İNGİLİZCE

a a bad egg a bad lot a bad mark a bad sailor a bad turn a bare chance a bit a bitter pill a black eye a bottle of milk a broken reed a can of worms a cappella a cappella a card up one´s sleeve a case in point a chip off the old block a citizen of Turkey a contradiction in terms a couple of a couple of minutes a crack shot a cursory glance a cut above a dab of a dark day a dead loss a demanding boss a demanding job a desperate situation a drain on the resources a drink of water a drive for funds a drop in a bucket a dry speech a fainting fit a fat chance a feast for the gods a feather in one´s cap a feather in one´s cap a feeling of insecurity a few a fifth a figment of the imagination a fine distinction

TÜRKÇE s. (ünsüzlerden önce) 1. bir, herhangi bir: We went on a sunny day. liğbir gittik. They´ve bought a house. Ev aldılar. In this Güne eri günde beş para etmez adam. argo ş ci k. dili sa ğlam ayakkabı değil, sütü bozuk; it kopuk. k ırık not, kötü not. deniz tutan kimse. kötülük. zayıf bir ihtimal. biraz. acı bir reçete/ilaç, beraberinde zorluklar getiren bir çözüm yolu. morarm ış göz. bir şişe süt. k. dili güvenilmez kimse/ şey. k. dili içinden ç ıkılması zor bir durum; çözümlenmesi güç bir problem. z. herhangi bir çalg ının eşliği olmadan, çalgısız, enstrümansız (şarkı söylemek). s. 1. çalg ı eşliği olmadan şarkı söyleyen (koro). 2. çalgısız, enstrümansız (müzik). k. dili kurtar ıcı. söz konusu edilen şeyin bir örneği. k. dili hık demiş babasının burnundan düşmüş. Türk vatanda şı. sözlerde çelişme. 1. iki. 2. birkaç. birkaç dakika. keskin nişancı. göz gezdirme. k. dili -den bir gömlek üstün. azıcık: Put a dab of the ointment on the wound. Yaraya merhemden biraz sür. 1. karanlık gün. 2. kötü gün. bir işe yaramayan nesne/kimse. çok iş bekleyen patron. çok emek isteyen iş, zahmetli iş. vahim bir durum. bütçeye yük olan şey. bir bardak su. para toplamak için aç ılan kampanya. k. dili devede kulak. yavan söz, tats ız konuşma. have s.t. dry-cleaned bir şeyi kuru temizleyiciye vermek, bir şeyi 2. (güçlü bir temizletmek. duygunun patlak verdiği) an: He threw it baygınlık nöbeti. away in a fit of anger. Bir hiddet an ında onu çöpe attı. argo çok zayıf bir ihtimal.

şahane bir ziyafet. k. dili koltuklar ı kabartan başarı. övünülecek ba şarı.
güvensizlik duygusu. birkaç. A.B.D. (içki ölçüsü) galonun be şte biri, 84 santilitre. hayal ürünü, hayal mahsulü. ince fark.

a fit of nerves a flight of stairs a fool´s errand a friend of mine a friend of ours a fright a full week a gleam of hope a glimmer of hope a good a good command of a good deal a good deal/a great deal a good distance off a good loser a good many a good provider a good turn a good turn a good way a great many a hard act to follow a hard nut to crack a hard/tough nut to crack a heavy sea a hell of a lot a horse of another color a host of a howling success a kilo of bananas a kind of millionaire a knockout à la carte a labor of love a labor of love a large proportion of the profits a lasting impression a leading question a length of piping a little a little bit a little terror a live issue a long face a long haul a long shot a long shot

sinir krizi. bir kat merdiven. saçma bir iş. bir dostum. dostlarımızdan biri, bir dostumuz. k. dili korkunç derecede çirkin, tuhaf veya insan ı şoke eden kimse: She looked fright in 2. that wig. O dolu perukla görünümü korkunçtu. 1. tam a bir hafta. olaylarla bir hafta. bir ümit ışığı. bir ümit ışığı. 1. epey, epeyi, bir hayli; birçok: He was there a good while. Orada epey ı. A good (bir many of the camellias were in bloom. Birçok kamelya çiçek kald (a language) dili) rahat konu şabilme. 1. çok: That cost him a good deal. Ona pahal ıya mal oldu. Its climate is a good deal Cairo´s. Havas ı Kahire´ninkine çok benziyor. 2. k. dili birçok, bir like hayli. epey uzakta. oyunu kaybedince k ızmayan kimse. birçok, hayli. ailesine iyi bakan kimse. bir iyilik: He did me a good turn. Bana bir iyilik etti. iyilik. k. dili 1. hayli mesafe. 2. iyi bir çare/yol. pek çok. aşılması/ulaşılması zor bir başarı. k. dili 1. ba şarılması zor iş. 2. çetin ceviz. k. dili çetin ceviz. dalgalı deniz. argo çok fazla. tamam ıyla farklı bir konu. bir sürü. büyük bir ba şarı. bir kilo muz. milyoner gibi bir şey. k. dili çok güzel/fevkalade biri/bir şey. alakart. hatır/zevk için yapılan iş, gönüllü yapılan iş. k. dili hatır için yapılan iş. kârın büyük bir bölümü. derin bir iz; büyük bir etki. verilecek cevab ı belirleyen soru. (belirli uzunlukta) bir boru parças ı. biraz: Give me a little time. Bana biraz zaman verin. azıcık, bir parça. k. dili çok yaramaz/ha şarı çocuk, canavar. günün önemli sorunu. ek şi yüz. 1. uzun ta şıma mesafesi. 2. uzun süren zor bir iş. ufak bir ihtimal. başarı ihtimali az olup gerçekleşince kazancı çok olan bir iş.

a long way off a lot a lot of a man in my position a man of few words a marked difference a marked man a matter of indifference a matter of life and death a matter of life and death a matter of two dollars a mess of a minus quantity a modicum of a month hence a month of Sundays a new lease on life a number of a pack of cards a pack of lies a pair of denims a pair of dungarees a pair of scales a pair of scissors A penny for your thoughts. a piece of cake a pillar of society a play on words a plum job/post a poor shot a pretty penny a priori a private person a proud day for us a quick one a raft of a ray of hope a ready pen a remote chance/possibility a request for help a ripple of conversation A rolling stone gathers no moss. a round peg in a square hole a run of luck a running battle a safe bet a scrap of evidence

çok uzakta. çok: They like her a lot. Ondan çok ho şlanıyorlar. She´s a lot better. O çok dahaçok iyi. ( şey): She bought a lot of books. Çok kitap aldı. çok/pek benim durumumda olan bir adam. az konuşan adam. belirgin bir fark. mimli adam, mimlenmiş adam. ilgilenmeye de ğmeyen sorun. ölüm kalım meselesi. ölüm kalım meselesi. iki dolar meselesi. bir yemeklik (ye şillik). sıfırdan aşağı miktar. 1. zerre kadar, bir nebze: There´s not a modicum of truth in it. Onda zerre kadar hakikat 2. az bir miktar; pek az: He drank only a modicum of bundan bir ayyok. sonra. çok uzun bir zaman. (hastalıktan/üzüntüden sonra) yeniden hayata başlama. birtak ım, birkaç. iskambil destesi. bir sürü yalan. kot pantolon, cin; blucin. blucin, kot. terazi. makas. k. dili Ne dü şünüyorsunuz? k. dili çok kolay bir iş. topluma dayanak olan kimse, nüfuzlu kimse; bir yerin e şrafından olan biri. kelime oyunu. çok iyi bir iş, herkesin istediği bir iş. nişancı olmayan kimse, hedefi iyi vuramayan kimse. k. dili epeyce para, külliyetli miktarda para. s. önsel, apriori. kendinden bahsetmekten kaç ınan kimse. bizim için övünç dolu bir gün. k. dili çabuk içilen/içilmi ş bir içki. bir yığın, bir sürü, pek çok. umut ışığı. iyi yazı yazma yeteneği. uzak bir ihtimal, ufak bir olas ılık. yardım dileme. dalga gibi yükselip alçalan konu şma sesi. Yuvarlanan ta ş yosun tutmaz./İşleyen demir pas tutmaz. bulunduğu yere hiç uygun olmayan kimse. clothes-peg i., İng. çamaşır ı. mandal şans zinciri. uzun süren bir ihtilaf. elde bir. çok ufak bir delil.

a sea of faces a sense of responsibility a shade a shot in the arm a shot in the dark a sight a spate of a square deal a stomach upset a stormy passage a tissue of lies a trifle a twist of the wrist a vintage year a wad of gum a wee bit a week off a whale of a a white lie a whole lot of a wodge of a world power A, a A1 AA AB aback abacus abaft abaft abalone abandon abandon abandon hope abandon o.s. to abandon ship abandoned abandonment abase abase o.s. abasement abash abashed abashedly abate abatement abattoir

insan kalabalığı. sorumluluk duygusu. biraz, azıcık: Lower your voice a shade. Sesini biraz alçalt. birine birdenbire moral veren bir şey. körü körüne bir deneme. k. dili çok daha: It´s a sight dirtier than I thought it´d be. Tahmin ğimden çok daha kirli. etti pek çok, bir sürü. k. dili adil bir anla şma. mide bozuklu ğu. fırtınalı deniz yolculuğu. bir sürü yalan. biraz, azıcık. hüner, ustalık. 1. kaliteli şarabın elde edildiği yıl. 2. başarılı bir yıl. pabuç kadar çiklet. k. dili 1. azıcık, birazcık. 2. oldukça. 1. bir haftalık izin. 2. bir hafta sonra. k. dili 1. çok büyük: a whale of a difference çok büyük bir fark. 2. müthi ş, şet,ız çok güzel: a whale of a novel müthiş bir roman. deh yalan. zarars k. dili pek çok: A whole lot of people don´t approve of this. Pek çok ki şi şn, görmüyor. bunu ho ığı bir sürü: He laid a wodge of papers on the table. Masaya bir 1. bir y sürü evrak koydu. 2. koca/iri bir güç. bir parça: a wodge of chocolate koca bir pol. dünya çap ında i. 1. A, İngiliz alfabesinin birinci harfi. 2. müz. la notası. 3. en yüksek not veya kaliteyi harf. f, klas; çok kaliteli. s., k. en dili iyi birinci s ınısimgeleyen k ıs. Alcoholics Anonymous. i. Adsız Alkolikler (alkolizmle savaşan bir grubun ad ı). ıs. Artium Baccalaureus. i. lisans. k z. i. sayıboncuğu, abaküs, çörkü. z., den. k ıçta, kıç tarafında. edat, den. gerisinde, arkas ında: abaft the beam kemerenin gerisinde. i., zool. abalon (bir deniz kabuklusu), Haliotis. f. 1. terketmek, b ırakmak: Don´t abandon me here! Beni burada bırakma! Şamanizmi bş ıku. rakıp He and kap became Muslim. şeye) kaptırma, ılma, a kendini bırakma. 2. co i. 1.abandoned kendini (bir shamanism ümidi kesmek. kendini (bir şeye) kaptırmak/vermek: She abandoned herself to the music. Kendini müziğe kaptırdı. You´ve abandoned yourself to drink. gemiyi terketmek. s. 1. terkedilmiş, bırakılmış, metruk. 2. coşkulu, coşkun. 3. ahlaksız; utanmaz. i. 1. terk, b ırakma. 2. bak. abandon 2. f. -in kibrini k ırmak; alçaltmak. kendini alçaltmak. i. (-in) kibrini k ırma; alçaltma. f. utandırmak, -in gururunu incitmek. s. utandırılmış, gururu incitilmiş. z. utanarak, gururu incitilmi ş bir halde. f. 1. azalmak; hafiflemek: The wind had abated. Rüzgâr hafiflemi şti. 2. şi düşürür. azaltmak; hafifletmek: This will abate the fever. Bu ate i. 1. azalma; indirilme; hafifleme. 2. azaltma; indirme; hafifletme. i., İng. mezbaha, kesimevi.

abbess abbey abbot abbr abbreviate abbreviation ABC´s ABCs abdicate abdication abdomen abdominal abdominal cavity abdominal region abduct abduction abed abelia aberrant aberration abet abetment abetter abettor abeyance abhor abhorrence abhorrent abide abiding ability abject abjure Abkhas Abkhas Abkhasia Abkhasian Abkhasian Abkhaz Abkhaz Abkhazia Abkhazian Abkhazian abl ablative ablative ablaze

i. (kadınlar manastırında) baş rahibe. i. manastır. i. (erkekler manast ırında) başkan, başkeşiş. k ıs. 1. abbreviation kıs. (kısaltma). 2. abbreviated kıs. (kısaltılmış). f. k ısaltmak. i. 1. k ısaltma, bir sözcüğün veya söz grubunun kısaltılmış şekli. 2. ısaltma, ısaltma işi. alfabe. 2. abece, alfabe, bir işin en önemli bilgileri: k dili 1. abece, i., çoğ., k. k He still learned the ABC´s of the job. İşin abecesini hâlâ sökemedi. ğ., hasn´t k. dili, bak. ABC´s. i., ço f. 1. (kral/kraliçe) tahttan çekilmek, tac ını ve tahtını terketmek; yüksek bir ını ve tahtını) mevkiden çekilmek. (kral/kraliçe) çekilmek, (tac ını ve tahtını(tahttan) terketme; yüksek bir mevkiden i. 1. tahttan çekilme, 2. tac çekilme. 2.kar (tahttan) çekilme; (yüksek bir mevkiden) çekilme. 3. ın. 2. (böcek gövdesinde) kar ın. i., anat. 1. s., anat. 1. karna ait. 2. (böcek gövdesindeki) karna ait. karın boşluğu. karın bölgesi. f. (birini) kaç ırmak. i. (birini) kaç ırma. z., eski yatakta. i., bot. abelya, Abelia. s. 1. anormal. 2. istisnai. i. 1. (doğru/doğal/normal olandan) sapma. 2. ruhb., gökb. sapınç, b. yardakç sapkı. ılık etmek; kışkırtmak, tahrik etmek. 2. yardımda aberasyon. 3. tı f. (--ted, --ting) 1. bulunmak. i. 1. yardakç ılık etme; kışkırtma, tahrik etme. 2. yardımda bulunma. i., bak. abettor. i. 1. yardakç ı; kışkırtıcı. 2. yardımda bulunan biri. i., huk. 1. uygulanmama: That rule has since fallen into abeyance. Sonra ın--ring) uygulanmas ından vazgeçildi. 2. sahipsiz kalma/olma, o kural iğrenip uzak durmak. f. (--red, iğrenmek; i. iğrenme; iğrenip uzak durma. s. iğrenç. f. 1. by -e göre hareket etmek/davranmak; (vaade/karara) sad ık kalmak. 2. by ı -e -e riayet etmek. 3. çekmek, tahammül etmek; -e cı,uymak, daimi; baki. s. kal i. yetenek, kabiliyet; dirayet. s. 1. rezil, berbat (bir durum); son derece kötü: She had never seen such He was an abject liar. Son abject poverty. öyle bir sefalet görmemi şti. f. yemin ederekHiç vazgeçmek/reddetmek/inkâr etmek. i. (çoğ. Ab.khas) bak. Abkhaz 1. s., bak. Abkhaz 2. i., bak. Abkhazia. i., bak. Abkhazian 1. s., bak. Abkhazian 2. i. 1. (çoğ. Abkhaz) Abhaz. 2. Abhazca. s. 1. Abhaz. 2. Abhazca. i. Abhazya. i. 1. Abhaz. 2. Abhazca. s. 1. Abhaz. 2. Abhazca. k ıs. ablative. s., dilb. -den haline ait; -den halindeki. i., dilb. -den halindeki sözcük/sözcük grubu. s. 1. yanmakta olan, alevler içinde; tutu şmuş. 2. ışıl ışıl ışıldayan; pırıl pırıl parlayan.

able able-bodied ablute ablution ably ABM abnegate abnegation abnormal abnormality abnormally abnormity abo aboard aboard abode abode abolish abolition A-bomb abominable abominate abomination aboriginal aboriginal aborigine aborigines abort abortion abortionist abortive aboulia abound about about about About face! About ship! about-face about-face about-ship about-turn about-turn above above above above

s. yetenekli, kabiliyetli. s. sağlıklı, sıhhatli. f., şaka y. 1. yıkanmak. 2. yıkamak. i. aptes, gusül, yıkanma. z. ustaca, ustalıkla. k ıs. antiballistic missile. f. 1. feragat etmek; vazgeçmek; feda etmek; (sorumluluktan) kaçmak. 2. inkâr etmek, reddetmek. i. 1. feragat etme; vazgeçme; feda etme; (sorumluluktan) kaçma. 2. inkâr etme, reddetme. s. anormal. i. anormallik. z. anormal bir şekilde. i., bak. abnormality. i., aşağ. yerli, ataları çok eski çağlardan bu yana Avustralya´da yaşamış olan şıt için) içinde, -de; (taşıt için) içine, -e: All aboard! Haydi binin! z. (tabiri. edat (taşıt için) içinde, -de: He was aboard the train. Trendeydi. i. 1. ikametgâh, ev. 2. (bir yerde) ikamet etme, oturma. f., bak. abide (4), (5), (6). f. kaldırmak, lağvetmek, ilga etmek; feshetmek. i. kaldırma, lağıv, ilga; fesih. i. atom bombas ı. s. 1. iğrenç, menfur. 2. çok kötü, berbat, pis. f. 1. iğrenmek, nefret etmek. 2. hiç sevmemek, nefret etmek. i. 1. iğrenç/menfur bir şey. 2. iğrenme, nefret etme. i. asıl yerli, ataları çok eski çağlardan bu yana belirli bir yerde yaşamış olan s. 1. biri. çok eski ça ğlarda var olan; çok eski çağlardan kalan. 2. ataları çok lardan bu1. yana belirli bir yerde yaşamış olan. eski çağ i., bak. aboriginal i., çoğ. asıl yerliler, ataları çok eski çağlardan bu yana belirli bir yerde şam ış olanlar. ya f. 1. (dölütü) dü şürtmek/almak; -in dölütünü düşürtmek; (dölütü) şürmek. 2. (henüz başlanm ışken) -e son vermek. 3. düşük yapmak. 4. dü şürtme/alma, kürtaj. 2. (dölütü) düşürtme/alma. 3. i. 1. dölüt dü

şarısızl ba ı.ık. 4. ask., bilg. (uçuşu/işlemi) yarıda kesme. 5. ask., bilg. i. kürtajc s. başarısız.
i., İng., ruhb., bak. abulia. f. (in/with) (bir yerde) bol/çok olmak. edat 1. hakk ında, ile ilgili, üzerine, üstüne: I know nothing at all about you. ında ı hiçbir şey bilmiyorum. I have doubts about them. Senin hakk ağı yukar , yakla şık, az çok; hemen hemen, neredeyse: at Onlar about z. 1. aş ı sular ı nda. Come about midnight. Gece saat on iki six o´clock saat alt s. ask. Geriye dön! den. Alesta tiramola! i. 1. ask. geriye dönü ş. 2. eskiden savunduğunun tersini savunmaya lama. baş f., ask. geriye dönmek. f. (--ped, --ping) den. tiramola etmek. i., İng., bak. about-face 1. f., İng., bak. about-face 2. edat 1. üstünde; üstüne: She was then living in a room above the store. O ın üstündeki odada oturuyordu.That was above and zamanlar ıda; yukar ıdaki: Shebir lives above. Yukarıda oturuyor. He was z. 1. yukardükkân ı daki dalda oturuyordu. 2. yukar ı ya: sitting on the branch above. Yukar yazılanlar; (bir yazıda) eserin bundan A i. 1. the (bir sayfada) yukar ıda

ıki, lanlar: As soon as you´ve readıthe above, give daha me a önceki call. öncesinde yazı yukar ıdaki, (sayfan ın) yukar sında bulunan; s. 1. the yukar (bölüm/paragraf/sat ır/sayfa): The above picture depicts the city in 1782.

above all above all above average above average above par above sea level aboveboard aboveboard aboveground above-mentioned abovementioned abovestairs abrade abrasion abrasive abrasive abreast abridge abridgement abridgment abroad abroad abrogate abrogation abrupt abruptly abruptness abscess abscess abscessed abscissa abscond absence absence of mind absence without leave absent absent absent o.s. absent without leave absentee absentee absentee ballot absentee landlord absentee voter absenteeism absently absentminded

her şeyden önce, her şeyden çok. bilhassa, özellikle. ortalaman ın üstünde. vasatın üstünde. tic. yazılı değerin üstünde. deniz seviyesi üstünde. s. 1. dürüst: Be aboveboard with me! Benimle aç ık konuş! 2. yasal, olmayan: It´s completely aboveboard. Tamamen yasal bir kanuna ayk şıekilde. z. dürüst birır s. yerüstü, zemin üstündeki. s. the yukar ıda söz edilen/adı geçen; daha önce söz edilen/adı geçen: It İçinde, yukar ıda contains an illustration of the picture. ıda söz edilen/ad ı above-mentioned geçen şey/kişi; yukar ıda ad ı geçenler; daha i. the yukar

ı geçen şey/kişi; daha önce adı geçenler. önce edilen/ad bak. upstairs. z., s., söz i., İng., f. aşındırmak.
i. 1. s ıyrık. 2. aşındırma; aşınma; abrasyon. s. 1. sinirlendirici, rahats ız edici. 2. aşındırıcı, abrasif. i. aşındırıcı, abrasif. z. yan yana, ayn ı hizada; başabaş. f. 1. (yazılı bir eseri) kısaltmak. 2. azaltmak. i., İng., bak. abridgment. i. 1. yazılı bir eserin kısaltılmış şekli: I don´t read abridgments of novels. ın nda, kısalt ılm ışıda; şeklini okumam. 2. (yaz ı bir eseri) kısaltma.Hiç 3. Romanlar d ışar yurtd ışına: Have youılever been abroad? z. 1. yurtd ışı ışı na ç ı kt ı n m ı ? 2. ev d ışı nda; ortada: That animal ventures abroad yurtd i. yurtdışındaki yerler, yurtdışı: Is there any news from abroad?

ışı ndan bir haber varkald m ı?ırmak. Yurtd f. iptal etmek, feshetmek; i. iptal, fesih; kald ırma.
s. 1. ani, birdenbire oluveren, apans ız, ansız: They made an abrupt ve ters: He me 3. andik/sarp abrupt reply. departure. Gitmeleri ani birden. oldu. 2.2. k ısa ve ters birgave şekilde. bir z. 1. aniden, birdenbire, k ısa ş ekilde. i. 1. anilik. 2. k ısa ve ters oluş. 3. diklik, sarplık. i. apse. f. apse olmak. s. apseli, apse olmu ş. çoğ. --s (äbsîs´ız)/--e (äbsîs´i) i., mat. apsis. f. (bir suçtan dolayı) kaçmak, sıvışmak. i. 1. yokluk, bulunmama: We felt her absence. Yoklu ğunu hissettik. He returned dalgınlık.after an absence of six months. Alt ı aylık bir aradan sonra ask. (tekrar dönmek üzere görev yerinden) izinsiz olarak ayr ılma. s. 1. (bir yerde bulunmas ı gerekirken orada) bulunmayan (kişi); (orada artık) bulunmayan (kişi): How many people are absent today? Bugün kaç f. 1. ç ıkmak, gitmek: I shall absent myself. Çıkacağım. He absented himself for adönmek few days. Birkaç gün yoktu. 2. izinsiz from -den uzak durmak, -e ılmış olan. ask. (tekrar üzere görev yerinden) olarak ayr i. (bir yerde bulunmas ı gerekirken orada) bulunmayan kişi/şey, hazır olmayan kişi.bulunmas ı gerekirken orada) bulunmayan (kişi). s. (bir yerde posta yoluyla verilen oy. kiraya verdiği gayrimenkulden uzakta yaşayıp onunla pek ilgilenmeyen mülk postasahibi. yoluyla oy veren seçmen. i. 1. (işe, okula v.b.´ne) devamsızlık. 2. kiraya verdiği gayrimenkulden şayıı p onunla pek ilgilenmeme. uzakta yadalg n. z. dalgın s. dalgın.

absinth absinthe absolute absolute majority absolute majority absolutely absolution absolutism absolutist absolutist absolve absorb absorbable absorbed absorbency absorbent absorbent absorber absorbing absorption absorptive abstain abstainer abstemious abstemiously abstemiousness abstention abstinence abstinent abstract abstract abstract abstract art abstract expressionism abstract number abstracted abstraction abstruse absurd absurd absurdity absurdly Abu Dhabi abulia abundance abundant abundantly

i., İng., bak. absinthe. i. apsent. s. 1. tam, eksiksiz: His trust in them was absolute. Onlara olan güveni ı. ğ 2. pol. mutlak, saltık, sınırsız: absolute monarchy mutlak monarşi. tamd unluk. salt ço salt çoğunluk. z. 1. (äb´s ılutli) (nitelediği sözcükten önce gelince) çok, bayağı: You´re ısın! We´re absolutely famished! Çok ıktık! 2. absolutely right! Çok hakl ından affedilme; (günah için) af. 2. ac aklama, i. 1. Hrist. (günah) Allah taraf beraat ettirme. fromıyet. (bir sorumlulu ğu/yükümlülüğü) yerine getirmekten ılık, 3. mutlak i., pol. saltç s., pol. saltç ı. i., pol. saltç ı. f. 1. Hrist. Allah ad ına (günahı) affetmek. 2. affetmek. 3. aklamak, beraat ğu/yükümlülü ü) yerine getirmekten ettirmek. 4. from (birini) (bir sorumlulu ı/gaz ı/ışığı /sesi) so ğurmak, içine çekmek, ğ emmek, absorbe f. 1. (s ıvıy 3. (dikkati/enerjiyi/zaman ı/paray ı) almak; (enerjiyi) etmek. 2. ö ğrenmek. emilebilecek; soğurulabilen, emilebilen. s. soğurulabilecek, s. tüm dikkatini bir şeye vermiş. i. soğurganlık, emicilik. s. soğurgan, emici, absorban: absorbent cotton hidrofil pamuk. i. soğurgan, emici, absorban. i. soğurucu, emici, absorplayıcı. s. insanın tüm dikkatini toplayan; sürükleyici. i. 1. soğurma; soğrulma; absorpsiyon. 2. öğrenme. 3. ı/parayı) alma; (enerjiyi) emme. 4. içine alma, (dikkati/enerjiyi/zaman s. soğurucu, emici. f. 1. from (bir şeyi) yapmamak: He´s decided to abstain from alcohol. İçki içmemeye karar verdi. oy vermemek, çekimser kalmak. 3. içki i. 1. içki içmeyen biri. 2.2. oy vermeyen biri, çekimser kalan biri. s. (özellikle yeme içme konusunda) kendini tutan; a şırıya kaçmayan; şı rılıklar bulunmayan. a z. (özellikle yeme içme konusunda) kendini tutarak; a şırıya kaçmadan. i. (özellikle yeme içme konusunda) kendini tutma; a şırıya kaçmama, riyazet. i. 1. çekimser oy; oy vermeme, çekimser kalma. 2. from (bir şeyi) kasten yapmama. i. 1. (from) (bir şeyi) yapmama, riyazet; (yeme içme konusunda) kendini tutma. 2. içki içmeme. 3. cinsel riyazet. riyazetçi. s. nefsini k ıran, s. soyut, abstre. i. 1. özet. 2. soyut sanat eseri. f. 1. (äb´sträkt) özetlemek, özet haline getirmek. 2. (äbsträkt´) kafas ını şgul etmek. 3. (äbsträkt´) çalmak, aşırmak. 4. (äbsträkt´) soyutlamak. me soyut sanat. soyut ekspresyonizm. mat. soyut sayı. s. dalgın. i. 1. soyut kavram, soyutlama. 2. soyutlama, soyutlama eylemi. 3. ınlık, düşünceye dalm ış olma. 4. güz. san. soyutluk. 5. soyut sanat dalg ı zor, anla şılmas ı güç. s. kavranmas s. saçma, abes, absürd. i. i. 1. saçma olma, saçmal ık, abeslik. 2. saçmalık, saçma söz/davranış. z. 1. saçma bir şekilde. 2. k. dili çok, feci derecede: She´s absurdly rich. Feci Dabi. derecede zengin. Abu i., ruhb. abuli. i. 1. bolluk, çok olma. 2. bereket, bolluk. 3. refah, varl ık ve rahatlık. s. 1. bol, çok. 2. bereketli; feyizli. z. bol/çok miktarda: The fruit trees were now bearing abundantly. Meyve ağaçları artık çok verimli olmuştu.

abuse abuse abuse o.s. abusive abut abutment abysmal abyss AC acacia academic academic academician academy acanthus accede accede to the throne accelerate acceleration accelerator accent accent accentuate accept

i. 1. yetkiyi/görevi kötüye kullanma, suiistimal; do ğru olmayan bir şekilde kullanmama; istismar. 2. kötüleme. 3. kötü kullanma; gere ği gibi ğru olmayan bir f. 1. (yetkiyi/görevi) kötüye kullanmak, suiistimal etmek; do ş ekilde kullanmak; gere ğ i gibi kullanmamak; istismar etmek. 2. mastürbasyon yapmak. s. 1. kötüleyici; kötü sözlerle dolu; kötü sözler söyleyen. 2. kötü ). (davran f. (--ted,ış --ting) 1. (on/upon) (-e) biti şmek, bitişik olmak. 2. against -e dayanmak. i. 1. (köprünün k ıyıya dayandığı yerdeki) ayak. 2. bitişme yeri. 3. bitişme. 4. s., dayanma. k. dili çok kötü, feci. i. dipsiz gibi görünen yer; uçurum. k ıs. alternating current. i. dalgalı akım. i., bot. 1. mimoza, akasya, Acacia. 2. akasya, yalanc ı akasya, Robinia pseudoacacia. s. 1. akademik. 2. teorik, kuramsal. 3. pratik de ğeri/önemi olmayan. 4. resmi, kitabi. i. üniversite ö ğretim görevlisi. i. 1. üniversite ö ğretim görevlisi. 2. akademi üyesi, akademisyen. i. akademi; yüksekokul. i., bot. ayı pençesi, akantus, akant, Acanthus. f. to 1. -e razı olmak. 2. (hükümdar) (tahta) çıkmak. tahta ç ıkmak. f. hızlandırmak; hızlanmak, ivmek. i. hızlandırma; hızlanma, ivme. i. gaz pedalı. i. 1. dilb. vurgu, aksan. 2. dilb. vurgu i şareti. 3. şive. f. vurgulamak. f. vurgulamak.

f. 1. kabul etmek; razı olmak; kabullenmek. 2. (bir şeyi) teslim almak. accept/assume responsibility for -in sorumlulu ğunu üzerine almak. s. kabul edilir, makbul. acceptable i. 1. kabul. 2. (bir şeyi) teslim alma. acceptance i. 1. giriş, geçit. 2. to (biriyle) görüşme imkânı; (bir şeyden) faydalanma access ı/imkân ı: He 2. has access him. İstedi ğinde görüşebilir. hakk şılabilirlik. kolayl ıkla to ula şılabilir olma. 3. onunla görüşülebilir olma. 3. 4. i. 1. ula accessibility accessible accessible to the public accession accessory accessory after the fact accident accident victims accidental accidentally accident-prone acclaim acclaim acclamation acclimate acclimation acclimatise acclimatization acclimatize

ıkla görüşülebilir olma. 5. to -den etkilenebilir olma. 4. kolaylıkla kolayl şılabilir. 2. kolayl ıkla ula şılabilen. 3. görüşülebilen. s. 1. ula şülebilen. görü halka aç ık. 5. to -den etkilenebilir.

i. 1. (tahta) ç ıkma. 2. (bir müze veya kütüphanenin koleksiyonuna) yeni ınan eşya, kitap v.b. These are accessories for the new machine. al i. 1. aksesuar, eklenti: ı. 2. (kad ın giysisini bütünleyen) Bunlar yeni makinenin aksesuarlar sonra suç orta ğı olan kimse. huk. suç işlendikten i. 1. kaza (kötü olay). 2. rastlant ı. 3. fels. ilinek, araz. kazaya u ğrayanlar. s. 1. kaza eseri olan, yanl ışlıkla olan. 2. tesadüfen meydana gelen. 3. fels. ilineksel. z. 1. kazara, yanlışlıkla. 2. tesadüfen. s. hep kazaya u ğrayan; sakar. f. 1. bağırarak/alkışlayarak/tezahüratla (birini) (bir şey) ilan etmek: They acclaimed emperor. Büyük bir tezahüratla onu imparator ilan ettiler. . 2. tezahürat. i. 1. övme, him alk ış i. 1. bağırarak/alkışlayarak/tezahüratla ilan etme. 2. tezahürat. 3. övme, ışal . ıştırmak, intibak ettirmek: I´m acclimating myself to the customs alk f. 1. ış tırıyorum. (to) (-e) alışmak, intibak here. buradaki âdetlere al ıştırma, intibak ettirme. 2. al ış ma, intibak2. etme. i. 1. alKendimi f., İng., bak. acclimatize. i. 1. alıştırma, intibak ettirme. 2. alışma, intibak etme. f. 1. alıştırmak, intibak ettirmek. 2. alışmak, intibak etmek.

accolade accommodate accommodate o.s. to accommodate one´s pace/step to accommodate their differences accommodating accommodation accommodation ladder accompaniment accompanist accompany accomplice accomplish accomplished accomplishment accord accord accordance accordant according as according to according to all accounts according to Hoyle according to one´s own lights according to plan accordingly accordion accordion accost account account book accountable accountant accounting accounts payable accounts receivable accrue accumulate accumulation accuracy accurate accusation accusative accusative accuse accused accustom

i. 1. ödül. 2. övgü: It received accolades from all the newspapers. Tüm . gazetelerden övgüler ald ıThe ındırmak: cell had lastly accommodated a drunkard. f. 1. almak, bar şı bar ı nd rm ıştı. This room can accommodate four Hücre en son bir ayya lamak. -e ayak uydurmak, -e uyum saığ birine ayak uydurmak. aralarındaki anlaşmazlıkları uzlaşma yoluyla gidermek. s. uysal, yumu şak başlı. i. 1. kalacak yer: In that region accommodation for the traveler is hard to find. O bölgede konaklama yeri zor bulunur. 2. uzla şma: Have you den. borda iskelesi. i. 1. müz. e şlik. 2. to -e eşlik eden şey: It´s a nice accompaniment to the roast. Rostoyla beraber kişi, egüzel. şlikçi. i., müz. e şlik eden f. 1. eşlik etmek, refakat etmek, beraberinde gitmek. 2. müz. eşlik etmek, refakat etmek. ğı. 3. ile beraber (bir şey) yapmak: He accompanied the curse i. suç orta f. başarmak, becermek, üstesinden gelmek. s. 1. işini iyi bilen, usta. 2. sosyetenin görgü kurallarını ustalıkla uygulayabilen. i. 1. başarma, becerme, üstesinden gelme. 2. başarı, başarılan iş. 3. marifet. i. 1. (iki devlet aras ında olan) anlaşma. 2. uyum, ahenk. 3. uyuşma, mutabakat. f. 1. with -e uymak, ile ba ğdaşmak, -e uygun olmak/gelmek. 2. with -e ışmak, -e uygun gelmek/dü şmek. 3. vermek: He accorded them for that yak i. verme: The accordance of these privileges to them were delayed five years. Bu imtiyazlar ın onlara verilmesi beş senelik bir gecikmeye s. bağ. -e göre. z. 1. İki seçeneği olan bir durumu belirtir: You can stay or go, ıl istersen. It can according as you Kalabilirsin veya gidebilirsin, nas edat 1. -e göre, -elike. uygun olarak: Arrange yourselves according to your

ına girin! 2. -e göre, (birinin) dedito ğine/gösterdi ğine göre, height! Boy s ıras ıklar ına göre: He was drunk, according all accounts. Tüm tüm anlatt ıklar ına göre sarhoştu. anlatt usulüne göre, usulen.
kendi inançlar ına göre. planlandığı gibi, planlanana uygun bir şekilde. z. 1. ona göre, öyle, öylece: He told me to shoot him, and I acted accordingly. i. akordeon. Kendisini vurmam ı istedi; ben de öyle yaptım. 2. bu yüzden, s. akordeon gibi aç ılıp katlanan, akordeon: accordion door akordeon kapı. f. 1. yakla şıp/gidip (birine) bir şey söylemek. 2. para karşılığında seks teklif etmek. i. 1. hesap. 2. röportaj; (birinin) anlatt ığı. f. for -i anlatmak, -i açıklamak, -i izah etmek. hesap defteri. s. sorumlu. i. muhasebeci. i. muhasebe. tic. alacaklılar hesabı. tic. borçlular hesab ı. f. 1. birikmek. 2. to -e gelmek: What advantages will accrue to us from this? Bunun biriktirmek; bize ne gibi toplanmak, faydalar ı olacak? f. toplamak, birikmek, y ığılmak. i. 1. birikim, birikme. 2. birikinti. i. 1. doğruluk. 2. yanlış yapmamaya özen gösterme. s. 1. doğru, tam. 2. yanlış yapmamaya özen gösteren. i. suçlama. s., dilb. -i haline ait; -i halindeki. i., dilb. -i halindeki sözcük/sözcük grubu. f. suçlamak, itham etmek. s. sanık. f. alıştırmak.

ace ace an exam acetone acetylene ache achieve achievement acid acknowledge acknowledgment acne acorn acoustics acquaint acquaint o.s. with acquaintance acquiesce acquire acquisition acquisitive acquit acquit o.s. well acquittal acre acrid acrobat acrobatic acrobatics acronym across across the board across the way act act as act in unison act on a suggestion act on s.o.´s advice act up acting action activate activation active active service active verb activism activist

i. 1. isk. as, birli. 2. k. dili uzman, eksper. s., k. dili i şinin ehli, as. f. k. dili s ınavda (dokuz ila on arasında) yüksek bir not almak. i. aseton. i. asetilen. i. ağrı, sızı, acı. f. ağrımak, sızlamak, acımak. f. başarmak, yapmak; elde etmek, kazanmak. i. 1. başarı. 2. elde etme, kazanma. i. asit. s. 1. asit. 2. i ğneleyici: an acid remark iğneleyici bir söz. f. 1. (bir gerçe ği) kabul etmek. 2. (bir şeyin alındığını/farkedildiğini) bildirmek. i. 1. (bir gerçe ği) kabul etme. 2. (bir şeyin alındığını/farkedildiğini) bildirme. ndı. 3. tic. alı i. akne, ergenlik. i. meşe palamudu. i. akustik. f. 1. bilgi vermek, haberdar etmek. 2. tan ıtmak: This book is designed to acquaint readers with new developments in the field of genetic bilgi edinmek. hakk ındaits i. tanıdık, tanış. f. boyun e ğmek, katlanmak, kabullenmek. f. 1. elde etmek, edinmek, almak. 2. kazanmak: acquire a bad reputation kötü bir şöhret i. 1. elde etme,kazanmak. edinme, alma. 2. kazanma. 3. elde edilen şey, edinti. s. bir şeyler elde etmeye çok hevesli, mal canlısı, açgözlü. f. (--ted, --ting) aklamak, temize ç ıkarmak, beraat ettirmek. yüzünün ak ıyla çıkmak. i. aklanma, beraat. i. 0,404 hektarlık arazi ölçü birimi. s. acı, ekşi, keskin. i. akrobat, cambaz. s. akrobatik. i. akrobatlık, cambazlık. i. birkaç kelimenin ba ş harflerinin veya ilk hecelerinin birleşmesiyle meydana kelime: NATO, öbür tarafıUNESCO. na: He stretched a rope across the river. edat 1. birgelen taraf ından ı ndan öbür taraf ı na bir ip gerdi. 2. karşısında: Serra lives Nehrin bir taraf ı derecede etkileyen (ücret/vergi). herkesi ayn yolun öte taraf ında, karşı tarafta. i. 1. hareket, eylem. 2. kanun, yasa. 3. tiy. bölüm, perde. 4. rol yapma, oyun. f. ı1. rol yapmak,yapmak. oynamak. 2. harekete geçmek. 3. davranmak, nın vazifesini başkas birlikte hareket etmek. yapılan teklife göre davranmak. birinin sözüne uymak, birinin sözüne göre hareket etmek/davranmak. yaramazlık etmek, gösteriş yapmak. i. oyunculuk. s. vekâlet eden, vekil: acting president ba şkan vekili. i. 1. hareket, eylem. 2. etki. f. 1. harekete geçirmek, hareketlendirmek. 2. harekete geçmek, hareketlenmek. i. 1. harekete geçirme, hareketlendirme. 2. harekete geçme, hareketlenme. s. 1. faal, hareketli, aktif. 2. dilb. etken. askerlik hizmeti. dilb. etken fiil. i. eylemcilik. i. eylemci.

activity actor actress actual actuality actually acumen acupuncture acute acute angle acute angle AD ad adage Adam adamant adamantly adapt adapt o.s. to adaptable adaptation adapter adaptor add add fuel to the flames add spice to add up add up to addendum addict addict adding machine addition additional additive addled address address a remark to addressee adduce adept adequacy adequate adhere adherence adherent adhesion

i. faaliyet, etkinlik. i. aktör, oyuncu. i. aktris, kad ın oyuncu. s. gerçek, do ğru. i. gerçek, hakikat. z. aslında; gerçekten. i. çabuk kavrama yetene ği, keskin zek-â. i. akupunktur. s. 1. keskin. 2. t ıb. akut, hâd. 3. tiz. geom. dar aç ı. geom. dar aç ı. k ıs. Anno Domini M.S. (milattan sonra), İ.S. (İsa´dan sonra). i. ilan, reklam. i. atasözü. i. Âdem Baba, Âdem. Adam´s apple anat. âdemelmas ı. s. son derece kararlı, katı. z. inatla, katı bir şekilde. f. 1. uyarlamak, adapte etmek. 2. al ışmak, intibak etmek. -e kendini alıştırmak. s. yeni ko şullara adapte olabilen/uyarlanabilen. i. 1. uyarlama, adaptasyon. 2. al ışma, intibak. i. 1. elek., mak. adaptör. 2. uyarlay ıcı, adapte eden. i., bak. adapter. f. 1. eklemek, ilave etmek; katmak. 2. toplamak. k. dili yang ına körükle gitmek. k. dili -i canland ırmak, -i ilginçleştirmek. 1. toplamak. 2. k. dili makul olmak, akla yak ın olmak. 1. -e varmak, (bir yekûn) tutmak. 2. k. dili ... anlam ına gelmek: What it adds up to is that you´re not coming. Gelmeyeceksin anlam ına geliyor. ğ. ad.den.da (ıden´d ı) i. ilave, ek; ilave edilecek şey/söz. ço i. bağımlı, müptela; tiryaki: drug addict uyuşturucu bağımlısı. cigarette addict sigara tiryakisi. f. alıştırmak. hesap makinesi. i. 1. ekleme, ilave. 2. ek, ilave. 3. mat. toplama. s. biraz daha, ilave edilen, eklenilen. i. 1. katk ı. 2. katılan kimyasal madde, katkı maddesi. s. toplamsal, ilave olunacak. s. 1. sersem, şaşkaloz. 2. cılk (yumurta). i. 1. (veya ä´dres) adres. 2. söylev, nutuk. f. 1. hitap etmek. 2. adres yazmak. (birine) bir söz yöneltmek. i. alıcı, kendisine mektup/paket gönderilen kimse. f. (kanıt) ileri sürmek. s. (at/in) usta, çok becerikli; mahir. i. (ä´dept) usta, i şinin ehli. i. yeterlilik, kifayet. s. yeterli, kâfi. f. to 1. -e yap ışmak. 2. -e sadık kalmak, -e bağlı kalmak. i. 1. yapışma. 2. bağlılık. i. taraftar, yanda ş. i. 1. yapışma. 2. to -e bağlı kalma, -e sadık kalma, -e uyma.

adhesive adhesive tape adj. adjacent adjective adjoin adjoining adjourn adjust adjust o.s. to adjustment administer administer an oath administration administrative administrator admirable admiral admiration admire admirer admiring admissible admission Admission free. admit admit of admittance admonish admonition admonitory ado adolescence adolescent adopt adopted child adopted child adoption adorable adoration adore adorn adornment adrift adroit adsorb adsorbent

s., i. yap ışkan, yapıştırıcı. (yapıştırıcı) bant. k ıs. adjacent, adjective, adjustment. s. (to) (-e) bitişik, bitişikteki; komşu. i., dilb. s ıfat. f. bitişik olmak. s. bitişik, bitişikteki, yan, yandaki. f. 1. oturuma son vermek. 2. (toplant ı/oturum) sona ermek, bitmek. 3. (bir şka yere) geçmek. ba f. ayar etmek, ayarlamak. kendini -e alıştırmak. i. 1. ayarlama. 2. kendini al ıştırma. 3. tic. tazminat miktarının sigortalı ve ı aras ında etmek. kararlaştırılması. sigortac f. yönetmek, idare yemin ettirmek, ant içirmek. i. yönetim, idare. s. idari, yönetimle ilgili, yönetimsel. i. yönetici, idareci. s. takdire de ğer, beğenilecek, çok güzel. i. amiral. i. takdir, be ğenme. f. takdir etmek, be ğenmek; hayran olmak, hayran kalmak. i. takdir eden, be ğenen; hayran. s. takdir ettiğini belirten; hayran, hayranlık gösteren. s. kabul edilebilir. i. 1. içeri alma; kabul; giri ş. 2. giriş ücreti, giriş. 3. itiraf. Giriş serbest. f. (--ted, --ting) 1. içeri almak, almak; kabul etmek: They won´t admit you. Seni içeri sokmazlar. 2. itiraf etmek. imkân vermek. i. kabul; giriş. f. tembih etmek; kula ğını çekmek. i. tembih; kula ğını çekme. s. uyarı niteliğinde. i. insanı yoran hazırlıklar; koşuşmalar. i. ergenlik, ergenlik ça ğı. s., i. ergen, ergenlik ça ğında olan (genç). f. 1. evlat edinmek. 2. edinmek, benimsemek. evlatlık, manevi evlat. evlat edinilmiş çocuk, evlatlık. i. 1. evlat edinme. 2. edinme, benimseme. s. tapınılacak, çok güzel ve sevimli. i. tapınma, çılgınca sevme. f. 1. tapınmak, tapmak, çılgınca sevmek. 2. (Allaha) tapınmak, tapmak. f. süslemek, donatmak, donamak. i. 1. süsleme. 2. süs. s. s. usta, çok becerikli. f., kim. adsorbe etmek. i., s. adsorban.

adsorption adult adulterate adulterer adulteress adultery adv. advance advanced advanced in years advanced in years advancement advantage advantageous advent adventure adventurer adventuresome adventurous adverb adversary adverse adversity advertise advertise for s.o. advertisement advertising advertising agency advertize advertizement advertizing advice advisable advise adviser advisor advisory advisory committee advocate advocate adz adze Aegean aerial aerial view aerobics aerodrome

i., kim. adsorpsiyon. s., i. yetişkin; huk. ergin, reşit. f. içine yabanc ı madde katmak. i. zina yapan erkek. i. zina yapan kad ın. i. zina. k ıs. adverb. i. 1. ilerleme, ileri gitme. 2. yakla şım; teklif. 3. tic. avans. f. 1. ilerletmek; ilerlemek. artmak; art ırmak. 3. avans vermek. 4. ileriye almak. 5. , ileri. s. ilerlemiş2. yaşlı. a child who´s advanced for his age yaşına göre çok bilgili bir çocuk. yaşlı. i. ilerleme. i. 1. avantaj, üstünlük sa ğlayan şey. 2. yarar, fayda. s. avantajlı, yararlı, faydalı. i. geliş, varış. i. macera, serüven. i. 1. serüvenci, macerac ı. 2. dolandırıcı, dalavereci. s., bak. adventurous. s. 1. macerac ı, maceraperest. 2. maceralı. i., dilb. zarf, belirteç. i. 1. spor, isk. rakip. 2. dü şman. s. 1. kötü, elverişsiz. 2. menfaatine aykırı, aleyhte. i. 1. zorluk, güçlük, s ıkıntı. 2. sıkıntılı bir durum/zaman. f. 1. reklam ını yapmak. 2. ilan etmek. ilan arac ılığıyla eleman aramak. i. ilan, reklam. i. reklamc ılık. reklam ajans ı. f., bak. advertise. i., bak. advertisement. i., bak. advertising. i. nasihat, ö ğüt, tavsiye. s. ak ıllıca, makul, doğru. f. 1. tavsiye etmek, ö ğütlemek. 2. tic. bildirmek. ill-advised s. ak ılsız, tedbirsiz. i. danışman, müşavir; akıl hocası; rehber, kılavuz. i., bak. adviser. s. danışma kurulu. f. desteklemek, savunmak. i. 1. savunucu. 2. huk. avukat. i. keser. i., bak. adz. s. Ege. i. 1. anten. 2. havai. havadan görünü ş. i., s. aerobik. i., İng. havaalanı, havalimanı.

aerogramme aeroplane aerosol aesthete aesthetic aesthetics aestival afar afar off affable affair affect affect ignorance affectation affected affection affectionate affidavit affiliate affiliate affiliate o.s. with affiliated affiliation affinity affirm affirmation affirmative affix affix afflict afflicted affliction affluence affluent afford affront Afghan Afghanistan afield afire afloat afraid afresh Africa African after after a fashion

i. hava mektubu. i., İng., bak. airplane. i. sprey tüpü, aerosol. i. estet. s., i. estetik. i. estetik. s. yaza özgü. z. çok uzakta. s. rahat, dostça ve sokulgan. i. 1. sorun, mesele, iş. 2. k. dili şey (makine/eşya). 3. k. dili olay, skandal. f. 1. etkilemek, tesir etmek; dokunmak. 2. (hastal ık) zarar vermek: My ık koluma yayıldı. 3. gibi görünmek, yalancıktan arm is affected. Hastal cahillik taslamak, bilmezlikten gelmek. i. sahte tavır, yapmacık. s. 1. (hastalıktan) zarar görmüş. 2. sahte, yapmacık, yapmacıklı. i. muhabbet, şefkat, sevgi. s. sevgisini gösteren; şefkatli, sevecen, sevgi dolu. i., huk. yeminli ve yazılı ifade. f. bağlamak. i. (başka bir şirkete) bağlı olan şirket. ile bağ/ilişki kurmak. s. bağlı. i. bağlantı, ilişki. i. 1. benzerlik, benzer taraf. 2. sempati; sevgi. f. doğrulamak, tasdik etmek. i. doğrulama, tasdik. s. olumlu. i. olumlu cevap. f. 1. takmak; yap ıştırmak. 2. (imza) atmak; (mühür) basmak. i., dilb. önek veya sonek. f. 1. ac ı vermek, ıstırap vermek. 2. başına bela olmak. s. (zihinsel/bedensel bak ımdan) özürlü. i. dert; hastalık. i. zenginlik, refah. s. zengin, gönençli. f. 1. mali gücü yetmek, (bir şey için) parası olmak. 2. (bir şeyi) zarar görmeden yapabilmek: You can´tış afford to make him angry. Onu davran . f. hakaret etmek, küçük dü şürmek. i. hakaret, küçük dü şüren i. Afganlı, Afgan. s. 1. Afgan. 2. Afganlı. i. Afganistan. z. k ıra, kırda, evden uzak. s. tutuşmuş; alevler içinde. z. s. z. yeniden. i. Afrika. i. Afrikalı. s. 1. Afrika, Afrika´ya özgü. 2. Afrikalı. edat 1. -den sonra. 2. için, yüzünden; -den dolay ı. 3. ardından: After them came giraffes. Onlar ın ardından zürafalar geldi. s. sonraki. z. sonra. a şöyle the böyle.

after all after all after the dust has settled after the fashion of afterlife aftermath afternoon aftershave aftertaste afterthought afterward afterwards again against against nature against s.o.´s will agave age age limit age limit aged ageless agency agenda agent agent provocateur agglomerate agglomeration aggrandise aggrandisement aggrandize aggrandizement aggravate aggregate aggression aggressive aggressor aggrieved aghast agile agility agility of mind agitate agitated agitation agitator aglow

bununla birlikte, yine de, buna ra ğmen. nihayet. 1. toz da ğıldıktan sonra. 2. ortalık sakinleşip herkes kendine geldikten ık yat ıştıktan sonra. sonra, ında. ... gibi,ortal ... tarz i. ahret, öbür dünya. i. (kötü) sonuç. i. öğleden sonra. i. tıraş losyonu. i. ağızda kalan tat. i. sonradan akla gelen dü şünce. z., bak. afterwards. z. sonra, sonradan. z. tekrar, yine, bir daha. edat 1. kar şı: against the current akıntıya karşı. a vaccine against the flu şı bir gribe karayk ırı.aşı. 2. aleyhinde, karşı: a vote against the president doğaya birinin iste ğine karşı. i., bot. agave, agav, Agave. i. 1. yaş. 2. çağ, devir. yaş haddi. yaş haddi. s. 1. (eycd) ya şında: a girl aged four dört yaşında bir kız. 2. (ey´cîd) yaşlı, llanmış; eski. 2. eskimeyen. ihtiyar. (ey´cîd) yı şlanmayan, ihtiyarlamayan. s. 1. ya3. i. 1. acente; ajans: travel agency seyahat acentesi. news agency haber ı. 2. devlet dairesi. ajans i. gündem. i. 1. acente, temsilci. 2. ajan. çoğ. a.gents pro.vo.ca.teurs (^jan´ prôvôk^tör´) provokatör, k ışkırtıcı ajan. i. aglomera. i. aglomerasyon. f., İng., bak. aggrandize. i., İng., bak. aggrandizement. f. büyütmek. i. büyütme. f. 1. kötüle ştirmek, zorlaştırmak, ağırlaştırmak, şiddetlendirmek: Don´t scratch that 2. sore; you´ll aggravate it. O yaray ı kaşıma, azdırırsın. i. 1. toplam. agrega. i. saldırganlık. s. saldırgan. i. saldırgan, saldıran. s. incitilmiş; mağdur. s. dehşet içinde, donakalm ış. s. çevik. i. çeviklik. zekâ k ıvraklığı. f. 1. çalkalamak, çalkamak; kar ıştırmak. 2. heyecanlandırmak. 3. ruhb. ajite 4.ı.sallamak. 2. ruhb. ajite. s. 1. etmek. heyecanl i. 1. çalkalama, çalkama; ajitasyon. 2. heyecan. 3. ruhb. ajitasyon. 4. sallama. i. 1. k ışkırtıcı, tahrikçi, provokatör; eylemci, kampanyacı. 2. ajitatör, ıcı, karıştırıcı: washing machine agitator çamaşır makinesi çalkalay s. parlak.

3. 1. önce.. uçak postas ı. Ah!/Of! ı belirtir. iyi2. f. 1. i. 1. (bir şey) (başka bir şeye) uymak. f.3. rahats ız olmak. havaalan ı. k ıs. f.. rahatsızlık. tarım. . s. rıza göstermek. f. (bir şeyi) (bir yere) fırlatmak. çiftçi. uçak. tavır. hava filtresi. razı. rahats ız.). geçinmek. hava kompresörü.. i. 2. Ah! (Özlem/be ğenme/pişmanlık/öfke/sevgi belirtir. hava sald ırısı. 3. AIDS.b. tıb. yard ım. (bir şey) anla ş. i. hava kuvvetleri. Anno Hegirae hicri. klimalı. agonize. f. herkese söylemek. ıstırap. na ğme. s. hava yoluyla ta şımak/götürmek.ago agonise agonize agony agree agreeable agreement agricultural agricultural credit agriculture agriculturist aground AH ah ahead ahead of time AIDS aid Aids ail ailing ailment aim aim at aim to aimless air air base air brake air compressor air filter air force air force air pollution air pressure air raid air shaft airborne air-conditioned air-conditioner aircraft aircraft carrier airfield airlift airline airliner airmail z. mak. i. 3. 2. 1.). i. ileri. maksat. hasta. uçmakta olan. 2. z. hava üssü. hava kuvvetleri. yardım etmek. havayolu. 1. zirai. i. i.. mutabık olmak.. AIDS.şho i. anlaşma.). toz v. evvel: a long time ago çok zaman önce. i. hava freni. tarımsal. ileride. s. uçaklar. hasta olmak. ni şan almak. niyetinde olmak. sözleşme.. i. İng. tic. hava. s. f. 1.. hava boşluğu. amaçs ız. yardımcı. bak. bak. iyi. i. havadan gelen (mikrop. s. tarım kredisi. 2. razı olmak. Vay! (Şaşkınlık belirtir. hastalık. havalandırmak. i. aydınlık. hava kirliliği. erken. ünlem 1. 2. havalı fren. ıstırap çekmek. gaye. (Ac z.). . yolcu uça ğı. uçak gemisi. s. tıb. havadan nakledilen. f. 2. (silah ı) (birine/bir yere) doğrultmak. klima. i. 2. i. hava köprüsü. amaç. 1. f. i. i. hemfikir olmak. 4. hava bas ıncı. ziraat. i.

s. hava gibi hafif. i. 2. uçuş pisti. 2. huk. Onlara eşit s. havai. uçak. şevk. geçenek. Cezayirli. açık havada yapılan. beslenmeye ait. ı. s.. i. imbik. 1. hava geçirmez. 1. i. açık hava. uçak kazas ı.. sıralar arası yol. Birçok bak ımdan birbirimize benziyoruz. deh şet. yangın . albeit an educated one. 2. canl hiç veren. anat. aralık. birinin saff ına geçmek. albeit painfully. (duvarda bulunan) niş. i. al. with alignment alike alimentary alimentary canal alimony uçak mektubu. tahsilli de olsa. besleyici. açık havada.airmail letter airplane airplane crash airport airstrip airtight airways airy airy-fairy aisle ajar akin alabaster alacrity alarm alarm clock alarm clock alas Albania Albanian albeit albino album alcohol alcoholic alcoholism alcove ale alembic alert alfresco alga algebra Algeria Algerian alias alibi alien alienate alight align align o.. 1. yak ın: Her speech is akin to poetry. alkolik. 1. alkol.. Arnavutça. İng. f. a boor. f. Söyledikleri şiire benziyor. i. ünlem Eyvah!/Yazık! i. i. az açık (kapı). alkolizm. s. tehlikeden haberdar etmek. çalar saat. Cezayir. yabanc f. ğünçapar. i. korkutmak. 1. i. kendine birdili hava 6. bağ. s. ı. 2. s. takma isim. hayali. havaliman ı. 1. s. hayal mahsulü.. sindirim ayg ıtı. namı diğer: Cavit alias the Bear Cavit nam ı ğer Ayı. z. mazeret. i. sıraya koymak. i. ş en. She´s learning French. i. ak şın. alarm çalar ısaat. mat.. 1. alg. havadar. i. i.k. 1. i. inmek. 2. 1. çevik. hücre gibi ve kapısız ufak oda. 2. uyanık. ba şka ad. Kısacası. f. 3. z.gae (äl´ci) i. alkollü. Arnavutluk. i. 2. i. birbirine benzer: We´re alike in many ways. tehlike işareti: fire alarm yangın zili. . konmak. neşe ve çeviklik. albinos. z. çal ım satan. z. Cezayir´e özgü. in short. i. albatr. havayollar ı. . alkollü içki. cebir. i. k. Cezayirli. dili bahane.san ığın. i. i. i. s. aynı hizaya getirmek. suçun işlendiği sırada başka yerde bulunduğu şeklindeki di1. biri. s. nafaka. 2. korku. soğutmak. s. i. e şit bir şekilde: Treat them alike. hödü albino. uzaklaştırmak. Arnavut. aynı hizaya getirme. i. fantezi. de olsa: He is. alkol. pratik olmayan. havaalanı. albüm. oyuk. s. 2. Cezayir. ecnebi. benzer. 5. tetikte olan. sıraya koyma. i. i. 4. çoğ. alarm. dehşete düşürmek. s. iddias ı. kaymakta şı. bir çeşit bira.

Bütün güller dikenlidir. All the best! all the better all the ins and outs of all the livelong night all the rest all the same all the same all the time all the way all the while all the year round all there all things considered all told all too soon All´s fair in love and war. ani olarak. k. s. 2./Görünüşe aldanmamalı. pek erken.. az kalsın. başından sonuna kadar. d ışında hepsi: We have interviewed all but two of the candidates. hem de Eğitim Bakanıdır. s. I´ll come. sadakat. gelirim. Ba ştan bildiği için şaşırmamıştı. birden. Parlayan her şey altın değildir. dili aklı başında.o.. ans ızın. tamamen. hafifletmek: allay s. sağ. i. tüm. f. birdenbire. daima. (bir şeyin) girdisi çıktısı. hiç taraf bitmeyecekmi kalanların hepsi. bununla birlikte. sabaha kadar. hepsi bir. k. iddia. i. hep böyle. zamans ız. -den gayri hepsi. ans ızın. boyunca. hayatta. alkali. dili ba ştan. Adaylar ın ikisi dışında hepsiyle görüştük. 1. . hem de . 1. 1. baştan.: He´s the Minister of Defense and the Minister of Education her çeşit. alegorik. k. 2. her alanda ba şarılı./Tamam. bütün gün. .. Bütün gün çal öteden all beri. dili Aferin!/Ya şa be!/Çok iyi!/Harika! k. Yolun aç ık olsun! daha iyi. birdenbire. bütün. aniden. birden. i. hepsi: All roses have thorns. iddia etmek. ba ğlılık. 2. bütünüyle. her zaman. yatıştıbir i. canlı. bütün gece. hem . altüst. 2.. her zaman. -den ba şka. He ıştı. pek çok yeteneği olan: an all-around student dört dörtlük ö ğrenci. kim. s. her ş gibi gelen bir gece boyunca. Peki. birdenbire.(mektubun sonunda) En iyi dileklerimle! 2. sıra boyunca. hepsi: All of us went. her şey göz önünde tutulursa. Allah all-around allay allegation allege allegiance allegorical allegory all-embracing s. hep birden. Hepimiz gittik.. yekûn olarak. her şeyi saran.´s fears birinin endişelerini yatıştırmak. bitmiş. tamamen. Allah. tekrar. (bir yerin) ı/yeri. all in one. tüm yıl boyunca. dili Peki. alegori.alive alkali all all along all along all along the line all at once all at once all but all but all day all in a tumble all in one all manner of all night long all of a sudden all of a sudden all over All right! All right. i. başından beri. 1. belirli bir müddetin ba şından sonuna kadar: She wasn´t surprised because she´d known it all the while. karmakar ışık. Aşkta ve savaşta her şey mubahtır..: All right. 1. worked day. s. i. az daha. rmak. Hem Savunma Bakan ı. aniden. all round All that glitters is not gold. f. her şey göz önüne alınırsa.. hep. (bir konunun/işin) tüm ayrıntıları. diri.

ara yol. şimdiden. 2. Az kaldı i. hafifletmek. s. çekicilik. f. 1. çekici. i. uzak duran. çok kullanışlı. right!. anıştırma. s. f. 2. kastetmek. s. ayırma. kafa dengi. an i. İng. i. kimsesiz. s. z. i. alerjik. 2. yüksek da ğlara z. müsaade etmek. bütün gece aç ık olan (lokanta. alfabetik. mubah. 2. badem. --ting) ayırmak. müttefik. f. already dili. edat 1. s. den. (--ted. abece. 2... her şeye gücü yeten.. tahsis etmek. uzakta. dar sokak. Bu resim hemen hemen bitti. pek çok işe yarayan. alfabe. with/to -e bağlı. benzer. yanında. -i hesaba katmak. ittifak.): You´re too late. dili iyi. i. i. ına. 2. halen (Türkçede genellikle çevirisiz kalır. s. tahsis etmek. yapılması uygun görülen. birle şik. her alanda başarılı kimse.. tek başına. soğuk. pol. pol. sadaka. i. z. all-right. f. i. 2. z. 1. ıştırmak. 1. s. s. Kelimeler alfabe s ıras özgü.. z. az daha. tahsisat. edat boyunca: along the river ırmak boyunca. i. bak. z. alfabe s ırasına göre dizilmiş: The words are in alphabetical göre ş. with ile beraber: He came along with Bizimle beraber geldi. bütün gece süren (bir olay). i. cazibe. alerji. pay. yalnız. All right. İng. 3. k. hemen hemen: This picture´s almost done. izin vermek. dükkân v. 4. yanus... 1. alımlı. bak.. s. bordasında. neredeyse: He almost died. 1.. s. bir kimsenin mezun oldu ğu okul.b.). i. bak. müttefiklik. tahsis. ima etmek. gitti. yalnız. harçlık. Geç All kald s. k ısmen gidermek. Beklenenden he´s gone. uzak. yalnız başına.allergic allergy alleviate alley alliance allied alligator all-inclusive all-night all-nighter allocate allocation allot allotment allow allow for allowable allowance alloy all-purpose all-right all-round all-rounder allspice allude allure alluring allusion ally ally o. amerika timsah ı. cazibeli. with/to alma mater almanac almighty almond almost alms alone along alongside aloof aloud alphabet alphabetic alphabetical alpine already alright s. s. s. i. i. to üstü kapalı bir şekilde -den bahsetmek. az kalsın. i. dili bütün gece süren bir olay. be all right. s. (süre) vermek/tanımak. almanak. az kald ı. kafadar. f. albeni. yapılmasında sakınca olmayan. i.daha erkeni . ayrılmış/tahsis edilmiş şey. yenibahar. anla şma. all-around. bordasına. k. yüksek sesle. 1. alaşım. s. lise veya üniversite. birleşme. i.s.ına ağaç sındizilmi ırının üstündeki bölgeye özgü. azaltmak. müttefik. alphabetical. ayırmak. i. her şeyi kapsayan. 1. k. order. with/to ile beraber. ın. ile birleşmek. 2.

f.M. f. s. aluminum. i. almaşık. ıştı. (kad ın) elçi. bir şeyi başarma/elde etme tutkusu. birbirini sırayla izlemesini sağlama.. diğer. bir okul. ne oldu ğu belirsiz. şeyi başarma/elde etme tutkusuyla yanıp tutuşan veya dolu. değişmek. kalmam i. daima. Başka çaremiz i. elek. 2. şka. hayret. You´ll also need tape.also Alt key altar alter alterable alteration alternate alternate alternately alternating current alternation alternative alternator although altimeter altitude altogether alum aluminium aluminum alumna alumnus always always excepting am AM AM.Levent. 1.. i. z. iki elini ayn ı şekilde kullanabilen. bir okul. yükselti. elçi karısı. 1. 2. kullan i. i. i. i. her zaman oldu ğu gibi .. i. ambülans. s. pusuya dü şürme. z. amatör./Yapacak başka bir şey yoktu. 1. pusuya düşürmek. kim. with ile birleşmek. lise veya üniversite mezunu kız. i. alternatör. ante meridiem öğleden evvel (24. alüminyum. tamam ıyla. i. Her zaman oldu ğu gibi Levent hariç herkes vaktinde k ıs. nöbetle şe/sırayla yapma. 1. birbirine zıt hisleri f. rahat rahat yürümek.. hayrette b ırakmak. şaşkına çevirmek. saat 2. birleştirmek. a. Hava so ğuktu ve bir de bilg. değiştirilebilir. büyük bir amac olan. hariç: Everybody came on time always excepting f. malgama. olmakla beraber: Although he´s old he´s a good lı olduğu halde iyi dans eder. yedek. am amalgam amalgamate amass amateur amaze amazement amazing ambassador ambassadress amber ambidextrous ambience ambiguity ambiguous ambition ambitious ambivalent amble ambulance ambush z. bot. i. -diği halde. (with) birbirini s ı rayla izlemek/takip etmek: In her speech she sa z. birbirini s ırayla şık: We had no alternative. 1. değiştirmek. şap. biriktirmek. f. değişken. insanı şaşırtan. değişme. -i nöbetle ğ lamak. elek. 12 A. büyükelçi. sıra ile. ek karakter tu ş i. i. çoğ.00 arasındaki saatler için k ı l ı r. bak. bir ın ürünü olan. sefire. saat 24. kehribar. amalgam. her zaman.lum. rak ım. i. 3. değiştirme. bir de: You´ll need pliers.. İng. ambiyans. bak. Although I tried hard it didn´t do dancer. s. 2. kı ısaltmas s. sunak.): 2:30 A. ise de. yükseklik. lise veya üniversite mezunu erkek. başkas ını ırayla n yerine geçebilen kimse. i. s. ba şe/s yapmak. . altimetre. i. Artium Magister (hümaniter bilimlerde master derecesinin ı). and it was also wet. -in birbirini sırayla izlemesini f. s. (uzun zamandır güdülen) büyük amaç. 2. 2. irtifa.nae (ıl^m´ni) i. cankurtaran. f. 1. f. alternatif. nöbetle şe. seçenek. 2. alma şık akım. i. s. hava. It was cold u. belirsizlik. i. be. alternatif.ni (ıl^m´nay) i. alternatif. birden fazla anlama gelme. 1. birbirini s ırayla izleyen (şeyler). hayrete düşürmek. a. karışı k hisleri olan.00. i. Sana kerpeten laz ım. başka. s. bütünüyle. Ya şyükseklikölçer. i. şaşırtıcı. insanı hayrete düşüren.lum.M. 2. çoğ. bağ. büyük. değişiklik. sefire. izleme. birden fazla anlama gelebilen. s. i.30. Bir de bant... atmosfer.00-12.

zool. f. s. bol bol yetecek kadar. f. ahlakd ışı. Amerikan. cephane. i. jaguar. dostluk.ameba ameliorate amelioration amen amenable amend amendment amends amenity America American American leopard amiable amicable amid amidst amiss amity ammeter ammonia ammunition ammunition dump amnesia amnesty amoeba amoebic amok among amongst amoral amorous amorphous amortisation amortise amortization amortize amount ampere amperemeter amphetamine amphibian amphibious amphitheater amphitheatre ample amplification amplifier i. s. zool. i. kim. s. dostça. i. ıslah.. amortize. Amerika´ya özgü. arasında. miktar. 1. s. biyol. n ışadırruhu. amonyak. i. bellek yitimi. amortisman. İng. ikna edilebilen. i. f. 2. 1.. zool. cana yak ın. bak. 2.. i. amibe benzeyen. bak. f. i. amorf. s. yüzergezer.. yumu şak başlı. 2. iyileştirme. Amerika. genel af. şehvet dolu. sınırları belli olmayan. amfibi. i. amip. zool. 1. elek.. z. amphitheater. Aynı ıya ç ıkar. s. amfibi. amper.. ask. amnezi. 2. . şekilsiz. bol. ünlem âmin. bak. amperölçer. İng. amipli.. uysal. Amerikalı. edat ortas ına. amid. iyileştirmek. amoeba. bak. i. geni ş. amplifikatör. yükseltme. amorti etmek.. Amerika. i. i. i. 1. i. amfetamin. i. hayatı kolaylaştıran şey. amfiteatr. i. amplifikasyon. 1. iki ya şayışlı.. yükselteç. 2. iki ya şayışlı hayvan. düzeltme. s. ampermetre. i. 2. i.. edat. i. s. s. i. i. İng... ortasında. edat aras ına. bak. rahatlık: This hotel has all sorts of amenities. f. arkada şça. şehvetli. cephede geçici cephanelik. i. amipten ileri gelen. bak. daha uzun/ayr ıntılı bir şekilde söyleme. among. the amenities görgü kurallar ı. ammeter. i. sevimli. s. edat. 1. arasında. amibe ait. arasına. 1. arkada şlık. amortization. mühimmat. toplamı (belirli bir miktar) olmak: It amounts to fifty kap i. biçimsiz. 2. (kural ı/tasarıyı) değiştirmek. düzeltmek. to 1. içinde. (kuralı/tasarıyı) değiştirme. i.. Bu otelde her tür konfor var. 2. bak. i. ile e şanlamlı olmak: It amounts to the same thing.

. s. (sesini) kuvvetlendirmek. Anadolulu. s. bolluk.. anarşi. s. ağrı kesici. bak. i. analytic. k. k ıs. anesthetize. Anadolu. paralel. i.. güldürmek. İng. bak. paralellik. bak. i. tahlili. bak. i. ampütasyon. anesthetist.... benzer. dili tuhaf bir adam. gövde yap ısı. çözümlemeli. çözümlemek.. i. i.. i. f. tıb. analiz. anesthesia. benzer şey. örneksel bilgisayar. f. tıb. nazarlık. f.. çözülmemiş sorun. 2. i. s. s. s. bak.. benze şen. amok. çözümlenmemiş sorun. güldürücü. analyze. eğlence. i. anesthesiologist. eğlendirmek. tahlil. s. İng. tıb. Anadolu´ya özgü. İng.. i. i. İng. çözümsel. analjezik. 2. analjezi. bak. benze şim. tahlil etmek. acı yitimi. tıb.. benzerlik. İng. bak. i. İng. i. eğlendirici. s. anemia. i. Anadolu. 1. anarşizm. anatomik. anatomi. herkesçe bilinen bir s ır. analiz etmek. i. anarşist. i. İng. oyalamak.. z. 1. aforoz.. çözümleme. bak. muska.. anesthetic. bak. i. gövdebilim. 1. i.. . oyalayıcı. 1. f. sapa bir sokak. Anadolulu. s. i.amplify amplitude amply amputate amputation amputee amuck amulet amuse amusement amusing an an accomplished fact an odd fish an off street an open question an open question an open secret anachronism anaemia anaesthesia anaesthesiologist anaesthetic anaesthetist anaesthetize anal analgesia analgesic analogous analogue analogue computer analogy analyse analysis analytic analytical analyze anarchic anarchism anarchist anarchy anathema Anatolia Anatolian anatomical anatomy anc f. (ünlülerden önce) bir. benzeş. bol bol yetecek kadar.. s... analitik. i. 2. lanetleme. 2. i. i. anatomiyle ilgili. olmuş bitmiş bir şey. (bir uzvu) kesmek. tılsım.. anakronizm.. s. genişlik. i. anarşik. anal. f. bir uzvu kesilmiş kimse. ancient. i. aforoz edilmi ş kimse. daha uzun/ayr ıntılı bir şekilde söylemek..

Angolalı. soy. 3. s. çok eski bir zamandan kalma. . f.b. ve. TV sunucu. 4. Grek. kansızlık. demirleme yeri. and İhmalkârl ığı ndan dolayı onu azarladı ve haklıydı da. Grek. ve iyi de etti: He scolded him for his negligence. 2. demiri. hikâye. cet. i. tıb. i. was carrying a pink poodle. the blander its taste. filan. tekrar.. tıb. yine. vesaire. i. s. oltayla balık avlama. narkoz vermek. i. for (bir şeyi) kurnazlıkla elde etmeye mak. antik. öfkelendirmek. i. s. s. fıkrashe anecdotal anecdote anemia anesthesia anesthesiologist anesthetic anesthetist anesthetize anew angel angelic anger angina angle angle angle iron angler angleworm Anglican angling Anglo-Saxon Angola Angolan i. Angola. eski Yunan. K ışın portakal ağaçları. gene. s.. 3. dili vesaire. f. v. i. eski ı. i. yardımc bağ.. hem de. Greklere özgü. ile: mice and men fareler ve insanlar. 2. i. and vice versa. eski Yunanca. atalara ait. and what have you/and what not k.. ve benzerleri. uyu şturmak. soysal. z. k.. ve aksine: The bigger the fish. öfke. Anglikan. 2. 1. 3. knife and fork bıçakla çatal. (bir cisme ait) köşe. i. k. Angola. eski Yunanl ı: the ancient Greeks Grekler. lenger.. görüş açısı. 1. yeniden. çapa. i. so. Hem de nas . i. 1. bir çeşit kalp hastalığı. dili ya şlı. 2.. Grekçe. narkozitör. what´s and what´s more more. ve haklıydı da. 2. hiddet. s. anemi. fıkra. anestezi. ayr ıca: She was wearing a pink cape and. Angola´ya özgü. s. He looked and ıl! ran away. Bakt ı ve kaçtı. Angolal ı. zool. ata. melek gibi. dili ve benzerleri. i. anestezik..ancestor ancestral ancestry anchor anchor man anchor person anchor woman anchorage anchovy ancient ancient Greek ancillary and And how! and rightly so and so forth and so forth and so on and so on/forth and such and suchlike and vice versa i. aç ı.. Anglosakson. s. k ızdırmak. 2. anekdot. palms. 1. dili bakış açısı. 1. çal şebent köış i. oltayla balık avlamak. i. Pembe bir pelerin giymi şti ve tarz ında. melek. i. Grekçe. rightly falan. duyum yitimi. Grek dili. s. bir daha. ve benzerleri: Orange trees. anestezi uzman ı. i. and such should be kept under glass in winter. solucan. ve benzerleri. i. demir. TV (kadın) sunucu. f. yeniden fakat de ğişik bir şekilde. Balık büyüdükçe tadı yavanlaşır ve tersine. . i. bir de. vesaire. oltayla balık tutan kimse.. 1. ihtiyar. vesaire. üstelik. ve ba şkaları. çok eski. i. ve tersine. palmiyeler ve benzeri ağaçlar serada k.. TV (erkek) sunucu. ançüez. v.s. filan. geom. i.

halhal. imha etmek. i. yatıştırıcı. açısal. vakayiname. angora yün. k ısa çorap. mü ştemilat. fesih. acı. anason. i. angora. 2. hayvan.´ni) bozmak. köşeli. beklenene ters düşen. f. feshetmek. sıkıntı veren şey/kimse.´ni) bozma. f. 2. bildiri. s. her yıl yapılan. anason tohumu. sözleşme v. gücenik. bela. bir yıllık ömrü olan bitki. anot. artı uç. yıllık. ıstırap. kin. bot. kızdırmak. 1. şanı. f. kronik. yıllık. taciz etmek. 2. animist. belirli bir süre için her yıl ödenen ve emek karşılığı olmayan maaş. çekicilik. yok etme. f. neşeli. düşmanlık. hiddetli. sinir. acı dolu. meshetmek. f. 1. i. 1. i. 3. ankarakeçisi. --ling) (yasa. yılda bir yapılan. i. yok etmek. bot. sinir bozucu. alışılmışın dışında. 2. canlıcılık. hayvanlar âlemi. hayvansever. yıl. k ızgın. mat. i. ankaratav s. ilhak. husumet. hayvanc ılık. 2. ağrı kesici. yıldönümü. coşku. 2. z. i. katmak. kurald ışı. i. çelişkili. s. tuhaf. f. s. 1. sıkıntı veren. i. hayvanca. i. yılın olaylarını anlatan kitap. canlılık. yarg ı. kemikleri belirgin. i. 1. imha. s. 2. 4.angora angry anguish anguished angular animal animal breeding animal heat animal husbandry animal kingdom animal lover animal magnetism animal spirits animate animated animated cartoon animation animism animistic animosity anise aniseed ankle anklet annals annex annex annexation annihilate annihilation anniversary annotate announce announcement announcer annoy annoyance annoying annual annually annuity annul annulment anode anodyne anoint anomalous i. . bildirmek.yy i. hayvani. ankarakedisi. baş belası. 1. canlıcı. (bir metne) notlar eklemek. şoset. ık. animizm. i. (--led. sinirine dokunmak. uygunsuz. ilan. vücut s ıcaklığı. i. f. ilhak etmek. i. f. tarihi olaylar. s. eklemek. yıllher bir. k ızgınlık. hayvan besleme. katma. ek bina. s. çizgi film. s. 1. ayak bile ği. tiftik. öfkeli. ilan etmek. bir ılılda için. 2. kederli. s ıkıntı vermek. fiz. dargın. s. sözleşme v.. canlandırma. i. i. anason.b. i. keder. canlıcılıkla ilgili. feshetme. hayat vermek. i. 1.. (kutsamak için) (ba şına) yağ sürmek. i. spiker.b. 2. canlı. s. (yasa. 3. yarg ı. canlılık.. canland ırmak. kemikli. i. 1. sinirlendirmek. i. hayvansal.

Güvenli olumlu cevap vermek. s. eceğ ini tahmin etmek/kestirmek. antifriz. edat. 2. uçaksavar.. 1.. 1. vermek. hesabını vermek: You´ll have his safety. kar şısefer. İng. s. antilop. husumet. öndeki. antibiyotik. -den önceki. s. i. i. k ızdırmak. i. i. önek karşı. anonim. i.. vermek. 1. muhalif. şeyin olabilece ğini) önceden tahmin etme. gerçekle i. -den önce davranmak. f. s. . anomali. k. s. 1. anten. karınca. cevaplamak... ilahi. -in aleyhinde.. çoğ. i. sorumluluğunu üstlenmek: I´ll answer for ğini üstüme alıyorum. s.. Antarktik. s. k. lık. i. s. f. bak. i.. antidot. insanbilimsel. f. ikinci bir: This is going toyan be ıanother another t. i. seçki. dili beklemek. 2. i. counterclockwise. antagonize.. İng. hasım. panzehir. -den önce davranma. i. Antarktika. s. i. başka bir: şka 3. (to) -den önce olan.anomaly anonymity anonymous anorak another answer answer back answer for answer in the affirmative answer the door answer the telephone answering machine ant antagonise antagonism antagonist antagonize Antarctic Antarctica antecedent antecedents antelope antenna antennae anterior anteroom anthem anthology anthropological anthropologist anthropology anti antiantiaircraft antiballistic antiballistic missile antibiotic anticipate anticipation anticlockwise anticorrosive antics antidepressant antidote antifreeze antihistamine antiknock i. 2. i. i. anten. i. antikorosif. antoloji. antidepresan. i. İng. antihistamin. 1. başka. cevap. 1. bak. (änten´i) duyarga. çare. bakar mısın? çal telesekreter. k. dili dört gözle (birz. dü şmanlık. anti-. gerçek ismini saklama: The writer used a pen name to preserve his anonymity. s. s. bekleme odas ı. hakk ında teminat vermek. önceden tahmin edip ona göre davranmak. z. imzas ıismini i. i.. bir ( şey) daha: another match bir kibrit daha. atalar. antropolojik. tlamak.time yan ıba şılık vermek. önceki. 2. will you answer it? Telefon ıyor. tuhaf davranışlar. 1. to -e uymak: This man does not answer to the kar küstahça cevap 2. kin. 2.. kapıya bakmak: Who´ll answer the door? Kapıya kim bakacak? telefona bakmak: The telephone´s ringing. insanbilim. 3. ço ğ. anorak. f. i. s. füzesavar.cevap bir. dili -e kar şı. i. i. düşman etmek. maskaralıklar. önceden tahmin edip ş ona göre davranma. isimsiz. ön. tıb. antropoloji. 2. Yazar gerçek saklamak için takma ad kulland ı.. s. insanbilimci. detonasyon kesici (madde). i. zool. antropolog.

bir tarafa. 1. sahte. antik çağlardan kalma bir şey. afrodizyak. s. i. özgüven. de: I did it anyhow. z.antimissile antipathy antiperspirant Antipodes antiquated antique antique dealer antique shop antiquity antiseptic antisocial antithesis antithetical antithetically antlers antonym anus anvil anxiety anxious any any longer any more any old thing anybody anyhow anyone anyplace anything anyway anywhere AP Ap apace apart apart from apartment apartment house apathetic apathy ape aperture apex aphrodisiac apiece aplomb apocryphal s. bir tarafta: He stood apart (from the others). kendine güvenme. i. ilgisizlik.. i. ilgisiz. s. karşıt anlamlı sözcük. -den başka. bir yer: He never goes anywhere. s. ilk çağlar. Apostle. Kitaplar onar dolara sat ılık. karşıt olarak. 1. süratle: The project is proceeding apace. endişe. antika dükkân ı. s. Hiçbir yere gitmez. parça ba şına. i. karşıt olan. örs. 1. z. her neyse. 2. Ona ra bak. antipati.. çabuk. her birine: The books are ten dollars apiece. z. April. köhne. 1. çoğ. makat. houses are from Di ılmazsa. i. doruk. antik ça ğlar. 2. 2. h ızla. roketsavar. antikacı.tith. bir yana:ayr He´s a good apart 1. antitez. 2. neyse. hiç: Do you have any candles? Sende hiç mum var m ı? No. antik. herhangi biryine kimse. zam. i. antikite. Hiç yardım have Hay dahaany. gene de. i. s. f. herhangi bir şey. Do you need anywhere to stay? Kalacak bir yere ihtiyac ın var mı? I couldn´t find it ıs. 1.e. zam. 1. kayıtsızlık. herhangi bir şey: Anything´ll do. i. 1. karşı tez. tasa. i./Kitaplar ın her biri on dolar. açıklık. so ğukkanl s. i. fazla. aralık. ayrı. bende hiç yok. 2. kayıtsız. sonradan uydurulmuş.ses (äntîth´ısiz) i. want anything. birbirinden ı: The two man. insanlardan kaçan. çağdışı. kaygı. daha fazla: Don´t give me any more! Bana daha fazla ne olursa olsun. ona ra ğ men yapt ı m. antisosyal. i. çoğ. zam. 2. i. anywhere. 1. He did it without any help. 1. antika. daha: I can´t stay any longer.. istemem. erlerinden ayr ı duruyordu.ces (ey´pısiz) i. Associated Press. maymun. i. zaten.ğsay İçki içmesini saymazsak iyi bir adam.dairesi. lakaytlık. geyiğin çatallı boynuzları. bak. Hiçbir z. s. antikac ı. --es (ey´peksız)/a. anüs. zirve.. 2. antikite. ılıyor. i.pi. i. apartman apartman. k k ıs. ilk ça ğlardan kalma. antiseptik.. lakayt. uydurma. i. i. -den his drinking. 1. i. kaygılı. i. ruhb. 2. sarf ınazar edilirse. tasalı. s. artık: Belma doesn´t live here any more. Artık Belma burada oturmuyor. bir şeyin tam karşıtı. 1. doğruluğu kabul edilmeyen. Daha fazla kalamam. z. z. delik. taklit etmek. kimse: Is anybody at home? Kimse var m ı? I couldn´t find ım. s. öykünmek. i. z.. 2. z. ter kesici.. 2. bir yana... bir şey: Do you want anything? Bir şey istiyor musun? I don´t şey neyse. 1. Hiç kimseyi bulamad ğmen. i. 2. anybody. s. 2. her neyse. . Proje çabuk ilerliyor. endişeli. antika. her biri. anybody. s. an. 1. I don´t ır.

b. peydahlan ş.. s. i. ilave etmek. İng. f. dili birdenbire ortaya ç ıkmak. 3. albenili. eklenti. lezzetli. istek. birdenbire peyda olmak. görünüm. 1. özür dileyerek. özür dileme. apandis çıkarımı. ı çekici. alk ışlamak. ek. 4. meydana i.´nde) ç ıkmak. bir hareketin lideri. f. (12 ounces) 373 gram. 1. appall. i. dehşete düşürmek. müracaatta bulunma. 2. i. giysiler. (to) (-e) uygulanabilir. apandisit.apogee apologetic apologetically apologise apologize apology apoplexy apostasy apostate apostatise apostatize apostle apostrophe apothecaries´/troy pound appal appall appalling apparatus apparel apparent apparently apparition appeal appealing appear appear in concert appear out of thin air appearance appease appeasement append appendage appendectomy appendicitis appendix appertain appetite appetizer appetizing applaud applause apple apple polisher applesauce appliance applicability applicable i.(bir f. 1. 1. i. 1. ba ğlı olmak. uzantı. özür dileyen. taviz verme. (dininden/prensiplerinden/inançlar ından) dönme. belli. 4. baş vurma. dili dalkavuk. apostatize. şehvet. f. .. apopleksi. kesme işareti. 1. i. gökb. yatıştırmak. bak. 3. elma. aygıt. eklemek. 3. 2. i. bak. görünürdeki. i. görünüşe bakılırsa. 1. yatıştırma. i. ödün vermek. f.. görünmek. f. İng. çekicilik. sevimli. 2. i. aygıt. ödün verme. 2. huk. 2. k. i. 3. dili (bir yer) çok düzenli olmak. peydahlay ıvermek.. ili ştirmek. taviz vermek. zirve. anat. yeröte. i. çağrı. meze. 2. meydana ç ıkmak. iştah açıcı. özür dilemek: I apologized to him for being late. gözükmek. 2. (to) (-e) uygulanabilme. cihaz. ıvermek. 2. tıb. i. (açlığı) bastırmak. on konser vermek. i. deh şet verici. bak. (belli bir amaç için kullanılan) aygıtlar/makineler. 2. i. şey) yerli yerinde olmak. alk ış. arzu. dili çok kötü. i. i. f. be in apple-pie order k. k. cazibe. aşikâr. f. ilave.. önder. f. f. f. s. (açlığı) bastırma. i. 3. belirmek. iştah. f. cazip. 1. apologize. görünme. i. elma püresi. pol. tıb. i. temyiz: the right of appeal temyiz . dış görünüş. sempatik. hakk s.-e yalvaran (bak ış). z. göze çarpan. (her i. doruk. korkunç. apandis.. i. 2. 2. İng. aç ık. (dininden/prensiplerinden/inançlar ından) dönmek. görünü şe göre. 2. berbat. s. ait olmak. Gecikti ğim için ondan özür diledim.. 1. s. Hz. 1. cihaz. (dininden/prensiplerinden/inançlar ından) dönen kimse. 1. pol. to çekici gelmek. 1. dergi v. çerez. i. k. in (oyunda/filmde) oynamak. 2. s. elbiseler. (gazete. 1.. görünü çıkma. hayalet. z. İsa´nın on iki havarisinden biri. gözükme. şoke etmek. 3. 1.

pol. önlük (giysi). hakk ında. müracaat formu. kıymet takdir etme. takribi. s. f. korku. yaklaşmak. değer biçen kimse. de ğerbilir. şükran. be ğenmek. uygulamalı bilimler. tayin etmek. uygulamak. de inaslık. beğenme. i. 3. uygulamalı dilbilim. 3. 2. bölüştürmek. f. takdir eden. yanaşma.´ni) kararla ştırmak. (bir şeyin ğerini/önemini/gereklili ğini)şanlamak. 1. evhamlı. yerinde. takdir etmek. tahmin. yerinde. yaklaşık. z. 2. 3. tahmin etmek. 1. 1. başvuran kimse. takdirkâr. 1. f. gün v. f. 2. 2. (tarih. tatbiki. 2. takdir etmek.applicant application application form applied applied linguistics applied sciences apply apply a match to apply an embargo apply o. 2. kendine mal etmek. 3. -e yakın bir şey. atan ılan görev/makam. nisan. to apply sanctions appoint appointee appointment apportion apportionment appraisal appraise appraiser appreciable appreciate appreciation appreciative appreciatory apprehend apprehension apprehensive apprentice apprenticeship apprise approach approbation appropriate appropriate appropriately appropriation approval approve approximate approximate approximately approximation apricot April April fool apron apropos i. . 2. -e müracaat etmek: Apply to the head physician´s office. f. endiış i. tespit etmek. takdir. ödenek. s. uygun bulmak. s. aday. -i kibritle tutu ambargo koymak. kuruntu. evham. (bir2. . 2. i. i. kendine mal etme. yakalamak. 3. atama. bir nisan şakası. f. yakalama. yanaşmak. 1. haberdar etmek. de ğerbilirlik. endişe. edat ile ilgili. 2.b. i. kavray şeli. i. tutuklamak. oldukça çok. (bir de şeyin i. staj. i. i. yaklaşma. nisanbalığı. kendini (bir işe) vermek. (to) (-e) atamak. anlayış. bölüp da ğıtma. tayin. randevu. tasvip etmek. değer biçme. 2. to/for -e ba şvurmak. i. (bir şeyin değeri) artma. çırak. Bu soruna yakla şım uygun tasvip. f. 1. i. i. 2. de s. yakla şık olarak değerlendirmek. bölüştürme. yaklaşık olarak. z. -e yakın olmak: The measurements of this room closely approximate (to) my ağı yukar ı.s. saptamak. i. f. minnettar. tasvip. tahsis etmek. tayin etmek. onaylama. uygun bir şekilde. ba şvurma. f. ayırma. kıymet takdir etmek. paylaştırmak. anlamak. -e yak ın olma. kadirşinas. yaklaşım tarzı: We need to change ourbulma. şeyin ğeri) artmak. 1. i. -e ait. tatbik etmek: You şturmak. stajyer. yaptırımlarda bulunmak. çıraklık. tahsis etme. i. pay. atanan kimse. 2. kayısı. uygulama. başvuru. 1. 1. müracaat formu. aşactual i. 3. uygun. tahsisat. kavramak. s. kadir ğerini/önemini/gereklili ğini) anlama. ayırmak. i. uygulamalı. 1. 1. 1. tutuklama. f. farkedilebilecek derecede. i. s. onaylamak. değer biçmek. s. Ba ştabipliğe başvurun. müracaat. approach to this problem. s. 3. bütün dikkatini (bir işe) çevirmek. f. 1. 1. uygun. 2.

i. mavimsi ye şil.. hakem. i. i. arkeoloji. i. şeytan. kemer. i. arşidüşes. s ırakemerler. kavis çizmek. Arap at ı. bak. 1. gaga burun. 2. hakem. i. Arap. tak. yay. Sık k geç kalı r. O kitap yığını devrilir. işlenebilir (toprak). baş düşman. i. i. i. 2. s. akıllı sıyetenek. kartal gagas ı gibi kıvrık. uygunluk. keyfi. istidat testi. kartal gibi. 1. 2. sürülüp ekilebilir. k ıs. 1. kaşlarını kaldırmak. archaic. 1. 1. arkat. arabulucu. yay. arkeolojik. i. 2. (bir ızıyla birinin kararına bağlayarak halletmek. i. archaeological. 2. bak. archaism. suda ya şar. arkeolog. çardak. arbor. Arap rakamlar ı. i. s.. 3. Kova burcu. arabulucu karar i. That pile of books is apt to fall. arkaizm. Arabistan. . Arap. i. i. yay olu şş eytanca. elek. sukemeri. s. Arap. f. arabuluculuk yapmak. kabiliyet. s. i. Arapça. i. i. i. ayak kemeri. over/above üzerinde kemer turmak. s. başpiskoposun makam ı/idaresi altındaki bölge. s. Muhtemel bir durumu belirtmek için kullan ılır: He´s apt to be late.. 2. 1. i. f. 1. Arap. kanun yerine birinin karar ına bağlı olan. ba şmelek. i. akvaryum. kavis. arabulucu. başdiyakoz. f. astrol. 1. 1. architect. i. İng. s. başdiyakozun makamı/idaresi altındaki bölge. başpiskopos. i. arşidük. (iki taraf aras ında) hakemlik yapmak. su sporlar ı. i. arkaik. mat. architecture. arboretum. 2. Arapça..apt aptitude aptitude test aptness aquamarine aquarium Aquarius aquatic aquatic sports aqueduct aquiline aquiline nose Arab Arabia Arabian Arabic Arabic numerals arable arbiter arbitrary arbitrate arbitration arbitrator arbor arboretum arbour arc arc lamp arcade arch arch arch arch one´s eyebrows archaeological archaeologist archaeology archaic archaism archangel archbishop archbishopric archdeacon archdeaconry archduchess archduke archenemy archeological s. ark. ark lambas ı. i. 2. Hrist. to -e e ğilimli olma. 1. s. ark. s. üzerinde kemer gibi uzanmak. i. sucul: aquatic plants sucul bitkiler. (havada) kavis çizmek. 2. 2. i. s. meseleyi) tarafs halletme. Arap at ı. i. 1.. 1. 2. i. yay çizmek. 2. i. atari salonu.

kol kola.archeologist archeology archer archery archetype archfiend archipelago architect architectural architecture archives archivist archway Arctic arctic ardent ardor ardour arduous are Are you serious? area aren`t arena Argentina Argentine Argentinean Argentinian argue argue against argue for argue s. i. 1. i. (iklim/hava için) kuruluk. argument aria arid aridity Aries arise arisen aristocracy aristocrat aristocratic arithmetic ark arm arm in arm i... s. Ciddi misin? i.. Koç burcu. into s.. Arjantinli. . f. s. --n) (from) (-den) meydana gelmek. şevk. i. 2. alan. s. müz. are area.. silahlandırmak.o. atışma. ç ıkmak.. 1.. 1. argue s. i. Arjantinli. bak. i. 1. 2. sandık. i. kol. asilzade. dal. i. kemerli geçit. i. i.rose. çok so ğuk. There are a number k ıs. ardor. s. Arktik. i. arşiv. i.. -i iddia etmek. İng. (toprakta) kurakl ık. i. münakaşa. i. i. okçu. archaeology. Arjantin. çetin. 1.. olmak. aleyhinde aleyhinde konu şmak. ateş. 2. 1. i. arşivci. 2. Arjantinli. kutu. -e alamet olmak. kurak (toprak). s. kuru (iklim/hava). 4. (a. arena. tartışmak. 2. bak. aristokrat. ilk örnek.. i. bak. 1. bak. tak ımada. iddia. bak. okçuluk. aritmetik. arise. Arjantin. mimari. 1. gayretli. mimari. şeytan. aristokrasi. Arjantinli. s. astrol. f. s. 1. i.t. buz gibi. mimar. i. Arjantin´e özgü. out of s. i. s. mimarlığa ait. 1. kavga etmek. m ıntıka. bölge. Argentinean. i.o. mimarlık. tartışarak birini bir şey yapmaya ikna etmek. tartışarak birini bir şeyden vazgeçirmek. i.t. k ısım. Arjantin´e özgü. 3. bölüm. 2. f. saha. i. 2. 2. f. s. çekişme. i. tartışma. that -i savunmak. silahlanmak. bak. gayret. içinde çok ada olan deniz. güç. arya. 3. kol. i. -e belirti olmak. i. ağız dalaşı. s. ateşli. lehinde olmak. arketip. lehinde konu şmak. kemerli giriş/kapı. i. sav. münakaşa etmek. be. yöre: We will use that meadow as a parking not. kavga. şevkli. Arjantin. civar. çekişmek. i. atışmak. O çayırı park alanı olarak kullanacağız. f. archaeologist. 2. i. aristokratik.

tevkif etmek. f. donanma. zırh. ış. 1. 2. giyini ş. (eşyayı) (belirli bir şekilde) yerleştirmek: Elif´s going to arrange the furniture in this room. . kim. 4. varış. k ıs. silahlanma kontrolü.arm of the law arm of the sea arm´s length arm´s reach armada armament armature armchair armed armed forces armed forces Armenia Armenian armful armhole armistice armor armored armpit arms arms control arms race army army of occupation aroma aromatic arose around around arouse arr arraign arraignment arrange arrange flowers arrange for arrangement array arrears arrest arrest s. s. 1. i. için) aranjman. i. düzen. yerle ştirme. i.. elek. i. geliş. s. s. 1. nda: around 6 o´clock saat alt ı suları suları ında: around the table masan ında.. giydirmek. kuvvetli ve hoş kokusu olan. i. silahlar. silahlanma. 2. silahlı kuvvetler.. ı yapmak. i. durdurmak. giymek. işgal ordusu. i. i. Etrafına baktı. 2. silahlı. kara ordusu. tevkif. düzenleme. arranged. i. i. 3. 2. i. huk. s. 1. suçlamak. aromatik bile şik. 2. 2. f. körfez. 1. Bir taksi ayarlar ım. çoğ. (askeri birlikleri) sıralamak. aroma. yaklaşık. 2. huk. birinin dikkatini çekmek. civarında. arrived. silahlı kuvvetler. uyandırmak. koltuk altı. vaktinde ödenmemiş borçlar. tutuklama. terz. orada etraf f. gelmek: When will we arrive? Ne zaman varaca ğız? Has the mail arrived? Posta geldi mi? karara varmak. etraf ına: He looked around. arrival. (san ığı) mahkemeye çağırma. f. müz. edat 1. Ermenistan. suçlama.o. bak. 1. rotor. 2. i. aranjman. armatür. Ermeni. etraf ı nda: somewhere around Naples Napoli civarında bir yerde. z. aromatik. i. i. i. silahland ırma. silahlanma yar ışı. endüvi. (san ığı) mahkemeye çağırmak.. küstah ve kibirli. 1. (haks ız yere) benimsemek. f. ateşkes. döneç. n etrafında. ordu. zırhlı.. s. 2. f. 3..´s attention arrival arrive arrive at a decision arrogance arrogant arrogate güvenlik kuvvetleri. (bir ülkede toplam) askeri güç. 5. tertip. i. kolevi. f. 3. varmak. aromalı. 1. s. arise. tutuklamak.(çiçek düzen. i. (kuvvetli ve ho ş) koku. kim. Bu odan ın mobilyalarını Elif yerleştirecek. f. Ermenice. çiçek aranjman ayarlamak: I´ll arrange for a taxi. i. new arrival yeni gelen. s ıralan6. koltuk (mobilya). kucak dolusu: an armful of oranges kucak dolusu portakal. aşağı yukarı. elin yetişeceği mesafe. kol boyu. 1. küstahça bir kibir. 2. anlaşma. i. i. 2. i. 1. kuvvetli ve ho ş (koku). silahlar. 1. 2.

