şit peynir). ç i. i. 2. the roof. i. cıvıldamak. hesab ru olup olmad nı öğ renmeye çalışmak. 1. İng. ığını öğrenmeye çalışmak. neşeyle. amigo.. dili yüzsüz. muayene. ı. gemengellemek.cheapen cheapskate cheat cheater check check check for check in check into check on check out check up on check valve check with checkbook checkered checkers check-in check-in counter/desk checking account checklist checkmate check-out check-out counter checkpoint checkroom checkup cheddar cheek cheek by jowl cheek by jowl cheekbone cheekily cheekiness cheeky cheep cheer cheer s. tam yenilgi. genel sa ğlık kontrolü. sıkı fıkı. 1. argo pinti. dili yüzsüzlük.. doland ırmak. . arsız. (bir şeyin) olmad ıı nö ığ ödeyip (otel. de ğişik olaylarla dolu. (süpermarketteki gibi) al ınan malların hesabının yapılıp ödendiği tezgâh. 1. ket vurma. 1. 2. 1.. birini neş2.. f. ünlem.v. aldatmak.b. ekose. i. i. neşeli. i. That defeat checked their advance. 1. durdurma. ket. hilekâr. v. birini/bir hayvan ı (sözlü) tezahüratla teşvik etmek. şlatma. 2. çek valf 1. i. i. keyifli. 2. -e göz atmak. keyifsiz. i. göz atmak. 2. İng. This arayarak (bir şeyi) kontrol etmek: I´m checking for leaks in (belirli bir şeyi) ı n ak ı p akmad ığı n ı kontrol ediyorum.ıkontrol noktas i. emanet. Hoşça kal! i. f. kaydını (otel. İng. satranç mat. 3. şey) (ba şka bir do ıyla) -e bakmak. İng. kopya çeken. kontrol.´nde) kayd 1. dili yüzsüzce. küstahlık. kontrol listesi. nı yapt ırıp bir oda tutmak. cimri. keyif. 1. yüzsüzlük. ne şelendirmek.. i. 1. (bir şeyin) doğru olup ığın renmeye çal ışmak. pansiyon 1. dama oyunu. neşelilik. ket vurmak: f. yan yana. neşesiz.. İng. k. çek hesab ı. gözden geçirme./an animal on cheer up Cheer up! cheerful cheerfully cheerfulness cheerio cheerleader cheerless f. neşelenmek. i. çekap. hava terminalinde bilet ve bagaj ın kontrol edildiği tezgâh. neşe. dolandırıcı. (kontrol etmek amac ıyla) bakmak. engel. satranç mat etmek. i. i. f. ucuzlatmak. i. Keyfine bak!/Geçmiş olsun! s. elendirmek. çek defteri. k. şen. 2. z. (sözle) tezahürat yapmak. elmac ıkkemiği. k. 2. 2. cıvıltı. z. küstahlıkla.. O yenilgi ilerlemelerini durdurdu. i. with (bir 2. vestiyer.ğ (kontrol etmekığı amac olup olmad ı. kareli. ucuzlamak. arsızlık.b. f. kış tezgâh ı.

i. çoğ. i. hile. 1. kombinezon. 1. tıb. i. korkak. 3. asıl branşı kimya olan öğrenci. kimyasal bile şim. nohut. tülbent.. peynirli hamburger. i. kusur bulmak. hindiba. chemist. i. çiğnemek. 1. i. k ıs. bak. i. s. 3. kimyasal bile şim. f. kimyasal reaksiyon. kimyager. piliç. i. s. kimya mühendisi. şık. 2. vişne. (teşekkür olarak) Sağ ol! s. i. Acinonyx jubatus. bot. 2. 1. kad ın iç gömleği. kimyasal. 2. i.. 1. tavuk eti. İng. güne ğik. peynir k ıvamında.men (çes´mîn) i. i. satranç taşı. ahçı. kimya. i. şike. peynire benzeyen. i. ahçıbaşı. i. i. Hoşça kal! 3. s. kestane rengi. i. s.. İng. k. chess. 2. şıklık. dili birini azarlamak. beslemek. s. f. kimyasal sava ş. out chew the cud chew the fat chewing gum chic chicanery chick chicken chicken feed chicken pox chicken-hearted chickpea chicory chide ünlem. zool. suçiçeği. ödlek. keyifli. peynirli kek. satranç tahtas ı. 2. i. modaya uygun. çiklet. Şerefe! 2. argo bozuk para. üzerine titremek. İng. 1.Cheers! cheery cheese cheeseburger cheesecake cheesecloth cheesy cheetah chef chem chemical chemical compound chemical compound chemical engineer chemical engineering chemical reaction chemical warfare chemise chemist chemistry chemistry major chemotherapy cheque chequered cherish cherry chess chessboard chessman chest chest of drawers chestnut chew chew s. kiraz.den/--d) azarlamak. 1. çizburger. şen. chemical. eczacı. piliç.. geviş getirmek. f. peynir. . ba ğrına basmak.. dili derin derin düşünmek. chid. kimyevi. i. f. (chid/--d. göğüs. 2. i. İng. argo çene çalmak. out argo korkudan çekinmek. checkered. i. çita. kimyasal madde.. satranç. civciv. aziz tutmak. i. şifoniyer. çek. sandık. i. kestane rengi. kutu. kemoterapi. chemistry.o. i. s. az para. kestane. k. kestane. gütmek. argo genç k ız. kimya mühendisliği. şef. neşeli.

. i. çocukça. çocuksu kimse. tabak dolab ı. (--ped. 1. 2. titreme. i. bak. 1. 2. cırıldamak. i. çene çalma: Enough of this chitchat.. s. 2. i. üşüme. çocuk ruhlu. yontmak. 2. baş. doğum. en yüksek rütbede olan. baf. cömertlik. baca temizleyicisi. Şilili. k. baca. 1. keski. para bilg. i.. bak. üşütücü. vermek. so ğuk. 1. ü ütmek. 3. soğuk davranış. 1. zool. bak. 2. 4. evlat. . Tamias. i. Çinli. çentik. i. 3. 3. chil. i. ü ğuk iliğ ine geçmiş . Şili´ye özgü. 1.. dili (sohbette geçen) sözler.. anat. şef. 1. çoğ. Çince. İng. çatlak. Şilili. kabile reisi. 1. so i. ürpermek. Şili. 1. Çin. çocukluk dönemi. krater. çentmek. 2. 1.ş ili ğine kadar üşümüş. muhabbet. centilmen. çocuksuz. kızarmış patates. i. s. patates kızartması.. yonga. child. çok kolay iş. şövalyelik. şekil 1. z.chief chief justice chief rabbi chiefly chieftain chilblain child child´s play child´s play childbirth childhood childish childishly childless childlike childminder children Chile Chilean chili chili pepper chill chilled to the marrow chilli chilliness chilly chime chime in chimerical chimney chimney sweep chimpanzee chin China china china closet Chinese chink chip chip in chipmunk chirp chisel chitchat chivalric chivalrous chivalry i. i. s. çocukça. çocuk.dren (çîl´drın) i. cömert. çan sesi. f. 1. 3. 2. soğuk. bebek. mak. soğuk.nese) Çinli. ğış ta bulunmak. 2. çocuk. reis. Şili. Çince. nezaket. dili lafa kar ış s. f. en çok.. 1. Bu kadar muhabbet s. i. kalemle oymak. cırlamak. çocuk oyuncağı. k. porselen. 2. çocuk gibi. 2. yarenlik. 1. nazik. amerikasincab ı. budamak. s. hahamba şı. i. ana. s. i. s. lamba şişesi. 2. i. çini. şümek. cıvıltı. i. 1. f. i. gerçek olmayan. we´d better get to work. amir. ba şkan. (saat/zil/çan) ahenkli bir sesle çalmak. kalem. 2. s. (çoğ. z. Çin´e özgü. ürperme. 2. yürekli. 3. ahenk. şempanze. uyum. c ıvıldamak. 1. başlıca. huk. üşütücü.. İng. s. zil sesi. cesaret. s. İng. İng. i. k ırmızıbiber. çoğ. yonga. Çin.. yanardağ ağzı. 2. (yiyecek/içecek) soğutmak. belli başlı. i. 2. i. i. z.. çocu ğumsu. çocuksu. i. çene. centilmenlik. f. soğuk bir şekilde. Anthropopithecus troglodytes. cips. 2. şef. çocuk bakıcısı. çocuk oyunca ğı. 2. melodi. kolay iş. (soğuktan dolayı) el/ayak parmağındaki şişkinlik. dan ıştay başkanı. i. çocukluk. 2. 2. ufak aç ıklık/yarık. şövalye gibi. 1. 1. 1. i.. i. çocu ğu olmayan. chili. cesur. 3. Chi. zool. madeni çubuklardan olu şan zil. baş. soğuk. hayali. cırıltı. chivalrous. 3. lafa kar ışmak. i. --ping) 1. yüreklilik. ço ğ. çip. seramik. çocuksu. serin.

(a i. i. ı tutmak. çare: You´ve no other choice. tıkanmak. ğacı) kesmek. --ping) 1. boğmak. nefesini kesmek. bak. koro. seçilmi ş. kim. i. i. yön değiştiren (rüzgâr). 1. seçiş. 2. seçmek. f. şık. i. dili titiz. koreografi. 2. Noel. i. i. istemek. Noel günü. f. müşkülpesent. and her family name is Burney. f. s. 3.. koral. choose. İsa. frenkso ğanı. değişken. f. jikle. boğulmak. (--ped... choose.. f. Bizim ğimiz oydu.. ısoyad ı Burney. 3. dili. s. 2. tıkamak. Ad k. f. kilise korosu. vaftiz etme. ı Fanny. kloroform. kloroformla uyutmak. k. 1. i. çırpıntılı (deniz/göl). 2. f. küçük bir iş. 1. klor. i.chive chlorinate chlorine chloroform chock chock full chockablock chockfull chocolate chocolate cake choice choir choke choke back one´s tears choke down one´s rage choke up cholera cholesterol chomp choose choosey choosy chop chop down chopper choppy chopstick choral chorale chord chore choreographer choreography chorus chose chosen chow Christ christen Christendom christening Christian Christian name Christian name Christianity Christmas Christmas Day i. Hristiyanlık. i. klorlamak. Hristiyanl i. 1. (müzik eseri) koro. 2. s. choosy. i. bak.. s. vaftiz etmek. i. kiriş. 1. 1.. dopdolu. İng. k. ıkanma. müz. heyecandan konuşamamak. i. i. alternatif. satır. ad. bak. 1. i. müz. Hristiyan. koregrafi. 2. argo helikopter. takoz. (chose. seçme. 3. (balta ile) k ırmak. i. koregraf. 3. s. ilk ad. Hristiyan âlemi. 3. boğulma. kolesterol. koreograf. 2. f.koro. isim: Her Christian name is Fanny. s. s. i. tıkanmak. i. akort. champ. f. koro için yazılmış. i. koro toplulu ğu. s. i. koro. şarkının koro bölümü.sen) 1. kolera. koro ile ilgili. seçilen kimse/şey: He was our choice. bir evin/çiftliğin günlük işleri. ağzına kadar dolu. kim. tgözya şlar ınoto. 2. 1. 1. dopdolu. çoğ. nutku tutulmak. 2. 2. Mesih. vaftiz töreni. i. (up) ince ince kıymak/doğramak.. k ısa saplı balta. çikolatal ı. zor be ğenen. koro taraf ından söylenen. . cho. çikolatalı kek. İng. güç ve tatsız iş. pirzola: lamb chop kuzu pirzolas ı. k.. öfkesini bastırmak. (Uzakdo ğuda kullanılan) yemek çubuğu. seçenek.. i. i. seçti i. 2. çikolata: a piece of chocolate candy bir çikolata. bak. dili yemek. s. tercih etmek. çalg ı teli..

külçe. bot. müzmin. i. i. puro. k ıs. kaba adam. dili mutlu. 1. kromozom. . s. kim. k ıkır kıkır gülmek. 2.. kas ımpatı.o. 1. zool. 2. kamera. müz. i. z. güzelli ği ve değeri anlaşılmamış kız. --ming) 1. sinema salonu. k. birini işten atmak. out chuckhole chuckle chuffed chum chummy chump chump chunk church church service churchwarden churchyard churl churlish churn chute CIA CIF cicada cider cigar cigarette cigarette lighter cinch cinder cinder block Cinderella cinecamera cinema Noel arifesi. i. dili aptal. Onu b ırak!/Ondan vazgeç! k. bir işten ayrılmak/vazgeçmek. yanm ış kömür artığı. kronoloji. dili sıkıca tutma. 1. 2. süt kabı. kronik. 1. f ırlatmak. k. Hrist. i. kilise avlusu/bahçesi. çakmak. i. i. çama şır/çöp atılan) baca. İng. terbiyesiz. tombul. kaba. Onu çöpe at!/At onu!/At gitsin! 2. (sütü) yayıkta çalkalamak.. i.. kilise ayini. sigara. i. sinema.. kromatik. 3. insurance. kavrama. mezhep. i. i. i. 2. f. 1. i. elma suyu.Christmas Eve Christmas tree chromatic chrome chromium chromosome chronic chronicle chronological chronologically chronology chronometer chrysanthemum chubby chuck chuck it up Chuck it! chuck s. tarih s ırasına göre. dili i. 2. i. kilise idame amiri. i. i. 3. ayin. cost. i. dili 1. 2. 2. s. ibadet. dost. 4. budala. i. (--med.tıkilise. cemaat. k. süreölçer. çiğnemek. i. krom... i. kalın bir parça. Noel ağacı. a ğustosböceği. k. kıkırdamak. kül. köylü. dili 1. çok memnun. tarih. dili 1. krizantem. i. kıkırdama. i. at kolan ı. İng. kronik. süre ğen. k. f.. and freight sif. aynı oday s. knaz adam. dili bir işi bırakmak. 1. yayık. i. renklerle ilgili. 1. 2. çoğ. kütük. cüruf. ı paylaşmak. k. Central Intelligence Agency. i. topak. k. Külkedisi. 4. s. yığın. 2. 2. krom. ahbap. f. 3. kromatik. kıkır kıkır gülme. (yolda olu şan) çukur. s. k. i. kronometre. cüruf briketi.. 1. atmak. çantada keklik. dili elde bir. birini d ışarı atmak/kapı dışarı etmek/sepetlemek. f. (out) çöpe atmak. k. yak ın arkadaş. 2. (üst kattan alt kata inen. kronolojik. s. dost olmak. 1. dili büyük bir miktar. s. elma şarabı. İng. f. i. 2. k ıs.

i. şehir mimarı. -i kaynak/örnek olarak gösterme. tur. 2. (havan ın/s vın(motordaki ın) akımını/dola şımını (motordaki ıv ı ıiçin) akım. solda sıfır. 2. 3. takriben. şehir. 2. vaziyet. i. 2. dolaylı olarak. 1650 ında yap ılm ış. f. belediye meclisi üyesi. ikinci derecede önemi olan. (kan/hava) dolaşmak. -in etraf ını dönmek. ikinci derecede kan ıt. dolambaçlı. 1. 2. tedbirli. genelge. cited. 1. 1. 2. (havan ın/sıvının) akımı/dolaşımı olmak. ayr ıntılı. 2. belediye ba şkanı. 1. site. citizen. sünnet. hiç.. su deposu. dolaylılık. şehir devleti. celp. (kan/hava için) dola şıım. 1. i. 3. keyfiyet. s. (hava/ss devridaim. kader. s. 2. edat dolaylar ında. daire çizen yol. dairesel. vatanda şlık. 1. İng. f. k ıs. -in etrafına daire çizmek. 1. ihtiyatlı. s. kale. 1. ağaçkavunu. uyrukluk. (para için) tedavül. yurttaş. hemşeri. daire çevresi. tiraj. 1. 1. ş. aşağı yukarı: It was built circa 1650. i. durum. sak ıngan. 1. Çerkez. tekerine çomak sokmak.ın ring seferi. s. meydan. i. cit. i. f. İng. 1. kaç ınmak. durumla ilgili. i. uyruk. ko şul. çember. i. yuvarlak testere. olay. daire. ça ğrı. muhit. çevre. dikkat. i. dolambaçlı. 2. huk. 1. dolaylı. tebaa. 3. 2. f. inceltme işareti. 3. dikkatli. 3. i. 3. 1. belediye meclisi. i. s. tabiiyet. denizden etraf ını dolaşmak. 2. huk. sirküler. 1. (nüfuz açısından) önemsiz biri. hal. mahzen. (bir yerin üstünde devre kesici anahtar. 2. 1. devir. sürüm. citation. vatanda i. s ıfır. sitrik asit. i. huk. i. sünnet etmek. belediye binas ı/konağı. 3. (ço ğ. etraf i. belediye. 4. 1. k ısıtlamak. i. genelge. sarnıç. gösteri. s. kent. f. Çerkezce. 2. i.cinnamon cipher circa Circassian circle circuit circuit breaker circuitous circuitously circuitousness circular circular note circular saw circulate circulation circumcise circumcision circumference circumflex circumnavigate circumscribe circumspect circumspection circumstance circumstantial circumstantial evidence circumvent circus cistern cit citadel citation citizen citizenship citric acid citron citrus citrus fruit city city block city centre city council city councilor/father city hall city manager city planner city-state i. 3. sirküler. atlatmak. 2. -in2. elek. dolaylar i. şifre. yurttaşlık. çizmek. 2. z. f. turunçgillere ait. sıvı için) i. 3. kent merkezi. -in etraf ına daire ı çizmek. uzatma işareti. yuvarlak. ıv ) devridaim yapmak. devre. sirk. tamim. halka. numara. 2. turunçgillerden bir meyve. . hisar. i. i. 1. celp kâğıdı. vaka. dolayl ı. çember.rus) turunçgillere ait ağaç/meyve. şart. tarç ın. takdirname. 4. kesişen sokaklarla ayrılan blok. ihtiyat. i. grup. kösteklemek. daire. bir tür kredi mektubu.

. bak. yaygara. (--ped. kıskaç. kâhin. i. medenileştirmek. tazminat talebi. i. sahip ç ıkmak. 2. i. kibarl ık. 1. sivil. kenet. civilized. sivil devlet memurlar ı. iddia etmek. f. Roma hukuku. boy.. şıngırdamak. medeni. inşaat mühendisi. medeni hukuk.. talep sahibi. İng. 2. tırmanmak. devlet memuru.. 2.. madeni ses çıkarmak. zool. nazik. el çırpmak. gizlice. yurttaşlık ile ilgili. i. tarak. yaygara koparmak. el ç ırpma. 1. kibar. medeni. edep. bak. vatanda şlarla ilgili. f. 3. medeni nikâh. hükümete ait. civilize. çınlamak. hükümet binalar ı. 2. şaplak indirmek. milli. 1. clothe. i. sivil savunma. hayk ırma. hak iddia eden. mahkeme. tazminat davas i. 2. s. bak.ışı i. gök gürlemesi/gürültüsü. s. uygar. 6. talep. f. f. 2. 1. şaplak. s ıkıştırıcı. kabile. f. İng. 2. sigorta poliçesi üstünden ödenecek para. i. uygarlık. f.´nin bulunduğu şehir merkezi. 3. kütüphane v.. 5. civilization.b. el alt ından. k. iddia. s. 2. alk ışlamak. ç ngırtı. soğuk ve nemli. ho ş. i. nezaket. z. i. f. i. 2. nlatmak. i. elle vurmak. i. bireysel. clamor. mengene ile sıkıştırmak. inşaat mühendisliği. gizli. --ping) 1. 2. elle vuruş. güçlükle tırmanmak. medeni hukuk. uygarla ştırmak. 3. ı.. terbiye. davac ı. madeni ses. mengene.civic civic center civics civil civil defense civil engineer civil engineering civil law civil law civil liberty civil marriage civil marriage civil rights civil servant civil service civil service civil war civilian civilisation civilise civilised civility civilization civilize civilized clad claim claim for damages claimant clairvoyance clairvoyant clam clamber clammy clamor clamorous clamour clamp clan clandestine clandestinely clang clank clap clap clap eyes on clap of thunder s. medeni nikâh.. şehre ait.. İng.. insan haklar ı. klan.. edepli. 1. i. gürültülü. 4. 1. 2. tangırtı. terbiyeli. 1. İng. ferdi. 1. hak. f. 2. . i. sivil. 2. yap ış yapış. deniz tara ğı. f. nazik. terbiyeli. 2. istemek. iç savaş. bak. belediye ile ilgili. el altından yapılan. kibar. f. devlet memurlu ğu. yurttaşlık bilgisi. feryat. 1. 1.. hak talep etmek. kehanet. s. uygar. i. feryat etmek. gaipten haber verme. yurt bilgisi. bak. İng. 1. vatanda şlık hakları. İng. hayk ırmak. 1. aydınlatmak. ç ınlama. s. 1. gürültü. s. f. dili -i görmek. medeniyet. i. tangırdamak. i.

i. çatırdatmak. takırdamak. toplayıp atmak. şeffaf. hurdası km ışı. açıklığa kavuşturma. net. k. i. İng. bölümlenmi k. tüymek. madde. domuz tırnağı çekiç. 1. (hastalığı) gidermek. dili (gazetede) küçük ilanlar. pençe atmak. f. takırtı. 2. açık (gök). sınıf. 2. tırnak. çeşit. büyük çak ı. çarpışıp sava şmak. gürültü. yenebilir (av eti v. berraklık. 1. açıklanmak. açıklığa kavu i. classified advertisements. ayd ınlanma. f. sınıflandırma. 1. köprücükkemi i. patırtı. -i sınıflamak. kuru temizleyici. mantıklı düşünen kimse. 2. açıklığa f. ıklık getirmek.). hüküm. zümre. k. klasik. s ınıflama. biçimli. klasik. temizleyici madde. 1. sar ılmak. vicdan rahatl k. 2. takım. saydam. 2. i.clapped-out claret clarification clarify clarinet clarinetist clarity clash clasp clasp knife class class classic classical classification classified classified ads classified advertisements classifieds classify classmate classroom clatter clause clavicle claw claw hammer clay clean clean out clean up cleaner cleaning cleaning fluid cleaning woman cleanliness cleanly cleanse cleanser clear clear conscience clear off clear out clear the air clear the table clear thinker clear up s. -i (kategorilere) ayırmak.b. i. köprücük. i. i. bir grubun içinde) saymak. 1.. 1. f. . 1. -i (belirliclassification. i. temizlemek. müz. -i (kategorilere) classify. temiz ahlaklı. temizlik. halletmek. aç ık biraç şturmak.. kuru temizleyiciye gönderilen giysi v. bak. ı bıçak. temizlik. çarp ılma. kucaklamak. 3. açık. 1. ışmak. grup. temizlemek. i bölümlemek. pak. açık: His instructions were quite clear. bulutsuz. dili s ıvışmak. 6. aydınlatma. tasnif edilmiş. bent. s. 2. 2. 1. 5. k ıs. engelsiz. ışmak. k. 3. temizleme. 3. i. ıklık kazanma. s. f. saf. f ıkra. 2. pençe. dilb. i. mek. temiz. bitkin. s. 1. halis. 1. kast. 2. aç şekilde anlatmak. 2. aç ıklığa kavuşturmak. f. sınıf. z. i. kategorilere ayr ılmış. tasnif.b. s. -i sınıflandırmak. ıklanma. dershane.. sınıflanmış. dili. classic. sınıf arkadaşı. tabaka. f. 1. bölümleme. kusursuz. sınıf. i. i. ş. temizlikçi kad ın. f. şart. gizli (bilgi). 3. 1. 5.dövü tokaşile tutturmak. anat. f. 2. sar kopçalamak. 2. aydınlatmak. klasik. külüstür. çok yorgun. aç ıkl ığa kavuaç şma. toka. mücadeleye 2. kucaklama. (hastalık) geçmek. 2. sustal i. temizleyici madde. s. pestili çıkmış. duru. kopça. temizlemek. sınıflandırılmış. kil. aç ıklama. aç ıklamak. klarnetçi. yırtmak. leke giderici (s ıvı) ilaç. cümle veya yancümle ya da ı geçmi ş zaman sıfat-fiilleri gibi bir özne ve ona ait bir fiilden oluşan baz ği. derslik. tırmalamak. şüpheleri gidermek. 7. 3. balç ık. pürüzsüz (cilt).. s ınıf. 1. klarnet.. düzgün. (madeni şeyler) birbirine çarpmak. 4. i. ar ı. temiz bir şekilde. açıklık getirme. kategori. i. klasik eser. (gazetede) küçük ilanlar. açıklık kazanmak. çözülmek. 4. dili 1. temizlemek. temizlikçi. sabun. çözmek. 4. i. kolayl ığı . 1. -i tasnif etmek. tür. çat2. 2. masum. 1. 1. ders. i. ıkla anla şılan/duyulan. 2. 3. (madeni şeyleri) birbirine çarpmak. tak ırdatmak. vuzuh. açıklık. temizce. çık ırm i. dili s ıvışmak.zı Bordo şarabı. -i s ınıflamak. sofrayı kaldırmak. i. tüymek. 2.

şefkat. (saç/tırnak/çim kesmek için) makas. i. 3. şefkatli.ıstreç film. tıkırdamak. 3. 2. 5. den. f. 2. ak ıllıca. -den ılmamak/ç ayr ır. 4. 1. iklim.bir takas.. 1. 2. (gazete. onto clipboard clipper clipping i. (ceza olarak) birinin hareket alan ını sınırlamak. (--ped. i. kesik. --d/clo. balta. s. güreş. s. perçinleme. basmakalıp söz. k. 2. kesmek. (clung) 1. 1. tokuşturma. 2. 4. aç ğ açl ı k )ç tııra şlama 3. 2. f. 3. 2. zekice. 2. uçlarını kesmek. 1. bir şeyi -e ataşla/klipsle tutturmak. i. s. -e yap ışmak. bölmek. merhametli.´ne) (hat İ ng. çıkmak. . 3. yarılma.. 2. tıkırdatmak. tek. i. meydan. 1. 1. ayrık. 1. i. s. 1. tık. (tüfekte) şarjör. 1. klipsli kâ ğıt altlığı. 2. i. f. sekreterlik. doruğa şttıırmak.ven/cleft) yarmak. sekreter. 2. sekretere ait. 2.clearance clear-cut clearing cleat cleavage cleave cleave cleaver clef cleft clemency clement clench clergy clergyman cleric clerical clerk clever cleverly cleverness clew cliché click client clientele cliff climate climax climb climb down climber clinch cling cling film clinic clinical clink clink clinker clip clip clip s. i. 2. aydınlatma. tırmanacak yer. zeki. hızlı bir yelkenli gemi.ı boks birbirine sarılma. ak ıllılık. koçboynuzu. mandal. çıt. sat i. güneşli ve ılık (hava). ula rmanmak. yap ış ra v. mü şteri. tıkırtı. 1. papaz. 2. kama. tık sesi. beceriklilik. 2. papazlar. kesme. 1. tık sesi çıkarmak. çoğ. doruğa ulaşmak.´nden) kupür kesmek. 3.t. 3. tezgâhtar. (--d/clove/clave) to 1. çıt sesi. tırmanış. i. i. --ping) 1. ngırtı. 1. 6. müz. 1. 2. i. 2. 3. 1. cüruf parças ı. yar ık. (a 2. i. dili toplumda yükselmek isteyen kimse.. çıt sesi çıkarmak. i. ıklatmak. merhamet. klinik. -e sadık kalmak. k ırkmak. 2. 2. sş ık ca sar ılmak. kırpmak. temizleme işi. i. i. 2. klinikle ilgili. i. şa. sa ğlama bağlamak. orgazm. müvekkiller. k ırkma. bot. yarık. i. ıkmamak. 3. 1. tıklamak. f. yar ılmak. şıngırdatmak. 1. becerikli. 2. i. bağlı olmak. f. (ağaçlık bir alandaki) tüm ağaç ve çalıları s. temizleme. kesmek. f. f. müvekkil. 3. . papaza ait. boks birbirine sarılmak. 4. 1. kavramak. 1. k. cleave.b. f. f. havanın güneşli ve ılık olması. 2. 2. çatlak. geminin ı terketme liman ık. i.. i. k ıskı. kupür. 4. z. s. 1. 1. mü şteriler. 2. takoz. cler. kırpma. i. 2. kliring. clue. i. tırmanıcı sarmaşık. anahtar. vurmak. uçurum. papaz. çarpmak. klişe. yakınında ş olmak. 1. aç ıklık yer. klips. i. f. tutunmak. ak ıllı.men (klır´cimîn) i. bölünmek. perçinlenmi çivi. 2.gy. 1. i.b.´s wings clip s. ataş5. zirve. 1. doruk noktas ı. sarp kayalık. inmek. sıkıca yakalamak. bak. gümrük muayene belgesi. . alan açığı a karma. 2. 2. 1. perçinlemek. doruk. (bardak/kadeh) tokuşturmak. 2. hava. güre mak. i. klişe. 1. şıngırdamak. dili hızla gitmek. kesin. i. (yumru ğunu/dişlerini) sıkmak. şı i. klinik. i. çatlama. (--d/clove/cleft.o. 1. çıtırtı. 1. dergima v. t i. tırmanma. açıklık. 2. f. matb. 1. bak. net. (kadının) göğüs arası. f. i. f. çoğ.izni. i.

kapat i. i.. sıkı ağızlı. i. 1. yak ından. sabo. köstek vurmak. kesek. yak ın benzerlik. k. 3. gizli komünist. kapalı. ağzı sıkı.clique clitoris cloak cloak s. sinekkayd ı tıraş. cimri. (--ted. kapalı devre. ay 2. birbirine yakın. toprak/çamur parças ı. (i sa saç tıraşı. hepsini satmak. (iş gününün s. s. yakın (arkadaş). hemen hemen. ısamimi. 5. i. puantöre kaydettirerek paydos etmek. dili paçayı zor kurtarma. z. s. (gard ırop işlevi gören sandık odası gibi) gömme dolap. dar kurtulma. f. 1. 2. tuvalet. . dili budala. 1. 1. hizip. anlaşmaya varmak. sıkı. bir şeyi (başka bir şeyin) kisvesine büründürmek. indirimli satmak. s. i. i. eli s ıkı. 6. revak.. şyeri) kapanmak. yüklük. 3. klozet. saat yelkovan ı yönünde. aleni olmayan. top top olmak. 2. kapanmak. i. 1. yak ında. 2. tecrit etmek. 1. --ging) 1. f. (i bitiminde) işyerini kapatmak. k. f. sıkı ağızlı. 1. 4. 2. pıhtılaştırmak. saat tutmak. kapamak. hemen hemen. i. s. pıhtı. 2. dili paydos etmek. klik. takunya. f. f.t. 2. dar. beraberliğe yakın oyun/yarış. k. --ting) 1. k. in a guise of cloakroom clock clock in clock out clockmaker clockwise clockwork clod clog clog cloister close close close by close call close call close combat close contest/game close down close haircut close in on close on close out close resemblance close shave close shave close the deal close to close up close up shop closed closed circuit closed circuit closed season closed shop close-fisted close-fitting close-mouthed closet closet communist closet homosexual close-up clot i. i. tıkanmak. saatin makinesi. İng. yalnız sendika üyelerini çalıştıran fabrika. t ıkamak. kapatmak. tahta ayakkabı. k -in etraf ını çevirmek. i. lavabo. İng. (i şyerini) kapamak/kapatmak. pıhtılaşmak. birbirine yakla şmak. revaklı avlu. b ızır. nalın. kapanmak. 2. 1. 2. k. kapatmak. avlanman ın yasak olduğu mevsim. 1. dili paçayı zor kurtarma. kapatmak. gizli tutulan. dar. 2. 1. şıyeri) kapanmak. manastır.. ılmış. puantöre kaydettirerek i şbaşı yapmak. kapamak. pelerin. s. (süt) kesilmek. havasız. i. 3. sinekkayd ı tıraş. kemeraltı. 1. sersem. klitoris. s. i. saatçi. kapalı. (i şyerini) kapamak/kapatmak. engellemek. köstek. 7. 1. 2. üste oturan (giysi). gizli homoseksüel. 2. (--ged. anat. vestiyer. kapalı devre. engel. f. dili gizli. 2. helata şı. i. engel olmak. manastıra rmak. yak ın. saat. göğüs göğüse çarpışma. yak ından çekilen fotoğraf. 2.

. i. soytar ı. f. çoğ. 1. 1. beceriksiz. (--bed. dağınıklık. yumruk. dumanlı. centimeter(s). 1. demet. kararmak. ıs. bulutlarla kapl ı (dağ tepesi). kümelenmek. sakarlık. kumaş. i.. hevenk. 2.. çamaşır askısı. çamaşır ipi. güve. giysiler. i. 3. (--d/clad) 1. 3. 1. ispati. salk ım haline getirmek. otobüsü. bulutlanmak. hantalca. f. karışıklık. düzensiz bir ş doldurmak. soytarılık etmek. bak. k ıs. -bing) coplamak. 2. i. açık şüphe alt ında. yonca. s. oto. d. 2. mandal. -i çalıştırmak. yolcu i. f. i.töhmet nüfuz.. s. elbiseler. debriyaj. darmadağınık etmek. bulutsuz. tutma. f. f. 2. giysiler.y. 2. hantallık. f. ipucu.. s. 1. 1. ı. 2. ı . pıhtılaşmak. pıhtılaştırmak. kenet. beceriksizce. -i yetiştirmek. i. company. çal ıştırıc İ ng. dili ümitsizlik içinde her çareye ba şvurmak. ında. 2.. 1. mandal. 1. elbiseler. kaplamak. bak. k. cleave. bez ciltli. i. ambreyaj. yumru ayak. sopalamak. care of eliyle. i. sakar. debriyaj pedalı. f. 1. kavramak. 1. sopa. leke. gıdaklama. oto. yığmak. 1. k. carried over muh. kekilde k ıs. i. k ıs. bulutlu. grup. duman veya toz bulutu. küme. İng. örtmek. 2. i. bulanık. sakarca. a ğır adımlarla z. bulut. soytarılık. 3. üstünü örtmek. 2. 2. f. bulanmak. sonraki sayfaya/sütuna nakledilen (toplam). f.mak. s. 2. bez. f. beysbol diş. 2. Commanding Officer. karartmak. dili 1. dili yumruk indirmek. karanlık. giydirmek. 1. i. düzensizce yayılmış eşya. cop. gölge i. 2. sinek. i. dernek. çomak. 2. s. c/o coach coagulate i. kümelemek. soytarı gibi. beceriksizlik. 3. 1. s. dili olmayacak duaya k. bulutlu. 4. çamaşır sepeti. county. ağır ağır atılan adımların sesi. i. 5. f. kavrama. yolcu vagonu. i. İng. olmayan. 1. iz. 3. yürümek. güve.6. s. 3. i. at -i kavrama. cling. s ıkıca2. hantal.cloth clothbound clothe clothes clothes basket clothes moth clothes moth clotheshorse clothesline clothes-peg clothespin clothing cloud cloudburst cloud-capped cloudless cloudy clout clove clove clove clover clown clownish clownishness club clubfoot clubfooted cluck clue clump clumsily clumsiness clumsy clung cluster clutch clutch at straws clutch at straws clutch pedal clutter cm CO Co co. tokat. demet yapmak. (sarımsakta) i. tokat ı zla vurmak. f.2. i. anahtar. giyim eşyası. buland ırmak. i. spor antrenör. . i. gıdaklamak. palyaço. düzensizce atmak. 1. salk ım. 3. 2. yığın. f. dalgal ı (mermer). karanfil (baharat). atmak. bulutla kaplamak. bir araya toplanmak. örtü. isk. 1. alt f. 4. debriyaj pedalâmin demek. 2. k. küme. tutam. s ı k ı ca tutmak. vasıtasıyla. özel öğretmen. sağanak. i.(topa) h i. yığmak. yumru ayaklı. kulüp. otobüs. 3. i.

yavru horoz. z. adi. 1. 1. horoz dövü şlerinin ıldığı yer. sahil. yap i. tüfek horozunu çekmek. 1.. den. portmanto. 1. 2. kömür oca ğı. birleşim. koalisyon. kaba (dokunmu ş kumaş). 3. sütlü kakao. birini tatlı sözlerle kandırarak bir şey elde etmek. koster. tabaka. i. bardak altl ığı. hamamböce i. kaldırım taşı. erkek ku ş. argo küfelik. 1. f. terbiyesizlik. (hayvan ın derisindeki) tüyler. birle şme. 4. out of s. kabalaştırmak. k ıyı boyu. kaplamak. kobra yılanı. 1. yekvücut olmak. 1. i. 1. tatlı sözlerle kandırmak. pilot kabini. 3. dili kendini be ğenmiş. ask ılık. tabaka.t. deniz k ıyısı. kabaca. kömür. i. zool. baya ğı. s. parke ta şı. i. bir olmak. i. kokain. 2. birleşmek üzere olan. valf. i. kor. i. musluk.) sürmek. s. 2. pedal çevirmeden bisiklet sürmek. gönlünü yapmak. i. f. 3. şapkayı5. s. kat. i. 1. i. i. dil dökmek. 3. 2. k ıyı boyunca gitmek. i. f. 1. paltoluk kuma ş. kıyısal. s. tabanca horozu. örümcek a ğı. kokpit. iri taneli. 4. şaşı gözlü. alçak güverte. 3. kaba saba. 2. horoz ibiği. f. tüfek horozu. i. kendinden fazla emin. i. kakao rengi.b. züppe. 3. 3. 2. i. i. 1. kam ış. k ıyı. bot.coal coal mine coalesce coalescence coalescent coalition coarse coarsely coarsen coarseness coast coast guard coastal coaster coastline coat coat hanger coat of paint coat rack coating coax coax s. ince olmayan. kokpit. kakao ya ğı. horozibiği. i. i. mayısböceği. sahil. 2. k. eğri. i. 2. i. den. s. (boya v. birleşmek. kakao tohumu. tabaka askı. kakao. hindistancevizi. görgüsüz. ayakkab ı tamircisi. 2. kobalt. kaba. i. argo penis. çarpık. elbise ask ıbir bir kat boya. kabala şmak. 2. 1. horoz. palto. erkek (kuş). 2. 1. s. kukuriku. argo saçma. ayakkabı tamir etmek. birleşme. (kayakla/bisikletle) yokuş aşağı kaymak/inmek. 4. altlık. 2. 2. sı.. i. kaba. i. 1. f. kokteyl. den. kabalık. vana. i. kendine fazla güvenen. kaldırım taşı döşemek. cob cobalt cobble cobbler cobblestone cobra cobweb cocaine cock cock one´s hat cock-a-doodle-doo cockchafer cockerel cockeyed cockfight cockpit cockroach cockscomb cocksure cocktail cocky coco cocoa cocoa bean cocoa butter i. i. sahil koruma. kaldırım taşı. . kat. f. 2.o. horoz ötü şü. 3. ceket. yana yat ırmak. ği. horoz dövü şü. i. m ısır koçanı. f.

i. dili. s. tutarlı olmak. zorlamak. i. İng. f. tatlı kaşığı. çay. cognizant. koza. dili karma bir üniversitede okuyan k ız öğrenci. f. İng. düşünüp taşınmak. kod. bir arada var olmak. s. kahve.coconut coconut palm cocoon cod COD. i. i. kodein. i. . biliş. 2. ruhb. cash on delivery. i. kahve telvesi. bask ı. kanun halinde toplama. karma itim uygulayan. i. kahve çekirde ği. eş. kurukahveci. s. f. 3. kanun. s.. f. kasa. 2. uyum içinde olmak. 1. i. katsay i. kavrama. diş. i. 1. hindistancevizi. karma eğitimin uygulandığı bir okulda okuyan. i. s. zorlama. ikna kuvveti. şifre. ihtimam göstermek. i. hafif ate şte kaynatmak. 1. karma e ğitim. kutu. 1. i. inandırıcılık. birbirini tutmak. kurukahveci dükkân ı. tabut. eğ ı. kahveye benzer bir şey. k. mecbur etmek. 2. çark dişi. pinpon adam. k. (alafranga) kahve fincan ı. i. i. düşünmek.. collect on delivery. bak. kahve de ğirmeni. i. k ıs. kanun halinde toplamak. kahve.. dili moruk. i. i. kodlamak. eşit. i. bir sisteme ba ğlamak. kanun haline getirmek. dişli çark. kanunname. denk. akran. 2. kaynaşmak. fark ına varma. cognizance. tatlı. i. ı. morina. f. cod coddle code code of honor codeine codger codification codify coed coeducation coeducational coefficient coequal coerce coercion coercive coexist coexistence coffee coffee bean coffee cup coffee grounds coffee mill coffee of a kind coffee shop coffee spoon coffee store coffee table coffeepot coffer coffin cog cogency cogent cogitate cognac cognisance cognisant cognition cognizance cognizant cogwheel cohere i. i. büyük hindistancevizi. 1.. cod-liver oil bal ıkyağı. müsavi. üstüne titremek. bak. konyak. sandviç ve hafif yemekler sunan lokanta. f. 2.. ahlak kurallar i. coeducational. bir arada var olu ş. f. 2. 1. s. uyuşmak. k. s. zorlayıcı. bak... yapışmak. karma e ğitime ait. hindistancevizi a ğacı. kahve demliği. şifre ile yazmak. sehpa. 2. kanyak. sandık. tasarlamak. 1. ikna edici. i.. inandırıcı.

kohezif. 1. dili kolalı içecek. kevgir. uyum içinde olma. soğuk dalgası. şans eseri. s. i. 2. köprücük. 2. 1. lahana salatas ı. para. yaka. yağlı krem. mat. 2. aynı soydan şı gösterilen ve bir mülk. söğüş et. kolit. f. 1. çak ışmak. s. 3. yapışıklık. cinsel ilişki. senet v. (proje/plan) suya düşmek. açılıır i. 2. elek. i. harmanlamak. soğuk.. 1. soğuk savaş. kolaboratör. anat. s. tesadüf. 1. cilt kremi. i. kangal. yard ımcı. f.. şılaş tırarak okumak. i.´ne dayalı) gelen. s. kok. hempa. koherent. 2. halka. rastlantı eseri olan. kolay anlaşılır. yandaş.b. 1. uyum sağlayan. yakal i. işbirliği. i. soğukkanlı. ac ımasız. halka şeklinde vrılmış saç. 2.f. e z. biyol. 1. tutarlık. soğuk kimse. 4. ikincil. 1. fiz. 1. kar s. suç orta ğı. 3. yan yana olan. kangal şeklinde boru. kolaj. 3. birlikte çalışan kimse. madeni basmak. s. i. sarmak. i. tutarlı olarak. 2.. kok kömürü. (formaları) harman etmek. 1. kad ın berberi olan erkek. tasma takmak. (borca kar şı gösterilen karşı teminat. i. k ımadeni i. i. tutarlılık. s. (insanlardan şan) grup. fiz. ani soğuk. tutarlı. fiz.ı. 2. birleşmiş. saç biçimi. i. 2.kangallamak. merhametsiz. nezle. (sözcük/söz) türetmek. i. tıb. tahvil. merhametsiz. with ile rastla şmak. tıb. f. olu i. f. 2. coitus. yüz kremi.. bir sonuca bağlanmadan kapan ır. aniden gelen so ğuk hava. birlikte çalışmak. işbirlikçi. gerdanl ık. i. tali. senet v. mantıklılık. tasma. yap ışmış.coherence coherent coherently cohesion cohesive cohort coiffeur coiffure coil coin coincide coincidence coincidental coincidentally coition coitus coke coke colander cold cold cream cold cream cold cuts cold fish cold snap cold snap cold sore cold war cold wave cold-blooded coldhearted coleslaw colic colitis collaborate collaboration collaborationist collaborator collage collapse collapsible collar collar stud collarbone collate collateral collateral security i. taraftar. k. çatışmak. i. 1. i. 2. i. 3. (borca kar ve bir mülk. 1. destekçi. uyuşma. katı yürekli. yaka takmak. 2. frigo. yakalamak. kolik. kolaboratör. sar ılmak. . den. tesadüfen. uçuk. 1. i. kalınbağırsak iltihabı. 1. havanın aniden soğuması. çökmek. bobin. 2. aynı zamana rastlamak. yap ışkan. mantıklı. işbirliği yapan kimse. 1. yapışma. ık düğmesi. 2. i. süzgeç. uymak. 1. 3. 3. soğukluk. yakas ına yapışmak. işbirlikçi. katlanabilir. 2. 1. kalınbağırsakta ve karın boşluğunda duyulan sancı. kolaboratör. argo kokain. işbirliği yapmak. 2. saç tuvaleti. soğuk. bir olmak. çökertmek. tahvil. kuaför. 3. roda. para f. 3.b. f. duygusuz. tamamlayıcı. 4. kohezyon. 5. i.´ne dayal ı) teminat. bak. i. yıkmak. 3. rastlant s. (iskemle/masa) açılır r kapan olmak. yıkılmak. tesadüfi. birlikte çalışma. z. köprücükkemi ği. 1. şevreli. (sayfalar ı) sıraya koymak.

colloquial. çoğ. 1. matb. i. 3. i. çarpışmak. ortak mülkiyet. sömürgecilik yanl ısı. koloni.s. albay. 2. . koleksiyoncu. -de3. s. Shakespeare´in toplu eserleri.. üniversite. sancak. mükâleme. i. 3. iş arkadaşı. i. koloni haline getirme. sömürgeci. bak. 1. k ıs. yüzü kızarmak. kolektif çiftlik. boya. koloni/koloniler kurmak. s. kolektif. 3. foto. Kolombiya. 2. -de koloni/koloniler kurma. bayrak. İng.). toplu sözle şme. Kolombiya. 2. i. canl ılık. s. i. para. kolon. Kolombiya´ya özgü. renk. s. karşılıklı konuşma. renkli foto ğraf. toplanm ış: the collected works of Shakespeare şında. 1. renkli televizyon. 1. ortaklaşa iyelik. 2. f. i.colleague collect collect call collect call collect o. koloni. topluluk ismi. sömürgeci. al ımcı. İng. kömür madeni işçisi. renkli foto ğraf çekme. z. i. kolonyal (sanat. çarpışma. f. mimari v. dev şirmek. birikmek: He collects şması. 3. koloni haline sömürgele şme.. koleksiyon. 4. s. ödemeli telefon konu şması. renk filtresi.b. anat. konuşma diline özgü. 1. tirmek. 3. 1. i. (kilisede toplanan) s. 2. 2. f. boyamak. iane. İskoç çoban köpeği. 1. Kolombiyalı. ortakla şa. ortak. tahsildar. sömürgele i. renk de ğiştirmek. i. 1. 1. dilb. konuşma dilinde kullanılan sözcük/söz. akl ı ba i. renklendirmek.. sömürgele ştirme. 1. kolektör. colloquialism. toplama. renklenmek. kendini toparlamak. sömürgecilik. 1. i. derlemek. koloni haline getirmek. i. They don´t collect trash on ödemeli telefon konustamps. 3. kafas ını toplamak. toplu. Pul biriktiriyor. gelme.. meslekta ş. renkli foto ğraf. topluluk ad ı. 2. toplaç. kömür gemisi. ortak bellek. iki nokta üst üste (:). i. (anayurdundan ayr ı) bir kolonide ya şayana özgü. renkli bask ı. toplanmak. hep bir arada. colonize. (işverenle işçi temsilcileri arasında) toplu görüşme. collect one´s thoughts collected collection collective collective agreement collective bargaining collective farm collective memory collective noun collective noun collective ownership collector college collide collie collier collision colloq colloquial colloquialism colloquially colloquy Colombia Colombian colon colon colonel colonial colonialism colonialist colonise colonist colonization colonize colony color color filter color photograph color photograph color photography color printing color television/TV i.ş2. f. with -e çarpmak. toparlamak. kolonide ya şayan. 2. fakülte. 3. ruhb. koloni kuran. Kolombiyalı. renk. 2. i. yüksekokul.. biriktirmek. sömürge. i. 2. 2. toplamak. konuşma diliyle. i. i. f. 1. 1.

saymamak. i. 3. 2. renkkörü. gazet. biçerdöver. 1. muharebe. muharip birlikler.. renksiz. dediğine gelmek. gelmek. tarafs ız. renkli. s. üstüne yürümek. girmiş olacağız. come around come at come back come between come by come close to come down come down in one´s opinion come down in one´s price come down in price come down in the world come down to earth s. aralarına girmek.. Hadi can 1.. kolay tutuşan madde. f. Az kald ı tepesi atacaktı. -e varmak. s. ile kar şılaşmak. dövüşken. renkkörlü ğü. 2. 2. ız. savaş. 2. petek. birleşmek. 1. dövüşçü. kartel. f. silik. sütun. kocaman. renksiz. 1. fıkra yazarı. 2. yans ız. canl ı. dili beli gelmek. s. f. 1. taramak. ask. donuk. s ıpa. ım. birleştirmek. akromatopsi. 1. 2. bal pete ği. solgun. (bir şeyin) fiyatı düşmek. bileşim. birleşim. soluk. 2. dövüşmek. gazet. 1. s. gerçekçi olmak. boya. i. 4. 2. i. kim. renkli. u ğramak. 2. i. 1. renksiz. s. anlams s. f. Temmuz ğinde denize gelmek. (--ted. -e ulaşmak. siyah. 3. birle şme.color-blind color-blindness colored colorfast colorful coloring coloring book colorless colossal colour colt column columnist coma comatose comb comb out combat combat combat troops combat zone combat zone combatant combative combination combination lock combine combine combustible combustion come come about come across come along Come along. yar ı baygın. mücadele etmek. i. Come July and we´ll be swimming. 1. kombinezon. fıkra. hayal kurmaktan vazgeçmek. 2. come) 1. ırmak. 4. i. s. mim. 5. taramak. tekdüze. u ğramak. geri dönmek. kolay tutu şan. muazzam. çok büyük.. 4. renkli. i. kolon. çökmek. s. k. kol. kö şe yazarı. 3. sava şçı. boşalmak. vuruşma. 2. ayırmak. yanma. 5. 2. tutu şma. ilerlemek.´nde) ibik. boyama kitab ı. daltonizm. 2. renk. tay. meydana -e rastlamak. direk.b. 2. i. solmaz. şifreli kilit. 3. 3. (birini) eskisi kadar (kendi malının) fiyatını düşürmek. i. ask. orgazm geldi olmak. -e rast gelmek. sava şma. to (bir kişiden/bir zamandan) (başka birine/başka bir zamana) kalmak. ateşli bir tartışma. 3. 3. muharebe alan ı. He came close to losing his temper. 1. i. devasa. s ıkıcı. -e erişmek. 3. --ting) 1. -i keşfetmek. yanıcı. i. bak. 2. geri gelmek. savaş alanı. 3. 1. kavgac ı. f. 2. İng. sava şmak. koma. (came. 1. sald 1. birlik. 1. birleştirme. düşmek. 2. 3. akla gelmek. 4. komada. 3. tic. muharip. i. dövüşme. iyile şmek. color. (fırsat) çıkmak. elde etmek. (horoz v. kö şe yazısı. kendine gelmek. tarak. 2. yıkılmak. 1. beraber gelmek. (fiyat) dü şmek. ateşli bir tartışmaya katılan kimse. sağlığı gittikçe düzelmek. monoton. i. (kilitte) şifre. i. (biri) (eskiden sahip oldu ğu) para ve prestijini kaybetmek. 1. . çarpışma. kaba zenci.

iş başına geçmek. birinci olmak. 3. 2. (yarışma sonunda) (belirli bir ırada) olmak: He came in first. bütün zorluklara ra ğmen. tamamen durmak. 2. rıklığına uğratmamak. Birinci oldu. 1. do ğmak. fermaya oturmak. -in sahibi olmak. dili 1. 3. (yayın) mlanmak. altta kalmak. felakete u ğramak. kendinden bekleneni yapmak. bir karara varmak. kalar ını hayal kıyapmak. dönüm noktas ına varmak. ş dili (beklenileni) ayılmak. 1. (leke) ıkmak. 1. dili 1. kendini göstermek. kat ılmak. başı darda olmak. yenilmek. dört ayak üstüne düşmek. çok uzaklardan ne olursa olsun. gerçekle şmek. başarılı bir sonuç almak. 1. göğüs göğüse dövüşmek. 1. ile çarpışmak. en çok zarara u ğramak. görünmek. iş 1. meydana gelmek. -e özen göstermek. ç ıkmak. 1. yumruk yumru ğa gelmek. -e özenmek. gelmek: Has the s e yaramak. etkili olmak. ortaya ç ıkmak. (av köpe ği) ferma yapmak. son noktaya varmak. 3. Yok can ım! k. kullanılmaya başlamak. iktidara geçmek. belasını bulmak. 3. Haydi! 2. (haber) yayılmak. belli olmak. k. stop/istop etmek. yumruk yumru ğa gelmek.come down with a cold come forward come from afar come hell or high water come home to come in come in handy come into come into collision with come into force come into play come into possession of come into power come into prominence come into sight come into the picture come into the world come into use come into view come of come off Come off it! come off worst/get the worst of it come on Come on! come one´s way come out come out of one´s shell come out on top come through come through come through with come to come to a dead stop come to a decision come to a head come to a head come to a point come to a point/ make a point of come to a stop come to an agreement come to blows come to blows come to close quarters come to fruition come to grief come to grief nezle olmak. gözükmek. (bir şeyi) bilhassa yapmak. sahneye ç ıkmak. kullanılmaya başlamak. düşmek. 1. kafas ına dank etmek. -den ç ıkmak. kedi benim demedi. meydana ç ıkmak. 2. cenkleşmek. varmak. kopmak. 2. dili Yalan ı bırak!/Bırak! k. dili (f ırsat) eline geçmek. (belirli bir amaçla) ortaya ç ıkmak: Nobody came forward to claim that cat. durmak. ön plana çıkmak. 2. ç ıkmak. 2. ortaya ç ıkmak. açıılmak. şarılı olmak. dünyaya gelmek. 2. kendine gelmek. yürürlüğe girmek. yay suskunlu ğu bıç rakmak. uyu şmak. k. (zor bir durumdan) sağ olarak ba k. 2. dili 1. görünmeye ba şlamak. k. karara varmak. olmak. 2. herkesin dikkatini çekmeye ba şlamak. görünmek. girmek: Come in! İçeri gir!/Buyrun! 2. ba gerekeni/beklenileni yapmak/becermek. . (mirasa) konmak. muzaffer ç ıkmak. Kimse ç ıkıp da ogelmek. başarısızlığa uğramak. girmek.

comeback i. konfor. 2. ne olursa olsun. rahatlık. dili tela şa kapılmak. 2. keşfedilmek. dili (bir plan. (belirli bir seviyeyi) tutturmak. 2. hayal kırıklığı.´s rescue come to stay come to terms come to terms come to terms with come to the fore come to the point come true come true come under come undone come unglued come untied come up against come up in the world come up to come up with come upon come what may come what may come/draw to a close come/run across (with) (ile) kap ışmak. aklına gelmek. anlaşmak. -e rastlamak. comedienne comedown comedy comely come-on comet comfort comfort station i. ç ıkmak. k. başarısız kalmak. Artık burada kalacak.´ni) bulmak. öne geçmek. ferahlık. çare. ayılmak. k. i. teselli. 1. comedian i. düşüş. boşa çıkmak. alımlı. kalmak. gelmek. kuyrukluyıldız. komedyen. 2. . birinin imdad ına yetişmek. 1. 2. gerçekle şmek. teselli etmek. 2. i. aklı başına gelmek. meydana gelmek. dövüşmeye başlamak. bulunmak. durmak.come to grips come to grips with come to grips with come to hand come to life come to life come to light come to mind come to naught come to nothing come to nothing/naught come to one´s senses come to pass come to rest come to s. ile kar şılaşmak. come/run up against a blank wall k. (belirli bir hizaya) kadar gelmek. ne olursa olsun. çözülmek. komedi yazar ı. aklını başına toplamak. açmaza düşmek. argo zekice ve yerinde cevap. sivrilmek. varmak. olmak. i. -e çatmak. gerçekleşmek. (bir yere) devamlı yaşamak amacıyla gelmek: He´s come to stay. hatırlamak. 1.b. 1. umumi hela. doğru çıkmak. -e rastlamak. 2. f. sona ermek. aç ılmak. with (sevmediği bir şeyi) güçlükle etmek. rahat ettirmek.o. mutabık kalmak. 2. i. 1. s. ile ciddi bir şekilde ilgilenmek. açılmak. i. suya düşmek. (birinin) para ve prestiji artmak. cevap v. kadın komedyen. mutabık kabul (kabul edilmesi zor olan bir şeyi) kabul etmek/kabullenmek. 1. komedi. 1. canlanmak. etekleri tutuşmak. -e tesadüf etmek. bitmek. 1. itidalini kaybetmek. (with) anla şmaya varmak. -in esaslar ını ele almak. dili ç ıkmaza girmek. eski formunu bulma. çözülmek. (-in yetki alan ına) girmek. sadede gelmek.

i. i. bak. emanet etmek. başlamak. ticaret hukuku. i. hükümranl ık. ticari. askeri bir mecbur etmek. 4. 1. -in derdini payla şmak. ticaret hukuku. yorum. s. bant-karikatür. z. kurul. 1.. komedi oyuncusu. 6. emir. 4. 5. 1. başkomutan. 3. hatıra pulu. commercialize. 2. f. bilg. övmek. söz söylemek. karıştırmak. 1. gülünç. (--ted. yüzdelik. teselli edici kimse/şey. i. i. yapmak. 3. hatırasını yad etme. (gezici) satış temsilcisi. i. sal ık vermek. anmak. başlangıç. f. f. tefsir. i. etkili. ac ıma. --ting) 1. buyruk. yorum. orantılı. f. i. Allaha kar şıba suç işlemek. ğlamak. 1. anma. konforlu. s. rahat. operakomik. f. kumandan. s. yorumcu. İng. 3. 1. 2. eleştiri. tavsiye etmek. 3. deniz binba şısı. ıkomedi ile ilgili. 1. s. f. komut. 3. komik. 1. 2. komik. ticaret. karışmak. atamak. yaklaşma. 1. 2. 2. gelecek. 1. 1. şube müdürü. komutanl f. yorgan. komisyon ücreti.comfortable comfortably comforter comic comic book comic opera comic strip comical comics coming comma command commandeer commander commander in chief commanding commandment commando commemorate commemoration commemorative commemorative stamp commence commencement commend commendable commensurate comment commentary commentator commerce commercial commercial law commercial law commercial traveller commercialise commercialize commingle commiserate commiseration commission commissioned commissioned officer commissioner commit commit an impiety commit an offense s. rahatça. s. işleme. i. tenkit. f. i. 2. yaklaşan. söz vererek sayg ısızlık etmek. diploma töreni. i ş. 2. i. s. 2. subay. çizgi roman. 2. 5. i şlemek. fikrini söylemek. komut: ık. s. (birinin/bir şeyin) anısına yapılan. i. virgül. teselli. eşit. gelen. komisyon. emanet etmek. İng. f. rahatlatıcı şey. vazife. başlama. i. görevlendirmek. 2. egemenlik. 2. i. hâkim. alım satım. 2. on ındatefsir. i. emzik. s. TV reklam. . atk .. övgüye de ğer. ele ştirmen. anma töreni. kauçuk meme. önümüzdeki. -i ticaret arac ı yaparak bayağılaştırmak. 2. tayin etmek. katmak. komando. emir. radyo. İng. i. 1. 2. (askeri hizmette kullanmak üzere) el koymak. 1. 2. görev. komutan. yetki. geliş.. 4. i. ka şkol. İng. güldürücü. hakkında yorumda bulunmak. aç ımlama. 2. komando birliği. bant-karikatür. 3. f. 3. kumandanl ık: hizmete Air search command arama komutu. komisyon üyesi. s. f. hakk i. eylem. i. 3. teslim etmek. 1. 1. emreden.

konu3. f. 1. (bir konuda) ne dü şündüğünü söylemek. Onlar bilinen gerçek. komünist. üstenme. sempatiklik. s. common common enemy ortak ğı dü kesir. i. kesif. teslim etme. 4. örf ve âdete dayanan hukuk. görü ş. iletim. 1. common-law marriage resmi nikâhs ız beraber ya şama. cins isim. haberleşme. ortak. komünizm. i. sözlü anlaşma. 3. kamu. 1. i. 3. söz. 1. klişe. yazmak. ettirmek. heyet. kesin karar. teslim sadakat. 2. baya ortak bir zevk. mat. ulaşım. (cezay ı nda her gün gidip gelmek. sık. 2. ferah. aras i. sohbet etmek. amme. bulaşıcı. pudralık. özlü. iletişmek. f. şamata. 2. Bunu yapmaya söz intihar etmek. 4.. komün. i. ba ğlılık. eşya. sıradan insan. (hastal ığı) bulaştırmak. 4. 1. z. oto. haberleşme. 2. 3. (with) (ile) haberle . komünyon. (mektup. katılma. s. iletili haber. iletmek. vaat. iletilme. dilb. s.komite. 2. sokaktaki adam. cemiyet. i. i.: There´s no common ground between ın hiçbir ortak yanı yok. i. banliyödeki evi ile şehirdeki işyeri arasında her gün gidip gelen kimse. 2. ortak mal sahipliçevirmek. 2. sirayet şş mek.s. s. nakletmek. toplumsal. karışıklık. 1. 1. (k ısa ve resmi) bildiri. halka ait. Hrist. klozet. basmakalıp söz. compare. ortak mal.şcumhuriyet. 3. i. staple commodities başlıca satış ürünleri. sözleşmek. topluluk. küçük araba. k ıs. ı) hafifletmek. olma. ezberlemek. s ıradan. beraber yapılan: common defense ortak savunma. iletme. örf ve âdet hukuku. kısa. beylik laf. them. 2. cins ad ı. i. komisyon. i. i. adi hisse senetleri. olağan. mezhep. 1. adi kesir. kurul. tasarruf. 1. s. radan bir ey. 2. hapsetmek. ulus.ı1. 2. bildirmek. mal. şman. cins ismi. toplum. compiled. mü şterek ği. 1. gürültü patırtı. tutku v. 2. pudriyer. s. commit suicide commit to memory commit to prison commit to writing commitment committee commode commodious commodity common common fraction common ground common knowledge common law common law common man Common Market common noun common noun common property common sense common sense common stock common touch commonly commonplace commonwealth commotion communal commune commune communicable communicate communication communicative communion communiqué communism communist community commute commuter comp compact compact compact 1. 1. sağduyu. çoğunlukla. 2. 3. fikrini söylemek. taahhüt. common grave ortak bir mezar. 4. yoğun.b. i. i. 1. söyle şmek. . s. (ile) iletişim kurmak. s i. 2. aklıselim. i. 1. sıkı. müşterek. complete. i. sağduyu. Ortak Pazar. halk. eyalet. Hrist. to söz vermek: You´ve committed yourself to doing this. s. f. lazımlık iskemlesi. telgraf gibi iletilen)4. iletişim. toplumla ilgili. 2.commit o. sözleşme. komünikasyon. umumun mal ı olan. not. payla şma. şkan. genellikle. bayağı. çoğ. 2. banliyödeki ev ile şehirdeki işyeri f. encümen. companion. 1. geniş.

2. şefkatli. karşış s. i. mukayeseli. 2. i. (ile) ba ğdaşan. s. eşlik. 1. 3. acıma. s. şefkat. 4. s. şikâyet etmek. yumuşaklık. karşılaştırmalı. -e benzemek. 2. yakınma. hastalık. şikâyetçi. kompart ıman. elkitabı. vatanda ş. for i. for için yarışmak. saha. 2. 1. cana yak ın. sokulgan. Bizi s ık sık güldürerek arasıra -in bedelini birine ödemek. sevecenlik. 1. ehil. merhamet. 2. karşıla dilb. 1. yumuşak. 4. pusula ibresi. 1. (with) (ile) kar şılaştırmak. tazminat. lış k. . pergel. 2. yoldaş. yeterlik. yeterli. (with) (ile) uyumlu. 1. f. tazminat paras ı. f. i. 2. ba ğdaşma. 1. refakat. 3. 3. pusula. zarflar ştırmal ı anatomi. ile rekabet etmek. pusula iğnesi. f. takdimci. tamamlayıcı. olumlu compensation taraf. rekabet. rehber. davacı. to -e benzetmek. refakatçi. (sıfat veya ın) üstünlük derecesini gösteren. s ınır. i.o. rakip. i.1. sunucu. 3. i. compere compete competence competent competition competitive competitor compile complacency complacent complain complainant complaint complaisance complaisant complement complement f. i. kompakt disk çalar. benzer. 1. topluluk. yumuşak başlılık. 2. s. f. s. fayda. yalpak. kifayet. 6. (--led. i. i. i. ba şkalarıyla rekabet edebilir. ortaklık. alan. karşılaştırmalı dilbilim. yumuşak başlı. s. 3. bölme. merhametli. telafi etmek. i. görüş alışverişinde bulunmak. i.y. misafirler. yurttaş. 2. ask. arkada şlık. 2. kendinden ho şnut olma. tamamlamak. with ile yar ışmak. yakınmak. 2. derlemek. --ling) zorlamak. kumpanya. 1. 2. rekabete dayanan. f. 3. yetkili. yetenekli. ılabilir. with tic. mukayese. s. görüş alışverişinde bulunmak. i şin üstesinden gelebilen. fikir alışverişinde bulunmak. tümleç. arkadaşlar. karşılaştırmalı dilbilim. kabiliyet. eş. eşlik.compact disk compact disk player companion companionable companionship company comparable comparative comparative anatomy comparative degree comparative linguistics comparative linguistics compare compare notes compare notes comparison compartment compartmentalize compass compass needle compassion compassionate compatibility compatible compatriot compel kompakt disk. compensate compensate for one thing by/with bir şeyi başka bir şeyle telafi etmek: She compensates for her occasional another rudenesses by frequently making us laugh. yetki. i. 1. i. uyumluluk. sevecen. dilb. beraberindekiler. başkalarına acıyan. 1. f. geçimli. i. 2. 3. misafir. şikâyet. faydalı taraf. yarışma. 1. yar ışmacı. ehliyet. compensate s. arkada la tır4. uyma. bölüm. arkada ş. 2. bedelini ödemek. i. d. 2. üstünlük derecesi. uyum. bölmelere ayırmak. 2. tic. s. karşılaştırma. tazmin etmek. kumpanya. i. telafi. orantılı. dilb. 1. 5. i. i. çevre. 5. yetenek. f. 1. şirket. nispi. 1. tic. mecbur etmek. 2. 1. kendinden ho şnut.

(aralarındaki şmazl ıkları) olmak. compose compose o. 2. anlayış. çapraşık. yumu şak başlı. karma şık. görünü ş. öğe. 2. f. (müzik/şiir) yazmak. cilt. tamamlayıcı. iltifat etmek. kim. zorlaştırmak. 1. itaat. kompliman yapmak. s. çetrefil. kapsamak. dilb. anla kendine hâkim kendine gelmek. parça. 5. kompliman. i. (bir işe giriştikten sonra ortaya çıkan) engel. tam. i. (yazılı ödev olarak) kompozisyon. unsur.s. çözülmesi güç. kavramak.complementary complete complete with complete works completely completion complex complex complex sentence complexion complexity compliance compliant complicate complicate complicated complication complicity compliment compliment complimentary compliments compliments of the season comply component comport comport o. kavranabilir. bileşim. 1. komposto. It came a complete surprise. 3. i. uysallık. 2. çetrefil. 1. ücretsiz. kavrayış. karışık. beste. hareket etmek: She always herself with dignity. tebrikler.s. i. kompres. gidermek. expectations. karmaşık. sona erme. yla kat ılıyorum. riayet. bitirme. kapsamlı. composer composite composition compositor compost composure compote compound compound compound interest compound sentence compound word comprehend comprehensible comprehension comprehensive compress compress s. dilb. bileşik faiz. karma . bile şik. mürettip. i. sıkıştırmak. s. 6. karma ştırmak. i. karma şık hale getirme. Sonuçlar bekledi davranmak. tamamlama. sayg ılar. tenin rengi. 2. Senin dediklerine tamam ile beraber: You can buyıthe books complete withas a book case for five ı. 3. 2. eserler: the complete works of Hüseyin Hüseyin Rahmi´nin bütün eserleri. 1. bitme. with -e uymak. z. bir kitapl ıkla beraber beş Rahmi milyar liraya alabilirsiniz. 3. tıb. hediye olarak verilen. övücü. 1. 3. i. s. s. oluşum. s. besteci. with -e uymak. bile i. anla şılabilir. 3. şiir yazma. ekon. 4. birle şik cümle. karma şık. cüz. i. yerine getirme. şıklık. 1. içine almak. i. İng. mat. bileşik/karışık şey. karma. -e riayet etmek. i. f. i. güçlük. i. kapsam. ılımlılık. beste yapma. 2. f. uyma. san. iltifat. bileşik. s. 2. etraflı. sakinlik. pürüz. (on) tebrik etmek. 2. 1. tümleyici. itidal. şim. kompozisyon. 4. içinde binalar bulunan etraf ı duvarla çevrili yer. karmaşıklık. karmaşa. soğukkanlılık. 1. 2. s. selamlar. birle şik sözcük. 1. bileşimde bulunan. dilb. kompleks. uysal. 2. s. 1. şiir yazmak. anlaşılması güç. kompozitör. 1. karma şık. zorluk. ho şaf. karışıklık. geniş. boyun e ğme. i. uyma. kutlamak. 4. i. f. karmaşa. güçleştirmek. 2. ten. çetrefilleştirmek. s. 1. her zaman a f. kompleks. kompleks. 2. . 1. komplikasyon. övgü dolu. anlamak. suç ortaklığı f. i. 2. 1. bütünüyle. i. i. 2. s. itaatkâr. iltifat eden. beste yapmak. terkip. tamamlanma. tamamlayan. paras ız. s. 1. ruhb. billion Kitaplar bütün liras. çürümü ş yaprakla karışık gübre. -e uygun olmak: The results comport with our ğimiz gibi comports oldu. O ğı rba ş l ı bir ş ekilde davran ı r. tebrikler. eleman. i. kompleks. girişik cümle. f. karma şa. komposto. bestekâr. tamamen. i. dizgici. güz. görünüm. kat ıksız: I´m in complete sympathy with what you´re saying.

kompüter. ba şlangıç. i. 1.––d ı. kabul etmek. f. s. 1. dayan ılmaz bir istek. ilgi: I understand the reason for your concern. 2. kavram. uzlaşmak. teslim etmek. i. bilgisayar çipi. toplanmak. yoğunlaştırmak. sıkıştırma. i. dü şünmek. dikkati bir noktada toplama. 3. yoldaş. i. ştırmak. içbükey. i. 2. kompresyon. f. 2. oluşturmak. toplamak. z. f. görüş. kapsamak.s. 1. kendini be ğenmiş. 2. ruhb. ile uyuşmak. bir araya ığma. bilgisayar programlamas ı. İng. düşünceyi/dikkati/gücü bir s. y ığmak. -e dair. ile meşgul olmak. kavramak.toplanma. zorlama. s. toplaşım. bilgisayara geçirmek. kompresör. Bizi en çok şeylerden biri. idrak etmek.deri deri tirmek. 1. (--ned. tasavvur etmek. --ning) aldatmak. bilgisayar. f. düşünce. örtmek. 1. with concerned concerning sıkıştırılmış hava. getirmek. görü ş. hesap etmek. toplama y kamp s. i. 1. 1. tazyik. 3. fikir. i. 2. mefhum. 2. Ona karşı düşünmek. ruhb. b ırakmak. kavram. bilgisayar program ı. bilgisayar operatörü. zorgu. konkav. bilgisayar yazılımı. 1.a 4. s. i. dü şünülebilir. (bir konuda) uzla ş ile uzlaşmak. kibir. 2. tasarlamak. getirme. endişeli. saklamak. vicdan rahats ızlığı/azabı. dislike I haveakl conceived a dislike for him. 4. uzlaştırmak. bir araya unla şmak. bilgisayar programc ısı. s. hesaplamak. 2. f. i. i. ına gelmek. 2. 1. anlaşmaya varmak. arkadaş. 2. şılıklı ödün vererek 1. vermek. i. zorunlu. 3. zorgulu. hakk ında. i. konsantre. i. konsantrasyon. 3. merkezleri bir. içermek. 1. gizli tutmak. f. yoğ un. . s. içbükey yüzey. düşünceli. (taraflar ın karşılıklı ödün vererek yaptığı) anlaşma. kendini be ğenme. hayal edilebilir. içtepi. 1. anlamak. obruk. f. ı. bilgisayar donan ımı. ilgili. gebe kalma. computerize. ilgilendiren ile ilgilenmek. ortak merkezli. mecburi. içimde bir nefret uyand f. 4. alakalı. (birini) ilgilendiren şey: It´s one of our major concerns. koyula yoğ şş ik. derişim. akla gelebilir. toplama. bilgisayarla donatmak. karşı. gizlemek. gebe kalmak. 2. itiraf etmek. 1. 2. f. 3. gurur. aleyhte. bilgisayar mühendisi. fikir. s. kand ırmak. bilgisayar mühendisliği. kibirli.compressed air compression compressor comprise compromise compromise on compromise with compulsion compulsive compulsory compunction compute computer computer chip computer engineer computer engineering computer hardware computer operator computer program computer programmer computer programming computer software computerise computerize comrade con con concave concave conceal concede conceit conceited conceivable conceive conceive of concentrate concentrated concentration concentration camp concentric concept conception concern concern o. uzlaşma. basınç. bak. zorlayıcı. -den olu şmak. edat ile ilgili olarak.. f. konsantrasyon.. 2. sistem operatörü. uyuşma. kar mak.

kondansatör. koyulaştırmak. kim. z. beton kar ıştırıcı. kim. 4. karar sonuç ş. (buhar/gaz) sıvılaşmak. yo ğunlaştırma. 3. 2. 1. Anlaşmanın ş artlar ından biri. yatıştırıcı. 2. k ınama. 1. başsağlığı. uzlaştırmak. etme. ılmasını etmek. 1. k ısa.ç biti i. bumahkûmiyet. netice. k ınamak. (--red. What are conditions there? Oradaki hayat şartl ı. (buhar şekerli konsantre süt. 4. kim. i. i. s. sözde alçakgönüllülük göstermek. s ı v ı la ş ma.. birlikte yap ılmış. 1. s. aynı zamana rastlamak. antlaşma. son. resmen yasaklamak. 2. 2. aynı zamana rastlama. 2. ahenk. kayıtl ı. f. konçerto. çat i. f. i. yat ıştırmak. 5. k ısaca. ında/garda) büyük yolcu salonu. ayıplamak. . kabahatli bulma. 1. lütfetmek. kesin. az ve öz. ı/gazı) sıv ılaştırmak. i. 1. büyük deniz kabu ğu. f. 2. uzlaştırma. i. 2. with ba şsağlığı dilemek. taziyede bulunmak.düzmek. f. 1. son. suçlu çıkarmak. 1. imtiyaz. az ve öz. yo ğunlaç. kamula ğu. i. 2. 4. şlike art kipi. beton. bar ış. uyuşmak. son. s. uyuşma. 3. şiddetli sarsıntı. nihayet. taviz. 1. şart kipi. birlik.. 2. mahkûm ştırma. s. z. taziye. dilb. aynı zamanda. konser. s yo ğunlaşmak. 1. itiraf. tenezzül etmek. izdiham. teslim. 5. tertip etmek. veciz. görmezlikten gelmek. huk. 3. i. 3. 1. 3. buğulaş ma. koşul: It´s one of the conditions of the agreement. istimlak.concert concerted concerto concession conch conciliate conciliation conciliatory concise concisely conclude concluding conclusion conclusive concoct concoction concord concourse concrete concrete mixer concur concurrence concurrent concurrently concussion condemn condemn to death condemnation condensation condense condensed milk condenser condescend condescending condescension condiment condition conditional conditional mood conditional sale conditionally condole condolence condom condone conduce conducive i. kalabal ık. s. beton. 1. (yazıyı/sözü) 2. tenezzül. uyum. kaput. 2. kamulaştırmak. mahkûm etmek. 3. s. özet. -e vesile olmak. uyum. 2. yoğuşturucu. f. ış(fikir) mak. anlaşma. aynı olan. ayn ı fikirde olmak. sona erdirmek. prezervatif. 2. birbirine kar ıştırarak hazırlamak. 1. 1. (bir işin) sonunu getirmek. izin. 5. i. 1. birlik. bitirmek. ayıplama. malaksör. kondansasyon. i. i. i. ayn ı zamana rastlayan. bir araya gelme. beyin sars ıntısı. (hikâye/yalan) karıştırma. şart. 4.uydurmak. birlikte planlanmış. ı v ı la ş t ı rma. fiz. 1. 2. betonyer.. özlü. kabul. 2. kati. toplanma. 2. 2. 2. i. betonkarar. koyulaşmak. --ring) 1. sona ermek. huk. i. k ısaltma. sonuç. yapmak. şartlı olarak. gönül alıcı. s. i. karışım. şarta bağlı satış. ödün. dinleti. sonuca varmak. tenezzül eden. 1. gönlünü almak. 2. 3. 1. 1. bir karara varmak. gönlünü alma. z. suçlu çıkarma. 2. 1. f. yemeğe çeşni veren şey. 1. s. ahenk. göz yummak. istimlak in kullan idama mahkûm i. nihai. meydan. koşullu. 2. uyuşan. 3. yoğunlaşma. i. 1. ıkarmak. f. f. dilb. karar. s. i. fiz. fiz. f. (havaalan s. 2. yo ğunlaştırmak. i. somut. ayn ı olma. to/toward -e neden olmak. yat ıştırma. f. ş arta ba ğlıliving . bitmek.

2. bağlaşık. konfigürasyon. müzakere etmek. 1. mak. z. kesinle i. iletken. müzakere yapmak: Ime. birlik. to (bir hastal ık) (birini eve/yatağa) ğlamak. (--red. 1. i. 2. ı çok iyi yürüttünüz. gizli kalmas ı gereken. madde. i. i. 2. (with) (ile) görü şmek. ihtilaf. i. yönetim. f. (yasaklanm ış şeyi) toplamak. birle şik devletler. konfederasyon. 4. birleşik. confidence confidence game confidence in confidence man confident confidential confidentially confidently configuration confine confinement confirm confirmation confirmed bachelor confiscate confiscation conflagration conflict conflict i. sın tasdik etmek. kozak. kamula ış toplama. --ring) 1.s(eve/yata ırland ırma. 1. uyuşmazlık. You can´t conduct such experiments Bu kuşatmay davranmak: He conducted himself well at the party.bekâr. anlaşmazlık. bilg. s. bağlaşık.y. ittifak. (dondurma için) külah. birleştirmek. 2. harp. ile çelişmek. bağlaşmak.. güven. 1. bot. görünüm. birleşik. için) i. idare etmek: You´ve conducted this siege well. 2. lider. 2. k ılavuz. i. konfedere. 2. düzenleniş. önder. i. doğrulama. 1. (yasaklanm tırma. pudraşekeri. günah ç ıkartma hücresi. i. konfirmasyon. 2. 1. teyit. -i müsadere. sağlama ğlama. şef. ba ğa) ba ğlı kalma. iletici. üçkâğıtçı. iletken iletken. bak. görü ş f. i. -emala haciz koymak. 1. konfedere. 3. 3. papazın verdiği ilmihal derslerine devam etme ve kiliseye üye ba müzmin f. -i müsadere etmek. itiraf. -e kapatmak. biletçi. koni biçiminde makara. hapis. i. f. şeker. s. 1. f. itiraf etmek. şmamak. suç ortağı. do ğum etmek. fiz. Bu aram ızda kalsın. 3.o./Ona itimad ım var. 4. şekerleme. birine s ırrını söylemek. Partide iyi davrand i. kongre. 3. tasdik. geçirme. 2. kozalak. i. iletkenlik. f. kondüktör. 3. idare. pudra şekeri. el koyma. i. hareket. düzen.. dert ortağı. istimlak. geçirgen. yürütmek. Ona güvenirim. günah ç ıkartma. dolandırıcılık.conduct conduct conduct o. hapsedilme. birleşmek. haciz. (rezervasyonu) konfirme f. (silahlı) çatışma. geçirgenlik. geom. 2. 3. geçirici. ınırlandırmak. 3. inanan. pudraşeker. emin. z. günah ç ıkartan papaz. şekerleme imalathanesi. i. withçat ile ış uyu . haczetmek. 1. him konferans. ş tirmek. güvenle. biçim. fiz. 2. nakletme. I have confidence in him. f. 3.s. 4. 2. büyükşyang i. iletme. to -e hasretmek. sa ğ lama ba ğ lamak. 1. konfederasyon. sırdaş. sonrasıteyit yatakta kalma süresi. 1. s. koni. i. tavır. (orkestra/koro şef. i.. (birini) kutsayarak kiliseye etmek. 2. conferred with on the matter. s. conduction conductive conductivity conductor cone confection confectionary confectioner confectioner´s sugar confectioners´ sugar confectionery confederacy confederate confederate confederated confederation confer conference confess confession confessional confessor confidant confide confide in s. doğrulamak. 2. f. itimat. sınırlama. 2. (mala) el koymak. yönetmek. i. 1. sır olarak.. to -e hapsetmek. to (s ırrını) -e söylemek. i. şekerleme. toplant ı. confectionery. dolandırıcı. sınırlamak. 1. fiz. 3. istimlak etmek. i. d. 4. 1. s. i. 1. üçkâğıtçılık. kamula ın. 2. (belirli bir şekilde) ı . ile çatışmak.Meseleyi onunla görü ştüm. günah ç ıkartmak. şekerci. gizli: This is confidential. ştş ıeyi) rmak. 1. savaş. ruhb.. i. davran ış. 3. ma. kesinleştirme. geom.

Con. farzetmek. i. i. yaradılıştan. A. karşısına çıkmak. 2. Meclisi üyesi (kad s.B. 1. s. şaşırtmak. zannetmek. s.. uyma. kan toplanması. birleşme. konjonktivit. kendisini i. Temsilciler çoğ. f. f. kozalaklı ağaç. yerinde.D. gökb. with -e gidip söylemek/anlatmak: He confronted me with the problem. kesmek. karman s. 1. düzensiz. 1. çekmek. hokkabazlık yaparak -i yapmak: She conjured a dove out of the box.. i. ba ğlaç.. i. 3. mat. birikmek. ş aşkınlseçilemez.lese) Kongolu.. tıklım tıklım. s. san ı. 3. Hokkabazlık yaparak kutudan güvercin çıkardı. evlilik ile ilgili. 2. uygunluk. uygun. kahrolası.. 2. (san ığı. kafa kar ş ka ş ey/biri sanma. tıb. Kongo. cemaat. bak.. i. çelişkili. Temsilciler Meclisi üyesi (erkek). f. 1. birikinti. (-e) riayet etmek.. s. uymac ılık. sanmak. toplanmak. şirketler grubu. tebrik. 3. Kongo´ya özgü. tıb. 1. kongreye ait. ho ş.B. farz. jeol. sevimlilik. toplant ı. zan. 2. toplamak. 1. Kongolu. con. 1. f. mat. karışıklık. şaşkına çevirmek. i. 1. önünü huk. ık. s. kanuni ihtilaf. tebrik etmek. 1. tahmin. yığın.gress. s. 2. kar ıkocalığa ait. sempatiklik. 2. f. dili kör olas ı.men (kang´grısmîn) i. i. farazi. 2. varsayımsal. benzer. tahmini. ay ışı kl ığı . 3. sevimli. 3. f. tic. yığışım. (to) (-e) uymak. izdiham. bir şeyi/birini i. şaşkına dönmüş. konik.. i. 2. dilb. kalabalık. toplama. konformist. Allah kahretsin! s. kl2. suçlayanla) yüzle karış ırmak. ba ğlayıcı.. 1. bot. with (bir şeyi/birini) (başka f. ı meydan okuma. f. düzensizlik. fiil çekimi. i. 2. kan toplamış. tıkanık. pıhtılaşmak. sempatik. p ıhtılaştırmak. i. 3. . büyü yoluyla (ruh) . küme. çoğ. 1. doğuştan. pol. ışış m ış . tıb. kutlama. -in Bana gelip meseleyi ı. konformizm. 1. dilb. 2. 2. karışık. donmak. i. 1. konjonktiv iltihabı. s. kongre. (çoğ. 2. kafas ını ş eyle/biriyle) kar tı rmak. congruent. kafas ı kar ı rt edilemez. varsayım. i. 3. tahmin etmek. Tebrikler!/Tebrik ederim. dondurmak. s. i. uymac ı.. dilb. 2. A. f. çorman.. 2. tıkanıklık. kalabalık.en ı n). dilb. şaşırtmak.. anlatt kar şılı şttirme.gress. (kang´grıswîmîn) i. kavuşum. bir araya getirmek. 2. s. i. kan hücumu. 1. k. birlik. s. konglomera.conflict of interest conflict of laws conflicting conform conformism conformist conformity confound Confound it! confounded confront confrontation confuse confused confusion congeal congenial congeniality congenital congested congestion conglomerate conglomeration Congo Congolese congratulate congratulation Congratulations! congregate congregation congress congressional congressman congresswoman congruent congruous conic conifer conjectural conjecture conjugal conjugate conjugation conjunction conjunctive conjunctivitis conjure çıkar çatışması.go.wom.D. 1. i. con. pol. meydan okuma. 1. kutlamak. münasip. s. uygunluk. i. i. ba f. bir araya gelmek. küme.

(with) şey aras ında) bağ ş kurmak. 1. doğal kaynakları koruma yanlısı. önemli. i. fazla. ard ışık olarak. i. f. üzerinde düşünme. büyük. with 3. ardışık. 2. fetih. 1. saymak. 2. art arda. nazik. birle ştirilmi . k. tutuculuk. akla getirmek. 2. oldukça çok. h ısım. 2. bağlama. 2. s. arka arkaya gelen. biyel. s. demeye gelmek. tanıdık. İng. sihirbaz. We connived i. itina ile.gibi büyücü. of -in fark ında olma. ifade etmek. şuur. i. düşünceli. z. konservatuvar. edat. -i bilme. hayal etmek. 3. bilinci yerinde. farkında olan. muhafazakârl ık. 2. hiç a şırıya kaçmayan. to -e i. binaenaleyh. i. ard ıl. s. -e (with) bağlı. sayg ı. savaşa karşı olduğu için askerlik yapmayı reddeden kimse. etken. erbap. özenle. göz önünde tutmak. bu/o nedenle. 3. her consent? Onun i. korumak. 2. f.conjure up conjurer connect connected connecting link connecting rod connection connexion connivance connive connoisseur connotation connote conquer conqueror conquest conscience conscientious conscientious objector conscientiously conscious consciously consciousness conscript conscript conscription consecrate consecration consecutive consecutively consensus consent consequence consequently conservation conservationist conservatism conservative conservatory conserve conserve consider considerable considerably considerate consideration considering 1. 3. 2. s. f. fikir birliği. limonluk. (iki şey arasındaki) bağlantı. 3. kutsama. with ile dolap/entrika çevirmek. ilişki. s. 3. i. uyand i. 1. bedel. 1. 1. Nihayet rıza gösterdiler. s. fatih. sonuç. 4. 2. 1. bilinçli olarak. birleştirmek. i. z. bir sözcü ğün çağrıştırdığı şey. -eseferle) ait. bilinç. 2. ılımlı.2. askere almak. zaptetmek. 1. tutucu kimse. semere. do ğal kaynakları koruma. 1. hürmetkâr. vicdanl ılık. i. ba . 2. bağ 1. 2. i. sera. 1. hat z. nezaket. vicdanlı. 2. . vicdan ına dayanarak. itinalı. halka. vicdanen. 6. muhafazakâr. işine bağlı. 2. uzman. ücret. dikkate almak. z. suç ortakl ığı. 1. 2. (birine) dini bir törenle (belirli bir unvan) vermek. saygılı. i. f. tutucu. dolayısıyla. bağlantı. rıza: They´ve finally given their consent.. 2. at -i görmezlikten gelmek. düşünce. şuuru yerinde. 3. 1. i. eksper. f. bile bile. ilgi. -i akla getirmek. anlam ına gelmek. bağ. reçel. vicdan. hayli. 1. oto. icat etmek. -i an ımsatmak. askere alınmış (kimse). hokkabaz -i yapıvermek. 1. ırı sayılır. itibar. birleşmek. sayg ınlık. -i ırmak. 5. zapt. bağlı olmak. 1. askere alma.together in the plot. 1. i. 1. z. vazifeşinas. göstermek. koruma. Komployu birlikte haz ırladık. connection. karşılık. yenmek. 1. i. zafer. 1. s. bağlamak.. özenli.ğ önem.. i. arka arkaya. 1. üzerinde dü şünmek. bir bağlantılı olmak. i. arkadaş. kutsama töreni. göz yumma. faktör. 2. f. birleştirme. i. 1. r önem. (belirli ile ilgili. bağlanmak.. fethetmek. i. kutsamak. 2. oybirliği. f. 3. i. mat. hokkabaz. 2. 1. 5. (iki lı. oldukça. 3. 2. -e göz yummak. bak. i. f. 2. 2. muhafaza etmek. addetmek. z. bağlantılı sefer. takdis etmek. 1. 1. hesaba katmak. göz önünde tutulursa. epeyce. 4. yananlam. 2. bu/o yüzden. mecburi askerlik. 1. akraba. adamak. 1. dili her şey göz önünde tutulursa. himaye. i. s. How ızasını nasıl alabiliriz? She can´t do it can we gainnetice. 2. 2. düşünmek. biyel/piston kolu. bilinçli. 2.

olmak. sadık. ğişmez nicelik. mal gönderen kimse. sabit şey. gönderilen mal. komplo. teselli mükâfatı. peklik. meydana getirmek.. 2. ile uyumlu. 1. zoraki. pekişmek. polis teşkilatı. konsolos. dikkati çeken. 1. de ğişmezlik. 2. 1. sabit sayı. ğlamlaş mak. konsolosa ait. göndermek. 2. 2. sıkıştırmak. bünyesel. 2. i. olu şturmak. 1. bak. devamlı olarak. f. müspet. s. i. i. avunç. f. 2. konsolide sa i. birleşmek. in -e lı ık. s. yapmak. yorum. kurmak. 2.. i. in şa etmek. dar geçit. tayin etmek. yap ı. 2. İng. sağlamlaştırmak. göze çarpan. 1. f. polis memuru. s ınırlama. 2. geom. atamak. s. s. boğaz. 2. sürekli. büzmek. unsur.-e s. başkonsolos. 3.nizamname. yapısal. anayasal. ünsüz. teşkil etmek. öğe.1. pekiştirmek. kabızlık. sıkmak. polis. i. f. i. 2. s. vefa. bileşim. 2. teselli. teslim etmek. 1. engellemek. gõkb. seçim bölgesi. 3. f. yapı. koyuluk. i. tahdit. bir seçim bölgesindeki seçmenler. yap ıcı. konsüle ait. 4. i. kıvam. . 1. 2. sabite. konsonant. yorumlamak. 3. i. yapı. 2. takviye etmek. 1. çizim. avutmak. i. olumlu. devamlı. dehşet. s. 1. bünye. i. 1. tutarlık. 1. to/with -e uygun. 1. 1. de z. çizmek. i. i. 1. şaşkınlık. s. -den olu şmak. z. of -den meydana gelmek. menetmek. dilb. 1. fahri konsolos. (cümleyi) tahlil etmek. terkip. 2. s. 1. tesis etmek. 1. tüzük. sürekli. arkada şlık etmek. komplo kurmak. 2. sürekli olarak. 4. inşa.consign consignee consigner consignment consignor consist consistency consistent consistently consolation consolation prize console consolidate consonant consort consortium conspicuous conspiracy conspirator conspire constable constabulary constancy constant constantly constellation consternation constipation constituency constituent constitute constitution constitutional constrain constrained constraint constrict constriction construct construction construction site constructive construe consul consul general consular consular agent f. tak ımyıldız. birleştirmek. i. mal gönderme. 3. tic. mat. f.etmek. with ileuyumlu. f. consignor.. 1. i. inşaat. konson. alan ı/sahas ı. 1. i. tefsir. kendini tutma. dayanmak. i. f. i. vermek. inşaat. yoğunluk. hayret. mecbur etmek. kurmak. ahenkli. ba ğ tutarl ıl insicam. konsorsiyum. emanet etmek.. inşaat 5. i. 2. avundurmak. 1. anayasa. yapım. i. f. 1. bütünü olu şturan. tutarlı. daraltmak. mütemadiyen. seçmen. 2. tutarlı bir şekilde. yap ısal. s ıkma. 1. -den ibaret olmak. 2. malın gönderildiği kimse. değişmez. tefsir etmek. sevk ıyat. 2. sebat. (eski Roma´da) konsül. daima. korku. bina etmek. sabit. mana vermek. i. büzme. 2. teselli etmek. zorlamak. tertip. İng. sessiz. sağlık için yapılan yürüyüş. inşa. 2. i. 3. i. f. 2. tertip etmek. 3. anlamak. 1. geom. 2. komplocu. i.

(mikrop. tasarlama. müracaat etmek. i. 1. s. f. temas.b. tatmin etmek. k ıskançlıktan deliye dönmüş. kontrol alt ına almak. 2. çekişmek. tüketim. bula ştırmak. ile) kirletme/kirletilme/kirlenme. 1. 2. 1. de ğme. tez. temas. içerik. with ile uğraşmak. dikkatle seyretmek/izlemek. sav.. çağdaş. danışmak. bir hava var. tıb. i. 2. mücadele. sormak.b. istişari. continent. 1. seyretme/izleme. 2. ilişki. düşünüp taşınma. i. (kutu. içerik. memnuniyet. müş avir.. mükemmel. 1. s. (mikrop. hoşnut etmek. küçük görme. müsabaka. i. continue. f. bulaşıcı. i. düşünüp taşınmak. dayanıksız tüketim malları. düşünme. memnun. istihlak. dalgın. memnun. çağdaş. hesaba katmak. muhteviyat. f. kontekst. irtibat. tam. 1. 1. 2. istişare. contents. i. f. 2. 3. sâri. 2. rahatlık. s. hoşnutluk. yo ğaltmak. Havayla hiç temas kontakt lens. tüketici. 1.ı olmamalı. 1. muasır. i. zehir v. mükemmel. tıb. 1. yo ğaltıcı. 2. 3. çağdaş. danışman. 2. dört dörtlük. s. konteyner. (bir şeye) itiraz edip yanlış olduğunu ispatlamaya çalışmak. i. i. konsolosluk. uzun uzun dü şünmeyi seven. k ıs. 1. s. konsoloshane. s.. mahkemeye itaatsizlik. tam.consulate consult consultant consultation consultative consultative committee consume consumed with jealousy consumer consumer durables consumer goods consumer nondurables consummate consummate consummate consumption cont contact contact lens contact lens contagious contain contain/have overtones container contaminate contamination contemplate contemplation contemplative contemporaneous contemporary contemporary with contempt contempt of court contemptible contemptuous contend content content contented contention contentment contents contest contest contestant context i. with ile görü şmek. bağlantı: Have you kontakt lens. başvurmak. bula ştırma. i. lens. iddia etmek.b. kükürt miktar s. tutmak. niyetinde olmak. içindekiler. yarışmacı. for için yar ışmak. işe hikâyede v. i. aşağılık. s. dikkatle i. çabuk yayılan.. zehir v. tefekkür. i. göz önünde tutmak. danışma. bulaşkan. . -de . i. içermek. hor gören. Bu kömürün ı yüksek. f. f. iddia. ikmal etmek. 1. 2. müzakere. i. huk. ile) kirletmek. tüketim maddeleri. konsültasyon.. danışma kurulu. yar ışma. düşünmek. düşünceye dalmış. akran. izleri/havası olmak: This story has political overtones.) kap. f. memnun etmek. i. şBu f. hakir gören. çoğ. dört dörtlük. çekişme. tasarlamak. bağlam. 1. aynı zamanda olan. 1. tamamlamak. yakıp yok etmek.siyasi 2. 2. hor görme. izleri ta şımak. f. lens. rahat. i. 2. 1. ışyar mak. mücadele etmek. i. . içine almak. yaşıt. sürmek. alçak. dokunma: It mustn´t have any contact with the air. istihlak etmek. münakaşa. dayanıklı tüketim malları. s. mutlu. ile çağdaş. memnuniyet. 3. kapsamak. yo ğaltma. kavga. hoşnut. 2. 2. danışmanlıkla ilgili. hoşnut. 1. tüketmek. rezil. yar ışma. 2. s. 3. s. 3. ileri miktar: This coal has a high sulfur content.

-in payı f. büzmek.. bükük. idrarını tutabilen. burulma. bükmek. katk ıda bulunmak. (gazete. boyuna. sürmek. (bir veya birkaç harf atılarak yapılan) rahim kaslar ıüstenci. çekişme. f. karşıt. şuk. olas ılık. s. burmak. kas ılma. -in tersine/aksine. i. 1. Avrupa k ıtasındaki ülkelere özgü. karşıtlık. mukayese etmek. büzülme. devam. i. bağırsaklarına hâkim olabilen. s. çekişmeli. aralıksız. çelişik. Kendisini partiye davet s. e ğmek.b. f. k ıta. i. i. nekahet. 2. z. (kan´treri) z ıt. e ğilme. durmadan. pişman. foto. (gazete. 3. i. 2. beklenmedik olay. s. yönetim. mukavele. 2. 2. i. zıtlık. 3. dü şmek. idare etmek. zıt.şayk s. kasmak. ihtimal.´ne) yazı yazan kimse. i. 1. daraltmak. sürme. devamlı. nın kasılmas ı.ıyas (to) etmek. k ı1. bağış. anakara. 1. için bir yol bulmak: She contrived a way to get herself invited to the party. tekzip etmek. büzülmek. 1. f. çelişkili. uyduruk. (hastalık) kapmak. denetlemek. önek karşı. akit. bükülme. kasılmak. daralmak. s. dergi v. bağış(-e) lamak. mek. gebeliği önleyici (hap/alet). aksi. s. olmak. ithal veya ihrac ı yasaklanmış. z. 1. iyile şmek. devam etmek. kaçak mal. tutarsızlık. (kan´treri) karşıt. 1. i. i. do ğumşs ıras ında i. kontrol. 1. f. 1. tartışmalı. idare. 2. sürekli. ters dü şmek. devamlı. yalanlamak. 3. nadim. dilb.3. anlaşmazlık. i. kaçak. s. 2. tutarsız. katkıda bulunan kimse. dış hatlar. k ıntrer´i) aksi (kimse). kontrat. ters. 2. aksi. (kan´treri) ters yönden esen (rüzgâr). 2. hâkimiyet. süreklilik. i. devamlılık. devam etme. (aradaki fark ı göstermek üzere) karşılaştırmak. habire. tövbekâr. çarpıtmak. i.b. sürekli. kontrol kulesi. bağışçı. sözle me yapmak. k vermek. çevre. katkı. sık sık. s. 2. 3. 1. uydurma. 2. f. s. k ıtasal. i. yalanlama. aykırı. f. sözleşme metni. denetim. f. aksini iddia etmek. sözle şme. zıt. dergi v. -i çarpıtarak tuhaf/anormal bir şekle sokma. kontrol etmek.çekilme. on/upon -e ba ğlı. kısalma. . aksi. --ling) 1. i. 2. s. -i çarpıtarak tuhaf/anormal bir ş ekle sokmak. çeli ırılık. makale. çelişki. z. gebelikten korunma. 2. üstlenici. s. daralma. k ısaltmak. devamlı. ihtiyat fonu. şekil. 2. sürekli. devamlı. tartışma. f. müteahhit. sürekli.´ne) yaz i. yardım. 1.Continent continent continent Continental continental contingency contingency fund contingent continual continually continuation continue continuity continuous continuously contort contorted contortion contour contracontraband contraception contraceptive contract contract contraction contractor contradict contradiction contradictory contrary contrary to contrast contrast contribute contribution contributor contrite contrive contrived control control control tower controversial controversy convalesce convalescence i. s. 1. (--led. kaçakçılık. i. çekmek. mukavelename. 2. (ba ğış ı vermek. yazı. i. yüklenici. 1. 1. 1. i. kontrast. buru i. egemenlik. nekahet döneminde olmak. (a way of/a means of) -in yolunu bulmak. pay. 3.olarak) (with) (ile) çelişmek. ters2. hâkim olmak. çelişme. salmak. aralıksız. s.

karşıt anlamlı söz/sözcük. 2. f.. 3. i. âdet. i. (-e) de ğiştirmek. 2. i. k. iletim. konveksiyon. değiştirme. i. 1.. geom. 1. kongre. i. taşıyıcı. çevirgeç. konvoy. f. çekyat. sıradan. i. bantlı konveyör. rahatlık. toplanmak. with -e a şina. i. müsait. i. konvansiyon. iletmek. i. konu şmaya özgü. kan. basmakal ıp.convalescent convection convene convenience convenient convent convention conventional conventional weapons converge conversant conversation conversational conversationalist converse converse conversion convert convert converter convertible convex convey conveyance conveyer conveyor conveyor belt convict convict conviction convince convincing convivial conviviality convoke convolution convoy convulse convulsion convulsive coo cook cook cook one´s goose cook s. (-e) dönüştürmek. kolaylık. beylik. 1. de2. taşımak.. ikna etmek. 1. s. 1. rahat. 1. 1. f. çevirme. çırpınmalı. eğlenti. 1. 2. i. i. s. nakletme. 2. kim. k. i. huk. (toplantıya çağırarak) toplamak. 2.o. (from) (to/into) (-den) (-e) çevirmek. konvertibl (para). nekahet dönemindeki hasta. çırpınma. anla şma. konvansiyonel silahlar. konfor. tuvalet. pişmek. 3. taşıyıcı kayış/bant. f. 2. ahçı. mahkûm. dili işini bozmak. devretme. ğişdönme. konveyör. i. aksi. -in can ına okumak. konveks. i. me. f. i. s. taşıma. bildirmek. ku ğurmak. bir noktaya yönelmek. götürmek. 1. feragatname. nekahet döneminde olan. şenlik ve ziyafet. 2. devir. 1. s. conveyor. .´s goose cook up cookbook s. s. neşeli. taşıma kayışı. 2. din de ğiştiren f. gelenek. suçlu bulmak. elverişlilik. değiştirilebilir. 1. elverişli. devretmek. 2. f. 1. İng. kullanışlı. çoğ. k. f. zıt. pişirmek. yak ınsamak. ısı yayımı. s. i. k ıvrım. taşıt. bir durumdan ba şka duruma getirme. WC. mahkûm etme. s. konuşma dilinde. nakil. (kumru/güvercin) ötmek. çevrilme. ihtilaç.. 3. geleneksel. konvansiyon. dili (hesaplar) üzerinde oynamak. uygun. kanaat. mahkûmiyet. toplantıya davet etmek. 3. 3. s. k. 1. huk. sohbet. inand ırmak. 3. dönü kimse. 4. çevrilebilir. dili -i mahvetmek. nakletmek. f. inandırıcı. i. bak. i. 1. aşçı. i. dili uydurmak. (toplantı) yapılmak. 2. sohbet etmek. şen. uygunluk. konuşma. 1. keyifli. konuşmaya hazır. dışbükey. üveymek. kadınlar manastırı. 2. 2. konu sohbet i. lavabo. dönü şme. kumru ötüşü. i. 2. şiddetle sarsmak. mühtedi. i. hükümlü. hüküm giydirmek. iletmek. s. f. üstü aç ılabilen araba. din değiştirme. ihtida. biri. hoşş f. 3. elek. 1. -i iyi bilen. fiz. eğlence. inanç. i. hüküm giydirme. ştürme. 2. ıspazmoz. s. ba şka duruma getirilebilir. (bir durumdan) (ba şka duruma) getirmek. yemek kitab ı. mahkûm etmek. temlikname. i. 2. (with) (ile) konu şmak. karşıt. ters.

1. k..ğukkanlı. s. içtenlik. e şgüdümlemek. işbirliği yapmak. 1. f. i. s. bak. bak. ilgisiz: He gave me k. bak ır. i. tane.. gökb. altı fırın olan mutfak aleti). s. bol. k ırk beş dakika bekletti. birlikte çalışma. bereketli. bilg. i. çiftleşmek. ortak. samimiyet. i. fırın (üstü ocak. bak ırcı. 1. s. k. fettan kad ın. dili beklemek: He made me cool my heels for at least forty-five minutes. z. candan. correspondence. (ile) başa çıkmak. f. yürekten. pi rın (üstü ocak. 4.. işbirliği yapan. samimiyetle. 1. kümese i. e şgüdüm.. dili polis. f. işbirliği. kopya etmek. (tatlı) çörek. 1. i. yemek pişirme sanatı. içten. serinkanl k. dili kooperatif. 1. i.. kordon (görevli veya araçlardan olu şan dizi). f. samimi. ip. müşterek. candan. birlikte çalışmak. bol miktarda. i. telif hakk ı. cookie. corner. k. kümes. (çalg ı için) tel. kordon. bakır. Beni f. yemeklik. baltalık. soğuk. (yaz ılı eserler için) nüsha. birbirine göre ayarlama. kopya. dili(giysi).cooked rice cooker cookery cookie cooking cookstove cooky cool cool as a cucumber Cool it! cool one´s heels coop co-op coop up in cooperate cooperation cooperative coordinate coordinate coordination cop cope copier copious copiously copper coppersmith coppice copse copter copulate copy copy copyright coquette coquettish cor coral coral reef cord cordial cordiality cordially cordon cordon off corduroy corduroys pilav. (s ınavda) kopya çekmek. (tatlı) kuru pasta. 3. yemek pişirme sanatı. dili -e kapatmak. bolca. çoğ. fettan. en az sokmak. i. telif hakkı almak. dili helikopter. aşçılık. birbirine göre ayarlamak. copse. altı fırın olan mutfak aleti). koordinat. adet. i. 4. s. iple bağlamak. i. (tatlı) bisküvi.. sakin. i. i. (fitilli) kadife. i. i. (with) (ile) ba ş etmek. i. kurabiye. s. z. kopyalamak. corpus. mat. 1. so tutan 3. 2. aynas ız. serin: a cool wind serin bir rüzgâr. f i. fotokopi makinesi. i. i. den. koordine etmek. i. i. f. i.. -e t ıkmak. i. serinkanl ı. 2. 2. -e hapsetmek. s. kooperatif. k.. (-in) üstesinden gelmek. kadife pantolon. sicim. correct. cool water serin su.. i. 2. 2. i. k ıs. f. eşit. i. s. dili Sakin ol!/A ğır ol! k. ufak para. coroner. koru. likör. yemek pişirme/pişme. i. koordinasyon. 2.. 2. a ğaçlık. f. insan ı serin ı. i. s. yemek şıirmede kullan ılan. s. taklit etmek. mercan kayalığı.. mercan. kim. i. soğukkanl ı. cilveli. bakır renginde. . kordon altına almak. çok. aynı derecede. 1. kaytan. fitilli kadifeden yap ılmış. İng.. 2.

doğru.core coriander cork corkscrew cormorant corn corn corn bread corn muffin corn silk corn syrup corncob cornea cornelian cherry corner corner kick cornet cornetist cornflakes cornflour cornhusk cornice cornmeal cornstarch corny coronary coronation coroner coronet corporal corporal corporal punishment corporate corporation corps Corps of Engineers corpse corpuscle correct correct correct usage correction corrective correctly correctness correlate correlation i. 2. ıslah. şekö atş ışı . i. m ısır koçanı. mısır nişastası. mat. köşe. i. düzeltme. m ısır kabuğu. İng. anonim i. bedensel ceza. s. ask. kalple ilgili. i. koroner. onba şı. birbiriyle ilgisi olan şeylerin her 2. şirket. i. 2. m ısır unundan yapılan ufak. müz. z. 1. şüpheli ölüm olaylarını araştıran memur. m ısır püskülü. i. cismani. karşılıklı ilişkisi olmak. koroner tromboz. (mantarme şesinin kabuğu olan) mantar. m ısır pekmezi. zool. i. korelasyon.. 2. mantarla tapalamak. s. hububat. 3. f. Phalacrocorax. ceset. s. düzeltici. (dondurma için) külah. birle i. i. şirketleştirilmiş. i. m ısır nişastası. İng. öz. korniş. f. köşeye sıkıştırmak. i. futbol korner. karabatak. i. aptal. küçük taç. iç. ölü. 1. 2. s. yerinde kullanma. i. f. İng. 3. şmiş.. anat. bedensel.. i. iri taneli m ısır unu. 2. 1. kornea. korner vuruşu. İng.. 1. düzeltmek. taç giyme töreni. dayak. f. i. 2. tıb. köşe başı. i. doğru olarak. tashih etmek. esas. m ısır gevreği. yanlışsız. 1. futbol korner vuru i. birleşik. 1. yerinde. mantar tapa. buğday. i. kolordu. s. nüve. i. koroner damar. mim.. teşkilat. 3. bedeni. i. kornetçi. koroner oklüzyon. ıslah etmek.ey/sonuç/rakam) 1. i. 2. mantar. ba ğş lı laşı m. s. 2. tüzelkişi. m ısır ekmeği. 1. i. k ızılcık. kolektif. tapa burgusu. 1. s ınıf. i. i. 2. yuvarlak ve tuzlu bir ekmek türü. 2. ıslah edici. (iki ş ında ili ki kurmak. do ğrultmak.. 1. 2. doğru. anat. (etli meyvelerde) göbek. nasır. doğru kullanış. korner. karşılıklı ilişki. belediye. tashih. saydam tabaka. i. saçak silmesi. ortak. kişniş. futbol ın ın kö dört esinden biri. taçdamar. oyun alan şu. aralarında uygunluk sağlamak. i. 1. i. 4. 1. tahıl. 2. tirbuşon. 2. 1. m ısır. doğruluk. ask. aras . i. i. yuvar. 1. köşe atışı. 1.. merkez. korniş. İstihkâm Sınıfı. i. kornet. anonim şirkete ait.

-e mal olmak. ış dolu (metin). s. vetçi. kostüm. ahlak kurallarına uymayan. dili pahal ıya patlamak. 4. f. maliyet cetveli. (bir dü şünce. k. 1. korsaj. korozyona u ğratmak. kozmik. i. i. tic. rüşvet yiyen. 1. ğrulamak. mektuplar. ahlaks ız. kimyasal çürümek. ayart i. i. sigortası ve navlunu ile birlikte maliyeti. kortizon. k ıyafet balosu. maliyet fiyatı. mat. i. 1. rüşvetçilik. i. beyinzar ı.. korozyona u ğramak. oluklu (saç. 2. cenaze alayı. 2. epey pahalıya mal olmak. korteks. muhabir: Does your paper have a correspondent in Paris? Gazetenizin ı? s.b. s. s. i. koridor. 2. i. Kosta Rikalı. korozyon. güçlendirmek. fiyat. teyitmadde) etmek.yozla rüşvet almaya haz ır. bak. (pas. (birini) doğru s. şm ış (dil).. çürütmek. yanl rü ılabilir. 2. 1. ayartma. insurance and freight Costa Rica Costa Rican costly cost-of-living index costume costume ball cosy f. 1.b. kozmonot. desteklemek. kozmetik. cozy. karton v. çok pahalı. i. i. korozyon. 2. geçim indeksi. bir malın bedeli. masraflı. s. 3. korse. (pas veya kimyasal maddeden ileri gelen) çürüme. evrensel. soysuz.. benzer taraf. dehliz. 3. harcanan para. Kosta Rika´ya özgü. kozmos. benzerlik. Kosta Rikalı. Onun dediklerine uyuyor. do f. 1. (to/with) (-e) uymak. bozuk. and geçit. korozif. 1. k. f. maliyet. k ırıştırmak. tekabül etmek: It corresponds with what she şey) (başka birinin/başka bir said. kortej. 3. f. 2. 4. s. oluklu saç.).. ız olma. i. göğüs veya bele taktığı) çiçek/çiçek ahlaks ınlar ın süs i. kosinüs. ahlaksızlık. i. 1.correspond correspondence correspondent corresponding corridor corroborate corrode corrosion corrosive corrugate corrugated corrugated iron corrupt corruptible corruption corsage corset cortege cortex cortisone cos cos lettuce cos/romaine lettuce cosine cosmetic cosmic cosmonaut cosmopolitan cosmos cost cost cost a bomb cost a pretty penny cost an arm and a leg cost of living cost of living cost price cost price cost sheet cost. ş 1. (bir muhabiri influence a corresponding rise in that of Holland. a s. s. ifade v. 2.. Fiyatı on İ ng. İng. mektupla i. jeol. 2. buruşturmak. çürütücü. hayat pahalılığı. yemek. s. şınma/a şındırma. i. Kosta Rika. . (bir şeyin) fiyatı (belirli bir miktar) olmak: How much does this cost? Bunun fiyat ı ne? It costs ten million liras. 1. (birini) do ğru yoldan saptırma. kâinat. yaşam maliyeti. i.. elbise. sif. masraf.. dili çok pahalı olmak. i.´ni) pekiştirmek. (cost) 1. buruşmak. i.. (kad demeti. (dili) yozla ştıolarak rma. Kosta Rika. i. That with -e uygun: It was correspondent with her Paris´te şeye) karvar şılıkm olan: century saw a lessening of Spain´s s. i. O yüzy ılda i. i. kozmopolit. maliyet fiyatı. k ıyafet. s. f. evren. 2. 1. marul. anat. marul. 2. 1. to (biri/bir şma..

. Devlet Şûrası. ço i. coun. tasvip. destek. councilor. i. aksi. yüz ifadesi. pamuklu. yüz. avukat. puma. dan ışma kurulu. ço i. ğ. öksürmek. İng. sayfiye evi. tavsiye. suçlama. . zümre. -e denk olmak. huk.cil. 1. kurul üyesi. sayma. 2. sedir. aksine. bak. paraları birer birer saymak.şı -in tersine. i. i. Banyo yapsa iyi olur. 1. belediye meclisi üyesi (kadın). 1. i. 2.cot coterie cottage cotton cotton candy cotton gin cotton wool cottonseed couch couch cougar cough cough drop cough up could could do with couldn`t council Council of Ministers Council of State councillor councilman councilor councilwoman counsel counselor counselor-at-law count count count count down count noses count on count one´s chickens before they´re hatched count out money count s. 3. f. beyan etmek.. avukat. çoğ. 2. 1. 1. 1. dili kurul üyesi. 2. uçlanmak. . f. i. ise iyi olur. desteklemek. 2. karşı. 1. komisyon üyesi. say suçlama. mukabil. can. coun. Ancakveya birden ona kadar sayabiliyor. i. could not. sima.o. k. -in fark ına ketenhelva. karşı saldırı. 2. 2.ors-at-law (kaun´sılırz. küçük ev. avukat. Kabine. bak. nasihat vermek. z. pamuk. uygun bulmak. ters. pamuklu. 1.. 2. coun. Bakanlar Kurulu. ise fena olmaz: He could do with a bath. dili ayıyı vurmadan postunu satmak. ım. konsey üyesi. 2. marka. k. 2. f.sel. İng. 1. i. grup. yardımcı f.cil. sökülmek.. k ıs. 1. 3. 1. komisyon. 3. müsamaha etmek. Felis concolor. f. ihtiyar heyeti. kanepe. geriye do2. f. İng. karşılık. kont. f. belediye meclisi üyesi. s. kurul. konsey üyesi. fi i. İng. i. nasihat. saat yelkovan ının ters yönünde.önlemek. konsey. geriye do ğru saymak. s. 2. zool. çehre. ihtiyar heyeti üyesi. dili birini (bir işe) katmak: If that´s what you´re up to. i. 2. 1. bebek karyolası. etmek. -e güvenmek. f.. -i beklemek. onamak. ı. denkleştirmek. (hidrofil) pamuk.. i. sayaç. f. 1. öksürük pastili. öksürük. 3. don´t count me in! planlad ığı n ız katmamak: oysa beni oYou işe katmay ın! me out of that! Beni o Yapmay e) can count 1. 1. ters ak ıntı. dan ışman. f. ş. ketenhelvas çırçır.hale tersine. görünü ş. komisyon üyesi. . 1. i. öğüt. belediye meclisi üyesi (erkek).. Danıştay. 1. sayı saymak: Do you know how to count? Saymayı biliyor musun? She can only count from one to ten. i. ğ. belediye meclisi. 1. 2. İng.. kar i. (dava dilekçesi iddianamede sayılan) i.o.en (kaun´sılwîmîn) i. (üzerine bez gerili) portatif karyola. saytasvip ıcı. i. (kaun´t ırbälıns) eş ağırlık. tezgâh. aksi yönde. out countdown countenance counter counter counteract counterattack counterbalance countercharge counterclockwise countercurrent i. k. sola (dönmek). denk. 2. 2. k. i. (on) (to) -i kavramak/anlamak. karşıt şey. çiğit. onama. ifade etmek. pamuk ipliği. (karşılıklı olarak) dengelemek. -i hesaba katmak. yazl ık ev.ätlô´) i. i. diliıbirini (bir iş katma! on saniye içinde birden ona kadar sayarak boksörün nakavt işe ğru sayma. argo vermek. kulübe. karşı koymak. kar koymak. zıt. k. (kauntırbäl´ıns) 1. i. karşı s. etkisiz getirmek. (to) -e şı. i. z.men (kaun´sılmîn) i. fikir. (hidrofil) pamuk. İng. 2.wom. rehber. divan. görü ş. in count s. öğüt vermek. pamuklu kumaş. dili bir yerde hazır bulunanları saymak.

yurt. mahkeme binası. rota. asliye mahkemesi. coun. asliye mahkemesi. Çocuklar hariç. kupon. kontrpuan. i. . That´s sixteen people. karşı casusluk. i. 1.. kar şı saldırı. courts-martial (kôrts´marşıl) i. i. f. köpekle (av) kovalamak. vatandaş. mahkeme salonu. 2. tayda ş. vatan. i. (tasdik için) (bir belgeye) imza atmak. suret.. yürek.b. bak. ilçe merkezi. ulak. i. ilçe. karşılık. kar ı koca. ince. pek çok. 2. 2. kırsal. i.counterdemonstration counterespionage counterfeit counterfeiter countermand countermeasure counteroffensive counterpane counterpart counterpoint counterproposal countersign counterspy countess counting . karşı casus. s.´ni) saray soytar huk. z. nazik. incelik. sahtesini yapmak. sarayla ilgili. 1. i. yol. kalp para basmak. f. 1. Ben dahil on ki şi eder. çoğ. yemek. s.B. 3. huk.servis. dahil: That makes ten. İng. askeri mahkeme. yatak örtüsü. karşı öneri. yarg ıcılar kurulu.ıs 1. sayg ılı. birleştirmek. ı. 3. kırsal bölgede bulunan. . taş ğ . kibar. bitiştirmek. hükümet darbesi. mukabil. jüri. i. darbe. hastal v. adliye sarayı. İng. 3.. ızla akmak. i. rmänd) iptal emri. gidi ş. 2. ı k mahkeme.. ikinci nüsha. 2. istinaf mahkemesi. ba i. kontes. cesaretli. iç bahçe. ba ğlama. ahç i. raya özgü. i. ı.D. hükümdar ve maiyeti. ço i. i. kopya. 1.. mertçe. kalpazan. 4. kavrama. k ırsal yerler/bölgeler. i. f. ilçe merkezi. (kauntırmänd´) (yeni bir emir ile) (önceki emri) iptal etmek. plan. counting me. medeni hukuk mahkemesi. 3. s. ask. cesur. memleket. 2. zucchini. 2. ülke. kalp. yürekli. sayısı i. i. hemşeri. yön. arazi. 1. sahte. karşı ı i.saray. not counting the children. s. (kaun´t tedbir. taklit etmek. 2. i. ilçe hükümet binası. (ku deyta´) hükümet darbesi. i. 1. çiftleştirmek. s. cesaret. çift. 2. askeri mahkemede yarg ılamak. s.. f. i. i. zarif. mertlik. f. nezaket. 3. askeri darbe. kontluk. çift.. huk. h huk. 1. ta şralı. i. i. 1. 1.. 2. countless country countryman countryside county county seat county town coup coup d´état couple coupling coupon courage courageous courageously courgette courier course court court fool court of appeals court of common pleas court of first instance court of first instance courteous courtesan courtesy courthouse courtier courtly court-martial courtroom i.men (k^n´trimîn) i. kurye. nazik. yi ğitlik. kibarlık. i. cesaretle. 1. ğlant ı kurmak. seyir. f. 2. 4. kort. mert. yüreklilik. i. ile flört etmek.try. A. hesaps ız. 1. 2. İng. kap. huk. izlenen yol. avlu. 2. taklit. karşı gösteri. on alt ı kişi z. kurs (dersler dizisi). (tehlike. zenginlerle dü şüp kalkan fahişe. i. hükümdar ın maiyetinde bulunan kimse. 1. huk. i. kur yapmak. f. yi ğit. bağlamak. i. müz.

2. i.. i. i. kuzen. kapak. kırmak. tic. çatlamak. örtü. örtbas etmek. Yengeç burcu. (birinin) hatas ını/suçunu gizlemek. haris. 2. 1. yol katetmek. f. yatak örtüsü. (belirli bir) konu hakkında bilgi vermek. dili 1. yıldırmak. z. ği bir bezle ört.. şaklama. iç bahçe. s. çatlak. çarpma. bot. sigorta miktar ve zaman. ödleklik. i. teyze oğlu/kızı. çatlatmak. gözünü korkutmak. 4. with ile örtmek. hala oğlu/kızı..pan s ığıwith şı l ı k.. dümenci. s ıcak. Cover that lid. i. f. s ığırtmaç. Certified Public Accountant. cowardice. 2. yar ık. ödlek. akdetmek. kendini ele verebilecek şeyleri gizlemek. (giysi olarak) tulum. korkup çekilmek. şaka yapmak. i. perde. hızlı darbe. korkak. gizli. açgözlü. 1. göz dikmek. dayı oğlu/kızı. dik yamaçlarla çevrili koy/körfez/vadi. 4. sözle şme. ile kapatmak/kapamak: Cover the bread with a cloth. çuhaçiçe ği. korkak. . bak.courtship courtyard cousin cove covenant cover cover cover charge cover girl cover ground cover letter cover one´s tracks cover to cover cover up cover up for coverage coveralls covering covering letter coverlet covert covertly covet covetous covetousness cow cow coward cowardice cowardliness cowardly cowboy cower cowslip coxcomb coxswain coy cozy cp CPA Crab crab crab louse crabby crack crack a joke crack a joke i. huysuz. f. I´ve got you covered! pırdama. i. a bar ınak. Don´t move. İng. sinmek. i. f. maske. g ıpta etmek. çaydanlık örtüsü. kur yapma. i. f. örtülü. imrenmek. 2. homurdanmak. TV bir konuya/olaya ayrılan yer i. pavurya. yar ılmak. 1. utangaç. f. kapakla Ekme nak. i. 1. cilt. kuzin. compare. i. i. s. i. kar kulübüne) giri ş ücreti. 1. 2. i. bak. yengeç. the astrol. 2. i. cilveli. 2. elimdesin! K ı ve kapsamı. çatırtı. bir çeşit eroin. mukavele. 2. kas s. cover letter. i. gizlemek. ızlanmak. --bing) m ızırdanmak. samimi. takılmak. ızıldanmak. s. 5. akit. i. yüreksiz. filika veya kik serdümeni. kırılmak. s. s. gizlice. yarmak. h ızlı gitmek. nazlı. kapak. şaka etmek.. (--bed. kıs lbiti. k. h ırslı. s ıkbiti. inek. kovboy. sözleşmek. ne yaptığını/ne ğın ı gizlemek. örtü. sindirmek. örtü. açgözlülük. 3. i. k ıs. ı1. Primula veris. den. i. mahcup. 1. i. avlu. korkaklık. f. açıklayıcı mektup. şaka yapmak. gazet. rahat. (lokantaya/gece kapak k ızı. ödlek. çekingen. Kitab ı başından sonuna kadar okudu. hoş. O tencereyi birparavana. 1. 3. züppe. i. amca oğlu/kızı. 3. yapaca He read the book from cover to cover. k ıs.

maçuna. garip. istirham etmek. Astacus fluviatilis. s. keçiyemişi. f. sürünme.. -e içi gitmek. dili delirmek. i. ımında kullan ılan kaba bez. t ıkmak. i. i. hareket ettirmek. i. --ping) argo s ıçmak. şangırtı. vinçle kald ırmak. beşik. çatırdamak. 1. z. s. gemiler. (hareketi/geli şimi) kısıtlamak. bak. mum boya ile yap ılan resim. Taşın üstünde böcekler kayn ıyordu. argo bok. (son vermek için) -in üstüne gitmek. tıkınmak. f. kaba. tekne. ––ed with The rock crawled with insects. çatlak. k. f. kasılmak. kerevides. kulaçlama yüzü ş. 1. şeytan. kask. mum boya ile resim yapmak. 2. f. İng. dili 1. gemi. müsamaha etmekten lamak. ar ıza. . crayfish. olarak) i. yarık. f. 1. zanaatkâr. sıkı rejim. araba kazası. vermek4. 2. zanaatçı. k. crafts. pastel. f. i. kravl. 1. f. acayip. krepon. 3. s ıkramp. bilg. ters. bomban ın açtığı çukur. izinsiz/davetsiz girmek/kat ılmak. eksantrik. i.crack down crack up crackdown cracked cracked wheat cracker crackle cradle craft craftily craftiness craftsman craftsmanship crafty crag cram cramp cramp cranberry crane crank crank up crankshaft cranky cranny crap crape craps crash crash crash course crash diet crash helmet crash of thunder crash repairs crash the gate crash-land crass crate crater crave craving crawfish crawl crawl stroke crayfish crayon (on) k. hüner. kenet. beşiğe yatırmak. i. i. çıtırtı. mengene. 2. tıkıştırmak. dili (motoru/makineyi) fayrap etmek. i. f. şiddetli karın ağrısı. dalkavukluk etmek. kurnazlık. kasalamak. aldatmakta usta olan. 1. krater. zool. çatlak. çift zarla oynanan bir oyun. İng. nç. çoğ. gülmekten kat ılmak. kurnazca. i. krank. büyük bir gürültü. zanaat.men (kräfts´mîn) i. zool. kraker. gürleme. görgüsüz. s. hızla f. (arabayı) kazada paramparça kaza i. kasa. kas ı i.. krank mili. için) -ingeçirmek. 1. kol. çatlak. i. sınırlandırmak. çatırtı. 2. i. f. 2. 2. sarp kayalık. ücret vermeden girmek. (--med. 2. oynatmak. tıka basa nav öncesi ineklemek. mak. i. sandık. f. (uçak) zorunlu iniş yapmak. turna. krankla hareket ettirmek. 2. 2. 3. el sanat ı. incelikten yoksun. -e can atmak. havlu ve perde yoğun kurs. 2. tatl ısuıstakozu. şeytanca. 1. k. manivela. 1. pastel. sürünmek. i. 2. karavide. 2. tuhaf. i. i. emekleme. i.. kasmak. 1. --ming) 1. i. (boynunu) uzatmak. (--ped.. i. mum boya. 1. i. sandıklamak. emeklemek. 2.. i. ı k. 1. yabanmersini. 2. 1. sıkıştırmak. f. dili kaç yarma buğday. 3. f. deli. üstüne gitme. hilekâr.. i. k. 2. karoser tamiratı. kerevit. kurnaz. rica etmek. 2. 1. gök gürültüsü. çok istemek. (kaza sonucu gelen büyük iflas. f. yemek. vazgeçip sert davranmaya ba ş 1. dili (son etmek. i. vinç. k. s.yap 4. dili garip fikirleri olan kimse. zanaatç ılık. bisküvi. huysuz. özlem. 1. şiddetli arzu. i.

kat. i. i. yaratan. alacak ve verecek. sayg ınlık. kredi. çay. bir miktar parayı birinin hesabına geçirmek. i. 2. 5. Tanr ı. i. puan. süthane. i. 1. s. katlanmak. matlup bakiyesi. evren. argo k ıl/gıcık/pis herif.meydana buruşturmak. yaratma. itimat. birinin veya bir ıtanküçük ilkeler. yaratı. sin. kredi açan kimse/kuruluş.. i. . kaymak kıvamında olan. sütlük. her şeye inanan. Annen baban seninle iftihar edebilir. i. (merhem olarak) krem. kredi kartı.. getirmek. s. 3. ürpermek. s. Allah. sevilmeyen birinde (olumlu bir niteli ğin olduğunu) kabul etmek. güven. k ırma 3. pli. yaratıcılık. gıcırdamak. 2. 4. saf. inanılır. 2. tic. geçici moda. güvenirlik. çılgınca. f. pasta. amentü. çocuk yuvası. kaç ık. olu şturmak. ço ğ. i. yapmak. s. kaymak. 3. emeklemek. 1. (crept) 1. 3. mahluk. i. buruşuk. i. her şeye inanma. 1.o. i. kaymak gibi.´s account credit and debit credit balance credit card credit line credit rating credit s. kremal ı tatlı. İng. tic. 3. ç ılgınlık. yaratıcı bir şekilde. with credit to creditor credulity credulous creed creek creel creep f. itibar. tic. yarat ılış. z. bir şeyin en âlâsı. yaratmak. emniyet. güvenilirlik. i. delilik. dere. 1. aç ık ak beyaz peynir. (ufak sürahi biçiminde) sütlük. 2. en iyisi. i.2. kreasyon. iyisi. grubun felsefesini yans koy. 2. alacaklı. i. çıldırtmak. tic. i. sürünmek. en bej. yumu krem şrengi. z. 3. çılgın. 4. krem tartar. sütçü dükkân ı. saflık. 1. i. 1. öz. çizgi. f. itimat. 2. 3. krema. güvenilir. ütü çizgisi. balık sepeti. gıcırtı. i. You´re a credit to your parents. kâinat. beyaz sos. kreş. f.craze crazily craziness crazy creak cream cream cheese cream of tartar cream of tartar cream of the crop cream of the crop cream pitcher cream sauce creamer creamery creamy crease create creation creative creatively creativity Creator creator creature crèche credence credentials credibility credible credit credit credit an amount to s. tic. yaratıcı. 2. çoğ. yaratıcı. kredi de ğerlendirmesi. yaratık. 5. i. i. 2. yuva. i. kredi limiti. i. kat yeri. (üniversitede ders geçme sonucunda verilen) kredi. kaymaklı. kreatör. bir dinin temel ilkelerini içeren ifade. s. the Yaradan. deli. bir tür krem tartar. yapmak. tic.. mucit. beyaz tartar. 1. buru şmak. 1.o. i. sessizce gitmek/hareket etmek. delice. güven. uyuz karı. 2. körfez. i. k ırma. f. kimliği gösteren belgeler. 1. f.

suçlu. kırışmak. 1. sakat. the İslam âlemi. (yoku ın. çatlak. değerlendirme amacıyla yapılan.te. ayça. krematoryum. kriz. 2.. 1. Gryllus. f. i. 1. gevrek. i. hilal şeklinde. i. creep. çoğ. çoğ. i. f. kriz. s. 4. taptaze ve sulu (meyve/sebze). alabros tıraş. crow. i. 2. s. korkuyla çekilmek. 2. i. çaprazlama en doğrular çizmek.to. suç. sürüngen bitki. f. çabuk ve ıkendinden emin. kırıştırmak. tak ım. buz yarığı. i. kızıl. i. 2. 1. buhran. 4. i. Kırım´a özgü. tutulma. tıb. dalga. s kopya çekmek. ele ştirmen. büyük yar ık. sakat. İng. s. 4. bak. tere.ınavda (--bed. sakat etmek. (buzdolab s. kriminolog. kritik.. ac ımaya yol açacak kötü davranış. koyu k ırmızı. İng.. olumsuz noktalar üzerinde duran kimse. tahıl ambarı. 1. i.. . k ıstas. ço i. i. nda) sebzelik. i. kas ılma. krep. tenkitçi. buruşukluk. günah. kesi ğ. buruşmak. 1. sinmek. kösteklemek. i. nöbet. Crucifer.a (kraytîr´iy ı) 2. hotoz. çekmek için haz ırlanan kopyakopya kâğıdıetmek. asker tıraşı.. 1. ölüyü yakma. i. yemlik. i. tenkitçi. cri. 2. bot.kopya --bing) 1. i. tepe. eleştirel. sorguç. Kırım. 1. yaltaklanmak. (dağ için) sırt. f. 3. i. ağır ceza mahkemesi. sakatlamak. 2.creep up on creeper cremate cremation crematorium crepe crepe paper crept Crescent crescent cress crest crestfallen crevasse crevice crew crew crew cut crib crib crib sheet crick cricket cricket crime Crimea Crimean criminal criminal code criminal court criminal law criminologist criminology crimp crimson cringe crinkle cripple crippled crisis crisp crisper crispy crisscross criterion critic critical -e hissettirmeden yakla şmak. . k i. k ıvrım.. tepelik. 2. ıtopal. çaprazlama kesişen. spor kriket. cürüm. ölçüt. i. /dalga için) tepe. kriter. 1. s. buruşturmak. kuru ve so ğuk (hava).şcri. f. hilal. f. (yanlar ı yüksek) bebek karyolası. çaprazlama kesişen doğrular. a ınavda s i. c ırcırböceği. 1. s. i. (bir parça) cips. kıvırmak. ceza kanunu. bunalım. zool. 1.ri. i. 2. suça ait. 1. s. yarık.. i. 3. yılgş i. kötürüm.ma. fesrengi. i. topal.ses (kray´siz) i. ar ızalı. s. kopya çekmek için hazırlanan kopya kâğıdı. (mi ğfere takılan) sorguç. f.ri.a (krim ıtor´iyı)/--s (krim ıtor´iyımz) i.. 2. süngüsü düşük. çalmak. kırışık. dalgalandırmak. kusur bulmak amac ıyla söylenen/yap ılan. 2. cre. 2. rışıklık. ceza hukuku. suçbilim. f. s. 3. ibik. kusur bulmaya meyilli. bak. s. krepon kâ ğıdı. ekip. 1. (ölüyü) yakmak. i. çaprazlama gidip gelmek. gevrekleşmek. kriminoloji. suçbilimci. gevrek. 2. 3. tayfa. taptaze ve sulu (meyve/sebze). (s ınavda) şı rmak. f. i. 2. f. mürettebat.

ık. ağız kavgası etmek. bot. tığ işi. 2. dönülmeyecek bir karar vermek. criticize. 2. eleştiri. tığla işlenen dantel. öfkeli. bak. 2. f. ürün. i. 2. tığ. f. Croatian. f. yak ın arkadaş. f. kesmek. hilekâr. vıraklamak. İsa´nın çarmıhta ölümü. kesit. Hırvatça. ıstavroz çıkarmak. s. i. 2. kızg ın.bir kayak krosu. f. kros kayaz. (--ped. karalamak. --ping) k ırkmak. melez. 1. üçkâ ri. silmek. bak. birdenbire olu şmak/ortaya çıkmak. 1. üçkâ ğısesle tçı. . şans dilemek. 1. (cross. kollarını kavuşturmak. mat. kros. Hz. kros kayağı. zool.. gaklama sesi. çapraz işareti. çarmıh. hilekâr. kafadar. i. hatırına gelmek. 3. 1. ekin. madrabaz. kocakar ı. asa. kıvırmak. 1. 1. ğın rotas ına s. put. alçak şarkı söylemek. tığ ile işlemek. üstünü çizerek iptal etmek. timsah. 3. 2. i. k. f. tenkit. (with) (biriyle) atışmak. i. kroşe. (iş). i. aksi. rekolte.. 2. sorguya çekmek. i. i. cross one´s arms cross one´s fingers cross one´s legs cross one´s mind cross out cross section cross swords cross swords with cross the Rubicon crossbar crossbred crossbreed crosscheck cross-country cross-country skiing cross-examine nazik nokta. the 1. argo cartayı çekmek. ile çekişmek. 2. ölmek. ğı. 3. Haç (Hristiyanlığın simgesi). ayak ayak üstüne atmak. bacak bacak üstüne atmak. düzenbaz. s. 2. tç ı. i. s. -i geçmek: Look both şıdan kar şıgeminin/uça ya geçmeden önce iki ways before crossing the street. 2. k ır koşusu. melez. f. sapı kıvrık baston. kusur bulma. çiğdem. tığ. 1. dili dolandırıcı.. mahsul.bred) melezlemek. i. k. f. f. kayak krosu. sürgü. timsah gözyaşları. kıvrım. 2. virajl ı. i. s.. melez. binici k ırbacı.s. kırpmak. i. 4. ele ştiri. vırak. 3. çarp düzenbaz. aklından geçmek. i. uçtan öbür uca. kurba ğa sesi. i. k. kritik. kar şıdan karşıya geçmek. çaprazlamak. i. kol demiri. -de kusur bulmak. gaklamak. çanak çömlek. -in olumsuz noktalar ı üzerinde durmak. 1. f. olan. i. H ırvatistan. sağlamasını yapmak.critical point criticise criticism criticize critique croak Croat Croatia Croatian crochet crochet hook crochet needle crockery crocodile crocodile tears crocus croissant crone crony crook crooked croon crop crop crop up Cross cross cross cross cross my heart cross o. kritik nokta. f. Crocus. dili içindedalavereci. tenkit. gak. kroşe yapmak. dili ırıldanmak. cavlamak.. 2. haç çıkarmak. İng. H ırvat. cefa. tenkit etmek. (kontrolden geçirilmi ş bir şeyi) kontrol etmek. -i tenkit etmek. ayk vallahi. çoban de ğneği. ters. 1. 1. i. mdoland i. kesip kısaltmak. ıstavroz. sahte gözya şları. 4. 2. değerini belirtmek için -i incelemek. 1. 1. çile. huysuzlanm ı r ı esen (rüzgâr). bir dalavere hileli bükmek. 3. 1. ile kavga etmek. 2. i. kursak. Kar ış. ayçöreği. çaprazlamak. ülkeyi baştan başa kateden. i. ğı eğ ırıcı. ele ştirmek. haç.

zool. 1. 4. against -e kar savaşım vermek. 2. kabaca. çatal. f. 1. Corvus. garip dü şünce. f. üstünkörü yapılmış. 1. bir davan ın şı hararetli taraftar ı. 2.sava çatırt 2. şaşı. sava . çarm ıha germe. buru şturmak. 1. yaya geçidi. 2. dili güç durum. f. gezinmek. kald ıraç. 4. çok diştac s. (polis. s. 2. sıkıştırmak. 2. 1. tepesini 6. 1. ara yol. dayanılmaz. crew) 1. kıtır kıtır yemek. 1. (--ed/İng. (over) (-den dolayı) çok sevinmek. dal ile gövdenin birle ştiği yer. dörtyol. önemli. dörtlük nota. harap olmak. i. 3. 2. 2. zerre. geçiş yeri. çökmek. hart hurt yemek. f. haçl m. 1. kaba. 1. parçalanmak. at cross-purpose. un ufak olmak. 2. i. çökmek. i. hükümdarl ık. İsa´nın çarmıhta ölümünü gösteren resim. toplanmak. ham. 1. 2. f. i. geçit. yaya geçidi. hükümdar. 2. diş çi. levye. dolanmak. s. 2. f. yan yol. çömelme. k. i. kritik. i. kırıştırmak. s. 5. 1. derme çatma. i. 1. i. krupiye. ezmek. zulüm. . kırışmak. s. birikmek. taç giydirmek. zalim. çat ırdamak. 2. izdiham. i.ı. 2. boğak. 2. i. 1. 7. bulmaca. f. ufalamak. d ırdırcı. ufalanmak. 3. ezme. i. ı. f. ac ımasızca. ac ımasızlık. 3. kasık. 2. zalimce. anat. 1. ufalamak. tuhaf. 1. kabalık. 1. huysuz. 1. dönüm noktası. ac ımasız. ekmek kırıntısı. i. 1.cross-eyed crossing cross-legged cross-purpose cross-reference crossroad crossroads crosswalk crosswise crossword puzzle crossword puzzle crotch crotchet crotchety crouch croup croupier crouton crow crow crowbar crowd crowd into crowd out crowded crown crucial crucifix crucifixion crucify crude crude oil crudely crudeness cruel cruelly cruelty cruise cruiser crumb crumble crumple crunch crusade crusader crush crush s. krüsifi. ağı i. i.. insafsızca. bak. aynı hızla uzunca bir süre gitmek. çapraz. çarm ıha gerilmiş İsa heykeli. 2. i. kalabalık. 3. (kitapta) gönderme. i. doluşmak. ç ıtır çıtır yemek. 3. kampanya. ar ıtılmamış. 3. dörtlük. ırtı ıile ezmek. i. 2. z. kuron. karga. 1. ham ham petrol. tepe. (birine) yer bırakmamak.cihat. doldurmak. taç. 1. 2. (horoz) ötmek. can alıcı. acayip. din uğruna yapılan ş. çat seferi. 3. çaprazlama.bak. kron (para birimi). 2. 3. ekmek içi. dışarıya itelemek. polis arabası) (etrafı kolaçan dola i. z. tamamlamak. terz. tuhaflık. 2. parça. ı f. i. k ırıntı. z. katır kutur yemek. 2. şı Haçl f. 3. krup hastalığı. f. 3. s. çarm ıha germek. pantolon . baş. -e doluşmak. bulmaca. i. f. petrol. buruşmak. i. geçiş. (çorbaya konulan) küp biçiminde do ğranmış kızarmış ekmek. Hz. acı. i. z. i. 1. (gemiyle) dolaşmak. kruvazör. i. sit cross-legged. i. manivela. kalabalık. i. i. kav şak. kalabalık. şmak. s ıkıştırarak çıkarmak. İng. çömelmek.

2. mat. yavrukurt. örtülü.. kabuk. -e sokulup yaslanmak. saat cam ı. 1. 2. 2. gugukku şu. kristal. Kübalı. kabine. kabuklu (hayvan). 1. i. kabukla ğu.. 1.crust crust of the earth crustacean crusty crutch crux cry cry for cry on s. 2.. 3. metre küp. şifreli. sopalamak. destek. berrak. mim. k ıs. (yazıhanede/dolapta) önü açık ufak göz. Küba´ya özgü. 1. sopa çekmek. püf . Bu bir lidere büyük bir ihtiyac ı var. f. -e karşı yüksek sesle protestoda bulunmak. kapal ı. birine dert ülkenin yanmak. i. sopa atmak. kübik. sopa. yerkabukaplamak. s. küp şeker. Cuculus canorus. 2. 1.o. --bing) yavrulamak. hıyar. f. inç küp (16. f. i. kabuklanmak.028 m3). bilardo isteka. s. deli. 1. kritik an. (--bed. f. yalandan imdat diye ba ğırmak. koltuk de ğneği. i. noktas lamak. i. cubic. kripta. küp biçiminde. billurlaşmak. crystallize. Küba. 1. (kocasını) boynuzlamak. i. haykırı. odac ık. -e çok ihtiyac ı olmak: This country is crying for a -i çok gerektirmek. . 1. i. 2. küp biçiminde nesne.. kabuk bağlamak. i. f. gizli. guguklu saat. 2. İng. 1. guguk. (birbirine/birine) sokulmak. ayak küp (. i. salatalık. s ıra. kristal. 2. 1. gizemli. geviş. 2. i. i. bak. kabin. kesmeşeker. 3. geom. s. kesmeşeker. çomak. odac ık. zool. bağırmak. -e sokulup sar ılmak. yeter artık demek. 2. s. i. argo kaçık. mat. f. yavru (tilki/ayı/aslan). 2. i. Kübalı. huysuz. kuca ğına alıp okşamak. f. (birbirine) sokulmak. s. küp biçiminde kesmek. kuyruk. f. leader. ekmek kabu ğu. 2. billur. yalandan imdat istemek. dönüm noktas ı. boynuzlu koca. 2. 2. 2. hücre. kübik. 1. ağı (hayvana ait) ses. s. kriptos. 1. (hayvan) bağırmak. f. 1. i. i. bak. küpşeker. küp. s. boynuzlanm ış koca. billurdan yap ılmış.´s shoulder cry one´s heart out cry out cry out against cry out for cry quits cry wolf crypt cryptic crystal crystalline crystallise crystallize cu cub cub scout Cuba Cuban cubbyhole cube cube sugar cube sugar cubic cubic centimeter cubic foot cubic inch cubic meter cubical cubicle cuckold cuckoo cuckoo clock cucumber cud cuddle cuddle up cuddle up to cudgel cue i. kabuklu. küp. santimetre küp. 1. (bir sayının) kübünü almak.. s. billurla ştırmak. aksi.. hüngür hüngür a ğlamak. Küba. 1. 2. çözülmesi zor sorun/durum. 1. i. cry for. billur gibi. haykırış.. i.4 cm3). feryat. i.

şeytanlık. 2. s. bilardo topu. şirin. 1. iyile şebilir. laboratuvarda kültür fark ı. i. 1.cue cue ball cuff cuff link cuisine cul-de-sac culinary culminate culmination culottes culpability culpable culprit cult cultivable cultivatable cultivate cultivate a friendship cultivated cultivation cultivator cultural culture culture gap culture shock cultured cultured pearl cumbersome cumin cumulative cumulus cuneiform cunning cunt cup cup cup final cup one´s hands cup winner cupboard cupidity cupola cur curable curate curator curb i. 2. i. (toprağı) işlemek. 4. fincan. 3. i. kültive inci. 2. en yüksek nokta. 1. cultivable. 3. 2. sille. tiy. avuçlarını bitiştirerek çanak gibi açmak. 1. en yüksek ğuna yükselmek. kıcı. kullan ışsız. kültür şoku. sevimli. kültürlü. elverişsiz. f. 3. kol a ğzı. suçluluk. tedavi edilebilir. kümülatif. oyuncunun sözü arkada şına bırakmadan önceki son söz veya hareketi. görgü. 4. tokat atmak. i. 2. i. işlenmiş (toprak). fren. 2. i. doru ş. 1. yemekte/mutfakta kullanılan. kurnaz. yüklük. i. i. bardak. ufak kubbe. i. s. kümebulut. görgülü. 1. çiviyazısı. i. mutfak. 4. kültürlü. 2. f. tarım. (--ped. hin. 2. 2. dostluk dostluk kurmaya çalışmak. biyol. tutmak. kolluk. havaleli. 4. açgözlülük. s. zaptetmek. yemek pişirme sanatı. it. f. i. son. s. . dolap. yetiştirmek. sıkimyon. kabahat. frenlemek. (topra ğı) işleme. i. kült. engel. it. tokatlamak. lenduha gibi. sufle. s. ile son bulmak. kupa. 1. f. kaba 1. hırs. in ile sonuçlanmak. tokat. geliştirme. bak. kültür. i. 2. 2. kadeh. birikmi ş. 3. i. yemek pişirme ile ilgili. i. suçlu. kültür yapmak. vantuz çekmek. kabahatli. i. ekilebilir. 2. 236 cm3. sokak köpe ği. durdurmak. f. kültürel. *siki şme. yetiştirilebilir. kusur. kupa finali. i. 1. i. 3. yetiştirme. biti i. 3. suluk. kültür.. litrenin dörtte biri. ağır. 1. s. *am. 2. kurnazlık. kupa galibi. spor kupa. (tarlayı) sürmek. --ping) şişe çekmek. (biriyle) kurmaya çal ışmak. kald ırımın kenar taşı. zirve. birikerek artan. geliştirme. ekici.. sonuç. hacamat yapmak. kol düğmesi. mutfakla ilgili.. s. kültür. hantal. i. yetiştirici. f. mikrop üretmek. yenmek. sufle etmek. s. kusurlu. doruk. 2. f. i. s. s. noktaya varmak. İng. 1. şeytan. gem zinciri. ile sona ermek. i. çıkmaz sokak. hâkim olmak. tamah. 1. geliştirmek. i. mücrim. 1. s.. 1. müze/kütüphane müdürü. stajyer papaz. döküm oca ğı. yetiştirme. i. pantolon-etek. it herif. manşet. 2. 1.

1. sokağa ç i. kıvır kıvır. perde halkas ı. tuhaf şey. dili deh şete düşürmek. ilaç. eğrilme. güncel. 1. iyile ştirmek. i. 1. ışıklı gösterge. cari fiyat. i. imleç. bugünkü. büklüm. melun. sövmek. toz haline getirilmiş kimyon. f. acayip. ıkma yasa ğı. para. akıntı. sa ğaltım. cereyan. pıhtılaşmak. 2. kanını dondurmak. yaltaklanarak (birinin) gözüne girmeye çal ışmak. tedavi etmek. korkutmak. lanet etmek. cari. . bilg. dili yüreğini oynatmak. 1. 2. s. f.curd curd cheese curdle curdle one´s blood cure cure curfew curiosity curiosity shop curious curl curl one´s hair curl up curler curling iron curly currant currency current current current account current account current events current expenses current market rate current price currently curriculum curriculum vitae curry curry curry favor with curry favor with curry powder currycomb curse cursed cursed cursor cursory curt curtail curtain curtain ring curtain rod curtsy curvature i. 3. frenküzümü. yaltaklanarak (birinin) gözüne girmeye çal ışmak. i.b. 1. 3. küfretmek. kesmik. ilenç. k ısaltmak. garip. ıvr ılmak. tımar etmek. tedavi. i. sövme. özgeçmiş. k. cari hesap. bukle. perde. şifa. sürüm de ğeri. k. i. tuhaf. müfredat program ı. tic. bigudi. perdelemek. i. k ıvırcık. sağaltmak. meraklı. i. 2. lor. 1. f. kür. 1. halen. lor peyniri. nakit. s. lanet. bela. lanetlenmi beddua. k ını k ıvırmak. 2. kişniş. kurutmak. azaltmak. güncel olaylar.. i. -e çözüm getirmek. i. 1. kıvırmak. piyasa fiyat ı. 2. 4. 1. kesmek. hediyelik e şya dükkânı. geçer. k ıvrım. kesilmek. kuşüzümü. kaşağılamak. 2. i. s. sövüp saymak. geçerlik. çare. perde rayı. ilenme. korniş. dili -e yaranmak. ak ım. -e çare bulmak. f. kaşağı. reverans yapmak. ters ve k ısa (söz). saç maşası. i. beddua etmek. k. bükülmek. ş. revaç. 1. zerdeçal v. körolas s. 2. 2. bugünlerde. f. nakit para. 1. sürüm. yürürlükte olan. f. 3. s. günlük giderler. baharat karışımı. saç k ıvrılmak. tütsülemek. i. cari hesap. bükmek. lüle. reverans. lanetli. merak. 1. şifa vermek. şimdiki. i. nadir şey. derman. tuzlamak. 2. f. i. şu anda. i. ilenmek. küfür. 1. z. bukle yapmak. eğrilik. tedavül. aktüel. gelişigüzel. 2. f. s. rayiç. 2. 2. ı. s. kürsör.sövgü. 2. günlük masraflar. üstünkörü. pıhtılaştırmak.

1. bükmek. yakas kesmek. yolazaltmak. (bir müşterinin yaptığı) alışveriş. do a thing by halves bir işi yarımyamalak yapmak. f. i. viraj. dili önemli olmamak. kavis. azaltmak. (cut.´nden) ı kurtarmak/sıyırmak. eğmek. 4. diş çıkarmak. 1. için aç ılan yar. kapıcı. gümrük resmi. i. dilim. dili gâvura k ızıp oruç bozmak. kıvrılmak. i. gümrük. 2. içkiyi suland ırmak. k. -i azaltmak. dili hisse. s. i. f. bükülmek. (ders. 2. kesmek. vesayet. k. 1. küfür. kesik.8. bırakıp kaçmak. 2. s. 2. (birinin) sözünü kesmek. eğilmek. 6. 3. gözetim. çok dikkat çekmek. âdet. pay. Dişlerimi kamaştırdı. benzeyen bir tatl i. indirim. 5. 3. gümrük. biçmek. 3. alışılmış. hafifletmek. go off half-cocked k. 3. mutat. bir darbenin hızını kesen tampon.yarma. süt. kesmek. dili 1. k. i. go halves yarı yarıya bölüşmek. kristal. koruma. azaltmak. sövgü. kesim. yarıya bölmek. ağaç kesmek.curve curve cushion cuspid cuss custard custodian custody custom customary customary usage customer custom-made customs customshouse cut cut cut cut a big/wide swath cut a tooth cut a tooth cut across cut across all boundaries cut an alcoholic drink with water cut and run cut back cut both ways cut corners cut corners cut down a piece of clothing into cut down a tree cut down on cut glass cut in cut in half/cut into halves cut in on cut into Cut it out! cut loose cut loose cut no ice cut no ice cut of meat cut off cut off one´s nose to spite one´s face cut off one´s nose to spite one´s face cut one´s nails to the quick i. -i azaltmak. 3. yastık. (bir işte) kestirme yollara başvurmak. 2. 1. kıvrım. dili en kolay ve en ucuz yollara ba şvurarak yapmak. k. 1. k. dili önemi/etkisi olmamak. geçirmek 4. Bu ta ş kolayca kesiliyor. (denetim. k. 1. köpekdi f. kesinti. It set my teeth on edge. araya girmek. ilişkiyiın k.b. dili gayrete gelmek. dili gâvura k ızıp oruç bozmak. 2. i. kesim. al ışkanlık. gelenek. krem karamele ı. cuts kesik. âdet olan. minder. 3. kesme. müşteri. tırnaklarını dibine kadar kesmek. 5.´ni) ş. 1. --ting) 1. küfretmek. 2. sorumlu kimse. muhaf i. eski bir giysiden (yeni bir şey) yapmak. 7. kesip k ısaltmak. hem aleyhine olmak. 1. i.b. 2. kesilmi k. . 3. 2. 2. dili yeterince -i azaltmak. from (bir yerden/gruptan) ayr ılmak. bilardo ının lastikli iç kenarı. kesme cam. i. s. dili 1. -i kesmek. kestirmeden gitmek. i... kıvırmak. 2. şeker ve yumurta ile hazırlanan bir sos. biçim. âdet. 2. (kasaplık hayvanın gövdesinden belirli bir şekilde kesilen) et parçası. altına/arkasına masas şi. fason. ız. itiyat. k. k. parça. konferans v. 2. koruyucu. 2. ısmarlama. herif. geri dönmek. 1. eğri. baskı v. çok nüfuzlu olmak. k. 1. sınır tanımamak. aşka gelmek. hem lehine. dili sövmek. kesilmek: This stone easily. f. k. (çocuk) diş çıkarmak. dili Yapma!/B ırak! 1.

5 kg. kibernetik. 1.o. siklon. motosiklet. i. 2. 1. servi. Kıbrıslı. Kıbrıslı. tırnakların etrafını çevreleyen deri. kesici alet. 1.t. 100 libre. amans s. parça parça kesmek. i. den. kinik. 2. f. 2. elek. s. i. k. devre. ız. argo kârı paylaşmak. kesici: wire ı. . kotlet. kesim. -i kesmek. kasap.D. 1. sin.eyler 1. buhurumeryem. k. bahç. i. k ısa kesmek. k ıs. s.. 1. çatal b ıçak takımı. i. i. i.. silindirsel. kinik. Sepia. selvi. siklamen. silindirik. Kıbrıs.o.o. kesme. cutters makas ıya. 2. sona erme noktas ı.. tenzilatlı. cani. bak. 2. indirimli mal satan. sevimli. dili şaklabanlık yapmak. sin. (giysi) biçmek. 45. büyük zil. şakacı. do ğramak. komik ş yapmak. katil. sinik. kotra. -i kesip ç ıkarmak. 2. -i ırakmak. bir şeyi dilimlemek. (of an automobile) sol yapmak. dili -i kesmek. kesiş. indirimli. içini yakmak. A. motosikletçi.. sibernetik. s.. dili içine işlemek. silindir. bisikletçi. i. birine miras olarak on para/hiç para b ırakmamak. s. bot. dönme. short cut s. azaltma. 3. i. s. 2. i. siyanür. i. 3. s. tav şankulağı. hundredweight 1. i. Cupressus. Kıbrıs´a özgü. 1. i. bot. into slices cut short cut the ground (out) from under one´s feet cut the ground from under s.o. sinizm.. Kıbrıs. 1. 2. indirimli mal satan. 1. acı. to the quick cut s. İng. sinik. bisiklete binmek. 3. dili kendi kendine zarar vermek.´s feet cut the melon cut the wheels cut to the quick cut up cutback cute cuticle cutlery cutlet cutoff cutoff point cut-price cut-rate cutter cutthroat cutting cuttlefish cutup cwt -cy cyanide cybernetics cyclamen cycle cyclist cyclone cylinder cylindrical cymbal cynic cynical cynicism cypress Cyprian Cypriot Cyprus Cyrillic k. s. Cypriot. 2.cut one´s own throat cut out cut s. mürekkepbal i. bindi ği dalı kesmek. kinizm. sona erme tarihi. 2. keskin. 1. i. i. (birinin) dayanak noktalar ını çürütmek. k ıyastel i. kestirme yol. i. sert (rüzgâr). 1. indirimli. down cut s. niteliksiz. kesinti. 2. i. dili şirin. 2. s. 3. tenzilatlı. ığı. 3. birinin yolunu kesmek. birinin laf ını kesmek. şaklaban.o. acı vermek. 112 libre. 2. eksiltme. isim belirten sonek: fluency ak ıcılık. k.. i. devir. sa ğ yapmak. i. 1. kiklon. ıcı (söz). (belirli bir şeyi) kesen kimse. 1. k. geriye dönü ş.. birinin savundu ğu noktaları çürütmek. yaklaşık 50 kg. b birini öldürmek.. s. Cyclamen. 2. acı. bisiklet. off cut s. i. i. aşı kalemi. dönü ş.B. üstderi. bir şeyi dilim dilim kesmek. müz. kalitesiz. i. k ırzool. birini (ac ı sözlerle) derinden yaralamak. incitici. anat.

2. narin. çoğ. i. i. f. i. 1.. süt ürünleri. tıb. hafifçe ıslatmak.. İngiliz alfabesinin dördüncü harfi. sütçü dükkânı. Çekoslovakya. Beninese. vakit öldürmek. kama. süthane. dair.. gündelik. tipula sine ği. bak. bak. müz. İngiliz alfabesinin dördüncü harfi. fulya. Çekçe. fiyat. 2.. oynaşmak. d D. 1. k. Beninese. s. zerrin. k ıs. zarar. 1. k. dokunma. Çekoslovakyalı. zarar vermek. s..y. --bing) hafifçe vurmak. Çekoslovak.. s. tazminat. İng. tar. Dutch. i.. haylazl ık etmek.. tar. 1. Benin. i. hançer.. 1. günlük. Beninese. k ıs. zool. hevesli. huk. i. re notası.. z. bir işe heves duyup girişme eğiliminde olan kimse. z. -i frenlemek. mand ıra. kafadan kontak. 2. day. i. dili baba. s.. tar. i. i. 1.. zarif. Dahlia.. days. i. küçük vadi. --ming) -e set çekmek. d DA da dab dabble dabbler dachshund dad daddy daddy-longlegs daffodil daft dagger dahlia Dahoman Dahomean Dahomey Dahomeyan daily daintily daintiness dainty dairy dairy cattle dairy farm dairy products dairyman daisy dale dally dally away dally with dam dam up damage damages Kiril alfabesi. babac ığım. i. i. 1. i. Doctor. f. tıb. Çekoslovak.. i. 2. District Attorney. December. i. her gün. (--bed. zarafetle. çar. 2. vakit öldürmek. bak. i. sağmal inekler. i.men (der´imîn) i. i. 1. D. 2. diameter. yıldızçiçeği. gündelikçi (hizmetçi). i. ziyan. oyalanmak. 1. 2. i. f. kist. f. dili baba. Çekoslovakyal k ıs. 2. sütçü.. Çek. daughter. i. baraj. -i bast ırmak. i. hasar yapmak. su serpmek. Department. sistit. ı.. titizlik. dili masraf. 2. 2. date. D. tar. su bendi. bozmak. s. i. died. daughter. i. hafif vuru ş. cilveleşmek. i. 1. 2. s. k ıs. set. dead. papatya. nezaket. s. bak. amatör.. mastı. mandıra.Cyrillic alphabet cyst cystitis czar Czech Czechoslovak Czechoslovakia Czechoslovakian D d D. bot. i. k. s. s.. in ile amatörce uğraşmak.. (--med. f. 1. i. kaç ık. titiz. gündelik gazete. Czechoslovakian. i.. deli. bak. hasar. i. saçma. dokunmak. day(s). . nergis.. zarafet. babac ığım. i. nazik.

i. i. s. tehlikeli bir şekilde.. s. s. grizu. ileri at ılma. f. i.o. Lanet olsun! s. oynamak. karanlık oda. s. 2. defne. nemli. nemlenmek. böceğin iğnesi. karanl i. alaca kır (at). 1. foto. i. f. küf kokulu. k ırmak. sevgili. f. koyu. cehalet içinde. ho ş. 1. i. boğmak. z. sarkmak. s. (titre şimi) f. 2. Danimarkalı. nem. nemli. i. lı kadın. s. cesaret etmek. 1. yaşokumak. koyula ık. beddua etmek. i. i. s. dans etmek. 1. en acayip. 1. ıslatmak. Lanet olsun! i. kararmak. Danca. damnedest damp dampen dampness dance dancer dancing dandelion dandle dandruff dandy Dane danger dangerous dangerously dangle Danish dank Danube daphne dapper dapple dapple-gray Dardanelles dare daredevil daring dark dark dark blue darken darkness darkroom darling darn darn Darn it! dart i. s.Damascus damask dame damn Damn!/Damn it!/Damn him!/Damn her! damnation Damnation! damned Damned if I know. i. 1. karahindiba. dans etme. zarif. Allah ın belası. yaş. atmak. z. çok iyi. Tuna nehri. cici. lanetli. 3. 3. sevgilim. sevgili. dans. Danimarka. hatun. 2. küçük ok. i. i. as ılı durup sallanmak. f. i. gölge. lanet. 2. çok. i. beneklemek. en tuhaf. mükemmel. f. 1. kaçırmak: dampen s. terz. latmak. balo. rutubetli. akşam. cüret etmek. 1. eski han ım. fırlatmak. 4. Biliyorsam kahrolayım. . sark ıtmak. 1. esrarlıık. 2. lanet. ya ş. gözü pek. s. iğneyle örerek onarmak. rutubet. örülerek onarılmış delik. 1. lanet Allah belas ını versin!/Allah kahretsin! i. cüret. oyun. 3. 1. i. s.. karanl lacivert. . Danca. dans ettirmek. 6. benekli. i. yava ş ıslatmak. i. 2. f. lanet. kalk ışmak. 2. zıplatmak. tehlikeli. i. f. gizli. 2. 2. en iyisi. 2. oynatmak. cesaret. pens. azaltmak. bot. 2. züppe. i. 3. fırlama. koyu renk. 2. f. asıp sallamak. anla şılması zor hale getirmek. atılmak. esmerleşmek. dansöz. s. Taraxacum officinale. dansör. dans. i. cüretkâr. 2. çapraşık. bela. argo kad ın. Danimarka´ya özgü. 3. kahrolası. 3. 1. nem. ok gibi f ırlamak. 1. söndürmek. i. ınemlendirmek. dili birinin i. 1. f. rutubetli. şık. karanlık. raks. s. rutubet. 2. lanetlemek. 3. karartmak. 1. Şam. benek. 5. i. slanmak. f. Tuna. i. yiğit.´s enthusiasm k. 2. konak. sevimli. f. 3. hamle. 1. melun. lanet etmek. tehlike. dansç ı. 2. i. 4. esmer. 1. bakla k ırı. cehennem cezas ı. kadınlara verilen şövalyelik ayarında bir asalet unvanı. muğlak. 2. şmak. durdurmak. kör olası. hoplatmak. yiğitlik. Danimarkal ı. 3. pek. benekli hayvan. damasko (kuma ş). kepek. harika. nemlendirmek.

dartboard darts dash dash off dash off a letter dash s.o.´s hopes dash to pieces dash water on one´s face dashboard dashing data data bank data base data file data processing date date date date line date palm dated dative datum daub daughter daughter-in-law daunt dauntless davenport dawdle dawn dawn on day day after day day by day day by day day in day out day laborer day of reckoning day school daybreak daydream daylight daytime daze dazed dazzle

i. ok atma oyununda kullan ılan nişan tahtası. i. ok atma oyunu. f. 1. hızla koşmak: She dashed to the child´s rescue. Çocuğun imdadına ştu. 2. hızla ilerlemek, ko acele gitmek, f ırlamak. atılmak, fırlamak: I dashed to the window but bir mektup karalamak. bir kimsenin ümitlerini k ırmak, birini hayal kırıklığına uğratmak. çarpıp paramparça etmek. yüzüne su çarpmak. i., oto. kontrol paneli, pano. s. 1. atak, atılgan, cesur. 2. gösterişli, şık. i. 1. çoğ. veya tek. bilgi. 2. veriler, data. bilg. veri bankas ı, bilgi bankası. bilg. veri taban ı, bilgi tabanı. bilg. veri dosyas ı. bilg. bilgiişlem. i. hurma, arabistanhurmas ı. i. 1. tarih, zaman. 2. randevu. 3. flört, flört edilen ki şi. f. 1. tarih koymak, tarih atmak. 2. tarihlendirmek. 3. ile ç ıkmak, ile flört etmek. coğr. gündeğişme çizgisi. hurma a ğacı. s. 1. tarihli. 2. modas ı geçmiş, demode. s., dilb. -e halindeki. i. -e halindeki sözcük. çoğ. da.ta (dey´tı, dä´tı) i. veri. f. 1. sürmek, s ıvamak. 2. bulaştırmak. 3. lekelemek, kirletmek. i. 1. harç, çamur. 2. leke. kız. i. k ız evlat, i. gelin. f. yıldırmak, gözünü korkutmak. s. gözü pek, yılmaz, korkusuz. i. kanepe, sedir, divan; çekyat. f. işini ağırdan alarak vakit kaybetmek, ağır davranmak, oyalanmak. i. 1. seher, tan vakti. 2. şafak, tan. f. görünmeye başlamak, aydınlanmak. anlaşılmak, sezilmek. i. 1. gündüz: We´ve been working night and day on this project. Bu proje üzerinde gündüz çalışıyoruz. 2. gün: the second day of the month her gün, gece günlerce. günden güne. günbegün, günden güne. her gün. gündelikçi. hesap günü, k ıyamet günü. gündüzlü okul. i. seher, tan vakti. i. hayal. f. hayal kurmak, dalmak. i. gün ışığı.daylight-saving time yaz saati. i. gündüz. f. sersemletmek, sersem etmek, serseme çevirmek. i. sersem bir hal, sersemlik. s. sersemlemiş, serseme çevrilmiş. f. göz kama ştırmak.

deacon deaconess dead dead ahead dead beat dead center dead end dead heat dead language dead letter dead loss dead set dead set against dead tired deaden deadline deadlock deadly deaf deaf mute deafen deaf-mute deal deal in deal with dealer dealings dealt dean dear Dear me! dearly dearly love to dearth death death rate death sentence death squad death toll death warrant deathbed deathless deathlike deathly deathly cold deathly pale deathly silence

i. diyakoz. i. kilisenin hayır işleriyle görevlendirdiği kadın. s. 1. ölmü ş, ölü. 2. cansız, hareketsiz; sönük. 3. ölü (renk). dosdoğru. çok yorgun, bitkin. tam merkez, tam orta. 1. ç ıkmaz sokak. 2. çıkmaz. spor berabere biten yar ış. ölü dil. 1. geçersiz yasa. 2. sahibine ula ştırılamayan mektup. bir işe yaramayan nesne/kimse. k. dili kararlı. -e tamamen kar şı, -e muhalif. bitkin, yorgun. f. 1. hafifletmek, azaltmak, zayıflatmak; (ses, ağrı v.b.´ni) kesmek. 2. ığını gidermek, donuklaştırmak. parlakl i. son teslim tarihi. i. çıkmaz. f. çıkmaza sokmak; çıkmaza girmek. s. 1. öldürücü; ölümcül. 2. ölü gibi. s. 1. sağır. 2. kulak asmayan. sağır ve dilsiz kimse. f. sağır etmek. i. sağır ve dilsiz kimse. i. 1. anla şma, mukavele. 2. iş. 3. miktar. 4. iskambil kâğıtlarını dağıtma. f. (--t) (iskambil kâ ğıtlarını) dağıtmak. ... ticareti yapmak. 1. ile ilgilenmek. 2. -i idare etmek. 3. -in üstesinden gelmek, -in ından bir gelmek. -e değinmek, bahsetmek. 5. şterisi hakk şeyin)4. ticaretini yapan -den kimse, tüccar, sat ıcı-in : a mü dealer in old i. 1. (belirli ı c ı s ı . 2. iskambil kâ ğı tlar ı n ı da ğı tan kimse. stamps eski pul sat ışveri ş. 2. iş ilişkisi; ilişki. i. 1. iş, al f., bak. deal. i. 1. katedralin ba şrahibi. 2. dekan. i. sevgili. s. 1. sevgili, aziz. 2. de ğerli, kıymetli. 3. pahalı. Olur şey değil! z. (bir şeyi) çok arzu etmek. i. yokluk, k ıtlık. i. ölüm. ölüm oran ı. idam hükmü. ölüm mangas ı. ölü sayısı. huk. idam hükmü. i. ölüm dö şeği. s. baki, ölümsüz. s. ölüm gibi. s. ölümsü. çok soğuk: It´s deathly cold outside. Dışarısı çok soğuk. beti benzi atm ış. ölümsü bir sessizlik.

debacle debar debase debatable debate debilitate debility debit debit an account debit and credit debit balance debris debt debt of gratitude debt of honor debtor debug debunk debut Dec dec decade decadence decadent decaffeinate decaffeinated coffee decal decamp decanter decapitate decathlon decay decease deceit deceitful deceitfully deceitfulness deceive deceiver December decency decent decently deception deceptive deceptively deceptiveness

i. çöküş, yenilgi, yıkım. f. (--red, --ring) (from) engellemek; menetmek. f. 1. değerini düşürmek, ayarını bozmak. 2. alçaltmak, şerefini lekelemek. tırmak. 3. yozla ışış labilir. s. tart f. 1. tartışmak. 2. çok düşünmek, düşünüp taşınmak: He debated with ı vermeden önce çok himself before reaching the decision. Karar ın ürmek, zay ıflatmak, takatini kesmek. f. kuvvetten dü ş i. halsizlik, bitkinlik, güçsüzlük, zayıflık. i. borç. f. 1. borç kaydetmek. 2. birinin borcuna kaydetmek. bir hesab ı borcuna kaydetmek. borç ve kredi. borç bakiyesi. i. yıkıntı, enkaz; döküntü. i. borç. teşekkür borcu, gönül borcu. namus borcu. i. borçlu. f. (--ged, --ging) 1. (bir yerden) gizli dinleme ayg ıtını sökmek. 2. (bir aygıt ıntaraflar ı gidermek. 3. bilg. hatasızlaştırmak, ayıklamak. veya sistemin) kusurlar yanlış ını aç ığa vurmak. f., k. dili (bir şeyin) i. 1. başlangıç. 2. (sahneye) ilk çıkış. 3. bir genç kızın sosyeteye ilk defa takdimi. k ıs. December. k ıs. deceased, decrescendo. i. on yıl. i. çökme, çökü ş, yıkılış. s. çökmü ş. f. kafeinini ç ıkarmak. kafeinsiz kahve. i. çıkartma. f. 1. kamp ı bozup ayrılmak. 2. k. dili sıvışmak, savuşmak, tüymek, kaçmak. i. sürahi. f. başını kesmek, boynunu vurmak. i., spor dekatlon. f. 1. çürümek, bozulmak; çürütmek. 2. azalmak. i. 1. çürüme, bozulma. 2. azalma. i. ölüm, ölme, vefat. f. ölmek. i. 1. aldatma; hile, yalan. 2. hilekârl ık, düzenbazlık, dolandırıcılık. s. 1. hilekâr, hileci. 2. aldat ıcı. s. hilekârlıkla, yalancılıkla. i. hilekârlık, yalancılık. f. aldatmak. i. aldatıcı, hilekâr. i. aralık. i. 1. terbiye, edep, nezaket. 2. ılımlılık. 3. iffet, namus. s. terbiyeli, nazik; temiz, iyi. z. 1. terbiye ölçüsünde. 2. yeterince. i. 1. aldatma; aldanma. 2. yalanc ılık. 3. hile, düzen, dolap. s. aldatan, aldatıcı. z. aldatarak, aldat ıcı bir biçimde. i. aldatıcılık, düzenbazlık, hilekârlık.

decide decide against s.t. decide for s.t./decide in favor of s.t. decide to take the plunge decided decidedly deciduous decigram decigramme deciliter decilitre decimal decimal fraction decimal fraction decimal point decimal scale decimal system decimate decimation decimeter decimetre decipher decision decisive decisively decisiveness deck deck deck chair deck of cards deck out declaim declaration declaration of residence declare declare bankruptcy declare war on declension decline declivity declutch decode decompose decomposition decorate decoration decorative

f. karar vermek, kararla ştırmak, hüküm vermek. bir şeyin aleyhinde karar vermek. bir şeyin lehinde karar vermek. (bir şeyi) yapmaya karar vermek. s. 1. kesin. 2. kararl ı, azimli. 3. kararlı, ölçülü. z. kesinlikle, katiyetle. s. k ışın yapraklarını döken (bitki). i. desigram. i., İng., bak. decigram. i. desilitre. i., İng., bak. deciliter. s., mat. ondalık. i. 1. ondalık sayı. 2. ondalık kesir. ondalık kesir. mat. ondalık kesir. ondalık virgülü: 1.07 (Türk sistemine göre 1,07). ondalık hesap cetveli. ondalık sistem. f. büyük bir k ısmını yok etmek. i. büyük bir k ısmını yok etme; büyük bir kısmı yok olma. i. desimetre. i., İng., bak. decimeter. f. (şifreyi) çözmek. i. karar; hüküm. s. 1. kesin, kati. 2. kesin sonuca ula ştıran: the decisive victory in that war şı kesin sonuca ulaşıtıbir ranbiçimde. zafer. 3. kararlı. o z. sava 1. kesin olarak. 2. kararl i. 1. kesinlik. 2. kararl ılık. i., den. güverte. f. donatmak, süslemek. şezlong. isk. deste. donatmak, süslemek. f. 1. hararetle söylemek/konu şmak. 2. (hitabet kurallarına göre) söylemek; şekilde söylemek. resmi bir 2. i. 1. ilan. demeç. 3. bildiri, deklarasyon. ikamet beyannamesi. f. 1. ilan etmek. 2. bildirmek, deklare etmek. iflas ilan etmek. -e savaş açmak/ilan etmek. i. 1. dilb. ad çekimi. 2. çökü ş, çökme. f. 1. aşağıya meyletmek. 2. azalmak, düşmek. 3. çökmek. 4. reddetmek, geri çevirmek. , meyil. 5. dilb. çekmek. i. 1. meyil, ini ş. 2. azalma, düşüş; gerileme, i. iniş f. debriyaj yapmak. f. (şifreyi) çözmek. f. 1. ayrıştırmak. 2. çürütmek; çürümek. i. 1. ayrışma. 2. bozulma. f. 1. süslemek, dekore etmek. 2. ni şan vermek. i. 1. süsleme, dekorasyon. 2. süs. 3. ni şan, madalya. s. süsleyici, süslü.

decorator decorous decorously decorum decoy decrease decree decrepit dedicate dedicated dedication deduce deduct deduction deductive reasoning deed deem de-emphasise de-emphasize deep deep in debt deep in thought deep sea deep trouble deepen deepfreeze deep-fry deep-rooted deep-seated deer def deface defamation defame default defeat defecate defect defective defector defence defend defendant defender defense defenseless defensive

i. dekoratör. s. görgü kurallar ına uygun. z. görgü kurallar ına uygun bir biçimde. i. adaba uygun olma, terbiyeli olma. i. tuzak yemi. f. 1. away from -den hile ile uzakla ştırmak; into -e hile ile ğa dü şürmek. azaltmak, düşürmek. i. azalma, düşüş. çekmek. 2. dü tuza şmek, küçülmek; f. azalmak, i. 1. resmi emir. 2. karar. 3. kararname. f. 1. emretmek, buyurmak. 2. karar vermek. ş, yıpranmış. s. eskimi f. 1. adamak, vakfetmek. 2. to -in ad ına sunmak, -e ithaf etmek. s. 1. ithaf olunmu ş. 2. adanmış. 3. kendini işine adamış. i. adama, ithaf. f. sonuç ç ıkarmak. f. çıkarmak, hesaptan düşmek. i. 1. sonuç ç ıkarma. 2. man. tümdengelim. 3. sonuç. 4. hesaptan düşme. 5. kesinti: tümdengelimli usavurma. i. 1. eylem, iş, fiil. 2. huk. senet, tapu senedi. f. to -e senetle devretmek. f. saymak, addetmek. f., İng., bak. de-emphasize. f. önemini azaltmak. s. 1. derin. 2. anla şılmaz. 3. şiddetli, ağır. 4. koyu (renk). 5. kalın, boğuk, pes (ses). z.ış into . 1. derinlerine kadar; derinliklerine kadar: It sank deep borca batm derin dü şünceye dalmış. derin deniz. vahim bir durum. f. 1. derinle şmek; derinleştirmek. 2. artırmak. 3. (rengi) koyulaştırmak. i. 1. dipfriz. 2. dondurup saklama. f. (deep.froze, deep.fro.zen) dondurup saklamak. f. bol yağda kızartmak. s. 1. kökleri derinlere inen (a ğaç/çalı). 2. köklü, kökleşmiş (âdet/inanç). s. 1. derin, derinden gelen; derinde olan. 2. köklü, kökle şmiş. i. (çoğ. deer) geyik; karaca. k ıs. defective, defendant, defense, deferred, defined, definite, definition. f. (bir şeyin yüzeyine) zarar vermek. i. karalama, kara çalma, lekeleme. f. karalamak, kara çalmak, lekelemek. i. 1. (bir yükümlülü ğü) yerine getirmeme. 2. bilg. varsayım. f. (bir ü) yerine u getirmemek: They defaulted yükümlülü ğratmak. i. bozgun, yenilgi. on their loan. Borçlarını f. yenmek,ğbozguna f. büyük aptesini yapmak, d ışkılamak. i. kusur, noksan, eksiklik. s. 1. kusurlu, sakat, eksik, noksan. 2. dilb. baz ı çekim şekilleri olmayan. i. karşı tarafa kaçan kimse. i., İng., bak. defense. f. 1. savunmak. 2. from -den korumak. i., huk. davalı. i. savunucu, savunan; koruyucu. i. 1. savunma, korunma. 2. spor savunma, defans. s. savunmas ız, korunmasız. s. 1. savunmayla ilgili. 2. (hedef al ındığını zannederek) savunmaya geçen. 3. koruyucu. 4. spor defansif.

defensive alliance defer deference deferential deferment deferred defiance defiant deficiency deficient deficit defile define definite definite article definitely definition definitive deflate deflation deflect

savunma anla şması. f. (--red, --ring) 1. sonraya b ırakmak, ertelemek. 2. to -e boyun eğmek. i. riayet, (sayg ıdan kaynaklanan) itaat. s. riayetkâr; sayg ı ve itaat gösteren. i. erteleme. s. ertelenmiş. i. 1. meydan okuma. 2. kar şı koyma. s. 1. meydan okuyan. 2. kar şı koyan. i. eksiklik, noksanlık; yetersizlik. s. eksik, noksan; yetersiz. i. (bütçe, hesap v.b.´nde) aç ık; zarar. f. kirletmek, pisletmek, lekelemek, bozmak. f. 1. tanımlamak, tarif etmek. 2. belirlemek, sınırlamak, tayin etmek. s. 1. kesin. 2. belirli, belli. dilb. belirli tan ımlık: the. z. kesinlikle. i. 1. tanım, tarif. 2. tanımlama. s. kesin, son, tam. f. 1. havas ını/gazını boşaltmak, söndürmek; sönmek. 2. gururunu k ırmak. 3. ekon. para arzı ını/gaz ın nı ı azaltmak. boşaltma, söndürme; sönme. 2. gururunu k ırma. 3. i. 1. havas

ekon. deflasyon. f. yönünü de ğiştirmek; başka yöne çevirmek; yönü değişmek. deflect s.o. from his/her purpose birini amac ından çevirmek. yönünü de ğiştirip -e çevirmek. deflect s.t. into f. biçimini bozmak, biçimsizle ştirmek. deform i. 1. biçimsizlik. 2. t ıb. biçim bozukluğu, bozunum. deformity defraud defray defrost deft defunct defy degenerate degenerate degradation degrade degrading degree dehumidifier dehumidify dehydrate dehydrated deify deign deity dejected dejection delay f. doland ırmak, elinden almak. f. ödemek; (giderleri) kar şılamak. f. buzlarını çözmek/eritmek; buzları çözülmek/erimek. s. becerikli, usta, marifetli. s. 1. ölü. 2. feshedilmi ş. f. meydan okumak, kar şı gelmek, karşı koymak. s. yoz, yozla şmış, soysuz, dejenere. f. yozlaşmak, soysuzlaşmak, bozulmak, dejenere olmak. i. 1. aşağılık bir durum; itibarsızlık. 2. aşağılaşma. 3. rütbeyi indirme. f. 1. alçak bir duruma dü şürmek. 2. rütbesini indirmek. s. alçaltıcı, onur kırıcı. i. 1. fiz., geom. derece. 2. derece, basamak, a şama, rütbe, mertebe. 3. diploma. i. nem gideren alet. f. nemini gidermek. f. 1. suyunu almak, kurutmak. 2. su kaybetmek. s. susuz, kurumu ş. f. tanrılaştırmak. f. tenezzül etmek. i. 1. tanrı, ilah. 2. tanrısal varlık. s. keyifsiz, morali bozuk; hüzünlü. i. keyifsizlik, moral bozuklu ğu; hüzün. f. 1. ertelemek, sonraya b ırakmak. 2. geciktirmek. 3. oyalanmak. i. gecikme, geç kalma.

delegate delegation delete deletion deliberate deliberate deliberately deliberation delicacy delicate delicately delicatessen delicious delight delightful delimit delineate delinquency delinquent delirious delirium deliver deliver the goods deliverance deliverer delivery delivery note delivery order delivery receipt delivery time deliveryman dell delta delude deluge delusion delusive deluxe delve demagogue demagogy demand demand deposit demean demeanor demeanour demented

i. (del´ıgît, del´ıgeyt) delege, temsilci; elçi; vekil. f. (del´ıgeyt) 1. havale etmek, devretmek. görevlendirmek. i. 1. delegasyon. 2. 2. yetki verme. f. silmek, ç ıkarmak. i. 1. silme, ç ıkarma. 2. yazıdan çıkarılan parça. s. 1. kas ıtlı, maksatlı, önceden tasarlanmış. 2. temkinli, ölçülü, dikkatli. f. 1. düşünüp taşınmak, ölçünmek, tartmak. 2. görüşmek, müzakere etmek. z. kasten, mahsus, bile bile. i. 1. üzerinde dü şünme, düşünüp taşınma. 2. görüşme, müzakere. i. 1. incelik, kibarlık. 2. lezzetli şey. s. 1. kolaylıkla kırılabilen, kırılgan, nazik. 2. hassas (alet). 3. hassas ı), narin. hafif (koku/tat). 6. hafif, (konu); nazik (durum). 4. ince (yapbüyük z. 1. incelikle. 2. dikkatle, ihtiyatla, bir5. özenle. i. şarküteri, mezeci. s. lezzetli, leziz, nefis. f. 1. sevindirmek; sevinmek. 2. in -den zevk almak. i. 1. sevinç, zevk, keyif, 2. sevinç , güzel; zevkli. veren şey. s. hoşhaz. f. sınırlandırmak, tahdit etmek. f. 1. şeklini çizmek. 2. betimlemek. i. 1. (çocuklarda) suç i şleme. 2. borçların ödenmemesi. s. 1. suçlu, suç işleyen (çocuk). 2. ödenmemiş (hesap, vergi, borç v.b.). 3. ınııklayan. ödememi şı .lg i.ına çocuk suçlu. borçlar 2. ç dönmü ş. s. 1. say i. 1. sayıklama. 2. çılgınlık. f. 1. teslim etmek, b ırakmak, vermek: They will deliver the furniture tomorrow morning. şeyi Mobilyay yapmak.ı yarın sabah teslim edecekler. 2. (gazete, k. dili istenilen i. 1. kurtarma; kurtulu ş. 2. hüküm. i. 1. kurtar ıcı. 2. teslim eden kimse. 3. dağıtıcı. i. 1. teslim; da ğıtım. 2. doğurma; doğum. 3. konuşma tarzı. 4. beysbol servis. topa vuru ş,beyan ı. tic. teslim tic. teslim emri. tic. teslim makbuzu. tic. siparişlerin teslim süresi. çoğ. de.liv.er.y.men (dîlîv´ırimen) i. satılan malı eve teslim eden kimse. i. küçük vadi, korulu vadi. i. delta, çatala ğız. f. aldatmak, yan ıltmak. i. 1. sel, tufan. 2. şiddetli yağmur. i. 1. aldanma, yan ılma. 2. ruhb. sabuklama. s. aldatıcı, yanıltıcı. s. lüks, ihtişamlı. f. into -i ara ştırmak. i. demagog, halkavc ısı. i. demagoji, halkavc ılığı. i. 1. istem, istek; talep. 2. tic., ekon. talep, ra ğbet. 3. huk. talep, hak iddia etme. f. 1. talep etmek, istemek. 2. gerektirmek. 3. huk. mahkemeye vadesiz mevduat. f. alçaltmak, küçültmek. i. davran ış, tavır. i., İng., bak. demeanor. s. deli, kaç ık, çılgın.

demerit demidemijohn demilitarise demilitarize demilitarized zone demise demobilisation demobilise demobilization demobilize democracy democrat democratic democratically demolish demolition demon demonstrate demonstration demonstrative demonstrative adjective demonstrative pronoun demonstrative pronoun demonstrator demoralise demoralize demote demotion demur demure den denatured alcohol denial denigrate denim denims Denmark denomination denominator denote denounce dense density dent dental dental floss

i. (okulda) ihtar, tembih. önek yarım, yarı. i. damacana. f., İng., bak. demilitarize. f. askerden ar ındırmak. askerden ar ındırılmış bölge. i. ölüm, vefat. i., İng., bak. demobilization. f., İng., bak. demobilize. i. seferberliğin bitmesi; terhis. f. terhis etmek. i. demokrasi, elerki. i. demokrat. s. demokratik, halkç ı. z. demokratik olarak. f. yıkmak. i. yıkma; yıkılma. i. 1. cin, kötü ruh, şeytan, iblis. 2. kötü kimse, iblis. 3. enerjik kimse. f. 1. kanıtlamak, ispat etmek: He has demonstrated his loyalty to the firm. Ş olan bağispat. lılığını2. kan ıtladı. 3. 2. tan göstererek tanıtmak: demonstrate a ıtlama, gösteri. ıtım gösterisi. i.irkete 1. kan s. 1. kan ıtlayan, gösteren. 2. duygularını açığa vuran. dilb. işaret sıfatı. dilb. işaret zamiri. işaret zamiri. i. 1. göstererek tan ıtan kimse. 2. uygulama öğretmeni. 3. gösterici. f., İng., bak. demoralize. f. cesaretini k ırmak, moralini bozmak, yıldırmak. f. aşağı dereceye indirmek, rütbesini indirmek. i. indirme. f. (--red, --ring) kabul etmemek, itiraz etmek. i. s. 1. çekingen. 2. a ğırbaşlı, ciddi. i. 1. in, ma ğara. 2. k. dili tekke, yatak. 3. k. dili dinlenme odası, sığınak. mavi ispirto, kar ışık ispirto. i. 1. inkâr, yads ıma. 2. yalanlama. 3. ret. f. iftira etmek, leke sürmek, karalamak, kara çalmak, çamur atmak. i. kot (kuma ş). i., çoğ. kot pantolon, cin; blucin. i. Danimarka. i. 1. ad, isim. 2. mezhep. 3. adland ırma. 4. değer/ölçü birimi. i. payda. f. göstermek, belirtmek. f. 1. (insan, fikir, davran ış v.b.´nin) kötü/zararlı taraflarını açığa vurmak. 2. şman ın) kald ırılaca ğın3. ı duyurmak. ihbar etmek. 3. (anla ğun, kesif. 2. s ık (orman, saç v.b.). anlaşılması güç, ağır (yazı). s. 1. yo ı n kafal ı , mankafa. 5. foto. koyu (negatif). 4. kal i. 1. yoğunluk, kesafet. 2. (orman, saç v.b. için) sıklık. 3. (yazıda) ağırlık. 4.ufak foto.çukur; koyuluk. i. çentik, çöküntü, girinti. f. çentmek; çökertmek. s. 1. dişlerle ilgili. 2. dişçilikle ilgili. 3. dilb. dişsel. i. dişsel ünsüz. diş ipliği.

dental surgery dentist dentistry dentures denude denunciation deny deodorant deodorise deodorize depart department department store departure departure gate departure lounge departure terminal depend depend from Depend upon it. dependable dependence dependency depict depilate depilation depilatory deplete deplorable deplorably deplore deploy deployment deport deport o.s. deportation deportment depose deposit deposit account deposition depositor depository depot deprave depraved depravity

diş cerrahisi. i. diş hekimi, diş tabibi, dişçi. i. diş hekimliği, dişçilik. i. takma diş. f. soymak; ç ıplaklaştırmak, çıplak bırakmak. i. 1. (insan, fikir, davran ış v.b.´nin) kötü/zararlı taraflarını açığa vurma. 2. şman ın) ıkald ırı2. laca ğını duyurma. ihbar. 3. (anla mak. yalanlamak. 3. reddetmek. 4. -den yoksun f. 1. inkâr etmek, yads

esirgemek, vermemek. bırakmak, s., i. deodoran, koku giderici. f., İng., bak. deodorize.
f. kokusunu gidermek. f. 1. ayrılmak, gitmek. 2. hareket etmek, kalkmak: At what time does the 3.kol. ölmek, vefat ıetmek. 4. from bus depart? Otobüs saat sım, şkalk ube,ıyor? daire, 2. bakanl k, vekâlet. i. 1. departman, bölüm, k ıkaçta büyük ma ğaza, bonmarşe. i. 1. gidiş, ayrılış, terk. 2. hareket etme, kalkış. 3. değişiklik, yenilik. 4. 5. vazgeçme. sapma, ayr ısı ılma. . çıkış kap çıkış salonu. çıkış terminali. f. on/upon 1. -e güvenmek. 2. -e ba ğlı olmak: The number of people who will come depends on how many tickets we can sell. Geleceklerin say ısı -den sarkmak. Emin olunuz. s. güvenilir. i. 1. güven, güvenme. 2. ba ğlılık. 3. bağımlılık. i. 1. bağımlılık. 2. sömürge. 3. ek bina. f. 1. resmetmek, resmini çizmek. 2. betimlemek, anlatmak. f. tüyleri gidermek/dökmek. i. depilasyon, depilaj, tüyleri giderme/dökme; epilasyon. i. depilatuar, depilatif, tüy dökücü krem. s. depilatif, tüy giderici/dökücü. f. tüketmek, bitirmek. s. acınacak durumda, içler acısı. z. acınacak biçimde. f. 1. -e çok üzülmek, -den ac ı duymak. 2. -e yerinmek, -e yazıklanmak. f. 1. plana göre yerle ştirmek. 2. ask. yayılmak. i. 1. plana göre yerle ştirme. 2. ask. yayılma f. sınırdışı etmek. davranmak, hareket etmek. i. sınırdışı etme. i. davran ış, tavır. f. 1. tahttan indirmek. 2. görevden almak, azletmek. 3. yeminli ifade vermek. i. 1. emanet. 2. depozit, depozito; kaparo, pey akçesi: The salesman asked for hesab a thirty ı.million lira deposit. Sat ıcı otuz milyon lira depozit istedi. mevduat i. 1. tahttan indirme. 2. görevden alma. 3. yeminle yaz ılı ifade. 4. depozit olarak verme. 5.ıran (tortu) b ırakma. kimse. i. mudi, para yat i. depo, ardiye. i. 1. depo, ardiye. 2. istasyon; durak. 3. ask. depo. f. baştan çıkarmak, ahlakını bozmak. s. ahlak ı bozuk, baştan çıkmış. i. 1. ahlak bozuklu ğu. 2. doğru yoldan ayrılma.

deprecate depreciate depreciation depress depressed depression deprive dept depth depth of winter deputation deputise deputize deputy derail derailment derange deranged derangement derelict deride derision derisive derisory derivation derivative derive dermatitis dermatologist dermatology derogatory dervish descend descendant descendent descent describe description descriptive desecrate desecration desegregate desegregation desensitise desensitize desert desert

f. onaylamamak, protesto etmek. f. 1. fiyatını kırmak, değerini düşürmek. 2. ucuzlatmak; amortize etmek. i. 1. değerini düşürme; değeri düşme. 2. aşınma payı, amortisman. f. 1. -i bastırmak, -e basmak. 2. üzmek, canını sıkmak, moralini bozmak. zayı2. flatmak. ğerini/miktar ını azaltmak. 3. 1. kuvvetten dü şürmek, düde şürülmü ş. 3. durgun s. morali bozuk, keyifsiz. de ğeri 4. (piyasa/ekonomi). i. 1. moral bozuklu ğu, keyifsizlik. 2. piyasada durgunluk, ekonomik kriz. 3. alanı. -den etmek: This work ruhb. depresyon, çöküntü. 4. alçak bas ınç etmek, ırakmak, -den mahrum f. of -den yoksun b ş bizi sa ğ l ığı mızdan edecek. will us of our health. Bu i ıs. deprive department. k i. 1. derinlik. 2. derin yer. k ış ortası, karakış. i. 1. temsilciler heyeti, delegasyon. 2. temsilci atama. f., İng., bak. deputize. f. 1. vekil olarak atamak. 2. for (bir kimsenin) yerini doldurmak. i. 1. vekil; yard ımcı, muavin. 2. polis. 3. milletvekili. f. (treni) raydan ç ıkarmak; (tren) raydan çıkmak. i. (treni) raydan ç ıkarma; (tren) raydan çıkma. f. 1. düzenini bozmak, altüst etmek, kar ıştırmak. 2. delirtmek. s. deli. i. 1. düzensizlik, kar ışıklık. 2. delilik. s. 1. terkedilmiş, sahipsiz. 2. kayıtsız, ilgisiz, ihmalkâr. f. alay etmek, alaya almak. i. alay, istihza. s. alaylı, alaycı. s. 1. alaylı, alaycı. 2. gülünç, kepaze, devede kulak gibi. i. 1. türetme. 2. köken, kaynak. i. türev. f. from 1. -den sa ğlamak, -den elde etmek, -den almak: He derives his income from his Gelirini yat ırımlarından sağlıyor. He derives yang ısinvestments. ı. i., tıb. deri i. dermatolog, deri hastal ıkları uzmanı, cildiyeci. i. dermatoloji, cildiye. s. küçültücü, küçük dü şürücü, aşağılayıcı. i. derviş. f. 1. inmek; (ku ş, uçak v.b.) alçalmak; (karanlık, sis v.b.) çökmek. 2. from in soyundan gelmek. 3. on/upon inip -e sald ırmak; -e sökün etmek, i. torun; of (birinin) soyundan gelen kimse. i., bak. descendant. i. 1. iniş; alçalma; çökme. 2. on/upon inip -e saldırma; -e sökün etme; ın. ı3. soy. betimlemek, tarif etmek. 2. anlatmak. bask mlamak, f. 1. tan i. 1. tanımlama, betimleme, tarif. 2. cins, çeşit, tür. 3. eşkâl: The police were obtain a description of the thief. Polis h ırsızın eşkâlini ımlayıcıto , betimsel. s. tanunable f. (kutsal bir şeye) saygısızlık etmek. i. (kutsal bir şeye karşı) saygısızlık. f. ırk ayrımını kaldırmak. i. ırk ayrımının kaldırılması. f., İng., bak. desensitize. f. uyuşturmak. i. hak edilen şey, layık olunan şey. He got his deserts. Hak ettiğini buldu. i. çöl, sahra. s. 1. çorak, çöllük. 2. bo ş, ıssız.

desert deserter desertion deserve deservedly deserving deserving of praise design designate designation designer desirable desire desirous desist desk desktop desktop computer desktop publishing desolate desolate desolation despair despairingly desperate desperately desperation despicable despicably despise despite despondent despot despotic despotical despotism dessert dessert spoon destination destined destiny destitute destitution destroy destroyer destruction destructive

f. 1. terketmek, b ırakmak. 2. ask. askerlikten kaçmak. 3. kaçmak, firar etmek. i. asker kaça ğı. i. 1. terketme, terk. 2. askerlikten kaçma, firar. f. hak etmek, layık olmak. z. haklı olarak; hak ettiği gibi. s. of -i hak eden, -e layık. övülmeye layık. i. 1. tasar ım, dizayn, tasar çizim. 2. tasarlama. 3. plan, proje. 4. desen. 5. ımını isimlendirmek. yapmak: Selda3. amaç, maksat, hedef. 6. entrika, komplo. f. adland 1. tasar belirtmek. 2. ırmak, f. 1. göstermek, işaret etmek,

ırmak, -e ayıs rmak, (to/for) -e atamak, -e tayin tayin etmek. 4. for 2. için ayisim, ıfat. -e tahsis i. 1. atama, tayin; atanma, edilme. ad, unvan, i. 1. tasar ımcı. 2. desinatör. 3. modelist, stilist.
s. arzu edilen, istek uyand ıran, çekici, cazip. i. 1. arzu, istek. 2. rica, dilek. 3. şehvet. f. 1. arzu etmek, arzulamak, istemek. rica etmek. s. istekli, 2. arzu eden. f. from -den vazgeçmek, -i b ırakmak. i. 1. yazı masası. 2. sıra. 3. kürsü. 4. daire, şube, masa. From her desk the teacher could see the desks of all her students. Ö ğretmen i. masaüstü. masaüstü bilgisayar. masaüstü yayımcılık. s. 1. terkedilmiş, metruk; ıssız, tenha, boş. 2. harap, perişan. 3. kimsesiz, ız. etmek, perişan etmek. yaln f. harap i. 1. haraplık, perişanlık. 2. kimsesizlik, yalnızlık. 3. keder. i. umutsuzluk, ümitsizlik. f. of -den umutsuz olmak, -den ümitsiz olmak. z. umutsuzca, ümitsizce. s. 1. umutsuz, ümitsiz. 2. her şeyi göze alabilen; gözü dönmüş. z. umutsuzca, ümitsizce. i. umutsuzluk, ümitsizlik. s. alçak, a şağılık, rezil. z. alçakça. f. küçümsemek, hor görmek, adam yerine koymamak. i. nefret, kin, garaz. edat -e kar şın, -e rağmen: He was generous despite ğuna karşın eli açıktı. his poverty. Yoksullu s. umutsuz, ümitsiz, meyus. i. despot, tiran. s. despotik, despotça. s., bak. despotic. i. despotluk, despotizm. i. (yemeğin sonunda yenen) tatlı, yemiş, soğukluk. tatlı kaşığı. i. 1. gidilecek yer. 2. var ış yeri. 3. hedef. s. i. talih, k ısmet, kader, alınyazısı, yazgı. s. 1. yoksul, muhtaç, fakir. 2. of -den yoksun. i. yoksulluk, fakirlik. f. yıkmak, harap etmek, yok etmek, ortadan kaldırmak; öldürmek. i. 1. yok edici şey/kimse. 2. destroyer, muhrip. i. 1. yıkma, yok etme; yıkılma, yok olma. 2. yıkım. s. yıkıcı, zararlı.

desultory detach detachable detached detachment detail detailed detain detect detection detective detective story detector detention deter detergent deteriorate deterioration determinant determination determinative determine determined deterrence deterrent detest detestable dethrone detonate detour detract detriment detrimental deuce devaluation devalue devastate devastation develop developing developing country development developments deviate deviation device devil

s. 1. gelişigüzel, rasgele. 2. rabıtasız, bağlantısız. 3. amaçsız, gayesiz. f. ayırmak, çıkarmak, sökmek. s. ayrılabilir, çıkarılabilir, yerinden sökülebilir. s. 1. tarafs ız, yansız, objektif. 2. müstakil (ev). i. 1. ayırma, çıkarma, sökme. 2. ask. müfreze, müfrez birlik. 3. tarafs ızlık, ızlıık, objektiflik. yans ntı , detay. 2. ayrıntılar, detaylar, tafsilat, teferruat. 3. ask. özel bir i. 1. ayr ş için seçilmi ş grup, i ı nt ı l ı , detayl ı. müfreze. s. ayr f. 1. alıkoymak. 2. geciktirmek. 3. gözaltına almak. f. 1. sezmek, farketmek. 2. bulmak, ke şfetmek. i. bulma, ke şif. i. dedektif, hafiye. polisiye roman. i. dedektör, detektör, bulucu: mine detector may ın dedektörü/detektörü. i. 1. alıkoyma. 2. gecikme. 3. gözaltına alma. f. (--red, --ring) from -den vazgeçirmek, -den cayd ırmak. i. deterjan. f. kötüle şmek, kötüye gitmek, fenalaşmak, bozulmak. i. kötüleşme, kötüye gitme, fenalaşma, bozulma. s. belirleyici, tayin eden. i. belirleyici etken. i. 1. azim, kararlılık. 2. belirleme, tayin; tespit, saptama. s. belirleyici, tayin eden. i. belirleyici şey. f. 1. belirlemek, tayin etmek; tespit etmek, saptamak: We have not yet determined the ıprice of that book. O kitab ın fiyatını henüz saptamadık. . s. azimli, kararl i. 1. cayd ırma. 2. caydırıcılık. s. caydırıcı. i. caydırıcı şey. f. nefret etmek, iğrenmek, tiksinmek. s. nefret uyand ıran, iğrenç, tiksindirici. f. tahttan indirmek. f. patlamak, infilak etmek; patlatmak, infilak ettirmek. i. varyant (yol). f. varyanttan gitmek. f. from -i azaltmak, -e gölge dü şürmek. i. zarar, ziyan. s. zarar veren, zararlı, muzır. i. 1. isk. ikili. 2. (zarda) dü. 3. tenis beraberlik, berabere kalma. i., ekon. devalüasyon, de ğer düşürümü. f., ekon. devalüe etmek, de ğerini düşürmek. f. 1. harap etmek, mahvetmek, viraneye çevirmek. 2. peri şan etmek. i. 1. harap etme, mahvetme; harap olma, mahvolma. 2. peri şan olma. 3. ım, zarar. y ştirmek; gelişmek: He is working hard to develop his Italian. f.ık 1. geli

İtalyancas ını geli ştirmek için çok çalışıyor. develop an idea bir fikri olan. s. gelişmekte gelişmekte olan ülke.
i. 1. geliştirme; gelişme, gelişim. 2. genişletme; genişleme. 3. (âdet) edinme. i. olaylar.4. (f ırtına, basınç alanı v.b.) oluşma, oluşum. 5. kalkınma, f. sapmak, ayr ılmak. i. sapma, ayr ılma. i. 1. alet; ayg ıt. 2. plan, yol, yöntem. 3. hile, oyun. 4. arma, ongun. i. şeytan, iblis.

devil´s advocate devilish devil-may-care devilment devious devise devoid devolve devote devoted devotee devotion devotional devotions devour devout dew dewdrop dewy dexterity dexterous dextrous diabetes diabetic diabolic diabolical diagnose diagnosis diagonal diagram dial dial direct to dial tone dialect dialectics dialing tone dialog dialogue dialysis diameter diametrically diametrically opposite diamond diamond cutter diamond jubilee diaper diaphragm

tartışma olsun diye zayıf tarafı savunan kimse. s. şeytanca, şeytan gibi. s. kimseye ald ırmayan, pervasız. i. muzırlık, yaramazlık. s. 1. dola şık, dolambaçlı. 2. sinsi, hilekâr. 3. hileli. f. tasarlamak, planlamak, düzenlemek, tertiplemek. s. of -den yoksun, -den mahrum. f. on -e geçmek, -e kalmak, -e devrolmak. f. to -e adamak, -e vakfetmek; -e ay ırmak, -e hasretmek: He has devoted ın himself serving poor. Kendini yoksullar -e içten ba ğlı. 2. -e düşkün; -i hizmetine seven. adadı. He s. (to) 1.to -e sad ık, the i. 1. düşkün, meraklı, tutkun. 2. dinine çok bağlı olan kimse, zahit. i. 1. sadakat, içten ba ğlılık. 2. adama, vakfetme; hasretme. s. ibadete özgü, ibadetle ilgili. i. k ısa bir ibadet. i. ibadet. f. 1. (yeme ği) silip süpürmek, bir çırpıda yiyip bitirmek; (avı) parçalayıp yutmak. 2. bir solukta okumak. 3. (bir (birini) yiyip bitirmek. 4. s. 1. dindar, dini bütün, mütedeyyin. 2.duygu) samimi, içten, yürekten. i. çiy, şebnem. i. çiy damlas ı. s. üzerine çiy dü şmüş, çiyle kaplı. i. el çabuklu ğu, beceri, ustalık. s. eli çabuk, eli uz, usta. s., bak. dexterous. i., tıb. şeker hastalığı, diyabet. s., tıb. diyabetik. i., tıb. şeker hastası. s. şeytani, şeytanca. s., bak. diabolic. f. teşhis etmek, tanılamak. i. teşhis, tanı. s. köşegenel. i. köşegen, diyagonal. i. 1. diyagram, grafik. 2. plan, şema. f. diyagram ile göstermek; ını çizmek. diyagram i. 1. kadran. 2. (saatte) mine, kadran. f. (--ed/--led, --ing/--ling) (telefon ını) çevirmek. numaras -i direkt aramak. (telefonda) çevir sesi. i. diyalekt, lehçe, a ğız. i. eytişim, diyalektik. İng. (telefonda) çevir sesi. i. diyalog. i., İng., bak. dialog. çoğ. di.al.y.ses (dayäl´ısiz) i., tıb. diyaliz. i. çap, kutur. z. 1. çap boyunca. 2. tamamen. taban tabana zıt. i. 1. elmas. 2. baklava biçimi. 3. isk. karo. 4. beysbol iç alan; oyun alan ı. elmastıraş. altm ışıncı veya yetmiş beşinci yıldönümü. i. çocuk bezi. f. çocuk bezini sarmak/de ğiştirmek. i. 1. anat. diyafram kas ı, diyafram. 2. zar, böleç. 3. diyafram.