-dikçe . topçu sınıfı. 3. i. şyası. net telaffuz. aç ıksözlü.. i. 1. sanatç ı. i.. -dikçe: I nabbed him as he was going out the door. sanatsal yönü olan: She is also ılık. özellikle ilk insanların meydana getirdiği sanat i. tıb. anat. (telaffuz). arsenal.. suni/yapay böbrek. boğumlanma. . 2.. açık bir ş İng. the). tan mlık (a. saflık. TIR. 1. 4. enginar. eşya: şitli giyim eedebilen. Zaman ıkça heyecanı arttı. as ever as . saflıkla. He´s taking life more as he gets Kap ı son k. 2. atardamara ait. i. makat. suni. i... s. sanatkâr. ok başı..ifade/telaffuz eklemli.. s. 2. 2. insan eliyle bo yap eseri. i. dilb. yapay. her gibi: as is fast everas her zamanki h ızl 1. bağ.arrow arrowhead arse arsenal arsenic arson arsonist art arterial arteriosclerosis artery artesian well artful arthritis artichoke article articulate articulate articulated lorry articulation artifact artifice artificial artificial fertilizer artificial flower artificial insemination artificial kidney artificial light artificial lighting artificial person artificial respiration artificial sweetener artillery artilleryman artisan artist artistic artistry artless artlessly artlessness arty as as . sanat. anüs. arter. arter. huk. silahhane. damar sertliği... 1. zanaatç ı. yapay aydınlatma. sahte. i. 3. i. i.til. makale.. He ıwas driving as fast as all seriously get-out. i. TIR kamyonu. dilb. beceri. so . yapma çiçek. hile. yapay ışık. kundakç ı. gibi Zehir gibi h ı. sanatkârane. suni/yapay dölleme. i. various articles of clothing üncelerini açık bir çe şekilde ifade 2. yapay solunum. 1. ekilde etmek. z. 1. -irken. 3. tıb.. i.net an. kaba 1. aç ık ı(ifade).artistic. yapay tatland ırıcı. o kadar . ıdan ıkarken çok: yakalad m. 2. 1. bir zekâsı var. anat.ler.. anat. f. i. toplar. 1.y. mafsal iltihabı.. temren. 1. yapma. s. (bir anlaşmada bulunan) madde.. sanatl ı. 2. i. mühimmat deposu. beceriksizce yapılmış. artezyen kuyusu.: As she loves cats. k ıç.men (artîl´ırimîn) i. i. i. ar. s. (top gibi) a ğır silahlar. büzük. eklem. hilesizlik. hilesiz. suni solunum/teneffüs. arteriyoskleroz. kundakç ılık. s. as a general rule i. 4. hilesiz bir şekilde. topçu. anat. aç ık bir şekilde dile getirme. huk. düş oynaklı. ılan oynak.. 2. ustal ık. Onun sanat yönü de var. anayol. 2. sanatkârane. atardamar. i. kurnaz. saf. s. i. çoğ. şey. 2. dili sonçderece. suni/yapay gübre. as all get-out as . 1. arsenik. cephanelik. artrit. ğum.: As the time grew shorter so his excitement mounted. sanatç s. so azald genellikle. Arabay ızlazamanki sürüyordu. bo ğumlu.. ne kadar . tüzel kişi. yazı. oyun.. She asas smart all get-out. kaba. i. sanatsız. ok. hüner. sanatçı ruhuna sahip.

o.: He gave me money as well as E şş imdiye kadar. güya. I´m not going. gibi (olmak): We´ve as good as finished.. doğal olarak. şartıyla: live. ise: As for me.. dahi: I´m going as well. konusunda. en k ıtelefon 1. elimden geldiği kadar. hem . aslında: It´s not a medicine as such. kadar yardım edeceğim. but not as well as E şref. k. Bense gitmiyorum. gibi. -e (benzemek): He looks as if he´s asleep. k. . şimdiki halde. göz aç ıp kapayıncaya kadar. as plain as the nose on your face besbelli. as quick as a wink ile ilgili olarak. simsiyah. öyle/şöyle/böyle: He´s a teacher and is known as such. ona kalırsa. . ayr ıca.. 2. Bana kalırsa . bir çırpıda.. zift gibi. k. çok güvenilir. It´s as good as new.. apaç ık.. da. . as far as it goes. -e gelince.. aslında. Yıllardıgibi. aslında.as a matter of course as a matter of course as a matter of fact as affairs stand as black as pitch as bold as brass as easy as pie as far as as far as he is concerned As far as I can see . gibi. Bana göre iyi. almak. Ya şans ıma. lam. hakk ında. is concerned as far as that goes as fit as a fiddle as for as for me as for the rest as from as good as as good as gold as if as if as is as it were as like as two peas as long as as luck would have it as meek as a lamb as much again as much as one can as nearly as I can tell as one man gayet tabii olarak. bana gelince. İstanbul´a varır varmaz im. gücü yettiği kadar. dili büyük bir küstahl ıkla. her zamanki 1. 1. k. kadarıyla. O öğretmendir 2. ama ref kadar iyi de ğil. much as can. o durumda. sanki. tüm gücümle. 2.t. bir an önce. dili 1. as from now bundan böyle. -er -mez: I´ll call you as soon as I reach Istanbul. dili çok emniyetli. as far as I´m concerned bana göre. sanki. olduğu gibi. şimdiki haliyle. Bitirmi ş gibiyiz. as regards as regards/to as safe as houses as soon as as soon as possible as such as the crow flies as though as usual as well as well as as yet -e gelince: as to him ona gelince. Sanki ş gibi duruyor. ğru gidecek olursak. -den ba şlayarak: as from that date o tarihten itibaren. çok terbiyeli. o zaman. bir elmanın iki yarısı. bir esasen: What propose is good.. 2.. o halde.. hem de . uysal. bir misli daha. sözde. dili bir lahzada. Önerin asl -e göre: It´s fine important as far as I´m concerned.. -cesine: We behaved as though we´d known each other for r tanışırmış gibi davrandık. take s.. turp gibi. de. kuzu gibi. Yeni oldu. ve onu öyle tan ıyor. İng. -cesine.. -diği sürece: You won´t get so much as a penny from me as long as I şadığım sürece benden bir kuruş bile alamayacaksın. 2. İyi yazıyor. 1. 2. geri kalan ına gelince. âdeta. lying down bir şeyi alttan şeyin alt ında you kalmak.He was smiling as if he´d received some good tic. çok sa ğgibi -miş gibi. henüz. yapabildiği kadar: I´ll help as ğiıyla. elinden geldiği kadar. but it aslında. ayr ıca. Ben de gidiyorum. bildiğimgeldi kadar yaklaşı hep birlikte. ona sorarsan. bazı önemli k. çok kolay.. -e göre: as far as I can see gördüğüm kadarıyla. sa ğlığı yerinde. sana edece ğ sa zamanda. uyuyormu güya. 1. -den itibaren. Elimden kI olarak. ama overlooks some details. tıpkı birbirine benzer.. 3. ında iyi. kadar iyi: He writes well. herkes dili dosdo sanki. as far as in me lies as far as it goes as far as s. zaten. It was as though he´d never years.

nasıl isterseniz. yükselen. kötü bir karşılık gerektiren bir davranışta bulunmak. üstünlük. Asya´ya özgü. k. (hükümdar) (tahta) çıkmak. s. 2. i. oksijensiz bırakmak. bayır. istekli. küllük. yükselme. i. dişbudak. amyant. çok soluk. bak. s. asfalt. kuşkonmaz filizi. 1. -den ba ş kimse bunu yapamaz. karaya. henüz. 2. eğri. ı lmak için izin istedi. bakım: Let´s consider this aspect of the problem. yön. s. -mek koşuluyla. Asya. ç ıkmak. 1. aside from Esat. ku şkonmaz.. Asyalı. itibar. can do this. -dikçe. k ıs. görünüş. çöp tenekesi. Anadolu. oyuncunun alçak sesle söyledi ğibir söz. saptamak. i. kül tablas ı. riyazet. s. i. 1. sürece. ka. nefsinin isteklerini k ırarak çok sade bir hayat yaşama. Amac ı ünlü olmaktı.. 2. tiy. 2. American Standard Code for Information Interchange bilg. nefsinin isteklerini k ırarak çok sade bir hayat yaşayan kimse. -mek şartıyla. i. kimsin i. çok solgun. s. k. 2. f. i. belirlemek. Meselenin bu yönünü dü şünelim. i. uyuşmuş. f. 2. 1. 1. nüfuz. i. f. kıyıda. 2. uykuda: The guards were asleep. istemek: He asked to be excused from the table.. yokuş. belayı satın almak. tırmanış. 1.. bak. i. dişbudak ağacı. 2. dişbudak kerestesi. . bir yana: Joking aside. aç ı. sormak. yemek duas ı yapmak. karada. dili bela aramak. f. Paskalya´dan önce gelen büyük perhiz süresinin ilk çar şambası. i. asbest. 1. (araştırma yoluyla) tespit etmek. i. asfaltlamak. i. i. 1. k ıyıya. Asyalı. dili ka şınmak. just who are you? Ş aka bir yana. ufukta görünmeye ba şlayan. 2. dişbudak. Asparagus officinalis. 3. kül. She´s asking a lot for this poodle. bir yana. i. çarpık. Asya. 2. üstün. boğmak. çilecilik. 1. f.. bot. s. bot. f. bir yana: sen? No one. z. Asian. 1. 1. hâkim.as yet as you please as/so long as asbestos ascend ascendancy ascendant ascendent ascension ascent ascertain ascetic asceticism ASCII ascorbic ascorbic acid ascribe aseptic ash ash ash can Ash Wednesday ashamed ashen ashore ashtray Asia Asia Minor Asian Asiatic aside aside from ask ask a favor of ask for it ask for trouble ask/say the blessing askance askew asleep asparagus asparagus spear aspect asphalt asphyxiate aspirant aspiration daha. (uzun zamand ır güdülen) büyük amaç: It was his aspiration to become famous. z. 2. i. 3. çileci. i.. Bekçiler uykudayd ı.. hüküm. 1. askorbik asit. yukarı çıkmak. to -e atfetmek. külrengi. i. z. s. Esat yana. ç ıkış. s. ASCII (Bilgi Alışverişi için Standart Amerikan Kodu). ascendant. 2. Bu Sofradan ayr -e ricada bulunmak. bir kenara. yükseliş. aseptik. s. i. i. z. s. kül tenekesi.

to/after -i amaçlamak. 1. saldırmak. 4. de değ ğer erlendirme. s. Eralp´in öyle yapaca ğını farzetmekle pekâlâ yanılmış . i. montaj hattı. değerli bir nitelik/erdem/beceri. bezmeyerek çalışan. ile ilişkide bulunmak. asimile etmek. i. kıymet takdir etmek: He assessed their house at biçti. servet. ili şki. s. i. 3. anüs. analiz etmek. it herif. f. analiz. analiz edilecek bir örnek. denemek. 3. yat ıştırmak. iş arkada doçent. dindirmek. 1. görev. 1. i. farzetmek. çağrışım. 2. i. ayırmak. 3. 2. i. emval. öne sürmek. 3. toplantı salonu. i. ile görü şmek. -i amaç edinmek.. 1. i. O koku . i. i. azaltmak. Onu soru ya ğmuruna tuttu. ödev. 1. tahlil. 4. çeşitli. 2. toplantı. (para eighty dollars. kaba 1. i. kendini göstermek. montaj. randevu. f. 4.s. 4. 2. f. anüs. 1. f. aspirin. varl ık. mevduat. muavin. i. (bir iddiayı) öne sürme. kaba kıç. sınıflandırmak. f. a şağılık herif. s. tayin. 2. kurum. 1. 2. f. assertion assertive assess assessment assessor asset assets asshole assiduous assign assignation assignment assimilate assimilation assist assistance assistant assistant professor associate associate associate professor association assort assorted assortment assuage assume f. türlü çe şitleri içeren bir bütün. de i. birlik.. toplantı. -i hatırlatmak. -i arzu etmek. i. otoritesini kabul ettirmek. kongre. 2. to -e razı olmak. meclis. 1. çözümlemek. (para miktarıseksen nı) tayinbin etme. büzük. i. dangalak. hücum etmek. Evlerine dolar ğer biçme. fikir: What´s your assessment of the situation? Durum dü ğer biçen: tax assessor tahakkuk memuru. -e sahip olmak istemek. i. (birine) (belirli bir) görev vermek: I assigned you to do kararla i. tayin etmek. f. suikast. with . 2. ş t ı rmak. iş ortağıthat . kaba büzük. k ıymetli şey. puşt. tic. yardım etmek. f. 2. çal f. with 1. atama. i. tahlil etmek. 1. kalabalık. sald i. f. ma). 2. çözümleme. merkep. 2. bir araya toplanma. 1. varsaymak: You´re assuming too much where Eralp´s concerned. i. monte etmek. dikkatli ve devamlı (bir ışatamak.. (emin bir şekilde) ileri sürmek. ırgan. 2. tahsis etmek. 3. i. 2. 1. dethousand şünce. toplamak. -i akla getirmek: I şı associate smell with the back streets of Warsaw. makat. aktif. i. asimilasyon. i.. 2. suikastç ı. yardım. kendini hissettiren. tayin etmek. 3. yağmuruna tutmak: She assailed him with questions. 1. yardımcı. müessir fiil. dikkatli ve devamlı çalışan. iddia. topluluk. suikast yapmak. f. bir araya toplama. değer biçmek. saldırı. saldıran kimse. -i onaylamak. f. rıza. 1. 1. sald ırmak. muhtelif. mal. kararlaştırma. 2. 1. f. dernek. huk. 1.aspire aspirin ass assail assailant assassin assassinate assassination assault assault and battery assay assay assemblage assemble assembly assembly line assembly room assent assert assert o. toplanmak. f. asistan. eşek. f. meclis. 2. onaylama. hafifletmek. i. ayırma. montaj. 2.

İng. küçük gezegen.assumed assumption assurance assure assured assuredly assuringly asterisk astern asteroid asthma asthmatic astigmatic astigmatism astir astonish astonishing astonishment astound astounding astray astride astringent astrologer astrological astrologically astrology astronaut astronomer astronomic astronomical astronomy astute asunder asylum asymmetric asymmetry at at a bound at a clip at a distance at a glance at a stroke at a stroke at all at all costs/at any cost at anchor s. astronom. f. şoke etmek. i.. hareket halinde. asteroit. gerisinde. 1. parça parça. sıkıştırıcı. hayret. s. rahatlatıcı/ikna edici söz. s. i. gökbilimci. s. akıl hastanesi. edat 1. astrolojiye ait. i. şoke eden. tımarhane. zan. çok büyük. at the station istasyonda. arkaya. rahatlatıcı bir şekilde. i. farzolunan. bir anda. f. yıldız falcısı. i. astroloji. cin. i. den. s. 2. z. astigmatik. bak ışımsızlık. 2. 1. bir bak ışta. geminin k ıçına. bir hamlede. hiç. demirli. sanı. hayrette b ırakan. astrolog. sa ğlama bağlanmış. 1. i. yıldız işareti (*). cin fikirli. 1. 2. astım. 1. s. s. gökbilimle ilgili. s. i. sağlama bağlamak. 2. yıldız falcılığı. i. i. bak. hayali. s ığınma yeri. (rahatlat s. . kendine güvenen. 2. varsayım. s. s. birbirinden uzak/ayr ı. şaşkınlık. i. gökbilim. takma (ad). kurnaz. astımlı. melce. demir atm ış. 2. 2. büzücü. f. astronomik (rakam/büyüklük): astronomical prices astronomik fiyatlar. astronomik. astronomi. 1. i. astronot. uzakta. z. ne pahas ına olursa olsun. lokal olarak doku ve damarları büzen ilaç. 1. geriye. astımla ilgili. bak ışımsız. astigmatizm. Bir zaman ı belirtmek için kullanılır: at five o´clock bir hamlede. asimetrik.. z. (ata binmiş gibi) bacakları birbirinden ayrı olarak. heyecan içinde. müneccimlik. 2. mutlaka. i. z. uzak bir yerde. sığınak. i. 1. kendine güven(me). Bir yeri belirtmek için kullan ılır: at my office benim büroda. astronomical. z. ak ıllı. asimetri. 1. gökb. sigorta: life assurance hayat sigortas ıcı/ikna ediciı. faraziye. astrolojik olarak. sözlerle) temin etmek. müneccim. s. şaşkına çevirmek. 2. astrolojik. 3.. i. 2. z. ayakta. z. hızla. hayrette bırakmak. s.

en azından. hakikatte. en sonunda. 2.at any price at any rate at any time at best at best at bottom at close quarters at close quarters at close range at cross-purposes at dark at death´s door at death´s door At ease! at every turn at first at first sight at four o´clock sharp at full blast at full gallop at full length at full speed at full tilt at great length at heart at home at home in at home with at intervals at issue at its zenith at large at large at last at last at least at least at leisure at length at liberty at long last at long last at most at most at no time at odd moments at once her ne pahas ına olursa olsun. özgür. 1. nihayet. 3. derhal. 2. olsa olsa. en sonunda. söz konusu olan. 2. evvela. yakın mesafeden. we enjoyed your şumuza gitti. sizin parti çok ho her an: She could come at any time. ak şam olunca. 2. ölmek üzere. 2. (bir yerde) kendini rahat hisseden. saat tam dörtte. tam kapasiteyle. ayrıntılarıyla. aralarla. hiç olmazsa. en az ından. doruğunda. dörtnala. son süratle. fark ında olmadan apayrı amaçlar peşinde (olmak/çalışmak). Her an gelebilir. en çok. Her neyse. boş zamanlarda. ayrıntılarıyla. . çok yak ından. göğüs göğüse. çok yak ından. genellikle. yak ından. ölümün e şiğinde. her ne hal ise: At any rate. 1. ilk bak ışta. zirvesinde. bari. en sonunda. olsa olsa. 2. en a şağı. her ne ise. sonunda. yak şina. hava kararırken. aslında. tam gazla. Her tür -e a makineden anlar. hemen. detaylarıyla. tan -i iyi bilen: He´s at home with machines of all kinds. Rahat! her keresinde. 1. en fazla. boylu boyunca. ta ş çatlasa. neyse. uzun uzad ıya. bir aya ğı çukurda. hiç olmazsa. 1. aralıklı. İş dünyasını ından ır. önce. son sürat. en az. bir ayağı çukurda. zaman buldukça. (bir konuda) bilgili: He´s at home in the business world. boş zamanı olan. Most of the party immensely. nihayet. kendi evinde. olsa olsa. ortada dola şan. ask. aslında. son süratle. 1. esasında. serbest. her defas ında. 1. serbest. hiçbir zaman. bütün ayrıntılarıyla. her neyse. üzerinde konu şulan. evde.

1. k. zındık (kimse). avazı çıktığı kadar. pahas ına. ayn ı anda. 1. bir vuruşta. ateistik. k. sportif.. olsa olsa. 2. aras ıra. en az. Bir daha ı. i. en geç. ateizm. emrinde. istedi ğinde. o s ırada: şamaya gelince: At that point add the eggs. azami.. en aşağı.. atletik. halihazırda. istediği gibi. s. 2. bir kalemde. 2. barış halinde. Tanr ıtanımaz. dili eninde sonunda. f. k. aynı zamanda. şu an. spora özgü. 1. -i görür görmez.at once at one blow at one scoop at one whack at one´s command at one´s leisure at one´s peril at one´s pleasure at par at peace at present at random at that at that point at the drop of a hat at the eleventh hour at the end of the day at the expense of at the instance of at the latest at the moment at the outside at the rate of at the risk of at the same time at the sight of at the top of his lungs at the top of one´s lungs/voice at the utmost at the very least at this juncture at times at value at will at worst at worst at your convenience at your risk at/in one fell swoop ate atheism atheist atheistic athlete athlete´s foot athletic athletics 1. En kötü ihtimal. Tanr ıtanımazlık. 1. o noktaya gelince. sırada çıktım. . y size uygun bir zamanda. eat. hızla: at the rate of one hundred meters per second saniyede yüz metre hızla. 1. en kötü ihtimalde. dili hemen. . pahas ına. istenilen zamanda. -i görünce. bak. tehlike sorumluluğu size ait olmak üzere. olsa olsa. şimdilik. k. bir vuruşta. o da onun ç ıktO At that üzerine point I left. bazen. ziyan oldu ğu takdirde sizin hesabınıza. birden. Tanr ıtanımaz.. dili son anda. zındıklık. s. all he´ll get is a year in jail. k. bir ıl hapis yer. son dakikada. hemen. dili bir defada. istediği zaman. 1. rasgele. i. sporcu. . İng. şu ara. huzur içinde. i. 2. en çok. başabaş. onun üzerine: Once again she refused. en kötü ihtimal: At worst. o reddetti. sporcu. 2. and at that he left. spor. tesadüfen. İng. madura aya ğı. başına gelebileceklerden kendisi sorumlu olarak. bu noktada. bir çırpıda. ateist. dili en fazla. zındık. bir darbede. istenilen şekilde: The aerial can be rotated at will. boş zamanlarında.... tic. (birinin) iste ği üzerine. 2. piyasa fiyatına göre değerlendirilmiş. derhal. 2. dili avazı çıktığı kadar. ateist. isteğine göre. i. mümkün oldu ğu kadar yakın bir zamanda. şu an. derhal. O aşamaya gelince a k. Anten istenilen yöne çevrilebilir. atletizm.

ataşe. 2. püskürteç. i. dumura u ğramak. 1. f. atomlara ayırmak. marifet. çok kötü. kriz. tavanaras i. 1. 3. eri şmek. f. azaltmak. 2. nükleer enerji. ilgili. giysi. 2. atlas (harita kitab ı). hazır bulunanlar. bağlı. iltifat. nöbet. vurmak. -e dikkat etmek. denemek. inceltmek. esas duru ş/vaziyet. davran ış. 3. 2. i. i.that bakmak. i. 4. atom ağırlığı. 1. atom çekirde ği. (bir hizmette bulunan) görevli: shop attendant tezgâhtar. to -i göstermek. 1. -e delalet do ı. k ılık. f. 2. s. hafifletmek. ilişikteki. bak.. Bond çanta. dili Aferin sana! f. canavarca. dumur. girişimde bulunmak. takmak. tavır. berbat.b. hazır bulunma. 2. 3. saldırı. nükleer enerji. dikkatle izleyen: an attentive audience dikkatle izleyen seyirciler. f. 2. i. çalışmak. kabahat v. elde etme. f. i şçi. i. 3. f. (sıvıyı) püskürtmek. 1. i. . 2. teşebbüs etmek. atom reaktörü. bağlamak. atomik ağırlık. i. 1. -e sevgi. ilişik. 1. sevgiyle bağlı. dumura uğratmak. köreltmek. i. 1. 1. i. f. giydirmek. You He to climb mountain. tutum. (bir suç. 2. nükleer reaktör. eden dikkat genişliği. aksesuar. 2. kefaret etmek. kontrol bak ım. 1. atom bombas ı. berbatlık. elde etmek. ba şarı. i. atmosferik. theater attendant biletleri veya gösteren görevli.. haciz lılık. hücum. kazanma. yer ask. iliştirmek. el koymak. el koyma. varmak. Atlantik. da ğa tırmanmay 2. s. i. 2. dikkatli: an attentive worker dikkatli bir2. İng. f. kazanmak. -e bağkoyma. atom. zerre. flight attendant 3. s. atom çağı. 2. ıflatmak. f. kefaret. telafi etmek. s. iğrenç.´ni) affettirecek harekette bulunmak. huk. 1. huk. O etmek. menfur. haczetmek. tasdik etmek. 1. atomize. f. 2. k. 1. elbise. değerini düşürmek. atmosfer. ermek. 2. dikkat. atomizör. doğrulamak. zay f. atom enerjisi. körelmek. atomik güç.attempted hazır bulunmak. sevgi bağı. iğrençlik. atom sayısı. dikkat eden. sald ırmak. tecavüz etmek. i. kalkışmak: ı denedi. s. (bir belgeyi imzalayarak bir şeyin ğruluğuna/gerçekli ğine) şahadet etmek. i. körelme. ilgi. atom bombas ı. ünlem. 1.Atlantic atlas atmosphere atmospheric atom atom bomb atomic atomic age atomic bomb atomic energy atomic nucleus atomic number atomic pile atomic power atomic waste atomic weight atomise atomize atomizer atone atonement atrocious atrocity atrophy attaboy attach attaché attaché case attached attachment attachment for/to attack attain attainment attempt attend attend to attendance attendant attention attention span attentive attenuate attest attic attire attitude s. 1. -e bakmak. atomik. bir şeye takılabilen parça. canavarlık. i. 1. tedavi hizmet etmek. nükleer atıklar. hücum etmek. i.

sert. s. bağlama. çoğ. 2. sade ve süssüz. f. sertlik. 1. atıf. izleyiciler. 1. Avustralya. Avustralya´ya özgü. 2. i. 1. ya i. 1. müzayede. f. 3. O benim teyzem. teyp kaseti. 2. ha şinlik. s. 2. i. fiz. (iyi/kötü) bir işaret olmak: This augurs well for us. işitilebilir. odyovizüel. İng. Avusturyalı. i. s. s. 2. işitsel. kumral. 1. s. Avusturya´ya özgü. August. cezbetmek. i. s. küstahl ık. işitme ile ilgili. vasıf. çekici. (hesapları) denetlemek. yıpratma. aunt. . matkap. 2. f. f. akort etmek. cüretli. i. çekim. artırma. sade. i. 1. cazibe. çekicilik. alımlılık. Avusturya. otantik. gerçek. i. i. alımlılık. Avustralya. to -e uydurmak. nitelik. aşınma. f. (off) açık artırma ile satmak. -e atfetmek. Avustralyalı. Avustralyalı. i. i. 2. f. i. gerçeklemek. -e mal etmek. ağustos. çekmek. yüce ve çok sayg ın. artırmak. O benim halam. -e yormak. 2. kontrolör.. mezatç ı. z. mezat. 2. hayırlı. sıfır. hala: She is my paternal i. işitilebilecek şekilde. Bu bize iyi bir işaret. küstah. 1. s. to 1. (hesaplar ı) denetleme. zayiat. işitme kanalı. i. s. 2. avukat. 1. burgu. 2. i. i. (bir nedene) ba ğlamak. sıfat. k ıs. i. i. güvenilir: How authentic is this news? Ne derece güvenilir bir haber bu? tasdik etmek. 1. anat. s. i. yorma. konser salonu. dinleyiciler. i.. uğurlu. konforsuz ve dünyevi zevklerden yoksun bir şam. görsel-işitsel. konforsuz. yenge: Aunt Aliye is my uncle´s wife. başsavcı. i. teyze: She is my maternal aunt.attorney attorney general attract attraction attractive attractiveness attribute attribute attribution attrition attune aubergine auburn auction auctioneer audacious audacity audible audibly audience audiocassette audiovisual audit auditor auditorium auditory auditory canal Aug auger aught aught augment augmentation augur August august aunt auspices auspicious austere austerity Australia Australian Austria Austrian authentic authenticate i. i. Avusturyalı. i. Avusturya. 2. i. delgi. 2. s. i. 1. alımlı. i. doğrulamak. 1. aşındırma. seyirciler. f. toplantı salonu. patlıcan. açık artırma. yıpranma. cüret. hakiki. denetçi. s. s. f. -e al ıştırmak. duyulabilir. cazibeli. 1.

the authorities yetkili ki şiler. . izin vermek. otomatik transmisyon.s. para hırsı. bak. s. i. öcünü ç ıkarmak. s. yedek. otonom. dili oto. i. otomat.. otistik. 4. bir kimsenin el yazısı. otomatik pilot. s. f. 3. 2. otomobil. i. s. otomatikle s. İng. yaramak. authorization. f. hav. otobiyografi yazar ı. yazar.. sonbahar noktas ı. özya şamöyküsü. amirane. 2. s. bak.. öcünü almak. 1. otokrat. otobiyografi. otomatik. otoriter. i. İng.. otomatik vites. s. otomatik tabanca/tüfek. i. 2. i. yard ımcı. -den faydalanmak. yarar. otomatikman. f. güz ılımı (21 Eylül´e rastlayan ekinoks). s. i. otomasyon. i. otomatlardan yemek al ınan kafeterya. f. s. 1. otantiklik. otokrasi. müellif. i. cadde. sonbahara ait. yetki. bak.. s. authorize. otomotiv. çok güvenilir ( şey). yetkilendirmek. heyelan. s. elde edilebilir. otopsi. var olma. i. i. yetke. itaat etmeye yönelten. para canlısı. sonbahar. i. autobiographical. z. otomotiv sanayii. gerçeklik. otomatik olarak. saygı uyandıran. i. of availability available avalanche avarice avaricious avenge avenue i. ç ığ. 2. -den yararlanmak. 2. s. otokratik. i. özerklik. izin. otonomi. 1.. i. i. otorite. i. otoriter. özerk. i. otomobil. otomat. i. 1. var. dilb. s. i. 3. 1. f.authenticity author authorisation authorise authoritarian authoritative authority authorization authorize autistic auto autobiographer autobiographic autobiographical autobiography autocracy autocrat autocratic autograph automat automate automatic automatic pilot automatic transmission automatically automation automobile automotive automotive industry autonomous autonomy autopsy autumn autumnal autumnal equinox auxiliary auxiliary verb auxiliary verb avail avail o. k. yard ımcı fiil. bir canlının yapabileceği bazı ştirmek. i. fayda. i. imza. elde edilebilme. 1. 2. yardımcı fiil. güvenirlik. i. güz.. parayla çalışan yiyecek içecek da ğıtma makinesi. otomatik. otobiyografik.

s. hantal. uygunsuz.wok. 2. bir müddet: You´ll have to wait awhile. 1. 2. açıkça söyleme. f. i. mat. dili müthiş. sakar. biz. uçak kullanmak. vasat.. (--red. ödüllendirmek. awestruck. buradan. z. s. dehşet verici. 1. (resmi bir kararla) vermek. bak. itiraf etmek. deplasman i. müthi ş. eğri. öne sürmek. 2. avokado. -i önlemek. uyanmış. hantall ık. ax. -i ı hub şı u içinde b2. şuradan. z. oldu f. ınmak. pilot. ş insan s. amerikaarmudu. ırakan.. uyanık. 3. 2./s. deh şet verici. açıkça söylemek.. i. coşkun. 2. huşu içinde. Pekiştirmek için deplasman. 1. 3. i. f. haberdar. dehşet içinde. Bir süre beklemen ım. with anticipation awake awake awaken award aware awareness awash away away game awe awe-inspiring awesome awestricken awestruck awful awfully awhile awkward awkwardly awkwardness awl awning awry ax axe f. -i deh2. kaç ınılabilir. f. . mükâfat. ortalama. huşu. ödül. insan ı huşu içinde bırakan. tente. fark ında olma. s. -den kurtulmak. beceriksiz. havac ı. münasebetsiz. vasati. z. --ring) (emin bir şekilde) ileri sürmek. hantal bir şekilde. kundurac ı bizi. 1. korkunç. sak önlenebilir. uyand ırmak. i. bir süre. -i aç ıkça ilan edilmiş olan (biri): He´s an avowed monarchist. 2. bak. zor. tığ. to -in farkına varmak.aver average averse aversion avert aviary aviate aviation aviator avid avocado avocation avoid avoidable avoidance avoirdupois avoirdupois pound avow avowal avowed await await s. hu 1.en) 1. f. beklemek.t. -in s. beceriksizce. dehşet. 1.. k. orta. u içinde rakmak. i. sakarlık. hobi. kuşhane. 2. olağan. s. başka tarafa çevirmek. to -in fark ına varmak. z. 1. yamuk. zaman söyler. laz s. f. sak İngiliz ve Amerikan ağırlık ölçü sistemi. i. 3. kullan ılması zor. s.. i. i. i. f. itiraf. O çok i ş ister. 2. hiç hoşlanmama. -den kaç ınma. hevesli. 3. vasati: average annual rainfall yıllık ortalama yağış. Monarşist ğunu hergözlemek. birinin as ıl işi dışında yaptığı bir iş. çarpık. i. i. bir yere. 2. s. -den çekinmek.woke. havac ılık. Onu bir yere kald ır! 3. haz ır olmak. mat. mat. 2. -den ınma. dehşet. 1. -den kaç ınmak. 2. 1. i. fark ında. berbat. of 1. 1. s. 2. f.o. önlemek. uyand ırmak. (16 ounces) 453 gram. şete dü şürmek. 1. k. (a. korkuyla kar ışık saygı. 1. z. bir yana: Put thatmaç away! ı. 2. i. ortalama. 1. balta. oradan: Go away! Git buradan! 2. s. -i önleme. -den kurtulma. i. 1. bot. birini/bir şeyi dört gözle beklemek. s. s. yön değiştirmek. dili çok fazla. s. i. --d/a. i. korkuyla karışık şaşkınlık. -den çekinme. bir tarafa. den s. f. çok. i. pek çok: That´ll take an awful lot of work. uyanmak. f. beceriksizlik. uyanmak. 1.

meleme. arka yer. Rhododendron. f. isk. çocuk. futbol bek. ikinci mevki/rol. azelya. i. çoğ. biberon. i. 1. belkemiği. bebeklik devresi. aks. --ting) ana babalar ı evde olmadığı zaman çocuğa bakmak. muhakkak. mihver. arka taraf.. geveze. f. -e arka olmak. 3. zool. B. k ıs. Azeri. basil. i. gökmavisi. bo şboğaz. sözünden dönmek. mil.cil. i.. fen fakültesi diploması. Azerbaycan. (birine) a şırı bir özenle bakmak. 2.. İngiliz alfabesinin ikinci harfi.3. Bachelor of Arts. aksiyomatik. z. 2. f. çocuk bak ıcısı. -e yard ım etmek: Akif´s company is backing ileri geri. habe şmaymunu.by-sat.. dili sevgili. arka.. gevezelik etmek. Azerice. bebek. i. f. s. ücret veya maa şın ödenmesi gecikmiş kısmı. 2. kaşağı. caymak. i. i. hay hay. çocuk arabas ı. yavru. çocuk bak ıcısı. bekâr erkek. dingil. süt mavisi. i. i. bekâr.es (äk´siz) i. k ısa kuyruklu piyano. arka sokak. taşra. melemek. s ırt. aye. 1. bakara. i. eksen. emzik. (dergi/gazete için) eski sayı/nüsha.li (bısîl´ay) i. i. . -i desteklemek. aksiyom. (su) çağlamak. i. 2. bak. dili k ız. k. 1. 1... çoğ. çocuk ve bebekler için ücretli bak ımevi. bak. 1. isk. s. arka koltuk. b BA baa babble babbler babe baboon baby baby blue baby bottle baby carriage/buggy baby farm baby grand baby sitter baby tooth babyhood babyish baby-sit baby-sitter baccara baccarat bachelor Bachelor of Arts degree Bachelor of Science degree bacillus back back and forth back and forth back country back down back number back number back out back pay back scratcher back seat back street i. i. f. bot. belit. belitsel. şboğazlıbo k etmek. i. bebek. k ıs. i. evet.S. B. (ba. 1.A. s. k ıs. ba. ileri geri. z. açelya. piliç.axiom axiomatic axis axle ay aye azalea Azerbaijan Azerbaijani azure B. açalya. s. ax. bir iddiadan vazgeçmek. i. her ihtiyac ını karşılamak. anat. bir derginin eski sayılarından biri. bebek gibi. baccarat. B. 2.. kreş. k. saçmalamak. anla şılmaz sözler söylemek. sütdişi. edebiyat fakültesi diploması. i. 2. s. 1.

b. 1. k. 4. kulis. . maneviyat. i. müz. pedalı geri çevirmek. destekçi.). omzunda s ırt çantasıyla gezen kimse. 3. 2.gücü. geri gitmek. geriye do ğru. O birikmi ı.back talk back to back back up backache backbit backbite backbitten backbone backbreaking backcomb backdoor backer backfire backgammon background backhand backhanded compliment backing backlash backlog backpack backpacker backpedal backrest backside backslid backslidden backslide backspace backstage backstitch backstroke backtrack backup backup copy backward backward backwardness backwards backwards and forwards backwards and forwards backyard bacon bacterial bactericide bacteriological bacteriological warfare küstahça kar şılık verme. dili k ıç. i. tuzlanmış/tütsülenmiş domuz böğrü/sırtı. bir kimsenin geçmi şteki görgü. 1. s ırt sırta. f. makat. s.. f. i. yedek kopya. 3. f. geri kalm ış. iğneardı dikiş. zemin. yedeklemek. geç kavrayan. i. 1.romatizmas bilg. omurga. z. i. yürek ıcı. belkemiği. i. bak. çevre ve tahsili. f. dili caymak. elinin tersiyle. geç kavrama. 1.bit. tornistan etmek.. istenilenin aksi olmak. e şlik eden. 2.slid/back. beyk ın. arka bahçe. s. ileri geri. bakteriyolojik sava ş.slid. yığılmış iş: You should work on that backlog of unanswered ş mektuplar ı cevaplamaya bakmalısın. i. 1.. (siyasal/toplumsal bir geli şmeye karşı) güçlü tepki.den) (iyi yoldayken) kötü yola sapmak. s. 2. f. i. bilg. i.. arkalık. letters. backbite. elin tersi öne gelecek şekilde yapılan vuruş. i. backslide. evin arkas ındaki bahçe. 1. f. kompliman gibi(vuru gözüken ele söz. f. backward 2. geri kalm ışlık. f. tersine. temel. geri sürmek. çok yorucu. z. 2. tavla. 1. anat. back. (back. elin tersi öne gelecek şkompliman ekilde yapılan ş v. i. arka. en önemli destek. bakteriyolojik. iğneardı dikiş yapmak. ileri geri. yıprat f. geri tepmek.ten) arkas ından çekiştirmek/kötülemek.slid. 2. arka taraf. z.. backbite. sırt ağrısı. dili yasad ışı. gerilik. (back. (saçları) tersine taramak. 2. karakter kuvveti. olup olmadığı belli olmayan ştiri. i. yedek. i. yedek. 2. i. back. arka plan. ı. s. 2. s. i. backslide. i. omzunda sırt çantasıyla gezmek. sırt çantas i. geldiği yoldan geri dönmek. bak. (kan ıtla) desteklemek. destek. s.. fon. s. i. f. 2. arka arkaya. bak. 1. arka çıkmak. k. 1. bak. sırtüstü yüzme.bit. 2. i. i. (daktiloda/bilgisayarda) geri gitmek. geri tepme. (motorun ate şi) geri tepmek. geriye do ğru yapılan. i. bak. lumbago. belkemi ği. 1. bel f. birikmiş iş. 3. perde arkas ı. geri geri. f. f. desteklemek. taraftar. k. bakteriye ait. bakterisit.

Bahreyn. 6.o. ma şrapa lamak. huysuz. bak. is niteliksiz. 2. çuval. birine kefalet tahliyesini sa ğv. i. torbalamak. kefaletle tahliye edilme. 1. için i. (tekneye giren suyu bo şaltmak ile boşaltmak. i. pastane. bakteriyoloji. out bailiff bailiwick bait bake bake sale baked beans baked potato baker baker´s dozen bakery baking baking powder i. s. bakteriyolog. 1. 2. i. 1. 2.b. nişan. ünlem Tu! s. Bahreynli. Bahreyn´e özgü. bagaj. müz.. (--ged. i. hoş olmayan. emanet. i. (bir) pişim. uzmanlık alanı. 2. olta yemi. torba gibi sarkan.o. kesekâ ğıdı. Bahreyn. f. kabartma tozu. ahlaks ız. dili birini/bir şeyi (zor bir durumdan) kurtarmak. şüpheli alacak.t.i. torba. kumpir. on üç. 2. fırın. 2. 1. 2. kefalet. kötü. . 3. Bahama Adalar ı´na özgü. maşrapa v. kâhya. alınamayan alacak. 1. i. zool. kullanılan) kova. i. yetki alanı. çanta. O f. şanssızlık. fırıncı. worst) 1.te. kötü. out bail s. fena bir şekilde: The team was badly beaten. i. şaşırtmak. kapan yemi. (av ı) yakalamak. (san ığın tahliye edilmesi için verilmesi gereken) teminat akçesi. icra memuru. 5. yük vagonu.b. s. vahim. s. ıyla. s. Bahamalı. kese. i. kurabiye. 2. Bahama Adaları´na özgü. bac. Onlar birbirine dü şman. yemlemek. bid. f. --ging) 1.. huk. ciddi.. f. 1. kötü. aksi. 2./s. bakteriye ait. heybe. hiç rahat b ırakmamak. 1. bir sürü yalan dolan. pasta gibi şeylerin satışı.a (bäktîr´iyı) i. fırında pişirmek. 2. i. koymak. bozulmu ş (yiyecek). i. fırında pişirme. dili kötülemek. f. i. çoğ. Takım fena halde yenildi. aldatıcı. ekmek f ırını. evde yapılmış kek. yolcu e şyası. bakteri. 2. 1.bacteriologist bacteriology bacterium bad bad blood bad debt bad debt bad luck bade badge badger badly bad-mouth bad-tempered baffle baffling bag bag and baggage bag lady bag of tricks baggage baggage car baggage room baggy bagpipe bah Bahama Bahamas Bahamian Bahrain Bahraini bail bail bail s. rozet. gayda. engel olmak. şaşırtıcı. Bahamalı. i. çok: That child badly needs a new pair of shoes. f. fırında pişirilmiş kuru fasulye. şapşal duran (pantolon). Bahama. hasta/sakat 4. out (tekneye) tekneye girenederek suyu kova. tulum. fırında patates.ri. porsuk. f.. 2. s. z. i. furgon. k. f. ekmekçi. eldeki imkânlar. 1. sözlerle eziyet etmek. s. 1. bozuk. k. Bahama. Bahreynli. f. s. başının etini yemek. 2.. fena halde. i. ı. (worse. ters. hatal There bad blood between them. bütün eşyasçuvala tüm eşyasını bir torbada taşıyıp sokaklarda yaşayan kadın. 1. i.

balistik. ta şaklar. balkon. husyeler. melisa. i. 1.. yürümemekte direnen. yalın. balyalamak. mak. zırva. bak. tükenmez kalem. f. safra. denklem. 1. i. pelesenk. i. bilanço. balon gibi şişmek. balon. 1. 2. i. i. i. dazlak. k. bir topak hamur. fasa fiso. oy sandığı. rayiha. dili 1. gürültü.. 2. 1. şamandıra ile işleyen kapama valfı. bot. pranga.y. k. f. küre. d. i. topak: a ball of dough i. s. 2. sodyum bikarbonat. 2. argo baya ğı cesur: She´s one ballsy female! Amma taşaklı karı yahu! i. inat eden (hayvan). bilye. barefaced. bale trupu. i. sade. heyecanlı ve şamatalı propaganda/reklam. i. tüysüz. bir engel kar şısında duraklamak. türkü. yumak: a ball of yarn bir yumak iplik. ödemeler dengesi. denge. balad. meşum. terazi. İng. dazlaklık. 1. İng. bilanço. balistik e ğrisi. balast. 2. i. bahşiş. balerin. f. 2. 5. ilaç olarak kullan ılan birkaç çeşit yağ. s. balistik. oy pusulas ı. s. den. 4. balo. i. dili i. i. ayak parmaklar ının kökü. dansör. ğin balans ayarını yapmak. dili (bir şeyin) içine etmek. balo salonu. dengeli. 4. 5. 3. k ılsız.amata. up k. kabartma tozu. s. ithalat ve ihracat aras ındaki değer farkı. 1. tükenmez kalem. 3. atış bilimi. uğursuz. ask. 2. 3. bak. balerin... i. i. dengelemek. patırtı. s.baking soda baking soda baksheesh balance balance a tire balance of a debt balance of payments balance of power balance of trade balance sheet balanced balcony bald bald-faced baldness bale bale baleful balk balky ball ball ball and chain ball bearing ball cock ball of the foot ballad ballast ballerina ballet ballet dancer ballistic ballistic curve ballistic missile ballistics balloon balloon tire ballot ballot box ballpark ball-point ball-point pen ballroom balls ballsy ballyhoo balm karbonat. top. 1. bale. 2. ş velvele. i.. yürümemekte direnmek. ticaret dengesi. i. bakiye. f... 2. güzel koku. (uluslararas ı ilişkilerde) kuvvetler dengesi. ağrı veya sızıyı dindiren . taşak. f. s. dans salonu. balya. dengeli olmak. tükenmez. bail 2. 3. lasti borç bakiyesi. balon lastik. oğulotu. 1. 3. s. saçma. göt. sodyum bikarbonat. i. roket. kokulu merhem. cesaret. 2. argo 1. i.

bant. 1. bir cins salam. 3. ile ağız kavgası yapmak. f. 2. banal. kurdele. fasa fiso. kovmak. dili saçma. Banglade ş. Baltık. 1.. bak. aldatmak. i. 2. 3. banal söz. but don´t you mahvetmek. i. bambu. i. y ığmak. f. sürgüne göndermek. şerit testere. bağlamak. i. bant. i. s. (yarayı) sarmak. bankaya (para) 3.. k. (bir fikri) ortaya atmak. --ning) yasaklamak. i. Bangladeş. k ırkma. yat banka hesab ı. s. 1. plaster. 1. i. Bangladeş´e özgü. 1. 2. bir tahtası eksik. 4. tırabzan küpeştesi. . f. sevinç. s ıradanlık.okumak: ına You can use my car. sürmek. 2. kâ ğıt para. (nehir. göl.. 2. pat ırtı. doland ırmak. canf. tırabzan. birleştirmek. 2. olay. banknot. bir senedin banka tarafından kırılması. muz cumhuriyeti. banal şey. 1. i. çarp i. be bandied about ağızdan ağıza ile at şmak. s. bayağı. v. haydut. korkuluk. şiddetle çarpmak/kapanmak. perçem. banallik. yığılmak. patlama. çarliston biber. kâkül. i. birleşmek. f. şaşırtmak. zümre. Band-aid. yumu şak ve ılık (hava). i. dili sosis. (--ned. yasak. 2. kayış. dili geçici: a band-aid solution geçici bir çözüm. gürültü. f. z ırva. i. yara band ı. i. gürültülü birdare şekilde sansasyon. (bir sözü) çok iyi biliyormu ş gibi kullanmak.b. sürgün. i. pelesenk. i. bir araya toplamak. (bir haberi) ışmak. kemer. müz. tak ım. i. bir araya toplanmak. 2. bang it up! Arabam k. muz. ı kullanabilirsin. k. kötü. haydutluk. i. açık havada çalan müzik topluluklarına özgü ve çoğu zaman üstü kapalı platform. 2. bir banka taraf ından diğer bir banka üzerine çekilen poliçe. menetmek. i. 1. banka. i. s. i. kolan. heyecan. ama canına okuyayım deme! i. 1. cumartesi ve pazar günleri dışındaki resmi tatil. 2. dili kaçık. İng. i. uzakla ştırmak. i. dola ık bacakl ı. 3. zararlı. 1. k. 1. uzun çizgi. sargı. s ıradan. s. 1. tırabzan. e şkıya. kenar. Bangladeşli. banknot. i.. (bulut) ırmak. k.. bando şefi. i. f.´ne ait) k ıyı. çarliston.. yanları hafif meyilli/dik) toprak kümesi.balmy baloney balsam Baltic balustrade bamboo bamboozle ban banal banality banana banana pepper banana republic band band band saw band together bandage Band-aid band-aid bandit banditry bandmaster bandstand bandwagon bandy bandy about bandy words with bandy-legged bane baneful bang bang up banger Bangladesh Bangladeshi bangs banish banishment banister bank bank bank account bank bill bank discount bank holiday bank note s. bando. sargı. Banglade şli. şerit. i. f. f. 2. s.kümesi. söylenmek. dili 1. i. çemberlemek. Çat!/Bom! 2. (set gibi duran.yaymak. banka ıskontosu. İng.

man şet. z. bak. Barbados. s. s.. Barbados´a özgü. bankac ılık. barefoot. sürgülemek. güçbela. 6. iflas etmiş. 3. z. ozan. i. başı açık. ık. 1.. oranı. banka cüzdan ı. iflas ettirmek.bank on bank rate bank vault bankable bankbook bankcard banker banking bankrupt bankruptcy banner banns banquet banter baptise baptism baptize bar bar none bar of soap barb Barbadian Barbados barbarian barbaric barbarism barbarity barbarous barbecue barbed barbed wire barbell barber barbershop bard bare bare bare its teeth bare living bareback barefaced barefoot barefooted barehanded bareheaded barelegged barely -e bel ba ğlamak. (bankan ın çıkardığı) kredi kartı. dili kâr getiren. 3. vaftiz. i. bankac ı. eski. s. i. i. s. i.. Barbadoslu. 2. engel. barbar. kanca. ç ıplak. s. saz şairi. s. dikenli tel. batırmak. 1. i. halter. 1. s ırık. berber. çoraps ız. i. ayr ıksız. düpedüz: That´s a barefaced lie. f. f. Barbadoslu. eldivensiz. s.. f. 2. k. vah şi.. batk ı. üstüne ı bir kancal sos dökülerek ızgarada baharatl ı. aletsiz. 2. takılma. sancak. f. i. Düpedüz yalan bu. Barbados. ız. bak. 3. f. s. i. i. yalınayak. apaç ık. k ıt kanaat geçinme. s. vah şi. i ğneleyici söz. açmak. batkın. ölçü çizgisi. i. f. z. berber dükkân ı. Desteklerine bel ba ğlad haddi. i.. iğneli (söz). silahs ız. i. bar (içki içilen yer). (hayvan) dişlerini göstermek. 2. kızartılan et. berber. i. 2. 2. 2.. -e güvenmek: We are banking on their support. bayrak. hesap cüzdanı. su içindeki seti. para getiren. tıraş etmek.. dikenli. 5. f. şakalaşma. s. etin bu şekilde s. s. gazet. . 4. vahşet. 2. ziyafet. barbekü. i. 1. i. şakalaşmak. s. f. barbarca. alem. i. baro. 2. resmi ziyafet. (--red. --ring) 1. i. iflas. (et k ızartmak için dışarda kullanılan) ızgara. soymak. istisnaskum sabun kalıbı. i. 1.. 1. vah şi. bear 2. z. barbarlık. i. (gelecek bir tarihe ait) evlenme ilan ı. müz. çubuk. takılmak. ancak yetecek kadar. i. faiz banka ıskonto banka kasas ı. bak. İng. i. müflis. ancak. huk. çengel. medeniyetsiz. z. vaftiz etmek. barbar. baptize. i. 1. çıplak bacaklı. 1.

barf bargain barge barge in bark bark bark up the wrong tree barkeep barkeeper barley barmaid barman barmy barn barnstorm barnyard barnyard fowl barometer baron baroness baroque barracks barrage barred barrel barrel organ barrel vault barren barrette barricade barrier barrister barroom barrow bartender barter base base base of operations base s.t. on baseball baseboard baseless basement baseness bash bashful

f., argo kusmak. i. kusmuk. i. 1. iş anlaşması. 2. kelepir. f. 1. pazarlık etmek. 2. for/on -i ummak, -i beklemek: i. mavna. I hadn´t bargained on that. Öyle bir şey beklememiştim. burnunu sokmak, işe karışmak. i. havlama. f. havlamak. i. kabuk; a ğaç kabuğu. k. dili yanlış kapı çalmak. i., bak. barkeeper. i. barmen. i. arpa. i. barın tezgâhında çalışan kadın, barmeyd. çoğ. bar.men (bar´mîn) i. barmen. s., İng. kafadan kontak, kafası bir hoş, çatlak. i. ahır, çiftlik ambarı. f., k. dili ta şrada temsil vermek. i. çiftlik ambar ı yanındaki avlu. kümes hayvan ı. i. barometre. i. 1. baron. 2. çok zengin i şadamı, kral: an oil baron petrol kralı. i. barones. s. 1. barok. 2. şatafatlı, çok süslü. i. k ışla. i., ask. yo ğun yaylım ateşi, baraj ateşi. s. 1. parmaklıkla kapalı. 2. yasaklanmış. i. fıçı. laterna. mim. be şiktonoz. s. k ısır; meyvesiz; kıraç, verimsiz. i. saç tokas ı. i. barikat. f. barikat yapmak: They barricaded the street. Sokakta barikat ılar. yapt i. (çit, duvar, korkuluk gibi) engel; bariyer. i., İng. en yüksek mahkemelerde dava görebilen avukat. i. bar. i., İng. 1. işportacı arabası. 2. el arabası. i. barmen. f. değiş tokuş etmek, takas yapmak, trampa etmek. i. değiş tokuş, takas, trampa. i. 1. temel, esas. 2. ask. üs. 3. kim. baz. s. alçak, adi, rezil. harekât üssü. bir şeyi -e dayandırmak. i. beysbol. i. süpürgelik. s. asılsız, temelsiz. i. bodrum katı, bodrum. i. alçaklık; alçakça bir davranış. f. kuvvetle vurmak, h ızla vurmak. i. 1. hızlı vuruş; kuvvetli darbe. 2. k. dili ş atafatl ı parti. s. utangaç, s ıkılgan, çekingen.

BASIC basic basically basil basin basis bask basket basketball bass bass bass clef basswood bastard bastardise bastardize baste bastion bat bat batch bated bath bath chair bath towel bathe bathhouse bathing bathing suit bathrobe bathroom bathroom fixtures bathtub baton battalion batten batter batter batter batter s.t. down batter s.t. in battered battery battery-operated batting battle battle cry

k ıs. Beginner´s All-purpose Symbolic Instruction Code bilg. BASIC (bir programlama dili).2. kim. bazal. s. 1. esas, temel. z. aslında, esasında. i., bot. fesle ğen. i. 1. leğen. 2. havuz. 3. havza. çoğ. ba.ses (bey´siz) i. 1. temel. 2. kaynak. 3. ana ilke. f. güneşlenmek, tatlı bir sıcaklığın karşısında uzanmak. i. 1. sepet; küfe; zembil. 2. spor say ı, basket. i. 1. basketbol, sepettopu. 2. basketbol topu. i., zool. levrek, hani. i., mus. basso, bas. fa anahtar ı. i. ıhlamur ağacı. i. 1. piç, gayrime şru çocuk. 2. alçak herif, it. f., İng., bak. bastardize. f. alçaltmak; de ğerini düşürmek. f. 1. teyellemek. 2. (kurumamas ı için) (pişen etin üstüne) sıvı dökmek/sürmek. i. kale burcu; tabya. i., spor (beysbol, kriket v.b.´nde) sopa. f. (--ted, --ting) 1. spor sopayla topa vurmak. 2. (göz) k ırpmak. i. yarasa. i. 1. bir pişimde pişirilenler. 2. takım; grup; parti: a batch of books bir parti kitap. s. i. 1. banyo. 2. hamam; kapl ıca. 3. film banyosu. f., İng. yıkamak; ıkanmak. yng. İ (üstü bazen kapalı) tekerlekli sandalye. banyo havlusu. f. 1. yıkamak, banyo etmek; yıkanmak, banyo yapmak. 2. ıslatmak; suya ırmak. bat i. 1. (plaj, göl v.b. kenar ında) kabinli bina. 2. (halka açık) banyo/hamam. i. 1. banyo yapma, yıkanma. 2. deniz banyosu, yüzme. mayo. i. bornoz. i. 1. banyo. 2. tuvalet. banyoya ait sabit e şya. i. banyo küveti. i. değnek. i., ask. tabur. i. ince tahta parças ı, tiriz. f. sert darbelerle vurmak; h ırpalamak; dövmek. i. sulu hamur. i., spor sopayla vuran oyuncu. (yerle bir etmek için) bir şeye vurmak. (delmek/çökertmek için) bir şeye vurmak; bir şeye vurup delmek; bir şeye vurup çökertmek. ı çıkmış, ezilmiş. 2. dövülmüş (kimse). s. 1. hurdas i. 1. elek. pil; akümülatör, akü. 2. ask. batarya. 3. huk. dövme, dayak. 4. dizi, seri, tak ım. s. pilli. i. tabaka halinde pamuk. i. 1. muharebe; meydan sava şı. 2. mücadele, büyük uğraş. f. 1. şmak, dövü mek. 2. mücadele etmek, çok uğra şmak. sava ş naras ı. ş 2. herhangi bir kampanyada kullan ılan slogan. 1. sava

battle fatigue battle royal battle-ax battlefield battleground battleship batty bauble baulk bauxite bawdily bawdiness bawdy bawl bawl out bay bay bay bay leaf bay tree bay window bayberry bayonet bayou bazaar BB BB gun BBC BC be BE be vexed with s.o. be (caught) between a rock and a hard place. be ... shy be a bad judge of be a basket case be a big deal be a byword for be a disgrace to be a good judge of be a hard worker be a match for be a nervous wreck be a nuisance to be a part and parcel of be a past master at be a physical wreck

savaş görmüş kimselerde görülen ruhsal çöküntü. 1. (birkaç kişi arasındaki) büyük dövüş. 2. büyük kavga, büyük şa. münaka i. 1. cenk baltas ı, teber. 2. argo huysuz kocakarı. i. savaş alanı. i., bak. battlefield. i. savaş gemisi, zırhlı. s., argo çatlak, kaç ık. i. gösterişli süs, gösterişli fakat kullanışsız şey. f., bak. balk. i. boksit. z. açık saçık bir şekilde. i. açık saçık oluş. s. açık saçık, müstehcen. f. 1. bağırmak. 2. yüksek sesle ağlamak. argo azarlamak, ha şlamak, paylamak. i. koy, küçük körfez. i. uluma. f. ulumak. i., bot. defne, defne a ğacı. defne yapra ğı. bot. defne a ğacı. 1. cumba. 2. k. dili göbek, ya ğ bağlamış karın. i., bot. muma ğacı. i. süngü. i. bir nehir veya gölün batakl ıklı kolu veya çıkış noktası. i. pazar, çar şı; kermes. i. hava tüfe ğinin saçması. hava tüfe ği. k ıs. British Broadcasting Corporation BBC, B.B.C. (İngiliz RadyoTelevizyon Kurumu). ıs. before Christ M.Ö. (milattan önce), İ.Ö. (İsa´dan önce). k f. (--en, --ing) (kurald ışı çekimleri: şimdiki zaman I am; he/she/it is; we/you/they are; eski thou art. geçmi ş zaman I/he/she/it was; eski thou k ıs. bill of exchange. birine k ızmak. k. dili iki ate ş arasında kalmak; iki arada kalmak; iki cami arasında kalmış beynamaza dönmek; iki arada bir derede ği olmak:kalmak. We´re only twenty dollars shy (birinin) (belirli bir miktarda) eksi of a million. Bir milyona varabilmek için yaln ızca yirmi dolar eksiğimiz var. -den anlamamak. k. dili 1. berbat bir halde olmak. 2. ambale olmak, do ğru dürüst şünemez haldeolmak. olmak. düdili k. çok önemli mec. ile e şanlamlı olmak. -in yüzkaras ı olmak. -den anlamak, -in ne oldu ğunu bilmek. çok çalışkan olmak. (birinin) dengi olmak. k. dili sinirleri bozulmu ş olmak. -in başının belası olmak. (bir şeyin) önemli bir öğesi olmak: These words are now part and parcel of the language. sözcükler (bir konuda) çok Bu usta olmak. art ık dilin önemli bir parçası oldu. sağlığı bozulmuş olmak.

be a picture of health be a be a be a be a be a

turp gibi olmak.

yenilince k ızıp küsmek. poor loser shadow of one´s former self 1. (biri) epeyce çökmü ş olmak. 2. (biri) epeyce çaptan düşmüş olmak. 3. eski halinden dü şmüş olmak. ısı çok olmak. -in yabanc stranger to ... konusu olmak: She was a subject of gossip throughout the village. subject of/for Köydeki dedikodu konusu idi. artık geçmi şe ait bir şey olmak. (bir şey)herkesin thing of the past k. dili (bir konuda) çok becerikli olmak, (bir i şin) ustası olmak. 1. -e iğrenç gelmek. 2. -e son derece ters/ayk ırı gelmek. 1. (kötü bir şey) kol gezmek: Smallpox was about in the town. Şehirde çiçek geziyordu. 2.olmak. ayakta olmak: That morning she was about at the üzerekol olmak; me şgul bir şey yapmak, bir şeyle meşgul olmak: What are you about? Sen ne ıyorsun? You´veIbeen long enough about it! Amma uzun sürdü! yap dan ç ıkmak He -mek üzere olmak: was about to go out the door. Kap ı üzereydim. I knew by heart the poems about to be read. O s ırada ştirilemez olmak. ele -den şüphe edilemez olmak: He´s above suspicion; he couldn´t have been there when it happened. Ondan şüphe edilemez; olay sırasında şüpheden uzak olmak. her türlü 1. yurtdışında olmak. 2. artık sır olmaktan çıkmış olmak: How´d it get abroad that I was here? Burada bulundu ğum nasıl keşfedildi? 3. ev dışına eye) vermi ş olmak. tüm dikkatini (bir ş -de bol/çok olmak: The forest was abundant in game. Ormanda av ı çoktu. hayvan -e uygun olmak; ile uyumlu olmak. -e alışkın olmak. 1. ile tan ışmak, -i tanımak. 2. -i bilmek, -e aşina olmak. (of) (-den) beraat etmek, temize ç ıkmak. (bir şeyin) bağımlısı/tiryakisi olmak. ak ıntıyla sürüklenmek. z. Tavsiyeleri pekiştirmek için kullanılır: Great caution is advisable. Son derece dikkat edilmeli. olmak. -e bağlı -den mustarip olmak. 1. su üstünde yüzmek. 2. (mali aç ıdan) ayakta kalmak, zarar etmemek: The (-den) firm is korkmak. afloat. Şirket masrafını çıkarıyor. 3. (söylenti) dolaşmak: (of) kendi gölgesinden korkmak. peşinde olmak. (birine) yabanc ı gelmek. -in fark ında olmak. kaynamak, çok miktarda bulunmak. -den dolayı çok üzgün olmak. kulak kesilmek, dikkatle dinlemek. gözünü dört açmak. -i candan desteklemek, -e taraftar olmak. k. dili pestili ç ıkmak; çok yorgun olmak. çok heyecanlı olmak; endişe içinde olmak. 1. iyi olmak, zarara u ğramamış olmak: Are you all right? İyi misin? 2. iyi ı fena ğil. 3. uygun olmak, fena olmamak: His grades are all right. Notlar gelince beceriksiz olmak. 2. atde (belirli bir k. dili 1. elleriyle iş yapmaya konuda) beceriksiz olmak. k. dili çok yan ılmak. k. dili 1. tamamen yanl ış olmak. 2. yanılmak, yanılgıya düşmek. gelmek. k. dili (iş için değil) eğlenmek/vakit geçirmek için (hazır) bulunmak. gerektiği gibi olmamak.

be a whiz at be abhorrent to be about be about be about s.t. be about to be above reproach be above suspicion be above suspicion be abroad be absorbed in be abundant in be accordant with be accustomed to be acquainted with be acquitted be addicted to be adrift be advisable be affiliated with be afflicted with be afloat be afraid be afraid of one´s own shadow be after be alien to be alive to be alive with be all broken up over be all ears be all eyes be all for be all in be all keyed up be all right be all thumbs be all wet be all wet be along be along for the ride be amiss

be an old hand at be anathema to be angry about be angry at be angry with s.o. be annoyed with be answerable for s.t. be answerable to s.o. be anxious about be anxious for s.o. to be anxious to be as good as one´s bond be as good as one´s word be as good as one´s word/promise be as thick as thieves be ashamed be asleep be assailed with doubts be assassinated be associated with be astonished at be at be at a disadvantage be at a loss for words be at a loss for words be at a low ebb be at a standstill be at bay be at cross purposes be at daggers drawn be at fault be at hand be at loggerheads be at loose ends be at loose ends be at odds be at one´s back be at one´s best be at one´s elbow be at one´s wit´s end be at one´s wits´/wit´s end be at rest be at risk be at s.o.´s beck and call be at s.o.´s disposal be at s.o.´s disposition be at s.o.´s service

(bir konuda) baya ğı tecrübeli olmak. ... taraf ından nefret edilen biri olmak: She was anathema to the leftwingers. Solcular ondan nefret ettiler. -e sinir olmak. -e k ızgın olmak, -e kızmak. birine gücenmiş olmak. (birine) k ızgın olmak. bir şeyden sorumlu olmak. birine karşı sorumlu olmak. -i merak etmek. (birinin bir şeyi yapmasını) çok istemek. k. dili -i çok istemek. son derece güvenilir olmak. sözünü tutmak, sözünü yerine getirmek. sözünü tutmak, sözünde durmak, sözünü yerine getirmek. k. dili s ıkı fıkı olmak, canciğer kuzu sarması olmak. utanmak. uyumak. kuşkular içinde olmak. suikasta u ğramak, suikasta kurban gitmek. ile ilişkisi olmak; ile ilgisi olmak. -e hayret etmek. -de bulunmak, -de olmak. dezavantajlı olmak. ne diyece ğini şaşırmak/bilememek. ne diyece ğini şaşırmak, söyleyecek söz bulamamak. 1. (birinin) morali bozuk olmak. 2. çok azalm ış olmak. durmak, durmu ş vaziyette olmak; kesilmek, kesilmiş vaziyette olmak. çok zor bir durumda olmak. -in amaçlar ı birbirine ters düşmek/birbiriyle çelişmek. kanlı bıçaklı olmak. kabahatli olmak. el altında olmak; yakında olmak. (with) (ile) ihtilafa dü şmüş olmak. k. dili 1. me şgul olmamak, boş olmak. 2. boşta gezmek. serbest olmak, (birinin) bir i şi olmamak. 1. (birilerinin) aralar ı açık olmak. 2. with -e aykırı olmak. bir kimseye arka ç ıkmak. en iyi durumda olmak, formunda olmak. yanı başında olmak, yanında olmak. ne yapaca ğını bilmemek, şaşırmak. k. dili ne yapaca ğını şaşırmak. hareketsiz olmak, hareket etmemek. tehlikede olmak. her an birinin emrinde olmak. birinin emrinde olmak: While I´m away my house is at your disposal. Ben yokken evim emrinizde. birinin emrine amade olmak. birinin hizmetinde olmak.

be at sea be at the end of one´s rope be at the end of one´s tether be at the end of one´s tether be at the mercy of be at the point of death be at variance with be at war be at work be averse to be avid for be awake to be aware of be awash be bad for be bad news be badly off be baffled be bang on be based on be behind the eight ball be behind the times be beneath s.o. be bent on/upon be bent out of shape be beset by/with be beside the point be beside the point/question be besotted with be better off be beyond belief be beyond dispute be beyond one´s ken be beyond s.o.´s grasp

1. denizde olmak; (aç ık denizde seyreden) gemide olmak. 2. k. dili şçaresiz aşkına dönmü ş olmak. kalmak. son kozunu oynam ış olmak. k. dili çok zor bir durumda olmak, ne yapaca ğını şaşırmış olmak. -in insafına kalmış olmak. ölmek üzere olmak. 1. ile uyu şmamak, ile araları bozuk olmak. 2. -e ters düşmek, ile şmek. çeli ş halinde olmak. sava işte olmak, iş başında olmak. 1. -den ho şlanmamak: He is averse to hard work. Çok çalışmaktan şlanm yor. 2. -e kar şı olmak: were olmak. averse to our plan. Planımıza ho şeyi ıelde etmek için) çok hıThey rslı/arzulu (bir -in fark ında olmak. -in fark ında olmak; -den haberdar olmak. 1. suyla kaplı olmak, sular altında olmak. 2. (bir şey) su içinde yüzmek. 3. with ile dolu olmak; bol miktarda bulunmak. ı olmak. -e zararl k. dili hiç iyi biri/bir şey olmamak. k. dili fakir/yoksul olmak. şaşırmak.

İng., k. dili tam isabet etmek, taşı gediğine koymak.
-e dayanmak. argo zor/mü şkül bir durumda olmak. çağın gerisinde kalmak. birine yak ışmamak, birinin tenezzül etmeyeceği bir şey olmak: That´s maz. beneath you. O sana yakşış ına koymu olmak. -i kafas ına/akl k. dili küplere binmek, ç ıldırmak. 1. -in (olumsuz yönleri) çok olmak: This project´s beset with problems. Bu proje problemlerle dolu. 2. ş -i kaplamak, ey olmak. -i istila etmek: I was suddenly konuyla ilgisi olmayan bir -in (konu şulan şeyle) hiç ilgisi olmamak: That´s beside the point. Onun ı kap yok. alakas İng. -e ılmak, ... sevdasına kapılmak, kendini -e kaptırmak. daha iyi durumda olmak. inanılması mümkün olmamak, inanılmaz olmak. tartışma götürmemek. (birinin) hiç bilmediği bir şey olmak. 1. birinin kavrayışının dışında olmak. 2. birinin elinden kurtulmuş olmak: ık onlara dokunamaz. 3. birinin elde They´re beyond his grasp now. Obir artş ey olmamak. hiç kabul olunacak/onaylanacak

be beyond the pale be beyond/without a shadow of a zerre kadar şüphe kalmamak. doubt 1. -in program ı dolu olmak. 2. -in tüm yerleri dolu/rezerve olmak. be booked up k. dili s ıkıntıdan patlamak/çatlamak. be bored stiff be born with a silver spoon in k. dili zengin bir ailenin çocu ğu olmak. one´s mouth -mesi kesin gibi/kesin olmak: He´s bound to win. Kazanmas ı kesin gibi. be bound to paramparça olmak. be broken to smithereens yangın yüzünden sokakta kalmak. be burned/burnt out be cast adrift be caught short be centrally located be chary of be close to

ak ıntıya bırakılmak. 1. paras ı çıkışmamak. 2. of yanında yeterli miktarda (bir şey) olmamak. İng. sık ışmak, aptesi gelmek. 3. şehrin merkezinde bulunmak. merkezi bir yerde olmak, (bir konuda) son derece ihtiyatl ı davranmak/dikkatli olmak: Be chary of ızı 2. o ş-in irkete rmadan investing your money in that company. Paran olmak. yakyat ını ıolmak. 1. (belirli bir zaman veya yerde) -e yak ın

be closeted with be cognizant of be comparable be composed of be concerned about be conditioned by be conducive to be congenial be conscious of be consoled be contrary to be convulsed with laughter be crazy about be cross with be cursed be damaged in shipment be delayed be delighted with be desirous of be destined be destined for be disdainful of s.t. be disenchanted with be disgusted with be disposed to be done for be doomed to be down in the dumps be down on be down to the wire be dressed in tatters be dressed up fit to kill be due be enamored of be encased in be enchanted by/with be encrusted with be encumbered with be endowed with be engrossed in be enmeshed in be enshrined in be entitled to be equal to be equivalent to be exempt be expecting

görüşme amacıyla (birisi) ile odaya kapanmak. -den haberdar olmak, -in fark ında olmak, -i bilmek. 1. to -e benzemek. 2. with ile kar şılaştırılabilir olmak. -den olu şmak, -den ibaret olmak. -den kayg ılanmak, -den endişe duymak, -i merak etmek. (bir şey) (başka bir şeye) bağlı olmak: Your spending capacity is ın gelir ına conditioned by the size of your income. Harcamalar etmek/sevketmek, -e müsait olmak: This ismiktar a place that´s insanı -e davet ş üncelere dalabilir. conducive reflection. Burada insanolmak. derin dü gelmek. 2. with -e uygun 1. to -e ho şto -in fark ında olmak, -i bilmek. avunmak. -e zıt olmak, -e ters düşmek. gülmekten katılmak. -e bayılmak. -e dargın olmak. lanetli olmak. (mal) yoldayken hasar görmek. gecikmek, geç kalmak. -e çok sevinmek. -i arzu etmek, -e can atmak. for/to talih taraf ından bir şeye yöneltilmek: He was destined for greatness. Kader onu büyük bir adam yöneltti. He was destined ğru) yol almak/gitmek; (bir olmaya yere doğ ru) gidecek olmak: The to (bir yere do ğ ru yol al ı yordu. ship was destined for China. Gemi Çin´e do bir şeyi hor görmek. gözünden dü şmek: I´m disenchanted with him. O, gözümden düştü. -den bıkmak. ... eğiliminde olmak. k. dili 1. mahvolmak; belaya çatmak. 2. pestili ç ıkmak, canı çıkmak. (kötü bir şeye) mahkûm olmak. çok neşesiz olmak, canı sıkkın olmak. -e karşı olmak. k. dili (bir şeyi yapmak için tanınan mühlet) bitmek üzere olmak; (bir işin) mşı ış y olmak: down to the wire. Bu işin sonuna sonuna ırtık pıWe´re rtık olmak, yırt ık pırt ık giysiler içinde olmak. (birinin)yakla üstü ş ba iki dirhem bir çekirdek olmak, çok süslenmi ş olmak. 1. to -den kaynaklanmak/ileri gelmek, -e borçlu olmak. 2. -in verilmesi/ödenmesi gerekmek/laz ım olmak: When is this note due? Bu -e âşık olmak. ile kaplı olmak; ile örtülü olmak. -e bayılmak, -i çok sevmek: She is enchanted with her new house. Yeni ılıyor. evine bay ınca bir tabaka) ile kaplı olmak. 2. (mücevherler) ile süslü olmak. 1. (kal 1. ile yüklü olmak. 2. ile doldurulmu ş olmak. Allah (birine) (bir şeyi) vermek: He´s endowed with a good memory. Allah ona iyiıp bir haf ıza vermiş. gitmek. -e dal (olumsuz bir duruma) dü şmek: He was enmeshed in his own intrigues. ı çok ayağı na dolanm ıştıolmak: . Kendi entrikalar içinde sayg ın bir yeri It´s an expression that´s (bir şeyin)

ız dilinde çok saygın bir yeri enshrined French usage. O deyimin Frans ı olmak. 2. -i yapmaya yetkisi olmak. 1. -e hakkin (bir işin) üstesinden gelmek.
-e eşit olmak. i. 1. karşılık, eşit. 2. dilb. eşanlamlı sözcük, eşanlamlı. (from) -den muaf olmak. f. muaf tutmak. k. dili hamile olmak, gebe olmak.

be fagged out be familiar to be familiar with be famished be fascinated by/with be fast be few and far between be fluent in be flushed with be fond of be for the benefit of be found wanting be free of be free to be free with one´s advice be free with one´s money be from be frozen hard be fucked up be full of beans be given to be going strong be going to be good at be good enough to be good for be good/bad at figures be greedy for be green with envy be guilty of be halfway through be halfway to be hand in/and glove with be happy with be hard at hand be hard at it be hard by be hard hit by be hard of hearing be hard on be hard on the heels of be hard put to be hard put to be hard up be hard up for money be hell on be here to stay

çok yorgun olmak, tur şu gibi olmak. i., argo 1. sigara. 2. homoseksüel erkek, ibne, tekerlek. olmak. -e aşina -i iyi bilmek. çok ac ıkmış olmak. -e kendini kaptırmak. (saat) ileri gitmek/olmak. nadir rastlanmak; çok seyrek olmak. (bir dili) ak ıcı bir şekilde konuşmak. (bir şeyin) verdiği heyecanla dolu olmak. -i sevmek. -in yararına olmak: This concert´s for the benefit of Darüşşafaka. Bu şşafaka´nın yararına. konser Darü kusurlu bulunmak. 1. (birinden) kurtulmu ş olmak. 2. (bir yerden) çıkmış olmak. -ebilmek: She´s now free to marry. Art ık evlenebilir. You´re free to go. Gidebilirsiniz. sorulmadan ö ğüt vermek. paras ını cömertçe harcamak. -den gelmek, -li olmak. donup kaskatı olmak. 1. kafayı yemek, kafayı yemiş olmak; kafayı üşütmüş olmak. 2. (iş/işler) berbat olmak, rezil olmak. ı ve hevesli olmak. k. dili çok canlmahvolmak, (bir şey yapmak) itiyadında olmak. enerjik bir şekilde çalışmak. 1. Niyet gösterir: She´s going to register for that course. O ders için ınıbir yapt ıracak. 2. Zorunluluk gösterir: You are radios. going to get that job, kayd şeyi) iyi yapmak: He´s good at repairing Radyo tamirini (belirli iyi yapar. bir iyilik edip de (bir yard ımda bulunmak): Will you be good enough to ım eder help me? bir Bir süre iyilik için) edip dayanmak: de bana yard 1. (belirli That rug´smisiniz? good for another twenty

yirmi yıl daha dayanır. 2. (belirli bir işe) yaramak: It´s years. halı birolmak. ı iyi/kötü hesabO gözünü (bir şey) hırsı bürümek.
1. çok k ıskanmak, kıskançlıktan çatlamak. 2. gıpta etmek. -in suçlusu olmak, -den suçlu olmak. -in yarısını bitirmiş olmak. -e giden yolun yar ısında olmak: We were halfway to Alanya. Alanya´ya ısındayd ık. giden yolun yar ın ilişki içinde olmak. ile yak -den memnun olmak. kapıda olmak, kapıya dayanmış olmak. k. dili çok çalışmak. -in çok yak ınında olmak; -e çok yakın olmak. -in çok zarar ını görmek: We were hard hit by the cold weather in December. Aralık´taki soğuk bize çok zarar verdi. ağır işitmek/duymak. k. dili 1. (bir şeyi) hor kullanmak. 2. (bir şeyi) çabuk eskitmek/mahvetmek. 3. ndan gelmek. -in(birine) hemen sert ard ıdavranmak. (bir şeyi) zorla/çok zor yapmak: They were hard put to finish it on time. Onuşeyi) vaktinde bitirmeleri çok zor oldu.I was hard put to give her an zorlukla/güçlükle (yapmak): (bir answer. Ona zor cevap verdim. k. dili (birinin) pek paras ı olmamak, (biri) züğürt olmak. para s ıkıntısı çekmek. -i hor kullanmak, -i hoyratça kullanmak. kalıcı olmak, vazgeçilmez olmak: Computers are here to stay. Bilgisayar artık hayatımızın vazgeçilmez bir parçası oldu.

be honeycombed with be hooked on be hungry be ignorant of be imbued with be implicit in be in be in the ascendant be in a (tight) spot be in a bad humor be in a bad mood be in a bad way be in a brown study be in a fix be in a flap be in a good humor be in a good mood be in a hurry be in a pickle be in a pinch be in a be in a be in a be in a

ile dopdolu olmak. k. dili 1. -in tiryakisi/ba ğımlısı olmak. 2. -e vurgun/âşık olmak. 1. aç olmak, karn ı aç olmak. 2. for -i çok özlemek; -i çok arzu etmek, -e susamak. -den haberi olmamak; ... hakk ında bilgisi olmamak. ile dolu olmak: He was imbued with a strong sense of duty. Görev a şkıyla doluydu. -de saklı olmak, -in içinde olmak: That´s implicit in what I said. O, ı. dediklerimde 1. evde/ofiste sakl bulunmak. 2. moda olmak. 3. (mevsimi geldi ği için) (sebze/meyve) ç ıkmak. doğu ufkunda görünmek. 2. (birinin) yıldızı parlamak; 1. (yıldız/gezegen) egemen olmak. k. dili zor bir durumda olmak. -in sinirleri/huyu/heyheyleri üstünde olmak. sinirleri tepesinde/üstünde olmak. 1. ağır hasta olmak. 2. çok zor bir durumda olmak. k. dili dalıp gitmek. zor bir duruma dü şmek. k. dili tela ş içinde olmak. -in keyfi yerinde olmak. keyfi yerinde olmak. 1. -in acelesi olmak, acele etmek: I´m in a hurry. Acelem var. Don´t be in too big a hurry. Fazla acele etme. 2. to (bir şeyi) çabuk/bir an evvel k. dili zor bir durumda olmak.

k. dili zor bir durumda olmak. (aslında istenilmeyen/orada bulunması yasak olan biri) (başkasının) place on sufferance /görmezlikten gelmesidurumda sayesinde bir yerde bulunmak: You müsamahas şeyler yapabilecek olmak. position to do s.t. (about) (bir konuda) ıbir ne yapaca ğını bilememek. quandary değişmek, değişim içinde olmak. state of flux k. dili tela ş/endişe içinde olmak. k. dili somurtup durmak. k. dili endişe içinde olmak. k. dili tela ş içinde olmak. k. dili tela ş içinde olmak. k. dili öfkesi burnunda olmak. İng., k. dili endişe/telaş içinde olmak. 1. (with) (ile) anla şmak. 2. with -e uymak; ile uyumlu olmak. hemfikir olmak; mutab ık olmak. aynı hizada olmak. (birinin) vaktinde ödenmemi ş borçları olmak. -in gözünden dü şmek. (bir davran ış) (birinin) karakterine uymak. (of) -in sorumlusu olmak, -e bakmak: Who´s in charge here? Buraya kim ıyor? olmak, -e uymak. bak -e uygun çok güç durumda olmak. çok zor bir durumda olmak. gözden dü şmüş olmak. gözden dü şmüş olmak. görünmek; görünürde olmak. (kötü bir şeyi) geçirmek üzere olmak. yürürlükte olmak. k. dili (bir şey) en hareketli zamanında olmak, hızını almak; yoluna girmek.

be in a stew be in a sulk/be in the sulks/have a fit of the sulks be in a sweat be in a swelter be in a swivet be in a temper be in a twist be in accord be in agreement be in alignment be in arrears be in bad odor with be in character be in charge be in conformity with be in dire straits be in dire/desperate straits be in disfavor be in disgrace be in evidence be in for be in force be in full swing

be in good taste be in good with be in good working order be in high spirits be in hopes of be in hot water be in hysterics be in juxtaposition be in keeping with be in labor be in league with be in limbo be in line with be in low spirits be in need be in need of be in neutral be in no hurry to be in on be in on the secret be in one´s element be in one´s glory be in one´s right mind be in order be in poor health be in possession of be in possession of o.s. be in power be in practice be in print be in progress be in quotes be in rags be in ruins be in rut be in s.o.´s debt be in s.o.´s grasp be in s.o.´s power be in s.o.´s shoes be in s.t. up to one´s eyes be in session be in shape be in short supply be in short supply be in sight be in step be in stitches

(bir şey) uygun düşmek, yakışık almak, yerinde olmak: That remark was ızdı. not in good taste. O lafgirmi yak ışı ş ks olmak. k. dili (birinin) gözüne iyi işler durumda olmak. keyifli olmak, keyfi yerinde olmak. -i ummak. k. dili ba şı dertte olmak, güç durumda olmak. 1. k. dili gülmekten kat ılmak, gülme krizi geçirmek. 2. isteri krizi geçirmek. birbirine yak ın bulunmak; yanyana bulunmak. -e uygun olmak. doğurmakta olmak. -in müttefiki olmak. iki cami aras ında kalmış beynamaza dönmek. 1. -e uymak. 2. ile bir hizada olmak. keyifsiz olmak. yoksul/fakir olmak. -e ihtiyac ı olmak; istemek.. (motor) bo şta çalışmak, rölantide durmak/çalışmak. (bir şey yapmaya) can atmamak. 1. -e dahil olmak/kat ılmak, -de payı olmak. 2. -i bilmek, -den haberi olmak. sırra ortak olmak. k. dili kendini rahat hissetti ği bir ortamda bulunmak. kendinden çok ho şnut olmak. aklı başında olmak. 1. düzenlenmiş/sıralanmış durumda olmak. 2. (işler) yolunda olmak. -in sağlığı iyi olmamak. -e sahip olmak, -si olmak. kendine hâkim olmak, kendine sahip olmak. (parti) iktidarda olmak. formda olmak. (kitap) yayımcısında mevcut olmak, kitapçılarda bulunmak. devam etmek, sürmek, yap ılmak: The battle was still in progress. Muharebe hâlâ devam ediyordu. The hearing is now in progress. ırnaklar içinde olmak. tırnak işaretleri/t (birinin) giysileri yırtık pırtık olmak. 1. harap/yıkık dökük bir halde olmak. 2. mahvedilmiş olmak. (hayvan) k ızışmak, kösnümek. bir kimseye borçlu olmak. birinin pençesine dü şmüş olmak. birinin elinde olmak. k. dili birinin bulundu ğu durumda olmak, birinin yerinde olmak. (yasadışı) bir işin içinde olmak, bir işe fena halde bulaşmış olmak. (mahkeme/toplant ı/kongre/parlamento) toplantı halinde olmak; yılınaolmak, girmiş kondisyonu olmak: Court´s in session now. (okul/üniversite) ö ğretim formda iyi olmak: The right players (for) (-e) hazır olmak; are in shape. az olmak; az Oyuncular bulunmak. formda. az miktarda bulunmak. 1. yak ın olmak, ufukta olmak: Victory is in sight. Ufukta zafer görünüyor. 2. (with) görülmek, gözle seçilmek. ına) adım uydurmak. 2. with -e ayak uydurmak: We´re 1. (ba şkalar ğa ayak uydurduk. in step with the times. Biz çatlamak. k. dili gülmekten kas ıklarıça

be in store for be in straitened circumstances be in substantial agreement be in sympathy with be in sync be in tatters be in tears be in the black be in the clear be in the doldrums be in the employ of be in the know be in the lead be in the limelight be in the making be in the market for be in the mood to/for be in the pink be in the pipeline be in the process of be in the red be in the right be in the running be in the same ballpark be in the soup be in the swim be in the throes of death be in the way be in the wind be in the wrong be in town be in transit be in trouble be in vogue be in with be in with be in work be in/under one´s charge be incapable of be inclined to be included be inconsistent with be incumbent on be indicative of be indifferent to be ineligible for be infatuated with

(bir şey) (birini) beklemek: A surprise is in store for you. Seni bir sürpriz bekliyor. yoksulluk içinde ya şamak, darlık içinde olmak. temelde anla şmak, temel noktalarda hemfikir olmak. (görüşü/fikri) anlayıp paylaşmak/desteklemek. senkronik olmak, senkronize edilmi ş olmak. 1. lime lime olmak, yırtık pırtık olmak. 2. (ad, şöhret v.b.) mahvolmak. ağlamak. borcu kalmamak, borçlu olmamak. şüphe altında olmamak; masumluğu ispatlanmış olmak. f. 1. (bir şeyi) (bir tırmak/yok Clear table! Sofray ı yerden) kald ırmak/uzakla ın esmediğişbir bölgede etmek: bulunmak. 2. the (birinin işleri) kesat 1. den. rüzgâr

ık ıntısı çekmek; efkârlı olmak. olmak. 3. can ış mak. (birisi için) çals (bir konuda) ço ğu kimsenin bilmediği şeyleri bilmek.
önde/başta gitmek. ilgi odağı olmak. hazırlanmakta olmak; oluşmakta olmak: There´s a new age in the şmakta. making. Yeni niyetinde bir devir olu olmak. -i satın alma canı (bir şeyi) yapmak istemek: I´m not in the mood to go there. Canım oraya gitmek istemiyor. I´m not the mood company. Kimseyle ğlam olmak, turp gibi in olmak. 2. enfor güzel halinde olmak. 1. sapasa k. dili hazırlanmakta olmak. sürecinde olmak, -mekte olmak. borçlu olmak. haklı/doğru olmak. adaylardan biri olmak. -e yak ın olmak. s. kabataslak, yaklaşık: Give me a ballpark figure. Bana kabataslak bir rakam söyle. olmak. k. dili ba şı dertte (of things) k. dili faal bir hayat sürmek; faal bir sosyal hayat ı olmak. can çekişmek. engel olmak, ayak alt ında olmak. k. dili (bir şeyin) (gerçekleştirilmeden önce) sözü edilmek: It´s been in the sözü ediliyordu. wind for some time now. Epey zamand suçlu/kabahatli olmak: You were in theır wrong. Kabahat sendeydi.