diarrhea diary dice dicebox dicker dictate dictation dictator dictatorial dictatorship diction dictionary dictum did Did she hurt herself? Did you ever? Did your ears burn? didactic didn`t die die die away die down die of boredom die off die out diehard diet dietician dietitian differ difference difference of opinion different differential differentiate differently difficult difficulty diffidence diffident diffraction diffuse diffuse diffusion dig dig down

i. ishal, sürgün. i. 1. günce, günlük. 2. hat ıra defteri. i., çoğ. oyun zarları. f. 1. küp şeklinde doğramak. 2. zar atmak. i. zar atma kab ı. f. (with) (ile) pazarlık etmek. f. 1. dikte etmek, yazd ırmak. 2. emretmek. 3. zorla kabul ettirmek. 4. gerektirmek. 5. belirlemek. i. 1. dikte. 2. emir. i. diktatör. s. diktatörce, amirane. i. diktatörlük. i. 1. diksiyon, söyleyim. 2. sözcük seçimi, sözcükleri kullanma şekli. i. sözlük, lügat. çoğ. dic.ta (dîk´tı)/--s (dîk´tımz) i. 1. otoriter hüküm/söz. 2. özdeyiş, atasözü. 3. huk. mütalaa. f., bak. do. Bir yerini mi incitti? k. dili Allah Allah! Kulaklarınız çınladı mı? s. didaktik. k ıs. did not. f. (--d, dy.ing) 1. ölmek, vefat etmek. 2. (makine) birdenbire durmak, stop ş) sönmek. canoyun atmak, etmek. p, (ate matris. 2. (çoğ. 4. dice) zarçok ı. istemek: Altan is dying to i. 1. kalı3. (gürültü) yava ş yavaş kesilmek, (ses) azalmak. (rüzgâr/f ırtına/yağmur) hafiflemek; (ateş/yangın) sönmeye yüz tutmak; (alev) azalmak. dan patlamak. sıkıntı birer birer ölmek. yok olmak, ortadan kalkmak. i. inatla tutuculu ğunu sürdüren kimse. i. 1. diyet, rejim, perhiz. 2. beslenme biçimi. 3. yiyecek. f. perhiz yapmak, rejim yapmak. i., bak. dietitian. i. diyet uzman ı, diyetisyen. f. 1. from -den ba şka olmak, -e benzememek, -den farklı olmak, -den ılmak. 2.fark. with 2. ileanla aynş ı mazl fikirde ayr ık.olmamak. i. 1. ayrılık, fikir ayrılığı. s. 1. (from) farklı, başka, ayrı. 2. çeşitli, değişik. i. diferansiyel. f. 1. ayırmak, ayırt etmek. 2. farklılaşmak, farklı olmak. z. başka şekilde, başka türlü. s. 1. güç, zor. 2. geçimsiz. i. 1. güçlük, zorluk. 2. s ıkıntı, problem. make difficulties zorluk çıkarmak. i. çekinme, utangaçlık, çekingenlik. s. çekingen, utangaç, s ıkılgan. i., fiz. k ırınım, difraksiyon. s. 1. fiz. da ğınık, yayınık, difüzyona uğramış. 2. zaman zaman konu dışına meseleyi uzun uzad ıya anlatan. ç yay ılmak, dağılmak. f.ıkarak yaymak, da ğıtmak; i., fiz. yayınma, yayınım, difüzyon. f. (dug, --ging) 1. kazmak, bellemek. 2. kaz ı yapmak. 3. dürtmek. 4. argo enmek, hoşlanmak. 5.sökülmek, argo -den kendi anlamak. i. 1. be ını(arkeolojik) ödemek. kazı. 2. k. ğ dili elini cebine atmak, paras

dig in dig one´s heels in dig out dig up digest digest digestion digestive digestive troubles digit digital digital computer digital computer dignified dignify dignitary dignity digress digression dike dilapidate dilapidated dilapidation dilate dilatory dilemma dilettante diligence diligent diligently dill dillydally dilute diluted dim dime dimension diminish diminishing returns diminutive dimmer dimple dimwit din dine dine out diner

1. ask. siper kazmak, avc ı çukuru kazmak. 2. (bir şeyi) kürekle toprağa ıştırmak. 3. k. dili yemek yemeye ba şlamak, yumulmak: Dig in! Haydi kar k. dili inat edip hiç yapmamaya karar vermek. 1. arayıp çıkarmak. 2. (gömülmüş birini/bir şeyi) kürekleyerek çıkarmak. kazıp çıkarmak. i. 1. özet. 2. derleme. f. 1. sindirmek, hazmetmek; sindirilmek. 2. özümlemek, özümsemek: I´ve read the poem, but I haven´t yet digested it. Şiiri okudum fakat henüz i. sindirim, hazım. s. 1. sindirime ait, sindirim. 2. sindirimi kolayla ştıran. i. sindirimi ştıbozuklu ran ilaç.ğu, hazımsızlık. kolayla sindirim i. 1. parmak. 2. s ıfırdan dokuza kadar tamsayıların her biri, rakam. s. dijital, sayısal. dijital bilgisayar. dijital bilgisayar. s. ağırbaşlı. f. 1. onurland ırmak, şeref vermek. 2. büyütmek, yüceltmek. i. rütbe/mevki sahibi, kodaman. i. 1. itibar, sayg ınlık. 2. vakar, asalet. f. konu d ışına çıkmak, konudan ayrılmak. i. 1. konudan ayr ılma. 2. konu dışı söz, arasöz. i. 1. hendek, suyolu, ark, kanal. 2. set, bent. 3. argo lezbiyen, sevici. f. harap etmek, tahrip etmek; harap olmak. s. harap, köhne, yıkık dökük, yıkkın, viran. i. harap olma. f. genişletmek, büyütmek; genişlemek, büyümek. s. 1. işi ağırdan alan, geciktiren. 2. ağır, yavaş. i. 1. man. ikilem, dilemma. 2. güç durum, ç ıkmaz, açmaz. i. hevesli, heveskâr, amatör. i. özenle ve sebat ederek çal ışma. s. özenle ve sebat ederek çal ışan (kimse); özenle ve sebat edilerek ılan (iş ). sebat ederek. yap z. özenle ve i., bot. dereotu, yabant ırak, Anethum graveolens. f., k. dili oyalanmak; karars ızlık yüzünden vakit kaybetmek; ıvır zıvırla vakit kaybetmek. ırmak, su katmak; hafifletmek. f. suland s. suland ırılmış, su katılmış. s. (--mer, --mest) 1. lo ş, donuk, sönük. 2. belirsiz. 3. bulanık. f. (--med, -ming) 1. ( ışığı) azaltmak; (ışık) azalmak. 2. söndürmek, azaltmak; i. on sent. i. 1. boyut. 2. ço ğ. ebat, boyutlar. f. azaltmak, eksiltmek, küçültmek; azalmak, eksilmek. ekon. azalan verim. s. küçücük, ufac ık, minicik. i., dilb. 1. küçültme. 2. küçültme eki. i., elek. dimmer, azalt ıcı. i. gamze. i., k. dili aptal, budala, al ık. i. gürültü, patırtı. f. 1. günün esas yeme ğini yemek. 2. akşam yemeği yemek. 3. ziyafet ğe davet etmek, yemek vermek. yemeyemek. yemek dining car vagonvermek. restoran. dining hall yemek dışarıda 4. ı . salonu. dining room yemek odas i. 1. yemek yiyen kimse. 2. vagon restoran. 3. vagon restorana benzer lokanta.

dingy dinner dinner jacket dinner party dinner service/set dinner table dinnertime dinnerware dinosaur dint dip dip into a book diphtheria diphthong diploma diplomacy diplomat diplomatic diplomatic corps diplomatic immunity diplomatic relations diplomatic service diplomatically dipper dipstick dire direct direct direct call direct current direct current direct dialing direct object direct object direct tax direction directions directive directly director directory dirge dirt dirt cheap dirt cheap dirt poor dirt road

s. 1. rengi atm ış, kirli. 2. karanlık, sönük. i. 1. günün esas yeme ği. 2. akşam yemeği. 3. ziyafet. smokin. yemekli davet. sofra tak ımı, yemek takımı. sofra. i. yemek vakti. i. yemek tak ımı. i. dinozor. i. f. (--ped, --ping) 1. bat ırmak, daldırmak, banmak; batmak, dalmak. 2. şağı ya do ğru meyletmek. i. 1. dalma, batma. 2. ani iniş, çukur. a ı gözden geçirmek. bir kitab i., tıb. difteri, kuşpalazı. i. ikili ünlü, diftong. i. diploma. i. 1. diplomasi. 2. ba şkalarıyla ilişkide ustalık. i. 1. diplomat. 2. ilişkilerinde ustalık gösteren kimse, diplomat. s. 1. diplomatik. 2. ba şkalarıyla ilişkide usta. kordiplomatik. diplomatik dokunulmazlık. diplomatik ilişkiler. dışişleri memurluğu, hariciyecilik. z. diplomatça, diplomatik bir şekilde. i. kepçe. i., oto. ya ğ çubuğu. s. 1. korkunç, deh şetli, müthiş. 2. acil. s. 1. direkt, do ğrudan, dolaysız. 2. açık, kesin. 3. toksözlü. z. doğrudan ğruya, doğruca, direkt. do f. 1. yönetmek, idare etmek. 2. yöneltmek, çevirmek, do ğrultmak: The astronomer directed telescope toward the Milky Way. Astronom şma. otomatik/direkt konuhis elek. do ğru akım. doğru akım. direkt arama. dilb. nesne, dolays ız tümleç, düz tümleç. dilb. nesne. dolaysız vergi. i. 1. yön, istikamet, taraf. 2. yönetim, idare. i. 1. talimat. 2. kullanma talimat ı. i. direktif, yönerge, talimat. z. 1. doğrudan, doğrudan doğruya. 2. hemen. i. 1. yönetici, müdür, direktör. 2. yönetmen, rejisör. i. 1. rehber. 2. bilg. rehber, dizin. i. ağıt, mersiye. i. kir, pislik; çamur; toz. k. dili çok ucuz, sudan ucuz. k. dili sudan ucuz, bedava. k. dili çok yoksul, çok fakir. toprak yol.

pipe boşalma. s. is discharging sewage2. i. çekişme. 2. s. f. kirletmek. uymamak. 1. hayal k ırıklığı. dış arboru ı i. atmak. güvenini kazanmak. sezmek. pis. akmak. 2. zarar. kınama. barodan ihraç etmek. 1. 1. hoşa gitmeyen. 1. yıkım. kirli. 2. f. zeki. 2. mürit. diskli tırmık makinesi. s. bak. elverişsiz. i. boşalmak. gözden kaybolmak. 1. mahzur. diskaro. i. çömez. f. ödeme. 3. fark ına varmak. uyuşmamak. Pek çok orman oldu. insanı pisleten iş. yok yok olma. 2. aksi. 3. 1. 1. k. anlayış. i. f. silahs ızlandırmak. 3. elektrik akımını boşaltma. f. . sakat. z. akıtmak. boşaltmak. 1. 1. ateş verme. i. f. iğrenç. f. ortadan kaybolma. reddetmek. (para) da ğıtmak. ayırt etme. yok olmak: Too many forests have disappeared. çelişmek: The reports disagree on the cause konusunda çeli şiyor. hayal k ırıklığına uğramış. 2. karışıklık. (--red. uyuşmazlık. 1. tan ımamak. ıskartaya çıkarmak. 1. 1. f. sak ınca. ödenen para. çirkin. hile. diskcokey. bela. f. f. akma. 2. 2. kaybolmak. maluliyet. dağıtmak. 2. dağılmak. anlamak. borç ödemek. felaket. boşalma. silahsızlanmak. ret. düzenini bozmak. 4. pisletmek. bo olma. i. seziş. inanmayış. O yükü bo şaltma. çıkarma. 2. s. anlayışlı. onaylamama. görmek. naho i. inanmama. felaket getiren. huysuz. into the river. mahzurlu. f. zararsız duruma getirmek. i. i. f. of -i do ğru bulmamak. f. afet bölgesi. dezavantaj. tatsıın z. akThat ıtma. dili 1. 2. (in) -e inanmamak. afet. i. doğru bulmama. düzensizlik. gözden kaybolma.nedeni 2. dili kötü bir bak ış: He gave her a dirty look. -i onaylamamak. 1. 3. (para) harcamak. f. with -e of the accident. sahtekârlık. Raporlar kazan ş. tatsız işler. i. sert. 1. f. ayırt etmek. f. silahs ızlanma. dökülmek: discharge cargo şaltmak. sakatlık. i. sakatlamak. f. dökülme. hayal k ırıklığına uğratmak. s. ters. görülebilir. -i kınamak. s. elek. i. 2.dirty dirty look dirty work disability disable disabled disabuse disadvantage disadvantageous disagree disagreeable disagreement disappear disappearance disappoint disappointed disappointment disapproval disapprove disarm disarmament disarrange disarray disaster disaster area disastrous disastrously disavow disavowal disband disbar disbelief disbelieve disburse disbursement disc disc harrow disc jockey discard discern discernible discerning discernment discharge discharge discharge/pay a debt disciple s. farkedilebilir. dağıtmak. tediye de şarjetmek. havari. Ona kötü kötü baktı. 3. 2. anla şmazlık. sak ıncalı. yetersizlik. 1. (tarım makinelerinde) disk. ortadan kaybolmak: My pen has i. disk. i. (birini) (yanlış düşüncesinden) vazgeçirmek. feci halde. pis iş. ümidi kırılmış. s. dezavantajlı. k. --ring) huk. karıştırmak. feci.

gözden ıs ıüpheye kı. ğme. etmek. i. tartışma. bilim dal ı. 3. i. 1. 2. i. saygısızlık. sağduyu. şürmek. reddetmek. s. f. 1. isteğe bağlı. hoşnutsuzluk. çelişme. s. from elek. küçük görmek. 1. kabul etmemek. . sayg ısızca. 2. f. ciddi ve ayr ıntılı bir şekilde konuşmak/yazmak. s. 3. anlaşmazlık. cezaland ırma. ayırt eden. yalanlama. 4. i. zor beğenen. ayırım yapma. fark gözetme. discolor. i. cesaretini k ırmak. beğeni. düzenini bozmak. kabalık. ıskonto etmek. (bono/senet) k ırmak. ayr i. ıskonto. akortsuz. dili disko. güzeli çirkinden ay ğ. i. ihtiyari. -e karşı s. (telefon.etmek. f. 1. meydana çıkarma. s. 2. ayırım kitaplar ayırım yapmak. lekelemek. müz. tartışmak. f. keşif. 2.b. s. hevesin k ırılması. -den söz etmek. 2. ortaya ç ıkarinvestigations ılan şey. disiplinle ilgili. yar ıda bırakmak. i. 2. f. f. 1. çok kederli. 2. f. ortaya çıkarmak. s ıkıdüzen: military discipline askeri disiplin. i. 2. i. 1. (from) -den vazgeçirmek. ayırım. f. durdurmak. keşfetmek. 1.ı. şmazl ık. 3. disk. sıkıntı vermek. buluş. disiplin yanl ısı. itibars ızlık. soldurmak. f. 2. nezaketsiz. 2. uyu ı. disko müziği. 1. ciddi ve ayr ıntılı bir konuşma/yazı. f. i. söylev. 1. ifşa. cereyan. rahatsız etmek. tepeden bakma. ayrı tutmak. aç i. 5. itibardan düşürmek. avutulamaz. itaat. görüşme. zevk sahibi. i. 1. görü şmek. nutuk. i. farkl s. f. i. uyuşmazlık. hoşnutsuz. ayırmak: He can´t discriminate good books from bad. disiplin 3. vazgeçmek. s. gaz v. itimatsızlık. talim. 2. f. f. 2. f. i. devam etmemek. huzursuzluk. farklılık. fark gözetmek. fark. 2. mak.ç2. a ğz i. -i ele almak. 2. ığa ç ıkarmak.. 2. dü tedbirli. akortsuzluk. i. hesaptan düşmek. sert amir. 1. hevesini kırmak. İyi ı kötülerinden ayırt edemez.. yads yalanlamak. disk atma. cesaretsizlik. gözünü korkutmak. 3. indirim. rahats ızlık. nezaketsizlik. ortaya ıkarmak: Our have disclosed the aç ığ a çıkarma. from -den ayırmak. denli. 2. 3. güvensizlik. 1. 2.. f. muh. tekzip tekzip. indirim yapmak. şaşırtmak. meydana çıkarmak. güvenini sarsmak. ırabilme yetisi. tenzilat. spor 1. 3. 1. tepeden bakmak. hor görmek. aç ığa vurmak. ifşa etmek: disclose a secret bir sırrı ifşa etmek. 1. ayrılık. z. ağzından çıkana dikkat eden. disiplin. 1. kesmek. 1. 2. zevk. müz. sayg ısız. ile ba ğlantısını kesmek. s. sıkıntı. --es (dîs´kıs ız)/dis.disciplinarian disciplinary discipline disclaim disclaimer disclose disclosure disco disco music discolor discolour discomfort disconcert disconnect disconsolate discontent discontented discontinue discord discordant discothèque discount discount discourage discouragement discourse discourse discourteous discourteously discourtesy discover discovery discredit discreet discrepancy discrete discretion discretionary discriminate discriminate against discriminating discrimination discus discus thrower discuss discussion disdain i. takdir yetkisi. bak. ayırt etmek. 3. ş düşürmek. rengini bozmak. altüst etmek. ayrım. 1... k. i. disiplin. tutarsızlık. hor görme. boyun ımak. f. ahenksiz. i. s. bulmak. ayırt etme. şüphe.. kaba.ci (dîs´ay) ço spor diskçi. f.e inkâr 2. 1. 1. düzence. fark. titiz. ağız sıkılığı.´ni) kesmek. diskotek. uyumsuz. ayıran. bulgu. kabaca. küçük görme. 1. İng.

yalanc ı. 2. f. yansı z. illet. girdi. hasta. yüzkarası. anat. i. 2. çirkinleştirmek. bulaşık damlalığı. bezdirmek. güvenilmez. spor. f.. f. ışığı kn etmek. gözden dü şme. i. tiksindirmek. 1. i. ilgisini kesmek. parçalamak. bozunmak. s. 1. gözden dü şürmek. umudunu kırmak. karmakarışık. kurs. sahtekâr.. serbest ırakmak. gözünü açmak. 2. 2. hastalıklı.. açmak. bir konuda hiçbir ç ıkarı olmayan ız. gözünü açmak. f. parçalanmak. 1. bulaşık makinesi. salıvermek. caydırmak. bozunma. i. ıktırmak. bak. mikroplardan ar ındırmak. serbest. tarafs i. 2. --ing/--ling) (saç. dürüst olmayan. i. tabak. bula şıkçı.b. çözülmek. fiz. bezginlik. f. Kral tan tiksinti. ahenksizlik. i. karmakar ık. parçalama.. f. 2. sayr ı. f. f. 2. biçimsizle ştirmek. b ğlantısız. uyumsuzluk. yalancılık. yüzkaras ı. yüz k s. up tabağa koymak.. 1. s. utanç kaynağı. bozunum.. bak. mirastan yoksun b ırakmak. 1. 2. f. 1. sahtekârlık. i. tabak dolusu. 3. rezil etmek. gözden dü şme. s. tiksindirici. 2.disdain to do s. s. çanak. bulaşık bezi. i. darmada i. sayrılık. f. f. şerefini lekelemek. gizlemek. dezenfektan. aç ılmak. 2.t. ba ğlantısını kesmek. mirastan yoksunluk. i. dü ızart ıcı. s. hoşnutsuz. parçalanma. disk. 1. 1. s. i. i. biçimini bozmak. gözünü açma. f. i. dishonor.. f. giyim v. İng. hastalık. fiz. as . hevesini kırmak. savaş alanından çekmek. teker. f. 2. f. bölmek. canı sıkkın. i. 1. 1. i. i. s. s. bulaşık tası. alçak. a ğırşak. 2. 1. bıkk ık. hayal k ırıklığı. 2.iğ brenç. İng.. cesaretini k ırmak. (--ed/--led. 1. i. vermek. (kimse). mikropsuzlandırmak. rezil. i. dezenfekte etmek. itibardan düşme. . out da ğıtmak. from -den kurtarmak. utanç verici. 1. alçaklık. iğrenme. iğrendirmek. dürüst olmayan. 1. (bir şeyden/birinden) soğutmak. bir konuyla hiçbir ilgisi olmayan. müz. yemek.. 1. bölünmek. i. çözmek. hayal k ırıklığına uğratmak. bulaşıklık. s. (seyyar) damlalık. bulaşık suyu. i.´ni) darmada ğınık etmek. gözü açılma. disfavor. itibardan şürmek. f. ba(askerleri) f. karaya ç ıkarmak/çıkmak.. rezalet. f. s. saklamak: beggar. olarak k ılık değiştirmek: The king disguised himself as a ınmamak için dilenci kıınl lığı na 2. disdainful disease diseased disembark disenchant disenchantment disengage disengaged disentangle disfavor disfavour disfigure disgrace disgraceful disgruntled disguise disgust disgusting dish dish drainer/rack dish rack disharmony dishcloth dishearten dishevel disheveled dishful dishonest dishonesty dishonor dishonorable dishonour dishpan dishwasher dishwater disillusion disillusionment disincline disinfect disinfectant disinherit disinheritance disintegrate disintegration disinterested disk bir şey yapmaya tenezzül etmemek. 2. bilg.

kovmak. 1. (hayvan. i. -e uymamak. sadakatsizlik. 5. ihanet. İng.. 1. görevden uzaklaştırmak: The Prime Minister çı karmak. 2. 2. kar ışıklık. yerinden ç ıkarmak. parçalamak. 2. bilg. i. (--led. f. i. intizams ız. ba ının huzurunu kaçıran davranış. mesaj. bilg. disket. 2. -e itaat etmemek. ba şkaldırma. itaatsizlik. bak. zorunlu olmayan. hıyanet. bozukluk. (bağırıp çağırarak. f. -i gereksiz k ılmak. disk kazas ı. s. yansız. tarafs ız. fark. küçük dü şürmek. i. itaatsizlik etmek. uzuvlar ı bedenden ayırmak.. f. ğıtmak. 3. uzuvlarını kesmek. i. mak. 3.disk brake disk crash disk drive disk jockey diskette dislike dislocate dislocation dislodge disloyal disloyalty dismal dismantle dismay dismember dismiss dismiss from one´s mind dismissal dismount disobedience disobedient disobediently disobey disorder disorderly disorderly conduct disorderly house disorganisation disorganise disorganization disorganize disorient disown disparage disparagement disparate disparity dispassionate dispassionately dispatch dispel dispensable dispensary dispensation dispense dispense with dispense with the need for disk freni. tarafs ızlıkla. farklı. akl ından çıkarma. görevden almak. f. karıştırmak.. 2. of/for -i sevmeme. -i sevmemek. kederli. (kuraldışı bir şeyin yapılması için verilen) özel izin. gitmesine izin verme. -den ho şlanmamak. parçalara ayırmak.´nden) inmek/indirmek. işten çıkarma.two members of her cabinet. 2. f. ho f. küçük dü şürme. 1. bozmak. yadsımak.. (birinin) yolunu şaşırtmak. itaatsiz. gidermek. 4.b. eşyasını boşaltmak. s. Karargâhtan bir mesaj ald ık. itaatsizce. yerinden ç ıkarmak. kargaşa. hain. çıkık. (bir dinin etkili oldu ğu) ğıtmak. evlatlıktan reddetmek. 1. almay f. i. gönderme. işten çıkarmak. f. 2. s. dönem. tıb. sadakatsiz. kasvetli. ciddiye ı reddetme. 2. 2. (ilaç) hazırlamak. i. zihnini karıştırmak. tanımamak. -den şlanmama. z. genelev. f. i. 2. s. i. düzensizlik. 2. sökmek. işten çıkarılma.1. sökmek. asi. vermek. -i ekarte etmek. dehşete düşürmek. rapor: We have received dispatch from headquarters. sönük. bak. 1. f. yerinden atmak. 1. f. 2. eşitsizlik. düzensiz.. f. i. huk. 3. dispanser. apayrı. 2. kötüleme. da -den vazgeçmek. diskcokey. i. 1. 1. hastalık.has düşdismissed ünmemek. baş huk. 2. --ling) a da s. düzensizlik. 1. 1. Ba şbakan aklından i. (telgraf/faks) çekme. defetmek. vefas ızlık. 1. ne şesiz. f. 1. disorganization. İng. verme. altüst etmek. 1. sakin. . i. disk sürücü. soğukkanlı. bilg. 2. kavga çıkararak) şkalar ıkalar nın huzurunu kaçıran. mafsaldan çıkarmak. sevketme. dehşet. f. 1. f. -i dinlememek. z. 1. dağıtma. disorganize. f. 2. i. s.. kar ışıklık. 3. altüst etmek. vefas ız. (davayı ) reddetme. serinkanlı. 1. i. karmakar ışık etmek. vazgeçilebilir. bisiklet v. 3. perişan etmek. s. düzenini bozmak. kötülemek. tıb.

değişik.´ni) (belirli bir biçimde) harcamak. 2. (toplantının) kesilmesine yol açmak. zarar. sinirlendirmek. yok etme. morali bozuk. 1. parçalara ayırmak. i. anlaşmazlık. hiçe saymak. i. (ışınları) ayırmak. satma. farklılık. i. hazırlamak. 2. f. aksama.üphe 1. 1. fiz. ayrı görüşte olan kimse. i. sergileme. bilg. olarak) yetkisini elinden almak. dağılmak. yaymak. 4. 2. i. tartışmak.b. ho şnut etmemek. münakaşa etmek. 2. kullanım. ne şretmek. yerleştirme düzeni. f. (ceza olarak) yetkisini elinden alma. i. f. doğruluğundan ş etmek. işleri aksatan. f. s. i. imha etmek. spor diskalifiye etme. memnun etmemek. f. tartışma. f. i. s. resmi giysisini çıkarmak. i. with s. i. dağıtma aracı/makinesi. 1. dağıtıcı. saygısız. 1. 1. 1. 1. önemsememe. tez. muhalif. 2. göstermek. ış d ışı b ı rakmak. f. hiçe sayma. 3. saçmak. elden çıelden karma. 2. 2. hoşnutsuzluk. 2. (belirli bir düzene göre) yerle ştirmek. mal ve mülküne el koymak. (gerçeği) gizlemek. 2. 1. spor diskalifiye etmek. (resmi giysisini) ç ıkarmak. da f. yerle ştirme. boş verme. elden ğütücü. s. (zaman. i. rahats ız etmek. f. s. 2. i. inceden inceye incelemek. huk. i. f.t. 1. ırakmak. 3. bak ımsızlık. 1. verme. yerinden ç ıkarmak. 2. hürmetsizlik.kimse. gerçeği gizleme. 2. diskalifiye f. 2. dağıtan kimse. 1. 1. saygısızlık. (ceza olma. huzursuzluk. ış. ho şnutsuzluk. s. karşıt görüşlü. boş vermek. 1. ayrılık. 3. kesilme. birliği bozan. huk. 3. para v. i. yok etmek. yarad ğı tma. bir şeyden 2. i. 1. yerini değiştirmek. i. 2. 4. 1. sergilemek.satmak. 2. tatmin edememek. i. yar endişe vermek. muhalif. ayrımlı. soyunmak. 3. kullan ıldıktan sonra atılabilen. aksatmak. endişe. cesareti k ırık. ald ırmazlık. (gerçeği) gizlemek. f. altüst etmek. -den ayrılmak. f. -i kabul etmemek. huzurunu kaçırmak. dağılma. i. gerçeği gizlemek. ıkarma. 1. görüntülemek. öfke. ihtilaf. farklı. evinden ç ıkarmak. i. . be dissatisfied memnun olmamak.dispenser dispersal disperse dispirited displace display displease displeased displeasure disposable disposal disposal unit dispose dispose of disposition dispossess disproportionate disprove dispute disqualification disqualify disquiet disregard disrepair disreputable disrepute disrespect disrespectful disrobe disrupt disruption disruptive dissatisfaction dissatisfy dissect dissemble disseminate dissension dissent dissenter dissertation disservice dissident dissimilar dissimilarity dissimulate dissimulation i. yerini almak. dağıtmak. bilg. adı kötüye çıkmış. oransb f. sat4. ziyan. aksini kan ıtlamak. bölücü. çöp öç f. f. s. yoksun ız. ılış.ayr kabul etmeyi ı görü şte olan i. 2. gösteri ş. tasarruf. tabiat. f. imha etme. gösterme. canını sıkmak. yerle ştirmek. s. yaymak. hoşnutsuz. -den ayr ı görüşte olmak. to -den farklı. önemsememek. karışıklığa/kargaşaya yol açan. ald ırmamak. kabalık. to ile orantılı olmayan. from 1. i. 2. memnuniyetsizlik. s. tahliye etmek. dağıtma. 2. tatminsizlik. ş. bozulmas ına yol açmak. i. çürütmek. 1. yerle ştirme. münakaşa. f. aksatan. ayrı görüşte olan. f. 1. travay. mizaç. gerçeği gizlemek. 2. görüntüleme. s.

4. 2. biçimini (yüzünü) ırma. şişmek. sivrilmek.. ızlık. s. fark. 1. 3. 1. endişe. gerçek anlamından i. saptırmak. s. dam ıtmak. ba şka yöne çekmek. f. erimek. çok ş eli. ac ı. tats ız. ayırt etmek. distribütör. mahalle. huzursuzluk. çarpıtmak. s. s. farklı. 1. karışıklık. badana. s. endişelendirmek. i. ahenksiz. uzaklık. da ğıtmak. b s. anlam ıtma. 3. f. kargaşa. i. hoşlanmama. distinguished distort distortion distract distracted distraction distraught distress distressing distribute distribution distributor district district attorney distrust distrustful disturb disturbance disturbed f.s. 2. 1. 3. dağıtma. güvensiz. mesafe. ahlaks ız. i. sefahat. 2. gerçek ından bozma. oyalay ıcı şdönmü ey. 2. dam ıtma. dağılım. feshetmek. dağıtıcı. bayi. 1. f. tehlikeli bir durum. 3. başka çarp anlam vermek. imbikten çekmek. s. i. uzak yer. 2. ayırmak. ahenksizlik. yaymak. (with) dikkatini (-den dolay i. şişirmek. kireç boya. 2. çılgına dönmüş. dağıtmak. dağıtım. 1. uzak akraba. 1. f. badanalamak. distill. f. paye. uzak. üzücü. 2. kireç boya sürmek. 1. f. savcı. uyumsuz. ac ıklı. huzurunu kaçırmak. 2. 3. eritmek. beğenmeme. soğuk. s. i. f. 2. -den ayrılmak. itimat etmemek. zor bir durum. 2. 2. 2. 4. (yüzünü) çarp ıtmak. akortsuz. i. oto. dam ıtık içki fabrikası. 1. 2. f. altüst etmek. güvensizlik. uyumsuzluk. bak. hoşa gitmeyen. -den vazgeçirmek. i. 1. israf edilmiş. yok olmak. itimats ızlık. dam ıtık.dissipate dissipated dissipation dissociate dissociate o. sefih. seçkin. i. başka. 1. nahoş. israf. sivrilmi ş. 1. ırak (yer/zaman). i. ayırt etme. başkalarına güvenmeyen. güvenmemek. i. 1. f. resmiyet. dağılma. mesafeli (kimse). 3. Beni meşgul s. ara. zamanla kaybolmak. with -den dolay ı deliye ş. dikkati da tan çekme. kendine özgü. imbikten çekilmek. geride ırakmak. 1. f. rahats ız etmek.. belli. 2. da ğı ı)tma. f. 2. 1. dikkatini başka yöne i. mesafe. from -den cayd ırmak. açık. dağılmak. çözmek. şaşkına dönmüş. dikkatini dağıtmak: Don´t distract me. i. eğlence. rahats s. 1. üzüntü. sefih. itimatsız. from dissolute dissolve dissonance dissonant dissuade distance distant distant relative distaste distasteful distemper distemper distend distil distill distillation distilled distillery distinct distinction distinctive distinguish distinguish o. üstünlük. s. 2. f. m ıntıka. uzak. bölge. ayırmak. endişelendirmek. endi ğı şey. güzide. s. israf etmek. i. son vermek. 2. f. 2. damıtılmış. dağıtmak. 1. s. kolaylıkla ayırt edilebilen. (ruhen/aklen) dengesiz. İng. i. sapt f. s. 4.s. 1. ayrı. 1. (by) (-den dolayı) dikkati dağılmış. dağıtılmış. 2. bulaşıcı bir köpek hastalığı. karıştırmak. çapkın. üzmek. çok endişeli. dikkatini etme. biçimini bozmak. . f. çarpıtma. farklı. i.

ıç. mat. dikkati başka yöne çeken şey.. şiir divan. papaz. f. 2. 9. 2. mat. 2. durumu kötü olmak. k ıs. tramplen. diving board atlama tahtas ı. saptırma. bo i. i. implantasyon yapmak. dikkati ba ş i. divergence. 2. baş döndürücü. s. s. i. 2. denden işareti. ilahe. 3. ark. hendek. sersemletici. bölünmü ş. 1. yetmek. 3. 2. 2. 1. 3. gözü kararmış. i. bir yemeğin hakk tıb. çeşitlilik. işbölümü. dal ış. şaşkın. kanal. divan. i. bölme. oyalayıcı şey. (--d/dove. 4. 4. dörde bölmek. 1. bölmek. kullanılmama. --ne) 1. f. 1. bölüm. ayrılık. --d) f. pike yapmak. haz ından gelmek. ayrılma. s. ilah. birbirinden uzaklaşmak. rmak. mat. boşanma. bölünen. s. Tanrıbilim. bitirmek. (bir kimseye. boşanmış kadın. (did. farklılık. farklı. başı dönen. taksim etmek. 2.. ırmak. . varyant (yol). çeşitlendirmek. suya dalmak. -e dağıtmak. kehanette bulunmak. ikiye bölmek.. pergel. sedir. s. başarmak. 8. çevirmek. i. dalmak. ayrılma. farklı. dili batakhane. divan. bölünme. sersemlik. şaşırtmaca. 1.b. 3. 7. 2. i. sersem. ba şa çıkmak. of ı -den yoksun b ırakmak. deoxyribonucleic acid DNA. f. hissetmek. f. İng. bölünebilir. ay şanmayr ış erkek. i. ayrılık. 1. -i ortadan kald ırmak. 1. ülkeye v. i. oyalamak. 1. bölen. eğlence. dikkatini ba şka yöne çekmek. ılmak. bak. 1. bölme. ilahiyat. hav. ayrılmak. dalg f. i. i. i. ilahi. açığa vurmak. çeşitli. 1. eğlendirmek. k. 1. 3. 1. davranmak. ifşa etmek. tamamlamak. seksiyon. s. 6. i. boşama. f. 2. i. f. tanrısal. pike. ayrı. denden. 2. i.´ne) zarar vermek. -i öldürmek. i. f. ilahiyat fakültesi. ilahilik.4. uzaklaşma. becermek. 5. i. ırlamak. büyük meclis. mat. teoloji. bölücü. dört k ısma ayırmak. 2. yapmak. 2. kopukluk. 1. 2. taksim. 2. çeşit çeşit. 3. yan ka yöne çeken. k ısım. kâr payı. among -e da ğıtmak. sapt f. kullanılmazlık. 2. i. hav.disunity disuse ditch ditto divan dive diver diverge divergence divergency divergent diverse diversify diversion diversionary diversity divert divest divide divide down the middle divide into quarters divide up among divided dividend dividers divine divinity divinity school divisible division division of labor division sign divisive divisor divorce divorcé divorcée divulge dizziness dizzy DNA do do a food justice do an implant do away with do badly do disservice to i. 1. 3. s. bölünmek. -i yok etmek. 1. ıltmaca. tanrıça. bölme işareti. baş dönmesi. departman. tanrısallık. Hrist. boşanmak. -i ortadan kaldırmak. i. dikkatini dağıtmak. etmek. boşamak. bölüm. i. s. tanrı. sezmek.

k. havuza çekmek. the hard way do s. k. saçını yapmak. saçlarını düzeltmek. birine iyi gelmek. 1.o./s. (kötü birtat amaçla) de ğiştirmek. kesmek. good do s. iskele. suç/günah i şlemek. k. unbeknown to s. in secret do s. (bir şey katarak) vermek. tedavi etmek. sanık yeri. 1. ş etmek: What are we going to do with you? Seninle nasıl baş (biriyle) baetmek.t. dili birine kahpelik etmek. yeni baştan yapmak. tamir 3. 1. 2. birine bir iyilik etmek/yapmak. k. (ücretten) kesmek.t. dirt do s. 3. durumu iyi olmak. r i.o. justice do s. behind one´s back do s.o. birine gurur vermek.s. 1. -i yapmak: What have you done with my book? Kitab ımı ne yaptın? 2.t. tabip.t. dili ba şkalarına pek aldırış etmeden kendi seçtiği bir yolda gitmek. do/work wonders for docile dock dock dockyard doctor doctor up doctor´s degree -i şereflendirmek.do honor to do in do justice do o. Dün geceki konserde her zamanki performans ını k. k. 1. huk.o. birinden gizli yapmak. with feeling do the cleaning do the washing-up do violence to do well do with do without do wrong do yeoman service Do you have any practical experience? do/go without do/go without s. dili süslenmek. -e şeref kazandırmak. 1. elinden geleni yapmak. havuza girmek. yumu şak başlı. birine haks ızlık etmek. 2. havuz. süslenip püslenmek. çok yard ım etmek. hekim. 2. alışverişini yapmak. doktora sahibi.o. çok don´t iyi gelmek. O tablo ı göstermek: Heto didn´t do himself justice in the her zamanki concert last night.s. justice do o. görevini yerine getirmek. dili 1. f.t. çalıyor. proud do s. . elinden geleni yapmak. Hiç tecrübeniz var m ı? onsuz yapabilmek. f. birinin hakk ını vermek. a favor do s. onarmak. do s. ğe)etmek. r ıhtım. birine kalle şlik etmek. bir şeyi gizlice yapmak. up do one´s best do one´s best do one´s damnedest do one´s duty do one´s hair do one´s own thing do one´s shopping do one´s stuff do one´s utmost do over again do penance do s. uysal. i. dok.t. temizlik İng. to (bir şeyi) gerektiği gibi yapmak: Thatperformans painting doesn´t do justice the valley´s beauty. (with) (yeme doktora. bir şeyi duyarak yapmak: He plays the piano with feeling. 2. birini çok iyi a ğırlamak. (kuyru ğunu) kısaltmak. adil bir şekilde davranmak. 2.o. doktor.o. ıma yanaşmak. 2. çok yardımı dokunmak. elinden geleni yapmak. f. elinden geleni yapmak. biri/bir şey olmadan idare etmek/yapmak: Can you do without meat? Et yemeden yapabilir misin? If you have the money to buy a parrot. halim selim.ıht tersane. a dirt do s. an injustice do s. 1. -i bozmak. adalet dağıtmak. bir günah ı bağışlatmak için papazın önerdiği kefareti yerine getirmek. argo öldürmek. birinin haberi olmadan bir şey yapmak. bulaşık/bulaşıkları yıkamak. 2. dili birine kötülük etmek. birine hakça davranmak. Piyanoyu duyarak yapmak. k. s. dili (birine) çok yaramak. (daha kolay bir çözüm varken) bir şeyi zor bir şekilde yapmak. i. doktor.o. dili marifetini göstermek.o. gemi havuzu. -siz idare kötülük etmek/yapmak.

keçi. k. iç. i. kıran kırana rekabet edilen. bir yana kaçmak. it. s. köpek f. does not. k ıran kırana rekabet. yurtiçi uçu ş. hizmetçi. süslenip püslenmek. kederli. belgesel.. yurtiçi. geyik. doktrin.o. ahmak. yunusbalığı. dik kafalı. dili çok yorgun. tamir/yap i. belgesel film. f. 2. i. evcil hayvan. i. dogma. 2. bitkin. s. s. s. hüzünlü. İO yi iiş şiyapar. kaçamak atlatmak. aile içi. bak. oyuncak bebek. 3. i. O benim alan ım dışında. kurnazl an v. birinin kendi ba şına yapabileceği/monte edebileceği (şey). den. 1. f. budala. inakç ılık. nüfuz bölgesi. sayfa kö şelerini kıvırmak/buruşturmak. --ging) 1. i. 1. 3. i. s. (--ged. okyanusların ekvator dolaylarındaki durgun veya az ık ısımlar eş leksel durgunluk alanı. tekerlekli kriko. 2. i. i. 1. doggy. 3. direngen. bir yana kaç ıp -den kurtulmak. birini süsleyip püslemek. çoğ. giyinip ku şanmak. kurnazlıkla/hileyle ıkla/hileyle atlatma. dogmatik. dogmatizm. up doll s. inatç ı. sat ı işlerini kendi yapan kimse. 2. 3. işsizlik s.peşini bırakmamak. ilgi alanı: It´s not in my domain. belgeleme. f. k. 1. öğreti. 2. dili havhav. belgesel. tic. i. i. ehli hayvan. i. i. tamir/yap ı işlerini kendi başına yapmak isteyenlere göre malzeme ve alet ılan dükkân. (kötütasmas bir şey) ı. i. mankafa. 3. rüzgârl yard ımıı . kubbeli. ev ile ilgili. doktora. (bir iste ğin üstüne düşerek) (birini) rahat bırakmamak. hayvanlar ın dişisi. kukla. i.. dokümanter. dokümanter film. s.doctorate doctrine document documental documentary documentary film documentation dodge doe does Does he dare do it? doesn`t dog dog dog collar dog-ear dog-eared dog-eat-dog dogged doggie doggy dogma dogmatic dogmatism dog-tired doily doings do-it-yourself do-it-yourself store do-it-yourselfer doldrums dole doleful doll doll o. kesatlık. s.. belgelemek. 4. s. yapmaya cesareti var m ı? k ıs. i. i. 1. nüfuz alan ı. sayfa kö şeleri kıvrık/buruşuk. i.b. inak. out dağı tmak. belge. i. köpek. s. i. aile ile ilgili. dantel/işlemeli altlık. i. 2. s. işler. i. doküman. i. i. ç. dokümanter. 2. k. . iki tekerlekli yük ta şıyıcısı. f. 2. bebek. kubbe. up dollar dolly dolphin dolt domain dome domed domestic domestic animal domestic animal domestic flight i. belgesel. dili köpek. evcil hayvan. i. durgunluk. tav birşyana kaçma. f. ac ılı. yunus.s. evcimen. evcil.. bilgi alanı. 1. f. dili yavru köpek. 1. do fiilinin geniş zamandaki üçüncü şahıs tekil şekli: He does good work. inaksal. dolar. ho şaf gibi.

s. f. bağışlamak. mesken. kapıcı. paspas. domino oyunu. 2. i. s. hükmeden. s. iyi pişmiş. 1. i. 2. Bir şey değil. bağışlama. ba şatlık. 1. ikametgâh. Kıpırdama!/Kımıldama! Yeteneklerini abartma./Estağfurullah. (bir yere) hâkim olmak. Şansına fazla güvenme. hükmetmek. i. doorman. hükmetme. egemenlik. ev ev dola şarak satış yapan satıcı./Şansını zorlama. 1. . biyol. hibe./Zahmete girmeyin. bağışçı. do not.. 1. Don´t you have any manners? donate donation done done in done through done to a turn done to a turn Done! donkey donor doom doomsday door door salesman door service doorbell doorkeeper doorknob doorman doormat doorstep iç hatlar. biyol. 1. hibe etmek. dor´m ın) i. Don´t stand out there in the wet! Don´t trouble yourself. kapıdan kapıya servis. yerli sanayi. Dominik. iyi pişmiş (et). 1. 1. f. kapı tokmağı. Sende hiç terbiye yok mu? f. i. bak. egemenlik. i. f. bak. Don´t push your luck. s. Zahmet etmeyin! Bahşiş atın dişine bakılmaz. hâkimiyet.domestic flights domestic industries domestic market domestic politics domestic trade domesticate domicile dominance dominant dominate domination domineer domineering Dominican dominion dominoes don`t Don´t bother! Don´t look a gift horse in the mouth. tam karar ında pişmiş. verici. i. korkunç son. kapı. tıb. Don´t mention it.men (dor´men. iç politika. egemen olmak. i. bitkin. tepeden bakmak. i. Tamam!/Oldu!/Kabul! i. egemen. i. k ıyamet günü. Dominikli. hâkim. i. k. bitmiş. do. f. i. i. 2. iç ticaret. k ıvamında pişmiş. evcille ştirmek. hâkimiyet. 2. f. iç pazar. otoriter. eşik. bağış. üstünlük. tamamlanm ış. i. 2. 2. Orada ya ğmurun altında durma! Zahmet etmeyin. eşek. hâkim durumda olmak. ba şat. hâkim olmak. çoğ. 2. Don´t move a muscle! Don´t overestimate his abilities. hâkimiyet. i. kapı zili. konut.. k ıs. Dominik Cumhuriyeti vatanda i. (talihin belirlediği) kötü son. dominant. Dominikli. şı. despotça hükmetmek. dili çok yorgun. 1. Dominik Cumhuriyeti´ne özgü. dominyon. i. 2. door.

çifte standart. i. giriş. ikiyüzlü. nokta. s. dili en ufak ayr ıntıların üzerinde titizlikle durmak. uykuda. uyu şturucu etkisinde. iki büklüm olmak. -e çok dü şkün olmak. i. ikiz: Ayşe so resembles her annesine o kadar benziyor ki mother that she could beiki her double. dili yatakhane. -in dublörlü ğünü yapmak. iki katlı tencere. 1. benmari. argo budala. on/upon -in üstüne titremek. iki ile f.. 2. aynı. eğilmek. geri dönmek. iki taraflı zatürree. huk. f. uyuşturucu madde. bilg. spor üst üste yap ılan iki karşılaşma.(ceket). f. çifte yo ğunluklu. iki büklüm etmek. 1. çifte söz. 1. puan. ikiye katlamak. i. argo kazık atma. bunamak. f. tekrar kontrol etmek. i. budala. 2. iki yüzlü. öğrenci yurdu. 2. argo bilgi. makine ya ğı. ev ev dola şarak yapılan. 2. iki katlı otobüs. ikircil ba bilg. --ting) noktalamak. 2. kaz ık atmak. iki misli. doland ırıcı. ranza. 2. kruvaze f. k. 1. kapıdan kapıya.. s. doz. iki kat. 1. nokta. 1. ahmak. çifte kontrol yapmak. 1. argo sözünden dönerek aldatmak. with ile aynı odayı şmak. iki misli olmak. s. i. i. ayn ı suç için ikinci defa yargılanma. iki kat çarpmak. aynı yoldan iki kişilik karyola/yatak. 4. çift kay iki film birden. i. 1. hem lehte hem aleyhte olan. kapı aralığı. 2. i. 2. 2. s. yo ğunluk. i. lastikli söz.doorstop door-to-door doorway dope dopey dorm dormant dormer dormer window dormitory dosage dose dossier dot dot the i´s and cross the t´s dotage dotard dote dotted line double double double back double bed double boiler double boiler double chin double density double entry double feature double for double header double jeopardy double pneumonia double room double standard double up double-breasted double-check double-click double-cross double-dealer double-decker double-density double-edged double-edged compliment double-faced double-glazed i. benek. çatı penceresi. bir belgenin imza yeri. 1. 2. çift camlı. (insanda) gerdan: She´s developing a double chin. 1. cansız. (otelde) çift yataklı oda. . 2. 1. narkotik. iki tarafl ı (kumaş). ko ğuş. i. 3. (--ted. dozaj. uyu şuk. f. benmari. s.. misli yapmak. iğneli kompliman. argo s.. i. bunaklık. Ay şe ına çıkarmak. kapı tamponu. i. çift. 1. yatakhane. 3. double entendre iki tarafa çekilebilecek söz. bunak.. s. ıt sistemi. fare dü ğmesine iki kez basmak. benzer.. evrak dosyas ı. iki taraf ı keskin. k. 2. i. i. Gerdan ı çıkmaya şlad ı. sahtekâr. i. bilg. e ş. payla s. muh.

aşağı3. pol. şüphe. s. 2. 2. ğı i.double-glazed window double-quick doubles double-space doubt doubt s. aşağıya. z. meyilli. yıkılış. ayaklar alt ında çiğnenmiş. aş ıa a şdaki. alt kat. ak a ş ağı . 2. çarşı tarafında. 2. mang ır. gerçekçi.. uyand şkusuz. drahoma. hayal k ırıklığına uğramış.. gerçekle ştirilebilir. aç ıksözlü. 1. ters. 1. z. 1.. argo para. aşağı indirmek. 2. sağanak. haksızlığa uğramış. şbirinin üphelenmek. k. z. büsbütün: He´s dürüst. bak. kuşkulu. bak. i. düpedüz: a downright insult düpedüz bir hakaret. derecesini indirmek. i. i.. downward. f. z. pey akçesi. ilk ödeme. i. herhalde. i. 1. i. 1. f. ku i. şüpheli durum. i. aşağıya. şırınga etmek.. s. (yağmur) boşanma. yokuş aşağı. geçme. 1. asık yüzlü. cesareti k ırılmış. olan. şehrin merkezi. i. morali bozuk. 1. s.o. z. hamur. aşağı. i. çarşıya. . the mountain da ğıu ram ış bezgin. sözünü esirgemeyen. talihsiz. ağı. i. s. aşağıya yönelmiş. bahts ız. çökme. s. şüphe etmek: I doubt his integrity. kuşkulanmak. ince ku ş tüyü. hızlı yürüyüş. ak ınt s. 1. aşağı katta. haşin. 2. a ğaç çivi. kata. kuşku. f. bitkin. hamur gibi. z. tam. 2. şırınga. kesinlikle. bilg. alçaltmak. muhakkak. 2. k. tenis çiftler. h ızlı. aşağı doğru. çarşı. s. barış ısı. rüzgâr yönüne. düşüş. inişli. şehrin merkezinde olan. aşağıda. beyaz güvercin. (İnternet üzerinden bilgisayara program) yüklemek. dili üzüntülü. talihsiz... f. Dürüstlüğünden kuşku şüphe etmek. 1. dediklerinden s. aksi. downtrodden. katta. kuşkulandıran. 2. bak. i. 2. f. dili son ana kadar: They worked right down to the wire. ış aş a ğı kat.´s word doubtful doubtless douche dough doughnut doughy dour dove dove dowel down down down and out down at the heel down at the heels down in the mouth down in the mouth/dumps down on his luck down on one´s luck down payment down to the wire Down with .. sava ş aleyhtarı. kaparo. üzgün. 1. kuşku ıran. hırpani. barışçı. 1. çöküş. hızlı yürümek. 3. 1. 2. z. 3. edat -in aşağısında: down nğa şağı s. alt1. alt kata. kuşkulu. şüpheli. alt katta z. belirsiz. pejmürde. kuşku duymak. hayatta yenilgiye perişan kılıklı. z. çok çabuk. indirmek. s. yanl f. perişan bir durumda. alaşağı etmek. çeyiz. (daktiloda/bilgisayarda) çift aral ıkla yazmak. rüzgârla birlikte. aç ık. üzgün. aşağıya. karanl ık. ezilmiş. morali bozuk.ına doğru. karamsar. kumru. Son ana kadar ıştılar.! downcast downfall downgrade downhearted downhill download download downpour downright downstairs downstream down-to-earth downtown downtrod downtrodden downward downwards downwind dowry çift camlı pencere. şüphesiz. s. 2. z. f. f. uygulanabilir.. yonda. f.! çal Kahrolsun s. 1. tıb. s. . kuşku duyan. dive. s. yağda kızarmış şekerli çörek. 1. tamamen. güneye doğru.. aşağıda. i.

ş emi. süzmek. Doctor.. istemeyerek gitmek veya kabul etmek. 1. --best) 1. dram. geri çekmek. oyun yazar ı. i. s. suyunu tma. 1. tiyatro ile ilgili. dramatik. dramatikco olaylar dizisi. 2.. çoğ. kura. çizim. buldozer.teknik müsvedde. çekim. drafts. çoğ. geri çekilmek. sürümek. s.men (dräfts´mîn) i. kanalizasyon. 1. sürüklemek. i. dramatize etmek. 1. şekerleme. hava almak. poliçe. i. s. düzine. uyuklama. (--ged. erkek ördek. f. zorunlu askerlik. çeken f. şiddetli. dramlaştırmak.. uzayıp gitmek. tasar i. i. tasarlamak. büyük k ızböceği. i. 1. dramatik durum. draughts. draftsman. uyuklamak. gen. 3. sürüklemek. perde. i. güz. 5. tasla ğın ım. i. şarısı zl ığa uğramak. bak. çekmek. müsveddesini haz i. resim. 4. şekerleme yapmak. ilgi şey/olay/kimse. yavaş yavaş öne geçmek. i. tüketmek. 2. . drama. akmak. s. s ıkıcı. tiyatro edebiyat ı. i. f. eli boş dönmek. çekme. 1. oyun. (silah) çekme. dramatik hale sokmak. İng. 1.. ğı) taramak. çek. 3. ölü (renk). ı özellik. akaç. çekilmek. dramatik. s. dili hiçbir cevap ba ıkarmak. i. 6. ak ı3. çizim tahtas ı. 2. 2. dili sonuç alamamak. atık su borusu. 1. f. sert.. his plate. lağım i. f. suyunu çekmek. fıçıdan çekilen (bira). bitirmek.. berabere biten oyun. 3. akaçlamak. dili dozer. zorlayıcı. 3. geride kalmak. Yemek tepsisini taba -e nişan almak. -i kar şılaştırmak. dramatize. soğuk hava akımı olan. 1. i. f. f. kestirme. k. drink. (topra sürmek. k ıs. 2. k. örtü. dili işi ağırdan almak. ı çizmek. çekme. dram. soba borusunun çekmesi. bula şı k damlal ığı . çarp ıcı biçimde. dramatik f. kumaşla örtmek. piyes. drama. kurutmak. İng. askere almak. 2.bir biçimde. bak. draft 2. s.. 2. ayaklar ı geri geri gitmek. san. 2. ılayan. drape. i. bak. draft 3. akaçlama. piyes yazarı. ak ıtmak..men (dräfts´mîn) i. 3.duygular dramatik sanat şku veren. uzatmak. yudum. kestirmek. 2. f. Drive. boşaltma. 2. dö ı k. suna. sonuç ç -i benzetmek. İng. i. sürünmek. bulaşık damlalığı. çekiş. dramatize etmek.doze doze off dozen dozer Dr drab draft draft draft drafting drafting board draftsman drafty drag drag on drag one´s feet drag one´s heels drag out dragon dragonfly drain drainage drainboard draining board drainpipe drake drama dramatic dramatically dramatise dramatist dramatize drank drape drapery drastic draught draughtsman draw draw draw a bead on draw a blank draw a conclusion draw a parallel between draw ahead draw away draw back i. (drew. f. 3. 3. oyunla ştırmak. (piyangoda) çekiliş. uykuya dalmak. ejder. k. bak. (sabit) damlalık. ğı na do ğ ru çekti. hafif uyku. i. i. oluk. draft 1. başarısız olmak. 1. 1. (piyangoda) bo ş çıkmak. (--ber. cereyan. cereyanlı. hava ak ımı. ödeme emri. uyuklamak.. çekmek. --n) 1. 3. 4.. kendini çekmek. yusufçuk. kalın perde. taslak. drenaj. f. dram. 2. 1. 4. çekmek: drew the tray of food closer to beraberlik. sürükleme. (su) çekmek. i. ejderha. --ging) 1. çoğ. teknik ressam. kasvetli. i. kamç z.ırlamak.. tiyatro ı. çekme. drenaj yapmak. (sabit) damlal İng. süzülmek. f. He çekicilik. 2. sürüklenmek. 2. k.

tarama aygıtı. çekmece. rüya görmek. resim pergeli. raptiye. f. 3. kaldırma köprü. 2. piyango. 2. k. 2. i. hesap v. birini/bir şeyi rüyasında görmek.drew i. (at) bir s ınır koymak.´nden) para çekmek.. hayalci. damlatmak.´nin) dibini taramak. 1. f. i.draw blood draw close draw interest draw lots draw near draw on draw out draw the line draw the line at draw up drawback drawbridge drawer drawers drawing drawing board drawing compass drawing pin drawn drawstring dread dreadful dream dream dream about s. 1. draw.. sabahl ık. . süslemek. çöp. eskiz. hayal gibi. 1. (saça) şekil vermek. Kö şkün önüne bir limuzin mahzur.´ni) haz ırlamak. giydirmek. dream. bak. dili azarlamak.t. i. dili hayalinde yaratmak. 2. (deniz. s. tuvalet masas ı. 3. (k ızarmış hindi ile yenilen) ekmek kırıntılarıyla ılan baharatl ı bir yemek. salyas ı akmak. korkunç. ırmak v.b. f. tarak. i. yap İng. hayal kurmak. süprüntü. 6. deh şetli./s. i. dü şçü. yazmak. i. bak. k. sırılsıklam etmek. dream that dream up dreamer dreamlike dreamt dreary dredge dregs drench dress dress down dress rehearsal dress up dressed up fit to kill dresser dressing dressing gown dressing table dressmaker dressmaking drew dribble kan ak ıtmak. dili berbat. tortu. -i yapmamak. terzilik. büyük korku.b. hayal. telve. rüya gibi. f. uzatmak. kasvetli. 1. i. f. i. kadın terzisi. pansuman. tarak dubası. i. sızıntı. 3. i. kura çekmek.. sak ınca. (kontrat. i. i. karakalem resim. söyletmek. i. 5. t ırmık.. konu şturmak. 1. açmak. çok kötü. f. senet v. 1. damla damla ak ıtmak. bak. dehşet. çizim tahtas ı. 3. kostümlü prova. giyinip süslenmek. 2. 1. bir hizaya getirmek. 1. 2. f. korku ve endi şe duymak. f. ha şpansuman tiy. hayalperest. dezavantaj. yaklaşıp durmak: A limousine up in front of the mansion. resim. (bir fon. 4. yaklaşmak. 2. (liman ı) tarakla temizlemek. İng. i. hulya. düzenlemek. robdö şambr. göz. göl. spor dripling yapmak. don. 2. s. 1. draw. 2. faiz getirmek. çekili ş. k. rüya. -i reddetmek. s. şifoniyer. (topu) sürmek. (salata için) sos. giyinmek. i.b. k. 2.o. düş. mak. külot. dili iki dirhem bir çekirdek. (yaraya) yapmak. çok korkmak. lamak. ufak akıntı. uçkur. yaklaşmak. s ıkıcı. ask. f. (--ed/--t) 1. -i rüyas ında görmek. çizim.

2. . i. i. sürme. birini ç ıldırtmak. ıştin ırma yaptbir ırmak. (drove. 2. dili 1. talim drunk) yaptırmak. --ing/--ling) 1. k.dribble down driblet dried drier drift drift apart driftwood drill drink drink a toast to drink like a fish drink s. kurutulmu ş. dili sarho ş olmadan içki içebilme konusunda birini gölgede bırakmak. 2. 1. 4. 3. s. sürükleniş. ütü istemeyen f. alıştırma ask. straight drink to excess drinking drinking cup drinking straw drinking water drip drip-dry dripping dripping wet drive drive a hard bargain drive a hard bargain drive at drive away/off drive back drive by drive into a corner drive mad drive out drive s. arabayla uzakla şmak/ayrılmak. al ıştırma. talim 2. bananas (damlalar) akmak.o. suların sürüklediği ağaç dalları. bak. i. under the table drink s. arabalar arabalar ında hizmet veren banka gişesi. (birinin) s ıhhatine/şerefine fazla içki içmek. sürücü. birini zsokmak. 3. geri dönmek zorunda b ırakmak. 2. süzülmek. araba ile gitmek: I drive to and drive a car.o. bir seyretmek/dinlemek. s. sürücü belgesi. 2. sıkı bir sıkı bir pazarlık yaparak fiyatı çok indirmek. arabayla geçmek. 1.o. birini iflas ın eşiğine against the wall getirmek. defetmek. dinamik.uzakla (rüzgâr şmak. kurutucu. 1. içki içme. dili birini ç ıldırtmak. şiddetli yağmur. sert. içki içmek. 1. --ping) damlatmak. kam ış. 1. 2. (matkapla) delmek. dili birini döndürmek. drive s. içki. ıvanadanbirini çıkarmak. up k. kuma ıp donmu ş yağ damlası. bilg. 4. sürüklenme. damla. i. up the wall 1. sürüklenmek. i. dili birini delirtmek. wild drive-in drive-in window drivel driven driver driver´s license driveway driving driving rain i. s. . büyük zevkle şerefine içmek. eriyerek sırsıklam.o. birini iflas ettirmek. dry. içme suyu. ask. ğmur suyunu akıtan çıkistemeyen ıntı/yiv. şoför. to the wall/drive s. (--ed/--led. ape drive s. 1. çıldırtmak. seyircilerin ı içinde oturarak film seyrettikleri açık hava sineması. delgi. birini çok kızdırmak. yönelim. i. i. i. arabayla geri dönmek. --n) 1. k. damlama.o. salyas ı akmak. (drank. uyumcu.. içkiyi fazla kaç ırmak. (su) s ızmak. drive. saçma sapan f. 2. müşterilerine f. to distraction drive s. kıstırmak. birini deli etmek. 1. f. püskürtmek. ehliyet. k. Araba kullanmas pazarl ık sonucu birçok ey elde etmek.t. (--ped/--t. demek istemek. i. kadeh. yöneli ş. sürü ş. 1. birini çılgına çevirmek. i. f. -i kastetmek. k. birini deliye çevirmek. bak. ı düşmek.deliye birini çok zor bir duruma kö şeye sıkıştırmak.. anlam. (içkiyi) sek içmek. yapmak. amaçsızca ın yığtedricen dığı) kar ayr birikintisi. i. canlı. matkap. i.söz. 2. 1. 2. 1. 2. ütü (kumaş). müşterilerine arabalarında servis yapan lokanta. kayma. içmek. saçmalamak. 2. 5. f.. defetmek. kullanmak: He doesn´t know how to ınışbilmiyor. enerjik.o. s. al3. 2.. içecek. 1. kuru. k. (araba) sürmek. f. 2. kovmak. to -in içmek. damlamak. sırılsıklam. 2. kovmak. evin garaj ını sokağa bağlayan yol.o. kurutucu madde. birini iflasa sürüklemek. talim. 2. bak. dryer. arabayla önünden geçmek. damlal ıkya ılmadan kurumak. demek istenilen sürüklenme. şiddetli. suyu ıs ştan ak yap ılm ış (giysi). 3. 1. f. çok az miktar.o. i. 1. drive s. 3. drive s. köşeye sıkıştırmak. 3.

kuraklık. (bitki/çiçek) boynunu bükmek. k. 1. artık. 2. çekilmi kuru pil. uyu şturucu madde. 2. i. 3. baget. uyu şukluk. damla: a drop of water su damlas ı. (--ged. 7. azalmak. vızıltı. içkili. 1. içkili. 2. dili pot k ırmak. -i ziyaret etmek. serpiştirmek. kulakdavulu. 2. i. maden posas ı. uyuklamak. (üyelikten) ayr ılmak. sarkmak. dışık. kör (kuyu). 1. boğmak. i. kuru pil. i. 2. eczane. asalak. angarya. dümbelek. ağır ve sıkıcı iş. 2. f. susam ış. i. iki satır yazıvermek. 1. başarı sevinciyle kendinden geçmiş. f. fışkın. dik iniş. f. uykulu olma. kuru temizleme. 2. sarhoş. i. trampet değneği. imada bulunmak. okulu b ırakan öğrenci. ağır ve sıkıcı bir işte çalışan kimse. s. eğmek.. 1. ıdrink. çıkmak. f. v zı sulanmak. azalma. 3. i. dü şüş. sürü. i. cüruf. i. ayyaş. i. sarkıtmak. 2. i. 1. davul.drizzle drone drool droop drop drop a brick drop a hint drop a line/note drop asleep drop behind drop down drop in at drop in on drop off drop out drop-off dropout dross drought drove drove drown drown out drowse drowsiness drowsy drudge drudgery drug drug addict drug habit druggist drugstore drum drumbeat drummer drumstick drunk drunk with success drunkard drunken drunkenness dry dry cell dry cell dry cleaner dry cleaning f. s. 2. Would you like a drop of brandy? Bir konyak ister misiniz? 2. geri kalmak.ğı (yiyece e/içece uyu turucu ba mlısı. kurumuş. davul sesi. (bir sesi) (daha yüksek bir sesle) bast ırmak. trampetçi. düşmek. suyu ş. varil. çisenti. ilaçla şş turmak. 1. ilaç. bir damla su. süt vermeyen. homurdanmak.ız aığ f. hap. sütü kesilmiş (inek). susuzluk. (kümes nda) bacak. i. f. iniş: a drop in prices gaf yapmak. uykulu. dü şme. drive. kuru. parazit. ğe) uyuşturucu ilaç katmak. bak. 2. i. f. ecza. --ming) davul çalmak. ğ hapç ı. çam devirmek. i. i. ldamak. 1. sarho ş. dü şmek. f. s. değersiz şeyler. 1. uyuyakalmak. eczac ı. inmek. (--med. süprüntü. -e uğramak. okula devam etmemek. 1. kuru temizleyici. 2. i. ağır ve sıkıcı bir iş yapmak. pineklemek. hayvan f. uyu uyuşturucu bağımlılığı. davulcu. davul sesi. . bükülmek. i. i. 1. 5. anat. 3. i. s. i. davul tokma ğı.. 4. e ğilmek. dokundurmak. 1. 2. erkek ar ı. susuz. pusula göndermek. kurak. i. ekti. ahçı. sarhoşluk. f. trampet. bak. sert.. (suda) bo ğulmak. 1. 6. 4. içkici. ya ğmursuz. --ging) 1. uyku veren. (yağmur) çiselemek. çiseleme. 2. monoton ses. kulakzar ı. 2. 1.

2.. uygun olarak. şaltmak. bo çöplük.). meme. kuşkulu. i. makinesi. 2. ikiyüzlülük. aidat. i. 5. 2. dili giysiler. çama s. damperli i. kasvetli. hayretler içinde b ırakmak. k. anat. kurutucu. i. filmi çekimden sonra seslendirmek. damping yapmak. A. çift amaçlı. ikili. dubleks. 2. 1. ikili. (du´plıkeyt) 1. tic. gere s. sahte şey. kurumak. emzik. kopya etmek. çift. s. 1. çifte. dald i. mus. borçluyu sıkıştırmak. ördek yavrusu. kör. 1. bak. çoğ.. tüp. düo.b. i. terz. 1. i. i. blucin. mensucat. --ning) alaca ğını istemek. çoğ. gerekti gibi. çift yönlü.101 litre. banmak. i. düello etmek. 4. 2. dişi ördek. tic. i. toz hardal. i. şaşırtmak. z. budala. 2. (--ned. atmak.düzenbazl suretini ç ııkarmak. sessiz.. 2. f. 2. kararsız.D. i. şüpheli. güvenilmez.dry cough dry dock dry goods dry mustard dry quart dry up dryer drying rack dual dual-purpose dub dubious duchess duck duckling duct dud duds due duel dues duet dug duke dull duly dumb dumbfound dumfound dummy dump dump truck dumping dumps dun dunce dune dung dungarees dungeon dunk duo duodenum dupe duplex duplicate duplicity kuru öksürük. f. s. hayvan tersi. 3. s. hile. kumul. 1. düo. doland ırmak. i. suya ırmak. aptal. mankafa. düşes. dili sersem. gereken: This matter is at last being given due attention. i. ödenti. ba şarısız kimse. kesmez (bıçak. 2. tüketmek. çift. 1. 1. f. donuk. i. 1. i. s. düello. f. dumbfound.f. 1. toptan ucuza satmak. taklit. bak. blucin tulum. den. kalın kafalı. 1. kafasız. İng. kot. dili tutulmu ş.. kurutma makinesi: hair dryer saç kurutucusu. f. s. i. f. sersemlemek. 5. budala. 3. f. matb. f. düet. 2. s. manken. . sönük (renk). (du´plıkît) 1. gabi. enayi.. damping. belirsiz. 2. fiyasko. onikiparmak ba ğırsağı. zindan. kanal. safdil. --bing) dublaj yapmak. 1. makas v. kurutmak. batırmak. gübre. i. kot pantolon. çift. k. başını çabucak eğip kaldırmak. kopyasını yapmak. çöp yığını. f. ahmak. 4. manifatura. hardal tozu. tükenmek. ğ siık ince. (akla/kanunlara/toplumca makbul say ılana) uygun olan. Bu mesele i. hak ettiği. clothes dryer şı rrkurutma çama şı askısı. dilsiz.. i.. i. dük. ördek. k. taklit. kopya. i. sahte. 1. 3. (--bed. (başını/vücudunu) suya sokup çıkarmak. çoğ. hakkıyla. 2. blucin pantolon..kamyon. kuru havuz. 2. suya dalmak.. f. eş.. çoğ. dig. tam zamanında. 4. palaz. patlamayan mermi/bomba. f. i. aldatmak. 3.B. i. anlayışsız. s. gübrelemek. i.. yapay. duo. 1. ğ duygusuz. maket. f. ıcı.

s. i. tozunu almak. boya. 1. esnas ında. -de ikamet etmek. kanlı basur. can atan. giderek küçülmek. Hollandalı. devam. s. Dutch. English. toz bezi. Hollandalı. zorlama. dinamitle havaya uçurmak.en (d^ç´wîmîn) i. i. akşam karanlığı.men (d^ç´mîn) i. bask ı. s. mekanik gücü olan. oldukça karanlık. (dwelt/--ed) 1. Hollandaca. süre. zarfında. e ea each each one each other eager eager beaver eagerness i. z. ödevcil. 2. 1. i. 1. i. devimsel. gümrük resmi. i. sayg ılı. her biri. 2. 2. şevk. Hollandalı kadın. 1. hanedan. Hollanda. dizanteri. i. her biri. her bir. 1. i. dayan ıklılık. argo görevine fazlas ıyla bağlı kimse.. bak. tanesi.durability durable duration duress during dusk dusky dust dust cover/jacket Dust has settled on everything. s. gittikçe ufalmak. each. sürekli. oturan. ev. i. i. dayan ıklı. i. mesken. küçük göstermek. hevesli. s. birbirini. cücele ştirmek. alacakaranlık. bodur. 1.. i. East. süreklilik. devam. canlılık. sağlam. 2. canl ı. 1. istekli. dinamik. 2. on (bir konu) üzerinde durmak. dinamit. k. 1. 2. istek. f. sakin. şömiz. süresince. tıb. f. dispepsi. 2. s. İngiliz alfabesinin beşinci harfi. i. 2. çoğ. dinamik. renk. i. toz/süprüntü yığını. boya maddesi. vazife. konut. s. 2. ödev. boyamak. i.wom. 3. eskimez. toz gibi. faraş. oturmak. k ıs. f. s. toz. cüce. 2. i. Hollandaca. edat boyunca.. f ırçalamak: She is dusting the furniture. boyanmak. 1. ceket. toz serpmek: dust a cake with sugar keke şeker serpmek. tıb. Her şey tozlandı. Hollanda´ya özgü. çoğ. cüce. Eastern. 3.. -de. hazımsızlık. k ıs. koyu esmer. s. two million liras each tanesi iki milyon lira. i. f. süreklilik. ikamet etmek. 1. i. önemini kaybetmek. arzu. dike. dili masraf ın Alman usulü bölüşüldüğü eğlenti. 2. görev. dustcloth dustheap dustpan dusty Dutch Dutch treat Dutchman Dutchwoman dutiful duty duty to/towards duty-free dwarf dwell dwell in dweller dwelling dwindle dye dyestuff dying dyke dynamic dynamite dynamo dynasty dysentery dyspepsia E E. i. 1. 1. gümrüksüz. die. -de oturmak. f. i. Hollandalı erkek. 2. i. bak. tozlu. her. Dutch. i. f. devamlı. 2. 2. . Hollandal ı. dinamo. dinamitlemek. -e karşı sorumluluk. gümrük vergisi.. s. zam. 1. f. E. i. hareketli. toprak. ikametgâh. yava ş yavaş azalmak.

doğuya bakan. doğuya. rahat rahat. teminat akçesi. 3. 2. çanak çömlek. topraktan yap ılmış. (bir şeyin) esas niteliği. topra ğa benzer. i. z. kazanç. a ğırbaşlı. Paskalya yortusu. pey akçesi. toprak. s. i. i. başak. şövale.. s. i. deprem. kolaylık. 1. belirli bir maksat için ı ay rmak. doğudan esen (rüzgâr). bak. 2. i. i. kulakmemesi. doğu yönünde. kâr. doğu. i. inançları kökünden sarsan. 1. i. z ılgıt. s. sağır edici (ses). 2. beklenmedik bir sürü laf.. kulak. z. s. s. 3. 1. sıkıntısızlık. z. s. dünyaya ait. toprak. toprak. kolaylık. f. i. dili kolayca. 3. doğuya doğru. hayvanlar ın kulaklarına takılan marka. 2. kazanmak. i. 2. 2. s ıkıntıdan kurtarmak. ırmak. z. i. 2. erken uyar ı sistemi. ilk. s.. rahat. incelikten yoksun. 2. 2. 1. erken. doğuya doğru. rahat. bir yana koymak. 1. doğuya yönelen. dili 1. s. doğusal. 5. topraktan yap ılmış. papara. dünya. rahatça. gelir. i. doğu. . azar. kulakzar ı. Paskalya. s. zamans ız. kulakdavulu. doğudan esen. kolayca. yumuşaklık. yumuşak davranış. z. i. dünyevi. keskin gözlü. k. s. (ağrıyı) yatıştırmak. kaba. karaku ş. 1. kulak kiri. Paskalya yumurtas ı. 1. doğuya doğru. i. doğudan. toprak. bir sürü dedikodu. gündoğusuna bakan. 4. i. yersars ıntısı. doğuya doğru. 1. i. f. s. 1. i.. 2. erken kalkan kimse. i. doğuya ait. zelzele. anat.eagle eagle-eyed ear ear eardrum earful earl earlobe early early riser early warning system earmark earn earn one´s keep earnest earnest earnest money earnings earphone earring earshot earsplitting earth earthen earthenware earthly earthquake earthshaking earthworm earthy earwax ease ease ease off/up easel easily easiness east Easter Easter egg easterly eastern eastward eastwardly eastwards easy easy i. headphone. şark. 2. rahat ettirmek.. ştırmak. ressam sehpas ı. küpe. işitme duyusu. 1. doğuya doğru. i. topraksı. 2. s. kolaylıkla. fikirleri altüst eden. dikkatle yerleştirmek. z. kolayla gevşetmek. yavaş yavaş hareket ettirmek. İng. kont. kolay. 1. doğu. s. kartal. f. ciddi. vaktinden evvel. eski. 1. k. z. s. elek. 2. doğu yönünde. s. z. i. doğudan. vakitsiz. kazand (biri/bir hayvan) yapt ığı hizmetle kendi masrafını çıkarmak/karşılamak. i. yer solucan ı. i. maa ş. doğuya yönelen.

sevinç dolu. gökb. 2. tasarruf etmek. (birini) gölgede bırakmak. s. tüm kiliselerin kabul etti ği. out of house and home eat up eaves eavesdrop ebb ebb tide ebony ebullient EC eccentric eccentricity ecclesiastic echelon echo éclair eclectic eclecticism eclipse ecological ecologist ecology econ economic economical economics economise economist economize economy ecosystem ecstasy ecstatic Ecuador Ecuadoran Ecuadorean Ecuadorian ecumenical eczema rahat koltuk. içi kaynayan. kabahatini itiraf edip af dilemek. kendinden geçmi ş. yumu şak başlı. s. ekonomi bilimi. iktisadi. içi içini yemek. (on) -e kulak misafiri olmak. ekonomi. 2.. economy. s. 2. garip. i. i. eksantriklik. s. dili aşırı miktarda yiyerek birinin bütçesini altüst etmek. acayip. i. çevrebilimci. kendinden geçme. deniz sular ının çekilmesi. 1. 1. fels. esrik. Ekvador´a özgü. s. ekonomik.. economize. co şu. çevrebilimsel. (ate. f. rahip. i. tutumlu. 1. k. çok üzülmek. seçmecili i. yiyip bitirmek. eksantriklik. ekonomik. 2. 1. ekosistem. i. kiliseye veya kilise örgütüne ait. dili kolayca aldat ılabilen kimse.. uysal. hesaplı. saçak. Ekvador. s. ekonomist. f. burnu sürtülmek. 2. esrime. kibri k ırılmak. i. ekler (bir çe şit pasta). i. çevrebilim. 2. i. dili sözünü geri almak. seçmeci. kiliselerin tümünü temsil eden. ekonomiyle ilgili. yankılanmak. iktisatç ı. dili kendi kendini yemek. s. seçmecilik. --es) yankı. tasarruf. yemek. abanoz. 1. tıb. k ıs.. ask. eksantrik. ş 1. 1. bak. cezir. tekrarlanmak.o. d ışmerkezli. tekrarlamak. tutumluluk. k ıs.. k. ki ık. çok mutlu. i. tuhafl eksantrik. ekonomi. economic. f. i. Ecuadorian. Ekvador. iktisat yapmak. s. seçmeci. i. vecit. 2. i.. (deniz) çekilmek. s. . kademe. i. ışığını karartmak. eksantrik. s. co şkun. garip bir i. bak. s. ğe ait. şevkli. tüm kiliselerin birle şmesini mayasıamaçlayan. 1. i. economics. fels. f. kaynayan. i. f. tükürdü doyurmak. taşan (sıvı). tutulma. ekoloji. i. i. karnınığ k.easy chair easy mark easy money easygoing eat eat humble pie eat one´s fill eat one´s heart out eat one´s words eat s. k. ekonomi yapmak.. i.. ekolojist. i. Ekvadorlu. ünü yalamak. s.. yemek yemek. s. çeşitli sistem ve kaynaklardan derlenmiş. papaz. iktisat. aksetmek. 2. tuhaf. --en) 1. Ecuadorian. l. dışmerkezlilik. f.. İng.. 2. fels. i. ekolojik. the European Community. inik deniz. (çoğ. dini. egzama. i. kolay kazan ılmış para. iktisat. f. (birinden) üstün çıkmak. i. 2. bak. 1.. 1. Ekvadorlu. 2. i. s.

eğitim. kenar. s. 2. kabarmak. sinirli. redaksiyon. 2. yürürlükte. effect effective effects effectual effeminate effervesce effervescent effete efficacious efficacy efficiency efficient effigy effluence effluent effort effortless k ıs. 2. kolay. güçsüz. fayda. f. i. i. redaksiyon yapmak. edam. eğitmek. --s/eel) yılanbalığı. randımanlı. i. yarar. f. suta şı. efor. s. i. büyük yap ı. f. etkili. 1. s. tarafa ına. s. anaforlanmak. istenilen sonucu veren. s. 1. mal. dili avantaj. bak. i. bozmak. eğitsel. edisyon. i. (bir ğru) yavaş yava gitmek. i. halsiz. zahmetsiz. e ğrim. eğitici. i. istenen sonucu veren. gayret. okutmak. bitkin. atık su. dikkatleri üstüne çekmemeye çal ışmak. yan do yan. ferman. i. i. verimsiz. i. 2. burgaçlanmak. 1. f. eşya. i. f. eğitimsel. yenebilir. i. dışarı akma. atık madde. the European Economic Community. başmakale. etki. redaktör. edited. i. hızlı ve verimli çalışma. etkili. başarmak. eğitimci. efemine. 1. k ıs. s. k ısır.. ödem. s. atık madde. s. 2. kenar suyu. nakit. Edam. 1. bas ım. 2. hızlı ve verimli çalışan. editor. üstünlük. 1. f. eğitimli. çevri. sinirlilik. s. redaktörlük. i. efektif. etki. burgaç. gidermek. i. f.. s. f. i. i. ahlakça yükselten. atık su. yerine getirmek.ed Edam Edam cheese eddy edema edge edgewise edginess edging edgy edible edict edifice edify edifying edit editing edition editor editorial editorship educate educated education educational educator EEC eel efface efface o. . sinirleri gergin. 2. editör. yiyecek. etkili. s. yanlamas i. anafor. i. yok etmek. kadınsı. s. silmek. tesirli. girdap. i. akıntı. (çoğ. tic. çoğ.s. sonuç. eğitmen. k. 1. i. gerçekle ştirmek.şyandan. dantel. çaba. kenar ına bordür yapmak. Hollanda peyniri. tesirli. edition. ahlakça yükseltmek. i. editörlük. efervesan. tıb. 3. efemine. 1. i. z. i.. köpürmek. s. tahsilli. 2. emir. i.

Mısır. i. k ışkırtmak. İrlanda Cumhuriyeti. yumurta ak ı. beniçincilik. karmaşık. s. yumurta. sekizinci. s. girişik. 1. 2. ego. yüzsüzlük. seksende bir. El Salvador. girift.. ikisi de. argo entel. i. defetmek. egoizm. egoist.. 2. ünlem. i. i.effrontery effusive eg egg egg egg white egg white eggbeater eggcup egghead eggplant eggshell ego egocentric egocentricity egoism egoist egotism egotist egregious Egypt Egyptian eh eiderdown eight eighteen eighteenth eighth eighth note eightieth eighty Eire either either this or that ejaculate ejaculation eject ejector eke eke out eke out a living El Salvador elaborate elaborate élan elapse elastic i. fevkalade kötü. eh? Şanslı bir herif. 2.. M ısırlı. s. Mısırlı. de ğil mi?: He´s a lucky guy. akmak.. 2. egotizm. i. i. coşkun. k ıs. meninin atılması. egosantrizm. elastik. örneğin. (bir şey yapmakla) (yetersiz bir şeyi) artırmak. fışkırtmak. lastikli şerit. elastiki. 2. s. 2. dili 1. f. k ıt kanaat geçinmek. 1. ejektör. eight-hour day günde sekiz saat çalışma sistemi. mak. bo şalma. beniçinci. s. i. i. i. sekiz rakam ı (8. (zaman) geçmek. ben. bo şalmak. sekizlik. i. yumurta ç ırpacağı. i. i. taşkın. korkunç: an egregious mistake korkunç bir yanl ış. sekizlik nota. on tahrik etmek.. sekiz. i. benlik. meni gelmek. s. Mısır´a özgü. On either of him sat a cat. yumurtalık. i. dışarı atmak. . bencil. VIII). s. f ışkırtıcı. yumurta ak ı. s.. lastikli. 1. yumurta kabu ğu. sekizde bir. onsekizinci. entelektüel. i. XVIII). 2. LXXX). çok ayr ıntılı ve çok iş isteyen. kuş s. benlikçilik. bencil. i. seksen. (on) ayr ıntılarına girmek. 1. onsekiz rakam ı (18. s. f. f. seksen rakam ı (80. 2. i. i. müz. her ya bu side ya o. 2. değil mi? 2. k. exempli gratia (for example) mesela. şevk. bencillik. i. i. yumurta kabı. canlılık. egosantrik. İkisini de sevmiyor. i. her iki: She doesn´t like either one. s. birdenbire yüksek bir sesle söylemek. f. 1. 1. onsekiz. 1. patlıcan. . i. sekseninci. lastik. 1. zam. kovmak. s. f. onsekizde bir. küstahlık. 1. i. f. i. ünlem. M ısır. i. Ne?/Ha?: ´´Come here!´´ ´´Eh?´´ ´´I said ´Come here!´ ´´ ´´Buraya tüyü yorgan. s. çıkarmak. Her iki taraf ında bir kedi oturuyordu. esnek.

elektriklemek. s. f. elektriklendirme. s. tıb. 1. çok sevindirmek. 3. oldukça ya şlı. i. s. heyecan vermek. i. elektrogitar. mürver a ğacı. i. elektrik ark ı. i. 1. dirsek. 2. abla. ite kaka yol açmak. heyecanland ırmak. k. 2. elektrik cereyanı. s. sevinç. seçmenler. i. seçmen. seçmek. 1. f. emek. abla. büyük. f. i. f. sevinçli. elektrik mühendisliği. elektrikli sandalyede idam etmek. i. elektrokardiyogram. elektrifikasyon. (yaşça) büyükler. elektrot. elektrik ark ı. 1. 2. elektrik saati. elektrik motoru. s. elektrikle ilgili. elektrikli sandalye.. s. elektrik yayı. iste ğe bağlı. esneklik. elektrikçi. dirsekle itmek/vurmak. elektrik mühendisi. elektrikle öldürmek. i. 2. elektrik tesisatç ısı. f. çok ne şelendirmek. elastisite. elektriklendirmek. elektrik kuvveti. elektrikli ayg ıt. i. yaşça büyük. i. elektrik. k ıvanç. mürver. elektrikli. elektrolit.elasticity elate elated elation elbow elbow grease elbowroom elder elder elder brother elder sister elder sister elderly elders eldest elect election electioneer elective elector electorate electric electric arc electric arc electric chair electric current electric eye electric fan electric guitar electric light electric meter electric motor electric power electric shaver electrical electrical appliance electrical engineer electrical engineering electrician electricity electrification electrify electrocardiogram electrocute electrode electrolysis electrolyte i. elektrikli göz. . seçmeli ders. vantilatör. f. elastiklik. fiz. 1. seçim. elektrikli alet. elektrikli tıraş makinesi. seçimle elde edilen (bir makam). i. seçim propagandas ı yapmak. i. (yaşça) en büyük. 2. elektrikli.. i. i. çoğ. i. k ıvançlı. elektroliz. elektrikle ilgili. s. dili alın teri. ağabey. geni ş yer. elektrik ak ımı. i. i. rahatça hareket edilebilecek yer. elektrik lambas ı. yaşlı/itibarlı kişi. dirseklemek.

s. i. s. yok etme. elektropozitif. kim. s. elit. element. k. the doğa güçleri. elektroşok. 1. -e yol açmak. 2.lip. 1. 1. 1. konu şma tarzı). uzatmak. 3. s. elektronik. 2. giderme. elektronik müzik. f.ses (îlîp´siz) i. i. 2. seçkinler. f. frenlenmemi ş. evlenmek için evden kaçmak. s. asansör bo şluğu. zarafet. 2. kolay. s. on bir. etkili ve güzel konuşma tarzı. elektronik. 3. çoğ. on birinci. temel ilkeler. i. başlayanlar için: elementary French course yeni başlayanlar için ızca kursu. uygunluk. (for) -e uygun. 3. Frans ilköğretim. yükseltme. 1. i. dili öldürmek. 3. elektron. 1. uzatma. f. coğr. eksiltili anlatım. el. 2. eliptik. f. cüce ve yaramaz cin. (bilgi) edinmek. söz söyleme sanat ı. 2. i. elit. elektromanyetik. unsur. eleji. 2.. etkili ve güzel söz söyleyen. doğadaki güçlere özgü. (gerçe ği) ortaya çıkarmak. asansör. 1. terfi. çoğ. ilkel. 1. elips.. temizlemek. 1. 3. s. elves (elvz) i. i. basit. z. kanadageyiği. s. i. i. gidermek. gruplar. dizginsiz. son dakika. öğe. 2. tıb. temel. i. i. zarif. çoğ. elektronik müzik. yükseltmek. 1. iksir. 1. ilköğretim okulu. 4. ilkel. 3. (bir yar ışçıyı) elemek. zool. terfi ettirmek. parça. i. başvard ka yerde. i. 2. yükselti. eleman. (yar ışçıyı) eleme. -e neden olmak. 1. 2. s. on bir rakam ı (11. dilb. etkili ve güzel (sözler. silo. doğal. i. başka: What else can he do? Başka ne yapabilir? Who else was there? şka kim ı? Where else can they be? Başka nerede Orada ba yere. karaağaç. f. seçkin. fil. başka . sağlamak. a ğıt. yok etmek. 2. avrupamusu. i. 2. i. â şığıyla kaçmak.electromagnet electromagnetic electron electronic electronic music electronic music electronics electropositive electroshock elegance elegant elegy element elemental elementary elementary education elementary school elements elephant elevate elevation elevator elevator shaft eleven eleventh eleventh hour elf elicit eligibility eligible eliminate elimination elite elixir elk ellipse ellipsis elliptical elm elocution elongate elongation elope eloquence eloquent else elsewhere i. i. etkili ve güzel söz söyleme yetene ği. s. eksilti. i. z. öğe. kald ırmak. i. i. kald ırma. elektrom ıknatıs. i. on birde bir. XI). i.. s. 1.. s. 2.

. (çoğ. kapsamak. kabartma desenle süslemek. i. s. 2. 1. zümrüt ye şili. kalm f. (birine) sar ılmak. 1. sefaret. sunucu. armalarla donatmak. (bir metnin) yanlışlarını düzeltmek. cesaret vermek. süs. (bir kabul etmek. embriyon. karıştırmak. (bir şeyin) somut hali. (birini) kucaklamak. i. tıb. süsleme. 2.. i. f. i. gemiye binmek. utanç duyma. 1. f. s ıkışmış. (açlıktan/hastalıktan) çok zayıflamış. s. 2. işleme. f. kapsamak.. 2. utanma. yakalanmas i. 2. 2. acil ç ıkış kapısı. -e başlamak. f. (emanet para veya mülkü) zimmetine geçirmek. i. (birini) (zor bir işe) sokmak. güç durumda. özgürlüğüne kavuşturmak. bir deri bir kemik ış. (bir program ın) sunuculuğunu yapmak. f. in (belirli/somut f. kutlamak. -e girişmek. f. i. hadım etmek. 2. 3. ad çabucak geçen. 2. amboli. zimmete geçirme. f. 2. yüreklendirmek. kucaklaşmak. --ding) (in) (içine) iyice yerle ştirmek. bir tehlikeyi) atlatmak. i. bak. i. gömmek. açıklamak. i. acil durum. 2. enemek. kabartmak. meydana çıkmak. 1. 3. i. (anlat ılan bir öykü veya kabul olayı)etmek. i. . -den fışkırmak. simge. i. 2. nak ış kasnak. -den yayılmak. gelmemek: The name of tarifi the town me. çoğ. çıkmak. mahcup olma. 1. s. amblem. kuvvetten düşürmek. gemiye binme. süslemek. 3. (bir teklifi) i. kendisi: She is the embodiment of elegance. azat etmek. i. 4.-den ç ıkmak. ış işlemek. (bazı ımları çıkararak veya sansür ederek) (bir yazıyı) kuşa k ıs f. f. azat etme. f.elucidate elude elusive elves emaciated emanate emancipate emancipation emasculate embalm embankment embargo embark embark on/upon embarkation embarrass embarrassment embassy embattled embed embellish embellishment ember embezzle embezzlement embezzler embitter emblazon emblem embodiment embody embolden embolism emboss embrace embroider embroidery embroidery frame embroil embryo emcee emend emendation emerald emerge emergency emergency door/exit f. 1. kakmak. köz. serbest b ırakmak. i. from den kurtarmak. f. Zarafetin ta kendisi. f. mumyalamak. 3. (--ded. 1. toprak set. bir halde) d ışa vurmak. kor. mahcup etmek. 1. f. burmak. s. eludes anlaşılmas zor.ı Ş ı zor. f. (bir dine) girmek. i. kurtuluş. utandırmak. elçilik. f. sıskası çıkmış. özgürlük.. izahat vermek. f. i. hat ırlayamamak. 1. hayalinden bir f. dini) üzerine nak şeyler katarak süslemek. elf. from f. serbest b ırakma. -den akmak. biyol. zümrüt yeşili. süslemek. açıklamada bulunmak. zümrüt. (izleyenleri.. tahnit etmek. --es) ambargo. 2. i. 1. 1. f. 1. o ğulcuk. i. zimmetine para geçiren kimse. i. hayata küstürmek. aklına ehrin ı aklıma gelmiyor. zor. tezyin etmek. (metne ait) düzeltme.

3. çoğ. istihdam etmek. siyasi göçmen. giderken. s. tepe. dili aç. tıb. boşaltmak. k. i. --ting) ç ıkarmak. f. imparator. duygulu. işçi. i.. 1. (hastanede) acil servis. i. ruhb. iş verme. frapan. yumuşatıcı. f. s. iş bulma bürosu. tan ınmış ve üstün. vurgu. f. ampirizm. fışkırtmak. 1. i. i. em. i. i. benzerini veya daha iyisini yapmaya çal ışmak. kazanç. 1. yüksek yer. İng. yüksek bir mevki. i. 2. anfizem. istihdam. i. vurgulanarak söylenen. 2. dökülmek.. heyecanl ı. s. 1. i. s. yükseklik. 3. boş şey. ücret. eli boş.. göç etmek. deneycilik. s. çalışan. s. bir hizmet veya i şte kullanmak. iş ve işçi bulma kurumu. emphasize. i. i. of -den yoksun. imparatorluk. i. i. kullanmak. 1. mal.. yayma. yüksek (mevki). boş. 1. s. i. 2. ısrarlı. boş.ses (em´fısiz) i. i. görevli. acil tedavi. i. bo şalmak. z. işveren. çıkan. i. deneysel. duygu sezgisi. f.pha. önem. göçmen. i. 2. ampirik. 1. emülsiyon. 2. göze çarpan. i. yüksek (yer). his. zımparalı tırnak törpüsü. vurgulama. s. yaymak. (--ted. vurgulamak. f. f. ünlü (kişi). 1. yolda. i. heyecan. kesin olarak. s. deneyci. emisyon. yetki vermek. maa ş. 2. i. duygusal. imparatoriçe. i. boş laf. emeritus (emekli bir üniversite ö ğretim görevlisine verilen unvan). 3. özel bir görevle gönderilen ki şi. meydana çıkan. 2. patron. taklit etmeye çalışmak. i. boşluk. ampirist. dökmek. bir ba şkasının duygularını anlayabilme. ç ıkarma. f. f. göç. kusturucu (ilaç). yumuşatıcı ve acıyı dindiren merhem. 2.. zımpara. s. bak.emergency landing emergency treatment emergency ward emergent emeritus emery emery board emetic emigrant emigrate emigration émigré eminence eminent emissary emission emit emollient emolument emotion emotional empathy emperor emphasis emphasise emphasize emphatic emphatically emphysema empire empirical empiricism empiricist employ employee employer employment employment agency empower empress emptiness empty empty words empty-handed emulate emulsion en route mecburi iniş. i. üzerinde durarak. . duygu.

f. birlikte 2. 2. f. i. enclosure. amaç. 3. hindiba. dilb. i.b. maksat. encyclopedia. niyet. yabanimarul. sehpa. k ıs. 2. in (bir yer veya halka) özgü: That disease is endemic in India. 1. f. cesaret verme. son. sevimli. 2. 2.. çocuk. 1. dili harika. i. 3. tehlikeye atmak. i. çeki ciro etmek. 1. f. i. büyüleyici. enamor. (di şlere ait) mine. 2.s. 1. 1. f. durmadan. çaba. Meksika mutfa ğına özgü böreğe benzeyen acılı bir yemek. f. ümitlendirici. 2. tak ı. i. yüreklendirme. son vermek. yetki vermek.b. mine. bis. kaplamak. yük. bitirmek. f. imkân vermek. emaylamak. cesaret vermek. cesaret verici. sonek. İng. bitmek. ku şatmak. 1. nihayet. k. özendirici. (--ed/--led. 2. kapsamak. 1. 1. f. i. 1. teşvik etme. (bir yeri)with (duvar. s. s. ansiklopedik. bak. photograph this çit letter. to s. 2. ünlem Bravo! i. 2. teşvik etmek. büyülemek. f. nihayet. gayret. 3. (duvar. acımarul. çit v. son. 1. uç.o. 1. sonsuz. with -e ba ğışta bulunmak. emaye. örtmek. te şvik edici. k. ölüm. s. (başkasının hakkına) tecavüzde bulunma. ansiklopedi. endearing endeavor endemic ending endive endless endlessly endlessness endorse endorse a bill endorsement endow (an rut´) yolda. gayret etmek. s. emaye. f. f. f.Bu ile)mektupla çevirme. mec. 3. emay. ciro etmek. sonsuzluk. 2. 2. i. O ık Hindistan´a özgü. 3. 4. . masa. ciro. onaylamak. 1. özendirme. kuşatmak. f. enclosed.. dili (birinin) çok ho şuna gitmek. f. i. ilişiktekiler. sevdirmek. kendini birine sevdirmek. i. upon (ba şkasının hakkına) tecavüzde bulunmak. mümkün k ılmak. bir foto i. (bir tehlike veya zorlukla) kar şı karşıya gelmek.. 2. ipotek. 1. i. i. f. sona ermek. özendirmek. etraf ını çevirmek. sağlamak. s. yüreklendirici. umut verici. huk. s. yüreklendirmek. (mektupla ayn ı zarf içinde) gönderilen şeyler. 2. i. bitmek tükenmek bilmeksizin. yapmaya çalışmak. (bir şeyi) (bir mektupla aynı zarf içine) koymak: I´ve enclosed a ğrafile) gönderiyorum. yasala ştırmak. 1. 1. 5. s. f. v. f. 2. 1. fevkalade. f. tatlı.. gaye. çok güzel. hastal i. küçükson.en route enable enact enamel enameled enamor enamour encase enchant enchanting enchilada encircle encl enclose enclosure enclosures encompass encore encounter encourage encouragement encouraging encroach encroachment encrust encumber encumbrance encyclopaedia encyclopedia encyclopedic end end table endanger endear endear o. minelemek. onay. --ing/-ling) 1. çalışmak. İng. ak ıbet. f. z. rastlamak. 2. f. s. f. bak. çevrili olan yer.

uygulamak. muamma. i. film v.b.b. söz vermek. dayanmak. tahammül. güç vermek. dik. çarpışmak. makinist. alışkanlık v. oy hakk ı vermek. hakkâk işi. birbirine geçirmek. f. f. lokomotif. İngiliz. Gitmesini tembih ettim. meydana getirmek. zayıflatmak. İngilizce. sarmak. taahhüt. 2. enerji vermek. 2. dayan ıklı. tahammül etmek. 1. fiyat v. i. i. çoğ. f. 1.y. f. do ğuştan gelen özel yetenek. söz. İngiliz. tenkıye. i. 1. İngiliz erkek. i. işe almak. birbirine girmek. hakkâk. f. i.b. s. 3. 2. -in içine iyice çektirmek/geçirtmek. s. s. enerji. uygulama. çekmek. z. gravürcü. d. sürekli. 1. 2. ucu ileriye do ğru. 2. . s. den. f. katlamak. ılabilir. i. bağışlardan oluşan toplu sermaye. İng.men (îng´glîşmîn) i. emretmek: I enjoined him to leave. makinist. 2. f. 1. nişanlanma. 2. 2. England.y. ho belirli bir süre için ücretli i ş. i. f. angaje etmek. 2. faal. i. ile me birinin kafas ını meşgul etmek. meşgul (telefon). gravür. ba ğrına basmak. Eng. tutmak. s. kald ırmak. uç uca. 3.´s attention engaged engagement engaging engender engine engine driver engineer engineering England English Englishman Englishwoman engrain engrave engraver engraving engross engross one´s thoughts engrossing engulf enhance enigma enjoin i.´ni) -e aşılamak.en (îng´glîşwîmîn) i.. 2. f. i. 3. yutmak.o. nişanlı.. motor. English. kafas ını bütünüyle işgal etmek. 2. olu şturmak. f. tembih etmek. 3. güç. bak. dayan i. mühendis. 2. i. taahhüt etmek. kuvvet. çoğ. (değer. kuvvetten düşürmek.´ni) artırmak. 1. energize. tıb. randevu. dayanma gücü.lish. 1. yasaklamak. f. 1. 1. dövüşme. 2. f. planlayıp düzenlemek. 1. 1. 2. doğurmak. tatbik etmek.endowment endurable endurance endure enduring endways endwise enema enemy energetic energise energize energy energy crisis enervate enfold enforce enforceable enforcement enfranchise Eng engage engage in engage s. endways. mak. 1. f. devamlı. erke. vaat. sevimli. kazımak. s. İngiliz. yerine getirmek. enerji. dikine. hakketmek. düşman. s. bilmece.. İng. f. bak. in 1. hakkâkl ık. enerjik. uygulanabilir. f. çarpışma. 2. 1. kucaklamak. oymac ı. 1. uzunluğuna. 4. i. çarkç ı. Eng. 3. mühendislik. İngilizce. z. şgul olmak. yükseltmek. 5. çok sürükleyici (roman. İngiltere. İngiliz kadın. çekici. d. içine çekmek. oymacılık. enerji krizi. lavman. s. i. (dü şünce.lish. 4. Allah vergisi. birbirine geçmek. f. ş. ba ğışta bulunma. 3. 2.wom. 1.).. k ıs..

f. 2. bilgilenme. anlaşmaya girmek. 1. kayıt. izlemek. hiddetlendirmek. sa f. zengin etmek. aste ğmen. yazılmak. agrandisman. tuzağa düşürmek. band ıra. yeter de artar bile. f. meydana gelmek. aydınlatmak. kaydolmak. hoşça vakit geçirmek. hoş. kaydetmek. f. z. 1.. agrandisör. trup. 2. aydınlanma. kocaman. inquire. kâfi derecede. i. esir etmek. f. in ensemble enshrine ensign ensign enslave ensnare ensue ensure entail entangle entanglement enter enter into enter into an agreement enter on/upon enter one´s head enterprise f. f. teşebbüs. -e girişmek. canland f. i. girmek. asalet unvanı vermek. dola ştırmak. muazzam. daha ayrıntılı bir şekilde anlatmak. yüceltmek. içine girmek. kaydetmek.s. eğlenmek. yeterli. dola klık. zevkli. bilgilendirme. birkaç parçadan olu şan kadın m. köle yapmak. f. ünlem Yeter! Yeter artık! f. ğlamak. den. f. 3. 1. . 2. büyütmek. i. büyülteç. zevk almak. tak ısayg ın bir yere koymak.. tiy. -i -in içinde i. 2. -e başlamak. bilgilendirmek. zenginle ştirmek. aydınlatma. kâfi. 4. askere kaydetmek/yazmak. düşmanlık. giri şmek. yeterli miktar. genişlemek. f. aydın (kimse). ho şlanmak. yardımını ğlamak. s.. kaydetme. bilg. “Enter” -e giri şmek. ardından gelmek. eğlenceli.enjoy enjoy good health enjoy o. 1. öfkelendirmek. s. garanti etmek. 1. bayrak. zevk. değerini artırmak. sancak. enjoyable enjoyment enlarge enlarge upon enlargement enlarger enlighten enlightened enlightenment enlist enliven enmesh enmity ennoble enormity enormous enough enough and to spare Enough! Enough´s enough. foto. engel. yerleştirmek. 1. f. enquire enrage enrich enroll enrollment ensconce ensconce o. f. karmakarışık etmek. genişletmek. in (birini) (olumsuz bir duruma) dü şürmek. 2. 1. büyüklük. büyümek. temin etmek. husumet. büyüme.ış kar f. i. kostümü. i. büyütme. mânia. f. 2. soylular s ınıfına almak. 1. in (olumsuz bir şeye) tırmak. i. foto. bak. i. tatlı.the ensuing year ertesi sene. i. başlamak. bütün. 2. i. 2. f. 2. 4. çıkmak. sağlığı yerinde olmak. -in aklına gelmek. sa f. i. gerektirmek. zenginleştirmek. f. -e yerleşmek. büyük kötülük. deftere yazmak.ırmak. i. şer. 2. muazzamlık. müz. s. 3. kar ışıklık. bula ştışı rmak. 1. s. 1.s. topluluk. i. tu şuna basarak (bir komutu) gerçekleştirmek. girişim. askere kaydolmak/yaz ılmak. f. kaydını yapmak. -e başlamak. döpiyes.

davet. i. f. (bitki. giriş hakkı. i. istek. hararetli. mezara koymak. (about/over) göklere ç ıkarmak. giriş. giriş ücreti. f. 2. tüm. (around) bir şeyi (başka bir şeye) dolamak. sağ i. giriş. f. girişken. gömmek. balıkla baş yemek ında yemek. i. giriş yeri. (--ped. 1. emanet etmek. entomoloji. f. böcekbilimci. i. ziyafet. yetki vermek. s. f. yakalamak. çekici. giriş. 3. girişimci. antrepo. f. s. müteşebbis. böcekbilim. hepsi: the entire group grubun hepsi. çekicilik.b. misafir etmek. beraberindekiler. tamam. 2. büyülemek. f. aras lam yenilen bir şekilde yerleştirmek. maiyet. ağırlamak. f. s. entomolojist. . i. heves. 3. giriş. şevk. f. i. 1. yalvarma. 1. k ıskanç. şevkli.enterprising entertain entertain a motion entertaining entertainment enthrall enthrone enthuse enthusiasm enthusiastic entice enticement enticing entire entirely entirety entitle entity entomb entomologist entomology entourage entrails entrance entrance entrance examination entrance fee entrap entreat entreaty entrée entrench entrenchment entrepôt entrepreneur entrust entry entryway entwine entwine itself around entwine s. f. i. enumerate enunciate envelop envelope enviable envious s. telaffuz etmek. baştan çıkarma. s.t. tahta ç ıkarmak. ask. kayıt. giriş ücreti. çekici ancak tehlikeli şey. ku şatmak. eğlendirici. zarf. f. i. i. yalvar ış. baş yemek. varlık. örtmek. i. büsbütün. uyanık. balo. giriş kapısı. (başkan) bir teklifi kabul edip kurula sunmak. f. bütün. 2. i. yakarış. giriş. yalvarmak. giriş izni. açıkgöz. 1. i. eğlenceli. tamamen. i. i. İng. f. cazip. yılan v.. eğlendirmek. giriş yeri. müteşebbis. ikram etmek. sarmak. f. giriş sınavı. çok övmek. 1. s. giriş. f. s. 2. gıpta edilecek. antre. siper. 3. f.) (bir şeyin) etrafına dolanmak. giriş yeri. saymak. büyülemek. hak vermek. i. bağırsaklar. --ping) tuza ğa düşürmek. bütün. girme. parti. z. 2. giriş. (birini) tatlılıkla (kötü bir şey yapmaya) ikna etmek. 1. i. mektup zarf ı. 2. tamam ıyla. i. 3. girme. birer birer saymak/söylemek.

TV (dizide) bölüm.. edeb. itidal. piskoposlarca yönetilen. i. delege.. i.. i. 1.. edeb. epilog. i. s. çevre. i. piskoposlara ait. s. epizot. aynı düzeyde. i. sara. bak. s.. i. devir. 1. gıpta. epilog. çoğ. nükteli söz. i. (övücü veya hakaret edici) söz. k ıskançlık. biyokim. bak. f. emsali olmak: No one equals her. mezar kitabesi. kafas ında canlandırmak. enzim. nükte. eşitlik. 2. epik. Emsali yok. kıskanmak. çok k ısa süren. s. sonsöz. i. aynı düzeyde olmak. çok kısa ömürlü.environment environmental environmentalism environmentalist environs envisage envision envoy envy enzyme epaulet epaulette ephemeral epic epicenter epidemic epidermis epigram epilepsy epileptic epilog epilogue Epiphany episcopal episode episodic Epistle epistle epitaph epithet epitome epoch Epsom salts equable equal equal equal sign equalise equality equalize equanimity equate equation equator Equatorial equatorial Equatorial Guinea i. (olaylar zincirinde) olay. salgın.. haset. saralı. equalize. civar. 1. mektup. 2. 2. (Yeni Ahit´te yer alan) mektup.. elçi. destan.. eşitlemek. Hrist. 2. eşit. sakin. f. 1. ekvatoral. ekvator. i. destans ı. 1. muhit. eşit olmak: Two plus two equals four. 1. deprem öze ği.. f. tasavvur etmek.. Hrist. s. İngiliz tuzu. temkin. epizodik. s. (=). 6 Ocak´ta kutlanan bir yortu. dolay. eşit işareti f. sara hastalığına özgü. İng. İng. bak. ça ğ. epaulet. ile eşit saymak. i. s. ılım. f. tasavvur etmek. 2. i. 2. i. tıb. gelip geçici. i. Ekvator Ginesi. i. i. i. i. i. salgınlaşmış. jeol. 2. denklem. i.. . epiderm. i. f. İki artı iki eşit dört. 2. laf. f. rahat. gıpta etmek. s. ılıman (iklim). 1. çevreci. eşit. 1. kolayca k ızmayan. i. radyo. i. i. apolet. saralı. diplomat. s. çevresel. depremin merkezi. salgın: flu epidemic grip salgını. kafas ında canlandırmak. epik. çevrecilik.. temsilci. i. 1. 2. i. i. s. s. i. i. i.

s. i. kızışmak. kaçma. yanlış. denge. ıyürüyen merdiven. a şındırmak. 1. 1.´s grasp i. f. (--ped. s. etme. birden değişiveren. jeol. eşit uzaklıkta. donatım. özsermaye. anlaşmazlık v. ayak işlerine bakan kimse. kaç ış. 1. i. dikilmiş. direk v. 2. 2. aşındırma. biniciliğe ait. 1. yok etmek. 2. 1. direk. eşkenar üçgen.o.kurtulmak. s. dengesiz. 1. a şınma. adalet. 2. yanlışlık. Eritre. (fiyat v. (heykel. 2. 1. erotik. gereçler. penisin i. --s/er. s. yapma. erotizm. 2. atlatmak.´ni) dikme. (heykel. i. i. s. s. (yanarda ğ) püskürmek. atlı (heykel/portre): an equestrian statue of Napoleon heykeli.. 3.´ni) dikmek. eşkenar: equilateral triangle. kökünden söküp atmak. i.b. (yanarda ğ) püskürme. yok etmek. kurma. paçayı kurtarmak. 2. 3. 1. tıb. Eritrealı. i. ça ğ.. 3. ayak işi. bundan önce. dik.´ni) yükseltmek. aşınmak. i. muvazene. 1. kaçmak. önce. i. in in ş ş mesi. Eritrealı.Equatorial Guinean equestrian equidistant equilateral equilibrium equinox equip equipment equitable equity equivalence equivalent equivocal equivocate era eradicate erase eraser erasure ere ere long ere now erect erection Eritrea Eritrean ermine erode erosion erosive erotic eroticism err errand errand boy erratic erroneous error erudite erudition erupt eruption escalate escalator escapade escape escape from s.b. gün tün eşitliği. i. 1. eşitlik. Ekvator Ginesi´ne özgü. yanlış. dimdik. adil. f. f. Eritrea. Eritrea. Ekvator Gineli. 2. 2. muh. s. ekinoks. gidermek. kaçamaklı. 2. ılım. birinin pençesinden . iki anlama gelebilen. ayakta duran. --ping) donatmak. silmek. hatalı. devir. sertle i. f. bilginlik. f. hata. f.mine) ermin. s. silinti. i. k i. macera. firar etmek. kaçamaklı konuşmak. i. i. çok geçmeden. i. f. s. kurmak. (çoğ. silinmiş yer. gözünden kaçmak. 1. s. adaletli. silgi. aşındırıcı. yapmak. s. akl ından çıkmak. i. as. gökb. 1. f. edat. âlimlik. s. Ekvator Gineli. döküntü. 2. i. aya ğa kalkmış.. istikrars ız. şa a etmek. 1. patlak vermek. çok bilgili. patlak verme. erozyon.. net varl ık. 2. Napolyon´un atlı ayn ı mesafede olan. bilgin.´ni) zıştırmak. 3. Ekvator Ginesi. 1. i.b. hata etmek. dikelmiş. tic. jeol. şiir evvel. f. s. 2. (sava ş. Eritrea´ya özgü. firar. kurtulmak. f. i. i. bağ. âlim. 2. s. ayakçı.b. ne evet ne de hayır demek. yükselmek. v.

. ünce: in my estimation benim de gözümde. i. 3.s. -den sak ınmak. 1. -den kaçınmak. saptamak. İng. özel. nadir. Eskimo köpe ği. i. coğr.b. olağandışı. kurma. et cetera. insana gündelik hayat ı ve dertlerini unutturan çok sürükleyici (roman/film). 1. yapmaya kalkışma. bak. Estçe. saygıdeğer. f. eşlik edenler. müessese. casusluk. 1. Eskimo. i. i. f. kestirmek. i. . ekspreso. 2. tespit edilme. s. Eskimoca. takdir.. esas. steyşın. v.. Esq. özellikle. aslında. Esquire. denemek. Estonya. gerekli. f. bat ıni. 3. (k ıymetini) takdir etmek. f. temel. ana. s. kavalye. i. ekspreso kahve. i. 2. Eskimo dili. tespit etme. s. (koruma/gözetim için) e şlik eden.ı açmak. 1.. ğerlendirmek. 2. kuruluş. i. bak. Estonya. s. z. i. aesthete.escapist eschew escort escort escort vessel escutcheon Eskimo Eskimo dog esophagus esoteric especial especially espionage esplanade espousal espouse espresso esprit esprit de corps Esq Esquire essay essay essence essence/spirit of peppermint essential essentially establish establishment estate estate agent estate car esteem esthete esthetic estimable estimate estimation estival Estonia Estonian estrange estranged estuary et cetera etc etch s. refakat gemisi. zaruri.. 1. 2. b ırakıt. 2. bilhassa. esas. 4. bak. 2. ayrı yaşayan. kordon. anat. tereke. armalı kalkan.. yemek borusu. Eskimo. vesaire. emlakçı. yapmaya kalk ışmak. 2. 1. içrek. tespit etmek. s. f. ı. de fikir. desteklemek. Estonyalı. i. Eskimoca. (es´t ımît) tahmin. i. 1. Estonyal f. i. (es´tımeyt) 1. temel. i. ve benzeri. 2. kestirme.. birbirinden ayr ılmış. i. destekleme. hususi. araların s. kavalyelik etmek. gezinti yeri. 1. i. kurulu ş. aesthetic. İng. ıtır. naneruhu. z. ve “bay” anlam türü). ğerlendirme. 3. esans. i. i. bence. 2. 1. s. gizli inançları olan... as ıl. düş1.. 2. k ıs. 1. s. 2. 1. (korumak/gözetmek amac ıyla) eşlik etmek. i. kurum. saygı. anla s. i. itibar. f. haliç. (bir grup içindeki) birlik ruhu. -e sayg ı duymak. 2. aestival. öz. deneme (bir düzyaz f. ufak bir gruba özgü. 1. (birisi hakk ındaki) bana göre. Estonya´ya özgü. şılmas ı zor. itibarlı. i. i. malikâne. i. v. 1. k ıs. Estçe. 2. mektup zarfı üzerine isim ve soyadından sonra kısaltılarak yazılan ına gelenı bir unvan: Marmaduke Wigglesworth. kurmak. f. deneme. (desen hakketmek için) (madeni bir yüzeyi) asitle oymak. huk. as ıl. tahmin etmek. 2. İng. soğutmak. 2. gezi. ancak ufak bir grupça bilinen. i.

2. ebediyen. i. k ıs. ı.. f. övmek. Etiyopya. ebedi ve ezeli. z. ebediyet. Etyopya. bir mesaj ı yaymaya çalışan kimse. ateşli. hadım./s. 1. çal mesaj3. i. (bir f. eter. Avrupa. i. ruh. Etyopya´ya özgü. i. son derece Protestanca (bir ö ğreti. 2. on his/her/its own merits evaluation evangelical evangelise evangelist evangelize evaporate evaporation evaporator asitle oyarak (madeni bir yüzeye) desen hakketmek. evaporatör. ınıbelirli bildirmek/ö ğretmek/yaymak. i.t. buharla ştırıcı. görgü kurallar ı. boş altım. Habeş. s. methiye. Etiyopyalı. s. rsakları)ı)bo şaltmak. edebi kelam. ba şı ve sonu olmayan. 2. etik.. (birinin sorusuna.b. okaliptüs. i. the European Union. f.). ses ahengi. 2.o. (bir yeri) boşaltmak. anat. İncil´in f. buharlaştırma. s. -den kurtulmak. f. etimoloji. 1. ahlak bilimi. eulogize. i. i. i. (ba (bir yerden) alma. i. değerlendirmek. i. Avrupa. İncil´in mesajını yaymaya ışan kimse. i. (bir yeri) boşaltma. dünya görüşü. i. i. i. i. 1. boşaltım. buharla ştırmak. götürmek. 1. Avrupalı. etimolojik.. Habeş. semavi.. ateşli vaazlar veren gezici Protestan. European. (ba f. 1. buharla şma. i. i. Avrupai. ölümsüz. törebilim. i. i. İncil´e ait. ahlak sistemi. 2. kökenbilim. İncil´de bulunan. övgü. (insanlar ı) (bir yerden) almak. İng. değer ve inançlar sistemi. i. 3. İncil´in ına uyan/sad ık. İng. s. lokmanruhu. f. k ıs. 3. (bir bahaneyle) kendini (bir yükümlülükten) kurtarmak. ahlaki. f. Etyopya. Avrupa´ya özgü. Habe şistan. etik. i. i. 1. i. Europe. hararetli. 2. Etyopyalı. Avrasya. Etyopyal s. s. östaki borusu. daima.ğı (insanlar ğı rsaklar ı) boşaltma. değerlendirme. i. birine) cevap vermekten kaçmak. buharlaşmak. kökenbilimsel. . evangelize. mesaj bak.etch a design on etching eternal eternally eternity ether ethereal ethic ethical ethics Ethiopia Ethiopian ethnic ethnography ethnology ethos etiquette etymological etymology EU eucalyptus Eucharist eulogise eulogize eulogy eunuch euphemism euphony Euphrates Eur Eurasia Europe European Eustachian tube evacuate evacuation evade evaluate evaluate s. s. de ğerler sistemi. göksel. birini/bir şeyi kendi yeteneklerine/özelliklerine göre değerlendirmek. i. kim. i. i. yaklaşım v. etnografya. adabımuaşeret. 2. 1. etnoloji. etnik.. bak. asitle oyulmu ş resim. s. örtmece.

meydana gelmek. ara s ıra. temkinli. her. her bir. ihtimal. her günkü. i. arada bir. her biri. smokin. Ondan sonra hep mutlu şadılar. s. yapra ğını dökmeyen.” “Olsun. hep: They lived happily ever after. tam (sayı). z. itidal sahibi. 1. en ufak her şey: She´s particular about every jot and tittle. 2. he de couldn´t pass -e rağbuying. in ile sonuçlanmak. nihai. 4. hadise. herhangi bir kimse. hatay ara sııra. öbürleri. sokaktaki adam. olsa bile. güna şırı. çok dayan ıklı. başkaları. her gün. -diğ i halde: Even he studied hard. her dem taze (ağaç/çalı). ile son bulmak. Yapt ıkları her hatarada ırlıyor. gene de: “That book contains some mistakes. arife. s. hatta. 2.evasion evasive eve even even even if even so even so even though evenhanded evening evening dress evening paper event even-tempered eventful eventual eventuality eventually eventuate ever ever after ever changing evergreen everlasting evermore every every few days every four days every inch every jot and tittle every man jack every now and then/every now and again every once in a while every one every other day every other day every other day every other person every single every so often every which way everybody everybody else everyday Everyman everyone i. 3. hiç: Have you ever been to Eyüp? Hiç Eyüp´e gittin mi? ondan sonra. olay. ya daima de ğişen. ştirmek. gün aşırı. en sonunda olan. frak. i. er geç. Çok yans ız. s. 2. s. it´s still yanlışlar var. sonsuz. k. ak şam. iki günde bir.sırada. i. i. günaşırı. dili her yöne. hadiseli. ilelebet. zam. çift (say ı). s. 2.” the exam. birkaç günde bir. i. s. 1. gece elbisesi. sürekli. cevap vermekten kaçan. s. gene de. yine de. kaçamaklı. bir düzeyde. düzle z. itidalli. er geç olan. ak şam gazetesi. her iki kişiden biri. z. f. 1.ıştığı halde sınavı veremedi. ebediyen. olmak. tarafs i. olaylı. herkes. sonunda.” “Even so. zam. arada bir. vaka. 1. düzlemek.. engebesiz. nihayet. her: She remembers every single mistake they made. tuvalet. s. herkes. 2. s. iki günde bir. yine de. (bir işte) yan çizen. s. (bir bahaneyle) kendini bir yükümlülükten kurtarma. yine almaya worth “O kitapta baz ıthough men. f. 3. arife gecesi. En ufak noktaya herkes. düz. 1. bile. her tarafa. i. . 3. -den kurtulma. 2. daima. tesviye etmek. çal ız. dikkat eder. dört günde bir. 1. ak şam. tepeden tırnağa. kör olası: You and your everlasting typewriter! Sen ve senin kör olas ı daktilon! z.

a şmak. 1. f. ulu. sorguya çeken kimse. kazı. s. çok. --ling) -den üstün olmak. 1. s. (kötü durumdaki bir şeyi) artırmak. marya. dili s ınav. huk. yüce. belli. kusursuzluk. incelemek. kem göz. nazar. şerir. aklına getirmek. yavaş yavaş gelişmek. 1. s. s. 1. çileden ç ıkarmak. muayene etmek. huk. f. i. her yere. huk. evrimcilik. ibrik. kesinlik. kazı yeri. açık. kötülük. doğru (bir şey). k ıs. k. 2. tamamen. tam. hatas ız. i. 2. yüceltmek. zorla/tehditle almak. huk. her yer. i. delil. tam.. huk. çağrıştırmak. dikkatle gözden geçirmek. eksiksizlik. s ınav. i. 2. i. f. sorgu. evrimsel. i. f. birtakım çağrışımlar yapan. s. her şey. evrimci. 2. fazlas ıyla. kesin. f. hafriyat yapmak. mübalağa. mübala ğa etmek. son derece. (of) (birtak ım şeyleri) akla getiren. z. mübalağalı. evrim. kazı makinesi. abartılmış. i. işin titizlikle yapılmasını isteyen (kimse). eksiksizlik. yüceltme. co şkunluk. imtihan eden kimse. kazı yapmak. dişi koyun. (--led. f.everything everywhere evict eviction evidence evident evil evil eye evildoer evil-minded evince evocative evoke evolution evolutionary evolutionism evolutionist evolve ewe ewer ex exacerbate exact exact exacting exactitude exactly exactness exaggerate exaggerated exaggeration exalt exaltation exalted exam examination examine examiner example exasperate exasperation excavate excavation excavator exceed exceedingly excel zam.. f. s. kötü niyetli. i. i. 2. i. examination. imtihan. abartma. tetkik etmek. i. s. tahliye ettirme. kusursuzluk. i. titizlik isteyen (bir i ş). koparmak. şerir. i. k ızgınlık. i. kesinlik. sorguya çekmek. tahliye ettirmek. 1. örnek. abartılı. aynen. i. abartmak. 1. kazıyıp ortaya çıkarmak. daha kötü bir duruma sokmak. açığa vurmak. kanıt. göstermek. f. çok kötü. çok kızdırmak. geçmek. f. 2. f. except.. 4. example. i. imtihan. misal. s. yavaş yavaş geliştirmek. göstermek. i. 1. abart ı. f. s. i. vecit. f. z. f. . i. kötülük eden kimse. i. f. 2. her yerde. ekskavatör. şer. 3. z.

heyecan. affetmek. i. 3. gezinti. f. (from) (bir şeyin) dışında bırakılma. s. ünlem. kolay heyecanlanan. fazlalık. z. salgılama. f. ziyade. kiliseden aforoz etmek. üstün.. heyecanla. 1. olacakt edat -den ba şka. ola ğanüstü. değiştirilebilir. i. trampa etmek. except this. ancak özel seçilmiş bazı kişilere açık olan. i. Harun´u bunun ışında tuttu. i. artan. hariç. Excellency. I´d be there. kışkırtmak. except speak Çince konufor ı:Chinese. i. i. bak. trampa. ç ığlık atmak. d edat -den ba şka. yumrukla şmak. aşırılık. Your Excellency Ekselans. değiş tokuş etmek. ziyadesiyle. karşılıklı olarak birer el silah atmak. dışında. (bir duygu/tepki) s. s. (bir şeyin) dışında bırakma. 1. Ekselans: His Excellency Ekselanslar ı. heyecan verici. -in dışında tutmak: He excepted Harun from this. borsa. aşırı olarak. f. döviz kuru. dışkı. aforoz. k ısa yolculuk. istisna. telaşa vermek. olmasayd ı m. f. 1. f. f. a şırı. 2. indirimli gidiş dönüş bileti. (from) -in d ışında bırakmak. ifrazat. i.Excellence excellence Excellency excellent except except except for excepting exception exceptional excerpt excess excessive excessively exchange exchange exchange blows exchange rate exchange shots exchangeable exchequer excise excise excitable excite excited excitedly excitement exciting exclaim exclamation exclamation point/mark exclude exclusion exclusive excommunicate excommunication excrement excrete excretion excruciating excursion excursion ticket excusable excuse excuse excuse from i... 2. i. değiş tokuş. 1. değiştirme. 3. mükemmel. fazla. heyecanlı. -den ba ş ka: Everyone was there except for him. s. çok iyi. 2. s. fazla. s. salg ı. kesip ç ıkarmak. 1. tic. 2. kesmek. pasaj. . değiştirmek. affedilebilir. üstünlük. diye bağırmak. bağ. hariç. 2. telefon santralı. f. s. 2. s. i. 2.. s. i. 1. i. tüketim vergisi. z. . i. i. (bir kitaptan/yazıdan) seçilmiş parça. i. f. s. (vücuttan) ç ıkarmak. i. mazur görmek. d ışı nda. mazeret. kambiyo. tahrik etmek. (birini) (bir şeyi yapmaktan) muaf tutmak. f. -den başka: He can do everything şmaktan baolmasayd şka her şeyi yapabilir. dayanılmaz derecede acı veren. kolay tela şa kapılır. dışında. Bu ı orada 1. ifrat. heyecanland ırmak. i. özür. uyand ırmak. ünlem işareti (!). s.

sürgün edilen kimse. egzoz. mezardan ç ıkarmak. ba ğışıklık. f. varlık. örnek niteliğinde olan. f. idam.b. s. 3. 2. genişletmek. 2. kullanma. idareci. s. f. (bir duygu veya niteli ği) göstermek. çıkış kapısı.s. 2. sergi. fels. fels. tüketmek. egzoz borusu. 1. f. çok keyiflendirmek. sergi. çıkmak. teşvik etmek. yürütme kurulu. tükenme. temize ç ıkarmak. örnek. i. 2./Affedersiniz. 2. 2. yerine getirmek.. genişlemek. uygulama. 3. 1. i. 1. gayret sarfetmek. neşe ve zindelik. bitkinlik. yabanc ıl. kötü ruh v. egzersiz./Beni ba ğışlayın. örnek. hayat. -e örnek olmak. uygulamak. genleştirmek. idari. mevcut olmak. uygulamak. 2.. huk. s. emek. yerine getirmek. 2. i. yöneticiye ait. i. çal ıştırmak. egzistansiyalist. bütün kuvvetini tüketmek. 2. exertion exhale exhaust exhaust exhaust pipe exhausted exhaustion exhaustive exhibit exhibition exhilarate exhilaration exhort exhortation exhume exile exist existence existential existentialism existentialist exit exodus exonerate exorbitant exorcise exotic exp expand Özür dilerim. yönetimsel. hareket ettirmek. f. idam ın infaz (manevra/hareket) yapma. 1. egzoz duman ı. nefes vermek. var olmak. 2. al ıştırma. kullanmak.´ni) dualarla defetmek. 1. varolu şçu. 2.s. ıt) ibraz etme. yorgunluk. huk. bitkin. 3. aşırı yüksek.b. aklamak. i. icra eden. gitmek. (güç) kullanmak. yerine getirme. (bir yarg ıyı) infaz etmek. f. egzistansiyalizm. i. execute execution executioner executive executive committee executive power executor executory exemplar exemplary exemplify exempt exemption exercise exert exert o. icrai. yürütme yetkisi. express. export. f. f. excuse o. büyümek. varolu şsal. çıkış. i. ında ıt) ibraz (dava s ıras i) gösterme. . 1. f. varolu şçuluk. tüketme. idam etmek. fiz. (dava sırasında i. varoluş. çabalamak. f. i. çaba. 1. i. f. 1. teşvik edici söz. çok yormak. u ğraşmak. i. sergilemek. yerine getirme. 2. s. yaşam. 3. s. egzotik. 2. 1. tükenmiş. infaz.. f. 2. teşvik etme. fahiş (fiyat). uygulama. 2..´ni) ç ıkarmak. s. (bir belge/kan duygu veya niteli ğetmek. s.Excuse me. 1. sürgün. 2. 1. (gayret) sarfetmek. 1. bitirmek. i. cellat. i. duman v. 1. s. büyütmek. genleşmek. belge/kan zindeleştirmek. (egzoz. çok ne şelendirip i. ç ıkış. çıkış. i. f. i. beraat ettirmek. 1. fels. yönetici. s. i. geniş kapsamlı ve ayrıntılı. 1. i. 1. 2. 3. muafiyet. (cin. k ıs. i. s. yorgun. gayret. f. sürgüne göndermek. f. izin istemek. -i örnekle göstermek. 1. f. (manevra/hareket) yapmak. i. ı.

sarih. i. f. s. davrand izahat. 1. genişletme. . sarfetmek. anlatmak. büyütme. Benden yap şece ğini ummak. gider hesab ı. i. i. başından geçmek. masraf. açık. bitiş. izahat vermek. sanmak. ölmek. (belki do ğru olmayan fakat) elverişli (bir çare). sona erme. i.. f. genişleyen. deneyim. patlamak. beklenti. acı v. (birinden) (bir şeyin lmasihtimalin ını) beklemek: He expects me to carry out the garbage. açıklama. ümitle bekleyen. çürütmek. s. s. bilirki şi. 3. --ling) 1. s. (--led. tecrübe. expatriate. ara şifte bulunmak amacıyla) (bir bölgeyi) dolaşmak. kahramanlık. bak. açılan. bitiş. hızland i. i. s. büyüme. 2. İng. z. geniş alan. izah etmek. s. süresi dolmak. sınırdışı etmek.s. açıklayıcı. ara i. kendisinin ne demek istedi ğini anlatmak. pahalı. genişleme. s. inceleme. 1. sömürme. istismar. patlatmak. beklemek. açık bir şekilde. 2. 2. (belki doğru olmayan şli bir çare. s. umut. anlatılabilir. anlatmak.. içten. masraf hesabı. geniş. samimi. (süre) dolmak. (kendi ç ıkarı için) kullanmak. uzmanl ık. sona erme. ştırmak. sona ermek. sömürücü. dü şünmek. genleşme. 1. ç ıkarmak. dili. kovmak. 2. i. deney yapmak. f. 3.b. 2. masraflı. 2. tecrübeli. 1. atmak. i. açıklamada bulunmak. f. fiz. genle s. sömürmek. sürenin dolmas ı. usta. deneme. i. sömüren.´ni) çekmek. son nefesini vermek. i. f. 2. sömürü. (belirli bir alandaki) bilgi. (sıkıntı. s. izahat vermek.expanse expansion expansive expat expatriate expect expect the worst expectancy expectant expectant mother expectation expedience expedient expedite expedition expel expend expenditure expense expense account expensive experience experienced experiment experimental expert expertise expiration expire expiry explain explain away explain o. 1. kendisinin niye öyle ığınıizah. harcamak. k. (bahane öne sürerek bir şeyi) mazur/makul göstermek. beklenen şey. enginlik. (özel bir amaçla yap ılan) uzun yolculuk. açıklanabilir. beklenti. f. kolayla f. 1. i. (keşifte bulunmak amacıyla) (bir bölgeyi) dolaşan kimse. deneyimli. f. (ke ş t ı rmak. masraf. i. i. harcama. yanl ış olduğunu göstermek. sürenin dolmas ı. i. 2. kahramanca davranış. 1. (ayrıntılı bir şekilde) açıklamada bulunmak. uzman. kendi vatan ından başka bir ülkede yaşayan kimse. tecrübe. i. 1. 1. explanation explanatory explicable explicate explicit explicitly explode exploit exploit exploitation exploiter exploration explore explorer i. açıkça. 2. 2. (bir konuyu) şt ırma. (keşifte bulunmak amacıyla) (bir bölgeyi) dolaşma. incelemek. 2. ştirme. (belki do ğru olmayan fakat) elverişli bir çareye başvurma. kendi ç ıkarına kullanma. eksper. ümit. f. fakat) elveri ırmak. i. istismar etmek. hamile kad ın. f. (bir konuyu) f. i. en ı kötü gerçekle i. zannetmek. f. i. i. aç ıklamak. i. deney. engin. (bizzat) ya şamak. gider. 1. deneysel.

teşhir etmek. f. ışıklama süresi. ihracat lisans ı. ifade. fuar. s. oyun v. ihraç edilme. etkisine açık bırakma. i. dağınık düzen. 2. ihraç etme. ihraç malı. maksadını anlatmak. sergileme. istimlak etmek. mat. (yard ım. 3. kamula ştırma. patlayıcı. gizli işleri i.. poz süresi. mükemmel. doğaçlamayla söylenen/yapılan. irticalen. anlams s. acele posta. 1. i. kovma. 1. çıkarmak. sürmek. aç ıkça. uzatma kablosu. f. 3. 2. etkisine açık bırakmak.explosion explosion of laughter explosive exponent exponential export export export duty export license exportation exporter expose exposé exposition exposure exposure meter exposure time expound express express express delivery express in other terms express o. mat. 1. i. geniş. 2. çok büyük (ac ı/mutluluk). paralel telefon. 2. manasız. ifadesiz. s. güzelli s. (birinin) ac ıs ekkir olduğunu belirtmek. f. anlat ım. patlay tart i. özel. sergilemek. boyut. for (görü şü/fikri) anlayıp paylaşmak. i. infilak. şükranlarını ifade (to) (birine) minnettar/müte etmek. acele posta. maruz b ırakma. . 5. z.The house has a southern exposure. kapsamlı. uzatma. (sat açığa vuran makale/kitap. doğaçlamayla söylenen/yapılan. manalı. 2. 4. belli. kovulma. foto. uzatmak. otoyol. istimlak. (filmi) ışıklamak. pozometre. i. herkese duyurmak. anlamlı. uzama. üstün. 2. f. şiddetli malara yoltaraftar. İng. 2. ını paylaştığını ş belirtmek. 1. özel ulak. i. açıklamak. izah etmek. s. bilhassa.´nin) müstehcen/sak ıncalı bölümlerini çıkarmak. man. 1. uzamak. kredi v. to (birine) taziyede bulunmak. (yüzdeki) ifade. i. ihraç etme. kamula ştırmak. 2. yorumlamak. f. f. (malı) yurtdışına satmak. 3. vurmak. başka sözlerle anlatmak. 2. ihracat. irticalen.b. 4. ekspres (taşıt). hakkında şiddetli tartışmalar yapılan (konu). z. s. (bir kitap. s.. acele. f. 1. i. 2. 2. i. ihraç etmek. aç ık. i. sergi.b. patlama. ıcı madde. aekspresle. ifade etmek. f. Evin cephesi güneye bak ıyor. f. deyim. paralel. ihracat yapmak. dışavurum. i. ihracatç ı. ız. mevcut. (yard ım. 4. 2. z. üst. i. kredi v. 2. hafifletici sebepler. İng. s. ihracatç ılık. silmek. ifade. 3. s. ekspres. büyük.) vermek. kahkaha tufan ı.) verme. maruz kalma.b. anlatmak. 1. üs. doğaçlamayla.ış savunucu. ask. foto. i. express one´s sympathy express one´s thanks expression expressionless expressive expressly expressway expropriate expropriation expulsion expunge expurgate exquisite extant extemporaneous extemporaneously extempore extend extended order extension extension cord extensive extent extenuate i. 1. uzatma kordonu. üstel. ihracat vergisi. 1. dışarıya mal göndermek. doğaçlamayla. z. 4. tıpkı. meramını ifade etmek. mat. ince bir ğe sahip. foto. tam. f. ekspres tren. 1. 1.s. doğaçtan. 1. ış için) sergilemek. s. d ış İng. beyan etmek. süper. 1. 3. maruz b ırakmak. deyim. pozlandırma süresi. doğaçtan. d ışsatım. tabir. 3. patlayıcı. özellikle. açabilen (konu). extenuating circumstances huk. ekspres yol.

i. f. mat. f. i. savurganlık. i. çoğ. kökünden sökmek. 1. dış. i. (özünü/suyunu) ç ıöz. 1. çok çal ış! i. dışarı sızan şey. z. özet. s.. çok canlı ve neşeli. fevkalade. ekstrapolasyon. i. i. 2. öz. s. uç. haraca kesme. s. ç ıkarmak. fazla. 1. fevkalade. dışişleri. esans. d ışadönüklük. 2. 1. çok fazla. uzatmak. abartılı. ç ıkarma. yok etmek. imha etmek. the extremities eller ve ayaklar. i. 5. Work extraevlilikd hard! Çok ışı. 1. zahiri. ruhb. uç. söyletmek. gür (bitkiler). i. fazla: Do you have an extra pencil? Fazla kalemin var m ı? 2. i. i. kökünü kaz ımak. ifrata kaçan kimse. a şırı. 4. dış taraf. extortioner.. s. ç ıkarmak. d ışadönük kimse. (para) karmak. s ınır. (diş) çekme. s. i. dış. fazlalık. çıkmak. yangın söndürme aleti. 2. f.b. 2. söndürmek.´nden koparmak. 2. f. aşırılık. 2. 2. yabancı (madde/cisim).. i. a şırı. ekstrem nokta. 1. 2. i. 2. d ışdeğerbiçim. f. 2. (bitkilerde) gürlük. i. ç ıkarmak. aşıt noktası. s. mat. extol. yüzeysel. ruh. aşırı derecede. 1. (haraç) almak. para sızdıran. uçta olan. sönmüş yanardağ.. para s ızdırma. (to) (suçluyu) (suç i şlediği ülkeye) iade etmek/ettirmek. (bir kitap v. 2. 1. seçmek. sızıntı. bak. 1. haraçç ı. itiraf ettirmek. 2. fahiş (fiyat). 2. ek ücrete tabi şey. f. ders program ı dışında kalan. . önekfevkalade: dışında: extramarital i. zorla alma. dışlar. müsrif. 1. israf. 1. (--led. hariç. harici. 1. abartı. harici.exterior exterior angle exterminate external external affairs externals extinct extinct volcano extinguish extinguisher extirpate extol extoll extort extortion extortionate extortioner extortionist extra extraextract extract extraction extracurricular extradite extradition extraneous extraordinarily extraordinary extrapolation extravagance extravagant extravagantly extreme extreme case extreme point extremely extremes extremist extremity extricate extroversion extrovert extrude exuberance exuberant exudation s. zorla alan kimse. konu d ışı. i. f. insanı haraca kesen. z. s.1. aşırı uçlar. i. 1. (para) s ızdırmak. (bilgi) almak. s.. i. müsrifçe. s. f. çok çok. 1. bak. dış açı. 3. olağanüstü. har vurup harman savurarak. z. f. ola ğanüstü: extraordinarily beautiful fevkalade güzel. nesli tükenmiş. suçluların iadesi. 3. 2.. a şırı. aşırı. canlılık ve neşelilik. f. dışadönük. 2. 2. çok. savurgan. mat. 1. i. zorla almak. kurtarmak. sınır. 1. dış. --ling) övmek. olağanüstü bir örnek. söküp atmak. s. s. ruhb.

argo kendisini ele ştirecek/cezalandıracak insanların önüne çıkmak. alımlı. 2. yüzükoyun. 2. 5. harika. göz kalemi. gözyuvas ı. Fahrenheit. i. göz küresi. 1. . i. kolayla ştırmak. kaplamak. f. far. ön yüz. i. 2. İngiliz alfabesinin altıncı harfi. i. enfes. müz. imalatç ı. f. astarlamak. 1. (bir duruma) dayanmak. k. kuma ş. fine. following. yapı. geom. göz yorgunlu ğu. ayna. göz yuvarlağı. gözlük. s. f. yalan söylemek. k ıs. February. surat. çehre. süzmek. i. nominal de ğer. itibari değer. i. imal etmek. yüze ait.. s. üretim. 4. güzel kız. i. Fellow. 3. s. bakmak. z. sima. (karşısındakini) bir durumu oldu ğu gibi kabul edip ona göre davranmak. masal. i. yüz. 2.. gözyuvar ı. mad. fa notası. cephe. France. uydurmacı. görgü tan ığı. yalancı. kar tahammül etmek. frequency. i. 1. s. (saatte) mine. dokuma. 2. yapmak. sevinme. 2. göz far ı. al ın. i. gözevi. anat. i. yüz masaj ı. 1. k ıs. i. i. i. tic. i. s. süper. k. i. göz çukuru. bez. f. 1. 1. 5. dili inan ılmaz derecede. i. 1. 2. çok güzel. i. imal. -i cesaretle kar şılamak. kolay. feminine. kaş kalemi. i. 2. olağanüstü. anat. 1. i. f. façeta. (bir zaferden sonra) çok sevinmek. uydurmasyon. fluid. yüz yüze. dili 1.exude exult exultation eye eye eye shadow eyeball eyebrow eyebrow pencil eye-catching eyeful eyeglasses eyelash eyelid eyeliner eye-opener eyesight eyesocket eyestrain eyewash eyewitness F F f F. karşı sında olmak/durmak. şılamak. yalan. kaş. kirpik. 4.. göz alıcı şey. i. bünye. i. üretmek. kadran. yüzüstü. Friday. 3. sızmak. gözkapa ğı. efsanevi. s. görme duyusu. inan ılmaz. fabl. göz. yap ım. aydınlatıcı/şaşırtıcı olay/haber. folio.. z. doku. uydurmak. k ıs. gözalıcı. görü ş. F. 2. yüz. i. f fable fabric fabricate fabrication fabricator fabulous fabulously face face face down face the issue face the music face to face face up to face value facedown face-saving facet facetious facial facile facilitate f. süper. faseta. şakacı. vaziyeti kurtaran. 3. göz banyosu. (ta şın) yüzünü yontup sindirmek.

facility facsimile fact fact-finding faction factional factionalism factious factitious factor factor cost factory factual faculty façade fad fade fade away fade in fade out fade-in fade-out faecal faeces fag fag s. 2. ğinde/ibelirsiz. . hizipçi. 2.. yetenek. s. kanıt toplayan. tambölen. 2. gerçek. 1. âdeta: He flew down the stairs.. güzellik. yapmayış. sin. geçici bir moda/heves. adil. başarısızlık. sarışın. s.. s. TV kararmak. mat.. TV kararma.. 4. 3. yüreksiz. uygun rüzgâr. soldurmak. 1. solmak. sin. başaramamak. 1. ıza: power mesle 2. 1. görünü i. ihmal. 2. maskeleyen dış i. i. sınıfta i. --ging) birini çok yormak. etmen. s. s. i. (gerçe ği kadrosu. peri gibi. mat. i. servis. İng. hizipler aras ı. baygınlık. k. i. dürüstçe. rengi atmak. i. kabiliyet. 2. duyum.. al i. i. yap ım.. 1. f. zaaf. fabrika. yetenek. i. feces. (özel bir hizmet için ışı)bas tesis. Gelmedi. ıkşve güne şli (hava). (bir ö ğretim kurumundaki) personeli. Merdivenlerden âdeta indi. çalı çırpı demeti.o. s. f. (--ged. grup. güçten dü şmek. i. sin. (özel bir) hizmet. hizipçilik. s. oldukça iyi. i.. s.. 1. yer. fahrenhayt. bayılma. i. 2.fairly adaletlilik. hizip. çarpanlara ırmak. 1. 5. çarpan. fena olmayan.ılm tıpk i. etken. 2. 1. i.. sınıfta kalmak. 4. 2. dili fena olmayan. zayıf. fuar. s. bak. 2. i. 2. (bir ön cephe. iflas. z. 4. İng. f. i. i.ba bayg i. açıuçarak k tenlilik. kurallara uygun. 2. 1. fair-weather friend iyi gün dostu. bay ılma. s. 1. bak. aksi takdirde. 1. fuar alanı. çini. faktör fiyat ı. çekingen. edat olmad ığı takdirde. kolaylık. öğ retmen (bir bir) üniversitenin) tüm öğretim ılarda) ön yüz. sar ışınl ı ml ı l ı k. faksimile. (açıkta olan) fuar yeri. 3. gösteremeyen kimse. uydurma. beceremeyiş. 1. i. 6. adaletli. adaletli/adil bir şekilde. ibne. baygınlık. ekilde. 7. açık tenli. yeti. 3. perilere ait. peri. i. out fagot Fahrenheit faience fail failing failing failing that failure faint fainthearted faintness fair fair fair and square fair game fair to middling fair wind fairground fairly fairness fairy i. i. dürüstaç bir kolaylıkla eleştirilebilecek veya alay konusu olabilecek kimse/durum. 3. ş hayatında hiç şarıın. yavaş yavaş yok olmak.. fayans. becerememek. kavgac ı. sin. ık. 4. 1. He failed to come. sahte.. kusur. TV aç ılma.5. faks. ar bay ılmak. fecal. 1. argo homoseksüel erkek. kuvveti kesilmek. f. faktör. birinin tur şusunu çıkarmak. güzel. gerçeklere dayanan. TV aç ılmak. fiyasko. temiz (kopya). kopya. 3. iflas etmek. kurallara uygunluk. 2. donuk. 4. duyu. ay tic. f. okulun)2. s. (yap ş . 3. oldukça: fairly big oldukça büyük.

(gemiden) denize dü şmek. 1. This month the twentieth fell on a Friday. bozu şmak. vefas ız. vefakârlık. sahte bir şey. 1. s ıraya girmek. bayılmak. i. s.en) 1. dizilmek. i. başarmak. me. dü 5. Bu ay ğının üstüne dürastlad şmek. yağış 4. 2. ısı v. i. 1. 2. (çare olarak) -e ba şvurmak. dili işi bırakmak. terkedilmek. (fiyat. olupbitti. kavga etmek. . -e kapılmak. şahin. fall overboard fall prey to fall prostrate peri masalı. fenalık geçirerek yere düşmek. yüzükoyun kapaklanmak. -in tutsağı olmak. talep. âşık olmak. bırakılmak. 3. sadakatsiz. sadık. sahte. 3. -e hücum etmek. sahtekâr. yağmak. 2. 2. aldatılmak. işten vazgeçmek. itikat. i. 3. -e sald ırmak. çökmek. 1. dü şmek. çekilmek. 2. ask. umulan ra ğbeti hiç görmemek. argo 1. çok beğenmek.b. 3. kullanılmaz olmak. uykuya dalmak. dü şmek. dolandırıcı. oldubitti. sözüne sad ık. 2. hastalanmak. Âdem ve Havva´n ın işlediği günah ve sonuçları. tuzağa düşmek. inanç. f. aldatıcı. dökülmek. fall. güven. uydurmak. gözden dü şmek. s. 1. doğan. çökme. güz. düşmek.´nde) düşüş.fairy tale fait accompli faith faithful faithful to his word faithfulness faithless fake faker falcon fall fall fall asleep fall asleep fall away fall back fall back on fall back upon fall behind fall by the wayside fall down fall down fall down in a fit fall flat fall for fall foul of fall guy fall ill fall in fall in battle fall in love fall into a trap fall into disfavor fall into disrepute fall into disuse fall into error fall into the clutches of fall of man/the Fall fall off fall on fall on one´s feet fall out fall over fall over o. dili -in pençesine dü şmek. i. bozulmak. düşüş. uykuya dalmak. kendini çok istekli göstermek. kapanmak.s. dört aya 1. dolandırılan kimse. yıkılmak. sadakat. 2. sonbahar. 2. sadık olmayan. iman. 6. güre ş düşüş. keriz. geri kalmak. üçkâğıtçı. enayi. (güvenilecek bir kimseye/yere) ba şvurmak. şmek. f. 6. (fell. itimat. adı kötüye çıkmak. ile çatışmak. düşmek. 5. din. 4. ın yirmisi cumaya . gerilemek. yüzüstü dü şmek. sıradan çıkmak. üçkâğıtçı. i. i. dü . sava şırken ölmek. k. hataya dü şmek. vefakâr. Hz. ıatlatmak. uydurma. başkasının cezasını çeken kimse. s. ask. emrivaki. ş (kale) zaptolunmak. azalmak. sıyrılmak. geri çekilmek. k.

2. aile babas ı.s. -e başlamak. bot. vefas ız. aile muhiti. nam. yanlış davranış. sendelemek. Plan suya ştü. Benim payıma düştü.´nde) tahrifat yapmak. s. s. f. ailevi. zool. 2. (ses) titremek. çürük. i. ün. 3. aile adı. me şhur. sahtelik. bildik. man. devetüyü. eksik gelmek. takma dişler. Suratı ıldı. samimi. iyi tan ınan.şbak. z. çağlayan. 3. dili çok iyi. aile. hataya düşebilir. teklifsizlik. 1. i. akanyıldız. His face fell. mantık kurallarına ırı sav. İng. ünlü. 4.. bak. -e koyulmak. soyağacı. tereddüt sendeleyerek yürümek. s. dü yeme -e saldırmak. aile çevresi. (of) yeterli olmamak. samimiyet. şöhret. gerçekleşmemek. dili suya dü şmek. yanıltmaca. aşina. laubalilik. fahişe. suya düşmek. f. yanlış fikirlere dayanan. His eye fell upon me. 1. sahte. with family family circle family man family name family name family planning family tree famine famish famous famously (of) 1. aile planlamas ı. düşmüş kadın. ünlü. soyadı. 1. teklifsiz. s ığın. tanınmış. s. açlık. 2. güvenilmez. me şhur. k ıtlık.b. (bir şey) hakkında bilgi edinmek. safsata. (hesap. 2. şecere. umdu ğu gibi çıkmamak. 2. alageyik. i. soyadı. yalan söyleme. 2. temelsiz. belge v. fall. 2. çarp f. yetmemek. (gerçekleri) ıtmak. etmek.. ğe/savaşa başlamak. iyi . tanıdık. yanılabilir. s. k. i. as i. f. ayk f. 1. şelale.. nadasa b ırakılmış. kayıt. çoluk çocuk. k. arkada familiarize. s.. 1. i. . iyi bilinen.fall short fall short fall sick fall through fall through fall to fall upon fall victim to fall/be in love with fallacious fallacy fallen fallen woman fallible falling star fallout fallow fallow fallow deer falls false false pride false step false teeth falsehood falseness falsify falter fame famed familial familiar familiarise familiarity familiarize familiarize o. i. i. 2. ev bark sahibi. titrek bir sesle i. s. gücünü/hızını kaybetmek. It fell to my lot. aileye ait. f. Gözü bana ilişti. -e kurban gitmek. s. falso. aşinalık. (bir şeyi) herkese tanıtmak. yalan.. boş gurur. 2. ekilmemiş. familya. hastalanmak. devetüyü rengi. akrabalar. 1. azalmak. i. gerçekleşememek: The plan fell through. -e âşık olmak. s. 1. radyoaktif serpinti. dü şmek. yanlış düşünce/inanç. 1.

veda yeme ği. dalg ın (bakış). 1. k. bak. dili hayran: She´s one of your fans. f.. mutaassıp. s. 1. ünlem Elveda! i. çok kişi veya şeyi etkileyen. gülünç. i. pervane mak. çok uzak..şgerçekd z. ileri görü şlü. i. i. --ning) yelpazelemek. uzak. k. f. ırgat. istemek. 1. sını rs. (öbürlerinden) kat kat daha . uzaklara yayılmış. sanmak. f. hayal gücü. ba ğnaz. Onun için kötüydü. s.. 3. 2. s. pervane kanad ı. 2. çiftlik ve içindeki binalar. Öbürlerinden kat katNe daha iyi. 2. ışı. fanatik. çiftlik avlusu. çiftçilik. dü. 2. öngörülü. çok me şhur. far off faraway farce farcical fare fare fare badly fare well farewell farewell dinner far-famed farfetched far-flung farina farm farm farmer farmhand farmhouse farming farmost farmstead farmyard far-reaching farsighted fart i. dü şünmek. i. farthest. lüks. gerçek payı çok az olan. körüklemek.fan fan fan fan belt fan blade fan the flames fanatic fanatical fanciful fancy fancy fancy dress ball fancy o. Uzağa dışında. yemekler. 2. baseball fan ısı. hayali. (--ned. balosu. irmik.. süper.. çiftçilik yapmak. almaz. hipermetrop. (birisi) için kötü olmak: He fared badly. çok süslü.s. İkonu stanbul´dan uzağa hiç seyahat etmedi. fantezi. 3.. ak ıldışı lem. 1. üstün maddeleri). i. 1. yol paras ı. i. (yırtıcı hayvanlarda) köpekdişi.ız hayal veya hayali. hayal etmek. 2. i. 3. 4. hayal. maskaralık. 1. çiftlik binalar ı arasındaki meydan. rençper. veda. dü şlem. i. k. s. i. osurmak.: He´s far and away the best. 1. 2. dili k ıç. yelpaze biçimindeki herhangi bir şey. -den uzak. 1. harika. mutaassıp. ak ıl ışı 4./Tersine. 3. -den hoşlanmak. fars. 2. fantezi. i. zannetmek. s. hayal gücü. s. i.. i. 1. tiy. ba ğnaz. uza ğa. taksi müşterisi. beysbol meraklkay mak. popo. çiftçi. (birisi) için iyi gitmek. yiyecekler. bilet ücreti. 3. 2. fantezi. 2. yılanın zehirli dişi. 1. s. f. çiftlik. s. i. 2. s. 1. . tıb. k ışkırtmak. Hayranlar ınızdandır. i. 2. s. i./Bilakis. i. düşlemsel. k ıyafet hayallerinde kendini ( şöyle veya böyle) görmek. dili münasebet. fang fanny fantastic fantasy far far afield far and away Far from it. i. They didn´t go far. kaba osuruk. s. hayalperest. kaliteli (g ıda f. fanatik. vantilatör. çiftlik evi. s. fantastik. inan ılmayacak kadar büyük (miktar). enfes. 1. s. 1. saçmal ık. müz. yelpaze. uzakta: He´s never journeyed far from Istanbul.

(kaza sonucu olan) ölüm. on (gözü) (bir yere) dikmek.. pizza gibi) hazır yiyecekler. 1. --test) 1. 1. çok ilginç. 2. 1. 2. i. şişmanlatmak. çabuk. iskandil etmek. f. 2. (hamburger. i. fatalizm. daha ötedeki. yazg ıcılık. öteki. en uzak. titiz. modac ı. öldürücü. anayurt. . cazibe. 2. tez. s. i. f. kader. yağlı. 1. yazg ıcı. moda olan. 1. -e saplanmak. yazg ıcı. 3. 4. fatalist. 1. s. anlamak. uçarı. zor be ğenen. bağlanmak. kalın. şeridi. ücra yer. çıtçıt. faşist. 2. rağbette olan. 1. yazg ı. 3. i. daha uzak. i. 2. kulaç (uzunluk ölçü birimi). tutturulmak. çok enteresan. kaderci. s. tarz.o. bağlamak. i. Noel Baba. kayınpeder. i. i. defile. s. bağ. i. oruç. kaderde olan. hafifme ış. kaderci. fastener fastidious fastness fat fat cat fatal fatalism fatalist fatalistic fatality fate fated fateful father Father Father Christmas father-in-law fatherland fatherless fathom fatigue fatten s. derin uykuya dalm solmaz renk. i. semiz. i. (kuma ş boyası için) sabitlik. moda. s. bağlayan şey. hızlı. çeyrek peni (eski bir İngiliz parası). s. s. şişmanlamak. -i kafasına takmak. çengelle bağlamak. arka kaportas ı yatık spor araba. i. biçim. i. yapmak. 1. suçu birine yüklemek. solmaz. s. i. i. i. z. 3. (--ter. fatalist. semirtmek.farther farthermost farthest farthing fascicle fascinate fascinating fascination fascism fascist fashion fashion designer fashion model fashion show fashionable fast fast fast asleep fast color fast food fast lane fastback fasten fasten on/upon fasten the blame on s. fatalite. fasikül. oruç tutmak. çengellemek. 1. 2. f. f. (birinin) ilgisini/merak ını çok çekmek. 1. en ötede. s. 2. vahim. en ötedeki. s. fast-food restaurant hazır yiyecek satan lokanta. daha uzaktaki. şık. s. yağ. üstünde durmak. vahim. mahfuz yer. i. süratli. mukadderat. 3. faşizm. semirmek. ötedeki. tutturmak. şrep. ölümcül. en uza ğa. anavatan. en ilerde. Peder (papazlara verilen unvan). revaçta olan. s. seri. 2. f. argo zengin adam. kadercilik. şekil. manken. sabitlik derecesi. i. babas ız. daha ilerdeki. bitkinlik. 2. peder. kopça. sabit (renk). f. -e tak ılmak. korunak. hızlı yaşayan. kavramak. alınyazısı. en uzak. İng. şişman. z. yorgunluk. büyük merak. dolgun. şekil vermek. 1. i. (otoyolda) sürat i. 2. 2. yormak. baba. en uzakta. suçu birinin üstüne atmak. f. i. s. öldürücülük. ölümcüllük.

fauna. korkusuz. s. budalaca. 1. yanl ışsız. 3. sa ğlam bir temele dayanmayan. uzun makale. sar ımsı kahverengi. 1.. direy. 1. 3. kuştüyü yatak. Hrist. f. dışkıya ait. 1. --s (fô´nız)/--e (fô´ni) i. kabahat. 2. 2. (cesaret veya bedensel i. yağ asidi. 1. İng. f. s. k ıs. s. f. tenis servis hatasıı z. korkmak.. hebenneka. korku veren. yağlı. yanl ış. faks. dehşetli. kusursuz.davete uygun. 1. sevgili. korkusuzca. korkunç. korkusuzluk. bayram. yortu. i. i. yar ıı r. favor. 1. ziyafet. ılanlara ufak iyi. kayırma.4. 2. 2. i. ziyafette yiyip içmek. s. Onu hiç etkilemedi. 2. i. i.. faksla gelen mesaj. 1. s. 1. -de önemli bir rolü olmak: This ıs.kat müsait. geyik yavrusu. i. 3. 4. f. i. kusurlu. kırık. jeol. ıc ılıen k. k. uygulanabilir. tarafını tutmak. yaltaklanmak. f. yılmaz. i. faks. korkak. s. kim. 1. f. s.. s. en kötü ihtimalin gerçekle şmesinden korkmak. dili küpünü doldurmak. yanlışsızlık. aşağ. dili etkilemek: It didn´t faze him at all. (birinin karakterinde) kusur. ço ğ. s. sevgi. sima. hebennekalık. 2. dalkavukluk etmek. lütuf. yap ılabilir. bak. yılmadan. dobiş. 2. 1. 5.. gözü pek. mümkün. çürük. faks makinesi. bak. korku.bulmak. i. tüy. tüylü. 2. 2. 1. 2. 2. beğenme. kay i. gözde. defolu. yüz. favori. bak. çok sevilen. sempati. i. korkunç. . 1. onay. 2. hediye. fizibilite. s. 2.. doyas ıya yemek. . iltimas. i. verilen) ho şa giden. gözde. favori. özellik. kazanacağına inanılan ışç s. -de kusur fay. fizibilite raporu. yüz hatları. i. yüzdeki organlardan biri. f. f. 4. broad bean. the Federal Bureau of Investigation. pot. falso. i. i. güç isteyen) ba şarı. tüy takmak. noksans ızlık. kuş beyinli. şubat. i. iyilik. s. çoğ. budalalık. kendini ak ıllı sanan budala. alageyik yavrusu. i. 1. z. çok sevilen kimse/ şey. tüys ıklet. musluk. noksans i. k i. şişko. February. 1. f. yap ılabilirlik. ku ştüyü ile kaplamak.fatty fatty acid fatuity fatuous faucet fault faultless faultlessness faulty fauna faux pas fava fava bean favor favorable favorite favoritism favour fawn fawn fax faze FBI fear fear fear the worst fearful fearless fearlessly fearlessness fearsome feasibility feasibility study feasible feast feat feather feather feather bed feather one´s nest featherbrained feathered featherweight feature Feb February fecal s. çehre. ziyafet vermek. as ıl film. 2. 2. f. 1. fakslamak. tercih (bir s. noksan. k. broad bean. i.

yem kab ı. yem. elinden i ş gelmeyen. 2. 4. doktor ücreti. 1. f. s. k ıpır kıpır olmak. dili üzülmek. f. illallah demek. amirane tavırlar içinde olmak. (bir şeyin (birini) çok çekici bulmak. argo sarho ş olmak. kendini iyi hissetmek. yemlik. -in çektiklerini anlamak. (devletleri) federasyon haline getirmek. biberon. federalize. i. İng. hissetmek. fötr şapka.. federalizm. kendini iyi hissetmemek. i. dokunma. morali bozuk olmak.. i.. vizite. (felt) 1. canı yapmak istemek. fidbek.. dili baya ğı sarhoş olmak. hafifçe. s. fiz. i. el yordam ıyla ilerlemek. el sürmek. kendini rahat hissetmek. fötr. çok ihtiyatlı davranmak. i. bak. gibi uyand ığı) his. elleri ile yoklamak. (for) -den utanç duymak. 3. başı dönmek.s. f. geribildirim. dili 1. (fed) 1. (hayvan) beslenmek. federal. geribesleme. pol. 2. bak.s. i. ücret. yem torbas ı. cansız. federasyon. 2. feed. yiyecek. beceriksiz.. içi rahat etmek. z. zayıflık. yerinde duramamak.. zilzurna sarhoş olmak. 1. federasyon haline getirmek. s. 4. f. kuvvetle hissetmek. s. f. zayıf bir şekilde. beslemek. coşmak. obliged to feel one´s oats feel one´s oats feel one´s way feel pity for feel queasy feel rotten feel shame feel sick at/about i. k. ile beslenmek. -e ac ımak. yemek vermek.. 1. s. 2. . kuvvetsizlik. 1. 2. midesi bulanmak. -e çok üzgün olmak. zayıf. dokunmak. 2. 2. 2. duymak: I feeldokununca good. feel low feel no pain feel no pain feel o. k. 1. 2. giriş ücreti. ıda. ongyemek. i. yedirmek. kendini beğenmek. yad ırgamamak. dışkı. 2. kendini tur şu gibi hissetmek. geri zekâlı. birinin bir şey hakkındaki düşündükleri/izlenimleri. içine doğmak. zayıf. i. anlamak. Kendimi iyiırd hissediyorum. keyfi olmamak. federalist. yemek. on ile beslemek. kuvvetsizce. kendini (bir şeyi yapmaya) mecbur hissetmek. sudan/denizden ç ıkmış balığa dönmek. i. f. k. kuvvetsiz. be fed up with argo -den b ıkmış olmak. 1.feces feckless fed federal federalise federalism federalist federalize federate federation fedora fee feeble feeble-minded feebleness feebly feed feed feedback feedbag feeder feeding bottle feel feel feel an affinity for feel at ease feel at home feel bad feel for feel giddy feel in one´s bones feel keenly feel like a fish out of water feel like doing feel like o. 3. i. 1. . i.

f.. numaras ı yapmak. 2. eskrim. feel. rezene. i. ask. duygu. dokunaç. i.feel small feel suicidal feel up to feel up to par feel woozy feel/be troubled feel/get/have an/the urge to feeler feeling feet feign feign madness feint feldspar felicitous felicity fell fell fellow fellow citizen/countryman fellow sufferer fellow townsman fellowship felon felony felt felt felt-tipped pen/felt pen fem female feminine femininity feminism feminist fen fence fence fence off fencer fencing fend fend for o.. i. mutlu. kad ına özgü. 2. vatanda ş. raziyane. fötr. çoğ. suçlu. isabetli. k ıs. 2. 1. (bir bilim kurumunda) i. huk. fall. ek şime. (bir bilim kurumunda) üye. f. s. çit veya parmakl ık malzemesi. (bir şey yapmayı) çok istemek: He suddenly got the urge to make money. 2.. feminizm. i. 3. çemen. . kendini (belirli bir şeyi) yapacak kadar güçlü hissetmek.. Birdenbire içinde para kazanma tutkusu uyand ı. burs. dişilik. f. (yapar) gibi görünmek. his. mutluluk. i. s.. kendini geçindirmek. 1. şöminenin önüne konulan alçak parmaklık. i. yanıltma. kişi. i.. iç âlemi. uygun. 1. merak etmek. 1.. dert orta ğı. başı dönmek. 2. huk. zool. 1. i. i. hem şeri. i. yan ıltma hareketi. grup. kadınsı. i.s. dişil. i. 1. çalıntı mal alıp satan kimse. 2. i. sersemlemek. parmaklık. bot. dü şürmek. saadet. 2. kesip devirmek. 1. 4. intihar etme arzusu duymak. ço ğ. dili kendini iyi hissetmek. i. feldispat. 2. adam. -i parmaklıkla/tahta perdeyle/çitle ayırmak. his dünyası. yere sermek. keçeli kalem. çit. 2. ba şının çaresine bakmak. a ğır suç. midesi bulanmak.. fend off fender fennel fenugreek ferment utanmak. çamurluk. maya. 2. mesut. s. 1. f.. kadınlık. (in) -i parmaklıkla/tahta perdeyle/çitle çevirmek. eskrimci. bak. 2. female. arkada şlık. . s. üzülmek. f.. yurttaş.. keçe. -i uzakla ştırmak. i. yanıltma hareketi yapmak. i.üyelik. i.. münasip.. kardeşlik. i. 1. feminist. -i kovmak. yerinde. feminine.. dilb. mahcup olmak. mayalanma. i. min. bak. arkadaş. hemşehri. bak. deli numaras ı yapmak. foot. i. 1. i. bataklık. dişi. i. f. k. eskrim yapmak. f. tahta perde. 1. cemaat. 2. 1.

a ate s. engellemek. bereketli. irinlenmek. 2. cenin. s. hararetli. s. dili cazibeli. i. i. i. i. arayıp taramak. e ğreltiotu. i. kavga etmek. 2. koku şmuş. ate şlilik. sal v. i. yırtıcı. zool. vahşilik. hararetli. i. dönme dolap. s. i. ateşi çıkmış. i. 1. ayağına zincir vurmak. İng.. feodal. i. s. --zes) fes. 1. feston. festival. s.. 2. k. yortu. az. uzun süren dü şmanlık. i. 2. elini ayağını ba i. s. neşeli.. betonarme. azmak. 1. fetişizm. 1.. vapur. 2. ateşli. çoğ. f. f. ateş. bayrama ait. telaşlı. ğlamak. fertilize. gen. fetiş. çekici. ate şli. kayık. (birilerini) k ışkırtmak. humma. mayalanmak. 1.. heyecanlı. Duygu yoğunluğu belirtir: He was shouting in fever of excitement. iki k ıyı feribot. vahşi. kutlama: What kind of festivities will there be? Ne gibi kutlamalar olacak? i. f. az miktar. engel. buka ğı. 1. şen. 2.. ihtilaflı olmak. 3. f. iki k ıyı arasında araba/insan taşıyan gemi. pis kokan. 2. . getirmek. i. kan davası. feodalizm. 1. dişil nişanlı. 1. şenlik. s. bak. s. aşk merdiveni. i. i.. al ımlı.b. ateşli. hâsılat getirmek. eril nişanlı. böyle ta bir ta şıttekne. verimli. s. 2. 1. gübre. i. i. arayıp tarayıp bulmak. alıp getirmek. (çoğ. vahşet. f. araba ın işlediği yer. i.. i. gübrelemek. gelir sağlamak. s. arasında araba/insan şıyan i. da ğgelinciği. hararetli. cenine ait. i. feodalite. s. bot. döllemek. bayram. i. 1. 3. böyle bir taşıtla vapuru. hararetli olan. mayalanma. 2. çok nadir. bağlamak. ateş. i. i.ferment ferment trouble among fermentation fern ferocious ferocity ferret ferret ferret out Ferris wheel ferroconcrete ferry ferryboat fertile fertilise fertility fertilize fertilizer fervent fervid fervor fester festival festive festivity festoon fetal fetch fetching fetid fetish fetishism fetter fettle fetus feud feudal feudalism feudality fever fevered feverish few few and far between fez fiancé fiancée f. hararetlilik. i. ek şimek. hararet. fermantasyon. f. f. ate şli. iltihaplanmak. verimlilik. şli. 2. hararet. Büyük bir heyecanla ba ğırıyordu. füjer. f.

1. (bir spor tak ımını) sahaya ıkarmak. i. yortu. otlak. sahra topu. ask. değişken. s. bak.. i. galeyana 5. beşte bir. s. 2. üstsubay. 2. (çifte) dürbün. hasta. i. s. vakit geçirmek.. 1. s. lif. İng. hercai. oyalanmak. . an opium fiend afyonkeş. ateş gibi. sahra topçu s ınıfı. şeytan. vahşi. fırdöndü. (öğretimde) gezi. çim hokeyi. üstsubay. bayram. dili 1. ask. i. f. ask. zebani. f. dili düşkün. on beş.. 1. 2. tiryaki: a tennis fiend tenis hastas ı. şeytani. kaypak. rahat durmayan. fictionalize. sahra talimatnamesi. i. kızgın. 2. alan. (bilgi toplamak için yap ılan) alan araştırması. ünlem Hay Allah! i.fiasco fiat fib fiber fiberglass fibre fibrous fickle fiction fictionalise fictionalize fictitious fiddle fiddle around fiddle away Fiddle! fiddle-faddle fidelity fidget fidgety fief field field artillery field day field events field exercise field glasses field hockey field hospital field maneuver field manual field marshal field mouse field officer field officer field trip fieldpiece fieldwork fiend fiendish fierce fiery fiesta fifteen fifteenth fifth fifth wheel i. on beşte bir. farzolunan İng. s. i. i. 2. f. k. deli. oyalanmak. 2. i. dili keman.. şiddetli. 1. be şinci. k ıpır kıpır. i. 2. saçma sapan sözler.. s. yerinde duramamak. bak. k. sadakat. barut gibi. vakit geçirmek. (zamanı) boş geçirmek. ateşli. meraklı. karar. huk. ifrit.. şeytanca. saha. alan yarışları. i. 1. sert. s. i.. tımar. lifli. çabuk öfkelenen. dönek. gereksiz şey/kimse. zırva. ç ask.. hercai. on be şinci. i. 2. kolaylık olsun diye gerçek gibi şey. kara manevras ı. cam elyaf ı. tarla. 2. XV). zeamet. ask. on beş rakamı (15. hikâye/roman şekline sokmak. f. uydurmak. fiber. s. mevhume. tarla faresi. 1. keman çalmak. 3. uydurma. şturucu. i. feldmareşal. festival. durmadan k ımıldamak. f. fiyasko. şehvet dolu. vefa. k. s. k ıta tatbikatı. i. emir. f. --bing) yalan söylemek. on beş. atmak. 2. 3. (--bed. 2. i. roman ve hikâye edebiyat ı. s. mera. ateşli. i.getiren. rahat oturamamak. 1. 4. co i. küçük yalan. çayır. 1. spor bayram ı. sahra hastanesi. 1. 1. (aşkta) vefasız. hayali.

fill out fill s. i.. 2. dövüşmek. figür. mecaz. bilg. eğe. bot. dövü ş. dolgu maddesi. dolgu. f. f. 2. -i planlamak. k. 1. i. figür pateni. i. törpülemek. toplamak. -i hesaba katmak. çoğ. i. endam. mak. -e güvenmek. L). 2. a şırmak. i. Fiji Adalar ı´na özgü. 1. numara. 3. (formu) doldurmak. çalmak. 2. 1. fındık. i. Fiji. 2. . dövüş horozu. figurative. -i çözmek. mücadele. elli. dolgu toprak. i. mecazi. doldurmak.fiftieth fifty fifty-fifty fig fig fight fighter fighter plane fighter-bomber fighting fighting cock figment figurative figure figure figure of speech figure of speech figure on figure out figure skater figure skating figure up figurehead Fiji Fijian filament filbert filch file file file a complaint file clerk filet filet mignon filial filings fill fill a prescription fill a tooth fill dirt Fill her up! fill in fill in for Fill me in on the situation. huk. artistik patinaj. -i anlamak. i. 1. dolguyla meydana getirilmi ş yer. avc ı bombardıman uçağı. 2.o. i. 2. elli rakam ı (50. ı vermek. s. 2. 1. i. ellide bir. dosyalamak. dosya. sava mücadele etmek. 4. s. ihtiyac ını karşılamak. 2. gemi aslan ı. 3. i. (birinin) yerine çalışmak. kavga etmek. k. evrakları dosyalayan görevli. tel. 1. törpü. dosya. rakam. ellinci. evlada ait. i. eğe talaşı. (fought) 1. s. 2. f. reçetedeki ilaçlar dolgu yapmak. doldurmak. Fijili. 3.. avc ı uça ğış . dolmak. f. 3. k. evlada yak ışır. fileto. ercik sap ı. i. mecaz. filing cabinet evrak/dosya dolabı. (bir hesab ı) toplamak. dili birinin yerini doldurmak. ılı olarak şikâyet etmek. kavga. s. 3. 2. i. İşimizi görür bu. i. Fiji´ye özgü. kilo almak. önemli bir rol oynamak. işini görmek: This´ll fill the bill. figure. 1. artistik patinajc ı. i. dosya (bir şyaz eyle/ki şiyle ilgili belgeler). 1. yarı yarıya. Fiji. 2. 3. lif. boy bos. evrak/dosya dolab ı. Fijili. elli. yürütmek. 2. geçici olarak bir i şte çalışmak. eğelemek. klasör. sava şç avcı uçağı. dili sanmak. ı. i. u ğraşmak. Depoyu doldur! 1. 1. dolgu. s. dosyaya koymak. f. 1. i. oto. k ıs. elek. zannetmek. i. fileminyon. 2. Durumu bana aç ıkla. filaman. incir. boksör.´s shoes fill the bill s. 2. 1. iplik. 1. 2. 1. f. dili 1. savaş. sayı. incir a ğacı. doyurmak.

(jürinin verdiği) karar. i. finalist. katk ı maddesi. i. 1. .. bulunmu s. 1. 1. bir şey birinin hoşuna gitmek: She didn´t find his ways sympathetic. 1. ince. yatırımcı. i. dolma. 2. finansç ı. find s. duygulu. final. dili ihtiyac ı karşılamak. ço ğ. 1. z. tête-à-tête with find out Find out if he came. bütçe yılı. kat ışıksız. zar. Problem paras ızlıktı. para: A lack of finances was the problem. sonuncu. saç band ı. di şçi. filme almak. finansman. iş bulmak. i. sigara filtresi. filtreden geçirmek. maliye. film yıldızı. âlâ. i. 2. i. kesinlik. 1. çok pis. 2. bitirmek. 1. sin. kesin. suçlu ç ıkarmak. ince tabaka. mali durum: His finances are in good shape. i. i. k ısrak. finansman. biri/bir şey (birinin) tuhafına gitmek: I find him strange. 6. 1. foto.s.. son. üstün. i. zarif. finanse etmek.. bak. süzüntü. spor final. İng. zool. 2. hassas. öğrenmek. 1. -e kusur bulmak. i. aç ık. Onun mali durumu iyi. boyacılık filler. sympathetic finding fine k. dolgu. 1. i. 5. 1.t. filtreli (sigara). filtre kâğıdı. müz. f. Gelip gelmediğini öğren. 2. k. mali. s. f. mükemmel.t. 2. i. i. film duyarlığı. film. Onun ışları ho şuna gitmedi. doldurmak. dolgu. strange find s. i. filtre kâğıdı. dolgu macunu. filtrat. 2. ince ruhlu. mali yıl. 2. güzel. sömestr sonu veya kurs sonu s ınavı. ince örtü.o. kendini (biriyle) ba ş başa bulmak. 4./s. f. i. 1. O benim tuhafıma gidiyor. 2. i. halis. ke şfetmek. davran ş/ke şfedilmi ş şey. ince. sonunda. finalize. filtreli sigaralar. f. para s ıkıntısı. (found) bulmak. i. huk. yıl sonu. 2..fill the bill fill up filler fillet filling filling station filly film film speed film star filter filter paper filter paper filter tip filter-tipped filth filthy filtrate fin final final heat finale finalise finalist finality finalize finally finance finances financial financial pressure financial year financier financing finch find find employment find fault find fault with find guilty find o. final spor final ko şusu. 2. ispinoz. filtreli sigara. 3. f. güzel (hava). doldurma. 2. fileto. film çekmek. 1. yüzgeç. benzin istasyonu. 2. i. saf. filtre. kemiksiz et/balık. son şeklini vermek. 1. spor final: final match final maç ı. s. i. dili. s. 2.. s. pislik. finans: ministry of finance maliye bakanl ığı. (with) kusur bulmak. f. nihayet.

comb ince eleyip s ık dokumak. yangın söndürme aleti. i. itfaiye binas ı. go over the matter with a fine-toothed i. para cezasına çarptırmak. i. bak. argo 1. i. s. tırnak. mahdut. s. i. 2. Fin. spor finiş.b. 2.´ni) ate şlemek. titiz. ispiyoncu. süslü giyim. parmak. yangın. 1. bitmek. f. 3. bitiş. (silah) ateş almak. 1. ateşli silahlar. Finli. ilk silah atan olmak. f. up fire s. yangın merdiveni.t. tamamlanmak. i şini bitirmek. i. ellemek. (soba. mat. köknar. bitirmek. s ınırlı. (birini) gayrete getirmek. s. itfaiye. k. (motoru) çal ıştırmak. itfaiye. 1. i. dili bitirmek. Finlandiyalı. güzel sanatlar. 2. ile ilişkisini bilgisayarla işin bittiyse 2. yangın zili.. 1. f. bitirmek. 2. i. (bir iş için) (birini) şevke getirmek. dili öldürmek. i. güzel sanatlar. sona ermek. belirli el silah) atmak. ile işi bitmek: If you´ve finished with that computer. Fince. i. el sürmek. with enthusiasm for fire s. fjord. i. dili işten ışıyla selamlamak. 2. dilb. I´d like to use it. fine-toothed comb ince di şli tarak. i. f..b. parmak izi. itfaiye arabas ı. Finlandiya. 4. yangın hortumu. f. parmakla dokunmak. ustalık.´ni) fayrap etmek. top. (birini) soru ya ğmuruna tutmak. top atbir bir el silah atmak. i. yangın musluğu. yangın sigortası. 3. 2. gammaz. yangın kulesi. İng. 1. 1. sonlu. up fire station fire the first shot fire tower fire truck firearms fireboat i. v. sona erdirmek. top. para cezas ı. i. hain.o.o. Fince. yangın merdiveni. grev kırıcı. (tüfek. kalorifer v. s. ispiyon. parmak ucu. tamamlamak. i. parmak tırnağı. itfaiye te şkilatı. itfaiye arabas ı.fine fine arts fine arts finery finesse finger fingernail fingerprint fingertip finicky finish finish line finish off/up finish with finite finite verb fink Finland Finlander Finn Finnish fiord fir fire fire fire a salute fire a shot fire alarm fire brigade fire department fire engine fire escape fire escape fire extinguisher fire hose fire hydrant fire insurance fire questions at fire s. yangın söndürme gemisi. (toprak e şyayı) (fırında) pişirmek. Fin. ihbarc ı. k. . çekimli fiil. incelik. 1. O onu kullanmak istiyorum. k ılı kırk yaran. ateş. ustalıkla durumu idare etmek. 2. i. (kurşun. k. yangın alarmı.

i. yangın tuğlası. gala. mükemmel. 1. en başta. yanan odun parças ı. s. A. 1. ateşleme tertibatı. birinci mevkie ait. i. 4. birinci mevkide. ilkönce. k. firma. zemin kat. birinci s ınıf. 2. i. kestanefişekleri. . üstün.´de) cumhurba şkanının karısı. z. pelte. ilkin. (İskoçya´da) haliç. i. dili ateş hatt ateşleme mekanizması. gecenin ilk nöbeti. 2. poligon. ask. ateşleme iğnesi. birinci tekil veya ço ğul şahıs. İlk geldiğimiz ilk yard tıb. gök kubbe. z. s. ilkönce. i. ilk ad. (A.ım. i. birinci. idam mangas ı. üste ğmen. i.b. pelte. ocak.b. ateşlenme. 3. evvela.B. itfaiyeci. kestanefişeği. (kurşun. i. birinci mevki. i. ekstra. İng. çoğ.´ni) ate şleme. mükemmel. (fiyatlarda) istikrar. birinci kat. sallanmayan.D. tahvil tic. belirli bir el ı. i. 3. i. pişim. top v. çikolata v. s ıkı. ferman. (tüfek. 4. ilk.B. yangın musluğu.men (fay´ırmîn) i. üstün. önce. ilkin. i. birinci şahıs. i. İng. s. üsteğmen. birinci s ınıf. en büyük. ilk: When we first came here it was a village. kundakç ı.b.b. birinci. dilb.). 2. 2. sıkılık. atış alanı. 2. 1. 2. zemin kat. (jöle. 2. fiyatı değişiklik göstermeyen (hisse senedi. çikolata v. s. sağlamlık. s. birinci kat. silah) atma. dilb. 1. 3. ilk çocuk. ilk izlenim. havai fişekler. 1. 4. evvela. 1. i. ilk yardım. ateşböceği. ateşleme pimi. aç ılış gecesi. fire. atış mangası.firebrand firebrick firebug firecracker firefly fireman fireplace fireplug fireproof fireside firewood fireworks firing firing line firing mechanism firing pin firing range firing squad firing squad firm firm firm offer firmament firman firmness first first aid first aid first and foremost first class first class first floor first floor first impression first lady first lieutenant first lieutenant first name first night first person first person first watch firstborn first-class firstly first-rate firth i. önce. şömine. ateş alma. ilk. 1. ilk do ğan. ba ş. at ış. donmu ş (jöle. ocak ba şı. yanmaz. çatapatlar v. 1. z. s.D. ask. kesin teklif. odun. i. ortalığı karıştıran delifişek.´ne özgü) donmu şluk. sağlam. birinci mevki. (toprak eşyayı) pişirme. top. i. 2. (taşıtta) birinci mevki. birinci s ınıf. i. kaymayan. ekstra.

beşli. ince çatlak. fiz. misina. dövüşme. haz i. dili birine (bir şey) ayarlamak/sağlamak. kesintili. up fix on fix one´s attention on fix one´s eyes on fix s. k. . 1. -e uygun olmak.b. dili şüphe ıran: There´s something fishy about this. 1. i. k. olta. sabit. uyand s. (tarih. ğ. birinin hakk ından gelmek. k. -i ayarlamak. terz. balık ağı. balık kılçığı. yerleştirmek. 2. fitings. i. beş misli. zıvanadan çıkmış. z. kararla ştırmak. balık tutmak. dili bir şeyi yapmak ya da ondan tamamıyla vazgeçmek: You must either fish or cut hikâye. 2. kendini süslemek. i. 3.o. cent store/dime store/five-and-ten ucuz e şya satılan mağaza. k. yar ılabilir.o. s. hiçbir işe yaramaz. 2. man şon gibi) tesisat işlerinde kullanılan parça. 1. (sabitle ştirecek bir şekilde) takmak. mali yıl. s. balığı çok. yumruk. (--ted. dikkatini -e çevirmek. de ğişmeyen. 1. ş(bir) aksesuar. i. up with fix s. küplere binmiş.V). s. fish. birine (bir şey için) gerekli şeyleri sağlamak/tedarik etmek. -in uymas beş para etmez. s. be . tamir etmek.men (fîş´ırmîn) i. nöbet. i. k ısa aralıklarla bölünen. i. olta çubu ğu. aşırı düşkünlük. -i ını sağlamak: This job fits you uydurmak. 1. yumrukla şma. k. uygun. beş kat. balıkçı. (bedenen) formda olan. borucu. i. dili çok öfkeli. 2. balık avlamak. kriz: a fit of coughing öksürük nöbeti.. 2. 2. f. babalar ı tutmuş. tesisatç ı. içinde balık tadı olan. i. i. Bu işte bir bityeniği var. birini mahvetmek. (bedenen) formda olma. 2. bulanık suda balık avlamak. k. s. 1. bait! Ya bu deveyi güdersin. i. 1. yar ılım. bölünüm. masal. -i seçmek. uygun. düzensiz. balık kokan. tayin etmek. 3. fish. dili 1. uygun olma. gözünü -e dikmek.o. değişik türler için fish. olta kam ışı.´ni) etmek. olta tak ımı. dolaylı bir şekilde istemek/aramak. f. -e karar vermek. mali. (çoğ. 2.. five-and-ten-cent store/tens. k ılçık. bölünebilir. dili şike/rüşvet yoluyla ayarlanmış. isk. aşırı bağlılık.´s wagon fixation fixed s. (kahvaltı/öğle süslenmek. miktar bir yeri tamir v. --ting) 1. spor yapmaya haz ır.s. i. 3. -e yak ışmak. prova. mali yıl. out for fit to be tied fitful fitness fitter fitting five fivefold fix fix fix a place up fix o. spor yapmaya ır olma. f. uygunluk. i. 4. ya da bu diyardan gidersin! palavra. s.fiscal fiscal year fiscal year fish fish fish for fish in troubled waters fish or cut bait fish story fishbone fisherman fishing line fishing pole fishing rod fishing tackle fishnet fishnet stocking fishy fissile fission fissure fist fisticuffs fit fit fit fit for nothing fit like a glove fit s. çobe ş. 1. çoğ. -e göre olmak.er. (rakor.es) balık. tıpatıp uymak. beş rakamı (5. i. file çorap. olta ipi.

büyük bir hpar 2. f. s. i.. 2. 2. (uçağın (zarfa ait) kapak.b. kabiliyet. şampanya v. 2. 2. yan yan saldtaarruzu ask. 4. sallayarak (birini. (çoğ. pervasız (suç işleyen kimse). 4. ırısı.. sabunluk. çırpış. fla ş . 2. (şimşek) ızlaıldama.fixed asset fixed idea fixed price fixings fixture fizz fizzle fizzy fjord fl oz flabbergast flabby flaccid flag (down) a taxi flag flag flag flag flagpole flagrant flagrante delicto flagship flagstaff flagstone flair flake flambeau flamboyant flame flamethrower flamingo flammable Flanders flange flank flank attack flanking action flannel flannelette flap flare flash flash flash flood flash in the pan flash through one´s mind flashback sabit de ğer. 1. dili (bir et yemeğini tamamlayan) diğer yemekler. saplantı. kabarmak. 1. göze çarpan (renk). dili çok şaşırtmak. İng. geçmek. pazen. flanş. i. (--ged. band ıra. 1. spor müsabaka.b. flanel. çakmak. bot.. 2. --s/--es) zool..the Hilton chain of hotels. (--ged. ayg aniden gelen sel. Flandra. 1. İng. 1. taksi çevirmek. saçma. . kuvveti kesilmek. foto. ince bir tabaka halinde olan parça. 4. 2. sabun bezi. öfkelenmek.) kabarıp dökülmek. 1. i. ani bir ı t ı . i. --ging) yorulmaya ba i. f. frapan. f. bak.. --ging) bu taşlarla döşemek. ışı ldamak. (etekler) f. s. fiyort. (kanat) ç ırpma. ask. güçsüz. 2. amiral gemisi. meşale. 6. ışı k saçmak. zambak. alev alev yanmak. f. bayrak direof i. i. alev makinesi. Şikago Hiltonu. cansız. (bayrak. gönder. 1. f. out k. 3. çoğ. bayrak dire ği. (off/away) (boya tabakalar ı v. soda. fışırdamak. 2. (kaskette) kulakl ık. flabir ş. ayd 2. göze batan (kötülük/ahlaks ızlık).) dalgalanma. i. 1. büyük ve yass ı kaldırım taşı. süsen. s. alevlenmek. 3. s. karbonatlı (içecek). k. k. yan hareketi. pazen. yelken v. 2. 1. 4. a şırı davranışlarından dolayı göze çarpan (kimse). taarruzu. i. f şlayıp sonradan suya v. 3. yetenek. sancak. i.. böğür. 1. (gazoz. f. Hilton i. i. parlamak. (çad ıra ait) etek. (işaret vermek için) (ışıklar ı) ıyak ıp söndürmek. içgüdü. yandan kuşatmak. i..´nin düşmek. flaş i. gönder. sabit fiyat. i. çırpıntı. i. ruhsuz. yan saldırısı yapmak. f. palavra. i. s. ask. saman alevi gibi bir şey.b. ask. bir şirket grubundaki en önemli şirket: The Chicago Hilton is the flagship ği. i.b. nlatma cephanesi. yalaz. k ıs. dili sevgili. i. k. (bir yap ıya/odaya ait) sabit eşya. soda çıkardığı) fışırtılı ses. gevşek (adale/doku). dili iyi ba s. 1. yanyapmak. gevşemiş. (--ged. bak. i. k ısa fakat önemli bir haber. z. birden aklından geçmek. 1. cep feneri. alev. in flagrante delicto. fluid ounce(s). ask. 1. flama.3.) fış fış/fışır fışır köpürdemek. sönük. bayrak. 1. i. geriye dönü ş.. f. (köpüren gazoz. 4. i.. f. den. f. ince bir tabaka halindeki kar tanesi. flabby. 1. 5. i. flamingo. parlamak. i. 2. --ging) (down) bayrak/el ı) durdurmak. i. 2. 1. up parlamak. tabaka i. yanıcı. büyük ve yass ı kaldırım taşı. İng. 3. küçük dilini yutturmak. yan. elbezi. bir vas ıtay şlamak. fışırtı. an için göstermek.

tek fiyat. i. samimi olmayan iltifatlarda bulunmak. i. sarı. i. i. flaş. ya ğmur sularına karşı konulan saç örtü. müz. aç ık yük vagonu. 1. 2. ezmek.. el feneri. (fled) kaçmak. yassıltmak. s. i. 2.. filo. yass ı. alabros saç. 2. s. d.. dili meteliksiz. s. defosuz. lezzet. 2. f. k. çeşit: Their ice cream comes in twenty flavors. düz. Flaman. fla ş ampulü. 2. düztaban. pohpohçu. bak. ba f. (bir koyunun üstünde biten) yünün tümü. flee. firar etmek. göze çarpan. 4. (koyunu) k ırkmak. pohpohlama. i. yemeğe tat veren şey. i. (bir koyundan k ırkılan) 2. koltuklamak. 1.. (duyum olarak) tat. ı. lepiska.. i. ha şlamak. 1. bemol. --test) 1. 1. müz. s. 2. 2. donanma. balon (cam kap). i. geniş düz yer. f. k. çok ufak parça. 1. leke. i. i. f. hızlı. i. göz önüne sermek. sergilemek. 2. bak. flütçü. kim. etek. s. pohpohlamak. yavan. 2. müz. fla ş lambası. zü ğürt. 3. f. s. (derisini) yüzmek. yatalak. lezzetli. et. (kuma şta/giyside) defo. i. İng. patlak lastik. keten. (--ter. Onlar ın dondurmasının yirmi çeşidi var. foto. f. uzun tüylü yün kümelerine benzeyen. fena halde azarlamak. tatlandırıcı. kusursuz. yass ılaştırmak. 2. s. i. i. matara. Flaman. s. bir işe yeni şlayan kimse. (hile uzunile) tüylü yünle i. s. 1. i. pire. k. fani. defolu. gazı ş (meşrubat/bira/ şampanya). geçici. ketentohumu. Flamanca. lezzetli bir tat. 1... çabuk geçen. tatsız. i.flashbulb flashgun flashing flashlight flashy flask flat flat flat flat broke flat on one´s back flat rate flat tire flatcar flat-footed flatiron flatten flatter flatterer flattery flattop flaunt flautist flavor flavorful flavoring flavour flaw flawed flawless flax flaxen flaxseed flay flea fleck fled fledgling flee fleece fleecy fleet fleet fleeting Fleming Flemish flesh i. apartman dairesi. kusur. f. f. Flamanca. bemol. s. 1. i. i. benek. cep şişesi. gitmi i. uçup giden. bot. frapan. nokta. i.. 3. 4.. flavor. i. 1. düzlük. . çe şni. yassılatmak. i. daire. i. s. i. tüyleri henüz bitmiş yavru kuş. dili soyup sokapl ğana yünün tümü. foto. dili acemi çaylak. 1.y. kusurlu. ütü.

su yüzünde/havada yüzen. 2. f. i. sel gibi akmak. ğr. 1. i. 2. çakmakta şı. havai. esneklik. çok k ızmak. 2. . abajur. (--ged. titreşim. 1. k. (darbe yememek için) (vücudunu. 1. (bir kattan merdiven ığına kadar giden) merdiven bölümü. saygısız. dili şaşırtmak. flotör. (kadın) (erkeğe) cilve nlara âşık oraya rolü yapmay ı seven erkek. f. umut duydu. gelip geçici nüfus. s. ayakl mim. (binadaki) kat. balıklama dalmak.flesh color flew flex flexibility flexible flick flick one´s fingers flick one´s wrist flicker flier flight flight of fancy flight of stairs flighty flimsy flinch fling fling back open fling o. i. 1. oto. i. çürük. 2. bent kapa ğı. kat plan ı. i. için kullan f. cilve f. s. fly. k. (gemiyi) yüzdürmek. ufacık bir belirti: He suddenly felt a flicker of hope. denizde yüzen üstü düz buz kütlesi. kaprisli. tic. titreme. f. 2. ta şkın yata ğı. over diliatmak. k. --ping) 1. hercai. f ırlatmak. bak. s. küstah. 3. pilot. titreyen i. f. uyduruk. taş/tahta döşeme. i. taşkın. (--ted. 2. f. geçmek. tokyo. ık bir Birdenbire ufac ı. zemin. yapmak. (bir kattan ba şka bir kata giden) merdiven. 2. kaçış. into flint flip flip a coin flip one´s lid flip one´s lid flip-flop flippant flipper flirt flit float floating floating assets floating capital floating dock floating population flock floe flog flood flood plain flood tide floodgate floodlight floor floor lamp floor plan floor show ten rengi. küplere binmek. 3. 2. 3. f. dili sayg ısız. f. kad ı1. cari aktifler. 1. vurup yere yıkmak. dili 1. s. derme çatma. 3. sürü. met. 3. 1. i. (ışık/gölge) oynamak. f. küçük dilini dö ı lamba. (kollarını) savurmak. projektör. co kabarma. 2. esnek. yüzer havuz. (with) (erkek) (kad ına) âşık gibi davranmak. 1. (pencereyi/kap ıyı) hızla açmak. i.s. 2. (yüzmek ılan) palet. elastiki. i. a flick of the wrist ve kesik bir el sallama. (kas ı) bükmek. sürü halinde toplanmak.. fiske atmak. hayal. 2. uydurma olduğu belli. el ilan i. kaç argo ç ıldırmak. -e hayran olmak. (bir işe) dört elle sarılmak. şamandıra.. 1. 3. 2. 2. i. elastikiyet. sahanl s. 1. 1. döner sermaye. 1. su bask ını. k. küstah. --ging) k ırbaçlamak. i. çabuk bir sallama hareketi: a flick of the fingers bir fiske. f. çıldırmak. duba. tepesi atmak. keçileri kaçırmak. 1. (deniz kaplumba ğalarında ve yüzen memelilerde) yüzgeç. hayal kurma. çabuk ve kesik bir şekilde elini sallamak. su basmak. su yüzünde/havada yüzmek/gitmek. f. i. -den h ızla erkeklere i. (--ped. 1. 2. dili (sinema salonunda fiskeçabuk atmak. eğlence programı. tura yazı k. tic. yer. 2. hızla atmak. --ting) oradan uçmak. vücudunun bir parças ını) geri veya bir yana çekmek. keçileri ırmak. dili ç ıldırmak. f. over -e hayran olmak. (bir şeyin) su yüzünde yüzerek s. uçuş. i. k. (flung) 1. i. olta mantar ı. firar. dayan ıksız. taş/tahta şemek. (motoru) ambale etmek. sel basmak. 2. uydurmasyon. 2. uçma. sel.

kükürtçiçe ği. değişmek. alabildiğine gazlamak. akmak. fazla süslü.. büyümek. A. ğ k. ak ıcı. ç ırpınmak. i. 1. 1. kesme çiçek sat ılan dükkânı işleten kimse. f. berdu lar ınfiyasko. f. dili ba şarısş ızl ık. disket.. s. kırmızı (yüz/yanak). fahişe.D. süslü (yazı/sözler/üslup). . i. i. diş ipliği. s. (elbise/kuma ş) (belirli bir şekilde) i. i. i. 3. f. tüyleri kabar ık. itaat etmemek. sallamak.. akışkan. (senetleri) ihraç etme. . tic. değişme. akışkan. z. kaldığı otel. f. tic. i. bocalamak. dilbalığı. s. i. dola i. dökülmek. berdu s. f. inip ç ıkmak. f. büyük ma ğazalarda işi idare eden ve müşterilere yardımcı olmak üzere an hayat görevli. bak. tic. bilg. vermek. 1. (bir) şans. i. döşemelik. f. 2. akışaçmak. s. yükselip alçalmak. durmak. bitki örtüsü. 2. (--ped. --ping) 1. dili şatafatlı. esnek disk. dili (motorlu taşıtın) gaz pedalına sonuna kadar basmak. çiçe ği çok. f. ak ıcı bir şekilde. i. 2. yüzme. f. hor görmek. akıcı bir şekilde konuşan (biri). i.. 2. i. i. dalgalanma. 2. çiçeklere ait. 3. farbala. inip ç ıkma. çiçek.floorboard flooring floorwalker floozy flop flophouse floppy floppy disk flora floral florid florist floss flossy flotation flotsam flotsam and jetsam flounce flounce flounder flounder flour flourish flout flow flower flower bed flower girl flowerpot flowers of sulfur flower-seller flowery flowing flown flu fluctuate fluctuation flue fluency fluent fluently fluff fluffy fluid fluid ounce fluke flung i. dü şmek. 1. f. 2. fırfır. saks ı. ak ıcı (yazı/üslup). 3. akan.. 3. k. 1. (halıdan/kumaştan dökülmüş) hav.57 cc. i. f. --s (flor´ız)/--e (flor´i) i. (saç) sarkmak. grip. into -e bir h ışımla girmek. tumturaklı (yazı). k. gelişmek. un. nikâh töreninde çiçek taşıyan küçük kız. i. (bir şeyi) birden rak ıvermek. sertçe b şılar ın kalabilece i yurt. 2. gösterişli bir hareket. i. çiçeklenmek. s. (tüylerini/saçını) kabartmak. yükselip alçalma. bata çıka ilerlemek. bitey. debelenmek. çiçekli. f. çiçek çiçek tarh ı. s. dili başaramamak. İng. çiçekçi. (sokakta çiçek satan) çiçekçi. duman yolu. sıvı. bak. 1. büyük bir baca içindeki birkaç ayr ı duman yolunun her biri. (dilde) ak ıcılık. ç ırpınmak. reddetmek. i. ş dili kad ını. şans eseri. fly. out bir hışımla çıkmak. fling. 1. i. 29.. f.B. i. 28. i. yüzdürme. döşeme tahtası. 1. i. k. denizde yüzen veya k ıyıya vuran şeyler. 1. (diş aralarını) iplikle temizlemek. çiçekçi k ız. s. 2. dalgalanmak. 2. k. 2. flora. s. i. 3. 1. 2. yumuşak ve kenarları sarkık.41 cc. ak ıcı. ilerlemek. çiçekoturmak.. 1. çoğ. 2. i.

2. sinek. dili kaçmak. tepesi atmak. uşak. 2. 2. ıdayanma uçan daire. çaktırmak. -i hiçe saymak. floresan lamba. (birini) heyecanland ırıp şaşırtmak. mim. lıkla ilgili. (av s. uçma. 1. kısa süren bir heyecan/telaş.. s ıvışmak. (tecrübesizlik veya birtak ım eksiklikler yüzünden) sadece içgüdülerine dayanarak idare etmek. uçup gitmek. uçurtma uçurmak. (rüzgârda) titremek veya hafifçe i. i. i. (flew. k. Pantolonunun önü aç ık. f. çabuk çabuk sallamak. yükseli i/inişi. 2.o. borsada hizada olan. tüymek. mim. 1. dalgalanmak. köpürmek. (sınıfta) ırakmak. i. heyecanlı ve şaşkın bir hal. 1. floresan. dilişüzerinde bol para olan. 1. dalkavuk. havac mim. 2. birinin emirlerine ko şan. amaçtan sapmak. f. down the toilet flush tank flush the toilet fluster flute fluted column fluting flutter flux fly fly fly a kite fly at fly at s. uçakla gitmek. i. dili (önemsiz/ilgisiz bir şeye takılarak) asıl konudan ılmak/uzaklaşmak. 3. boks sineka ğırlık. flüorür. i. dili 1. sinek kâ ğıdı. çırpınmak. (sütundaki) yiv/yivler. uçan. i. kör uçmak. birdenbire üstüne sald ırmak. yivli sütun. uçup gitmek. (bayrak) dalgalanmak. 2. aç f. (sınıfta) kalmak. i. f. 2. k. f. uçmak. 4. birine birdenbire (sözlerle) sald ırmak. 2. güvenilmez. i. ku birini sakland ığı yerden çıkarmak. 1. düzenteker. b şarısızlıktan dolayı okulu bırakmak zorunda kalmak. bak. (s ınavda) çakmak. 1. ısa ısüren bir fiyat 2. s. sineklik. hiddetlenmek. k. dili hemen öfkelenmek. i. flier. ak ış. ayr s. 1. i. gitmek. havacılık. k. floresan. flüt.o. (yanaklarını) kızartmak. küplere binmek. 2. (kanatlar ını) çırpmak.. tepesi atmak. i.. flown) 1. i. (tuvalete ait) rezervuar. f. sifonu çekmek. k ısa süren hafif bir kar yağışı. alçaktan uçmak. 5. 3. erkek pantolonunun önündeki fermuar veya dü ğmelerle ılıp kapanan bölüm: Your fly´s open. 2. müz. köpük.´s throat fly away fly blind fly by the seat of one´s pants fly in the face of fly into a rage fly into a tantrum fly into a temper fly low fly off fly off the handle fly off the handle fly swatter fly the coop fly/go off on a tangent fly-by-night flyer flying flying buttress flying saucer flypaper flyweight flywheel foal foam f. 1.. s. tay do ğurmak. 1. out flush s. k. bir şeyi tuvalete atıp sifonu çekmek. ç ırpınır gibi düşmek. küplere binmek. 1. 3. i.flunk flunk out flunky fluorescent fluorescent light fluoride flurry flush flush s. köpürmek. i. 2. floresan ışık. 1. dili zıvanadan çıkmak. pilotaj. (zaman) ak ıp gitmek.kayn ş unu) ürkütüp uçurmak. . flavta. pilotluk. kim. ım eksiklikler yüzünden) sadece içgüdülerine (tecrübesizlik veya birtak dayanarak idare etmek. i. (yüzü) k ı zarmak. 5. sineksıklet. ba i. çok çabuk 4. uçurmak. kemeri. volan. k. (hiddetten) ba ğırıp çağırıp tepinmeye başlamak. çok k ızmak. tic. (sütundaki) yiv. düz.. mim. uçu ş. tay. piyon.t. uçurma. 2.

. on -e zorla kabul ettirmek. köpüklü. odak. 2. fob (gemide/trende teslim). harekete geçerek düşmanı sıkı şş ekilde etmek. bir işi birinin ş kakalamak. eskrim flöre. yaprak. alüminyum folyo. k ıs. i. hasım. i. katlamak. i. set çekmek.. taraftar. i. 4. s. i. edat -den sonra. 2. s. 2. -in ba şına yıkmak: foist a job (off) on s. aile. misil. k. ask. i. 1. buğulandırmak. 3. bir ka bir takip şey yaparak) (ba i. koyun sürüsü. izlemek. -den sonraki. çok öfkeli olmak. s. i. kere: fivefold be f. s.´s advice follow suit follow the lead of s. folklor. kat. 2. ço ğ. yanda ş. madenleri döverek şturulan) varak. free on board tic. ana baba. sarmak. k. sisli. jeol.b. fetus. sis. 2. ağzı köpürmek. k ıvrım. iflas etmek. 2. i. i. zayıf yön. örümcek kafalı kimse. (bir işin) sonunu getirmek. (saman/ot gibi) hayvan yemi.. mihraki. çoğ. 2. düşman. akordeon kapı. birinin ard ından 1. dili yeri) kapanmak.. Hiç fikrim yok. başına yıkmak. bitki yapraklar ı. 2. i. -e dikkatini çevirmek.ci (fo´say) i. s. halk oyunu. bak. yava ş yavaş katmak.foam at the mouth foam rubber foamy fob focal focal point focus focus one´s attention on fodder foe foetal foetid foetus fog foggy foghorn fogy foible foil foil foil foist -fold fold fold fold one´s arms folder folding chair folding door foliage foliage plant folk folk dance folk literature folk song folklore follow follow in s. --ing/--sing) odaklamak. 2. anlamak. katlanmak. fetid. in/into -e sokuşturmak. bak. (--ged. 1. f. i. yeşillik. halk şarkısı. Hülya followed suit. bro şür. bir kimsenin izinde olmak. kalay v. takip etmek. olu i. önlemek. 3. s. s. --ging) bu ğulanmak. --es (fo´kısız)/fo. i. (i l. (alt ın. dili akrabalar. halk. (bir şeyi) tamamlamak. gitmek. odak noktas ı. 1. katlanır iskemle. bak. 2. 1..o. 1.o. ş 1. armonik kapı. folyo. sonek kat. f. aynı şeyi yapmak: When Derya got herself a telephone. dosdo ğru gitmek. 2. (--ed/--sed. i.o. taraftarlar.´s footsteps follow one´s nose follow s. f. insanlar. 1.. köpürmek. on (bir işin) sonunu getirmek. birinin sözünü dinlemek. I don´t have the foggiest idea. yanda şlar. beş kat. sis düdü ğü. yapraklarının güzelliği için yetiştirilen süs bitkisi. fiz. i. odaksal. Derya kendine telefon al ınca Hülya da aynı şeyi yaptı.. kavramak. çoğ. sünger. misli. f. aşağıdaki. spor (belirli bir beden hareketini) sonuna kadar yapmak. topu atmak. 1. zaaf. dosya. -i müteakip. 2. follow through follow through follow up follower following 1. katlanır kapı. i. fetal. körüklü kapı. 1. 1. ağıtemelli kollarını kavuşturmak. sezgileriyle/sezgilerine dayanarak hareket etmek. on -e 3. halk edebiyatı.o. kimseler. f.