şehirde olmak.
(insanlar/mallar) yolda olmak; (insanlar) bir yerden ba şka bir yere geçmekte olmak; (mallar) bir yerden ba şka bir yere taşınmakta olmak. olmak. başı belada 1. moda olmak. 2. ra ğbette olmak. 1. ile arkada ş olmak, ile arası iyi olmak. 2. (birinin) gözüne girmiş olmak. k. dili (biriyle) çok iyi geçinmek; (birinin) gözüne girmi ş olmak. k. dili çalışmak, işi olmak, iş sahibi olmak: He´s been in work since May. ıstan beri çal ışıyor. May ğu alt ında olmak. sorumlulu -i yapamamak, ... yetene ğinin dışında olmak. -e meyli olmak. (in) -e dahil olmak/edilmek. ile çelişmek. -in sorumlulu ğu -e ait olmak, -e düşmek: It is incumbent on you to educate your children. etmek. ının eğitiminden sen sorumlusun. i. -i göstermek, -e işaret Çocuklar -e karşı ilgisiz olmak, -e ilgi göstermemek: He´s indifferent to her. Ona şı ilgisiz. kar uymadığı için) -e alınamamak/katılamamak. (şartlara -e deli gibi â şık olmak.

be infested with be informed about be inherent in s.t. be insensible be insensitive to be intended for be intent on be interested in be intimate with be into be intrinsic to be involved in be involved with be itching to be jealous of be keen on be lacking be laid up be late be leery of be left holding the bag be left holding the sack be left stranded be liable be littered with be loath to do s.t. be located in be long on be lost on be lousy with be low in be low on be low on one´s list be mad about be mad on be marooned be master of be mindful of be misguided be mistaken be mixed up be mixed up in be mixed up with be mounted on be much sought after be mysterious about be nauseated

-in içinde/üzerinde çok olmak, ile dolu olmak: The area´s infested with bandits. Bölge olmak. haydut dolu. -den haberdar bir şeyin aslında var olmak. 1. to -i hissedememek. 2. to -e kar şı ilgisiz olmak; -e aldırmamak. 3. of (tehlikeden) habersiz olmak; farkedememek. olmak; -e ald-i ırmamak. 2. -e duyarlı/hassas olmamak. 1.-e karşı ilgisiz için amaçlanmak, için olmak: This book is intended for children. Bu kitap . is intent on solving the problem. Sorunu çözmeye çocuklar için yazılmış ı olmak: He 1. -e kararl ı . 2. -e dalm ış olmak: He was so intent on his work that he Edebiyata lost all kararl She is interested in literature. -e ilgi duymak, -e merakl ı olmak: ilgi My uncle is interested in reptiles. Amcam sürüngenlere ile duyuyor. samimi olmak. k. dili (bir işle) uğraşmak; merakı (bir şey) olmak. Dividing two into twelve gives six. On iki bölü iki e şittir altı. -e özgü olmak. 1. -e kar ışmak: She was once involved in a scandal. Bir zamanlar bir ıştı.olmak. 2. ile meşgul olmak, ile uğraşmak: He´s involved in a skandala kar şk ış ilim şkisi k. dili ile a -e can atmak. -i k ıskanmak.

İng., k. dili -e çok hevesli olmak, -e meraklı olmak, -e düşkün olmak: be ğe hevesli olmak. keen on acting aktörlü 1. ... olmamak; ... eksik olmak: Something´s lacking here. Burada bir eksiklik var. 2. in -de ... olmamak: He´s in intelligence. Onda ak ıl ık v.b. nedeniyle) 1. biriktirilmek, ilerisi için saklanmak. 2.lacking (with) (hastal ğ a mahkûm olmak. yatakta/evde kalmak zorunda olmak, yata (for) (-e) geç kalmak, (-e) gecikmek.
-den çekinmek. k. dili 1. kabak ba şına patlamak. 2. avucunu yalamak. k. dili 1. kabak ba şına patlamak. 2. avucunu yalamak. bak. be stranded. 1. for -den sorumlu olmak. 2. to (biri) ... e ğiliminde olmak. 3. to ... ihtimali olmak: He´s get caught. Onun yakalanma atliable ılmış (to şeyler) ile darmada ğı nık olmak. ihtimali yüksek. gelişigüzel 1. bir şeyi yapmayı hiç istememek. 2. bir şeyi yapmaktan çekinmek. -de bulunmak/olmak. -in fazlas ı olmak. -i etkilememek. k. dili 1. ile dolu olmak, ile kaynamak. 2. (birinde) bir şey çok olmak: He´s çok. lousy with money. OnunIt´s paras ı az olmak: lowı in cholesterol. Onun kolesterolü az. -in ... miktar k. dili (bir şeyin stoku) az olmak: We´re low on wood. Az odunumuz kaldı. k. dili -in önemli sayd ığı işlerden olmamak: That´s low on my list right now. imdi için sevmek, ön planda de ğ il.ınca âşık olmak. 2. -e bayılmak. O lg k.şdili 1.benim -i deli gibi -e çı

İng., k. dili, bak. be mad about.
(on) (-de) mahsur kalmak. -in ustas ı olmak. 1. -i hatırında tutmak. 2. -e dikkat etmek. 1. (insan) yan ılmak. 2. yanlış olmak. yanılmak. zihni karışmak. -e karışmak, -e bulaşmak. ile ilişkisi olmak. (binek hayvan ına) binmiş olmak. çok aran ılan/istenilen bir şey/biri olmak, çok rağbette olmak, çok rağbet görmek. k. dili -in ne oldu ğunu açıklamaktan kaçınmak; ... hakkında konuşmaktan ınmak; ... konusunda doğru dürüst cevap vermemek. kaç midesi bulanmak.

be necessary be no great shakes be no slouch at/as a be noncommittal be none the worse for be nonplussed be notable for be noted for be nothing but skin and bones be noth-ing to write home about be nuts be nuts about be o.s. be obliged be obliged to do s.t. be oblivious of/to be obsessed by/with be of capital importance be of one mind be of prime importance be of service to be of the same mind be of use be of use for s.t. be of value be of/in two minds about be off be off guard be off in one´s calculations be off one´s nut be off one´s rocker be off one´s trolley be off sick be off the air be off the beaten track be offended be OK, OK be on be on a better footing than ever be on a diet be on a par with be on an even keel be on display be on edge be on familiar ground be on fire be on good terms

gerekmek, lazım olmak/gelmek, icap etmek. k. dili üstün biri olmamak. k. dili (belirli bir konuda) hiç fena olmamak, baya ğı iyi olmak: He´s no ğı iyi. slouch as an artist. Ressamrengini olarak belli baya belirli bir cevap vermemek; etmemek. (bir şeyden) (birine) hiç zarar/halel gelmemek: They were none the worse ı olmadı. for it. Onlara hiç şaşk ına dönmü ş zarar olmak. ile tanınmak, ile meşhur olmak; ... için önemli sayılmak. ile tanınmak, ile meşhur olmak; ... için önemli sayılmak. k. dili bir deri bir kemik kalmak. k. dili tamah edilecek bir matah/mal olmamak. aklını oynatmış olmak, kafadan kontak olmak. 1. -in delisi olmak. 2. -in hayran ı olmak, -e deli olmak. kendisi gibi davranmak, normal bir şekilde hareket etmek. memnun olmak: I´d be obliged if you´d come early. Erken gelirsen memnun olurum. mecbur olmak. bir şeyi yapmaya (etrafında olup bitenlerin) farkında olmamak. -i aklına takmak, aklı -e takılmak. çok önemli olmak, çok önem ta şımak. hemfikir olmak, ayn ı fikirde/düşüncede olmak. çok önemli olmak. -e yardımı dokunmak, -e yardım etmek. hemfikir olmak, ayn ı fikirde/düşüncede olmak. yardım etmek. bir şeye yaramak. değerli olmak. -in hakk ında kesin bir karara varamamak. 1. gitmek; yola ç ıkmak. 2. (elektrik/su/gaz) kesik/kesilmiş olmak; ışık) söndürülmüş/kapalı olmak; (makine/aygıt) kapalı olmak: The (elektrik/ tetikte olmamak. hesabında yanılmış olmak. k. dili aklını kaçırmış olmak, aklını oynatmış olmak. k. dili ç ıldırmış olmak. k. dili kafadan kontak olmak. hastalık nedeniyle işe gelmemiş olmak. (radyodan/televizyondan) yayımlanmamak; yayımda olmamak. k. dili her yerden uzak bir yerde olmak, da ğ başında olmak. gücenmiş/alınmış olmak. iyi olmak. 1. (elektrik/su/gaz) aç ık olmak; (elektrik/ışık) açık olmak. 2. ıt) çalışmak, aç ık olmak. (makine/ayg daha iyi olmak. araları her zamankinden perhiz yapmak, rejim yapmak. ile aynı/eşit derecede/değerde olmak. 1. başta ve kıçta çektiği su aynı olmak, (gemi) dengede olmak. 2. k. dili şey yolunda olmak. her sergilenmek. sinirleri gergin olmak. 1. bildiği bir yerde/yörede bulunmak. 2. bildiği bir konuyla ilgilenmek. yanmak. (with) (biriyle) aras ı iyi olmak: Ece´s on good terms with Ayşen. Ece´nin Ayşen´le arası iyi.

be on guard be on its way out be on one´s hands be on one´s last legs be on one´s mettle be on one´s own be on one´s own responsibility be on one´s toes be on one´s way out be on overtime be on pins and needles be on probation be on s.o.´s side be on s.o.´s trail be on s.t.´s trail be on show be on skid row be on speaking terms be on strike be on tap be on target be on television be on tenterhooks be on the air be on the alert be on the ball be on the decline be on the defensive be on the go be on the high (low) side be on the house be on the level be on the make be on the mend be on the point of be on the right road be on the road be on the safe side be on the shelf be on the skids be on the spot be on the table be on the telephone be on the tip of one´s tongue be on the tip of one´s tongue be on the up-and-up be on the wane

1. nöbet tutmak. 2. tetikte olmak. -in devri kapanmak üzere olmak. (yük sayılan bir şey/biri) -in başında olmak, -in sorumluluğunda olmak. ömrü/miad ı dolmak üzere olmak. elinden geleni yapmaya hazır olmak. 1. başkasından yardım görmeden geçinmek/rızkını kazanmak, kendi nın çaresine bakmak. 2. yalnız başına kalmak. kendini ba şı şeyden) kendisi sorumlu olmak. (yaptığıgeçindirmek, k. dili uyan ık/dikkatli olmak. çıkmak: We were just on our way out. Biz şimdi çıkıyorduk. fazla mesai yapmak, mesaiye kalmak. k. dili diken üstünde olmak, endi şe içinde olmak.

şartlı tahliyeden sonra gözetim altında olmak. 1. birinden yana olmak, birinin taraf ını tutmak. 2. birinin lehinde olmak, ı olmak: Youth is on your side. Genç olman lehinedir. birine yararl birinin izini takip etmek; birini aramak.
1. (av köpe ği) avın izini takip etmek: The dogs´re on the trail. Köpekler iz eyi takip etmek; bir şeyi aramak. sürüyor. 2. bir şolmak. sergilenmekte k. dili serseri ve sefil bir hale dü şmüş olmak. (with) (biriyle) selamla şıp konuşmak. grev yapmak. 1. k. dili hazır bulunmak. 2. (bira) fıçıdan alınıp satılmak. 1. (bir tahmin) do ğru çıkmak. 2. (bir iş) belirlenen süreye uygun olarak ilerlemek. televizyonda olmak; televizyona ç ıkmak. endişe içinde olmak. (radyodan/televizyondan) yayımlanmak; yayımda olmak. tetikte olmak. argo ak ıllı ve dikkatli olmak. (kuvvetli/yüksek bir durumdan) dü şmekte olmak: The birthrate is on the ğum oranı olmak. düşmekte. The Roman Empire was on the decline. decline. Do savunma durumunda birtak ım işlerle meşgul olmak. oldukça pahalı (ucuz) olmak. ... işyerinin ikramı olmak, ... şirketten olmak: Your meal tonight is on the house. Bu geceki yeme ğiniz lokantamızın ikramı. ğruyu söylemek. k. dili do k. dili 1. kö şeyi dönmeye çalışmak; statüsünü yükseltmeye çalışmak. 2. ki için eş aramak. cinsel iliş şmek. (hasta) iyile -mek üzere olmak: He was on the point of going. Gitmek üzereydi. doğru yolda olmak. 1. yolda olmak, seyahat etmek. 2. yola ç ıkmış olmak. 3. to -e doğru ilerlemek. ihtiyatlı davranmak. 1. k ızağa çekilmiş olmak; emekliye ayrılmış olmak. 2. (kadın) evde kalmış olmak. k. dili kötü bir durumda olmak, kötüye gitmek. olayın geçtiği yerde bulunmak. 1. teklif edilmiş olmak. 2. (tasarının/meselenin) görüşülmesi/tartışılması ılmış olmak. ileri birtelefonda tarihe b ırak şmak. k. dili olmak/konu k. dili dilinin ucunda olmak: It was on the tip of my tongue. Dilimin ı. ucunda olmak. ucundayd k. dili dilinin k. dili yalans ız konuşmak; dürüst bir şekilde davranmak: I think he´s on the up-and-up. Bence numara yapm ıyor. azalmakta/batmakta/sönmekte/sonuna yakla şmakta olmak.

be on the watch be on the wing be on to be on top of be on top of the world be on top of the world be on top of things/the news be on trial be on vacation be one jump ahead be one with be one´s own man be one´s own man be one´s own master be onto a good thing be open to dispute be operated on be opposed to s.t. be oriented towards be out be out and about be out for s.o.´s blood be out in force be out in left field be out in one´s reckoning be out of be out of a job be out of character be out of character be out of commission/kilter/whack be out of control be out of earshot be out of favor (with) be out of it be out of line be out of luck be out of one´s mind be out of one´s mind be out of order be out of place be out of place be out of plumb be out of practice be out of practice be out of print be out of print be out of reach

1. tetikte olmak, kulak kesilmek. 2. nöbette olmak. uçmakta olmak, uçmak. k. dili (birinin) ne halt/haltlar yedi ğini/karıştırdığını bilmek. k. dili (duruma) hâkim olmak. k. dili çok mutlu olmak, sevinçten uçmak. k. dili sevinçten uçmak, ayaklar ı yere değmemek, bastığı yeri bilmemek. k. dili olup bitenlerden haberdar olmak. 1. yargılanmak. 2. denenmek. tatilde olmak, tatil olmak: Schools are on vacation. Okullar tatil. k. dili 1. (of) (-den) önce davranarak avantajl ı durumda olmak. 2. of -den ım ilerideolmak. olmak. iki ı fikirde ile ad ayn başına buyruk olmak. yerini korumak. başına buyruk olmak. k. dili yağlı bir iş bulmuş olmak. (bir şey) tartışılabilmek, tartışmaya açık olmak. ameliyat olmak. bir şeye karşı olmak, bir şeyin aleyhinde olmak. -e yönelmiş olmak. 1. dışarıda olmak: He´s out at the moment. Şu an burada değil. 2. (belirli ığı I had to buy them lunch, and bir miktar para) gitmek; (para) aç ı/soka ğa çıolmak: kıp gezmek. (nekahetten sonra) d ışar k. dili birinin hakk ından gelmek istemek. k. dili ortalıkta çok olmak. argo çok yan ılmış olmak. hesabında yanılmak. 1. (bir şey) tükenmiş olmak, kalmamak: We´re out of gas. Benzinimiz bitti. By the time he reached the top of the hill he was out of breath. Yoku şun olmak. işsiz (bir davran ış) (birinin) karakterine uymamak. (bir davran ış) birinin her zamanki davranışlarına uymamak. k. dili bozulmu ş olmak. 1. kontrolden ç ıkmış olmak, frenlenemez olmak. 2. (biri) dizginlenemez olmak. (uzakta oldu ğu için) işitememek, duyamamak. (birinin) gözünden dü şmüş olmak. argo başka bir dünyada yaşamak, hayal dünyası içinde olmak. 1. yersiz/uygunsuz/yak ışıksız olmak, yakışık almamak. 2. sıradan çıkmış olmak. şansı olmamak, şansı yaver gitmemek. 1. aklı yerinde olmamak, aklını kaçırmış olmak. 2. çok öfkeli olmak. k. dili aklını kaçırmış olmak, delirmiş olmak, keçileri kaçırmış olmak. 1. (makine/ayg ıt) bozulmuş/bozuk olmak, çalışmamak. 2. düzensiz ırı olmak. 4. uygunsuz olmak. olmak. 3. usule ayk ışıksız olmak, 1. (her zamanki) yerinde olmamak. 2. yersiz/uygunsuz/yak ışı k almamak. yak 1. (fiilen) yerinde olmamak. 2. uygun dü şmemek.

şakulünde olmamak, şakulden kaçmak. (uzun zamandan beri bir şeyi yapmadığı için) (onu) iyi yapamamak. formda olmamak; formdan dü şmüş olmak. (kitabın) baskısı tükenmiş olmak. (kitap) yayımcısında mevcut olmamak, kitapçılarda bulunmamak, ın) bask ısı tükenmi olmak. (kitab ında olmamak. 2.şeri şilemez olmak. 1. el alt

be out of season be out of shape be out of shape be out of sorts be out of sorts be out of step be out of stock be out of sync be out of the hole be out of the picture be out of the question be out of the running be out of the running be out of the woods be out of the woods be out of this world be out of this world be out of touch be out of touch with be out of work be out of work be out on maneuvers be out on strike be out on the end of a limb be out on the town be out on the town be out to be out to lunch be over be over and done with be over one´s head be over s.o. be over the hump be overcome by/with be overdrawn be overgrown with be overjoyed be overwhelmed by/with be overwhelmed with be par for the course be parallel with/to be peeved at be peopled by/with be perishing be pertinent to be pissed be pleased to do s.t.

-in mevsimi bitmiş olmak. formunda olmamak. 1. formda olmamak, formdan dü şmüş olmak. 2. şeklini kaybetmiş olmak, ıpssinirleri ız olmak. kal k. dili ayakta olmak. k. dili can ı sıkkın olmak, keyfi kaçmak/bozulmak. 1. (with) (ba şkalarına) adım uydurmamak. 2. with -e ayak uydurmamak. stokta bulunmamak. senkronik olmamak, senkronize edilmemi ş olmak. k. dili borçtan kurtulmu ş olmak. k. dili (biri) sahneden çekilmi ş olmak, işin içinde olmamak. k. dili söz konusu olmamak, dü şünülmemek, uygun sayılmamak. (yarışmadan) elenmiş olmak. adaylıktan elenmiş olmak. (hasta) hayati tehlikeyi atlatm ış olmak. k. dili tehlikeyi atlatm ış olmak. argo çok güzel/harika/süper olmak. k. dili süper/fevkalade güzel/fevkalade/harika/harikulade olmak. 1. (with) (biriyle) iletişim içinde olmamak. 2. dünyada olup bitenlerden şmeler hakkında bilgisi haberi olmamak. 3. with (bir konuya) ait yeni geli 1. ile temasta bulunmamak. 2. -den habersiz olmak. işsiz olmak. işsiz olmak. ask. manevra yapmak. grevde olmak. desteksiz kalmak. şehirde yiyip içip eğlenmek. k. dili şehirde zevk peşinde koşmak. (bir amaç) pe şinde olmak; (bir şey) için fırsat kollamak: He´s out to get ından gelmek fırsat kolluyor. They´re to win him. Onun hakk le yeme ği yemeye çıkmışiçin olmak. 2. argo kafas ı izinliout olmak. 3. the argo 1. öğ

pek çalbitmek, ışmamak. kafas şı olmak, sona ermek: The concert´s over. Konser bitti. It´s bitmi zda her şey bitti. over between us. Aram olmak. k. dili tamam ıyla bitmiş ı
1. (su) boyunu geçmek/a şmak. 2. (birinin) bilgisi/yeteneği dışında olmak. birinin amiri olmak; birinden daha yüksek bir görev/makam/rütbe sahibi olmak. işin en zor tarafını atlatmış olmak, düze/düzlüğe çıkmak. -den (kötü bir şekilde) etkilenmek: She was overcome by the smoke. ı kendinden2. geçti. He was overcome emotion. Öyle Dumandan dolaygöstermek. ından fazla para with çekmi ş olmak; 1. borç bakiyesi hesab ş olmak. (hesaptan) fazlav.b.) para çekilmi olmak. (yabani bitkiler ile kapl ı/örtülü çok sevinmek. 1. (duygulara) yenik dü şmek, yenilmek. 2. (sorumluluk, ağır bir iş v.b.) ezilmek. alt -e garkolmak. -eında boğulmak, k. dili normal sayılmak. 1. -e paralel olmak. 2. -e benzemek. -e sinirlenmek, -e sinir olmak. (bir yerin) halk ı/personeli -den oluşmak/ibaret olmak. 1. çok ü şümek. 2. (hava) çok soğuk olmak. ile ilgisi olmak, ile ilgili olmak. 1. off k ızmış/sinirlenmiş olmak. 2. İng. fitil/çok sarhoş olmak. (bir şeyi) memnuniyetle yapmak: I´d be pleased to do it. Memnuniyetle yaparım.

(tedaviye) cevap vermek. 2. -e k ızmış/sinirlenmiş olmak. kirli olmak. iskandil etmek. 3.. Bu binada fareler ile dolu olmak: yor... Africa. beto an . şakullemek. birbirine zıt olmak. 1..s. bir insan oldu 1.o. dili -in az vakti olmak. olağanüstü bir şey olmak: It is quite şmsomething ış olmak. -den olumlu bir şekilde etkilenmek. k. sıkışık olmak. Onun dürüst bak. 1. cevap vermeye istekli olmak. ask. Çabuk ol/olun! 1.ş olmak. olmak. z.´s due -den memnun olmak. k.. f.. k. (to) (ile) olmak. k. şaşırmak. Onu çok ğilimi olmak. herkese nasip olmamak. Onlar ılıyor. to -e duyarlı/hassas olmak. k. (kuş) havada hareketsizmiş gibi durmak. 2. be plugged into be plumb be pocked with be poised for be poised for battle be poised in the sky be poles apart be polluted be positive (of/about) be possessed of be possessed with be predicated on be predisposed to be prejudicial to be prepared be prepossessed by be pressed be pressed for time be pretty well suited to be priced at be privy to s. birinin s ırdaşısat (bir eylemi) defalarca yapmak: She was profuse in her praise of him. to be made a countess these days. zamanı dar olmak. -in üzerine kurulmu -e dayanmak. to. kendinden memnun olmak. -e eövdü. ın olmak.. be resigned to be responsive be retired be revolted by be rid of be ridden with be rife be round the bend be rumored be s. emekli/tekaüt olmak. dili (bir sisteme) ba ğlı olmak. k. to tıb. afallamak. birer milyona olmak.. -e hazır olmak. söylenilmek. -ehonest akrabal u ba san . person. -den gurur/k ıvanç/övünç duymak. -den kurtulmak: We´re rid of them now! Onlardan kurtulduk artık! This building is ridden with rats. şakulüne (çukurlar) ile 3.be pleased with be pleased with o.. hazır/hazırlıklı olmak. olduğ ğ u söyleniyor. 2. oldu ğu ilgili söylenmek: He is reputed to 3. -e karşı dayanıklı/dirençli olmak. şakulünde olmak. Onlarla ık ğıılmak. -e satılmak: They´re priced at a million liras each. 1. delirmiş olmak. (ile) ilgisi olmak. resign o. 2.o. -den kurtulmu ş olmak.. -in vakti çok daralm ış olmak. 2. çok iyi bir şey olmak. sıkışık bir durumda olmak.. dili keçileri kaçırmış olmak. tutkusuyla yan ıp tutuşmak: He was possessed with a desire to see görme tutkusuyla yan ıp tutuş uyordu. yok. -e meyilli olmak. kayn çok ı yayg İng. -den tiksinmek. a ğızdan ağıza dolaşmak. (-den) emin olmak. sava şa hazır bir şekilde beklemek.s. düpedüz. -e sahip olmak. fiyatı . dolu olmak. ile iftihar etmek. dayalı -e meyilli/e ğilimli/yatkın olmak. birinin hakk ı olmak. -e iyi uymak. dili gerçekten. -e zararlı olmak.´s secrets be profuse in be prone to be proof against be proper to be proud of be provoked at be pushed for money be pushed for time be puzzled Be quick about it! be quite something be quits be related be reputed to be .getirmek. . to -e razı olmak. dili para s ıkıntısı çekmek.. dili hesapla 1. -e uygun/özgü/ait olmak. ile övünmek. (to) (ile) akrabalık bağı olmak: He´s not related to them. . Afrika´yı-e olmak. 2. -e kendini kaptırmak.

(belirli bir miktarı) (s. gibi bir şey olmak. He´s one ç ı olmak. ayrılmak. bizim (biri) kendi ında bir . 1. k. dili (birinin) her şeyi tıkırında olmak. programa göre (belirli bir zamanda) olmak. ı tutuyor. dili işten başını kaldıramamak. başını kaşıyacak vakti olmamak. Filozof (biri) gibi bir kendi . (bir şeyi) -den yana olmak. dili çok zor bir durumda kalmak/bulunmak. olmak: She´s something of . Bu konuda kanunda yaz ılı bir şey yok. Onda pek kafa yok. esirgemek: Don´t be sparing with the ğınıHe esirgeme! He´s in hisşmek praise. 2. önyarg şey) (belirli bir miktarda) eksik olmak. gibi bir şey herkes şey çap o. -den kurtulmak. in disguise be scared be scheduled Be seated. dili -e fazla yumu şak davranmak.) (birinde) ı k ış t ı ramamak: I´m short five books. a poet. (varolan şeyler/birileri) kâfi gelmemek. -de personel eksikli İng. olmak: His flight is scheduled to arrive at three o´clock in the huk. yetmemek. Fincanlar gelmek. dili sarhoIşwas (bir şeyi) çok az yapmak/kullanmak. 1. (bir işin) ustası olmak. (bir yerden) (belirli bir uzaklğ ıkta) short of cups.” “Üzüldüm.” sorry to see her go.. (belirli bir şeyin) kısaltması/kısas 1.o. Alibeyköy´de adamçap olmak. 2. Dövü için kaşı nıyor. dili on iyi this durumda k. Monday. kusmak. kardan mahsur kalmak.olmak.. . I´m He´s actually a conservative in disguise. dili -den illallah demek: I´m sick and tired of this! Bundan illallah! midesi bulanmak.. bulunmak: The village was set deep in the mountains.. kendi kurdu -in tutsa ğı olmak: She was shackled by her prejudices. üzülmek. ında bir . k.. Şair gibi bir şey o. büyük bir side.” “Yusuf öldü. planda olmak: Construction is slated to start on pazartesi günü ba şlayacak. (bir yerde) bulunmak: The town´s situated on a river. köşeye sıkışmak. k.” “I´m sorry. k.. Bir yana kayk İ ng. -in taraf ını tutmak. birinin yan ından ayrılmamak. Köy da ğların ında bulunuyordu. butter! Tereya şınmak: is spoiling for sparing a fight. be separated be set be set in one´s ways be shackled by be short be short for be short of be short on be shorthanded be shot of be shot through with be shy about be shy of be sick be sick and tired of be sick at one´s stomach be sick for be sick of be silent on be sitting pretty be sitting pretty be situated be skilled in be slanted towards be slated be slumped to one side be snookered be snowed in be snowed under be soaked in be soaked to the skin be soft on be solicitous be solidly for be something of a .. k.. dili iliklerine kadar ıslanmak. -den bahsetmekten çekinmek. O gizli bir Tanr (of) (-den) korkmak: scared of spiders. olmak: He´s somewhat of a philosopher. Görüşlerin tamamen birleştiğini belirtir: Alibeyköy is solidly for our man.´s shadow be s. programda olmak. 2.. k. eksik olmak: We´re ım ız kâfi de ğil. üzgün olmak: “Yusuf died. humor. hakk ında hiçbir şey dememek/söylememek/yazmamak: The law is silent point. (bir şeyde) (bir öğe) yer yer bulunmak: Her poetry is shot through with Şiirlerinde yer yer mizah var. dili ka kol ve bacaklar ı yana açılmış durumda yatmak. about -e ilgi göstermek. bir şey kılığına girmiş olmak: That´s a blessing in disguise. Örümceklerden korkuyorum.. 1. 1. Bende beş kitap eksik. pek on -işa akl ına koymak: He´s set on going. -den bıkmış olmak. hasta olmak. kenar yapmak..t. (bir giysi) (birine) k ısa olmak: He´s short on ği smarts. ile dolu olmak.be s. Şehir bir nehrin ındaiyi bulunuyor. Gitmeyi ortas ğu düzenden şmayan biri olmak. dili -e k ızg 1. ayrı yaşamak. k. I´m sorry I´ve olmak.. 2. 2. olmak. be somewhat of a .. İng. O aslında ının bir lütfudur. 2. k. -den çekinmek. k..t. Gitti ğine üzüldüm. Kendi ılarının (bir tutsa ğıyd ı. -i çok özlemek. . ın/gücenik olmak. tarifeye göre (belirli bir zamanda) Oturunuz. Plana göre in şaat ış ılm ış/yaslanm olmak: He was sitting slumped to one bir yana kayk ılm ış oturuyordu. -i merak etmek. Çok az över.. to (bir şey) yapmak istemek. be sore about be sorry be soused be sparing in/with be spoiling for be spread-eagled birinin gölgesi olmak. (belirli bir konuda) birinin eksikli i 1.

Bu meclisin aş ağı kalmak. 2. çok şaşırmak. (belirli bir olaydan) sonra olmak/vuku (belirli bir bulmak. k. 2. intihar etmeyi dü -e uygun olmak. 2. k. (bir şeyin) yabancısı olmak. The 1.. -den ku aşırı miktarda olmak. ş olmak. Bu gelir vergiye tabidir. k. olmak. This is subject to confirmation the assembly. nemli olmak. (birine) dürüstçe davranmak. mahsur kalmak: We were stranded at the airport for fifteen hours.s. dili -i çok sevmek. 2. Gözleri ya şla doluydu. (belirli bir) izlenim bırakmak. 1. (belirli bir konuda) iyi/yetenekli olmak. (biri) için biçilmiş kaftan olmak. çok miktarda . about k.birlikte 2. (bir şey için) kolay bir hedef olmak: This place is susceptible naval attacks. 2. (yüzey) yap ış yapış olmak. 1. dili hık demiş (birinin) burnundan düşmüş olmak. k.. 2. süre kapal k. var olmak: Two hours later the pain was still there. kendinden emin olmak. diliiş (birine) â şık olmak. Bu zaman masa toz içinde. (bir ış . (gemi) karaya be ı halde ıbelirli bir amaç için çalış mak. duvar gibi olmak. yer yer bulunmak. olmalı? yeterli olmak. buz gibi olmak. -in ölümüne neden olmak. 1. (at/by) (-e) şaşakalmak. -in kurban ı olmak. (bir şey) çok bulunmak. On ş saat boyunca havaalan nda mahsur kald ık. gerekmek. with k. Ne ihtiyac ın olsa vard ı olmak: This table´s with dust. (iki duymak: kişi) fit olmak. k. Onların evi misafirlerle dolup fazla k. -i çok be ğenmek. be surrounded by/with be susceptible to be suspicious of be swamped with be sweet on be sympathetic to/towards be tailor-made for be taken aback be taken ill be taken up with be taken with be talked out be tangent to be tantamount to be the death of be the spitting image of/be the spit and image of be the victim of be there be thick with 1. dili tamam ıyla soğumuş olmak. 1. beklenmek: You´re supposed to stand up when he walks in. İki saat sonra hâlâ ağrı ı. (bir hastalığa) karşı direnci olmamak. -den etkilenmek. destek vermek. ile meşgul olmak. ş ünmek. kapl She´s always there whenthick you need her. (hava) yapış yapış karmak. 1. Avlu duman içindeydi. oturmuş birbirine zıt olduklar 1. Sevgiden yoksun kalm 1. ile dolu olmak: Her eyes were suffused tears. şey) (bawith şka bir şeyi) akla getirmek. (biriyle) do ğru/yalansız konuşmak. k. hissini vermek. 2. -den daha az önemli (bir şeyden) şkas ın ın) emrinde olmak. -e tabi/ba ğlı olmak: This income is subject to taxation. yapışkan olmak. kişi) hesapla şmış dili (bir hesap) görülmü şeyin) eksikli ğini/yoklu ğunu çok He´s (iki starved for affection. 1. O ğinde aya ğa kalkmanız bekleniyor. ı dili (bir konuda) ç ıış kald ıktan sonrazorluk bunalm olmak. dili meteliksiz olmak. (baolay ı) takip etmek. (biri/bir şey) için özel olarak yapılmış olmak.. 2. -den sonraby gelmek. (birine) doğru söylemek. . 2. -den hoşlanmak. be ş parasız olmak. dili bir yerde uzun 3. dili (biriyle) aç ık konuşmak. söyleyecek sözü kalmamak. lazım olmak: You´re girdi ile dopdolu olmak. -i çok desteklemek. ile aynı olmak. (belirli bir renge) boyanmak. olmak. (bir yer) (birine) yabanc ı olmak. ile eşanlamlı olmak. (görüşü/fikri) anlayıp paylaşmak/desteklemek. Çok i var.. 1. -den şüpheto etmek. içinde boğulmak: He´s swamped with work. hastalanmak. -in hizmetinde olmak: Should faith be subservient to reason? İnanç aklın hizmetinde mi yetmek. Buras ı denizden şku duymak. They´re swamped with guests.be square be starved for be sticky be stir crazy be stone broke be stone cold be stone deaf be straight with be stranded be strange bedfellows be strange to be strong for be strong in be strong on be studded with be subject to be subordinate to be subsequent to be subservient to be sufficient be suffused with be suggestive of be suicidal be suitable for be supportive be supposed to be surcharged with be sure of o. (bir . etrafı (bir şey/birileri) ile çevrili olmak. ile kaplanmak. ile courtyard was thick with smoke. -e teğet geçmek. dili tamamen sa ğır olmak.

tamirde olmak. turşuya dönmek. koruma altında olmak. be -unashamed -in fark ında olmamak. yaln şaşırıp kalmak. 1. zan altında bulunmak. birinin zarar ına olmak.´s disadvantage be to s. dayanmak. -i çok istemek. 2. 1. of (organizma v. İşin zorluğu karşısında cesareti yasaklanmak. 2. k. alkollü olmak. of be unable to get a word in karşısındakinin fazla konuşmasından dolayı ağzını açamamak. -den habersiz olmak: He is be unaware of unaware of ıhis Çevresindekilerin fark ında değil. (bir şeyin) (belirli bir şeye/yere) verilmesi planlanmak. 1.o. -amamak. tamir edilmek. They are zlıksurroundings. 1.ş(with) (-i) bitirmi şi araszorunda ındaki iliş ki bitmiş olmak: Sevda yaramaz olmak. stres içinde olmak. (birinin) (belirli bir yere) gösterilmesi planlanmak. -e tabi olmak: The value of the mark is tied to the value of değeri sterlininkine bağlı. duymak. k. Geleceklerini duymak beni son derece memnun etti. old man.b. 2. ğ lenmek. (with) k. hayretler içinde kalmak. -den rahats be uncomfortable with be undaunted by be under a ban be under a cloud be under arrest be under attack be under consideration be under construction be under custody be under discussion be under guard be under house arrest be under oath be under pressure be under repair be under s. -e sad sözünü tutmak. -in egemenliği altında olmak. -e susamak. zannetmek. (manevi) bask ı altında olmak. sözünü yerine getirmek. inşaat halinde olmak. -den usanmak. için çok-e zor olmak. Susad ım. ıkmak. çok e -e bağlı olmak. aday son derece memnun olmak: I´m tickled (belirli to hear they´re coming. (of) (-den) utanmamak/utanç duymamak.) -e tahammül etmek. Sabah erken kalkmaya al ışık değil. göz hapsi altında olmak.o. k. varsaymak. 2. I am unable to make the decision by myself.o. 3. sanmak. be unable to be unable to bear/stand the sight Gelemedi. -den yılmamak. dili 1. dili 1. dili birinin kontrolü alt ında olmak. -in nüfuzu alt ında olmak. -den dolayı cesareti kırılmamak: She was undaunted by the difficulty of the task. edgewise -e alışık olmamak: He is unaccustomed to getting up early in the be unaccustomed to morning. -e hiç tahammül edememek. dili pestili ç ıkmak. Mark ınının tahakkümü altında olmak. saldırılara maruz kalmak. (of suspicion) şüphe altında olmak. tutuklu olmak. -den b(hukuki suçlusu olmak. -i hiç dü şünmemek: Don´t be thoughtless of the future! Geleceği ün!/Gelece ği dü şünmezlik etme! dü ş olmak: Are you through? Bitirdin mi? 2. 3. k. topa tutulmak. the pound. (yap ı) fazla yük altında bulunmak. -den haberi olmamak. 2.´s thumb be under stress be under suspicion be under the assumption that be under the influence be under the sway of 1. donakalmak. tutuklu olmak. dili bir kad k. çok yorulmuş olmak. Karar ı yalnız -i hiç çekememek.´s discredit be tolerant be too much for be true to be true to one´s word be tuckered out susamak: I´m thirsty. birinin şerefini lekelemek. -den âciz olmak: She was unable to come. me şgul olmak.be thirsty be thirsty for be thoughtless of/for be through be thrown back on one´s own resources be thunderstruck be ticketed for be tickled be tied to be tied to a woman´s apron strings be tied up be tired of be to blame for be to s. dili iki ki ızca kendi yetenekleriyle idare etmek kalmak. birinin aleyhine olmak. 2. . (of) (-e kar şı) hoşgörülü olmak. 2. farzetmek. üzerinde dü şünülmek. (birinin) bir yere) uygun bir k. dili içkili olmak. 2. dili 1. -in gücünü a şmak: These stairs are too much for an şlı bir adamın bu merdivenleri çıkması çok zor. -ememek. k. görüşülmekte olmak. (biri) işe 1. ık Ya kalmak. yeminli olmak. in (para) (belli bir şeye) yatırılmış olmak. (para) yönden) ancak belirli birkaç amaç için kullan ılabilmek.

hak v. -e çatmak. -i göz önüne almamak. zor bir durumda olmak..be under the weather be under way be underage be uneasy about be unequal to a task be unfamiliar with be uninterested in be unlucky be unmindful of be unqualified for a job be unqualified to do s. bir işi becerememek. 2. bir şeyi yapmak için gereken niteliklere sahip olmamak. 3. 2. iflas ın eşiğinde olmak. noksan olmak: A few pages of this book are wanting. 1. Bu ın birkaç sayfas ı eksik. (to) (-e) razı olmamak. dili zor durumda olmak. k. s sabahlamak. sinirli olmak. öngörülen standarda uymak. (tam) birine göre olmak: This job is göre. k. -e aldırmamak. right up your alley. dili ayaklanm ış olmak. -i bilmemek. ayaklanmak. galip gelmek.) olmak: adaylara aç ıkup olmak: This contract´s k.. . İng. 2. 2. çok sıkışık bir durumda olmak. dili zor durumda kalmak/olmak.o. Saat yediden önce hiç yataktan kalkmaz. dü olmak. İng. istenilen derecede olmak. hareket halinde/ilerlemekte/devam etmekte olmak. Dans He´s etmeyi öğrenmek raz ış olmak. dili mahvolmu ş olmak. Bu i ş tam sana 1. She´s never up k. son modaya uymak. 3. be unsettled about/as to be unskilled in/at be untroubled by be unused to be unwilling be up be up a creek be up a gum tree be up a gum tree be up against be up against the wall be up all night be up and about/around be up for be up for grabs be up in arms be up in arms be up on be up s. -in üstesinden gelebilmek: Are you up to this? Bunu yapabilir I´m not up to talking to him today. 1. polis taraf ından aranmak. tic.. . dili istenilen düzeyde/nitelikte olmak. 1. k. (bir şey yapmayı) istemek: Who´s up for a movie? Sinemaya ? 2. -e alışık/alışkın olmamak. ı yataktan kalkm before seven. 2. -i iyi bilmek. (favori rakip) yenilmek. (-i) istememek: He was unwilling to go. her zamanki seviyede olmak. 2. for grabs. dili istenilen seviyeye varmak.b. k. -i dert etmemek. -e ilgi duymamak. -i merak etmemek. -e aday He is for mayor. -den haberi olmak. (kötü bir şeye) açık/maruz olmak. köşeye ıkışmak. -den sak ınmak. işi bitmiş olmak. (uykuya) yatmam ış olmak: never up 1. in -den yoksun olmak: That man is wanting kitab 2. dili hastalıktan kurtulmuş olmak. bir şeye canı sıkılmak. en son de ile çok me şgul olmak. üzgün olmak. 2. (mide) bozuk olmak.t. saymaca de ğerini bulmak. k. 4. bitmek. sahip olmak.) -e verilmi ş olmak. 2. en sonmisin? olaylardan/geli ğ i ş iklikleri kapsamak. Gitmeye değildi. dili 1. 5.t. bir işe uygun niteliklere sahip olmamak. dili (bo ın elinde kal ır. iflasla karşı karşıya olmak. 2. k. dili hasta/rahats ız olmak. ayağa kalkmış olmak. tükenmek. -den endişe duymak. Belediye up gitmek isteyen var m ıkontrat ş bir kadro.´s alley be up to be up to date be up to one´s eyes in be up to par be up to scratch be up to snuff/the mark be up to the mark be upset be used up be vested in be vexed at s. şansı olmamak. 1. -i yapabilmek. ne yapacağını şaşırmak. dili 1. 1. hakkında tereddüt içinde olmak. eksik olmak. dili 1. (belirli bir şey yapabilmek için) yaşı tutmamak. 1. tükenmek. enonunla son teknolojiye 1. (yetki. -e dikkat etmek. k. hakk ında kararsız olmak.. 1. be victorious be vulnerable to be wanted by the police be wanting be wary of be washed up k.b. He´s unwilling to learn how to dance. dili biri için biçilmiş kaftan olmak. . ate k. kapan öfkelenmek. altüst olmak. isyan halinde olmak. dili ile kar şı karşıya olmak/kalmak. k. Bugün şmelerden haberdar olmak. -de iyi/usta olmamak. Bu ihale ş püskürmek. k. harcanmak.. k. -den şikâyetçi olmamak. v. bitkin alabora şmek.

. sorumluluk v. ile ahbap olmak.´s while İ spanyolca ğrenmeye değer. 1. (durumun) ne olduğunun be wise to ında olmak. dili çok endişeli olmak. ak ıl kârı olmak.b. i. iki ateş arasında kalmak. yüzünden akmak: His innocence was written all over his face. 1. dili birinin harcad ığı zamana değmek.b. be worth one´s/its weight in gold k. okulu k ırmak. 2. (birine) dili . k ıyı. up (karma şık bir durumun) içinden çıkamamak: He´s all tangled up in those intrigues of his own devising. be worth s. 2. işinin ehli olmak. plaj. be wiped off the face of the earth yeryüzünden silinmek. nefesi kesilmiş olmak. birinin kavrayışı içinde olmak.´s grasp be wont to be worked up be worried sick be worried sick be worth be worth one´s keep be worth one´s salt be worth one´s while k. dü şman . 2. duyabilmek. birinin elde edebileceği bir şey gibi olmak. kumsal. genellikle (belirli bir şekilde davranmak/hareket etmek): He is wont to come early. k. ağırlığınca altın değmek/etmek. Orada çalışanlara yorum. hastalık v.) yüzünden çok çekmek: His body had been be wracked by/with ıtmadan çok çekmi şti.o. i. olmak. with/by (bir görev. dersi asmak. dili ald ığı maaşın karşılığını vermek. vazifeden kaçmak. birinin vaktini ayırmasına değmek: It´s worth your while to learn Spanish. dili ça ğı be with it be with s. ı dili (kendini) bir ho ş/tuhaf hissetmek. Suçsuzlu ı istememek. -e bayılmak. çok işe yaramak. 2.olmak. k. -e değmek. k. 1. -den bıkmış/usanmış olmak.) belini bükmek: Yüre hedeften olmak. Bu ığı candlestick´s maaşın karşılığı nı vermek.. k. wracked by malaria. elinin altında olmak. ö be worthy of (ağrılar. kendi dünyas ölümle kalım arasında olmak. -e layık olmak. 1. 3. k kıyılar ı üzerinde ele geçirilen çıkarma yeri. kıerken zgın/öfkeli 1.o. dili birinin ne demek istedi ğini anlamak. 2. ı O genellikle gelir. dili 1. ği acıuzak doluydu. hayatını kıyılardan topladığı enkaz ile kazanan kimse. k. ıskalamak. -in k ıymeti/değeri (belirli bir miktar) olmak. -den çok üstün olmak. fark n hiç gerisinde kalmamak. kendini (bir iVücudu be wrapped up in be written all over be/feel disinclined be/feel nauseous be/feel sorry for be/feel under the weather be/get chummy with be/get tangled be/live in a world of one´s own be/live on the razor´s edge be/make friends be/play truant be/skate on thin ice be/stand firm be/stand head and shoulders above beach beach buggy beachcomber beachhead âşık olmak. dili çok de ğerli olmak. heyecanl çok endişeli olmak. (düşüncelere) dalmış olmak. haritadan silinmek. Kendi entrikalar ının içinden ında ya şamak. with/by (dert/keder) yüklü olmak: He was weighed down by his sorrow. şe) kapts ırm ış olmak. be wiped off the map k. -e razı olmak. i. k. k. (yak ın olduğu için) işitebilmek. nefes nefese kalm ış olmak. can midesi bulanmak.be way out in left field be weary of be weighed down be wide of the mark be wild about be willing to be winded fena halde yan ılmak. ğ u yüzünden ak ı yordu. -e ac ımak: I feel sorry for those who work there. ask. dili -e hayran olmak. çağı yakalamak. (belirli bir miktar) değerinde olmak: This worth approximately thirty million liras.o. sahil. 1. dili tehlikeli/çok rizikolu bir durumda bulunmak. kararından hiç vazgeçmemek. ac k. dili (birinin) ne yapt ığının farkında olmak. (with) (ile) arkada ş olmak.. okyanustan ıy ıya vuran büyük dalga. s ırılsıklam k. dili ald k. 2. dili 1. plaj arabas ı. be within arm´s reach be within earshot be within reason be within s. k.

1./s. 2. -in töhmeti alt ında kalmak. 2. dövmek. boncuk. 5. tane. fasulye. s. 1. s. 1. ışın. mertek. darbe sesi. da ilgisi unutmamal ile olmamak. ta şımak. kerteriz. bore brunt of Tar rı. Bu vergi fakirleri baya ğı ılda tutmak: You should bear in mind. darbe. 5. baskı v. borne) 1.beacon bead beads beady beak beaker beam beam beaming bean beanpole bear bear bear a loss bear down bear down on bear in mind bear no relation to bear no resemblance to bear no responsibility for bear on/upon bear s. 2. müz.t. i. çalmak (davul). i. tanıklık/şahitlik etmek. 1. (yüzü sevinçle) parlamak. (bir şeye) delalet etmek. davranış. sakal. (saldırı. Tar ık´ n r/ gazab ınıken çok o çekti. boncuk gibi: beady eyes boncuk gibi gözler. bask ı v. geri çekilmek. direk. tav ır. kaçmak. i. dili çok yorgun. 4. yenmek. -in izlenmesi gerekmek. i. dili bin dereden su getirmek. gelmek. geniş ağızlı büyük bardak. sakallı. -e hiç benzememek. kemere. sakals ız. out bear the blame for bear the brunt of bear the brunt of bear up bear watching bear with bear witness bear witness to bear/keep in mind bearable beard bearded beardless bearer bearing bearskin rug beast beastly beat beat beat beat a retreat beat a retreat beat about/around the bush beat down the price i. i. s. -i çok etkilemek: This tax bears down on etkiliyor. tahammül edilebilir. sırık gibi kimse. 2. s. i. i. galip (yumurta) ç ırpmak. dikkate almak. hal. hayvanca. unutmamak. elinde bulunduran kimse. çarpmak. 4. 3. They have the right to bear arms. (yaygı olarak kullanılan) ayı postu. polis memurunun devriyesi. i. saçmak ( ışık).b. yaymak. 2. 3. azarlama. i. vazgeçmek. parlak. zarara gayret etmek. dili pazarlıkla fiyat indirtmek. -in sorumlusu olmamak. vurmak. gaga. hatıl. 1. -i ak ısın. hayvan. 1. (silahta) arpac ık. 2. sevinçle parlayan (yüz). 2. ğırlığını kaldırmaz. 1. 1. boncuklar. azarlama. (bore/eski bare. k. ile ilgisi olmak. i.o. üzerinde ta şıyan kimse. Silah taşıma Senin akatlanmak. ipe dizilmiş boncuk. den. işaret ışığı. çekilebilir. aklında tutmak. (kalp) atmak. 2. ayı. s.´nin) en ağır/şiddetli kısmını çekmek: She ık´s wrath. k. 3. 1.also fazla bastthis ırmak: Don´tBunu bear the poor. birini/bir şeyi doğrulamak/gerçeklemek. (bir şeyin) kanıtı/delili olmak. -e sabır göstermek. mil yatağı. putrel. 2. araba/saban oku. -in suçunu üzerine almak. İyi dayanıyor. 4.b. i. f. k. f. yatak. pestili ç ıkm i. s. 2. kiriş. 2. 1. geri çekilmek. -i unutmamak.´nin) en aığı şiddetli ısm ını çekmek. kaldırmak: It won´t bear your weight. . vuru ş. 3. fasulye s ırığı. 3. çakar. tempo. -e do ğru gelmek/ilerlemek. ış. tohum. 2.. den. i. hesaba katmak. fener. 1. f. (saldıthe (under) (zor bir duruma) dayanmak: She´s bearing up well. (beat. --en) 1. s.

dövme (metal). 2. sevgili. to -e yak ışan. güzel kad ın. dili kovmak. dili her yerde aramak. (bir şey) (karşısında) çılgına dönmek. birini dövüp çürükler çok içinde b ırakmak.. 2. i. için. to a pulp beat s. i. güzellik kraliçesi. beaten nenmi ş.come) 1. k. (kad ına) âş şı(patika. dili birini öldüresiye dövmek.o. kunduz kürkü. birini cebinden ç ıkarmak. 2. birini tekme tokat dövüp iyice h ırpalamak. beat to windward beat/bang/hit one´s head against k. tam pansiyon. dili bo şuna uğraşmak. s. bak. şüphelenmek. 3. up beat s. 2. 1. 2.b. temize ç ıkmak. üzerinden geçilmi çiğğ . i.o. 2.o. güzel şey. beauty shop. uygun. i.). ışı felce kutuplaşmak. beat/break the record f. bak. 1. haybeye kürek çekmek. ço beau beautician beautiful beautifully beautify beauty beauty contest beauty parlor beauty queen beauty salon beauty shop beauty sleep beaver became because because of beck beckon become become paralyzed become polarized become/get anxious become/get hysterical (over) become/get suspicious becoming bed bed and board bed and breakfast bedbug bedclothes i. f. 3. down yatıp uyumak. z. yak ışmak. den. a stone wall rekoru k ırmak. i. dövülmü ş. birinden daha üstün olmak. . tempo tutmak. 2. 1. 1. black and blue beat s. endişelenmek.. f. 1. s. sana yak 1. 2. dili 1.yol âşıv. -diği için. nedeniyle.. f. cezadan kurtulmak. dili bo şuna uğraşmak.). beat. çırpılmış (yumurta v. birinin pöstekisini sermek. (bahçedeki) tarh.came. güzelle ştirmek. kunduz. güzelce.t. beauty shop. s. dili bir şeyden çok daha üstün olmak. k. down beat s. dili birini fena halde dövmek. f. kötürüm O kravat olmak. güzellik uzmanı. yatak ve kahvalt ı. (çok) güzel. nehir yata ğı. yatak.b. f.u ğramak. güzellik. havanda su dövmek. be. aklanmak. birini ezmek. (down) -e yatacak bir yer vermek. kadın berberi. sinirleri boşanmak. kastor. münasip. orsas ına seyretmek. all hollow beat the air beat the bushes beat the rap beat time argo Defol! k. yatak takımı.o. k erkek. güzellik uykusu. 2. el/baş işaretiyle çağırmak. bağ. meraklanmak. i. felç olmak. birini büyük bir yenilgiye u ğratmak. birinin posas ını/leşini çıkarmak. zool. çoğ. k. bak.Beat it! beat off beat off the attack beat s. 2. birini pes ettirmek. güzellik yarışması. olmak. bak. kuaför. k. yaraşmak: That tie yor. karyola. çünkü. k. becomes you. güzellik salonu/enstitüsü. -den dolayı. --s/--x (boz) i. k. dili birine fiyat indirtmek. (kad ınlar için) kuaför salonu. become.o. 1. -i yat ırmak. argo 1. tahtakurusu. k. saldırıyı tamamen püskürtmek. all hollow beat s. (be. 1. 2. k. merak etmek. kuşkulanmak. 3. defetmek.

İng. be. çabuk. i. i. s. 1. f. -den önce. 3.Ö. i. dostça davranmak.. 1. rüzgâr yönünde. f. önce. begin. evvel. yatak odas ı. yak ında. huzurunda. tek odalı apartman dairesi. k ınkanatlı böcek. --ting) yak ışmak. f. f. yard ım etmek. (be. argo şk. i. dürülü yatak. 3. kayın. i.root) İng. arı. f. sebep olmak. (çoğ. anlatmaya sözcükler yetmemek. i.gun.). --s) argo şikâyet. edat 1. (çoğ. yalvarmak. . balmumu. --ting) 1. z. i. i. s ığır eti. i. başlatmak. of -den dilemek. bak. şlayanvücut kimse. tıb. 2. be. --ning) 1. sakaroz.Ö. önce. önceden. arı kovanı. (be. f. tımarhane gibi bir yer.) milattan önce (M. İng. (--ged. 2. yatak örtüsü. i. düz çizgi. --ging) 1. z. kayın ağacı.. (be.C. (--ted. arıcı.. düz hat. pancar. beet. -den rica etmek..bedding bedfellow bedlam Bedlam broke loose. --en) ba şına gelmek. s. sefalete düşürmek. i. bedpan bedridden bedroll bedroom bedside bed-sit bed-sitter bedsore bedspread bedstead bedtime bee beech beef beef up beefsteak beehive beekeeper beeline been beer beer on draft beeswax beet beet sugar beetle beetroot befall befit befitting before before Christ before long before the wind beforehand befriend beg began beget beggar beggar description begin beginner i. meydana gelmek. tercihen. çok gürültülü ve kargaşalı bir yer. bira. 2.ten/be. yak ışan. bulmak. beeves) sığır. uygun olmak.. Kıyamet koptu. işe yeni ba . 2. yatağın başucu. çapk ın. i. i. yatma zaman ı. mahvetmek. i.. babas ı olmak. (yatakta kullan ılan) sürgü.got. kestirme yol. 2. i. i. i. f. pancar. i. tarifi imkâns ız olmak. karyola. ba ğ (B. sızlanıp durmak. i.got.got. İsa´dan önce (İ. önünde.fell. bak.).. i. fıçı birası. pancar şekeri. 2. yol açmak. yerine. bot. biftek. ba şlamak. 1. i. yatak yarası. dilenci. yatalak. dili kuvvetlendirmek.. i. yatak tak ımı. cephesinde. (çoğ.gan. zool. 1. f. 2. bak. 2. be. ikâyet etmek. f. i. bed-sitter. balarısı. i. arı yetiştiricisi. banyosuz. i. f. i.. dilenmek. ön ayak olmak.

bak.. (somut anlamda) pe ş koşuyordu. 1. Belçika. Belçika´ya özgü. 1. İng.s. bot. geğirmek. hareket etmek. Arkada The children were running z. i. gözlemlemek. gizlice. s. dili hapiste. 4.. s. Belçika. -in arkas ından. Behave yourself! behavior behaviorism behaviour behaviourism behead beheld behest behind behind bars behind bars behind one´s back behind the scenes behind the scenes behind the times behold beholden beholder behoove behove beige being belabor belabour Belarus Belarussian belated belatedly belch beleaguer belfry Belgian Belgium belie belief believable believe i. bak. oluş. püskürtmek. f.. bak. görmek. i. i. davran ışçılık. ısrar: She would sometimes sing at the şinden. i. Terbiyeni tak ın! i. Belçikalı. içeride. muhasara etmek. f. üzerinde fazla durmak: Don´t belabor the point. i. f. Beyaz Rusya. 2. Çocuklar pe şinden ıklar arkas ında. 2. (sahte bir şey) (gerçek bir şeyi) örtmek. çağın gerisinde. boynunu vurmak. 3. . 1. f. Onları behind. i. We left them far behind. çan kulesi. 1. i. 2. 1. kuşatmak. f. s.beginning begonia begot begotten begrudge beguile begun behalf behave behave o. İng. bak. f. içeride. f. i. oldu i. 1. demode. beget. geç kalmış. 2. 2. 2. kaynak. f. f. ğil mi? 2. kellesini uçurmak. behoove. varlık. -meli. f. inanç. seyirci. i. beget.. bak.. -in gıyabında. saptırmak. parmakl ıklar arkasında. insan. f. (--d. davranış. begin.. gerekmek. Beyaz Rus. (bir şeyi) do you? Bu tatili bana fazla görmüyorsun. behold. yanlış/sahte ğunu göstermek. yak ışık almak.. f.. yaratık. behavior. minnettar. 1. i.held) 1. İng.. Belçikalı.. esas. vaktinden sonra. Beyaz Rusça.ing) 1. k. behaviorism. 2. bej. be. s. varoluş. f. yakışmak. 1.ly... z. inanmak. başlangıç. etrafını çevirmek. f. etrafını sarmak. borçlu. f. 2. bak. perde arkas ında. belabor. inanılır. O nokta üzerinde fazla durma. İng. larının geride: ısrarlı istekleri üzerine bazen şarkı behest of friends. 2.. i. fırlatmak. s. 1. davranmak. 2. ayartmak. gecikmiş. iman etmek. ısrarlı istek. davran ış tarzı. 2. terbiyeli davranmak. 1. geğirme. i. parmakl k. bak. 1. cezbetmek. 1. emir. perde arkas ında. bakmak. de ı çelmek. (be. sanmak. gecikerek. i. bak.. begonya. baş. 3. i.. (bir şeyi) (birine) fazla görmek: You don´t begrudge me this vacation. f. i. aklın f. s. güçlü bir inanç duymak. dili hapiste. buyruk. 2.

f. sızlanmak. 1. s. Oryantal dans. bellboy. i. 2.. Oryantal dansöz. i. birine güvenmek.. 2. Beliz´e özgü. karın. 1. saymaca de ğerinin altında. kıstas. ço ğ. alçaltmak. beneath there came a voice. körük. O (kimasa şisel) e şya. i. i. -e inanmak. eğilir. kolan. i. A şağıdan bir ses geldi.. 2. 3. s.o.. aşağıdan. güzelavratotu. aşağıdan. 1. i.. k. 1. bak. two floors below iki kat aşağıda. z. röper noktas ı. Belarus. aşağıya: from below aşağıdan. 2. Belarussian. savaşçı. edat aşağılık. ölçüt. kuşak. vasatıa tic. 1. bükülür. kemer tokas İng. göbek çukuru. f. kemerle ba ğlamak. 2. f. 4. kıvırmak. k. aşağıda. (bir şeyden) ağlayıp sızlayarak şikâyet etmek. bak.. ğ. bağırmak. dönemeç. sevgili. bak. kemer. i. the river flowing ağı da akan nehir. i.. k şeye) 2. rezil. dirsek. dövüşkenlik.believe in believe in s. Beliz. sevgili. kayış. oryantal dansöz. savaşçılık. aşağıda. (bir s. f. kuşatmak. küçümsemek. şaşkın. i. den. f. güzel kad ın. s. ıvrılmak. 2. benim. k. i. inleyerek yakınmak. ço i. mümin.. eğilmek. 1. (bent/eski --ed) 1. Beliz. eğrilir. kıvrım. üzüntüsünü 2. zil. çançiçe ği. (birine) ait olmak: That table belongs to me. f. şiddetle vurmak. z. i. küçültmek. i. sıra. bank. kavgac ılık. akl ı yatmak. dili yumruk indirmek. dansöz.From . to -in üyesi olmak: Bahri belongs to the Moda i. i. to (bir şey) (birinin) malı olmak. bot. i. i. -e güvenmek.. dövüşken. 2. rakkase. karın ağrısı. belladonna. ı. dili şikâyet etmek.. kavgac ı. dalgın. bükmek. aziz. denektaşı. viraj. dili Sus!/Çeneni kapa! f. otellerde oda hizmetçisi çocuk. röper. i. göbek atma. bağlamak. s. 1. i. 2. 3. 2. e ğmek. Sözüme inan! i. dilber. s. kavgac ı.. Belizli. dövüşken. belirtmek. seviye işareti. bükülmek. tek.. çevirmek. aşağıya: The sea beneath was blue. dolmalık biber. 1. 2. k.. 1. 1. bot. i. i. böğürmek. Believe me! believer belittle Belize Belizean bell bell pepper belladonna bellboy belle bellflower bellhop bellicose belligerence belligerent bellow bellows belly belly dancer belly dancer belly dancing bellyache bellybutton belly-up belong belongings Belorussia Belorussian beloved below below average below par belt belt buckle Belt up! bemoan bemused bench bench mark bend bend to/towards bendable bends beneath beneath contempt 1. inanan. s. i. ç ıngırak. kampana. Aşağıdaki deniz maviydi. çan. Belizli. dili göbek. z. those below below nşalt ında.

2. bere. bend. bulaştırmak. 1. -den yoksun kalm ış: bereft of strength kuvvetten düşmüş. yard ımsever. yanı sıra. yalvararak.. i. 1.. i. Benin. i. benzin.ese) Beninli. cömertlik. kirletmek. i. s. matem. i. hiç güvenilmez. s. ısmarlama iş yapan. bak. 2. -in yanında. i. 3. çatlak. üçkâğıtçı. i.sought/--ed) yalvarmak. etli ve zarlı kabuksuz meyve. ısmarlama yapılmış.. 1. 1. -e s ıkıntı vermek. s./I´m willing to bet . en ho ş. (be. hayır işine bağışlanan para. den. iyi. edat 1. üstelik. 2. sarho ş. yardı-den i. hayır işine para bağışlama... vâris. (ölüm nedeniyle) kayıp. rıhtımda ı. hay şak huylu. 2. kâr gayesi gütmeyen (kurum v. yarar. f. 2. hırsız. f. iyi huylu. hayırlı.). selim (tümör).. dili deli. f. 2. aptal. kendinden geçmiş. 2. hayır işine bağışlanan para. 1. kıvrık. i. -den ba şka. 1. s. hayır işine para bağışlayan. -i ku şatma altında tutmak. den. 4. dili o biçim. vasiyet etmek. benzen. Benin´e özgü.set. yararlı. 1. dili hilekâr.nin. -e yararlı olmak. from yararlanmak. iş. f.. miras olarak b ırakmak.benediction benefaction benefactor beneficence beneficent beneficial beneficially beneficiary benefit benefit concert benevolence benevolent benign Benin Beninese bent bent benzene benzine bequeath bequest berate bereaved bereavement bereft bereft of beret berry berserk berth beseech beseechingly beset besetting beside beside o. i. yan ına. İng. beside the mark beside the question besides besiege besmear besotted besought bespoke best best best bet i. bükülmüş. kutsama. edat 1. 4. 5. cömertlik. iyi. 2. i. i. s.. Benin. 1. bağış. 3. etrafını almak. yard ımseverlik. Beninli.. s. yanında. fayda. görev. 1.. f. en iyisi. kim. en iyi yol/çare. faydalı.rü şvetçi. azarlamak. 2. -in dışında. -i kuşatmak. en uygun. cömert. Be. I´ll bet .. yumu iyicil. 3. ırl ı. beseech. (be. manevra alanı. -in etrafını sarmak/çevirmek. f. 1. konu dışı. k. ısmarlama. yard ımsever. f. bak. i. 2. s. sersem. (gemiyi) rıhtıma palamar yeri. (çoğ. 1. z. matemliler.b. baskın çıkmak. s. z. yakayı bırakmayan. s./My bet is .. yaslılar. 4. yard ımseverlik. çılgınca hareket eden. f. eğri. ayrıca. 2. (taşıtlarda) yatak. s. yumuşak (hava). . hayırlı. gemici ranzas istirham f. başına üşüşmek. i. yararlanan kimse. 1. 2. İng. etmek. takdis. i. Bahse girerim ki . yas. k. yaslı. yitirme. bağış. -den faydalanmak. -den istifade etmek: This m amac ıyla düzenlenen konser.s. 2. bağış. s. vasiyet. mirasç ı. yararlı bir şekilde. bağışçı. ha şlamak. -in yarar ına olmak. z. 2. i. yenmek. cömert. 2. geçmek. k. konu dışı. hakk ından gelmek. düzenbaz. s. 1. matemli.. bereketli (toprak).. ranza. -e yararı dokunmak. (good ve well´in enüstünlük derecesi) en iyi. --ting) 1. 3. den. -e nazaran. s. f. f.. 2.. kaybetme. çılgın.

kalabalık bir grup: That bevy of beauties made the house ring with yla çınlattı. iddia. ötede. (--red. içecek. s. i.tan. 2. -e hay f. daha iyisi. ötesinde. f. tartışmasız. f. O alamet. (--ed/--led. s. dili söz aram ızda. önyarg i. dili eş (kadın/erkek): Where´s your better half? Eşin nerede? Hiç olmamaktansa vars ın geç olsun. kabaca. hain. -e alamet olmak: It betides good. (birini) (belirli bir şekilde) etkilemek: They tried ılıto . the two of them ikisi arasında. --ring) harekete geçirmek. vah şi. ötesi. kurtarılamaz. i. büyülemek. yerinden oynatmak. şaşırtmak. f. daha iyi. 1. f. pahlanm ış kenar. laughter. aras ında: between Kadıköy and Üsküdar Kadıköy ile Üsküdar ında. bahis. 1. (çoğ. f. i. bahse girmek. 2. kuşkusuz. sayılamaz. şüphesiz. (bir şeye) ağılamak.den/be. edat 1. sayısız. hayra göstermek. daha iyi bir ş gittikçe daha iyi. gözünü açmak. Butan. betide betray betrayal betrayer better better and better better half better half Better late than never. ekilde. i. pahlanm ış. 3. Bhu. 3. öbür dünyada. önyargı. (be. 2. öteye. s. (bet/--ted. edat 1. şaşkınlık.strode. 1. çoksatar. e ğilim. daha çok. between between you and me between you and me and the gatepost you and me and the between lamppost bevel beveled beverage bevy bewail beware bewilder bewilderment bewitch bewitching beyond beyond doubt beyond measure beyond number beyond price beyond question beyond the veil beyond/out of reach beyond/past redemption Bhutan Bhutanese bias biased bib sağdıç. arasında. bacaklar ını ayırarak binmek. (birinin) ba şına gelmek: Woe betide them! Başlarına taş yağsın! 2. between aras ızda. be. 2. kuşkusuz. şüphesiz.strid) 1. ihanet etmek. i. kaba. cezbetmek. (on/upon) (-e) vermek. k. me şrubat. 1. z. ilâ: laf/söz aram söz aram ızda. 2. verev. büyü yapmak. -e ayrıcalık tanımak. O güzeller evi kahkahalar ıflanmak. bias me against him. --ting) ı1. hayvana ait. paha biçilmez. dili Emin olun. (good ve well´in üstünlük derecesi) 1. pah. 2. Butanlı. i. k. kuvvetle sanmak: f. i. şev. hıyanet. . 2. çok dikkat etmek. ihsan etmek. Bence orada olmas ı kesin. Butan. vahşice. 1. 1. mama önlü ğü. 1. sak ınmak. erişilmez. ele vermek. 2.strid. Oradan öte da ğdan başka şey yok. f. f. i.best man best seller bestial bestially bestir bestow bestow favors on bestride bet Bet your boots. ihanet eden. s.ese) Butanlı. bet he´s there. 1. Beni onun aleyhine çevirmeye s. i. z. -e iltifat etmek. 2. üstünlük. sersemletmek. 2. -den öte. Butan´a özgü. daha güzel. hayvan gibi. hayvanca. f. k. 1. -den sonra: Beyond there there´s nothing but mountains. son derece. ele verme. f. 2. yetişilmez. bahis tutu Ik. hayvana yak ışır şekilde. z. şüphe götürmez. f. dili eş. --ing/--ling) pahlamak. büyüleyici. s. aldatmak. i. i. her nda bulunmak/uzanmak: Istanbul bestrides two iki tarafında/yakas şmak.

i. bi. f. bağnazlık. Kitabı Mukaddes. giri şim. argo kodaman. s. dili kodaman. 2.ceps) anat. önermek. huk. k. s. i. dili Bilge´nin kazanmas ı kesin. --ding) 1. bisiklet kullanarak gitmek.. huysuz. dili kodaman. z. briç deklarasyon şebbüs. safraya ait. i. Eski ve Yeni Ahit. resmen evliyken ba şka biriyle yasadışı olarak evlenen kimse. s. (çoğ.o. mutaassıp. i. kocaman. bikarbonat. 1. i. k. sintine. iri. k. beklemek.. bağnaz. çoğ. çift odaklı. safra. s.2. i. dayanmak. dili bisiklet. huysuzluk. dar görüşlü kimse.. 2. resmen evliyken ba şka biriyle yasadışı olarak evlenme. --den/bid. söylemek. k. i. i. dili kodaman. bisiklet. Kutsal Kitap. i. (--d/bode. bağnaz. emretmek. 1. farewell bide bide one´s time bide one´s time biennial bier bifocal bifocals big big business big gun big shot big shot/wheel big wheel bigamist bigamy bighearted bigness bigot bigoted bigotry bigwig bike bikini bilateral bile bilge Bilge can´t help but win. (kapalı) bisiklet park yeri. i. mutaassıp. bak. s. i. cömert. bilingual bilious i. iki yüzüncü yıldönümü. bibliyografya. bir şeyin zamanını beklemek. i. i.. --ding) 1.. yıkılmamak. demek. i. k. Biblically. k. yapmak. f. öd.. tabut taşımak için kullanılan tekerlekli sedye. 3. 2. karina. uygun zaman ı beklemek. i. ters. iki yılda bir olan.. çekişmek. iki taraflı. öde ait. etkili. s. s. taassup. huk. pazı. bikini. (bade/bid. bak. Biblical. iki kenarlı. s. ayaklı tabut altlığı.i. iki yüzüncü yıldönümüne ait. (bid. Kitabı Mukaddes´le ilgili olarak. s. aksilik. z. s. iki dilli. kaynakça. bisikletle gitmek. aksi. garaz. f. bicentennial. saçmal ık. birine veda etmek. i. veda etmek. bak. s. 3. dili kodaman. bifokal. önemli. 1. bifokal gözlük.. i. i. s. terslik. etmek. öneri. dev şirketler. aç ık artırmada fiyat artırmak. tekumanda f. atışmak. kin. . 2. büyüklük.Bible Biblical biblical Biblically biblically bibliography bicarbonate bicarbonate of soda bicentenary bicentennial biceps bicker bicycle bicycle shed bid bid bid farewell bid s. f. 2. eli aç ık. 2. münakaşa etmek. --d) 1. karbonat. büyük. Kitabı Mukaddes´e ait. sabretmek.. oturmak. den. 1. 1. 2.

trilyon. (bound) 1. f. 2. s. biyografi yazar ı. i. fatura. teke. bir giysi) ğlar. s. yemek listesi. (dar ız etmek.B. dirimbilimci. dili cop. biyolojik aç ıdan. sandık. i. ciltleme. (duman) buram buram çıkmak. kandırmak. biyografi. z. biçerba i.b. ya şambilimci.rahats 2. cüzdan. 2. ya şambilim.bilk bill bill bill of exchange bill of exchange bill of fare bill of fare bill of health bill of lading bill of lading bill of rights bill of sale billboard billfold billiard billiards billion billow billowy billy billy goat bimonthly bin binary bind binder bindery binding Bing cherry binge binoculars biochemistry biodegradable biographer biographical sketch biography biological biological clock biological warfare biologically biologist biology biped bipedal birch bird bird cage f.D. s. poliçe.´ni saklamak için) kap. yemek listesi. hayat hikâyesinin özeti. i. 2. 2. (büyük) dalga. i. bağlayıcı. sarmak. 3. 1. fatura. A. şişirmek. 2. s. i. Napolyon kirazı. 1. i. i. 1. biyoloji. 2 kenarını tutturmak. f. 3. 2. biyolojik sava ş. yaşamöyküsü. 3. çevreye zarar vermeden toprakta çözünebilen. then. doland ırmak. ciltlemek. ciltçi. –– ball bilardo topu. fatura çıkarmak. i. iki ayaklı. sağlık belgesi. 1. 4. i. f. tutkal. k. 1. konşimento. bilyon. erkek keçi. biyolojik olarak. –– hall bilardo salonu. teke. 3. i. poliçe. (iki gözle bak i. cilt. çok (duman) (yelkeni) s. dirimbilimsel. kambiyo senedi. fazla sıkmak. kanun tasarısı. yer: coal bin kömürlük. İng. s. kâ ğıt para. 1. i. i. s. i. . bot. Napolyon. (yelken) şişmek. gaga. Betula. aldatmak. i.. dalgalı. 1.bin çift. i. ayda iki kez olan. menü. bilardo. ya şambilimsel. kenar şeridi. ilan tahtas ı. kuş kafesi. erkek keçi. hu ş. zorlayıcı. i. ikili. Aras ıra ılabilen) dürbün. dirimbilim. iki ayda bir olan. ciltevi. insan haklar ı beyannamesi. konşimento. i. 2. dalgalanmak. i. kuş. çok fazla içki içilen süre: He goes on a weekend binge every now and hafta sonu boyunca içki içmekten başka bir şey yapmaz. 2. wood odunluk. i. dalgaland ırmak. i. ba ğlamak. kambiyo senedi. biyolog. biyolojik. 1. manifesto. iki ayaklı hayvan. 1. biyokimya. milyar. biyolojik saat. (kömür. hesap. tah ıl v. i.

dili bir yerde ancak geçici bir süre için kalan kimse. bite. siyah. göçmen ku ş. boş s. bisküvi. --bing) gevezelik etmek. bitüm. 1. iyi ve kötü. garip. (bal ık) oltaya vurmak. başlangıç. 2. 1. k. f. azar azar. kaynak. satranç fil. doğma. bo ğaz.. k ırıntı. dili şikâyet p durmak. nüfus kâ ğıdı. doğum günü. ikie şeyli. 1. kuş gözlemcisi. bo şboğazlık etmek. 1. göçmen ku ş. göçebe kimse. bak. duyan. biseksüel. 2. doğum yeri. biseksüel. d 2. doğuştan olan özür. zift. i. s. karanl ık. dili (zor bir) karar almak. tükenmez kalem. şekersiz. s.şı piskopos.bird in the hand bird of passage bird of passage bird of prey bird of prey bird sanctuary bird watcher birdcall birdhouse birds of a feather birds of a feather bird's-eye bird's-eye view biro birth birth certificate birth control birth defect birthday birthmark birthplace birthrate biscuit bisexual bishop bison bit bit bit bit by bit bitch bite k. f. 3. i. (nüfusa göre) do ğum oranı. delgi. i. bi. acayip. i. soy. keskin.. 1. 3. şiddetli. (soğuk veya rüzgâra özgü) büyük şlere/işesertlik. 2. bit. i(içkide) 3. bit. gem. ac ı. i. 2. dişi köpek. zenci. bak. doğum lekesi. matkap. f. ısırıcı (rüzgâr). katran. 1. ikicinslikli. k. 1. İng. zift gibi. s ızlanı1. k. çörek. 2. i. . parça. i. i. 1. k. bite. i. bitümlü. 2. parça. ısırmak. yırtıcı kuş. 1. doğum. dili elde olan yararlı şey.. i.ten) sırdili ık. 2. kuşbakışı. 2. (çoğ. yava ş yavaş.o. f. kirli. kancık.. s. k. 2. her iki cinse erotik istek kar i. 2. 2. i. elde olan fırsat.son) zool. i. kara. kafadarlar. kuş ötüşü. 2. lokma. madenkömürü. lokma. i. 1. ziftli. s. tuhaf. 2. kuş cenneti. zenci. s. i. acı (söz). i.. (öfkesini/üzüntüsünü belli etmemek için) duda ğını ısırmak. dili huylar ı birbirine benzeyen kimseler. kuşların avlanması yasak olan yer. acı. f. sert. ba şından bite off more than one can chew ık. doğuş. s. i. (soğuk) yakmak. kasvetli. İng. kara. i. zenci. biçimsiz. etmek. 2. yırtıcı kuş. 1. (bit. 1. yaş günü. 4. bite one´s lip bite s. doğum kontrolü. bitter (çikolata). i. keskin. hem ac ı hem tatlı. tükenmez. 1. şirret. s. siyah. 1. 2. 1. ac ı. 3. ırd ır etmek. (--bed. s. girişmek/kalk ışmak. bilg. geveze. kuş evi.´s nose off bite the bullet biting bitten bitter bittersweet bitumen bituminous bituminous coal bizarre blab Black black birine ters cevap vermek. çift cinsiyetli. dili cadaloz kadın. bizon.

paluze. . 1. sütsüz kahve. i. asfalt. morarm ış. alçak kimse.. (kabu ğunu soymak için) (bademi) biraz haşlamak.. s. k. suçu (birinin) üstüne atmak. İng. judo siyah ku şak. 2. karşı oy kullanmak. bir suç veya ba şarısızlığın sorumluluğu. i. lekelemek. 1. kılıç. alçak.. dili saçma. f. i. i. kara veba. i. 2. i. masum. --ping) asfaltlamak. i. kara ısırgan. i. kabahatli. karartmak. siyah beyaz resim. siyah beyaz: black-and-white television siyah beyaz televizyon. karalamak. 4. sütlü pelte. demirci. karartmak. kara liste. 1. kara leke. 3. i. karaborsa. çöreotu. ailenin yüzkaras ı. kara listedekilerin kayıtlı olduğu defter. kara liste. 2. karabiber. tadı bebek maması gibi ve hazmı kolay olan (yemek). f. i. 2. morarm ış göz. 2. s. karadut. i. bot. mesane. karalık. f. 1. 2. anat.. (kötü bir amaç için yap ılan) büyü. s. f. siyah pars. f. i. siyahlık. smokin. 1. karabiber. benzi atmak. i. başı siyah olan sivilce. siyah göz. şantaj. i. kara kutu. karartma. bezdirici. f.black and white black belt black book black box black coffee black cumin black eye black horehound black leopard black list black magic black market black mulberry black out black pepper black pepper black plague black sheep black tie black-and-blue black-and-white blackball blackberry blackbird blackboard blacken black-eyed pea. göz kararmas ı. -i kara listeye almak. sövüp saymak. i. ayıplanacak. suçsuz. (--ped. börülce. i. 1. kara tahta. can s ıkıcı. iftira etmek. 2. cop. hav. f. 1. köpekotu. nalbant. küfretmek. şantajcı. k ısa bir süre için şuurunu kaybetmek. dili grev kırıcı. kabahat. kısa süren şuur kaybı. 2. 2. s. s. 3. i. rezil. f. gözü kararmak. i. böğürtlen. 2. şantaj yapmak. i. (kürekte) pala. (bıçak) ağzı. ince uzun yaprak. sidik torbas ı. 1. s. siyah papyon kravat. kimsenin dikine gitmeyen. i. töhmet. 2. 1. 1. cowpea blackguard blackhead blackjack blackleg blacklist blackmail blackmailer blackness blackout blacksmith blacktop bladder blade blah blame blameless blameworthy blanch blancmange bland 1. suç. s. çürük. karatavuk. yazı. k. edepsiz.