(karyolan ın) ayakucundaki tahta. futbol. enayi. . f. ahmak. ayak sesi..4 cm. şaka yapmak. I wouldn´t touch that with a ten-foot pole. zira. i. sevmek. i. 4. i. k ışkırtıcı. dili dünyay verseler onu yapmaz. s. i. i. i. delilik. ayak basacak yer. ahmak. ayak basacak yer. besin. patika. yiyecek. mükemmel. fut (30. aptal (kimse). fazla müsamaha. i. düşkünlük. i. ba şıboş. u ğruna. teşvik etmek. i. 1. ayak izi. -den dolayı. 1. f. ahmakça. güzel hatıralar. budalaca. züppe. yiyecek. 4. -e. ı verseler: She wouldn´t do that for the world. dipnot. s. 1. dili paras ını vermek. k. çok sağlam. (karyolanın) ayakucu. font. 2. şerefine. i. k. ayakkab ılar. İng. ayaklı: a four-footed animal dört ayaklı bir hayvan. ramp ışıkları. çoğ. yaya köprüsü. 2. budala. i. s.. yaya gitmek. ayağa giyilen şeyler. feet (fit) i. budalalık. i. hesabı ödemek. Ona hiç f. s. with ile oynamak.. hayaller üzerine kurulmu ş mutluluk.). 2. sevgi dolu. aptalca ( şey). 2. 1. i. sıradağların veya bir dağın uzantısı olan tepeler. şefkatle.folly foment fomenter fond fond memories fondle fondly fondness fondue font font food foodstuff fool fool fool around fool´s gold fool´s paradise foolhardy foolish foolishness foolproof foot foot foot it foot the bill foot the bill football footboard footbridge footed foothills foothold footing footlights footlocker footloose footnote footpath footprint footsore footstep footway footwear fop for for (all) the world i. s. 3. 3. fondü. Amerikan futbolu. i. sağlam ve kullanılması kolay. kendini/diğerlerini boş yere tehlikeye atan. 2. i. ahmaklık.. tahrikçi. aptal. küçük sand ık. 2. çünkü. budalalık. vaftiz kurnas ı. fazla müsamahakâr. vaktini bo şa geçirmek. z. g ıda maddesi. i. çoğ. s. i. (dağ/tepe için) dip. 2. k ışkırtmak. 3. 1. bilg. aldatmak. yürümekten ayaklar ı şişmiş/yaralanmış/ağrıyan. 3. dört dörtlük. i. serbest. i. i. 2. f. budala. i. yaya kaldırımı. s. 1. 1. -e karşı. sevgiyle. adım. için. 5. matb. i. bağ. dipnot koymak. vaktini çalışacağına eğlenmekle geçirmek. i. Dünyayı k. edat 1. ok şamak. tiy. f. kaldırım. 2. aptallık. ayak. ayak izi. İng. 1.. i. dili 1. yemek. with bir hobi olarak (bir şey) ile pirit. g ıda. 2.

görünüşü kurtarmak . mesela. kesinlikle. k. For one thing it´s too . bir kerelik. fazladan. 2. for s. gibi: He looks for all the world like his ına benziyor. T ıpkı büyükbabas için. k. zevk için. for once For one thing . senelerce.. dili ilelebet.another I´m tired. bana kalırsa. bana ne. kötü de olsa. kesinlikle. sonsuza kadar. beni hiç ilgilendirmez: He can do it for aught I care! Vars ın ın. örneğin. Evvela d ışarısı fazla Allahand a şk ı for pity´s sake pratik davranmamak. and for another Sebepler s ıralanırken kullanılır: I don´t want to go. sonsuza dek. çok ucuza.. bana kalırsa. dili gerçekten/hakikaten . for sale For shame! for starters for sure Ne ayıp! k. şakadan. anca beraber kanca beraber.. boşuna. -den korkarak.. temelli olarak.. kendi hesab ıma. hatırım için. korkusundan. evvela. paras ız.for a change for a song for a variety of reasons for ages for all one is worth for all that for all the world like for appearances´ sake for aught I care for aught I know for better or for worse for certain for dear life for effect for ever for ever and a day for ever and ever for example for fear of for free for fun for good for good for good measure For goodness sake! for heaven´s sake For heaven´s sake! for hire for instance for keeps for life for luck For mercy´s sake! for months for my part for my part for my sake for nothing for once değişiklik olsun diye. to be impractical satılık. Allah aşkına! Allah aşkına. ebediyen. yok pahas ına.. dili var kuvvetiyle/gücüyle: She was running for all she was worth. ilelebet. bu sefer. Var şuyordu. for na. 1. uğur getirsin diye. örneğin. temelli olarak. dili ilkin.. 2. bedava. kesin: That´s for sure! Oras ı kesin! . çeşitli nedenlerden dolayı. 1. . ömür boyu. Gitmek istemiyorum. bir kere. her zaman için. 2. know.: cold.. daima. her şeye ra k. bence. grandfather.. çoktan beri. kuvvetiyle ko ğmen. ek olarak. paras ız. boş yere. Benim bildi iyi de olsa. muhakkak. resmen. bildiğim kadarıyla: She´s still in Rome for aught I yaps ğime benim ğime göre hâlâ Roma´da. mesela. k. sonuna kadar. bildi bana ne! göre. 1. Aman!/Allah a şkına! aylarca. ebediyen. k. dili bedava. dili vargücüyle.. korkusuyla.. Allah aşkına! kiralık. uzun bir zaman. gösteriş için.o.

çoğunlukla. 2. yasak. (merhametten/ şefkatten dolayı) (bir şeyi) alıkoymak. haftalarca. fors majör. k. zorlayıcı neden. ürkütücü. (özellikle u ğursuz bir şeyi) önceden hissetmek. 1. ask. zor.. şimdilik. kuvvet. f. yapmamak. -mek amac ıyla. şimdilik. 2. bak. forseps. hatta. s. zorla gülümsemek. zora dayanan. ön.bade.borne) 1.bore. (for.. kuvvetli. Alabilirsin. bilmiyorum: Here´s what I heard. dili saçma. 1. s. f. for the most part for the most part for the present for the public weal for the purpose of for the sake of argument for the sake of clarity for the time being for weeks for what/whatever it´s worth for/on sale forage foray forbade forbear forbid forbidden forbidding forbore forborne force force force a smile force majeure force s.. . f. baskın. 1. f.. öndeki. --ding) yasaklamak. z. . i. i. forbear. dili işinize yarar mı. mecburi satış. for. s.: If you want to use my boat on Mondays. etkili. sert. önceden haber vermek.. i. at gunpoint force the door forced labor forced labor forced landing forced march forced sale forceful forceps forcible forcibly ford fore foreforearm forebear forebode 1. 2. . i. 2. k. 1. i. 1. (for. yasak etmek. hav.o.. yasaklanm ış.. genellikle. ak ın. satılık. zorla çalıştırma.. for whatever it´s İşinize yarar mı. s. güç. ama duyduğum bu. Teknemi pazartesileri kullanmak vallahi. cebri yürüyü ş.it´s yours for the asking. angarya. hiç. 1. toplamak. anlaşılsın diye. tabancayla/tüfekle birini zorlamak.. cet.. farz edelim ki. bak. istersen: It´s yours for the asking. aramak. önceki. f. güçlü. korku veren. forbid. forbear. önceden. kapıyı zorlamak. --den. mecbur etmek. bilmiyorum. anat. umumun refah ı için. önkol. aşkına. tıb. 2. hatırı için. sığ yerden yürüyerek geçmek.for that matter for the asking for the birds for the life of me for the life of me for the love of .. f. ırmakta yürüyerek geçilen sığ yer. güçlü. dalma. zorla. i. karıştırarak aramak. angarya. ona gelince. geçit. f. zorlamak. i. girme. f. s. ha şin. ne yaptıysam. 2. kamu yararına. bak. 2. önek ön. mecburi iniş. worth. (from) kendini (bir şey yapmaktan) f. varsayalım ki. 2. kolun dirsekle bilek aras ındaki bölümü. ata.

i. 2. tahmin. 2. çoğ. (fore. parayı ödemediği için ipotekli malı sahibinin elinden almak. sünnet derisi. 1. i. huk. (fore. ebediyen. öngörü. önceden dü şünme. i. dış. jüri başkanı. orman mühendisliği. i. sağgörü. hitabetle ilgili. başta gelen. ön ayak.told) önceden haber vermek. i. ormancılık. z. fore. (fore. mahkemeye ait. 2. alın. i. dışişleri. anat. i. durmadan. f. ağaçlandırmak.. i. f. öncel.saw. (birinin/bir şeyin) habercisi olmak. 1. önceden alınan tat. cet. i. münazara sanatı.. . önceden bilme. i. i. ustabaşı. s. a ğaç dikip orman haline getirmek. s. 1. ormanc ı. --n) önceden görmek. huk. ormanla devlet ormanlar f.. Dışişleri. f.ında görevli ormancı. adli tıp. ecnebi. f. i. erken davran ıp önlemek. i.men (for´mîn) i. i. s. ilk isim. 1. f. i. yabanc ı/dış ülkeler. i. i. dış ticaret. basiret. hep. döviz. önsezi. yabanc ı. i. i. selef. münazaraya ait. ba ş kasarası. z. en öndeki. haberci. işaret parmağı. başta. peşrev. ecnebi. orman mühendisi. döviz. sağ vuruşla yapılan. s. i. yabanc ı. kehanette bulunmak. en öndeki yer. i.. i. 2. önceden belli olan sonuç. ştırmak. fore. ön plan. i. tenis sa ğ vuruş. önceden uyarmak/ikaz etmek.foreboding forecast forecastle foreclose forefather forefinger forefoot forefront foregone foregone conclusion foreground forehand forehead foreign Foreign Affairs foreign affairs foreign exchange foreign exchange foreign minister foreign parts foreign trade foreigner foreknowledge forelady foreleg foreman foremost forename forensic forensic medicine forensics foreplay forerunner foresee foreshadow foresight foreskin forest forest ranger forestall forester forestry foretaste foretell forethought forever forewarn i. kötü bir şeyin meydana geleceğini önceden hissetme. işçibaşı. (hayvanlarda) ön ayak. çoğ.feet (for´fit) i. den. sonsuza kadar. ön oyun. s. ata. f. f. ön plan. işçibaşı kadın. ileri görü ş. dışişleri bakanı. orman.cast/--ed) önceden tahmin etmek. önden gelen. önceden sezmek. cinsel ilişkiden önce oynaşma. küçük isim.

1. --s (fôr´myılız)/--e (fôr´myıli) i. formalize. f. 2. ba i. Formozalı. dövmek. resmi. şekil verme. kim. 1. biçim. forgive. aşılması zor. İng. yapmak. (okullarda) sınıf.. format. çatal.forewoman foreword forfeit forgave forge forge forge ahead forger forgery forget forgetful forgetfulness forget-me-not forgive forgiven forgivingness forgo forgone forgot forgotten fork forked forklift forlorn form form a government form a habit form a line form a single file form an opinion formal formalise formality formalize format formated diskette formation formative former formerly formidable Formosa Formosan formula formulate fornicate forsake çoğ. formalite. biçim verme. vazgeçmek. --ting) s. formül. 1... 1. 1.. bilg. biçimlemek. 1. kadın jüri şkanı. 1. 1. f. İng. resmile ştirmek. kesin ve aç ık olarak belirtmek. çatall i. öne geçmek. unutkan. ilk. bak. biçim vermek. önsöz. huk. birbiri ardınca sıralanmak. resmiyet. i. (for. 1. i. sahtekârlık. bahç. Formoza´ya özgü. 2. biçim/şekil vermek. f. f. f. f. zor. bak. bot. 2. s. 2. bir şeyin sahtesini yapıp orijinal olduğunu ileri süren kimse. disket. biçim veren. 2. s. 1. bel. 3. ba ğışlamak. 2. 2. unutmak. for. biçimsel. biçimlendirmek. 2. bak. bir şeyin 3.sak. (for. 2. sahte ş ey. s. biçim. resmiyete dökmek. Formoza. 3.. (for. ceza. 1. f. s. i. forgive.. doldurulmak üzere hazırlanmış ılı belge. 2. i. ilk söylenen. 2. unutkanlık. sahtekâr. reçete. i. ş ask. (for. s. s. oluşturmak. unutmabeni. i. formatlıformatlamak. 3. 1. fore. format etmek. biçimlendirme. şekil vermek. oluşma. i. z. fikir edinmek. Formozalı. 1. i. önceki. af. i. sahtesini yapmak. f. çatal. sıra olmak. f. spor form. eskiden. 2. 2. bellemek. forklift. mü şkül. teşkil. 2. şmak. hızla ilerlemek. veren. 1. alışkanlık edinmek. biçimlendiren. f.. mat.got. for.gone) vazgeçmek. (--ed/--ted. 2. 2.ten. yolun/nehrin çatalla şan yer veya kolu. bak. bak. kalpazan. sıraya girmek. f.gave. forget. zina etmek. bas hükümet kurmak. f. ekil düzen. ümitsiz ve üzgün.wom. 1. demiri ocakta k ızdırıp işlemek. i.ık. --ing/--ting) bilg.sook. oluşturma. kalpazanl f. terketmek. bedel. i. 1. forgo. for. evlilik d ışı cinsel ilişkide bulunmak. şekil. bak. demirhane. çoğ. güç.en) 1. i. f. f. sahtesini yapıp orijinal olduğunu ileri sürme. işçibaşı kadın. demirci oca ğı. 4. the birinci.en (for´wîmîn) i. . çatalla ı. 3.. yüzüstü b ırakmak. eski. forget. f. terkedilmiş ve harap. işçibaşı. bağışlama. i. Formoza. f. âdet edinmek.. f. 2.got.went.. 1. f. bahç. form. b ırakmak. i. ceza olarak kaybetmek. s. yaln ız. tek s ıra olmak. --n) affetmek.

kırk. göndermek. z. f. tesis etme. bakmak. bak. iyi ki. -e moral vermek. şekerleme. f. s. i. pis. f. k ısmet. temel. futbol forvet. s.b. i. ağzı bozuk. çoğ. 2. ile kar ışmak. servet. falc ı. 3. kirli. s. i. evlatlığa bakan ana baba. -de tahkimat yapmak. şanslı. (for. ileri. i. f.swore. 1. f. bak. doğrudan.sworn) b ırakmak için yemin etmek.. i. 1. f. forswear. birinin asıl uzmanlık alanı. f. 2. f. s. i. kader. fondöten. bak. 1. kırkta bir. 4. z. tesadüfi. iğrenç. 1. f. spor f.. s. tahkimat yapma. ta şıl.. fossilize. 1.. içten. 2. vak ıf. k ırk. 1. i. 2. bak. 3. fight. spor faul yapmak. kale. kalıba dökmek. 3. 2. z. f. k ırkıncı. kirletmek. büyük hisar. 2. 4... hisar. 1. i. f. beslemek.. İng. i. bak. nakliye acentesi. forgo. tahkimat. 1. metanet. bereket versin. --s (for´ımz)/fo. fena.. öndeki. i. bak. kurmak. samimi. pisletmek. 5. birbirine karışmış (ipler. 1. çok şükür. birinin en iyi yaptığı iş. küfürbaz. ileri. s.. d ışarı. 2. bak. forswear. f. küstah. s. temel.. 2.. talih. bak. z. iki hafta. ileri do ğru.. derhal. yeni adrese göndermek. forward.forsaken forsook forswear forswore forsworn fort forte forth forthcoming forthright forthwith fortieth fortification fortify fortitude fortnight fortress fortuitous fortunate fortunately fortune fortuneteller forty forty winks forum forward forward forward forwarding agent forwards forwent fossil fossilise fossilize foster foster child foster parents fought foul foul foul play foulmouthed found found found foundation founder f. taşıllaştırmak. kurum.. forsake. find. . i. f. tövbe etmek. k ısa süren uyku. XL). Allahtan. fosilleşmek. kurucu. ön.. rastlantı sonucu olan. şans. s. evlatlık. talihli. taşıllaşmak. ask. şımarık. ileri. 3. faul. forum. suikast. ilerletmek. i. hemen. 2. i.ra (for´ı) i. for. aç ıksözlü. gelecek. z. zincirler v. f. s.). esas. 1. büyütmek. i. kırk rakamı (40. forsake. sevketmek. ileride olan. fosilleştirmek. kurma. kötü. önümüzdeki. on be ş gün. fosil. tiksindirici. 2. i. dışarıya doğru. bak. büyük kale. cinayet.

i. aldatmak. ç ılgına dönmüş. pınar başı. dördüncü. 2. 1. cesur. tilki. 2. 1. 1. i. naziklik. tilki kürkü. terkedilip sokakta veya ba şka bir yerde bulunan bebek. çeşme. açıksözlülük.). s. 3. i. IV). açıkça. ince ve güçsüz. ince ve güçsüz olma. dört. on dört. 1. (umut. on dört rakam ı (14. güvenilir ve inançl ı. 1. i. s. birine) yıkmak. s. çerçevelemek. 2. zaaf.b. s.. kesir. (pencereye/kap ı . i. dörtte bir. İsviçre para birimi) frank. dolmakalem. 2. i. tilki. Onu ne şeli ş raktım. ince ve zayıf nahif olma.founder foundling foundry fount fountain fountain pen fountain pen fountainhead four four corners of the earth foursquare fourteen fourth fowl fowling piece fox foxglove foxy foyer fracas fraction fractious fracture fragile fragility fragment fragrance fragrant frail frailty frame frame frame of mind frame-up framework framing franc France franchise frank frank frank frankfurter frankly frankness frantic fraternal i. f. fıskıye. av tüfeği. Fransa. tilki gibi. zayıf (umut. on dört. 3. dünyanın dört bucağı. tuzak. fowl/--s) 1. i. i... s. kırılgan. i. i. 1. 2. hafif ve k ırılgan olma. kamyon v. (zarf ın üstüne) posta damgasını veya ş olduğunu gösteren bir işareti basmak. 1.. dolmakalem. s. güzel kokulu. kurnaz. karkas. i. çerçeve. bir şeyin kırılan yeri. 1. fuaye. s. dökmeci. (çoğ. açıkyürekli. kurnaz kimse. i. çerçeveletmek. 3. dala ş. 2. i. ş v. s. i. huysuz. k ırma. i. . 1. güzel koku. 2. k ırık parça. düzenlemek. s. kümes hayvanı. z. ince ve zayıf nahif. şans v. i. stilo. kolay k ırılma. 1. aksi. 2.´nde) asi. i. 1. Belçika. çılgın. karkas. açıkkalpli. (şirketin bayie tanıdığı) imtiyaz. dökümhane. 1. tavuk/hindi/ördek eti. f. dili. (binaya ait) iskelet. dört. kardeşlere özgü. (binaya ait) iskelet.b. hafif ve kırılgan. kumpas kurma. 3. (Fransa. arbede. asıl kaynak.´nde) zayıflık. bak. kırık. i. 1.ans 1. çok acele ve telaşlı. açıksözlü. dökümcü. argo suçu (asl ıya ait) kasa. i. tertip etmek. 2. argo suçu (aslında suçsuz olan birine) yıkma. 2. pınar. s. kırılganlık. bir çeşit sosis. (vücuda ait) bünye. (otomobil. i. irade zayıflığı . f. halde bı i. dört rakam ı (4. frankfurter. kaynak. i. kumpas. 2. k. karkas. s. i. buluntu. 2. tasarlamak. mis kokulu.b. memba. 2. kırılma. 4. 2. i. i. posta ücretinin ödenmi i. kaynak. mat. XIV). çeşme. i. ında suçsuz olan2. durum: I left him in a cheerful frame of mind. (bir şeyden) küçük bir parça. samimi. telaro. yap bir (ruhi) hal. yüksükotu. kuş. düşüncelerini/duygularını açıkça gösteren. (posta pulunu) damgalamak. bot. i. gürültülü kavga. s. kırık. karde şçe. (binaya ait) iskelet. içten. kolay k ırılan. yapmak. the oy hakk ı. i.

serbest. dondurmak. yıpranmak. frikik. i. fels. Subaylar rıcılık. boş. kanü . 2. argo hastas ı. ıs z. meşgul olmayan. s. 4. serbest yüzme. dili bedavac ı kimse. k. 3. buz ba şıümek. 1.men (frid´men) i. aldatma. 2. serbest çalışan (gazeteci/yazar/fotoğrafçı). garabet. fro. farmason.. İng. delisi: a soccer i.. doland sahtekâr. out argo 1. 2. freak futbol hastas ı. 1. 2. i. dili çal otlamak. serbest f. arbede. 1. i. hileli.zen) 1. hürriyet. i. 1. teklifsiz. (kuma şı/ipi) yıpratmak. çılgına döndürmek. (gazeteci/yazar/fotoğrafçı) ışmak. azat etmek. savaşma. hileli iflas. donmak. tapu sahibi. arkada şlık etmek: Officers are forbidden to fraternize with enlisted men. dolandırıcı. serbest vuru ş. serbest 1. 2.otlakç ılık etmek. aç ık liman. serbestçe. f. çilli. f.. free from pain ağrısız. çil. f. 2. karde şlik. huk.. hür.arkada sahtekârl hile. 1. hafifme şrep (kadın). i. bo ğuşma. tic. bedava. paras ız. bot. buz tutmak. otlakçı kimse. 3. azatlı. erkek üniversite öğrencilerine ait birlik. (ile) dolu: a journey fraught with danger tehlike dolu bir seyahat. serbest. fraternize. hareket etmek. serbest liman. serbestlik. s.. ekon. arka tekerle ği zincirden güç almadan serbest dönen bisikletle gitmek. serbest güre ş. f. i. mason. i. s. parasız. mülk sahibi. 1. bedava. donma. i. atışma. özgür. otoyol. çoğ. f. hileli iflas. hür te şebbüs. serbest bölge. 2. sert olmayan. (froze.fraternise fraternity fraternize fraud fraudulent fraudulent bankruptcy fraudulent bankruptcy fraudulent transaction fraught fray fray frazzle freak freckle freckled free free free and easy free enterprise free from free kick free kick free of free of charge free on board free pass free port free will free will free zone freedman freedom freedom of the press freeholder free-lance freeload freeloader freely freemason freesia freestyle freestyle swimming freestyle wrestling freeway freewheel freeze freeze one´s blood f.. tic. çılgına s. huk. çok ho şgörülü. nakliyecinin arac ına ücretsiz teslim. ın ıeratla şlıkık. f. çok 2. z. i. İng. garip bir olay. k. özel giri -siz: free from error hatas ız. çok ın dondurmak. saygb ıı rakmak. çevre yolu. hileli muamele. 3. mezhebi ş. s. özgürlük. münakaşa. çok korkutmak. hilkat garibesi. fob. z. frezya. 1. etmesi yasak. hür irade. spor frikik. -den muaf: free of tax vergiden muaf. donmak: I´m freezing! Donuyorum! i. freed. hür irade. dövüşme. basın özgürlüğü. bedava. desise. çok toleranslı. rahat. serbest vuru ş. kurtarmak. f. hileci. saçaklanmak. i. s. i. bak. paras ız giriş kartı. laubali. kölelikten azat edilmiş kimse. pedal çevirmeden gitmek. geni şim. fels. 2. etrafa ald ırmadan ğlamak.

i. navlun. (telli çalg ıların sapı üzerindeki) perde. müz. fretler. --ting) mim. dili fazla samimi davranan.men (frenç´mîn) i. çok so ğuk. z. s. tatlı suya ait. Fransız erkek. müz. k ıs. ço çoğ. i. (küçük şeyler için) endişe etmek. s. t ıb. korno. fretlemek. fret. 5. Fransız. s. fretaj. sürtünme. . mim. yeniden yapılan. yük treni. canlı. 3. French. cuma. friksiyon. i. fresh. 1. ovuşturma. (buzdolabının içindeki) buzluk. tela şlı. navlun. kızartılmış. i. çılgın bir hal. fiz. yağda kızartılmış. düşürmek. yeni.en (frenç´wîmîn) i. 2. endişelendirmek. i. yük vagonu. Hrist. çılgın. dili buzdolab ı. Fransız kadın. (rüzgâr) kuvvetlenmek. sulu. Fransız Guyanası. 2. çoğ s. sürtünüm. i. k. rahip..men (fre ş´mîn) i. ihtilaf. 1. (buzdolab ının içindeki) buzluk. fresk. artmak. f. 4. i. şmazl ık. 1. endi s. 1. yağda pişirilmiş. kanatlar ğ. 1. çılgın (bir olay). f. dipfriz. i. i. patates tava. sürtüşme. marşandiz. s. çok heyecanlı. (erkeklere özgü baz ı dini tarikatlarda) frer. ovma. şilep. sahanda yumurta. sinirli. çılgınlık. k ızarmış patates. taze. 2. i. i. 2.. taze (hava). s. sık sık tekrarlanan. i. taze hava. (balkon. (bir yeri) daha güzel ve daha çekici bir hale sokmak. i. tatlı su. ücretle taşınan mal. sapak. fretleme i şi. (-ted. Fransız. mim. c ıvık. 2. (bir yere) s ık sık gitmek. şeyehuysuz. (kolejde/üniversitede) birinci sınıf öğrencisi.wom.ters. s ık sık tekrarlanma. . (küçük şeyler yüzünden) sinirlenmek. s.. dondurarak kurutmak. dondurucu. (--ted. French. sık sık. kızmak. yüzünü yıkayıp kendine bir çekidüzen vermek. anla elek. f. uyuşmazlık. Friday. f. --ting) 1. Frans ızca. k ıl testere. sapaklar. teras veya bahçeye aç ılan) camlı ve çift kanatlı kapının ı. nakliye. sıklık. Fransız. frekans. 1. 1. taşıma ücreti. 2. 2. camlı ve çift kanatlı kapının kanatları. 2. 3. donma noktas ı. yeni yap ılmış. 1. Fransızca. zinde. aksi. Frans ız kornosu. s. f. 2.freeze over freeze-dry freezer freezing freezing compartment freezing point freight freight car freight train freighter French French doors French fried French fries French Guiana French horn French toast French windows Frenchman Frenchwoman frenetic frenzied frenzy frequency frequent frequent frequently fresco fresh fresh air freshen freshen up freshman freshwater fret fret fretful fretsaw fretwork Fri friar friction friction tape Friday fridge fried fried egg üstü buz tutmak. yumurtaya batırılıp tavada kızartılmış ekmek. k. i. izole bant.

müthiş. away azar azar çarçur etmek. i. cana yak ın. i. 2. havai (kimse). kıvır kıvır (saç). ciddi olmayan. z. yerinde duramayan. i. bak. 2. i. s. (mutlu bir şekilde) sıçrayıp oynamak. püsküllü saçak. dostluk. oynak. baştan itibaren. 2.o. f. from the word go from time to time i. O ı. 2.o. (bir ba şlangıç noktasın)dan: He´s from Manisa. ahbaplık. arada s ırada. f. dostça. 3. k. 1. k ıvırcık. buzdolab i. cızırdatarak kızartmak. 1. f. ciddiyetten yoksun hareket/söz. i. delişmenlik. sıcakkanlı. kenar. saçak takmak. (--ked. uzaktan. hoppa ın). frog. bir güçlükten diğer bir güçlüğe. 1. gözlemeye benzer bir çe şit börek. s. z. 2. frijider. . buz gibi. baştan aşağı. s. gülüp geçmek. dost. s. dili Anlad ığım kadarıyla durum vahim. korkunç bir şekilde. baştan sona kadar. dili ta ba şından beri. Her ranking rose Manisal uzaktan. k. i. i. 1. ahbap. bo ş. 2. kapı kapı (dolaşma). arkadaşça. k. sıçrayıp oynamak. s. korkunç.. kurbağa adam. günden güne. redingot. parça parça harcamak. 3. den. --king) 1. rop. s. içten olmayan. kanı sıcak. frightening frightful frightfully frigid frigidaire frill fringe fringe benefit fringe benefits frisk frisky fritter fritter frivolity frivolous frizzle frizzly frizzy fro frock frock coat frog frogman frolic frolicsome from from a distance from afar from beginning to end from day to day from end to end from head to foot from mouth to mouth from pillar to post from the first From the sound of it things are pretty bad. maa f. birinin ödünü koparmak/patlatmak. ıb. c s. herhangi ş dışıbir nda verilen haklar. 1. s. deh şet. arkada ş. zaman zaman. perçem. friz. f. havailik. f. s. i. (birinin) üstünü aramak. frizzy. fryer. saçak. efriz.men (frag´men) i. 2. dilden dile.. 1. Daldan atladı. kadın elbisesi. He jumped from the branch. (sosyal sigorta. cana yakın olmayan.uk. çoğ. soğuk. i. kâkül. 1. çok so ğuk. bir uçtan bir uca. dili çok. korkutmak.friend friendly friendship frier frieze frigate fright frighten frighten s. farbala. korku. edat 1. eğlence. bak. neşeli. mim. (kad ızırdamak. a ğızdan ağıza. 2. eğlence. firkateyn. emeklilik sigortas ı gibi) işçiye ücreti dışında sağlanan şey. 1. 2. kurbağa. soı ğ t .. fırfır.. 3. korkutucu. tepeden tırnağa (kadar). saçma. out of his/her wits/frighten the wits out of s. arkada şlık. şen. i. i. önemsiz. (bir yer)den. 2. i. frijit. 1.

f.´ne ait) k ask. i. binanın cephesi. hüsran.b. 3. s. kırağılı. engellenmiş.from top to bottom from top to toe from top to toe from within front front line front page front sight frontage frontal frontal attack frontier frontispiece frost frost line frostbite frostbitten frosted frosted glass frosting frosty froth frothy froufrou frown frown on froze frozen frozen food frozen prices frugal frugality fruit fruiterer fruitful fruitfulness fruition fruitless fruity frump frumpish frumpy frustrate frustrated frustrating frustration fry baştan başa. s. i. ön. f. 3. direkt. tutumluluk. soğuktan yanmış (uzuv). kaşlarını çatmak. k ırağı.They´ll 3. i. kösteklemek. bak. s. bir i engellenme. keklerin üzerine konulan şekerli karışım. donmu ş. 2. küçük. köpükçükler ç ıkmak/akmak. cephe. 2. 2. içeriden: We´ll take the city from within. tepeden tırnağa. meyve. hışırtı. buzlucam. k ırağılı. s ınır. ön. soğuk (tavır. gerçekle şme. freeze. i. s. meyve vermek. f. frumpy. kösteklenmiş. manav. s. 2. ba ş sayfa. ileri hat. s. netice. Bu çok sinir ş . demode giyimli kadın. soğuktan donma. tutumlu. istekleri gerçekle şmemi ş.b. köpükçükler. freeze. 1. içten. içinden. üstü köpükçüklerle kapl ı. 3. gazet. s. 2. 2. i.. f. 2. i. i. f. k ılıksız kadın. bak. don. İng. 2. ön cephe. 1. meyvemsi. 1. kaş çatma. ık. Şehri içten ğiz. sade ve ucuz. 2. u s.. kenar. f. 1. alna ait. i. kösteklenme. dolu. s. f. 2. arsanın sokağa/denize/göle/nehre bakan tarafı. 1. verimlilik. i. . (tüfekte) arpac i. öne ait. (eteklerin ç ıkardığı) hışırtılı ses. ön. hüsrana ğratmak. öndeki. on -e bakmak. deniz v. s. 3. set çekilme. (bir uzuv) so ğuktan yanma. demode giyimli.. 1. cevap v. cephe taarruzu. dona çekmiş (hava). 4. i. edat ön 1.. i. bütünüyle. 1. (evin iç dekorasyonunda) ufak aksesuarlardan olu ş i.). (göl. önden çekişli: This car´s got frontwheel drive. s. kitabın başındaki resimli/süslü sayfa. tepeden tırnağa. 1. hudut. dondurulmu ş yiyecek. s. s. fazla na ğmeli (insan sesi). s. baştan aşağı. (fırfır. i. köpükçük kümesi. -i uygun görmemek. hüsran ı yans ıtan. bak. engellemek. i. set çekilmiş. ümitleri suya dü şbozucu: s. 4. (havaya ait) cephe. dondurulmu ş fiyatlar. 1. faydas ız. ket vurulmuş. sonuç. cepheye ait. moral This work is very frustrating. (sava ı y ı . i. hudut bölgesi. cephe. (belirli bir zaman) be here within an fethedece şta) içinde: cephe. kırağı düşmek. 2. soğuktan donmuş. 1. i. ayaz. 1. i. sinir bozucu. gösteri şsiz. Bu araba önden çeki şli. ket vurmak. 1. yeraltı don seviyesi. (keki) şekerli bir karışımla kaplamak. şekerli bir karışımla kaplı (kek). nafile. f. cephe hatt ı. 2. set çekmek. tül veya an) aşı rı süs. taraf. baştan ayağa. front-wheel drive oto. verimli. hüsran müş.

nokta. işi berbat etmek. 2. kaba tam bir fiyasko. yalan söylemek. bir şeyin içine sıçmak. Siktir git! ünlem Allah kahretsin! s. 1. biraz uydurmak. s. i. k.. f. tam ölçü. yerine ğ an doİng. kaba sikişme. içindeki potansiyelini iyi kullanmaktan i. The glass was full of water.. bot. is renkli. işin içine etmek.. mak. akaryak fuel-oil. f. müz. yak ıt deposu. berbat. (of) (ile) dolu: The glass was full. is renginde. çal t göstergesi. 2. kaba sikmek.. ufak--ing/--ling) bir hile yapmak. i. yumuşak ve çikolatalı şekerleme. vakit geçirmek/öldürmek. a full hour ılarda giyilen elbise. füg. kaçak. i. herif. ufak çapta bir ırı almamak. kaba 1. yak ıt. bayağı problemli/kompleksli. feet.koku şmuş.. i.fry fryer frying pan ft fuchsia fuck fuck fuck about/around fuck all Fuck off! fuck s. i. tam: full member tam üye. yapma. dili a şırı titiz ve örümcek kafalı kimse. 1. bak. 2. 1. nokta (noktalama işareti).o. İng. dopdolu. over fuck s. yanmas ın sağlamak. doyurucu: Dopotansiyelini you find your work fulfilling? ediyor mu?getirme.. kaba rezil. birine çok a şağılık bir şey/bir kahpelik/bir puştluk yapmak.. 1.memnuniyet. Bardak suyla doluydu. orgeneral. İng. k ıs. İng. yakmak. dangalaks Allah kahretsin! i. s. firari. ıup yakıt almak.. kesin bir tav f.. Siktir git! birini sikmek/düzmek. i. tava. foot.. isli. fulfill. 2. f. yapmak: fulfill an obligation bir görevi yerine şekilde getirmek. 1. i. hiçbir şey. up fuck up Fuck you!/Get fucked! Fuck! fucked-up fucker fucking Fucking hell! fuckup fud fuddy-duddy fudge fuel fuel gauge fuel oil fuel pump fuel tank fugitive fugue fulfil fulfill fulfilling fulfillment fulfilment fuliginous full full dress full fare full general full measure full membership full moon full speed full stop full stop f.. Vurgulamak için kullan ılır: You´re a fucking idiot! Tam bir ın! 2.t. kafayı yemiş. bir şeyi berbat etmek. düzmek. i. ıştırmak. k. 1. dili a şırı titiz ve örümcek kafalı kimse. 2. Bardak doluydu. f. aşırı titiz ve örümcek kafalı. kaba 1. .. çok resmi toplant tam bilet. 1. 2. fulfillment. piliç. 2. kahrolası. yerine getirmek. (--ed/--led. tam sürat. küpeçiçe ği. i. tam üyelik. s. full to overflowing/full to the brim ağzına kadar dolu. tavada k ızartmak/kızarmak. (insan) içindeki kendini tatmin edecek bir tatmin İşin seni s. düzüşme. bak. ya ğyakıt. i. 2.3. kaçak. yak ıt pompası. is dolu. İng.. s. -den i. bir şeyin içine etmek. kaçan. dolunay. yozlaşmış. tatmin edici.. kafayı üşütmüş. şakalaşmak. s. firari.

merasim.. temel. pis kokulu gazlar ı yaymak. gerçek. işlev. i. 1. s. futbol bek. el yordam ıyla aramak. şanat. cenaze mar şı. z. vazifeden izinle ayr ılma. üphe dirsekte uyandıran. 2. fonksiyon. i.gi (f^n´cay. fun. tam. 3. pis kokulu gazlar. i. işlemek. cenaze töreni. para. --ning) k. vazife. e ğlendirici. i. i. döşemek. tamam ıyla büyümüş. donatmak. s. ştirmek. lunapark. 1. 3. 1. . (gazetede) bant-karikatürlerin bulundu ğu sayfa. (bir iş/kimse için) para sağlamak. 1. gözü dönmüş. kırıştırmak. i. mobilya. i. 1. f^ng´gay)/--es (f^ng´gısız) i. sert. 2. görevli. tamgün bir çalışma gerektiren iş. i. 2. fur kedinin tüyleri. s. 2. i. izin. çoğ. i. acayip. f. 1. şlev. tamam ıyla. 1. çok öfkeli. saban ın açtığı iz. s. (demirhanede) ocak. tam boy (portre). kürklü giysi. bot. çoğ. f. mat.fullback full-blooded full-blown full-fledged full-grown full-length full-time full-time job fully fulminate fumble fume fumes fumigate fun fun fair function functional functionary functioning fund fundamental fundamentally funeral funeral march funereal fungicide fungus funicular funnel funnies funny funny bone funny business funny paper fur furbish furious furl furlough furnace furnish furnished furnishings furniture furrier furrow i. f. 2. 4. i. kalorifer oca ğı. f. 2. temel. dü f. 1. 2. asıl. füniküler. s. (çaydanl ıkta/borularda oluşan) kireç. tuhaf. 2. z. f. öfkeli olmak. çoğ. (oyunda) topu düşürmek. i. tam gelişmiş. dili şaka etmek. kürkçü. ço ğ. faal.. garip. 2. gerçek bir. şiddetli. esaslı. möble. yenile s. safkan. 1. 3. ehliyetli. özünde. kırışık. tören. topu şürme. i. memur. mantar veya mantar türünden bitki. 2. sağlamak. tamamen açm ış. mantar öldürücü ilaç. 1. 1. görev. f. (yelken/bayrak) sarmak. esas. saban izi yapmak. tamgün. s.. kürk. çalışmak. işlevsel. fon. kasvetli. parlatmak. (baz ı yumuşak tüylü hayvanlara ait) tüyler: the cat´s 2. kürk. fultaym. buharla dezenfekte etmek. 2. 2. eğlence. i. huni. (against) (-e) ate ş püskürmek. tamamen. f. with ile döşeli. yer. büyük ocak. tam bir. 2. sinirin yalan geçti dolan. bir şeye çarpınca kolun karıncalanmasına sebep olan ği hilecilik. İng. yetişkin. s. cenaze törenine yak ışan. (vapurda) baca. i. şüpheli. s. i. s. (--ned. 1. mobilyalı. işler durumda. küplere binmi ş. s. f. möbleli. 1. s. düzenbazl ık. s. f. yoklamak. 1. f. temelde. iş. mefruşat. zevk. 3. çoğ. güldürücü. fonlar.. i. komik. i. i. ifonksiyonel. fonksiyon.

i. 4. dili çene çalmak. çok tüylü (köpek v. 1. gelecek. i. 3. i. --bing) k. kazanç lamak. 3. uzaktaki. i. -i elde etmek. (hastan ın durumu) iyiye gitmek. 2. i. (bir ba rağbet kazanmak. fitil. 2. 1. i.. i. --ging) 1. tüyleri kabar ık.. şenlik. tüylü. s. i. ilave olunan. 1. aka. f. 1. neşe. 1. i. sinsi. k ılı kırk s. eriyip birbiriyle kayna şmak. çokyüzünden titiz. eritme. 1. 3. ağzını tıkamak. mesafeyi kapatmak. 2. beşikçatı. eriyip kayna şma. en çok. s.furry further furtherance furthermore furthermost furthest furtive fury fuse fuse fuselage fusion fuss fussy fusty futile futility future fuze fuzz fuzzy G. (bir şey) boğazını tıkamak. f. i. (çoğ. on şi/şey) yakla şmak. 1. dili çene çalma. eritmek. İrlandaca. i. gauge. (Further ço ğunlukla miktar ve derece. Gabon´a özgü. i. art ış. küf kokan. i. havl G. hatları belirsiz. en uzak. havlanmak. ayrıca. 1. s. 2. boş. susturmak için a ğıza sokulan tıkaç. yaygara.b. gereksiz tela ş/heyecan/öfke. çabuk ve anlaşılmaz şma. çene çalma. f. gazap. büyük öfke. neşelilik. i. 2. demode.). . 1. i. i. i. sigorta. ufak meseleleri sorun şeyler telaşa düşmek. ince tüyler. f. 2. s. gaf. (--ded. konu i. i. yapmak. elek. nafile. i. 2. k. ğ büyümek. i. i. z. daha uzak. ötedeki. çabuk ve anla şılamayacak bir şekilde konuşmak. k ıvırcık saç. hav. uçak gövdesi. gelecek. argo bin i. susturmak. 2. ı (kuma ş). fiz. 1. daha i. çok alfabesinin yedinci harfi.. 1. bak. bina duvar ının beşikçatı ile birleştiği yerdeki üçgen bölüm. dili budala.bon. daha öteye. f. h ızı artmak. i. 1. ufak yaran. (--ged. s. 2.ş(haberin) yayılmasına engel olmak. argo polis.. cüppe. -e sahip olmak. sol notası. f. ince tüylerle kaplı. İngiliz dolar. müz. 3. kâr. k. i. Gabonlu. 1. 2. farther ise mesafe için kullan ılır. i. deli. kazanç. İskoçça. küflü. bundan ba şka. sa 1. şiddet. flu. 2. (top mermisine ait) tapa. aradaki (takip eden şkasıki ndan) daha kuvvetli olmak. abes. en ötedeki. erime. 5. ayva tüyü. erimek. atsineği. füzyon. 2. i. s. 2. s. --ding) about/around ba şıboş dolaşmak. gülüt. 2. eski. (--bed. Gaelce. küçük ayg ıt.ese) Gabonlu. f. ilerlemesini sa ğlama.. f. artma. gizli.) z. küflenmi ş. abes olma. s. istikbal. alet. g gab gabardine gabble gaberdine gabfest gable gable roof Gabon Gabonese gad gadfly gadget Gaelic gaffe gag gag gag on gaga gage gaiety gain gain an advantage over gain ground gain ground gain momentum s. boşuna olma. 1. gabardin. Gabon. s. müstakbel. Gabon. s. s. (askerler) ilerlemek. Ga. 4. f. kıvırc ık (saç). 2.

sinirlendirmek. gallon. Gambiya´ya özgü. 2. dili kad ın. k. f. dörtnala gidi ş. i. kumar. Gambiya. lastik. f. kumarbaz.2.55 litre. f ırtına. game? futbol oynayaca ğız. f.. mad. i. Gambiyalı. f. k ıs. av . İng.. Sen de var mısın? s. galvanizlemek. i. i. --ing/--ling) s ıçrayıp oynamak. i. her tür. 1. dili iş. oyun. galaksi. i. gamma ışınları. gökb. bol: You can find blackberries galore there. gidiş. kumarhane. kaloş. e ğlence. 1. Are you s. i. (of) her çe şit. avantaj (birinde) olmak. yiğitlik. kilo almak.. safra kesesi.. sanat galerisi. gökada.gain the upper hand gain time gain weight gain weight/put on weight gainsay gait gaiter gal gal galaxy gale gall gall gallant gallantry gallbladder galleon gallery galley galling gallivant gallon gallop gallows gallstone galore galosh galvanise galvanize Gambia Gambian gamble gamble for high stakes gambler gambling gambling den gambol game game game game preserve gamekeeper gamma gamma rays gammon gammy gamut avantaj (birine) geçmek. 2.78 litre. . sakatBiz (bacak). 1.. darağacı. i. sakat (bacak).. büyük para için kumar oynamak. spor. kadırga. Orada ğürtlenden bö ş. kalyon. 1. 1. i. i. s. i. av. (--ed/--led. balkon.. 2. i. sinirlendirici. 3. gezip tozmak. sinir edici. k. i. i.D. kilo almak. galeri. galon. meslek. sıçrayış. dili çok riskli i ş. i. getr. 3. galvanize. kuvvetli rüzgâr. oyun. hayvan cesur. 2. sinir etmek. i. vakit kazanmak.. tozluk. (saat) ileri gitmek. bak. kumar. (domuz budundan yapılmış) jambon. s. i. centilmen. İng. faaliyet. şişmanlamak. 4. s. s.said) inkâr etmek. i. İng. i. k. kumar oynama. i. yürüyüş. 1. İng. galeri. s. avlak bekçisi. av hayvanlar ı için ayrılmış yer. Gambiya.B. i. kahramanlık. karşılaşma. f. i. yiğıit. 4. hemen harekete geçirmek. i. i. i. (bazı oyunlarda) parti. safra. Gambiyalı. i. zıplama. kumar oynamak. 2. efendi. bora. i. İsteklilik belirtir: We´re going to play football.geçilmiyor. galo f. A. (gain. 1. çok miktarda. 2. safra ta şı. dörtnala gitmek. gemi mutfağı. f. 3. anat. f.

gangster. 2. . ğalgaz. çöp arabas ı. bahçede çal ışmak. grena. f. pis ve de ğersiz şey. --sing) 1. bak. bak. eksiklik. A. lal ta şı. f. tıb. kangren. 1. nohut. garaj. ask. k. f. s. benzin deposunu doldurmak. İng. geveze. f. gazla zehirlemek. jailer. çiçeklerle uğraşmak. kangrenli. i. lafazan. 2. f. 3. i. cart. leylek gibi. 1. süprüntü. jail. garnitürle süslemek. benzin. do gaz maskesi.. ünlem Destur!/Yol ver! i..gander gang gang up on gangling gangplank gangrene gangrenous gangster gangway gantlet gaol gaoler gap gape garage garage sale garb garbage garbage can garbage man garbage truck garbanzo garble garden garden party gardener gardenia gargantuan gargle garish garland garlic garment garner garnet garnish garret garrison garrulous garter gas gas mask gas meter gas meter gas station gas station gas up i. dili çene çalmak. i. k.. 2. gargara. tak ım. çöp tenekesi. sarm ısak. çöp kamyonu. i. yanlış bir şekilde anlatmak/nakletmek. --es/--ses) 1. i.. 2. i. açılmak. gardenya. çete. 2. (birine) kar şı cephe oluşturmak. garnitür. i. k ı i. iskele tahtas ı. gaz. tavanaras ı. havagazı/doğalgaz sayacı.. i. i. i. gaz saati. (birkaç kişi) toplanıp (birine) karşı ırmaya rlanmak. giysi. i. 2. bahç ıvan. s. tavanarasındaki oda. erkek kaz. İng. bahçe. ağzı açık bir şekilde hayretle/şaşkınlıkla bakmak. f. cafcaflı. gaz sayac ı. i. sarımsak. 2. çöpçü. evde istenilmeyen e şyayı satmak amacıyla garajda/bahçede düzenlenen ış sat lı. i. bak. i. 1. çöp.. kocaman.. i. boşluk. dili bak ış. s. çiğ. bot. cırlak. i. i. 1. s. çelenk. 1. gardenparti. (--sed. garajda b ırakmak. benzin istasyonu. s. gargara yapmak. parlak (renk).. i. i. (midede) gaz. i.B.D. jartiyer. gedik. f. 2. kıyafet. i. sald rığı ıgibi. havagazı. benzin istasyonu. çok büyük. toplamak. i. bostan. (çoğ. iskele. 1. çenebaz. gauntlet. 4. f. sürme iskele. elbise.. k. 1. 2. güruh.. fasulye s ıhaz i. aralık. giysiler. i. garnizon. f.

bir araya gelmek. seyretmek. pavyon. çok zayıf ve kuru.. d. s. kalınlık. 2. i. nefesi daralmak. homoseksüel. düzen. vites kutusu. conta. i. kapı aralığı. midevi. f. 1. 2. çardak. solumak. i. bön bön bakmak. Great Britain. s. solu ğaait. f. gaz bezi. dik bak ış. 3. (toplantıda oturumun açıldığını ilan etmek için başkanın masaya u) tokmak. 3. yer adlar ı sözlüğü.. soluma. i. bir yapının üzerindeki teras/pavyon. i. sirk bilet sat ışındangiren ız/davetiyesiz kimse. iş eldiveni. i. gişe hâsılatı. i. gaf yapan. 2. resmi gazete. bir araya getirmek.ş(at) gözünü dikip bakmak. vites. gastronomi. kapı (kapı aralığını kapayan kanat). 5. derin yara. vites. 1. 2. cinsel. s. anlamak. 3. toplamak. toplanmak. 1. tıb. s. gazal. f. i. gaz gibi. çark. i. aygıt. şanjman. aval aval bakmak. i. çap.gaseous gash gasket gaslight gasoline gasp gastric gastritis gastronome gastronomic gastronomy gasworks gate gatecrasher gatepost gateway gather gather speed gathering GATT gauche gaudy gauge gaunt gauntlet gauntlet gauze gave gavel gawk gawky gawp gay gaze gazebo gazelle gazette gazetteer GB gear gear down gear up gear wheel gearbox gearshift gearshift lever gee s. kapı.v. i. 1. i. eşcinsel.) Deh!/Haydi! . bak. aşırı ve zevksiz bir şekilde süslü. kapı dikmesi. 2. şanzıman. iyi yemek yeme ve yemekten anlama sanat ı. 2. i. 3. f. ölçümlemek. söylemek.´nde dili paras i. bön bön bakmak. i. gaz ışığı. kolları. kanal kapağı. canlı. s. 2. k ıs. gastronom. toplamak. 2. parlak ve güzel (renk). ölçmek. k. parlak ve güzel renkli. dişli azaltmak. toplantı. giriş. pot k ıran. güzel manzaral ı kameriye. 1. vites kolu. soluk tıb. belveder. soluk solu ğa kalmak. 3. gazlı bez. münasebetsiz. 1. 2. i. i.. kapı sövesi. 1. çiğ renkli. f. -i kesmek. homoseksüel. mideye i. i. i. i. i. 1. nefesi kesilmek. ceylan. i. s. dişli çark. give. i. nefes. irmek. i. i. General Agreement on Tariffs and Trade. ray açıklığı. (belirli bir iş için kullanılan) eşya/takım/giysi. -de derin yara açmak. neşeli. (at) ağzı açık bir şekilde seyretmek. vitesi vitesi yükseltmek. sonuç çıkarmak. (maç. benzin. 4. gastrit. uygunsuz. avalğaval bakmak. biçimsiz ve hantal. büzmek. 2. i. f. 1. bacakları uzun. sağlanan) hâsılat. 3. i. gazlı. 1. şen. 4. gazhane. (atlasta) yer adları dizini. sıska. k ıs. 2. ölçme aleti. (irin) dev hızşkazanmak. çiğ (renk). konser. e f. vurdu f. ahu. s. gastronomik. ölçü.y. ünlem (At/öküz sürerken “Sa ğa git!” veya “İleri git!” anlamında kullanılır. 1.b. tertibat..

bak. i. enemek. -e yol açmak. 1. z. ambalaj ında üreticinin adı/markası bulunmayan (gıda maddesi). 2. İng. i. bak. i.. Gümrük Tarifeleri ve Ticaret Genel Anla şması.. dilb. i. goose. .ses (cen´ısiz) i. dâhi. dinamo. pratisyen hekim. yumuşak (iklim). genellik. 3. genelleme içeren söz. nesil. pratisyen doktor. değerli taş. 3. genelleme içeren söz. s. i. gelatin. i. geyşa.. iğdiş etmek. s. --es) 1. f. f. 1. general. genelle ştirme. ask. kuşak farkı. meydana getirmek. i. astrol. pratisyen hekimlik. güleryüzlü. generalization. değerli kişi. 1. mücevher. i. 2. meydana getirme. i. üreme organlarına ait. s.swell! i. 2.. deha. i. s.. kurmay s ınıfı. s. ask. i. (çoğ. i. Allah Allah! 2. i. cevher. 1. cinsel organlar. i. tıb.. ço ğunluk. genetik. kuşak. i.. özellik. tıb. 2. yontulmam ış değerli taş. pratisyen. i. s. biyol. iğdiş edilmiş at. Birinin veya bir şeyin beğenildiğini gösterir: Gee you´re Sen bir harikas ın! bak. çoğ. üretim. genetik. i. i.. dili cinsiyet. genel grev. 1. i. -in halindeki sözcük. i. 2. istidat. jel. genellikle. i. 2. genel seçim. gen. yetenek. k. jandarma. İng.. f. iyi huylu. 4.. genel.. İkizler burcu. şecere. dilb. genelle ştirmek. cins. cana yak ın. rütbesi orgeneralden yüksek bir general. i. Gayger sayac ı. cömert. pratisyen. f. soyağacı. üreme organları...e. jeneratör. 1. çoğ. i. biyol. kuşaklar arasındaki fark. generalize. İng. tıb. üretmek. pelte. 2. i. tıb. çoğ... değerli nesne. biyol. başlangıç. arkadaşça davranan. cömertlik. jelatin. i. gen. genelleme.. -in halindeki. bak. eli aç ık. s.gee geese Geiger Geiger counter geisha gel gelatin gelatine geld gelding gem Gemini gemstone gendarme gender gene genealogy general General Agreement on Tariffs and Trade general election general of the army general practice general practitioner general practitioner general staff general strike generalisation generalise generality generalization generalize generally generate generation generation gap generator generic generosity generous genesis genetic genetics genial genital genitals genitive genius ünlem 1.. genelleme.

i. yumuşaklık. 1. geodezik. jeopolitik. biyol. 2. 3. jenosit. kantaron. yumu şak ve nazik bir şekilde. 1. k ızamıkçık. 2. mikrop. k. i.ra (cen´ırı) i. çoş f. 3. 1. s. 1. esi. bot. meyli çok az (yokuş). i. Gürcü. 2. i. samimi. efendice. .men (cen´tılmîn) i. i. nezaket.. i. geodeziyle ilgili. i. Musevi olmayan. coğrafya.. Almanya.e. s. i.. yerme s. antiseptik. kurtluca. i. centilmence.. e uzambilgisi. s. sardunya. bak.. coğrafyacı. s. geriatrik. centilmene i. yerme şesi. bot. 2. çoğ. geometri. efendi. genom. tohumun özü. jeofizik. i. i. gen. i. 2. i. gerbera.genocide genome genre gent genteel gentian gentile gentle gentleman gentlemanly gentleness gently gentry genuflect genuflection genuine genus geodesic geodesic dome geodesy geographer geographic geographical geography geologic geological geologist geology geometric geometry geophysics geopolitics georgette Georgia Georgian geranium Gerber Gerber daisy geriatric geriatrics germ German German measles germander germane Germany germicide i. hafifçe (esen).. hafif (rüzgâr/yağmur). tarz. 2. Gürcüce. gentleman´s/gentlemen´s agreement yak centilmenlik anla şması. jeoloji. geodezik kubbe. geodezi. bak. yerbilimsel. ba şlangıç. i. ışan.. tohum. biyol. efendilik/kibarlık taslayan. Hrist. s. geometrik. s. centiyana. soyk ırım. centilmen. Alman. i. 2. i. geological. jeriyatrik. dalakotu. yavaşça (yükselen yoku ğ).tle. 2.. hakiki. i. Musevi olmayan kimse. coğrafya uzmanı. jeolog. içten gelen. yerbilim. s. s. bot. i. (to) ş (ile) i. s. uzambilgisel: geometric figure geometrik şekil. jeriyatri. yerpalamudu.. centiyan. şçarpanlı: geometric series geometrik seri. i. s. i. gen. coğrafi. çoğ. i. s.. gerçek. (birkaç türden meydana gelen) cins. geriatri.ilgili. yerpalamudu. 1. adam. geometrik. Gürcistan. . i. 1. i. i. i. bot. jeolojik. jeodezik. s. jorjet. z. dili erkek. s. nevi. mikrop öldürücü. 1. s. jeodezi. sosyal statüsü iyi olanlar. içten.. (özellikle ibadet ederken) diz çökme.. tür. 3. Almanca. 3. geographical. (ibadette) diz çökmek. 1. yumu şak ve nazik.

jest. f. dayak yemek.. 4. seyahat etmek. (çok ilginç/güzel/tuhaf birine veya bir şeye) bakmak.). el/kol/ba ş hareketi. dili acele etmek. dili 1. ge ştalt. get across get after get ahead get ahead get along in/on in/up in years get along with get along/on get an erection get around get around to get at get away get away with f. Bunu yanına . 2. zarar vermek. dili acele etmek. 1. (got. ın almak. ima etmek. dili darbe yemek: She got a bang on her head. dili kendini bir şey zannetmek. ç ıkmak. dili dalga geçerek birini k ızdırmak. kazanmak. me 1. 1. -den bir nefes çekmek. el/kol/ba ş hareketi.o. dili birinin bamteline dokunup a ğzını açtırmak. kendini bir 3. yürümek. el/kol/baş hareketi yapmak. --ting) 1. 2. i. Zorla elde sat nı belaya sokmak.s. çok gezmek. anlatmak. şmak. dili bir kad ını hamile bırakmak. -in penisi beton olmak/dikelmek. Ba ılmak. acele etmek. -e vakit erişmek. (üzüntüden) -in bo 1. ile anla şmak. dili çok duygulanmak. I won´t let him get away with this. gebelik süresi.) into hot water get a bang on get a bang out of get a fright get a good press get a grasp on o. 1. dilb. ele geçirmek: He got it with difficulty. (tohum) çimlenmek. 2. şımarmak. çıkışmak. kendine gelmek. (bir hastalıktan sonra yeniden) çıkıp şmak. 3. (bir şeyi) yapmak: When will you get around to answering my vakit ay p mektubuma cevap yazacaks ın? letter? Ne zaman ayırı2. 1. istedi paylamak. f. idare etmek. 1. (seçim bölgesini) bir siyasi partinin ç ıkarlarına uygun düşecek şekilde ayarlamak. 2. of (rakibi) geçmek. i. ırıpkurtulmak. kaçmak.germinate germination gerrymander gerund gestalt gestation gesticulate gesticulation gesture Gesundheit get get (s. kötülük etmek. (bir şeyle) 1. bir yol bulup -den bir yol bulup (birini) atlatmak. (a part of one´s body) k. aç ıklamak: He couldn´t get his point across. i. 4. başlamak. gebelik. Ne demek ğini anlatamad ı. What he said obviously didn´t get across to them. -e bitmek. gezmek. şına darbe yedi. güzel davranış. argo -e göz atmak. almak. 1. (tohumu) çimlendirmek. jest şayın! (Hapşıran bir kimseye söylenir. k. f. geçinmek. i. 2. (s.o. 3. (tohum) çimlenme. ayr ılıp gitmek.) k. -in kuşu kalkmak/uyanmak.s. k. dili ya şlanmak. k. kendine hâkim olmak. k. Yaptığı yanına kâr kaldı. tasarruf etmek. 2. 1. iş hayatında ilerlemek. jest. (tohumu) çimlendirme. ile geçinmek. 3. -den zevk almak. basında/medyada iyi bir şekilde yansıtılmak. i. el/kol/ba ş hareketleri yapmak. -e ula ş gul olmak. başarılı olmak. k. Her şmek. hareket etmek. çabuk olmak. başı dönmek.ten/got. k. k. para biriktirmek.t. edinmek. jestler yapmak. dili -ebir bay korkmak. k. 2. f. (haber/söylenti) yayılmak. bo ğazı düğümlenmek. ruhb. (birinin) ba şıyakalamak.o. 2. (haber) yay ılmak. k. (çok şeyi) ilginç/güzel/tuhaf bir ğaz ı düdinlemek. 4.. dili (yap ılan iş) yanına kâr kalmak: He´s gotten away with it. jest. 2. (maddi aç ıdan) daha iyi bir duruma girmek. get a sniff of get a swelled head get a whipping get a woman into trouble get about get above o. jestler yapma. 1. k. (zaman/yaş) ilerlemek. gitmek. 2. dola şey sanmak. demek istemek. gitmek: I´m getting along just fine. i. elde etmek. 2. ünlem Çok yayapmak. 3. get a hard-on get a hustle on get a kick out of get a load of get a load of get a lump in one´s throat get a lump in one´s throat get a move on get a move on get a rise out of s. fiilden türetilen isim. (belirli bir şekilde) olmak. got. ğümlenmek. get a rise out of s. kastetmek. penisi sertle 1.

(arabaya) binmek. eteği ğına dolaşmak. (bir şeyi) durumu kurtaracak yapmak: I can get by this year with these lamak. dili (birinin) arkada şlığını kazanmak. dili (gayretle) ba şkadar ak şam olmak. 2. (birinin) gözüne girmek. get it together get loose get lost get no credit for get o. k. kızdırmak: Don´t get him going! Onu ba şlatma! 1. 2. kızmak. dili meselenin esaslar ını ele almak. iyile (bir yerde) saplan ıp kalmak. k. k.s. geçmek. a ğır bir darbe yemek. 2. ciddi olarak işe koyulmak. in a fix get off k. k.get away with murder get back at s. dili bir işe başlangıçta katılmak. dili -den öç almak. dili birine bir şeyi ödetmek.. dili 1. 1. yaramazlık etmek. bak. gününü görmek: We´re going to get it now! Şimdi ık belaya! çatt k. k. şmek. (bir işin) gerisinde kalmak: He´s gotten behind in his payments. ba şından ayrılmayarak -i rahatsız etmek. ile idare etmek. ne yapmak istedi ğine karar verip ona göre yaşamak. for s.. 2. dili 1. (bir yere) girmek/gelmek/gitmek. birinden bir şeyin öcünü almak. ne oldu şğ emek. dili 1. k.´s hair get in through/by the back door get in with get into a predicament get into a scrape get into mischief get into one´s stride/hit one´s stride get into the swing of things get into trouble get it get it in the neck get it into one´s head that . k. 3. arkada İng. –– with a fever He is down with a fever. (bir işte) gecikmek. 2. asıl işi ele almak. k. (birini) bulmak. gereksiz yere tela şlanmak/heyecanlanmak. dili as ıl konuya geçmek. kaçmak. 1.o. k. dili -e musallat olmak. sıkıya gelmek. al k. fırçayı yemek. Ödemelerinde gecikti. 1. get behind in get better get bogged down in get by get cracking get dark get down off one´s high horse get down to get down to brass tacks get down to brass tacks get down to brass tacks/get down to business get down to work get even with get even with get going get hold of get hot get in get in a state get in a stew get in a tizzy get in good with get in on the ground floor get in one´s hair get in one´s two cents worth get in one´s way get in s. ba şı belaya girmek. (gayretle) ba şlamak. dili as ıl işe gelmek/bakmak. gev yolunu kaybetmek. 1. k. k. dili tela şa/endişeye düşmek. ile geçirmek. aya k. belaya çatmak. 3. 2. dili (bir işe) bakmak/başlamak. They´ve gotten behind in their work. k. k. dili bir kötülü ğün cezasını çekmemek. couthed up get o. k. başlatmak. k. 1. dili kibiri b ırakmak. dili işlere alışmak. kibirli davranmaktan vazgeçmek. k. from (i şten) izin almak. ısınmak. kendini zor bir duruma sokmak. hava kararmak.t. . k. dili. dili 1. k. dili bir işin havasına girmek. hayatın unu kavramak. eli ayağı dolaşmak. 2. dili -e torpille girmek. -in i şlerini aksatmak. -i kafas ına koymak. put in one´s two cents worth. inmek.o. Onun o i şteki rolü hiç dikkate ınmad ı. ile atlatmak. 2. asıl meseleye gelmek. -i eline geçirmek. k. with -in şldili ığın ı kazanmak. (birini) cezadan kurtarmak: How can we get him off? Onu cezadan nas ıl kurtarabiliriz? 4. dili süslenip püslenmek. dili -e engel olmak. Ate -den intikam almak. zor duruma dü şmek. birini rahats ız etmek. k.. k. 2. şten yatağa düşmüş. çok endişeli/heyecanlı/sinirli bir hale girmek. dili zılgıt yemek. k.s. He got no credit for what he had done. paçayı kurtarmak. dili (birinin) gözüne girmek. öfkelenmek. alabandayı yemek.

o. (bir işle) meşgul olmak. idare edilememek.. (bir işi) ele almak. uyan ık olmak. dili hafif bir cezayla veya cezas ız olarak kurtulmak. 1.´s back vazgeçmek. dili birini (zor bir durumdan) kurtarmak. üstünden geçmek. k. k. 2. k.o. ortadan kald ırmak. dili ba şlangıçta birini kızdırmak. dili birini rahat b ırakmak. dili 1. (taşıta) binmek. savdın? did you get rid-i of them? Onlar bertaraf -i yok etmek. birini devred ışı etmek.k. dili hazırlıklarını yapmak. -i yakalamak. korkmak. ç ıkmak. Dikkat et!/Akl ını başına topla!/Kendine gel!/Uyan! 2. aklını başına toplamak. dili birçok kişinin yaptığı bir şeye katılmak.t. İng. birinin sinirine dokunmak.o. dili dikkat etmek. k. Defol! 1. 3. 3. k ızdırmak.) (ilk kez yorulup soluğu kesildikten sonra) soluklanıp tekrar eski formunu kazanmak. dili birini k ızdırmak.o. (bir hastal ık) geçmek: Have you gotten over your cold? Nezlen geçti mi? 3.o.t. under one´s thumb get s.b. 1. k.o. k. out of the way get s. k. Hep onun istediği olur. sinirlenmek. dili heyecanlanmak. 1. -i sinir etmek. dili 1. dili 1. k. get one´s second wind get one´s back up get one´s ducks in a row get one´s feet wet get one´s goat get one´s hands on get one´s knickers in a twist get one´s knickers in a twist get one´s money´s worth get one´s number get one´s way get one´s wind up get one´s wits about one get onto get oriented get out get out of a scrape get out of debt get out of hand Get out! get over get ready for get rid of get rid of get s. k. 2.o. etkisiz hale getirmek. off the hook get s. denemek. dili birini istediği gibi idare etmek/kullanmak. birinin gözüne girmek. (bir işe) bakmak. k. yakayı kurtarmak. wrong k. -i defetmek/kovmak: How ı nasıl-iba şından etmek.. k. 2. dili ba şarılı bir şekilde başlamak. 2. get off the ground get off easy get off the ground get on get on one´s nerves get on one´s nerves get on s. dili birini süsleyip püslemek. dili birinin moralini bozmak. into trouble get s. birini kenara çekmek. k. k. -den kurtulmak. -i eline geçirmek. Birbiriyle iyi geçiniyorlar. in shape get s.o. over a barrel get s. get off s. dikkatli olmak.o. dili sinirlendirmek. (bir konuya) girmek. dili toparlan ıp yeniden gayrete k.o. dili endişeye/telaşa kapılmak. geçinmek: They get on well. 2. couthed up get s. k.o./s. 1. dili ödenen paran ın karşılığında iyi mal almak: You get your money´s in paranın karşılığında iyi mal worth that store. dili birini rahat b ırakmak. -i ba şından savmak/atmak. birini azarlamaktan/eleştirmekten get off s. (biriyle) temasa ışmak/intibak etmek. -e sahip olmak. 2.´s good side get on the ball get on the bandwagon Get on the stick! get on the wrong side of s. get off on the wrong foot with s. k. dili ba şlamak. dili in birinin ne menem biri olduödedi istediğini yaptırmak: She always gets her way. bir yere/çevreye 1. birinin ba şını belaya sokmak. . 4.o./s. (bir üzüntüyü) unutmak. k.o. yayımlamak. k. korkuya kap ılmak. O dükkânda ğunu ğ anlamak. (uçak) havalanmak. 2. çığırından çıkmak. k. İng. 2. k.´s tail 1. k. ( şaşırtıcı bir olaya) için/-e hazırlanmak. (bir i ş) başlamak.o. birini/bir şeyi yanlış anlamak. dili öfkelenmek. dili birini kö şeye sıkıştırmak. k. al (bir konudan) bahsetmeye ba şlamak. borçtan kurtulmak. Çabuk ol! k. azarlamak. down get s. beladan kurtulmak. ucuz kurtulmak. (koşucu v. 2. (for) birini/bir şeyi hazırlamak. çıkarmak.

dili -den kurtulmak.t.o. 2.. across to s. right get s. soğuk bir karşılık görmek: got the brush off from her. k. k. 1.t. get the message/get the picture get the nod get the push get the red carpet treatment get the runaround get the sack get the sack get the shaft get the shakes k. out of one´s system get s. .t. -in havas ına girmek. argo anlamak. titreme nöbetine tutulmak. işleri başlatmak. dili efkârlanmak. off one´s chest get s. over get s. çakmak. yılan sokmak.t. by heart get s. kenara çekmek. k. bir şeyi bitirmek. dili so ğuk bir davranışla karşılaşmak: I got the cold shoulder. do ş eyi anlamak/kafas ı almak: Why can´t you get this through your bir ıyor? head? Kafan bunu alm birineniçin anlatmak. Onun hakk -in esas ını kavramak. dili derdini dökmek. k.t. sinirli olmak. işten ıkar ılmak. (birinin) vücudu bir şeyi atmak: You´ll get this poison out of your system in twenty-four hours.get s. argo sepetlenmek. 2. izin almak. through s. (bir yeri) bir düzene/düzenli bir hale sokmak. Yirmi dört saat içinde vücudun bu zehri atar. i tersinden yapmak. Bunu tam im gibi yapam ıyorum. dili ba şlamak. dili bir şeyi birine anlatabilmek.t.t. soğuk bir karşılık almak. dili -den kurtulmak. kap ı dışarı edilmek. him. dili titremeye ba şlamak. dili birIiş k. dili (bir şeye) kızmak. k. -e alışmak. bir şeyi bitirmek. You´ve right this time! BuŞkez istedi eyi doğ ru anlamak: Have yougot gotitthis straight now? imdi bunu 1. get s. kar uk bir şekilde karşılanmak. -i alt etmek.t.´s goat get s. 1. bir şeyi ezberlemek. bir şeyi yapıp bitirmek. -i alt etmek. bir ş eyi birinin kafasına sokmak: He can´t get bir şeyi this through her head. through one´s head get s. üstün olmak.o. dili işten/okuldan atılmak. -i kavramak. korku duymak. k. ç k. hazırlanmak. birğş ğ ru anlad ı n m ı ? 2. dili biri hakk ında elinde kuvvetli deliller olmak: We´ve got the goods on ında elimizde kuvvetli deliller var. -in usulünü ö ğrenmek. dili ya ğmura yakalanmak. straight get s. dili içini dökmek. k. sepetlenmek. 1.´s head get set get shot of get showered on get shut of get snakebit get steamed up about get the ax get the ball rolling get the best of get the better of get the better of/get the best of get the blues get the boot get the brush off get the cart before the horse get the cold shoulder get the cold shoulder get the feel of get the feel of get the goods on s.o. k. dili işten atılmak. Bana so ğuk davrandı. k. -den kazançlı ıkmak.t. sinirlenmek. -i anlamak. ç k. k.t. dili şatafatlı bir şekilde karşılanıp ağırlanmak. içini dökmek/bo şaltmak. -i yenmek. bir şeyi tam istenilen şekilde yapmak: I can´t get this right.o. k. sepetlenmek. Bana şı so ğuktu.t. k. seçilmek.t. get the hang of get the hang of get the jitters get the jump on get the jump on s. argo 1. dili -den önce davranmak. kıçına tekmeyi yemek. out of the way get s. k. argo (birinin) can ı yanmak. sepetlenmek. dili birinden önce davranarak avantajl ı duruma girmek. bir şeyi bir şeyi bitirmek. İng. soğ -e alışmak. k. off one´s chest get s.o. k. 2. Bunu onun kafas ına sokamıyor. k. k. k. argo kaçamak cevap almak. dili birini sinir etmek/k ızdırmak. dili işten kovulmak. -i yenmek. dili sepetlenmek/işten atılmak. -in s ırtını yere getirmek. dili (from) so ğuk bir davranışla/sözle kovulmak. galip gelmek. over with get s.

getup geyser Ghana Ghanaian ghastly ghazi gherkin ghetto ghost i.o. lazım olmak. (on) maya varmak. sadede gelmek.t. Ganalı. get the upper hand dizginleri ele geçirmek. 1. (Mastarla ılır.o. -i duymak.´s skin get up get up on one´s soapbox get up on the wrong side of the bed get up the nerve to get what´s coming to one get what´s coming to one get wind of get wind of get wise get wise to get with it get worse get/catch a whiff of get/go to sleep get/have cold feet get/have one´s way get/have s. through Bugün kar yüzünden buraya hiçbir otobüs şey anlatmak: I can´t get through to her. kararsızlığa kapılmak. k. i. mutabık kalmak. k. gayzer. dili tereddüde dü şmek. (bir şeyin) özünü finale kalmak -in özüne inmek. dili (-in) fark ına varmak. dili payına pek az bir şey düşmek. En kötü pay banaiş dü şlamak. 1. (to) k. -e birtoday. uyumak. dili berbat. gelmek (Mecazen daha kötü olmak. 4. 2. 2. 2. Konu şmaya başladılar./s. -i ö ğrenmek. dili ba get the show on the road ı galip gelmek.kullan Nihayet anladı 2. çok kötü. alt edilmek. 2.k. şart ımak. 1. hortlak. işe başlamak: Get to work! Haydi. 2. k. 2. out of one´s mind birini/bir şeyi aklından çıkarmak/unutmak. hazırlamak. k. üstün ç kmak. düzenlemek. birinin ne mal oldu ğunu öğrenmek/anlamak. -den kazançlı çıkmamak. 2. -e ula şmak: Owing to the snow no buses have gotten ı. leri başlatmak. asıl sebebini (işin) kökenine inmek. (bir şey yapmak için) cesaretini toplamak. -i k ızdırmak. aya ğa kalkmak. dili en az be ğenilen şey birine düşmek: I got the short end of the stick. -in esas anlam ını kavramak. -i tangot (meselenin) özünü ö ğrenmek: How can we get to the bottom of this? Bu ğrenebiliriz? meselenin nas ıl öbulmak. yataktan kalkmak.o. sokmak: She got herself up as a mouse.): 1. ştü. s. 2. kılık. biriktirmek. s. yenilmek. (çoğ. kornişon. (to) -e varmak.it´s dili finally ba şlamak They to talking. (bir durumun) ne olduğunu (bir durumun) ne kendine oldu ğunun k. (birinin) ne yaptığını çakmak. müstahakk ını bulmak. Gana´ya özgü. (havagazıyla/doğalgazla çalışan) şofben. i. i. (birini) (belirliçekmeye bir k ıyafete) k. k. hak ettiği cezayı yemek. farkına varmak. Gana. dili (birinin) ne yapt ığının farkına varmak. kaynaç.kafas -e varmak/gelmek. toplamak. hayalet. 3. dili uyanmak. 1. get the short end of the stick/of it k. dili nutuk ba şlamak. k ıyafet. dili ters taraf ından kalkmak. beti benzi atm ış. ba kendi istediğini yaptırmak.´s number 1. iş başına! 1. bir araya gelmek. i. şüpheler duymaya şlamak. get/put s. get the upper hand 1. dili -denır! haber almak. Gana. 1.söylenir. get the worst of get the short end of the stick get through get through to get to get to know get to the bottom of get to the bottom of get to the finals/make it to the finals get to the heart of get to the point get to work get together get under one´s skin get under s. İng. -den haberdar olmak. dili birinin sinirine dokunmak. bulu şmak. -i duymak. adaylık seçimlerini kazanmak. gerekmek. i. 3. -in kokusunu duymak. --s/--es) getto. Ganalı. gazi. 3. öne geçmek. (üzerinde) anla -i ş sinir etmek. cezasını bulmak. get/win the nomination i. k. 3. korkunç. ına girmek: I think gotten throughbirlikte to him. Ona bir varamad şey anlatamam.). i. k. s ırtı yere getirilmek. . layığını bulmak: She got what was coming to her! Müstahakt k.

i. k ızıl (saç). kocaman. f. hoppa. f. başkumandanlık karargâhı. i. Cebelitarık. s. i. terkedilmiş yerleşim yeri. paçaları sıvamak. 2. i. . alay etmek. solungaç. (kümes hayvanlarından elde edilen) sakatat. --ning) (pamuğu) çırçırdan geçirmek. 1. 2. zencefil. zürafa. s. terelelli. i. i. (--ned. -i takmak. i. 1. bak. ginko. bir diğerinin hesabına ve onun ismi altında kitap yazan kimse. pekmezli kurabiye. f. i. i. merkez. yaldız. numara. kıkır kıkır gülmek. f. Allah vergisi. kolları sıvamak. dili Amerikan askeri/eri. i. s. f. çevrelemek. çoğ. gypsy. 1. dokunaklı/incitici söz.. Cebelitarık´a özgü. 2. kocaman. gulyabani. cin (içki). s.´ni) kuşanmak. 1. k. Cebelitar ıklı. 2. i. i. (zor bir işe) hazırlanmak. 2. yetenekli. ginseng. s. arma ğan. bak. Amerikan erlerine özgü. istidat. havai. dev gibi. i. s. dev. konuşmaya benzeyen anlamsız sesler çıkarmak. terelellilik. i.o. darağacı. çırçır (makine). birine (bir şeyi) vermek/bahşetmek. i. yaldız. k ızsaçı.. 1. General Headquarters 1. guild. i.. gâvur. s. dev gibi. kıkırdama.. with gird one´s loins gird one´s loins gird s. 2.s. hoppalık. Cebelitarıklı. bak. i. zencefilli. bak. potrel. (--ed/gilt) yald ızlamak. baş dönmesi. 2. i. baş döndürücü (yükseklik veya dönme hareketi). yald ızlı. hediye. -i tak ınmak. z. s. gild. 2. i. 2. korse. ask. i. i. i. trük. (on) (kılıç v. Cebelitar ık. Gypsy. 1. pekmezli kek. zencefilli. i. i. zencefilli gazoz.b. i.. f. putrel. i. i. k ıkırdamak. -i kuşanmak. istidatlı. i. ku şak. konuşmaya benzeyen anlamsız sesler. i.s. çizgili/damalı pamuklu kumaş. for gird o. with girder girdle ölü kent. k ıs. ku şatmak. i. büyük bir dikkatle. havailik. (--ed/girt) 1.ghost town ghostwriter ghoul GHQ GI giant giaour gibber gibberish gibbet gibe giblets Gibraltar Gibraltarian giddiness giddy gift gifted gigantic giggle gigolo gild gild gilding gill gilt gimmick gin gin ginger ginger ale gingerbread gingerly gingham ginkgo ginseng Gipsy gipsy giraffe gird gird o. 1. kemer. dokunaklı/incitici söz söylemek. alet. f. yetenek. idare merkezi. i. i.. jigolo. kendini -e iyice hazırlamak.

i. öfke v. 1. k ız arkadaş. esneklik. give in give in to temptation/yield to temptation give it one´s best shot give no leg to stand on give notice give o. burnu havada olmak. Ona sevgilerimi söyle! Ona benden selam söyle. (semere ait) kolan. f. 2. çevre ölçüsü. tutunacak bir dal b ırakmamak. (çocuk/yavru) do ğurmak. çok yorulmak. It gave him a shock. incitmek. gizmo. bir gözünü patlatmak. elinden geleni yapmak. önemli haberleri özet halinde vermek. esas anlam. Varlığı ona mutluluk veriyor. -i bilemek. 1. vermek. give an edge to give away give back give back give birth to give birth to give chase give credence to give ear to Give her my love! Give her my regards. dar ıltmak. ç ıkarmak: Plants give off oxygen. kendisi hakk ında hesap vermek. iade etmek. kabul etmek. -i tercih etmek. 2.s. geri vermek. 2. -e yol açmak. 3. -e kulak vermek. Kendine dü şen işi iyi yapmak anlamına gelir: He gave a good account of himself on the battlefield today. s. . kovalamaya lamak. i. i. dili kız arkadaş. bak. meydana getirmek. çevre: The tree´s girth was ninety centimeters. ana fikir. -i k ızdırmak. buhar v. (keyif. gücendirmek. şeytana uymak.s. teslim olmak. give a play give a roundup of the news give a slip give a wide berth to give affront to give an account of o. çalım satmak. k ız izci.s. -i dinlemek. 1. i. kızlık. bel ölçüsü. -e gıcık vermek. (gave. 2. k ız gibi. 2. ele vermek. k ız izci. k.´ni) artırmak. sinirlendirmek. gücendirmek. kız izci. Köpe geri vermek. hediye olarak vermek. -in dizginini salıvermek.b.´ni) yaymak. -i gıcıklamak. in order of priorities önem sırasına göre.. -e sebebiyet vermek. Onu şoke etti. dili s ıvışarak birinin elinden kurtulmak. -e öncelik tan ımak. 2. ğini birine hediye etti.girl girl friend girl guide girl scout girl scout girlhood girlish girth gismo gist give give give a good account of o. kızlara özgü.b. bir piyes oynamak. bitmek. (koku. airs give o. (av köpe ği) avın kokusunu alıp peşine düşmek. 1. doğurmak. k. bel. -den kaç ınmaya dikkat etmek. i. 2. sebep olmak: Her presence gives him pleasure. -i başıboş bırakmak. Bitkiler havaya oksijen verir. 1. 1. İng. (iştahı) açmak. -i gücendirmek. Bugün iyi sava ştı. hediye etmek: She gave her dog away. airs give off give offense give offense give one a black eye give one a tickle in one´s throat give out give preference to give priority to give rein to give rise to i.en) 1. A ğacın çevresi doksan santimetreydi. baş -e inanmak. k ız. -i doğurmak. razı olmak. 1. ba şlıca fikirler. bildirmek. 2.s. k ızlık çağı. giv.

o. a ring give s. birine s ığınma hakkı tanımak. birinin penisini a ğızla uyarmak. a warm welcome give s.o.o. 2.o. 1. birine çullanmak. k. birini irkiltmek. k. birine hastalığını bulaştırmak/geçirmek: Don´t give me your cold! Nezleni tırma! bana bula birine sözşvermek.o. dili birinin kötü/olumsuz bir şey yapmadığını farzetmek. birini yıkamak. k. birini âdeta kapı dışarı etmek.o. birini serbest b ırakmak. birine zevk/haz/keyif vermek.o.o. 1. 2. birinin kıçına tekmeyi çıkarmak. shelter give s. a break give s. custody of give s.o. a hard time give s.o. -i meydana getirmek. a piece of one´s mind give s. dili İşleri birine telefon etmek. birini kendi haline bırakmak. a hand give s. birine adamakıllı bir zılgıt vermek. birinin k ıçına şaplak atmak. saksofon çalmak. (bir şeyden dolayı) birini takdir etmek. (birinin) arabas ının motorunu çalıştırmak.o. a blessing out give s. dili 1. birini alk ışlamak. argo birini sepetlemek. the bum´s rush -e yol açmak. birini korkutmak. -in hakk ını vermek. dili birine rü şvet vermek. a round of applause give s.o. ştırmak. a fright give s. dili birine a ğzına geleni söylemek.o.o. pol. a scare give s. k. dili birini fena halde ha şlamak. a cold welcome give s. k. 2.o.o. a raw deal give s. birine aman vermemek. birini alkışlamak. k. the boot give s. his due give s. pleasure give s. birine adaletli/dürüst bir şekilde davranmak.o.o. birini pişman ettirmek. birinin saç ını şampuanla yıkamak.o. biriniçok arabas birinin ağzının payını vermek.give rise to give s. birine haks ızlık etmek.o.o. a piece of one´s mind give s.o..o. birini u ğra ına almak.o.o. birini gıdıklamak. dili birinin ba şını döndürmek. one´s word give s. dili birine sapartayı çekmek/vermek.o. birini soğuk karşılamak. birine verip veriştirmek.o.o. atmak.o. birine verip veriştirmek. 1. a free hand give s. a bath give s. birini şımartmak. a fair shake give s. no quarter give s.o. a belt on give s. k. a spanking give s.o. the bird give s. 2.o. the benefit of the doubt give s. birini (at/bisiklet/araba ile) götürmek: Will you give me a ride to Bursa? Beni Bursa´ya kadar götürür müsünüz? He is riding high. birine bir f ırsat vermek/bir şans tanımak. k. money under the table give s. birine (birinin) vesayetini vermek.o.o. asylum give s. the bum´s rush give s. k. a ride give s. k.o. a start in life give s.o. k. işten İ ng.o. birini korumak. . birini korkutmak. credit for give s.o. k. credit for give s.o. one´s illness give s. a swelled head give s.o. a sporting chance give s. birini nezaket ve içtenlikle kar şılamak. birine geniş yetki vermek. birine haks ızlık etmemek.o.o.o. birinin hayata atılmasını sağlamak. rope give s. dili birine kazanma imkân ı tanımak. birinin düşünmesine yol açmak.o. -e neden olmak. birini kap ı dışarı etmek.o. a blowjob give s.o. a start give s. a lift give s. hell give s. pause give s. supet/süpet yapmak. birini dili birini yaka paça çıkarmak. dili el işaretiyle birine ´´Siktir!´´ demek. dili birini yaka paça etmek/götürmek. k. birine yard ım etmek. (alay/tenkit etmek için) biriyle u ğraşmak. birini düşündürmek. a tickle give s. a shampoo give s. dili birine yumruk indirmek.

birinin tüylerini ürpertmek. the cold shoulder give s. dili birini işten atmak. -in yalan/yanlış olduğunu göstermek. 1. vazgeçmek. the willies give s.t. 1. give s. what for give s. bear witness. k.o. dili bir şeyi denemek: Give it a whirl! Onu bir dene! bir şey üzerinde düşünmek. birinin tüylerini ürpertmek.t. birini tepeden tırnağa süzmek. 2. birine so ğuk davranmak. bir şeyi ön plana çıkarmak. the jumps give s.t.give s.o.o.o. dili birini sepetlemek/i şten atmak.o.o. to understand s. İng. dili 1. birine ayn ı biçimde karşılık vermek. a lick and a promise give s.o. . 2. birini/bir şeyi denemek. the third degree give s. a stir give s.t.o. -i dile getirmek. the shivers give s. 1. a press give s. birinin canını sıkmak. dili birine misilleme yapmak. şükretmek. 2. -e teselli vermek. -i aklından çıkarmak. the once-over give s.o. 2. (makine/motor) bozulmak. birine bir şeyi ima etmek.t. 1. -i göstermek. tehlike işareti vermek. birinin tüylerini ürpertmek/diken diken etmek./s. birine pas vermek. the come-on give s. bir şeyi yalapşap/yalap şalap yapmak.o. a trial give s.t. the once-over give short notice give solace to give thanks give the alarm give the land a wide berth give the lie to give the start signal give umbrage to give up give up the ghost give up the ghost give up thought of give vent to give voice to give witness çok cömert olmak. birini konu şturmak için işkence yapmak. dili s ıvışarak birinden kaçmak/kurtulmak. the push give s.t.t. the pip k. the sack argo birinin can ını yakmak.t.o. (bir işin yapılması için) çok az zaman vermek. k. 2. one´s consideration give s. the shaft give s. the cold shoulder give s. some thought give s. etrafı şöyle bir düzeltmek. dili bir şeyin kötü/olumsuz bir sonuç vermediğini farzetmek.o. the red carpet treatment k. the glad hand give s. the creeps give s. k. the shirt off one´s back give s.. birinin sinirine dokunmak. son nefesini vermek. spor start vermek. birini sepetlemek. argo birini çok sinirlendirmek. bir şeyi iyice düşünmek. birini sıkı bir sorguya çekmek. the glad eye give s.o. İng. birine davetkâr bir bak ış yöneltmek. -i ifade etmek.o.o.o. k. k. the slip give s.o. a whirl give s. bir şeyi çabucak/şöyle bir ütülemek. -i anlatmak. birini ha şlamak. prominence give s.o. pes etmek. birine zılgıt vermek.t. ölmek. tit for tat give s. give s. bir şeyi karıştırmak: Give that stew a stir! O güveci bir karıştır! bir şeyi çalkalayarak döndürmek. give s. the benefit of the doubt give s. k.t. ölmek. sahte bir s ıcaklıkla el sıkmak/selam vermek.o. karadan çok uzakta bulunmak. -e pas vermek. dili birine so ğuk davranmak. 1. a swirl give s. dili birini şatafatlı bir şekilde karşılayıp ağırlamak. k.o. 1. bir şeyi gözden geçirmek. -i gücendirmek.o.t. 2. 2. -i belli etmek. birinin tüylerini diken diken etmek. birine dayak atmak. (makine/motor) bozulmak. son nefesini vermek. bak. -i teselli etmek. give s.o. birinin tepesini att ırmak.

f. -i camla kapatmak. çok so ğuk. glamorous. bardak dolusu. s. dili.. -i sıyırıp geçmek. memnun: He was glad to see us. romantik bir çekicilik. cam gibi. durgun ve par ıldayan (deniz. f. bak. f. 2. çoğ. İng. give. 2. İng. i. glamorize. 1. i. bez. . belirli. i. 2. romantik bir çekiciliği olan. ştırıcı par . üfleyerek cam ve şişe yapan kimse. 2. camlamak. memnuniyet. gözlük çerçevesi. f. bak ış. elmastıraş. bot. i. 1. i. memnuniyetle. (--der. i. 4. buz gibi. Onu memnuniyetle yapar ım. i. iyito giysiler. gudde. s. i. glamor. s. I´m glad to meet you. i. s. sahte bir s ıcaklıkla el sıkmak/selam vermek.li (glädiyo´lay) i. 2. zücaciye. 1. küçük isim. a helping hand give/make a speech give-and-take given given name gizmo gizzard glacial glacier glad glad glad rags glad rags glad to meet you gladden glade glad-hand gladiator gladiolus gladly gladness glamor glamorise glamorize glamorous glamour glamourise glamourize glamourous glance glance off gland glare glaring glass glass glass cutter glass in glass wool glassblower glasses glasses frames glassful glasshouse glassware glassworks glassy birine yard ım elini uzatmak. sera. a water glass su ğı . bak. i. k. ters göz şt ırıcıılt . barda f. gözlük. ters bakış. cam fabrikas ı.o. Bizi gördü ğüne sevindi.. i. i.. kuzgunkılıcı. alet. gladiolus. s. katı. ıklar. 1. z. 1. cam yünü. at -e ters ters bakmak.). i. 2. bardak: a glass of water bir bardak su. s. İng. aygıt. cam takmak. buzul. be en glad do it. i. i. dili süslü giysiler.. dili kar şılıklı özveri. ta şlık.i. at -e göz atmak. 1. biyol. i.b. cam. orman içindeki aç ık alan. 1.. bayramlI´ll k. İng.. çok parlak. Tan ıştığımıza memnun oldum. İng. 2. bak. karşılıklı fedakârlık.. s. cam fabrikas ı. 2. glad.çiğ (renk). ı2. 3.kama göz kama ters bakan. f. bak. donuk (bak ış). k. f.o. f. bak. çoğ. f.. bak. göl v. buzullara ait: glacial lake buzul gölü.. romantik ve çekici bir şekilde tarif etmek.. i. çok göze çarpan.. 3. gladyatör. romantik ve çekici bir hava vermek.. beze. glamorize..give/lend s. i. sevindirmek. elmas. i. göz kama ştıracak bir şekilde parlamak.. 1. İng. --dest) mutlu. anat. bak.. muayyen. veri. glamorize. şaka mide. i. 1. i. f. glayöl. bir konu şma yapmak..

2. 2. topak. sık sık dünyay i. (kor) parlamak. 2. 2. -e çok i. parıldamak. i. loş. (birinin başarısızlığını) zevkle seyretmek. Armutları tıka -i t basa yediler. övünmek. görkem. i. f. tüm dünyayı kapsayan/ilgilendiren. f. 2. donukla i. (--ted. 2. 2. parıldamak. i. i. with/on glut the market with glutinous glutton i. i. 2. somurtuk. hafif pırıltı.glaucoma glaze glazier gleam glean glee glee club gleeful glen glib glide glider gliding glimmer glimpse glint glisten glitter gloat glob global globe globe-trotter gloom gloomy glorification glorify glorious glory gloss gloss glossary glossy glove glove compartment glow glower glowworm gloxinia glucose glue glum glut glut o. --mest) 1. azar azar (bilgi) toplamak. pırıldamak. 1. 1. (seramikte) sır. (bakış) şmak. yuvarlak. yorum. f. 2. (lamba için) karpuz. 1. f. f. s. Piyasa şalgama ğ f. aç i. 1. 3. loşluk. “Oh olsun!” demek. ı (aşırı miktarda mala) boğmak: He glutted the market with piyasay muza boış ğdu. i.. i. ters ters bakmak. parlamak. s. 1. ı ters bakgibi i. 1. hasattan sonra (tarladaki) ekinleri toplamak. çok şerefli. i. hüzün. . yüceltme. yüceltmek. (--mer. cerbezeli. 2. 2. aşırı miktar: There´s a glut of turnips on the market. medarı iftihar. anlık bakış. muhte ve şeref. over yanl . pırıldamak. glikoz. s. ı dolaş an kimse. 2. f. hasattan sonra ekin toplamak. neşe. (yüzü/yanakları) f. i. karasu. bananas. kısa bakış. kasvet veren. şem. i. pırıldamak. planörcülük. f. s. f. (pencereye) cam takmak. s. (birini/bir şeyi) bir an için görmek. pırıltı. ık. süzülerek gitme. Piyasayı ış yap . 1. f. tıb. 1. kolaya kaçan ve içtenliksiz (cevap/söz). f. hamdederek (Allah ı) yüceltmek. yap i. s. ka basa yemek: They glutted themselves on pears. kasvetli. parlakl2. süzülerek gitmek. damla. 3. --ting) bo ıuldu. parlıyordu. 1.ile 2. yerküreyi simgeleyen model. hafifçe p ırıldamak. gloksinya. küre. yeryuvarı. glokom. i. i. hamdederek (Allah ı) yüceltme. harikulade. koro. 1. 2. tutkala benzer. 1. karanlık. karanlık. kor gibi parlamak: The cat´s eyes glowed in the dark. şan sevinmek. s.s. 1. f. 1. 3. i. zamklamak. küçük vadi. küre. lügatçe. süzülmek. over -den şeytanca bir zevk duymak. i. camc ı. 1. dere. 2. (--ber. f. 1. --best) 1. yuvar. süzülme. yerküre. yüceltilmeye değer. i. eldiven. parıldamak. torpido gözü. yeryuvarla ğı. 2. i. neşe dolu. i. 2. Onun nezaketi sadece bir gösteri şti. pırıltı. parlak. çok sahte bir dış görünüm: Her politeness was merely a i. bot. in 1. i. parıldamak. obur. fevkalade güzel. f. doğru gloss. parıltı. pırıltı. f. ateşböceği. ihtişam.. i. global. 1. 4. 2. pırıldamak. s. aç ıklamak. kasvet. sessizce ve kay ıyormuş gibi gitmek. (seramik nesneleri) s ırlamak. f. zamk. ı klama. aç ıklay(bir ıcı yaz ı ışı eklemek. i. kitab ın sonundaki sözlük bölümü. kta kor Kedinin gözleri karanl ış. as ık suratlı. neşeli. planör. i. hüzünlü. i. f.

tatarc ık. tamam ıyla hemfikir olmak. (hayvan) sürüden ç ıkıp kendi başına gitmek. 2.making up for what you did. Alışverişe ıkt ı. titrersinek. 2. karaya 1. go ape over go around go ashore go astray go at go away go awry go back go back on one´s promise/word go back on one´s word go back on one´s word go back on s. Bu. -e aykırı olmak. çok yararlı olmak: This´ll go a long way towards binmek. (peri masallar ında) cüce. f. kemirmek. 2. Buyur. 3. 3. hiçbir şeyi atlamadan yapmak. son haddine varmak. 1. -e saldı gitmek. yurtdışına gitmek. tiramola etmek. bak. 2. işi) yapmak. birine ihanet etmek. 3. oburluk. (diş) gıcırdatmak. do ğru yoldan sapmak. sürüden ayrılmak. (of) -den önce gitmek.o. sözünden dönmek. boğum boğum. . -i kabul etmek. 1.. 3. esaslı bir ş(bir ekilde tam yapmak. s. sözünden dönmek. sözünden dönmek. (bir şeyin) yeri ç İng. obur. 2. kovalamak. hata rmak. k) çok kişiye bulaşmak. ile birlikte olmak. i. s. (insan) kötü yola sapmak. Greenwich Mean Time.. . Haydi. Devam et! 2. ters gitmek. için deli olmak. yanlış yapmak. (bir şey) çok katkıda bulunmak. ayr ılmak. her naneyisevi yemek. 2. (birinin) tüm isteklerini yerine şmek: They´ve gone all the way. k ıs. 2. gross national product. 1. ıra sende. Onlar yürüyüşe çıktı. ile beraber gitmek. -e ç ıkmak: She´s gone shopping. i. f. Buyur! Devam et! k. sıra: It´s yourfor go. 2. k ıs. yapt ığını affettirmeye bayağı den. sigaran ı iç! 1. i. (bir işi) tamamıyla yapmak. (with) -e devam etmek. devam etmek. (sonuç) -in aleyhinde olmak. gliserin. 2. i. They´ve gone aS walk.bulunmak. cinsel ilişkide 1. dili elinden geleni yapmak.. git! Hadi git. -e kar şı gelmek. 1. of -den önce gitmek. herkese yetmek. -e raz ı olmak. dışarı gitmek. dili -e bayılmak. glycerin. f. (birinin) tabiat karaya oturmak. with ile arkada ş olmak. (yakalamak/almak için) pe şinden gitmek. 3. bir işe başlamak. getirmek. gone) 1. i. (with) 1.gluttonous gluttony glycerin glycerine GMT gnarled gnash gnat gnaw gnome GNP go (the) whole hog go (the) whole hog go go go a long way towards go aboard go about go about a task go abroad go after go against go against the grain go aground go ahead go ahead Go ahead and smoke! Go ahead! Go ahead! go all out go all the way go all the way go along with Go along! Go along. bir işi ele almak. 2. dönmek. (hastalıç ıkmak. 1. gitmek. -e karşı olmak.. ına aykırı olmak. i. 1. (went. k.

Teklif iyi sönmek. Birkaç saat geçti. kar tarihe geçmek. -i elde etmeye çalışmak. ziyan olmak. geçmek: Several hours went by. 1. (bir mesle ğe) girmek. (şiş/sular) inmek. iflas etmek. bozulmak. çılgınca davranmak.b. -in üstüne varmak. ayrıntılara girmek. dili payla şmak. (lastik) şı lanmak: The proposal went down well. boşa gitmek.) suya mek. bozulmak. Yallah! boşa gitmek. (bir iş) için (belirli bir süre) harcanmak: Five years of work mek.o. k. dili benzi atmak. -in ötesine geçmek. ra ğbet görmemek. bırakılmak. tasarı v. çok başarılı olmak. k. -i seçmek. 3. k. boşa gitmek. 2. 1. on go into go into a decline go into a skid go into action go into detail go into details go into effect (yiyecek) bozulmak. k. 4. k. harekete geçmek. (bir şey için) deli olmak. batmak.ş(seviye/kalite) dü şmek. -den ho şlanmak. girmek. çok başarılı olmak.go bad go bad go bail for go bananas go bankrupt go begging go belly-up go berserk go beyond go beyond reason go bust go by go by go by the board go by the board go down go down in history go down the drain go down the drain go downhill go Dutch go far go far Go fly a kite! go for go for a song go for a walk go for a walk/take a walk Go for it! go for nothing go from bad to worse go from bad to worse go gaga over go green around the gills go halves go haywire go hog wild go in go in for go in with s. yürüyüşe çıkmak. makul s ınırların dışına çıkmak. dü 1. yürüyüşe çıkmak. kötüyken daha kötü olmak. dili ç ıldırmak. dili (para) bo şuna harcanmak. 3. yürürlüğe girmek. k. dili iflas etmek. (iş.b. batmak. iflas etmek. heder olmak. istenilmemek. gone into the preparation of this project. geçip gitmek. gitmek. önünden hiç geçmedim. kötüye gitmek. sap ıtmak. dili ç ılgınlaşmak. girmek. (bir şeyi) yapmaktan hoşlanmak. iyice azmak. -i tercih etmek. dili topu atmak. Çek araban ı! 1. k. topu atmak. baş aşağı gitmek. Don´t let that chance go by! O kaçmak. (güne ş/ay) bulutla örtülmek. s ıfırı tüketmek. . 1. bozulmak. k. uymak. 2. dili 1. 5. 4. üleşmek. gezmeye gitmek. gittikçe/giderek kötüle şmek. sağlık v. (başarı. (bir şeyin) meraklısı olmak. vazgeçilmek. 3. k. ayrıntılara girmek. (fırsat) kaçırılmak. Evinin 2. (fırsat) (iyi şeyler) yok olmak. (bir şeyde) biriyle ortak olmak.) düşüş göstermek. -e kefil olmak. I´ve never gone by your house. Bu projeyi kuvvetten dü şhave (araba) kaymaya ba şlamak. çıldırarak etrafı kırıp geçirmek. 2. 2. dili (bir e ğlentide) masrafı Alman usulü bölüşmek. 2. delirmek. için geçerli olmak: I´m fed çok ucuza satılmak. -e sald ırmak. 1.

. kendini bir i şe fazlasıyla kaptırmak. bildi ğini okumak. over the top by seventy million k. -i tekrar anlatmak. 5. perhize grev yapmak. 4. k. -i tekrar geçirmek. Koş! 2. ya (reçel. tiyatrocu olmak. bak. ıkmak. raydan çkendini 1. 1. dili ba şarıya ulaşmak. 1. dili -e fazla tutkun olmak. 2. işlemez olmak. 1. 1.o. liras. Haydi gayret! yerliler gibi davranmaya/dü şünmeye/giymeye başlamak. Bunu seninle paylaşırım. 2. çıkmak. one better go shares go shares with go shopping go short go soft in the head go sour go stag go steady go steady go steady with go straight go sugary go swimmingly kabuğuna çekilmek. go around.. olmak. (through) (-i) yak ıp yıkmak. (belirli bir ş ekilde) aç ı aşmak: We went 4. flört etmek. yürürlüğe girmek. devamlı olarak tek bir kişi ile flört etmek. Amaçlad k. (-i) kasıp kavurmak. (yemek) bozulmak. k. ek şimek. k. dili sadece (belirli biriyle) ç ıkmak/flört etmek. dili kendini fazlas ıyla kaptırmak. (bir ayg ırlı ksız iş görmek. dili amaçlanan s ınırgözden ığı m ı zdan yetmi ş milyon lira fazla elde ettik. tiyatro oyuncusu olmak. k. -i incelemek. (with) ile Taryapmak. (bir ıt) durmak. (of) (birine) yeterli miktarda (bir şey) olmamak: They won´t go short of bread. (i şyeri) topu atmak. susup insanlarla konuşmamak. TV yayına son vermek. birinin yaptığından daha iyisini yapmak. 2. çalışmamak. dili aklını oynatmak. dili (işler) çok iyi/tıkırında gitmek. greve gitmek. -i tekrar 3. mesleğinde ilerlemek. k. k. kudurmak. 2. köpürmek. ( ışıklar/kalorifer) yanmaya şlamak.) şekerlenmek. çok kızmak. oynatmak. başarılı olmak. ile ç ıkmak: k. bal v. iflas etmek. 2. kötüye gitmek. devam etmek: What´s going on? Ne oluyor? The party went on all night. paylaşmak: I´ll go shares with you in this. 2. k. oynatmak.t. with ancak (belirli biriyle) ıkmak/gezmek. k. çalmaya ba şlamak. k. Onlara yetecek kadar ekmek var. ile üleşmek. 2. dili 1. dili akl 1. dili birbirinden ba şka kimseyle çıkmamak/flört etmemek. 2. 3.b. kafayı üşütmek. ile payla şmak. -i kontrol etmek. eğlenmek için dışarı çıkıp insanlarla buluşmak. haz İng. 2. kendi ba şına hareket etmek/yaşamak. (tiyatro toplulu ğu) turneye çıkmak. (ışıklar/kalorifer) sönmek. go out of sight go over go over the top go overboard for/about go places go places go round go s. ç k. dili (bir erkek) (bir e ğlenceye/partiye) damsız gitmek. (evlilik) bozulmak. bozulmak. ahlaklı bir şekilde şamak. doğru yoldan ayrılmamak. çarşıya çıkmak. düz/do ğru gitmek. kaybetmek. turneye ç ıkmak. ile çaba gezmek. patlamak. dili aklını kaçırmak/oynatmak. oyuncu olmak. 1.ıklamak. dili özel bir sarfederek bir şeyi gözden kaybolmak. alışverişe çıkmak. ını oynatmak. Aman sen de!/Haydi can ım sen de! kendi yoluna gitmek. ba Parti gece boyunca devam etti.go into one´s shell go into operation go it alone Go it! go native go off go off at half cock go off one´s chump go off the air go off the deep end go off the deep end go off the rails go on go on a diet go on strike go on strike go on the rampage go on the road go on the rocks go on the stage go on the stage go on tour Go on! go one´s way go out go out of one´s way to do s. 1. dili 1. radyo. ık´s started to go out with Derya. birini geçmek. k.

çok masrafa girmek. 2. birbirine uymak. k. -in ziyaretine çaptan dü şmek. 2. (planlanm ış bir şeyi) gerçekten yapmak. 1.b. dili hız ve gayretle çalışmak. her çareye ba şvurmak. tohuma kaçmak. şehre gitmek. (reçel. (tasar ı gereken bir yerden) durmadan geçmek. dili çok başarılı olmak. çok olmak. -i (durulmas ğin çemberinden geçmek. denizci olmak. f. ile cinsel ilişkide bulunmak. batmak.b. bozulmak. 1. k. her şeye başvurmak: He´ll go to any extent to get it. (gazete v. deniz yolculu ğuna çıkmak. -i incelemek. mahvolmak.b. 2. kendini bir şey zannetmesine sebep olmak. ba (bir olay kar şısında) kendini tutamayıp ağlamaya. bask ıya girmek. teklif v. ziyan olmak. dili iflas etmek. 2. her yatmak.b. her çareyi kullanmak. (hastalık. 1. k. k. dili Cehennem ol! ifrata kaçmak. k. sıkıntı v.go the round go through go through go through the mill go through the roof go through with go to all lengths/go to any length/go to great lengths go to any extent go to bed go to bed go to bed with Go to blazes! go to extremes go to great expense go to great expense go to hell Go to hell! go to one´s glory go to one´s head go to one´s head go to pieces go to pieces go to pot go to pot go to press go to press go to rack and ruin go to school go to sea go to sea go to see go to seed go to seed go to sugar go to the dogs go to the dogs go to the flicks go to the movies go to the wall go to town go to town go to waste go to wrack and ruin go together go too far go under go under ağızdan ağıza dolaşmak. (içki) şı na ba şı nı vurmak. okula/üniversiteye devam etmek. 2. (parayı) harcamak. (bir taşıt) 1. hızlı çalışmak. gizli dili (kendini) da ğı berbat olmak. 1. Cehennem ol! ölmek. okula gitmek. parçalanmak. 3. döndürmek. dili bozulmak. (bir kanun ısı v. rezil olmak.) (meclisten) geçmek. büyük zorluklar atlatmak. heder olmak. 4.) onaylanmak. 1. büyük bir gayretle çalışmak. k. 2. gerçekleştirmek. iflas etmek. iflas etmek. iflas ın eşiğinde olmak. k. 2. dili (film seyretmek için) sinemaya gitmek. başını döndürmek. -i gözden geçirmek. büyük masrafa girmek. dili 1. 1. bo şa gitmek. 1. sinemaya gitmek. 2. fenalıklar geçirmeye şeyi ifşa etmeye başlamak. dili çok k ızmak.) bask ıya girmek. batmak. Onu elde etmek için şeye başvurur. çok başarılı olmak. harap olmak. batmak. tasar ı. denizci olmak. 2. cehennemin dibine gitmek. ile sevişmek. tahsil/e ğitim görmek. veya o zamana kadar tuttu ğu her tmak. bak ımsızlıktan harabeye dönüşmek. dili 1. (gece uykusuna yatmak üzere) yatmak. . batmak.) şekerlenmek. 2.´ni) geçirmek. 2. 1. fele k. 2. -i kontrol etmek. ileri gitmek. mahvolmak. 3. k.b. onaylanmak. (bir şeyi yapmak için) çok masraf etmek. fazla olmak. k. ahlaken çökmek. harabeye dönmek. Orada neler bulabilirim diye bir bakmaya gittim. 1. 2. (belirli bir amaç için) (bir yere) gitmek: I went to see what I could find there. 3. bal v. küplere binmek. 1.

Üç gün yaşayabilmek. başladı.gaye. mütedeyyin. -den mahrum kalmak: He´s gone without food for three days. i. tanrılık. uluhiyet. kahrolas ı. yükselmek. 1.go under the name of go underground go up go up in flames/smoke go up in smoke go white as a sheet go wild go with go with the crowd go without go without saying go wrong go/be on the dole go/get off scot-free go/run counter to go/stand bail for go/work on the assumption that goad go-ahead goal goal kick goal line goal posts goalie goalkeeper goat goatee gob gobble gobble gobbler go-between goblet goblin god God bless you! God forbid! God help us! God only knows! God willing godchild goddamn goddess godfather God-fearing godforsaken godhead adıyla tanınmak. 1. tiy. i. kaleci.. baba hindi. ile flört etmek. i. ilahe. hindi sesi. 3. hedef. beti benzi atmak. 2. i. spor kale. (sanığın) kefaletini yatırmak. 2. k. i. dili (san ık) hiçbir ceza yemeden serbest bırakılmak. What went wrong? Aksayan neydi? 2. kale vuru şu. tanrı. 2. dili 1. i. Allah senden razı olsun! Allah korusun! Allah yard ımcımız olsun! Allah bilir! inşallah. kadeh. hindi gibi sesler ç ıkarmak. büyük miktar. grubun iste ğine uymak. çok. sporveya gol. dili kaleci. enerjik ve inisiyatifini kullanan. i. müsaade. s. spor kale direkleri. artmak. 2. vaftiz babas ı. dindar. (perde) kalkmak. k ışkırtmak. erek. yok olmak. ç ıkmak. arac ı. i. gol çizgisi. 1. ünlem Kahrolsun! s. 1. (bir şeyin olacağını) zannederek harekete geçmek/harekete geçmiş olmak. f. cin (göze görünmeyen efsanevi yarat ık). i. 1. Ondan şey sonra her yard ımaksamaya ı almak. enerji ve inisiyatif. i. Sigara içilmez. tanrıça. -e uygun olmak. -e uymak. benzi atmak/uçmak. i. at ıştırmak. f. -e uymamak. dini bütün. parça. çıldırmak. 2. acele yemek. . arabulucu. enerjik şken. k. ilah. ço ğ. teke. yeni yöntem ve giri i. işsizlik k. keçi. i. the izin. sefil. aut atışı. i. 2. s. çok tenha. dürtmek.. i. vaftiz çocu ğu. faaliyetlerini gizli olarak sürdürmeye ba şlamak. No smoking. -siz söylemeye lüzum olmamak: It goes without saying that you must be ğ unu söylemeye lüzum yok. keçisakalı. k. 1. üvendire. 3. (sanığa) kefil olmak. cinlerin cirit oynad ığı (yer). yanıp kül olmak. 1. 1. -siz yapabilmek: She yemekten mahrum kald ı. punctual. dili sapsar ı/bembeyaz kesilmek. üvendire ile dürtmek. itmek. f. aksamak: After that everything began to go wrong. 1. 2. tamam ıyla yanmak. maksat. 2. amaç. 2. s. i. -e yak ışmak. i. yeraltına kaymak. enerji ve girişim. -e zıt gitmek. 1. 2. 1. Vaktinde gelmenizin gerekli oldu 1. 2. bozulmak. i. 2. -e ayk ırı düşmek.

i. altın. s. golf alanı. baya İyi günler! İyi akşamlar! İyi akşamlar. gayretli ve tuttu ğunu koparan kimse. i. go. su. Bu kitab ı ş. s. Allah yard ımcın olsun! 2. havuzbalığı. i. itimat. golfçü. i. saka. altın. Tanrısız. iyi. golf oyuncusu. yapışkan madde. kaytarmak. golf sopas ı. beklenmedik nimet. She was yarar. i. s. ünlem Hay Allah! i. ünlem 1. 1. 2. işten kaçmak. altın kuyumcusu. iyilik. 2. 1. iyilik. dili yerf ıstığı.. çürümüş olmayan.. s. Aman yarabbi! Allah Allah! Allah Allah! Aman yarabbi! . i. işini üstünkörü yapmak. galosh.. gonk.. What are you going to be when you grow up? Büyüyünce ne olacaks ın? i.. tıb.. i. Carassius auratus. s. dindar. olup bitenler. gözleri toz. bak. golf kulübü. i. golf oynamak. argo erkeklerden para s ızdırmaya çalışan kadın. 2. Yolun o bölümünden zor. Paskalya yortusundan önceki cuma. altın renginde. i. sakaku şu. 1. Allahs ız. k ırmızıbalık. i. ayrılış. çoğ. bak. goiter. golf. k. k. ğı: menfaat. argo (işyerinde) ayak işlerini yapan kimse. i... (birine kar şı beslenen) güven. vaftiz anas ı. i. i. iyi. 2. i. 1. good faith Good for you! Good Friday Good God! Good gracious! Good grief! Good heavens! s. İng... 2. gondol. İyi yolculuklar! i. 3. kar veya rüzgârdan koruyan gözlük.. ilerleme hızı: That part of the road is hard going. Bayağı kızmıştı. i. altından yapılmış. çoğ. tıb. tıb. gidiş.godless godlike godly godmother godsend Godspeed gofer go-getter goggles going going concern going price going to be goings-on goiter goitre gold gold digger goldbrick golden goldfinch goldfish goldsmith golf golf club golf course/links golfer golly golosh gondola gone gong gonorrhea goo goober good good and Good day! Good evening! Good evening. kendi işini şkalar ına b ırakmak.. zool. i. Aferin! Hrist. f. sa ğlam. dilihay iyice. iyi. Tanrısal. altın. f. hizmetli. i. best) 1. belsoğukluğu. bak.ter. f. good and mad. zool. ır. i. 2. taze. odacı. ba alt ından yapılmış. H ızır gibi yetişen devlet kuşu. (bet. kâr eden ticari kurulugeçmek şimdiki fiyat. guatr.. 1. This book´s heavy going. i. niyetin ciddiliği.

. yumu şak başlı. işi yavaşlatma. Günaydın! 1. şandiz. Aferin! şaka kaldırabilen kimse.. . ahmak. yapış yapış. k ıs. i. dili aptal. yük katar ı.. kaz palazı. kuma ş. iyi niyet. good -bye. İng. İng. güzel şey. argo (işyerinde) ayak işlerini yapan kimse. 2. odac ı. f. istenilen bir şey. 1. s. dili yap ışkan madde. çoğ. fedai. kanlı. k. lezzetli (özellikle tatl ı) bir yiyecek.. güzellik. yak ışıklı. i. menkuller ve gayrimenkuller. the Grand Old Party (the Republican Party). vıcık vıcık. s. aylaklık etmek. İyi geceler! 2. i. harika. i.. k. hiçbir işe yaramayan/yaramaz. goril. kaz. i. dili aptalca bir hata. s.. i. goril. Amerikan yersincab ı.s. kan. dili adam. s. 2. e İş ng. dili haylazlıher s. 3. f. epey büyük (bir miktar). i. işi yavaşlatma grevi. çoğ. ünlem Hay Allah! i. tüyleri diken diken olmu ş deri. f. i. ünlem. yapışkan. 4. çok ho ş. iki dağ arasındaki geçit/boğaz. çok güzel. k. iyi huylu. (ticari) itibar. Allah bilir! i. 1. iyi huylu. bektaşiüzümü. 2.. (up) k. bak. f. hizmetli. 1. güzel. İng. menkuller. faziletlilik. kargo. s. dili poposuna parmak atmak. dili çamur gibi yap ışkan bir karışım. k. taşınırlar.Good Heavens! good looks Good morning! Good night! good offices Good riddance! Good riddance! good sense Good show! good sport good works good-by good-bye good-for-nothing good-looking goodly good-natured goodness Goodness knows! goods goods train good-tempered goodwill goody gooey goof goof off goofy gook goon goop goose gooseberry gooseflesh GOP gopher gore gore gorge gorge gorge o. 2. s. s. argo goril. İyi ki gitti!/İyi ki gittiler! Hele şükür kurtulduk!/Oh olsun! ak ıllılık. i. on gorgeous gorilla gory gosh gosling go-slow Aman yarabbi!/Allah Allah! yak ışıklılık. i. k. k. i. koruyucu. 2. i. 2. i.. aptalca bir şeyi bozmak. hayır işleri. zool. midesini (bir şey) ile tıka basa doldurmak. 2. dili aptalca bir hata yapmak. ünlem Allaha ısmarladık. k. erdemlilik. yük. geese (gis) i. kaz yavrusu. Allah Allah! arabuluculuk. boynuzla yaralamak. dili 1. güzel. i. 1. hata yaparak k etmek.. 1. s. iyilik. mallar.mar 3. (bir yemekteki) besleyici de ğer veya lezzet. ya. k. 1.

devlet yönetimi. 2.. yönetmek. 2. 2.ılara as ıl özgü dini müzik türü. i. temel 3. s. i. group. 2. kalite.. 1. 1.b. doku nakli. 3. 1. bu ğday. 2. s. İsa´nın öğrettikleri. hükümet. gram(s). i. dört İncil´den biri.. mezun olma. geçiş. derece. (elle) ışmak. 1. i. gross weight. para. 4. gravity.b. cüppe. i. ince. mezun kimse. yönetici. idare etmek. yönetim. cins. gross.. zarafetten yoksun. tıb. f. gut. çabucak ve zorla elinden almak. 2. 2. 2. derece. get. (bir üniversiteye ait) lisansüstü e ğitim birimi.´ni nakletmek. idare. i. s ınıf. Hristiyanlığın esasları. f. Hrist. para. derece derece olan. siyah ilkeleri. regülatör. k. 3. bahç. 1. f. dedikodu yapmak. çal (Allaha özgü) ş ükran duas ı . i. havada uçan ince örümcek a ğı. f. f. i.Gospel gospel gospel music gospel truth gossamer gossip got Gothic gotten gouge gourd gout govern governance governess government governmental governor governorship gown gr gr wt grab grace graceful graceless gracious grad gradation grade grade crossing grade school grader gradient gradual gradually graduate graduate graduate school graduate school graduate student graduation graduation ceremony graffiti graft graft grain i. hafif. 4. i. 1.) tane: three grains of wheat üç buğday tanesi. bak. graffiti. Gotik. yavaş. iskarpelayla oymak. 1.. sabahlık (giysi). idare. ertelenme süresi: I´ll give you a önce/sonra söylenen) s. uzun etekli kad ın elbisesi. Hrist. damla hastalığı. 2. çirkin. f. s. i. 1. i. zerre. bahç. i. mısır v. 1. get. mim. grain(s). i. 1. yava ş yavaş olan. İncil. 1. görgüsüz. 1. 1. mak. 2. incecik. mezun. 2. rütbe. (bir ağaç parçasının içindeki) . 4. dili mezun. kapmak. dedikoducu kimse. mürebbiye. bak. i. i. 1. s. (arpa. 3. atletafet. 2. vali. yolsuzlukla elde etme. makam v. sukaba ğı. 1. Hz. makam v. a şama. 3. bir inanç sisteminin gerçek. latif. i. iskarpela. kibar. yönetme. Alt ı yaşında ve birinci sınıfta. 2. yönetim. rü i. zarafet. ilköğretim okulu. (yemekten tutmak. (doku) (doku) nakledilmek. (--bed. 1. 3. z. (öğretmenin hemzemin geçit. 2. yolsuzlukla elde edilen ş vet. aşı i. oyma kalemi. s. about -in i. tıb. çok ince bir tür bürümcük. bir tondan diğer bir tona geçme. great. tutmaya i. s. ünlem Hay Allah!/Allah Allah! i. i. nakledilen doku. i. ill-gotten gains haks ız kazanç. 1. valilik. idari. derece derece. eğim. hububat. idareci. 1. 2. gittikçe. 2. mezuniyet töreni. tah ıl. --bing) 1. -i (elle)incelik.. i. iktidarda bulunmak. giderek. Amerikal asıl gerçek. zarif. dedikodusunu yapmak. grafiti. k ıs. inayet. 2. greyder. (ilköğretimde) sınıf: He´s six years old and in the first grade. tıb. (sukabağından yapılmış) su kabı. 3. lanmak. 2. meyil.b. f. 3. duvardaki yazılar. f. 2. grammar. a şı. from -den mezun olmak. ho ş. mezuniyet töreni. lisansüstü ö ğrencisi. k ıs. dedikodu. 3. yavaş yavaş. gecelik. hükümete ait. kaba. grade. -i mezun etmek. i. aşılamak. (bir üniversiteye ait) lisansüstü e ğitim birimi.

ilkokul. gram. 1. torun. büyükbaba. büyükbaba. i. dili. anneanne.. i. dili nine. . erkek torun. kitab 1. büyükanne. heybet.. cafcaflı. k. s. şes. dili 1. 3. 2. 1. i. i. (öğrencileri üniversiteye hazırlayan) lise. bail Granted. fazlas ıyla büyük ve görkemli. gramer ı. büyükbaba. 2. en büyük. görkem. İng. en eski. k. muhte şem.. dilbilgisi kitabı. 1. k. k. argo bin dolar. dilbilgisi. k. dili çok güzel. dilbilgisel. mühim. çoğ. gramer kurallar ına uygun. k. İng. büyükanne. sadrazam.gram grammar grammar school grammar school grammatical gramme gramme gramophone gramophone record gramps gran granary grand grand duchess grand duke grand jury grand piano grand total grand vizier Grand Vizier grandad grandaddy grandbaby grandchild granddad granddaddy granddaughter grandeur grandfather grandfather clock grandiloquent grandiose grandma grandmother grandpa grandparent grandson grandstand granite granny grant grant a request grant s. I request. i. grand.o. k. kabul etmek. büyükbaba. f. tumturaklı. k. s. soru şturma kurulu.. i. i. tozşeker. dili nine. bak. dolaplı saat. 2. dili kuyruklu piyano. (öğrencileri üniversiteye hazırlayan) lise. ğretim okulu. i. İng. gram.. granddad. bak. grandüi. gramofon.. büyük. i. i. bak. 2. granulated granulated sugar granulated sugar i. fonograf. i. plak. i.... tozşeker. i. nine. i. granddaddy. kuyruklu piyano. pikap. büyükbaba. s. i. dili dede. k. k. i. gramere ait. büyükanne.chil. Granting the truth of what you´re saying. görkemli. gramatikal. kabul etmek. sandıklı saat. k. 2. k ız torun. r ıza göstermek. s. gramer. i. dili nine. ayaklı duvar saati. i. ihtişamlı. i. dili dede. huk.. spor kapalı tribün. azamet. dili.. ilkö 1. sadrazam. bak. 2.dren (gränd´çîldrın) i. büyükanne. i. 1. i. babaanne. dili dede.. şatafatlı. granit. (genel) toplam. dede. İng. ihtişam. (cevaben) Evet.. gram. İng. büyük jüri. i. büyüklük. 2. bir ricayıRicas birini kefaletle/kefaleten tahliye etmek. dili (bebek) torun. yerine getirmek: She granted his ın ı yerine getirdi. dede. 1. k. tahkikat heyeti. büyükanne. 2. gramer aç ısından ifade.. tahıl ambarı. grandük. 3. i. s.. büyükbaba. 1. harika..

i. zevk. i. asma. k. dişlerini gıcırdatmak. 1. tanecik. i. ortadirek. 2. 4. alt ıntop. s.. s. i. grafit. greyfrut. i. açgözlü. 5. --ing/--ling) çak ıl döşemek. i. 2. boşanm olankar kad ıı n. canlı ve açık şekilde yazan.. çökmek. 2. 2. (--ed/--led.granule grape grapefruit grapeshot grapevine graph graph paper. (bomba/ şarapnel içindeki) misket.. dili s ıradan insanlar. 3. graphic graphic design. 2. yazılmış/çizilmiş/kazılmış. f. sokaktaki kişiler. k. çimenle kaplamak. yakalamak. demir parmaklık. s. mezarc ı. grafiker. ızgara. yerçekimi. i. paras ız. mezar ta şı. canl ı ve net. yerçekimiyle hareket etme. tüm ayrıntıları gösteren. üzüm. a ğırbaşlılık. çimenli. 1. çökme. gereksiz.yönelik. 2. i. f. 1. minnetle. graphic designer. bir yere gitmi şanm ış ş veya ıs ndan ayrı yaşayan adam. mezar. rendelemek. kocası geçici olarak 1. kurutulmu veya kocas ndan ayrı ya şayan kad ın. s ıkı tutmak. bedava. rende. f. haz. fiz. -e sürtünerek/çarparak ses ç ıkarmak. zevk veren şey. s. 2. 1. 2. kavramak. 1. 2. 2. kareli kâ ğıt. 1. çizge. i. kavray ummak. çimlemek. grafik. ku ştan medet zor bir probleme çözüm yolu bulmak. yönelme. ot. memnun etmek. i. s. sinirine dokunmak. 2. i. i. s. dili uçananlamak. graphite grapple grasp grasp at straws grasp the nettle grasping grass grass widow grass widower grasshopper grassroots grassy grate grate grate on grate on one´s nerves grate one´s teeth grateful gratefully grater gratification gratify grating gratis gratitude gratuitous gratuity grave grave gravedigger gravel gravestone graveyard gravitate gravitation gravitational gravity i. 2. ask. grafik seçik grafikbir dizayn. with ile bo ğuşmak. bo ş olan adam. 3. çarpıcı. i. tamahkâr. i. pençe. i. s. 1. i. 1. haris. anlayış. i. 2. vahim. f. çökelmek. bir yere gitmi i. 3. karısı geçici olarak 1. ış. kavramak. s. mezarlık. argo (sigara halinde içilen) hintkenevirinin ş ış yapraklar ı. 1. vahamet. i. ı 1. (towards/to) -e yönelmek. i. z. ağırbaşlı. çimenlik. bedava. at kapmaya çalışmak. çak ıl. çim. grafikle ilgili. s ıradan insanlardan kaynaklanan. greyfurt. z. kızmemesi. f. 1. çimen. ızgara. a ğır. minnettar. i. sıradan insanlara 2. i. tatmin etmek. 3. çekirge.. . paras ız. 1. bahşiş. 1. greypfrut. s. 3. i. f. 4. ciddiyet. f. ho şnut etmek. memnuniyet. minnettarlık. demir parmaklık. çökelme. 2. ciddi. yerçekimiyle hareket etmek. yerçekimi. yerçekimiyle ilgili.

dolmalık biber. k. f. selam vermek. pek çok. i. f. 1. 2. k. Danua cinsi köpek. Yunanca. 2. 2. otlamak. i. ı. i. Grönlandca. makineyağı. Grönland. Yunanca. 1. dili (yapraklar i. s. toy. 3. i. 2. hırs. açgözlülük. s. selamlamak. (trafik lambas ında) yeşil ışık. dili mükemmel. büyük dede. ak ıl. 2. yağ sürmek. i. büyüklük.. i. otlatmak. cesur. şiller Partisine ait. tamahkâr. Greenwich ortalama zaman ı. k. yağ. f. . çimenlik. izin. et yağı. olgunlaşmamış. ye şil 1. 2. 2. büyük nine.. yeşil renk. 1.´s palm greasy great Great Britain Great Dane great-grandchild great-grandfather great-grandmother great-hearted greatly greatness Greece greed greedy Greek green green bean green light green onion green onion green pea green pepper green pepper greenback greenery greengrocer greenhorn greenhouse Greenland Greenlander Greenlandic greens Greenwich Greenwich Mean Time Greenwich Mean Time greet greeting greeting card gregarious gremlin i. muazzam. i. Rumca. f. i. 1. Yunan. Grönland. Yunanlı. gresyağı. 3. Rum. (makineleri bozdu ğuna inanılan) cin. ye şil. sürü halinde yaşamayı seven.gravy gray gray matter graze graze grease grease s. s. 2. h ırslı. yeşil biber (olgunlaşmamış biber). i. great-grand.o. 2.. fazlas ıyla. Grönlandca. z. s. i. acemi kimse. lamak. i. tebrik kartı. torun çocuğu. Yunanl henüz s. ser. tamah. k. 1. 2. i. k.dren (greyt´gränd´çîldrın) i. limonluk. gri. Grönlandl ı çiğ/haşlanmış olarak yenilen) yeşil yapraklı sebzeler. 1. cömert. Rum. sıyırıp geçmek. i. açgözlü. sos. sürücül. sıyrık. i. taze soğan. Greenwich ortalama zaman ı. önemli. çoğ. Grönlandlı. i. et suyu. i. 3.. büyük (derece/miktar). yeşil soğan. harika. çok. i. yeşil biber (olgunlaşmamış biber).´s palm grease s. İng. girgin. 4. fevkalade. bezelye. Rumca.o. Yunanistan. 1. s. Greenwich. i. kar şılamak. acemi çaylak. yeşil. k. yeşillik. yiğit. 3. sera. sıyrılmak.chil. birine rü şvet vermek. sıyırmak. 2. dili beyin. dili müsaade. yeşil. Grönland´a özgü. selam. dili acemi. gres. selamlaşmak. içyağı. i. s. dili papel. i. Büyük Britanya. i. Yeşiller Partisi Ye fasulye. yağlanmış. 1. yeşil ışık. s. s. 1. 1. başkalarıyla beraber olmayı seven. dolmalık biber. 3. manav. yağlı. taze fasulye. büyük.ğdili birine rü şvet vermek. ham (meyve). dolar. ı. 1. 2. ya k. çok.

el bombas ı. idare: Get a grip on yourself! Kendine f. öğütücü ş. (ground) 1. büyük bir üzüntü içinde olan. sırıtma. k. f. 2. amansız (mücadele). grow. 1. tazı. 1. kir. s. (midede) ı. havan. 1. kavramak. 1. (--ned. demir) tava. f. (--ped. 2. ağır (masraf). grizzly bear. tımar etmek. 1. s. büyük bir üzüntü içinde olmak. gri.o. ızgara. i. kur şuni. ac ı. kumlu gibi. ızgara (alet). Gülümseyip sineye çek! f. (mutfak ö ıütmek/çekmek/dövmek. i. mahmur. 1. bak. f. güvey. içki sersemi. i. demir) tava. f. (--ted. (birinin) dikkatini çekmek. s. korkunç. 1. i. 1. öğütülecek/öğütülmüş tahıl. (ketmek. s. i. 3. ı zgarada şirmek. korkunç. ğ 4. (--mer.. gray. tüyler ürpertici.. bakkaliye. i. 1. 2. sert. pi --mest) 1. (alet/makine). zool. uyku sersemi.´s imagination gripe grisly grist gristle grit grit one´s teeth grits gritty grizzly grizzly bear groan grocer groceries grocery grocery store groggy groin groom groove grope grope for words i. s. 1. kat ı. i. 2. çoğ. s. yüz buru şturma/çarpıtma. bak. i. i. yakınmak.´nde) ğ 2. 2. --ping) 1. anat. di şini sıkmak. rutin. -e ac ı vermek. dili verici. büyük üzüntü. g i. kum tanesi. (alçak kenarlı. yüzünü buruşturmak/çarpıtmak. kirli. sersem. boz. kumlu.. -e büyük üzüntü vermek. i. (de ğirmen. yiv açmak. (alçak kenarlı. s. i. i. zool. 2. grid. keder. yakınma. deh şetsanc i. 2. 1. f. ö ğütücü di ita şı. i. dibek v. 2. inlemek. i. (Kuzey Amerika´ya özgü) korkunçay ı. i. yakınma. s ıkı tutmak. --ning) s ırıtmak. (elle) sarkıntılık etmek. s. şikâyete yol açan durum. ızgara. 2. bakkaliye. --ting) k. dayan ıklı. f. bakkal.. ufak lokanta. Ursus horribilis. -i tutma/kavrama alıp götürmek. (about/at) k. s. 3. 1. bakkal dükkân ı. f. bakkaldan alınan gıda maddeleri. s. değirmentaşı. kontrol. i. (çark ile döndürülen) bile f. zihni kar ışık. metin. bakkal dükkân ı.. f. cırdayarak yavaş yavaş stop stop etmek. i. i. k. ıyma makinesinde) (et) çekmek. dili metin olmak. metanet. k. kelimeleri zor bulmak. i. 3. yiv. 2.. f.. 1. 1. 2. çok büyük (yanlış/zarar/kayıp/acı). dili Amerikan futbol sahası. şikâyet. bakkal. 2. (aletle/makineyle bir şeyi) öğüten/çeken/döven kimse. bileği çarkı. el yordam ıyla aramak/ilerlemek. bak. şekli. gruesome. (mide) sancımak. kabuksuz mısır tanelerini kaba bir şekilde öğüterek yapılan ezme. f. bak. kum tanesi gibi ta ş parçacığı.. durmak.grenade grew grewsome grey greyhound grid griddle gridiron grief grief-stricken grievance grieve grievous grill grim grimace grime grimy grin Grin and bear it! grind grind to a halt grinder grindstone grip grip s. 2. bakkal. 2. kirlilik. dili şikâyet etmek. dili sorguya çekmek. 2. şikâyet. inilti. i. 2. bileyici. k ıkırdak. aman bilmez. i. çoğ. i. i.. kas ık.b. i. . i.

3. k.b. görgüsüz. yer (yerin yüzü): He fell to the ground. kaba. i. zamanla birinin ho şuna gitmeye başlamak. kendini alçaltmak.o. yerfıstığı. yerde sürünmek.. s. kirli. i.. brüt. iş lanmak. 4. İng. da ğsıçanı. toprak. ço ğ. buzlucam. gayri safi (miktar/a ğırlık). grow out of grow too big for one´s boots grow up Grow up! grower i. 2. 1. dırdırcı. güldürecek kadar acayip. zamanla büyüyüp (bir giysinin) ölçülerine uymak. dili 1. . Çirkinleşti. ekon. (bitki/sebze/meyve) tirmek. zool. sinirli. göze batan veya tahammül edilmez (kusur. uzakla şmak. karaya karaya oturtmak. (meyve a ğaçlarından oluşan) bahçe: orange grove portakal bahçesi. 2. olmak. şikâyetçi. 3.. brüt ağırlık. Yere dü ştü. dırdırcı. grupland ırmak. 3. büyümek. brüt gelir. çığır açan (olay v. i. pasaklı. i.. 1. eyden) vazgeçmek. temel atma töreni. s. (--ed/--led. . kıtıpiyos. 2. f. i. --ing/--ling) 1. 6. dolay f.gross gross gross income gross national product gross profit gross weight grotesque grotty grouch grouchy ground ground ground ground beef ground crew ground floor ground floor ground forces ground glass ground meat ground rule ground s. i. 2. büyümek. olmak: She´s yeti şkileri azalmak. gayrisafi milli hâs ıla. --n) 1. kara kuvvetleri. İng. çok şişman. grup. 1.o. fon. (uçağı) uçurtmamak. 2. geli şmek. 1. s. zemin kat. 2../Çirkin oldu. i.). yetişmek. toprak teli. kırtıpil. büyüyüp/olgunlaşıp (kötü bir şk. ile ş ili 1. 5.. k. küme sa ğaltımı. brüt kâr. 3. grup terapisi. artmak. eskimek. birine (bir konunun) temel ilkelerini ö ğretmek. çok garip. dili her zaman şikâyetçi olan kimse. 4.-den 3. kıtıpiyoz. 2.. (grew. meydana gelmek. (birini) (ceza olarak) (ev. s. on iki düzine. kırtıpil. oturmak. 3.. f.. s. ön hazırlıklar. (bir f. f. 2. in ground wire groundbreaking groundbreaking ceremony groundhog groundless groundnut groundwork group group insurance group therapy groupie grouse grouse grove grovel grow grow away from grow into grow old grow on s.. grup sigortas ı. 2. binaya/kurulu şa ait) arazi/bahçeler. büyüdü ğü için (bir giysiyi) giyememek. dili yumurtadan ç ık 1. 2. s. grind. k. koru. f. brüt para toplam ı. sığır kıyması. zemin katı. temelsiz. de i. asılsız. (bir e)ya alş ış mak. 1. (uçak) (hava ko şullarından ı) uçamamak.). i. gruplaşmak. pop müzik toplulu ğu üyelerinin peşinde koşan kız. vuku bulmak. i. dili 1.grown ugly. yaltaklanmak. f. i. s. dili şikâyet etmek. yetiştirici. ıp-den kabu ğunu beğenmemek. ormantavu ğu. ğersiz. hata v. k ıyma. 2. elek. ihtiyarlamak. okul.b. zemin. walnut grove cevizlik. üretici. bak. 2. gülünç. k.. temel kural. (havaalan ında) yer mürettebatı. pis. 1. toprak. elek. grosa. zool. Çocuklu ğu bırak! i. kaynaklanmak.

i. 2. çeteci. 2. 1. tahmin. 2. f. i. . İng. garanti etmek. 2. yeti şkin. kirli. i. 1. garaz. şikâyet etmek. (yol kenar ındaki) bariyer. aksiliği tutmuş. Guatemala. 2. ağzını sıkı tutmak. koruma görevlisi. i. boks gard. grow. 5. ask. savunma duru şu. guerrilla. korkunç. k ıskanmak: Do you grudge me this? Bunu bana çok mu görüyorsun? i. istemeyerek. Guatemalalı. garanti. 2. (trende) 4. i. 2. katı. i.. Guatemala. gerilla.. lapas ı. i. s. tahmini iş. İng. s. İng. 1. garanti. şeref kıtası. pansiyon.. kurtçuk. f. i. vesayet. hırlamak. bak. gerillac ı. i. grueling. (--bed. i. 3. ur. tahmin etmek. korkuluk. bellemek. cumbal ı (söz. vasilik.. s.. i. i. davetli. sulu yulaf v. up kazarak/belleyerek -i ç ıkarmak/sökmek. i. bak. f. (bir şeyi) (birine) çok görmek. ihtiyatl i. deh şet verici. bak. zorlu. i. 1. otel/pansiyon mü şterisi. sır tutmak. 1. koruyucu melek. s. i. hırlama. şeref konuğu/misafiri. i. kin. valiye/valiliğe ait. cevap. kefil. 1. i.). s. muhafız. sert. pis. basketbol gard. i. (bir yerdeki) kökleri kazarak sökmek.growl grown grown-up growth grub grub grubby grudge grudgingly gruel grueling gruelling gruesome gruff grumble grumpy grunt G-string guarantee guarantor guaranty guard guard guard a secret guard against guard of honor guard one´s tongue guard´s van guarded guardian guardian angel guardianship guardrail guardsman Guatemala Guatemalan gubernatorial guerilla guerrilla guerrilla warfare guess guesswork guest guest artist guest of honor guest room guesthouse f. huk. huk. dili ( şovlarda dansçıların giydiği) minicik tanga. yetişkin. s. artma. s. rapor v. marşandizin arkasına takılan ve demiryolu görevlilerini taşıyan ı vagon. i. Guatemala´ya özgü. gözetim tutmak. gerilla sava şı. zannetmek. şikâyet. s. dilini tutmak. konuk sanatç ı. larva.. konuk.men (gardz´mîn) i. çoğ. homurdanmak. s. 2. Guatemalalı. 3.b. yiyecek. muhafızlar. muhaf ız. homurtu. f. tümör. i. kazmak. büyüme. 2. bir bitkiden süren dallar/sürgünler/yapraklar. tahminde bulunmak. --bing) 1. f. koruyucu. i. tahmine dayanan sonuç/sonuçlar. k. misafir odas ı. f. dili3. i.b. misafir. -e karşı önlem almak. domuz gibi ses ç ıkarmak. guards. hırçınlığı üstünde. 1. çok zor. korumak.. 1. s. (bir tutukluyu) alt ında biletçi. nöbetçi. h ınç. sevimsiz. f. gelişme. f. 1. sanmak. z. s. 2. k. vasi.

. yirmi bir şilin değerindeki eski İngiliz altını. saf. 1. güdüm. f. i. s. gitar. i. 2. Gine. i. kolay aldatılabilir. ço ğ. down gum gum gum gum mastic gum tree gumbo i. Guyana. gözleri görmeyen rehberlik eden köpek. s. s. 2. i. kolay aldatılma. dili bo ş laf. bir şeyi yutuvermek. lonca. k. nahoş kahkaha atmak. kurnazlık. 1. Frans ız Guyanası. Gine´ye özgü. (çoğı. körfez. 2. giyotin. s. i. bak. martı. i. i. 2. rehber köpek. dişeti. beçtavu ğu. palavra.a. (bir projedeki) ana hatlar. 2. 2. Frans ız Guyanalı. k ılık. rehberlik etmek.nese) i. okaliptüs. saflık. i. gitarist. kobay. 1. i.t. sel yata ğı. i. f. Gine-Bisav. Guianan. 1. i. gırtlak. i. Guyanalı. sak ız. rehber ö ğretmen. 2. Gine. beçtavu ğu. yutuverme. --ming) zamk sürmek.guff guffaw Guiana Guianan Guianese guidance guidance counselor guide guide dog guidebook guided missile guideline guild guile guileful guileless guillotine guilt guiltless guilty guilty conscience Guinea guinea guinea fowl guinea fowl guinea pig Guinea-Bissau Guinea-Bissauan Guinean guise guitar guitarist gulch gulf gull gullet gullibility gullible gully gulp gulp s. i. rehber. boğaz. açıkgözlük. s. Guyana bölgesi halkından biri. Gine-Bisav´a özgü. s ıtmaağacı. Guyana Frans s. 1. Gine-Bisavlı. s.zGui. 1. rehber kitabı. giyotin ile idam etmek. s. 2. suçlu. i.. yol göstermek. aç ıkgöz. rehber. çok derin kanyon. idare etmek. art niyetsiz. Frans ız Guyanas ı´na özgü. bamyalı yahni. Gineli. i. 1. rehber kitab ı. k ılavuz. nahoş bir kahkaha. f. gen. martaval. 1. i. i. rehberlik. s. 1. i. i. beçtavuğu. i. 1. Gineli. kurnaz. Gine-Bisavlı. i. vicdan azab ı. 2. 2. 2. i. i. (çam reçinesinden ba şka herhangi bir) reçine. Guyanası. güdümlü mermi. suçsuz. . i. yutuvermek. 2. yönetmek. 1. 1. esnaf birliği. birine rehber. Gine-Bisav. küçük kanyon.. (çamdan başka herhangi bir) reçineli ağaç. 1. i. i. (--med. yol gösterme. dış görünüş. f. i. çiklet. Guyana. 2. i. suçluluk. ask. Guyana bölgesi. zamklamak. i. f.

çoğ. i. (çatı/dam kenarındaki) oluk. 2. 2. 1. mür şit. jimnastiğe ait. tüfek.s. ı) birdenbire tam gaz sürmek. 2. tüfek ve tabanca yapan veya tamir eden kimse.. f. 1. i. silah atışı. topçuluk. agu. 1. 1. i.. i. up gust gustatory gusto gut gutless guts gutsy gutter guttural guy Guyana Guyanese guzzle gym gymnasium gymnast gymnastic i. atış ilmi. 2. eski İngiliz Guyanal f.. k. s. i. fışkırma. Guyana. bağırsaklar. i. i. Guyanalı. ateş etme. Guyana. f. dünden hazır. bağırsak. erim. silah kaçakç ılığı. f ışkırmak. 2. i. k. up k. gambot. Guyana bölgesi. s. i. Guy. ku f. jimnastik salonu. jimnastik salonu. ateş. çağıldamak.kuma ş parças i. ğlay p ballamak. rüzgârın ani ve sert esmesi. i.a. ı. yürekli. (çoğ. tüfeklik. dili -i süslemek.. s. i. (birinin) çan etmek için bütün gayretiyle çal ışmak. dili inisiyatif ve cesaret. i. çuval. atım. s. dili cesur. dili yüreksiz. 2. --ning) (motoru) birdenbire tam rmak. dili vıcık vıcık şey. spor salonu. guru. gazla çalıştı ına(arabay ot tıkamak için fırsat kollamak.. i. f. fışkırtı. İng. (ateşli silaha ait) menzil. k. silah kaçakç ısı. tat alma duyusuyla ilgili.nese) 1. çoğ. 1. top. s. Guyana. rehber. i. (içki) çokça içmek. tabanca. eski İngiliz Guyanası. i. tüfekçi. silahlı kimse. jelatinli şekerleme.gumboot gumdrop gummed gumption gun gun for gun rack gun s. dili cesaret. i. 1. i. i. (iki kişi arasındaki) silahlı çatışma. i. s. 1.o. (okullarda) beden e ğitimi. 2. ya ş.. down gunboat gunfight gunfire gunge gung-ho gunk gunman gunner gunnery gunnysack gunpoint gunpowder gunrunner gunrunning gunshot gunsmith gurgle guru gush gusset gussy gussy o. k. dili fazlas ıyla istekli. topçu. 2. k. bak. . 1. birini (ate şli silahla) vurmak. çağıltı. k. s.. 1. i.ış. i. fışkıır. ateşli silah taşıyan kimse. (--ned. (belirli bir yeri) elde 1. zevk. barut. dili adam. i.men (g^n´mîn) i. i. s. k. Bayağı cesur o. i. yürek: He´s got guts. i. ı verev takılani. ateşli silah. zamklı. i. kanivo. gunk. İng. spor salonu. i. eski İngiliz Guyanası halkından biri. i. i. süslenip püslenmek. Guyana bölgesi halkından biri. 2. gırtlaksı (ses). i. jimnastikçi. (kaldırım kenarındaki) oluk. gun. lastik çizme.. (bebek) agulamak. 2.. (about) hayranlığını abartılı bir şekilde anlatmak.

Roman. bilgisayar korsan ı. selamlamak. kaz i. k. çitlembik. bak. dönerek sallanmak. çentmek. 1. i. bak. h haberdasher haberdashery habit habitat habit-forming habitual habitually hack hack hack hack stand hackberry hacker hackle hackneyed had had best do haddock hadj hadji hadn`t hag haggard haggle ha-ha hail hail hail fellow well met hail from hailstone hailstorm hair i. (hayvan dövüşmeye hazırlanınca dikleşen/kabaran) tüyler. İngiliz alfabesinin sekizinci harfi (Honor. dönerek sallanma. dili taksi. şlı kuru at. klişe. 2. jinekoloji. erkek giyimi satan i. i. 2. kih-kih (gülme sesi). öksürük. i. bayat. herb gibi bazı ve ma herhangi birİng. mutat. bir yer.. 1. bir şeyin doğal yeri. argın. çekişe çekişe pazarlık etmek. bitkin. dili üçkâ ğıtçı. yaşlı çirkin kadın. k ıs. 2. had not. i. tuhafiye. din görevlilerine özgü kıyafet.. gynecologist. yarmak. f. Çingene. 2. i. İng. ıı k kaz katmak. i. hour. H. çoğ. hav. alışıldığı şekilde. i. --ping) aldatmak. liman ından kalkmak. İng. i. kiralık atlı araba. yontmak. itiyat. 2. 2. kiralık binek i. 3. sahtekâr. s. Hrist. k ıl. ya2. 3. argo becermek. --s çoğ. i.. i.. i.. şapka dükkânı. i. kazıkçı. 1. yapmalı. tüy. ısmarlama yazı yazan yazar. 3. s. jiroskop. dolu tanesi. (--ped. 1. i. i. ünlem kah-kah. dolu halinde ya ğmak. f. âdet. . bak. jips. 2. jimnastik. dönmek. habitat. i. alışkanlık meydana getiren. büyücü kadın. 2. 1. nisaiye. automatic pilot.. i. kuru kuru öksürmek. tuhafiye dükkânı. yak ın arkadaş. i. vasat. âdet üzere. melengiç. f.. 1. jinekolog. have. tuhafiyeci. i. s. çentik. alışkanlık. niteliksiz yazar. 1. yapsa daha iyi olur. dolu. alç ıtaşı. den. dönme. i. i. saç. hileci. hac.. z. seslenmek. kelime veya hecenin sonunda telaffuz kelimelerin ba şında ğaza. 1.. i. gynecology. i.gymnastics gynaecologist gynaecology gynecologist gynecology gyp gyp joint gypsum Gypsy gypsy gyrate gyration gyropilot gyroscope H. Roman gibi ya şayan kimse. i. ça ğırmak.. f. atı. f. f. İng. niteliksiz (iş). s. İng. 1. . k. hayvan veya bitkinin yeti ştiği doğal ortam. dolu fırtınası. 1. s.. cayroskop. yorgunluk ve açlıktan bitkin. mezgit. i. 1. sıkı pazarlık etmek. f. 2. daimi. k ıymak. herkesle çabuk ahbap olan kimse. hacı. basmakalıp. taksi dura ğı. alışılmış. bak. i. 2. i. kocakarı. i.

2. i.. z. i. i. düzine. gönülsüzce. 4. okul/üniversite binas ı. i. 1. İki yarım bir bütün half an apple yar ım elma. turp gibi. hayaletlerin. tüysüz. üvey k ızkardeş. 2. s. 1. saç fırçası. kutsalla ştırmak. yar ı yolda. yarı: Two halves make a whole. 1. Haiti. saç tıraşı. budala. argo tehlikeli. hol. 3. Halikarnas. 2. i. sapasa ğlam. Haitili. s. yarım pençe. saç tokas ı. yarı yolda bulunan (yer). işin çoğu. İng. s. 2. Haiti´ye özgü. saç kurutma makinesi. 2. fiz. s. koridor. yetersiz. gönülsüz. s. saç spreyi. yar ılanma süresi. bayrağın yarıya indirilmesi. k ılı kırk yarma. k ıllı. s. melez. i.. U şeklinde kıvrılan. vücudun yukarı kısmını gösteren resim. yetersiz olarak. i. kadın berberi. 1. saçın kesilme biçimi. firkete. s. üvey k ızkardeş. saç şekli. i. yar i. ahmak. 1. isteksiz. i. argo çok zor. yarım gözlük. i. k ılsız. saç filesi. kadın kuaförü. spor haftaym. yar ım gün: She works there half time. s. salon.. yarı pişmiş. saç kurutucusu. yarım günlük (iş/çalışma). i. erkek berberi. 1. işin en zor tarafı. 1. --s) saç tuvaleti. ortada. 1. yarımay. i. yeterli olmayan tedbirler. i. s. çiftlikteki kö şk. s. korkunç. kılı kırk yaran. i. . saçsız. k ılı kırk yaran kimse. istemeye istemeye. i. f. yarım boy. tüyler ürpertici. s. üvey erkek karde ş. Half the students have come. Haiti. s. isteksizce. yarım bilet. 2. 1. s. çoğ. 2. kutsamak. yarım. halves (hävz) i. Haitili. (ayakkab ıya) yarım pençe vurmak. yar ım ağız. iyi düşünülmemiş. 2. 2. yarımeder. Orada ım gün çalışıyor. 5. 2. spor hafbek. yarım ağızla. keskin viraj. ara. hortlakların ortalığa çıktığı gece (31 Ekim). s. i. i. tüylü. 3. 2.hair curler hair dryer hair net hair spray hairbrush haircut hairdo hairdresser hairless hairpin hairpin turn hair-raising hairsplitter hairsplitting hairy Haiti Haitian hale hale and hearty half half a dozen half brother half fare half glasses half measures half sister half sister half sole half the battle half time halfback half-baked half-breed halfhearted halfheartedly half-length half-life half-mast half-moon half-sole half-time halfway half-witted Halicarnassus hall hallow Halloween bigudi. 1. malikâne. f. işin yarısı. (eski bir inan ışa göre) cadıların. Bodrum. (çoğ. 1. z.

2. 2. c ırlaksıçan. i. i. çekiçle dövmek. 3. teslim etmek. özürlü. f. dili amatör radyo operatörü. çekiçle vurmak. 6. i. az miktar. işçi.´s head çekiçle durmadan çalışmak.. 2. 4. 2. hammer an idea into s. 1. el ele. teslim etmek. eltopu. el ile yap ılan iş. ufak köy. koridor. 3.. beceriklilik. el sanatı. sanr ı. elverişli bir şekilde. k. laterna. i. i. devretmek. hammer out spor çekiç atma. kelepçe vurmak. i. 1. engellemek. 3. i. i. jambon. el. 1. i. kösteklemek. hamstring. durmak. f. hamburger. engel olmak. çekiçlemek. f. 2. kelepçelemek. i. hamster. i. dizardı kirişi. i. ağıl.hallucinate hallucination hallway halo halogen halt halter halve halves ham hamburger hamlet hammer hammer f. (saatte) akrep/yelkovan. s ığır kıf. (--ped. hol.. ymas ı. 2.. durma. i. vermek. z. 3. yarıya bölmek. . ırgat. i. f. k. den. şlemek. --s/--es) hale. spor hentbol. 1. half. yular. tayfa. 2. elle vermek. duru ş. argo abartarak oynayan oyuncu. güçle ştirmek. sanrılamak. 1. kelepçe. i. 2. ele avuca maz çocuk. yarıya indirmek. f. handikap. s. avuç dolusu. tokmak. (--med. halojen. bak. 1.. --ming) argo abartarak oynamak. 1. isk. sakat. rençper. çoğ. 1. i. f. özür. bir fikri ibirinin kafas ına sokmak. çamaşır sepeti. (çoğ. 5. hammer away -e şekil vermek. i. 4. 2. i. 1. dağıtmak. başkasına vermek. f. 2. engel. i. i. dizardı kirişini koparmak/kesmek. el yazısı. i. vermek. el çantas ı.strung) 1. çekiçle çakmak. O kitab ı bana uzatır ı s ı n ı z? m kuşaktan kuşağa devretmek. uzatmak: Please hand me that book. el freni. -ping) engel olmak. el bombas ı. ayla. i. mezra. spor handikap. ruhb. hamak.ığ tabanca. dili idare edilmesi zor biri. i. kolayca. s i. durdurmak. tayfadan biri. bak. el. kapaklı büyük sepet. babadan o ğula geçirmek. f. el ilanı. çekiç. f. hammer throw hammock hamper hamper hamster hamstring hamstrung hand hand hand down hand grenade hand in hand in hand hand labor hand on hand organ hand out hand over handbag handball handbill handbrake handcuff handful handgun handicap handicapped handicraft handily handiness i. (ham. 2. 1. mola. sakatl ık. i.o.

1. elişi. kullanışlı(hän´dimen) . yap rmak. z. 1. i. 2. idam edilmek. habis. kolaylıkla. s. -i çok beğenmek. mendil. s. Onun en iyi oldu ğu apaçıktı. sarkmak. 4. büyük. i. 2. elişi.birine) sap. u ğramak. bol. el yazısı. muallakta olmak. 2. dili ba şıboş gezerek beklemek. (to) (-e) s ıkı tutunmak. 1. ço f. kullanılmış elbise/eşya. 4. yakın. gelmek. şını ). el s ıkma.men (häng´mîn) i. şli. e ğmek. 2. 5. merdiven parmaklığı. için yanıp tutuşmak. i. dili (tıp doktoru) özel muayenehanesini açmak. 3. idare etmek. olmak. tehlikede olmak. ask ı. sinsi adam. kangal. özlemini çekmek. elden düşme. rasgele. (hung) 1.handiwork handkerchief handle handle s. 2. i. takmak. usta. s. idam etmek. marifetli. apaçık: He was hands down the best. kulp. içki sersemliği. i. (--ed) ipe çekmek. kullan ılmış. çekinmek. s. güçlük. çoğ. 2. f. i. Bekle.1. f. elle dokunma. kabza./Bir dakika. hang out/up one´s shingle hang up hangar hangdog hanger hanger-on hanging hangman hangnail hangover hangup hank hanker haphazard hapless happen happen across/on/upon happen by i. geri kalmak. s. idam. 3. i. as ılmak.y. 1. i. asmak. 2. 1. with kid gloves handlebar handling handmade hand-me-down handrail hands down Hands off! Hands up! handshake handsome handwork handwriting handy handyman hang hang hang hang around hang back hang fire hang in the balance hang in the balance hang on hang on s. asılış. askı kancası. tırabzan. korkak. el sürmek. hangar. i. 1. Dokunma!/Elini sürme! Eller yukar ı! i. asmak. katlanmak. asılı olmak. f. sarkma.o. k. becerikli. 2. bahtsız. 3. (avukat) kendi ıhanesini açmak. 2. çile. yün/ipek çilesi.´s every word Hang on. cellat. -e bayılmak. ılgan/sinirli son derece dikkatli davranmak. 2. i. i. i. -e tutulmak. şeytantırnağı. satmak. f. tereddüt etmek. anlam. çengel. gelişigüzel. şüphesiz.men i. ipe çekme. kullanmak. i. 1. parma ğını kıpırdatmadan. be hung up on 1. yaz telefonu kapamak. 2. 1. geçmek. (çok k ır i. s. -e kafas ını takmak. 1. s. el altında. el yapımı. elişi. i.. 3. asılmak. k. duru k. eli işe yatkın. (ba ş döküm. dayanmak. talihsiz. elveri ğ. ele almak. şans. 3. cömert. . hang. dili birinin her dediğini can kulağıyla dinlemek. hand. i. as ılı. elinden her iş gelen işçi. yak ışıklı. 1. 3. sarkan. (çoğ. i. tak ınak. asma. -e tesadüf etmek. hang. sallanmak. dokunmak. 2. hazır. i şleme tarzı. iş. tutamaç. asma. -e rastlamak. 2. şanssız. kaplamak. s. (bisiklette/motosiklette) gidon. rastlantı. 1. (after/for) arzulamak. engel. meydana gelmek. ellemek. 2. i. salland ırmak.o. nazik bir durumda olmak. çok. kullan ılış ıştıtarz ı.ers-on) beleşçi kimse. ürkek. alçak. i.

kafasız. 2. kuvvetle: The wind´s blowing hard. 1. kalpsiz. -e tesadüf etmek. kuş beyinli. ask. iyi. güçlükle. olay. makul dü şünen. uzlaşmaz. bizar etmek. Tan ışıkl ığımız Hemen hemennefes hiçbiralacak olmamak. katı. f. uzun ve tumturaklı bir şekilde şmak. kendi çı i. dili (birinin) zaman i. kerestesi sert a ğaç.gösteren. i. çok şükür. i. 3. 3. tavşandudağı. şey kalmam ışıtıbile . önceki konuya) dönmek. 3. tirat. olmak. girmek. şiddetle. sert. acımasız. ımasızl ac ık. sertlik. 1. 1. i. delisi: girl-happy kız delisi. çok. i. acı. kararlı. i. etmek. zorla. dili kül yutmaz. boyun eğmez. çok soğ ukış (mevsim/hava). 1. f. bak. katılık. 2. hemen hemen: Hardly anything was left. mutluluk. z beslemek. huk. donanım. güç. güçbela. s. bereket versin ki. 1. 3. 2. lop. şiddetli. tirat söylemek. katı. çıkarcı. yarık dudak. z. sertlik. 1. 2. s. bar ınak. sıkıntı. nalbur dükkân ı. Try hard! z. katıyak laştıından rmak. neşeli. i. i. me şgul olmak. (geçmişten. eski olaylardan) söz etmek. harbor.happen in happen to happen to meet happening happily happiness happy happy-go-lucky harangue harass harbor harbour hard hard hard cash hard currency hard disk hard drink hard hat hard labor hard labor hard luck hard row to hoe hard-boiled hard-core harden hardheaded hardhearted hard-line hardly hardly to have time to breathe hardness hard-nosed hard-on hardship hardware hardware store hardwood hardy hare harebrained harelip harem haricot haricot bean hark hark back to uğramak. 1. 2. f. 2. miğfer. 2. katı (yumurta). kaygısız. sert 5. sertleşmek. kurt. 1. silah. sevi ştirmek. katı yürekli. güçlük. s. z. bilg. bir şeye aldırmaz. uzun ve tumturaklı konuşma. sevinçle. 6. Allahtan. çetin. karını düşünen. rahats ız etmek. ağır iş cezası. mutlu. madeni e şya. şen. zor. şanssızlık. misafir etmek. (söz). tılar. i. hırdavat. k. vaka. f. 1. 3. kuvvetlenmek. i. cinsel organları ve me hareketlerini 3. sert. taciz barınd ırmak. s.. kuru fasulye. k. 3.. (çimento) donmak. şiddetli. . güçlük. 2. sert kereste. 2. aral sığı nak. katıla şmak. i. s. çetin ceviz. sert. dinlemek. 1. 1. 1. ünlem Dinle!/Dur!/Sus! (geçmişe. s. 2.. (fiziksel olarak) kat ılık. et! 2. kuvvetli. s. 4. dirençli. yabani tavşan. 1. ş sertle kuvvetlendirmek. Rüzgâr sağlam döviz/para. zor iş. s. sert içki. . pekişmek. pek. 2. 1. mutlulukla. sabit disk. harem. I hardly knewçok her. acımasız. s. tedirgin ı ks ı sald ırılarla etmek.. 2. rahat vermemek. ağır iş cezası. ağır. Çok çal Çok gayret nakit para. f. bak. yerinde. mesut. 2. inatçı. dayanıklı. kask. s. i. liman.. ba şına gelmek. yolundan şaşmaz. bilg. zorluk. neşeli. s. katı. haricot. -e rastlamak. taciz etmek. pekiştirmek. darlık. İng. i. büyük bir gayretle: They worked hard. konu f.

rekolte. m ızıka. i. şmak. huysuz. 2. zarar. de şlamak/azarlamak. müz. i. orospu..o. hasat. arp. koşum takımı. ambar a ğzı. müz. acele ettirmek. f. çekmek. i. İng. 1. 2. i. asap bozucu. 1. f. armoniye ait. bak. i. uyumlu. telaşçı. s. i. s. bozmak. sonuç. i. i. 2. den. tapan. i. biçmek. müz. 2. nefret etmek. s. ziyan. 2. (ayn ı şeyleri) tekrarlayıp durmak. uymak. f. güçlük. bir ağda çıkarılan balıklar. 3.. k ızıl geyiğin erkeği. (kumpas) kurmak. 2. 1. kuşbaşı doğramak. argo haşiş. f. 3. fahişe. mağrur. dönmek. zıpkın. 2. ambar a ğzı. s. (ata) koşum takmak. f. ahenkli. i. 1. k. acele. 2. 3. vira etmek. küçük balta. 2. uyum sa ğlamak. uyum. 2. sert. bak. f. kesek k ırma makinesi. to (atı) (arabaya) koşmak. tapan çekmek. mak.ko harp çalmak. hasar. (plan) yapmak. (doğal bir gücü dizginleyerek) (öküzleri) (sabana) i. bak. i. zarar vermek. 2. ters. i. şapka kalıbı. i. f. kibirlilik. üzücü. ivedilik. i. i. 1. ahenkli. f. hasat zaman ı. -in üzerinde çok durmak. tez. çekme. kötülük. 1. z. klavsen. lombar ağzı. hintkenevirinden çıkarılan esrar. 1. 2. zıpkınlamak.harlot harm harmful harmless harmonic harmonica harmonious harmonise harmonize harmony harness harp harp on harpoon harpsichord harrow harrowing harsh hart harvest has hash hash over hasheesh hashish hasn`t hasp hassle haste Haste makes waste. yumurtadan çıkmak.. armoni. mahsul. civciv ç ıkarmak. kesek kırmak. şey. harmonize.. f. 1. acele. orak mevsimi. tırmık çekmek. harp. haşiş. 4. çabuk. 2. s. asma kilit köprüsü. f. 1. f.. hasat etmek. nefret. karmakarışık şey. kaba. kendini be ğenmişlik. ac ı. 3. dü şmanlık. 4. kötülük etmek. semere. k. (rüzgâr/gemi) yön iştirmek. ürün. oto. 3. erkek geyik. ahenk. nefret dolu. nefret edilen. 1. zorluk. tartışma. i. k ıs. 1. Acele işe şeytan karışır. hashish. kibirli.. i. i. 1. has not. ta şımak. haşin. 2. kin. den. ambar kapağı. 1. 2. 4. 1. 1. den. s. s. 2. 3. zarars ız. zararlı. armonize etmek. armonika. i. f. i. kuşbaşı doğranarak yeniden pişirilen et yemeği. 3. aceleyle. over the coals i. aceleci. 1. f. nefret. s. 2.. s. 1. 2. f. i. tapanlamak. hasat. bozulmu dili tartışş i. altüst 3. 1. çekiş. have. i. armonik. dü şüncesiz.. müz. şapka. i. hasten hastily hasty hat hat press hatch hatch hatchback hatchet hatchway hate hateful hatred haughtiness haughty haul haul s. arkada kap ısı olan küçük araba. uyumlu. acele etmek. kendini be ğenmiş. ğ dili birini ha .

ı dökmek. Oraya hemen gidesim geliyor. k. k. akıldan ıkmamak. çok ç ın2. -si olmak. 4. kalça. zıvanadan ıkmak. sık perili. 1. (had. babalar ı tutmak. kibir.o. hav. 2. k. geçmiş zaman had 1. 2.. . i. k. ak ıldan çıkmayan. sağrı. neredeyse zil tak ıp oynamak. dili . -in dilinden anlamak: She has a feeling for animals. -i sarakaya almak. ç s. dili biriyle payla şacak kozu olmak. -eceği gelmek.. Hayvanlar ın dilinden anlar. küplere binmek. Lasti ğimiz patladı. -esi gelmek: I´ve a good mind to tell him off right now. bir konuyu tutturmak: You´ve got a one-track mind. k.ing) kurald ışı çekimleri: şimdiki zaman I. sağduyu sahibi olmak. i. k. verece ğim geliyor. dili uyumak. 5. -eceği gelmek. fikir veya davran ışlarını değiştirmek. zor unutulan. Eşyaları tamir ı. dili (birinin) şansı rast gitmemek. kurtlar (bir şey yapmayı) denemek. -i etkilemek. almak. etmeye merakl We had a puncture. s. çok önde olmak. 2. with -i makaraya almak. dili çok e ğlenmek. ile payla şılacak kozu olmak. halledilecek davası olmak. (öfkeden) deli olmak. argo çok yüzsüz olmak.. over the coals haunch haunt haunted haunting hauteur have have a ball have a bearing on have a bee in one´s bonnet have a big lead have a blast have a bone to pick with have a bone to pick with s. f. ile ilgisi olmak. k. dili bir fikri kafas ına takmış olmak. have a feeling for have a field day have a finger in the pie have a fit have a fling have a fling at have a gander at have a go have a good grasp of have a good head on one´s shoulders have a good head on one´s shoulders have a good mind to have a good press have a green thumb have a hand in have a heart Have a heart! have a kip have a line on have a losing streak have a lot of brass have a lucky/winning streak have a mind to have a mind to have a narrow escape have a one-track mind have a penchant for have a puncture birini azarlamak/ha şlamak. (hortlaklar/ruhlar) s ık sık uğramak. dili çok e ğlenmek. sahip olmak. ço ğ. dili birine fena halde tutulmak. Akl ın fikrin hep onda. 3. we. -esi gelmek: I have a mind to go there this instant. aklı başında biri olmak. -e eğilimi/meyli olmak: He has a penchant for fixing things. getgidip a good press. mest olmak. 1. but.o. Hemen terbiyesini bak. k. büyük aptes bozmak. k. he. k. gurur. tekin olmayan. deli olmak. popo. they have. 1. f. 1. usandırmak. you. çorbada tuzu bulunmak. have a bowel movement/have a BM have a change of heart have a chip on one´s shoulder have a chip on one´s shoulder have a crush on s.o. hakk ında bilgi almak/bilgisi olmak.haul s. 2. bitkilerden iyi anlayan biri olmak. ucuz kurtulmak. dadanmak. k. çok alıngan olmak. insaflı davranmak. i. 3. dili bitkileri iyi yetiştirebilen biri olmak. -e bakmak. (bir işte) parmağı olmak. dili her zaman kavgaya haz ır olmak. she it has. dili (birinin) şansı rast gitmek. İnsaf be! İng. -e iyice vâk ıf olmak. sık gitmek. kıç. bayram etmek. (at) denemek: Have a go! Bir dene! -i iyi kavramak. -e niyeti olmak. sürekli yanında bulunmak.

bo ğazı yanmak. gıcık duymak. argo 1. 2. -de sözü geçmek. k.. k. k. anjin olmak. have bats in the belfry have been around have both one´s feet on the ground have designs on have done with have green fingers have had it zor/sıkıntılı bir dönem geçirmek. k. Şimdi zor bir biriyle atışmak. a rough time right now. kocamdan boşanacağım. müşfik olmak. I am going to divorce my husband. have an affair with have an aptitude for have an in have an itching palm have an option on s. have a run-in with s. k. (birinin) midesi a ğrımak. k. (bir yerde) torpili olmak. çabuk unutmak. kaza geçirmek. boğazı ağrımak/yanmak. -i çok sevmek. kürtaj olmak. dili görmü ş geçirmiş olmak. bir şeyi belirli bir süre içinde alma/reddetme hakk ı olmak. -de söz sahibi olmak.o. dili (birine) zaaf ı olmak. bak. have a working knowledge of have a wreck have a yearning to/for have a yen to have an abortion have an accident have an ace up one´s sleeve/have an ace in the hole have an advantage over s. zor bir hayat benden geçirmek: They´re having Herkese birer bardak içki. olmak. (bir şeyi) iyi kötü kullanabilecek kadar bilmek: They have a working knowledge of Russian. işi tamamlamak. dili çok e ğlenmek. para hırsı olmak. k. k. sevmek. çocuk ald ırmak. 2. artık yetmek: He´s been cheating me . dili (birine/bir şeye) (birinin) zaafı olmak. 2. anjin olmak. -de gözü olmak. sıçmak. k. 1.have a rough time Have a round of drinks on me. -den nefret etmek. k. dili (bir şey yapmayı) arzu etmek. dili yumu şak kalpli olmak. dili 1. (birinin) midesi kolaylıkla bulanmamak/bozulmamak. boynu tutulmak. have a screw loose have a screw loose have a share in have a shit have a short memory have a soft heart have a soft spot for have a soft spot for have a sore throat have a sore throat have a stiff neck have a stomachache have a strong stomach have a sweet tooth have a temper have a thing about have a tickle in one´s throat have a voice in have a way with s. -de payı olmak. kazaya u ğramak. aklından zoru olmak. dili bir tahtas ı eksik olmak.t. kafadan kontak olmak. have a way with s. para toplamak. have a green thumb. ıkorkunç görüntülere kar şısevmek. aklı başında olmak.o. -e yetene ği olmak. haf ızası zayıf olmak.o. biriyle konu şmak.o. Artık bıktım. trafik kazas -i arzu etmek. Çabuk öfkelenir. dili bir tahtas ı eksik olmak. zor/sıkıntılı bir dönemden geçmek. k. midesi sağlam dayanıklı olmak. b ıkmak: I´ve had it. dili çabuk öfkelenen biri olmak: He´s got a temper. tatlı yiyecekleri k. İng. deli olmak.t. (birinin) bo ğazı gıcıklanmak. Bir Rusla iyi kötü anla şabilecek kadar Rusça ı geçirmek. have a whale of a time have a whale of a time have a whip-round have a word with s. (kendisiyle evli olmayan biriyle) bir a şk ilişkisinde bulunmak. elinde kozu olmak. bitirmek. başkasına göre avantajlı bir durumda olmak. -i hiç sevmemek. dili biriyle kolaylıkla arkadaş olabilmek/iletişim kurabilmek. gerçekçi ve pratik bir şekilde düşünmek. dili bir şeyden anlamak. k. dili tatl k. dili çok e ğlenmek.

dili k ırk tarakta bezi olmak. Siz bilirsiniz..s. k. under one´s thumb. dili -e kin beslemek. bir ayağı çukurda olmak. 1. dili -den b ıkmak. 1. k.t. elinde ne yapt (bir şeyin) suçlusu olmak: If he didn´t succeed. k. dili (belirli . Nasıl istersen öyle yap! argo içini kurt kemirmek. tetikte olmak. harcayacak olmamak. 2. ş ey) için vakti olmamak. sokmaya hiç hakkın yok. (birinin) (biri/bir -den nefret vakti etmek/tiksinmek. 2. Kâz şey için) (birine) olmak: We´ve her to thank for this. dili -e gücenmi hatırında tutmak. 1.have half a mind to have half a mind to have hard feelings about have in mind have it coming have it in for have it in for have it in one have it made have it out Have it your own way. Bir yandan ğım geliyor. Bunun için (birım´ ona borçluyuz. doğru dürüst düşünebilmek. dokuz do ğurmak. işleri tıkırında olmak. ı parma ğında borçlu oynatıyor. -e ihtiyac ı olmamak. 1. interfering in bir my ş affairs.o. . i şlerime ey için)Benim (birinde) hiç istek/arzu k. onu vuraca ş olmak. tetikte olmamak. -i hak etmek. 1. çok meşgul olmak. -den hoşlanmamak. k. dili birini parma ğında oynatmak: Sevda has Kâzım on a string. elleri bo ş olmak. Ö ğretmen olmak -i hiç sevmemek. Bunun seninle hiçbir ilgisi yok. -i kabul etmemek. k. -e başvurmak. he´s only got himself to şar ılı olamad ıysa suçlu olan sadece kendisi! thank for it! Ba şaka etmek.o. işi başından aşkın olmak. to thank for have s. aklında olmak. (birine) kin beslemek. 2. -e hiç niyeti olmamak: He´d had no thought of hiç aklından2. bir taraftan -ece ği/-esi gelmek: I´ve half a mind to shoot him. 2. k. bak. bir davayı kavga ederek/tartışarak sonuçlandırmak. dili çaresiz kalmak. giyinmek. k. meşgul olmamak. dili (birinin) önünde zor bir i ş olmak. k. under one´s thumb -eceği gelmek. boş olmak. fazla me şgul olmak. dili -den hiç ho şlanmamak. gözü -in üzerinde olmak. to thank for have on have one foot in the grave have one´s back to the wall have one´s eyes on have one´s fill of have one´s guard down have one´s guard up have one´s hands free have one´s hands full have one´s hands full have one´s head screwed on have one´s wits about one have one´s wits about one have one´s work cut out for one have other fish to fry have preference have recourse to have resort to have rocks in one´s head have s. ısmarlamak.o. -e göz koymak.o. 2. (right/the right way) akl ı başında biri olmak. get s. geçmemi ti. kafas ı yerinde olmak. ile hiçbir ilişkisi olmamak. yeteneği olmak. ığını gösterecek hiçbir şey olmamak. Have it your way! have kittens have many irons in the fire have no business doing s. -esi gelmek. on a string have s. bak. Sevda./Nas ıl isterseniz öyle olsun.. tercih hakk ına sahip olmak. (birinin)ş-e 1. ile hiçbir ilgisi olmamak: This has nothing to do with you. dili kafadan kontak olmak. -e başvurmak. dili. -i gereksememek. becoming a teacher. hiç aklından geçmemek. -e izin vermemek. k. (birinin) bir şey yapmaya hakkı olmamak: You have no business burnunuolmamak. argo işi iş olmak. -den illallah demek. başka bir işi olmak. have no stomach for have no thought of have no time for have no use for have no use for have none of have nothing to do with have nothing to do with have nothing to show for it have o. k.

hasar. biri/bir şey kafasını meşgul etmek. yarış alanının en iç kısmına yakın olmak. 2. (bir mülkün) tapusunun sahibi olmak. argo s ıçmak. at one´s fingertips have s. çok güzel bir vakit geçirmek. -de söz sahibi olmak.o. Onunla şeyim yok. çoğ. i. . dili bir şeyi kafasına takmak. in hysterics have/suffer a miscarriage have/take a bath have/take a crap have/take a spill have/take a zizz haven haven`t haves havoc birini/bir şeyi düşünmek. 2. 1. içi gitmek. k. dili birini çok güldürmek. liman. dili gereken niteliklere sahip olmak: She´s got what it takes to be number one in at her class. hakk -meli.t. had better -se iyi olur: I had better go. dili efkârlı olmak. birine isteri krizi geçirtmek. k. 1. sonunda ba şarmak. Onda iyi bir avukat olma potansiyeli (bir yeri)var. aklı birine/bir şeye takılmak. 1. dili ortalığı toz pembe görmek. ile ilgisi olmak. 2.t. 2.t. have not. (bir yere) rahatça girip ç ıkabilmek. 2. çok sevinçli olmak. mecliste söz söyleme hakk ı olmak. yıkanmak.o. dili ishal olmak. k. (bir tartışmanın/ağız kavgasının sonunda) son söz birinin olmak: He always has the last word. seks yapmak.have s. in common with s. atın sırtından düşmek. ishal olmak. have the floor have the gall to have the inside track have the last laugh have the last word have the makings of have the run of have the runs have the shits have the squirts have the time of one´s life have the time of one´s life have the trots have title to have to have to do with have what it takes have words have/feel qualms about have/hold/keep in reserve have/put s. k. have s. dili şekerleme yapmak. bir şey yapmaya yüzü olmak/cüret etmek. k.o. Son söz hep onun.t. S ınıfının birincisi olmak için gerekli niteliklere ışmak. dili ishal olmak. Gitsem iyi olur. (birinin) halini anlamak.o. kavga etmek. in mind have s. (bir yerde) (birinin) mülkiyet ı olmak. k. birini gülmekten öldürmek. -malı: I have to go. üstün olmak. k.. k ısa bir uyku çekmek. k. k.t. 1.t. 1. (istem dışı) düşük yapmak./s. inandığı şeyi yapma/söyleme cesaretini göstermek. gözleri mor halkalarla çevrili olmak. i. biri/bir şey aklında olmak. (görü şü/fikri) anlayıp paylaşmak/desteklemek.t. dili içi sürmek. dibi tutmamak. sevişmek. tahribat.t. biriyle bir şeyi paylaşmak: I have nothing in common with him. 2. has the konuda) makings nihai of a good -de (belirli bir lawyer. ortak hiçbir ıcı delil bulunmak. kestirmek. bir şey elinin altında bulunmak. zarar ziyan. galip gelmek. k ıs. on s. ishal olmak. 1. serbestçe kullanabilmek. s ığınak. (bir şeyden) dolayı vicdanı rahatsız olmak/sızlamak. dili çok e ğlenmek. çocuk düşürmek. in (bir şey olma) potansiyeli olmak: He2. daha elverişli durumda olmak. (about) (daha önce verilen bir karar hakk ında) tereddüt etmeye başlamak. on the brain have scruples about doing s. as Plato has it Eflatun´un deyi şiyle. ihtiyat olarak saklamak. on one´s mind have s. Gitmeliyim. have s. eğlenceli vakit geçirmek. banyo yapmak. k. have second thoughts have sex have shadows around one´s eyes have some say in have stars in one´s eyes have sympathy for have the best of it have the blues have the courage of one´s convictions have the face to do s. vicdani nedenle bir şeyi yapmaktan çekinmek. 1.o. elinde suçlay k. İshal olmuş. dili (belirli bir şeyi) yapacak kadar küstah olmak./s. bir şeyi çok iyi bilmek. içi sürmek/gitmek: He´s got the runs. i.

şans. fındık ağacı. He is not himself. He takes his whisky on the rocks. 2. i. He no longer comes here. Ona vız gelir. Yol paras ından tasarruf etmek için eve yürüyerek gider. tınaz. He has a bad name. hafif sis. tehlike. He little knows . s. f. He is past hope. Beni iyice inceledi.. rizikolu. 2. s. He just missed being run over. i. puslu. kuru ot yığını. i. Toplantıyı canlandıran o idi. ela (göz). 1../Umurunda değil. 2.haw hawk hawk hawker hawthorn hay hay fever hay rack hayloft hayrick haystack haywire hazard hazard a guess hazardous haze hazel hazelnut hazy he He can´t see the woods for the trees. işportacılık yapmak. Onun kafas ı çalışıyor. işportacı. i. k. şahin. Yapmazsa daha iyi eder. Adı kötüye çıkmış. Seksen ya şında. tehlikeye atmak. He did what little he could. kestane rengi. He has a good head on his shoulders. İstediği zaman gelip gidebilir. He tilted back in his chair. f. He looked me through and through. i. saman nezlesi. He is welcome to come and go at his pleasure. . O işi yapmayacak kadar aklı olmalıydı. Hiç vakit kaybetmedi. He has turned seventy../Beni süzdü. He said it in an unguarded moment. 1. i.. otluk. belirsiz. çaylak. i. Boş bulunup ağzından kaçırdı.. s. He gives you good value for your money./Kötü şöhreti var.. zam. atmaca. tehlikeli. He suffered a violent death.. Diyelim ki bin dolar ı vardı. 2. eril o. Artık buraya gelmiyor. otluk. He treated me to a beer. (kurutmak için) ot biçmek. a thousand dollars. say. He had. Belasını arıyor. otluk./İplemez. dili Viskiyi buzlu içer. otluk. s. riziko. Ezilmekten zor kurtuldu. 1. kuru ot. He numbers eighty years. He should have known better than to do it. kafadan atmak. i. Ümitsiz durumda. Kendinde de ğil. kuru ot yığını. 3. i. Ayrıntılara takılıp kaldığı için durumu bir bütün olarak göremiyor. saman. He walks home to save carfare. f. erkek: he-goat teke. pus. alıç. He was the life of the party. Elinden geleni yapt ı. i. fındık. i. i. sisli. bulanık. samanlık. He had better not. -e cesaret etmek. Bilmiyor ki . Bana bir bira ısmarladı. tahmin etmek. He is riding for a fall./Aklı başında biri. anlaşılmaz. ince duman. tınaz. s. şansa bırakmak. doğan. 1. alıç./Yetmiş yaşına bastı. kuru ot konulan parmakl ıklı raf/tekne. otu biçip kurutmak. dumanlı. Kayk ılarak sandalyesini arkaya doğru yatırdı. Yaşı yetmişi geçti. Ödediğin para karşılığında sana iyi mal verir. Ölümü korkunçtu. 2. He doesn´t give a damn. 1. He didn´t let any grass grow under his feet.

2.. He/She can stew in his/her own juice! he`d he`ll he`s He´s a good speller. Kibrinden geçilmiyor. he will. i. baş belası. off head start head up head wind headache headband headboard headdress header headfirst headgear heading headland headlight headline headlong headmaster headmistress head-on headphone headquarters headrest Heads or tails? headstrong headwaiter Başarılı bir adam olacak. bant. 2. he is. baştan (çarpma). inatç ı. özel okul müdiresi.. k. i. i. 1. başlık. “Yok” sözünden anlamaz. başlık. birini kösteklemek. balıklama (dalma). birinin ilerlemesini engellemek. 2. burun buruna (çarpışma). spor avantaj. He´s a man of few words. He will not take nay. 1. this outfit? Buran ın başkanı kim? 2. i. 2. sayfa ba şlığı. nı yapmak/ba kan ı s. k. 2. he would. He´s/She´s not the only fish in the sea! head head head honcho head over heels head over heels head over heels in love head s. He´s an object of scorn. i.f. far. 2. bildiğini okuyan. i. He will have it that . I had rather go. 1. Aklı fikri sekste. ba ş yer. Ondan ba şkası yok mu bu dünyada? i. 1. (bir şeyin) şkanl ığıtaraf. birinin yolunu kesmek. He´s a man of principle. (yazıda) başlık. 1. 1. off head s. dert. i. başı önde. he had. i. 1. Yazı mı. çal i.. i. Herkes onu hor görüyor. merkez büro. karargâh. Prensip sahibi bir adam. merkezde ışanlar. bir şeyin ilerlemesini engellemek. balıklama. koltuk ba şlığı. He´s puffed up with pride. başta olmak: Who şef. kafa. manşet.. 3. he has. başlık. Onun sonu iyi olmaz. pervas ızca. apar topar. baş. 3. I had him there. başba taraf. ön baş: Go şto the matematik bölümü ba olan. i. k ıs. burun. tura mı? s. kumanda merkezi. O noktada onu mat ettim. oto. -i iddia ediyor. i. şef. Gitmeyi tercih ederdim. z. baş. i.t.. z. dik başlı. 2. sırılsıklam âşık.He will amount to something. i. k ıs. bir şeyi engellemek. özel okul müdürü. 1. karyolan ın başucundaki tahta. sakınmadan. başheads kan. coğr.o. dili ba şkanlık etmek. 4. dili Ne hali varsa görsün! k ıs. bak. s. başkan: the head of the math department kan ı. baş ağrısı.. baş. 2. head. 1. telefon/radyo kulaklığı. -in birincisi olmak: argo tepetaklak perende atma. pruva rüzgâr ı. z. Onun imlas ı iyi. kafa kafaya. bir şeyin yolunu kesmek. şef garson. He will come to no good. i. kelle. i. He´s always thinking about sex. . ba şş a ait. Az konu şan biri o. saç band ı.

kalp yetmezliği. 2. (heard) 1. kızışma.. tav. kalp hastalığı. cenaze arabas ı. kasap. kalp ağrısı. i.. f. tıb. üzüntü. sorguya çekmek. bak.. candan. dili çok miktar. enginar v. ısı iletimi. yol alma.b. sağlıklı. s. ısı. can damar ı. s. sağlık memuru. duymak. işitim. (marul. 3. yığın. -den haberi olmak. 2. i. 2. 1. f. i. çoğ. küme. yüreklendirmek. isilik. kulaklık. 1. i. kalp krizi. cesaret.´nde) göbek. orta. 2. sağlıklı. 3. s. kuvvetli. hear. iyileşmek. ısıtmak. sağlam. i. 1. i. yürek. 1. içten. şömine. 4. sonuna kadar dinlemek. s. 2. sağlık sigortası. yürek vuruşu. i. f. 1. kalp. Hear! Hear! İng. yürek. 6. başkalarından işitilerek öne sürülen delil. oturum. 2. 5. k. 2. aç ık. ifadesini almak. kalp atışı. öfke. i. sağlık belgesi. i. söylenti. 7. içten. yürekler acısı. 1. cesaretlendirmek. ırmağı besleyen kaynaklar. 1. ocak. f. doğal besin. haber almak. -i duymak. spor eleme. işitme cihazı. yurt. sağlığa yararlı. 2. kafa tutan. i. büyük ac ı veren. i. sağlık sigortası. i. f. kösnü. dedikodu. sa ğlam. enerji. sert. kulak vermek. 4. itmek. yürekten. ışı. dinlemek. yürekten. iyileştirmek. silah sesi işitmek. sağlıklı. merhametsiz. s ıcaklık. ac ımasız. çarp ıcı (esans/içki). çok acıklı. 4. s. s. sağlık. 5. yığmak. hiddet. insanları iyileştirdiğini öne süren kişi. . candan. yürek parçalayıcı. iş mektup almak. f. celse. huk. kümelemek. 8. 1. 2. üfürükçü. işitme. (hediye/hakaret) ya ğdırmak. s. kuvvetli. samimi. aile ocağı. kuvvet. isilik. büyük ac ı/keder.headwaters headway heady heal healer health health certificate health food health insurance health insurance health officer healthful healthy heap hear hear a shot hear of/about hear out heard hearing hearing aid hearsay hearsay evidence hearse heart heart attack heart disease heart failure heart transplant heartache heartbeat heartbreak heartbreaking heartburn hearten heartfelt hearth heartless heart-rending heartstrings heart-to-heart hearty heat heat heat conduction heat rash heat rash i. i. keder. s. ilerleme. gönül. öz. s. i. 1. kalp nakli. i. huk. çoğ. k. sağlığa yararlı. 2. duruşma. 2. büyük acı veren kimse/şey. katkısız. 2. 1. 3. eleme koşusu/yar ısınmak. acı. sağlığa yararlı. merkez.. can. kalpsiz. mide ekşimesinden dolayı yemek borusunda veya midede duyulan yanma hissi. 1. inatçı. dili kalabalık. 3.

büyük bir güçle atmak/f ırlatmak. telaşlı. i. kuvvetli. ı kald ırmak. i. önemsemek. üzgün. boy. rlatma. 1. 1. i. çekmek. yükselmek. i. i. 2. fı4. 3. s. s.then/--s) 1. kuvvetli (yağmur/rüzgâr/fırtına). f. fırın. iriyarı. kuşatmak. 4. argo alçak herif. 1. 4. i. pervas ız. 3. s. s. kirpi. elek. çoğaltmak. kederli. oldukça a ğır. den. rüzgârı başa alıp gemiyi durdurmak. etrafına çalı dikmek. bol. çok miktarda (oy kullanımı). çevirmek. kaçamak cevap çal i. ısıtıcı. f. anırma. . faça edip durmak. kalın (kar ı). süpürgeotu. Tanrısal. 1. (çoğ. s. göksel. 2. 1. ünlem. cennet. s. s. 2. kim. 4. ağır iş için elverişli. fundalık. dikkat etmek. ökçe. 3. 3. sık ağaçlardan/çalılardan oluşan çit. 1. s. f. i. ağır. sıcak dalgası. ağırlık. z. şiddetle. yükseltmek. 2. artmak. sarmak. en yüksek nokta. funda. 3. s. 5. 5. dikkatsiz. kabartmak. 2. şiddet. topuk. f. 2. doruk. çok güzel. s. ağır sanayi. 1. hea. çoğalmak. çalı çit. (deniz) kabarmak.heat stroke heat wave heat wave heated heater heath heathen heather heating heating coil heave heave heave a sigh Heave ho! heave to heaven heavenly heavenly body heavily heaviness heavy heavy guns heavy industry heavy industry heavy metals heavy water heavy-duty heavy-handed heavy-hearted heavyweight Hebrew heck heckle hectare hectic hedge hedgehog hedgerow heed heedless heehaw heel heel hefty heifer height heighten sıcak çarpması. (konuşmacının) sözünü kesmek. 3.. ağır bir şekilde. 1. 2. eşek anırması. dili 1. 2. 2. dikkat. i. kızışık. 1. İbrani. argo Kahrolas ı. hararetli (tartışma). önemseme. küffar. ağırsıklet. kâfir. 2. 1. i. i. sıcak dalgası. dinlemek. f. f. rezistans. şiddetli. ağır metaller. yukar ırma. (borsada) çok miktarda (alım tabakas ağır silahlar. 2. soba. ah çekmek. k. 2. 2. ökçe takmak. (--d/hove) 1. 1. kefere. s. kâfir. i. yükseklik. ocak. ağır su.. düve. sıkıştırmak. i. süpürgeotuna benzer bir çal ı. i. yükselti. i. s. gökcismi. ağır sanayi. i. gökle ilgili. 2. kâfirler. İbranice. 6. 2. dayanıklı. sakar. cennet gibi. kâfirlere özgü. s. gö ğe ilişkin. ilahi.. kaldırmak. eli ağır. 1. 1. ı ile çevirmek. heyecanlı. hektar. süpürge çalısı. 2. öfkeli. ısıtma. ekilmiş çalılardan/ağaçlardan oluşan çit. kald içini çekmek. i. 3. art ırmak. ısıtıcı. i. i. 2. Yisa!/Vira salpa! 1. soru yağmuruna tutmak. beceriksiz. do ğurmamış genç inek. k ızışmış. yükseltmek. yeğinlik.

. ünlem Kahrolsun! i. kullanışlı. çöpleme. karmakarışık. out Help wanted. kadın mirasçı. f. muavin. 2.o. Yard ım etme. 1. tavuk. bambulotu. âcizlik. s ıçandişi. --ming) kıvırıp kenarını bastırmak. tela şla. i. helyum. 1. i. 2. kalıtçı. i.. karaciğer iltihabı. berbat. Merhaba. hold. ağıotu. emoroit. helpful. z. dümen yekesi. antika. i. hemoglobin. gelişigüzel. ünlem 1. dır dır etmek. s. i. iğrenç. bak. basur. başının etini yemek. kuşaktan kuşağa geçen değerli şey. (--med. hemofili. yard birine yard ım etmek: Can you help her out with her French? ızcas ına yardım edebilir misin? Frans ıyor.. 1. henceforth. cehennem. 1. i.. içine almak. i. etek..men (helmz´mîn) i.s. ımda of bulunmak. hemofil. bundan böyle. kanama. ahçı. tıb.. f. i. i. Sana nas (kendi kendine yaparak) (yiyeceklerden) almak: Hefayda helped himself to a piece the cake. tıb. z. kask. porsiyon. i. Alo. helikopter. tolga. f. bu nedenle. bak. ıl yardıservis m edeyim bilemiyorum. 3. den. helms. i. to help out help s. âciz. i. i. 2. 2.. hepatit. i. baskı. i. dişi kuş. buradan. kötü. Help! helper helpful helping helpless helplessness helter-skelter hem hem in/about hemisphere hemline hemlock hemoglobin hemophilia hemophiliac hemorrhage hemorrhoid hemp hemstitch hen hence henceforth henceforward hencoop henpeck henpecked hepatitis s. terz. 2. çirkin. s. Eleman aran ünlem İmdat! i. kümes. yarıküre. kuşatmak. s.. 2. i. yardımcı: You´re not being ımcı olmuyorsun..heinous heir heiress heirloom held helicopter heliotrope helium hell hellebore hellish hello helm helmet helmsman help help o. faydalı. miğfer. yard ım etmek. mirasç ı. etmek. f. 2. i. 1. 2. bundan dolayı. yararlı. savunmas ızlık. çırak. i. tiksindirici. (belirli bir zaman) sonra. apar topar. yardımcı. kendir. ajur. katkıda bulunmak: I don´t see how I can help you.. kenevir. etek boyu. elbise kenar ı. i. elbise veya paltonun etek kenar ı. yard s. tıb. dümenci. bundan sonra. 1. k ılıbık. i. vâris. alelacele. i. çoğ. bot. baldıran. yardımsever. i. 1. vır vır etmek. aciz. s. kötü. faydas ı olmak. i. z.. korkunç. savunmas ız. tıb. çevirmek. i. i. s. dolayısıyla. katkıda bulunma. Kekten bir dilim ald ı. z.. dümen. bot.

eroin. eating my roses. onun: Take hers. i.. otçul hayvan. buras ı. 1. avam. dişil onunki. şimdiye kadar.. orada burada. They ı kendisini rahats ız etti. ileride. duraksamak. 1. buraya.her Her conscience pricked her. kahramanlık. zool. O onun.. fıtık. al. 1. Onun o kör olas ı keçisi zam. bundan önce. yiğit. Herkül. baş karakter. That´s hers. kavlıç. i. ona. i. kahramanca. haber vermek. güz. duraksayarak. z. tereddütle. 3. f. dince kabul olunmu ş inançlara aykırı düşünce. tereddüt etmek. z. i. bunda. i. i. It pleased her. i. otlara ait. 2. otçul. i. haberci. balıkçıl. kalıtım. Ondan nefret ettiler. 1. i. i. 1. dalalet. He looked hated her. yabanc ı ot öldürücü. --es) 1. yaln ız başına yaşayan kimse. z. miras yoluyla geçen. yemeklere tat vermek için kullan ılan bitki. bitkisel. z. otlardan yap ılan. 1. çavşırotu. ikircimli. irsi. bundan sonra. cesur. bak. z. ilan etmek. sürü içgüdüsü. çavşır. 1. s. 2. Vicdan i. çoban. 3. duruksun. Onu seviyor. i. çekinmek. ilişikte. kal ıtsal. sürü halinde gitmek. münzevi. ondan.. karars ız. at her. 2. kahraman. f. dişil onu. kalıt. i. hâkim olan gelen düş ünce. i. i. (çoğ. geldin mi? 3. protokol görevlisi. gütmek. z. san. bu vesile ile. z. s. f. muazzam. bununla. s. hertz. burada.men (hırdz´mîn) i. s. herds. zam. herbisit. (çoğ. Buyur. çoğ. Onunkini al. onun: He loves her. i. İşte başlıyorum. miras. i. felsefi/siyasi doktrinlere kar şı ş doktrinlere kar şı olan kimse. şurada burada. kadın kahraman. gerçek ından çok büyük (heykel/resim). hertz/--es) fiz. irsiyet. hereabouts hereafter hereby hereditary heredity herein heresy heretic heretical heretofore hereupon herewith heritage hermit hernia hero heroic heroical heroin heroine heroism heron herring hers herself hertz hesitant hesitantly hesitate zam. i. 2. bunun üzerine.. Ha. bunun içinde. s. edeb. 2. soyaçekim. ayaktak ımı. hayvan sürüsü. z. 2. 2. buralarda. heroic. hers isbizzat. 2. 2. te şrifatçı. i. boyutlar s. dişil kendisi. Başlıyoruz!/Haydi bakalım! 1. ringa. ikircikli. kabul olunmu s. sürü. 2. İşte! z. kabul olunmu ş doktrinlere karşı olan. topluluktan kaçan. edeb. kahraman. herald herb herbal herbicide herbivore herbivorous Hercules Hercules´ allheal herd herd instinct herdsman here here and there Here goes! Here goes! Here you are. kahraman. . 1. Ona bakt ı. tereddütlü. şifalı bitki. kahramanlarla ilgili. kalıtımsal. ot. That damn goat of kendi. müjdeci.

hiyerarşik. i. her yerde. ünlem 1. i. saklambaç. 6. karya. (ağacı) kesip devirmek. . 2. 1.hesitation heterogeneous heterophyte heterosexual hew hew down hew out hewn hexagon hey heyday HH hi hiatus hibernate hibernation hibiscus hiccough hiccup hick hickory hid hidden hide hide hide away hide out hide-and-seek hideaway hidebound hideous hide-out hiding-place hierarchical hierarchy hieroglyph hi-fi high high and low high density high fidelity high frequency high gear high jinks high jump high jump high latitudes i. fasıla. s. kokmuş (et). bak. açıklık. 4. yüksek ı). bak. hide 2. iğrenç. çok çirkin. (--ed. yontmak. coğr. kutuplara yakın. kapal ı. (çoğ. s. kendini be ğenmiş. çingülü. 3. k. 1. (polisten) saklanmak. f. ünlem 1. post.. 3. hanzo.. i. lüks (ya şant 1. hayvan derisi. duraksama. hiyerarşi. boş yer. eski kafalı. s.. gizlenmek. gizlenecek yer.. i. gizli. ara. s. karşı cinse ilgi duyan. saklanmak. tiz. 2. yontarak şekil vermek. 5. dar görü şlü. heterojen. yüksek atlama. yarmak. gizlemek. f. (hid. His Holiness. yüksek frekans. i. hıçkırmak. yüce. bilg. yüksek. His/Her Highness.. bot. hideaway. i. f.. Hey!/Baksana! 2. i. hiyeroglif. 1. saklanacak yer. kıro... i. hıçkırık. cümbüş. hewn) 1. s. i. hödük. heteroseksüel. i. kibirli. yüksek yo ğunluk. in hiding sakl ı. 8. sesi çok doğal bir şekilde veren (radyo/pikap/hoparlör). geom. perdeden. saklamak.tus) aralık. i. zula. bak. altın çağ. i. A! i. 2. Merhaba! 2. bak.. tereddüt. sesi çok do ğal bir şekilde verme. i. 1. bak. en parlak dönem. k ış uykusu. balta ile kesmek. İng. korkunç. high fidelity. k ıs. 7.den) saklamak. 2.. dili ta şralı. hide 2. yüksek atlama. 2. altıgen. bak. k ış uykusuna yatmak. herkes. deri. --es/hi. kutuplara yak ın yerler. oto.a. (polisten) saklanacak yer. hid. f. f. kesmek. s. i. f. s. f. yatak.. hiccup. tamasalak. şamata. zahmetle meydana getirmek. 2. f. saklanmak. ikircik. i. 2. Haydi! 3. en h ızlı vites. zengin fakir. Hey! i. i. ikircim. 1. s. müz. hew.

çok iyi. i. (fiyatı) yükseltmek.. met hali.´ni durdurarak soyan) soyguncu. (resimde) ışıklı bölüm. i. s. dili ileri teknolojinin ürünleriyle donat ılmış/yapılmış. çok. i. 3. yüce gönüllü. 2. doruk. met zaman ı. çoğ. önemli bölüm. olumlu s. 2. anayol. 1.b. tepelik. gürültülü ve ne şeli. i. i. met. yamaç. en önemli/heyecanlı nokta. ekstra. s. derece. 2. k.. (kamyon. uzun yürüyü s.high living high octane gasoline high places high point high price high relief high school high school high seas high tech high tide high tide highbrow highchair high-class high-density higher higher education high-grade highlands highlight highly high-minded highness high-pitched high-pressure high-rise highroad high-speed high-speed train high-strung high-tech high-water high-water mark highway highwayman hijack hijacker hike hiker hilarious hilarity hill hillside hilltop hilly hilt lüks hayat. 1. 1. 3. dağlık yer. -ebir dikkati çekmek. i.. lise. yüksek yo ğunluklu. enginler. 2. f. bilg. k ılıç kabzası. güz. (kamyon. en ınçok ı çizmek. çok tiz.way. dili ileri teknoloji. z. yüksek (bina/apartman). s. anayol. haydut. i. 1. f. kabza. 1. -in alt şekilde. sinirli. azami kabarma. 2. 2. 1. dili kaliteli. son -i vurgulamak. k. 1. yokuş. suyun azami kabarma noktas ı. 2. bayır. tren v. art yapan i. ırmak. s. (eteğini) toplamak. met hareketi.men (hay´weymîn) i. ta şkın. yüksek oktanlı benzin. i. 2. doruk. pek çok. uzun yürüyü ş yapmak. tepe. s. i. s. yüksek kabartma. i.b. birinci s ınıf. s. parlak nokta.. uçak korsan ı. denizin kabarması. eşkıya. hızlı tren. üstün nitelikli. kahkaha. yüksek fiyat. sinirleri gergin. yüksek mertebeler. i. zorla yapılan (satış). 1. i. i. 2.. en üstün başarı düzeyi. büyük h ızla giden. 1. 2. 2. s.. aç ık deniz. daha yüksek. high. i. s. neşe. 1. kaliteli. . lise. çetin yürüyüş. 2. i. s. s. i. foto. yücelik. entelektüel. 1. artış. i. s. (uçak/gemi) kaç ırmak. ş uzun ve kimse. ilgi çekici olay. yükselme. 1. çoğ. yüksekö ğrenim. f. tren v. san. kabarma. (yüksek) mama iskemlesi.´ni) soymak. zorlayıcı. k. yüksek bas ınç.

tarihsel. tarihi an. -i kiraya vermek. i. i. 1. s. 2. 1. 2. onun: I don´t want his. i. f. Hindu. i. kiralamak. Hinduizme özgü. 2. s. hippi. ima etmek. k ıllı. i. That dog´s his. dokusal. anat. üstü kapal -i hissettirmek. His face became purple. Tüyleri ürperdi. His heart is in the right place. önemli. ı (Ekümenik Patrik kullan ılır. 2. bak. s.most) arkadaki. 1.). i. e ba söz. Başı dönüyor. zam. dili Baya ğı kızdı.mi (hîpıpat´ımay) i. s. His Holiness his opposite number his strong point His/Your Highness hiss hiss s. en sondaki. 1. engelleme. i. hinterlant. tüylü. 1. dini Hinduizm olan kimse. 2. Ekselanslar ı. art. kalça. 2.. i. kira. Gözleri ona dikildi. i. kira ile tutmak. saçlı sakallı. s. historical. His head is spinning. k.po. Onunkini d ışarıya çıkar. 1. dayanak noktası. i. eril kendisi. s. k ıs. Yüzünde büyük bir tebessüm vard ı.. His face was wreathed in smiles. ücret. f.. s. çıtlatmak. eril onunki. (--er. His hair stood on end. reze. suaygırı. -i ima etmek.o. geride olan. tıslamak. ona. dönüm noktas ı. dini Hinduizm olan. ima. i. out hire out hirsute his His All Holiness His bark is worse than his bite. kendi. 2. en gerideki. ıslıklamak. tıslama. His eyes rested on it. bizzat. 2. s. tarihçi. on/upon i. dokubilim. --most/--er. ıslık. i. iç bölge. f. i. menteşe takmak. karşı tarafta aynı yeri işgal eden kimse. O köpek onun.. -i dokundurmak. engel. -e ıdayanmak. Take his için outside. Patrik Cenaplar k. Hindu. 1. history. zam. dişi geyik. f. historian. s. çoğ. but (et). mente ğ l ı olmak. His blood is up. Hintçe. zam. ücretle tutmak. --es (hîpıpat´ımısız)/hip. ıslık çalarak yuhalamak. onun kuvvetli taraf ı..a. hindmost. Onunkini istemiyorum. Öfkeden mosmor kesildi. 1. engellemek. şe. kalça kemiği. dili suayg ırı. -i üstü kapal ı söylemek.. off the stage hist histoid histology historian historic historic moment İyi niyetlidir. k. Papa Cenaplar ı. tarihi.s. dili Ne varsa dilindedir.. en arkadaki.him himself hind hind hind legs hind quarter hinder hindermost Hindi hindmost hindrance Hindu hinge hint hint at hinterland hip hipbone hippie hippo hippopotamus hire hire o. arka ayaklar. i. birini ıslıklayarak sahneden kovmak. f. eril onu. histoloji. . ücretle çalışmak.pot.

2. tarihsel. s. 3. ip ile ba ğlamak.historical historical novel historically history hit hit below the belt hit below the belt hit it off hit man hit one´s stride hit pay dirt hit the books hit the bottle hit the ceiling hit the deck hit the high spots hit the jackpot hit the jackpot hit the mark hit the nail on the head hit the roof hit the sack hit the sack/sack out hit the spot hit the trail hit upon hit-and-run hitch hitch on to hitch up hitchhike hitchhiker hither hither and thither/yon hitherto hive hives HMS hoard hoarder hoarding hoarfrost hoarhound hoarse hoarsely hoarseness hoary s. büyük bir başarı kazanmak. isabet etmek. z. k. i. otostop yapmak. 1. dili 1. söz. boğuk seslilik. isabet ettirmek. s. tahmini do ğru olmak. ak. argo tepesi atmak. etmek. to (atı) -e koşmak. çekelemek. (birine) kahpelik 1. iliştirmek. 2. ürtiker. f. argo 1. His/Her Majesty´s Service. k. tam bilmek. beriki. s. i. i. biriktirip saklayan kimse. 1. oraya buraya. engel. stok etmek. aksama. ineklemek.. eydili bulmak. dili küplere binmek. biriktirmek. 2. biriktirilmiş şey. k. dili (bir şeyi arayan biri) aradığını bulmak/kendisini çok umutlandıran bir şk. umulmadık bir anda başarı kazanmak. 2. dili (yiyecek/içecek) çok makbule geçmek. z. dili yatmak. mec. iki/bir seksen uzanmak. 1. istifçi. z. 2. 2. yerinde vuru ağı usulsüz 2. f. f. tarihi roman. 2.. i. ar ı kovanı. 1. ba ğlantı parçası. i. bağlamak. uyuşmak. k. boks kemerden a ş2. beri yandaki. 1. şimdiye dek. bağ. kovan. haksızlık etmek. rasgele bulmak. 4. tepesi atmak. 3. kalleşlik etmek. i. 2. tarih. otostopçu. ancak en önemli şeyleri görmek. boğuk sesli. k. buraya. boğukluk. His/Her Majesty´s Ship. takmak. i. dili turnayı gözünden vurmak. boğuk sesle. k. k ırağı. 2. i. 3. f. yukarı çekmek. k. kurdeşen. horehound. şimdiye kadar. olarak başarı. k. s.vurmak. 4. çarpmak. yataktan kalkmak. 2. taşı gediğine koymak. bak. 2. bir ileri bir geri. 1. dili kiralık katil. argo yatmak. 3. k. tam isabet kaydetmek. i. z. 1. darbe. isabet. argo şişeyi devirmek. i. tarihe göre. istif. anlaşmak. 1. --ting) 1. tarihle ilgili. tarihi. dili en yüksek h ıza/dereceye ulaşmak. boğuk. ağarmış. i. tıb. 1. (hit. ş. vurma. şuraya buraya. topallamak. hedefi vurmak. adi -e bağlamak. i. ancak en önemli noktalara de ğinmek. volta. istiflemek. k ıs. çarpıp kaçan (şoför). istifçilik. vurmak. dili yola koyulmak. k ır. . turnayı gözünden vurmak.

k. direnmek. ertelemek. yakla ştırmamak. 4. hor görmek. -e tutunmak. ayak diremek. birini bir şey ile durmadan tehdit etmek. yüzüne vurmak. 2. k. içine almak: How wateriç will this ı. birinin ilerlemesini durdurmak/engellemek. buka ğı vurmak. i. zaptetmek. dayanmak. 1.o. tutmak. f. f. i. sayg ı göstermek. 1. dilini tutmak. devam etmek. b ırakmamak. saymak. topallama. zaptetmek. 2. ileri sürmek. aldatmak. karmakar ışık şey. köstek. dili tutmak. 1. (suçu) -e yüklemek. . yukarı çekmek. 3. geçerli olmak. -in savunucusu olmamak. 2. much 2. 2. çapalamak. uzak durmak.. türlü yemeği. latife. hobi. tutmak: Hold my hand. özel 1. rehin olarak tutmak. hold against hold aloof hold at bay hold by hold down hold forth hold good hold good hold in hold in contempt hold in esteem hold in leash hold in pledge hold incommunicado hold no brief for hold off hold on hold on to Hold on! hold one´s ground hold one´s own hold one´s own hold one´s peace hold one´s peace/tongue hold one´s tongue hold out hold out on one hold over hold s. gezici rençper. f. buka ğı. i. -in taraftar ı olmamak. Elimi tut. 2. ertelemek. işletmek.o. f. k. f. uzakta tutmak. rehin. dü şkü. (telefonda) beklemek. uzun uzad ıya konuşmak. --es/--s) 1. yaklaştırmamak. topallamak. i. 2. inanmak. konu şmamak. hokey. yularını elden bırakmamak. i. kösteklemek. (bayrak) çekmek. back i. birinden gizlemek. 2. geçerli olmak. 1. kalfas i. dili (bir işi) yürütmek. 2. dili Dur!/Bekle! durumunu korumak. oyun etmek. 3. 1. şaka. aksama. glass hold? Bu bardak ne kadar su i. önermek. oyun. 1. eski durumunu korumak. 3. 2. 1. 4. kimseyle görü ştürmemek. 1. tutmak. 3. susmak. nutuk söylemek. gulyabani. (held) 1. i. k. konu şmamak. büyük domuz.hoax hobble hobby hobgoblin hobo hock hockey hodgepodge hoe hog hog wild hoist hold hold hold a child back a year hold a crowd back hold a postmortem hold a thing over s. hile. 1. ayak zevk. k. 2. 2. hakir görmek. dili i. boş gezenin boş ı. yakla şmamak. yük asansörü. başkalarıyla görüşmesine izin vermemek. kalabalığı zaptetmek. 3. süregelmek. 2. çapa. 1. yersiz korku. aksayarak yürümek. ilişki kurmamak. (başarısız bir durumu) ameliyat masasına yatırmak. f. saplant ı. 2. dert. i. arada mesafe b ırakmak. yetmek. (çoğ. dayanmak. argo ç ılgın. dili dilini tutmak. aylak. rehine koymak. bir şey söylememek. ifrit. 2. -i tutmak. 1. yukar ı kaldırmak. 1. baskı altında tutmak. i. öne sürmek. gemi ambar çocuğa (okulda) aynı sınıfı tekrarlatmak. topal etmek. serseri. 4. yerini korumak. geminin taraf ı.