1. Allahın Allah .. 2. 3. 1. dili çok e ğlendirici bir şey. 1. i. beyaz. (--ed/blest) kutsamak. -e ateş etmek. Allah kahretsin! s. 1. nimet. m ızırdanmak. k. ş numara. f. yazısız. 2. i. beyazlatmak. 3. spor ceket.o. 2. hayırdua. teşhir etmek. geçi şe tutmak. küfür. kandırmak için söylenen veya edilen iltifat. olmayan bir yerde) yol 2. f. i. ıkmak. alev alev parlakl r açmak. aş i. 1. boş gözlerle: look blankly at -e anlamamış gibi bakmak. kör olası. kurus ıkı fiş açık çek. yüzünden akan. kanayan.. s. s. battaniye. 3. k. hata. 1. 3. (göze çarpan bir şekilde) ilan etmek. leke. yanan şey. 1. karıştırmak.. ıcı olmayan. arma. anlamsız. sar ıp sarmalamak. harmanlamak. (so y ğı . k. k. bak. harman. 2. (bled) 1. melemek. ç ığı 1. s. s. usanm ış2. i. k. 1. yüksek ses. rüzgârdan korunmasız. dili Allah ın belası. patlama. blazer. sızlanmak. 1. -e boş ş bakmak. i. 1. takdis etmek. 2. sana bu çocuklar ış. 1. 1. herkese ilan etmek. ğuk/sıcak) (bitkiyi) kavurmak. f. f. eritme yakmak. 1.with 2. 2. bak. 2. f. gürültü yapan. kan ağlamak: My heart bleeds for tlık olas kurbanlar ı için içim kan ağlıyor. yazısız kâğıt. sergilemek. blender. 2. f. küfretmek. i. rüzgâra açık. çok tiz ve anlık elektronik ses. kar ıştırıcı. s. 1. açık ciro.: every blessed day her Allah ın ş. . borununkine benzer ses. 2. bip sesi çıkarmak. children. ç . (göze çarpan bir ğeyle) artmak. 1. 4. Allah hakk ında kötü konuşmak. kötü. s. s. açık. 3. 3. dinamit tapas ı. i. harap. takdis. dili birini ha şlamak/azarlamak. ağaçların gövdelerinde çentikler açarak yeni bir yolun yerini işaretlemek. i. yangın. bo i. 2. dili the victims of the Kı ng. dili kör ı. 2. 2. -i hararetle yapmak.. bip. yapmak. kurusıkı fişek. bir tür aç ık tribün. k. donatmak/kaplamak. 1. İdrought. kutsal. 2. infilak. i. Allah hakk ında kötü konuşma. f. i. boru sesi. 2. 1. boş boş. z. sızlanma. iç aç s. 2. i. boru gibi ses ıkarmak. f. İng. 5. i. 1. söylemek. piyangoda bo ek. tahrip etmek. i. f. 2. yava şça katmak. i. kutsanm günü. -işate birden parlamak. çamaşır suyu. 2. f. meleme. karışım. s. f. ile uyumlu olmak. ongun. m ızırdanma. bezgin. uymak. kutsama. kanamak. öfkeli parlama. Çok yaşa! be blessed with (Allah) (birine) belirli bir nimeti bağışlamak: ı ihsan etmi You´re blessed these 3.. i. gözleri sulanm ış/çok çapaklanmış/kızarmış. kafiyesiz on heceli nazım şekli. bleary. maden oca (roket) uzaya f ırlatılmak. boş. 1. bleed. alevler: the blaze of the fire yang ının alevleri. soğuk ve kasvetli (hava). 1. f.blandishment blank blank cartridge blank check blank endorsement blank verse blankbook blanket blankly blare blasé blaspheme blasphemy blast blast furnace blast off Blast! blasted blasting cap blatant blaze blaze a trail blaze a trail blaze away at blaze up blazer blazon bleach bleachers bleak blear bleary bleary-eyed bleat bled bleed bleeding bleep blemish blend blend in blender bless bless s. ç ığır açmak. dili ac ımak. f. out Bless you! blessed blessing i. (yolık. ünlem. kusur. apaç ık. sulanm ış/çok çapaklanmış/kızarmış (göz). not defteri. 2. atın alnındaki beyaz leke.

f. z. i. abluka etmek. soy.. k. bak. 2. büyük parça. i. İng. dili mankafa. 2. tasasız. yıldırım saldırı. f. gözlerini ba ğlamak. neşeli/şen/tasasız bir şekilde. i. i. sinyal lambas ı.iki s ıkım hardal. blitz. kurutmak. sarışın (erkek).. 3. s. (kumaşı/kitabı) kalıpla basmak.. 2. f. tıkamak. 4. i. saçmalamak.. saçma. göz k ırpmak. at gözlü f. 3. tipi.. office block (bürolar ın bulunduğu) iş hanı. göz kırpma. bir gözü kör. şişirmek. s. i. lokanta v. 1. 1. blokaj. kabartmak. i. kabarc ık. s. gözünü almak. kan bankas ı. jaluzi. konu. İng. blok. i. avcıların avlarından gizlendiği kama sokak. afet. i. şişko. lambas i. kavurmak. f. gözbağı. f. i. neşeli. kan. s. stor. i. kabarmak. mantar. f. 1. 1. kan sayımı. abluka. dili ha şlama. i. kör gibi. 3.leş). blow. pol. 2.. 2. büyük s. kendi önyarg ısının insanı anlamaktan ğ i ü. 1. gözü ba ğlı. (retinada) kör nokta. 2. bak. two blobs of mustard i. körlük. açmaz. dili yağ tulumu. 2.´ne gitme. ç ıkmaz k. . 2. k ıvamı koyu iri bir damla: a blob of paint bir boya damlası. 1. ç ıkmaz (sokak). küf. kan bankas ı. kitap yazısıyla yazılan büyük harf. 1. i. bless. kesmek. 2. büyük bina: block of flats apartman. i. s. blok. kör etmek. palanga. dangalak. oto. su toplamak.. katliam. i. arkadaş. âmâ. k. sarı (saç). bak. mahvetmek. azarlama. fiske. İng. soldurmak. ablukaya almak. z. eksiksiz bir mutluluk. tıkama. f. İng. (deliği/boşluğu) doldurarak kapamak. engelledi ğ i. (devamlı) yanıp sönen sinyal ı. şiş (karın. 2. blok. 1. s. ştırmak. kabartmak. 1. f. dili adam. f. den. şen. i. parsel. çoç ğı . anat. tıkanma.blessing out blest blether blew blight blind blind alley blind as a bat blind date blind in one eye blind spot blinder blindfold blindfolded blindly blindness blink blinker bliss blissful blister blithe blithely blitz blitzkrieg blizzard bloat bloated blob bloc block block and tackle block letter block print block up blockade blockage blockhead bloke blond blonde blood blood bank blood bank blood bath blood count blood feud k. İng. sarışın (kadın). 2. şişmiş. dili kör gibi. i. f. at gözlü ğü. k. çok mutlu.. gamsız.b. önceden tan ışılmayan biriyle eğlence yeri. çakar. pürneşe. 1. i. 2. i. mutluluk. tıkamak. kör.. kan davas ı. 1. 1.kmaz.

kana susamış. 4. diliı. 2. i. kanlı. dili tepesi atmak. yok etmek. çiçek açm ış. 2. kana susam ış. s.. olas İng. vuru ş. solumak. s. birini çok şaşırtmak. kusur. f. canlanmak. s. bozmak. i. unutulmak. 1. dili 1. uçurmak. kan dökme. 2. kabart ı. kan gibi. külahını uçurdu.´s cover blow s. 1.. leke. k. İng. k. 2. dili birinin gerçekte kim oldu ğunu göstermek. geli şmek. dili kendi reklam ını yapmak. k. üflemek. dili ans ızın gelmek. (blew. kan şekeri. 3. dili tepesi atmak. f. parlamak. i. lekelenmek. lekelemek. Rüzgâr ı att ırmak. 2. k. k ızmak. 1. düşmek. 4. İng. bahar. 2. 3. 2. bluz.o. üfleyip söndürmek.blood feud blood group blood money blood poisoning blood pressure blood pressure blood sugar blood test blood transfusion blood transfusion blood type blood vessel bloodcurdling bloodshed bloodshot bloodthirsty bloody bloody-minded bloom blooming blossom blot blot out blotch blotter blotting paper blotting paper blouse blow blow blow a fuse blow great guns blow hot and cold blow in blow one´s brains out blow one´s cool blow one´s nose blow one´s own horn blow one´s own horn blow one´s own trumpet blow one´s top blow one´s top/stack blow out blow over blow s. inatç aksi. çiçek. k. ayıp. kan tahlili. s. tansiyon. darbe. birini çok şaşırtmak. 2. dili tepesi atmak. i. dili k. k. kan zehirlenmesi. kurutma kâ ğıdı.´s mind kan davas ı. 1. k. canavar ruhlu. k. . argo kör olası: That blooming telephone! O kör olası telefon! i. fiske. 2. meyve üzerindeki bu ğu. çiçek vermek. diyet. kan damar ı. baya ğı. bak. duraksamak. gömlek. 2. gençlik. sigortay k. k. çiçek açmak. mürekkep lekesi. 1. kiralık katillere verilen para. kendi reklam ını yapmak. birine çok keyif vermek. uçmak: The wind has ınöfkelenmek. kurutma kâ ğı 1. away blow s. i.. kan nakli. k. kan grubu. (lastik) patlamak. gaddar. kan bas ıncı. ateş ederek birini öldürmek. dili kör ı. 1. f. --n) 1. (--ted. 1. k. birini vurmak.. leke. başına kurşun sıkarak intihar etmek. dili tepesibacan atmak. --ting) 1. k.. kan çana ğına dönmüş (göz). bahar açmak. 2. dili karars ız olmak. birini çok heyecanland ırmak. övünmek. papyebuvar. zalim. 1. böbürlenmek. tüyler ürpertici. sümkürmek. anat. i. (açılmış) çiçek. 1. 2. s. 2. s. dili kendi borusunu çalmak. tazelik. dili (rüzgâr) çok sert esmek. adamakıllı. dili 1. 1. dili 1. 2. dıortadan ile kurutmak. silmek. f. kurutma kâ ğıdı. tansiyon.o. k. kan nakli. ba şına kurşun sıkmak. lekelemek. k. esmek. blown off the chimney cowl. blotting paper. kan grubu. 3. geçmek. çok k ızmak. i. (fırtına) dinmek. f. hunhar. 3.o. 2. 2.

i. bataklık v. blucin. i. (rüzgâr) şiddetle esmek. (--red. pot. f. çivit. 2. 2. 3. fart furt etmek. 1. yatılı okul. zool. i. 5. dili (insan vücudundaki) yağlar. i. bulanıklaşmak. mavimt ırak. 1. havaya uçurmak. soylu kimse. borda. s. 1. s. çançiçe ği. blöf. k. satranç v. mavimsi. den. mavi kopya ç ıkarmak. lastik patlamas ı. pansiyoner. f. böbürlenme. rüzgârın çıkardığı) uğultu. i.o. i. f. 1. f. mavi renkli.´s mind blow s. 1. aristokrat. süpet. (kum. 2. 2. ağır bir cisimle vurmak. 2. üzerindeki) tahta yaya kaldırımı.blow s. gaf. to smithereens blow the lid off blow up blow-by-blow blow-dry blowjob blowout blowtorch blowup blubber blubber bludgeon bludgeon s.o. kaba penisi a ğızla uyarma. kızarıklık. s. 4. şişirmek. blue blue blood blue blood blue cheese blue jeans blue ribbon blue vitriol bluebell blueberry bluecollar blueprint bluff bluff bluing bluish blunder blunt blunt blur blurry blurt blush bluster boar board board of directors board of managers board up boarder boarding house boarding school boarding school boardwalk k. çayüzümü. k. balina ya ğı. dili efkârl ı. yönetim kurulu. hüngürdemek. out ağzından kaçırmak. 2. s. i. 4. bot. fart furt. 2. tok sözlü. ayrıntılı. i. mavi. f. (blow-dried) kurutma makinesiyle kurutmak. bir şeyi/birini paramparça etmek. i. belirsiz bir şekil. k. mavi kopya. (vapura/trene/otobüse/uça ğa) binmek. mavi. pürmüz.o. çivitlemek. yönetim kurulu. 2. k. 2. patlatmak. tasarlamak. birini bir şey yapmaya zorlamak. 1. k ısa ve kalın sopa. 1. tepesi atmak. dili patlamak. 2. yatılı okul.. herhangi bir alanda en büyük ödül. . 2. f. i. 1. 2. plan. yönetim kurulu. 2. küplere binmek. s. 1. i. s. tahta. f. işçi sınıfına ait. 3. f. f. Campanula. blöf yapmak.b. kavga. pansiyon. hüngür hüngür a ğlamak. 1. i. f. kereste. şatafatlı davet./s.t. kızartı. oyun tahtas ı. i. 1. sarp ve yüksek k ıyı/kaya. k.. kör. asilzade. bulanık. into doing s. sözünü sak ınmayan. 2.. göztaşı. gaf yapmak. büyütmek. yat ılı öğrenci. patlama. patlamak. f. i. birinin aklını başından almak. cop. f. i. üstüne tahta çakarak kapamak. kurus ıkı atmak. bir çeşit küflü peynir. 1. f. aristokrat. i. agrandisman yapmak. --ring) bulan ıklaştırmak. i. yabandomuzu. azaltmak. keskin olmayan. mavi renk. 3. kurusıkı. pansiyoner olmak. i. körletmek. pot k ırmak. proje. 1. (şiddetli i. yüzü k ızarmak. supet. dili büyük parti.b. pürmüz lambas ı. dili birini hayrete dü şürmek/şaşkına çevirmek. dili aç ığa vurmak.t. 1. i. s. i.

s. k sıkk. koruma. tamamen. minder. özü kalana kadar kaynamak. bilg.boast boastful boat boathouse bob bob bob bobbin bobby bobby pin bobsled bode bode bode ill bode well bodice bodily body body bag body building body count bodyguard bog boggle boggle the mind bogus boil boil boil away boil down boil over boiler boiler suit boiling point boisterous bold boldface boldfaced boldly boldness Bolivia Bolivian boloney bolshy bolster bolt bolt of lightning f. haşlamak. Bolivya´ya özgü. kitle: A lake is ıa özgü fermuarl torba. köpürmek. kaynamak. İng. 2. i. kaynayarak buharla şıp yok olmak. yastıkla beslemek. miktar: a body of information bir miktar bilgi. çabuk e ğip kaldırmak. 2. gövde. dili ı şp ilin. yüreklilik. kaynatmak. body of water. 3. olta mantarı. çıban. cesur. (up) 1. bilg. i. ıng.. i. kötüye işaret/delalet etmek. 1. vücut. 2. madeni saç tokas ı. arka arkaya bağlı çifte kızak. dili asi. k. 1. yarışta kullanılan kızak. 1. i. bedensel. i. 1. ceset torbas . kaynama noktas ı. kaynayarak suyunu çekmek. i. s. f ırlamak. bilg. cesaret. alçal yükselmek. i. 2. bataklık. matb. siyah (harf). kısmak. çekülün ucundaki a ğırlık. -ging) f. bak.. şiddetli. uzun yastık. 2. dili tepesi atmak. i. 2. cüretli. 1.ğ (--bed. k 1. ı kütle. bob)sİ i. siyah (harf). -e delalet etmek. yat gibi) tekne: What time does the boat leave? Vapur kaçta kalk ıyor? I´ve got a new boat. matb. s. i. f. c ıvata. bide. 2. i. z. . Göl bir ceset taşımaya vücut geliştirme. İng. bak. 1. kazan. s. Bu otel iki yüzme havuzu ve bir saunas ıyla s. makara. 5. Yeni bir sandalım var. ask. 2. i. 2. s. sandal. kaba kenef.. tulum (giysi). korsaj.. 4. How i. (çoğ. -e işaret etmek. buhar kazan ı. 2.. ceset. İng. İng. fırtınalı. çabuk eğilip kalkmak. sık sık e f. sürgülemek. s. desteklemek. (gemi. i.. z. i. k. övünmek.. 2. çabuk eğip kaldırma veya ilip kalkma hareketi. 3. (saçı) alagarson sallanmak. f. insanı hayrete düşürmek. düzme.. kolgüçlendirmek. -e sahip olmaktan gurur duymak: This hotel boasts two swimming pools and a sauna. fırlama. matb. gürültülü. i. hela.. ısaltmak. vapur. dili polis. k.. övüngen. i. tümüyle. f. bobin. 2. 1. kad ın yeleği. beden.. baloney. f. kilit dili. f. yastık. (kaynarken) ta şmak. s.. ufak i ğ. 4. at ılgan. 2. fırlayıp kaçmak: When the pickpocket saw the yıldırım. f. kurallara karşı gelen. Bolivyalı. (--ged. 2. alagarson saç. 1. yapma. sahte.. i. 3. iyiye işaret/delalet etmek. gözüpek. karoser. at/over -e tak ılıp tereddüde düşmek. 1. ölü sayısı. Bolivya. tuvalet. Bolivya. cesaretle. yüznumara. 2. demiri. ha şlanmak. 1. sürgü. i. 1. serkeş. 3. bütünüyle. kaçış. koruma görevlisi. siyah harfler. 4. kayıkhane. i. --bing) 1. Bolivyalı. 1.

s. f. İng. gerçek. 1. topa tutma. i.. rezervasyon yaptırmak. i. 2. 2. argo aptalca hata yapmak. ık ıştırmak. i. argo 1. İng. 2. açık havada yakılan ateş. ask. f. s. kemik. İng. falso.. 2. 2. yuhalamak. k. 1. sınava hazırlanmak. i.. aptalca hata. i. şenlik ateşi. sıhhatli. beklenmedik kazanç. çoğ. bonds. 2. i. çoğ. dili çok çalışmak. bono. k. s. 2. tumturaklı. üzerine varmak. dili aptalca hata yapmak. 1. (yer) ayırtmak. i. kırıkçı. ş k. (bombard ıman uçağında görevli) bombacı. 1. ahmak. palamut. i. k ılçık.. s. 1. cilt. İng. ampuller. i. i. kölelik. falso yapmak. bombard ıman. kemikli. tahvil sahibi. s i. 2. ilişki. kemik tozu. i. argo aptal. kaporta. i. ikramiye. falso yapmak. İng. 2. s. f. zool. bombac i. 4. kaput. dili kafadan kontak.. tahvil.. argo ayvalar.. argo -i sikmek. yolunuz aç ık olsun. anlaşmazlık sebebi. s ıska. 2. dili ng. . k ılçıklı. bağcıklı bone. prim. argo televizyon. budala. güzel. . kemiksiz. bubi tuza ğı. topa tutmak. dili vurmak. zarif. i. 3. 1. 1. i. gümrük antreposu. (bir yere) bomba atan/yerleştiren kimse. bağ. ikizler. kitap . k. bomba: blonde bombshell sar ışın bomba. bombalamak. kupkuru. bombard ıman uçağı. senet. kefalet. memeler. i. bombalamak. i. k. ku içine kemik külü kat ılarak yapılan porselen tabak. i. İvuru i. 2. hoş. s. İng. argo büyük gaf/pot. f. kemiksi. f.. aşk yapmak.kulübü.. bir deri bir kemik. leh. 4. çatlak. f.bolt upright bomb bombard bombardier bombardment bombastic bomber bombshell bon voyage bona fide bonanza bond bond paper bondage bonded warehouse bondholder bondsman bone bone bone china bone for an exam bone meal bone of contention bone up on a subject bone-dry bonehead boneless boner bonesetter bonfire bonito bonk bonkers bonnet bonny bonus bony boo boob boob tube boo-boo boobs booby booby prize booby trap book book club dimdik. 3. aptal.. 1. darbe.. f.. farlar. argo sikme. oto... f. 1. kefil olmak.. 1. 1. İng. salak. hakiki. köle..men (bandz´mîn) i.. balina (çubuk). çıkıkçı. kitap. k ısa zamanda bir konuyu çalışıp öğrenmek. falso. bomba. i. 1. f. dili aptalca hata. iyi yolculuklar. 2.. k. hafızlamak. en kötü oyuncuya verilen ödül. 2.sevişme. sevişmek. mankafa. dili ı bomba etkisi yapan. kefil. şlamak. (polis) (san ığı/cezaya çarptırılan birini) kayda geçirmek. 2. 3. i. k ılçıksız. göze hoş görünen. kemiklerini/k ılçıklarını ayıklamak. k. iyi cins yazı kâğıdı. i. bombard ıman etmek. gürbüz. 1.

. ı.. gürlemek. (birinin hesabına) yazma. defter de ğeri. biri için otelde rezervasyon yapmak. . çizme giydirmek.. İng.2. --ping) vurmak. i. check in. yaltak. iyilik. bak. i. destek. v. f. gümbürdemek. bir şeyi birinin hesabına yazmak. kenar. 3. nüfus v. 2. 4. 1. 1. i. hudut. i. kaba ve görgüsüz kimse. 2. f. rezervasyon yapma.´s account book value bookbinder bookcase booked bookie booking booking clerk booking office bookkeeper bookkeeping booklet bookmaker bookmark bookseller bookshelf bookshop bookstall bookstore boom boon boon companion boondock boonies boor boorish boorishly boorishness boost booster boot boot boot booth bootlegger bootlick bootlicker booty booze bop borax border İng. 1. 1. ayrılmış. ya ğma. propagandac i. İng. broşür. kibrit paketi.b.. dalkavuk. i. 1. nimet. patlamak i. f. 2. f. alkollü içecek. i. i. 2. kitap konulan raflı mobilya. kitabevi.o. (rokette) ek i. 3. argo tekmelemek.. çanak yalayıcı. k. 2.. 1. i. İng. (ticaret) hızla artmak.. (fiyat) artırmak. İng. i. çizme şeklindeki aletle işkence yapmak. İng. f. gazete kulübesi. kim. darbe.b. kaba. z.. kitapçkurdele i. k. dalkavukluk etmek. (bir yerin ticaret. kitapta son okunan sayfayı bulmak için araya konulan karton.. çizme. ganimet. i. kitap ele ştirisi.1.book in book of matches book of music book review book s. kitapçık. i. çapul. boraks. f. artış . bilgisayar ın belleğine komutlar okutarak sistemi f. bahisleri kabul eden bayi. maliyet. bahisleri kabul eden bayi. i. rezerve edilmiş. yaltaklanmak.artma. (olumlu bir şekilde). motor.) h ızla yükselmek. 1. kaba bir şekilde. çanak yalamak. to s. i. s. 1. i. i. kitabevi. i. 2. 3. 2. sınırlamak. i. çardak. i. (fuarda/sergide) stand. itelemek. kitap raf ı. muh. i. yard ım. k. ı. köylü.. rezervasyon.o. dili kafa/kafay ı çekmek. defterde kayıtlı. defter tutan kimse. kabalık. ciltçi. 1. defter tutma. i. ganyan bayii. İng. dili ganyan bayii. lütuf. lehinde konu şarak yardımcı olmak. f. patlama yak ın arkadaş. sayfa işareti. i. s ınır. s. nota kitab ı. 2. vuru ş. kenar süsü. 2. kitaplık. i. i. içki kaçakç ısı.t. i. muh. dili içki. bilet gişesi. (--ped. i. biletçi. into a hotel book s. yaltakçı. i. bot.

2. can yolda şı.. i. s. and as . s. Boşnakça. Botsvana´ya özgü. 3. Boşnak. borç almak. yönetmek. eğiliminde olmak. biberon.. hem insan olarak ona sayg Both your lives are in the scales. i. patron. bear 2. i. kim. başını ağrıtmak. i. 1. botanist. i. başkalarına hükmetmeyi seven. zahmet. i.. Botsvanalı. delmek. asil bir aileden gelen. Her ikinizin de hayat ı tartışılıyor. engel. bor.. bak. Bosnal ır. f. temel. .. can s ıkıcı. bitkibilimsel. Bosna. doğuştan: a born preacher doğuştan vaiz. kaynak. i. 2. 2. i.. vadi. 2. bağı koyun. kaza. bak. f. Botsvanalı.o. i. Bosna-Hersek. s ınır komşusu olmak. canını sıkmak. zam.´´ ´´Paketler mi?´´ ´´ Evet. nak. İng. bak.f. i. Bo ğş üs. Boşnakça. i. 1. Bosnia-Herzegovina. bitkibilimci. Bosporus. şef. hudut. fail him as we could pass him. ıslahevi. botanik. oymak. 1. sine. i. 2. olarak: ´´Yes. i. Botsvana.border on borderline borderline case bore bore bore bore a hole in bore s. Bosna. tekne. s. . s. amirane. 3. i. 1. esas. ikisi de: both of them her ikisi. f. Boğaz. 2. to death/tears boredom boring born born to the purple borne boron borough borrow borrow trouble borrower borrowing borstal Bosnia Bosnia and Herzegovina Bosnia-Herzegovina Bosnian bosom bosom friend Bosphorus Bosporus boss boss s. bitkibilim. birine karşı amirane davranmak. dili önceden tasas ını çekmek. hem . alt. sıkıntı. sınır. Hem hoca. Hasan tam s ınırda. 1. kasaba. bear 2. ödünç almak. -de delik açmak. f. şişelemek. i. can sıkıcı kimse. around bossy botanical botanical garden botanist botany botch both 1. yabanc ı bir dilden alınan sözcük/kelime. s. bak. s. samimi. 2. i.. 1. f. i. gö samimi dost. birine emir yağdırmak.o. dar bo ğaz. mat. 2. ıslahhane. şişe açacağı. i.. Boğaziçi. Boşnak. 1. ´´Did the packages come?´´ both came. bitkisel. yabancı sözcük/kelime. karina. k. 2. f. ı duyuyorum. ödünç alan. ilçe. her iki kategoriye de girebilecek bir durum: Hasan´s a borderline case. hem . i. dar geçit. 4. both of us her ikimiz. i. i. f.. i. 2. Bosna´ya özgü. 1. s. f. her ikisi. 1. kalibre. can s ıkıntısı. . bother bothersome Botswana Botswanan bottle bottle opener bottleneck bottom s. birinin canını çok sıkmak.. both as . şişe. (ç ıkarma işleminde) ödünç almak. canını sıkmak. botanik bahçesi. çap. Bosnalı. 2. dip.. i. botanik. we could as easily i. i. doğmuş. 1. sıkıcı.. (bir fikri) az ıcık çürütmek. I respect her both as a teachergeldi and as a person. patronvari. rahatsız edici. rahatsız etmek. botanikçi. (bir işi) berbat/rezil etmek.. Botsvana. s.

2. kiriş. i. 2. 2. 2. çarpık bacaklı. f. 2. sınırlar. s. for -e giden. 1. 2. i. derinlikler: the bowels of the earth yeryüzünün i. 3. butik. i. sekmek. 1.o. s ınırsız. baş eğerek selamlamak. ciltlenmiş. z. sığır cinsinden. ba ğırsak. cömertlik. kriket top atmak. pruva. box s. i. s. 1. ba ğırsaklar. iple boğmak. tas. 1. i. ılık. 1. buket. i. 1.. emekliye ayr ılmak. i. çardak. hudut. (ok atmak için) yay. demet. 3. . sınırsız. güreş. i. birini yere devirmek. s ıçramak. kısa süren hummalı faaliyet. 2. ovalık arazi. s. bol. eli aç ıklık. f. 2. reverans yapma. papyon kravat. iri kaya parças ı. a ğır bir topla oynanan bir oyun. dipsiz. sınır. s. i. dili Fondip! i. reverans yapmak. çok. loca.. 1. dili (çek) karşılıksız kmak. i. s. fırlamak. i. sıçrayış . ok menzili. bind. kutu. of -den çekilmek. kuşatmak. on the ear birinin kula ğına tokat atmak. boks. (yayl ı çalgı için) yay. iç kısımlar. burjuva. yakalanmas 2. bol. birini şaşırtmak. zıplamak. 3. baş eğerek selamlama. 1. k. bağlı. derinlikleri. bak. 1. kâse. bowling oynamak. f. i. birini yere yıkmak. sıçramak. bak. 1. çok derin. 1. kayıtlı. f. den. verilen) para. Zatürreeden yeni kalkt ı. k. bowling. sand ık. bolluk. kentsoylu. cömertlik. eli aç ık.o. anat. f. geri tepme. cadde. boks yapmak. s. i. cömert. buy. 2.bottom dollar bottom land bottomless Bottoms up! bough bought boulder boulevard bounce bound bound bound bound boundary boundless bounds bounteous bounteously bounteousness bountiful bounty bouquet bourgeois bout boutique bovine bow bow bow bow and scrape bow out bow tie bowel bowels bower bowl bowl bowl along bowl s. s. prim. sonsuz. i. bir şaraba i. f. borina. 1. fiyonk. ciltli. 2. çok. barço ba ğı. cömert. sınır. 1. hastalık: He´s just recovered from a bout of pneumonia. 1. 2. i. çıs ıçrayış zıplama. sektirmek. birini şaşkına çevirmek. s. s ınırlamak. 1. kameriye. papyon. i. süratle gitmek. 2. cömertçe. anat. 1. i. zıplay ış.canl sekmek. zıplatmak.. (ağaçta) büyük dal. 2. i. 1. kutuya koymak. 2. el pençe divan durmak. f. eli aç ık. bulvar.. den. i. 3. ba ş. i. kutulamak. i. i.. aşırı saygı gösterisinde bulunmak. over bowlegged bowline bowling bowshot bowstring box box box number son kuru ş. 1. f. 2. f. nöbet. 2. sonsuz. 2. posta kutusu numaras ı.. (zararlı bir hayvanın yok edilmesi ı için devletçe veya bir suçlunun özgü koku. f.

i. boks maç ı. 2. kapalı yük vagonu. zekâ. f. kepek. i. 3. (böğürtlen gibi) dikenli bitki. yumrukoyuncusu. hafif tuzlu. 2. f. i. kenet. yüksekten atan kimse. ak ıl. 3. 2. s. böğürtlen (yemişi/çalısı). kafas ına ağır bir darbe indirmek. örgülü. kollara ayrılmak. k. (nehre ait) kol.. (üniformaya tak ılan) kordon. yumrukoyunu. ac ı (su). 2. desteklemek. ayraç. (ağaca ait) dal. i. 2. f. (--ged. boykot yapmak. övüngen kimse.. sağlamlaştırmak. sütyen. parantez. i. destek.box office boxcar boxer boxing Boxing Day boxing glove boxing match boxwood boy boy friend boy scout boy scout boycott boyhood boyish bra brace bracelet braces bracing bracket brackish brag brag about/of braggart braid braided brain brain trust brain wave brainchild brainless brains brainstorm brainwash brainy brake brake drum brake fluid brake lining brake pedal brake shoe bramble bran branch branch off branch out into (tiyatroda/sinemada/stadyumda) bilet gi şesi. boks. i. İng. k. saç örgüsü. i. kısım. i. zinde yapan: bracing mountain air insan ı ştiren dağ havas ı. s. i. 1. çoğ. 1. s. 2. beyin. bölüm. k. İng. beynini yıkamak. 1. s. ask. fren kampanas ı/tamburu. -den övünerek bahsetmek. beyinsiz. boksör. fren pabucu. i. i. 1. fren pedalı.. f. f. dişçi. 1. oğlan gibi. dirsek. örgü. 3. s. örülmüş ş ey. pantolon askısı. dayanak.salmak. fren balatas ı. birbirine tutturmak. kafalı.ş.y. dili birinin kafas ından çıkan düşünce. bir grup dan ışman. yirmi altı Aralık.. i. i. fren. --ging) övünmek. f. bu ğday kepeği. İng. boykot etmek. kol. i. şimşir. f. 3. erkek çocuk. örülmü i. 1. (kol ş olarak) ayr (asıl faaliyetine devam ederken) (yeni bir faaliyete) girmek. matkap kolu. erkek izci. dal. tel. İng. i. i. 2. i. köşeli ayraç. boykot. akılsız. .. destek. (erkek için) çocukluk. i. fren yapmak. 2. dili aniden gelen parlak fikir. . 1. raptetmek. kafasız. ku ş beyinli. boks eldiveni. şube. bilezik. erkek izci. i. delikanlı. f. i. fren yağı. örmek. genç uşak. d. kö şeli parantez. kuşak. s. dili aniden gelen parlak fikir. i. çocukluk dönemi. zindele i. akıllı. o ğlan. bağ. 1. dal budak bran ılmak. erkek arkada ş.

hamur tahtası. genişlik. pirinç. i. marka. tah ıl ambarı. 4. çatlak. i. sallama. en. 2. lekelemek. ekmek. cesaret. verdiler. i. konyakla konserve edilmi ş (meyve). yarık. 2. iş molası: They took a break. yüzsüz. piç kurusu. 3. f. Brezilyalı. i. z. kâr ve zarar ı eşit olmak. adaleli. İng. sözünden dönmek. Brezilya. s. dili ekmek kap ısı. 2. gedik. savurma. g ıcır gıcır. k. velet. s. 1. arsız çocuk. mec. i. şans. s. cesaretle. k. argo mide. sütyen. gö ğüs germek. kurusıkı atma. gizlendiği yerden çıkmak. bak. (bir ürüne ait) özel ad. kırmak. 1. k ırık. törenle temel atmak. f. biraz sinirlenmiş. i. ihlal. konyak.. ç ığır açmak. ışkanl ıktan kurtulmak. bro. s. 2. açıklık. bozulmak. f. i. ara. bread box. aralık. pirinç mu şta. şımarık çocuk. huk. 2. f. (k ızgın demirle yapılan) dağ. (broke. 3. Brezilya kestanesi. ünlem Aferin!/Bravo! i. damgalamak. 2. pirinç. mangal. ğlamak. . 1. savurmak. i. sar ı.. 1. küstah. s. kasları gelişmiş. 2. Brezilyalı. kötü alMola sözünde durmamak. 1. ekmek sepeti. kabadayılık. yepyeni. 1. 2. k. yepyeni. bando. anırtı. 1. ekmek tahtas ı. m ızıka. 2. kötü havada d ışarıda bulunmak. ruhen yıkılmak. yüzsüz. fasıla.brand brand name brand spanking new brandied brandish brand-new brandy brash brass brass band brass knuckles brassed off brassiere brassy brat bravado brave brave the elements bravely bravery bravo brawl brawny bray brazen brazier Brazil Brazil nut Brazilian breach bread bread and butter bread bin bread box bread crumb breadbasket breadboard breadth breadwinner break break a habit break a promise break a record break cover break down break even break ground i. sallamak. cesur. pirinç gibi. anırma. i. i. ancak masrafını karşılamak. i. Brezilya. i. ekmek k ırıntısı. dili gıcır gıcır. bir aileyi geçindiren kimse. s.ken) 1. f. fazla at ılgan. s. 2. 1. ekmek kutusu. i. Brezilya´ya özgü. 1. i. 1. yüzsüz. 1. İng. dili biraz kızgın. s. i. utanmaz. 2. arbede. sar ı. marka. s. cesaretli. gürültücü ve kaba (kad ın). rekor k ırmak. f ırsat. insanı geçindiren iş/para. k ırık. anırmak. da (bir ürüne ait) özel ad. i. i. i..

kendini paralamak. from -den kopmak. kırılan şeylerin tutarı. k ıyıya vuran büyük dalga. i. mendirek. dağıtmak. i. sözünü tutmamak. i. i. dökmek: She´s broken out Asya´da sava ı yumu şatmak. soluk almak. tür. ilgisini kesmek. teklifsiz. solu ğu kesilmiş. göğüs. Don´t breathe a word of this to anyone. 2. meltem. 1. i. çok heyecan verici. orucunu açmak/bozmak. osurmak. kendini kurtarmak. (bilimde) büyük buluş. 2. paralanmak. 3. parça parça etmek. gaz gaz çıkarmak. parçalanmak. durma. cepheyi yar ıp geçme. i. zorla açmak. kişi) ç ıkarmak. kendini kurtar ıp kaçmak. bozulma. 1. rüzgârlı. (bred) 1. 1. s. 3. ili şiğini kesmek. 2. 2. bak. alıştırmak. 1. 2. (k ıyamet) rılıp ayr ılmak. anat. 2. (breast. 1. terbiye.fed) (bebe ği) emzirerek beslemek. i. s. bozuşmak. nefes nefese. (birine) (kötü) haber vermek.. birdenbire 3. s. k ı sözünde durmamak. kahvaltı. 1. 1. 2. ayrıntılı hesap. kanuna karşı gelmek. ba ı ndan takip etmek. . kalp. havay suç işlemek. 2. ölmek. 2. 1. gö ğüs kemiği. f. -den ayr ılmak. f. 2. yellenmek. - kopmak. çoğ. kopmak: War has broken out in Asia. nefes. yetiştirme. i. araya girmek. At başlad ı. i. dağılmak. -e zorla girmek. den kopup sarkmak/sallanmak. i. i. resmiyeti gidermek. bozulma. ilk defa bir işe giri şmek. lakayt. 1. f. 1. hafif rüzgâr. 3. k ırılır. i. patlak vermek. s ık ve kesik soluklar alıp vermek. sebep olmak. in ile kaplanmak. hareketli. ın şı kimseye söyleme. f. 3. büyük (bir hız): a breakneck pace çok hızlı bir tempo. dişini tırnağına takmak. 3. birden ko şmaya 1. üremek. ş patladı. boynu k ırılmak. imbat. . s. 3. ask. başında beklemek. son nefesini vermek.. esinti. breed. 4. canlı. yeti ştirmek. birden -e ba şlamak: The horse broke into a run. 2. 2. i.break in break into break loose break off break one´s faith break one´s fast break one´s neck break one´s word break open break out break the ice break the law break the news to break to pieces break up break wind break wind break with breakable breakage breakdown breaker breakfast breaking breakneck breakthrough breakup breakwater breast breast stroke breastbone breast-feed breath breathe breathe down one´s neck breathe hard breathe in breathe one´s last breathe out breathless breathtaking bred breeches breed breeding breeze breezy 1. 3. yak solumak.. sabah kahvalt ısı. parçalanma. 2. kırılma. sona erme. dalgak ıran. sinir bozuklu ğu. umursamaz.. meme. 1. k ırma.. 2. kurbağalama (yüzme tekniği). sine. k ırmak. çok hızlı. 1. 2. lafa kar ışmak. zorla girmek. 2. 1. nefes almak. gönül. durmak. i. rahat bırakmamak. (aralarında sevgi bağı olan iki ayr ılmak. patlamak. çökme. k ırılma. nefes vermek. nefes kesici. 2. 2. i. soluk. yol açmak. dili sak 1. pantolon. k. s. teneffüs etmek. 1. Bunu nda dikilip durmak. cins.

tugay. 1. aydınlık olmak. f. neşe ılık vermek. çoğ. (çay) demlemek. mükemmellik.. 3. i. köprü. 1.. k ısalık. deliksiz/bo şluksuz) tuğla. harika. s. i. hazırlanmak. tertiplemek. 2. 2. dâhice. bak. i. çoğ. z. 1. den. f. i. i. nedime. rüşvet. tuğla harmanı. harikuladelik. ayd ınlanmak. parlak. bira yap i. dili bira: He bought me two brewskies.. gelinin nedimesi. briç. e şkıya. 2. (brought) getirmek. parlayan. f. i. (gen. i. brifing. i. 1. 1. s. 3. güvey. tuğla örücü. i. rüşvet vermek. brier. i. köprü kurmak.brethren brevity brew brewer brewery brewski briar bribe bribery brick brick red brick up bricklayer brickyard bridal bridal veil bride bridegroom bridesmaid bridge bridge bridgehead bridle brief briefcase briefing briefly briefs brier brig brigade brigadier brigadier general brigand bright bright color bright lights brighten brights brilliance brilliant brilliantly brim brimful brimstone brine bring i. 1. duvak.. i. 2. tu ğgeneral. i. bira fabrikas ı. i. silme. i. bot. duvarc ı. 1. i.. gemlemek. 1. tuğla örerek kapatmak. 3. 4. parlaklık. (kötü bir şey) hazırlamak.dili (bir yere) canl (otomobil farlar ına ait) uzunlar.. 2. 2. i. (herhangi bir) dikenli yabani çal ı. harikulade. i. 3. i. göz alıcılık. vurmak. salamura. f. huk. ba şını hafifçe kaldırarak öfkesini davanıngem özeti. parlak. göz alıcı. evrak çantas ı. deniz suyu. slip (erkek külotu).p parlak bir şekilde. s. ağzına kadar dolu. 2. köprü yapmak. dili tam formunda. (otomobil farlar ına ait) uzunlar. i. bardak a ğzı. 1. 3. olmak. i.. daha hoş ve sevimli bir hava katmak. köprüba şı. parlak. k. neşelendirmek. . ımcıs ı. tuzlu su. zeki. parlak renk. ask. brik. i.. şapka kenarı. kiremit rengi. para yedirmek. i. kardeşler.. (ata) başlık takmak... i. bright-eyed and bushy-tailed k. f. f. gelin. çoğ. i. rüşvetçilik. ask. i.. z. parlatmak. i. mükemmel. 2. i. k ısa. gemi hapishanesi. pırıl pırıl. deha. nikâha ait. bot. s. tuğgeneral. 1. (çay/kahve) içmeye haz ır olmak. f.. ırlanta. geline ait. kükürt. i. Bana iki bira ısmarladı. frenlemek. k. ask. k ısaca. (bira/kahve) yapmak. i. 2. 2. (gem ve dizginlerin tak ıldığı) at başlığı.yapmak. brifing s. ak ıllı. haydut. i. i.

. -i dava etmek. canlı. birinin (bir işe) katılmasını sağlamak. -i dava etmek. 2. bir grubun mevcudunu tamamlamak. in on bring s. başarıyla yapmak. 1.. meydana çıkarmak. 1. çok alkış toplamak. seyircileri kırıp geçirmek/çok güldürmek. 2. ı yaptırdı. 2. home to s. doğurmak. hesap toplam ını nakletmek.o. birinin) konu şup rahat davranmasına sebep olmak. domuz kılı. 2. s.. ileri sürmek. geli ştirmek. dili ba şarmak. Generale biraz bask ırmak. birinin (bir hastalığı/zor bir durumu) atlatmasını sağlamak. 3. arzetmek.´s throat bring a unit up to strength bring about bring along bring an action/suit against bring around/round bring down the house bring down the house bring forth bring forth bring forward bring home the bacon bring in bring into disrepute bring into line bring into relief bring off bring on bring out bring pressure to bear on bring s. istenilen hızda hareket eden. ayıltmak. dili birinin keyfini bozmak.o. down bring s. bring s. 1. meydana getirmek. s. (uçurum için) kenar. yanında getirmek. to justice bring s. z. k. doğurmak. en önemli dayanaklar ı/kanıtları ileri sürmek. Britanya. sert k ıl. dikleşmek. çok alk ışlanmak. k. bir şeyi sonuçland -i rezil etmek. . 2. birini en son olaylardan/geli şmelerden haberdar etmek. büyütmek.o. k ıllı. -e bir şeyi uygulatmak: He brought some pressure to bear on the general. i. kazanmak. to bring s. ikna etmek. 1. 3. -i (çekingen sıkıştırmak. to bear on bring s. yetiştirmek.o. birinin yüreğini burkmak. sıraya sokmak. karar noktas ına getirmek. hakk ında birine haber getirmek.o. birini ayıltmak. 1. 1. (para) kazand ırmak. aydınlatmak. 1. to pass bring shame on bring through bring to a head bring to light bring to mind bring up bring up one´s big guns bring/file suit against brink brisk briskly bristle bristle with bristly Britain (anne) (çocu ğu) dünyaya getirmek. to his/her knees bring s. hatırlatmak.t. hareketli. f. birine diz çöktürmek.o. kıyı. 2. meydana ç ıkarmak. dili bir şeyi birinin kafasına dank ettirmek. 1. 1. up to date bring s. açığa çıkarmak. istenilen hızda. huk. 2. birini yola getirmek.o. (yeni bir şeyi) yapmak/yayımlamak. dili bir alk ış tufanı kopartmak. -i zorlamak. getirmek. 2. bahsetmek. 2. -i açmak.t. -e gölge dü şürmek. i. tüylerini kabartmak.t. i. to reason bring s. canlı/hareketli bir şekilde. hatırlamak. dodili k. (felaket için) e şik. birine boyun e ğdirmek. birini çok duyguland ırmak. belli etmek. sebep olmak. ileri bir tarihe almak. 2. 1.o. ailesini geçindirmek. k. 1. (doktor/ebe) (çocuğu) ğurtmak. sebep olmak. 1. gün ışığına çıkarmak. k.bring (a child) into the world bring a lump to s. birini (bir işe) katmak. kızmak. 3. 2. meydana getirmek. k. (jüri) karara varmak.o. sebep olmak. en önemli destekçileri getirmek. (yargılanmak üzere) birini mahkemenin önüne çıkartmak. 2. akla getirmek. sertçe esen (rüzgâr).o. meydana getirmek. (hoş olmayan bir şeyle) dolu olmak. dili ailesinin geçimini sa ğlamak. word of bring s. birinin aklını başına getirmek.

i. ızgaralık piliç. dü şünceye dalan.. Britanya´ya ait. saplı süpürge. bacanak. broş. bot. derin derin dü şünmek. alın. i. f. i. 1. i. tahammül etmek. 1. z.. kuluçkaya yatmak isteyen. f. ızgara yapmak. kararmak. yabani at. komisyoncu. 4. broşür. bakla. genişlemek. anat. ızgarada kızartmak. 2. . i. yüz. kuluçkaya yatmak. k ırılgan. i. i. ehlile ştirilmemiş at. dayanmak. 4. 1. f. f. Britanyalı.britches British Briton brittle broach broad broad bean broad jump broad jump broadcast broaden broadly speaking broad-minded brocade brochure brogue broil broiler broiling hot broke broke broken broken-down broken-hearted broker bronchial tubes bronchitis bronco bronze brooch brood brooder broody brook brook broom broomstick broth brothel brother brotherhood brother-in-law brotherly brought brow browbeat brown i. 2. i. i. katlanmak.. süpürge sopas ı. bir çeşit erkek ayakkabısı. genelev. s. 2. çehre. i. genişletmek. s. kalbi k ırık. 2.. 1. k ırık. bronşit. tıb. dili pantolon. dili paras ız. hoşgörülü. s. bitik. dili (hava) çok sıcak olmak. uzun atlama. 2. bring. y ıldırmak. banker. (broad. bron şlar. kaş. i. i. açık fikirli. (brow. (bir konuyu) açmak. bronz. ağabeyce. f. i. spor uzun atlama. engin. bir kuruluşun üyeleri. çoğ. (tohum) saçmak. erkek karde şe özgü. kabaca. İngiliz. s. 3. i.beat. kadın. k. i. kırılmış. s. i. geniş. s. break. kuluçka makinesi. gevrek. (radyo/televizyon arac ılığıyla) yayımlamak. et/balık suyu. herkese söylemek. yakla şık. 1. meteliksiz. k. --en) gözünü korkutmak. beraberlik. dili çok s ıcak (hava). karde şlik. k. karartmak. fırında et kızartmaya özgü ızgaralı kap. i. dilbilgisi kurallarına uymayan (bir yabancının umudunu yitirmi . şive. s. genel. 1. 2.cast) 1. kitapçık. brokar. 2. yaymak. 2. f.. kuluçka. 1. ayrıntılara girmeyen. (kötü bir olaydan sonra) ş. i. kayınbirader. çay. bak.. f. radyo/televizyon yay ını. katırtırnağı. f. argo eksik etek. tunç. 1. kahverengi. 3. i.harap. birlik. s. 3. 1. bozuk. i. f. çekmek. düşünceye dalmak. k. 1. bak. birader. enişte. 2. s. işi bitmiş s. f. ırmak. 2. erkek karde ş. i. yamaç. i.. i. 2. bozulmuş.

f. sert. gonca vermek. 1.´nin) en ağır/şiddetli kısmı. fundalık. fırça. i. tomurcuk. merhametsiz. flambaj. i. i. i. kaba kuvvet. brusque. (tüfek için) saçma. Brüksel. fokurdamak. -e sürtünmek. vah şi adam. k. 1. s.. i.brown sugar brown sugar brownish browse bruise brunch Brunei Bruneian brunette brunt brush brush brush against brush aside brush off brush up brush up on brushoff brushwood brusk brusque Brussels Brussels sprouts brutal brutality brutally brute brute force bubble buccaneer buck buck buck buck for buck naked buck up bucket buckle buckle down buckle on buckling buckshot buckwheat bud Buddhism Buddhist budding esmerşeker. s. -e göz gezdirmek. (saldırı. otlamak. esmerşeker. kahverengimsi. 3. kaynamak. 1. çalı çırpı. s. 2. (tokalı bir kayışla) (bir şeyi) takmak/giymek. . --ding) tomurcuklanmak. tozunu almak. 1. Budizm.b. i. k. k. f. zam v. kaba. i. mek. s. berelemek. ald ırmamak. 2. (bilgiyi) tazelemek. değinmek. erkek hayvan. ret. i. s. brüksellahanas ı. çürük. İng. yer yer kabarmak/kamburlaşmak. çürütmek. 2. kova. Brunei. 2. dili ç ırılçıplak. i. i. vahşice. s. i. esmer kad ın. s. karabu ğday. burkulma. k. dili ö ğleye doğru yenen ve kahvaltı ile öğle yemeği yerine geçen yemek. gonca. 2. Brunei. f. (at) s ıçramak. karşı gelmek. f. f. kabarc ık. hayvan. dili dolar. yabani. 1. sık çalılık. ezmek. Budist. 2. i. i. ku şluk yemeği. z. bere. fundalık.. 2. 1. (bilgiyi) tazelemek. 1. başından atmak. i. hafifçe dokunmak. Brunei´ye özgü. i. frenklahanası. dili ne şelenmek. önemsememek. 1. i. azarlama. bot. 2. i. korsan. Bruneili. f. vah şi.. 2. i.b. baskı v. (tokal ı bir şeyi) bağlamak. fırçalamak.´ni) elde etmeye çal ışmak. i. ters. (--ded. geri çevirme. 1. savmak. erkek geyik. çalılık. ciddiyetle/gayretle çalışmak. 2. ezik. i. çökmeye ba şlamak. i. i. Bruneili. z. (terfi. i. buru şma.. i.. 3. vahşilik. through -i şöyle bir okumak/karıştırmak. toka. 1. yetişmekte olan: a budding physicist yetişmekte olan bir fizikçi. bak. f.

fizik. kurmak. f.b. elektrik ampulü. çiçek so ğanı.. hareket etmek. i. bü ğlü. 2. yapmak.. bak. zool. 1. br ıçka. dili patlak gözlü. argo tımarhane. kurşun. i. cüsseli.. bina. hacimli. İng. toz olmak. argo sıvışmak.. bütçe. tampon. 1. ar ıza. (--ged. İng.. i. i. argo bir şeyin içine etmek.buddy budge budgerigar budget budgie buff buff buffalo buffer buffer state buffer zone buffet buffet bug bug off bug-eyed bugger bugger about bugger all bugger off bugger s. İng. hata. İng. yap ı yapmak. i. ço ğunluk. i. s. --ging) k. i. İng. İng. (insan için) yap ı. argo oyalanarak vakit geçirmek.o.t. 2. f. argo birine zorluk çıkarmak. tampon bölge. boru (askerlere işaret vermek için kullanılan çalgı). İng. kımıldatmak. f. 2. büfe. i. 2. üstünden buldozer geçirmek. radyo v. s. 2.. 1. f. kaba arkadan sikmek. buldok.. inşa etmek.. f. borazanc ı. (built) 1. (araba. (bir şeyi) yumuşak bir şeyle parlatmak. müz. arkada ş.. k. dozer. k.) merakl ısı. 2. 4. inşa. i. k ımıldamak. bel vermek. ıaatç . i.. f. i. yapım. muhabbetkuşu. zırva. 1. yoldüzer. buldozer. oylum. argo saçma.. 2. hantal. böcek. bilg.. zool. mikrop. dili (makinede) bozukluk. böcekli. 2.. argo hiçbir şey. i. Bulgaristan.. i. i. hacim.. bünye.. build. i. i. argo Siktir! s. virüs. Bulgarca. i. in ş i... bizon. 3. dili gizli dinleme ayg ıtı. mermi. fayton. 1. tampon devlet. f. dili toz olmak. 1. 5. İng. dili muhabbetkuşu. i. gitmek. yap ı. Bulgar. f. ahbap.. boru işareti. yarenlik. çok zor bir şey. (about) h ırpalamak. İng. f. argo 1. borazan. dili 1. herif. k. . 2. i.. 1. kurdu. k. İng. söyle şi. örselemek. iri. i. argo zor kullanarak bir şeyi yapmaya mecbur etmek. (bir k. i. up Bugger you! buggy buggy bughouse bugle bugle call bugler build builder building building complex building permit built bulb Bulgaria Bulgarian bulge bulk bulky bull bull session bulldog bulldoze bulldozer bullet i. i. inşaat. yaratmak. s. site. inşaat ruhsatı. boğa. müteahhit. böcek dolu. i. about bugger s.

bürokrat. ne şeli. 2. ışılandan çok daha bol.. bülten. aptalca hatalar yaparak (bir şeyi) becerememek. çörek. yüzen. bohçalamak. ev/bina h ırsızı. ev/bina soyma. dili. f. dili megafon. kim.iyi 1. ısı so ğ uk. s.2. altın/gümüş çubuk. --s/--x (byûr´oz) i.. al bereketli mahsul. 2. bumf. tıpalamak. huk. belleten. yüklenmek. 1. tampon. f. 1. deste. tapalamak.o. f. toprak yabanar i. İng. i. 1. k. salk ım. tavşancık. i. anaforcu. ilan tahtas ı. dövmek. 2. bindirmek. k ırtasiyeci. (ayak parma ğında oluşan) şiş. i. daire. tümsekli. tümsek. i. küpe şte. burglarize. i. İng. vurmak. otlakçı. dili (evi/binayı) soymak.. istihkâm. i. h ırpalamak. f. şiş. dili 1. argo 1. i. den.. çarpma. zool. k. bak. i. ranza. dili. tı kapamak.. vuru ş.bulletin bulletin board bulletproof bullfight bullhorn bullion bully bulwark bulwarks bum bumblebee bumf bump bumper bumper crop bumph bumpy bun bunch bundle bundle s. yığın. 2. i. kıç. hiçbir işe yaramayan kâğıtlar. toslamak. i. birini apar topar göndermek: As soon as his wife was certified insane. s. 1. ısını n delili ği resmen tasdik up. i.. çarpmak. k. demet. başkalarının ırt ından geçinen kimse. --ming) 1. f. İng. f. 1. i. boğa güreşi. 3. İng. oto. 2. bak. yazıhane. 1.. 2. f.ıyor. i. you´d better bundle sıkı giyinmek. zorba. topuz: She wears her hair in a bun. bungalov.. ağırlık. 2. toplamak. saçma. bürokratik. ağzını tapa/tıpa ile i. 2. k. off bundle up bung bung up bungalow bungle bunion bunk bunk bunny buoy buoy s. dili (evi/binayı) soymak. a ğzına kadar dolu kadeh/bardak. ış 1. şamandıra. engebeli. saçma laflar. k. yumru. -i 2. yara bere içinde b ırakmak. f. Berkant bundled her to an asylum. zırva. bohça. k. k. Saç ını hep topuz yap i. büret. s. 1. 2. takım. i.. devlet memurları. yük. k. makat. f. dili hamburger. saçma. kabadayılık etmek. fııçgiyinsen ı deliği. ini şli çıkışlı. h ırsızlık.olur. i. muhafaza alt ına almak. (--med. külçe altın/gümüş.o. f. batmaz. f. (aynalı ve alçak) ş i. 1. bürokrasi. Kar sar ınıpoff sarmalanmak: It´s cold out. i. mebzul. dili 1. 1. birini neşelendirmek. hevenk. 2. sık D pa.ar tapa. -e epey hasar vermek.ifoniyer. 2. 2. s. külfetli. i. serseri s ısı. tavşan.. i.. siper. siper ile korumak. yüklemek. kabadayı. 2. s. s. 1. kurşun geçirmez. kan ıtlama zorunluğu. büro. f. s ıkıcı. ba şıboş adam. . up buoyant burden burden of proof burdensome bureau bureaucracy bureaucrat bureaucratic burette burger burglar burglarise burglarize burglary burgle i. i. zorbalık etmek.. i. bildiri. i.. i. i. çoğ. sıkıntı vermek. serseri. i. grup.. k ırtasiyecilik. i.

1. f. dili birini k ızdırmak/sinirlendirmek. cila. 1. Birmanya´ya özgü. 1. What do you mean bursting in on us like this? Ne diye patlam pat diye girmek: ı za böyle diye giriyorsun? odam almak.mese) 1. s. mesele.ık 3. yakıp kül etmek. çalılık. s. yanıp kül olmuş. yan ık. f. büyük: She has a burning desire to become rich and famous. Burundi´ye özgü.nese) Burkina Fasolu. gece yarısına kadar çalışmak. geğirtmek. çalı gibi. yakmak. s. 2. 1. otobüs. cilac ı. in. 3. Birmanyalı. s.s. fazla çalışmak. Birmanca. k. Burkina Fasolu. yar ılmak. Onun eline su dökemez. i.Birmanyal yan ık.b.ki. Zengin ve ık. problem. 2. i. yeri. (çoğ. 5. Bur. Burkina Faso. i. içini yakmak. 2. yan ıcı. f. birden ağlamaya başlamak.o. yanan. s. oyuk açmak. 1. 1. 1. f. yan yanıp kül olmak. yak ıp yok etmek. 2. çalı gibi olma. f. f. Burundili. 2. yanmak. İng. kuyruk v. oyuk. iriyarı. The house burned down. muhasebeci. i. bak. çalı. patlama. . 2. 2. çatlama. gizlemek. tamamen yanıp (kendi kendine) sönmek. 2. 2. Birman. hold a –– He doesn´t hold a candle to her. otobüs dura ğı. gizlenmek. parlatmak. defin. i. Burundi. okul veznedar ı. görev. ticaret. şiddetli. 1. 4. yanmış. (burst) patlamak. bir oyukta/yuvada i. iş. yak ıp yok etmek. Burkina Fasolu. i. ileri atılma. Burkina Faso´ya özgü. hararetli. 2. i. 1. s.). kile. 2. bozulmak. i. kendini tüketmek. 1. bak. 2. saklamak. 4/5 kile. (ticari) iş. barışmak. gömmek. s. 2.. tünel kazmak. Birmanya. i. (çoğ. Myanmar. protesto olarak sevilmeyen birinin kuklas ını yakmak/asmak. i. defnetmek. perdah kalemi. patlak. Burundili. örtmek. brülör. Burkina Fasolu. 2. kaş. i. tar. Birman. geğirme. çuval bezi. çalıyla kaplı. i. yuva yapmak. Birmanca. Burundi. Burkina Faso´ya özgü. Burkina Faso. gömme. parlakl i. Burkina Faso. out burn out burn s. s.. yakmak. in effigy burned down burned to a crisp burner burning burnish burnisher burnt burp burrow bursar burst burst in on/upon burst into flames burst into laughter burst into tears burst out crying Burundi Burundian bury bury the hatchet bus bus station bus stop bush bushel bushiness bushy business business hours business transaction i. (--ed/--t) yanmak.çok mahvolmak.o. Ev yan ıp kül oldu. 1. ış.burial Burkina Faso Burkinese Burkinian burlap burly Burma Burmese burn burn down burn o. mühre. i. cüsseli. cilalamak. iş saatleri. i. alev pat kahkahayı koyuvermek. up burn the candle at both ends burn the midnight oil burn up burn/hang s. 1. tamamen yanmak. f. Bur. burn. 1. perdahçı..ünlü olmak için yan ıp tutuşuyor. gür (saç. meslek. geğirmek. tutuşmak. i. i. s. otobüs terminali. birden ağlamaya başlamak. i. yuva. 3. i. ı.

meşgul işareti. f. Bugün çok meşguldüm. ğmelemek. çoğ. 2. 2. almak. ki.. etme. button one´s lip. rezil etmek. susmak.. -e karışmak. Yeni hizmetçi. katletmek. dipçik. 1.. konu k.business trip businesslike businessman businesswoman bust bust bust a gut bust one´s ass bust out of busted bustle bust-up busy busy as a bee busy signal busy signal but but for but what butane butcher butchery butler butt butt butt butt in butt in on butter butter up buttercup butterfat butterfingers butterfly buttermilk buttocks button button one´s lip button up buttonhole buttress buxom buy buy a pig in a poke buy a pig in a poke buy in buy off iş seyahati. canlı. k. k. men. with hemen her i şi ı: But for hersilmek relationship the hemen boss she . mezbaha. 2. dili malı görmeden satın almak. -den ba şka: The new maid will do almost anything but wash windows.en (bîz´nîswîmîn) i. girip aramak. i.. tutuklamak. ciddi. i. boynuzlamak. iri gö ğüslü (kadın). (up) iliklemek. i. düğme. i. 2. rüşvetle defetmek. sır vermemek. 3. i. yakasına yapışmak. i.. kalça. burnunu sokmak. k ıç.. 2. .. 1. 2. bozuk. destek. patlatmak. k ıç. ortak olmak. i. bir evin ba ş hizmetkârı. ayak. bozmak. gene ra ğ i. patlamış. s. i. kelepir. büst. sistemli. -e dalkavukluk etmek. salhane. f. s. k. 2. 3. elektrik düğmesi. 1. f. ilik. tereyağı. katliam. busi. 1. çok meşgul. bot. 4. baş uşak. neşeli. göğüs. 2. sayesinde. k ırmak. kar ışmak. çekici. kelebek. -i yağlamak. çenesinidü kapamak. (bought) satın almak. iflas etmiş. bozulmuş. çoğ. pencere hariç. kasap. i. kasapl ık hayvan kesmek. . k. satın almak.ness. . 2. argo popo. i. bir şeyi görmeden satın almak. kâhya. işadamı. 2. patlak. edat -den gayri. etli butlu. dili (bir yerden) s ıvışıp kaçmak. süsmek. hisse almak. rüşvetle elde etmek. ğmelenmek: Button your shirt! Gömleğini düdili şmamak. eşek gibi çalışmak. dili eşek kaba k ıçını yırtmak.. dili -e ya ğ çekmek. uç. düğme iliği. i. berbat etmek. s uşturma. i. kırılmış. 2. dili. yayık ayranı. k. s. kaba et. f. tereyağı sürmek. sıhhatli.. s. popo. dili 1. sap. fırıştüketmi ş. alay konusu kimse. 2. olmasayd Ş efle ili ş kisi olmasayd ı çoktan i ş ten would have de. 1. 4. kafa atmak.ıko etmek. meşgul: I´ve had a busy day. iliklenmek. (--ed/bust) k.ness. araya girmek.men (bîz´nîsmen) i. f. savuşturmak. körü körüne alışveriş etmek. tos vurmak. 1. k ırım. k ırık. i. düğme. dili bo şanma. alış. -e burnunu sokmak. dü ğünçiçeği. 5. aceleyle hareket i. hareketli. k. been fired long ago. payanda. birbirinden ayrılma. izmarit. dili sakar kimse. telefon me şgul sesi. 2. i. işlek. f. i. iş kadını. f. 1. alma. up (bir çift) gibi çalışrütbesini) mak.. (askerin indirmek. f. i. 3. dili 1. but. i. buton. k.wom. busi. desteklemek. 1. bütan. 1. k. koşuşturmak. aceleyle topu atmhareket ış. bak. 1. 3. f. i. süt kayma ğı. 1.

bir tempo ile. sayesinde.buy on impulse buy on installment buy on margin buy out buy over buy s. 5. f. uçakla. bütün hisselerini almak. nezdinde. birkadar. herkesin dediğine göre. yak ında. gündüzün.t. k. ne pahasına olursa olsun. tezahüratla: They elected her president by acclamation. notas ız. yanlışlıkla. tesadüfen. vızıltılı elektrik zili.t. 1. elbette. alıcı piyasası. kazara. ne yap ıp yapıp. kapatmak. rastlantı sonucu. Onu tezahüratla ba şkan seçtiler. bir tür akbaba. (birini) rü şvetle satın almak. bir şeyi ortaklaşa satın almak: They bought the house between them. alıcı. hiç. sıvışmak. 6. zool. ortakla almak. bir kenara. yakınında.. yalnız ihtiyat akçesi yatırarak satın almak. 3. Vallahi! zorla. çok geçmeden. ile. i. vızıldamak. taraf 2. tümünü satın almak. 4.. i. between themselves buy s. Onlar kat kat daha iyi. bağırarak.: They´re by far the best. yana. İng. (öbürlerinden) kat kat daha . alkışlayarak. Evi a satın ald ılar. kazara. az kaldı. her ne pahas ına olursa olsun. on credit buy s. 2. on ikiye kar şı on üç oyla. 1. rasgele çal ışarak. oybirliğiyle. edat 1. -den. dili toz olmak. ne şekilde olursa olsun. ezbere. . ıtas ıyla.. tesadüfen. 2. hakkında. dili bir yolunu bulup. tedricen. vibratör. 2. yakınından. i. -e vas ın. 1. ından.t. vızıltı. kendi kendine. bir şeyişveresiye bir şeyi hiç görmeden satın almak. kulaktan. yan ında. müşteri. Bunun üzerinde gayet düzensiz bir şekilde yirmi yıl çalıştım. derece derece. elle. hakkı z. yanından. -in sayesinde. izniyle. Vallahi! çok fazla. 7. sight unseen buy up buyer buyer´s market buzz buzz off buzzard buzzer By golly! by (main) force by by by a hair´s breadth by a narrow majority by a vote of thirteen to twelve by accident by acclamation by air by all accounts by all means by and by by and large by any means by chance by common consent by courtesy of by day by degrees by dint of by ear by fair means or foul by far by fits and starts by fits and starts By gosh! by half by hand by heart by herself by hook or by crook düşünmeden satın almak. genellikle. k. müz. i. kendi ba şına. taksitle satın almak. yak k ıl payı. -e göre.. az bir ço ğunlukla. düzensiz gayet düzensiz bir şekilde: I´ve worked on this by fits and starts for twenty years.

1. -in emri gere ğince. dili k ıl pay k. aslında. parça ba şına.. aklıma gelmişken. mekanik olarak. acele. geçmiş. İng. but by the same token we haven´t been ı. i. (tüzükte) ek madde. i. Onu ancak ismen tan ıyorum. yalnız. ışknow tan. aynı şekilde. hırsızlama.. -den dolayı. i. haftalığına. ismen: him name only. dü şünmeden. Allaha ısmarladık. kendi kendinize. f.. elek. genel istek üzerine. ilk posta ile (cevap). sıra ile. var gücüyle. dili aln ının teriyle. nedeniyle. kendi kendine. O bize s ıcak davranmadı. Belarus. güle güle. i. ha aklıma kolay! sırası gelmişken. adıyla.. ünlem. ağır ağır. geçmiş şey. ezberden. baypas yol. yüzünden. Bana ismimle hitap etti. 2. ilk posta ile. kendiliğinden: The büyük h ızla. fakat biz k. Obir kedi pencereyi kendi ba şına açabilir. eski. bak. ikişer ikişer. yazar ad ının verildiği satır. very friendly to him. . nedeniyle. dikkati çekmeden. İng. 2. baypas. çevre yolu. i. rica/istek üzerine. -den.. götürü.. Hiç problem ğil!/Çok Hiç de zahmet değil! de gelmiş2.. vasıtasıyla. bye-bye. tartı ile. çoğ.. -in emrine göre. 2. baypas: heart bypass kalp baypası. aracılığıyla./Hoşça kal. katiyen. yavaş yavaş. yolu ile. tic. bak. ara seçim.. gizlice. (yard ım görmeden) kendi başına: That cat can open the window by itself. nöbetle. asla.by hook or by crook by inches by itself by leaps and bounds by main force by means of by name by nature by night by no means by o. s. kendi kendine. ünlem 1. aynen: He hasn´t been friendly to us..s. by order of by popular demand by reason of by request by return mail by return of post by return post by rights by rota by rote by stealth by the gross by the job by the piece by the same token by the skin of one´s teeth by the sweat of one´s brow by the way by the way by the week by turns by twos by virtue of by way of by weight by your leave by yourself bye bye-bye by-election Byelorussia Byelorussian bygone bylaw by-line bypass ne yapıp edip. ken . bak. yaradılI geceleyin. doğrusu. . izninizle. toptan. baypas. Belarussian. baypas yoluyla -den . i. sebebiyle. 2. 3. t ıb.. hafta hesabına göre. ismiyle: He called me by name. 1. nöbetleşe. baypas ameliyatı. i. nöbetle. s. nöbetleşe. dili 1. . 1. do ğuşby tan.. It´s no sweat!/No sweat! k.

circa.. sesin yava şlaması. kafein. dolaşık yol. perdenin derece derece menin sonu.by-product bystander byte by-way byword Byzantine Byzantium C C C of C C. bot. i. ahenk. i. gevezelik. na ğ 2. i. s. 1. copyright. tatlı sözlerle kandırmak. gürültülü bir şekilde konuşmak. 3. 3. C. kafes. i. yan yol. ince marangozluk. k ıs. 1. küçük erkek çocuk. . çok dikkatli. küçük erkek kardeş veya oğul. atasözü. Chamber of Commerce. marşandizin arkasına takılan ve demiryolu görevlilerini taşıyan cumbalı vagon. kabine. ritim. 3.. 2. küçük bir yere kapamak. lokomotif veya kamyon sürücüsünün oturdu ğu kapalı bölüm. kabin. f. uyan ık. 2. askeri lise/okul ö ğrencisi. 2. kaktüs. ikinci s ınıf. 4. asansör. 2. gomene. i. golf oyuncunun sopalarını şımak. Bizans. C c/f ca cab cabbage cabin cabin boy cabin class cabinet cabinetmaker cabinetmaker´s glue cabinetwork cable cable car cable television cablegram caboose cabstand cacao cacao bean cacao butter cackle cactus cad cadaver caddie cadence cadet caesarean café cafeteria caffeine caftan cage cagey cajole i. gıdaklamak. teleferik. city. İngiliz alfabesinin üçüncü harfi. kablolu televizyon. 1. i. i. i. kurnaz. kamara. s. i. Bizans. 3. 2. sualtı kablosu ile çekilen telgraf. 1. s. bayt. 1. telgraf. kafese kapamak. taksi. 3. circa.. i. k ıs. çok kullan ılan bir deyim. Bizanslı. i. i. 2. palamar. hapishane. Bizans´a özgü. cent. 2. i. 3. k ıs. tek atl ı binek arabası. kulübe. yan ürün. kafeterya. kabin veya kamarada ya şamak. 1. f. tutkal. türev ürün. kakao a ğacı. i. f.. 1. tahdit etmek. 1. centigrade. i. carried forward. 3. 1. kaftan.. gizli/özel/karanlık yol. bakanlar kurulu. ince iş yapan marangoz. 1. Celsius. i. copy. i. i. en i. i. kakao çekirdeği. 2. golf oyuncunun sopalar ını taşıyan kimse. C. Bizanslı. taksi dura ğı (taksilerin bekleme yeri). 1. kakao çekirde ği. i. f. i. aşağılık herif. i. i. cesarean. (in şaatlarda) iskele.. i. k ıs. i. i. k ıs. bak. 2. seyirci kalan. Romen rakamlar ı dizisinde 100 sayısı. kakao ya ğı. kadans. 2. küçük özel oda. lahana. i. den. kablo. 1. (camlı ve raflı) dolap. ceset. bot. c c. hintbademi. inmesi. 2. century. 1. gevezelik etmek. i. i. 2. ta1. kamarot. f. i. kesik kesik gülmek. bilg. kadavra. hapsetmek. g ıdaklama. müz. küçük lokanta. kablo ile çekilen araba. 2.

ş(borcun) ödenmesini istemek. İ1. hilafet. 3. kireçleşme. çoğ. tıb. benekli. f. 1. tıb. 3. anat. patiska. caliber. dobra dobra konu şmak. çok kötü. kim. Ne derseniz deyin. long-distance i. (out) seslenmek.o. ve turuncu renkli di şi kedi. k. felaket. kalkerle i.. kalkerleşmek. kalibre. 1. gerçekleri sakınmadan söylemek. pasta. 1. 2. bağırış. Ona k ısaca Memo diyorlar. 2. felaket. dili do ğruya doğru. 3. basmadan ılmışsiyah . 2. jeol. grevcileri v.o. 2. i. dili azarlamak. halifelik. birine k ısaca . cajolement. halketmek. kireçleştirmek. 2. telek ız. felaket getiren. (a name) for short call s. bak. İng. 1. 3. (paray ı) ğundan üphe etmek. küspe. hesaplama. demek: They call him “Memo” for short. hesap etmek. telefon kulübesi. dili çocukluk a şkı. -i icap ettirmek. 2. kireçleşmek. i. ortaya çıkarmak. 1. İng. 2. saymak. down call s. ştirmek. takvim. i. 2. haykırma: I heard a call for help.. ´´ İmdat!´´ diye bağırdı. patiskadan yapılmış. i. kireçlenme. 2. i.´ni) devreye sokmak. İng.. i. belal ı. ´´ ğı bağı rmak: Did you just call me? Bana f.b. çörek. kek. (bir şeyin) iade edilmesini istemek. jeol. k. 2. (çoğ. -in do ğrulu yaratmak. Birinin mdat!´´ diye bağırdığı n ı rmak. -i istemek. i. 1. hesap eden kimse. birine tekrar telefon etmek. kütüphanelerde kitaplar ı sınıflandıran numara. yetenek. kireçlenmek. bağırma. 2. . 1. çap. hesap makinesi. back call s. telefon konu şmas ı. aray k. 2. basma. yap beyaz.o. i. tahmin.. duydum. patiska. tatlı sözlerle kandırma. call number call off call on the carpet call out call s. calves (kävz) i. konu şma. buzağı. kendisini telefonla ı p bulamayan birine telefon etmek. kalsiyum. afet. kireçlendirmek. vidala. kapasite. 3. paydos etmek. pamuklu bez. ça demin seslendin mi? He called out for help.. -i gerektirmek. 2. eğriye eğri demek. i. f. 1. birini geri ça ğırmak. hesaplamak. i. İ ng. felaketli. kal ıp. vaketa. hesap. üstüne s ıcak kek konulan çubuklu altlık. (askerleri. -i iptal etmek. vahim. bak. çağırma. kabiliyet. i. 3.. k. -i durdurmak. 3.o. dana. 1. 1. halife. i. 2. calves (kävz) i. s. 2. i. -e son vermek. (yard ımcı/danışman olarak) (birini) çağırmak. hesap cetveli. -i kesmek. kalsifikasyon. --es/--s) 1.cajolement cajolery cake cake rack calamitous calamity calcification calcify calcium calculate calculation calculator calendar calendar year calendar year calf calf calf love calfskin caliber calibre calico calico cat calif caliph caliphate call call call a halt to call a spade a spade call box call for call forth call girl call in call in question call into being call it a day Call it what you want.. çıkarmak. ayarlamak. 1. caliph. bak. çoğ. bela. takvim yılı. dili birini azarlamak. basma. şehirlerarası/uluslararası telefonla birini aramak. i. 4. baldır. i. kalkerleşme. s. 1. 1. -e gölge düşürmek. takvim yılı.

bak.. sakince.. calorie. Kampuchea. kamera. i. yat ıştırmak. dingin. birinin dikkatini (bir şeye) çekmek. i. calf 2. bak.´s attention to call s. hatırlamak. bak. sıcak su ile süt ve şeker karışımı bir içecek (bazen çay da katılır).. Kamerun. Kamerunlu. buzağı doğurmak. ald ırış etmeden. i. tecrübesiz. i. ince beyaz pamuklu/keten kuma ş. oyunu iptal etmek. durgun. i. z. s. getirmek. i. duyars ızlık. f. i. fotoğraf makinesi. kameraman. i. s. ştirmek. zool. kaligrafi. i. nasır tutmuş. shots around here. köpek gibi) kötü sözler söylemek: He´s calling her names. birine telefon etmek. 2. iftira etmek. 1. i. çoğ. kalori. hat sanat ı. sakinleşmek. 1. s. i. (fırtına) dinmek. duyarsızca. bak. hattat. korkak. Ona kötü şeyler söylüyor. bak. iftira. çoğ. i. 1. kamp yapmak. f. i. kamp. calf 1. f. birini askere ça ğırmak. ışmak. f. toyluk. (toplantıyı) açmak. s. i. saklama. dinginlik. umursamayarak. basık.. into question call s. i. kamuflaj. s. sükûnet. gizlemek. durgunluk. f. cam.. i. kara çalma. hat. chameleon.. 2. i. basık arazi.o.. 1. Buranakla hat ırlatmak. patiska. hüsnühat. Kamerun´a özgü. buzağılamak. hissiz. kamufle etmek. (bir yerin) amiri olmak: He calls the ın şefi o. 1.. birinden hesap sormak.o. i. bak.. sözü geçmek. z. deve tüyü. 2. aldırışsızlık.. names call s. to mind call the game off call the shots call to mind call to order calligrapher calligraphy calling card callous callously callousness callow callowness calm calm down calmative calmly calorie calory calumniate calumny calve calves cam Cambodia Cambodian cambric cambric tea came camel camel hair cameleer cameleon camellia camera cameraman Cameroon Cameroonian camomile camouflage camp camp birine/biri için (yalanc ı. bot. f. kamelya. mak.t. deveci. yatışmak. nasırlanmak. heyecan göstermeden. i. (birine) bir şeyi hatırlatmak.. dili borusu ötmek. 2. 1. yatıştırıcı (ilaç). Kamerun. gizleme... duyarsız. deve. kaligraf. chamomile. 1. Kamerunlu. i. 2.call s. i. bir şeyden şüphe duymak.o. up call s.men (käm´ırımen) i.o. 2. (deniz) sakinle yatıştıyat rmak. i. i. katı. 2. sakin. bak. 3. k. nasırlı. toy. to account call s..t. s. tecrübesizlik. ask.. kara çalmak. . Kampuchean.a. kartvizit.er. kam. i. come. çamur atmak.. tüyleri bitmemi ş (kuş). f. bot. ask. i. ordugâh.

2. i. zool. içten. kamp ate şi. kanser. köpekgillerden bir hayvan. i. argo şhane. i. kanarya. 1. köpekgillere özgü. okulda kalma cezas ı vermek. şekerle kaplı. Kanada´ya özgü. 1. i. i. bambu. s. 1. i. 2. f. aday. s. i. samimiyet. Şapkam ı bulamad ım. silmek. i. 3. kampanya yapmak. it´s just the way she is. i. şekerli: candied orange peel portakal kabuğu ş 2. açıklık. dürüstlük. zool.iş konserve kutu. Bu gece bize u ğrar mısın? k ıs. dürüst. i. şekerleme haline getirmek. gerçek. Kanada. 1. yapmak imkânı olmak: Can you do this work? i yapabilirkutusu. i. 3. 1. kampç ılık. i. kam şekerkam ışı ndan elde edilen şeker.. namzet. bak. kamış.. kanepe. adaylık. i. s.ba ğırması elinde değil. mak. bak. i. adayl i.. i. 3. Kanadalı. tarafsız. z. şekerci. 1. şekerci dükkânı. ufak kamp karavanı. eksantrik mili. asıl fikrini söyleme. seferberlik. kampus. huyu öyle. 4. mum ışığı. İng. i. Kanadalı. samimiyetle. yardımcı f. 2. açık yürekle. samimi. 1.ekerlemesi. kampç ı. Yengeç burcu. kampanya. i. --ing/--ling) 1. i. iptal etme. i. 1. 1. f. 1. mat. iptal etmek. karavan gibi kullanılan minibüs/kamyonet. f. ılmak. i. asıl fikrini gizlemeyen. mum. çikolata. aç ık. kanserli. as ık. argo klozet. i. aç ıklık. açık yürekli.. 2. 4. for kat . 2. She can´t help shouting at people. misin? teneke I couldn´t find my hat. hasırlamak. kam mili. kanser gibi. s. dövmek.camp chair campaign campaigner camper campfire campground camphor camping campsite campus camshaft can can Can he sit a horse? Can it! can opener Can you drop by tonight? can`t can´t help Canada Canadian canal canapé canary cancel cancelation cancellation Cancer cancer cancerous candid candidacy candidate candidateship candidly candidness candied candle candlelight candlestick candor candour candy candy store cane cane sugar canine portatif sandalye. açık yüreklilik. baston. 2. 2. şamdan. (Can Bu i. asıl fikrini söyleme. i. kampanyaya ılan mücadele kimse. 1. candor. içtenlikle. (--ned. kampanyac ı i. kâfur. de ğnek. -tuvalet. namzetlik. astrol. şekerkamışı. -ebil-. köpekdi şine ait.. bonbon. i. içtenlik. i. üstüne çizgi çekmek. açık yüreklilik. 2. anat.. şekerleme yapmak. kamp sahas ı. 2. f... f. i. baston ile ışla kaplamak. i. şekerleme. şerbet içinde kaynatmak. şeker. kâfuru. ahç ı. tarafs ızlık. 3. için etmek. 2. 2. argo hapishane. kodes. iptal olunan şey. 1. i. tatlı dilli. f. içtenlik. (--ed/--led. yüznumara. 2. Kanada. . 3. k ısaltmak. kamp yapma. s. sefer. 1.. kamp yeri. cancellation. (could) 1. kampanyaya kat . hela ta şı. samimiyet. memi Ata binmeyi biliyor mu? argo Kes artık! konserve açaca ğı. iptal. 3. cannot. ıl (fikir). Onun insanlara i. 2. kanal.. 1. i. 2.

2. gebreotunun yemi şi. kapsül. i. i. 1. 2. zirve. büyük harf. 1. s. huysuzluk yaparak. sermaye kâr ı. matara. i.gerekti uyan ık. 3. derin vadi. 2. 4. 1. sermaye. tapa. i. dili yaramazlık. kapasite. pelerin. Hrist. büyük (harf). azizlik mertebesine yükseltme. -amam. kilise yetkililerinin ç ıkardığı bir kanun. k. kilise hukukuna ait. ask. 3. huysuzluk. yetenek. kabiliyet. yetenek. bot. tedbirli. 2. takke.b. kabiliyetli. He did this in his capacity as president. baldaken. i. iktidar. tuval.. suç. büyük harf. içi çok şey alan. Hrist. .. s. i. 3. yamyamlık. konserve yapma. -amayız. hoplayıp zıplamak. istiap haddi. 1. branda. konu i. i. 1. 5.. yardımcı f. f. f. i. İng. yetenekli. 1. sermaye masraf ı. 2. 5. görev. (çay. aft. aksilik. kantin. gök kubbe. (anket yapmak/oy toplamak amac ıyla) (birçok kimseye) gidip şmak. z. aksi. i. kapari. pamukçuk. i. kahve v. i. ehliyet. kep. majüskül.olarak açıkgöz. 2. 1. s.. büyük harf. istidat. -amazsın(ız). oylum.canine tooth canister canker canned cannery cannibal cannibalism canning cannon cannonball cannot canny canoe canon canon law canonical canonisation canonise canonization canonize canopy cant cantankerous cantankerously cantankerousness canteen canter canvas canvass canyon cap capability capable capacious capacity cape cape caper caper capillary capital capital account capital assets capital crime capital dividend capital expenditure capital letter köpekdişi. anat.. konserve: canned chickpeas konserve nohut. 2. dikkatli. yamyam. majüskül. 2. 1. kap. kapari. geniş. konuşma dilinde çoğu vurgulamak 2. eşkin gidiş. hesab sütun ıba . s. sayvan. başkent. büfe. top. hacim. i. i. güç. ince boru. 2. ba şlık. doruk. kanyon. s. dili sermaye sabit aktifler. eşkin sürmek. 1.. 3. konserve fabrikas ı. top güllesi. coğr. güç. 1. laf. Hrist. i. 4. anamal. argo iş. canonize. 2. konserve yapılan yer. f. 3. karyola sayvan ı. f. 2. kapak. f. canonization. İng. kilise hukuku. başşehir. boş laf. gebre. 2.. kapital. i. 2. k. hırsızlık. tepe. ehliyetli. kurallara uygun. i. 2. i. -amazlar (Anlamı ğinde can not ayrılır. i. 1. kural. iktidar. markiz. Bunu başkan sıfatıyla mevki. f. 3. bak. geleneklere uygun. 1. i. majüskül. 1. eşkin gitmek. bir katedrale bağlı olan papaz. ı. 4. i. (--ped. s. kasket. şı. --ping) 1. s ıfat: i. failini ölüm cezas ına çarptırabilen suç... sabit varl ıklar.. -amaz. geçimsiz. konulan) teneke kutu. azizlik mertebesine yükseltmek. gebreotu. tabanca mantar i. kebere. 3. Hrist. k ılcal damar. burun. branda bezi. 4. 1. i. i. huysuz. s. kano. büyük. bak. i. sermayeye ait. i. i. 1.

karbon kâ ğıdı. majüskül. i. tutsak etmek.. tutsak eden kimse. -i büyük harfle yazmak. i. s. f. ırgat. capitalize. 1. karbondioksit. i. i. i. dili büyük harfler. f. ayar (1 kırat = 200 mg. i. 2. karavan. i. Karaman kimyonu. İng... karbon. 1. lamba isi.. teslim olmak. kumanda etmek.. alabora etmek. i. 1. devrilmek. kervan. astrol. zoraki dinleyiciler. i. karbonatla ştırmak. . 2. zaptetme. otomobil. kapitalist. 3. k ısa tüfek. i. f. i. i. otopark. i. karbonmonoksit. manşet. 2. -i kendi menfaatine çevirmek. i. yüzbaşı. frenkkimyonu. k. çoğ. İng. tutsaklık. karamela. çoğ. k ırat. sermaye vergisi. tutsak. karbonhidrat. vagon. kapris. -den faydalanmak. 2. k ıs. 2. esas sermaye hisse senedi.. silahlar ı bırakmak. oto yıkama yeri. kim. kaprisli. 2. ele geçiren kimse. büyülemek. i. zaptetmek. s. 2. kaptanlık etmek. cezbetmek. is. i. f. f.. kapitalizm. karpit. devirmek. anamalc ı. kervansaray. esir dü şmüş. f. i. reis. 1. ele geçirmek. i. f. 1. i. karbonat. kapitülasyonlar. i. i. 1. karbon kâ ğıdı. 1. deniz albayı. 3. karbon kopyas ı. i. bak. 1. 2. kapsül. f. i.capital letter capital levy capital punishment capital stock capitalise capitalism capitalist capitalize capitalize on capitulate capitulation capitulations caprice capricious Capricorn caps caps capsize capstan capsule captain caption captivate captive captive audience captivity captor capture car car park car wash caramel carat caravan caravansary caraway carbide carbine carbohydrate carbon carbon black carbon copy carbon dioxide carbon monoxide carbon paper carbonate carbonated drink büyük harf. yanm ış şeker. alabora olmak. 2. başlık. capital letters. esir. 1. kopya kâğıdı. ölüm cezas ı. ele geçirme. i. gazlı içecek. kopya kâğıdı. bocurgat. -e sermaye sa ğlamak. kaptan. 3. karabina. üstü kapal ı yolcu veya yük arabası.). kopya. i. i. -i sermayeye çevirmek. şartlı teslim. O ğlak burcu. araba. anamalc ılık. İng.

z. Karayip. kardinal. (motorlu araç) bir yandan bir yana hafifçe sallanarak bir yana yatmak. şirpençe. kart fihristi. tedbirli.). 2. kargo. bak. 2. zarftaki ismimin alt f. . parlak kırmızı. dikkatsizce. i. i. leş. kardiyoloji. dert. He left him in his sister´s care. isk. kardiyolog. özenle. i. kaygısız. i.. karikatürist. ihmal. 2. s. kalple ilgili. s. karton. f. carburetor. kalbi uyaran. i. dikkatli olma. 1. z. i. İng. kayg ı. karde ine emanet etti. kart katalo ğu. kartotek. 1. 2. kucaklamak. i. 1. maden sodas ı. kayıtsız. üçkâ ğıtçı. 1. 2. i. kalp hastas ı.. bina iskeleti. s. bakım: He´s in intensive care. itinayla. 2. bilgisiz. (sahibi yokken malikâne. ana. endişeden bitkin. 4. i. kariyer. önemli. 1. kalp krizi. 1.. kapıcı. anat. kalbe ait. geçici hükümet. karikatürünü çizmek. İng. Bana mektup postalad ı na Cengiz Göksel eliyle diye yaz. sevmek. i. kalp krizi. Onu k ız mızda bize 1. 1. dikkat. dikkat. i. s. ev v. den. kucaklama. 3. 3. tasa. ceket.´ne bakan) bekçi. f. 3. özen. 2. dertsiz. kakule. 1. kalp ilacı. i. karbüratör. karina gitmek/ilerlemek. i. kalp kas ı. i. ceset. itina. çıban.b. 3. okşamak. 1. kart. s. dikkatli. iskambil kâ ğıdı. i. kumar masas ı. 2. karikatür. (motorlu araç) bir yandan bir yana hafifçe sallanarak ilerlemek. dikkatsizlik. i. 1. kardiyogram. i. mide a ğzına ait. i. O yoğun bakımda. i. yük.b. özenli. mukavva. s. dikkatsiz. hırka. i. i. enkaz (gemi v. dikkatle. 2. -e bakmak: Who will care for us in our old ş age? Ya şlılığı kim bakacak? 2. asal sayılar. kalp hastalığı. (otobüste) bilet paras ı. tasas ız. kardiyak. belli ba şlı. 1. 1. hileci.carbonated water carbuncle carburetor carburettor carcass card card catalog card index card index card table cardamom cardboard cardiac cardiac arrest cardiac disease cardiac failure cardiac muscle cardigan cardinal cardinal numbers cardiogram cardiologist cardiology cardsharp care care for care of careen careen around the corner careen down the road career carefree careful carefully carefulness careless carelessly carelessness caress caretaker caretaker government careworn carfare cargo Caribbean caricature caricaturist soda. care istemek: Would you care for some tea? Çay içmek ister ığında eliyle: Write me of Cengiz Göksel. ok şama. i. 2. ölçülü. (h ızla giderken) (motorlu araç) yan yatarak kö şeyi dönmek. s. karikatürcü. i. 2. 2. 3. i. itinal ı.

İng. 3. 3. amac 1. i. nakliye. (on) -i yerine getirmek.. 2. gitmek. nakliye ücreti. içki âlemi yapmak. ey) birini ayakta tutmak: (bir Her patience will carry her through. nakliye şirketi. get carried away kendini kapt ırmak. Sabr ı sayesinde bu işi başarır. leş. bir şekilde 4. 3. -i bitirmek: She carried through on her sayesinde (bir işi) promise. kan dökme. şı i. yanları açık garaj. aşırı gitmek. dili tereciye tere satmak. istedi ğini elde etmek. Sözünü yerine getirdi. karanfil. 2. keçiboynuzu. i.. yenirce. nakliyeci. bot. f. 2. i. halı. at arabası ile taşımak. carrycot i. 1. k ızıl. 1.. ı (ba şka sütuna/sayfaya/deftere) nakletmek. i. (saplı) portbebe. too far carry the day carry the day carry through i. i. k ıkırdak. yerine getirmek. k. taşıyan. ılıp gelmek. Onlar carry weight carry/bear/have a grudge against birine karşı kin beslemek. Noel ilahisi söylemek. bedensel. atlı yük arabası.1. araba dolusu. i. f. cartilage cartographer cartography i. k. heyecanlan kap üstün kazanmak. (to) hesaptaki miktar alıp götürmek. 5. şerit.. çürümüş et. carsickness i. (kara ta şıtının sallanmasından ileri gelen) mide bulantısı. ta İng. dili bir şeyin dozunu kaçırmak. haritac ılık. İng. i.. s.caries carload carmine carnage carnal carnation carnival carnivore carnivorous carob carol carouse carp carpenter carpentry carpet carpet sweeper carport carriage carriageway carrier carrier bag carrier pigeon carrion carrot carry carry an amount forward carry away carry coals to Newcastle carry on carry one through carry one´s point carry out carry out/take reprisals carry s. eyi) dışarıya taşımak. i. taşıt şeridi. 2. havuç. İng. cart götürmek. k. do ğramacı. Bu kamyon yirmi tonluk bir yük ta şıyabilir. ına ulaş mak. at arabas ı. yol. 2. marangozluk. sürüklemek.t. 2. 2. through carry s. i.. kartograf. 1. işi sürdürmek.(karayolunda) duruş. dili 1. i. 4. taşıyıcı. i. katliam. ıp aşırıya kaçmak.. . 2. etobur. cinsel. gırgır (süpürge). i. 1. f. i. bot. i. ma. i. vagon dolusu. i. k. zool. devam etmek. posta güvercini. i. kartografi. haritac ı. sızlanıp durmak. f. taşımak: Carry her on your back! Onu sırtında taşı! This truck can carry a load of bir twenty tons. (bir şeyin) ı etkilemez o. 1. uygulamak. galip gelmek. (birini/bir misillemeşyapmak. lal. 1. etobur. bir şeyi yerine getirmek. i. 2. 1.t. s. etkili/önemli olmak: It´ll carry no weight with them. yolcu vagonu. Noel ilahisi.ula aşı rtıırmak. (işi) sürdürmek. s. harnup. gerçekten yapmak. ızgş ıey) nlıktan) ğı ıpılça ğırmak. karanfil çiçe ği. içki içip şamata yapmak. gerçekten yapmak. i. zool. karnaval. 2. (dişte/kemikte) çürüme. k ırım. i. taşımak. marangoz. şehevi. şamata (k biriniba ba şr ar ı bir sonuca ş (bir şdavranmak. dülger. büyük torba/poşet. dili kazanmak. tatbik etmek. sazan. İng. etçil. duruş biçimi. 2. 1. el arabası.

i. 3. yöneltmek.b. 5. s. karikatürist. (kızarmış eti) dilim dilim kesmek. kın. toprak/cam kapta pişirilen yemek. kartuş. 2. kaşmir kumaş. hastaya baktım. fıçı. fişeklik. büyük resim tasla ğı. i. kasa. kasiyer. veznedar. biladerağacı. taş v. kavun. i. (bankada) vezneci. çerçeve. bakmak. hasta: I had five cases of syphilis this morning.oynayanlar. tahsil etmek. dili -den yararlanmak/faydalanmak. bankamatik. (ağaç. tesliminde ödenecek. i. (sofrada kullan ılan) et bıçağı. fırında kullanılan toprak/cam kap. kaplama. 2. oyma. amerikaelmas ı. k. bot.D. dili nakit para. dilb. vaka: murder case cinayet Bu be ş frengili ık. 2. İng. atmak. yana dayanmalı aşma. 1. 4. para. 1. karton kutu. mahfaza: violin case a keman kutusu. kaset. zayiçesine atfetmek. camera i. kaşmir. hal. 2. (k ırık kemiğe) alçı. -i lekelemek. 2. 2. karikatür. manyok kökünden ç ıkarılan nişasta. yazarkasa. 3. çizgi film çizen sanatç ı. kartuşlu dolmakalem. 5. bir fıçı dolusu.2. el yard ımı ile yanlamasına atılan takla. İng. dış görünü ş. savurmak. matb.´ni) oymak. çağlayan. i. tapyoka. atma. 2. i. k ıs. 1. 2. papaz cüppesi. i. 2. kavun. 1. i. mücevher kutusu. oyularak yap ılmış eser. 3. kasadar. 3. 1. gölge yapmak. 2. manyok. 1. 3. 3. 1. i. rol taksimi yapmak. . i. 1. -e büyü yapmak. (oy) vermek. -den kazanç sa ğlamak. kasetçalar. kimseler. (cast) 1. i. f. 2. (bak ış v. 2. i. çemberleme. 2. 1. çerçeve. 1. kanatlı pencere. (çek) bozdurmak. foto. tabut. i. (bir tiyatro oyununda/filmde) rol alan maket. pencere kanadı. kasa. 2. k.b. f. çizgi film. durum. -e leke sürmek. i. i. dilimlemek. i. güveç. paraya çevirmek. kaşmir: cashmere sweater şmir kazak. sand ğraf makinesi mahfazası. 2. i. varil. 6. f ırlatmak. ödemeli. f. 3. pe şin para. film kutusu. (büyük bir satış yerinde) kasa yeri. 4. 1. 2. 4. 2.O. (mermi için) kovan. 1.´ni) çevirmek. 1. mahuncevizi. i. şelale. case foto ı. -i büyülemek. 1. i. C. oyma. vaziyet. karikatürcü. kaset. 1. ka i. 1. palaska. kal ıp. 1. kutuya koymak. kaşmir yün. kumarhane. i. 1. büyü yapmak. bot. nakit para. oymac ı. kasa. 3.carton cartoon cartoonist cartridge cartridge belt cartridge case cartridge pen cartwheel carve carver carving carving knife casaba casaba melon cascade case case case ending casement cash cash cash dispenser cash in on cash on delivery cash on the barrelhead cash point cash register cashew cashier cashmere casing casino cask casket Caspian cassava casserole cassette cassette player/deck cassock cast cast cast a horoscope cast a shadow cast a slur on cast a spell on cast a spell upon i. s. i.sabah kutu. küçük kutu. mukavva kutu. fişek. f. bir varil dolusu. kutu. oymacılık. tak i. 2.