çobanpüskülü. memleket. olmak. 2. dili berbat yer. yardımda bulunmak. i. evde oturmayı tercih eden kimse. demirleme liman ı. bir şeye i. kulp. i. (ifade) tutarlı olmak. 1. ayr ılmamak. 1. 3. rahat. 2. f. boş başarı . dili geçerli4. cigarette nesne/kap: candle holder şun sahip olduholder ğu) sigara ağızlığı. gösterişsiz. evsiz barks ız. saklanmak. i. 4. için çaltatile çıkm ış kimse. içişlerine ait. ev. aile oca ğı. çökük. 3. 3. rahat. 3. in high regard hold still hold sway hold the field hold the line hold the pass hold the purse strings of hold together hold up hold water hold with Hold your horses! holder holding holding company holdover holdup hole hole up holiday holidaymaker holiness Holland holler hollow hollow victory holly hollyhock holocaust holster holy Holy Scripture Holy Week homage home home base home economics Home Office home office home port Home Secretary homebody homeland homeless homelike homely birini kuca ğında tutmak. yolunu kesip soymak. 2. kutsal. 1.b. dinlenmek ışmadan geçirilen süre. ev ile ilgili. geçidi tutmak. out oymak. geciktirmek. içinde bir şey saklanabilen şamdan. 2. yortu günü. (şirketin) idare merkezi. İng. arzetmek. s. çirkin.. dili -den kalma bir şey/kimse. yaramayan zafer. kira ile tutulmu ş arazi.o. kutsallık. i. mukaddes. özgü. k. bayram günü. boşluktan gelen (ses). kutsiyet. . 3. anavatan. haykırmak. eve ng. s. 1. derin. 1. i. birine/bir şeye saygı duymak. sahte.o. vatan. i. 4. yank ı yapan. tatil. s. göstermek. ev gibi. delik açmak. i. i. 2. (birinin/bir kurulu hisseler/emlak/mülk/mallar. k. çukur. soygun. 1. from k. 1. evsiz./s.. k. ile aynı fikirde olmak. para (birinin) elinde olmak. oyuk. Kitabı Mukaddes. haykırış. 2. İng. i. tutma. delik. 1. merkez. gülhatmi. ev ekonomisi. tabanca k ılıfı. 2. 2. delmek. İçişleri Bakanlığı. 3. 1. kaldırmak. İng. telefonu kapatmamak. k ıpırdamamak. 1. bot. i. Paskalyadan önceki hafta. s. 2. çukur. basit. 5. kasanın anahtarı (birinde) olmak. i. korumak. 1.. k. 1. imha. gecikme. i. s. 2. dili ba ğırmak. i. İçişleri Bakanı. 3. bir arada tutmak. değişikliğe karşı olmak. içine bir şey konulan nesne/kap. yurt. 2. hürmet. bağırış. içi bo ş. 2. i. 2. yalan.hold s. i. sade.´ne gösterilen) sayg ı. oyuk. Hollanda. büyük yang ın. bo şluk. makul olmak. yuva. f. anayurt.t.. İüs. f. dili Dur!/Bekle! i. egemen olmak. çukur. tatil. İng. cana yakın. İng. i. (hükümdara v. bot. üstünlüğünü korumak. i. 1. tutmak. s. holding. tatil günü. engellemek. in one´s arms hold s.

f. ev kad ını. -i şereflendirmek. i. dövüp kıvamına getirmek. Honduras´a özgü. s. balarısı. f. f. sahiden.. 3. i. e şcinsel. 2. ev ödevi. sade. evde yap ılmış. gurbet çekme. i. . bot. türdeşlik. s. balayı. 2. gurbet çeken. dürüstlük. Dürüstlük en iyi yoldur. kaz sesi çıkarmak.. i. namus.i. dili pavyon. homogenize. was not Şeref şöyle dursun. 1. 1. katil. dürüstçe. serbest meslek şılığı nda verilen para. bal. bağdaşık hale getirmek. ev ve eklentileri. evde dokunmu ş. s.rar. honorary. namuslu. f. 2. evine/vatan ına dönmekte olan. i. homojenle ştirmek. i. s. adi bar. homojenize: homogenized milk homojenize süt. ücret. k. i. let alone honor. (okulda) esas dershane. (bono/çek) kabul edip karşılığını ödemek. Honduraslı. 2. 2. s ıla hasreti. onursal.. ba ğdaşık. homolog. Honorable. onur. 2. ödev. homojenlik. z. i. 1. ba ğdaşıklık. s. i. bilemek. 2. gerçekten. hon. iffet. şöhret. hilesizce. 1. han ımeli. honey petek balı. çiftlik ve eklentileri. s. 2. k ıs. e şadlı. 1. homoseksüel. ücretsiz yap ılan. s. bak. in him. 1. 1. hilesiz. mansiyon. yabankazı sesi.. onda dürüstlük nam ına bir şey yoktu. z. i. mansiyon. dürüst. balayına çıkmak. 1. 1. memleket yolunda. f. i. i. homojenle ştirici. şerefli. honorably. klakson çalmak. can ım. 1. f. s. nam. i. k ıs. f. iftihar listesi.. honey in the comb honeybee honeycomb honeymoon honeysuckle honk honky-tonk honor honor a debt honor roll honorable honorable mention honorable mention honorarium honorary i. 2. 2. k. (ballı/balsız) petek. i. basit. dilb. fahri.. şeref vermek. Honduraslı. e borcunu ödemek. 1. i. klakson sesi.homemade homemaker homeroom homesick homesickness homespun homestead homeward homeward bound homeward bound homework homicide homogeneity homogeneous homogenise homogenize homogenized homogenizer homologous homonym homosexual Hon hon Honduran Honduras hone honest honestly honesty s. cinayet. eve do ğru. s. Honesty is the best policy.a (anırer´iyı)/--s (anırer´iyımz) i. Honduras. namus. i. homojen. i. adam öldürme. şeref. 1. çoğ. türdeş. i. Honesty. i. s. i. ün. sahibine hizmet kar2. dili sevgilim.o. vatan/ev hasreti çeken. İng. 2. Honduras.

s. çavu şkuşu. kalabal ık. f. s. çengel ile yakalamak. bak. bak. 1. ümitle. ümitsiz. İng... bak. motor kapağı. çengel şeklindeki. kopça. 1.. elektrikli süpürge ile temizlemek. yaya gitmek. sarp ın. ümit vermeyen. sıçrama. i.. ı dünyasından biri. kancayla ba ğlamak. kabadayı. 1. 3. birleştirmek. İng.. 2. kukuleta. 2. i. 1. olta ile (balık) tutmak. köpürmüş. 1. oto. k. müz. (--ped.. bot. çevren. dili şamata.. hookah. kabaday f. ile ilişki kurmak.. 2. k. horda. 3. İng. (bayku ş) ötmek. s. dili orospu. köpekayası. erkek veba diş 1. kaput. çoğ. i. kara ısırgan. (korna. orak. boru. 4. 1. i. umutsuz. klakson.o. i. nargile. silo. i. i. 1.. k. s ıçramak. i. i..2. --ping) sekmek. i. dili serseri. ümitli.. her şeye rağmen ümitli olmak. 2.. kah kah gülmek. f. 2. vapur/tren/sis düdüğü için) ötüş. şerbetçiotu.. k.. dili çok öfkeli. 1. s. ummak. çember. çengelsi.. 2. k. korna. dili uçuş. taban tepmek. aldatmak. ğilamak. i. f. honorable. çekmek. dili 1. i. dili tamamen. kahkaha. i. dünyas ı. hormon. 1. 2. çemberlemek. line and sinker hooka hookah hooked hooked nose hooker hooky hooligan hoop hoopoe hoopoo hooray hoot hoot of laughter hoot s. göz boyamak. gaga burun. 2. yatay düzlem/çizgi.. 2. i. elektrikli süpürge. dili çok k ızmış. f. hoopoe. z.. çengelli. f. zool. i. i. ile evlenmek. hurrah. ünlem. toynak. honor. fahi şe. f. (bayku ş. bak. .. i. down hoover hooves hop hop hope hope against hope hope for the best hopeful hopefully hopeless hopper hopping mad hopping mad hopscotch horde horehound horizon horizontal hormone horn i. hayırlısı demek. kopça. kasnak. k. k. k. line and sinker. Upupa epops. Masalımı olduğu gibi yuttu. i. korna. kanca. f. ümit etmek. İng. i. 2. seksek oyunu. ba şlık. 2. bak. vapur/tren/sis düdüğü) ötmek. 1. yatay. i. boynuz. i. uçak seferi. --s (hûfs)/hooves (huvz) i. ibibik. tutmak. i. hüthüt. hoof. 1. ufuk. i. bak. s. birini yuhalayarak susturmak. dans etmek. 2. i. İng. patırtı. dili in şallah. i.. oldu ğu gibi: He swallowed my story hook. f. 3. çalmak. yeralt i. çoğ. ümit verici. kabadayı. 2. k. ümit. sekme. zool.honour honourable hood hoodlum hoodwink hoof hoof it hoo-ha hook hook and eye hook up hook up with hook. 2. yeraltı ından biri. umut. f. köpekotu. çengel şekline sokmak. argo 1. 1. çengel. 3.

i. korkunç. i. İng. çiçekçilik. ikramc i. yüreklendirici. çoğ. kaba k ırıc ı.horn of plenty hornbeam hornet horns of a dilemma horny horoscope horrendous horrible horribly horrid horridly horrific horrify horror hors d'oeuvre horse horse chestnut horse mackerel horseback horsebean horsehair horseman horsemanship horseplay horsepower horseradish horseshoe horsewhip hort hortative hortatory horticulture hose hose hosier hosiery hospice hospitable hospital hospitalise hospitality hospitalize Host host host hostage hostel bereket boynuzu... sunuculuk yapmak. f. dehşet. at s ırtı. binicilik. 1. dili çok korkunç.. 2. abaza. (ekmek ve şarap ayinindeki) ekmek. i. i. hastaneye yatırmak. s. nas ld i. . dili çok kötü. i. i. ağı ık. 2. i. etmek. 2. süvari. bayırturpu. s. 2. korku. teşvik edici. 2. s. horse. mak. meze. korkutmak. beygir.ığı bakımevi. tutak. 1. s. i. çorap fabrikas ı. kalabal i. korkunç/deh şetli bir şçok ekilde. fena. beygir. bak. gayret verici. 2. i. z. bak. i. i. mensucat fabrikası. gürgen. s. a 3.konuk çokluk. hoyratlık. konukseverlik. çok fena. öğüt veren. çok şır ı bir ekilde. ordövr. çokve kaba ve z. beygirgücü. korkunç. 2.. çorapçı. s. 3. bot. çok kötü. 1. hose) çorap. 2. i.ız falı. 1. çoğ. 1. bahçecilik. iğrenç. korkunç. (--ped. i. 3. 2. özellikle rahipler/rahibeler taraf ından idare edilen misafirhane/yurt. bakla. --s) hortum. dili korkunç. 2. (çoğ. --ping) kamçılamak. i. çok kötü. misafirperver. 1. at kılından dokunmuş kumaş. davet vermek. kötü. ev sahipli ği yapmak. 3. İng. dili berbat. dilişçok kötü. i. k. at. 3. çok k. berbat. ikramc ılık. genç turistler için ucuz otel. ıı rl ı. atkestanesi. yılgı.. i. zayiçe. f. 1. eşek şakası.kötü. boynuzlu. kaba ve k ırıcı. 1. i. k. çok kaba ve k ırıcı bir şekilde. dehşetli. davet veren kimse. abazan. binici. büyük e şekarısı. 1. (çoğ. sunucu. deh şet verici.men (hôrs´mîn) i. çokçok fena. 2. k ırık. çoraplar. istavrit. k. misafirperverlik. f. Fr. 2. y s. dehşete düşüren. kamç ı.. Hrist. i. 1. hospitalize. k. spor atlama beygiri. 1. f. mensucat.. hortative. konuksever. fena ihalde. 1. çerez.. 2. rlamak. 2. at nalı. at k ılı. argo seks yapma arzusuyla yan ıp tutuşan. f. k ıs. rehine. nasihat dolu. i. i. nal ile oynanılan oyun. nal şeklinde şey. çok fena. 4. ğrenç. 1. 1.. ev sahibi. s. kırbaç. ın ölene kadar bakıld ölümcül hastalar ı. horticulture. birinin seçilmesi gereken iki güç seçenek. İng. öğrenci yurdu. i. hastane.. bahç ıvanlık. i. i. i. cı dili bir ş ekilde.

her zaman cevap veren imdat telefonu. limonluk. 1. alçak herif. elektrikli ocak. camekânda bulunan gübreli toprak.. ev. bu sosisle yapılan sandviç. acı biber. 1. kızgın. düşman. ser. çoğ. barınd tents. kum saati. 1. 2. 1. bak. . k. 2. sera. 2. iskân. 1. i. i. i. 6. hükümet meclisi. vakit. 4. konutlar.h. i. s ıcak. buyot. pe i. hot-water bottle sıcak su torbası. 2. 3. dili it. i. i. 5. radyoaktif. kayna s.wives (h^z´îfs) İng.hostess hostile hostility hot hot air hot chocolate hot dog hot line hot pepper hot plate hot spring hotbed hot-blooded hotchpot hotchpotch hotel hothead hothouse hound hour hour hand hourglass hourly house house house dog house martin house of cards housebound housebreaker housecoat housedress houseguest household household word householder housekeeper housekeeping houseman housetop housewarming housewife housework housing housing estate housing project hove i. --test) 1. (fesat/kötülük/huzursuzluk) ğı/yuvas ı. garson kad ın. bir çe şit sosis. i.wives (haus´wayvz) ev hanımı. i. house. 2. çabuk k ızan kimse. 1. yan (tel). konut sitesi. ev hırsızı. taze (haber v. martaval. çabuk parlayan (kimse). i. pencerekırlangıcı. düşmanlık. barınacak yer. izlemek. f. çoğ. İ ng. yeni. 1. i. çoğ. silahlı çatışmalar. i. i.). (h^z´îf).b. 1.b. zaman. dikiş kutusu. atmasyon. ticarethane. tazı ile ava gitmek. saat. 2. sosyal konutlar. saat ba şı. 2. heave. 4. nedeniyle) evde hapis olan. elektrik oca ğı. konsomatris. bak. 2. i. aile reisi. s. saldırgan. ev halk ı. sert. yerleştirmek: The government housed the refugees in f. sosisli sandviç. ev.. kaplıca. i. 2. house. öfkeli kimse. b. (cinsel aç ıdan) ateşli. (hastalık v. 3. i. s. s. ev k ıyafeti. aile. ev işi. s. argo bo sütlü kakao. kutu. (evde temizlik v. 2. 1. her gün kullan ılan kelime. dayanıksız iş. bak. toplu konutlar. karter: clutch housing debriyaj karteri. ev sahibesi. hodgepodge. kâhya kad ın. av köpeği. i. eve ait. 1. dam. ev köpe evk ırlangıcı. hostes. düşmanca. ırmak. i. direkt telefon hatt ı (özellikle devlet başkanları arasında). . (--ter. house. Hükümet s ığınmacıları çadırlara yerleştirdi. işleri yapan erkek) hizmetkâr. sabahlık (giysi). 1. 4. ev sahibi. ev halk ı. 3.b. 6. acı (biber v. k. ev idaresi. i. f. gece yatısına gelen misafir. (saatte) akrep. hanedan. 1. 4. dili şini bırakmamak. 1. tazı. derme çatma şey. -de bulunmak: That ği. şiddetli. barındırma. 2. i. İng. 2. i. 3. tiyatro. 1.). i. yüksek gerilimli ak ım taşı ş laf. saatte bir. mak. yeni bir eve ta şınmanın kutlanışı. 2. stajyer doktor. hodgepodge.. aile. 2. i. otel. 5. çatı2. gen. çoğ. z.b. i.men (haus´mîn) i.

up1. 1. nas ıl: How did it happen? Nasıl oldu? How will he do this? Bunu nasıl yapacak? How does it work? Nas ıl çalışıyor? 2. 2. k. tereddüt etmek. f. f. 1. ne kadar: How long must Ne dersiniz? 1.. k ızgınlık. i. 2. Hışımla odayı terketti. aç ık ağıl.?: How ever did it come about? Nasıl oldu? Ne var ne yok?/Ne âlemdesiniz?/ İşler nasıl? Çok naziksiniz. ne kadar. heat. etrafında şıp hovercraft. bununla birlikte. Çok güzel. (ceviz. (tahta) baraka. (--ged. 2. i. 1. öfke: She left the room in a huff. 1. dili koca. 1. horsepower. kamburüzüm. 2.? (1).b. high school. başlıca amacı para kazanmak olan ıcı. reklamc ı (Küçümseme belirtir. s. fazla hareket etmeden üzerinde ve etraf ında uçmak.! (Küçümseme belirtir. i. sar ılma.´ne ait) kabuk. benimsemek. i. Ne olacak... inlemek. 1. high pressure. 1. tekne (geminin temel bölümü).. budalaca yanl ışlık. 1. f. bak. renk. hantal bir veşhantal. Home Secretary. tekerlek göbe ği. Headquarters. hour. i. muazzam. nargile. ancak. 2. ne kadar: No matter how much I try. curcuna. i. kucaklamak.. 3. nız? de ğil mi? Nas k. How about . (of) merkez. 2. kocaman... ünlem 1. bağrış çağrış. 2. k. oto. 3. 2. 1. poyra. I just can´t do it. çok büyük ve kaba gemi. k ıs. k ıs.. 1. Çok ilginç. sımsıkı tutmak. i.b. . araya s3. fıstık. e ş. değil mi? 4. dili Niye?/Nas ıl olur? Diğerlerine göre nasıldı o? Nasılsınız? Nasılsınız? Nasıl . uluma. i. dev gibi. f. değil mi? 3. z. gibi. ama. tür. den. k ıs.? How´s it going? howdy however howl howler HP HQ hr hrs HS ht hub hubble-bubble hubbub hubby hubcap huckleberry huckster huddle hue hue hue and cry huff hug huge huh hulk hulking hull i. i. iri ve hantal kimse/ şey. 2. ulumak.. (renk için) ton. hours. 2. ekilde do rulmak. f. k ıs.? How goes it?/How is it going? How good of you! how much How so? How´s about .´nin) kabuğunu . nasıl. (içini ç ıkarmak için) (ceviz. kimse. bezelye v. dili. hurda gemi. i. Çok şaşırtıcı. de ğil mi? 2. kucaklama. bağrışma. iriyar ı i. f ıstık. i. birbirine sokulup sarılmak. durmak.. bağrına basmak. f. derme çatma ev. height. z..hovel hover Hovercraft hovercraft how How about it? How about that? How are you? How come? How did he measure up? How do you do? How do you do? How ever . 2. 3. k ıs. bezelye v. yaln ız. sar ılmak. i. --ging) 1.).. i. Çok ılsıkötü. inleme. 1. k.. İşler nasıl gidiyor? ünlem.). dola i. bak. i. k ıs. hayhuy. How much money do you u lğ olabilir? Niçin?/Nas k. dili merhaba. 3. dili gülünç hata.ğlenduha s. i. hoverkraft. şamata. bir tüccar. Ne kadar ğraşırsam ı u raşayım. seyyar sat ıkış mak. yine de yapamam. çe şit. jant kapa ğı. Ne? 2. 3..

komik. ğma. 1. (şarkı) mırıldamak. insanlara yard ım etmek isteyen. (--med./Hı ..). s. 5. gürültü. i. sezinme. olağanüstü şey/kimse: That was one humdinger of a storm! O ne ırtmonoton. insani. insan olarak. insan haklar ı. 1. 3.şkambur s ış s. sezinleyi ş. kapris.o. human insan tabiatı. f. i. bak. hakir. 1. be şer. küçük dü şürme. sinekku şu. birinin kibrini k ırmak. 4.). ünlem 1. alçakgönüllülükle. i. kibrini kırmak. insan kalabalığı. 2. içedo uşkambur . 1. s ırtını kamburlaştırmak. siki rt. insanlıinsan z. tevazu ile. yavan. hörgüç. H ıh! (Bir şeyin/birinin hiç beğenilmediğini belirtir. vuru mak. zırva. s ıradan.. dili sezinleme. i. i. f. bahç. 3. -in üstüne abanmak. ünlem H ım . human psychology s. 2. gibi dili faaliyette olmak: The nature office was humming. insanoğlu. sahtekâr. 1. hümanizm. keyif. humidity. f. sezinti. v ızıldamak. nüktedan. Büroda herkes ar ıinsan şeri. f. s. 2.). hümanist. mizahi. tevazu.. mütevaz ı. 2. i. ayak ı. yaş. nüktedanl ık. dolap. alçakgönüllü. 1. . i. 2. be psikolojisi. tekdüze. tabiat. argo çok büyük. içedo 2. i. üstünden/üzerinden geçmek. rutubetlendirici. 1. insaniyet. tümsek yer. güldürü yazar ı. burnunu ırmak. nemlendirici. f.. Hım! (Kuşku belirtir. taşımak. yeknesak. argo mek. kocaman. kimse. gülünçlük. utandırma. binmek.. çok utandırmak. komiklik. 1. tepe. k. 2. insanca. insan sevgisi.hullabaloo hum hum human human being human nature human rights humane humanely humanism humanist humanitarian humanity humankind humanly humble humble apology humble s. tevazu. k. i.´s pride humbleness humbly humbug humdinger humdrum humid humidifier humidify humidity humidness humiliate humiliation humility hummingbird humongous humor humorist humorous humour hump humpback humpbacked humph humus hunch hunch one´s shoulders/back hunch over hunchback hunchbacked i. f.. k. 3. insanca. alçakgönüllülük. mırıldanmak. i. 4. 2. nemlendirmek. insani. alçakgönüllülük. gülünç. huy. kambur. humor. s. insanlara yardım etmek isteyen kimse. i. velvele. insana yak ışan bir şekilde. (Düşündürücü bir durumla karşılaşınca söylenir. 3. suyuna gitmek. kaprisine boyun e ğmek. rutubet. kambur. i.ğ s.. güldürü. insanlığa yakışan. sikmek. --ming) 1. i. s. i. k alçakgönüllülükle özür dileme. küçük dü şürmek. i. insanlık. s.. z. the insanl k. 3.. insanoğlu. 3. nem. hayhuy. i. ınaydı öyle! f s.. bak. pat ırtı. ın doğasını oluşturan niteliklerin hepsi. şakac s. i. humus. human rights insan insan. âciz. i. mizah. kambur kimse. s. insani: human insan tabiatı. i. ık. 2. İng. f. rutubetli. 2.. z. i. 1. yalan dolan. i. 2. kambur s ırt. insanc ılık. İng. 6. kambur durmak. hile. kambur.. insanoğlu. sahtekârl ık. rezil etme. i. resources insan kaynaklar ı. insanl ı k. rezil etmek. nemli. f. saçma.

idareli kullanma. i. 1. maniacı. alçak engel. (gelecek zamana kalmas ı için) kullanmamak. boylu boslu. i. 1. av mevsimi. hurrah. ızlandet!/Çabuk ırmak. for -i çok özlemek. idarecilik. f. 2.b. yaralayıcı. f ırlatmak. acele içinde olan. engelci. yüz kat. acele.. s. hunting knife av bıçağı. k. çabukla ştırmak. s. s. Macar. 2. k. s. kapç ık. f. 1. 1. f. 1. 3. i. derin sessizlik. i. k. 2. susmalık. son sürat gitmek. hat ırını kırmak. karn ı aç. (bazı tohum ve meyvelerde) (dış) 3..koca. yüz. 2.´ni) savurmak. iri parça. (bir uzvu) yaralamak/incitmek/zedelemek: gücendirmek. idareli kullanmak. grevi. 1. av mevsimi d ışında avlanmak. hang 2. C). as ılmış. büyük gizlilik. 2. 2. i. z. 1. f. dili iriyar ı. i. “Yaşa!” diye bağırmak. yüz misli. ünlem Yaşa! f. 2. m ısır başağının dış yaprakları. yüz. örtbas etmek. 2. 1. uçmak. i. dili 1. yüzüncü. 3. arayıcı. dili çok gizli. acele etmek. avlanmak. bulmak. engelli/manial i. i. 2. kabuklu. aceleyle götürmek/getirmek. i. i. ıgüçlü kuvvetli. i. s. 2.. Are you hurt? Sana bir şey oldu mu? Is birini k ırmak/yaralamak. (bir uzva) zarar vermek. 3. 2. avc ı. engelli ko şuya katılan yarışmacı.. i. 2. Macaristan. avc ılık. kısiış k 3. yüz rakam ı (100. susmak. f. n güçlü s. for -i aramak. aramak. f. çiftçilik. kasırga. f. i. 1. f. yaramayan dış kısm . av atı/köpeği. i. bak. ği. for -e duyulan büyük özlem/hasret. s. i. -e susamak. Macarca. acı veren. i. s. birinin gururunu k ırmak. bak. kararında oybirliğine varamayan jüri. eskimoköpe . açlık. acıkmış. hızla f. k ırıcı. 2. dü şmek/yuvarlanmak. 1. çoğ. sus payı. birinin onuruna/haysiyetine dokunmak.o. ğuk. 2. engelli. yüzde bir.hundred hundredfold hundredth hung hung jury Hungarian Hungary hunger hunger strike hungrily hungry hunk hunt hunt down hunt out of season hunt up/out hunter hunting hunting season hurdle hurdle race hurdler hurdy-gurdy hurl hurrah hurray hurricane hurricane lamp hurried hurry Hurry up! hurt hurt one´s feelings hurt s. rüzgâr feneri. kuvvetle/h ızla fırlatmak/atmak/uçurmak. ı ko şu. asılı. (tehdit. bo kuvvetli kimse.´s feelings hurt s. i. gemici feneri. aç.. (yarışlarda) engel. küfür v. ünlem Susun! s. yağdırmak. s. 1. acele ettirmek. av: hunting dog av köpeği. susturmak. urağan. savurmak. yak ışıklı adam. low hurdles 1. 1. (mı sır başağı ın) kabuk. büyük bir arzuyla. laterna. i. yüksek engelli 110 metrelik ko şu. kapatmak. yakalayıncaya kadar peşini bırakmamak. 3. mania. -i çok arzu etmek. (hurt) 1. 1. avlamak. açlık z.. açlıkla. i. aceleyle yap ılan. yüksek engel. 1. 2. bir şeyin e(ses). h Acele ol!/Haydi! f. f.o.´s pride hurtful hurtle husband husbandry hush hush money hush up Hush! hush-hush husk husky husky s. engelli yarış: high hurdles 1. 2. 2. ünlem.

i. i. into hustle s. ko şuşturma. ko şuşacele birini apar topar (bir yere) sokmak. klorhidrik. dili gözünü dört aç ıp çok çalışan kimse. bak. f. i. i. kulübe. hidrojen peroksit. su içinde bitki yetiştirme. hidro-. hidrolik. i. suküre. hidrosefal. hidroterapi. su ile kar ıştırarak bileşik meydana getirmek. su korkusu. bak.o. i. hyena. i.. hidrobiyoloji. hibrit. deniz uça ğı. 2.o. İng. fındıkçı. argo fahişe. i. hareketlilik. kim. iki ayağını bir pabuca sokmak. i. acele etmek. s. melez.. i. sırtlan. hileci. s. i.. hibritleşme. . hidrosefali. hareketlilik.hussy hustle hustle and bustle hustle s. i.. melez hayvan/bitki. f. i. hidrojen. hidrofobi. ortanca.o. i. i. melezlemek. hidrolog. turma. suya inebilen uçak. s. dili gözünü dört aç ıp çok çalışmak. önek suya ait. 1. i. tıb. i. hidrat. baraka. hibrit. suölçer. k. su tedavisi. deniz otobüsü. numaracı. f. i. 2. s. oksijenli su.. dümenci. yangın musluğu. tıb. s. i. i.. hidrolik. off to hustle s.. out of hustler hut hutch hyacinth hyaena hybrid hybridisation hybridise hybridization hybridize hydrangea hydrant hydrate hydraulic hydraulics hydrohydrobiology hydrocarbon hydrocephalic hydrocephalus hydrocephaly hydrochloric hydrochloric acid hydrodynamic hydrodynamics hydroelectric hydrofoil hydrogen hydrogen bomb hydrogen peroxide hydrologist hydrology hydrolysis hydromechanics hydrometer hydrophobia hydroplane hydroponics hydrosphere hydrotherapy hyena i.. bak. k. i. civelek kız. çabuk olmak. f. 1. bot. tıb. i. i. sümbül. tavşan kafesi. hidroelektrik. i. i. argo üçkâ ğıtçı. 1. i. hidromekanik. i. 3. subilimci. hidrometre. i. ahlaksız kadın. i. s. hidrokarbon. hidrosfer. hybridization. subilim. bak. melezleşme. birini apar topar (bir yere) götürmek. birini apar topar (bir yerden) ç ıkarmak.... hidrodinamik. hidroklorik asit. şırfıntı. suyuvar ı. hidroloji. i. i. i. ettirmek. hidrodinamik.. melezle şmek. hydrocephalus. hidrojen bombas ı. hidroliz. hybridize. İng. 2.

s. irileşme. hiper-. z. geom. s. i. geom. hijyen.. çoğ. enjeksiyon iğnesi. aşı iğnesi. hiperboloidal. irileşmek. anat. ikiyüzlülük. mübala ğa. hastalık hastalığı. varsayımlı olarak. f.. i. hipotenüs. ipnotize etmek. hiperbolik. geom. i. i. s. i. varsayımsal. 1. higrometre.. 2. i.. . tıb. hipnoz. f. tire. s. iğne. k ızlık zarı. tireli. hiperboloit. yüksek. i. hiperbol. higroskop. i.. s. bak. s. i. isteri. i. tire ile birle ştirmek/ayırmak. i.. hipertermi. i. hipodermik. uyu şturucu. i. ikiyüzlü kimse.. k ısa çizgi.hygiene hygienic hygrometer hygroscope hymen hymn hymnal hyperhyperbola hyperbole hyperbolic hyperbolic hyperbolical hyperbolical hyperboloid hyperboloidal hypercritical hypersensitive hypertension hyperthermia hypertrophy hyphen hyphenate hyphenated hypnosis hypnotic hypnotise hypnotism hypnotist hypnotize hypochondria hypochondriac hypocrisy hypocrite hypocritical hypodermic hypodermic needle hypodermic needle hypodermic syringe hypoglycemia hypotension hypotenuse hypothesis hypothetical hypothetically hyssop hysteria i. aşırı duyarlı. çördükotu. --e (haypır´bıli)/--s (haypır´bılız) i. s. hypnotize. i. hipoglisemi. i.. histeri. bot. tıb. farazi. 2. i. f. İng. ikiyüzlü. ilahi. tıb. s. i. geom. i. hyperbolic 2. bak. i. abartmalı. sa ğlık bilgisi. i.. 1. geom. faraziye. hy. tıb. ipnoz..e. önek aşırı. ilahi okumak. sa ğlıksal. s. alerjik. 2. ipnotizmac ı. yüksek tansiyon. hipotetik. ilahi kitab ı. hipertansiyon.ses (haypath´ısiz) i. hipotez. zufaotu. hipertrofi. uyutucu. hijyenik.poth. enjektör.. s. aşırı derecede eleştiren. irileşim. 1. enjektör iğnesi. hyperbolic 1. himen. ilahi okuyarak kutlamak veya ifade etmek.. hiperboloit. s. hastalık hastası. varsayımlı. s. ipnotizma. abartma. 1. f. çoğ.. 2. enjektör şırıngası. iğne.. f. geom... bak. hipotansiyon. enjektör. tıb. i. varsayım. hipnotizma. i. s. i. i..

belki. . Burama kadar geldi. Roman almak tell you I´m sorry. I for one do not believe it.. zannedersem.. k. I promise you! I say ...!/Baksana İng. Ondan hiçbir şey anlayamıyorum.!/Bak . Haydi yap bakalım. 2.. dili 1. Bunu biraz da bekliyordum. I heard it on the grapevine. Orası kesin! 3. I have no idea. I feel refreshed. I don´t give a darn. Onu tan ımakla iftihar ediyorum.. Kendimi gülümsemekten alamad ım. dili Kula ğıma geldi. histerik. have liked youthought to have. 2.. I am much obliged. Canım dinlenmek istiyor... k. 1. Çok minnettar ım. İnşallah. I promise you! Bu plan İng..hysteric hysterical hysterically hysterically funny hysterics I I I shouldn´t think so.. I couldn´t help smiling. I don´t think he´s all there... deli gibi. I haven´t seen hide or hair of him. I should like . k. Bana çok pahalıya mal oldu.. k.. bana kalırsa. I for one I had better go./İşin içinden çıkamıyorum... I am proud to know him.. dili çok komik: a hysterical joke çok komik bir ş aka. Hiç ku şkum yok ki . ç ılgınca.../Umarım öyle olur./. Hiç param yok. Fevkalade!/Harika! 2. Hiçbir fikrim yok.: I should like to Senden özür dilemek istiyorum.. Romen rakamlar ı dizisinde 1 sayısı. ben. isteri krizi. I´d like to buy a novel. 1. Bana vız gelir. i. I haven´t a penny to my name. dili Dinle .. zam. I feel like resting. I myself am doubtful.. işitir gibi oluyorum. k. Benim için farketmez.: I should Onu tan ımış olmanızı isterdim. Ben bile ku şkulanıyorum. I seem to hear . . I can´t seem to solve this problem. k. istiyorum. 2. Gitsem iyi olacak. diyebilirim ki. dili çok komik. dili Bana ne!/Bana v ız gelir! k. Hayret! . I can´t make head or tail of it.. İng. Kendime geldim. benden söylemesi/sana söyleyeyim: This plan . I hope so. Bu sorunu çözebilece ğimi sanmıyorum. s. Yemin ederim!/Vallahi do ğru! 2.... 1. I don´t doubt that I don´t feel like myself. I kind of expected it. Zannetmiyorum.. . z. I beg your pardon. İyi değilim. 1. I can´t make heads or tails of it. I paid through the nose for it. I don´t give a toot! I don´t like the sound of it. İzi tozu yok. I don´t mind.. dili Bana iyi bir şey gibi gelmiyor. isterik bir şekilde. dili Bence bir tahtas ı eksik. have thought her to be older. pek sanmam.. pek sanm ıyorum.: known I should have I should Daha yaşlı olduğunu zannederdim..... Kendi hesab ıma ben inanmıyorum. bak... I should have liked ./Keyfim yok. Hiçbir şey anlayamıyorum.. I doubt whether . san ırım.! won´t work. kriz. I have had enough of him. Hem de nas ıl! I should say so! .. İtirazım yok. çoğ. isterik. k. I say! s.. hysterical. Affedersiniz. I dare say I dare say I dare you.

2. İzlanda.. I would like to take this occasion to thank you all. . I´ll go Senin için farketmezse onlarla giderim. She is on the verge of accepting our İş teklifimizi kabul etmek üzere. i. I think so.. i I`d I`ll I`m I`ve I´d just as soon stay here.. Zaten bunu bekliyordum./Herhalde. Burada kalmayı tercih ederim. 3. I´m surprised at you.. Iceland Icelander Icelandic ID card If he hasn´t done it again! If I only knew! i. 1. If it weren´t for you .. job offer. I´ll do my level best. Kabul etmem. Öyle zannediyorum.. Öyle zannediyordum ki . dili Kellesini uçuraca ğım!/Derisini yüzeceğim! I´ve been had. Bu vesileyle hepinize te şekkür etmek istiyorum. I want no more of it.. If it´s just the same to you. k ıs. I´ll have his head/hide! I´ll thank you to keep out of this! I´m buggered! I´m on the horns of a dilemma. 2. Korkarım haklısın.. Paraya k ıyıp kendime yeni bir elbise aldım. I would not know! I wouldn´t know... kimlik... with them. Saçımı kestirmek istiyorum. İzlandalı.. İzlanda.. Tanıştığımıza memnun oldum. it. I´ll go along now. k ıs.. İzlandaca. i. dili Vay anas ına! Bir iki dakikaya kadar gelece ğim. Bu kadar ı yeter. If you don´t mind.. k ıs. dili ğı da igeldim. k. Bir sözü pekiştirmek için kullanılır: I swear I didn´t do it! Vallahi ım! yapmad Öyle zannediyorum.. I will/shall. I´m pleased to meet you.. İzlandalı. Öyle zannediyorum.. I was under the impression that . I have. Hay Allah... k ıs./Bana öyle geliyordu ki . 2. k. Aşkolsun! I´ve a sinking feeling you´re right.. I´ve half a notion to give you a Sana dayak atas ım geliyor! hiding! I´ve never seen the like of it. I am. I thought as much./İzninizle . İ.. İngiliz alfabesinin dokuzuncu harfi. Elimden geleni yapar ım. Yaptığına şaşırıyorum. kimlik kartı./I Benzerini hiç görmedim../Sözü uzatma.. Müsaade ederseniz . Ölmeyi tercih ederim! İng. İzlanda´ya özgü. I. İşin ayrıntılarına girmeyeceğim. I won´t hear of it. I treated myself to a new dress. Üçkâ şe burnunu sokmazsan iyi olur! k.I should say so. I was on the verge of leaving when he arrived. argo Hay Allah! Olur şey değil!/Allah Allah! k. İzlandaca./Hiç şaşırmadım. Gidiyorum artık. i. never saw the likes of it. Keşke bilseydim! Siz olmasayd ınız . I had. 1.. O geldiğinde ben gitmek üzereydim. . I should think so. I want a haircut. I will not labor the point. If you don´t like it you can lump k. dili Be ğensen de bir. argo Pestilim çıktı!/Bittim! Aşağı tükürsem sakalım. beğenmesen de. s. yukarı tükürsem bıyığım.. Ne bileyim ben! Hiçbir bilgim yok. 1... dili Bu İng./ İzin verirseniz .. yine ayn ı şeyi yaptı. I would/should./Bilmiyorum./Herhalde. I swear . I´d sooner die! I´ll be buggered! I´ll be damned! I´ll be jiggered! I´ll come in a minute or two.

International Standard Book Number (Uluslararası Standart Kitap ı). i. 1. Irak. hintkeneviri. Numaras İslam. . borç senedi.. mıısır unu. f. 4. Müslümanl ık. i. i. hintpirinci.rish. i. İrlanda´ya özgü. İrlandalı kadın. İranlı. İsrailli. K ızılderili. Hintli. 3. İsrail.wom. İnterpol. İrlandaca. Ba ğımsızlık Günü (4 Temmuz). i.men (ay´rîşmîn) i. İslamize. Hintli. Endonezyalı. 2. s. i.. çini mürekkebi. i. İrlandalı. 1.D. i. çoğ. Müslüman. mısır. tek s ıra (yürüyüş). Iraklı. İç Moğolistan. Hint-Avrupa dil ailesine ait. İrlandalı erkek. 2. i. i. tar. I. 1. İslamlaşmak. International Labor Organization (Uluslararası Çalışma Örgütü). s. Iraklı. i. Hindistan´a özgü.nese) Çinhintli. İran. Hint-Avrupa dilleri. I. İranlı. Çinhintli. O bu işin adamı mı? k ıs. Hint. Kızılderililere özgü. bak. İsrail. Hindistan. s.do. Endonezya´ya özgü. İng. pastırma yazı. k ıs. hintsarısı./Göze güzel görünüyor. f. İran´a özgü. 1. Irak. i. İslam. üstüne krem şantiyi konulan viskili ve şekerli kahve. İrlandaca. s. the International Monetary Fund (Uluslararası Para Fonu). Kızılderili. hintfulü. s. Çinhindi. İrlandalı.B. It comes to the same thing. İsrailli. s. Demirperde. Hindistan. Endonezya. 2. 1. İran. 1. İslamlaştırmak. 2. İrlanda. 2.ILO IMF Indeed! Independence Day India India ink Indian Indian corn Indian file Indian hemp Indian lotus Indian meal Indian rice Indian summer Indian yellow Indochina Indochinese Indo-European Indo-European languages Indonesia Indonesian Inner Mongolia International Standard Book Number Internet Interpol IOU Iran Iranian Iraq Iraqi Ireland Irish Irish coffee Irish Gaelic Irishman Irishwoman Iron Curtain Is he the man for the job? ISBN Islam Islamic Islamise Islamize Israel Israeli It appeals to the eye. I owe you size olan borcum. i. ızılderili. 2. (çoğ. i. Endonezya. İrlandalı. 1. İndonezya. 3. İslamiyet. İsrail´e özgü. çoğ. Göze hoş geliyor. uluslararas ı standart kitap numarası. s. 2. Aynı kapıya çıkar. İng.chi.en (ay´rîşwîmîn) i. 1. 2. Öyle mi? A. i. i.rish. k ıs. K İng. i. Endonezyalı. İrlanda. İrlandaca. İslami. s. İrlanda kahvesi. Çinhindi. s. In. Irak´a özgü. Çinhindi´ne özgü. k ıs.

. It gives me a kick. It is only a question of time.. Beş para etmez. Eskisi kadar işe yaramaz. k.). It isn´t done. It is an ill wind that blows nobody good../Hiç hoş bir şey değil. It is half past one. Yak ışık almaz..... It makes my flesh creep. Saat bir buçuk. It makes no difference.. Aksilikler hep üst üste gelir. Beni etkilemiyor. Hiç de öyle de ğildi! ...It dawned on me. değil mi? do this.: mi?” Unless you neden pay him a decent salary.. Tüylerimi ürpertiyor. k.... It has seen better days... It serves him right! It serves him right! It stands to reason It stands to reason that .. It doesn´t matter./.. It rings a bell It says here that ./Mesele onda de ğil..´nde) diyor ki . kitap v. dili Yüzde yüz olacak bir şey!/Sağlam bir iş bu! Onun hayatta kalmas ı bir mucize. It is usual to do so./Farketmez.. Nihayet! (Sitem belirtir. It´s become indispensable../Galiba . gelmesin?” diyor ki .. Mantıkto ş vermedikçe it stands to reason he won´t work hard.. Söylentiye göre . It would seem that . Burada (gazete..... It has seen better days.. It leaves me cold. It was like this. Kesin olarak kimse bilmiyor. It is beyond my power. It´s about time! It´s all very well but .... Her işte bir hayır vardır.. (with me). It is rumored that . Hepsi iyi ho ş ama . Artık onsuz olmaz./Bana v ız gelir. Kuvvetle tahmin edilen bir şey için kullanılır: “Will she come?” “It stands reason she will./Her şey iyi güzel de . -e göre tabii ki . Sanki ... Müstahaktır!/Oh olsun! Müstahaktır!/Oh olsun!/Ettiğini buldu! (that) . Artık eskidi. It requires qualification.b../Bana bir şey hatırlatıyor.. 2. imi ş gibi. 1. Allah verince ya ğdırır... It´s anybody´s guess.. Anlaştık! Benim için bir zevktir. dili Tan ıdık gibi geliyor.. It is neither here nor there. Onun önemi yok.. It was nothing of the kind! Kafama dank etti. dili Jeton hâlâ dü şmedi.. Kısmen doğru. Ona makul bir maa k.. Büyük bir olas ılıkla .. It never rains but it pours. dili Benden bunu istemen biraz fazla.. isn´t it? İyi ettiniz! (Cevaben söylenir. It´s a real pity! It´s a sure thing! It´s a wonder she´s still alive. Böyle yapmak âdettir... It isn´t worth a farthing. It seems as if/as though . Sadece bir zaman meselesi. Önemi yok. Bana zevk veriyor. Elimde de ğil. Çok yazık! k. Ne yapalım? Kısmet! Böyleydi..). It looks like rain. It is reported that .. It still hasn´t penetrated.” “Gelecek “Tabii. -diği söyleniyor./Ho şuma gidiyor.. It´s a bit thick of you to ask me to İng... It is more than probable that .../Rumor has it that . Farketmez.. It was just one of those things. dili Çok kolay bir şey!/İşten bile değil! It´s a cinch! Yazıklar olsun! It´s a crying shame! It´s a deal! It´s a pleasure. Yağmur yağacağa benziyor. k.. It´s a change for the better.. gibi görünüyor.. .

dili Tam arad ığımız şey! Ben ısmarlıyorum. 5. k. üzerine krema sürmek.. It´s prohibitively expensive. f.: It´s no go. 4. üstüne soda dökülmü ş dondurma. buzda ğı./Şakaya gelmez. İtalyanca. buz tutmuş (liman). i./İkisi aynı kapıya çıkar. buz pateni alan ı. buz gibi. 1. Italian Italy IUD Ivorian Ivory ice ice cream ice cube ice field ice hockey ice hockey ice pack ice pick ice rink iceberg icebound icebox icebreaker icecap ice-cold ice-cream soda iced iced-tea iced-tea spoon i. i. Külah içinde dondurma ı./Yanına yaklaşılmaz. the other. dili O bana göre de ğil. 2. It´s time for Sıra sende. üzerine krema sürülmü ş (pasta/kek). It´s one o'clock. 2. k ıs. Şakaya gelmez. 1. dondurma külah: an ice-cream cone. s. Hiç anlayam ıyorum. moda! şHoca imdi çok O It´s the rage these days! It´s time for school. k. El altında değil. 1. donmak. Fildişi Kıyısı´na özgü. aysberg. Okul zaman ı geldi./Şakaya gelmez. It´s six of one and half a dozen of k. buzul. 2./Zaman ı geldi de geçti bile. Saat bir. It´s high time. It´s not within reach. intrauterine device. It´s no joke. Olmuyor. he won´t change his mind. Aslında şehrin sınırları dışında. küçük She buz was kalıbeating isfilt. It´s just the thing! It´s my treat. k. It´s outside the city proper. dili İnsanoğlu bunu yapamaz. s. buzk ıran. i./Şakası yok. uzun saplı tatlı kaşığı.külah ı. buz hokeyi. 1. . i. dili Bana ne! Kendini içkiye vermesi şaşılacak bir şey değil. buzda so ğutmak. k. It´s no laughing matter. etraf ı buzlarla çevrili (gemi). 2. buzlu şerbetten yapılan tatlı. It´s not my cup of tea. s. 1. (over/up) buzlanmak. karar ından vazgeçmiyor. It´s no skin off my nose! It´s no wonder he took to drink. i. Olmuyor. It´s not humanly possible. It´s no go. It´s not within her capacity. 2. It´s plain sailing from here on. O kadar pahalı ki kimse alamaz. buzlu: iced tea buzlu çay. Fildişi Kıyılı. Kapasitesi ona yetmez. s. Tam vakti.It´s Greek to me. dili Bundan sonras ı kolay. It´s no joke. 2. dili buzdolab ı. 1. buzlarla kaplı. i. dondurmak. İtalya. buz hokeyi. It´s nothing special. k. Kolay iş değil. ice-cream3. buz k ıracağı. buz torbas ı. It´s your turn. dili Aralar ında hiç fark yok aslında. i. Fildişi Kıyılı. cone 1. dondurmayla dolu dondurma../Ahım şahım bir şey değil. ha Ali. s. s. k. 2. İşin şakası yok. i. İtalyan. buz. Pek bir özelliği yok. Fildişi Kıyısı./Ha Ali Hoca.

idefiks. mak. tuhaflık. 4. ideal. z. i. geri zekâlı.... buz saça ğı. kendini (biriyle) özde şeyin . bak. ikonoklast. boş vakit. kimlik bunalımı. i. 2. mak. buzlu. boş. i. 2. idealle ştirmek. . ask. ikon k ırıveya şmiş inanç.h. kurumlara karşı çıkan/saldıran. yerle ıcı. ideal olarak.h. mat. i. i. 2. tabir. özde şlik. ask. (pasta ve kek üzerine sürülen) krema v. 2. (kolye zincirine tak ılı) künye. yerle cı. 1. özdeş. kurumlara karşı çıkan/saldıran kimse. 1. ideolog. 2. 1. 1. put. 1. tar. bak. (motor) rölantide/avarada çalışmak. ideolojik. saçak buzu. ülkü. kapl ı. saplantı. tembel. boşta.t. f. ülküsel. geri zekâlı. with leştirmek. b. deyim. s. gelenek s. dangalak. ayn ı şekilde. 1. i. 3. boş gezen kimse. dangalak. s. s. i.h. kimlik. sanki bir idilden al ınmış. f. 1.. buz. i.. ideal. f. yerle şmiş inanç. 2. aylak. i. mat. dü şünce. ülkücü. fels. (with/to) (ile) ayn ı. ikon k ırveya şmi ş inanç. tar. s. künye. i. tar. 1. f. putlaştırmak. 2.b. ikonoklazm. buz gibi. 2. ülkücü. b. birinin/bir i. i. gelenek veya kurumlara karşı çıkma/saldırma. i. -in kim/ne/kimin oldu ğunu tespit etmek/saptamak/söylemek. f. s. mükemmel. asılsız (söz/vaat/tehdit). sanem. ikona.. 1. (bir dilin) ifade tarzına uygun olarak. i. idealize. s. putperest. kar dişi. (bir dilin) ifade tarzına uygun. with identity identity card identity crisis identity disk ideological ideologist ideology idiom idiomatic idiomatically idiosyncracy idiot idiotic idle idle away time idle hours idler idol idolater idolatry idolise idolize idyl idyll idyllic i. idolize. eksantriklik. (biriyle) özdeşleşmek. f. 1. z. sabit fikir. tuhaf özellik. çok sevilen kimse/ şey. i. putperestlik. 1. 1.. idil.. buz salkımı. z. ayrıksılık. 2. b. a ğız. 1. 2. kimlik cüzdanı.ikonoklast.icicle icing icon iconoclasm iconoclast iconoclastic icy idea ideal idealise idealism idealist idealistic idealize ideally idée fixe identical identical twins identically identification tag identify identify s. s. ruhb. cılık. fikir. işsiz. idyll. 2. hüviyet. tapınmak. idilik. ikon k ırıbuz s. özdeş ikizler. i. İng. avara dişlisi.. iş zaman öldürmek. idealizm. İng. i. bak. avara kasnağı./s. kimlik kartı. fels. ile ş ilgili olduğunu düşünmek. ideal. gelenek i... 5. ülkücülük. fels. (bir gruba özgü) dil. ikon. i. i. ideoloji. 3. 2. idealist.o.. s. pastoral. boş (vakit). 2. idealist. lemeyen (makine). aynen..

bilgisizlikten ileri gelen. 1. 1. belirsiz. kötülük. alçak. terbiye görmemiş. 1. cahil. s. demek ki. s. yasad ışı. namussuzca. bilmezlikten gelmek. 1. uğursuz. şayet. 2. s. soysuz. s. zool. 1. lütfen. 2. 3. uymayan. keşke: If only I had known. ateşleme tertibatı. kıvrımbağırsak. s. tutu şma. 2.. yakmak. s. s. hastalık. 2. oto. 2. dili şüpheli. 1. kaba. evlilikdışı. 2. 2. kontak. il. s. ateş almak. id est yani. ateşlemek. gayrime şru. s. alçakça. f.ie if if ever if need be if not if only if perchance if push comes to shove/if it comes to the push if worst comes to worst if you please iffy igneous ignite ignition ignition key ignition switch ignoble ignominious ignominy ignoramus ignorance ignorant ignore iguana ileum ilex ill ill at ease ill will ill will ill-adapted ill-advised ill-bred ill-disposed illegal illegibility illegible illegitimate ill-fated illiberal illicit illiterate ill-judged ill-mannered ill-natured illness illogical k ıs. yolsuz. haram. rahats ız. . isterseniz. p ırnal. rezalet. çoğ. aksi takdirde. 2. 1. tutuşmak. 2. s. dar görü şlü. serke ş. husumet. kötü. yüz k ızartıcı. 1. i. s. ters. s. kara cahil. kötü niyet. always live in the cave. düzensiz. cahillik.a (îl´iyı) i. sakıncalı. bilgisiz. k. huysuz. bot. 3. s. zarar. püskürük (kütle). i.. 1. ald ırmamak. f. cimri. s. pırnar. 2. olmazsa. worst) 1. 2. şayet. eğer. yanlış düşünülmüş/tasarlanmış. oto. uygun olmayan. ters. hintkertenkelesi. kültürsüz. bilgisiz. dili çok gerekirse. rahatsızlık. de ğilse. yanmak. we rica can ederim.. mantığa aykırı. i. 2. s. ateşleme. fena. yolsuz. kötü huylu. 1. 1. bilgisizlik. s. cahil. s. pek bilgisi olmayan. s. s. anat. terbiyesiz. i. i. i. yeşilmeşe. eğer. Keşke bilseydim. fenal huzursuz. çobanpüskülü. alçaklık. s. en kötü ihtimal gerçekle şecek olursa/gerçekleşirse: If worst comes to worst. cehalet. şayet. tutuşturma. bayağı. illegal. kontak anahtar ı. hasta. oto. talihsiz. okuma yazma bilmeyen. s. caiz olmayan. ise. bağ. a şağılık. 2.. i. (worse. yanlış. okumam ış. gerekirse. i. i. k. şerefsiz. Iguana iguana. şart. ate şleme düzeninin açılıp kapanmasını sağlayan aygıt. mantıksız. boş vermek. bahts ız. En kötü ihtimal gerçekle şecek 1. i. yasad ışı. tutuşturmak. iguana. yasadışı. okunaks ızlık. içi ırahat olmayan. k. yanlış. okunaks ız.e.

hayal. sanmak. i. zamans ız. 1. 3. emmek. imge. 1. aydınlat i. 1. 3. şerefli.vi. put. hayal gücü. i. 2. 2. f. s. s. ilüvyon. pek çok. olgunla şmamış. çizer. i. il. (birini/bir konuyu) ayd ınlatmak. z. tertemiz bir şekilde. yarat ıcı. resimlemek. taklidini yapmak. zannetmek. haml ık. f. i. 4. 2. asılsız. acil. içkinlik. olmamış. s. f. s. (kitabı/yazıyı) tezhip etmek. s. i. çoğ. illüstrasyon. s. 1. çok büyük. uçsuz bucaks ız olma. i. yakın. çok büyük olma. i. özümsemek. i. geri zekâlılık. 1. (birini) örnek almak. s. ıcı. do ğrudan doğruya. hayali. 1.. ölçülemeyecek kadar büyük/çok. s. uçsuz bucaks ız. toy. içkin. illüzyon. örneklemek. betimleme. resim. aydınlatma. f..ill-omened ill-starred ill-timed ill-treat illuminate illuminating illumination illusion illusive illusory illustrate illustration illustrative illustrator illustrious illuvium image imagery imaginable imaginary imagination imaginative imaginatively imagine imagism imagist imbalance imbecile imbecility imbibe imbue imitate imitation immaculate immaculately immanence immanent immaterial immature immaturity immeasurable immediate immediate cause immediately immense immensely immensity s. with (fikir) a şılamak. s. 1. 1. vakitsiz. gelişmemiş. olgun olmama. f. 1. 2. ışıklandırmak. 2. imgeci. 1. ölçülemez.lu. taklit. aldatıcı. kuruntu. uğursuz. z. 1. 2. i. görüntü. fels. jeol. 2. tahmin edilemeyecek boyutlarda. (bir şeye) doğrudan yol açan neden. 2. tertemiz. talihsiz. ünlü.a (îlu´viyı)/--s (îlu´viyımz) i. 1. s. f. i.. hayal edilebilir. iyi planlanmış. 3. sonsuz. i. geri zekâlı. me şhur. ham. . içmek. 1. illüstratör. s. so ğurmak. imgelemek. şanlı. örnek. s. hemen. 1. imgelem. şimdiki. z. s. 4. 1. hayal etmek. aptal. 2. s. 3. kötü davranmak. 3. öğrenmek. lekesiz olarak. derhal. konu d ışı. 2. aldatıcı. hayal. gayet. 2. 3. i. i. 2. imgecilik. s. taklit etme. dengesizlik. asılsız. 2. yanılsama. 2. tasar ımlamak. bahtı kara.. 2. z. 1. mevsimsiz. s. s. 3. önemsiz. 1. i. s. hayal gücüne dayanarak. imgesel. maddi olmayan. imaj. hayal. 1. s. kocaman. örnekleyen. 3. 2. f. lekesiz. aydınlatmak. taklit etmek.. aptallık. göz önüne getirilebilir. kusursuz. kapmak. 2. 2. 1. toyluk. hayal gücü kuvvetli. i. tezhip. 2. hayal ürünü. fels.

2. küçük şeytan.. i. kördüğüm. f. f. s. dokunulmazlık. f. kızdırmak. s. dişçi. i. i. f. vuru ş. f. tespit etmek. pekiştirmek. immobilize. 2.. s. s. kusursuz. İng. 1. kolay şınmaz. İng. 1. engellemek. f. 1. f. 3. İng. to -e kar şı4. bak. 2. f. s. bak. İng. batma. s.. k ımıldatılamaz. göçmen. söylemek. ars ız. 2. aşırı. tarafs ız. a şılmaz. çıkmaz. sabırsızlıkla. ölümsüz. k ımıldamaz. yansız. batırma. ölümsüzlük. suya batırmak. şeytanın art ayağı. dili elektrikli su ısıtıcısı. hırslandırmak. s. tez canlı. huk. kazıklamak. 1. huk. from/to -den muaf. s. s. kazığa vurmak. yakın. 1. etkilenmez. immunize. sabırsız. coşturmak. 2. bak. immortalize. i. çileden çıkarmak. ta ba ğışık. geçit vermez. dald ırma. hareketsiz. sonsuz.. ebedileştirmek. s. i. ahlaks ız. muhacir. coşkulu. ebedi. f.. 3. to -e vermek. 1.. derin düşüncelere dalmış. z. göç etmek. 2. i. yak ında olmasından korkulan. s. s. kazığa oturtmak. k. i. çarpışma. hareketsizlik. çene kemiğine kaynamış diş. heyecanland heyecanlı. 1. i. 3. . f. değişmez. afacan çocuk. yerinden oynamaz. i. ölümsüzle ştirmek.immerse immersed in thought immersion immersion heater immigrant immigrate immigration imminent immobile immobilise immobility immobilize immoderate immodest immoral immorality immortal immortalise immortality immortalize immovable immune immunise immunity immunize immutable imp impact impact impacted tooth impair impale impart impartial impartiality impassable impasse impassion impassioned impassive impatience impatient impatiently impeach impeccable impecunious impede f. s. ateşli. etki. sıkıştırmak. i. suçlamak. İng. ölçüsüz. haddini bilmez. f. i. utanmaz. (devlet memurunu) mahkeme önünde suçland ırmak. ahlaks ızlık. yansızlık. dalgın. sabırsızlık. 2. i. 2. 1. daldırmak. açmaz. k ımıldayamaz duruma getirmek. açık saçık. göç etme. 1. edepsiz.. f. ahlaka aykırı. ölümsüz varl ık. gayrimenkul. f. değişmez. sabit. bozmak. s. tarafs ızlık. 2. paras ız. dalma. bağışıklık. ırmak. 1. (to) (-e) bildirmek. geçilmez. zayıflatmak. s. (against) (-e kar şı) bağışık kılmak. f. duygularını açığa vurmayan. 2. i. sabit. s. elektrikli su ısıtıcısı.

s. to (su. Duman ate şi içerir. sugeçirmez. 2. sert. akl ına sokmak. i. v. i. tamam ıyla. Allaha kar şı saygısız. şahane. 2. delinmez. 1.b. s. i. yerine getirme. hissedilmez. s.şı dolayl f. 1. sevketmek. 3. kişilikdışı. 3. 2. ima etmek. (dolaylı olarak) göstermek. i. 2. plan v. 1. görülmez. 1. -e işaret etmek. (bir şeyin içinde) saklı olan anlam. dilb. eksik. 2. kusur. i. güç. aceleci. f. ifade lan. itmek. z.). kaba. 1. çabuk. s. impertinence. şiddetli. terbiyesiz. hava geçirmez. 1. 1.b. aşılamak. i. temkinli. yayılımcı. 2. f. (yasa. s. yürürlü ğe koyma. Allaha kar şı saygısızlık. zorunluluk. i. f.´ne) asmaz. küstah. tıb. araç. s. geçirimsiz (toprak). 4. 3.impediment impel impending impenetrable impenitence impenitent imperative imperceptible imperfect imperfection imperial imperialism imperialist imperialistic imperil imperious imperishable impermanent impermeable impersonal impersonate impersonation impertinence impertinency impertinent imperturbable impervious impetuous impetus impiety impinge impious implacable implant implant implantation implement implement implementation implicate implication implicit implicitly implore imply impolite impolitely i. emretmeyi seven. imparatorluk sistemi.´ni) geçirmez. emperyalizm. ima edilen. saklı. tlamak/dikmek. 3. canland ırma. to (korku. kalıcı olmayan. i. tıb. 1. . emir belirten. 3. 1. 1. yayılımcı. f. istifini bozmayan. 2. belli belirsiz. mecburi. 1. i. s. beraberinde getirmek: s. kulak dü şünmeden i. 2. seçilmez. f. şiddet. i. dikmek. bitmemi ş bir eylemi gösteren (zaman/fiil). s.edilmeden anla şılan. emreden. 1. i. s. aplikasyon. z. yatıştırılmaz (öfke. i. keçisakalı. 1.b. f. implantasyon yoluyla şı a ıb.b. 2. emir. (orman). s. imparatora özgü. --ing/--ling) tehlikeye atmak. zorunluk.´ni) dinlemez. 2. dilb. terbiyesiz. 2. nefret v. 1. tam. nüfuz edilemeyen. sır v. implantasyon. (birini) (olumsuz bir şeye) ışt ırma.´ni) yürürlü i. 5. bozulmaz. ağırbaşlı. 2. 2. terbiyesizce.b. uygulamak. s. engel. yalvarmak. farkedilmez. s. özür. kesin: implicit trust tam güven. zorunlu şey. geçici. to (ya ğmur/hava) geçirmez. hava v. ele ştiri v. kişisel olmayan. pişman 4. alet. pişman olmayan. 1. söz. girilmesi olmama. küstahlık. emperyalist. ele yap ılan. imparatorlu ğa ait. zorunlu.. 1. kusurlu. 3. --ling) sürmek. münasebetsizlik. yok olmaz. 1. 1. amirane. emperyalist. 4. s. (taahhüt. (--led. dolaylı olarak kar s. i. 2. (ö ğüt.b. dürtü. defolu. karar ğe koymak. münasebetsiz. yay ılımcılık. eksiklik.. s. 3. taklit etme. mim. içermek: Smoke implies fire. s. olmas ı yakın. 2. f. (--ed/--led.b. güdü. 2. temsil etmek. i. i. implantasyon. uyarı. s. mâni. içinden geçilmez (kale). s. 2. piimkâns şmanlıkız duymama. 1.). pişmanlık duymayan. 2. 3. on/upon -i etkilemek. (birini) (olumsuz bir şeye) karıştırmak. çürümez. engel. buyurgan. soğukkanlı. 1. taklit etmek. canland ırmak. 2. f. bak. to (ö ğüt. s. 1. 2. çözülemeyen (sav.´ni) yerine getirmek. 2. 3. s. yürütme. kaba bir şekilde. 1. ştiri v. hızl ı. zor. noksan. anla ı olarak. 2. amansız (düşman).

f. harç. on/upon 1. s. 6. etkileyici. hapsetmek. itibarl ı. 3. 6. i.. empresyonizm. 3. imkânsız. ithalat kotas ı. 3. z. izlenimcilik. rahats s. z. haczetmek. ithalat. şaşırtıcı derecede. uygunsuz. i. on/upon akl ına sokmak. (vergi) koyma. yoksulla ştırmak. i. 2. gebe b ırakmak. (zihnine) sokmak. s. imkâns ız bir şekilde. yap ılamaz. zahmet. zorla kabul ettirmek. kesin olmayan. 7. iz. etki. i. 4. yük. terbiyesizlik. 2. (kitapta) yayınevinin adı. empresyonist. imkânsızlık. kuvvetini kesmek. 1. heybetli. s. s. etkili. 1. i. özensiz. 1. kazan ılamaz. bask ı. 2. 2. bask ı.(yol). pratik olmayan. 4. çok ısrarlı. 3. elverişsiz. ceza.. 2. titiz olmayan. i. emdirmek. (zorla) yüklemek. 2. zayıf. 4. 4. s. görkemli. resim. 1. kolayca etkilenen. i. i. güçsüzlük. s. 2. üzengita şı. 2. sahtekâr. vergi. i. s. zahmet vermek. ithalat izni. ithal malı. ithal izni. i. f. 1. iktidars ızlık. ithalatç ı. kim. empoze etmek. i. f. (on) 1. f. 5. damga. önem. (damga) basmak. hile. etki. 6. s. etki. izlenim. güçsüz. ithalat vergisi. tartıya gelmez. (ceza) vermek. 5. 1. isabetsiz. etkileyici bir şekilde. 2. 2. i. doland ırıcı. hapis. 3. zaptedilemez. 2. z talep. iktidarsız (erkek). elverişsiz. uygulanamaz. impotence. âciz. i. ölçülemeyen. 2. yap ılamaz. 3. 1. fakirleştirmek. f. izlenimci. 2. 2. i. 1. (damga/mühür) basmak. f. 1. zorla kabul ettirme. etkilemek. 3. 3. 2. . aşırı duyarlı. i. anlam. dikkatsiz. duyguları etkileyen. 1. 2. mantıksız. itibar. izlenimci. bak. izlenim. kabalık. 1. kullanışsız. 1. 2. ağırlığı olmayan. f. emprenye etmek. nüfuz. 1. etken. 1. isteğinde çok ısrar eden. hapsetme. mim. nüfuzlu. ithal etmek. a ğıla kapamak. uygulanamaz. d ışalım. önem. önemli. i. f. olanaks ız. i. s. 1. 1. 4. 2. ithalat ve ihracat. döllemek. permi. geçilmez. haks ızlıık. 1. 5. nak şetmek. 2. kanunen el koymak. damga. ısrarla istemek. hassas. çetin 2. olanaks s. with (fikir) a şılamak. pratik olmayan. s. 1.impoliteness impolitic imponderable import import import duty import license/permit import permit import quota importance important importation importer imports and exports importunate importune impose imposing imposition impossibility impossible impossibly impost impost impostor impotence impotency impotent impound impoverish impracticable impractical imprecise impregnable impregnate impress impression impressionable impressionism impressionist impressionistic impressive impressively imprint imprint imprison imprisonment i. ız etmek. s. beceriksiz. 3. s. 4. empresyonist. -e (vergi) koymak. önceden kestirilemeyen f.

çok hasta. 1. k. murdar. cezadan muaf olma. üstüne yıkmak. in the envelope zarf ın içinde. çabuk çabuk. z. küstah. k. tepi. bir ç ırpıda. hazırl ıks ız olarak. madde. çok moda olan. murdarl ık. i. tedbirsiz. 1. azıcık. . görev ba3. itki. gelmiş. 2. mevsimi z. Özhan´ ştirme. (bir şeyi) iyimser olarak (görmek). s. yetkili kişi. kirlilik. iç. ars ız. düzeltme.gözde. k. 1. s. doğaçtan/irticalen ılan. (hazırlık yapılmadan) o anda yapılan. pe bir anlamda. ırlıksız. bir anlamda. -a: Put it in içine. 1. doğaçtan. 2. yalanc ı çıkarmak. f. hazırlıksız. yak i. your pocket. dili bir anda. arsızlık. dolambaçlı yoldan. sersem sepelek. 2. kirli. şında. 1. 3. düzeltmek. çabucak. yola girmek: Özhan´s health is ın sağ2. yıldırım hızıyla. 2. 3. k. z. s. gelişmek. katışkı2. çıplak. Parasının hepsini şinen ödeyebilirim. katışıklık.improbable impromptu improper impropriety improve improvement improvise imprudence imprudent imprudent impudence impudent impugn impulse impulsive impulsively impunity impure impurity impute in acknowledgment of in in in in in a bad way in a big way in a breeze in a coon´s age in a daze in a ferment in a flash in a good light in a hurry in a jiffy in a lather in a lump sum in a manner of speaking in a monotone in a nutshell in a roundabout way in a sense in a slapdash manner in a small way in a small way in a state of undress in a trice s. vermek. ihtimal d ışı. uydurup yapmak. yani. s. iffetsiz. yabancı . kötü bir durumda. k. i. ilerleme. i. lığı düzeliyor. k. baştan savma. 2. 1. 2. katışık. saflığı bozan şey. içinde. yoluna koymak. verdi edat ğ 1. 1. epeydir. içeride. tedbirsizlik. içeri do ğru yönelen. az ve öz olarak. 2. dili karga şalık içinde. elinde. iktidardaki. 4. tepisel. geli ştirmek. dili büyük çapta. k. ihtiyats ız. hemen. 3. 5. anında uydurmak. 3. dili heyecanlı. düzelme. the box kutuda. improving. s. dili küçük çapta. yüzsüzlük. kolaylıkla. irticalen. tehlikede. i. 2. 5. yap ışıksız. 3. i. uygunsuzluk. f. 2. 1. -de. birdenbire. düşünmeden. dolaylı yoldan. -de. dili 1. i. sesini alçaltıp yükseltmeden. peşin ve taksitsiz olarak: I can pay for it in a lump sum. -e. 4. 3. doğaçtan çalmak. evde. kar ışık. ruhb. 1. olmayacak. tedbirsiz. içeriye. 2. geli şme. pis. 1. 2. k. içinde. s. s. piston. 3. haz çirkin. i. 2. atfetmek. düzelmek. yüklemek. 2. aceleyle. -in karşılığı olarak: in acknowledgment of his years of service yıllarca i hizmetin kar-da: şılığıin olarak. f. ihtiyats ız. 1. küstahlık. 1. düşüncesizce davranan. Cebine koy. geli f. karınca kararınca. içine. dili çoktand ır. yüzsüz. -da. s. dili torpil. moda. ani bir istek. pislik. 1. ihtiyats ızlık. 3. uygunsuz. dolaylı olarak. ilerletmek. monoton bir şekilde. gelişigüzel. itici güç.

-e ek olarak.in a twitter/all in a twitter in a way in a word in a/one body in absolute privacy in abundance in accord with in accordance with in actuality in addition to in advance in aid of in all in all in all probability in alphabetical order in an advisory capacity in and out in anticipation of in any case in any case in any event in any shape or form in apple-pie order in bad/ill repair in between in black and white in bloom in brief in broad daylight in broad daylight in bulk in camera in case in case of in case of emergency in cipher in cold blood in cold blood in command in commission in company with in comparison with in compliance with in concert in conclusion in conference k. toplam. 2. bol/çok miktarda: There were pears in abundance. i. sefere hazır (gemi). sözün k ısası. tamam ı. ileride. 1. menfaatine. danışman olarak. uyum içinde. ambalajsız. I can work late. Her halükârda Billur´un yeme ğinde görüşürüz. ile beraber. Yang ın anında bu düğmeye ı n. -e uygun olarak: Is this in accordance with your wishes? Bu isteklerinize göre mi? I acted in accordance with your instructions. amir. 1. alfabetik olarak dizilmi ş. çok düzenli bir şekilde. sözü geçen. soğukkanlılıkla. özetle. k. k ılını kıpırdatmadan. takdirde: In case it´s necessary.yazılı olarak. -e göre. mucibince. 1. şifreli. vard -e uyarak. halinde: In case of fire press this button. fazla olarak. çiçekte. hep birlikte/beraber. toplantıda. 1. yararına. tamamen aralar ında kalmak üzere. Gerekti ği takdirde geç vakte kadar çalışabilirim. huk. . -e uygun olarak. 2. açık. ayr ıca. her halükârda. birlik içinde. ne olursa olsun. kötü durumda. bir bak ıma. gerçekten. ne olursa 1. -e nazaran. gizli celsede. zaten: In any case you couldn´t have herhalde. alfabetik sıraya göre. 2. güpegündüz. (bir şeyin gerçekleşebileceği) düşüncesiyle. orada ol. aralarında: two houses with a yard in between aralarında bir bahçe olan iki dili ev. 2.emergency acil durumda. -e yardım için. Ne olursa olsun sen olsun. güpegündüz. her halükârda. işe hazır. dili heyecan içinde. kâh d ışarıda. her halde: In any event I´ll see you at Billur´s ekilde. her halde: In any case you be there. -e göre. büyük bir ihtimalle/olas ılıkla. önde. 1. pe şin olarak. meşgul. son olarak. toptan. uyarı niteliğinde bülten/duyuru. k ısaca. 2. ne olursa olsun. 2. toplam olarak. birlikte. zaten: In hiçbir şdinner. hakikaten. in case of bas acil bir durumda. Çok miktarda armut ı. kâh içeride. çiçek açm ış. -e ilaveten. hepsi.

genel olarak. -in taraftar ı. iyi durumda. -e rağmen. tam çekilme durumunda. çap olarak. 1. gerçekte. aslında. harap. büyük ra ğbet gören. tam göz önünde. ile ilgili olarak. ile birlikte. şakadan. k. ciddi olarak. -den yana. k. zamanı gelince. iki suret halinde. önde. tehlikede.in conjunction with in connection with in consequence of in danger in days of yore in deep water in deep water in default of in defiance of in despite of in detail in diameter in disrepair in doubt in due course in due course in duplicate in earnest in easy circumstances/on easy street in effect in excess of in fact in fact in favor of in fine fettle in flagrante delicto in flames in focus in front in front of in full retreat in full view in fun in future in general in good company in good faith in good repair in good season in good spirits in good time in good trim in great demand in great request in hand in harness in haste ile beraber. genellikle. iş başında. tutulan. çok. ayrıntılarıyla. -e ayk ırı olarak. 2. doğrusu. yürürlükte. çok aranan. 1. varl ıklı. biraz erken. baya ğı. alevler içinde. hazırlanmakta. 2. keyfi yerinde. keyfi yerinde. aceleyle. nedeniyle. dili iyi durumda/vaziyette. önünde: in front of the building binan ın önünde. tamire muhtaç. çok revaçta. 2. sadece birinin sözüne güvenerek. 2. yokluğundan dolayı. zamanı/vakti gelince. 1. -e karşın. aslında. ayrıntılı olarak. vaktinde. -in lehine. 2. zamanla. ile bir arada. çok aranan. . önceden belirlenen zamanda. formda. -i hiçe sayarak. ciddi. zor durumda. 3. iyi odaklanm ış. çok eskiden. suçüstü. 1. başı dertte. 3. bundan sonra. bundan böyle. cürmü me şhut halinde. aslında. 2. tela şla. -in lehinde. şaşkınlık içinde. -den fazla. -e meydan okuyarak. -i geçen. çok ra ğbette. hali vakti yerinde. 1. sonucunda. gerçekten. yokluğunda. iyi arkada şlarla. dili ba şı dertte. henüz belli olmayan. tam zaman ında. süresi gelince. şüpheli. 1. elde. z. kontrol altında. kuşkulu.

k. our midst k ısmen. demek. için s ırada. 2. order to keep up appearances ele güne kar şı rezil olmamak için. bir anlamda. bana kalırsa. bizzat. kanımca. hareket halinde. bence. derhal. yani. al ışılmışın dışında. sert bir şekilde/açıkça (söylemek). dili çok çabuk. Kendi ba şına bir problem de ğil. -sin diye: in order that he may see görsün diye. avucunun içinde. de 1. hayalinde. 1. yer yer. ebediyen. -e bedel olarak. Biran ın tümünü bir dikişte içti.ğ sapa. parça parça. -in hatırasına. 1. idam cezas şaka olarak. -in anısına. şansı açık. 2. için: in order to see görmek için. ufak çapta. birbirine girmiş. hemen. rehinde. çok çabuk. fikrimce. hiç. -in yerine. ı tehlikesiyle karşı karşıya. rehinde. kan ımca. ta ki. diye. sözde. 2.bir taraftan.in his/her own backyard in hock in honor of in imitation of in irons in itself/in and of itself in jeopardy of his life in jest in leaf in less than no time/in no time/in no time at all in lieu of in line for in luck in memory of in mesh in miniature in motion in my book in my judgment in my opinion in my opinion in name in no time in no uncertain terms in no way in no way. in particular in parts in passing in patches in pawn in perpetuity in person . yol üstü olmayan. tesadüfen. bana kalırsa. k ısım kısım. şahsen. boş vaktinde: Do it in your spare time! Onu boş vaktinde yap! yürürlükte. bizatihi: In itself it´s not a problem. O hiçbir şekilde sorumlu ildi. other words aram ızda. kafas ında. eli kelepçeli. her zaman için. şerefine. k ısmen. zincire vurulmu ş. bana göre. -e aday. kesinlikle: He was in no way responsible. geçerken. hayatı tehlikede. daima. özünde. çabucac ık. out of the way in nothing flat in one go in one sense in one´s mind´s eye in one´s pocket in one´s spare time in operation in order that in order that in order to in in in in kendi çevresinde. bir kerede. talihli. bana göre. nüfuzu altında. bir seferde: He drank all the beer in one go. minyatür. bana göre. -i taklit ederek. çabucak. kendisi. ismen. yapraklanm ış. part özellikle.

uygulamada. şaka olarak. with regard to. herkesin önünde.. -diği kadar/derecede. tam onortakla saniyede. . 1. k. 1. in pursuance of his ideals. yerine getirirken. açık seçik bir şekilde. -in yerine. -e rağmen. k ısaca. s ırayla. bir dereceye kadar. beraber. dili -e gelince. -ce/-çe: In terms of money she´s well fixed.o. 1. İdeallerinin peşinde . 1. 2. bazı bakımlardan. Onun yerine Çetin gidebilir. olarak. gerçekleştirmeye çalışırken: He sacrificed his wealth bak. 1. birlikte. ile ilgili olarak. ba şkaları yokken. 2. aramaya. 2. hakk ında: She said nothing in relation to that matter. yapılmakta. pe şinde.. çok mutlu. . alenen. -e oranla. ile ilgili. pratikte. 1. art arda.in place in place of in plain English in plain English in play in point of in point of fact in position in practice in press in private in process of construction in proportion to in protest against in public in pursuance of in regard to in relation to in reply to in respect of in respect to in response to in retrospect in return for in revenge for in s. -den öç almak için. tek s ıra halinde. aç ıkça. aslında. Zorluklara ra ğmen devam ediyor. -e karşılık olarak. -e protesto olarak. hakk -e cevap olarak. -e karşın: He´s carrying on in spite of the difficulties. 2.. -in karşılığında. çabuk. basılmakta. kendini korumak için. k ısaca. -e göre. -e karşılık. 2. inşa halinde. bak ımından. tic. gerçekte. açıkçası. baş başa. geçmişe bakarak. sözün kısası. O mesele ında hiçbir şey söylemedi. 1. açıkçası. art arda dizilmiş bir şekilde. -e karşılık olarak.´s stead in search of in self-defense in sequence in seventh heaven in shore in short in short course in short order in short order in sight in single file in so far as in so many words in some ways in some measure in spite of in stock in sum in tandem in ten seconds flat in terms of yerinde.. k ıyıya yakın. ile ilgili olarak. görünürde. çarçabuk. aç ıkça. gizli olarak. birinin yerine. birbirine bağlı şa. birinin nam ına: Çetin can go in his stead. bask ıda. k ısmen. sözün k ısası. aç ıdan: Don´t look at the situation in those terms! Duruma o açıdan bakma! 2. gizlice. açıkça. mevcut. pe şinde koşarken. koordinasyon içinde. kısaca. tam yerinde. 2. aramakta. -e gelince.

hayal âleminde. dili paças ı sıkışınca. zamanla. başı için.. o/bu süre içinde. dalg ın. uzun vadede. başlamak. sırasında. yarar ına. eninde sonunda. pomp and circumtance tantana. 3. zaman geçtikçe. hakkı için. dili gebe. açılmak. k. uzun vadede. çoğu. tabiatıyla. çünkü. çantada keklik. Takviyeler tam zaman ında çıplak olarak. hamile. but not in practice. yaymak. mademki. olas ı. esnasında. sonunda. 2. dili muhtemel. -in gözünde. 1... yak ında. zamanla. civarında.in that in that case in the absence of in the abstract in the aggregate in the background in the bag in the cards in the circumstances in the clouds in the course of in the course of in the course of time in the crunch in the dark in the end in the event of in the extreme in the eyes of in the face of in the family way in the flesh in the hole in the interest of in the interim in the land of the living in the large in the light of the facts in the long run in the long run in the long term in the lump in the main in the matter of in the meantime in the midst of in the morning in the name of in the nature of things in the neighborhood of in the nick of time in the nick of time in the nude in the offing in the open in the presence of in the process of time -diğinden. tam zaman ında. için. dili emin. with. doğal olarak. under the circumstances.): Reinforcements arrived in the nick of time. adına. aradaki zamanda. Don´t say that in her presence! Onun yan ında . -diğine göre.. dili borçlu. toplam olarak. debdebe. sırasında. karşısında. para kaybetmi ş durumda. son derece. k. . k. çoğunlukla.. -in yoklu ğunda: In the absence of any guidelines this is what we came up eyler ığı için ancak bunu yapabildik. -in ortas ında. yerine. namına. bütün kapsam ı ile. Bize yol gösterecek bir ş kavram olarak: He approves of it inolmad the abstract. aşkına. konusunda. ında/huzurunda: in the presence of a large company (birinin) büyük bir topluluk önünde. başlatmak. 2. k. çıplak.önünde/yan 4. kavram olarak beğeniyor. halinde. bizzat. zamanla. bütünüyle. bak. o/bu arada. k. takdirde. . 1. olayların gelişmesine göre. karanlıkta. açmak. habersiz. garantili. tam zaman ında (Gecikmeye hiç yer olmayan durumlar için kullanılır.. Onu uygulamada de ğil. madem. aç ığa vurmak. . 2. açık havada. olayların ışığı altında. eninde sonunda. pek uzak olmayan (olay). ikinci planda. yaklaşık olarak. esnasında. eninde sonunda. f. o takdirde. sabahleyin. -in arasında. sağ. hayatta. -diğinden dolayı. bütün olarak. sermek. 1.

2. iki k ıdeadly (of a lamb´s tail) k. inept.His sonucunda.(kesmek/bölmek/ay Hücuma kalkan her grup onlar ın öldürücü ateşiyle helak sma. sırasıyla. ondan sonra. üç aya kadar. ölü. s. Beraberinde k ız şı da vardı. 2. yüzünden.. gereğinde. k ısa vadede. s. kim. -den dolayı. satılamaz. k ısa vadede. kaba taslak durumda. yetersizlik. hatalı. gerçekten. hep bir a ğızdan. durgunluk. (kişinin) elinden alınamayacak (hak). durgun. hareketsizlik.in the raw in the rough in the same breath in the second place in the short haul/term in the short run in the short term in the thick of the battle in the vicinity of in the wake of in the world in this connection in three months in time in total in tow in triplicate in truth in tune in turn in two in two shakes in unison in vain in view in view of in/at a pinch inability inaccessible inaccurate inaction inactive inactivity inadequate inadmissible inadvertent inalienable inane inanimate inappropriate inapt inarticulate inasmuch inasmuch as inattention inattentive inattentiveness 1. a şa ğı ard yukar ı. 1. 3. 1. eksik. s. ayn ı zamanda. 2. Taksim ında 2. dili Allah a şkına. kim. k. 1. 1. anlamsız. 1. s. donuk. 3.. -diğine göre. tamam k. boş. 2. hareketsizlik. . . 1. z. -in ından. beceriksizlik. s. yakla şık olarak: salary is in civar nda. 1. işlenmemiş. 4. birlikte. Allahı/Allahını seversen (Soru zamirleriyle kullanılır. ikinci olarak. 2. uygunsuz. yanına varılmaz. s. bir solukta. kas ıtsız. i. beraber (yapmak). i. 1. -diği derecede/kadar. ehliyetsizlik. s. cans ız. nöbetleşe: Each charge was mowed down in turn by their fire. kusurlu. yersiz. ortada. mademki. 1. i. güçsüzlük. akortlu. 2. bütünüyle. anla şılmaz. s ıra ile. -den sonra. yanlış. s. boşuna. hep beraber. aptal. muharebenin en şiddetli yerinde. doğal halde. yeteneksizlik. 2.. tic. 1. Allah ını seversen? How in the world did bu münasebetle. gerektiğinde. arkada üç kopya olarak. dikkatsiz. tic. s. s. elde olmayan. erişilmez. hakikaten. toplam olarak. 2. -i göz önünde tutarak. dili 2. dolaylar ında. s. sönük. 3. görünürde. aptalca. devrolunamaz. 2. s. ikiye ırmak). 2. bir lahzada. budala. münasebetsiz. -in ard ıoturuyor. i şlenmemiş durumda.. 1. 1. dikkatsizlik. sıkışınca. 1. yetersiz.şk. budalaca. 1. k. civarında: She lives in the vicinity of Taksim. 2. -in pe inde. etkisizlik. 2. dikkatsizlik. dili hemen. noksan. ruhsuz. . k ısa vadede. etkisiz. i.. zaman ında (yetişmek/yetiştirmek): Can you finish this in misiniz? We can´t get there in time.): What in the world bu is that? O ne. bak. 1. i. uygun görülmez. iyi ifade edilmemiş. vaktinde. boş yere. kendini iyi ifade edemeyen. kabul olunmaz. bir ç ırpıda. s. hareketsiz. dilsiz. time? Bunu vaktinde yeti ştirebilir ıyla. dili çıplak. dili beraberinde: He had his girl friend in tow as well. hususta.

ampul. yarma. güçsüz. s. olay. doğuştan gelen. yeteneksizlik. göreve ba şlama töreni. k ızdırmak. akkorluk. 2. uğursuz. buhur. güdü. dürtü. resmen iştöreniyle s. de şme. ikinci derecede olan/sayılan: incidental expenses yan masraflar. z. s. 1. i ş yapamaz duruma getirmek. s. aç ılış e başlama. f. güçsüz duruma getirmek.b. i. to -e ait olan. devamlı. 3. (birinin) tabiat ında olan. teşvik etmek. i. s. 2. 1. günlük. kabiliyetsiz. f. dü şüncesiz. kaba davranış. i. tıb. güçsüzlük. 3. 1. f. s.). 3. açılış töreni ile ilgili. kasten yang ın çıkaran. yangın bombası. i. s. meşum. inç. ensizyon. ardı arkası kesilmeyen.gelen. sürekli. 1. hadise. declining. cisimlenmiş. 1. başlama. 2. 1. ile beraber z. 1. başlatmak. ba şlamak. s. teşvik. limana/havaalan ına giren (gemi/uçak). nezaketsizlik. f. 2. parmak. kesicidiş. elektrik ampulü. kabalık. yeni başlayan. s. s. hesaplanamayan. f. dikkatsiz. s. i. kundakçı. fırın. i. 1. i. 1. 1. 2. açılış-in töreni. karışıklık çıkaran. âciz. tahrik. k ışkırtmak. yeteneksiz. akkor. otobüs v. i. hakketmek. tesadüfen meydana şken. yak ın akraba ile cinsel ilişki kurma. henüz ba şlamakta olan. ensest. s. f ırtınalı (hava). hapsetmek. ı açmak. -e özgü. f. 2. ile beraber gelen. of (bir şeyin) meydana gelmesi: The incidence of cholera has been ı azalmakta. törenle baş latmak. zeki. öfkelendirmek. insan şekline girmiş. yavaş yavaş ilerlemek.54 cm. 1. bak. f. i. i.edinilegelmi ş. 2. i. -e özgü. kışkırtıcı. çöp fırını. sert. başlangıç. ard ı arkası kesilmeden. tesadüfi. kaz ımak. aklıma gelmi f. kalıtsal. şehir merkezine doğru giden (tren. 2. tütsü. sürekli olarak. hesap edilemez. Kolera vakalar i. 2. teşvik primi. . 1. başlang c. (birini) törenle bir göreve getirmek. özendirici şey. keskin. 2. vaka. s. 2. k ışkırtma. açılı ış i. (bir şeyi) yapamama. 2. s.inaugural inaugurate inauguration inauspicious inborn inbound inbred incalculable incandescence incandescent incandescent lamp incandescent lamp incapable incapacitate incapacity incapacity for incarcerate incarnate incase incautious incendiary incendiary bomb incense incense incentive incentive pay inception incessant incessantly incest inch inch along incidence incident incidental incidentally incinerate incinerator incipient incise incision incisive incisor incite incitement incivility inclement s.. yak ıp kül etmek. 2. resmen işe başlatmak. irsi. i. s. oymak. tedbirsiz. haddi hesab ı olmayan. i. yavaş yavaş hareket ettirmek. uzun zaman boyunca s. isteklendiren ödül. tahrik etmek. i. to -e ait olan. encase.

meyil. bir sonuca varmayan. huk.. 2. içlemci. 1. idrar ını tutamayan. başını eğmek. katılan şey. lık değdahil iştirerek. ele geçen. 2. 1. anlayışsızlık. tutarsız. ehliyetsiz. ğlantkazanç. tesellisi olmayan. uyuşmayan ıs ım/ şey. yetersiz. 1. s. . z. etkisiz. incompetence. beceriksiz. farkedilmeyen. s. 2. f. uyuşmaz. 1. konu dışı. gelir. 2. yads ınamaz. i. heves. kavrayamama. uyu s. k şmaz. beceriksizlik. göze çarpmayan. zahmet. s. to e ğiliminde olmak: His thought inclines to the kulak kabartmak. birbirine uymayan. avutulamaz. incoherence.. otuz milyon lira tuttu. uygunsuzluk. anlaşılmaz. uygunsuz. rahatsız etmek. dahil etme. noksan. mantıksız. 2. kusurlu. s. bağdaşmazlık. f. 1. i. 2. bak. 1. ısız (sözler/fikirler). 3. i. bak. gelir vergisi. 1. 1. inkâr edilemez. s. inand ırıcı olmayan. önemsiz. eğilim. içermek. bağdaşmaz. enclosure. tutars ız. kendini tutamayan. eğri yüzey. kapsamak.. zahmet vermek. 1. ba i. rahats ızlık. dahil. güçlük. 1. gereken yetenekte olmayan. tutars ız. orans ız. i. yersiz. -e yöneltmek. 1. bildiğini başkalarına söylemeyen. rabıtasız. 3. 2. eğim. of -i kapsayan. 2. teselli edilemez. Onu bizi desteklemeye i. 2. ketum. ile kıyaslanamaz. 2. s. i. bitmemi ş. 2. eğiklik. 2. yersizlik. sonuçsuz. anlaşılmaz (sözler/sesler). 2. 3. s. itiraz edilemez. s. s. i. her zaman aynı seviyeyi tutmayan (iş). s. k ıservis i. giren. s. s. f. 1. -e sebep olmak: It inclined him to support us. istek. karars ız. uyuşmazlık. yetersizlik. katma. yaptıkları birbirini tutmayan (kimse). 2. yads ınamayacak şekilde. i.. kavran ılmaz. 3. takmaHesap. 1. 1. vefasız. su götürmez. içine almak. e ğim. tutars ızlık. s. 1. with/to ile karşılaştırılamaz. i. saygısız. bağdaşmaz. s. düşüncesiz. adla. s. s. s. akıl almaz. dahil etmek. uyuşmazlık. anla şılmayan. s. 1. anlaşılmaz. s. i. emsalsiz. f. s. değişken. dahil: The charge is thirty million liras inclusive of service. eksik. yöneltti. dahil olma. 1. s. katmak. s. tartışılmaz. bak. 2. yeni (hükümet/y ıl). 2. 2. 1. 2. bağdaşmazlık. bak. tesellisiz. z. enclose. kat ılma. yetersiz. 1. 2. yersiz. önemsiz. s. içindeleme. eşsiz.inclination incline incline incline one´s ear incline one´s head inclined plane inclose inclosure include included inclusion inclusive incognito incoherence incoherency incoherent income income tax incoming incommensurate incommunicado incommunicative incomparable incompatibility incompatible incompetence incompetency incompetent incomplete incomprehensible incomprehension inconceivable inconclusive incongruity incongruous inconsequent inconsequential inconsiderate inconsistent inconsolable inconspicuous inconstant incontestable incontinent incontrovertible incontrovertibly inconvenience i. meyil. birbirine z ıt. z.

ştirmek. artış. inanmazlık. z. belgisiz zamir. uygun olmayan. uygunsuz olma. minnettar. s. kuşku. 2. 1. aşılamak. ırmak. i.inconvenient incorporate incorporated incorrect incorrigible incorruptible increase increase increasingly incredible incredulity incredulous incredulousness increment incriminate incrust incubate incubation incubator inculcate incumbency incumbent incur incur a debt incurable incurious incursion indebted indecent indecipherable indecision indecisive indecorous indecorum indeed indefatigable indefensible indefinable indefinite indefinite article indefinite pronoun indefinite pronoun indelible indelible ink indelible pencil indelicacy indelicate s. düzeltilmemiş. 3. tan s. yak ışıksız. birleşmek. 2. 1. 1. --ring) 1. 5. kopya kalemi. dili harika. 2. i. bak. rüşvet kabul etmez. 2. dilb. ilgisiz. 2. görev. sabit (boya/mürekkep). an). s. huk. 1. amans ız. hakikaten. çoğaltmak. do ğrusu. (--red. uygunsuzluk. incredulity. gerçekten. ak ın. belirsiz. 3. 1. 1. 2. te şekkür borçlu. öğretmek. belirsizlik zamiri. civciv ç ıkarmak. s. suçlamak. yakışık almayan. münasebetsiz. artma. anonim ş irket haline getirmek. 2. girmek. s. 1. i. karars ızlık. gittikçe artarak: become increasingly difficult gittikçe zorla şmak. s. 4. nazik olmayan. 3. s. büyütmek. ürün. 1. into/in -e dahil etmek. yanlış. 1. ço ğalmak. akıl almaz. şifasız.. 2. nezaketsiz. koku f. s. çoğalma. gelişmek. tekrarlayarak kafasına sokmak. f. belirsiz. artış z. ahlakı bozulmaz. f. i. saldırı. uygunsuz davran ış/söz. 2. meraks ız. belgisiz. hâsılat. -e katmak. görev süresi. sökülmez. s. 3. 2. 3. 1. düzelmez (kimse). 1. 2. borçlu. bozulmaz. 1. içermek. kesin olmayan. çoğalma. kâr. s. üstüne çekmek. artırmak. 1. belgisiz s ıfat: bir (İngilizcede a. uygunsuzluk. hücum. toplum töresine ayk ırı. kuvöz. anlatılması zor. cisimlendirmek. . yorulmaz. i. f. i. 2. 1. çözülmez. 2. f. biçimsiz. kayıtsız. 1.geli 2. 2. kuluçkaya yatmak. anlatılması imkânsız. s. 1. kalıcı (izlenim/etki/duygu). uyand borçlanmak. 4. f. 1. 2. ı 2. i. 2. uygunsuz. maruz kalmak. ımlanmas zor. s. s. şmaz. çürümez. yorulmak bilmez. onulmaz. mü şkül. s. 1. 3. inanmayan. yak ışıksız. kuşkulanan. 1. i. i. verimli olmak. kaba.. s. i. dilb. 1. 2. sabit mürekkep. kuluçka dönemi. borca girmek. s. inan ılmaz. . 2. s. savunulamaz. dilb. kapsamak. 1. yola getirilemez. silinmez. artmak. ç ıkmaz. elverişsiz. 1. u ğramak. ku şkulu. 2. silinmez. anonim. artma. kabal ık. k. i. kaba. adam olmaz. 2. uygunsuz. 1. belli olmayan. gerçeği söylemek gerekirse. f. 3. s. kuluçka makinesi. karars ız. giderilmez (leke/iz). kafasında (plan) kurmak. büyümek. zahmetli. doğrusu istenirse. okunmaz. uygunsuzluk. 2. s. 2. vazife. encrust. birleştirmek. edepsiz. 3. bak. s.

s. başına buyruk. 2. içerlek yazma. ald ırmazlık. 1. ilgisizlik. dilb. hazımsızlık. bot. 1. kontratla/senetle bağlamak. kendi ız. umursamayan. düşünmeden davranan. farkedilemeyecek. i. ibre. 1. boşboğazlık. s. 1. çentmek. i. işaret etmek. birbirini etkilemeden. toplu halde. bağımsız. dava açma. fihrist. dilb. 2. s. imlemek. seçilemez. i. belirti. yok edilemez. 2. (bir yerde) do ğal olarak bulunan/yetişen. dolaylı masraf. 2. 2. s. geliri ileğı geçinebilen. sıradan. 2. kuşkulu. geli s. göstermek. gösterme. delil. ş vermek. s. (haks ızlıktan dolayı) kızgın. çivitotu. f. i. talepte sipari siparisipari ş. 2. (for) İng.ces (în´dısiz) i. bildirme. i. gösterge. iddianame. dolaylı tümleç. çivit mavisi. s. i. ilgisiz. 1. yıkılmaz. yoksul. 1. 2. 2. gösterge. k ısımlara bölünmemiş. 1. s. suçlama. i. paragraf ba şı yapmak. f. hakaret. s. gösterge. s. i. f. to (bir yere) özgü. dolaylı tümleç. çivit rengi. belirsiz. 4. dolaylı olarak. tazminat. pol. 1. -e halindeki isim. s. s. 3. 2. 1. çividi. i. işaretparmağı. öfkeli. zarar görmeyeceğine dair peşinen kefil olmak. ayırt edilemez. rengi. şüncesizce söylenen söz.. s. yerli. içerlek yazmak. vasat. i. dolaylı. bağımsızlık. 3. kefalet. 1. dolaylı vergi. --es (în´deksîz)/in. 4. 1.indemnify indemnity indent indent indentation indenture independence independent independently indescribable indestructible indeterminate index index card index finger indicate indication indicative indicator indict indictment indifference indifferent indigenous indigent indigestible indigestion indignant indignation indignity indigo indigo plant indigo blue indigo-blue indirect indirect cost indirect lighting indirect object indirect object indirect tax indirectly indiscernible indiscreet indiscrete indiscretion indiscriminate indispensable f. 1. i şaret. (for) İng. ba ğıms msız olarak. s. bot. çoğ. i. bağımsız. i. 1. zarar ını ödemek. çivit mavisi. indigo. 2. fakir. onur kırıcı durum. çivit mavisi. öfke. karışık.. mide fesadı. katalog. ödence. . s. rasgele. tanımlanamaz. zaruri. vazgeçilmez. düşüncesizce yapılan. 1. talep. indeks. küçük dü şürücü hareket. s ınırsız. ay ırt edilmemiş. (kitabın) indeksini fiş. (sat ır için) içerlek olma. dolaşık. dü şigüzel. i. çividi. dolambaçlı. anlatma. bellisiz. 2. anlatılmaz. çivit mavisi. 2. 1. ald ırmaz. pol. -i ş 1. etmek. 2. -i talep etmek. Indigofera tinctoria. z. çivit çivitotu. 2. 3. 1. 3. düşünmeden davranma. z. i. dizin. (ekonomik açıdan) bağımsız. for ile suçlamak. f. savca. teminat. Indigofera çivit rengi. düşüncesiz bir davranış. 2. dolaylı ışıklandırma. sözleşme. s. (haks ızlıktan dolayı) kızgınlık. (kitap) için dizin haz ırlamak. İng. 2. ba s. f. boşboğaz. güvence. 1. indigo. s. sindirim güçlü ğü. tinctoria. hazmedilemez. çivit rengi.di. i.

bölünmez.. çalışkanlık. 1. boyun eğmez. 2. bir dü şünce sisteminin esaslarını öğretmek. te şvik. into induct s. İng. f.. bak. 2. soğutmak. . rahatsız etmek. 1. i. s. birini askere almak. etkisiz. Bu konuda her acente kendi karar ını verecek. i.). çalışkan. sanayi. ımsal.: This decision will be up to the individual agencies. İng. makine v. birine (bir fikri) a şılamak/telkin etmek. tarifsiz. f. göreve getirme. ayr ı ayrı. neden olmak. 2. 2. s. iç mekânlara uygun. sonuç çıkarma. gayretli. f. in yenildi. ayırt edilmesi olanaksız. randımansız (iş yöntemi. etkisiz (çare.candy. hevesini k ırmak.). kesin. 2. 2. ba şarısız. İng. içeriye: Stay ıindoors! gitti. s. 1. yenmez. f. s. organize sanayi bölgesi. ağrısız. su götürmez. 2. f.b. ikna etmek. iç mekânlarda kullan ılan: indoor shoes iç lar. s. industrialize. 2. tembel. (sak ınılması gereken bir şeye) teslim olmak: She indulged her desire Şekermüsamaha. bireysellik. birini resmen -in üyesi yapmak. 2. elek.b..o. 1. grev.indispose indisposed indisposition indisputable indistinct indistinguishable individual individualism individualist individuality individually indivisible indoctrinate indoctrinate s. into the army induction inductive inductive reasoning indulge indulgence indulgent industrial industrial action industrial arts industrial engineer industrial estate industrial school industrialise industrialist industrialize industrious industry inebriate inedible ineffable ineffective ineffectual inefficient f. 1. f. 1. tümevar tümevarımlı usavurma. müphem.. 1.o. endüstri mühendisi.o. 2. müsamahakâr. verimsiz. içeri. tek tek. with indolent indomitable indoor indoors indorse induce inducement induct induct s. bireyci. yeme arzusuna 2. indükleme. kapal ı: indoor tennis court kapalı İtenis mekânlarda giyilen ayakkab İçeride kal! She went indoors. neden. i. 2. The individual tiles are each a i. yılmaz. tıb. ilaç v. s ınai. 4. keyifsizlik.. s. ilaç v.b. rahats ız. a ğza alınmaz (kutsal). tart ışılmaz. bireycilik. 1. f.. 2.). vesile. indüksiyon. endorse. istenilen etkiyi uyand ırmayan. s. endüstri meslek lisesi. sanayici. -in beynini yıkamak. 1. üşengeç.b. 1. sözü edilmez. çeri z. 1. i. s. endüstri. s. mest etmek. isteksizlik. s. ikna. s. 1. anlatılmaz.). 1. beceriksiz (yönetici. sarhoş etmek. belirsiz. her . sanayile ştirmek. s. gayret.b. seçilemez.(bir in kendine bir şizni ey yapma izni for şey yapma) verme. hasta. man. işçi v. 2. 1. iyice görülmeyen. 2. indükleyen. f.. endüstriyel sanatlar. s. içeride. z. 1. rahats ızlık. 2. 1. işi yavaşlatma. i şçi v. elek.). 1. 2. 1. kendi . işleyimsel. s. s. i. s. kendine s. s. beceriksiz (yönetici. tümevar ım. 3. endüstriyel. yüz verme. i. i şleyim. bak. keyifsiz. indüksiyon yapan. kand ırıp yaptırmak. zaman ve enerjiyi ekonomik bir şekilde kullanmayan. man. etkisiz (çare. isteksiz. yüz veren. i. ü şengen. s.

z. s. acımasız. s. amaca uygun dü şmeyen. bebek gibi. 3. i. 1. usta i şi olmayan. kesin olmayan. atalet. . s. acemilik. çaresiz. tıb. süreduran. 2. bitmez tükenmez. farklılık. 1. s. uygunsuzluk. ruhb. gereksiz. inert. 1. masrafı az. elverişsiz. çok değerli.. tecrübesiz. (with) (-e) hayranlık. çocukça. çözülmez. 3. yava ş işleyen. değiştirilemez. 1. yava i. pahalı olmayan. z. değişkenlik. s. bir anlam/dü şünce ifade etmeyen. haks ız. beceriksiz. affedilmez. ayıp. yanılmazlık. anlatılmaz. piyade askeri. in. ayrılmaz. beceriksizlik. s. acemi. bebeksi. s. z. kaç ınılmaz. pot. kim. tükenmez. s. 2. eşitsizlik. s. şaşmaz. yak ışıksız. kim. küçüklük. 2.try. ucuza. piyade sınıfı. bebeksilik. deneyimsiz. z. 1. (kötü bir şeyden dolayı) meşhur. çocukluk. ifade edilemez. beceriksiz. affedilmeyecek şekilde. s. 3. fiz. yanılmaz. içinden ç ıkılamayacak şekilde. kaç ınılmaz. 2. s. açıklanamaz. s. rezalet. piyade. 1. anlatılamayacak derecede.alçaklık. çıldırtmak. z. i. hareket edemeyecek durumda olan. 3. 1. bebeklik. s. haks ızlık. aç ıklanamayacak şekilde. incelikten yoksun. ucuz.fan. 2. 3. girift. süredurum. s. i. çocu ğa özgü. nedeni anla şılmaz. piyade s ınıfına ait askerler. s. 1. çocuk i. z. iş v. s. esrarengiz. i. tecrübesiz. 3. piyade. 2. 2. yetersiz. paha biçilmez. gaf. s. s. hesapsız. i. hatalı.. kaç ınılmaz. çok çirkin. tembel. s. fiz. muammalı. delicesine âşık olma. 3. ş harekete geçen. insafsızlık. 1. ufak bir çocuk gibi. s. i.felci. hareketsiz. değişebilirlik. yersiz. hata yapmaz. s. f. 1. 1. 2. 1. i. uyu şukluk. acemi. s. 2. hünersiz. i. z. 1. 2. tembellik. aş i. çocuksu. s. insafsız. uyuşuk. küçük. 2. 4. içinden ç ıkılmaz. atıl. amans ız. tam do ğru olmayan. kaç ınılmaz şekilde. insafsız. i. s. 2.´nin) başlangıç aması. küçük emekleme dönemi. uygunsuz. (tasar ı. yanılmadan. hesaba s ığmaz. çoğ. s.men (în´fıntrimîn) i. 1. tecrübesizlik.b. 2. aklını çelmek. 2. yanlış. rezil. zarif olmayan. 1. deneyimsiz. çocuk.inelegant ineligible ineluctable inept ineptitude inequality inequitable inequity inert inertia inescapable inessential inestimable inevitable inevitably inexact inexcusable inexcusably inexhaustible inexorable inexpedient inexpensive inexpensively inexperience inexperienced inexpert inexplicable inexplicably inexpressible inexpressibly inexpressive inextricable inextricably infallibility infallible infallibly infamous infamy infancy infant infantile infantile paralysis infantilism infantry infantryman infatuate infatuation s.. yorulmaz. bağışlanamaz. 2. piyadeler. adı kötüye çıkmış. deneyimsizlik. bebek.

piyasaya çokpara miktarda kâ şişkinli ği. katı. i. f. kurulu ş v. 1. geçirmek. 2. 3. iltihapland tahrik etmek. sesin yükselip alçalmas ı. dilb. zina. s. iltihap. 1. aşağılık duygusu/kompleksi. alevlenmek. (bit/kurt/fare) istila etmek. 1. sözünü geçirmek. into infiltration infinite infinite pains infinitely infinitesimal infinitive infinity infirm infirmary infirmity inflame inflammable inflammation inflammatory inflate inflation inflect inflection inflexible inflexion inflict inflict punishment on inflorescence inflow influence f. çiçek durumu. k ışkırtıcı. 1. i. sonsuzluk. kalitesiz. halsiz. (örgüt. son derece. tükenmez. tutu şturmak. inflection. verimsiz. anlamak.o. etraf ı sarma. ırmak. muazzam bir. 1. i. tıb. i. i. i. 2. hoş olmayan/nahoş söz/davranış. 1. eğilmez. (on) (birini) kötü bir şeye uğratmak: inflict pain acı çektirmek. dilb.. sonuç ç ıkarma. 2. infinitezimal. cehennem. 1. 2. mastar. yangı. cehenneme ait. i. ğıt para çıkarmak. s. 1. s. bükülmez. man. 3. hiç esnek davranmayan. daha a şağı bir nitelikte olma. etkilemek. başkalarına kolay geçen (gülme/neşe). sonuç çıkarmak. s. s. sadakatsizlik. mat. cehennem gibi yer.. i. şişirmek. (--red. 3. 2. 1. nüfuz. i. k şan.. i. i. i. 1. 2. sert. hastalık. zayıf. . f. s.b. kışkırtmak. 3. (bit/kurt/fare) istila etme. k ısır. çorak. (örgüt. 1. (sab sonsuz gayret. 2. iltihap. bula şıcı. 1. 2. ölçülemeyecek kadar küçük.b. s ınırsız. iltihaplanma. 2. tesir etmek. 3. hastane. s. 2. etraf ı sarmak. 2. içeriye ak ış. 1. bula şma. 2. i ğrenç. s. 2. 4. zayıflık. i. s. kızarma. kolay tutu i. s. sakatlık f. -e ceza vermek/verdirmek. 2. 2. enflasyon. dikkat v.b. (okulda/fabrikada) revir. bak. klinik. i. çok. kalitesizlik. 3. alevlendirmek. kuvvetsiz. imans ızlık. 1. İng. 2. z. i. öfkelendirmek. bulaştırmak. f. 2.. küfür. sonsuz. verimsizlik. çekim. i. çekmek. dilb. i.infect infection infectious infelicitous infelicity infer inference inferior inferiority inferiority complex inferiority complex infernal inferno infertile infertility infest infestation infested infidel infidelity infiltrate infiltrate s. bitmez. ses tonunu de ğiştirmek. tahrik edici. f. 1. i. kâfir. --ring) (from) (-den) 1. s ınırsızlık. tesir. i. 1. parlayıcı. hoş olmayan/nahoş (söz/davranış). aşağılık kompleksi. çok büyük bir ır. bulaştırma.´ne) sızma/gerçek kimliğini gizleyerek girme. t ıb. s. 3. sonsuzküçük. 2.´ne) sızmak/gerçek kimliğini gizleyerek girmek. tutuşmak. s. 1. 1. i. 2. 1. f. ç ıkarmak. k ısırlık. kolay ızdırılır. birini -e s ızdırmak. (fiyatları) suni olarak yükseltmek. etki. kurulu ş v. 1. 2. (hava ile) şişirmek. 1.). enfeksiyon. çıkarım. bot. 2. 2. f. 2. (to) (-den) a şağı. 1.. f. daha aşağı bir nitelikte olan.