İng. perde.. deniz kazas ına uğrayıp ıssız bir kıyıda mahsur kalan kimse. hayal. pek dikkatli olmayan: He gave it a casual glance. 1. 2. Ona şöyle bir göz attı. 1. 2.. iğdiş etme. İspanyol çalparası. 2. iğdiş etmek. günlük elbiseler. -i düşünmek. i. i. f. hintyağı. demirlemek. kas ıtlı olmayan. ilgisiz. İng. catalog. acil i. aksu. cat-and-dog fight kedi köpek kavgas ı. dökümcü. mancınık. i. i. şelale. katalog yapmak. devirmek. reddetmek. s. çöpe atmak. . Katalanca. f. i.o. k./cast in one´s lot with s. kastanyet. i. acil servis. -i tasarlamak. katafalk. pikten yap ılmış. katapult. 1. şekerleme. i. paylama. pudraşekeri. 2. azarlamak.cast a vote cast about cast anchor cast away cast down cast in one´s lot with cast iron cast iron cast loose cast lots cast of mind cast off cast one´s bread upon the waters cast one´s lot in with s. 1. f. kast./cast one´s lot cast s. çok sağlam. i. i. i. Katalonya. s. 2.t. can ını sıkmak. hadım etmek. k. ince tozşeker. (mobilyaya tak ılan) küçük tekerlek. 2. kura çekmek. i. kale. i. adrift cast/drop anchor castanet castaway caste caster caster sugar caster/castor sugar castigate castigation cast-iron castle castle in the air/castle in Spain castor castor castor oil castrate castration casual casual clothes casualness casualty casualty ward/department cat cat cat nap catafalque Catalan catalog catalogue Catalonia catapult cataract oy vermek. 1. 4. Katalan. kaza. tesadüfen olan. alarga etmek. akbasma. f. 1. kayıtsızlık. 1. k ınamak. yaralanan. hadım etme. was a casualty of the spending cutback. 2. pudraşeker. çavlan. sapan. rasgele. katarakt. hulya. 1. tıb. kayıtsız. 1. paylamak. düşünüş şekli. den. çok dayanıklı. i. 3. Tasarrufun ucu ona İ ng. ilgisizlik. dökme demir. satranç kale. ölü. bak. 2. yaralı. dili kar şılığını beklemeden iyilik etmek. 2. (kazada/sava şta) ölen. lakayt. katalo ğunu hazırlamak. 1. catechism. katalog. demir atmak. 1. font. catalog/catalogue. caster. i. k ıs. i. i. bir şeyi akıntıya bırakmak. dili -in kaderine ba ğlanmak. 2. 2. i.. Heservis. azarlama. kedi. İng. şato. İng. ayırmak. 3.. biriyle işbirliği yapmak/bir olmak. büyük çağlayan. ıssız adada bırakmak. i. İng. pik.o. s. demir atmak.. bak. 1. 2. çözmek. pik.

dili 1. kategorik. bir yakalanan av/bal ğ ş olarak dü ş ünülen uygun ki ş i.. i. birini haz ırlıksız yakalamak. ilmihal. i. napping catch s. dinlenmek. bölüm. 2. yakalayan şey/kimse. Hrist. tutmak. soluk almak. dili papara/zılgıt yemek. sâri. Hrist. bak. tutmak. müshil. i. s. tabaka. dili fena halde ha birini gafil avlamak. f.o. av. yiyecek tedarik etmek. birinin dikkatini çekmek. kesin.. Seda şmek: ti. İng. with -e yetişmek: He´s so far ahead of me I can´t possibly catch up memin imkânı yok. birini gafil avlamak. parça.. 2. nezle olmak. k ısa bir süre uyumak. k. s ınıflandırmak. tutuşmak. tutma. 3. tırtıl. moda olmak. 4. red-handed catch s.o. 1. categorize.. felaketli. f. ateş almak.o.. tırtıllı palet.o. f. i. -in gözüne ilişmek. i. s. tırtıl. kilit dili. katarsisle ilgili. 1. birdenbire farketmek: I caught sight of Seda. catechize. kategori. Gömle imin tak ık. z. i. nefes almak. 2.catarrh catastrophe catastrophic catch catch catch at catch cold catch fire catch fire catch forty winks catch it catch on catch one´s breath catch one´s breath catch one´s eye catch s. 2. on with him. dili kestirmek. dinlenmek. soluklanmak.. k. f. adamak ıllyeti ı birşz ılgıt yemek. off guard catch s. f. i. çakmak. birini suçüstü yakalamak. in the act catch s. bula şıcı. ilmihale dayanarak din dersi vermek. birini gafil avlamak. İng. müshil. ılmak. k.´s attention/eye catch sight of catch sight of catch the fancy of catch up catch/get hell catch/take s. hoş ve kolaylıkla akılda kalan.. bölüm. ili -in 1. müz. k. yakalamak. felaket. 2. s ınıf. 1. yemeklerin haz ırlanmasını ve servisini üstüne almak. anlamak. off guard catch s. gözüme iliş At that moment I caught sight of her. dili dili müstakbel e -i yakalamaya/tutmaya çal ışmak. k. 6. katedral. birini suçüstü yakalamak. 2. i. tutuşmak. s. sıkışmak: I caught my sleeve onpartide the door handle. katarsis. afet. s. katarsise yol açan. kati. kategorik olarak. i. zümre. Benden o kadar ileride ki ona şlanmak.o. kiriş. (trene/vapura/uça ğa) yetişmek. s. 2. (caught) 1. Katolik.. rahats ız edici duyguları dışa vurarak onlardan kurtulma. i. bak. boğaz veya burunda balgam/sümük toplanma. beysbol vurucunun arkasında durup topu tutan oyuncu. 5.. yakalama. soluk almak. felaket. yayınbalığı.o. 3. dikkatini çekmek. i.. 1. zool. feci. Hrist. k. gözüne çarpmak. vasıflandırmak. unawares catcher catching catchy catechise catechism catechize categorical categorically categorise categorize category cater caterpillar caterpillar tread catfish catgut catharsis cathartic cathedral Catholic i.hoşuna gitmek. i.o. . O anda gözüme gözüne ili şti. s. birini gafil avlamak. f. kurt.

3. i. 1.men (keyv´men) i. atlı şövalye. z. yak f. tıb. nedensellik. sıçramak.. to sin cause/create a stir causeway caustic cauterise cauterize caution cautionary cautious cautiously cautiousness cavalier cavalry cavalryman cave cave in caveat caveman cavern cavernous caviar caviare cavil cavity cavort caw cayenne cayenne pepper cc CD CD player s.ry. amaç. k. 2. suçüstü yakalanm ış. 2. i. 2. s. hedef. 1. . s. s. laubali. i. sansasyon yaratmak. nedensel.. dağlamak. çoğ. compact disk. at -e itiraz etmek: I won´t cavil about it with onu tart ış şluk. 2. nedeni olan. sığırlar. sebep. mağara.catholic Catholicism catsup cattle catty Caucasia Caucasian Caucasus caught caught in the act cauldron cauliflower causal causality cause cause cause s. s. 2. ihtar. anat. neden olu şturan. Kafkas. 1. neden. f. çökmek. huk. bak. kazan. arnavutbiberi. kendini beğenmiş. uyarma.. i. Kafkasya. i. i. gak. f. sakıngan. s. yol açmak: What´s caused this? Buna yol açan Will sokmak.Seninle kavite. ihtiyatlılık. bak. heyecan yaratmak. ikaz etmek. kocaman. i. i. Katolik kilisesi. arnavutbiberi. f. (göl/bataklık üzerinden geçen) uzun köprü/kazıklı yol. süvari. tedbirli. dili i ğneli (söz). 1. gaye. Kafkasyal ı. karga gibi ötmek. kostik madde. ba 1. 1. i.kabard acı (söz). i. ambar gibi (yer). çürük. s. ülkü: That´s a dava. you. i. uyarıcı. ikaz. süvari s ınıfı. 2. kedi gibi. k ıs. s.. tedbir. ihtiyat. tıb. İng. bak. kompakt disk çalar. uyarmak. dava. büyük ma ğara. karnabahar. liberal. umumi. ikaz. dişçi. ihtiyatlı.o. k. k ıs. herkesin ilgisini çekmek. dikkatli.. i. 1. 3. oyuk. ğ kostik. gaklamak. 4.men (käv´ılrimîn) i. çoğ. İng.. süvariler.. cürmü meşhut halinde yakalanmış. catch. f. Katoliklik. caviar. neden olmak. 1. i. karga sesi. mağara adamı.. oyuk. bo f.mam. genel. aç ık fikirli. i.al. kibirli. i. Kendini adamaya de ğer bir f. f. cauterize. i. evrensel. 3. uyar ı. olmak. oynamak. cubic centimeters. bak. 2. cav. ihtiyatla. havyar. ketchup. 1. illet. (önemsiz şeyler üzerinde) tartışmak. çoğ. i. i. 2. cave.. cause worthy of sebep one´s devotion. f. i. dili iğneli söz söyleyen. i. i. serbest. it really cause my camellias to bloom earlier? Gerçekten birini ne? günaha 1. 2. s. i. 2. i. i. yakmak. iki kara ın ı birbirine layan ve deniz ığında suyla kaplanan parças ıcı. carbon copy.

f. i. 2.. 3. 1. ara vermeden. yüzyıl. ortaya almak. i. elek. 2. kutlamak. 3. göksel. tavan fiyatı. hücresel. sansürlemek. da ğservisi. gökkutbu. sent (Amerikan dolar ının yüzde biri). i. durmadan.. aralıksız. i. century. ünlü. 4. k ıs. asır. sansür. Chemical Engineer.. sürekli. i. mahzen. eleştirmek. i. merkez. tavan. ortalamak. f. 2. i. Kelt. 2. 2. ortas ın 1. bodrum. 2. bırakmak. bir merkezde ı almak. k ınamak. 4. ün. sansürden geçirmek. sona ermek. betonyer. bitmek. 1. şarap mahzeni. terketmek. ünlü. viyolonsel. dili cep telefonu. 3. ortaya gelmek. i. çekim merkezi. selüloz. s. bayram yapmak. 3. . kutsal. sağlamlaştırmak. çimentolamak. devam etmemek. beton kar ıştırıcı. i. 1. gözesel. 2. ilahi. sansür memuru. hız. santigrat termometresi. gözeli. i. göçermek. ateş kesmek. ate şkes. i. mezarlık. 1. 1. z. kiler. pil. sürat. s. kurmak. f. i. selüloit. viyolonselist. i. dini nedenlerden dolayı) evlenmeme ve cinsel ilişkide bulunmama. s. ask. centigrade. küçük oda. bodrum kat. i. f. i. 1. i. dikkat merkezi. (gen. i. ünite. i. 2. göğe ait. 1. selofan. sansür işleri. s. 2. son vermek. eleştirme.. s. beton ile kaplamak. i. 1. Civil Engineer. 2. durmak. çimento. 1. f. hücre. s. bot. 2.. şöhret. me şhur. kınama. nüfus sayımı. ortada olmak. 1. spor santr. central. i. Keltlere özgü. s. betonkarar. Kelt. b ırakmak. Corps of Engineers. 1. 1. 2. me şhur. hücreli. i. azami fiyat. kutlama. 2. sapkerevizi. semavi. i. k. i. (gen. i. ile dostluk 3. dini nedenlerden dolayı) evlenmeyen ve cinsel ilişkide bulunmayan (kimse). sansürcü. şöhretli. şarap stoku. 3. kökkerevizi. f. 4. Keltçe. orta. f. i.CE cease cease fire cease-fire ceaseless ceaselessly cedar cede ceiling ceiling price celebrate celebrated celebration celebrity celerity celery celery root celestial celestial pole celibacy celibate cell cellar cellist cello cellophane cellular cellular phone/telephone celluloid cellulose Celsius thermometer Celt Celtic cement cement good relations with cement mixer cemetery censor censorship censure census cent cent centenary centennial center center of attraction k ıs. yüz yılda bir olan. centennial. kereviz. çimento ile s ıvamak. i. 2. sedir.. cep telefonu. 1. i. göze. toplamak. Keltçe. devretmek. i. s. yüzüncü yıldönümü. sayım. Church of England. i. kesilmek. yüz yıllık. kabristan. 2. yap ıştırmak. bak. 5. 1.

kati. bak. İng. yüzyıl. hububat. asır. 3. k. tahıla ait. i. 2. kaç ınılmaz. kesin. 2.. beyincik. belirli. ş üstüne. 5. santigram. İng. merkezi ısıtma. 2. fayans. z.. 3. İng. çok resmi bir şekilde. 1. i.. 2. teklifli. 3. ana. centralize. s. orta. tek. çini. ı. diploma. k ıs. i. 1. seramik sanat ı ve tekniği. i. i. merkezde toplamak. merkezile ştirme. s. i. boyun. do ğrulamak. 1. santimetre. 2. törensel olarak. bak. katiyet. 3. f. 1. tasdikname. k ırkayak. i. belli ba şlı. ba i. İng. s. zool. 2. f. s. f. santigrat termometresi.. tören. certificate. karo fayans. kalorifer. i. dili -in ak ıl hastası olduğunu resmen tasdik etmek. z. 1. merasim. center. muhakkak. (m ısır gevreği gibi) tahıldan yapılmış kahvaltılık yiyecek. ağırlık merkezi. k. 3. ussal. (-in doğruluğunu/gerekliliğini) belgelemek. 2. 2. İng. i. i. s. çinici. tören. beyinsel.. merasimle ilgili. 1. 1. telefon santralı. tahıl. 1. i. s. s. baz z. bak. resmi. tahıl türünden.. dili entelektüel. santrifüj. i. rahim boynu. emin. çini. i.. kesinlik. 1. anat. çoğ.. z. 2. 2. i. centigram. 3.. katiyet. seramikçi. santilitre. entel. i. i. centiliter. i. ayin. 2. tabii. i. muayyen. merkezcil. şahadetname. santral memuru. merkezi. ayin. merkeze do ğru yaklaşan.center of gravity center of gravity centigrade centigrade thermometer centigram centigramme centiliter centilitre centimeter centimetre centipede Central central Central America central bank central heating centralisation centralise centralization centralize centrally centre centrifugal centrifugal force centripetal century ceramic ceramic tile ceramics ceramist cereal cerebellum cerebral cerebrum ceremonial ceremonially ceremonious ceremoniously ceremony cert certain certainly certainty certificate certify certitude cervix ağırlık merkezi. s. seramik. . tahıl bitkisi. çanak çömlek. Orta Amerika. merkez bankas ı. beyin. i. anat. törensel. 1. 4. merkezkaç. bak. protokol. centralization. certify. teyit etmek. i. i. vesika.. certified. merasim. şüphesiz. anat.. s. 4. çini işleri. İng.. törensel. santigrat.. f. i. anat. çinicilik. zahire. belge. resmi... ruhsat. merkezileştirilme. merkezkaç kuvveti.. centimeter. merkezile ştirmek. seramik e şya. çıyan... bak. tasdik etmek. s. elbette. 2. kesinlik. i. resmiyet. 6. 4. sertifika. 1. merkezileştirilmek. s. bak.

. 1. kullan kabu ğu. i. komuta zinciri.wom. 5. ticaret odas ı. freight. i. chair. sezaryen. aynı mağazalar zincirine bağlı mağaza. i. ovarak ısıtmak. Çad. kurul ba şkanı. f. 2. utandırmak. tahılılan) i. i.men (çer´mîn) i. 3. Sri Lankan.. meydan okuma.. rezil etmek. oda orkestras ı. silsile (da ğ). i. i. church. centigram(s). (erkek) kurul başkanı. k ı1. 4. k ıs. iç sıkıntısı. i. i. i.cesarean cesarean section cesium cessation cesspool Ceylon Ceylonese cf CF CFI cg. tebeşir. sezyum. k ıs. chafing dish (sofrada yemek ısıtıcıçöp. i. spor çelenç. 1. başkan. zincirleme mektup. kim. kalseduan. makam. hayal k ırıklığı. çoğ. Çad. (ayakkabı) vurmak. f. utanç. i. s. zincirlemek. özel oda. lazımlık. başkan. durma. Çad´a özgü.. i. 1. compare. zincir. hâkimin oturum dışı konularda çalıştığı yer. i. chain. kesilme. sandalye. Çadlı. cost and freight. fişek yatağı. k ıs. (kadın) kurul başkanı. kurul ba şkanı. Çat. ink ıta. sı. yasama meclisi. sigara tiryakisi. i. ticaret odas ı. komisyon. i. child. yatak odas ı. sinirlendirmek. i. İngiliz kamara. i. ovarak aşındırmak. up (sayı/puan) kazanmak/kaydetmek. iskemle.. cgm ch Chad Chadian chafe chafe at the bit chaff chagrin chain chain letter chain of command chain reaction chain smoker chain store chain-smoke chair chair lift chairman chairmanship chairperson chairwoman chaise longue chalcedony chalice chalk challenge challenge match challenger chamber chamber music chamber music chamber of commerce chamber of commerce chamber orchestra chamber pot chambermaid chambers i. sezaryen. 2. f.. Sri Lanka. ği. chair. oda müzi oda müziği. meydan okuyan kimse. 4. lağım çukuru.en (çer´wîmîn) i. çoğ. başkan. oda hizmetçisi. başkan. chief. k ıs. cost. Hrist. i. 2. telesiyej. Çadlı. çoğ. 4. peş peşe (sigara) içmek. kürsü. f. . peş peşe sigara içmek. bak. başkanlık. hayal rıkl ığına u ğratmak. meydan okumak. s. 3. mahkeme. i. 2. zincirleme reaksiyon.. 2. kad ıköytaşı. 1. k. daire. chancery. i. and insurance. chapter. saman. s. şezlong. zincirle bağlamak. oda. bak. dili işlerin gecikmesinden dolayı huzursuz olmak. f. k ıs. (ayinde kullan ılan) kadeh. 3. f.

(--ped. (kitapta) bölüm. i. 3. rektör. i. fırsat. 1.kad yanarak kömürle şmek. k ısım. 1. değişme. yüzü solmak. caymak. 2. su yolu. i. kararsız. risk. 2.. f. i. bo ğaz. 1. paran ın üstü. i. 4. etmek. 3. tahavvül. TV kanal. zool. yenilik. i. monoton bir melodi. tesadüfen olmak: She chanced to be ı. yanardöner. çok sab ırsızlanmak. 2. -e tesadüf etmek. ateşe kömürle ın. s. (--red. 2. tahvil bozuk. radyo. karga şa. hizmetçi. 1. 2.t. şapel. şans. çocuk. da ğkeçisi.´ni) yarmak. delikanl (toprak. adres de ğişikliği. s. 3. f. k. f. bozuk para. değişken. yakarak kömürle ştirmek. changeability. 3.. değı iş ikli ğe uğramak. 6. s. mecra. avize. hizmetçi . 2. şampiyona. 3. yar ık. (bir yere) vermek/dökmek/akıtmak/kanalize etmek. değ aktarma yapmak: You´ll have trains in Ankara.4. 4. talih. sertle ştirmek. değişim. 1. taraf ını tutmak. ihtimal. nehir yatağı. i. i. şampanya rengi. şampanya rengi. çatlatmak. fikrini/karar ını değiştirmek. el değiştirmek. karmakar ışık. s. değişkenlik. kavurmak. dönüşüm. tilavet. 2. şampiyon. (kad ın) hademe. --ping) 1. --ring) 1. there. hiç de ğişmeyen.tahta v. üstünü bato şınchange ı değiştirmek. monoton bir melodiyle söylemek. ızartmak. kaos.. değişiklik. i. (soğuk) (cildi) çatlatmak. Tesadüf eseri oradayd -e rastlamak. şans eseri olan. zool. bir şeyi f. i. dili ağız değiştirmek.. şampiyonluk. nöbet de ğiştirmek. şanjanlı. k. 2.b. 2. ask. yol. (taşıtta) f. s.1. düzensiz. dönüşme. şarkı söylemek.. 2. into chant chant chaos chaotic chap chap chapel chaperon chaplain chapter char char i. k. -in dışını yakarak ştirmek. i. küçük kilise. papatya. istikrarsız. ses tonu. 5. 2. 1. (ciltte) çatlak. riziko. şampanya. savunmak.ı. akak. Ankara´da ğiştirmek. k. 2.chameleon chamois chamomile champ champ at the bit champagne champion championship chance chance chance on/upon chancellor chancy chandelier change change change clothes change color change color change hands change hands change of address change of air change one´s mind change one´s tune change over change purse change the guard changeability changeable changeableness changeless changeover channel channel s. 2. katır kutur/kıtır kıtır/hart hurt/çıtır çıtır yemek. 5. i. i. k İng. yüzü k ızarmak. 1. parças i. monoton bir melodi e şliğinde söylenen sözler. (bir uygulamadan ba şka bir uygulamaya) geçiş. 3. (from/to) (bir uygulamadan ba şka bir uygulamaya) geçmek. yüzü k ızarmak. 1. 2. sahip de ğiştirmek. i. bot. (madeni yüzeyleri parlatmak için kullanılan) güderi ı. dili adam. kanal açmak. şampiyon. i. kavrulmak. 1. (Almanya´da) şansölye. 2. hava de ğişimi. savunucu. ordu veya hastanede) papaz. f. başkasının eline geçmek. bukalemun. müdafaa etmek. s. 1. k. i. ufakl iştirmek. şaperon. el değiştirmek. (okul. i. 1. s. 1. f. değişmek. i. destek olmak. bozuk para çantas ı. bak. rizikolu.monoton kar ışıklık. İng. oymak.bozukluk. şarkı söyleyerek kutlamak. 2. dili (bir riski) göze almak. dili kesin olmayan. 1.. başbakan. müdafi.. 2. 3. i. kader. i. üstünü de 1. f. i.

yasaklanm ış cinsel ilişkilerde bulunmayan. f. f. ihtiyatl ı. hücum etmek. char. characterize.. cana yakın. iffet. izleme. f. 2. şasi.en (çar´wîmîn) i.. of -i esirgeyen. çenebaz. şovenizm. . ış. saflık. geveze. hizmetçi kadın. derneği. 3. f. lekesiz. i. oto. bot. itham. 1. i. hizmetçi. vas ıf. merhamet. İng. karakter. --ting) sohbet etmek. f. dartakip. 2. ho ş. i. özyap ı. ır cemiyeti. 1. 2. ho şş ato. (bir masraf suçlamak. s. karakter. İng. gevezelik etmek. nitelendirme. yola getirmek. çene çalmak. nitelendirmek. 4. (--ted. s. ho şbeş etmek.b. görevlendirmek.. döverek cezalandırmak. kovalama. 2. i. s. hayırseverlik. 3. i. s. karakter. tipik. çizelge. suçlama.. yapmak. sohbet. derin yarık. i. kiralanm ış ucuz tarifeli uçak. takip etmek. 2. 1. temizlik. i. 1. çizge. uslandırmak. i. büyü. s.character characterisation characterise characteristic characterization characterize characterless charcoal chard charge charge charge account chargé d`affaires chariot charisma charitable charity charlady charlatan charm charming chart charter charter flight charter member charter plane charwoman chary chase chasm chassis chaste chasten chastise chastity chat château chattel chatter chatterbox chattiness chatty chauffeur chauvinism chauvinist chauvinistic cheap i. deniz haritas ı. grafik. 1. 1. kaydetmek. -ingemi haritas ı. i. şarlatan. 2. kanyon. top kızağı. 2. 1. 1. hayır işi. cezaland ırmak.wom. patent.b. 2. şarj. s. menkul. (kadın) hademe. t ılsım. karaktersiz. char. bo ğaz... 1.gés d´af. mangal kömürü.´nde) kişi. oyun v. izlemek. yardımsever. namuslu. kira kiralamak. sevimli. tic. çekicilik. s. karakterize etmek. şahıs. (hizmet kar şılığında ödenen) ücret. ı k hesap. karakteristik. plan göstermek. 3. çekici. bozulmam için cezaland ırmak. hizmetçiyard kadı ım n. hikâye. i. şoven. hay İng. büyülemek. yasaklanmış cinsel ilişkilerde bulunmama. tutmak. barut hakkı. i. özellik. berat. harf. f. karakalem. sadaka. kovalamak. tedbirli. i. i. bak. şovence. characterization. (kadın) hademe. hususiyet. ıslah etmek f. 3. chas. elek. i. şarj etmek.´ni) i. iffetli. taşınır mal. 1. 5. karakterize etme. hücum. 1. peşine şme. i. 4. 2. i. baya ğı. (roman. ş arjedafer. f. portolon. 1. çoğ. 4. 2. s. adi. imtiyaz. çene çalmak. saf. i. 2. dü i. nevi şahsına münhasır bir İng. bak. ınıkontrat yapmak. i. 2.plan (uçak. 1. gemi v.faires (şarjeyz dıfer´) maslahatgüzar. cazibe. karizma.sis (şäs´iz) i. konuşkan. pe şine düşmek. 2. özel şoför. 2. kurucu üye. muska. gevezelik. i. hayırsever. işgüder. sade. hamle. i. i. elek.. 3. cezbetmek. tip bir kimse. iki tekerlekli sava ş/yarış arabası. aç çoğ. 2. 3. pazı. 4. 1. f. çarter seferi. f. f. berat/imtiyaz/patent vermek. yardımseverlik. çoğ. 3. ı birinin hesab ına) geçirmek. i. itham etmek..3. dikkatli. ucuz. s. basit. konuşkanlık. tablo. i. dillidüdük. 4. beş. sili. 5. 1. tar. hizmetçi. i. nitelemek. 5.

1. k. engelleme. satranç mat.o. kopya çeken. (süpermarketteki gibi) al ınan malların hesabının yapılıp ödendiği tezgâh. s. doland ırmak. nı yapt ırıp bir oda tutmak. çekap. (otel İlk ı önce otelin resepsiyonunda the hotel´s reception desk. 2.ıkontrol noktas i. pansiyon v.. kaydını (otel. gemengellemek..v. tam yenilgi. k. birini neş2. durdurma. hesab ru olup olmad nı öğ renmeye çalışmak.´nden) ayrılmak. pansiyon 1. ünlem. ığını öğrenmeye çalışmak. neşelilik. (sözle yap ılan) tezahürat. de ğişik olaylarla dolu. neşe.ğ (kontrol etmekığı amac olup olmad ı. up cheer s. 2. yan yana. (bir şeyin) olmad ıı nö ığ ödeyip (otel. 1. i. hilekâr. 2. 3. gözden geçirme.´nde) kayd 1. with (bir 2.. neşeyle.. z. durdurmak. i. İng. elendirmek. (bir şeyin) doğru 1. keyifli. 2.´ne Dam girince) kayd ını yaptırmak: First you have to check in at 1. genel sa ğlık kontrolü.b. satranç mat etmek. v. i. İng. 1. 2. i. kopya çekmek. ı. çek defteri. neşesiz. 3. küstahlıkla. küstah. f. şen. emanet. This arayarak (bir şeyi) kontrol etmek: I´m checking for leaks in (belirli bir şeyi) ı n ak ı p akmad ığı n ı kontrol ediyorum. keyifsiz. 2.cheapen cheapskate cheat cheater check check check for check in check into check on check out check up on check valve check with checkbook checkered checkers check-in check-in counter/desk checking account checklist checkmate check-out check-out counter checkpoint checkroom checkup cheddar cheek cheek by jowl cheek by jowl cheekbone cheekily cheekiness cheeky cheep cheer cheer s. şey) (ba şka bir do ıyla) -e bakmak. z. amigo. kopyac i. yüzsüzlük. f. çedar (bir çe şit peynir). 1. cıvıldamak. çek hesab ı. 1. fren görevi yapan yava gem vurmak. kontrol. dolandırıcı. dili cüret. 1. s. . ğıtçıı . (bir şeyin) doğru olup ığın renmeye çal ışmak. cıvıltı. i. ne şelendirmek. kış tezgâh ı.o. yava şlatmak. ket vurmak: f. k. dili yüzsüzce. i. aldatmak. i. vurma. çek valf 1. Hoşça kal! i.b. (birinden) izin almak. i. (kontrol etmek amac ıyla) bakmak. cik cik ötmek. İng. 2. vestiyer. 2. dili yüzsüzlük. yenmek.b. 2.. ket. That defeat checked their advance. yanak. f.. keyif. i.. i. neşelenmek.. elmac ıkkemiği. kareli. engel. arsız. i. 2. argo pinti. neşeli. göz atmak. şlatma. anat. birini/bir hayvan ı (sözlü) tezahüratla teşvik etmek. cimri. i. küstahlık. arsızlık. sıkı fıkı. f.. dili yüzsüz.. the roof. i. yan yana. i. hava terminalinde bilet ve bagaj ın kontrol edildiği tezgâh. 1. kontrol listesi. (birine) dan ışmak. i. ç i./an animal on cheer up Cheer up! cheerful cheerfully cheerfulness cheerio cheerleader cheerless f. k. (sözle) tezahürat yapmak. ket vurma. ucuzlamak. i. ekose. muayene. 1. dama oyunu. 1. O yenilgi ilerlemelerini durdurdu. İng. üçkâ i. Keyfine bak!/Geçmiş olsun! s. ucuzlatmak. -e göz atmak. avurt. İng. s.

Şerefe! 2. k ıs. 1. 1. çiğnemek. i. bak. i. aziz tutmak. şıklık. kimyasal bile şim. keyifli. güne ğik. i. kimya mühendisliği. çek. dili birini azarlamak. üzerine titremek. peynir k ıvamında.o. 2. kimyager. ahçı. kestane rengi. . kimyasal sava ş. kimyasal bile şim. şef. i. şike. korkak. tıb.men (çes´mîn) i. çizburger. peynir. kimyevi. 1. 2. i. sandık. (chid/--d. argo genç k ız. i. İng. f. kestane. modaya uygun. kimyasal madde. geviş getirmek. 2. i. out argo korkudan çekinmek. çita. kimyasal reaksiyon. peynirli kek. i. çoğ. 3. argo bozuk para. chemistry. (teşekkür olarak) Sağ ol! s. i. checkered. ba ğrına basmak. ödlek. kutu. i. neşeli. 2.. şen. bot. satranç taşı. 1. asıl branşı kimya olan öğrenci. i. Acinonyx jubatus. s. 3. out chew the cud chew the fat chewing gum chic chicanery chick chicken chicken feed chicken pox chicken-hearted chickpea chicory chide ünlem.. zool. i. i. piliç. hindiba. eczacı.Cheers! cheery cheese cheeseburger cheesecake cheesecloth cheesy cheetah chef chem chemical chemical compound chemical compound chemical engineer chemical engineering chemical reaction chemical warfare chemise chemist chemistry chemistry major chemotherapy cheque chequered cherish cherry chess chessboard chessman chest chest of drawers chestnut chew chew s. i.. s. kemoterapi. Hoşça kal! 3. s. chess. f. tavuk eti. k. nohut. i.. az para. kestane. i. 1. beslemek. i. i. argo çene çalmak. i. ahçıbaşı. s.den/--d) azarlamak.. İng. piliç. 2. İng. peynire benzeyen. göğüs. f. 2. tülbent. suçiçeği. kombinezon. İng. chemist. i. k. şifoniyer. civciv.. chid. peynirli hamburger. kestane rengi. i. vişne. gütmek. dili derin derin düşünmek. i. hile. satranç tahtas ı. çiklet. kusur bulmak. kimya. s. kiraz. kimya mühendisi. 1. satranç. f. kimyasal. kad ın iç gömleği. 1. chemical. i. s. şık.

we´d better get to work. şef. i. şekil 1. zool. 2. çan sesi. çocu ğumsu. i. Chi. çene çalma: Enough of this chitchat. dili (sohbette geçen) sözler. 1. baş. şümek. çene. çini. cıvıltı. 1. cırlamak.. 1. i. reis.. çocuk bakıcısı. i. soğuk bir şekilde. yonga. seramik. centilmen. s. çoğ. i. i. 1. 2. i. Şili.. i..chief chief justice chief rabbi chiefly chieftain chilblain child child´s play child´s play childbirth childhood childish childishly childless childlike childminder children Chile Chilean chili chili pepper chill chilled to the marrow chilli chilliness chilly chime chime in chimerical chimney chimney sweep chimpanzee chin China china china closet Chinese chink chip chip in chipmunk chirp chisel chitchat chivalric chivalrous chivalry i. 2. çocuksu. uyum. 1. zool. mak. chivalrous. Şili´ye özgü. çok kolay iş. cesur. cömert. gerçek olmayan. 2. i. bak. kalem. şempanze. melodi. keski. f. krater. s. üşüme. 3. lamba şişesi. yürekli. baf. bak. 2. s. chili. 4.ş ili ğine kadar üşümüş. soğuk. i. i. Şilili. so i. Çince. nazik... budamak. z. 3. s. 3. i. (saat/zil/çan) ahenkli bir sesle çalmak. İng. madeni çubuklardan olu şan zil. baş. yonga. lafa kar ışmak. dan ıştay başkanı. i. çocukça. i. çocu ğu olmayan. üşütücü. bak. 1. çocukluk. so ğuk. 2. 2. tabak dolab ı. f. ürperme. ğış ta bulunmak. amir. i. bebek. 2. Çince. şövalyelik. cömertlik. patates kızartması. kalemle oymak. para bilg. centilmenlik. i. çip. İng. çocuksuz. i.. 3. f. s. kızarmış patates. kolay iş. s. Çin. çoğ. huk. soğuk davranış. ba şkan. Şilili. çocuk. 1. serin. cırıltı. 1.nese) Çinli. k. cesaret. yontmak. soğuk. çocukça. başlıca. çocuk ruhlu. 3. cips. 1. i. ürpermek. şef. (çoğ. çentmek. 2. 2. şövalye gibi. i. çocukluk dönemi. s. 2. amerikasincab ı. çocuk. Şili. doğum. nezaket. ü ğuk iliğ ine geçmiş . 1. i. çocuk oyuncağı. kabile reisi. baca temizleyicisi. porselen. 2.. dili lafa kar ış s. evlat. (--ped.. çatlak. (yiyecek/içecek) soğutmak. Çin. . 1. s. en yüksek rütbede olan. i.. yanardağ ağzı. Anthropopithecus troglodytes. 3. z. 2. zil sesi. 2. 2. 2. 1. İng. Tamias. k ırmızıbiber. cırıldamak. en çok. çocuksu kimse. hahamba şı. ufak aç ıklık/yarık.dren (çîl´drın) i. 1. anat. chil. z. 1. ço ğ. üşütücü. f. çentik. soğuk. 1. çocuk oyunca ğı. 2. (soğuktan dolayı) el/ayak parmağındaki şişkinlik. hayali. belli başlı. ana. çocuksu. i. yarenlik. titreme. --ping) 1. çocuk gibi. Bu kadar muhabbet s. 1. i. 3. ahenk. ü ütmek. s. muhabbet. yüreklilik. vermek. baca. İng. i. Çinli. 2. k. Çin´e özgü. 1. c ıvıldamak.. child. 2. i. 1.

güç ve tatsız iş. 2. f. and her family name is Burney. klorlamak. 1... k. 1. 1. 2. k ısa saplı balta. i. --ping) 1. koro toplulu ğu. (--ped. i. koro taraf ından söylenen. k. 1. i. dopdolu.. koral. seçilmi ş. vaftiz töreni. tıkamak. (balta ile) k ırmak. i. heyecandan konuşamamak. istemek. ı Fanny. s. 3. koregraf. satır. s. f. . i. koro ile ilgili. ğacı) kesmek. kiriş. k. bak. (a i. (Uzakdo ğuda kullanılan) yemek çubuğu. 1. Hristiyanlık. dili.. müşkülpesent. argo helikopter. 2. tercih etmek. dili titiz. Noel günü. i. i. 1. kloroformla uyutmak. seçti i. Hristiyanl i. nefesini kesmek. seçiş. bir evin/çiftliğin günlük işleri.sen) 1. f. seçilen kimse/şey: He was our choice. ilk ad. i. 2. 2. Hristiyan âlemi. çikolatal ı. bak. Mesih. İng. 3. müz. 2. 2. dopdolu.chive chlorinate chlorine chloroform chock chock full chockablock chockfull chocolate chocolate cake choice choir choke choke back one´s tears choke down one´s rage choke up cholera cholesterol chomp choose choosey choosy chop chop down chopper choppy chopstick choral chorale chord chore choreographer choreography chorus chose chosen chow Christ christen Christendom christening Christian Christian name Christian name Christianity Christmas Christmas Day i.. kolesterol. çare: You´ve no other choice. f. i. kim. şık. i. (chose. bak.. koro. boğmak. f. 2. 2. tıkanmak. klor. 2. yön değiştiren (rüzgâr).. öfkesini bastırmak. çikolatalı kek. vaftiz etme. tgözya şlar ınoto. Bizim ğimiz oydu. çikolata: a piece of chocolate candy bir çikolata. müz. kim. seçme. f. şarkının koro bölümü. koregrafi. i. 3.. champ. alternatif. kilise korosu. s. ağzına kadar dolu. i. (müzik eseri) koro.. s. i. i. Noel. ıkanma. 1. f. İsa. çoğ. i. i. ısoyad ı Burney. i. frenkso ğanı. f. takoz. i. 1. koro. s. kolera. boğulmak. jikle. bak. nutku tutulmak. i. seçenek.koro. s.. tıkanmak. choosy. çırpıntılı (deniz/göl). ı tutmak. s. İng. koro için yazılmış.. küçük bir iş. (up) ince ince kıymak/doğramak. cho. değişken. koreografi. 1. vaftiz etmek. pirzola: lamb chop kuzu pirzolas ı. koreograf. f. 2. choose. boğulma. 3. isim: Her Christian name is Fanny. ad. seçmek. s. 3. akort. i. s. choose. çalg ı teli. Hristiyan. zor be ğenen. i. i. Ad k. kloroform. dili yemek.

dost olmak. ibadet. out chuckhole chuckle chuffed chum chummy chump chump chunk church church service churchwarden churchyard churl churlish churn chute CIA CIF cicada cider cigar cigarette cigarette lighter cinch cinder cinder block Cinderella cinecamera cinema Noel arifesi.. 2. krom. i. 2. i. i. i. --ming) 1. kütük. birini işten atmak. i. ahbap. . terbiyesiz. yayık. i. İng. i. (--med. f. cüruf briketi. 2. kronik. cost.o.. i. s. çiğnemek. k. i. i.. k. knaz adam. güzelli ği ve değeri anlaşılmamış kız. kıkırdama. kim. i. 1. 3. müz. kronometre. k.. kalın bir parça. f ırlatmak. müzmin. kilise avlusu/bahçesi. s. İng. yığın. sigara. cüruf. kas ımpatı. Central Intelligence Agency. dili 1. tarih s ırasına göre. bot.. k ıs. 1. dili bir işi bırakmak. 2. yanm ış kömür artığı.. 2. mezhep. dost. dili 1. k. k. 1. kilise idame amiri. i. f. 2. İng. kronoloji. i. 2. k ıkır kıkır gülmek. (yolda olu şan) çukur. (üst kattan alt kata inen. 1. atmak. topak. i. i. 1. Hrist. sinema. cemaat. elma suyu. dili sıkıca tutma. kromatik. kronolojik. dili elde bir. köylü. k ıs. bir işten ayrılmak/vazgeçmek. elma şarabı. k. krizantem. 2. i. kıkırdamak. zool. i. i. 2. çoğ.tıkilise. süre ğen. puro.. kilise ayini. ayin. Onu çöpe at!/At onu!/At gitsin! 2. i. kromozom. 2. aynı oday s. i. 1. a ğustosböceği. 3. 3. i. 1. k. i. yak ın arkadaş. 4. tombul. budala. z. ı paylaşmak. insurance.. (sütü) yayıkta çalkalamak. çantada keklik. çok memnun. dili büyük bir miktar. dili mutlu. 2. i. külçe. kül.Christmas Eve Christmas tree chromatic chrome chromium chromosome chronic chronicle chronological chronologically chronology chronometer chrysanthemum chubby chuck chuck it up Chuck it! chuck s. Onu b ırak!/Ondan vazgeç! k. i. kıkır kıkır gülme. süreölçer. sinema salonu. Noel ağacı. and freight sif. kaba adam. çama şır/çöp atılan) baca. k. k. birini d ışarı atmak/kapı dışarı etmek/sepetlemek. f. kronik. 4. f. i. kavrama. 1. f. s. kromatik. dili 1. s. dili aptal. kamera. at kolan ı. kaba. (out) çöpe atmak. renklerle ilgili. 2. dili i. tarih. i. 1. s. süt kabı. çakmak. s. krom. Külkedisi.

2. şifre. 2. vatanda şlık. yurttaşlık. s. kaç ınmak. -in2. 1. 2. uyruk. dikkatli. 3. i. çevre. f. Çerkez. s ıfır. 2. 1. 3. grup. sürüm.cinnamon cipher circa Circassian circle circuit circuit breaker circuitous circuitously circuitousness circular circular note circular saw circulate circulation circumcise circumcision circumference circumflex circumnavigate circumscribe circumspect circumspection circumstance circumstantial circumstantial evidence circumvent circus cistern cit citadel citation citizen citizenship citric acid citron citrus citrus fruit city city block city centre city council city councilor/father city hall city manager city planner city-state i. devir. yurttaş. s. i. -in etraf ına daire ı çizmek. tiraj. hemşeri. 3. (hava/ss devridaim. şart. belediye binas ı/konağı. hiç. daire. (bir yerin üstünde devre kesici anahtar. halka. belediye meclisi üyesi. citizen. tedbirli. sirküler. dolaylı. citation. mahzen. 2. 1. 3. atlatmak. i. keyfiyet. 1. 2. tabiiyet. 1. yuvarlak. i. durumla ilgili. -i kaynak/örnek olarak gösterme. (para için) tedavül. tarç ın. ayr ıntılı. celp.rus) turunçgillere ait ağaç/meyve. vaziyet. denizden etraf ını dolaşmak. yuvarlak testere. kent merkezi. sünnet. daire. i. i. hisar. 3. Çerkezce. s. çember. tamim. daire çizen yol. numara. takriben. 1. i. 2. belediye meclisi. muhit. f. z. ihtiyat. s. 2. (nüfuz açısından) önemsiz biri. ko şul. 1. sıvı için) i. (kan/hava için) dola şıım. ihtiyatlı. ça ğrı. i. i. elek. şehir mimarı. f. uyrukluk. sünnet etmek. f. f. 3. kent. dairesel. 2. 2. i. bir tür kredi mektubu. durum. huk. 4. s. gösteri. turunçgillerden bir meyve. i. i. cited. f. i. 1. şehir devleti. edat dolaylar ında. 1650 ında yap ılm ış. İng. (havan ın/s vın(motordaki ın) akımını/dola şımını (motordaki ıv ı ıiçin) akım.. kösteklemek. k ıs. sak ıngan. aşağı yukarı: It was built circa 1650. çember. s. 1. 2. dolaylar i. hal. çizmek. i. turunçgillere ait. -in etrafına daire çizmek. 3. 1. k ısıtlamak. uzatma işareti. ıv ) devridaim yapmak. İng. olay. huk. devre. sirküler. sitrik asit. 1. kale. i. vaka. solda sıfır. su deposu. 2. sirk. tebaa. 4. 1. 1. . 3. (ço ğ. vatanda i. celp kâğıdı. etraf i. dolambaçlı. 1. ş. genelge. tur. takdirname. site. genelge. 2. belediye ba şkanı. belediye. 3. daire çevresi. kesişen sokaklarla ayrılan blok. 2. cit. inceltme işareti. 2. dolaylılık. dikkat. dolaylı olarak. dolayl ı. 1. şehir. ikinci derecede önemi olan. 1. dolambaçlı. ikinci derecede kan ıt. meydan. huk. ağaçkavunu. (havan ın/sıvının) akımı/dolaşımı olmak. i.ın ring seferi. 1. kader. (kan/hava) dolaşmak. -in etraf ını dönmek. tekerine çomak sokmak. sarnıç. i. i. 2. 1.

. s. s. kibar. Roma hukuku. İng. milli.ışı i..b. 3. f.. yurttaşlık bilgisi. uygar. f. hükümet binalar ı. medeniyet.. 1. . kabile. el altından yapılan. 1. i. medeni hukuk. gizli. edepli. davac ı. i. medeni hukuk. i. --ping) 1. vatanda şlarla ilgili. terbiye. f. 2. i. kâhin. f. 2. 1. nazik. iddia etmek.. çınlamak. 2.civic civic center civics civil civil defense civil engineer civil engineering civil law civil law civil liberty civil marriage civil marriage civil rights civil servant civil service civil service civil war civilian civilisation civilise civilised civility civilization civilize civilized clad claim claim for damages claimant clairvoyance clairvoyant clam clamber clammy clamor clamorous clamour clamp clan clandestine clandestinely clang clank clap clap clap eyes on clap of thunder s. devlet memuru. tangırdamak. nezaket. f. 1. edep. 1. mahkeme. güçlükle tırmanmak. civilize. feryat etmek. 6.. uygar. tazminat davas i. gaipten haber verme. clothe. bak. sivil savunma. el çırpmak. hak iddia eden. zool. inşaat mühendisi. s. bak. nazik. 2. i.. i. ferdi. 2.. sigorta poliçesi üstünden ödenecek para.. şaplak indirmek. gök gürlemesi/gürültüsü. 2. ç ınlama. 1. devlet memurlu ğu. kıskaç. s ıkıştırıcı. i. gürültü. i. el ç ırpma. i. kehanet. yap ış yapış. hak talep etmek. istemek. 2. şaplak. belediye ile ilgili. 3. civilized. inşaat mühendisliği. 1. yurt bilgisi. f. şehre ait. İng. (--ped. 2. k.. İng. insan haklar ı. i. sahip ç ıkmak. iddia. medenileştirmek. sivil. 4. İng. hayk ırmak. nlatmak. 1. tırmanmak. 1. iç savaş. kenet. klan. f. civilization. 1. uygarla ştırmak. bireysel. 1. talep sahibi.. vatanda şlık hakları. uygarlık. 2. 2. yaygara. tarak. el alt ından. 2. 5. ç ngırtı. şıngırdamak. talep. feryat. ı. mengene. hükümete ait. gürültülü. s. medeni nikâh. ho ş. terbiyeli. 2. medeni nikâh. clamor.. mengene ile sıkıştırmak. elle vuruş. z. terbiyeli. 2. kibarl ık. gizlice. i. 2. soğuk ve nemli. bak. i. sivil devlet memurlar ı. dili -i görmek. hak. tazminat talebi. deniz tara ğı. yaygara koparmak. boy. f. elle vurmak. f.´nin bulunduğu şehir merkezi. madeni ses. i. i. sivil. hayk ırma. bak. i. kibar. madeni ses çıkarmak. bak. tangırtı. medeni. 3. medeni. kütüphane v. İng. alk ışlamak. s. s. aydınlatmak. i. İng. 1. f. f. yurttaşlık ile ilgili. 1.

kusursuz. i. 6. tür. tak ırdatmak. mücadeleye 2. 1. temiz bir şekilde. çözmek. bent. temizce. şüpheleri gidermek. açıklığa f. dershane. grup. takırtı. 3. mantıklı düşünen kimse.b. toplayıp atmak. kucaklama. 4. 1.zı Bordo şarabı. 1. dili. i. aydınlatmak. çeşit. köprücükkemi i. açıklığa kavuşturma. ayd ınlanma. takırdamak. tasnif. saydam. aç ıkl ığa kavuaç şma. bak. 2. f. ıklık getirmek. ders. çok yorgun. net. 1. aç ıklama. balç ık. temizlemek. pençe. (madeni şeyler) birbirine çarpmak. düzgün. açık: His instructions were quite clear. engelsiz. temizleme. kategorilere ayr ılmış. kategori. klasik. f. 1. gizli (bilgi). aydınlatma.clapped-out claret clarification clarify clarinet clarinetist clarity clash clasp clasp knife class class classic classical classification classified classified ads classified advertisements classifieds classify classmate classroom clatter clause clavicle claw claw hammer clay clean clean out clean up cleaner cleaning cleaning fluid cleaning woman cleanliness cleanly cleanse cleanser clear clear conscience clear off clear out clear the air clear the table clear thinker clear up s. aç ık biraç şturmak. takım. açıklığa kavu i. müz. 3. 2. bölümlenmi k. -i sınıflamak. kil. 4.. çık ırm i. tüymek. derslik. s. ışmak. f. bir grubun içinde) saymak. tırmalamak. madde. i. sınıflandırılmış. f. i. duru. . -i (belirliclassification. 1. temizlikçi. açıklanmak. z. klarnetçi. sar kopçalamak. tabaka.. f. hurdası km ışı. sınıflanmış. pestili çıkmış. k. s. temizlemek. pençe atmak. temizlemek. 2. 2. f. pak. 1. 3. şeffaf.. i. i. 4. i. çarpışıp sava şmak.dövü tokaşile tutturmak. ıklanma. sınıf. dili (gazetede) küçük ilanlar. açıklık getirme.. ı bıçak. temizlik. (hastalığı) gidermek. bölümleme. açıklık kazanmak. i. 1. çatırdatmak. leke giderici (s ıvı) ilaç. temizlik. kolayl ığı . çarp ılma. sınıf. zümre.b. 5. i. 1. temizlikçi kad ın. s. 2. mek. toka. ışmak. bitkin. tüymek. 1. temizleyici madde. f. -i sınıflandırmak. i. 2. yenebilir (av eti v. 2. sabun. büyük çak ı. hüküm. i. 2. domuz tırnağı çekiç. klasik eser. kopça. saf. açık. i. i bölümlemek. ıklık kazanma. aç şekilde anlatmak. 1. kucaklamak. dili s ıvışmak. İng. (gazetede) küçük ilanlar. aç ıklamak. f. -i (kategorilere) ayırmak. (madeni şeyleri) birbirine çarpmak. k. 5. pürüzsüz (cilt). i. sustal i. 1. dili 1. 1. 3. 1. classic. 2. halletmek. köprücük. temiz ahlaklı. 2. s ınıflama. berraklık. sar ılmak. temizlemek. f ıkra. 2. i. 1. k. sınıflandırma.). -i tasnif etmek. 2. i. cümle veya yancümle ya da ı geçmi ş zaman sıfat-fiilleri gibi bir özne ve ona ait bir fiilden oluşan baz ği. sofrayı kaldırmak. -i s ınıflamak. 2. gürültü. bulutsuz. 3. 7. yırtmak. temiz. klasik. klasik. biçimli. s ınıf. i. kast. tırnak. 2. temizleyici madde. ar ı. dili s ıvışmak. halis. ş. çözülmek. patırtı. açık (gök). i. külüstür. -i (kategorilere) classify. ıkla anla şılan/duyulan. dilb. anat. 2. masum. aç ıklığa kavuşturmak. sınıf arkadaşı. k ıs. 1. şart. çat2. kuru temizleyiciye gönderilen giysi v. 1. (hastalık) geçmek. vicdan rahatl k. sınıf. klarnet. s. tasnif edilmiş. 2. kuru temizleyici. vuzuh. 3. classified advertisements. açıklık.. s.

2. (ceza olarak) birinin hareket alan ını sınırlamak. 4. 2. 3. net. 2. basmakalıp söz. i. i. bölünmek.men (klır´cimîn) i. 1. (a 2. takoz. clue.´nden) kupür kesmek. çoğ. (bardak/kadeh) tokuşturmak. boks birbirine sarılmak. 6. 1. -e yap ışmak.ıstreç film. i. f. 1.´ne) (hat İ ng.o. i. f. bot.. tık sesi. (yumru ğunu/dişlerini) sıkmak. orgazm. i. cleave. klinik. f. 3. uçlarını kesmek. i. papaz. 4. iklim. beceriklilik. matb. sarp kayalık.gy. i. merhametli.t. i. k ırkma. tokuşturma. bağlı olmak. (ağaçlık bir alandaki) tüm ağaç ve çalıları s.b.b. 2. zekice. 2. tıkırdatmak. f. mandal. şıngırdatmak. onto clipboard clipper clipping i.ı boks birbirine sarılma. i. f. 1. meydan. doruğa ulaşmak. 1. doruk noktas ı. çatlama. 3. i. 2. geminin ı terketme liman ık. perçinlenmi çivi. 1.´s wings clip s. havanın güneşli ve ılık olması. doruğa şttıırmak. hava. açıklık. hızlı bir yelkenli gemi. sa ğlama bağlamak. 1. . ngırtı. yap ış ra v. 3. aydınlatma. 1. gümrük muayene belgesi. sş ık ca sar ılmak. temizleme. 2. i. f. i. ıklatmak. 2. (--d/clove/clave) to 1. tek. yarılma. --d/clo. f. sekreter. 1. s. 1. (--d/clove/cleft. (clung) 1. 1. şıngırdamak.ven/cleft) yarmak. bak. yar ık. (--ped. çıkmak. tık. k ırkmak. çarpmak. 2. 1. tırmanış. 2. ula rmanmak. i. tutunmak. i. ak ıllılık. 2. klips. f. mü şteri. den. klinikle ilgili. anahtar. dili toplumda yükselmek isteyen kimse. 1. 2. 1. vurmak. çoğ. . müvekkiller. k. i. tezgâhtar. i. yakınında ş olmak. 1. (saç/tırnak/çim kesmek için) makas. i. mü şteriler. f. s. 2. 2. papazlar. f. şefkatli. kırpmak.. 3. i.. 2.bir takas. yar ılmak. i. şa. 2. perçinlemek. 4. 2. 1. 1. 2. i. sekreterlik. temizleme işi. kesmek. bir şeyi -e ataşla/klipsle tutturmak. 1. 2. balta. tırmanacak yer. bölmek. sat i. klinik. tırmanıcı sarmaşık. ak ıllıca. 1. tırmanma. 2. güneşli ve ılık (hava). klipsli kâ ğıt altlığı. 1. i. sekretere ait. -e sadık kalmak. i. kırpma. becerikli. klişe. tık sesi çıkarmak. kavramak. 1. f. sıkıca yakalamak. s. i. z. k ıskı. 3. 1. --ping) 1. 2. tıkırdamak. dergima v. .clearance clear-cut clearing cleat cleavage cleave cleave cleaver clef cleft clemency clement clench clergy clergyman cleric clerical clerk clever cleverly cleverness clew cliché click client clientele cliff climate climax climb climb down climber clinch cling cling film clinic clinical clink clink clinker clip clip clip s. i.izni.. papaz. kesmek. 3. alan açığı a karma. k. 2. güreş. çatlak. tıkırtı. şefkat. merhamet. 2. f. perçinleme. 2. t i. çıtırtı. 1. cüruf parças ı. 1. 3. kupür. i. 5. çıt. s. kama. -den ılmamak/ç ayr ır. inmek. 1. 1. kliring. bak. zirve. dili hızla gitmek. 2. klişe. 4. f. i. ayrık. çıt sesi. müvekkil. cler. tıklamak. uçurum. 1. (gazete. papaza ait. şı i. i. ak ıllı. zeki. 2. ataş5. i. ıkmamak. 2. 2. çıt sesi çıkarmak. 2. (kadının) göğüs arası. kesik. doruk. müz. s. güre mak. koçboynuzu. aç ğ açl ı k )ç tııra şlama 3. 1. kesin. 2. yarık. aç ıklık yer. 3. (tüfekte) şarjör. kesme.

(süt) kesilmek. sinekkayd ı tıraş. (--ged. hizip. (i bitiminde) işyerini kapatmak. f. indirimli satmak. saatin makinesi. dili budala. yak ından çekilen fotoğraf. sıkı. klik. 2. hemen hemen. İng. hemen hemen. üste oturan (giysi). şıyeri) kapanmak. engel. s. 2. 1. tahta ayakkabı. gizli komünist. 1. (gard ırop işlevi gören sandık odası gibi) gömme dolap. yak ından. i. 3. 2. şyeri) kapanmak. s. z. dar kurtulma. kapalı. 1. sabo. (iş gününün s. saatçi. saat. gizli homoseksüel. 1. 6. tecrit etmek. dili gizli. pıhtılaşmak. 2. birbirine yakın. i. 2. sersem. 2. kapatmak. cimri. f. tuvalet. dili paçayı zor kurtarma. in a guise of cloakroom clock clock in clock out clockmaker clockwise clockwork clod clog clog cloister close close close by close call close call close combat close contest/game close down close haircut close in on close on close out close resemblance close shave close shave close the deal close to close up close up shop closed closed circuit closed circuit closed season closed shop close-fisted close-fitting close-mouthed closet closet communist closet homosexual close-up clot i. kapalı devre. f. yak ında. saat tutmak. revak. 4. dili paydos etmek. i.. helata şı. (--ted. k -in etraf ını çevirmek. köstek vurmak. puantöre kaydettirerek paydos etmek. 7. 5. 1. birbirine yakla şmak. i. puantöre kaydettirerek i şbaşı yapmak. kapalı devre. anlaşmaya varmak. 2. ağzı sıkı. . (i şyerini) kapamak/kapatmak. ılmış. k. beraberliğe yakın oyun/yarış. gizli tutulan. vestiyer. engellemek. bir şeyi (başka bir şeyin) kisvesine büründürmek. havasız. 1. s. pıhtı. yalnız sendika üyelerini çalıştıran fabrika. manastıra rmak. k. kapamak. kapamak. 2. k. engel olmak. i. b ızır. yak ın benzerlik. --ting) 1. sıkı ağızlı. yakın (arkadaş). 1. 1.. 2. s.clique clitoris cloak cloak s. eli s ıkı. nalın.t. ısamimi. aleni olmayan. köstek. i. tıkanmak. lavabo. 1. f. 2. f. 3. toprak/çamur parças ı. sinekkayd ı tıraş. 1. kapatmak. i. klitoris. s. top top olmak. kapanmak. i. t ıkamak. avlanman ın yasak olduğu mevsim. İng. yüklük.. dar. dili paçayı zor kurtarma. 3. (i sa saç tıraşı. kapat i. 1. f. kemeraltı. kapatmak. 2. saat yelkovan ı yönünde. kapalı. i. (i şyerini) kapamak/kapatmak. i. i. --ging) 1. kesek. takunya. k. k. göğüs göğüse çarpışma. s. hepsini satmak. anat. i. pıhtılaştırmak. 2. manastır. ay 2. revaklı avlu. yak ın. pelerin. dar. sıkı ağızlı. kapanmak. 2. 1. klozet.

elbiseler. centimeter(s). pıhtılaşmak. bak. darmadağınık etmek. sakarlık. i. 1. giyim eşyası.. düzensizce atmak. açık şüphe alt ında. güve. sinek. 2. carried over muh. f. i. tokat. i. company. (--bed. bez ciltli. 2. cling. 1. i. sopalamak. (sarımsakta) i. dumanlı. yonca. bulutlu. 2.(topa) h i. İng. bak. isk. 2. s. s. karanfil (baharat). county. 1. ispati.. otobüs. 3. karartmak. kekilde k ıs. bulanmak. 1. bulutla kaplamak. d. pıhtılaştırmak. 5.mak. debriyaj pedalâmin demek. i. 2. debriyaj pedalı. 2. 1. i. 3. 3. 2. olmayan. . c/o coach coagulate i. çamaşır sepeti. 2. üstünü örtmek. dağınıklık.töhmet nüfuz. ında. care of eliyle. vasıtasıyla.6. 1. k ıs. 3. güve. yolcu vagonu. ipucu. bulutlu. 1. soytarı gibi. tutma. i. f. salk ım. düzensizce yayılmış eşya. yığmak.2. küme. dalgal ı (mermer). sopa. bulutlarla kapl ı (dağ tepesi). soytarılık etmek. beysbol diş. s. i. i. kenet. 4. tokat ı zla vurmak. i. demet yapmak. sakar. gıdaklama. beceriksizlik. hantalca. çal ıştırıc İ ng. (--d/clad) 1. dili ümitsizlik içinde her çareye ba şvurmak. i.. hantal. gölge i. 1.cloth clothbound clothe clothes clothes basket clothes moth clothes moth clotheshorse clothesline clothes-peg clothespin clothing cloud cloudburst cloud-capped cloudless cloudy clout clove clove clove clover clown clownish clownishness club clubfoot clubfooted cluck clue clump clumsily clumsiness clumsy clung cluster clutch clutch at straws clutch at straws clutch pedal clutter cm CO Co co. f. yürümek. hevenk. kaplamak. 1. s ıkıca2. tutam. kümelemek. mandal. i. s. 2. palyaço. 1. dernek. f. 1. küme. mandal. yumruk. grup. 1. otobüsü. çoğ. yığın. duman veya toz bulutu. beceriksizce. yumru ayak. dili yumruk indirmek. Commanding Officer. soytarılık. ı. kavrama. at -i kavrama. bulanık. 2. -i çalıştırmak. alt f. çomak. hantallık. i. karışıklık. dili 1. bulutsuz. 3. örtmek. oto. i. giysiler. 2. İng. s. 2. f. 1. 1. ağır ağır atılan adımların sesi. bulutlanmak.. oto. özel öğretmen. kavramak. f. gıdaklamak. i. çamaşır ipi. sonraki sayfaya/sütuna nakledilen (toplam). bez. f. f. ıs. sağanak. bulut. f. s. i. 3. i. ı . cleave. yolcu i. kümelenmek.y.. bir araya toplanmak. s ı k ı ca tutmak. atmak. i. iz. cop. 1. dili olmayacak duaya k. kumaş. f. beceriksiz. a ğır adımlarla z. k. debriyaj. yığmak. i. 1. f. kulüp. s. 3. kararmak. 2. i. yumru ayaklı. demet. düzensiz bir ş doldurmak. k. f. elbiseler. giydirmek. salk ım haline getirmek. anahtar. karanlık. -i yetiştirmek. ambreyaj. k ıs. buland ırmak. 2. leke. soytar ı. giysiler. spor antrenör.. f. örtü. sakarca. 3. çamaşır askısı. 2. -bing) coplamak. k. 4. 2.

i. i. horoz ötü şü.) sürmek. i. tatlı sözlerle kandırmak. paltoluk kuma ş. kobalt. gönlünü yapmak. 3. 1. kakao rengi. i. kakao tohumu. ceket. kobra yılanı. argo saçma.. 1. bir olmak. f. yana yat ırmak. kam ış. f. hamamböce i. birleşmek. eğri. 1. dili kendini be ğenmiş. valf. sı. 1. i. koster. kat. kaba (dokunmu ş kumaş). kokpit. kokpit. 4. kor. şapkayı5. i. hindistancevizi. 2. (boya v. kaldırım taşı. (kayakla/bisikletle) yokuş aşağı kaymak/inmek. zool. elbise ask ıbir bir kat boya. 1. den. s. 3. kömür.b. kokain. horozibiği. z. 3. horoz ibiği. 3. örümcek a ğı. 2. parke ta şı. ask ılık. k ıyı. f. mayısböceği. kabaca. sahil. 1. adi. kat. ayakkab ı tamircisi. erkek ku ş. 4. sahil. kukuriku. f. kabalık. tüfek horozu. 1. pedal çevirmeden bisiklet sürmek. 2. 2. i. i. kaldırım taşı döşemek. 2. 1. i. terbiyesizlik. out of s. i. kömür oca ğı. i. birle şme. koalisyon. k ıyı boyu. yavru horoz. sahil koruma. portmanto. dil dökmek. iri taneli. kabala şmak. kaba. baya ğı. i. pilot kabini. i. çarpık. 2. bardak altl ığı. yekvücut olmak. s. züppe. horoz dövü şlerinin ıldığı yer.coal coal mine coalesce coalescence coalescent coalition coarse coarsely coarsen coarseness coast coast guard coastal coaster coastline coat coat hanger coat of paint coat rack coating coax coax s. i. birleşmek üzere olan. i. yap i. (hayvan ın derisindeki) tüyler. ği. palto. ince olmayan. s. erkek (kuş). 3. 3. f. kakao ya ğı. 2. sütlü kakao. birleşim. kokteyl. birleşme. s. argo penis. i. cob cobalt cobble cobbler cobblestone cobra cobweb cocaine cock cock one´s hat cock-a-doodle-doo cockchafer cockerel cockeyed cockfight cockpit cockroach cockscomb cocksure cocktail cocky coco cocoa cocoa bean cocoa butter i. horoz. kendine fazla güvenen. i. i. tabanca horozu. 1. 1. 3. 2. m ısır koçanı. 1. s. den. şaşı gözlü. i. 2. kaba saba. i. görgüsüz. f. 2. i. 3. i. tabaka. k ıyı boyunca gitmek. kaldırım taşı. tüfek horozunu çekmek.t. i. bot. 2. 4.o. 1. vana. 2. kıyısal. 1. kakao. birini tatlı sözlerle kandırarak bir şey elde etmek. s. horoz dövü şü.. kaplamak. k. kabalaştırmak. i. . i. musluk. tabaka askı. altlık. deniz k ıyısı. f. kendinden fazla emin. 2. 2. i. ayakkabı tamir etmek. tabaka. 1. alçak güverte. argo küfelik. kaba. den.

i. f. morina. tutarlı olmak. fark ına varma. tatlı. 2. karma eğitimin uygulandığı bir okulda okuyan. cognizant. s. sandviç ve hafif yemekler sunan lokanta. i. inandırıcılık. (alafranga) kahve fincan ı. ruhb. cod-liver oil bal ıkyağı. i. kanunname. ihtimam göstermek. dili moruk. dili. k. 1. 1. i. kahve telvesi. kanun haline getirmek. zorlayıcı. kahve demliği. kod. kahve. i. 1. koza. cognizance. i. i. akran. k ıs. i. f. çark dişi.. 2. 2. ikna kuvveti. i. düşünmek. kanun halinde toplama. dişli çark. k. diş. ı. bir arada var olu ş. ahlak kurallar i. hindistancevizi a ğacı. şifre ile yazmak. kanyak. s. eş. büyük hindistancevizi.. uyum içinde olmak. kanun. .. sehpa. i. cash on delivery. ikna edici. zorlamak. bak. k. tatlı kaşığı. biliş. i. 2. şifre. f. s. mecbur etmek. i. zorlama. bak. bir arada var olmak.. 3. hafif ate şte kaynatmak. kahve. birbirini tutmak. i.. 1.. düşünüp taşınmak. konyak. eşit. kutu. karma e ğitim. f. 2. s. kahve çekirde ği. inandırıcı. coeducational. İng. denk. 2. katsay i. s.. müsavi. bak. kavrama. f. kasa. 1. kanun halinde toplamak. i. kaynaşmak. karma e ğitime ait. üstüne titremek. eğ ı. f. collect on delivery. kahveye benzer bir şey. i. i. i. uyuşmak. cod coddle code code of honor codeine codger codification codify coed coeducation coeducational coefficient coequal coerce coercion coercive coexist coexistence coffee coffee bean coffee cup coffee grounds coffee mill coffee of a kind coffee shop coffee spoon coffee store coffee table coffeepot coffer coffin cog cogency cogent cogitate cognac cognisance cognisant cognition cognizance cognizant cogwheel cohere i. çay. İng. bir sisteme ba ğlamak. 1. s. 1. sandık. s. kodein. i. pinpon adam. bask ı. karma itim uygulayan. dili karma bir üniversitede okuyan k ız öğrenci. yapışmak.. kodlamak. tasarlamak. kahve de ğirmeni. i. kurukahveci. tabut. i.coconut coconut palm cocoon cod COD. i. kurukahveci dükkân ı. f. 2. hindistancevizi.

yap ışkan.. yard ımcı. 2. s. bobin. (insanlardan şan) grup. ikincil. kangal. mat. f. with ile rastla şmak. tutarlılık. para f. 1. s. i. 2. tasma. yakas ına yapışmak. tahvil. tesadüfi. ık düğmesi. ac ımasız. uyum içinde olma. birlikte çalışma. birlikte çalışmak. para. çak ışmak. s. işbirliği yapmak. k ımadeni i. işbirlikçi. i. tıb. kalınbağırsak iltihabı.´ne dayalı) gelen. argo kokain. tesadüf. kolaboratör. soğuk. i. 2. (iskemle/masa) açılır r kapan olmak.coherence coherent coherently cohesion cohesive cohort coiffeur coiffure coil coin coincide coincidence coincidental coincidentally coition coitus coke coke colander cold cold cream cold cream cold cuts cold fish cold snap cold snap cold sore cold war cold wave cold-blooded coldhearted coleslaw colic colitis collaborate collaboration collaborationist collaborator collage collapse collapsible collar collar stud collarbone collate collateral collateral security i. (borca kar ve bir mülk. i. 2. f. i. z. kok. işbirliği yapan kimse. cilt kremi. işbirlikçi. 1. mantıklılık. s. i. aynı zamana rastlamak. tesadüfen. uçuk. yüz kremi. birlikte çalışan kimse. soğuk savaş. elek. 1. 1. coitus. tutarlık. (proje/plan) suya düşmek. tasma takmak. tamamlayıcı. i. kuaför. tutarlı olarak. madeni basmak. yakalamak. 3. 1. kohezyon. yaka. kevgir. 1. soğukluk. 2. yıkmak. rastlant s. frigo. s. süzgeç.b. senet v. f. 4. e z. koherent. cinsel ilişki.ı. 1. çatışmak. 2. yan yana olan. senet v. k. 3. gerdanl ık. tali. şevreli. . yaka takmak. soğuk dalgası. merhametsiz.. 5. roda. 3. (borca kar şı gösterilen karşı teminat. bak. yıkılmak. katı yürekli. i. i. (sözcük/söz) türetmek. merhametsiz. kolaj.. 1. (sayfalar ı) sıraya koymak. kok kömürü. köprücük. 3. i. 3. hempa. 1. i. kohezif. 2.b. 2. bir sonuca bağlanmadan kapan ır.f. kalınbağırsakta ve karın boşluğunda duyulan sancı. tıb. olu i. 2. 1. çökertmek. yağlı krem. suç orta ğı. f. 1. çökmek. harmanlamak. sar ılmak. tutarlı. kar s. anat. uyuşma. saç tuvaleti. biyol. kolik. 1. 3. mantıklı. 2. aniden gelen so ğuk hava. sarmak. rastlantı eseri olan. 2. nezle. kangal şeklinde boru. soğuk. aynı soydan şı gösterilen ve bir mülk. i. işbirliği. i. söğüş et.´ne dayal ı) teminat. 1. taraftar. 1. soğuk kimse. uyum sağlayan. halka şeklinde vrılmış saç. 2. fiz. 1. yapışıklık. halka. kolaboratör. lahana salatas ı. bir olmak. tahvil. açılıır i. fiz. katlanabilir. 2. fiz. şılaş tırarak okumak. birleşmiş. f.. yakal i. destekçi. 3. havanın aniden soğuması. ani soğuk. 4. duygusuz. 2. i. şans eseri. s. 1. 1. 3.kangallamak. saç biçimi. 2. soğukkanlı. yap ışmış. 3. i. (formaları) harman etmek. den. i. i. yapışma. kolit. köprücükkemi ği. i. 2. 1. yandaş. dili kolalı içecek. kolaboratör. i. uymak. kolay anlaşılır. kad ın berberi olan erkek.

sömürgele i. 2. kolektif çiftlik. kolektör. Kolombiya´ya özgü. 1. bak. toparlamak. sömürgecilik. hep bir arada. -de koloni/koloniler kurma. iane. koloni kuran. renkli televizyon. gelme. 3. 1. mükâleme. i. koleksiyoncu. i. tahsildar. Kolombiya. 3. i. renkli foto ğraf. bayrak. koloni.. s. 2.. 1. toplanm ış: the collected works of Shakespeare şında. toplama. mimari v. ruhb. toplamak. meslekta ş. i. renk. 2. i. i.. ortak. 2. colloquial. para. with -e çarpmak. -de3. İskoç çoban köpeği. 1. sömürgecilik yanl ısı. İng. i. dev şirmek.colleague collect collect call collect call collect o. f. 1. colloquialism. canl ılık. 2. toplanmak. f. fakülte. albay. s. ortakla şa. kolonyal (sanat. f. i. sömürgeci. topluluk ismi. ortak bellek. toplu. kendini toparlamak. koloni haline getirme. renklenmek. sömürgeci. 3. sömürgele ştirme. i. al ımcı. iş arkadaşı. i. sömürge. 2. i. (işverenle işçi temsilcileri arasında) toplu görüşme. ortaklaşa iyelik. renklendirmek. İng. 1. i. (anayurdundan ayr ı) bir kolonide ya şayana özgü. boya. Shakespeare´in toplu eserleri. 1. i. konuşma diliyle. boyamak. matb. colonize. 2. tirmek. 3. 3. They don´t collect trash on ödemeli telefon konustamps. renkli foto ğraf. karşılıklı konuşma. ortak mülkiyet. yüksekokul. koloni haline getirmek. Kolombiya. 2. 1. 2. birikmek: He collects şması. i. kolon. 4. koloni haline sömürgele şme. s. koleksiyon.b. toplaç. çarpışmak. koloni. i. f. çoğ. 3. biriktirmek. renkli bask ı. dilb. renkli foto ğraf çekme.. 3. derlemek. renk. s. iki nokta üst üste (:). i. kolonide ya şayan. 1.ş2. koloni/koloniler kurmak. renk de ğiştirmek. (kilisede toplanan) s. konuşma dilinde kullanılan sözcük/söz. konuşma diline özgü. f. z. 2. 1. Kolombiyalı. Pul biriktiriyor. s. kömür madeni işçisi. topluluk ad ı. sancak. i. kolektif. collect one´s thoughts collected collection collective collective agreement collective bargaining collective farm collective memory collective noun collective noun collective ownership collector college collide collie collier collision colloq colloquial colloquialism colloquially colloquy Colombia Colombian colon colon colonel colonial colonialism colonialist colonise colonist colonization colonize colony color color filter color photograph color photograph color photography color printing color television/TV i. çarpışma.).. kömür gemisi. 1. kafas ını toplamak. 2. üniversite. renk filtresi. foto. anat. ödemeli telefon konu şması. akl ı ba i. Kolombiyalı. 1. 1. k ıs. yüzü kızarmak.s. toplu sözle şme. .

2. s. Az kald ı tepesi atacaktı. kocaman. meydana -e rastlamak. 2. k. renksiz. ask. 1. renk. 3. 5. 1. kolon. 2. 5. 2.b.. 3. tutu şma. 3. kolay tutu şan. (birini) eskisi kadar (kendi malının) fiyatını düşürmek. Come July and we´ll be swimming. sava şma. aralarına girmek. renkkörü. 2. sava şçı. vuruşma. 2. dövüşme. 1. yar ı baygın. muharip birlikler. s. s.. gazet. ım. fıkra. solmaz. (kilitte) şifre. kendine gelmek. birlik.. 2. 4. üstüne yürümek. birleşim. i. s ıpa. dövüşçü. anlams s. kartel. 2. 2. 1. solgun. kolay tutuşan madde. tarafs ız. 1. -e ulaşmak.color-blind color-blindness colored colorfast colorful coloring coloring book colorless colossal colour colt column columnist coma comatose comb comb out combat combat combat troops combat zone combat zone combatant combative combination combination lock combine combine combustible combustion come come about come across come along Come along. 1. akromatopsi. devasa. kol. 3. muharebe alan ı. birleştirme. (bir şeyin) fiyatı düşmek. şifreli kilit. i. 3. çarpışma. daltonizm. 3. sald 1. 2. 1. renksiz. yıkılmak. 1. i. taramak. yanma. çökmek. (fırsat) çıkmak. çok büyük.´nde) ibik. renkli. f. 2. s. geri dönmek. -i keşfetmek. soluk. to (bir kişiden/bir zamandan) (başka birine/başka bir zamana) kalmak. f. -e erişmek. i. muharip. u ğramak. kaba zenci. (came. come) 1. s. beraber gelmek. 3. taramak. 2. 4. 2. kombinezon. i. boyama kitab ı. 4. tay. 1. yanıcı. dövüşmek. 1. i. girmiş olacağız. kavgac ı. 3. He came close to losing his temper. gelmek. 1. 1. sütun. dediğine gelmek. . komada. i. kö şe yazarı. savaş alanı. mim. mücadele etmek. monoton. orgazm geldi olmak. direk. hayal kurmaktan vazgeçmek. --ting) 1. geri gelmek. birleştirmek. koma. color. ile kar şılaşmak. düşmek. kim. i. ask. iyile şmek. gerçekçi olmak. 2. dili beli gelmek. bileşim. i. f. i. Temmuz ğinde denize gelmek. biçerdöver. renkli. 1. come around come at come back come between come by come close to come down come down in one´s opinion come down in one´s price come down in price come down in the world come down to earth s. fıkra yazarı. (biri) (eskiden sahip oldu ğu) para ve prestijini kaybetmek. boya. kö şe yazısı. tekdüze. sava şmak. (horoz v. muazzam. s. 2. renkkörlü ğü. siyah. tic. bal pete ği. (fiyat) dü şmek. f. petek. İng. yans ız. birle şme. renksiz. 2. Hadi can 1. elde etmek. 3. (--ted. saymamak. 4. i. -e rast gelmek. birleşmek. dövüşken. i. 2. 3. ız. sağlığı gittikçe düzelmek. i. silik. donuk. s ıkıcı. akla gelmek. muharebe. renkli. canl ı. ateşli bir tartışma. ırmak. 3. ateşli bir tartışmaya katılan kimse. i.. s. boşalmak. savaş. ilerlemek. tarak. f. u ğramak. -e varmak. 2. 1. ayırmak. bak. gazet.

bir karara varmak. herkesin dikkatini çekmeye ba şlamak. ortaya ç ıkmak. fermaya oturmak. tamamen durmak. 1. -den ç ıkmak. gözükmek. birinci olmak. girmek. yay suskunlu ğu bıç rakmak. iktidara geçmek. çok uzaklardan ne olursa olsun. dili 1. ç ıkmak. iş başına geçmek. -in sahibi olmak. dili Yalan ı bırak!/Bırak! k. 1. kafas ına dank etmek. (zor bir durumdan) sağ olarak ba k. varmak. (leke) ıkmak. k. karara varmak. girmek: Come in! İçeri gir!/Buyrun! 2. ortaya ç ıkmak. kullanılmaya başlamak. 2. -e özen göstermek. ş dili (beklenileni) ayılmak. kendine gelmek. belasını bulmak. 2. kalar ını hayal kıyapmak. dili (f ırsat) eline geçmek. dönüm noktas ına varmak. . Haydi! 2. yumruk yumru ğa gelmek. felakete u ğramak. 2. uyu şmak. görünmek. 3. (bir şeyi) bilhassa yapmak. ba gerekeni/beklenileni yapmak/becermek. göğüs göğüse dövüşmek. (av köpe ği) ferma yapmak. 1. 1. -e özenmek. sahneye ç ıkmak. kedi benim demedi. 3. yumruk yumru ğa gelmek. k. 2. kullanılmaya başlamak. Yok can ım! k. başarısızlığa uğramak. en çok zarara u ğramak. kendini göstermek. 2.come down with a cold come forward come from afar come hell or high water come home to come in come in handy come into come into collision with come into force come into play come into possession of come into power come into prominence come into sight come into the picture come into the world come into use come into view come of come off Come off it! come off worst/get the worst of it come on Come on! come one´s way come out come out of one´s shell come out on top come through come through come through with come to come to a dead stop come to a decision come to a head come to a head come to a point come to a point/ make a point of come to a stop come to an agreement come to blows come to blows come to close quarters come to fruition come to grief come to grief nezle olmak. başarılı bir sonuç almak. ç ıkmak. meydana ç ıkmak. etkili olmak. belli olmak. dili 1. kopmak. dünyaya gelmek. gerçekle şmek. görünmeye ba şlamak. rıklığına uğratmamak. ile çarpışmak. kendinden bekleneni yapmak. 2. 3. görünmek. iş 1. k. (yayın) mlanmak. Kimse ç ıkıp da ogelmek. altta kalmak. yürürlüğe girmek. açıılmak. 2. Birinci oldu. 1. başı darda olmak. şarılı olmak. do ğmak. (belirli bir amaçla) ortaya ç ıkmak: Nobody came forward to claim that cat. 2. stop/istop etmek. cenkleşmek. 1. 3. meydana gelmek. yenilmek. olmak. dört ayak üstüne düşmek. muzaffer ç ıkmak. son noktaya varmak. kat ılmak. (yarışma sonunda) (belirli bir ırada) olmak: He came in first. 2. ön plana çıkmak. dili 1. bütün zorluklara ra ğmen. gelmek: Has the s e yaramak. 1. durmak. düşmek. (mirasa) konmak. (haber) yayılmak.

kadın komedyen. komedyen. -e rastlamak.´ni) bulmak. -e tesadüf etmek. -e rastlamak. . 1. aklı başına gelmek. i. k. i. etekleri tutuşmak. comedienne comedown comedy comely come-on comet comfort comfort station i. 2. k. 1. (birinin) para ve prestiji artmak. cevap v. meydana gelmek. kuyrukluyıldız. komedi yazar ı. teselli. 1. rahat ettirmek. başarısız kalmak. s. 1. Artık burada kalacak. aklını başına toplamak.´s rescue come to stay come to terms come to terms come to terms with come to the fore come to the point come true come true come under come undone come unglued come untied come up against come up in the world come up to come up with come upon come what may come what may come/draw to a close come/run across (with) (ile) kap ışmak. aklına gelmek. birinin imdad ına yetişmek. çözülmek. 2. -e çatmak. (belirli bir seviyeyi) tutturmak. dili tela şa kapılmak. açmaza düşmek. açılmak. sadede gelmek. boşa çıkmak. komedi. with (sevmediği bir şeyi) güçlükle etmek.come to grips come to grips with come to grips with come to hand come to life come to life come to light come to mind come to naught come to nothing come to nothing/naught come to one´s senses come to pass come to rest come to s. umumi hela. rahatlık. teselli etmek. itidalini kaybetmek. hayal kırıklığı. varmak. (-in yetki alan ına) girmek. 1. bitmek. sivrilmek. çare. ne olursa olsun. düşüş. aç ılmak. eski formunu bulma.o. 2. (belirli bir hizaya) kadar gelmek. gelmek. 2. mutabık kalmak.b. ç ıkmak. (bir yere) devamlı yaşamak amacıyla gelmek: He´s come to stay. dövüşmeye başlamak. mutabık kabul (kabul edilmesi zor olan bir şeyi) kabul etmek/kabullenmek. 2. olmak. comeback i. bulunmak. 2. ferahlık. sona ermek. ne olursa olsun. keşfedilmek. anlaşmak. gerçekle şmek. ayılmak. çözülmek. canlanmak. gerçekleşmek. alımlı. comedian i. come/run up against a blank wall k. 1. 2. (with) anla şmaya varmak. f. ile ciddi bir şekilde ilgilenmek. kalmak. -in esaslar ını ele almak. doğru çıkmak. 2. 1. argo zekice ve yerinde cevap. öne geçmek. ile kar şılaşmak. i. i. 1. suya düşmek. dili (bir plan. konfor. durmak. dili ç ıkmaza girmek. hatırlamak. i.

f. i. f. f. deniz binba şısı. 1. komisyon ücreti. ac ıma. etkili. virgül. rahatlatıcı şey. tayin etmek. i. hakkında yorumda bulunmak. 1. i. i. 1. subay. buyruk. gülünç.. f. diploma töreni. s. i. yaklaşma. --ting) 1. başlama. 2. bilg. 1. 3. 1. bant-karikatür. 3. askeri bir mecbur etmek. teselli. gelen. kumandanl ık: hizmete Air search command arama komutu. görevlendirmek. İng. emir. operakomik. anma. 4. bak. komik. z. i.comfortable comfortably comforter comic comic book comic opera comic strip comical comics coming comma command commandeer commander commander in chief commanding commandment commando commemorate commemoration commemorative commemorative stamp commence commencement commend commendable commensurate comment commentary commentator commerce commercial commercial law commercial law commercial traveller commercialise commercialize commingle commiserate commiseration commission commissioned commissioned officer commissioner commit commit an impiety commit an offense s. f. yorum. İng. ticaret hukuku. s. 4. komut: ık. sal ık vermek. alım satım. bant-karikatür.. emir. yorumcu. i şlemek. on ındatefsir. 1. orantılı. TV reklam. başlangıç. yapmak. emanet etmek. eylem. 1. teselli edici kimse/şey. geliş. (gezici) satış temsilcisi. 1. komedi oyuncusu. görev. İng. s. 2. hâkim. i. eşit. komutan. 6. Allaha kar şıba suç işlemek. tefsir. vazife. kumandan. fikrini söylemek. . işleme. 2. f. 3. 3. yüzdelik. f. 3. 3. 2. gelecek. hatırasını yad etme. 2. i. komando birliği. i ş. atk . s. 2. komisyon. ıkomedi ile ilgili. s. radyo. anmak. f. atamak. 1. egemenlik. komisyon üyesi. i. hakk i. hükümranl ık. İng. övgüye de ğer. ticari. commercialize. hatıra pulu. söz söylemek. 2. katmak. başkomutan. 1. 2. 1. ğlamak. ticaret hukuku. f. -i ticaret arac ı yaparak bayağılaştırmak. emzik.. f. i. yetki. komut. ka şkol. emanet etmek. s. komando. rahatça. 2. çizgi roman. i. 1. yorum. 2. (birinin/bir şeyin) anısına yapılan. i. s. komutanl f. karışmak. 2. eleştiri. söz vererek sayg ısızlık etmek. şube müdürü. kauçuk meme. (--ted. 1. önümüzdeki. komik. i. i. 3. övmek. 5. karıştırmak. i. i. 2. ele ştirmen. 3. konforlu. i. ticaret. kurul. emreden. 4. (askeri hizmette kullanmak üzere) el koymak. aç ımlama. -in derdini payla şmak. s. yorgan. yaklaşan. 2. rahat. anma töreni. tavsiye etmek. teslim etmek. i. 2. başlamak. 2. tenkit. 2. 1. 5. 1. s. güldürücü.

üstenme. aras i. taahhüt. 2. telgraf gibi iletilen)4. bulaşıcı. s. ettirmek. 2. ferah. (ile) iletişim kurmak. klişe. beylik laf. sözleşmek. karışıklık. fikrini söylemek. 4. ortak mal. 1. umumun mal ı olan. sık. pudriyer. Onlar bilinen gerçek. komünyon. i. haberleşme.şcumhuriyet. oto. f. küçük araba. ortak. s. özlü. komisyon. vaat. i. common-law marriage resmi nikâhs ız beraber ya şama. i. commit suicide commit to memory commit to prison commit to writing commitment committee commode commodious commodity common common fraction common ground common knowledge common law common law common man Common Market common noun common noun common property common sense common sense common stock common touch commonly commonplace commonwealth commotion communal commune commune communicable communicate communication communicative communion communiqué communism communist community commute commuter comp compact compact compact 1. 2. 2. mat. sirayet şş mek. f. to söz vermek: You´ve committed yourself to doing this. mü şterek ği. 1. 1. iletim. sıkı. kesin karar. complete. beraber yapılan: common defense ortak savunma. eyalet. sempatiklik..s. kısa. olağan. yoğun. mezhep. iletili haber. (k ısa ve resmi) bildiri. (bir konuda) ne dü şündüğünü söylemek. staple commodities başlıca satış ürünleri. haberleşme. cins ismi. 2. iletilme. kamu. i. 3. sağduyu. s. geniş. 1. aklıselim. konu3. şman. sözlü anlaşma. yazmak. Ortak Pazar. 3. örf ve âdete dayanan hukuk. banliyödeki evi ile şehirdeki işyeri arasında her gün gidip gelen kimse. 2. 1. i. i. halka ait.komite. hapsetmek. söyle şmek. i. 4. toplumla ilgili. mal. adi hisse senetleri. them. 2. gürültü patırtı. lazımlık iskemlesi. 3. tasarruf. katılma. amme. toplumsal. iletişmek. heyet. i. i. ı) hafifletmek. ortak mal sahipliçevirmek. komün. i. bildirmek. cins isim. dilb. komünizm. toplum. (hastal ığı) bulaştırmak. 1. basmakalıp söz. radan bir ey. i. 3. 2. ulus. eşya. genellikle. iletme. f. teslim etme. common grave ortak bir mezar. s ıradan. z. 2.b. sağduyu. sohbet etmek. bayağı. 1. s. örf ve âdet hukuku. sıradan insan. 3. (cezay ı nda her gün gidip gelmek. komünikasyon. 1. 2. 1. topluluk. sözleşme. i.ı1. iletmek. müşterek. common common enemy ortak ğı dü kesir. komünist. 2. Hrist. nakletmek. baya ortak bir zevk. kesif. s. i. 2.: There´s no common ground between ın hiçbir ortak yanı yok.commit o. 2. görü ş. 1. ulaşım. söz. olma. i. (with) (ile) haberle . 4. compare. encümen. Hrist. şamata. ba ğlılık. şkan. iletişim. compiled. Bunu yapmaya söz intihar etmek. 1. companion. i. tutku v. 1. payla şma. klozet. s. 1. çoğunlukla. pudralık. 2. s. çoğ. halk. adi kesir. banliyödeki ev ile şehirdeki işyeri f. k ıs. 1. ezberlemek. cemiyet. 2. not. kurul. s. sokaktaki adam. . 4. s i. teslim sadakat. cins ad ı. (mektup.

kumpanya. 1. 1. yetkili. bölme. yeterlik. faydalı taraf. yeterli. 1. sevecen. nispi. başkalarına acıyan. dilb. tic. 2. beraberindekiler. elkitabı. 2. kifayet. . pusula. 1. 2. rehber. (with) (ile) uyumlu. benzer. karşıla dilb. to -e benzetmek. with tic. f. olumlu compensation taraf. 1. uyma. ılabilir. takdimci. 3. i. kompart ıman. hastalık. yetenek. 1. 2. compensate compensate for one thing by/with bir şeyi başka bir şeyle telafi etmek: She compensates for her occasional another rudenesses by frequently making us laugh. i. s. i. saha.o. şirket. f. 3. refakatçi. ehliyet. s ınır. i. 6. mukayeseli. i. 1. tic. (--led. karşılaştırmalı. acıma. yumuşak. 2. ehil. ba ğdaşma. eşlik. bölmelere ayırmak. i.y. i. telafi etmek. pusula ibresi. arkadaşlar. f. kompakt disk çalar. s. i. pusula iğnesi. çevre. 3. tazminat paras ı. 2. with ile yar ışmak. eşlik. for için yarışmak. yumuşak başlı. s. yoldaş. 3. alan. uyumluluk. (with) (ile) kar şılaştırmak. mecbur etmek. bölüm. 5. i. 1. 2. görüş alışverişinde bulunmak. i. s. yarışma. 2. eş. tümleç. 2. f. yar ışmacı. compensate s. i. sevecenlik.1. --ling) zorlamak. ile rekabet etmek. compere compete competence competent competition competitive competitor compile complacency complacent complain complainant complaint complaisance complaisant complement complement f. i. 1. refakat. karşış s. 4. 2. i. misafirler. karşılaştırma. karşılaştırmalı dilbilim. cana yak ın. bedelini ödemek. yetenekli. kumpanya. s. i. 2. 4. sunucu. i şin üstesinden gelebilen. tamamlayıcı. pergel. 2. mukayese. 1. 3. arkada şlık. (sıfat veya ın) üstünlük derecesini gösteren. s. 2. s. tazminat. yumuşaklık. derlemek. 1. 1. kabiliyet. s. i. uyum. i. ortaklık. fayda. şefkatli. yetki. orantılı. arkada la tır4. 1. topluluk. 2. 1. 1. f. tazmin etmek. merhametli.compact disk compact disk player companion companionable companionship company comparable comparative comparative anatomy comparative degree comparative linguistics comparative linguistics compare compare notes compare notes comparison compartment compartmentalize compass compass needle compassion compassionate compatibility compatible compatriot compel kompakt disk. i. dilb. 1. rekabete dayanan. misafir. -e benzemek. davacı. Bizi s ık sık güldürerek arasıra -in bedelini birine ödemek. üstünlük derecesi. 2. kendinden ho şnut. şikâyetçi. rakip. yurttaş. şefkat. 3. i. zarflar ştırmal ı anatomi. ba şkalarıyla rekabet edebilir. karşılaştırmalı dilbilim. f. yakınmak. şikâyet. 2. tamamlamak. görüş alışverişinde bulunmak. rekabet. geçimli. sokulgan. (ile) ba ğdaşan. i. yakınma. yalpak. vatanda ş. 3. fikir alışverişinde bulunmak. yumuşak başlılık. şikâyet etmek. 5. d. ask. merhamet. for i. f. 2. lış k. arkada ş. telafi. kendinden ho şnut olma.

kompres. ekon. övücü. besteci. ılımlılık. i. (yazılı ödev olarak) kompozisyon. i. 1. 1. şim. anlamak. f. f. yerine getirme. i. karmaşık. i. beste yapma.s. i. kutlamak. içine almak. 1. i. dilb. s. dizgici. karmaşa. sıkıştırmak. 2. çürümü ş yaprakla karışık gübre. itaatkâr. hediye olarak verilen. i. 4. s. görünü ş. tamamlayan. 3. komposto. 2. çapraşık. 1. ücretsiz. 1. karmaşa. 2. Senin dediklerine tamam ile beraber: You can buyıthe books complete withas a book case for five ı. 1. bileşik faiz. kompleks. i. 4. i. 1. övgü dolu. karma. 1. karma ştırmak. zorlaştırmak. birle şik cümle. iltifat etmek. şıklık. karma şa. billion Kitaplar bütün liras. güz. karma şık. i. kompozitör. i. bileşik. gidermek. sakinlik. şiir yazmak. tamamlama. 3. 6. tebrikler. i. kim. girişik cümle. i. çetrefil. boyun e ğme. ten. kat ıksız: I´m in complete sympathy with what you´re saying. -e uygun olmak: The results comport with our ğimiz gibi comports oldu. i. 1. expectations. beste yapmak. sayg ılar. 2. . san. 2. i. İng. 2. uyma. 1. oluşum. f. itaat. 1. hareket etmek: She always herself with dignity. tamamlanma. z. selamlar. compose compose o. paras ız. karışık. (on) tebrik etmek. komposto. bitirme. anlaşılması güç. bir kitapl ıkla beraber beş Rahmi milyar liraya alabilirsiniz. bile i. 3. composer composite composition compositor compost composure compote compound compound compound interest compound sentence compound word comprehend comprehensible comprehension comprehensive compress compress s. s. kompliman. komplikasyon. (aralarındaki şmazl ıkları) olmak. terkip. iltifat. unsur. karmaşıklık. zorluk. 3. güçlük. çetrefilleştirmek. parça. s. birle şik sözcük. beste. yla kat ılıyorum. 1. suç ortaklığı f. uysal. 4. s. çetrefil. güçleştirmek. with -e uymak. anla şılabilir. tam. geniş. 2. kavramak. iltifat eden. f. sona erme. 2. eleman. bitme. çözülmesi güç. uyma. -e riayet etmek. eserler: the complete works of Hüseyin Hüseyin Rahmi´nin bütün eserleri. i. bütünüyle. kapsamak. karma . kompozisyon. itidal. kapsam. tebrikler. tamamlayıcı. cilt. yumu şak başlı. mat. dilb. anlayış. i. s. 2. uysallık. karma şık hale getirme. ho şaf. soğukkanlılık. kompleks. kompleks. bile şik. tenin rengi. s. karma şık. kapsamlı. s. pürüz. bileşim. etraflı. 2. görünüm. bestekâr. ruhb. riayet. anla kendine hâkim kendine gelmek. mürettip. tıb. karışıklık. tamamen. 3. 5.complementary complete complete with complete works completely completion complex complex complex sentence complexion complexity compliance compliant complicate complicate complicated complication complicity compliment compliment complimentary compliments compliments of the season comply component comport comport o. (müzik/şiir) yazmak. (bir işe giriştikten sonra ortaya çıkan) engel. O ğı rba ş l ı bir ş ekilde davran ı r. kompleks. s. 1. 2. kavrayış. öğe. kompliman yapmak. karma şık. kavranabilir. Sonuçlar bekledi davranmak. 1. her zaman a f. i. s. 2. It came a complete surprise. 2. bileşimde bulunan.s. şiir yazma. s. 2. bileşik/karışık şey. dilb. i. cüz. tümleyici. f. with -e uymak. içinde binalar bulunan etraf ı duvarla çevrili yer. 1.

hakk ında. f. f. anlamak. zorunlu. ilgi: I understand the reason for your concern. 1. bilgisayarla donatmak.deri deri tirmek. 1. 1. f. s. tazyik. yoldaş. i. kendini be ğenmiş. konsantrasyon. kavram. kibirli. y ığmak. 2. 1. zorgu.toplanma. aleyhte. hesap etmek. i. s. uzlaştırmak.s. fikir. toplama y kamp s. f. bilgisayar mühendisliği. 2. i. 1. i. örtmek. kapsamak. içbükey. karşı. b ırakmak. hayal edilebilir. saklamak. görüş. zorlama. bilgisayar donan ımı. gizli tutmak. ile uyuşmak. 3. uzlaşma. kabul etmek. içimde bir nefret uyand f. derişim. bilgisayar çipi. edat ile ilgili olarak. 4. bilgisayar programc ısı. merkezleri bir. 2. 2. 2. (bir konuda) uzla ş ile uzlaşmak. uzlaşmak. zorlayıcı. ı. i. oluşturmak. ına gelmek. 2. endişeli. tasavvur etmek.––d ı. koyula yoğ şş ik. kompüter. ortak merkezli. mefhum. getirme. düşünceyi/dikkati/gücü bir s. gebe kalmak. tasarlamak. ruhb. Ona karşı düşünmek. gebe kalma. s. mecburi. computerize. idrak etmek. kibir. bilgisayar mühendisi. f. düşünce. şılıklı ödün vererek 1.compressed air compression compressor comprise compromise compromise on compromise with compulsion compulsive compulsory compunction compute computer computer chip computer engineer computer engineering computer hardware computer operator computer program computer programmer computer programming computer software computerise computerize comrade con con concave concave conceal concede conceit conceited conceivable conceive conceive of concentrate concentrated concentration concentration camp concentric concept conception concern concern o. dü şünülebilir. i. sıkıştırma. alakalı. dislike I haveakl conceived a dislike for him. i. z.a 4. gurur. ruhb. sistem operatörü. bir araya ığma. i. vicdan rahats ızlığı/azabı. 1. gizlemek. İng. konsantre. anlaşmaya varmak. 2. yoğ un. dü şünmek. içermek. with concerned concerning sıkıştırılmış hava. bilgisayar yazılımı. 1. bilgisayar programlamas ı. 1. 3. f. -e dair. -den olu şmak. toplamak. kompresyon. 3. itiraf etmek. s. 2. ilgili. yoğunlaştırmak. görü ş. 2. s. 1. akla gelebilir. basınç.. i. kompresör. bilgisayara geçirmek. içbükey yüzey. kendini be ğenme. bilgisayar. ba şlangıç. toplanmak.. kar mak. bir araya unla şmak. hesaplamak. (birini) ilgilendiren şey: It´s one of our major concerns. zorgulu. toplaşım. 2. düşünceli. --ning) aldatmak. 2. ilgilendiren ile ilgilenmek. f. toplama. bilgisayar operatörü. uyuşma. dikkati bir noktada toplama. (--ned. 1. 3. vermek. Bizi en çok şeylerden biri. dayan ılmaz bir istek. i. kavram. f. . i. obruk. bilgisayar program ı. bak. konkav. 2. ile meşgul olmak. içtepi. i. 1. kavramak. konsantrasyon. 3. fikir. ştırmak. (taraflar ın karşılıklı ödün vererek yaptığı) anlaşma. 2. s. getirmek. teslim etmek. arkadaş. 1. i. 4. kand ırmak. f.

2. son. i. bumahkûmiyet. huk. 3. sona erdirmek. (havaalan s. Anlaşmanın ş artlar ından biri. beyin sars ıntısı. karar sonuç ş. k ınamak. i. netice. z. 2. 2. (bir işin) sonunu getirmek. betonyer. 2. taziyede bulunmak. kesin. prezervatif. 1. kim. fiz. ış(fikir) mak. 3. koşullu. s. az ve öz. ahenk. şart kipi. birlik. tenezzül etmek. fiz. ş arta ba ğlıliving . 1. 4. şarta bağlı satış. yo ğunlaç. 3. sonuç. f. ayıplama. s. -e vesile olmak. bitirmek. taziye. 2. 2. fiz. 3. kondansatör. son. suçlu çıkarmak. 1. sona ermek. gönlünü almak. özlü. 1. (hikâye/yalan) karıştırma. i. i. s. 2.. karar. k ınama. i. veciz. 1. i. antlaşma. i. buğulaş ma.concert concerted concerto concession conch conciliate conciliation conciliatory concise concisely conclude concluding conclusion conclusive concoct concoction concord concourse concrete concrete mixer concur concurrence concurrent concurrently concussion condemn condemn to death condemnation condensation condense condensed milk condenser condescend condescending condescension condiment condition conditional conditional mood conditional sale conditionally condole condolence condom condone conduce conducive i. sözde alçakgönüllülük göstermek. 2. 5. mahkûm ştırma. aynı zamanda. kondansasyon. toplanma. beton. imtiyaz. beton kar ıştırıcı. 1. az ve öz. s. şartlı olarak. bir araya gelme. 2. 4. itiraf. görmezlikten gelmek. 1. bir karara varmak. f. kati. huk. kamulaştırmak. 2. k ısaca.düzmek. anlaşma. (buhar şekerli konsantre süt. büyük deniz kabu ğu. kaput. f. i. 2. f. to/toward -e neden olmak. 1. 2. şart. i. s. 1. yo ğunlaştırmak. aynı olan. i. taviz. ı/gazı) sıv ılaştırmak. malaksör. gönül alıcı. teslim. uyuşmak. ında/garda) büyük yolcu salonu. ayıplamak. 1. s. 5. . yat ıştırma. son. konser. 5. (yazıyı/sözü) 2. bar ış. 1. f. 1. tenezzül eden. ahenk. koyulaştırmak. aynı zamana rastlama. istimlak in kullan idama mahkûm i. uyum. aynı zamana rastlamak. betonkarar. f. karışım. tertip etmek. kim. 1. s. somut. yo ğunlaştırma. ayn ı fikirde olmak. tenezzül. nihai. 1. dilb. ıkarmak. yoğuşturucu. şiddetli sarsıntı. 3. bitmek. şlike art kipi. ayn ı zamana rastlayan. s yo ğunlaşmak. ı v ı la ş t ı rma. istimlak. 3. 2. uyuşan. dilb. ılmasını etmek. uzlaştırma. uyuşma. 4. 3. What are conditions there? Oradaki hayat şartl ı. izin. birlik. mahkûm etmek. yatıştırıcı. kim. (--red. s ı v ı la ş ma. 2. koşul: It´s one of the conditions of the agreement. kamula ğu. kabahatli bulma. izdiham. ayn ı olma. birlikte planlanmış. 2.ç biti i. 3. 1. suçlu çıkarma. 4. i. nihayet. meydan. ödün. gönlünü alma. göz yummak. birbirine kar ıştırarak hazırlamak. koyulaşmak. i. 2. etme. uzlaştırmak. resmen yasaklamak. i. kalabal ık. birlikte yap ılmış. (buhar/gaz) sıvılaşmak. s. yemeğe çeşni veren şey. başsağlığı.uydurmak. f. dinleti. 1. 1. z. 2. özet. yapmak. s. i. 1. 1. 1.. kabul. k ısa. f. i. 2. konçerto. f. z. with ba şsağlığı dilemek. çat i. sonuca varmak. i. --ring) 1. yoğunlaşma. 1. 2. 2. kayıtl ı. uyum. beton. lütfetmek. i. f. k ısaltma.. yat ıştırmak. 1. 2.

2. şekerleme. confidence confidence game confidence in confidence man confident confidential confidentially confidently configuration confine confinement confirm confirmation confirmed bachelor confiscate confiscation conflagration conflict conflict i. ş tirmek. suç ortağı.conduct conduct conduct o. 3. i.y.bekâr. kesinleştirme. toplant ı. birine s ırrını söylemek. anlaşmazlık. Bu aram ızda kalsın. şekerleme imalathanesi. 1. f. teyit. kozak.. müzakere yapmak: Ime. (mala) el koymak. bilg. idare. iletken iletken. confectionery. i. konfederasyon. i. 3. i. You can´t conduct such experiments Bu kuşatmay davranmak: He conducted himself well at the party. conferred with on the matter. i. dolandırıcı. haciz. 3.s(eve/yata ırland ırma. birleştirmek. I have confidence in him. i. 1. i. bağlaşık. 2. i. -i müsadere etmek. 3. günah ç ıkartma. konfirmasyon. i. to -e hasretmek./Ona itimad ım var. kamula ış toplama. önder. 1. 2. inanan. Partide iyi davrand i. konfedere.s. (with) (ile) görü şmek.. (rezervasyonu) konfirme f. ile çatışmak. şeker. haczetmek. müzakere etmek. doğrulamak. --ring) 1. 1. 2. gizli: This is confidential. gizli kalmas ı gereken. s. sınırlamak. 1. f. dolandırıcılık. (birini) kutsayarak kiliseye etmek. birle şik devletler. yürütmek. k ılavuz. ba ğa) ba ğlı kalma. günah ç ıkartan papaz. görü ş f. itimat. iletme. 3. 3. ştş ıeyi) rmak. biletçi. 1.. i. hareket. şef. to -e hapsetmek. 2. i. itiraf. birleşmek. biçim. (belirli bir şekilde) ı . el koyma. iletken. to (bir hastal ık) (birini eve/yatağa) ğlamak. -i müsadere. s. s. 1. 1. sın tasdik etmek. sonrasıteyit yatakta kalma süresi. kamula ın. kongre. sır olarak. ruhb. z. 3. konfigürasyon. 1. f. pudraşekeri. büyükşyang i. geçirgenlik. doğrulama. konfedere. pudraşeker. to (s ırrını) -e söylemek. konfederasyon. s. geçirici. bağlaşık. i. uyuşmazlık. için) i. günah ç ıkartmak. ihtilaf. withçat ile ış uyu . sağlama ğlama. geçirme. şmamak. ınırlandırmak. 3. sırdaş. (dondurma için) külah. 4. lider. düzen. şekerleme. 3. madde. f. sınırlama.. 1. (--red. 1. fiz.. koni. bağlaşmak. him konferans. düzenleniş. tasdik. (silahlı) çatışma. harp. 4. bot. i. kesinle i. -e kapatmak. fiz. (orkestra/koro şef. (yasaklanm tırma. bak. yönetmek. 2. 3. şekerci. i. günah ç ıkartma hücresi. 2. 1. hapsedilme. 2. f. itiraf etmek. emin.Meseleyi onunla görü ştüm. fiz. sa ğ lama ba ğ lamak. nakletme. 4. z. 1. yönetim. mak. birlik. savaş. i. 1. koni biçiminde makara. geçirgen. papazın verdiği ilmihal derslerine devam etme ve kiliseye üye ba müzmin f. kozalak. iletici. ma. tavır. üçkâğıtçı. -emala haciz koymak. 2. kondüktör. 1. pudra şekeri. 2. hapis. Ona güvenirim. ile çelişmek. 2. ittifak.o. geom. güvenle. geom. 2. i. ı çok iyi yürüttünüz. 2. i. conduction conductive conductivity conductor cone confection confectionary confectioner confectioner´s sugar confectioners´ sugar confectionery confederacy confederate confederate confederated confederation confer conference confess confession confessional confessor confidant confide confide in s. d. i. i. s. iletkenlik. istimlak. dert ortağı. birleşik. (yasaklanm ış şeyi) toplamak. 2. görünüm. 2. f. güven. 1. do ğum etmek. idare etmek: You´ve conducted this siege well. davran ış. birleşik. istimlak etmek. 2. 4. üçkâğıtçılık.

birlik. k. izdiham. donmak.. zannetmek. kan toplamış. 1. ışış m ış . kafas ı kar ı rt edilemez. 2. i. congruent. 2. -in Bana gelip meseleyi ı. A. sevimli. şaşkına dönmüş. uymac ı. sempatik. meydan okuma. evlilik ile ilgili. kutlama. 2. pıhtılaşmak. dilb. i. önünü huk. s. 1. fiil çekimi. 1. kalabalık. s. 3. s. 2. i. i. Allah kahretsin! s. 1. gökb. Tebrikler!/Tebrik ederim. toplamak. kendisini i. 3. küme. 1. f. yığın. sempatiklik. kahrolası. f. f. 3. Hokkabazlık yaparak kutudan güvercin çıkardı. bir şeyi/birini i. bir araya gelmek. şaşırtmak. hokkabazlık yaparak -i yapmak: She conjured a dove out of the box. i. tebrik. 3. yığışım.gress. i. p ıhtılaştırmak. farzetmek. 2. i. küme. toplama.B. anlatt kar şılı şttirme. tıb. kongreye ait. karışık. konik. ş aşkınlseçilemez. 1. karşısına çıkmak.lese) Kongolu.. 1. tahmin. Temsilciler çoğ. kl2. şirketler grubu. kozalaklı ağaç. 2. düzensiz. s. tıkanıklık. dondurmak. uygun. 2. s.. dilb. karışıklık. 2. kafa kar ş ka ş ey/biri sanma. tahmin etmek. zan. 1. ba ğlayıcı. . konglomera. 1. kavuşum. tıb.. ay ışı kl ığı . çoğ. con.B. uymac ılık.. 3. konjonktivit. (kang´grıswîmîn) i. f. konjonktiv iltihabı.conflict of interest conflict of laws conflicting conform conformism conformist conformity confound Confound it! confounded confront confrontation confuse confused confusion congeal congenial congeniality congenital congested congestion conglomerate conglomeration Congo Congolese congratulate congratulation Congratulations! congregate congregation congress congressional congressman congresswoman congruent congruous conic conifer conjectural conjecture conjugal conjugate conjugation conjunction conjunctive conjunctivitis conjure çıkar çatışması. with -e gidip söylemek/anlatmak: He confronted me with the problem. varsayım. 3. i. f. konformist. tıklım tıklım. uygunluk.. kutlamak. dili kör olas ı. (çoğ. f. mat. jeol. dilb. ık.. Kongo´ya özgü. ı meydan okuma. bak.men (kang´grısmîn) i. kesmek. pol. cemaat. s. 2.D. benzer. toplanmak. farz. 2. (to) (-e) uymak. 2. sevimlilik. san ı.. 1. Kongolu. birikmek. çorman. i. Kongo. dilb. 1. konformizm. çekmek. uyma.D. con. bot. varsayımsal.go. 2. (-e) riayet etmek. i. kafas ını ş eyle/biriyle) kar tı rmak. s. 1. i. ba f. kan hücumu. kalabalık. büyü yoluyla (ruh) . mat. Con. 2. tic. i. tıkanık.. f. kongre. farazi. düzensizlik. çelişkili. Meclisi üyesi (kad s. A. toplant ı. yaradılıştan. f. şaşırtmak. doğuştan. i.gress. birleşme. s. 2. s. karman s. kanuni ihtilaf.en ı n). tıb. i.. 1. yerinde. kan toplanması. münasip. Temsilciler Meclisi üyesi (erkek). 1... suçlayanla) yüzle karış ırmak. 3. sanmak. bir araya getirmek. pol. kar ıkocalığa ait. tahmini. i. i. uygunluk. 2. (san ığı. with (bir şeyi/birini) (başka f. birikinti. s. şaşkına çevirmek. tebrik etmek. ba ğlaç. 1. ho ş. i.wom. 1. s.

3. 2. 1. zapt. bilinçli. 3. bu/o nedenle. düşünceli. f. yenmek. arka arkaya. ard ışık olarak. h ısım. 2. f. önemli. 4.. mecburi askerlik. üzerinde dü şünmek. fethetmek. birleşmek. f. -i bilme. bilinç. göstermek. muhafazakâr. i. itibar. s. kutsamak. göz yumma. uyand i. s. binaenaleyh. itina ile. dili her şey göz önünde tutulursa. i. f. -i akla getirmek. vazifeşinas. 2. erbap. -e göz yummak. 1. i. 1. 1. 2.. demeye gelmek. (iki şey arasındaki) bağlantı. bağlama. vicdanen. şuuru yerinde. i. k. 2. i.. itinalı. 2. 3. s. 1. sayg ınlık. 3. -i an ımsatmak. 1. 2. 3.gibi büyücü. 3. ılımlı. ba .together in the plot. i. How ızasını nasıl alabiliriz? She can´t do it can we gainnetice. hayli. 2. bile bile. göz önünde tutmak. göz önünde tutulursa. hat z. i. connection. 1. arka arkaya gelen. i. i. bak. z. sihirbaz. bağlamak. hiç a şırıya kaçmayan. limonluk. oto. ilgi. vicdan ına dayanarak.. i. s. to -e i. 2. tanıdık. 2. z. halka. fazla. askere alınmış (kimse). 2. sayg ı. farkında olan. karşılık. kutsama töreni. 3. bağlı olmak. biyel/piston kolu. her consent? Onun i. 1. düşünce. 1. büyük. birleştirmek. bir bağlantılı olmak. savaşa karşı olduğu için askerlik yapmayı reddeden kimse. saymak. fetih. rıza: They´ve finally given their consent. askere almak.2. of -in fark ında olma. (with) şey aras ında) bağ ş kurmak. 1. arkadaş. -i ırmak. i. bağ 1. etken. i. 2. İng. fikir birliği. 5. 2. nezaket. art arda. 4. 2. r önem. 6. f. We connived i. üzerinde düşünme. 2. şuur. anlam ına gelmek. 1. oybirliği. fatih. ard ıl.ğ önem. 2. suç ortakl ığı. ardışık. edat. akla getirmek. 1. 2. uzman. vicdanlı. korumak. bilinci yerinde. ücret. akraba. 1. -eseferle) ait. i. 1. yananlam. f. do ğal kaynakları koruma. zafer. 1. ifade etmek. 1. 1. epeyce. işine bağlı. mat. 2. bağlanmak. 2.conjure up conjurer connect connected connecting link connecting rod connection connexion connivance connive connoisseur connotation connote conquer conqueror conquest conscience conscientious conscientious objector conscientiously conscious consciously consciousness conscript conscript conscription consecrate consecration consecutive consecutively consensus consent consequence consequently conservation conservationist conservatism conservative conservatory conserve conserve consider considerable considerably considerate consideration considering 1. dikkate almak. s. 2. birle ştirilmi . bağ. hürmetkâr. dolayısıyla. saygılı. özenle. i. i. 2. 1. bir sözcü ğün çağrıştırdığı şey. i. s. . 1. doğal kaynakları koruma yanlısı. z. faktör. sonuç. s. özenli. 1. hokkabaz -i yapıvermek. bu/o yüzden. s. -e (with) bağlı. adamak. kutsama. muhafaza etmek. hesaba katmak. oldukça çok. takdis etmek. with ile dolap/entrika çevirmek. semere. himaye. 1. askere alma. tutuculuk. düşünmek. nazik. ilişki. 1. 2. biyel. at -i görmezlikten gelmek. (iki lı. sera. 5. eksper. 1. f. koruma. birleştirme. 2. hayal etmek. bilinçli olarak. bağlantı. 1. i. tutucu kimse. muhafazakârl ık. konservatuvar. 3. addetmek. with 3. 2. z. vicdanl ılık. (birine) dini bir törenle (belirli bir unvan) vermek. i. reçel. icat etmek. bedel. tutucu. ırı sayılır. z. i. (belirli ile ilgili. vicdan. f. oldukça. hokkabaz. 2. Nihayet rıza gösterdiler. 2. bağlantılı sefer. zaptetmek. 1. Komployu birlikte haz ırladık.

pekiştirmek. geom. bak. sürekli. 1. başkonsolos. avunç. 2. 2. bileşim. koyuluk. terkip.. i. çizmek. in -e lı ık. to/with -e uygun. s. hayret. 2. ile uyumlu. i.. 2. teslim etmek. -den ibaret olmak. tutarlı. dayanmak. konsolosa ait. f. konsorsiyum. büzmek. alan ı/sahas ı. vermek. ba ğ tutarl ıl insicam. bina etmek. s. 2. fahri konsolos. teselli mükâfatı. seçim bölgesi. in şa etmek. i. 2. konsonant. i. s. zorlamak. konsolos. 2. mecbur etmek. yap ı. 1. anlamak. anayasa. bünye. 2. i. yoğunluk. sessiz. 1. s.1. sabit sayı. yap ıcı. yorum. sabite. i. 2. i. inşaat 5. 2. konsolide sa i. inşa. ünsüz. (cümleyi) tahlil etmek. yap ısal. müspet. polis memuru. yapı. 1. i. 2. bütünü olu şturan. çizim. 2. 1. i. i. sıkmak. konson. dilb. 3. arkada şlık etmek. de z. 2. vefa. mat. ğlamlaş mak. korku. consignor. f. yapı. 1. bir seçim bölgesindeki seçmenler. i. teselli etmek. sabit. birleştirmek. yapısal. kurmak. 1. daima. 1. i. s. kurmak. 1. i. avutmak. 3. dikkati çeken. dar geçit. kıvam. s. meydana getirmek. 2. f. i. i. tayin etmek.. yorumlamak. tutarlı bir şekilde. f. inşaat. seçmen. mana vermek. de ğişmezlik. daraltmak. pekişmek. 2. teşkil etmek. menetmek. 1. sevk ıyat. olmak. sürekli. f. 2. s ıkma. s. inşa. 1.-e s. f. olumlu. anayasal. 3. 1. i. 1. sürekli olarak. 3. 1. boğaz. -den olu şmak. 2. göndermek. komplo kurmak. devamlı olarak. s. 1. sabit şey. i. avundurmak. yapmak. ğişmez nicelik. tefsir etmek. emanet etmek. with ileuyumlu. polis. 1. tutarlık. 1. tertip. tak ımyıldız. takviye etmek. 1. gönderilen mal. tesis etmek. 2. i. öğe. f. büzme. i. dehşet. göze çarpan. sıkıştırmak. 1. sağlık için yapılan yürüyüş. z. tertip etmek. 1.consign consignee consigner consignment consignor consist consistency consistent consistently consolation consolation prize console consolidate consonant consort consortium conspicuous conspiracy conspirator conspire constable constabulary constancy constant constantly constellation consternation constipation constituency constituent constitute constitution constitutional constrain constrained constraint constrict constriction construct construction construction site constructive construe consul consul general consular consular agent f. 3. sadık. i. mal gönderen kimse. zoraki. 2. f. devamlı. komplo. tahdit. birleşmek. şaşkınlık. 3.. f. teselli. 1. f. unsur. 1. komplocu. geom. malın gönderildiği kimse. kendini tutma. . değişmez. i. tefsir. peklik. i. 2. inşaat. olu şturmak.nizamname. 2. 4. engellemek. kabızlık. mal gönderme. i. (eski Roma´da) konsül. sebat. atamak. yapım. tic. s ınırlama. tüzük. İng.etmek. bünyesel. 1. 2. ahenkli. sağlamlaştırmak. gõkb. İng. polis teşkilatı. mütemadiyen. i. 4. of -den meydana gelmek. 2. konsüle ait. 2.

de ğme. memnun etmek. tüketici. i. tüketim. çekişme. 1. s. i. hor gören. kavga. tam. s. kontrol alt ına almak. temas. yakıp yok etmek. dört dörtlük. 3.. muhteviyat. i. tıb. işe hikâyede v. tüketmek. k ıs. s. f. 1. rezil. uzun uzun dü şünmeyi seven. tasarlamak. kontekst. i. i. çağdaş. tasarlama. i. çoğ. mükemmel. yar ışma. i. seyretme/izleme. şBu f. 3. düşünceye dalmış. çağdaş. tatmin etmek. içindekiler. 2. muasır. (mikrop. f. göz önünde tutmak. dikkatle i. müzakere. lens. danışmak. küçük görme. düşünüp taşınmak.siyasi 2. i.b. 2. aşağılık. lens. i. istihlak etmek. rahatlık. içermek. alçak. 3. konsültasyon. 1. i. 1. 3. continue. irtibat. f. içerik. s. danışman. 2. with ile görü şmek. huk. 2. k ıskançlıktan deliye dönmüş. hoşnut. mücadele. contents. f. 1. çağdaş. çabuk yayılan. münakaşa. kapsamak. ilişki. mutlu. 1. yo ğaltıcı. sormak. i. yaşıt. 2. 1. dört dörtlük. tefekkür. (mikrop. konteyner. 2. 3. danışma kurulu. memnun. 2. ileri miktar: This coal has a high sulfur content. hoşnutluk. izleri ta şımak. 1. -de . iddia. i. (kutu. mahkemeye itaatsizlik. düşünme. istişari. dokunma: It mustn´t have any contact with the air. müsabaka. f. ikmal etmek. s. 2. kükürt miktar s. tüketim maddeleri. çekişmek. s. . ile) kirletmek. s. konsoloshane. bulaşkan. 1. Havayla hiç temas kontakt lens.ı olmamalı. dalgın. hakir gören. 1. 1. zehir v. for için yar ışmak. dikkatle seyretmek/izlemek. tutmak. with ile uğraşmak. bir hava var. danışmanlıkla ilgili.b. s. i. 1. içerik.consulate consult consultant consultation consultative consultative committee consume consumed with jealousy consumer consumer durables consumer goods consumer nondurables consummate consummate consummate consumption cont contact contact lens contact lens contagious contain contain/have overtones container contaminate contamination contemplate contemplation contemplative contemporaneous contemporary contemporary with contempt contempt of court contemptible contemptuous contend content content contented contention contentment contents contest contest contestant context i. istihlak. 2. hoşnut. yo ğaltmak. bula ştırma. 1.. bula ştırmak. yo ğaltma. 1. aynı zamanda olan. niyetinde olmak. müracaat etmek. konsolosluk. f. 2. 1.) kap. continent. iddia etmek. tam. ile) kirletme/kirletilme/kirlenme. yar ışma. akran. bulaşıcı. tez. ışyar mak. Bu kömürün ı yüksek. sâri. memnun. hoşnut etmek. i. sav. 2. f. memnuniyet. yarışmacı. tıb. 2. f. hesaba katmak. 2. hor görme. bağlam. (bir şeye) itiraz edip yanlış olduğunu ispatlamaya çalışmak. i. izleri/havası olmak: This story has political overtones. rahat.. .. düşünmek. istişare.b. içine almak. s.. bağlantı: Have you kontakt lens. müş avir. mücadele etmek. danışma. tamamlamak. başvurmak. düşünüp taşınma. 2. ile çağdaş. i. dayanıklı tüketim malları. zehir v. 2. memnuniyet. temas. dayanıksız tüketim malları. mükemmel. sürmek. s. 1. i.

ters2. iyile şmek. 3. nın kasılmas ı. daralma. aksi. (kan´treri) z ıt. 1. önek karşı. dış hatlar. (gazete. kontrol etmek. foto. f. 2. 1. idare etmek. -in payı f. i. büzülmek. f. (bir veya birkaç harf atılarak yapılan) rahim kaslar ıüstenci. yüklenici. yalanlamak. tövbekâr. s. s. 2. bükmek. aykırı.şayk s. olmak. (hastalık) kapmak. 1. 1. daraltmak. 2. devam etmek. devamlılık. s. akit. çelişik. i. 3. idare. dü şmek. 1. ihtimal. nekahet. aksi. i. denetim. dilb. s. aralıksız. burulma. kısalma. . i. 1. -i çarpıtarak tuhaf/anormal bir ş ekle sokmak. kontrol kulesi. k ıntrer´i) aksi (kimse). s. i. Avrupa k ıtasındaki ülkelere özgü.´ne) yaz i. s. devamlı. do ğumşs ıras ında i. dergi v. k ıta. bükülme.b. sürekli. denetlemek. katk ıda bulunmak. kontrol. boyuna. kontrat. f. devamlı. 2. pay. 2. f. 2. sözle şme. 3. mukavelename. ithal veya ihrac ı yasaklanmış. bağışçı. çarpıtmak. yazı. 1. burmak. zıt. i. sürmek. 1. makale. salmak. 3. anakara. e ğmek. pişman. 1. uyduruk. 2. (a way of/a means of) -in yolunu bulmak.çekilme. bağırsaklarına hâkim olabilen. 2. egemenlik. (ba ğış ı vermek.Continent continent continent Continental continental contingency contingency fund contingent continual continually continuation continue continuity continuous continuously contort contorted contortion contour contracontraband contraception contraceptive contract contract contraction contractor contradict contradiction contradictory contrary contrary to contrast contrast contribute contribution contributor contrite contrive contrived control control control tower controversial controversy convalesce convalescence i. yalanlama. i. s. kaçak mal. dergi v. gebeliği önleyici (hap/alet). e ğilme. ihtiyat fonu. Kendisini partiye davet s. aralıksız. çekişme. i. tartışmalı. k vermek.3. kas ılma. hâkim olmak. i. mukayese etmek. zıtlık. çeli ırılık. i. devam etme. anlaşmazlık. f. tekzip etmek. sürme. sözle me yapmak. karşıt. i. 2. çekişmeli. nadim. kaçakçılık. kasılmak. tutarsız. z. i. için bir yol bulmak: She contrived a way to get herself invited to the party. i.olarak) (with) (ile) çelişmek. mek. zıt. bağış(-e) lamak. (aradaki fark ı göstermek üzere) karşılaştırmak. çelişki. 1. on/upon -e ba ğlı. büzülme.b. kasmak. habire. k ısaltmak. -in tersine/aksine. f. (kan´treri) karşıt. durmadan. çekmek. mukavele. devamlı. buru i. müteahhit. üstlenici. süreklilik. -i çarpıtarak tuhaf/anormal bir şekle sokma.. z. i. 1. k ıtasal. s. s. --ling) 1. idrarını tutabilen. s. devam. aksi. 1. kontrast. uydurma. i. ters dü şmek. sürekli. (--led. sürekli. i. daralmak. 1. z. çevre. karşıtlık.ıyas (to) etmek. hâkimiyet. (kan´treri) ters yönden esen (rüzgâr). 2.´ne) yazı yazan kimse. tutarsızlık. yardım. ters. çelişkili. nekahet döneminde olmak. şekil. i. s. sık sık. 2. 2. f. aksini iddia etmek. yönetim. şuk. (gazete. devamlı. katkıda bulunan kimse. gebelikten korunma. bükük. s. büzmek. tartışma. k ı1. 2. 3. olas ılık. çelişme. f. katkı. sözleşme metni. 2. 1. beklenmedik olay. sürekli. kaçak. bağış.

. pişirmek. eğlenti. ahçı. çırpınma. üstü aç ılabilen araba. dili (hesaplar) üzerinde oynamak. karşıt. hükümlü. 1. i. i. k. nekahet dönemindeki hasta. (-e) dönüştürmek. beylik. (from) (to/into) (-den) (-e) çevirmek. şiddetle sarsmak. bir durumdan ba şka duruma getirme. 2. 1. din de ğiştiren f. kim.. 2. 1. f. s. mahkûm etmek. s. 1. pişmek. 2. sohbet. âdet. hüküm giydirmek. f. inandırıcı. suçlu bulmak. i. 2. ştürme. 1. s. nakletme. 2. geom. i. ısı yayımı. s. 2. müsait. dönü kimse. fiz. yemek kitab ı. -in can ına okumak. konuşmaya hazır. mühtedi. anla şma. aksi. 2. kumru ötüşü. huk. s. huk. s. inand ırmak. kanaat. 2..convalescent convection convene convenience convenient convent convention conventional conventional weapons converge conversant conversation conversational conversationalist converse converse conversion convert convert converter convertible convex convey conveyance conveyer conveyor conveyor belt convict convict conviction convince convincing convivial conviviality convoke convolution convoy convulse convulsion convulsive coo cook cook cook one´s goose cook s. konu şmaya özgü. sıradan. konuşma. 3. (with) (ile) konu şmak. 1. f. geleneksel. konvansiyon. devir. mahkûmiyet. üveymek. 4. biri. konveks. 2. çırpınmalı. kolaylık. toplantıya davet etmek. konvansiyon. i. nakil. s. 3. taşıyıcı kayış/bant. 3. f. konveyör. i. k. elverişli. yak ınsamak. de2. ters. 2. uygunluk. hoşş f. devretmek. f. i. feragatname. i. 1. elverişlilik. f. s. ıspazmoz. konvertibl (para). konuşma dilinde. k. (bir durumdan) (ba şka duruma) getirmek. i. din değiştirme. s. WC. bantlı konveyör. iletmek. taşıyıcı. -i iyi bilen. nakletmek. İng. devretme. 3.. i. basmakal ıp. (kumru/güvercin) ötmek. i. rahat. götürmek. neşeli. iletmek. ba şka duruma getirilebilir. 1.´s goose cook up cookbook s. çevirme. me. mahkûm. zıt. bak. hüküm giydirme. ihtida. k ıvrım. (-e) de ğiştirmek. kullanışlı. 1. çevirgeç. kongre. i. (toplantı) yapılmak. lavabo. nekahet döneminde olan. gelenek. dönü şme. aşçı. ihtilaç. 1. with -e a şina. i. inanç. 1. kan. konvoy. eğlence. f. i. 3. i. i. temlikname. i. 3. ğişdönme. 1. taşıma kayışı. dili işini bozmak. i. dışbükey. keyifli. sohbet etmek. taşıma. i. mahkûm etme. 1. 1. 3. 2. 2. (toplantıya çağırarak) toplamak. çevrilme. ikna etmek. taşımak. f. 2.. şenlik ve ziyafet. taşıt. karşıt anlamlı söz/sözcük. 2. tuvalet. kadınlar manastırı. çevrilebilir. conveyor. 1. 2. i. değiştirilebilir. rahatlık. s. konfor. çekyat. i. bir noktaya yönelmek. k. f. bildirmek. toplanmak. 1. iletim.o. uygun. ku ğurmak. dili uydurmak. şen. değiştirme. dili -i mahvetmek. i. konu sohbet i. konveksiyon. konvansiyonel silahlar. çoğ. elek. i.

f. soğuk. i. ortak. fotokopi makinesi. candan. 2. koordinasyon. kim. dili helikopter. kaytan. adet. dili polis. insan ı serin ı. s. i. bak.. yemek pişirme/pişme. yemek pişirme sanatı. a ğaçlık. cilveli. kordon. s. 2. gökb. taklit etmek. içten. 2. (-in) üstesinden gelmek. bak. (fitilli) kadife. e şgüdümlemek. koru. f. i. k. 2. çiftleşmek. z. 3. k ırk beş dakika bekletti. kopya etmek. birbirine göre ayarlama. yürekten. s. aynı derecede. birlikte çalışmak. i.. i. 1. i. fitilli kadifeden yap ılmış. 1. işbirliği yapmak. bol miktarda. pi rın (üstü ocak. eşit. mat. i. s. aynas ız. . correct. kopyalamak. fettan. f. (with) (ile) ba ş etmek. f. samimi. i. soğukkanl ı. dili kooperatif. koordine etmek... i. serinkanl ı. samimiyet. i. s. ilgisiz: He gave me k. cookie.. s. kooperatif. -e hapsetmek. yemek şıirmede kullan ılan. mercan kayalığı. kurabiye. fırın (üstü ocak. k. dili beklemek: He made me cool my heels for at least forty-five minutes. ip. kümese i. likör. 1. i. cool water serin su. f i. (çalg ı için) tel. (yaz ılı eserler için) nüsha. so tutan 3. copse. i. çoğ. 1. 4. i. (tatlı) çörek. i. kümes. i. sicim. i. dili -e kapatmak. bolca. corpus. -e t ıkmak. bakır renginde. correspondence. bilg. 2. samimiyetle. s. mercan. altı fırın olan mutfak aleti). kordon altına almak. en az sokmak. çok. e şgüdüm. 1. f. coroner. İng. altı fırın olan mutfak aleti). k.. bakır. candan. s. 2. birlikte çalışma. müşterek. iple bağlamak. i.cooked rice cooker cookery cookie cooking cookstove cooky cool cool as a cucumber Cool it! cool one´s heels coop co-op coop up in cooperate cooperation cooperative coordinate coordinate coordination cop cope copier copious copiously copper coppersmith coppice copse copter copulate copy copy copyright coquette coquettish cor coral coral reef cord cordial cordiality cordially cordon cordon off corduroy corduroys pilav. serin: a cool wind serin bir rüzgâr. f. serinkanl k. bereketli. (s ınavda) kopya çekmek. i.. aşçılık.. dili(giysi). sakin. işbirliği yapan. telif hakk ı. i. birbirine göre ayarlamak.ğukkanlı. kordon (görevli veya araçlardan olu şan dizi). yemeklik.. 1. 2. i. i. 4. i. dili Sakin ol!/A ğır ol! k. i. koordinat. i. kadife pantolon. ufak para. i. işbirliği. bak ır.. k. (tatlı) bisküvi. içtenlik. yemek pişirme sanatı. fettan kad ın. f. s. (tatlı) kuru pasta. s. (ile) başa çıkmak.. i. bak ırcı. 2. k ıs. corner. z. i. Beni f. bol. baltalık. 1.. den. 1. tane. kopya. telif hakkı almak.

İng. onba şı. hububat. 3. koroner. taç giyme töreni. yuvar. i. doğruluk. i. karşılıklı ilişkisi olmak. 2. i. anat. 1. kornet. ıslah edici. düzeltmek. aptal. kornea. m ısır. i. i. m ısır koçanı. düzeltici. doğru. merkez. teşkilat. tirbuşon. s ınıf. k ızılcık. kalple ilgili. cismani. i. z. 2. i. İng. i. dayak. ceset.core coriander cork corkscrew cormorant corn corn corn bread corn muffin corn silk corn syrup corncob cornea cornelian cherry corner corner kick cornet cornetist cornflakes cornflour cornhusk cornice cornmeal cornstarch corny coronary coronation coroner coronet corporal corporal corporal punishment corporate corporation corps Corps of Engineers corpse corpuscle correct correct correct usage correction corrective correctly correctness correlate correlation i. 1. mısır nişastası. köşe. korelasyon. 1. İng. düzeltme. i. f. köşeye sıkıştırmak. birle i. i. nüve.. doğru kullanış. koroner tromboz. oyun alan şu. yanlışsız. mim. birleşik. 2. i. (mantarme şesinin kabuğu olan) mantar. aralarında uygunluk sağlamak. ask.. tashih etmek. futbol ın ın kö dört esinden biri.. f. 3. öz. koroner damar. 4. m ısır nişastası. s. s. kişniş. 2.. yerinde kullanma. mantar. i. m ısır kabuğu. kolordu. korner vuruşu. nasır. 2. s. mantarla tapalamak. ölü. küçük taç. kornetçi. koroner oklüzyon. belediye. mantar tapa. taçdamar. i. karabatak. (iki ş ında ili ki kurmak. esas. i. i. ba ğş lı laşı m. (dondurma için) külah. i. buğday. şüpheli ölüm olaylarını araştıran memur.. 2. şirketleştirilmiş. m ısır pekmezi. m ısır gevreği. i. doğru. 1. tapa burgusu. saydam tabaka. i. 2. anonim şirkete ait. i. mat. 1. (etli meyvelerde) göbek. 1. m ısır ekmeği. tıb. anonim i. şirket. f. i. 3. ortak. doğru olarak. karşılıklı ilişki. i. anat. 2. Phalacrocorax. i. s. bedensel. tashih. tahıl. iç. 1. m ısır unundan yapılan ufak. do ğrultmak. ıslah. köşe başı. 2. kolektif. ıslah etmek. i. i. m ısır püskülü. yerinde. 2. ask. iri taneli m ısır unu. 1. 2. bedeni. müz. s.. i. tüzelkişi. 1. bedensel ceza. 2. futbol korner vuru i. 1. köşe atışı. s. aras . saçak silmesi. i. 1. İng. korniş. korniş. 1. 1.ey/sonuç/rakam) 1. i. şmiş. futbol korner. yuvarlak ve tuzlu bir ekmek türü. 1.. zool. İstihkâm Sınıfı. 2. korner. f. birbiriyle ilgisi olan şeylerin her 2. şekö atş ışı .

kortizon. cenaze alayı. i. i. a s. fiyat. 1. ayartma.correspond correspondence correspondent corresponding corridor corroborate corrode corrosion corrosive corrugate corrugated corrugated iron corrupt corruptible corruption corsage corset cortege cortex cortisone cos cos lettuce cos/romaine lettuce cosine cosmetic cosmic cosmonaut cosmopolitan cosmos cost cost cost a bomb cost a pretty penny cost an arm and a leg cost of living cost of living cost price cost price cost sheet cost.. oluklu saç. muhabir: Does your paper have a correspondent in Paris? Gazetenizin ı? s. k. (bir şeyin) fiyatı (belirli bir miktar) olmak: How much does this cost? Bunun fiyat ı ne? It costs ten million liras. çok pahalı. k. maliyet cetveli. 3. (dili) yozla ştıolarak rma. dili pahal ıya patlamak. anat. i. 2. rüşvetçilik. i. -e mal olmak. i. 1. maliyet fiyatı. ahlaks ız. desteklemek. s. f. kosinüs. tic. epey pahalıya mal olmak. ız olma. kostüm. teyitmadde) etmek. ahlak kurallarına uymayan. evren. elbise. kimyasal çürümek. (kad demeti. dili çok pahalı olmak. buruşmak. korsaj.b. korozyona u ğramak. f. rüşvet yiyen. Kosta Rika..yozla rüşvet almaya haz ır. Kosta Rikalı. i. i. i. s. i. (birini) do ğru yoldan saptırma. yaşam maliyeti. korteks. göğüs veya bele taktığı) çiçek/çiçek ahlaks ınlar ın süs i. masraf. cozy. 2. dehliz. 1. beyinzar ı. soysuz. maliyet. bozuk. k ıyafet balosu. i. i. 2. benzerlik. çürütücü. insurance and freight Costa Rica Costa Rican costly cost-of-living index costume costume ball cosy f. 3.. jeol. Kosta Rika. şm ış (dil). 4. evrensel. 1. mektuplar.. i. 1. ahlaksızlık. geçim indeksi. to (biri/bir şma. s. kozmopolit. marul. (pas veya kimyasal maddeden ileri gelen) çürüme. s. 2.. 1. s. i.. kortej. do f. i. korozyona u ğratmak. kâinat. O yüzy ılda i. kozmonot. şınma/a şındırma.. İng. (to/with) (-e) uymak. 4. vetçi. korozyon. . korozyon. korozif. mat. 1. marul. kozmik. 2. ayart i. ış dolu (metin). (pas. 1. koridor.b. and geçit. tekabül etmek: It corresponds with what she şey) (başka birinin/başka bir said. kozmetik. i. yemek. buruşturmak. 2. harcanan para. korse. f. maliyet fiyatı. Kosta Rikalı. güçlendirmek. (birini) doğru s. karton v. 2. sigortası ve navlunu ile birlikte maliyeti. bir malın bedeli. (bir dü şünce. 1. Kosta Rika´ya özgü. masraflı. k ıyafet. s. Fiyatı on İ ng. i. 2. çürütmek. kozmos.). (bir muhabiri influence a corresponding rise in that of Holland. s. hayat pahalılığı. Onun dediklerine uyuyor. i. 1. oluklu (saç.. benzer taraf. bak. mektupla i. i. k ırıştırmak. s. 1. sif. That with -e uygun: It was correspondent with her Paris´te şeye) karvar şılıkm olan: century saw a lessening of Spain´s s. 2.´ni) pekiştirmek. f. 2. (cost) 1. ğrulamak. ifade v. 3. yanl rü ılabilir. ş 1..

s. öksürük pastili. ğ. bebek karyolası. Felis concolor. geriye do ğru saymak. 2. 1. avukat. i. i. (to) -e şı. nasihat vermek. k ıs. 1. f. (üzerine bez gerili) portatif karyola. (dava dilekçesi iddianamede sayılan) i. 1. komisyon üyesi. -in fark ına ketenhelva. geriye do2. fikir. f. belediye meclisi.. aksi. (hidrofil) pamuk. (hidrofil) pamuk. İng. 1. müsamaha etmek. i.hale tersine. rehber. kar i. 2. ters ak ıntı. sayaç. görü ş. avukat. in count s. 1. İng. kurul. (karşılıklı olarak) dengelemek. 2. sayı saymak: Do you know how to count? Saymayı biliyor musun? She can only count from one to ten.cil. yüz.cot coterie cottage cotton cotton candy cotton gin cotton wool cottonseed couch couch cougar cough cough drop cough up could could do with couldn`t council Council of Ministers Council of State councillor councilman councilor councilwoman counsel counselor counselor-at-law count count count count down count noses count on count one´s chickens before they´re hatched count out money count s. i. marka. çoğ. ihtiyar heyeti. 2. . 2. Banyo yapsa iyi olur. 2. sima. karşı saldırı. mukabil. kanepe. ise iyi olur. 1. ş. sökülmek. out countdown countenance counter counter counteract counterattack counterbalance countercharge counterclockwise countercurrent i. dili ayıyı vurmadan postunu satmak. çiğit. -i beklemek. kulübe.cil. kurul üyesi. k. öğüt vermek. can. dili birini (bir işe) katmak: If that´s what you´re up to. 3. ço i. 2. 3. Ancakveya birden ona kadar sayabiliyor.. ifade etmek. 2.şı -in tersine. 1. fi i. kar koymak. f. f. pamuklu. councilor. kont. tezgâh. uçlanmak. aksine. Danıştay.. z. görünü ş. Bakanlar Kurulu. (kaun´t ırbälıns) eş ağırlık. öksürük. dan ışma kurulu. i. could not. i. beyan etmek. konsey üyesi.en (kaun´sılwîmîn) i. ım. tasvip. bak. i. avukat. -e denk olmak. -i hesaba katmak. 1. çehre. sola (dönmek). konsey üyesi. 2. divan. f. sayfiye evi.o. i.önlemek. coun. belediye meclisi üyesi (kadın). saat yelkovan ının ters yönünde. 1. yazl ık ev. argo vermek. komisyon. i. puma.sel. . denkleştirmek. 2. k. karşı. pamuk ipliği. destek. dan ışman. etkisiz getirmek. aksi yönde.. zıt. coun. ğ. i. Devlet Şûrası. z. f. i. saytasvip ıcı. f. konsey.o. k.. f. coun. İng. öğüt. sedir. yardımcı f. 2. küçük ev. bak. 3. suçlama. karşı s. 2. denk.wom. desteklemek. zool. onamak. 2. (on) (to) -i kavramak/anlamak. 1.men (kaun´sılmîn) i. ı.ätlô´) i. i. komisyon üyesi. paraları birer birer saymak. İng. pamuklu kumaş. k. 1. (kauntırbäl´ıns) 1. ters. say suçlama. yüz ifadesi.. pamuklu. ihtiyar heyeti üyesi. dili bir yerde hazır bulunanları saymak. don´t count me in! planlad ığı n ız katmamak: oysa beni oYou işe katmay ın! me out of that! Beni o Yapmay e) can count 1. İng. 2. ise fena olmaz: He could do with a bath. Kabine. dili kurul üyesi. belediye meclisi üyesi. ketenhelvas çırçır. diliıbirini (bir iş katma! on saniye içinde birden ona kadar sayarak boksörün nakavt işe ğru sayma. zümre. belediye meclisi üyesi (erkek). etmek.ors-at-law (kaun´sılırz. ço i. sayma. . 1. 1. k. 3.. 1. karşıt şey. -e güvenmek. öksürmek. 2. onama. grup. 2. i.. İng. tavsiye. huk. karşılık. 1. i. f. uygun bulmak. i. i. s. nasihat. 1. i. pamuk. 1. karşı koymak.

ta şralı. Çocuklar hariç. 1. çift.B. darbe. f. (kaun´t tedbir. ilçe merkezi. kontrpuan. s. adliye sarayı. i. yön. 2. i. ahç i. sayısı i. karşı gösteri. ask. rmänd) iptal emri. 3. huk. . askeri darbe. s.. ğlant ı kurmak.. raya özgü. askeri mahkemede yarg ılamak. kibar..try. çift. 1. tayda ş. ızla akmak. i. i. (kauntırmänd´) (yeni bir emir ile) (önceki emri) iptal etmek. i. taş ğ . birleştirmek. on alt ı kişi z. mertlik. kur yapmak. 1. kontluk. bağlamak. i. yi ğit. 4. bak. z. karşılık. karşı ı i. f. nazik. köpekle (av) kovalamak.D. İng. 4. jüri. 3. seyir.. sarayla ilgili. kırsal bölgede bulunan. 2. askeri mahkeme. 2. i. i. pek çok. i. İng. yol.counterdemonstration counterespionage counterfeit counterfeiter countermand countermeasure counteroffensive counterpane counterpart counterpoint counterproposal countersign counterspy countess counting . counting me. ba i. s. i. 1.b. cesaretle. 2. nezaket. ı. 2. i.. hükümdar ın maiyetinde bulunan kimse. rota. suret. kar ı koca. ço i. İng.ıs 1. zucchini. mahkeme salonu. s.saray. yürek. zenginlerle dü şüp kalkan fahişe. ilçe merkezi. 1. coun. taklit etmek. yarg ıcılar kurulu. huk. That´s sixteen people. f. memleket. kurye. çoğ. cesaret. 1.. kopya. 3. 2. kort. 1. i. 3. sahtesini yapmak. kalp. avlu. 2. 1. 3. karşı öneri. yurt. taklit. huk. ulak. mert. hemşeri. istinaf mahkemesi. mukabil. kırsal. hastal v. kurs (dersler dizisi). kontes. incelik. arazi. ince. k ırsal yerler/bölgeler. kibarlık. i. not counting the children. i. i. 1. ilçe. i. i. i.. yemek. f. 2. 1. müz. ilçe hükümet binası. . 1.´ni) saray soytar huk. courts-martial (kôrts´marşıl) i. s. nazik. i. A. 2. i. sahte. karşı casusluk. Ben dahil on ki şi eder. plan.servis. gidi ş. f. kar şı saldırı. i. i. cesaretli. yüreklilik.. ikinci nüsha. çiftleştirmek. (ku deyta´) hükümet darbesi. iç bahçe. mahkeme binası. hesaps ız. f. huk. yi ğitlik. (tehlike. ile flört etmek. cesur. vatan. s. zarif. ı k mahkeme. 2. izlenen yol. 2. h huk. asliye mahkemesi. hükümdar ve maiyeti. i. kalpazan. f. 1. (tasdik için) (bir belgeye) imza atmak. kap. medeni hukuk mahkemesi. yatak örtüsü. dahil: That makes ten. 2. ülke.men (k^n´trimîn) i. i. hükümet darbesi. sayg ılı. kavrama. ı. bitiştirmek. 2. kupon. yürekli. ba ğlama. vatandaş. asliye mahkemesi. kalp para basmak. karşı casus. mertçe. countless country countryman countryside county county seat county town coup coup d´état couple coupling coupon courage courageous courageously courgette courier course court court fool court of appeals court of common pleas court of first instance court of first instance courteous courtesan courtesy courthouse courtier courtly court-martial courtroom i.

f. yapaca He read the book from cover to cover. Don´t move. kuzen. perde. f. i. 1. i. hoş. kar kulübüne) giri ş ücreti. örtülü. ızıldanmak. s. takılmak. (birinin) hatas ını/suçunu gizlemek. cilt. akit. çuhaçiçe ği. i. ızlanmak. tic. 1. filika veya kik serdümeni. açgözlülük. Primula veris. akdetmek. huysuz. örtbas etmek. iç bahçe. kapak. samimi. dili 1. i. şaka etmek. yatak örtüsü. i. bot. gizlemek. maske. 1. s ığırtmaç. 3. bir çeşit eroin. g ıpta etmek. ödlek. dayı oğlu/kızı. s. yüreksiz. hala oğlu/kızı. çatlamak. açıklayıcı mektup. f. i. z. gazet. s.. k ıs. cowardice. h ırslı. Yengeç burcu. çaydanlık örtüsü. 3. gözünü korkutmak. i. yıldırmak. yengeç. 2. 3. i. f.. Certified Public Accountant. göz dikmek. pavurya. dümenci. i. 2. ne yaptığını/ne ğın ı gizlemek. kur yapma. sinmek. . elimdesin! K ı ve kapsamı. imrenmek. kuzin. 1. i. 2. örtü. 2. den. şaka yapmak. 4. kıs lbiti. i. 2. nazlı. çekingen. i. (belirli bir) konu hakkında bilgi vermek. i. mahcup. i. 1. 2. korkak. utangaç.courtship courtyard cousin cove covenant cover cover cover charge cover girl cover ground cover letter cover one´s tracks cover to cover cover up cover up for coverage coveralls covering covering letter coverlet covert covertly covet covetous covetousness cow cow coward cowardice cowardliness cowardly cowboy cower cowslip coxcomb coxswain coy cozy cp CPA Crab crab crab louse crabby crack crack a joke crack a joke i. k ıs. yol katetmek. ı1. f. mukavele. şaklama. ile kapatmak/kapamak: Cover the bread with a cloth. dik yamaçlarla çevrili koy/körfez/vadi. korkak. 1. yar ık. züppe. s ıkbiti. 1. sindirmek. yar ılmak. Kitab ı başından sonuna kadar okudu. i. ödlek. cover letter. i. hızlı darbe. sigorta miktar ve zaman. homurdanmak. teyze oğlu/kızı. O tencereyi birparavana.. kas s. yarmak. s. bak. korkaklık. (lokantaya/gece kapak k ızı. f. i. compare. ödleklik. İng. şaka yapmak. 2. sözle şme. gizlice. Cover that lid. inek. bak. 2. rahat. örtü. i. gizli. i. ği bir bezle ört. korkup çekilmek. i. avlu. açgözlü. sözleşmek. 5. f. kendini ele verebilecek şeyleri gizlemek. çatırtı. cilveli. (giysi olarak) tulum. çarpma. the astrol. TV bir konuya/olaya ayrılan yer i. h ızlı gitmek. amca oğlu/kızı.pan s ığıwith şı l ı k. kapakla Ekme nak... kırmak. a bar ınak. haris. kapak. s ıcak. I´ve got you covered! pırdama. s. k. --bing) m ızırdanmak. çatlak. 4. örtü. kırılmak. with ile örtmek. i. (--bed. çatlatmak. kovboy.

kasalamak. 1. 3. i.men (kräfts´mîn) i. 2. kas ı i. oynatmak. i. 1. f. bomban ın açtığı çukur. zool. sınırlandırmak. f. maçuna. (boynunu) uzatmak. havlu ve perde yoğun kurs. için) -ingeçirmek. 2. şeytanca. zool. krank mili. yemek. f. i. Astacus fluviatilis.. s. mak. i. ı k. --ming) 1. dalkavukluk etmek. (--ped. pastel. 3. hızla f. beşiğe yatırmak. emekleme. sürünmek. şeytan. kurnazlık. i. kraker. f. mum boya. krankla hareket ettirmek. tıka basa nav öncesi ineklemek. sarp kayalık. eksantrik. müsamaha etmekten lamak. i. i. tatl ısuıstakozu. i. 2. 1. yarık. (arabayı) kazada paramparça kaza i. zanaatçı. beşik. 2. kasmak. 1. (--med. tuhaf. 1. i. vazgeçip sert davranmaya ba ş 1. çatırdamak. f. çok istemek. i. tıkınmak. gök gürültüsü. kasa. 1. 1. kurnazca. dili (son etmek. çatlak. 2. kenet. 2. ters. i. hilekâr. rica etmek. tekne. 1. i. s ıkramp. yabanmersini. ımında kullan ılan kaba bez. f. garip. (uçak) zorunlu iniş yapmak. bisküvi. izinsiz/davetsiz girmek/kat ılmak. mum boya ile yap ılan resim. dili 1. hüner. 3. çoğ. k. üstüne gitme. f. huysuz. f.yap 4. kravl. krank. vinç. 2. şangırtı.. 1. f. çıtırtı. mengene. k. krater. 2. zanaat. gemi. ––ed with The rock crawled with insects. çatlak. şiddetli arzu. dili (motoru/makineyi) fayrap etmek. olarak) i. çift zarla oynanan bir oyun. 2. i. 1. 1. mum boya ile resim yapmak. nç. çatlak. i. (son vermek için) -in üstüne gitmek. İng. z. 1. i. manivela. dili delirmek. 2. kaba. gülmekten kat ılmak. . --ping) argo s ıçmak. ücret vermeden girmek. 2. bilg. -e içi gitmek. gemiler.. kerevit. i. vermek4. k. hareket ettirmek. el sanat ı. s. dili kaç yarma buğday. k. sıkıştırmak. kol. karavide. i. (hareketi/geli şimi) kısıtlamak.. pastel.crack down crack up crackdown cracked cracked wheat cracker crackle cradle craft craftily craftiness craftsman craftsmanship crafty crag cram cramp cramp cranberry crane crank crank up crankshaft cranky cranny crap crape craps crash crash crash course crash diet crash helmet crash of thunder crash repairs crash the gate crash-land crass crate crater crave craving crawfish crawl crawl stroke crayfish crayon (on) k. bak. gürleme. zanaatkâr. istirham etmek. kerevides. emeklemek. kulaçlama yüzü ş. zanaatç ılık. ar ıza. Taşın üstünde böcekler kayn ıyordu.. kasılmak. -e can atmak. 1. 2. i. sürünme. görgüsüz. t ıkmak. sandıklamak. İng. turna. f. aldatmakta usta olan. i. 2. f. kask. f. şiddetli karın ağrısı. i. sıkı rejim. i. i. krepon. araba kazası. acayip. 1. s. büyük bir gürültü. argo bok. tıkıştırmak. özlem. karoser tamiratı. 2. s. dili garip fikirleri olan kimse. i. deli. (kaza sonucu gelen büyük iflas. i. f. 2. k. keçiyemişi. kurnaz. vinçle kald ırmak. 2. crayfish. crafts. incelikten yoksun.. çatırtı. sandık.

yaratmak. 1. körfez. s. sütçü dükkân ı. i. s. yaratı.2. itibar. kremal ı tatlı. 2. 1. çay. saflık. yaratıcı bir şekilde. kredi açan kimse/kuruluş. güvenilir. i. yarat ılış. (crept) 1. yapmak. kaymak kıvamında olan. 1. 5. öz. kâinat. 2. alacaklı. tic. f. yaratıcılık. yaratık. delilik. 1. kreş. (üniversitede ders geçme sonucunda verilen) kredi. inanılır. süthane. i. güven. i. i. kaymak gibi. getirmek. yaratan. her şeye inanma. sürünmek. emniyet. s. i. ütü çizgisi. f. her şeye inanan. emeklemek. i.. yaratıcı. yapmak. 2. güvenirlik. i. tic. uyuz karı. İng. with credit to creditor credulity credulous creed creek creel creep f. tic. matlup bakiyesi. 2. bir şeyin en âlâsı. 1. saf. ço ğ. Annen baban seninle iftihar edebilir. deli. yumu krem şrengi.craze crazily craziness crazy creak cream cream cheese cream of tartar cream of tartar cream of the crop cream of the crop cream pitcher cream sauce creamer creamery creamy crease create creation creative creatively creativity Creator creator creature crèche credence credentials credibility credible credit credit credit an amount to s. s. krem tartar. sütlük. 2.o. i. 2. olu şturmak. i. çılgın. çıldırtmak. 3. 2. sin. i. grubun felsefesini yans koy. 3. 3. sevilmeyen birinde (olumlu bir niteli ğin olduğunu) kabul etmek. i. 1.. delice. gıcırdamak. i. geçici moda. 3. alacak ve verecek. mucit. bir dinin temel ilkelerini içeren ifade. i. dere. i. tic. i. krema. en bej. 1. kimliği gösteren belgeler. i. yaratma. f. kreatör. yuva. beyaz sos. kat yeri. birinin veya bir ıtanküçük ilkeler. i. bir tür krem tartar.meydana buruşturmak. argo k ıl/gıcık/pis herif. evren. tic. çoğ. kaymak. Tanr ı.´s account credit and debit credit balance credit card credit line credit rating credit s. çılgınca. (ufak sürahi biçiminde) sütlük. i. 1. ürpermek. i. beyaz tartar. bir miktar parayı birinin hesabına geçirmek. pasta. Allah. kaymaklı. k ırma. çizgi. kredi. güven. aç ık ak beyaz peynir. mahluk. en iyisi. kaç ık. iyisi. (merhem olarak) krem. 2. the Yaradan. i. yaratıcı. buru şmak. itimat. amentü..o. 3. z. buruşuk. ç ılgınlık. 1. k ırma 3. i. . puan. güvenilirlik. 5. You´re a credit to your parents. kredi kartı. sessizce gitmek/hareket etmek. sayg ınlık. f. 4. balık sepeti. 4. 2. gıcırtı. itimat. katlanmak. f. kreasyon. kredi limiti. tic. i. 3. s. kat. pli. çocuk yuvası. kredi de ğerlendirmesi. z.

ayça. suçlu. i. ceza kanunu. (buzdolab s. tak ım. tıb. 3. çaprazlama kesişen doğrular. s. buruşmak. çekmek için haz ırlanan kopyakopya kâğıdıetmek. eleştirel.. bak. tutulma.. gevrek. yarık. i. f. çoğ. (dağ için) sırt. kuru ve so ğuk (hava). 1. (mi ğfere takılan) sorguç. buruşukluk. s. f. f. i. taptaze ve sulu (meyve/sebze). hilal. (s ınavda) şı rmak. (yanlar ı yüksek) bebek karyolası. i. ibik. i. 2. büyük yar ık. (bir parça) cips. 2. i. (ölüyü) yakmak. the İslam âlemi. 1. yılgş i. koyu k ırmızı. krematoryum. ölçüt. buhran. 1. suçbilim. 1. 2. f. olumsuz noktalar üzerinde duran kimse.ri. tenkitçi. günah. nöbet. dalga. 1.. kötürüm. kırışmak. kriminolog. f. çatlak.. suç. a ınavda s i. 1. kırıştırmak.te. Gryllus. sakat. ço i. i. krep. s. kas ılma. kızıl. . Kırım. rışıklık. krepon kâ ğıdı. i.a (krim ıtor´iyı)/--s (krim ıtor´iyımz) i. k i.. i. kırışık. 2. kriminoloji. 2. 2. 2.ri. topal. sakat. 3. 3. kriz. c ırcırböceği. 2. f.şcri.creep up on creeper cremate cremation crematorium crepe crepe paper crept Crescent crescent cress crest crestfallen crevasse crevice crew crew crew cut crib crib crib sheet crick cricket cricket crime Crimea Crimean criminal criminal code criminal court criminal law criminologist criminology crimp crimson cringe crinkle cripple crippled crisis crisp crisper crispy crisscross criterion critic critical -e hissettirmeden yakla şmak. f. bunalım.ınavda (--bed. 1. 3. k ıstas. sürüngen bitki. f. gevrek. hilal şeklinde. creep. kusur bulmaya meyilli. cürüm. asker tıraşı. 1. cre. hotoz. i. tahıl ambarı. i. i. bak. kusur bulmak amac ıyla söylenen/yap ılan.to.a (kraytîr´iy ı) 2. i. süngüsü düşük. taptaze ve sulu (meyve/sebze). ölüyü yakma. sinmek. ele ştirmen. s. i. i. 2. kesi ğ. suçbilimci. kriter. s. i. ar ızalı. s kopya çekmek. alabros tıraş. spor kriket.. i. 1. 4. cri. yemlik. çoğ. ac ımaya yol açacak kötü davranış. tenkitçi. korkuyla çekilmek. s. İng. fesrengi.kopya --bing) 1. 1. k ıvrım. i.ma. kösteklemek. çabuk ve ıkendinden emin. tepelik. kritik. ağır ceza mahkemesi. suça ait. f. çaprazlama en doğrular çizmek. 2. i. sakatlamak. dalgalandırmak. Kırım´a özgü.. f. buz yarığı. mürettebat. 4. 2. kıvırmak. sorguç. i.ses (kray´siz) i. crow. 2. Crucifer. /dalga için) tepe. (yoku ın. çaprazlama gidip gelmek. değerlendirme amacıyla yapılan.. 2. 4. nda) sebzelik. 1. i. ıtopal. bot. zool. s. tayfa. i. s. ceza hukuku. i. İng. . tepe. 1. s. 1. buruşturmak. sakat etmek. kriz. tere. ekip. yaltaklanmak. çaprazlama kesişen. çalmak. kopya çekmek için hazırlanan kopya kâğıdı. gevrekleşmek. i.

critical point criticise criticism criticize critique croak Croat Croatia Croatian crochet crochet hook crochet needle crockery crocodile crocodile tears crocus croissant crone crony crook crooked croon crop crop crop up Cross cross cross cross cross my heart cross o.bred) melezlemek. tığ ile işlemek. tığ. kroşe yapmak. asa. ıstavroz çıkarmak. 2. olan. ile kavga etmek. i. tenkit. ayk vallahi. i. melez. 1. ekin. üstünü çizerek iptal etmek. 1. kocakar ı. i. vıraklamak. tığ işi. alçak şarkı söylemek. 1. üçkâ ğısesle tçı. bak. haç. çarmıh. çanak çömlek. zool. huysuzlanm ı r ı esen (rüzgâr). kros. (with) (biriyle) atışmak. 1. kusur bulma. 2. madrabaz. Hz. i. dili içindedalavereci. sağlamasını yapmak. ğı eğ ırıcı. 1. kroşe. 2. 2. sahte gözya şları. dili dolandırıcı. öfkeli. H ırvat. i. sürgü. kros kayaz. f. 3. i. f. f. bir dalavere hileli bükmek. 2. Crocus.bir kayak krosu. k. silmek. kesmek. kafadar. tenkit. tç ı. i. 1. binici k ırbacı. çaprazlamak. çapraz işareti. f. i. -de kusur bulmak. cefa. 1. bot. 1. cavlamak. tığ.. . melez. aklından geçmek. sorguya çekmek. aksi. 3. kros kayağı.. i. ayçöreği. ölmek. ürün. i. çaprazlamak. İng. ters. çiğdem. sapı kıvrık baston. değerini belirtmek için -i incelemek. --ping) k ırkmak. k ır koşusu.. ağız kavgası etmek. mat. şans dilemek. k. s. karalamak. 4. cross one´s arms cross one´s fingers cross one´s legs cross one´s mind cross out cross section cross swords cross swords with cross the Rubicon crossbar crossbred crossbreed crosscheck cross-country cross-country skiing cross-examine nazik nokta. kırpmak. gaklama sesi. f. kar şıdan karşıya geçmek. kritik. 3. ayak ayak üstüne atmak. s. i. put. mdoland i. hilekâr. kesip kısaltmak.. ğın rotas ına s. f. kollarını kavuşturmak.s. 3. mahsul. 1. i. bak. ık. eleştiri. virajl ı. kol demiri. 1. İsa´nın çarmıhta ölümü. gak. kursak. -i geçmek: Look both şıdan kar şıgeminin/uça ya geçmeden önce iki ways before crossing the street. f. 1. gaklamak. i. dili ırıldanmak. çarp düzenbaz. kesit. kızg ın. üçkâ ri. 2.. 2. hatırına gelmek. tığla işlenen dantel. ele ştiri. the 1. kıvırmak. kayak krosu. argo cartayı çekmek. i. s. -i tenkit etmek. H ırvatistan. ülkeyi baştan başa kateden. Croatian. haç çıkarmak. timsah gözyaşları. 4. 2. ele ştirmek. 2. uçtan öbür uca. (iş). 2. (kontrolden geçirilmi ş bir şeyi) kontrol etmek. 2. hilekâr. i. k. timsah. i. yak ın arkadaş. i. f. dönülmeyecek bir karar vermek. f. kritik nokta. s. (--ped. melez. kurba ğa sesi. 1. kıvrım. criticize. Hırvatça. 1. tenkit etmek. i. ğı. Haç (Hristiyanlığın simgesi). -in olumsuz noktalar ı üzerinde durmak. f. 2. birdenbire olu şmak/ortaya çıkmak. f. Kar ış. i. düzenbaz. (cross. 2. 2. çile. vırak. ile çekişmek. ıstavroz. rekolte. çoban de ğneği. 3. bacak bacak üstüne atmak.

1. 2. ac ımasızca. 1. manivela. ç ıtır çıtır yemek. at cross-purpose. 3. s. krupiye. dönüm noktası. i. ac ımasız. i. çökmek. parçalanmak. ufalamak. garip dü şünce. çat seferi. 3. ufalamak. 1. hükümdar. dolanmak. i. f. zulüm. kritik. kırıştırmak. f. 2. çökmek. z. şmak. buru şturmak. 2. doldurmak. ezme. dayanılmaz. kald ıraç. 3. i. 2. doluşmak. harap olmak. çarm ıha germe. kron (para birimi).cross-eyed crossing cross-legged cross-purpose cross-reference crossroad crossroads crosswalk crosswise crossword puzzle crossword puzzle crotch crotchet crotchety crouch croup croupier crouton crow crow crowbar crowd crowd into crowd out crowded crown crucial crucifix crucifixion crucify crude crude oil crudely crudeness cruel cruelly cruelty cruise cruiser crumb crumble crumple crunch crusade crusader crush crush s. levye. z. 1. i. f. f. 2. ac ımasızlık. kalabalık. 1. 2. ezmek. ağı i. polis arabası) (etrafı kolaçan dola i. kasık. (çorbaya konulan) küp biçiminde do ğranmış kızarmış ekmek. i. f.ı. i. 2. (kitapta) gönderme. taç giydirmek. (polis. çat ırdamak. i. şaşı. 2. ekmek kırıntısı. acı. (birine) yer bırakmamak. hükümdarl ık. i. s. i. 1. against -e kar savaşım vermek. çok diştac s. kalabalık. i. dili güç durum. 1. tamamlamak. -e doluşmak. 1. İsa´nın çarmıhta ölümünü gösteren resim. aynı hızla uzunca bir süre gitmek. çömelme. k ırıntı. toplanmak. buruşmak. s. d ırdırcı. s. f. 1. s ıkıştırarak çıkarmak. s. krüsifi. gezinmek. 2. krup hastalığı. ı. şı Haçl f. dörtlük. 5. karga. çaprazlama. i. ırtı ıile ezmek. ufalanmak. dışarıya itelemek. kıtır kıtır yemek. f. ham. önemli. hart hurt yemek. can alıcı. kırışmak. 1. 3. acayip. un ufak olmak. çarm ıha gerilmiş İsa heykeli. kaba.sava çatırt 2. üstünkörü yapılmış. petrol. kav şak. 4. ekmek içi. ara yol. (--ed/İng. i. tuhaf. zool. i. İng. yaya geçidi. i. boğak. f. 3. dal ile gövdenin birle ştiği yer. 1. 1. birikmek. baş. z. . 1. 2. 2. geçiş yeri. k. ham ham petrol.. geçit. anat. çatal. i. 2. 2. (over) (-den dolayı) çok sevinmek. 2. kampanya. 7. crew) 1. terz. f. din uğruna yapılan ş.cihat. yan yol. katır kutur yemek. izdiham. sava . zalimce. 1. 2. 3. ar ıtılmamış. (gemiyle) dolaşmak. 3.bak. geçiş. dörtyol. (horoz) ötmek. çömelmek. 3. 2. kabalık. zalim. sit cross-legged. 3. haçl m. i. 1. diş çi. 1. pantolon . i. 2. insafsızca. f. i. Hz. i. bir davan ın şı hararetli taraftar ı. sıkıştırmak. 1. kruvazör. ı f. i. çarm ıha germek. dörtlük nota. Corvus. z. yaya geçidi. bulmaca. 2. tepe. 2. kabaca. huysuz. 2. 1. tuhaflık. taç. 4. tepesini 6. çapraz. kuron. 1. 3. bak. derme çatma. 1. parça. i. 2. i. bulmaca. i. kalabalık. i. 1. zerre.

Küba´ya özgü. 2. f. i. f. şifreli. Kübalı. f. 2. Cuculus canorus. i. i. kabuklu. 2. 1. 2. santimetre küp. berrak. boynuzlanm ış koca. 2. sopa çekmek. bak. cubic. 1. hücre. 1.crust crust of the earth crustacean crusty crutch crux cry cry for cry on s. f. yavrukurt. cry for. gizemli. yavru (tilki/ayı/aslan). Küba. mim. (birbirine) sokulmak. kripta. i. . (hayvan) bağırmak. crystallize.. -e sokulup yaslanmak. 1. s. kesmeşeker. yeter artık demek. ekmek kabu ğu. 1. 1. metre küp. 1. 1. zool. (birbirine/birine) sokulmak. s. 1. i. 1. 2. i.4 cm3). i. hüngür hüngür a ğlamak. 3. i. billurdan yap ılmış. i. İng. geviş. guguklu saat. destek. sopalamak. örtülü.028 m3).. boynuzlu koca. s. kritik an. püf . kübik. s. dönüm noktas ı. f. i. s ıra. f. 2. s. huysuz. 1. kristal. deli. yalandan imdat istemek. i. çomak. i. 1. i. yalandan imdat diye ba ğırmak.. mat. kuyruk. hıyar. kuca ğına alıp okşamak. küp biçiminde. 2. Bu bir lidere büyük bir ihtiyac ı var. salatalık. f. f. kapal ı. billur gibi. i. küp. 3. 1. argo kaçık. küp biçiminde nesne. odac ık. s. --bing) yavrulamak. 2. Kübalı. 2. kabuk bağlamak. 2. i. leader. 2. kübik. birine dert ülkenin yanmak. geom. guguk. mat. noktas lamak. 1. 2. bağırmak. 2. kabin. kristal. çözülmesi zor sorun/durum. i. küp şeker. kabuklu (hayvan). kesmeşeker. s. 2. küp biçiminde kesmek. (yazıhanede/dolapta) önü açık ufak göz.o. kabukla ğu. kabine. ağı (hayvana ait) ses. s. odac ık. sopa. haykırı. -e karşı yüksek sesle protestoda bulunmak. ayak küp (. küp. k ıs. bilardo isteka. kabuk. Küba. i. 2. sopa atmak. -e sokulup sar ılmak.. gizli. -e çok ihtiyac ı olmak: This country is crying for a -i çok gerektirmek. (kocasını) boynuzlamak. küpşeker. 1. 1. inç küp (16. billurla ştırmak. haykırış. saat cam ı. f. koltuk de ğneği. aksi. bak. kriptos. yerkabukaplamak..´s shoulder cry one´s heart out cry out cry out against cry out for cry quits cry wolf crypt cryptic crystal crystalline crystallise crystallize cu cub cub scout Cuba Cuban cubbyhole cube cube sugar cube sugar cubic cubic centimeter cubic foot cubic inch cubic meter cubical cubicle cuckold cuckoo cuckoo clock cucumber cud cuddle cuddle up cuddle up to cudgel cue i.. (--bed. billur. (bir sayının) kübünü almak. kabuklanmak. i. feryat.. gugukku şu. billurlaşmak.

sufle etmek. biyol. laboratuvarda kültür fark ı. it. 1. tokatlamak. hantal. suluk. s.cue cue ball cuff cuff link cuisine cul-de-sac culinary culminate culmination culottes culpability culpable culprit cult cultivable cultivatable cultivate cultivate a friendship cultivated cultivation cultivator cultural culture culture gap culture shock cultured cultured pearl cumbersome cumin cumulative cumulus cuneiform cunning cunt cup cup cup final cup one´s hands cup winner cupboard cupidity cupola cur curable curate curator curb i. kümebulut. görgülü.. f. i. f. kültür. tokat. ekici. engel. kurnazlık.. i. *am. litrenin dörtte biri. s. hâkim olmak. kabahatli. yemek pişirme sanatı. 1. sufle. f. i. havaleli. mikrop üretmek. in ile sonuçlanmak. yetiştirme. 3. i. şirin. kupa galibi. birikerek artan. pantolon-etek. suçluluk. i. dostluk dostluk kurmaya çalışmak. avuçlarını bitiştirerek çanak gibi açmak. 2. 2. yemek pişirme ile ilgili. 2. i. kolluk. sıkimyon. 2. ile sona ermek. doruk. s. 236 cm3. kaba 1. i. yetiştirilebilir. kullan ışsız. ekilebilir. bilardo topu. son. mutfak. sonuç. işlenmiş (toprak). i. sille. 1. s. tutmak. geliştirme. vantuz çekmek. kupa finali. İng. kültürlü. sokak köpe ği. 3. 1. zaptetmek. oyuncunun sözü arkada şına bırakmadan önceki son söz veya hareketi. *siki şme. f. 1. --ping) şişe çekmek. yetiştirme. tiy. 4. 2. çıkmaz sokak. cultivable. kültür yapmak. i. 4. 2. kült. şeytan. 2. (tarlayı) sürmek. stajyer papaz. i. zirve. hacamat yapmak. i. kıcı. kusurlu. frenlemek. kültür. kültür şoku. 2. f. 2. s. i. 3. 2. manşet. 1. i. s. . s. tamah. i. 3. dolap. suçlu. müze/kütüphane müdürü. iyile şebilir. kurnaz. i. kol düğmesi. kald ırımın kenar taşı. şeytanlık. it herif. yetiştirmek. s. kümülatif. kültürlü. 2. 1. ile son bulmak. f. i. f. spor kupa. bak. 4. s. tokat atmak. i. 1. yemekte/mutfakta kullanılan. ufak kubbe. 2. 2. noktaya varmak. ağır. durdurmak. geliştirme. (biriyle) kurmaya çal ışmak. elverişsiz. sevimli. kadeh. kültive inci. i. (toprağı) işlemek. yenmek. 3. hırs. yüklük. 3. s.. (topra ğı) işleme. açgözlülük. hin. it. 2. doru ş. 1. 1. kupa. kol a ğzı. i. mücrim. 1. (--ped. 4. tedavi edilebilir. 2. çiviyazısı.. kültür. biti i. i. gem zinciri. döküm oca ğı. tarım. geliştirmek. yetiştirici. mutfakla ilgili. i. i. görgü. fren. en yüksek ğuna yükselmek. kusur. 1. 1. i. 1. birikmi ş. bardak. kabahat. s. lenduha gibi. kültürel. fincan. en yüksek nokta.

sövmek. cari fiyat. gelişigüzel. 2. i. kaşağılamak. k. tedavül. lor. 2. bükülmek. 2. nakit para. 2. pıhtılaştırmak. reverans. perdelemek. şimdiki. i. 1. saç k ıvrılmak. 1. kürsör. kişniş. i. k ıvırcık. lanet. küfür. sürüm. f. günlük giderler. merak. reverans yapmak. tütsülemek. 3. şifa vermek. kuşüzümü. s. körolas s. 3. i. f. iyile ştirmek. s. f. kesmek. hediyelik e şya dükkânı. cari hesap. 1. f. özgeçmiş. tımar etmek. kanını dondurmak. yürürlükte olan. büklüm. para. i. s. ışıklı gösterge. perde. meraklı. piyasa fiyat ı. korkutmak. baharat karışımı. 1. z. garip. yaltaklanarak (birinin) gözüne girmeye çal ışmak. derman. dili deh şete düşürmek. tedavi etmek. lanetli. lanet etmek. dili yüreğini oynatmak. tic. 2. ilenç. sürüm de ğeri. 2. 1. 1. 2. k. revaç. bükmek. toz haline getirilmiş kimyon. 1. 4. halen. 2. cari. kurutmak. şu anda. 2. i. bukle yapmak. 1. günlük masraflar. 1. perde rayı. i. sövme. 1. sağaltmak. -e çözüm getirmek. aktüel. 2. 2.b. lor peyniri. saç maşası. -e çare bulmak. sokağa ç i. k. tuzlamak. cari hesap. i. 2. üstünkörü. ak ım. güncel olaylar.sövgü. geçer. lanetlenmi beddua. ilenme. ıkma yasa ğı. azaltmak. 2. s. acayip. f. sövüp saymak. ilaç. küfretmek. kür. 3. 1. geçerlik. kıvırmak. akıntı. eğrilme. melun. k ısaltmak. imleç. tuhaf. i. i.. 1. k ını k ıvırmak. i. kıvır kıvır. i.curd curd cheese curdle curdle one´s blood cure cure curfew curiosity curiosity shop curious curl curl one´s hair curl up curler curling iron curly currant currency current current current account current account current events current expenses current market rate current price currently curriculum curriculum vitae curry curry curry favor with curry favor with curry powder currycomb curse cursed cursed cursor cursory curt curtail curtain curtain ring curtain rod curtsy curvature i. ı. güncel. f. şifa. rayiç. lüle. yaltaklanarak (birinin) gözüne girmeye çal ışmak. sa ğaltım. bugünkü. s. . frenküzümü. bukle. dili -e yaranmak. cereyan. nakit. zerdeçal v. kesmik. tuhaf şey. eğrilik. i. kaşağı. ters ve k ısa (söz). korniş. beddua etmek. müfredat program ı. ş. i. bela. ilenmek. çare. pıhtılaşmak. bugünlerde. i. f. ıvr ılmak. 1. tedavi. nadir şey. f. k ıvrım. bilg. kesilmek. perde halkas ı. s. bigudi.

i. 3. gümrük. 1. 2. hafifletmek. f. mutat. sövgü. altına/arkasına masas şi. 6. tırnaklarını dibine kadar kesmek. kesme. f. dili sövmek. vesayet. için aç ılan yar. i. baskı v. bükülmek. parça. küfretmek. i. kıvrılmak. dili 1. 3. k. -i azaltmak. 3. kesmek. gümrük resmi. çok nüfuzlu olmak. (birinin) sözünü kesmek. i. k. k. konferans v. kesilmek: This stone easily. k. 7. yarıya bölmek. alışılmış. (bir müşterinin yaptığı) alışveriş. koruyucu. 1.curve curve cushion cuspid cuss custard custodian custody custom customary customary usage customer custom-made customs customshouse cut cut cut cut a big/wide swath cut a tooth cut a tooth cut across cut across all boundaries cut an alcoholic drink with water cut and run cut back cut both ways cut corners cut corners cut down a piece of clothing into cut down a tree cut down on cut glass cut in cut in half/cut into halves cut in on cut into Cut it out! cut loose cut loose cut no ice cut no ice cut of meat cut off cut off one´s nose to spite one´s face cut off one´s nose to spite one´s face cut one´s nails to the quick i. 1. âdet. gözetim. k. herif. 2. kıvırmak. azaltmak. 2. (kasaplık hayvanın gövdesinden belirli bir şekilde kesilen) et parçası. eski bir giysiden (yeni bir şey) yapmak. dili en kolay ve en ucuz yollara ba şvurarak yapmak. k. 5. 1. çok dikkat çekmek.yarma. 4. 1. itiyat. 2. 3. viraj. k. bırakıp kaçmak. kestirmeden gitmek. muhaf i. kesik. 1. dili gâvura k ızıp oruç bozmak. bükmek. indirim. süt. -i kesmek. s. 1. yastık. (cut. 1. f. dili 1. dilim. 2. bir darbenin hızını kesen tampon. al ışkanlık.b. hem aleyhine olmak. do a thing by halves bir işi yarımyamalak yapmak. gümrük. 2. s. dili gayrete gelmek. dili gâvura k ızıp oruç bozmak. i. Dişlerimi kamaştırdı. âdet. 2. köpekdi f. krem karamele ı. go halves yarı yarıya bölüşmek. fason. koruma. geri dönmek. k. 1.8.b. (ders. 2. azaltmak. 3. sorumlu kimse. bilardo ının lastikli iç kenarı. biçim. şeker ve yumurta ile hazırlanan bir sos. 1. hem lehine. biçmek. dili önemli olmamak. 3. eğmek. ız. -i azaltmak. 5. dili önemi/etkisi olmamak. (denetim. geçirmek 4. k. kavis.. içkiyi suland ırmak. i. kesim. eğilmek. --ting) 1. aşka gelmek. kapıcı. i. s. dili yeterince -i azaltmak. araya girmek. küfür. yolazaltmak. 2. ısmarlama. i. kesmek. 3. 2. kristal. sınır tanımamak. eğri. kesinti. 2. (bir işte) kestirme yollara başvurmak.´nden) ı kurtarmak/sıyırmak. dili hisse. 2. dili Yapma!/B ırak! 1. It set my teeth on edge. ağaç kesmek. müşteri. ilişkiyiın k. minder. kıvrım. kesim. kesme cam. . diş çıkarmak.´ni) ş. kesip k ısaltmak. pay. benzeyen bir tatl i. gelenek. cuts kesik. 2. from (bir yerden/gruptan) ayr ılmak. kesilmi k. 2. go off half-cocked k. yakas kesmek. Bu ta ş kolayca kesiliyor.. k. âdet olan. i. (çocuk) diş çıkarmak.

i. 3.o. bahç. kotra. sibernetik.o. Kıbrıs. (belirli bir şeyi) kesen kimse. dili içine işlemek. sinizm. niteliksiz. 1.. 2. dili şaklabanlık yapmak. kestirme yol. 45. i. i. i. 1. sin. siklon. k. silindir... s. geriye dönü ş.. i.o. ıcı (söz).B. (of an automobile) sol yapmak. i. sin.. acı. 2. bot. acı. birine miras olarak on para/hiç para b ırakmamak. i. kiklon. dönü ş. 112 libre.. 100 libre. 2. i. dili kendi kendine zarar vermek. elek. birinin yolunu kesmek. i. siklamen.. birini (ac ı sözlerle) derinden yaralamak. sona erme noktas ı. 3. bir şeyi dilim dilim kesmek. 2. den. kibernetik. amans s.eyler 1. indirimli mal satan.D. k ıyastel i. kotlet. kinizm. bot. kesinti. sa ğ yapmak. 1. 2. k. bir şeyi dilimlemek. birinin laf ını kesmek. indirimli. s. sert (rüzgâr). indirimli mal satan. üstderi. i. 2. i. sinik. tenzilatlı. A. selvi. keskin. s. Kıbrıslı. k. sona erme tarihi. i. kesici: wire ı. sevimli. bak. into slices cut short cut the ground (out) from under one´s feet cut the ground from under s. buhurumeryem. i. Cupressus. bisiklet. cani. cutters makas ıya. kinik. acı vermek. çatal b ıçak takımı. kasap. 1. i. tırnakların etrafını çevreleyen deri. s. 2. s. servi. i. mürekkepbal i. i. (birinin) dayanak noktalar ını çürütmek.´s feet cut the melon cut the wheels cut to the quick cut up cutback cute cuticle cutlery cutlet cutoff cutoff point cut-price cut-rate cutter cutthroat cutting cuttlefish cutup cwt -cy cyanide cybernetics cyclamen cycle cyclist cyclone cylinder cylindrical cymbal cynic cynical cynicism cypress Cyprian Cypriot Cyprus Cyrillic k.o. 1. kesiş. hundredweight 1. kalitesiz. argo kârı paylaşmak. dili -i kesmek. ız. down cut s. kesme. -i kesmek. isim belirten sonek: fluency ak ıcılık.. i. indirimli. k ısa kesmek. k ırzool. (giysi) biçmek. Cypriot. 3. s. şaklaban. tav şankulağı. s. tenzilatlı. do ğramak. motosiklet. kinik. ığı.t. dili şirin. k ıs. Kıbrıs. İng. motosikletçi. 2. bisiklete binmek.o. i. devre. eksiltme. 1. silindirsel. bindi ği dalı kesmek. 2. i. f. katil. Sepia. kesici alet. parça parça kesmek. bisikletçi. short cut s. 3. incitici. 2. 1. 1. 2.. -i kesip ç ıkarmak. 1. off cut s. Kıbrıs´a özgü. Cyclamen. birinin savundu ğu noktaları çürütmek. i. siyanür. s.5 kg. i. yaklaşık 50 kg. kesim. büyük zil. 1. i. to the quick cut s. -i ırakmak. 3. azaltma. . devir. şakacı. komik ş yapmak. sinik. s. Kıbrıslı. müz. anat. dönme. b birini öldürmek. aşı kalemi. 2. 2. 2.cut one´s own throat cut out cut s. k. 1. silindirik. 1. içini yakmak.