. antlaşma v. enfrastrüktür. içinde oturulur. (sigara duman ı v. z. 2. resmi olmama. aç ıkyürekli. şma. f. nankörlük. k ızılötesi. içe do ğmalzemesi s. 1.s. ihlal etmek. f. birinin gözüne girmeye çal ışmak. 1. s. damara demlenmi mahirane. danışma.ne? s. s. haberli.´ni) bozma. danışılan yer. haber. nefes alma. 1. kas ıksal. resmi olmayan. sözü geçen. ingratitude ingredient ingrowing inguinal inguinal gland inhabit inhabitable inhabitant inhalation inhale inherence inherency inherent inherit s. -i bildirmek: I informed him that I would not come tomorrow. s. -e (-den) kalmak. into -e aşılamak. ustalık. maharet. 2. 1. 1. s. Ona . (karışımdaki) madde. -de oturmak. içine dökme/ak ş içecek (çay/ilaç). 1. f. i. külçe. 2. oturmaya elveri şli. i. ihbarc ı. 1. f. 3. (bir yerde) oturan kimse. enfraruj. 2. i. içeriye akma. kasığa ait. müracaat. malzeme: What are the ingredients in this cake? Bu kekin ru büyüyen.´ni) içine çekmek. f. samimi. hünerli. in (bir şeye/birine) özgü/has. i. 1. 1. i. (anla f. s. i. s. 2. bilgili.içitim. f. yüz kızartıcı. (kurallar ı) bozma. f. bilgi. kızılaltı. masum. esas. iktidara yeni gelen (hükümet).b. danışma. eğitici. kas ık bezi.b. 3. kabaran (deniz). i. 1. gayri resmi olarak. i. antlaşma v. s. maharetli. teklifsiz. i. i. (from) -e (-den) miras kalmak. çileden ç ıkarmak. teklifsizlik. i. Ona yar ın s.influential influenza influx inform informal informality informally informant information information booth information desk informative informed informer infraction infrared infrastructure infrequent infringe infringement infuriate infuse infusion ingenious ingeniously ingenuity ingenuous inglorious ingoing ingot ingrate ingratiate ingratiate o. i.. bilgilendirici. with -i a şılamak. nankör kimse. i. 1. (bir şeyin) mirasçısı/vârisi olmak: She inherited it from her grandfather. (bir şeye/birine) özgü olma. i. 1. candan. hakk ında bilgi vermek. 2. demlendirmek. grip.´ni) içine çekme. bilgi veren kimse. ak ın. demleme. mahirane bir şekilde. şerefsiz. hüner. demlendirme. i. 1. with s. 2.o.zerketme. (anla şma. (çay) demlemek. seyrek. inherence. ıtma. 2. jurnalci. i. (of/about/that) -den haberdar etmek. ustalıkla. 2. mahir. öğretici. altyapı. 4. 3. ihlal. içine dökülme. on/upon -e tecavüz etme. 2. 2. saf. çok becerikli. i. nefes almak. on/upon -e tecavüz etmek. s. sakin.b.´ni) bozmak. (sigara duman ı v. bak. enflüanza. öz: inherent rights temel haklar. tıb. usta i şi. into içine dökmek/akıtmak. 2. i. s. 2. dan ışma. gazaba getirmek. 1. z. birinin gözüne girmek. muhbir. ayd ınlatıcı. danışma yeri. nüfuzlu. utand ırıcı. asıl. teklifsizce.b. anat. tıb. s. tanınmamış. i.

ülkenin iç k ısmı. 1. 1. 1. 4. i. O köy yabancılara şman. başlatan kimse. iç k ı İng. şta. merhametsiz. i. baştaki. vermek. şırınga etmek. kapalı deniz. i. 1. kakma. 2. günah. vermek: It could injure your reputation. i. i. (--ed/--led. mirasç ı. sımlarda. . dolgu. (birinin bir şey yapmasını/yapmamasını emreden. i. dili evlilik dolayısıyla yakın akraba olan kimse.. inhibe etme. adaletsizlik. s. 1. yurt içinde tahsil edilen vergi. zarar. 2. 1. s. i. katmak. 1. uzva) zarar vermek. biyol. işlemeli. 1. acımasız. 1. iç sular. s. üyelietmek. 2. ket vurma/vurulma. i. içdeniz. denizden uzak. -e zararlı: His plan is inimical to our s. into -e alıştırmak. i. 2. iç kısımlara doğru. ak ılsızca. f. 1. ba parafe f. z. 1. -e ket vurmak. zalimane. birinin adı veya soyadının baş harfi. 2. içdeniz. i. yara. s. i. girişim. f. i. ülkenin denizden uzak yerleri. insaniyetsizlik. dişçi. ya şanması zor olan (yer/iklim). eş i. 1. kalıtsal. giri ş. (bir karar. sakin. kakmalı. çok soğuk. ipucu. 1. kalıt. 2. yerici. 1. edilemez. i. yaralı. duygularını pek dışa vuramayan. Ad ına halel getirebilir. s. ruhb. 3. inisiyatif. zarar. ile aynıotel. baş langıçta. s. aklını kullanmayan. ilk. üyeliğe kabul töreni. i. taklit2. from inhibited inhibition inhospitable inhuman inhumane inhumanity inimical inimitable iniquity initial initially initiate initiate initiation initiative initiator inject injection injudicious injunction injure injured injurious injury injustice ink inkling inkpad inkwell inky inlaid inland inland revenue inland sea inland sea inland waters in-law inlay inlet inmate inn i. başlatmak. ilkin. zarar/ziyan s. iğne. soyaçekim. eza.o. i. iç. insana göre yap ılmamış/olmayan. haks ızlık. kırıcı. teşebbüs. enjeksiyon. hapishanede/ak ıl hastanesinde bulunan kimse. (in.. haks ızlık. 2. i. (bir uzvu) yaralamak/incitmek/zedelemek. s. i. giriş yeri. haks ızlık. işaret. -ing/--ling) etmek. kötülük. s. dü ş siz. 1. ıstampa. mürekkep.laid) içine kakmak. s. zifiri. dokunur. zararlı. f. 1. koy. i. 1. 3. küçük körfez. i. 2. 2. mürekkeplenmiş. üzgü. mahkemece verilen) f. to -e ters2. 2. 2. denizden uzakta. huk. mürekkepli. insanlıktan çıkmış. 2. 3. enjeksiyon yapmak. 2. s. irsi. 3. zalim. dü en. miras kalan.inheritance inheritance tax inherited inheritor inhibit inhibit s. 4. 1. i. 1. kakma i şi. aşağılayıcı. kalıtım. vâris. 2. konukseverlik göstermeyen. başlatma. into -i törenle üyeliğe kabul ğe yeni kabul edilmiş kimse. inhibisyon. önce. s. z. başkası evde oturan kimse. han. f. to -e dü şman: That village is inimical to strangers. robot gibi. adaletsizlik. mürekkep hokkas ı. miras. k. ziyan. 2. s. 3. birinin (bir şey yapmasına) ket vurmak. veraset vergisi. -i göstermek. kakma yapmak. 2. 2. 1. 2. i. i.-e karşıt. seziş. birlikte oturan kimse. birinci.

giriş-çıkış. iç. uygunsuz. s. s. incitmeyen. 1. about -i sormak. masum. 1. (nedeni bilinmeyen ölüm hakkında adli) soruşturma. ak ıl hastası. baskın. zarars ız. manevi kuvvet. doğu3. s. aşılama. s. 1. girdi ayg ıtı. hastanede yatan hasta.o. olumsuz bir şey ima eden söz. into hakkında şturma/tahkikat yapmak. ş. çal ıştırılamaz. 2. 1. yenilik getirme. i. I received a lot of inquiries about the new tax law. 3. i. deli. 2. delice. k. 1. anlamsız. hesapsız. 2. 4. dahili. dili iç kısımlar. yeni şey. ştan olan. s. işlemeyen. ço ğ. değişiklik yapmak. kriket bir tak ımdaki on oyuncunun oyun dışı edilinceye kadar vuruş ralarıı. pek çok. yenilik ç ıkarmak. meraklı. 2. nöbet.. akın. sıra. i. (of) (soru sormak. irsi. i. sa ğlığa zararlı. 3. 2. i. suçsuzluk. hakk ında bilgi almak istemek. cinnet. ameliyat edilemez. i.. s. 2. hijyenik olmayan. masum kimse/çocuk. gizli. inquiring inquiry inquisition inquisitive inroad insane insane person insanitary insanity insatiability i. suçsuz. girdi. kinaye. bilg. (birinden gelen) dü şünceler/sözler. s. make i. i. yenilik. en içteki. 3. s. 1. sayısız. f. taş. i. s. 1.. 1. girdi. 2. doymazlık..soru birini sormak. 4. bilg. incitmeyen. giriş verme. 2. girdi-ç ıktı.2. soru sorar gibi (bak ış/yüz ifadesi). 1. i. değişiklik yapma. s. çoğ. inorganik. i. başkaları hakkında bilgi edinmeyi seven. gen. öğrenmeye hevesli. 3. aşırı. 1. (bir şeyin) temelinde/özünde olan.. masumluk. birinin hal ve hatırını s. ız eğlence. kal s. yenilik yapan i. düzensiz... i. ruhsal.innards innate inner inner city inner resources inner significance inner tube innermost inning innings innkeeper innocence innocent innocent amusement innocuous innovate innovation innovator innuendo innumerable inoculate inoculation inoffensive inoperable inoperative inopportune inordinate inorganic inorganic chemistry inpatient input input data input device input-output inquest inquire inquire after s. sırasız.b. delilik. zarars ız. aşılamak. zarars ız. 2. s. s otelci. 3. . araştırma. tahkikat. uygulanamaz. 2. ekon. yenikimse. soruşturma. 2. s. bilg. mevsimsiz. 1. 1. katma. aptal kimse. değişiklik. zarars s. aşı. 1. i.. 1. s. fels. inorganik kimya. (resmi) soru şturma. iç organlar. f. ıtsal. en içerideki. beysbol her iki tak ımdaki oyuncuların birer vuruş sırası. iç lastik. 2. zamans ız. bilg.. elek. f. saf. safl ık. 2. 1. . sorguya çekme. açgözlülük. Yeni vergi yasas ı hakkında epey soru soran oldu. i. şehrin merkezinde yoksulların oturduğu mahalle.ıhanc i. s. metot/alet. sakl ı (anlam v. i. çalışmayan. 2. giri verileri. safdil.iç. şturma yaparak -i araştırmak. deli. girdi. derin/gizli anlam. (birinin) tabiatında/özünde olan.).

3. küstah. bayg ın. to/for (bir ı imzalayarak) -e etmek.. içteki. iç yüzünü bilen kimse. 2. aras şey. i. aras ına koymak. (-de) direnmek. (on/upon) (-de) ısrar etmek. (into) (-e) koymak. s. huk. madalya veya para üzerindeki yazı. kitap ortasına eklenen sayfalar.ithaf 2. halledilmez (problem v. erimez. 2. i. aciz hali. içeriden biri. 1.. z. obur. 2. bir şeyin iç yüzünü kavrama. alametler. içeriye. değersiz. s. i. 2. kıyıya doğru. iç. doymaz. 1. sinsi. -i tutturmak: ısrar. yaz s. dölleme. K ırmızı i. s. düşüncesiz. ruhb. ufak. içerisinde: The mouse is hiding inside that piano. hissedilemeyecek kadar ufak. 3. iç organlar. 1. tersyüz. eklenen s. s. i. Fare o piyanonun haberler. kanmaz. 4.. 1. doymak bilmez. gizlice f ırsat kollayan. i. 3. sönük. böcek. pek az. 2. s. 5. içeride. bir ilanın gazeteye bir kez konması. tehlikede olma. insatiability. She insisted on buying the red dress. sa ğlam olmayan: He feels insecure here. s. 1. s. (yaz ıt) yazmak. i. s. s. 1. f. s. 1. 2. bak. iç. z. 2. sa ğlam güveni olmama. z. yazmak. 1. böcek ilac ı. anlayış. f. s. ısrar edici. f. içtensizlik. ithaf. telkin etmek. ruhb. i. kendine i. (kötü bir şeyi) üstü ı söylemek: Are you insinuating that she´s a liar? O yalancı mı kapal söz. i. anlams ız. s. i.b. döllemek. (kötü bir şey) demek istemek. lezzetsiz. yap ı. demeye getirmek. 1. kaydetmek. önemsiz. içinde saklan ıyor. terbiyesiz. f. f.insatiable insatiableness inscribe inscription inscrutable insect insecticide insectivorous insecure insecurity inseminate insemination insensible insensitive inseparable inseparables insert insert insertion inshore inside inside inside inside inside information inside of an hour inside out insider insides insidious insight insignia insignificant insincere insincerity insinuate insinuation insipid insist insistence insistent insofar insofar as insolence insolent insoluble insolvency s. ne anlama geldiği belli olmayan. iç kısımlar. Burada kendini emniyette hissetmiyor. i.). çözünmez. k. . hain. dergi/gazete ına konulan ek. ısrarlı. (-de) ayak diremek. 2. 1. küstahlık. 2. 3.. 2. 1. k ıyıya yakın. 2. 3. (in) (-e) sokmak. emniyetsizlik. samimiyetsizlik. direngen. i. tehlikede olan. i. i. i. 1. üstü kapal ı söyleme. ekleme. üstü kapalı (kötü) s. a şılamak. çoğ. açgözlü. (rütbeyi/makamı simgeleyen) işaretler. 2. değmez. i. i. yazıt. ars ız. hilekâr. başkalarını düşünmeyen. kendine güveni olmayan. 1. iç taraf: the inside of the box kutunun içi. emniyetsiz. içinde. yavan. 2. araya eklenen şey. ayrılmaz. 1. içerisine. 1.ıt kitabe. 3. i. 1. 1. 2. içeriden s ızan bir saate kadar. ayak direme. olmama. içtenliksiz. dili ba ğırsaklar. çözülmez. samimiyetsiz. ne dü şündüğü belli olmayan. (için) diretmek. ayrılmaz dostlar. edat içine. -diği derecede/kadar. 2. tats ız. ikiyüzlü. hakketmek. böcekçil. 2.

öğretme. 2. (bir ayg ıtı) (bir yere) takma. yol göstermek. -diği derecede/kadar. öğrenim. ani. kurmak. kiş ık. . i. kontrolör. öğretmen.ştalimat f. of -in yerine. ask. 3. acil. kurulu ş. uykusuzluk çeken kimse. öğretici.´ne yerle tirmek. f. 3. derhal. yitimi. enstrüman. kontrol. i. 1. tesis etmek. f. in/on installation installment installment plan instalment instance instant instantaneous instantly instead instep instigate instigation instigator instil instill instillation instinct instinctive instinctively institute institution institutional institutionalise institutionalize instruct instruct a solicitor instruction instructions instructive instructor instrument instrument panel s.2. 1. i. teşvik etmek. 2. geldi. ak retmek. bilimsel kurum. sistemi) kurmak. belgit. hemen. 2. müessese. durum. uykusuzluk. okutman. 2. pano. kurum haline getirmek. İng. s. -ecek yerde. (yeni seçilmiş/atanmış birini) dö -e oturmak. direktif. i. s.) tesisatı döşeme. f. 2. 4.b./Ba ağım. 1. 2. su katılarak (yiyecek/içecek). institutionalize. kurulu ş. z. i. elektrik v. İng. 1. şmiş gelenek. ödeme aczine dü şmüş. senet. installment. kontrol etmek. i. 2. 1. 2. 3. institute.insolvent insomnia insomniac insomuch insomuch as insomuch that inspect inspection inspector inspiration inspire inst instability install install o. 1. s. teftiş etmek. denetleyici. 2. içgüdüsel. k ısistemi) taksit usulü. tayin etmek.. z. i. solumak. eğitim. f. çalg ı.b. k ışkırtma. 3. 1. avukat tutmak.. 2. esin. (kalorifer. vermek. 1. i. i.. 5. kurulu şa/kuruma ait. instant. an. İng. with -i yavaş yavaş lamak/telkin a i.b. ders. kontrol paneli. huk. etmek. (kalorifer. denetlemek. okutmak. batkın. batk ın. bak. a şılama. ayağığ f. 2. müfettiş. yoklama. enstantane. denetçi. müflis kimse. instill. (bilgisayar v. 2. bak. i. taksit. eğitmen. ilham etmek. elektrik v. asistan. i. eğitici. ivedi. 2. bölüm. şimdiki. yoklamak. 2. denetimci. müessese. sım. slahevi v. ıl hastanesi. institution. o kadar ki. 1. derhal olan.´ni) uyand ırmak. k ıs. 2. iflas etmiş. k ışkırtmak. 1. 3.. in/into -e yava ş yavaş aşılamak/telkin etmek. istikrars ızlık. kere. telkin. 3. ilham. i. yerle s. 1.. defa. 1. bilgi. f. uyuyamazl i. kurumsal. eğitmek. 4. atamak. aç ıklama. i. 2.b. kurma. 1. i. örnek.. araç. 1. uyku i. kurumla ştırmak. mademki. 1. tesis. 2. tic. hemen hazırlanan ında meydana gelen. (bilgisayar v. (öfke. hemen olan. i. i. ödeme aczine düşmüş i/şirket. -ece ğine: He came here instead.. 1. kurum. i. i. dakika: at this instant bu anda.s. s. teftiş. hemen/an z. 3. alet. yönerge. 1. i.b. tahrik etmek. içgüdü. âdet haline getirmek. 1. Oraya ine buraya gidece n üst kısmı. okul. içgüdüsel olarak. f. belge. denetleme. i. (bir ayg ıtı) (bir yere) takmak. bak.b. z. k ışkırtıcı. öığ İng. f. şı fikir aşılama. şkasının yerine kendisi buraya geldi. esinlemek. -diğine göre. enstitü.) tesisatı şemek. sevgi v. f. ani.

emin olmak.. etkili. tamsayı. yalıtkan. s. asi. katlan ılmaz. anlayış. 2. k ıs. elle tutulamaz. s. istihbarat bürosu. aracı olan. ekon. zekâ testi. i. intelligence. i. istihbarat. z. internal. ba ş kald s. 1. (bir kuruluşa/camiaya) yeni girenler. izole etmek. fiziksel varlığı olmayan. eksiksiz. 2. i. sigorta poliçesi. entelektüel. entelektüel. i. müz. s. 1. akıl sahibi. bozulmam i. idrak. s. f. 1. ayd ın. emme supab ı/valfı. 1. yüksek zekâ sahibi. onur k ırma. mat. yetersiz derecede. s. 1. zekâ sahibi.instrumental instrumental music instrumentalist insubordinate insubordination insubstantial insufferable insufficient insufficiently insular insulate insulation insulator insulin insult insult insuperable insurance insurance broker insurance company insurance policy insurance premium insure insurgent insurmountable insurrection int intact intake intake valve intangible integer integral integral calculus integral equation integrate integration integrity intellect intellectual intellectualism intelligence intelligence bureau intelligence quotient intelligence service intelligence test intelligent s. eksik. i. 1.ına mat. 1. intelektüalizm. bilgi. intelekt. international. f. hakaret etmek. adaya ait. ba şa çıkılmaz. sigorta primi. ba ş kaldıran. s. integrasyon. i. 1. fels. hakaret. yenilmez. mat. entelekt. dürüstlük. 2. haber. dokunulamaz. bütünlük. yenilemez. ğlamak. f. 2. bir bütünün ayr ılmaz bir parçası olan. yetersiz. ayaklanma. interest. zihin. anl i. zeki. i. entelektüel. 2. as ılsız. bütünlemek. 2. asi. 1. entegrasyon. Mektuplar şme. başa çıkılmaz. integral denklemi. ak ıllı. yalıtım sargısı. ak ıl. itaatsiz. 1. 2. yardımcı. He thebirle letters into his book. el sürülmemiş. yalıtım maddesi. sigorta olmak. f. 3. 4. intransitive. yalıtmak. insulating tape elek. kavranamaz. i.. çekilmez. with ile birle ştirmek. (yemek) yeme. i. zihinsel. interior.. İng. ak ıl. i. izole bant. dar görüşlü. 2. i. integral. akla ait. sigorta şirketi. kafa Itutan. against -e kar şı sigorta etmek. s. zekâ bölümü. anlık. enstrümantal. 2. 2. interjection. isyan. 1. 3. oto. kafa tutan. çalgı çalan müzisyen. izolatör. integrasyon. integral hesab ı/kalkülüsü. i. sigorta simsar ı. hafif. sigorta. ayr ılmış. baş kaldırma. ayd ın. parçalardan oluşan. geçilemez. s. ensülin. 1. ıkçılık. zekâ. tamamlamak. ış. adaya özgü.the isyanc ı. 2. interval. 2. hor görmek. temelsiz. . doğruluk. into -e katmak: ı kitab katt ı. enstrümantal müzik. 2. sağlam. a şağısamak. yararlı. zayıf. 1. s. entelektüalizm. aşağısama. s. i. üstesinden gelinemez. 2. 1. hayali.. izolasyon. istihbarat te şkilatı. 3. 1. s. 2. dokunulmamış. s. 3. i. anlayışlı. ayrı.integrated bütünle şme. yalıtım. ıran. temin etmek: called hotel to insure that I had a saasi. 3. geçilemez. i. i.

f. s. cinsel ilişki. 1. 2. i. yoğun bir şekilde. isteyerek. hisse. yoğunlaşmak: The ırt ına şiddetleniyor. in -e kar ışmak. gözelerarası. birbirine ba ğlı olan. 1. 1. defnetmek. arada söyleme. i. 3. s. birbiriyle de ğiştirilebilir. 1. ç ıkar. s. 1. -e burnunu sokmak. 2. arada (söz) söylemek. birbirini etkilemek. f. iç. birbirine ba ğlı olma. ği o değil. taşkın. s. menetmek. 5. mahsus. arayüzey. araya girme. şiddetle. 2. fırtınalı. 2. fasıla. f. birbirine dolanmak. bile yapılan. kâr. içmimar. 2. 2. maksat. i.intelligible intemperate intend intense intensely intensify intensity intensive intensive care intensive care unit intent intention intentional intentionally inter interact interaction intercede intercellular intercept intercession intercessor interchange interchangeable interconnect interconnecting rooms interconnection intercontinental intercourse interdependence interdependent interdict interdict interest interesting interface interfere interference interim interior interior decoration interior decorator interject interjection interlace interlock interlope s. interaksiyon. niyetinde olmak. 1. with -i engellemek. f. f. birbirine ştirmek: He interlaced writings with geçirmek. değiş tokuş etmek. çatışma. 1. bile bile. araya girmek. i. engel. kastetmek. Gelmek niyetinde de ğil. (--red. iç yerler. maksatl ı. yasak. iç. etkile şim. 4. 2. kasti. ilginç. keskin. ciddikararl olan ı (kimse). şiddetli. bozuk (hava). 2.. birbirini etkileme. f. müdahale. z. . yoğunlaştırmak. f. tıb. faiz. 1. birbirine aç ılan odalar. kim. 1. kasten. anlam. birbirine f. 1. birbirine geçmek. s. pay. değiş tokuş etme. 2. maksat: His intention is to help you. arabirim. 2. karşılıklı dayanışma. i. enteresan. 1. ilgilendirmek. i. with ile ışkar mak. elek. -e müdahale etmek. bawith kenetlenmek. i. içerideki. f. i. yo ğunluk. keskinlik. şiddetli. arac ılık. değiştirme. hücreleraras ı. 2. fiz. birbirine ba ğlamak. dahili. f. F 2. arabulucu. 1. 4. demek istemek: That´s not what she intended to say. aşırı. şiddet. i. iç k ısım. i. yasaklamak. aralık. 2. 1. f. 1. çat ışma. 1. s. değiştirmek. hararetli. 3. Amac ı size yardım etmek. has no intention of bile coming. birbirine kenetlemek. 2. niyetlenmek. amaç. 3. 1. yolunu kesip yakalamak. görü şme. biyol. They intensified their search for storm is intensifying. f. sert. niyet. i. i. i. i. sert. 1. arac ı. kas ıtlHe z. olmak: I Demek istedikuvvetli. etkileşim. birbirine bağhis lanmak. bilg. ara. dahil. merak. içmimarlık. şiddetlendirmek. ünlem. şiddetlenmek. interkoneksiyon. şiddetli (söz). gergin. kazanç. amaç. yoğun bakım servisi. arac ılık etmek. i. ı. s. yoğun bakım. anlaşılır. --ring) gömmek. in -e ilgi. isteyerek yapılan. 2. i. konuşma. 2. niyet. başkasının işine karışmak. 2. s. s. 2. geçici. f. 3. ilişki. s. i. 1. birbirine 3. yolunu kesip durdurmak. yoğun. tıb. s. -e yer yer serpi ğlamak. f. radyo parazit. k ıtalararası. birbirine dolamak. f. merak ını uyandırmak. 3. s..

tercüme etmek. 1. birbirinin içine geçmek. f. sin. i. metne i. 1. soru sormak. 2. engellemek. i. uluslararas ıcı. sonsuz. çeşitli aileler/milletler arasında evlenme. sorulu. basketbol ara. soru zamiri. kesik kesik. iç bünye. sin. s. hayal gücünü şeye) başka bir anlam yüklemeye kalkmamak. i. 2. nüfuz etmek.t. 1. uluslararas ı hukuk. s. yorumcu. enternasyonalist. staj yapan kimse. gözalt ına almak. 3. içişleri. tiy. elek. sorgu yarg ıcı. 1. içilir (ilaç). z. iki şey ına ıba ka bir şey sokmak. defnetme. aradaki. başkasının işine burnunu sokan kimse. soru sözcü ğü.. yaz ş sözcük/cümle. kullanarak (bir ıklama. yazıya sözcük/cümle ekleyerek asıl metni değiştirmek. kesikli ak ım. i.. antrakt. s. enterne etmek. 1. çevirmek. 1. 1. ara dönem. 1.interloper interlude intermarriage intermediary intermediate interment intermezzo interminable intermission intermittent intermittent current intermittent fever intermittently intern intern internal internal affairs internal combustion engine internal inflection internal medicine internal migration internal organs internal revenue internal structure international international law international law internationalism internationalist interpenetrate interplay interpolate interpolation interpose interpret interpret s. mat. (ölüyü) gömme. intern. 2. i. soru zamiri. bitmez tükenmez. aç i. 3. soru soran kimse. araya bir şey sokma. s. bir şeyi tam yazıldığı/söylendiği gibi yorumlamak. tiy. (birinin) sözünü kesmek. 3. i. s. 2. 1. 1. f. iki f. 3. sorguya çekmek. i. 1. dahili. i. karşılıklı etkileme. tamamen içine geçmek. (bir gemiyi bir limanda) hapsetmek. 2. f.. karşılıklı ilişki. iç organlar. ortadaki. staj yapan t ıp öğrencisi. 2. konser ara. voleybol. enternasyonalizm. i. tıb. intermezzo. 1. 4. yarıda kesmek. tercüman. aras ya şsözcük/cümle ekleyerek asıl metni değiştirme. futbol ara. eklenti. tiy. 1. 2. i. 2. arabulucu. f. i. devlet geliri. 3. f. içten. 1. çevirmenlik yapmak. ara oyunu. orta. uluslararas ı hukuk. çevirmen. aral mola. yakın akrabalar arasında evlenme. 2. haftaym. yorumlamak. 2. i. iç. aracı. uluslararas ıcılık. soru sorma. müz. 3. eklenmi ş eyin aras ı na koymak. dahiliye. arac ılık eden. içgöç. 2. 2. i. birbiriyle ilgili. konser ara. strictly interpretation interpreter interracial interrelated interrelation interrogate interrogation interrogative interrogative pronoun interrogator interrupt i. içbükün. aralıklı olarak. araya girmek. 2. i. sorguya çekme. tıb. iç yak ımlı motor. arada bulunan. . soru ifade eden. dilb. enternasyonal. 2. s. i. ırklararası. iç yap ı. belirli aralıklarla gelen ateş. yorum. 1. f. antrakt. milletlerarası. kesik kesik. s. s. 2. s. 1.. ıklı.. 2. uluslararas ı.

s. samimiyet. ikiye bölmek. üstüknow kapalhim f. dalavere çevirmek. kasiçi. 2. f. 1. 2. üniversiteleraras ı. to ile tan ıştırmak: She introduced him to her mother. 1. 1. s. entrika çevirmek. 2. özünde. üstü kapalbetween z. 2. I don´t intimately. in. çekilmez. bağırsaklara ait. girift. 3. ile(in. with -e sarmak. yıldırmak. s. içtenlikle. yılmaz. sarho şluk. karışık.interruption intersect intersection intersperse interspersion interstate intertwine interuniversity interval intervene intervention interview interweave intestinal intestine intimacy intimate intimate intimately intimation intimidate intimidation into into the bargain intolerable intolerance intolerant intonation intoxicant intoxicate intoxication intractable intramuscular intransigence intransigent intransitive intransitive verb intrauterine device intravenous intrepid intricate intrigue intrigue intrinsic intrinsical intrinsically introduce i. kendisini yak ından ı söyleme. kesişmek. sıkı: There is an intimate şk ve nefret arasında çok yakın bir relationship love and hate. enterval. serkeş. ara. damariçi. ilgisini çekmek. müz. f. gözünü korkutma. katetmek.D. 3. 3. inatç ı. geçişsiz fiil. birbirine sar ılmak.. 1. 1. 1. 2. şaşırtmak. yola getirilemeyen. gizli a şk maceras s. i. i. in -e kar ışmak. gizlice sevi şmek. içeri. 1. eyaletler arasından geçen otoyol. intrinsic. f. -e. i. kesişme. 1. spiral. müz. çok yak ından: He´s a distant relative. i. 2.. entrika. f.wove. s. sarho ş etmek. sarhoş eden madde. bak. i. süre. kesilme. 2. ara. kesmek. s.ter. hile. 1. çok yak ın (arkadaş). 2. tıb. gözdağı vermek. mest olma. kesinti.. i. çıtlatmak. O uzak bir akraba. ima. korkusuz. s. f. i.ven) 1. beraber dokumak. karıştırmak. i. 1. cesur. arakesit. f. Onu annesiyle tanıştırdı. to -i tanıtmak: This book introduces preschool children to . zehirlenme. 2. ses tonunun yükselip alçalma şekli. aralık. 1. araya girmek. s. esas. hoşgörüsüzlük. entonasyon. uzlaşması olanaksız. of -e kar şı hoşgörüsüz.ter. s. imlemek. i. 3. yıldırma.. samimi. 2. s. çapraşık. merak ını uyandırmak. A ı söylemek. mest etmek. ba ğırsak. iki ses arasındaki perde farkı. i. anat. s. nesnesiz (fiil). aras ına serpmek. röportaj. tonötüm.. 1. 2. i. zehirlemek. -e dolamak. A. geom.B. samimiyetle. s. tonlanma. 2. sindirme. 2. 1. f. 1. görü şme. karışma. kendine özgü. s. ı. röportaj yapmak. 1. ima etmek. samimilik. birbirine geçmek. sindirmek. f. ile görüşme/mülakat yapmak. dayan ılmaz. 2. 1. 3. çok yakın. 2. mülakat. serpiştirme.D.wo. i. aslında. sarhoş edici. i. kolay kontrol edilemeyen. s. üstelik. caba. titremleme. s. girişik. dilb. 1. 2. tıb. arac ılık. geçişsiz. f. i. s. eyaletleraras ı. kavşak. edat içine.B. uzlaşmaz. z. 2. -ye. birbirine kar ıştırmak. 2. gözünü korkutmak. i. tıb. i. A. gözdağı verme. f. uzlaşmazlık. asıl.

hasta. sezgisel. ters sonuç. ağır hakaret. önsöz. investigating murder. 1. değişmez. her zaman. Dedektif 2. giren kimse. tersine çevirmek. hakk ında ı nda tahkikat yapıyordu. 4. s. tırnaklar.. aksi. f. fels. 1. f. i. paha biçilmez. sald ırmak. i. 1. 2. zorlagirmek. ters dönme. müz.introduction introductory introspection introspectionism introspectionist introspectionistic introspective introvert intrude intruder intrusion intrusive intuition intuitionism intuitionist intuitionistic intuitive intuitive knowledge intuitively inundate invade invader invalid invalid invalidate invaluable invariable invariably invasion invective inveigh invent invention inventive inventor inventory inverse inversion invert invertebrate inverted inverted commas inverted commas invest investigate investigation investigator i. küfür. sakat. s. istila etmek. garketmek. 2. 1. hükümsüz kılmak. 1. i. tanıtım. i.. geçersizle ştirmek. icat. f. deftere kayıtlı eşya. zorla içeriye sokmak. yarat ıcı. tanıştırma. takdim. su basmak. . 2. s. değişmeyerek. i. 1. 2. s. 1. çok de ğerli. i. 3. s ırasını değiştirmek. tırnak işaretleri. 4. yaratıcı. i. 2. başlangıç ile ilgili. 2. içebak ışçı. araştırma. sezgici. s. tanıtıcı. içebak ış. tahkikat. sezgiyle edinilen bilgi. -i paylamak. dilb. demirbaş. müz. tersine çalış.. sald ırı. f. f. içgözlemsel. i. 1. 2. içe do ğma. i. 1. enversiyon. sezgici. in (bir proje için) (para/emek/zaman) harcamak. ters. sezgi. 1. sezgicilik. uydurmak. yaratmak.. s. istila. fels. i. in -e (para) yat ırmak. tahkikat/soru şturma yapmak: The detective was yetki f. 2. akın. başlangıç. içgözlem. 2. against -i şiddetle eleştirmek. inceleme. omurgasız hayvan. s. buluş. aynı şekilde. izinsiz ve davetsiz giren. i. 3. s. the soru i. 2. ters çevirme. s. İng. 1. davetsiz misafir. i. s. f. 2. izinsiz ve davetsiz girme. istenilmeyen bir yere izinsiz ve davetsiz i.. icat eden. sabit kalan. tersyüz etmek. tırnak işaretleri. 1. with (sorumluluk. 1. f. dedektif. icat etmek. 2. ara ştırıcı. i. z. sövüp sayma. 1. 3.. 3. 1. 2. f. 3. zorla giren. 2. içedönük kimse. 2. i. 1. 2. altüst olma.. içebak ışçılık. s. tersyüz edilmiş. sezgiyle anla şılan/öğrenilen. i. mat. omurgas ız. 1. dilb. fels. geçersiz. cinayet hakk şturma. i. 1. i. 1. yatalak. s. müz. İng. hücum etmek. with (bir makama) getirmek.. sel basmak. sırası değiştirilmiş. z. i. sezgiyle. s. envanter. s. istilac ı. değişmeyen. s. tersine çevrilmiş. zorla girmek. 2. sezi. tersine dönmü ş şey. zorla girme. giriş. 2. içebak ışçı. s. hükümsüz.

i. 1. davetiye. bak.. (ruh) çağırmak. (sorumluluk. görünmezlik. 1. mal.o. yetki v. bak. içe doğru.. iç k ısım. s. görünmez. iris. manevi. nebze: There´s not an iota of truth in it. çi ğnenemez. usandırıcı. canını sıkmak. Onda zerre kadar gerçeklik yok. tiryaki. hiddetli.´ni) istemek. iyonlaşmak. s. s. 1. 2. istençsiz. 2. 1. -ek.. k ızgın. f. ele geçirilmez (yer). güçlendirmek. 2. s.. f. 1. 1. sokmak: 2. gözle seçilemez. iyonlanma. iyotlu. f. iodize. 2. s. zerre. f. i. içeride bulunan.. 2. İng. 1. birini en içeriye davet etmek.b. düşkün. s. iyonlaşma. f. Sergiye sadece yak ın birini buyur etmek. haksız. cazip. -e kar 2. sa s. k ıskandırıcı. fatura. s. (Allaha) yakarmak. rica etmek: exhibit. gayet i. bozulamaz. i.involve me in your i. in inviting invoice invoke involuntary involve involvement invulnerable inward inward inwards iodic iodine iodisation iodise iodised iodization iodize iodized ion ionic ionisation ionise ionization ionize ionosphere iota irascible irate ire iridescent iris irk irksome i. istemeyerek ışı . envestisman. 2. 1. sinirli. s. . (yard ım. davetkâr.investment investor inveterate invidious invigorate invincible inviolable inviolate invisibility invisible invisibleness invitation invite invite s. iyotlamak. zarar görmekten veya yaralanmaktan tamamen korunmu ş. 4. z. anat. davet etmek. 3. çabuk öfkelenen. 2. inward 2. kökle şmiş. çiğnenmemiş.. i. İng. 1. s. 3. 3. 1.. -e bula ştırmak. görülmez. karış ma. 2. s. lan. bot. z. i. faturas ını çıkarmak. iyonlaştırmak. 2. i. ilişki. resmi hesaplarda i. i. iyotlanm ış. İng. ruhb. Ustal ık pratik ister. f. sinirlendirmek.b. bak. 1. öfkeli. yalvarmak. i. bak. istemek: Expertise involves practice. bozulmam ış. 1. 2. 3. 1. ruhsal. müzmin. ğlam: His position in the fethedilemez. iraded f. bak. yerleşmiş. istemsiz. k ızgınlık. ionize. iyonyuvarı.. iyotlama. s. yatırımcı. iyon. bak. çabuk kestirilemez. Iris. s. gerektirmek. f. süsen. iodized. gözükmeyen. ça ğırmak: He invited only his close friends to the arkada şlarını davet etti.. 1. i. 1. gayriihtiyari. iris. İng. usandırmak. 2.´ni) verme. bak. bıktırıcı. can s ıkıcı. canland ırmak. 2.. i.. 2. i. öfke. tiksindirici. invisibility. İng. inilgi. huysuz. s. içeriye do ğru. s. fikir veya ruhun derinliğine doğru.. yatırım. davet. ıştırmak. 3. dokunulmaz. bıktırmak. iç. ça ğrı. i. f. iodization. ho ş. iyot. i. 1. hiddet. bula şma. gayriiradi. dili aşk Don´t ilişkisi. iyonik. yanardöner. f. 2. yenilmez. çekici. i. iyotlu. başvurmak: yap He ıinvoked his diplomatic immunity. s. koruma v. ionization. s. s.

1. f. ak ılsız. çok çekici. önüne geçilemeyen. kurtulamaz. of -e bakmaks ızın. 1. i. karşı konulmaz.. tedavisi olanaks ız. s. i. paraya çevrilemez. çoğ. çarpık. sinirli. değiştirilemez. 4. tamir olunamaz. 1. s. 1. (topra ğı) sulama. (topra ğı) sulamak. yeri doldurulamaz. i. aleyhinde söylenecek bir şey olmayan. f. ütüleyerek (buru şuklukları) gidermek. 5. 1. i. usulsüz. telafi edilemez. s. uzlaşmaz kimse. demir. s. ikircimli. (bir şeye ait) demir kısımlar. ütülemek. 2. s. aksi iddia edilemez. mantıksız. ironik. saygısız. kusursuz. 3. lavaj yapmak. usdışı. Çok ütü işi var. s. dayanılmaz. s. irrasyonel. 1. kaşındırma. s. s. demirhane. 1. yıkama. uzlaştırılamaz. de ğiştirilemez. değişmez. kim. s. çözülemez. gemlenmez. sinirlendirici. 2. frenlenemeyen. 2. geri alınamaz. i. İng. 2. s. s. 1. 2. 1. 2. s. s. 1. 2. nalbur. kurals ız.´ni) gidermek. çaresiz. k ızgınlık. tıb. ütülenecek çama şı ı. düzensiz. 2. inceden inceye alay eden. şıbozuk (asker). geri alınamaz. ütü tahtas ı/masas i. düzeltilemez. 1. 3. çürütülemez. . geri al ınamaz. 1. ironi. istihza.b. s. zaptolunmaz. bak. irrasyonalizm. yıkamak. 1. demirler. lavaj. barıştırılamaz. 2. 1. i. s. 2. s. uyuşmayan fikirler. demir. 4. 2. maden uçlu golf sopas ı. ütüleme: Have you done the ironing? Çama şırları ütüledin mi? 2. i. s. ters çevrilemez. 1. 1. kaderin cilvesi. mantıksızca. z.. ütü.iron iron foundry iron gray iron out ironic ironical ironing ironing board ironmonger ironwork ironworks irony irony of fate irrational irrationalism irrationally irreconcilable irrecoverable irredeemable irrefutable irregular irrelevant irremediable irreparable irreplaceable irrepressible irreproachable irresistible irresolute irresolvable irrespective irresponsibility irresponsible irretrievable irreverence irreverent irreversible irrevocable irrigate irrigation irritable irritant irritate irritating irritation is island i. s. yolsuz. kusur bulunamaz. s. insana alay gibi gelen bir tesadüf. i. bastırılamayan. çabuk k ızan. karars ız. demirden ılmış. s. to ile ilgisi olmayan. usd ışıcılık. öfke. 2. s. tahriş. konu d ışı s. 1. su götürmez. 2. kuraldışı. i. saygısızlık. i. dilb. çaresiz. ironic. fels.. 1. 2. s. 2. sinirlendirici. 2. tahri ş edici.rlar: She´s got a lot of ironing to do. sorumsuz. akıldışı. bir daha ele geçmez. fiz. tahri ş edici. 2. tahriş edici şey. bak.. çaresiz. 3. i. mütereddit. 1. yap dökümhane. düz olmayan. tıb. s. 2. s. sinirlendirmek. sinirlendirici şey. s. ada. alayl ı. 2. (pürüz. demirhane. demirk ırı. 2. sorumsuzluk. tahri ş etmek. demir gibi. 3. onarılamaz. be. sorun v. 1. 3. onulmaz. f. ba . i. bedeli ödenerek kurtar ılamaz. 1. tersinmez.

2. uyuzböceği.rakma. 4. bak. i. kalem. izomerik. yaln ız bıı. 2. berzah. 5. 3. 1.konu iğneşyoluyla ilaç. kıstak. s. bot. marsıvan eşeği. (bazı oyunlarda) top. ay i. dili iğne. 1. 1. adam. izomer. saplamak. i. 2. 6. etme. yalnay 4. italik. i. zam. elek. i. 2.. boşalma. 9. ikizkenar. hesapta tek rakam. oto. sayıihrac ı. is not. 2. İng. it has. i. kaşınma. kriko. of1. adalı. 4. izotop. adac ık. ayrıntılarıyla yazmak. kaşınan. it will. vale. f.. . seyyar kimse. (--bed. f. i. s. 9. f. i. tecrit etmek. ayırmak.ırmak. yaln ız bırakmak. gemici. gezgin. mak.. tek. dürtme. i. --bing) 1. İng. ı rma. 2. 1. italik. i. izoterm. arzu. kaşıntı. seyyar. 1. 2. 1. i. insan ı kaşındıran. bocurgat. izomorfizm. i. 3... s. it had. i. 8. e şbiçim. 1. lan. adet. 6. izomerizm. k ıs. s. 7. duvarsarma şığı. tecrit i. yayım. yolculukla ilgili. 4. yayımlama. ço ğ. saplama. i.islander isle islet isn`t isobar isolate isolated isolation isomer isomeric isomerism isomorph isomorphic isomorphism isosceles isosceles triangle isotherm isotope issue issue of shares isthmus it it`d it`ll it`s italic italicise italicize itch itch mite itchy item itemise itemize itinerant itinerary its itself ivory ivory tower ivy J. 4. 4. i. onu. izole etmek. italik harflerle basmak. isk. kim. yolcu rehberi. argo para. 2. istek. f. 3.. k. e şsıcak. ona. sorun. 2.. eşek herif. gen.. ayırma. ağaçsarmaşığı. 5. f. yol. priz. tek tük: isolated instances s. basım.verilen anlaşılmayacak şekilde konuşmak. yerde ş. oğzool. fildişi kule. k ıs. İng. fildişi. haber. i. s.tenhal choleraık. gezginci. kaşınmak. 3. izomorf. it would. f. yola ait. hisse senedi i.. 3. erkek e şek. kaşıntısı olan. izole etme. 2. e şbasınç. hedera. teni dalayan (kumaş/giysi). 1. i. 1. zam. çakal. 2. netice. 2. gazet. dolaşan. s. geom. (oyunlarda) ebe. i. İngiliz alfabesinin onuncu harfi. 7. f. 8. 1. madde. 2. boşalma yeri. 3. 1. onun (it´in iyelik hali). nüsha. f ıkra. itmek. j jab jabber jack jackal jackass i. parça. seyahat program ı. 2. çabuk çabuk i. b ız. k ıs. mahsur kalan. fildişi rengi. 2. i. 3. 1. s. sarmaşık. ikizkenar üçgen. 2. izomorfik. çıkış. i. kaşıma isteği duymak. J. f. k ıs. 1. kald ırıcı. 1.. itemize. 1. tek tükızl kolera vakalar yaln ık. i. konu. kim. sonuç. zam. tek başına kalmış. kendisi. 3. kendi. mesele. mahsur ırakmak. köylü. 2. bak. tenha. izobar. . bacak. o. ahmak adam. coğr. e şbiçimlilik. dağıtım. Canis aureus. dürtmek. f. e şbiçimli. kim. ada. it is. italicize.

japonayvas ı. diş. t ıkmak. isteksiz. k. 3. i. i. i. marmelat. jagar. Hepimizi o küçük i. çok yorgun. f. gürültü. düldül. kulak t ırmalayıcı bir ses çıkarmak. i. i. Japonya. s. i. 2. on parmağında on marifet olan kimse. s. ceket. yeniçeri. yenidünya.. i. jack.. s. yafa portakalı. (vaktiyle hapis yatm ış) sabıkalı. i. elinden her iş gelen kimse. sıkıştırmak. Japanese. jalopy. Cryptomeria japonica. (ile) çatışmak.a. maltaeriği. --ring) 1. 1. gırgır. frene kuvvetle bas ıvermek. Japon. jaguar.knives (cäk´nayvz) i. 2. i. b ıkkın. 2. 2. bot. 2. pot. 2. odacı. argo. silindir ceketi. kavga etmek. Jamaika. çoğ. 2.nese) Japon. cücekarga. i. Diospyros kaki. --ging) diş diş etmek. --ming) 1.jackboot jackdaw jacket jackknife jack-of-all-trades jackpot jade jade jaded Jaffa Jaffa orange jag jagged jaguar jail jailbird jailbreak jailer jailhouse jaloppy jalopy jam jam jam on the brakes jam session jam session Jamaica Jamaican jamb jamboree jam-packed Jan jangle janissary janitor janizary January Jap Japan Japanese Japanese cedar Japanese maple Japanese persimmon Japanese plum Japanese quince japonica jar i. s. f. i. i. çok yormak. bot. japonayvas ı. i. firar. büyük çak ı. s. reçel. bak. i. yafa portakalı. k ıs. viraj. trabzonhurmas ı. 2. bitkin. kriptomerya. Acer palmatum. Jamaika. tıklım tıklım. 1. 1. argo cümbü ş. dişli. i. yafa. çentikli. Corvus monedula. mahpushane. i. ahenksiz ses ç ıkarmak. (with) (-e) ters düşmek. zangırdamak. kapıcı. Japan. Chaenomeles lagenaria. 2. kaba kuvvete dayanan. Prunus salicina. dili 1. i. i. çekişmek. kapı veya pencerenin dik yanı veya kenar pervazı. 2. dopdolu. mahpushane. January. 3. s. 2. tıkmak: They are going to jam all of us into that small room. kaba kuvvetle şkasın ı boyun eğmeye zorlamak. k ıs. f. f. 2. f. hapishane. 2. gardiyan. i. (--ged. mahpus. argo külüstür otomobil.. f. mahkûm. hapse atmak. (çoğ. i. i. i.. çentmek. mak. 1. Jap. i. yeşim. bot. janissary. Jamaikalı. yaşlı ve işe yaramaz at. 1. bot. küçükkarga. hapishaneden kaçma. 1. bak. zorba. ortada biriken para. keskin dönü ş. f. zangırdatmak.. kaba kuvvet kullanan kimse. Chaenomeles lagenaria. cazcıların bir araya gelip doğaçtan çaldığı caz müziği. hapsetmek. bazool. sivri uçlu. hıncahınç doldurmak. (--med. 1. 1. (--red. 4. 1. eğlenti.. i. ocak ayı. h ıncahınç dolu. Jamaikalı. ahenksiz ses. hafifme şrep kadın. 1. on/upon . yafa. bot. isk.. japonakçaa ğacı. i. şömiz. bot. Japonca. i. cazcıların bir araya gelip doğaçtan çaldığı caz müziği. Japonca. kaba kuvvet. sivri uç. düldül. Jamaika´ya özgü. hapishane. i. i..

zool. 1. Kudüs. laflamak. bak. alaylı ğır ış/kahkaha. i. Garrulus glandarius. önyarg s. i. k. peltele şmek. neşeli. z. f. caz. kaygısız. İng. dili (yaya) yaya geçidi olmayan bir yerde kar şıdan karşıya geçmek. 2. argo tehditle baskı yapmak. Jav. ço ğ. 3. 1. çölfaresi.. Cava. çene. 2. ğ 2. jarse. 3. cin kuma ş. kötü malzemeyle yap ılmış. Cava. 3. cazbant. cin pantolon. anla şılmaz dil. İng. belirginleşmek. 2. sarsıla gitmek. ına ıuymadan karşı dan kar şıya geçmek. 3. cin. kıskançlık dolu. huk. k.bir şeker.a. 2. tehlikeye sokmak. s. fütursuzca. bak. i. içi jöleli fasulye biçiminde i. 1.. Cavaca. süveter. Dipus. 1. İng. özel dil. dili 1. oturak. i. Jasminum. çölsıçanı. fırlatmak. önyarg f. s. i. i. meslek argosu. f. ılık olmuş. tıb.pis/a birdenbire ve şiddetle çekmek. olas i. 1. i. yasemin. argo canland ırmak. argo 1. kesik kesik ve h ızlı söylemek. i. 1. Cavalı. i.. kavanoz. dili lazımlık. k... i. 2. çenekemi i. Cavaca. k ıskançlık. karamsar. 4. bak. 1. sarsıla argo otuz bir çekmek. 2. 1. kaygısızca. i. s. z.. f. i. 2. cip.nese) Cavalı. i. Cavalı. argo aptal. k ıskanç. şiddetli ve ani çekiş. denizanas ı. sarılık. 1. tehlike. 1. 1. anat. 2. c ırboğa. (at) ba ğırarak/kahkahalar atarak (ile) alay etmek. 2... İng. f. gezinti. sarsarak.. çene çalmak. hareketlendirmek. sars ıntılı. i. yarg ılanan sanığın cezaya çarpılma ılığı.. spazmodik. nazik durum. i. mastürbasyon yapmak. abaza çekmek. s. . tehlikeye atmak. f. silkinme. blucin. karamsarlık. k. (çoğ. 2. şen. i. k. kestanekargas ı. pelteye benzeyen) jöle.. söylenişi zor sözcük. dili kararsız kimse. s. peltele i. alakarga. ştirmek. 2. zool.. laflama. kazak. jello. argo çene çalma.. 3. gösterişli. 1. şağılık herif. k ıskançlıkla. ağız.. (reçel veya marmelada benzeyen) jöle. 4. i. 1. salak. hoşnutsuzluk. (yaya) trafik kurallar na uymadan geçen kimse. bot. i. düşmanlık. 2. 2. ba f. 2. 2. f. pulover. gezmek. jeopardize. silkip atmak. sars ıntılarla. z. sar ılı. cirit atma. d ırlanmak. şık. büzülme. i. Cava´ya özgü. caddeyi trafik kurallar i. i. 3.. Javanese. çok sert akide şekeri. dili biçimlenmek. i. medüz. k. burkulma. cirit. s. i. silkme. peltele şmek. f. s.jar jargon jasmine jaundice jaundiced jaunt jauntily jaunty Java Javan Javanese javelin javelin throw jaw jawbone jawbreaker jay jaywalk jaywalker jazz jazz band jazz up jealous jealously jealousy jean jeep jeer jell jello jelly jellybean jellyfish jeopardise jeopardize jeopardy jerboa jerk jerk jerk off jerk out jerkily jerky jerry jerry-built jersey Jerusalem i. i. 2. kıskançlık. donmak. 1. cirit. düşmanca. 1. i. --s i. hoşnutsuz. ı. dili f. (meyve tad ında.

tepkili uçak. i. s. simsiyah. --bing) İng. şıngırtı. şaka.. i. latife etmek. i. latife. --ting) 1. düzensizli jet. i. i. cihat. (sevgilisini) terketmek. şla/ta şlarla süslü. 1. f. çıngırdatmak. değerli i... bak. 2. s. (bir f. Musevi. i. şaka etmek. çıngırtı. enerjik. hile. şeytanelması.Jerusalem artichoke Jerusalem artichoke jessamine jest jester Jesus Jesus! jet jet jet lag jet plane jet propulsion jet setter jet-black jet-propelled jettison jetton jetty Jew jewel jeweled jeweler jewelled jeweller jewellery jewelry jewelry store Jewish jib jibe jiff jiffy jiggered jiggery-pokery jiggle jigsaw jigsaw puzzle jihad jilt jimmy jimsonweed jingle jinks jinni jinx jitters jittery yerelmas ı. i. sallamak. (tekerleme gibi) kısa şiir. alay. s. lahza. Hz. i. --ing/--ling) değerli taşlarla süslemek. 1. şıkırtı. dili the a şırı sinirlilik. flok yelkeni. f. ırgalanmak. bak. şıkırdatmak.. (bir şey hakkında) tereddüde etmek. dingildemek. f. i. soytarı. 3. 2. mendirek. i.. kapkara. i. 2. yorgunluk v. (uzun bir uçak i. şıngırdatmak. dili an.. 3. i. etmek. kâgir iskele. f. jetli sürüş. hafif ı. mücevherat. şaka söylemek. İng. İng.. jet uçağı. f. titreme. fışkırmak.. jeweler. k. Musevi.. dili katakulli.arkı. motorlu kesilmiş parçaları birleştirerek oynanan resim-bilmece. Yahudi. den. 2. i. İng. den. 2. bak. bak.. (hırsızların kullandığı) ufak levye. 1. argo u ğursuz şey/kimse. jet gibi h ızlı. 1. i. . itiraz şeyi yapmaktan) çekinmek. k. 1. (--ted. Yahudi. i. tatula. jasmine. ğundan sonra) zaman farkından doğan uyku 2. oyma testeresi. cin. jeton. kuyumcu. 3. 3. i. s. jet. dili çok sinirli. 2. jeweled.b. f. jewelry. uğursuzluk. sallant i. uğursuzluk getirmek. f ışkırtmak.. kimse/ taf. f. yerelmas ı. sevgilisini terkeden k ız. cep saatinin içindeki taş. with k. bot. dalgak ıran. dili -e uymak. i. jet sosyeteden bir kimse. s. 2. ünlem Allah Allah! s. s. (at) (-e) karşı gelmek. İsa. fışkırma.. tepkili (uçak). cevher. maskara. k.. fıyolculu skıye. s. i. kuyumcu dükkân ı. mücevher. i. değerli taş. (--ed/--led. mücevher. i. jiffy. i. değerli şey. f... i.. bak. simsiyah. ile uyu i. salınmak. 1. k. bumba ile seren veya yelkeni rüzgâr yönünde giderken kavanço ş mak. oyun. 1. i. mücevherci. ğ tepkili çalıştırma. i. f. tekerlemeli ş i. (tehlike an ında gemiyi hafifletmek için) (yükü) denize atmak.. s. hareketli. İng. (hırsızların kullandığı) ufak levye ile açmak. jetle yolculuk yapmak. (--bed.

6. 1. müşterek hesap. marangoz. suspansuvar. götürü iş. i.. sars i. toptan dağıtımcı.ık. şmibo ş. 6. müteselsil alacaklılar. 1. i. şaka ederek. çarp savaşa girişmek. sars ılmak. ba lanmak. şaka etmek.b. el ele tutu şmak. mü şterek. 1. joint-stock company tic. ıntı. (kulüp. into jolly s. k. mülkiyette/tasarrufta ortak. s. z. 1. sars ılmak. latife. f. ortak. 1. İng. birçok yere üye olma meraklısı. Ürdün. sarsma. i. i.o. s. 7. ğum. şok. gece kulübü. İng. baya ğı iyi! Jolly good! Çok baya şelendirmek. i. geçme ile tutturmak. üye yazılmak. 1. tatlı sözlerle birini (bir şeye) ikna etmek. i.bar. şaka. i. 3. lokanta.için 2. şakacı. iş i. şaka yapmak. anonim şirket. yapmak. f. k. bak. 2. k. along jolly s. şen. i. biti şmi ş. jujitsu. 2. dili 1. yava ş koşmak. 1. parti v. 2. ek. 2. s.o. ı. jogging. sarsmak. yavaş koşma. cokey. putrel. dü birle tic. f. 4. vazife. anat.´ne) lamak. bağ ış maya ba şğ lamak. 2. şakacı kimse. mafsallı. . dili ğı. geçme. Yapmaktan şka çaresi yok. do doğ ğramac ramacı ıl. iş.. şaka olarak. yava ırlatmak ipucu vererek) (bir şeyi hat i. müteselsil kefil. 5. argo afyon s. asker yazılmak.. 3. nükte. 5. 2. birlikte. dili bitişmek. memuriyet. 2. 1. out of jolly well jolt jonquil Jordan i. birinin belleğini canlandırmak. şaşkına çevirmek. 2. jogging ş ko şma. mafsal. görev. 3. parça başına ış an işçi. birle ştirmek. i. zerrin. şakacılık. toptanc ı. payda ş. bulu şmak. marangozluk.´s memory jogging joggle join join battle join battle join hands join up joiner joinery joint joint joint account joint account joint creditors joint debtors joint heir joint owner joint surety jointed jointly joist joke joker jokingly jolly jolly a place up jolly s. sarsmak. i. kasap. tatlı sözlerle birini (bir şeyden) vazgeçirmek. müteselsil borçlular. yava şça sallamak. hafifçe sarsılmak/sallanmak. şakayla. müşterek hesap. ortakla şa. bot. dili hoş. (bir yarışta) daha avantajlı bir yere geçmeye çalışmak. neşe verici. yeregood! sevimli bir Bu hava vermek. ek yeri. ne gerçekten: Thisbir is jolly İng. çal siz. bir yeri birini tatlı sözlerle teşvik etmek. isk. Bir sözü pekiştirmek için kullanılır: He´ll jolly well have to. eklemli. büyük et parças ı. f. i.. 1. 1. şakalı.. s. 2. f. Narcissus jonquilla. z. eklem. --ging) 1. 2. şaka yollu. dürtme. İ i. 1. 2. i. ba f. itmek. joker. 1. 1. mirasta ortak. neşeli. k. 2. hafifçe sarsmak. kiriş.o. dürtmek.. in -de yer almak. z. şoke etmek. (--ged. ıntfulya.o. sallama. güzel. ng. -e 4. z. toptan mal satan tüccar. kat birden dürtme. 3. dalavere ile kand ırmak. İng. birleşmek. bot. 2. i. argo 2. birçok derne ğe/gruba üye olan kimse.jiujitsu job job work jobber jobless jockey jockey jockey for position jockstrap jocular jocularity jocularly jog jog s. ğüm.

s. Ürdünlü. yolculuk etmek.. i. sevindirici. yapmak. 1. sefer. yol. 1. bot. sevinç. bak.. adli. i. hüküm. keyif. (kulplu) sürahi. zerre. judo. Musevilik. i. ne şeli. argo hapishane. i. p haz ırlamak. den. hokkabaz. günlük defter. not etmek. i. i.Jordanian josh jostle jot joule journal journalism journalist journey journeyman jovial joviality jovialness jowl joy joyful joyfully joyous joyride joystick JP Jr jubilant jubilation jubilee Judaism Judas Judas tree Judeo-German Judeo-Spanish judge judge by externals judgement judgment Judgment Day judicial judiciary judicious judo judoist jug juggle juggle the books juggler Jugoslav Jugoslavia Jugoslavian i. Yahudi İspanyolcası. --ting) down yazmak. günlük. aldatmak için hesap defterlerini kar ış i. yargıçlar. bak. seyahat. İng. jour. sevinçli. itip kakma. i. günce. joviality. f. alay etmek. dili tak ılmak. ak ıllıca. 1. 1. (--ted. i. çoğ. şaka etmek. i. Musevilik. yarg ıç. k ıs. haz. Ürdün´e özgü. 3. itelemek.men (cır´nimîn) i. tic. Ürdün. i. Yugoslavian. 2. i. aldatmak. 2. yevmiye defteri. itip kakmak. Musevi dini. 2.. 1. Cercis siliquastrum. hokkabazlık yapmak. co şkun. erguvana ğacı. bak. Yugoslav. f. s. 2. sevinçli.. i. karar. s. s. i. i. i. bak. hakemlik etmek. türel. 2.. i. s. i. şenlik. vermek. 4. yarg ı. jübile. 2. i. şe hüküm dayanarak hükme varmak. k ıyamet günü. yargılamak. jul. hakem. s. 3. keyifli. i. s. gazetecilik. Musevi olma. nebze: I won´t change a jotfiz. yarg ılama ile ilgili. i. i. 4. Musevi âlemi.. adliye. i. bak. k. sevinçli. i. neşeli. herhangi bir olayın ellinci yıldönümü. judgment. görünü3.. . çene kemiği. 1. tahmin etmek. hâkim. f. Ürdünlü. 3. i. z. gezi. Yiddish. s. hokkabazl tırı2. 2. hile. coşku. 3. adli. 1. 4. hükmetmek. 2. alt çene. dürtüklemek. neşeyle dolu. dergi. i. i. 1. hukuki. s. ne şe.. erguvan... k ıs. judocu. hukuki. şen. ustabaşı. f. gazeteci. otomobil gezintisi. neşe. i. kodes. gazete. tedbirli. 3. s. ne şeli. f... 2. Junior. 1. çal ıntı araba ile gezme. s. bilirkişi. Yugoslavia. 2. seyir defteri. yolculuk. s. Justice of the Peace.ney. uçakta manevra kolu. of it! Bir noktas ını bile değiştirmem! Don´t you miss a jot or a tittle! En i. testi. 2. i. evlilikte altın yıl. 3. f. 1. kumanda kolu. el çabukluğu ile marifet yapmak. i. hile ık. jonglör. bilg. neşeyle. 1. 1. coşkulu sevinç. sağgörülü. hilekâr kimse. bak. mantıklı.

ış s. pulover.o. hünnap. (bir yerden) (d ışarı) atlamak.o. (parayla ilgili bir miktarda) ani yükselme. . tulum. birini terslemek.. 2.o. k. geçici olarak kullan ılan bağlantı teli. pantolonlu ceket. sinirleri gergin. özü/suyu olmayan. dili birini ha şlamak/azarlamak. kocaman. spor jiujitsu.ış hakk ı yokken sıyapmak. (fırsattan) hemen faydalanmaya bakmak. (fiyat) f ırlamak. çok sevinmek. zıplamak. elek. zıplatmak. etti i. dili ba k. boyuna ait. bak. bluz/kazak üzerine giyilen kolsuz elbise. çok büyük. karmakarışık şey. 3. 2. fırlatmak. dili herkesin merak etti ği (ayrıntılar). birini haşlamak. süveter. hoplayıp zıplamak. i şaret verilmeden başlamak. 5. Junior. s ıçramak. üzerinden atlamak. 3. sebze/meyve/et suyu. i. dünyanın öbür ucu. k. 2. para ile plak çalan otomatik pikap.. hoplayıp zıplamak. İng. (teklifi/daveti) hemen kabul etmek. June. ödü kopmak. i.. dili 1. dini/hay ırsever bir kurum yarar ına yapılan kullan ılmış eşkullan ya satıışı . ta) hatal ı çıkış (yar İ ng. 1. 1. ödü patlamak. kuru. ba şlang ı. (tren) hattan ç ıkmak. diken üstünde. İng. -den atlamak. atlayan kimse. k ıs. atlamak. 1. 2. (tayfa) gemiyi haber vermeden terketmek. 2. s. k. karışıklık. 1. bot. delgi. s ıçrama. dili -in üstünden atlamak. başlama ı. sıçratmak. 4. basinirli. trene atlamak. jump one´s bail jump out of jump out of one´s skin jump out of the frying pan into the fire jump over jump rope jump seat jump ship jump the gun jump the gun jump the queue jump the track jump the track jump to conclusions jump to one´s feet jump up and down jump/get on the bandwagon jump/skip bail jumper jumper jump-start jumpy Jun s. herkesin merak ği ayr ıntılarla dolu. yüreği ğz ınaya gelmek: I nearly out of my skin! Ödüm koptu!/Yüreğim a ğmurdan kaçıp jumped doluya tutulmak. çiğde. jumping-off place 1. dili hayretle yerinden s ıçramak. vaktinden evvel davranmak. aküsü bitmi ğ layarak (aküsü bitmi ş olan ı n motorunu) çal ış t ı rmak.Jugoslavic jugular jugular vein juice juiceless juicy jujitsu jujube jukebox Jul July jumble jumble sale jumbo jump jump jump a train jump around jump at jump at a conclusion jump down s. s. fırlama. enerji. sulu. 1. s. göbek atmak. birine sapartayı vermek. şahdamarı. 1. ırsever bir kurum yarar ına sat ılmak üzere biriktirilen lm dini/hay İ ng. temmuz. çocuklara giydirilen ın ş için) kazak. k. k ıs. dili birini sert bir şekilde azarlamak. July. i. argo cereyan. başlanması gereken zamandan önce başlamak. özlü. 1. (tren) raydan ç ıkmak. 2.´s throat jump for joy jump on s. dili (kefaletle tahliye edilen san ık) hazır bulunması gereken duruşmaya gelmemek. birine ç ıkışmak. 2. 3. Yugoslavic. (kadba ş motorun ka bir motorun aküsüne tel f. özsu. 3. acele hüküm vermek. i. i. elektrik. k. ayağa fırlamak. ip atlamak. kefalet altındayken duruşmaya gelmemek. düzensizlik. k. noktas şkalar ınııç n yeri/noktas yaptığı bir eyleme katılmak. oto. 2. düzensiz kar ışım. k. straponten.´s throat jump down s. argo kuvvet. s. 2. atlama. f. i. i. argo benzin. her şeyi bilmeden/yeterince düşünmeden hemen bir sonuca/karara varmak. atlatmak. i. aküsünden 3. rada bekleyenlerin önüne geçmek.

1. hakl ı. 1.. jüri. junk. 2. Tam ç ıkmak üzereydim. tapon mal. gene de. 5. Biraz önce ılar. biraz önce: They were here just now. eskici. yine de. iki kişiden küçük olanı. 2. buat. önemli an. z. adalet. ucu ucuna. doğru. b.y. 2. 2. aynı. zaman. cunta. haziranböce ği. kıdemce aşağı. tam orada. i.. adil. . sulh hâkimi. s. just at that spot tam o noktada. birleşme yeri. isn´t it? O tam Behzat´ça bir şey. in time tam vaktinde. s. i. 1. 3. 5. Phyllopertha. Just what the fuck do you mean? Ne demek istiyorsun be? i. uyuşturucu. kavşak. 1. adaletli. ve 9. i. tıpk That´s just like Behzat. O arabanın ı çıkm ış. belirli bir şekilde/bir 1. kayaarmudu. 4. Çin yelkenlisi. i. bağlantı. 1. çok düzenli şekilde: When you´re with them you muntazam tutuyor. 4. ilkokul ile lise aras ındaki 7. aralık. çok dikkatli sisteme göre bir düzenlenmi ş. uyuşturucu bağımlısı. hurdacı. bir halde: She keeps her house just so. doğruluk. Onlara k. 2. üniversitenin birinci ve ikinci syan senelik okul. jüri. seçici kurul. hurdas besin de ğeri az olan tadı güzel. yarg ı hakkı. 1. buna ra ğmen. hukukçu. dili son anda. spor küçük (Babas ı ınıf ö ğretim program ını uygulayan iki genç. ardıç.h. 1. kutu. 1. hakl ılık. i.Hemen Fehmi themen ıpkı babas ına benziyor. i. jüri üyesi. i. hurdalar: That car´s a piece of junk.junction junction box juncture June June bug Juneberry jungle junior junior college junior high school juniper junk junk junk food junk heap junk mail junkie junkman junkyard junta Jupiter jurisdiction jurisprudence jurist juror jury just just Just a sec! just about just like just my luck just now just so just so just the same just the same just then just there Just think! just to spite Just try and catch me! just under the wire i. hükümet. makas. yargılama hakkı. but just the same I would to see it for myself. 2. dili Haydi. oynak yeri. 3. cang ıl. sınıfları kapsayan ortaokul. şans ıma. 2. hak. justice justice of the peace justice of the peace sulh hâkimi. Erendiz. i. She´s ı: Fehmi looks just like his father. bitişme. zool. i. Dü -e ş inat: He´sYar doing this just to spite them. i. i. çoğ. birleşme. i. seçiciler kurulu.. i.). yine de: She described the apartment´s condition. 2.men (c^ngk´mîn) i. bitişme. yarg ıcılar kurulu. yaşça küçük.. hukuk ilmi uzman ı. 3. Bir düşün!/Düşünsene!: Just think! This time tomorrow we´ll be in Tibet! ünsene! ın bu saatte Tibet´de olaca ğız! inat bunu yap ıyor. Jüpiter. huk. yiyecek. k. dili Bir just saniye! 1. yla ayn ı ad ı taşı kimsenin adına eklenir. eroinman. 3. hukuk ilmi. değil mi? tam benim 1. 2. argo ke ş. Dairenin durumu hakk ında bilgi tamlike o anda. yerinde. şimdi. hurda deposu. tam o s ırada. yakala bakal ım! k. dikiş yeri. i. i. Evini çok buradayd 1. 3. d. bitirdik. 2. i. gökb. -mek üzere: I was just about to leave. atılacak eşyalar. reklam olarak gelen posta. hukuk. 2. argo uyuşturucu maddeler. cengel. haziran. ast. 1. elek. 2. That´s just what I´ve been looking for. hurdalık. 8. hemen hemen: We´re just about finished. tıpatıp aynı. bot. Amelanchier canadensis. yetki. yerindelik. argo hurdas ı çıkmış araba. 1. tam: just across from us tam kar şımızda. hükümetin nüfuz dairesi.

k i. Karelya. tutuyor. suçsuzluğunu kanıtlamak. bilg. jüt. ıs. çıkmak. i. olgunlaşmamış. She keeps a diary. 2. s. yanyana bulunma/bulundurulma. uzanmak.. haklı çıkarma/çıkma. i. 2. birden devrilip dü şmek. doğrulamak. Karelyalı. çocuk. dili terbiyeli bir şekilde konuşmak: I´ll thank you to keep a civil tongue ın! in s your head! Terbiyeni tak ıkı bir gözetim altında tutmak. dili dikkati çekmemeye çal ışmak. zool. 2.It´ll keep you warm. 1. Kazakça. i. 1. k. tutmak. 1. Karelyal i.. akıllılık. matb. 2. ı karmak. 2. 3. 1. 3. gözü aç ık. gençliğe özgü. i. dili göze çarpmamaya sır saklamak. elek. i. i. 3. s. dili çok hevesli. matb. Karelyaca. şiddetle. i. İng. Kamboçça. capacity. adil bir f. düşkünlük. ac ı. ayar. Kazakistan. f. adaletle.. 1. out ç ıkıntı yapmak. çiçek dürbünü. k. karate. karina. biyol. şiddet.. Ke şmirli. i. 2. Kampuçyal ı. i. birbirine yak ın koyma. Seni s ıcak tutar. 2. i. i. 4. bak. 7.. 2. sivri. argo mahvolmu ş. i. 1. i. 2. temize f. s. liman resmi. Kampuçya. 1. metnin ğ kenar ını hizalama. i. genç. 2. keskin (göz/zekâ). i. Keşmir. f. 1. Defter tutuyor. 2. K. Kazak. karalahana.justification justify justly jut jute juvenile juvenile court juvenile delinquency juvenile delinquent juvenile delinquent juxtapose juxtaposition k K. 8. Kampuçya. çocuğun suç işlemesi. --ting) 1. 3. 2. Kampuçça. karat. (--ted. sert. çocuksu. Kamboç. s. 2. sa haklı çıkarmak. k Kaaba kale kaleidoscope Kampuchea Kampuchean kangaroo kaput karat karate Karelia Karelian karyokinesis Kashmir Kashmir´i Kashmir´ian Kazak Kazakh Kazakhstan Kazakstan keel keel over keelage keen keenly keenness keep keep i. 1. mitoz. ı. Kampuçya´ya özgü. 2. çıkık olmak. 2. z. s. keskinlik. sa hakl ı olarak. Keşmirli. i. yanyana koyma. göze batmamaya çalışmak. şiddetli. şevkle. Keşmir´e özgü. gerekçe. i. z. suçlu çocuk. 1. Kamboçya. kaleydoskop. çal ışmak. i. 2. merak. 1. s. 3. Kampuçyalı. altın ayarı. 2. tutmak:. 1. Karelya´ya özgü. 1. Macropodidae.. 2. geçim. haklı neden. birbirine yak ın bulunma/bulundurma. kanguru. çocuk mahkemesi.. i. Karelyaca. i. metnin ğ kenar ını hizalamak. k. Keşmirli. 4. bak.. çocuk suçlu. alabora etmek. yanyana koymak. zeki. Günlük keeps the books.He 3. Kazakh. i. Kâbe. s. ç şekilde. kilogram. keep a civil tongue in one´s head k. İngiliz alfabesinin on birinci harfi. Kampuçça. Kazakhstan. Karelya. gemi omurgas ı. zekâ. keskin. i. karyokinez. 1. -i keep a close watch on keep a journal keep a low profile keep a low profile keep a secret günlük tutmak. Kamboçyalı. 6. genç. 5. Kamboçlu. 3... Ke şmir.. 1. muhliye. himaye. i. kuvvetli. f. alabora olmak. birbirine yak ın koymak. bilg. yoğun. i. . s. s. keskin. sivri olmamaya çalışmak. içkale. 1. (kept) 1.

2. dili 1. dili hiç gülmemek. sürdürmek. ev idare etmek. metanet göstermek. -den uzak kalmak. devam etmek. 3. saklamak. gözü -in üstünde olmak. kendine düşen payı ödemek. k. k. patlamamak. dili 1. k. 2. içeride al ıkoymak. gözünü açmak. formunu korumak. devam ettirmek. günde pek az saat aç ık olmak. Kol saatim zaman ı hep doğru gösterir. sözünü tutmak. (son gelişmeler hakkında) bilgi sahibi olmak. kendini -den uzak tutmak. sözünü yerine getirmek. 3. içeride kalmak. 1. 1. -i kaydetmek. saklamak. s ır vermemek. -i aklında olmak. tetikte olmak. ile atba şı (beraber) gitmek. (saat) her zaman zaman ı doğru göstermek: My watch keeps good time. -i not etmek. 1. unutmamak. 2. . sır saklamak. dili ağzını sıkı tutmak. fikirlerini kendine saklamak. Uzak dur! k. k. dengesini korumak. ak ılda tutmak. 1. sürdürmek. (of) -in sayısını tutmak.keep a secret keep a stiff upper lip keep a stiff upper lip keep a straight face keep abreast of keep account of keep an account of keep an ear to the ground keep an eye on keep an eye out for keep away keep back Keep back! keep bankers´ hours keep company with keep count keep dark keep early hours keep fit keep going keep good time keep house keep in keep in mind keep in view keep in with keep it up keep o. 1. kulağı tetikte olmak. uzak durmak. cesaretini kaybetmemek. kulağı kirişte olmak. tetikte olmak. istifini bozmamak. gizlemek. kendine hâkim olmak. devam etmek. eve erken dönmek. çenesini tutmak. günde pek az saat çalışmak. gözünü dört açmak. (bir şey için) göz kulak olmak. -den uzak durmak. -e göz kulak olmak. gözden uzak tutmamak. -i uzak tutmak. dili durmadan çalışmak. göz önünde tutmak. parlamentodaki yerini korumak. 2. gözden kaybetmemek. -in kayd ını tutmak. devam etmek. dili şikâyet etmeden soğukkanlılıkla karşılamak. -i yakla ştırmamak. 1. sab ırsızlanmamak. sözünü tutmak. telaşa kapılmamak. ciddiyetini korumak.s. 2. (son gelişmelerden) haberdar tutmak. sinirlenmemek. aloof from keep off keep on keep one´s balance keep one´s balance keep one´s counsel keep one´s distance from keep one´s end up keep one´s eyes open/peeled/skinned keep one´s eyes peeled keep one´s figure keep one´s head keep one´s mouth shut keep one´s nose to the grindstone keep one´s nose to the grindstone keep one´s own counsel keep one´s promise keep one´s promise/word keep one´s seat keep one´s shirt on sır saklamak. saklamak. 2. kendine dü şen görevi yerine getirmek. durup dinlenmeden çalışmak. oturdu ğu yerden kalkmamak. k. sözünden dönmemek. erken yatmak. 2. kendine hâkim olmak. ile aras ına mesafe koymak. metin olmak. ilerlemek. vücut hatlar ını korumak. ile arkada şlık etmek. ile dost kalmak. dengesini kaybetmemek.2.

bir şeye bir bütün olarak bakmak. gagas ını kısmak. guessing keep s. k.. birine so ğak (biriyle samimi olmamak için) ona çok mesafeli davranmak. keep s. k. -e ayak uydurmak. dışında kalmak. birinin samimi olmasına izin vermemek. denetim altıbozmamak. bir şeyi bir bütünsellik içinde ele almak. itidalini muhafaza etmek.t. 1. 3. hiç görünmemek. iyi bir işi sürdürmek. company keep s. How about .keep one´s temper keep one´s trap shut keep one´s wits about one. (bir şeyi) takip etmek. susmak. 1.o.o. bir şeyi gizli tutmak. down keep s. maç v.o. in perspective keep s. 2.o. birinden bir haberi saklamak/gizlemek. birini meşgul etmek. sessiz kalmak. 2.t. (bir şeyi) aklında tutmak. devam etmek. dışarıda bırakmak. a secret from s. kaybetmemek: yüksek tutmak. hesap tutmak.t.o. 2. 2. hiç gözükmemek. sulhu tempo tutmak. under surveillance keep s. engaged keep s. well-advised llı. birini doğru dürüst haberdar etmemek. waiting keep s. 1. dili bir şeyi gizli tutmak. from s. 2. -e ayak uydurmak./s. s.o. (puan) saymak. Girilmez. disiplini korumak. from doing s.´nde) zaman tutmak. dili 1. birini yaln ız bırakmamak. ukıdavranmak. defter tutmak. huk.You ought to keep track of what´s 1. keep s. (saat) zaman zaman ı doğru göstermek. away keep s. in sight keep s. -i izlemek. (birinin) izini 1. yaramazlıktan kaçınmak. 4.o. -i takip etmek. birini bekletmek. keep s. under wraps keep s.t.t. -e ne dersin/dersiniz?: How about a game of tennis? Tenis oynamaya ne dersin? 2. -i izlemek. dili çenesini tutmak. under one´s hat keep score keep silent keep step with keep tabs on/keep a tab on keep the accounts keep the ball rolling keep the lid on keep the peace keep time keep time keep to keep to the straight and narrow keep touch with keep track of keep track of keep up keep up with öfkeye kap ılmamak. (izlerken) gözünü/gözlerini birinden/bir şeyden ayırmamak. birini pek yakla ştırmamak. tempo tutmak. k. -i gözetlemek. -i gizli tutmak. birini sürekli olarak gizlice izlemek..? keep one´s word keep order keep out keep out of mischief keep out of sight Keep out! keep pace with keep s. ı kalmak. (çağa/zamana) ayak uydurmak. dili do ğru yoldan ayrılmamak.o. k. birini bekletmek. under one´s hat keep s. dili bir şeyi gizli tutmak. -i izleyerek bilgi sahibi olmak. (bir şeye) dikkat etmek. -e bağlher k.o. Yakla şma! -e ayak uydurmak. 2.o. 2. (ç ığırından çıkmaması için) -i nda tutmak.b. at arm´s length keep s.o. birini uzak tutmak. birinin ilerlemesine mâni olmak/ket vurmak. at arm´s length keep s.o.o. waiting keep s. ile ilişkiyi sürdürmek. 1. ahlaklı bir şekilde yaşamak. 3.o.t. bir şeyi birinden saklamak. spor (bir yar ış.o.t. birini -den haberdar etmek. -i takip etmek. ile ayn ı hızda/tempoda gitmek. -den ne haber? How about Çetin? What´s he doing? sözünü tutmak.t. öfkesini yenmek. birini (bir konuda) bilgilendirmek. birini bir şey yapmaktan alıkoymak. advised of keep s. -i gizlemek. tedbirli. -i takip etmek.o. at a distance keep s. ile a şık . 1. birine refakat etmek.

telaş. uyum. nöbet tutmak/beklemek. küçük f ıçı. k. dayanak.keep up with the times keep watch keep/hold s. cevher. 4. k ıs. geçim. tekmelemek. f. se şı gelme. (sözlükte/ansiklopedide) madde. ana nota. 1. ğirdim yapmak. şifre cetveli. önemli yer. (yol kenarındaki) bordür. 1. keep. i. eşarp. s. bekçilik etmek. bekçi. s./an animal at bay keep/stay in the background keeper keeping keepsake keg kelp Kelt Keltic ken kennel Kenya Kenyan kept kerb kerbstone kerchief kerfuffle kermes kermes mineral kermes oak kernel kerosene kerosene lamp kettle kettledrum key key key position key ring key up key word keyboard keyhole keynote keynote address keystone kg khaki khakis Khyber kibla kiblah kick kick çağın gerisinde kalmamak. 2.. i. 2. 2. i. kilit taşı.. madenk ırmız. --s i. 3. k ırmızmeşesi. birini/bir ı sindirmek. 4. Kenyalı. f. yadigâr. 1. 3. uygun müz. 1. gardiyan. İng. qibla. müz. etmek. kendini göstermemek. Bu . ilke. i. boyun atkısı. iç. dili (uyuşturucu maddenin) kamçılama etkisi: This drink´s got a kick to it. çözüm yolu. 3. hatıra. çaydanlık. esas.. tutma. anahtar deliği. akortmevki. i. Kenya. 2. ses perdesi. 3. heyecanland ırmak. keg(s). güğüm. 1. qibla. 1. i.o. bilgi alanı. i. perdesini yükseltmek. 2. i. tekmeleyerek kovmak. 1. Celt.. İng. temel. öz. i.. i. gürültü patırtı. -e s. 2. Kenya´ya özgü. görüş ısı . 2. 2. dili karşı durmak. çekirdek içi. i. bak. çifte atmak. görüş alanı. dili şamata. i. 1. anahtar. bak. i. birini/bir hayvan ı korkutarak yaklaşıp zarar vermesini önlemek.. köpek kulübesi. kilogram(s). i. Celtic. 1. i. çoğ. f. gaz lambas ı. 2. tekme. kurgu. i. 2. i. cevap ı. gazyağı. köpek yetiştirilen aç i. yer. 2. tekme atmak.. 3. toplantıyı açış konuşması. sertlik. ruh. kilitlemek. i. anmal ık. 1. zemberek kurgusu. k ırmız. s. (--ned. getirmek. klavye. bak. anahtar. andaç. i. 1. hayvan arka planda kalmak. i. k. i. varil. 2. 2. göre ayarlamak. 1. 1. 3. bordür taşları. müz. Hayber. i. himaye. bak. varek. (silah) geri tepmek. koruma. uydurmak... İng. bilmek.. 4. i. (koyu) bej. 2. anahtar f. geçimini sa ğlama. i. (koyu) bej üniforma. duruma 7. --ning) İskoç. tanımak.. köpek yeti ştirilen yer. Kenya. i. 2. yetkili anahtar halkas ı. i.. müz. 4. 3. i. esmer suyosunu. i.kar k. coşturmak. 1.3. madde ba şı sözcük. Kenyalı. tahıl tanesi. kırmız madeni. timbal. bak. 1. mendil. bordür taşı. anahtar ta şı. temel dü şünce. 1. (koyu) bej pantolon. ana ilke.. temel taşı. argo (içkide) kuvvet. -e 6. bak ıcı. gaz. i. (klavyede) tuş. 2. başörtüsü. anlamak. i. to -e5. çağa ayak uydurmak.

k. hır çıkarmak.. ocakta kurutmak. argo rü şvet. 2. kilohertz. bak. fiz. 1. dili. dili bazta tekme vurmak. fiz. dili altın yumurtlayan kazı kesmek.. kendini zevke vermek. kilokalori. --ding) 1. futbol oyuna ba şlamak.çok fırın. öldüren şey/kimse. gülmekten öldürmek. ölmek. 2. oğlak doğurmak. k. hoşça vakit geçirmek. i. fiz. dili büyük bir kar şılama töreni hazırlamak. i. eğlenmek. i. ihmal etmek. 4. etkisiz hale getirmek. argo ışmayı etkileyecek gizli nokta. i. i. k. şünüp şıı nmak. kilogramkuvvet. dalga tak ş. kilo. kill two birds with one stone i. k. k. mortoyu çekmek. mortoyu çekmek. k. k. 2. dili 1. argo nallar ı dikmek. fazla nazik. k. 3. i. letmek. s. kid-glove. i. 1.. k ıyameti koparmak. f. büyük kazanç. 1. böbrek makinesi. kiddy. vuran şey/kimse. dili başlama. kill the fatted calf kill the goose that lays the golden k. bak. birini kap ı dışarı etmek. hepsini öldürmek. i. keçi yavrusu. argo çok güldürmek.o. 2. dili kavga ç ıkarmak. komisyon.kick a goal kick around kick ass kick at kick back kick off kick over the traces kick s. k ılıçtan k. oğlak. ölmek. 2. birini işten çıkarmak. out kick the bucket kick the habit kick up a row/fuss kick up a row/make a row kick up one´s heels kick up one´s heels kickback kicker kickoff kid kid brother kid sister kiddie kiddy kid-glove kid-gloved kidnap kidney kidney bean kidney machine kill kill off topa vurup gol atmak. yok etmek. s. . dili ufak k ız kardeş. (zaman ı) geçirmek. dili çocuk. argo nalları dikmek.. kilogram. kilo. kilogram. --ping/--ing) (fidye için) (birini) kaç ırmak. i. 3. i. 5. y ıpratıcı. (tüfek) geri tepmek. egg zaman öldürmek. 1. kilosikl. argo çok çekici kimse. k. k. k. öldürücü. (--ped/--ed.. çıngar çıkarmak. 3. dili ufakiş erkek karde k. vurgun (av). futbol oyuna ba i. 2. dili uyu şturucu bağımlılığından/sigara tiryakiliğinden kurtulmak.. diyar diyar dola şmak. öldürme. diyaliz makinesi. dili şikâyetçi. dili ılmak. böbrek. 1. bak. k. i.. geçmek. öldürmek. bir tür barbunya fasulyesi.. i. dili komik. konuyu/tart şlama vuru şu.. oca ğı. k. yorucu. i. 4. katletmek. i. kilojul. katil. kilogrammetre. mahvetmek. i. 2. barbunya. 1. 3. i. kötüye kullanmak. kilogram.. 1. 2. İng. (--ded. killer killing kiln kiln-dry kilo kilocalory kilocycle kilogram kilogram-force kilogramme kilogram-meter kilohertz kilojoule i. fiz. dili çocuk. 2. dili vurgun. dü ılar na dünyanın kaç bucak olduğunu göstermek. f. dili dizginleri koparmak. iki işi birden görmek. 1. 3. argo rü şvet vermek. yakınan kimse. 2. kill time bir taşla iki kuş vurmak. k. s. 2. f. tuğla/kireç f. e ğlenceye dalmak. 1.

İng.. tel veya ipin dola şması. 2. 2. k. hafifçe dokunmak. tar. i. Kirghizistan. 2.. çiroz. 3. satranç king. 3. kink. i. 2. i. k ıvırcık (saç). halat. eğ ınlık. (birinin kaldbulunan ığı) yer/ev/oda. iyi. kinetik sanat. h ızbilim. dili 1. hafif temas.. yak i.. sebze bahçesi. şfik/merhametli bir şekilde. kral. iyi niyetli. İng. mutfak. bak. Kyrgyzstan. mutfak dolab ı. bak. akrabalık. uyandırmak. fiz. kilometre.. ateş almak. kilit noktasında bulunan kimse. İskoç erkeklerinin giydiği eteklik. yakmak. boyun e ğmek. i.. kiloliter. karışık. s. barış ağrıyı öpücükle geçirmek. bak. soy. birbirine benzerlik. 1. 1. ba şta olan kimse. isk. vurulup ölmek. (çoğ.. i.. (parkta ve büyük bir kameriyeye benzeyen) k. öpü şmek. bak.. i... cins. şekerleme. k. sevecen.ıp dili (down) (on) (bir yere) yatıp uyumak. İng. dili. iyilikseverlik. (birinin yattığı) yatak. 2. s.. sevecen. 1. biyol. i. 2. sevecenlik. i. 3. i. akrabal benzer. 2. nevi. 2. 4. tuzlay tütsülemek/kurutmak. İng. s. 1. s. 2. s. dolaşık. 1. 1. i. k. çeşit. akraba olan. i. 5. mak. 1. âlem. 1. tür. kinetik. ayn ı soydan. garip fikir. kim. i.. i.. şeker. buse. öpmek. 1. 2. 1. papaz. i. kulübesi. mü i. Kirghizia. i. iyilikçi. Kırgızca. 1. i. dili seksle ilgili garip ilimleri/fikirleri olan. (--ped. Kırgız. (bir f. s. kindling (wood) ç ıra. kilovat. s. şah. king-size. iyiliksever. 1. ı k. çantas i. f. akrabalar. 2.. yalıçapkını. lütfen: you merhametli. s. f. bir konuda en usta kimse.ghiz) Kırgız.Will iyilik. uyku. . Kir. en önemli kişi. bak. i. 1. aynı türden. kilometer. akraba. bula şık teknesi. birbirine i. k. iyi. (çoğ. bak. kinetik. iyi kalpli. K ırgızistan. f. 2. 1. iyilikten kaynaklanan.. 2. i. 2. Kirghiz.. kulübe: newspaper kiosk gazete kulübesi. öpücük. i. s. çok büyük. anaokulu. iyilik. merhametli. İng. yanmak. kin) akraba. i. 1. iskelekuşu. merhametlilik. i. 2. i. mağlup olmak. z. iyilikçilik. Kırgızca. --ping) (balığı)İng. 3. s. 2. 1. iyiliksever. tutuşmak. (belirli bir iş için kullanılan) malzeme/alet takımı: first-aid kit ilkyardım ı. i.. uyanmak. 2. tutu şturmak. kilolitre. dili en nüfuzlu ki şi. i. eviye. i. kinetik enerji. iyi. öpüş. lütuf. dili ola ğandan daha büyük. bak. kapris. k.. fistan. 1. krallık.kiloliter kilolitre kilometer kilometre kilowatt kilt kin kind kind kindergarten kindhearted kindle kindly kindness kindred kinetic kinetic art kinetic energy kinetics king king orange kingdom kingfisher kingpin king-size king-sized kink kinky kinship kiosk kip kipper Kirghiz Kirghizia Kirghizistan Kirgiz Kirgizia Kirgizistan kiss kiss and be friends kiss away the hurt kiss the dust kit kitchen kitchen cabinet kitchen garden kitchen sink i. monte edilmemiş takım. telephone kiosk telefon 2.

şiş. 2. 2. knife. ustalıklı iş. hilekâr kimse. 4. golf pantolonu. diz üstü oturmak. şövalye.. (--ted/knit) 1. diz büküp selamlamak. i. i. f. İng. bıçak bileyici alet. çaylak. ölüm haberi. i. Ka şlarını çattı.. i. bak. 2. süs e şyası. dili çok k ısa boylu.. enik. 2. diz çökmek. bıçaklamak. haberi. biblo. İng. ufak mutfak. 2. 2. yuvarlak tepe. hoşaf gibi. i. örme. (kaşları) çatmak: brows. pisipisi. i. --bing) parça: a knob yumru of butter bir parça tereya ğı s. argo arkadan vurmak. f. kivi. 1. o ğlan. bıçak bileyici. hüner. örgü şişi. f. 2. diz. bak. dize kadar yükselen. bot. kleptomani. bak. i. yoğurmak. k ıs. bileği. i. 2. argo saloz. çoğ. 3. 2. encik. örme. masaj yapmak. bir ters örmek.. örgü makinesi. örgü. dangalak. 1. örme eşHe bir düz. dili bitkin. bak. zool. i. i. 3. tokmak. (--bed. i. kleptoman. i. çakı. f. i. İng. herhangi bir şeyin yok ğı kneel. diz boyu derinliğinde. i. diz boyunda. bıçakla kesmek. 1. know. s. diz eklemi. kivi. 2. bacak. i. i. kadın külotu. s ıkı sıkıya bağlamak. satranç at. k.. uçurtma. matem çan ı. tokmak gibi. 1. tepecik. pisi. 1. (çoğ. 2. 1. tav şan yavrusu. örme e şya/giysiler. yumrulu. düşünmeden yapılan. çok yorgun. 3. purl one knitted knitting knitting machine knitting needle knitting needle knitting work knitwear knives knob knobby eviye. (kemik) kaynamak: The ya. i. isk. ustalık. top. k. 1. 1. kitty. 1. kara haber. golf pantolonu.. 1. tepke olarak yapılan. vale. 1. örmek. 2. s. i. knit trikohis eşya. birleştirmek. 3. çoğ. f. i. i. 4. 2. i.. s. zool. kilometer(s). yumru. i. marifet. f. s. örgü şişi. i. 3.. diz altından büzgülü bol pantolon. sırt çantası. yumru. 1. ufak . olaca f. kivi (meyve). knives) bıçak. topuz. 1. (knelt/--ed) 1. s.kitchen sink kitchenette kite kitten kitty kittycat kiwi kiwifruit kleptomania kleptomaniac klutz km knack knackered knapsack knave knead knee knee joint knee-deep knee-high knee-high to a grasshopper knee-jerk kneel knell knelt knew knickerbockers knickers knickknack knife knife grinder knife sharpener knight knit knit goods knit one. i. 2. örgü işi.. 2. yavru kedi. . örülmü ş. kedi.

ask. dili birini hayran etmek/mest etmek. birini (bir darbeyle) yere yıkmak/nakavt etmek. 5. 4. çarp i. farketmek. parmağın oynak yeri. dili dünyada olup bitenleri bilmek. 3. i. k. 1. bir şeyi eksiksiz bir şekilde bilmek. sarsmak.. dili işin bütün yönlerini bilmek. oraya dola bak. -in usulünü bilmek: Do you know how to swim? Yüzmeyi biliyor musun? kendi fikrini bilmek. k. bile bile. küme. k. bilgisi olan. 1.. 6. bak. birbirine çarpmak. bilgi. 4.. yetenek. bilerek. i. 5. haberdar olmak. çok bilmi ş. 3. tokmak. dili oradan 1. argo (kadında) göğüs.. zorluk. 4. şıpınişi yapıvermek. k. boyun e ğmek.. boğum ğümlü. ı. tekrar vurmak. ı y ı çalmak. 3. 4. 2. i. 1. 3. --ting) 1.. dili kıran kırana dövüş. kap k. far. 2. dili k ıran kırana (dövüş). 1. dili ilgilendiği konuyu iyi bilmek. budakl ı. 3. açıkgöz. s. k. s. i. boks nakavt. haber. dü ğ um. dili birini uyandırmak. 1. dili çok güzel. 3. i. 1. --n) 1. 4. dili bir yerin girdisini ç ıktısını bilmek. (çoğ. güçlük. 1. düğüm