re notası. su bendi... müz. zarif. k. Çekoslovakyal k ıs. dead. 1. zarar vermek. Doctor. sağmal inekler. 1. Beninese. 1. i. günlük. f. zarar. died. i. d DA da dab dabble dabbler dachshund dad daddy daddy-longlegs daffodil daft dagger dahlia Dahoman Dahomean Dahomey Dahomeyan daily daintily daintiness dainty dairy dairy cattle dairy farm dairy products dairyman daisy dale dally dally away dally with dam dam up damage damages Kiril alfabesi. oynaşmak. i. s. i.. i. kaç ık.. diameter. Beninese. ziyan. hafif vuru ş. z. i. nezaket. amatör. Çekoslovakyalı. d D. 2. baraj..Cyrillic alphabet cyst cystitis czar Czech Czechoslovak Czechoslovakia Czechoslovakian D d D. ı. tar. daughter. --bing) hafifçe vurmak. 1. District Attorney.. dokunmak. gündelik gazete. i. 1. December. (--med. i. -i frenlemek. i. i. f. tazminat. dili masraf. . i. s. papatya. vakit öldürmek. süt ürünleri. bak.. 2. i. f. İng. daughter. titiz. 1. İngiliz alfabesinin dördüncü harfi. s. days.men (der´imîn) i. i. s. i. babac ığım. 1. Çekoslovakya. zool. date. mand ıra. i. bak. s. fulya. i. oyalanmak. Department. i. i. 2. s. -i bast ırmak. i. titizlik. f. i. yıldızçiçeği. bak. hasar yapmak. i. bir işe heves duyup girişme eğiliminde olan kimse. 2. 1. tıb. 2. süthane. 2. D. nazik. set. fiyat.. i. hafifçe ıslatmak. 1. gündelik. Çekçe. 2. k ıs. Dahlia. z. çoğ. s. bozmak.. Çekoslovak. Çek. haylazl ık etmek.. dili baba.. zarafet. Dutch.. Beninese. 2. sistit. k ıs. saçma.y. f. hevesli. bak. D. cilveleşmek.. i. k. k. k ıs. tar. hançer. s. i. hasar. 1.. (--bed. mastı. babac ığım. gündelikçi (hizmetçi). tar. huk. bot. sütçü. kama. i. i. dili baba. küçük vadi. çar. --ming) -e set çekmek. vakit öldürmek.. tipula sine ği. dokunma. 2. day. kist. 2. su serpmek. i. zarafetle. 2. tıb. 1. İngiliz alfabesinin dördüncü harfi. zerrin. i.. Çekoslovak.... narin. sütçü dükkânı.. deli. dair. i. s.. Czechoslovakian. Benin. kafadan kontak. bak. in ile amatörce uğraşmak. nergis. mandıra. tar. day(s). i. her gün.

rutubetli. 2. zıplatmak. koyu. cehennem cezas ı. oynamak. en iyisi. iğneyle örerek onarmak.´s enthusiasm k. i. damnedest damp dampen dampness dance dancer dancing dandelion dandle dandruff dandy Dane danger dangerous dangerously dangle Danish dank Danube daphne dapper dapple dapple-gray Dardanelles dare daredevil daring dark dark dark blue darken darkness darkroom darling darn darn Darn it! dart i. söndürmek. s. nemlendirmek. 3. f. (titre şimi) f. i. 2. yaş. esmer. i. s. karanl lacivert. mükemmel. boğmak. s. i. koyu renk. f. örülerek onarılmış delik. dansör. 2. pens. Biliyorsam kahrolayım. nem. küf kokulu. lanet. 5. 2. 1. pek. i. 1. alaca kır (at). züppe. lanetlemek. zarif. 1. i.Damascus damask dame damn Damn!/Damn it!/Damn him!/Damn her! damnation Damnation! damned Damned if I know. böceğin iğnesi. f. sarkmak. 3. s. kör olası. Danimarkalı. 2. tehlike. cesaret etmek. lı kadın. sark ıtmak. f. i. Danca. s. 2. Allah ın belası. ıslatmak. s. f. yava ş ıslatmak. cesaret. dans. i. şık. cici. i. 4. durdurmak. şmak. 2. bot. eski han ım. dansç ı. sevgili. 1. 2. esmerleşmek. raks. asıp sallamak. s. kaçırmak: dampen s. lanet. f. kahrolası. 1. rutubet. 1. karanlık. lanet. nem. yiğit. gizli. i. nemli. Danimarka´ya özgü. ho ş. Tuna nehri. i. 1. nemlenmek. i. kepek. anla şılması zor hale getirmek. 3.. 1. cüret etmek. f. k ırmak. fırlama. . en tuhaf. dili birinin i. 1. cüret. sevgilim. z. dans etme. i. i. 2. atmak. as ılı durup sallanmak. sevimli. melun. muğlak. damasko (kuma ş). z. 1. 2. 2. benekli. i. 1. s. cüretkâr. tehlikeli bir şekilde. hamle. küçük ok. i. balo. tehlikeli. s. karahindiba. oynatmak. çapraşık. Taraxacum officinale. çok. Lanet olsun! i. foto. fırlatmak. kararmak. terz. Danca. ya ş. Danimarkal ı. 4. atılmak. Lanet olsun! s. azaltmak. kalk ışmak. 3. slanmak. çok iyi. . dans etmek. rutubet. i. bakla k ırı.. 3.o. 1. 3. argo kad ın. kadınlara verilen şövalyelik ayarında bir asalet unvanı. 1. lanet Allah belas ını versin!/Allah kahretsin! i. f. oyun. lanet etmek. karanl i. koyula ık. beddua etmek. s. i. 1. karartmak. defne. ok gibi f ırlamak. i. f. i. 2. 3. yiğitlik. f. konak. dansöz. i. 1. lanetli. dans ettirmek. 2. bela. grizu. sevgili. s. Şam. yaşokumak. 1. benekli hayvan. gözü pek. hoplatmak. gölge. f. Danimarka. esrarlıık. nemli. dans. beneklemek. 2. 6. 2. i. harika. latmak. en acayip. 3. ınemlendirmek. karanlık oda. akşam. ileri at ılma. i. 2. benek. 2. hatun. rutubetli. 1. cehalet içinde. s. Tuna. 3.

dartboard darts dash dash off dash off a letter dash s.o.´s hopes dash to pieces dash water on one´s face dashboard dashing data data bank data base data file data processing date date date date line date palm dated dative datum daub daughter daughter-in-law daunt dauntless davenport dawdle dawn dawn on day day after day day by day day by day day in day out day laborer day of reckoning day school daybreak daydream daylight daytime daze dazed dazzle

i. ok atma oyununda kullan ılan nişan tahtası. i. ok atma oyunu. f. 1. hızla koşmak: She dashed to the child´s rescue. Çocuğun imdadına ştu. 2. hızla ilerlemek, ko acele gitmek, f ırlamak. atılmak, fırlamak: I dashed to the window but bir mektup karalamak. bir kimsenin ümitlerini k ırmak, birini hayal kırıklığına uğratmak. çarpıp paramparça etmek. yüzüne su çarpmak. i., oto. kontrol paneli, pano. s. 1. atak, atılgan, cesur. 2. gösterişli, şık. i. 1. çoğ. veya tek. bilgi. 2. veriler, data. bilg. veri bankas ı, bilgi bankası. bilg. veri taban ı, bilgi tabanı. bilg. veri dosyas ı. bilg. bilgiişlem. i. hurma, arabistanhurmas ı. i. 1. tarih, zaman. 2. randevu. 3. flört, flört edilen ki şi. f. 1. tarih koymak, tarih atmak. 2. tarihlendirmek. 3. ile ç ıkmak, ile flört etmek. coğr. gündeğişme çizgisi. hurma a ğacı. s. 1. tarihli. 2. modas ı geçmiş, demode. s., dilb. -e halindeki. i. -e halindeki sözcük. çoğ. da.ta (dey´tı, dä´tı) i. veri. f. 1. sürmek, s ıvamak. 2. bulaştırmak. 3. lekelemek, kirletmek. i. 1. harç, çamur. 2. leke. kız. i. k ız evlat, i. gelin. f. yıldırmak, gözünü korkutmak. s. gözü pek, yılmaz, korkusuz. i. kanepe, sedir, divan; çekyat. f. işini ağırdan alarak vakit kaybetmek, ağır davranmak, oyalanmak. i. 1. seher, tan vakti. 2. şafak, tan. f. görünmeye başlamak, aydınlanmak. anlaşılmak, sezilmek. i. 1. gündüz: We´ve been working night and day on this project. Bu proje üzerinde gündüz çalışıyoruz. 2. gün: the second day of the month her gün, gece günlerce. günden güne. günbegün, günden güne. her gün. gündelikçi. hesap günü, k ıyamet günü. gündüzlü okul. i. seher, tan vakti. i. hayal. f. hayal kurmak, dalmak. i. gün ışığı.daylight-saving time yaz saati. i. gündüz. f. sersemletmek, sersem etmek, serseme çevirmek. i. sersem bir hal, sersemlik. s. sersemlemiş, serseme çevrilmiş. f. göz kama ştırmak.

deacon deaconess dead dead ahead dead beat dead center dead end dead heat dead language dead letter dead loss dead set dead set against dead tired deaden deadline deadlock deadly deaf deaf mute deafen deaf-mute deal deal in deal with dealer dealings dealt dean dear Dear me! dearly dearly love to dearth death death rate death sentence death squad death toll death warrant deathbed deathless deathlike deathly deathly cold deathly pale deathly silence

i. diyakoz. i. kilisenin hayır işleriyle görevlendirdiği kadın. s. 1. ölmü ş, ölü. 2. cansız, hareketsiz; sönük. 3. ölü (renk). dosdoğru. çok yorgun, bitkin. tam merkez, tam orta. 1. ç ıkmaz sokak. 2. çıkmaz. spor berabere biten yar ış. ölü dil. 1. geçersiz yasa. 2. sahibine ula ştırılamayan mektup. bir işe yaramayan nesne/kimse. k. dili kararlı. -e tamamen kar şı, -e muhalif. bitkin, yorgun. f. 1. hafifletmek, azaltmak, zayıflatmak; (ses, ağrı v.b.´ni) kesmek. 2. ığını gidermek, donuklaştırmak. parlakl i. son teslim tarihi. i. çıkmaz. f. çıkmaza sokmak; çıkmaza girmek. s. 1. öldürücü; ölümcül. 2. ölü gibi. s. 1. sağır. 2. kulak asmayan. sağır ve dilsiz kimse. f. sağır etmek. i. sağır ve dilsiz kimse. i. 1. anla şma, mukavele. 2. iş. 3. miktar. 4. iskambil kâğıtlarını dağıtma. f. (--t) (iskambil kâ ğıtlarını) dağıtmak. ... ticareti yapmak. 1. ile ilgilenmek. 2. -i idare etmek. 3. -in üstesinden gelmek, -in ından bir gelmek. -e değinmek, bahsetmek. 5. şterisi hakk şeyin)4. ticaretini yapan -den kimse, tüccar, sat ıcı-in : a mü dealer in old i. 1. (belirli ı c ı s ı . 2. iskambil kâ ğı tlar ı n ı da ğı tan kimse. stamps eski pul sat ışveri ş. 2. iş ilişkisi; ilişki. i. 1. iş, al f., bak. deal. i. 1. katedralin ba şrahibi. 2. dekan. i. sevgili. s. 1. sevgili, aziz. 2. de ğerli, kıymetli. 3. pahalı. Olur şey değil! z. (bir şeyi) çok arzu etmek. i. yokluk, k ıtlık. i. ölüm. ölüm oran ı. idam hükmü. ölüm mangas ı. ölü sayısı. huk. idam hükmü. i. ölüm dö şeği. s. baki, ölümsüz. s. ölüm gibi. s. ölümsü. çok soğuk: It´s deathly cold outside. Dışarısı çok soğuk. beti benzi atm ış. ölümsü bir sessizlik.

debacle debar debase debatable debate debilitate debility debit debit an account debit and credit debit balance debris debt debt of gratitude debt of honor debtor debug debunk debut Dec dec decade decadence decadent decaffeinate decaffeinated coffee decal decamp decanter decapitate decathlon decay decease deceit deceitful deceitfully deceitfulness deceive deceiver December decency decent decently deception deceptive deceptively deceptiveness

i. çöküş, yenilgi, yıkım. f. (--red, --ring) (from) engellemek; menetmek. f. 1. değerini düşürmek, ayarını bozmak. 2. alçaltmak, şerefini lekelemek. tırmak. 3. yozla ışış labilir. s. tart f. 1. tartışmak. 2. çok düşünmek, düşünüp taşınmak: He debated with ı vermeden önce çok himself before reaching the decision. Karar ın ürmek, zay ıflatmak, takatini kesmek. f. kuvvetten dü ş i. halsizlik, bitkinlik, güçsüzlük, zayıflık. i. borç. f. 1. borç kaydetmek. 2. birinin borcuna kaydetmek. bir hesab ı borcuna kaydetmek. borç ve kredi. borç bakiyesi. i. yıkıntı, enkaz; döküntü. i. borç. teşekkür borcu, gönül borcu. namus borcu. i. borçlu. f. (--ged, --ging) 1. (bir yerden) gizli dinleme ayg ıtını sökmek. 2. (bir aygıt ıntaraflar ı gidermek. 3. bilg. hatasızlaştırmak, ayıklamak. veya sistemin) kusurlar yanlış ını aç ığa vurmak. f., k. dili (bir şeyin) i. 1. başlangıç. 2. (sahneye) ilk çıkış. 3. bir genç kızın sosyeteye ilk defa takdimi. k ıs. December. k ıs. deceased, decrescendo. i. on yıl. i. çökme, çökü ş, yıkılış. s. çökmü ş. f. kafeinini ç ıkarmak. kafeinsiz kahve. i. çıkartma. f. 1. kamp ı bozup ayrılmak. 2. k. dili sıvışmak, savuşmak, tüymek, kaçmak. i. sürahi. f. başını kesmek, boynunu vurmak. i., spor dekatlon. f. 1. çürümek, bozulmak; çürütmek. 2. azalmak. i. 1. çürüme, bozulma. 2. azalma. i. ölüm, ölme, vefat. f. ölmek. i. 1. aldatma; hile, yalan. 2. hilekârl ık, düzenbazlık, dolandırıcılık. s. 1. hilekâr, hileci. 2. aldat ıcı. s. hilekârlıkla, yalancılıkla. i. hilekârlık, yalancılık. f. aldatmak. i. aldatıcı, hilekâr. i. aralık. i. 1. terbiye, edep, nezaket. 2. ılımlılık. 3. iffet, namus. s. terbiyeli, nazik; temiz, iyi. z. 1. terbiye ölçüsünde. 2. yeterince. i. 1. aldatma; aldanma. 2. yalanc ılık. 3. hile, düzen, dolap. s. aldatan, aldatıcı. z. aldatarak, aldat ıcı bir biçimde. i. aldatıcılık, düzenbazlık, hilekârlık.

decide decide against s.t. decide for s.t./decide in favor of s.t. decide to take the plunge decided decidedly deciduous decigram decigramme deciliter decilitre decimal decimal fraction decimal fraction decimal point decimal scale decimal system decimate decimation decimeter decimetre decipher decision decisive decisively decisiveness deck deck deck chair deck of cards deck out declaim declaration declaration of residence declare declare bankruptcy declare war on declension decline declivity declutch decode decompose decomposition decorate decoration decorative

f. karar vermek, kararla ştırmak, hüküm vermek. bir şeyin aleyhinde karar vermek. bir şeyin lehinde karar vermek. (bir şeyi) yapmaya karar vermek. s. 1. kesin. 2. kararl ı, azimli. 3. kararlı, ölçülü. z. kesinlikle, katiyetle. s. k ışın yapraklarını döken (bitki). i. desigram. i., İng., bak. decigram. i. desilitre. i., İng., bak. deciliter. s., mat. ondalık. i. 1. ondalık sayı. 2. ondalık kesir. ondalık kesir. mat. ondalık kesir. ondalık virgülü: 1.07 (Türk sistemine göre 1,07). ondalık hesap cetveli. ondalık sistem. f. büyük bir k ısmını yok etmek. i. büyük bir k ısmını yok etme; büyük bir kısmı yok olma. i. desimetre. i., İng., bak. decimeter. f. (şifreyi) çözmek. i. karar; hüküm. s. 1. kesin, kati. 2. kesin sonuca ula ştıran: the decisive victory in that war şı kesin sonuca ulaşıtıbir ranbiçimde. zafer. 3. kararlı. o z. sava 1. kesin olarak. 2. kararl i. 1. kesinlik. 2. kararl ılık. i., den. güverte. f. donatmak, süslemek. şezlong. isk. deste. donatmak, süslemek. f. 1. hararetle söylemek/konu şmak. 2. (hitabet kurallarına göre) söylemek; şekilde söylemek. resmi bir 2. i. 1. ilan. demeç. 3. bildiri, deklarasyon. ikamet beyannamesi. f. 1. ilan etmek. 2. bildirmek, deklare etmek. iflas ilan etmek. -e savaş açmak/ilan etmek. i. 1. dilb. ad çekimi. 2. çökü ş, çökme. f. 1. aşağıya meyletmek. 2. azalmak, düşmek. 3. çökmek. 4. reddetmek, geri çevirmek. , meyil. 5. dilb. çekmek. i. 1. meyil, ini ş. 2. azalma, düşüş; gerileme, i. iniş f. debriyaj yapmak. f. (şifreyi) çözmek. f. 1. ayrıştırmak. 2. çürütmek; çürümek. i. 1. ayrışma. 2. bozulma. f. 1. süslemek, dekore etmek. 2. ni şan vermek. i. 1. süsleme, dekorasyon. 2. süs. 3. ni şan, madalya. s. süsleyici, süslü.

decorator decorous decorously decorum decoy decrease decree decrepit dedicate dedicated dedication deduce deduct deduction deductive reasoning deed deem de-emphasise de-emphasize deep deep in debt deep in thought deep sea deep trouble deepen deepfreeze deep-fry deep-rooted deep-seated deer def deface defamation defame default defeat defecate defect defective defector defence defend defendant defender defense defenseless defensive

i. dekoratör. s. görgü kurallar ına uygun. z. görgü kurallar ına uygun bir biçimde. i. adaba uygun olma, terbiyeli olma. i. tuzak yemi. f. 1. away from -den hile ile uzakla ştırmak; into -e hile ile ğa dü şürmek. azaltmak, düşürmek. i. azalma, düşüş. çekmek. 2. dü tuza şmek, küçülmek; f. azalmak, i. 1. resmi emir. 2. karar. 3. kararname. f. 1. emretmek, buyurmak. 2. karar vermek. ş, yıpranmış. s. eskimi f. 1. adamak, vakfetmek. 2. to -in ad ına sunmak, -e ithaf etmek. s. 1. ithaf olunmu ş. 2. adanmış. 3. kendini işine adamış. i. adama, ithaf. f. sonuç ç ıkarmak. f. çıkarmak, hesaptan düşmek. i. 1. sonuç ç ıkarma. 2. man. tümdengelim. 3. sonuç. 4. hesaptan düşme. 5. kesinti: tümdengelimli usavurma. i. 1. eylem, iş, fiil. 2. huk. senet, tapu senedi. f. to -e senetle devretmek. f. saymak, addetmek. f., İng., bak. de-emphasize. f. önemini azaltmak. s. 1. derin. 2. anla şılmaz. 3. şiddetli, ağır. 4. koyu (renk). 5. kalın, boğuk, pes (ses). z.ış into . 1. derinlerine kadar; derinliklerine kadar: It sank deep borca batm derin dü şünceye dalmış. derin deniz. vahim bir durum. f. 1. derinle şmek; derinleştirmek. 2. artırmak. 3. (rengi) koyulaştırmak. i. 1. dipfriz. 2. dondurup saklama. f. (deep.froze, deep.fro.zen) dondurup saklamak. f. bol yağda kızartmak. s. 1. kökleri derinlere inen (a ğaç/çalı). 2. köklü, kökleşmiş (âdet/inanç). s. 1. derin, derinden gelen; derinde olan. 2. köklü, kökle şmiş. i. (çoğ. deer) geyik; karaca. k ıs. defective, defendant, defense, deferred, defined, definite, definition. f. (bir şeyin yüzeyine) zarar vermek. i. karalama, kara çalma, lekeleme. f. karalamak, kara çalmak, lekelemek. i. 1. (bir yükümlülü ğü) yerine getirmeme. 2. bilg. varsayım. f. (bir ü) yerine u getirmemek: They defaulted yükümlülü ğratmak. i. bozgun, yenilgi. on their loan. Borçlarını f. yenmek,ğbozguna f. büyük aptesini yapmak, d ışkılamak. i. kusur, noksan, eksiklik. s. 1. kusurlu, sakat, eksik, noksan. 2. dilb. baz ı çekim şekilleri olmayan. i. karşı tarafa kaçan kimse. i., İng., bak. defense. f. 1. savunmak. 2. from -den korumak. i., huk. davalı. i. savunucu, savunan; koruyucu. i. 1. savunma, korunma. 2. spor savunma, defans. s. savunmas ız, korunmasız. s. 1. savunmayla ilgili. 2. (hedef al ındığını zannederek) savunmaya geçen. 3. koruyucu. 4. spor defansif.

defensive alliance defer deference deferential deferment deferred defiance defiant deficiency deficient deficit defile define definite definite article definitely definition definitive deflate deflation deflect

savunma anla şması. f. (--red, --ring) 1. sonraya b ırakmak, ertelemek. 2. to -e boyun eğmek. i. riayet, (sayg ıdan kaynaklanan) itaat. s. riayetkâr; sayg ı ve itaat gösteren. i. erteleme. s. ertelenmiş. i. 1. meydan okuma. 2. kar şı koyma. s. 1. meydan okuyan. 2. kar şı koyan. i. eksiklik, noksanlık; yetersizlik. s. eksik, noksan; yetersiz. i. (bütçe, hesap v.b.´nde) aç ık; zarar. f. kirletmek, pisletmek, lekelemek, bozmak. f. 1. tanımlamak, tarif etmek. 2. belirlemek, sınırlamak, tayin etmek. s. 1. kesin. 2. belirli, belli. dilb. belirli tan ımlık: the. z. kesinlikle. i. 1. tanım, tarif. 2. tanımlama. s. kesin, son, tam. f. 1. havas ını/gazını boşaltmak, söndürmek; sönmek. 2. gururunu k ırmak. 3. ekon. para arzı ını/gaz ın nı ı azaltmak. boşaltma, söndürme; sönme. 2. gururunu k ırma. 3. i. 1. havas

ekon. deflasyon. f. yönünü de ğiştirmek; başka yöne çevirmek; yönü değişmek. deflect s.o. from his/her purpose birini amac ından çevirmek. yönünü de ğiştirip -e çevirmek. deflect s.t. into f. biçimini bozmak, biçimsizle ştirmek. deform i. 1. biçimsizlik. 2. t ıb. biçim bozukluğu, bozunum. deformity defraud defray defrost deft defunct defy degenerate degenerate degradation degrade degrading degree dehumidifier dehumidify dehydrate dehydrated deify deign deity dejected dejection delay f. doland ırmak, elinden almak. f. ödemek; (giderleri) kar şılamak. f. buzlarını çözmek/eritmek; buzları çözülmek/erimek. s. becerikli, usta, marifetli. s. 1. ölü. 2. feshedilmi ş. f. meydan okumak, kar şı gelmek, karşı koymak. s. yoz, yozla şmış, soysuz, dejenere. f. yozlaşmak, soysuzlaşmak, bozulmak, dejenere olmak. i. 1. aşağılık bir durum; itibarsızlık. 2. aşağılaşma. 3. rütbeyi indirme. f. 1. alçak bir duruma dü şürmek. 2. rütbesini indirmek. s. alçaltıcı, onur kırıcı. i. 1. fiz., geom. derece. 2. derece, basamak, a şama, rütbe, mertebe. 3. diploma. i. nem gideren alet. f. nemini gidermek. f. 1. suyunu almak, kurutmak. 2. su kaybetmek. s. susuz, kurumu ş. f. tanrılaştırmak. f. tenezzül etmek. i. 1. tanrı, ilah. 2. tanrısal varlık. s. keyifsiz, morali bozuk; hüzünlü. i. keyifsizlik, moral bozuklu ğu; hüzün. f. 1. ertelemek, sonraya b ırakmak. 2. geciktirmek. 3. oyalanmak. i. gecikme, geç kalma.

delegate delegation delete deletion deliberate deliberate deliberately deliberation delicacy delicate delicately delicatessen delicious delight delightful delimit delineate delinquency delinquent delirious delirium deliver deliver the goods deliverance deliverer delivery delivery note delivery order delivery receipt delivery time deliveryman dell delta delude deluge delusion delusive deluxe delve demagogue demagogy demand demand deposit demean demeanor demeanour demented

i. (del´ıgît, del´ıgeyt) delege, temsilci; elçi; vekil. f. (del´ıgeyt) 1. havale etmek, devretmek. görevlendirmek. i. 1. delegasyon. 2. 2. yetki verme. f. silmek, ç ıkarmak. i. 1. silme, ç ıkarma. 2. yazıdan çıkarılan parça. s. 1. kas ıtlı, maksatlı, önceden tasarlanmış. 2. temkinli, ölçülü, dikkatli. f. 1. düşünüp taşınmak, ölçünmek, tartmak. 2. görüşmek, müzakere etmek. z. kasten, mahsus, bile bile. i. 1. üzerinde dü şünme, düşünüp taşınma. 2. görüşme, müzakere. i. 1. incelik, kibarlık. 2. lezzetli şey. s. 1. kolaylıkla kırılabilen, kırılgan, nazik. 2. hassas (alet). 3. hassas ı), narin. hafif (koku/tat). 6. hafif, (konu); nazik (durum). 4. ince (yapbüyük z. 1. incelikle. 2. dikkatle, ihtiyatla, bir5. özenle. i. şarküteri, mezeci. s. lezzetli, leziz, nefis. f. 1. sevindirmek; sevinmek. 2. in -den zevk almak. i. 1. sevinç, zevk, keyif, 2. sevinç , güzel; zevkli. veren şey. s. hoşhaz. f. sınırlandırmak, tahdit etmek. f. 1. şeklini çizmek. 2. betimlemek. i. 1. (çocuklarda) suç i şleme. 2. borçların ödenmemesi. s. 1. suçlu, suç işleyen (çocuk). 2. ödenmemiş (hesap, vergi, borç v.b.). 3. ınııklayan. ödememi şı .lg i.ına çocuk suçlu. borçlar 2. ç dönmü ş. s. 1. say i. 1. sayıklama. 2. çılgınlık. f. 1. teslim etmek, b ırakmak, vermek: They will deliver the furniture tomorrow morning. şeyi Mobilyay yapmak.ı yarın sabah teslim edecekler. 2. (gazete, k. dili istenilen i. 1. kurtarma; kurtulu ş. 2. hüküm. i. 1. kurtar ıcı. 2. teslim eden kimse. 3. dağıtıcı. i. 1. teslim; da ğıtım. 2. doğurma; doğum. 3. konuşma tarzı. 4. beysbol servis. topa vuru ş,beyan ı. tic. teslim tic. teslim emri. tic. teslim makbuzu. tic. siparişlerin teslim süresi. çoğ. de.liv.er.y.men (dîlîv´ırimen) i. satılan malı eve teslim eden kimse. i. küçük vadi, korulu vadi. i. delta, çatala ğız. f. aldatmak, yan ıltmak. i. 1. sel, tufan. 2. şiddetli yağmur. i. 1. aldanma, yan ılma. 2. ruhb. sabuklama. s. aldatıcı, yanıltıcı. s. lüks, ihtişamlı. f. into -i ara ştırmak. i. demagog, halkavc ısı. i. demagoji, halkavc ılığı. i. 1. istem, istek; talep. 2. tic., ekon. talep, ra ğbet. 3. huk. talep, hak iddia etme. f. 1. talep etmek, istemek. 2. gerektirmek. 3. huk. mahkemeye vadesiz mevduat. f. alçaltmak, küçültmek. i. davran ış, tavır. i., İng., bak. demeanor. s. deli, kaç ık, çılgın.

demerit demidemijohn demilitarise demilitarize demilitarized zone demise demobilisation demobilise demobilization demobilize democracy democrat democratic democratically demolish demolition demon demonstrate demonstration demonstrative demonstrative adjective demonstrative pronoun demonstrative pronoun demonstrator demoralise demoralize demote demotion demur demure den denatured alcohol denial denigrate denim denims Denmark denomination denominator denote denounce dense density dent dental dental floss

i. (okulda) ihtar, tembih. önek yarım, yarı. i. damacana. f., İng., bak. demilitarize. f. askerden ar ındırmak. askerden ar ındırılmış bölge. i. ölüm, vefat. i., İng., bak. demobilization. f., İng., bak. demobilize. i. seferberliğin bitmesi; terhis. f. terhis etmek. i. demokrasi, elerki. i. demokrat. s. demokratik, halkç ı. z. demokratik olarak. f. yıkmak. i. yıkma; yıkılma. i. 1. cin, kötü ruh, şeytan, iblis. 2. kötü kimse, iblis. 3. enerjik kimse. f. 1. kanıtlamak, ispat etmek: He has demonstrated his loyalty to the firm. Ş olan bağispat. lılığını2. kan ıtladı. 3. 2. tan göstererek tanıtmak: demonstrate a ıtlama, gösteri. ıtım gösterisi. i.irkete 1. kan s. 1. kan ıtlayan, gösteren. 2. duygularını açığa vuran. dilb. işaret sıfatı. dilb. işaret zamiri. işaret zamiri. i. 1. göstererek tan ıtan kimse. 2. uygulama öğretmeni. 3. gösterici. f., İng., bak. demoralize. f. cesaretini k ırmak, moralini bozmak, yıldırmak. f. aşağı dereceye indirmek, rütbesini indirmek. i. indirme. f. (--red, --ring) kabul etmemek, itiraz etmek. i. s. 1. çekingen. 2. a ğırbaşlı, ciddi. i. 1. in, ma ğara. 2. k. dili tekke, yatak. 3. k. dili dinlenme odası, sığınak. mavi ispirto, kar ışık ispirto. i. 1. inkâr, yads ıma. 2. yalanlama. 3. ret. f. iftira etmek, leke sürmek, karalamak, kara çalmak, çamur atmak. i. kot (kuma ş). i., çoğ. kot pantolon, cin; blucin. i. Danimarka. i. 1. ad, isim. 2. mezhep. 3. adland ırma. 4. değer/ölçü birimi. i. payda. f. göstermek, belirtmek. f. 1. (insan, fikir, davran ış v.b.´nin) kötü/zararlı taraflarını açığa vurmak. 2. şman ın) kald ırılaca ğın3. ı duyurmak. ihbar etmek. 3. (anla ğun, kesif. 2. s ık (orman, saç v.b.). anlaşılması güç, ağır (yazı). s. 1. yo ı n kafal ı , mankafa. 5. foto. koyu (negatif). 4. kal i. 1. yoğunluk, kesafet. 2. (orman, saç v.b. için) sıklık. 3. (yazıda) ağırlık. 4.ufak foto.çukur; koyuluk. i. çentik, çöküntü, girinti. f. çentmek; çökertmek. s. 1. dişlerle ilgili. 2. dişçilikle ilgili. 3. dilb. dişsel. i. dişsel ünsüz. diş ipliği.

dental surgery dentist dentistry dentures denude denunciation deny deodorant deodorise deodorize depart department department store departure departure gate departure lounge departure terminal depend depend from Depend upon it. dependable dependence dependency depict depilate depilation depilatory deplete deplorable deplorably deplore deploy deployment deport deport o.s. deportation deportment depose deposit deposit account deposition depositor depository depot deprave depraved depravity

diş cerrahisi. i. diş hekimi, diş tabibi, dişçi. i. diş hekimliği, dişçilik. i. takma diş. f. soymak; ç ıplaklaştırmak, çıplak bırakmak. i. 1. (insan, fikir, davran ış v.b.´nin) kötü/zararlı taraflarını açığa vurma. 2. şman ın) ıkald ırı2. laca ğını duyurma. ihbar. 3. (anla mak. yalanlamak. 3. reddetmek. 4. -den yoksun f. 1. inkâr etmek, yads

esirgemek, vermemek. bırakmak, s., i. deodoran, koku giderici. f., İng., bak. deodorize.
f. kokusunu gidermek. f. 1. ayrılmak, gitmek. 2. hareket etmek, kalkmak: At what time does the 3.kol. ölmek, vefat ıetmek. 4. from bus depart? Otobüs saat sım, şkalk ube,ıyor? daire, 2. bakanl k, vekâlet. i. 1. departman, bölüm, k ıkaçta büyük ma ğaza, bonmarşe. i. 1. gidiş, ayrılış, terk. 2. hareket etme, kalkış. 3. değişiklik, yenilik. 4. 5. vazgeçme. sapma, ayr ısı ılma. . çıkış kap çıkış salonu. çıkış terminali. f. on/upon 1. -e güvenmek. 2. -e ba ğlı olmak: The number of people who will come depends on how many tickets we can sell. Geleceklerin say ısı -den sarkmak. Emin olunuz. s. güvenilir. i. 1. güven, güvenme. 2. ba ğlılık. 3. bağımlılık. i. 1. bağımlılık. 2. sömürge. 3. ek bina. f. 1. resmetmek, resmini çizmek. 2. betimlemek, anlatmak. f. tüyleri gidermek/dökmek. i. depilasyon, depilaj, tüyleri giderme/dökme; epilasyon. i. depilatuar, depilatif, tüy dökücü krem. s. depilatif, tüy giderici/dökücü. f. tüketmek, bitirmek. s. acınacak durumda, içler acısı. z. acınacak biçimde. f. 1. -e çok üzülmek, -den ac ı duymak. 2. -e yerinmek, -e yazıklanmak. f. 1. plana göre yerle ştirmek. 2. ask. yayılmak. i. 1. plana göre yerle ştirme. 2. ask. yayılma f. sınırdışı etmek. davranmak, hareket etmek. i. sınırdışı etme. i. davran ış, tavır. f. 1. tahttan indirmek. 2. görevden almak, azletmek. 3. yeminli ifade vermek. i. 1. emanet. 2. depozit, depozito; kaparo, pey akçesi: The salesman asked for hesab a thirty ı.million lira deposit. Sat ıcı otuz milyon lira depozit istedi. mevduat i. 1. tahttan indirme. 2. görevden alma. 3. yeminle yaz ılı ifade. 4. depozit olarak verme. 5.ıran (tortu) b ırakma. kimse. i. mudi, para yat i. depo, ardiye. i. 1. depo, ardiye. 2. istasyon; durak. 3. ask. depo. f. baştan çıkarmak, ahlakını bozmak. s. ahlak ı bozuk, baştan çıkmış. i. 1. ahlak bozuklu ğu. 2. doğru yoldan ayrılma.

deprecate depreciate depreciation depress depressed depression deprive dept depth depth of winter deputation deputise deputize deputy derail derailment derange deranged derangement derelict deride derision derisive derisory derivation derivative derive dermatitis dermatologist dermatology derogatory dervish descend descendant descendent descent describe description descriptive desecrate desecration desegregate desegregation desensitise desensitize desert desert

f. onaylamamak, protesto etmek. f. 1. fiyatını kırmak, değerini düşürmek. 2. ucuzlatmak; amortize etmek. i. 1. değerini düşürme; değeri düşme. 2. aşınma payı, amortisman. f. 1. -i bastırmak, -e basmak. 2. üzmek, canını sıkmak, moralini bozmak. zayı2. flatmak. ğerini/miktar ını azaltmak. 3. 1. kuvvetten dü şürmek, düde şürülmü ş. 3. durgun s. morali bozuk, keyifsiz. de ğeri 4. (piyasa/ekonomi). i. 1. moral bozuklu ğu, keyifsizlik. 2. piyasada durgunluk, ekonomik kriz. 3. alanı. -den etmek: This work ruhb. depresyon, çöküntü. 4. alçak bas ınç etmek, ırakmak, -den mahrum f. of -den yoksun b ş bizi sa ğ l ığı mızdan edecek. will us of our health. Bu i ıs. deprive department. k i. 1. derinlik. 2. derin yer. k ış ortası, karakış. i. 1. temsilciler heyeti, delegasyon. 2. temsilci atama. f., İng., bak. deputize. f. 1. vekil olarak atamak. 2. for (bir kimsenin) yerini doldurmak. i. 1. vekil; yard ımcı, muavin. 2. polis. 3. milletvekili. f. (treni) raydan ç ıkarmak; (tren) raydan çıkmak. i. (treni) raydan ç ıkarma; (tren) raydan çıkma. f. 1. düzenini bozmak, altüst etmek, kar ıştırmak. 2. delirtmek. s. deli. i. 1. düzensizlik, kar ışıklık. 2. delilik. s. 1. terkedilmiş, sahipsiz. 2. kayıtsız, ilgisiz, ihmalkâr. f. alay etmek, alaya almak. i. alay, istihza. s. alaylı, alaycı. s. 1. alaylı, alaycı. 2. gülünç, kepaze, devede kulak gibi. i. 1. türetme. 2. köken, kaynak. i. türev. f. from 1. -den sa ğlamak, -den elde etmek, -den almak: He derives his income from his Gelirini yat ırımlarından sağlıyor. He derives yang ısinvestments. ı. i., tıb. deri i. dermatolog, deri hastal ıkları uzmanı, cildiyeci. i. dermatoloji, cildiye. s. küçültücü, küçük dü şürücü, aşağılayıcı. i. derviş. f. 1. inmek; (ku ş, uçak v.b.) alçalmak; (karanlık, sis v.b.) çökmek. 2. from in soyundan gelmek. 3. on/upon inip -e sald ırmak; -e sökün etmek, i. torun; of (birinin) soyundan gelen kimse. i., bak. descendant. i. 1. iniş; alçalma; çökme. 2. on/upon inip -e saldırma; -e sökün etme; ın. ı3. soy. betimlemek, tarif etmek. 2. anlatmak. bask mlamak, f. 1. tan i. 1. tanımlama, betimleme, tarif. 2. cins, çeşit, tür. 3. eşkâl: The police were obtain a description of the thief. Polis h ırsızın eşkâlini ımlayıcıto , betimsel. s. tanunable f. (kutsal bir şeye) saygısızlık etmek. i. (kutsal bir şeye karşı) saygısızlık. f. ırk ayrımını kaldırmak. i. ırk ayrımının kaldırılması. f., İng., bak. desensitize. f. uyuşturmak. i. hak edilen şey, layık olunan şey. He got his deserts. Hak ettiğini buldu. i. çöl, sahra. s. 1. çorak, çöllük. 2. bo ş, ıssız.

desert deserter desertion deserve deservedly deserving deserving of praise design designate designation designer desirable desire desirous desist desk desktop desktop computer desktop publishing desolate desolate desolation despair despairingly desperate desperately desperation despicable despicably despise despite despondent despot despotic despotical despotism dessert dessert spoon destination destined destiny destitute destitution destroy destroyer destruction destructive

f. 1. terketmek, b ırakmak. 2. ask. askerlikten kaçmak. 3. kaçmak, firar etmek. i. asker kaça ğı. i. 1. terketme, terk. 2. askerlikten kaçma, firar. f. hak etmek, layık olmak. z. haklı olarak; hak ettiği gibi. s. of -i hak eden, -e layık. övülmeye layık. i. 1. tasar ım, dizayn, tasar çizim. 2. tasarlama. 3. plan, proje. 4. desen. 5. ımını isimlendirmek. yapmak: Selda3. amaç, maksat, hedef. 6. entrika, komplo. f. adland 1. tasar belirtmek. 2. ırmak, f. 1. göstermek, işaret etmek,

ırmak, -e ayıs rmak, (to/for) -e atamak, -e tayin tayin etmek. 4. for 2. için ayisim, ıfat. -e tahsis i. 1. atama, tayin; atanma, edilme. ad, unvan, i. 1. tasar ımcı. 2. desinatör. 3. modelist, stilist.
s. arzu edilen, istek uyand ıran, çekici, cazip. i. 1. arzu, istek. 2. rica, dilek. 3. şehvet. f. 1. arzu etmek, arzulamak, istemek. rica etmek. s. istekli, 2. arzu eden. f. from -den vazgeçmek, -i b ırakmak. i. 1. yazı masası. 2. sıra. 3. kürsü. 4. daire, şube, masa. From her desk the teacher could see the desks of all her students. Ö ğretmen i. masaüstü. masaüstü bilgisayar. masaüstü yayımcılık. s. 1. terkedilmiş, metruk; ıssız, tenha, boş. 2. harap, perişan. 3. kimsesiz, ız. etmek, perişan etmek. yaln f. harap i. 1. haraplık, perişanlık. 2. kimsesizlik, yalnızlık. 3. keder. i. umutsuzluk, ümitsizlik. f. of -den umutsuz olmak, -den ümitsiz olmak. z. umutsuzca, ümitsizce. s. 1. umutsuz, ümitsiz. 2. her şeyi göze alabilen; gözü dönmüş. z. umutsuzca, ümitsizce. i. umutsuzluk, ümitsizlik. s. alçak, a şağılık, rezil. z. alçakça. f. küçümsemek, hor görmek, adam yerine koymamak. i. nefret, kin, garaz. edat -e kar şın, -e rağmen: He was generous despite ğuna karşın eli açıktı. his poverty. Yoksullu s. umutsuz, ümitsiz, meyus. i. despot, tiran. s. despotik, despotça. s., bak. despotic. i. despotluk, despotizm. i. (yemeğin sonunda yenen) tatlı, yemiş, soğukluk. tatlı kaşığı. i. 1. gidilecek yer. 2. var ış yeri. 3. hedef. s. i. talih, k ısmet, kader, alınyazısı, yazgı. s. 1. yoksul, muhtaç, fakir. 2. of -den yoksun. i. yoksulluk, fakirlik. f. yıkmak, harap etmek, yok etmek, ortadan kaldırmak; öldürmek. i. 1. yok edici şey/kimse. 2. destroyer, muhrip. i. 1. yıkma, yok etme; yıkılma, yok olma. 2. yıkım. s. yıkıcı, zararlı.

desultory detach detachable detached detachment detail detailed detain detect detection detective detective story detector detention deter detergent deteriorate deterioration determinant determination determinative determine determined deterrence deterrent detest detestable dethrone detonate detour detract detriment detrimental deuce devaluation devalue devastate devastation develop developing developing country development developments deviate deviation device devil

s. 1. gelişigüzel, rasgele. 2. rabıtasız, bağlantısız. 3. amaçsız, gayesiz. f. ayırmak, çıkarmak, sökmek. s. ayrılabilir, çıkarılabilir, yerinden sökülebilir. s. 1. tarafs ız, yansız, objektif. 2. müstakil (ev). i. 1. ayırma, çıkarma, sökme. 2. ask. müfreze, müfrez birlik. 3. tarafs ızlık, ızlıık, objektiflik. yans ntı , detay. 2. ayrıntılar, detaylar, tafsilat, teferruat. 3. ask. özel bir i. 1. ayr ş için seçilmi ş grup, i ı nt ı l ı , detayl ı. müfreze. s. ayr f. 1. alıkoymak. 2. geciktirmek. 3. gözaltına almak. f. 1. sezmek, farketmek. 2. bulmak, ke şfetmek. i. bulma, ke şif. i. dedektif, hafiye. polisiye roman. i. dedektör, detektör, bulucu: mine detector may ın dedektörü/detektörü. i. 1. alıkoyma. 2. gecikme. 3. gözaltına alma. f. (--red, --ring) from -den vazgeçirmek, -den cayd ırmak. i. deterjan. f. kötüle şmek, kötüye gitmek, fenalaşmak, bozulmak. i. kötüleşme, kötüye gitme, fenalaşma, bozulma. s. belirleyici, tayin eden. i. belirleyici etken. i. 1. azim, kararlılık. 2. belirleme, tayin; tespit, saptama. s. belirleyici, tayin eden. i. belirleyici şey. f. 1. belirlemek, tayin etmek; tespit etmek, saptamak: We have not yet determined the ıprice of that book. O kitab ın fiyatını henüz saptamadık. . s. azimli, kararl i. 1. cayd ırma. 2. caydırıcılık. s. caydırıcı. i. caydırıcı şey. f. nefret etmek, iğrenmek, tiksinmek. s. nefret uyand ıran, iğrenç, tiksindirici. f. tahttan indirmek. f. patlamak, infilak etmek; patlatmak, infilak ettirmek. i. varyant (yol). f. varyanttan gitmek. f. from -i azaltmak, -e gölge dü şürmek. i. zarar, ziyan. s. zarar veren, zararlı, muzır. i. 1. isk. ikili. 2. (zarda) dü. 3. tenis beraberlik, berabere kalma. i., ekon. devalüasyon, de ğer düşürümü. f., ekon. devalüe etmek, de ğerini düşürmek. f. 1. harap etmek, mahvetmek, viraneye çevirmek. 2. peri şan etmek. i. 1. harap etme, mahvetme; harap olma, mahvolma. 2. peri şan olma. 3. ım, zarar. y ştirmek; gelişmek: He is working hard to develop his Italian. f.ık 1. geli

İtalyancas ını geli ştirmek için çok çalışıyor. develop an idea bir fikri olan. s. gelişmekte gelişmekte olan ülke.
i. 1. geliştirme; gelişme, gelişim. 2. genişletme; genişleme. 3. (âdet) edinme. i. olaylar.4. (f ırtına, basınç alanı v.b.) oluşma, oluşum. 5. kalkınma, f. sapmak, ayr ılmak. i. sapma, ayr ılma. i. 1. alet; ayg ıt. 2. plan, yol, yöntem. 3. hile, oyun. 4. arma, ongun. i. şeytan, iblis.

devil´s advocate devilish devil-may-care devilment devious devise devoid devolve devote devoted devotee devotion devotional devotions devour devout dew dewdrop dewy dexterity dexterous dextrous diabetes diabetic diabolic diabolical diagnose diagnosis diagonal diagram dial dial direct to dial tone dialect dialectics dialing tone dialog dialogue dialysis diameter diametrically diametrically opposite diamond diamond cutter diamond jubilee diaper diaphragm

tartışma olsun diye zayıf tarafı savunan kimse. s. şeytanca, şeytan gibi. s. kimseye ald ırmayan, pervasız. i. muzırlık, yaramazlık. s. 1. dola şık, dolambaçlı. 2. sinsi, hilekâr. 3. hileli. f. tasarlamak, planlamak, düzenlemek, tertiplemek. s. of -den yoksun, -den mahrum. f. on -e geçmek, -e kalmak, -e devrolmak. f. to -e adamak, -e vakfetmek; -e ay ırmak, -e hasretmek: He has devoted ın himself serving poor. Kendini yoksullar -e içten ba ğlı. 2. -e düşkün; -i hizmetine seven. adadı. He s. (to) 1.to -e sad ık, the i. 1. düşkün, meraklı, tutkun. 2. dinine çok bağlı olan kimse, zahit. i. 1. sadakat, içten ba ğlılık. 2. adama, vakfetme; hasretme. s. ibadete özgü, ibadetle ilgili. i. k ısa bir ibadet. i. ibadet. f. 1. (yeme ği) silip süpürmek, bir çırpıda yiyip bitirmek; (avı) parçalayıp yutmak. 2. bir solukta okumak. 3. (bir (birini) yiyip bitirmek. 4. s. 1. dindar, dini bütün, mütedeyyin. 2.duygu) samimi, içten, yürekten. i. çiy, şebnem. i. çiy damlas ı. s. üzerine çiy dü şmüş, çiyle kaplı. i. el çabuklu ğu, beceri, ustalık. s. eli çabuk, eli uz, usta. s., bak. dexterous. i., tıb. şeker hastalığı, diyabet. s., tıb. diyabetik. i., tıb. şeker hastası. s. şeytani, şeytanca. s., bak. diabolic. f. teşhis etmek, tanılamak. i. teşhis, tanı. s. köşegenel. i. köşegen, diyagonal. i. 1. diyagram, grafik. 2. plan, şema. f. diyagram ile göstermek; ını çizmek. diyagram i. 1. kadran. 2. (saatte) mine, kadran. f. (--ed/--led, --ing/--ling) (telefon ını) çevirmek. numaras -i direkt aramak. (telefonda) çevir sesi. i. diyalekt, lehçe, a ğız. i. eytişim, diyalektik. İng. (telefonda) çevir sesi. i. diyalog. i., İng., bak. dialog. çoğ. di.al.y.ses (dayäl´ısiz) i., tıb. diyaliz. i. çap, kutur. z. 1. çap boyunca. 2. tamamen. taban tabana zıt. i. 1. elmas. 2. baklava biçimi. 3. isk. karo. 4. beysbol iç alan; oyun alan ı. elmastıraş. altm ışıncı veya yetmiş beşinci yıldönümü. i. çocuk bezi. f. çocuk bezini sarmak/de ğiştirmek. i. 1. anat. diyafram kas ı, diyafram. 2. zar, böleç. 3. diyafram.

diarrhea diary dice dicebox dicker dictate dictation dictator dictatorial dictatorship diction dictionary dictum did Did she hurt herself? Did you ever? Did your ears burn? didactic didn`t die die die away die down die of boredom die off die out diehard diet dietician dietitian differ difference difference of opinion different differential differentiate differently difficult difficulty diffidence diffident diffraction diffuse diffuse diffusion dig dig down

i. ishal, sürgün. i. 1. günce, günlük. 2. hat ıra defteri. i., çoğ. oyun zarları. f. 1. küp şeklinde doğramak. 2. zar atmak. i. zar atma kab ı. f. (with) (ile) pazarlık etmek. f. 1. dikte etmek, yazd ırmak. 2. emretmek. 3. zorla kabul ettirmek. 4. gerektirmek. 5. belirlemek. i. 1. dikte. 2. emir. i. diktatör. s. diktatörce, amirane. i. diktatörlük. i. 1. diksiyon, söyleyim. 2. sözcük seçimi, sözcükleri kullanma şekli. i. sözlük, lügat. çoğ. dic.ta (dîk´tı)/--s (dîk´tımz) i. 1. otoriter hüküm/söz. 2. özdeyiş, atasözü. 3. huk. mütalaa. f., bak. do. Bir yerini mi incitti? k. dili Allah Allah! Kulaklarınız çınladı mı? s. didaktik. k ıs. did not. f. (--d, dy.ing) 1. ölmek, vefat etmek. 2. (makine) birdenbire durmak, stop ş) sönmek. canoyun atmak, etmek. p, (ate matris. 2. (çoğ. 4. dice) zarçok ı. istemek: Altan is dying to i. 1. kalı3. (gürültü) yava ş yavaş kesilmek, (ses) azalmak. (rüzgâr/f ırtına/yağmur) hafiflemek; (ateş/yangın) sönmeye yüz tutmak; (alev) azalmak. dan patlamak. sıkıntı birer birer ölmek. yok olmak, ortadan kalkmak. i. inatla tutuculu ğunu sürdüren kimse. i. 1. diyet, rejim, perhiz. 2. beslenme biçimi. 3. yiyecek. f. perhiz yapmak, rejim yapmak. i., bak. dietitian. i. diyet uzman ı, diyetisyen. f. 1. from -den ba şka olmak, -e benzememek, -den farklı olmak, -den ılmak. 2.fark. with 2. ileanla aynş ı mazl fikirde ayr ık.olmamak. i. 1. ayrılık, fikir ayrılığı. s. 1. (from) farklı, başka, ayrı. 2. çeşitli, değişik. i. diferansiyel. f. 1. ayırmak, ayırt etmek. 2. farklılaşmak, farklı olmak. z. başka şekilde, başka türlü. s. 1. güç, zor. 2. geçimsiz. i. 1. güçlük, zorluk. 2. s ıkıntı, problem. make difficulties zorluk çıkarmak. i. çekinme, utangaçlık, çekingenlik. s. çekingen, utangaç, s ıkılgan. i., fiz. k ırınım, difraksiyon. s. 1. fiz. da ğınık, yayınık, difüzyona uğramış. 2. zaman zaman konu dışına meseleyi uzun uzad ıya anlatan. ç yay ılmak, dağılmak. f.ıkarak yaymak, da ğıtmak; i., fiz. yayınma, yayınım, difüzyon. f. (dug, --ging) 1. kazmak, bellemek. 2. kaz ı yapmak. 3. dürtmek. 4. argo enmek, hoşlanmak. 5.sökülmek, argo -den kendi anlamak. i. 1. be ını(arkeolojik) ödemek. kazı. 2. k. ğ dili elini cebine atmak, paras

dig in dig one´s heels in dig out dig up digest digest digestion digestive digestive troubles digit digital digital computer digital computer dignified dignify dignitary dignity digress digression dike dilapidate dilapidated dilapidation dilate dilatory dilemma dilettante diligence diligent diligently dill dillydally dilute diluted dim dime dimension diminish diminishing returns diminutive dimmer dimple dimwit din dine dine out diner

1. ask. siper kazmak, avc ı çukuru kazmak. 2. (bir şeyi) kürekle toprağa ıştırmak. 3. k. dili yemek yemeye ba şlamak, yumulmak: Dig in! Haydi kar k. dili inat edip hiç yapmamaya karar vermek. 1. arayıp çıkarmak. 2. (gömülmüş birini/bir şeyi) kürekleyerek çıkarmak. kazıp çıkarmak. i. 1. özet. 2. derleme. f. 1. sindirmek, hazmetmek; sindirilmek. 2. özümlemek, özümsemek: I´ve read the poem, but I haven´t yet digested it. Şiiri okudum fakat henüz i. sindirim, hazım. s. 1. sindirime ait, sindirim. 2. sindirimi kolayla ştıran. i. sindirimi ştıbozuklu ran ilaç.ğu, hazımsızlık. kolayla sindirim i. 1. parmak. 2. s ıfırdan dokuza kadar tamsayıların her biri, rakam. s. dijital, sayısal. dijital bilgisayar. dijital bilgisayar. s. ağırbaşlı. f. 1. onurland ırmak, şeref vermek. 2. büyütmek, yüceltmek. i. rütbe/mevki sahibi, kodaman. i. 1. itibar, sayg ınlık. 2. vakar, asalet. f. konu d ışına çıkmak, konudan ayrılmak. i. 1. konudan ayr ılma. 2. konu dışı söz, arasöz. i. 1. hendek, suyolu, ark, kanal. 2. set, bent. 3. argo lezbiyen, sevici. f. harap etmek, tahrip etmek; harap olmak. s. harap, köhne, yıkık dökük, yıkkın, viran. i. harap olma. f. genişletmek, büyütmek; genişlemek, büyümek. s. 1. işi ağırdan alan, geciktiren. 2. ağır, yavaş. i. 1. man. ikilem, dilemma. 2. güç durum, ç ıkmaz, açmaz. i. hevesli, heveskâr, amatör. i. özenle ve sebat ederek çal ışma. s. özenle ve sebat ederek çal ışan (kimse); özenle ve sebat edilerek ılan (iş ). sebat ederek. yap z. özenle ve i., bot. dereotu, yabant ırak, Anethum graveolens. f., k. dili oyalanmak; karars ızlık yüzünden vakit kaybetmek; ıvır zıvırla vakit kaybetmek. ırmak, su katmak; hafifletmek. f. suland s. suland ırılmış, su katılmış. s. (--mer, --mest) 1. lo ş, donuk, sönük. 2. belirsiz. 3. bulanık. f. (--med, -ming) 1. ( ışığı) azaltmak; (ışık) azalmak. 2. söndürmek, azaltmak; i. on sent. i. 1. boyut. 2. ço ğ. ebat, boyutlar. f. azaltmak, eksiltmek, küçültmek; azalmak, eksilmek. ekon. azalan verim. s. küçücük, ufac ık, minicik. i., dilb. 1. küçültme. 2. küçültme eki. i., elek. dimmer, azalt ıcı. i. gamze. i., k. dili aptal, budala, al ık. i. gürültü, patırtı. f. 1. günün esas yeme ğini yemek. 2. akşam yemeği yemek. 3. ziyafet ğe davet etmek, yemek vermek. yemeyemek. yemek dining car vagonvermek. restoran. dining hall yemek dışarıda 4. ı . salonu. dining room yemek odas i. 1. yemek yiyen kimse. 2. vagon restoran. 3. vagon restorana benzer lokanta.

dingy dinner dinner jacket dinner party dinner service/set dinner table dinnertime dinnerware dinosaur dint dip dip into a book diphtheria diphthong diploma diplomacy diplomat diplomatic diplomatic corps diplomatic immunity diplomatic relations diplomatic service diplomatically dipper dipstick dire direct direct direct call direct current direct current direct dialing direct object direct object direct tax direction directions directive directly director directory dirge dirt dirt cheap dirt cheap dirt poor dirt road

s. 1. rengi atm ış, kirli. 2. karanlık, sönük. i. 1. günün esas yeme ği. 2. akşam yemeği. 3. ziyafet. smokin. yemekli davet. sofra tak ımı, yemek takımı. sofra. i. yemek vakti. i. yemek tak ımı. i. dinozor. i. f. (--ped, --ping) 1. bat ırmak, daldırmak, banmak; batmak, dalmak. 2. şağı ya do ğru meyletmek. i. 1. dalma, batma. 2. ani iniş, çukur. a ı gözden geçirmek. bir kitab i., tıb. difteri, kuşpalazı. i. ikili ünlü, diftong. i. diploma. i. 1. diplomasi. 2. ba şkalarıyla ilişkide ustalık. i. 1. diplomat. 2. ilişkilerinde ustalık gösteren kimse, diplomat. s. 1. diplomatik. 2. ba şkalarıyla ilişkide usta. kordiplomatik. diplomatik dokunulmazlık. diplomatik ilişkiler. dışişleri memurluğu, hariciyecilik. z. diplomatça, diplomatik bir şekilde. i. kepçe. i., oto. ya ğ çubuğu. s. 1. korkunç, deh şetli, müthiş. 2. acil. s. 1. direkt, do ğrudan, dolaysız. 2. açık, kesin. 3. toksözlü. z. doğrudan ğruya, doğruca, direkt. do f. 1. yönetmek, idare etmek. 2. yöneltmek, çevirmek, do ğrultmak: The astronomer directed telescope toward the Milky Way. Astronom şma. otomatik/direkt konuhis elek. do ğru akım. doğru akım. direkt arama. dilb. nesne, dolays ız tümleç, düz tümleç. dilb. nesne. dolaysız vergi. i. 1. yön, istikamet, taraf. 2. yönetim, idare. i. 1. talimat. 2. kullanma talimat ı. i. direktif, yönerge, talimat. z. 1. doğrudan, doğrudan doğruya. 2. hemen. i. 1. yönetici, müdür, direktör. 2. yönetmen, rejisör. i. 1. rehber. 2. bilg. rehber, dizin. i. ağıt, mersiye. i. kir, pislik; çamur; toz. k. dili çok ucuz, sudan ucuz. k. dili sudan ucuz, bedava. k. dili çok yoksul, çok fakir. toprak yol.

1. 2. çelişmek: The reports disagree on the cause konusunda çeli şiyor. pis. f. f. f. (birini) (yanlış düşüncesinden) vazgeçirmek. doğru bulmama. naho i. akmak. mahzurlu. f. 3. 1. 2. çömez. is discharging sewage2. dezavantaj. bela. 2. dili 1. 2. anla şmazlık. i. --ring) huk. 1. k. karıştırmak. f. farkedilebilir. s. sak ıncalı. anlayışlı. s. ödenen para. disk. dağıtmak. huysuz. afet. anlamak. 2. maluliyet. reddetmek. ödeme. yıkım. z. i. s. i. silahs ızlanma. boşalmak. havari. akma. tatsız işler. elektrik akımını boşaltma. f. s. sak ınca. hayal k ırıklığına uğramış. f. ıskartaya çıkarmak. dezavantajlı. s. zarar. (in) -e inanmamak. pisletmek. çıkarma. 2. uyuşmazlık. uymamak. O yükü bo şaltma. kınama. with -e of the accident. dağıtmak. tan ımamak. sert. gözden kaybolma. yok yok olma. ümidi kırılmış. insanı pisleten iş. hoşa gitmeyen. sakatlık. Pek çok orman oldu. afet bölgesi. 1. s. silahs ızlandırmak. bo olma. 1. 2. 1. pis iş. ateş verme.pipe boşalma. 2. gözden kaybolmak. i. anlayış. feci. karışıklık. elek. çekişme. dağılmak. i. hayal k ırıklığı. sezmek.nedeni 2. barodan ihraç etmek. diskaro. f. kirli. ortadan kaybolma. ayırt etmek. tediye de şarjetmek. f. dökülme. kaybolmak. (para) da ğıtmak. 1. borç ödemek. f. ayırt etme. i. mahzur. (tarım makinelerinde) disk. Ona kötü kötü baktı. -i onaylamamak. diskli tırmık makinesi.dirty dirty look dirty work disability disable disabled disabuse disadvantage disadvantageous disagree disagreeable disagreement disappear disappearance disappoint disappointed disappointment disapproval disapprove disarm disarmament disarrange disarray disaster disaster area disastrous disastrously disavow disavowal disband disbar disbelief disbelieve disburse disbursement disc disc harrow disc jockey discard discern discernible discerning discernment discharge discharge discharge/pay a debt disciple s. ters. inanmayış. i. ret. uyuşmamak. 1. 2. f. . 3. hayal k ırıklığına uğratmak. f. -i kınamak. 3. zararsız duruma getirmek. 1. i. i. seziş. 3. görülebilir. felaket. f. felaket getiren. tatsıın z. boşaltmak. sahtekârlık. Raporlar kazan ş. 2. 1. fark ına varmak. güvenini kazanmak. iğrenç. düzenini bozmak. boşalma. 3. dili kötü bir bak ış: He gave her a dirty look. i. yetersizlik. ortadan kaybolmak: My pen has i. akıtmak. 1. f. feci halde. hile. (para) harcamak. diskcokey. 2. f. f. 1. i. (--red. dökülmek: discharge cargo şaltmak. of -i do ğru bulmamak. düzensizlik. k. kirletmek. yok olmak: Too many forests have disappeared. 4. i. çirkin. sakatlamak. bak. inanmama. i. dış arboru ı i. zeki. aksi. onaylamama. sakat. 1. 2. mürit. elverişsiz. silahsızlanmak. into the river. 1. s. akThat ıtma. atmak. görmek. 2. 1. f.

itibardan düşürmek. avutulamaz. ayr i. i. 1. 1. 4. zor beğenen. i. 2. görüşme. indirim yapmak. kabul etmemek. i. ile ba ğlantısını kesmek. rengini bozmak. meydana çıkarmak. ahenksiz. disiplin. f. 3. hevesini kırmak. f. i. fark. bulmak. ağız sıkılığı. ayrı tutmak. bak. i. denli. 2.ı. düzence. 2. tenzilat. 1. f. ayırt eden. 1. 2. 3. nezaketsiz. s. etmek. 1. zevk sahibi. kaba. 2. 1. sağduyu. reddetmek.e inkâr 2. 1. meydana çıkarma. (from) -den vazgeçirmek. i. 2. şmazl ık. cereyan. isteğe bağlı. talim. i. görü şmek. anlaşmazlık. farklılık. i. tartışmak. ayırmak: He can´t discriminate good books from bad. 2. boyun ımak. i. disk atma. f. nutuk.´ni) kesmek. fark. f. 5. titiz. ıskonto etmek. 2. ifşa. 2. çok kederli. küçük görme.disciplinarian disciplinary discipline disclaim disclaimer disclose disclosure disco disco music discolor discolour discomfort disconcert disconnect disconsolate discontent discontented discontinue discord discordant discothèque discount discount discourage discouragement discourse discourse discourteous discourteously discourtesy discover discovery discredit discreet discrepancy discrete discretion discretionary discriminate discriminate against discriminating discrimination discus discus thrower discuss discussion disdain i. yads yalanlamak. durdurmak. yar ıda bırakmak. -i ele almak. rahats ızlık. 2. f. ifşa etmek: disclose a secret bir sırrı ifşa etmek. 1. sıkıntı. f. güzeli çirkinden ay ğ. 3. 2. . keşfetmek. bulgu. itibars ızlık. yalanlama. devam etmemek. s. i. --es (dîs´kıs ız)/dis. ayrım. f. i. -e karşı s. disiplinle ilgili. 1. hoşnutsuzluk. hoşnutsuz. (telefon. akortsuz. kabaca. İng. zevk. (bono/senet) k ırmak. tepeden bakmak. ıskonto. 1. 2. f. k. fark gözetme. hor görme. ırabilme yetisi. takdir yetkisi. s. 1. i. 1. s. tepeden bakma. 1. altüst etmek. disko müziği. f. tartışma.. ihtiyari. cesaretsizlik. diskotek. ayırt etmek. keşif. İyi ı kötülerinden ayırt edemez. müz. f. aç i. aç ığa vurmak. sayg ısızca. 3. 2.ç2. 2. soldurmak. ayırım kitaplar ayırım yapmak. nezaketsizlik. kesmek. güvensizlik. from -den ayırmak. şürmek. buluş. ciddi ve ayr ıntılı bir konuşma/yazı. f. rahatsız etmek. ş düşürmek.. güvenini sarsmak. i. sıkıntı vermek. f. 2. hor görmek.. şaşırtmak. ortaya çıkarmak. 1. gözden ıs ıüpheye kı. i. küçük görmek. s. 3. f. uyu ı. ayırım. cesaretini k ırmak. 1. ağzından çıkana dikkat eden. disiplin. akortsuzluk. farkl s. dili disko. ciddi ve ayr ıntılı bir şekilde konuşmak/yazmak. a ğz i. s ıkıdüzen: military discipline askeri disiplin. ğme. i.. indirim. gözünü korkutmak. 1.b. uyumsuz. bilim dal ı. 2.. 1. şüphe. f. tekzip tekzip. s. dü tedbirli. hevesin k ırılması. tutarsızlık. f. from elek.. fark gözetmek. çelişme. itaat. 1. s. müz. ayıran. huzursuzluk. i. ayrılık.ci (dîs´ay) ço spor diskçi. beğeni. sayg ısız. hesaptan düşmek. lekelemek. sert amir. saygısızlık. 3. ayırım yapma. vazgeçmek. ayırt etme. f. düzenini bozmak. 2. muh. gaz v. 1. disk. kabalık. ığa ç ıkarmak. mak.etmek. discolor. disiplin yanl ısı. spor 1. ortaya ç ıkarinvestigations ılan şey. -den söz etmek. ortaya ıkarmak: Our have disclosed the aç ığ a çıkarma. s. i. uyuşmazlık. itimatsızlık. 1. z. 3. disiplin 3. söylev. cezaland ırma. 2.

from -den kurtarmak. aç ılmak. hoşnutsuz. yansı z.. bak. 1. darmada i. karmakar ık. i. f. 2.. dü ızart ıcı. dezenfektan. bula şıkçı. müz. s. f... 1.. spor. saklamak: beggar. f. . 2. yüzkarası. 1. parçalanma. cesaretini k ırmak. serbest. bozunmak. savaş alanından çekmek. dezenfekte etmek. disfavor. bulaşık suyu. bozunma.disdain to do s. fiz. 1. 1. tarafs i. alçak. tabak. hasta. gözü açılma. itibardan şürmek. canı sıkkın. f. --ing/--ling) (saç. 2. parçalama. i. 2. i. bir konuyla hiçbir ilgisi olmayan. out da ğıtmak. as . vermek. bulaşık bezi. i. biçimini bozmak. 2. s. s. (--ed/--led. f. f. 1. iğrendirmek. bezginlik. disdainful disease diseased disembark disenchant disenchantment disengage disengaged disentangle disfavor disfavour disfigure disgrace disgraceful disgruntled disguise disgust disgusting dish dish drainer/rack dish rack disharmony dishcloth dishearten dishevel disheveled dishful dishonest dishonesty dishonor dishonorable dishonour dishpan dishwasher dishwater disillusion disillusionment disincline disinfect disinfectant disinherit disinheritance disintegrate disintegration disinterested disk bir şey yapmaya tenezzül etmemek. çanak. i. f. itibardan düşme. kurs. 2. 2. 1. bilg. disk. f. uyumsuzluk. alçaklık.. gözünü açma. karaya ç ıkarmak/çıkmak. bozunum. Kral tan tiksinti. hastalıklı. (seyyar) damlalık. 2. i. utanç verici.b. İng. ba(askerleri) f. i. sahtekâr. 2. i. i. i. olarak k ılık değiştirmek: The king disguised himself as a ınmamak için dilenci kıınl lığı na 2. i. dishonor. utanç kaynağı. i. illet. dürüst olmayan. fiz. f. yemek. f. parçalanmak.. i. salıvermek. 1. girdi. yüzkaras ı. f. gözünü açmak. karmakarışık. çirkinleştirmek. dürüst olmayan. f. teker. giyim v. tabak dolusu. anat.t.. f. ıktırmak. çözülmek. bölmek. bulaşık tası. hastalık. mirastan yoksun b ırakmak. rezalet. i. f. s. (kimse). ba ğlantısını kesmek.iğ brenç. şerefini lekelemek. bulaşık makinesi. hayal k ırıklığı. mikropsuzlandırmak. açmak. yüz k s. i. i. 2. up tabağa koymak. 1. ışığı kn etmek. b ğlantısız. i. güvenilmez. f. ahenksizlik. s. gözden dü şme. (bir şeyden/birinden) soğutmak. bulaşık damlalığı. 1. 1. tiksindirici. 1. 1. serbest ırakmak. 1. hayal k ırıklığına uğratmak. gözden dü şürmek. rezil. umudunu kırmak. biçimsizle ştirmek. sahtekârlık. f. 3. i.. bölünmek. caydırmak. bulaşıklık. gizlemek. bıkk ık. yalanc ı. 2. iğrenme. hevesini kırmak. mirastan yoksunluk. çözmek. İng.´ni) darmada ğınık etmek. f. a ğırşak. s. rezil etmek.. 1. 2. mikroplardan ar ındırmak. bir konuda hiçbir ç ıkarı olmayan ız. sayr ı. tiksindirmek. gözünü açmak. sayrılık. 2. ilgisini kesmek. bak. s. gözden dü şme. bezdirmek. yalancılık. s. 2. s. s. i. parçalamak.

disorganize. kasvetli. serinkanlı.´nden) inmek/indirmek. görevden uzaklaştırmak: The Prime Minister çı karmak.. 3. da -den vazgeçmek. 1. 2. f. yerinden ç ıkarmak. -den ho şlanmamak. f. -i ekarte etmek. gidermek. -den şlanmama. -i dinlememek. düzensiz. çıkık. 2. vefas ız. ciddiye ı reddetme. baş huk. tarafs ız. asi. eşitsizlik. kar ışıklık. 2. 1. i. bilg. parçalara ayırmak. dispanser. küçük dü şürmek. s. 2. tıb. f. (telgraf/faks) çekme. işten çıkarmak. (birinin) yolunu şaşırtmak. -i gereksiz k ılmak. diskcokey.disk brake disk crash disk drive disk jockey diskette dislike dislocate dislocation dislodge disloyal disloyalty dismal dismantle dismay dismember dismiss dismiss from one´s mind dismissal dismount disobedience disobedient disobediently disobey disorder disorderly disorderly conduct disorderly house disorganisation disorganise disorganization disorganize disorient disown disparage disparagement disparate disparity dispassionate dispassionately dispatch dispel dispensable dispensary dispensation dispense dispense with dispense with the need for disk freni. 1. dönem. ihanet. kar ışıklık. disk sürücü. s. 5. mak. 3. 1. yerinden ç ıkarmak. s. 3. 1. -e uymamak. parçalamak. verme. s. f.. f. 1. ğıtmak. i. 2. f. İng. (hayvan. bilg. bozmak. 1. 1. sevketme.has düşdismissed ünmemek. işten çıkarma. 2. karıştırmak. 4. yerinden atmak. 2. defetmek. 1. düzensizlik. fark.. görevden almak. bak. 1. kargaşa. sökmek. i. sadakatsiz. bak. kötülemek. ba ının huzurunu kaçıran davranış. yansız.two members of her cabinet. sönük. bilg. itaatsizlik. dehşete düşürmek. farklı. akl ından çıkarma. (bir dinin etkili oldu ğu) ğıtmak. altüst etmek. Ba şbakan aklından i. 3. i. kovmak. tıb. ba şkaldırma. --ling) a da s. 2. of/for -i sevmeme. hain. 2. dehşet. Karargâhtan bir mesaj ald ık. hıyanet. 2. kavga çıkararak) şkalar ıkalar nın huzurunu kaçıran. intizams ız. i. İng. f. dağıtma.1. disket. itaatsizce. ne şesiz. rapor: We have received dispatch from headquarters. karmakar ışık etmek. düzenini bozmak. i. 1. i. huk. (ilaç) hazırlamak. vazgeçilebilir. 2. z. perişan etmek. 1. eşyasını boşaltmak. bozukluk. uzuvlar ı bedenden ayırmak. 2. 2. vermek. itaatsizlik etmek. sökmek. z. küçük dü şürme. apayrı. i. altüst etmek. 3. bisiklet v. i. evlatlıktan reddetmek.. gönderme. f. zihnini karıştırmak. kederli. f. . 2. itaatsiz. f. yadsımak. -i sevmemek. zorunlu olmayan. (kuraldışı bir şeyin yapılması için verilen) özel izin. genelev. disk kazas ı. ho f. disorganization.. 2. 1. i. vefas ızlık. f.. hastalık. i. s. sakin. i. soğukkanlı. i. mafsaldan çıkarmak. -e itaat etmemek. düzensizlik. tarafs ızlıkla. f. 1. 1. f. (davayı ) reddetme.b. kötüleme. s. f. mesaj. (bağırıp çağırarak. gitmesine izin verme. işten çıkarılma. 1. sadakatsizlik. (--led. tanımamak. almay f. 2. uzuvlarını kesmek. i.

1. tartışma. 2. (gerçeği) gizlemek. değişik. karşıt görüşlü. i. farklılık. to ile orantılı olmayan. altüst etmek. tez. kullanım. tabiat. olarak) yetkisini elinden almak. bölücü. yaymak. hiçe saymak. memnun etmemek. s. 2. f. karışıklığa/kargaşaya yol açan. görüntülemek. birliği bozan. i. 2. sergileme. hürmetsizlik. anlaşmazlık. ne şretmek. s. 2. tatminsizlik. travay. 2. yerinden ç ıkarmak. imha etme. 1. elden ğütücü. f. ıkarma. i. i. sergilemek. with s. i. farklı. i. from 1. yerle ştirme. i. 1. muhalif. sat4. i. 1. 3.satmak. huzurunu kaçırmak. 1. inceden inceye incelemek. (resmi giysisini) ç ıkarmak. i. f. çürütmek. mizaç. tartışmak. dağıtma. f. gerçeği gizlemek. i. i. dağılmak. 2. yaymak. memnuniyetsizlik. 2. 2. dağıtmak. ırakmak. ho şnut etmemek. görüntüleme. f. verme. aksama. i. bilg. (zaman. i. hiçe sayma. to -den farklı. f. gerçeği gizlemek. i. 2. aksatan. 1.üphe 1. (gerçeği) gizlemek. kabalık. rahats ız etmek. s. 3. tasarruf. 1. i. öfke. be dissatisfied memnun olmamak. s. zarar. dağıtan kimse. da f. huk. spor diskalifiye etme. gerçeği gizleme. yar endişe vermek. ho şnutsuzluk. doğruluğundan ş etmek. (ceza olarak) yetkisini elinden alma. ış d ışı b ı rakmak. dağıtma aracı/makinesi. s. evinden ç ıkarmak. kullan ıldıktan sonra atılabilen. 1. s. -den ayr ı görüşte olmak. f. yok etmek. ayrımlı. bozulmas ına yol açmak. mal ve mülküne el koymak. yerini almak. 4. sinirlendirmek. göstermek. bir şeyden 2.t. i. 2. f. 1. i. parçalara ayırmak. cesareti k ırık. yoksun ız. elden çıelden karma. işleri aksatan. resmi giysisini çıkarmak. 2.kimse. satma. s. gösterme. yarad ğı tma. aksini kan ıtlamak. saygısız. aksatmak. 2. tatmin edememek. huzursuzluk. f. i. 1. -i kabul etmemek. münakaşa. soyunmak. muhalif. 1. yerle ştirme. fiz. i. 2. münakaşa etmek. 1. imha etmek. f. 2. morali bozuk. hoşnutsuzluk. (belirli bir düzene göre) yerle ştirmek. çöp öç f. 1. ılış. yerleştirme düzeni. hoşnutsuz. oransb f. f. ald ırmazlık. boş verme. f. yerini değiştirmek. 2.dispenser dispersal disperse dispirited displace display displease displeased displeasure disposable disposal disposal unit dispose dispose of disposition dispossess disproportionate disprove dispute disqualification disqualify disquiet disregard disrepair disreputable disrepute disrespect disrespectful disrobe disrupt disruption disruptive dissatisfaction dissatisfy dissect dissemble disseminate dissension dissent dissenter dissertation disservice dissident dissimilar dissimilarity dissimulate dissimulation i. boş vermek. dağılma. önemsememe. i. 3. 1. 2. 1. yok etme. ihtilaf. ış. ayrılık. saygısızlık. 2.ayr kabul etmeyi ı görü şte olan i.´ni) (belirli bir biçimde) harcamak. ald ırmamak. yerle ştirmek. 1. bak ımsızlık. ayrı görüşte olan kimse. saçmak. adı kötüye çıkmış. hazırlamak. ziyan. 1. (ceza olma. s. diskalifiye f. endişe.b. -den ayrılmak. dağıtıcı. 4. (toplantının) kesilmesine yol açmak. 1. canını sıkmak. ayrı görüşte olan. (ışınları) ayırmak. bilg. 2. ş. f. s. gösteri ş. tahliye etmek. önemsememek. huk. para v. i. 3. spor diskalifiye etmek. f. 2. . kesilme. 3. f.

i. dam ıtmak. s. başka çarp anlam vermek. itimat etmemek. dağıtmak. savcı. 2. zor bir durum. huzurunu kaçırmak. mesafe. eritmek. f. dikkati da tan çekme. başkalarına güvenmeyen. ahenksizlik. feshetmek. i. m ıntıka. israf. bayi. karışıklık. . ayırt etme. i. açık. i. sapt f.. ırak (yer/zaman). ayırt etmek. huzursuzluk. rahats s. dağılım.s. 1. f. 2. (by) (-den dolayı) dikkati dağılmış.dissipate dissipated dissipation dissociate dissociate o. bölge. dam ıtma. 2. güzide. dağıtılmış. i. badana. f. ac ıklı. s. fark. israf etmek. endişelendirmek. endişe. s. dikkatini etme. güvensiz. çözmek. 2. dağılmak. 1. 2. badanalamak. hoşlanmama. with -den dolay ı deliye ş. uzak akraba. uzaklık. 2. çapkın. 1. 2. biçimini bozmak. -den vazgeçirmek. (ruhen/aklen) dengesiz. i. 3. şişmek. f. uyumsuzluk. geride ırakmak. i. 3. imbikten çekmek. 1. 1. 4. s. distinguished distort distortion distract distracted distraction distraught distress distressing distribute distribution distributor district district attorney distrust distrustful disturb disturbance disturbed f. f. 1. paye. gerçek ından bozma. dam ıtık. üstünlük. 1. 1. da ğı ı)tma. distribütör. seçkin. çok ş eli. damıtılmış. erimek. kendine özgü. sefih. 1. güvensizlik. dağıtma. israf edilmiş. dağıtım. 1. hoşa gitmeyen. 3. s. uzak. i. ba şka yöne çekmek. -den ayrılmak. f. yaymak. ahlaks ız. İng. s. kolaylıkla ayırt edilebilen. 3. f. bak. 1. saptırmak. dam ıtık içki fabrikası. kargaşa. b s. rahats ız etmek. üzüntü. i. 2. 1. zamanla kaybolmak. güvenmemek. soğuk. 2. uzak. 4. f. oyalay ıcı şdönmü ey. resmiyet. ayırmak. 1. f. 2. (with) dikkatini (-den dolay i. itimatsız. 2. kireç boya sürmek. f. from dissolute dissolve dissonance dissonant dissuade distance distant distant relative distaste distasteful distemper distemper distend distil distill distillation distilled distillery distinct distinction distinctive distinguish distinguish o. 2. belli. 3. itimats ızlık. ara. çılgına dönmüş.s. dağılma. from -den cayd ırmak. anlam ıtma. 2. üzücü. ahenksiz. beğenmeme. mahalle. dağıtmak. 2. mesafe. çarpıtma. farklı. i. 4. altüst etmek. dikkatini dağıtmak: Don´t distract me. s. eğlence. sefih. distill. 2. ayrı. 1. başka. f. bulaşıcı bir köpek hastalığı.. üzmek. i. endi ğı şey. gerçek anlamından i. yok olmak. kireç boya. da ğıtmak. tehlikeli bir durum. sefahat. 2. ayırmak. s. sivrilmek. dikkatini başka yöne i. endişelendirmek. 1. i. f. f. son vermek. farklı. nahoş. mesafeli (kimse). 1. i. Beni meşgul s. i. uzak yer. 2. (yüzünü) çarp ıtmak. biçimini (yüzünü) ırma. 2. imbikten çekilmek. çok endişeli. 2. akortsuz. s. s. ac ı. şişirmek. ızlık. sivrilmi ş. 1. 3. oto. s. karıştırmak. 1. şaşkına dönmüş. çarpıtmak. dağıtıcı. uyumsuz. tats ız. 1. f.

taksim etmek. 2. hav. sapt f. bölünen. 9. f. i. dili batakhane. tamamlamak. (did. ırmak. i. 3. k ısım. ilahiyat. divan. mat. bölüm. 1. 1. 1. i. 5. dört k ısma ayırmak. 1. oyalamak. bölen. 3. mat. i. yapmak. bo i. bölmek. 2. i. ay şanmayr ış erkek. 2. i. Tanrıbilim. şiir divan.. 8. dikkati başka yöne çeken şey. tramplen. ıç. kopukluk. pike yapmak. 2. 1. başarmak. ark. f. seksiyon.b. 1. i. 2. 2. ıltmaca. tanrıça. s. papaz. 2. ırlamak. eğlendirmek. çeşitli. bölünmü ş. 1. suya dalmak. davranmak. f. durumu kötü olmak. 2. baş dönmesi. yetmek. etmek. 2. i. bak. kanal. 1. mat. gözü kararmış. 7. s. ifşa etmek. varyant (yol). f. denden. 2. -e dağıtmak. boşanmak. f. 2. ılmak. tanrısallık. denden işareti. çeşitlendirmek. İng. çevirmek. şaşırtmaca. birbirinden uzaklaşmak. boşanma. hissetmek. pike. haz ından gelmek. rmak. deoxyribonucleic acid DNA. s. s. tanrısal. 1. i. dalmak. işbölümü. -i ortadan kald ırmak. s. i. i. şaşkın. sersemlik. dörde bölmek. tanrı. ba şa çıkmak. 6. i. f. i. 2. 1. 3. Hrist. i. sezmek. -i öldürmek. büyük meclis. dikkatini ba şka yöne çekmek. --ne) 1. bölünme. ilahiyat fakültesi. dikkati ba ş i. ayrılık. boşanmış kadın. teoloji. sersem. departman. yan ka yöne çeken. uzaklaşma. bölüm.4. 3. implantasyon yapmak. kâr payı. -i yok etmek. eğlence. dal ış. oyalayıcı şey.disunity disuse ditch ditto divan dive diver diverge divergence divergency divergent diverse diversify diversion diversionary diversity divert divest divide divide down the middle divide into quarters divide up among divided dividend dividers divine divinity divinity school divisible division division of labor division sign divisive divisor divorce divorcé divorcée divulge dizziness dizzy DNA do do a food justice do an implant do away with do badly do disservice to i. 2. ayrılık. bölme işareti. bir yemeğin hakk tıb. çeşit çeşit. hendek. divergence. 2. ilahilik.. ilahi. ayrılmak. --d) f. başı dönen. ayrılma. kullanılmama. 3. k ıs. ülkeye v. -i ortadan kaldırmak.´ne) zarar vermek. bölme. . (--d/dove. çeşitlilik. boşamak. k. ilah. açığa vurmak. hav. (bir kimseye. i. i. 2. baş döndürücü. dalg f. divan. s. saptırma. 1. 1. farklılık. i. i. i. among -e da ğıtmak.. f. kehanette bulunmak. bölücü. bitirmek. becermek. ayrı. 4. ikiye bölmek. diving board atlama tahtas ı. farklı. taksim. bölme. 1. kullanılmazlık. 3. pergel. 4. s. bölünebilir. bölünmek. 1. s. mat. 2. boşama. ayrılma. of ı -den yoksun b ırakmak. sersemletici. sedir. farklı. 3. ilahe. dikkatini dağıtmak. 1.

o. -siz idare kötülük etmek/yapmak. dirt do s. çok yardımı dokunmak. bir şeyi gizlice yapmak. the hard way do s. 1. do s. biri/bir şey olmadan idare etmek/yapmak: Can you do without meat? Et yemeden yapabilir misin? If you have the money to buy a parrot. elinden geleni yapmak. yumu şak başlı. 2.o. -e şeref kazandırmak. dili birine kahpelik etmek. in secret do s. onarmak. with feeling do the cleaning do the washing-up do violence to do well do with do without do wrong do yeoman service Do you have any practical experience? do/go without do/go without s. to (bir şeyi) gerektiği gibi yapmak: Thatperformans painting doesn´t do justice the valley´s beauty. a favor do s. 1.o. birini çok iyi a ğırlamak. r i. s. hekim.ıht tersane. i. k. elinden geleni yapmak. (bir şey katarak) vermek. havuza çekmek. Dün geceki konserde her zamanki performans ını k. 2. dili (birine) çok yaramak. halim selim. birinin hakk ını vermek. bulaşık/bulaşıkları yıkamak. adil bir şekilde davranmak. 1. yeni baştan yapmak. temizlik İng. . (kötü birtat amaçla) de ğiştirmek. çok yard ım etmek. 2.o. bir şeyi duyarak yapmak: He plays the piano with feeling. durumu iyi olmak. 1. Hiç tecrübeniz var m ı? onsuz yapabilmek.s. O tablo ı göstermek: Heto didn´t do himself justice in the her zamanki concert last night. k. justice do s. saçını yapmak. sanık yeri. ıma yanaşmak. 1. 3. suç/günah i şlemek. birine gurur vermek.t. dok. kesmek. -i yapmak: What have you done with my book? Kitab ımı ne yaptın? 2. süslenip püslenmek. görevini yerine getirmek. k. alışverişini yapmak. (ücretten) kesmek. çalıyor. do/work wonders for docile dock dock dockyard doctor doctor up doctor´s degree -i şereflendirmek. k. tabip. iskele. Piyanoyu duyarak yapmak. up do one´s best do one´s best do one´s damnedest do one´s duty do one´s hair do one´s own thing do one´s shopping do one´s stuff do one´s utmost do over again do penance do s. good do s. i. (with) (yeme doktora. r ıhtım.o. birine iyi gelmek. ğe)etmek. 2. birine kalle şlik etmek. çok don´t iyi gelmek. saçlarını düzeltmek. doktor. huk. bir günah ı bağışlatmak için papazın önerdiği kefareti yerine getirmek. behind one´s back do s.t. dili ba şkalarına pek aldırış etmeden kendi seçtiği bir yolda gitmek. dili 1. birine bir iyilik etmek/yapmak.t. 2. birine hakça davranmak. f.do honor to do in do justice do o. f. 2. birinin haberi olmadan bir şey yapmak. -i bozmak. doktora sahibi. ş etmek: What are we going to do with you? Seninle nasıl baş (biriyle) baetmek. k. tamir 3.o. k.t.s. (daha kolay bir çözüm varken) bir şeyi zor bir şekilde yapmak.t./s. havuz. uysal. 2. havuza girmek. gemi havuzu. dili marifetini göstermek. elinden geleni yapmak.o. 1.o.t. (kuyru ğunu) kısaltmak. justice do o. a dirt do s. elinden geleni yapmak. argo öldürmek. unbeknown to s. dili süslenmek. 1.o. proud do s. doktor. tedavi etmek. birine haks ızlık etmek. f. adalet dağıtmak. birinden gizli yapmak. dili birine kötülük etmek. an injustice do s.

s. s. ho şaf gibi. tamir/yap ı işlerini kendi başına yapmak isteyenlere göre malzeme ve alet ılan dükkân. 3. ç. kıran kırana rekabet edilen. evcimen. f. i. rüzgârl yard ımıı . doktrin. 3.doctorate doctrine document documental documentary documentary film documentation dodge doe does Does he dare do it? doesn`t dog dog dog collar dog-ear dog-eared dog-eat-dog dogged doggie doggy dogma dogmatic dogmatism dog-tired doily doings do-it-yourself do-it-yourself store do-it-yourselfer doldrums dole doleful doll doll o. inakç ılık. k. (bir iste ğin üstüne düşerek) (birini) rahat bırakmamak. den. aile ile ilgili. ev ile ilgili. belgelemek. tekerlekli kriko. tav birşyana kaçma. keçi. doktora. dantel/işlemeli altlık. sayfa kö şeleri kıvrık/buruşuk. i. does not. s. k. 3. i. 2. yurtiçi.. dili yavru köpek. 1. ahmak. out dağı tmak. evcil. s.. f.o. i. tic. bebek. i. 1. oyuncak bebek. sat ı işlerini kendi yapan kimse. 1. hayvanlar ın dişisi.peşini bırakmamak. k ıran kırana rekabet. i. f. it. do fiilinin geniş zamandaki üçüncü şahıs tekil şekli: He does good work. süslenip püslenmek. f. hüzünlü. inatç ı. dik kafalı. köpek f. bilgi alanı. inaksal. belgesel. yapmaya cesareti var m ı? k ıs. kesatlık. hizmetçi. dili köpek. dolar.. s. yunus. s. s. 2. i. kubbeli. dogmatizm. 2. köpek. bir yana kaçmak. dokümanter. işsizlik s. belgeleme. belgesel film. 4. birini süsleyip püslemek. nüfuz alan ı. s. okyanusların ekvator dolaylarındaki durgun veya az ık ısımlar eş leksel durgunluk alanı. bak. dili çok yorgun.s. s. belgesel. (kötütasmas bir şey) ı. --ging) 1. mankafa.b. budala. çoğ. evcil hayvan. 3. i. geyik. (--ged. bitkin. i. kaçamak atlatmak. ehli hayvan. dogmatik. s. 2. birinin kendi ba şına yapabileceği/monte edebileceği (şey). i. kederli. i. i. O benim alan ım dışında. direngen. i. İO yi iiş şiyapar. i. evcil hayvan. i. inak. bir yana kaç ıp -den kurtulmak. f. i. sayfa kö şelerini kıvırmak/buruşturmak. . i. aile içi. 2. ac ılı. 1. kukla. doküman. giyinip ku şanmak. iç. 2. 1. i. işler. yunusbalığı. i. 2. durgunluk. i. dogma. kurnazl an v. i. dokümanter film. up dollar dolly dolphin dolt domain dome domed domestic domestic animal domestic animal domestic flight i. kubbe. i. 1. ilgi alanı: It´s not in my domain.. öğreti. k. i. kurnazlıkla/hileyle ıkla/hileyle atlatma. belgesel. nüfuz bölgesi. iki tekerlekli yük ta şıyıcısı. 2. up doll s. i. dili havhav. dokümanter. 3. f. tamir/yap i. yurtiçi uçu ş. belge. doggy. 1.

çoğ. 1. k ıvamında pişmiş. dominant. eşik. egemen. i. kapıcı. i.. mesken. Don´t move a muscle! Don´t overestimate his abilities. Dominikli. tıb. şı. Don´t stand out there in the wet! Don´t trouble yourself. verici. 2. kapıdan kapıya servis. hükmetme. Dominik. 1. konut. bitkin. i. i. do not. s. ba şat. tamamlanm ış. i. iç ticaret. bağış. k ıs. Don´t you have any manners? donate donation done done in done through done to a turn done to a turn Done! donkey donor doom doomsday door door salesman door service doorbell doorkeeper doorknob doorman doormat doorstep iç hatlar. iç pazar. biyol. egemenlik. i. 2. Bir şey değil. i. 2. Don´t mention it. Dominik Cumhuriyeti vatanda i. Dominikli. Kıpırdama!/Kımıldama! Yeteneklerini abartma. dor´m ın) i. 1. iyi pişmiş (et). 1. 2. egemen olmak. i. hibe etmek. s. egemenlik. i. bitmiş. s. evcille ştirmek. bak./Zahmete girmeyin. korkunç son. iyi pişmiş. i. door. iç politika. despotça hükmetmek. f. i.domestic flights domestic industries domestic market domestic politics domestic trade domesticate domicile dominance dominant dominate domination domineer domineering Dominican dominion dominoes don`t Don´t bother! Don´t look a gift horse in the mouth. 1. bağışçı. i. f. hibe. otoriter. ba şatlık. hâkim olmak. Zahmet etmeyin! Bahşiş atın dişine bakılmaz. k ıyamet günü. 2. Orada ya ğmurun altında durma! Zahmet etmeyin. bağışlamak. k. dili çok yorgun. (talihin belirlediği) kötü son. tepeden bakmak. Sende hiç terbiye yok mu? f. 2. kapı zili. kapı tokmağı. eşek. hükmetmek. ev ev dola şarak satış yapan satıcı./Estağfurullah. Tamam!/Oldu!/Kabul! i. i. hâkim durumda olmak. biyol. 1. kapı. ikametgâh. hâkim. 1. hâkimiyet.. 1. i. f. domino oyunu. Don´t push your luck.men (dor´men. hükmeden. 2. paspas. doorman./Şansını zorlama. hâkimiyet. bağışlama. i. f. f. 2. hâkimiyet. s. dominyon. do. (bir yere) hâkim olmak. bak. üstünlük. tam karar ında pişmiş. Dominik Cumhuriyeti´ne özgü. . Şansına fazla güvenme. yerli sanayi.

1. -e çok dü şkün olmak. giriş. k. i. s. iki kat. cansız. kapı aralığı. i. ahmak. geri dönmek. çifte yo ğunluklu. 2. iki büklüm etmek. argo s. benmari. ıt sistemi. yo ğunluk. f. 1. i. muh. iki taraflı zatürree. argo kazık atma. dili en ufak ayr ıntıların üzerinde titizlikle durmak. (otelde) çift yataklı oda. 1. bunak. kapıdan kapıya. Gerdan ı çıkmaya şlad ı. (insanda) gerdan: She´s developing a double chin. iki misli olmak. doland ırıcı. i. yatakhane. ev ev dola şarak yapılan. ikiye katlamak.. i. kaz ık atmak. benzer. s. iki büklüm olmak. iki ile f. çift camlı. eğilmek.. 2. 3. f. 2. bilg. çift. misli yapmak. 2. uykuda. sahtekâr. 2. benmari. makine ya ğı.(ceket). huk. 1. 1. (--ted. k. 1. tekrar kontrol etmek. i. çifte standart. 2. i. argo sözünden dönerek aldatmak. i. bunamak. ayn ı suç için ikinci defa yargılanma. iğneli kompliman. i. s. f. iki katlı otobüs. ikircil ba bilg. e ş. 2. -in dublörlü ğünü yapmak. 1. 2. aynı yoldan iki kişilik karyola/yatak. iki katlı tencere. i. Ay şe ına çıkarmak. çift kay iki film birden. with ile aynı odayı şmak.. çatı penceresi.. i. iki kat çarpmak. i. iki misli. payla s. 2. double entendre iki tarafa çekilebilecek söz. budala. dili yatakhane. iki tarafl ı (kumaş). i. --ting) noktalamak. bir belgenin imza yeri. f.. spor üst üste yap ılan iki karşılaşma. narkotik. argo bilgi. benek. lastikli söz. hem lehte hem aleyhte olan. dozaj. nokta. doz. uyu şuk. ranza. 2. kapı tamponu. puan. 3. i. uyu şturucu etkisinde. öğrenci yurdu. çifte söz. i. ko ğuş. 1. 2. s. s. evrak dosyas ı. s. on/upon -in üstüne titremek. 1. iki yüzlü. 4. nokta. 1. 1.doorstop door-to-door doorway dope dopey dorm dormant dormer dormer window dormitory dosage dose dossier dot dot the i´s and cross the t´s dotage dotard dote dotted line double double double back double bed double boiler double boiler double chin double density double entry double feature double for double header double jeopardy double pneumonia double room double standard double up double-breasted double-check double-click double-cross double-dealer double-decker double-density double-edged double-edged compliment double-faced double-glazed i. 1. argo budala. . ikiyüzlü. 2. uyuşturucu madde. kruvaze f. bunaklık. çifte kontrol yapmak. ikiz: Ayşe so resembles her annesine o kadar benziyor ki mother that she could beiki her double. iki taraf ı keskin.. bilg. fare dü ğmesine iki kez basmak. aynı.

bak. (yağmur) boşanma. sava ş aleyhtarı. s. (daktiloda/bilgisayarda) çift aral ıkla yazmak. i. çöküş. i. z. beyaz güvercin. 2. alaşağı etmek. sözünü esirgemeyen. s. çarşı. aşağı3. 2. . mang ır. 1. s. kuşku. h ızlı. 1. i. hamur. 1. 1. asık yüzlü. aş ıa a şdaki. k. ters. talihsiz. 1. aç ıksözlü. çeyiz. hırpani. hamur gibi. şüpheli. şüphe etmek: I doubt his integrity. ak a ş ağı . morali bozuk. 2. aşağı katta. sağanak. hızlı yürümek.. gerçekçi. katta. aşağı doğru. kuşku duyan. uygulanabilir. herhalde. s.o. ış aş a ğı kat. tenis çiftler. Dürüstlüğünden kuşku şüphe etmek. 1. i. f. f. ezilmiş. hayal k ırıklığına uğramış. inişli. perişan bir durumda. z. i. dediklerinden s.. z. talihsiz. alt1. f. çarşı tarafında. f. tamamen. 3. s. uyand şkusuz. derecesini indirmek. yokuş aşağı. downward. yıkılış. tıb. 2. f. 2. ince ku ş tüyü. 2. tam. aşağıda. aşağıda. 1. k. z.. pey akçesi.. 1. üzgün. kuşkulandıran. ku i. z. düşüş. şüphesiz. rüzgârla birlikte. Son ana kadar ıştılar. çok çabuk. pol. i. bak. s. aşağıya. haksızlığa uğramış...double-glazed window double-quick doubles double-space doubt doubt s. muhakkak. belirsiz. cesareti k ırılmış. 1. rüzgâr yönüne. kata. argo para.ına doğru.! downcast downfall downgrade downhearted downhill download download downpour downright downstairs downstream down-to-earth downtown downtrod downtrodden downward downwards downwind dowry çift camlı pencere. 1. karanl ık. şırınga etmek. 3. üzgün. i. kaparo. çökme. the mountain da ğıu ram ış bezgin. a ğaç çivi. haşin. i. 2. şüphe. f. 2. pejmürde. s. hayatta yenilgiye perişan kılıklı. (İnternet üzerinden bilgisayara program) yüklemek. 1. olan. kuşku duymak. meyilli. ğı i. aç ık. aşağı. . ak ınt s.. alt katta z. gerçekle ştirilebilir. düpedüz: a downright insult düpedüz bir hakaret. ağı. barış ısı. f. z. ilk ödeme. geçme. z. yanl f. çarşıya. downtrodden. yonda. bahts ız. alt kat. 1. şüpheli durum. edat -in aşağısında: down nğa şağı s. 1. bitkin. z. dili üzüntülü. i.´s word doubtful doubtless douche dough doughnut doughy dour dove dove dowel down down down and out down at the heel down at the heels down in the mouth down in the mouth/dumps down on his luck down on one´s luck down payment down to the wire Down with .. aksi. kuşkulanmak.. büsbütün: He´s dürüst. z. aşağıya. kesinlikle. 1. i. aşağı indirmek. aşağıya yönelmiş. dive. drahoma. s. dili son ana kadar: They worked right down to the wire. kuşkulu. i. morali bozuk. 2. kumru. şbirinin üphelenmek. karamsar. şehrin merkezinde olan. alçaltmak.! çal Kahrolsun s. kuşku ıran. f. güneye doğru. kuşkulu. bilg. s.. bak. şehrin merkezi. şırınga. 2. 2. 2. yağda kızarmış şekerli çörek. s. aşağıya. hızlı yürüyüş. indirmek. ayaklar alt ında çiğnenmiş. barışçı. alt kata. i.

3. kumaşla örtmek. kalın perde. kura. 2. zorlayıcı. k. boşaltma. 3. cereyanlı. 1. 2. akmak. poliçe. 2. ak ı3. 6. Yemek tepsisini taba -e nişan almak. soba borusunun çekmesi. --n) 1. 3. 1. -i kar şılaştırmak. (piyangoda) bo ş çıkmak.. s. müsveddesini haz i. geri çekmek. dram... i. 2. yusufçuk. çekmek: drew the tray of food closer to beraberlik. çekilmek.duygular dramatik sanat şku veren. dramlaştırmak. 3. s. f. 1. dili sonuç alamamak. i. çizim. perde. sürüklemek. f. 2. uyuklamak. k. çekmek. ğı) taramak. 4. sürümek. tasarlamak.. 1. süzmek.. sonuç ç -i benzetmek. i.bir biçimde. 2. suna. tiyatro ı. 3. suyunu çekmek.. i. san. sürüklenmek. i. dramatik hale sokmak. (silah) çekme. 1. kasvetli. atık su borusu. He çekicilik. güz. lağım i. çoğ. --ging) 1. drafts. bulaşık damlalığı. oluk. 2. uzatmak. düzine. bak. oyun yazar ı. dramatik. çekmek. çarp ıcı biçimde. i. drenaj yapmak. tasla ğın ım. i. dramatize etmek. dö ı k. f.doze doze off dozen dozer Dr drab draft draft draft drafting drafting board draftsman drafty drag drag on drag one´s feet drag one´s heels drag out dragon dragonfly drain drainage drainboard draining board drainpipe drake drama dramatic dramatically dramatise dramatist dramatize drank drape drapery drastic draught draughtsman draw draw draw a bead on draw a blank draw a conclusion draw a parallel between draw ahead draw away draw back i. dram. (su) çekmek. sert. kurutmak. 2. drama.ırlamak. uyuklamak. bak. ödeme emri. bula şı k damlal ığı . sürünmek. yudum. tüketmek. s. oyunla ştırmak. piyes yazarı.. şekerleme. Doctor. geride kalmak. 2. şarısı zl ığa uğramak. i. gen. . (drew. uyuklama. yavaş yavaş öne geçmek. hava ak ımı. 1. dili hiçbir cevap ba ıkarmak. 5. 1. drink. dram. i. --best) 1. İng. 1. süzülmek. ş emi. f. 4. drama.men (dräfts´mîn) i. hava almak. 2. i. İng. draft 1. s ıkıcı. f. örtü.. sürüklemek. kamç z. erkek ördek. teknik ressam. çekme. eli boş dönmek. dili dozer. suyunu tma. çekme. i. çekme.. his plate. cereyan. çoğ. dramatik. berabere biten oyun. kanalizasyon. dramatize etmek. akaç. 1. ak ıtmak. k. i. çekim. 1. tiyatro edebiyat ı. zorunlu askerlik. kestirmek. 2. ğı na do ğ ru çekti. (sabit) damlalık. oyun. k. uykuya dalmak. 2.. bitirmek. İng.men (dräfts´mîn) i. k ıs. 2. sürükleme. bak. draftsman. ılayan. tasar i. ayaklar ı geri geri gitmek. f. ı özellik. Drive. taslak. kendini çekmek.teknik müsvedde. akaçlamak. soğuk hava akımı olan. drape. i. ı çizmek. ejderha. draft 3. (piyangoda) çekiliş. dramatikco olaylar dizisi. (sabit) damlal İng. ilgi şey/olay/kimse. f. bak. 4. s. şiddetli. büyük k ızböceği. (--ber. dramatik f. piyes. (topra sürmek. çekiş. i.. draughts. 1. s. f. 3. akaçlama. çek. drenaj. istemeyerek gitmek veya kabul etmek. i. ejder. tiyatro ile ilgili. ölü (renk). (--ged. fıçıdan çekilen (bira). 3. f. 3. s. hafif uyku. çeken f. f. askere almak. dramatik durum. i. geri çekilmek. 1. dili işi ağırdan almak. çoğ. çizim tahtas ı. uzayıp gitmek. kestirme. draft 2. resim. dramatize. başarısız olmak. buldozer. şekerleme yapmak. i.

draw. dili hayalinde yaratmak. 1. 1. i. i. hayal. hayal kurmak.´ni) haz ırlamak. süslemek. (kontrat. 2. uzatmak. robdö şambr. eskiz. dili berbat. yaklaşıp durmak: A limousine up in front of the mansion. faiz getirmek. tortu. bak. 2.b. bir hizaya getirmek. k. şifoniyer.b. yazmak. sak ınca. göl. Kö şkün önüne bir limuzin mahzur. k. ha şpansuman tiy. k. (yaraya) yapmak. 1.´nden) para çekmek. i. rüya. 1. açmak. dream that dream up dreamer dreamlike dreamt dreary dredge dregs drench dress dress down dress rehearsal dress up dressed up fit to kill dresser dressing dressing gown dressing table dressmaker dressmaking drew dribble kan ak ıtmak.. f. 2. tarama aygıtı.b. 1.t. kadın terzisi. süprüntü. 3. birini/bir şeyi rüyasında görmek. i. rüya gibi. çöp. i. kaldırma köprü. kostümlü prova. yaklaşmak. i. 4. i. bak. f. giyinip süslenmek. (liman ı) tarakla temizlemek. sızıntı. 5. 1. tuvalet masas ı. 1.o.drew i. (salata için) sos. piyango. büyük korku. dü şçü. İng. draw. mak. spor dripling yapmak. s ıkıcı. raptiye. 3. yaklaşmak.. pansuman. 2. dezavantaj. f. i. çok korkmak. ufak akıntı. hesap v. f. salyas ı akmak. hulya. giyinmek. ırmak v. hayalperest. çekili ş. lamak. i.. göz. bak. korkunç. giydirmek. i. (k ızarmış hindi ile yenilen) ekmek kırıntılarıyla ılan baharatl ı bir yemek. 3. 3. sabahl ık. külot. don. dili iki dirhem bir çekirdek. -i reddetmek. terzilik. 6. dili azarlamak. 1. telve. (deniz. sırılsıklam etmek. 2. (at) bir s ınır koymak. korku ve endi şe duymak. damla damla ak ıtmak. resim pergeli. dream. düş. 2. f. k. s. çok kötü. i. (bir fon. söyletmek. (topu) sürmek. tarak. f. f. i. t ırmık. senet v. çekmece. ask. çizim tahtas ı. konu şturmak.. uçkur. damlatmak. dehşet. s. kasvetli. f. 2. (--ed/--t) 1./s. (saça) şekil vermek. s. 2. . hayalci. tarak dubası. -i yapmamak. 2. kura çekmek. hayal gibi. i. 2. yap İng. düzenlemek. i. karakalem resim. rüya görmek.draw blood draw close draw interest draw lots draw near draw on draw out draw the line draw the line at draw up drawback drawbridge drawer drawers drawing drawing board drawing compass drawing pin drawn drawstring dread dreadful dream dream dream about s. i. çizim. deh şetli. 1. resim. -i rüyas ında görmek. f.´nin) dibini taramak.

i. eriyerek sırsıklam. to -in içmek. 1. içkiyi fazla kaç ırmak. 3. i.. 1. 2. 2. uyumcu. f. 5. 2.söz. Araba kullanmas pazarl ık sonucu birçok ey elde etmek.uzakla (rüzgâr şmak. bak. canlı. 2. kıstırmak. . birini iflas ettirmek. yönelim. bir seyretmek/dinlemek. al ıştırma.o. içmek. i. çok az miktar. sürme. i. to the wall/drive s. (drank. s. sırılsıklam. i. sürücü belgesi. birini deli etmek. birini iflas ın eşiğine against the wall getirmek. f. dinamik. arabayla geçmek. anlam. 1. suların sürüklediği ağaç dalları. i. ıştin ırma yaptbir ırmak. 1. bak. damlamak. drive s. i. 2. sürücü. bak.deliye birini çok zor bir duruma kö şeye sıkıştırmak. seyircilerin ı içinde oturarak film seyrettikleri açık hava sineması.dribble down driblet dried drier drift drift apart driftwood drill drink drink a toast to drink like a fish drink s. müşterilerine f. 1. defetmek. şiddetli. süzülmek. alıştırma ask. dili birini döndürmek. 1. 3. s. --n) 1. 2. ask. arabayla geri dönmek. 1. matkap.o. damlal ıkya ılmadan kurumak. içki. dryer. defetmek. drive s. f. (araba) sürmek. k. ehliyet. damlama. saçma sapan f. çıldırtmak. f.o. dry. yapmak. 3. (birinin) s ıhhatine/şerefine fazla içki içmek.o. . araba ile gitmek: I drive to and drive a car. dili sarho ş olmadan içki içebilme konusunda birini gölgede bırakmak. geri dönmek zorunda b ırakmak. up k. arabayla uzakla şmak/ayrılmak. birini iflasa sürüklemek. demek istemek. i. 2. amaçsızca ın yığtedricen dığı) kar ayr birikintisi. dili 1. 4. (drove. sürükleniş.. sürüklenmek. straight drink to excess drinking drinking cup drinking straw drinking water drip drip-dry dripping dripping wet drive drive a hard bargain drive a hard bargain drive at drive away/off drive back drive by drive into a corner drive mad drive out drive s. --ing/--ling) 1. yöneli ş. sıkı bir sıkı bir pazarlık yaparak fiyatı çok indirmek. k. i. s. birini deliye çevirmek. birini çılgına çevirmek. (su) s ızmak. 2. büyük zevkle şerefine içmek. kurutulmu ş. i. kadeh. 1. kam ış.o. birini zsokmak. içki içmek. kullanmak: He doesn´t know how to ınışbilmiyor. püskürtmek. kurutucu madde. 3. kuru. delgi. içme suyu. 2. 3. 2.. (--ed/--led. 4. birini çok kızdırmak. ape drive s. 2. to distraction drive s. salyas ı akmak. kurutucu. (--ped/--t. 2. damla. drive. 2. kayma. --ping) damlatmak.o. 1. 1. talim. arabalar arabalar ında hizmet veren banka gişesi. dili birini delirtmek. müşterilerine arabalarında servis yapan lokanta. evin garaj ını sokağa bağlayan yol. 1. içecek. ı düşmek.. (matkapla) delmek. sürüklenme. k. under the table drink s. arabayla önünden geçmek. enerjik. şoför. köşeye sıkıştırmak. i. -i kastetmek. (içkiyi) sek içmek. ütü (kumaş). ütü istemeyen f. kovmak. demek istenilen sürüklenme. f. sürü ş. sert.o. 2. wild drive-in drive-in window drivel driven driver driver´s license driveway driving driving rain i. dili birini ç ıldırtmak. drive s. al3. kovmak. şiddetli yağmur.o. saçmalamak. s. içki içme. bananas (damlalar) akmak. suyu ıs ştan ak yap ılm ış (giysi). bilg. k. i.t. i. ğmur suyunu akıtan çıkistemeyen ıntı/yiv. ıvanadanbirini çıkarmak. 1. up the wall 1. kuma ıp donmu ş yağ damlası. talim 2. k. talim drunk) yaptırmak. 1. birini ç ıldırtmak. 2.

i. 2. kurumuş. artık. hayvan f. ahçı. drive. (suda) bo ğulmak. kulakdavulu. i. 3. (--med. i. asalak. 2. davul sesi. 1. anat. dü şme. f. f. i. pusula göndermek. -e uğramak. okula devam etmemek. angarya. Would you like a drop of brandy? Bir konyak ister misiniz? 2.. ağır ve sıkıcı bir işte çalışan kimse. çam devirmek. içkili. dü şmek. sütü kesilmiş (inek). i. sarkmak. davulcu. eğmek. 2. uyuyakalmak. susam ış. f. (bitki/çiçek) boynunu bükmek. f. maden posas ı. damla: a drop of water su damlas ı. -i ziyaret etmek. 2. (--ged. 2.ğı (yiyece e/içece uyu turucu ba mlısı. i.. 1. başarı sevinciyle kendinden geçmiş. homurdanmak. uykulu. çisenti. i. s. 2. i. 4. içkili. azalma. ağır ve sıkıcı iş. dü şüş. çiseleme. --ming) davul çalmak. i. dili pot k ırmak. f. dümbelek. trampet. 3. uyu uyuşturucu bağımlılığı. erkek ar ı. 5. dışık. inmek. uyku veren. 6. bak. okulu b ırakan öğrenci. uyu şukluk. i. 3. . baget. 1. davul tokma ğı. 2. 1. 1. imada bulunmak. bükülmek. kuraklık. ilaç. 1. sarho ş. 2. 2.ız aığ f. davul sesi. 1. 1. (kümes nda) bacak. ya ğmursuz. i. çıkmak. ecza. ıdrink. --ging) 1. davul. kör (kuyu). v zı sulanmak. trampet değneği. susuzluk. ldamak. 2. düşmek. eczane. s. i. pineklemek. 7. dokundurmak. vızıltı. iniş: a drop in prices gaf yapmak. e ğilmek. i. kuru pil. cüruf. (üyelikten) ayr ılmak. iki satır yazıvermek. azalmak. varil. 2. ğ hapç ı. kuru temizleyici. uyuklamak. 2. s. sarkıtmak. 1. sarhoşluk. içkici. i. i. uykulu olma. (bir sesi) (daha yüksek bir sesle) bast ırmak. kulakzar ı. i. ekti. boğmak. ağır ve sıkıcı bir iş yapmak. uyu şturucu madde. 4. çekilmi kuru pil. suyu ş. eczac ı. değersiz şeyler. 1. 1. sert. kuru temizleme. ğe) uyuşturucu ilaç katmak. bak. 1. susuz. i.. fışkın. k. i. süt vermeyen. hap. i. 1. dik iniş. kurak. f. ayyaş. ilaçla şş turmak. f. (yağmur) çiselemek. 2. s. kuru. trampetçi. sarhoş.drizzle drone drool droop drop drop a brick drop a hint drop a line/note drop asleep drop behind drop down drop in at drop in on drop off drop out drop-off dropout dross drought drove drove drown drown out drowse drowsiness drowsy drudge drudgery drug drug addict drug habit druggist drugstore drum drumbeat drummer drumstick drunk drunk with success drunkard drunken drunkenness dry dry cell dry cell dry cleaner dry cleaning f. 1. bir damla su. parazit. 2. i. f. monoton ses. serpiştirmek. i. geri kalmak. sürü. süprüntü.

kanal. ahmak. 3.. çift yönlü. çöp yığını. i. toz hardal. i. belirsiz. maket. 4. s. f.dry cough dry dock dry goods dry mustard dry quart dry up dryer drying rack dual dual-purpose dub dubious duchess duck duckling duct dud duds due duel dues duet dug duke dull duly dumb dumbfound dumfound dummy dump dump truck dumping dumps dun dunce dune dung dungarees dungeon dunk duo duodenum dupe duplex duplicate duplicity kuru öksürük. çoğ. banmak. 1. kasvetli. ödenti. dili sersem. hayvan tersi. çift. aidat. hak ettiği. (başını/vücudunu) suya sokup çıkarmak. 5. çift amaçlı. 1. kurutucu. taklit. f. uygun olarak. f. damping. f. i. tic. dili tutulmu ş. (du´plıkeyt) 1. --bing) dublaj yapmak.. Bu mesele i. düşes. güvenilmez. (--ned.düzenbazl suretini ç ııkarmak. mus. blucin pantolon. sönük (renk). ördek. dumbfound. gabi. 2. zindan. s. anlayışsız. kot pantolon. 1.). i. ıcı. 1. sersemlemek.kamyon. kot.. s. düello. kuru havuz. kopyasını yapmak. A.. emzik. çift. i. 4. i. i.b. 1. 1.. gere s. i. sessiz. s. 2. çift. ğ duygusuz. düo. kurutma makinesi: hair dryer saç kurutucusu. İng. i. çoğ. 2. 2. kesmez (bıçak.. kafasız. i. blucin tulum. ikili. bak. batırmak. i. düello etmek. kararsız. ördek yavrusu. 2. terz. clothes dryer şı rrkurutma çama şı askısı. ğ siık ince. safdil. manifatura. başını çabucak eğip kaldırmak. damping yapmak. şaltmak. i. dilsiz. çoğ. hardal tozu. eş. şüpheli. f. gerekti gibi. suya ırmak. hakkıyla.f. dig. anat. doland ırmak.. kopya etmek. kalın kafalı. budala. gereken: This matter is at last being given due attention. düet. i.. fiyasko. i. dald i. gübrelemek.101 litre.. 2. gübre. i. taklit. 2. aptal. onikiparmak ba ğırsağı. dili giysiler. mankafa. s. (--bed. damperli i. düo. 2. kuşkulu. 3. kurutmak. makinesi. . k. dük. bo çöplük. donuk. 1. borçluyu sıkıştırmak.. kumul. 2. tam zamanında. 3. 5. s. k. sahte. enayi. manken. 1. 1. f.. 2. f. mensucat. i. kopya. --ning) alaca ğını istemek. 1. 2. i. 2. çama s. makas v. patlamayan mermi/bomba. f. kurumak. f. blucin. suya dalmak. çifte. z. tükenmek. den. duo. atmak. matb. dişi ördek. f. 2. i. yapay. f. ikiyüzlülük. filmi çekimden sonra seslendirmek.D. f. 1. bak. i. 1. şaşırtmak. ikili. s. toptan ucuza satmak. palaz. (akla/kanunlara/toplumca makbul say ılana) uygun olan. tic.B. tüketmek. ba şarısız kimse. sahte şey. 3. hile. kör. çoğ. meme. i. hayretler içinde b ırakmak. budala. (du´plıkît) 1. 1. i. tüp. i. k. 4. aldatmak. dubleks.

oturmak. her bir. Hollanda. gümrüksüz. i. 1. Hollandaca. i. 2. cüce. konut. i. birbirini. 1. 1. dili masraf ın Alman usulü bölüşüldüğü eğlenti. 1. Hollandalı. bodur. dinamik. her biri. i. -e karşı sorumluluk. Her şey tozlandı.en (d^ç´wîmîn) i. küçük göstermek. vazife. cücele ştirmek. s. i. 1. s. Eastern. i.. f. . 1. i. hareketli. i. toz bezi. bak. dinamit. faraş. Hollandalı kadın. şevk. 2. 3. gittikçe ufalmak. devam. sakin. çoğ. yava ş yavaş azalmak. dinamitlemek. zarfında. şömiz.. f. kanlı basur. toz gibi. (dwelt/--ed) 1. i. f. i. toz. sürekli. Dutch. boyanmak. 3. zorlama. Hollandal ı. tıb. boya maddesi. 1. toz serpmek: dust a cake with sugar keke şeker serpmek. esnas ında. istekli. f. argo görevine fazlas ıyla bağlı kimse. devamlı. devam. i. süreklilik. 2. ev. sağlam. her. 2. dinamo. hanedan. süresince. k ıs. eskimez. ödev. ikamet etmek. canl ı. i. i. s. -de oturmak. istek. süreklilik. E. devimsel.. e ea each each one each other eager eager beaver eagerness i. i. 2. -de ikamet etmek. Hollanda´ya özgü. dizanteri. gümrük resmi. dike. cüce. sayg ılı. mekanik gücü olan. s. edat boyunca. tanesi. on (bir konu) üzerinde durmak. Hollandalı. görev. 2. s. 2. i. s. 1. dinamik. Hollandaca. f. s. bak. önemini kaybetmek.wom. dayan ıklılık. ikametgâh. k. akşam karanlığı. Dutch. arzu. i. 1. f ırçalamak: She is dusting the furniture. 2. hazımsızlık. f. tıb. renk. i. zam. dinamitle havaya uçurmak. 2. İngiliz alfabesinin beşinci harfi. boyamak. oturan. 1. -de. i. English. tozlu. 2. koyu esmer. mesken. dayan ıklı. hevesli. 1. East. z. die. s. her biri.. boya. i. i.durability durable duration duress during dusk dusky dust dust cover/jacket Dust has settled on everything. bask ı. f. 2. tozunu almak. gümrük vergisi. süre. 2. i. k ıs. 1. 2. ceket. giderek küçülmek. two million liras each tanesi iki milyon lira. 2. dustcloth dustheap dustpan dusty Dutch Dutch treat Dutchman Dutchwoman dutiful duty duty to/towards duty-free dwarf dwell dwell in dweller dwelling dwindle dye dyestuff dying dyke dynamic dynamite dynamo dynasty dysentery dyspepsia E E. toprak. alacakaranlık. dispepsi. s. Hollandalı erkek..men (d^ç´mîn) i. oldukça karanlık. çoğ. s. each. ödevcil. i. canlılık. 1. can atan. toz/süprüntü yığını.

s. 2. dünya. gündoğusuna bakan. 2. zamans ız. anat. doğuya doğru. i. 3. z. 2. ciddi. 1. (bir şeyin) esas niteliği. kolaylık. i. papara. i. s. kazanç. i. ırmak. erken. belirli bir maksat için ı ay rmak. 1. 2. s. kolayla gevşetmek. i. başak. 1. sağır edici (ses). i. doğudan. 2. Paskalya yumurtas ı. kolaylık.. keskin gözlü. doğuya doğru. 5. kolay. kulakzar ı. 2. s. s. pey akçesi. s.. 2. İng. rahat. i. 4. doğudan esen. rahatça. z. toprak. i. yersars ıntısı. doğu yönünde. doğuya yönelen. gelir. (ağrıyı) yatıştırmak. i. Paskalya yortusu. kartal. inançları kökünden sarsan. kulak kiri. elek. f. dünyaya ait. i. doğuya doğru. yavaş yavaş hareket ettirmek. 1. dünyevi. s. dikkatle yerleştirmek.eagle eagle-eyed ear ear eardrum earful earl earlobe early early riser early warning system earmark earn earn one´s keep earnest earnest earnest money earnings earphone earring earshot earsplitting earth earthen earthenware earthly earthquake earthshaking earthworm earthy earwax ease ease ease off/up easel easily easiness east Easter Easter egg easterly eastern eastward eastwardly eastwards easy easy i. topra ğa benzer. doğuya bakan. küpe. 1. doğuya doğru. 1. beklenmedik bir sürü laf. 2. dili 1. doğuya doğru. fikirleri altüst eden. zelzele. headphone. yumuşaklık. doğu. z. s ıkıntıdan kurtarmak. 2. kâr. z. doğuya yönelen. i.. 1. doğu. z. 1. i. bir sürü dedikodu. incelikten yoksun. f. toprak. . 2. işitme duyusu. s. yer solucan ı. şark. i. erken kalkan kimse. doğuya. 1. i. i. kolaylıkla. dili kolayca. i. 2. s. şövale. i. kazand (biri/bir hayvan) yapt ığı hizmetle kendi masrafını çıkarmak/karşılamak. k. topraksı. doğuya ait. rahat ettirmek. s. teminat akçesi. s. 3. i. s. kaba. z. doğu. 2. s. topraktan yap ılmış. doğudan esen (rüzgâr). bak. sıkıntısızlık. eski. i. 1. Paskalya. çanak çömlek. kulak. maa ş. doğusal. rahat rahat. kazanmak. rahat. karaku ş. deprem. doğudan. i. azar. 1. 1. z.. topraktan yap ılmış. k. hayvanlar ın kulaklarına takılan marka.. ştırmak. yumuşak davranış. s. kulakmemesi. i. 3. erken uyar ı sistemi. kont. vakitsiz. z ılgıt. a ğırbaşlı. toprak. 2. doğu yönünde. toprak. kolayca. ressam sehpas ı. bir yana koymak. kulakdavulu. vaktinden evvel. z. i. ilk. f. s.

ekonomist. seçmeci. dili sözünü geri almak. rahip. (birini) gölgede bırakmak. tekrarlanmak. s. economy. i.easy chair easy mark easy money easygoing eat eat humble pie eat one´s fill eat one´s heart out eat one´s words eat s. i. i. şevkli. f. s. tasarruf. i. acayip. s. s. ekonomi. çevrebilimsel. bak.. k ıs. k. iktisat yapmak. egzama. ki ık. aksetmek. 2. i. 2. tekrarlamak. f. ekonomik. i. kendinden geçme. abanoz.. ekolojist. seçmeci. (ate. tükürdü doyurmak. s. 1. the European Community. d ışmerkezli. ekler (bir çe şit pasta). f. economic. s. tutulma. ş 1. bak. eksantrik. ünü yalamak. Ekvador. çeşitli sistem ve kaynaklardan derlenmiş. ask. k. i. iktisatç ı. tıb. ekonomi yapmak. tüm kiliselerin kabul etti ği. i. . Ekvadorlu. 2. i.. 2. ekonomiyle ilgili. 2. co şu. iktisat. yiyip bitirmek. i. papaz. kiliselerin tümünü temsil eden. s. 2. (deniz) çekilmek. s. i. i. k. kademe. Ekvador. i. dili kolayca aldat ılabilen kimse. tutumluluk. s. eksantrik. kaynayan. taşan (sıvı). seçmecili i. yemek yemek. cezir. k ıs. esrime. ğe ait. tasarruf etmek. garip. inik deniz. (çoğ. ışığını karartmak. 1. 1.. fels. esrik. 2. i. co şkun. çok mutlu. i. İng. eksantriklik. i. s. yankılanmak.. 1. kolay kazan ılmış para. i. dili aşırı miktarda yiyerek birinin bütçesini altüst etmek. f. out of house and home eat up eaves eavesdrop ebb ebb tide ebony ebullient EC eccentric eccentricity ecclesiastic echelon echo éclair eclectic eclecticism eclipse ecological ecologist ecology econ economic economical economics economise economist economize economy ecosystem ecstasy ecstatic Ecuador Ecuadoran Ecuadorean Ecuadorian ecumenical eczema rahat koltuk. kibri k ırılmak. sevinç dolu.. i. dini. 1. s. s. i.. Ekvador´a özgü. s. saçak. tuhaf. 2. f. Ecuadorian. s. Ekvadorlu. --en) 1. deniz sular ının çekilmesi. (birinden) üstün çıkmak. karnınığ k. tutumlu. uysal. fels. hesaplı. ekonomi bilimi. ekonomik. i. ekosistem. kabahatini itiraf edip af dilemek. Ecuadorian. kendinden geçmi ş. tüm kiliselerin birle şmesini mayasıamaçlayan. f. iktisadi. içi içini yemek.. economics. economize. 2. (on) -e kulak misafiri olmak. kiliseye veya kilise örgütüne ait. f. fels. 1. i. ekoloji. burnu sürtülmek. seçmecilik. l. 1. ekolojik. 2. yumu şak başlı. i. içi kaynayan. bak. dışmerkezlilik.o. yemek. gökb. i. iktisat. 2. çevrebilimci.. tuhafl eksantrik. çevrebilim. --es) yankı... 1. ekonomi. dili kendi kendini yemek. 1. çok üzülmek. eksantriklik. garip bir i. vecit..

atık madde. 2. redaktörlük. i. i. f. editörlük. akıntı. ferman. dışarı akma. ahlakça yükseltmek. bas ım. sinirli. --s/eel) yılanbalığı. redaksiyon yapmak. halsiz.. 1. i. kenar suyu. mal. redaktör. Hollanda peyniri. i. tahsilli. i. i. i.. i. kolay. etki. 1. ahlakça yükselten. i. nakit. üstünlük. i. etkili. f. başmakale. 2. efervesan. i. sonuç. tesirli.s. efemine. s. 1. tıb. dili avantaj. eğitim. büyük yap ı. anafor. s. ödem. 2. çoğ.. 1. . s. burgaçlanmak. 1. editör. i. edam. 1. anaforlanmak. (bir ğru) yavaş yava gitmek. güçsüz. editor. tic. z. verimsiz. edition. sinirlilik. hızlı ve verimli çalışan. edited. f. eğitimci.ed Edam Edam cheese eddy edema edge edgewise edginess edging edgy edible edict edifice edify edifying edit editing edition editor editorial editorship educate educated education educational educator EEC eel efface efface o. i. yok etmek. k ısır. okutmak. kadınsı. i. bozmak. s. dikkatleri üstüne çekmemeye çal ışmak. kenar ına bordür yapmak. 1. f. i. başarmak. hızlı ve verimli çalışma. s. i.şyandan. i. dantel. burgaç. etkili. gerçekle ştirmek. f. girdap. bak. suta şı. yerine getirmek. çaba. eğitimsel. s. kabarmak. atık su. efemine. çevri. bitkin. i. f. efor. edisyon. s. atık su. 3. i. eşya. eğitmek. s. 2. 2. s. yiyecek. yanlamas i. effect effective effects effectual effeminate effervesce effervescent effete efficacious efficacy efficiency efficient effigy effluence effluent effort effortless k ıs. eğitmen. yarar. i. zahmetsiz. gidermek. eğitimli. etkili. i. yenebilir. 1. yan do yan. etki. istenen sonucu veren. f. köpürmek. e ğrim. s. randımanlı. atık madde. i. s. fayda. i. 2. eğitsel. 2. sinirleri gergin. istenilen sonucu veren. yürürlükte. i. tesirli. f. k ıs. k. s. silmek. emir. s. efektif. 2. i. the European Economic Community. (çoğ. redaksiyon. kenar. gayret. Edam. tarafa ına. eğitici.

i. sekiz rakam ı (8. entelektüel. 2. k. mak. müz. s. Mısır. onsekizinci. i. Her iki taraf ında bir kedi oturuyordu. zam.effrontery effusive eg egg egg egg white egg white eggbeater eggcup egghead eggplant eggshell ego egocentric egocentricity egoism egoist egotism egotist egregious Egypt Egyptian eh eiderdown eight eighteen eighteenth eighth eighth note eightieth eighty Eire either either this or that ejaculate ejaculation eject ejector eke eke out eke out a living El Salvador elaborate elaborate élan elapse elastic i. egoizm. k ıs. s. egotizm. i. yumurta ak ı. i.. meninin atılması. bo şalma. On either of him sat a cat. bencil. k ıt kanaat geçinmek. 1. 2. lastikli. sekizinci. İkisini de sevmiyor. s. 1. exempli gratia (for example) mesela. 2. i. sekseninci. i. yumurtalık. s. yüzsüzlük. sekizlik nota. benlikçilik. girişik. sekizlik. ünlem. i. egosantrik. f. i. coşkun. canlılık. beniçincilik. taşkın. f. İrlanda Cumhuriyeti. s. bencil. yumurta kabu ğu. i.. defetmek. i. s. s. değil mi? 2. M ısırlı. kovmak. eh? Şanslı bir herif. i.. i. küstahlık. i. karmaşık. 1. i. çok ayr ıntılı ve çok iş isteyen. yumurta ç ırpacağı. yumurta kabı. (on) ayr ıntılarına girmek. i. korkunç: an egregious mistake korkunç bir yanl ış. s. i. on tahrik etmek. M ısır. Ne?/Ha?: ´´Come here!´´ ´´Eh?´´ ´´I said ´Come here!´ ´´ ´´Buraya tüyü yorgan.. sekiz. lastik. esnek. i. çıkarmak. . (zaman) geçmek. s. fevkalade kötü. egoist. VIII). k ışkırtmak. seksen rakam ı (80. yumurta ak ı. f. egosantrizm. dili 1. 2. 1. de ğil mi?: He´s a lucky guy. şevk. eight-hour day günde sekiz saat çalışma sistemi. LXXX). 2. beniçinci.. i. XVIII).. Mısır´a özgü. seksende bir. s. lastikli şerit. Mısırlı. i. . ego. i. ünlem. patlıcan. elastik. f. onsekiz. argo entel. 2. bo şalmak. yumurta. girift. sekizde bir. 1. f. akmak. her iki: She doesn´t like either one. 1. ikisi de. onsekiz rakam ı (18. bencillik. 1. onsekizde bir. 2. i. seksen. (bir şey yapmakla) (yetersiz bir şeyi) artırmak. ben. s. fışkırtmak. ejektör. i. i. 2. benlik. birdenbire yüksek bir sesle söylemek. f. 1. El Salvador. kuş s. 1. örneğin. dışarı atmak. s. i. f ışkırtıcı. 2. elastiki. i. her ya bu side ya o. meni gelmek.

elektriklendirmek. fiz. elektrikli tıraş makinesi. elektrik saati. elektrikle ilgili. vantilatör. elastiklik. k ıvançlı. elektriklemek. elektrik motoru. (yaşça) büyükler. elektrik ak ımı. tıb. i. dirsek. ağabey. s. mürver a ğacı. esneklik. abla. 2. yaşlı/itibarlı kişi. f. elektriklendirme. elektrikli alet. elektrikli ayg ıt. seçmeli ders. ite kaka yol açmak. 2. 1. i. elastisite. i. 1. f. s. i. çok ne şelendirmek. iste ğe bağlı. f. elektrikli sandalye. 1. elektrot. i. i. 2. i. elektrik. elektrik ark ı. dirsekle itmek/vurmak. elektrik yayı. elektrik lambas ı. seçimle elde edilen (bir makam). heyecan vermek. seçim propagandas ı yapmak. oldukça ya şlı. 1. elektrogitar. seçim. elektrik kuvveti. büyük. elektrifikasyon. çoğ. 1. k ıvanç. i. i. geni ş yer. i. 2. i. s. elektrikli sandalyede idam etmek. elektrikli. elektrikli göz. i. sevinç. elektrikle öldürmek. elektrik mühendisliği. dirseklemek. mürver. emek. abla. s. f. seçmek. f. i. elektrikçi. 2. elektrolit.. seçmenler. i. yaşça büyük. f. elektrokardiyogram. çok sevindirmek. heyecanland ırmak. k.. elektrik tesisatç ısı. i. s. 3. elektrik mühendisi. elektrikle ilgili. i. rahatça hareket edilebilecek yer. i. seçmen.elasticity elate elated elation elbow elbow grease elbowroom elder elder elder brother elder sister elder sister elderly elders eldest elect election electioneer elective elector electorate electric electric arc electric arc electric chair electric current electric eye electric fan electric guitar electric light electric meter electric motor electric power electric shaver electrical electrical appliance electrical engineer electrical engineering electrician electricity electrification electrify electrocardiogram electrocute electrode electrolysis electrolyte i. . elektrik cereyanı. elektrik ark ı. elektroliz. s. sevinçli. elektrikli. (yaşça) en büyük. dili alın teri. s.

sağlamak. elektron. doğadaki güçlere özgü. yükseltme. terfi ettirmek. 3. unsur. the doğa güçleri. temel ilkeler. i. el. yükselti. elit.. tıb. i. elips. karaağaç. on birinci. 1. öğe. iksir. uzatmak. (bilgi) edinmek. uygunluk. 2. (gerçe ği) ortaya çıkarmak. elektronik. s. elektronik müzik. söz söyleme sanat ı. elves (elvz) i. i. 3. ilkel. i. k. coğr. i. eliptik. on bir. dili öldürmek. 1. başka . asansör. i. gidermek. zarif. s. çoğ. 1. i. i. (yar ışçıyı) eleme. temel. uzatma. (bir yar ışçıyı) elemek. başlayanlar için: elementary French course yeni başlayanlar için ızca kursu. 1. f. parça. evlenmek için evden kaçmak. dizginsiz.ses (îlîp´siz) i. 1. etkili ve güzel konuşma tarzı. 3. avrupamusu. -e yol açmak. s. 1. elektrom ıknatıs. eksilti.electromagnet electromagnetic electron electronic electronic music electronic music electronics electropositive electroshock elegance elegant elegy element elemental elementary elementary education elementary school elements elephant elevate elevation elevator elevator shaft eleven eleventh eleventh hour elf elicit eligibility eligible eliminate elimination elite elixir elk ellipse ellipsis elliptical elm elocution elongate elongation elope eloquence eloquent else elsewhere i. cüce ve yaramaz cin. kald ırmak. f. i. on birde bir. 2. fil. basit. eksiltili anlatım. elektronik. s. 1. gruplar. 1. elektropozitif. i. 1. i. 1. s. elektronik müzik. on bir rakam ı (11. XI). 3.. 3. f. terfi. f. s. s. 2. i. kanadageyiği. frenlenmemi ş. s. elit. seçkinler. element. i. 2. zool. i. elektroşok. asansör bo şluğu.lip. 2. kim. ilkel. 2. etkili ve güzel söz söyleyen. -e neden olmak. z. çoğ. başvard ka yerde. 1. öğe. 2. i. kolay. son dakika. 3. yok etmek. i. yok etme. kald ırma. giderme. i. başka: What else can he do? Başka ne yapabilir? Who else was there? şka kim ı? Where else can they be? Başka nerede Orada ba yere. zarafet. 2. i. s. 2. â şığıyla kaçmak. 2. dilb. i. (for) -e uygun. z. 2. 4. 2. konu şma tarzı). f. eleman. i. a ğıt. eleji. silo. 1. çoğ. 2. ilköğretim okulu. Frans ilköğretim. seçkin. yükseltmek. s.. etkili ve güzel söz söyleme yetene ği. s.. doğal. i. elektromanyetik. s. 1. etkili ve güzel (sözler. temizlemek.

2. zor. açıklamada bulunmak. zümrüt ye şili. --es) ambargo. 2. i. 1. 2. (bazı ımları çıkararak veya sansür ederek) (bir yazıyı) kuşa k ıs f. s. (bir kabul etmek. 2. s. i. acil durum. f. serbest b ırakma. (metne ait) düzeltme. çoğ. gelmemek: The name of tarifi the town me. o ğulcuk. süslemek. elf. süs. 3. izahat vermek. (anlat ılan bir öykü veya kabul olayı)etmek. biyol. f.. i. f. tezyin etmek. i. f. 1.elucidate elude elusive elves emaciated emanate emancipate emancipation emasculate embalm embankment embargo embark embark on/upon embarkation embarrass embarrassment embassy embattled embed embellish embellishment ember embezzle embezzlement embezzler embitter emblazon emblem embodiment embody embolden embolism emboss embrace embroider embroidery embroidery frame embroil embryo emcee emend emendation emerald emerge emergency emergency door/exit f. i. yakalanmas i. mumyalamak. (emanet para veya mülkü) zimmetine geçirmek. -e girişmek. mahcup olma. -den akmak. in (belirli/somut f. zimmetine para geçiren kimse. 1. 1. f. i. kabartma desenle süslemek. i. kurtuluş. . hat ırlayamamak. süsleme. utanma. -e başlamak. zümrüt. 2. 1. (birini) kucaklamak. azat etme. mahcup etmek. f. işleme. 2. from f. i. 2. özgürlüğüne kavuşturmak. i. kucaklaşmak. --ding) (in) (içine) iyice yerle ştirmek. bir deri bir kemik ış. tahnit etmek. utanç duyma. gemiye binme. f. (--ded. i. zimmete geçirme. aklına ehrin ı aklıma gelmiyor. i. 2. 1. simge. meydana çıkmak. sunucu. kapsamak.ı Ş ı zor. açıklamak. (açlıktan/hastalıktan) çok zayıflamış. (bir şeyin) somut hali. özgürlük. toprak set. zümrüt yeşili. 2. from den kurtarmak. enemek. . güç durumda. kalm f. gemiye binmek. 2. i. 3. 4. f. 1. dini) üzerine nak şeyler katarak süslemek. amblem. cesaret vermek. armalarla donatmak. nak ış kasnak. çıkmak. serbest b ırakmak. f... sıskası çıkmış. amboli. i. i. kakmak. -den yayılmak. süslemek. f. (bir dine) girmek. kuvvetten düşürmek. 1. i. (birini) (zor bir işe) sokmak. Zarafetin ta kendisi. 1. kabartmak. kutlamak. i. gömmek. 2. kapsamak.. f. hayalinden bir f. kendisi: She is the embodiment of elegance. s ıkışmış. s. acil ç ıkış kapısı. f. 3. elçilik. s. 1. 1. hadım etmek. karıştırmak. f. (bir program ın) sunuculuğunu yapmak. f. ış işlemek. tıb. kor. f. 3. (çoğ. i. yüreklendirmek. sefaret. bak. embriyon. bir tehlikeyi) atlatmak. (bir teklifi) i. f. (bir metnin) yanlışlarını düzeltmek. köz.-den ç ıkmak. (birine) sar ılmak. ad çabucak geçen. 2. i. -den fışkırmak. eludes anlaşılmas zor. burmak. bir halde) d ışa vurmak. hayata küstürmek. utandırmak. i. (izleyenleri. azat etmek. 1.

i. ampirizm. 2. f. s. kusturucu (ilaç). işçi. s. tıb.ses (em´fısiz) i. imparatorluk. göç etmek. patron. meydana çıkan. 2. kullanmak. duygusal.. yüksek (yer). boş. i. i. istihdam. ısrarlı.. f. s. maa ş. boş laf. zımparalı tırnak törpüsü. ünlü (kişi). giderken. yumuşatıcı. ampirist.emergency landing emergency treatment emergency ward emergent emeritus emery emery board emetic emigrant emigrate emigration émigré eminence eminent emissary emission emit emollient emolument emotion emotional empathy emperor emphasis emphasise emphasize emphatic emphatically emphysema empire empirical empiricism empiricist employ employee employer employment employment agency empower empress emptiness empty empty words empty-handed emulate emulsion en route mecburi iniş. çoğ. çıkan. k. duygu. 1. frapan. imparatoriçe. 1. i. z. tepe. vurgulamak. ücret. 3. bak. boşaltmak. zımpara. eli boş. i. imparator. i. s. heyecanl ı. i. 2. 1. boşluk. benzerini veya daha iyisini yapmaya çal ışmak. vurgu. anfizem. (--ted. ampirik. s. yüksek (mevki). yükseklik. yüksek yer. acil tedavi. i. 2. vurgulanarak söylenen.. bir ba şkasının duygularını anlayabilme. 2. göçmen. s. duygulu. yayma. yetki vermek. 2. i. 2. f. 3. f. his. iş verme. boş şey. çalışan. s. i. emphasize. f. i. kesin olarak. i. of -den yoksun. i. f. i. yolda. 3. yüksek bir mevki. i. s. üzerinde durarak. --ting) ç ıkarmak. taklit etmeye çalışmak. f. kazanç. f. 2. emeritus (emekli bir üniversite ö ğretim görevlisine verilen unvan). iş bulma bürosu. İng. dökmek. i. i. ruhb. i.pha. i.. i. 1. emisyon. göç. ç ıkarma. (hastanede) acil servis. 1. duygu sezgisi. deneysel. önem. 1. fışkırtmak. i. s. em. işveren. i. heyecan. emülsiyon. vurgulama. boş.. iş ve işçi bulma kurumu. deneycilik. i. s. i. dili aç. yumuşatıcı ve acıyı dindiren merhem. 1. siyasi göçmen. deneyci. istihdam etmek. dökülmek. . tan ınmış ve üstün. 1. özel bir görevle gönderilen ki şi. bo şalmak. i. bir hizmet veya i şte kullanmak. görevli. yaymak. göze çarpan. mal.

4. niyet. i. çok güzel.en route enable enact enamel enameled enamor enamour encase enchant enchanting enchilada encircle encl enclose enclosure enclosures encompass encore encounter encourage encouragement encouraging encroach encroachment encrust encumber encumbrance encyclopaedia encyclopedia encyclopedic end end table endanger endear endear o. f. ciro etmek. yapmaya çalışmak. birlikte 2. (mektupla ayn ı zarf içinde) gönderilen şeyler.b. kendini birine sevdirmek. teşvik etme. sonek. 1. kapsamak. son vermek. k. f. i.o. (bir tehlike veya zorlukla) kar şı karşıya gelmek. özendirme. (bir şeyi) (bir mektupla aynı zarf içine) koymak: I´ve enclosed a ğrafile) gönderiyorum. (bir yeri)with (duvar. Meksika mutfa ğına özgü böreğe benzeyen acılı bir yemek. i. s. sevimli. çeki ciro etmek. cesaret verme. yasala ştırmak. hastal i. i. dili harika. in (bir yer veya halka) özgü: That disease is endemic in India. --ing/-ling) 1. O ık Hindistan´a özgü. s. i. bak. uç.. 2. bitmek tükenmek bilmeksizin. acımarul. 2. özendirici. 2. kuşatmak. huk. (di şlere ait) mine. durmadan. to s. enclosure. İng. i. i. bir foto i. f. imkân vermek. minelemek. endearing endeavor endemic ending endive endless endlessly endlessness endorse endorse a bill endorsement endow (an rut´) yolda. 1. 1.. son. 1. örtmek. te şvik edici. f. bitmek. onay. s. z. f. 1. büyüleyici. küçükson. f. f. 1. yabanimarul. 2. bitirmek. sehpa. 1. umut verici. i. i. amaç. İng. encyclopedia. dili (birinin) çok ho şuna gitmek. masa. gayret. sevdirmek. fevkalade. yüreklendirici. 2. gaye. ku şatmak. k. teşvik etmek. ümitlendirici. 3.. etraf ını çevirmek. s. f. sağlamak. tak ı. emaye. 1. 2. maksat. (duvar. 3. f. v. özendirmek. çaba. s. ilişiktekiler. f. ciro. 1. 1. yük. 2. emaylamak. ölüm. 3. . çalışmak. s. mümkün k ılmak. nihayet. nihayet. 1. çocuk. f. (--ed/--led. rastlamak. emaye. 2. f. f. 3.b. son. i. 2. ipotek. cesaret vermek. upon (ba şkasının hakkına) tecavüzde bulunmak. photograph this çit letter. i. cesaret verici. 2. büyülemek. tatlı. yüreklendirmek. onaylamak. 5. sonsuzluk. 3. hindiba. f. ansiklopedi. 2. dilb. 1. ansiklopedik. i. yüreklendirme.s. ünlem Bravo! i. bis. s. sona ermek. 2. sonsuz. f. f. mine. mec. 2. 1. with -e ba ğışta bulunmak. gayret etmek. f. çevrili olan yer. 1. i. yetki vermek. bak. 1. kaplamak. k ıs. çit v. s. ak ıbet. emay. f. 2. f. f.Bu ile)mektupla çevirme. 1. 2. f. enclosed. enamor. tehlikeye atmak.. (başkasının hakkına) tecavüzde bulunma.

s.. olu şturmak. dayan ıklı. 3. taahhüt. 1. do ğuştan gelen özel yetenek. ılabilir. tahammül. yasaklamak. k ıs. İngilizce. İngiliz. s. s. hakketmek. birbirine geçmek. 1. yutmak. f. İngiliz erkek. içine çekmek. uygulama. 1.y. çarpışma. dayan i.en (îng´glîşwîmîn) i. İngiliz. ba ğrına basmak. İng.b. f. 2. devamlı. f. tenkıye. s. den. vaat. çok sürükleyici (roman. Allah vergisi. kald ırmak. dikine. makinist. çoğ. mak. makinist. kuvvet. enerji krizi. z. enerji. f. bilmece. 2. 5. kucaklamak. birbirine geçirmek...o. kuvvetten düşürmek. -in içine iyice çektirmek/geçirtmek. d. çoğ. kazımak. tıb. İng. güç vermek. İngiltere. film v. 2. f. i. f. muamma. nişanlı. çekmek. 2. i. çarpışmak. sevimli. 3. f. 1.´s attention engaged engagement engaging engender engine engine driver engineer engineering England English Englishman Englishwoman engrain engrave engraver engraving engross engross one´s thoughts engrossing engulf enhance enigma enjoin i. sarmak. taahhüt etmek. ba ğışta bulunma. tatbik etmek. İngiliz kadın. dayanma gücü. katlamak. dayanmak. uzunluğuna. oy hakk ı vermek. i. çekici. enerjik. 1. f.lish. 2. mühendislik. 1. i. gravür. 2. i. f. 3. bak. oymacılık. s. i. tahammül etmek. uygulanabilir. dövüşme. 1.endowment endurable endurance endure enduring endways endwise enema enemy energetic energise energize energy energy crisis enervate enfold enforce enforceable enforcement enfranchise Eng engage engage in engage s.men (îng´glîşmîn) i. enerji vermek. f. Gitmesini tembih ettim. birbirine girmek. nişanlanma. 2. çarkç ı. 1. uç uca. English. 1. sürekli. tembih etmek.y. zayıflatmak. (değer.. Eng. doğurmak. 2. oymac ı. 2. bağışlardan oluşan toplu sermaye. randevu. lokomotif. ş. enerji. s. erke.. 2. i.´ni) -e aşılamak. işe almak. mühendis. 2. f. s. endways. güç. ile me birinin kafas ını meşgul etmek. bak. uygulamak. energize. tutmak. 1. 2. in 1. motor. 1.wom. şgul olmak. f. angaje etmek. i. i. i. söz vermek. s. emretmek: I enjoined him to leave. i. 4. 1. 3. f. planlayıp düzenlemek. meşgul (telefon).b. f.). yükseltmek. (dü şünce. i. d. dik.lish. 1. 3. i. yerine getirmek. Eng. England. fiyat v. gravürcü. 1. ho belirli bir süre için ücretli i ş. 2. söz. z. 2. meydana getirmek. 4. hakkâkl ık. 3. hakkâk işi. hakkâk.b. . düşman.´ni) artırmak. lavman. 2. f. alışkanlık v. İngilizce. faal. 2. ucu ileriye do ğru. İngiliz. f. kafas ını bütünüyle işgal etmek. 1.

f. s. bak. genişletmek. 1. s. esir etmek. asalet unvanı vermek. 2. kostümü. temin etmek. 2. büyük kötülük. topluluk. f. enquire enrage enrich enroll enrollment ensconce ensconce o.enjoy enjoy good health enjoy o. karmakarışık etmek. büyüklük. f. ardından gelmek. trup. bula ştışı rmak. muazzamlık. askere kaydolmak/yaz ılmak. zenginle ştirmek. band ıra. i. tuzağa düşürmek. bilgilenme. aydınlatma. agrandisman. kaydetme. z. agrandisör. tu şuna basarak (bir komutu) gerçekleştirmek. f. 2. döpiyes. f. yardımını ğlamak. ğlamak. 2. tak ısayg ın bir yere koymak. eğlenmek. başlamak.s. tiy. aydın (kimse). 1. 1. giri şmek. i. gerektirmek. s. teşebbüs. daha ayrıntılı bir şekilde anlatmak. 1. den. garanti etmek. -e başlamak. yeterli miktar. f.. in (olumsuz bir şeye) tırmak. büyütmek. bayrak. soylular s ınıfına almak. i.the ensuing year ertesi sene. 2. 4. 1. hoş. genişlemek. büyüme. öfkelendirmek. sağlığı yerinde olmak. 2. kâfi derecede.. kâfi. engel. i. yeterli. foto. f. i.. f. dola ştırmak. i. sa f. foto. zevkli. i. in ensemble enshrine ensign ensign enslave ensnare ensue ensure entail entangle entanglement enter enter into enter into an agreement enter on/upon enter one´s head enterprise f. i. aydınlanma. büyütme. f. yeter de artar bile.s. düşmanlık. i. -e yerleşmek. -i -in içinde i. -in aklına gelmek. kocaman. . deftere yazmak. i. 3. anlaşmaya girmek. “Enter” -e giri şmek. in (birini) (olumsuz bir duruma) dü şürmek. yazılmak. ünlem Yeter! Yeter artık! f. kayıt. 1. f. i. sa f. büyümek. aste ğmen. -e başlamak. zengin etmek. meydana gelmek. bilgilendirmek. 1. zevk almak. büyülteç. zevk. f. eğlenceli. f. 2. köle yapmak. kaydolmak. aydınlatmak. canland f. inquire. kaydını yapmak. f. 1. 3. husumet. hiddetlendirmek. değerini artırmak. 2. bilg. muazzam. dola klık. kaydetmek. 1.ış kar f. içine girmek. bilgilendirme. izlemek. mânia. -e girişmek. askere kaydetmek/yazmak. kaydetmek. tatlı. hoşça vakit geçirmek. çıkmak. girmek. i. zenginleştirmek. f. kar ışıklık. 2. yüceltmek. sancak. 1. şer. ho şlanmak. yerleştirmek. s. 2.ırmak. müz. birkaç parçadan olu şan kadın m. 4. bütün. girişim. enjoyable enjoyment enlarge enlarge upon enlargement enlarger enlighten enlightened enlightenment enlist enliven enmesh enmity ennoble enormity enormous enough enough and to spare Enough! Enough´s enough.

telaffuz etmek. f. i. yalvarma. giriş sınavı. antre. giriş. s. İng. girme. örtmek. balo. giriş ücreti. i.t. maiyet. (--ped. f. i. 2. enumerate enunciate envelop envelope enviable envious s. 1. 2. balıkla baş yemek ında yemek. hak vermek. baş yemek. mektup zarf ı. giriş izni. i. 1. . giriş ücreti. aras lam yenilen bir şekilde yerleştirmek. giriş yeri. girme.b. f. (about/over) göklere ç ıkarmak. giriş. tamam ıyla. davet. çekici. uyanık. şevk. yalvarmak. f. (birini) tatlılıkla (kötü bir şey yapmaya) ikna etmek. entomolojist. f. i.enterprising entertain entertain a motion entertaining entertainment enthrall enthrone enthuse enthusiasm enthusiastic entice enticement enticing entire entirely entirety entitle entity entomb entomologist entomology entourage entrails entrance entrance entrance examination entrance fee entrap entreat entreaty entrée entrench entrenchment entrepôt entrepreneur entrust entry entryway entwine entwine itself around entwine s. çekicilik. çekici ancak tehlikeli şey. i. eğlendirici. i. bütün. 2. 1. i. f. parti. yalvar ış. girişimci. tamam. k ıskanç. ask. ku şatmak. f. zarf. s. baştan çıkarma. sağ i. f. kayıt. s. --ping) tuza ğa düşürmek. ikram etmek. 3. hepsi: the entire group grubun hepsi. 2. 1. açıkgöz. yakarış. giriş yeri. f. 3. i. yakalamak. ziyafet. bağırsaklar. i. böcekbilim. i. giriş kapısı. giriş. entomoloji. siper. birer birer saymak/söylemek. f. tahta ç ıkarmak. büyülemek. f. eğlenceli. i. varlık. tamamen. müteşebbis. hararetli. giriş hakkı. antrepo. 2. i. misafir etmek. giriş. ağırlamak.) (bir şeyin) etrafına dolanmak. böcekbilimci.. 1. (bitki. i. f. i. (around) bir şeyi (başka bir şeye) dolamak. s. giriş. emanet etmek. (başkan) bir teklifi kabul edip kurula sunmak. 3. saymak. s. giriş. yılan v. 2. giriş yeri. z. mezara koymak. cazip. i. eğlendirmek. f. f. giriş. girişken. 3. müteşebbis. yetki vermek. i. tüm. sarmak. beraberindekiler. şevkli. f. bütün. 1. gömmek. s. gıpta edilecek. istek. büyülemek. büsbütün. heves. f. çok övmek.

s. i. bak. Ekvator Ginesi.. apolet.. deprem öze ği. epilog. İng. s.. sakin. gelip geçici. epilog. kıskanmak. i. i. salgın. muhit. i. s. i. eşit. ılım. i. 2. i. temkin. salgınlaşmış. equalize. s. gıpta etmek. İki artı iki eşit dört. i. sara hastalığına özgü. tasavvur etmek. eşitlik. mektup. sonsöz. denklem. epik. i. biyokim. i. s. 2. piskoposlara ait. 2. eşitlemek. bak. f. 1. piskoposlarca yönetilen. gıpta. f. destans ı. depremin merkezi. salgın: flu epidemic grip salgını. 2. 2. 6 Ocak´ta kutlanan bir yortu. (olaylar zincirinde) olay. saralı. i. edeb. nükte. kafas ında canlandırmak. edeb. devir. f. i. s. i. ılıman (iklim). Hrist.. s. . i. i. delege. emsali olmak: No one equals her.. i. i. nükteli söz. ça ğ. 1. çevreci. 2. haset. Emsali yok. Hrist. 2. 1.. tıb. i. i. 1. tasavvur etmek. aynı düzeyde olmak. enzim. i. i. çevre. k ıskançlık. i. itidal. TV (dizide) bölüm. eşit işareti f. 2. çoğ. s. çok kısa ömürlü. i. epaulet. ekvatoral. f. temsilci.. (övücü veya hakaret edici) söz. i. i. i. çok k ısa süren. 1. s.. diplomat. aynı düzeyde. radyo. rahat. s.. (=). laf. destan.. civar. İngiliz tuzu. İng. i. epizodik. i. i. ekvator. 1. elçi. epik. kolayca k ızmayan. epiderm. 1. f. ile eşit saymak. eşit olmak: Two plus two equals four. epizot.. s. sara. (Yeni Ahit´te yer alan) mektup. mezar kitabesi. çevrecilik. dolay. çevresel. kafas ında canlandırmak. 1.environment environmental environmentalism environmentalist environs envisage envision envoy envy enzyme epaulet epaulette ephemeral epic epicenter epidemic epidermis epigram epilepsy epileptic epilog epilogue Epiphany episcopal episode episodic Epistle epistle epitaph epithet epitome epoch Epsom salts equable equal equal equal sign equalise equality equalize equanimity equate equation equator Equatorial equatorial Equatorial Guinea i.. i. bak. jeol. f. 2. 1. eşit. saralı.

s. jeol. kaç ış. 3. eşkenar: equilateral triangle. 1. macera. muh. s. 1. direk v. aşındırıcı. iki anlama gelebilen. 2. anlaşmazlık v. i. (fiyat v. patlak verme. yanlış. s.b. 2. erozyon. i. Ekvator Gineli. i. kaçamaklı. Eritrealı. in in ş ş mesi. 1. şa a etmek. aşınmak. i. gidermek. Eritre. biniciliğe ait. i. f. tıb. 1. (sava ş. 2. tic. 1. 1. i. dimdik. hata etmek. kızışmak. adalet. özsermaye. çok geçmeden.kurtulmak. etme. k i. s. s. s. paçayı kurtarmak. Eritrealı. dik. s. s. atlı (heykel/portre): an equestrian statue of Napoleon heykeli. i. 1. 1. 2. önce. f. kaçmak. penisin i. yok etmek. kurma.´ni) dikmek. f. direk. yapmak.´ni) dikme. birden değişiveren. Ekvator Ginesi´ne özgü.´ni) yükseltmek. f. 3. dengesiz. gözünden kaçmak. devir. i.. 2. s. edat. i. 1.mine) ermin. silinmiş yer. jeol. f.. yapma. i. s. patlak vermek. s. atlatmak. f. 1. 3. yok etmek. bundan önce. a şındırmak. Ekvator Gineli. s.´s grasp i. hata. net varl ık. (yanarda ğ) püskürmek. 2. 1. ılım. ayakçı. firar. kurtulmak. i. kökünden söküp atmak. ayak işlerine bakan kimse. 1. yanlışlık. gereçler. dikelmiş. f. 2. silgi. silmek. (heykel. Ekvator Ginesi.Equatorial Guinean equestrian equidistant equilateral equilibrium equinox equip equipment equitable equity equivalence equivalent equivocal equivocate era eradicate erase eraser erasure ere ere long ere now erect erection Eritrea Eritrean ermine erode erosion erosive erotic eroticism err errand errand boy erratic erroneous error erudite erudition erupt eruption escalate escalator escapade escape escape from s. (çoğ. kaçma. akl ından çıkmak. i. aşındırma. ıyürüyen merdiven. 2. bağ. 2. i. Napolyon´un atlı ayn ı mesafede olan. bilgin. --s/er. ayak işi. as. erotizm. ekinoks. 3. a şınma.. 2. Eritrea.b. aya ğa kalkmış. f. i. 1. ça ğ. şiir evvel. 2. s. f. âlimlik. --ping) donatmak. s. silinti. adaletli.. v. yanlış. Eritrea´ya özgü. eşkenar üçgen. i. ne evet ne de hayır demek. eşit uzaklıkta. kurmak. 1. ayakta duran. denge. gökb.´ni) zıştırmak. Eritrea. 2. (--ped. gün tün eşitliği. dikilmiş. birinin pençesinden . donatım. erotik. firar etmek.b. (yanarda ğ) püskürme. i. bilginlik. i. 2. f. döküntü. eşitlik. 2. hatalı. adil. muvazene. (heykel. i. istikrars ız. sertle i. çok bilgili. yükselmek. âlim. kaçamaklı konuşmak.o.b.

şılmas ı zor. araların s. insana gündelik hayat ı ve dertlerini unutturan çok sürükleyici (roman/film). Esq. malikâne. 1. tespit edilme. Estonya. ıtır. -den sak ınmak. refakat gemisi. İng. i. denemek. kurmak.. i. v. mektup zarfı üzerine isim ve soyadından sonra kısaltılarak yazılan ına gelenı bir unvan: Marmaduke Wigglesworth. birbirinden ayr ılmış. kavalyelik etmek. ayrı yaşayan. i.s. olağandışı. Eskimo köpe ği. 1. k ıs. bak. ufak bir gruba özgü. s. s. ı. armalı kalkan. s. i. i. kordon. vesaire. aesthetic. 4. saygıdeğer. 1.. i. 1. ğerlendirme. bilhassa. gezinti yeri. ve benzeri. as ıl. naneruhu. de fikir. 1. f. (es´t ımît) tahmin. saptamak. 1.. 2. -den kaçınmak. ana. f. Eskimo. Estonya. tereke. as ıl. i. gezi. f. 2. Eskimoca. i. itibarlı. i. müessese. yapmaya kalkışma. i. desteklemek. s. ünce: in my estimation benim de gözümde.. i. anla s. (koruma/gözetim için) e şlik eden.b. i. f. ekspreso.. Eskimo. 2. 2. anat. i. b ırakıt. Esquire. v. 2. hususi. içrek. steyşın. k ıs.. destekleme.ı açmak. f. . (birisi hakk ındaki) bana göre. ancak ufak bir grupça bilinen. gizli inançları olan. kestirmek. deneme (bir düzyaz f. saygı. ekspreso kahve. kavalye. i... 2. bak. İng. aesthete. temel.escapist eschew escort escort escort vessel escutcheon Eskimo Eskimo dog esophagus esoteric especial especially espionage esplanade espousal espouse espresso esprit esprit de corps Esq Esquire essay essay essence essence/spirit of peppermint essential essentially establish establishment estate estate agent estate car esteem esthete esthetic estimable estimate estimation estival Estonia Estonian estrange estranged estuary et cetera etc etch s. Estonya´ya özgü. ve “bay” anlam türü). kurum. i. 2. 2. Eskimo dili. casusluk. coğr. emlakçı. -e sayg ı duymak.. 1. Eskimoca. 3. takdir. özellikle. 2. 3. bence. Estonyal f. kurulu ş. tespit etmek. 1. eşlik edenler. 1. nadir. 2. itibar. aestival. z. (korumak/gözetmek amac ıyla) eşlik etmek. s. 1. deneme. esas. esans. s. (k ıymetini) takdir etmek. bak. i. f. Estonyalı. 2. kestirme. et cetera. ğerlendirmek. Estçe. i. temel. aslında. s. 2. bat ıni. z. tespit etme. (desen hakketmek için) (madeni bir yüzeyi) asitle oymak. i. i. f. (bir grup içindeki) birlik ruhu. soğutmak. i. tahmin etmek. 1. 2. (es´tımeyt) 1. yapmaya kalk ışmak. i. 3. 1. huk. gerekli. esas. 1. kuruluş. özel. öz. Estçe. i. düş1. yemek borusu. zaruri.. 2. haliç. kurma. i. İng. 2.

İncil´in mesajını yaymaya ışan kimse. f. i. değerlendirme. s. ölümsüz. örtmece./s. değerlendirmek. i. Etyopyalı. f. 1. buharla şma. 1. -den kurtulmak. i. (ba f. boşaltım. ahlak sistemi. rsakları)ı)bo şaltmak. (ba (bir yerden) alma. edebi kelam. s. on his/her/its own merits evaluation evangelical evangelise evangelist evangelize evaporate evaporation evaporator asitle oyarak (madeni bir yüzeye) desen hakketmek. i. Avrasya. etik. i. i. evaporatör. Habeş. z. (bir f. i. 1. i. Etyopyal s. i. 1. etnografya.etch a design on etching eternal eternally eternity ether ethereal ethic ethical ethics Ethiopia Ethiopian ethnic ethnography ethnology ethos etiquette etymological etymology EU eucalyptus Eucharist eulogise eulogize eulogy eunuch euphemism euphony Euphrates Eur Eurasia Europe European Eustachian tube evacuate evacuation evade evaluate evaluate s. ateşli. buharlaşmak. etnoloji. adabımuaşeret. (birinin sorusuna. (bir yeri) boşaltmak.t. (insanlar ı) (bir yerden) almak. i. övgü. kim. k ıs. i. methiye. ebedi ve ezeli. Avrupai. ahlak bilimi. European. i. i. Habeş. değer ve inançlar sistemi. evangelize. göksel. İncil´de bulunan. i. İng. Habe şistan. 2. s. 1. i. daima. 1. etimolojik. ahlaki. i.ğı (insanlar ğı rsaklar ı) boşaltma. i. i. birini/bir şeyi kendi yeteneklerine/özelliklerine göre değerlendirmek. 2. bir mesaj ı yaymaya çalışan kimse. kökenbilim. yaklaşım v. i. eulogize. buharlaştırma. semavi. 2. övmek. ateşli vaazlar veren gezici Protestan. s. eter. Etyopya. dünya görüşü. s. 3. okaliptüs. İncil´in f. i. Avrupa. etimoloji. (bir bahaneyle) kendini (bir yükümlülükten) kurtarmak. i. hadım. İncil´e ait. Etyopya. 3. hararetli.o. f. Avrupa. k ıs. birine) cevap vermekten kaçmak. ruh. buharla ştırmak. ebediyen. f. Europe. ı. çal mesaj3. 2. boş altım. götürmek. s. Etiyopyalı.. İng. 2. son derece Protestanca (bir ö ğreti. Avrupalı. asitle oyulmu ş resim. anat.. kökenbilimsel. i. Etiyopya. bak. ses ahengi. mesaj bak. s. ınıbelirli bildirmek/ö ğretmek/yaymak.b. etik. de ğerler sistemi. i. i. 2. (bir yeri) boşaltma.. lokmanruhu. i. buharla ştırıcı. 1. f. törebilim. görgü kurallar ı... . etnik. i. Etyopya´ya özgü. 2. i. i. the European Union.). Avrupa´ya özgü. östaki borusu. İncil´in ına uyan/sad ık. ebediyet. ba şı ve sonu olmayan.

1. hatta. 3. meydana gelmek. Ondan sonra hep mutlu şadılar. s. dili her yöne. tepeden tırnağa. 2. her. ilelebet. s. En ufak noktaya herkes. düzlemek. s. kör olası: You and your everlasting typewriter! Sen ve senin kör olas ı daktilon! z. arada bir. i.” “Olsun. er geç. 4. her tarafa. ak şam. (bir işte) yan çizen. herkes. her gün. 2. itidal sahibi. engebesiz. iki günde bir. 1. herhangi bir kimse. her iki kişiden biri. he de couldn´t pass -e rağbuying. i.sırada. ihtimal. zam. yapra ğını dökmeyen. temkinli. 2. ile son bulmak. (bir bahaneyle) kendini bir yükümlülükten kurtarma. arada bir. Çok yans ız. başkaları. 1. er geç olan. i. in ile sonuçlanmak. 2. hadise. ya daima de ğişen. tesviye etmek. dört günde bir. yine de. yine almaya worth “O kitapta baz ıthough men. sokaktaki adam. gene de. en sonunda olan. zam. k. dikkat eder. hiç: Have you ever been to Eyüp? Hiç Eyüp´e gittin mi? ondan sonra. olay. s. gün aşırı. olaylı. z. s. itidalli. her bir. 2. düzle z. hadiseli. z. i. bile. çok dayan ıklı. nihayet. vaka. daima.” the exam. Yapt ıkları her hatarada ırlıyor. frak. her: She remembers every single mistake they made. arife gecesi. tarafs i.” “Even so.. 3. bir düzeyde. ara s ıra. sonunda. iki günde bir. tuvalet. cevap vermekten kaçan. -den kurtulma. öbürleri.evasion evasive eve even even even if even so even so even though evenhanded evening evening dress evening paper event even-tempered eventful eventual eventuality eventually eventuate ever ever after ever changing evergreen everlasting evermore every every few days every four days every inch every jot and tittle every man jack every now and then/every now and again every once in a while every one every other day every other day every other day every other person every single every so often every which way everybody everybody else everyday Everyman everyone i. 3. 1. gene de: “That book contains some mistakes. 2. birkaç günde bir. her günkü. arife.ıştığı halde sınavı veremedi. s. smokin. ştirmek. f. ak şam gazetesi. it´s still yanlışlar var. hep: They lived happily ever after. her dem taze (ağaç/çalı). s. kaçamaklı. sürekli. herkes. s. olmak. her biri. en ufak her şey: She´s particular about every jot and tittle. ebediyen. s. gece elbisesi. tam (sayı). çal ız. 1. i. -diğ i halde: Even he studied hard. güna şırı. 1. s. hatay ara sııra. . ak şam. günaşırı. i. f. sonsuz. çift (say ı). nihai. yine de. düz. olsa bile.

daha kötü bir duruma sokmak. sorguya çekmek. s. . i. hafriyat yapmak. nazar.everything everywhere evict eviction evidence evident evil evil eye evildoer evil-minded evince evocative evoke evolution evolutionary evolutionism evolutionist evolve ewe ewer ex exacerbate exact exact exacting exactitude exactly exactness exaggerate exaggerated exaggeration exalt exaltation exalted exam examination examine examiner example exasperate exasperation excavate excavation excavator exceed exceedingly excel zam. s. dili s ınav. yüce. examination. i. misal. f. tahliye ettirme. 1. kesinlik. i.. kazı yapmak. z. kazı. geçmek. şerir. hatas ız. tam. 3. i. kazı yeri. kazı makinesi. s. s. f. k ıs. yavaş yavaş geliştirmek. tetkik etmek. imtihan. i. belli. i. her yer. 2. i. yavaş yavaş gelişmek. vecit. dikkatle gözden geçirmek. huk. 1. s. 1. çok. ulu. a şmak. imtihan eden kimse. kem göz. tahliye ettirmek. i. koparmak. kanıt. titizlik isteyen (bir i ş). huk. mübalağalı. 2. huk. fazlas ıyla. evrimsel. kötü niyetli. kesin. abartma. 2. f. ekskavatör. i. i. f. kötülük. her yere. except. k ızgınlık. f. abartılmış. s. i. z. f. kesinlik. son derece. f. yüceltmek. kusursuzluk. 4. (--led. işin titizlikle yapılmasını isteyen (kimse). 1. 1. i. s. i. çok kötü. kazıyıp ortaya çıkarmak. evrimcilik. f. 1. doğru (bir şey). açık.. örnek. i. mübala ğa etmek. abart ı. her yerde. muayene etmek. f. zorla/tehditle almak. dişi koyun. abartmak. i. k. imtihan. ibrik. f. f. göstermek. s. s ınav. tamamen. i. eksiksizlik. çağrıştırmak. huk. marya. example. --ling) -den üstün olmak. çok kızdırmak. (of) (birtak ım şeyleri) akla getiren. f. sorgu. çileden ç ıkarmak. aklına getirmek. z. şerir. aynen. (kötü durumdaki bir şeyi) artırmak. her şey. i. f. tam. yüceltme. f. i. co şkunluk. abartılı. kötülük eden kimse. 2. eksiksizlik. i. kusursuzluk. s. mübalağa. sorguya çeken kimse. 2. evrim. 2. açığa vurmak. huk. birtakım çağrışımlar yapan. i. 1. delil. göstermek. şer. evrimci.. 2. incelemek.

dayanılmaz derecede acı veren. heyecanla. aşırılık. i. mükemmel. i. 3. tic. a şırı. z. 2. s. s. 2. 1. . s. (bir şeyin) dışında bırakma.. except this. fazlalık. değiş tokuş etmek. i. ifrazat. trampa etmek. i. diye bağırmak. 2. karşılıklı olarak birer el silah atmak. z. f. dışında. değiş tokuş. borsa. i. ünlem. -den ba ş ka: Everyone was there except for him.. bağ. kolay tela şa kapılır. k ısa yolculuk. dışında. indirimli gidiş dönüş bileti. olmasayd ı m. döviz kuru. f. Your Excellency Ekselans. yumrukla şmak. f. kesmek. olacakt edat -den ba şka. -in dışında tutmak: He excepted Harun from this. uyand ırmak. kolay heyecanlanan. ünlem işareti (!). affedilebilir. tahrik etmek. telaşa vermek. 2. salg ı. aforoz. s. affetmek. özür. 1. çok iyi. aşırı olarak. heyecan verici. mazeret. except speak Çince konufor ı:Chinese. i. Bu ı orada 1. s. telefon santralı. değiştirme. heyecanland ırmak. (bir kitaptan/yazıdan) seçilmiş parça. (bir duygu/tepki) s. ancak özel seçilmiş bazı kişilere açık olan. s.. i. pasaj. salgılama. i. ola ğanüstü. d ışı nda. kışkırtmak. ziyadesiyle. 1. (vücuttan) ç ıkarmak. (from) -in d ışında bırakmak. ç ığlık atmak. üstün. dışkı. 2. fazla. i. trampa. kiliseden aforoz etmek. 2. s. artan. i. Ekselans: His Excellency Ekselanslar ı. bak. mazur görmek. f. kesip ç ıkarmak. 3. 1. heyecan. f. hariç. fazla. i. kambiyo. (from) (bir şeyin) dışında bırakılma. heyecanlı. f. s. değiştirilebilir. ziyade. f. i. hariç. üstünlük. i. istisna.. i. gezinti.Excellence excellence Excellency excellent except except except for excepting exception exceptional excerpt excess excessive excessively exchange exchange exchange blows exchange rate exchange shots exchangeable exchequer excise excise excitable excite excited excitedly excitement exciting exclaim exclamation exclamation point/mark exclude exclusion exclusive excommunicate excommunication excrement excrete excretion excruciating excursion excursion ticket excusable excuse excuse excuse from i. ifrat. i. (birini) (bir şeyi yapmaktan) muaf tutmak. s. I´d be there. -den başka: He can do everything şmaktan baolmasayd şka her şeyi yapabilir. 1. d edat -den ba şka. f. i. f. 1. Excellency. . tüketim vergisi. Harun´u bunun ışında tuttu. s. değiştirmek. 2.

varlık. f. hareket ettirmek. yorgun. al ıştırma. f. icrai. fahiş (fiyat). 2. f. yerine getirme. egzoz borusu. egzersiz. ı. idareci. 1. 3. i. sergilemek. 2. i. s. idari. tükenmiş.s. fels. aklamak. f. i. yürütme yetkisi. f. (bir yarg ıyı) infaz etmek. fiz. idam. 1. kullanma. genleştirmek. 3. i. i. 2. neşe ve zindelik. 2. 2. bitkin. çabalamak. yorgunluk. temize ç ıkarmak. s. egzoz duman ı. 1. 1.. sergi. (cin. i. yönetici. 1. varolu şçu. s. mevcut olmak. s. i. bitkinlik. varoluş. f. execute execution executioner executive executive committee executive power executor executory exemplar exemplary exemplify exempt exemption exercise exert exert o. express. 2. hayat.. f. 2. gitmek. gayret. i. f. f. s. muafiyet. i. i. büyütmek. -e örnek olmak. 2. çal ıştırmak. sergi. varolu şsal.. huk. 1. yönetimsel. örnek niteliğinde olan. f. 1. fels. izin istemek. f. gayret sarfetmek. beraat ettirmek. 3. sürgün. sürgüne göndermek. i. 1. (bir duygu veya niteli ği) göstermek. (güç) kullanmak. egzotik. s. s. uygulama. genleşmek. teşvik edici söz. emek. yöneticiye ait. genişletmek. s. egzistansiyalizm. çaba. çok keyiflendirmek. 2. ında ıt) ibraz (dava s ıras i) gösterme. (bir belge/kan duygu veya niteli ğetmek. 2. aşırı yüksek./Affedersiniz. 1. u ğraşmak. fels. bitirmek. (dava sırasında i. (gayret) sarfetmek. 2. tükenme. varolu şçuluk. duman v.´ni) ç ıkarmak. geniş kapsamlı ve ayrıntılı. 1. mezardan ç ıkarmak.. 3. i. f. 1. 1. idam ın infaz (manevra/hareket) yapma. yerine getirmek. egzoz. 1. huk.´ni) dualarla defetmek. 2.Excuse me. tüketme. exertion exhale exhaust exhaust exhaust pipe exhausted exhaustion exhaustive exhibit exhibition exhilarate exhilaration exhort exhortation exhume exile exist existence existential existentialism existentialist exit exodus exonerate exorbitant exorcise exotic exp expand Özür dilerim. export.s. icra eden. büyümek. sürgün edilen kimse. kötü ruh v. genişlemek. i. -i örnekle göstermek. f. çıkış. uygulamak. cellat. egzistansiyalist. 2.b. tüketmek. k ıs. belge/kan zindeleştirmek. 1. 2. i. yaşam. 1. i. 1. f. çıkış kapısı. bütün kuvvetini tüketmek. 2. kullanmak. s. ba ğışıklık. . çıkış. ç ıkış. i. f. i. i. yabanc ıl. idam etmek. (manevra/hareket) yapmak. 1./Beni ba ğışlayın. örnek. s. 3. çıkmak. 2. yerine getirmek. ıt) ibraz etme. excuse o. f. uygulamak. infaz. var olmak. örnek. (egzoz. uygulama. çok ne şelendirip i. çok yormak. yerine getirme. nefes vermek. teşvik etmek. yürütme kurulu.b. teşvik etme. 2.

genişleyen. tecrübeli. 2. f. f. eksper. bak. izah etmek.. çürütmek. 1. 2. i. izahat vermek. beklenti. dü şünmek. sınırdışı etmek. 2. gider. (keşifte bulunmak amacıyla) (bir bölgeyi) dolaşan kimse. i. açılan.s. s. 3. i. ştırmak. f. i. f. masraflı. genle s. kendi ç ıkarına kullanma. büyütme. harcama. (süre) dolmak. bitiş. s. i. i. i. tecrübe. 1. masraf. (ke ş t ı rmak. bilirki şi. ara şifte bulunmak amacıyla) (bir bölgeyi) dolaşmak. acı v. (keşifte bulunmak amacıyla) (bir bölgeyi) dolaşma. genişleme. 1. (bir konuyu) f. sarih. son nefesini vermek. kendisinin niye öyle ığınıizah. zannetmek. masraf hesabı. tecrübe. beklemek.expanse expansion expansive expat expatriate expect expect the worst expectancy expectant expectant mother expectation expedience expedient expedite expedition expel expend expenditure expense expense account expensive experience experienced experiment experimental expert expertise expiration expire expiry explain explain away explain o. (özel bir amaçla yap ılan) uzun yolculuk. izahat vermek. açıklama. açık. (belki do ğru olmayan fakat) elverişli bir çareye başvurma. en ı kötü gerçekle i. i. deneyim. sanmak. (sıkıntı. inceleme. atmak. ölmek. uzman. (--led. sömürmek. kovmak. kendi vatan ından başka bir ülkede yaşayan kimse. sürenin dolmas ı. aç ıklamak. usta. harcamak. incelemek. 1. patlamak. ç ıkarmak. gider hesab ı. davrand izahat. (kendi ç ıkarı için) kullanmak. (belirli bir alandaki) bilgi.. kahramanca davranış. s. sömürme. içten. geniş. açıklayıcı. açıkça. genleşme. f. f. i. 1. (bir konuyu) şt ırma. f. 2. 2. i. 2. i. kahramanlık. kendisinin ne demek istedi ğini anlatmak. sömüren. 1. kolayla f. anlatılabilir. z. (birinden) (bir şeyin lmasihtimalin ını) beklemek: He expects me to carry out the garbage. s. deneyimli. i. İng. ümitle bekleyen. (bizzat) ya şamak. deney yapmak. s. açıklamada bulunmak. . sömürücü. sömürü. s. engin. umut. s. sürenin dolmas ı. istismar. sona erme. s. hızland i. dili. 2. açıklanabilir. yanl ış olduğunu göstermek. f. s. (ayrıntılı bir şekilde) açıklamada bulunmak. hamile kad ın. i. sona ermek. (belki do ğru olmayan fakat) elverişli (bir çare). (bahane öne sürerek bir şeyi) mazur/makul göstermek. 1. uzmanl ık. sona erme. pahalı. --ling) 1. süresi dolmak. deneysel. genişletme. ümit. anlatmak. patlatmak. k. 3. f. ara i. deney. fakat) elveri ırmak. samimi. beklenen şey. fiz. Benden yap şece ğini ummak. (belki doğru olmayan şli bir çare. anlatmak. 2. beklenti. expatriate. i. i. i. i. bitiş. deneme. 1. başından geçmek. 2. sarfetmek. büyüme. ştirme.´ni) çekmek. explanation explanatory explicable explicate explicit explicitly explode exploit exploit exploitation exploiter exploration explore explorer i. masraf. 2. i. enginlik. geniş alan. f. istismar etmek. açık bir şekilde. i.b. 2. 1. 1.

(malı) yurtdışına satmak. üstel. ihracat vergisi. belli. oyun v. 2. sergi. hafifletici sebepler. pozlandırma süresi. s. 4. i. hakkında şiddetli tartışmalar yapılan (konu).The house has a southern exposure. sergilemek. f. (yard ım. . acele posta. manalı. doğaçlamayla. silmek. ını paylaştığını ş belirtmek. poz süresi. 2. 2.. bilhassa. vurmak. (filmi) ışıklamak. pozometre. 1. (birinin) ac ıs ekkir olduğunu belirtmek. s. anlat ım. ış için) sergilemek. ihraç etme. 1. anlamlı. foto. patlayıcı. yorumlamak. i. patlama. mevcut. etkisine açık bırakmak. kovulma. ihracat lisans ı. anlatmak. irticalen. doğaçtan. i. ihracat yapmak. maruz b ırakmak. İng. mat. patlayıcı. express one´s sympathy express one´s thanks expression expressionless expressive expressly expressway expropriate expropriation expulsion expunge expurgate exquisite extant extemporaneous extemporaneously extempore extend extended order extension extension cord extensive extent extenuate i. deyim. i. özellikle. 1. i. üs. ifade. ekspres (taşıt). başka sözlerle anlatmak. doğaçlamayla söylenen/yapılan. tıpkı. 3. f. ifade etmek.b. i. uzatma kordonu. güzelli s. 3. aç ık. doğaçtan. ihraç etme. kredi v. f. ihraç edilme.s. büyük. ihraç malı. acele posta. Evin cephesi güneye bak ıyor. teşhir etmek. ask. 1. ekspres yol.) verme. 2. kredi v. paralel telefon. kapsamlı. for (görü şü/fikri) anlayıp paylaşmak. d ış İng. maruz kalma. ihracatç ı. ihraç etmek. 2. 2. s. 1.b. ıcı madde. ifadesiz. fuar. ız. i. maksadını anlatmak. paralel. uzatma kablosu. 5. ihracatç ılık. sergileme. geniş. dışarıya mal göndermek. i. ekspres tren. i. s. İng. 4. sürmek. (sat açığa vuran makale/kitap. acele. şükranlarını ifade (to) (birine) minnettar/müte etmek. 1. mat. i. üst. meramını ifade etmek. çok büyük (ac ı/mutluluk). 1. 3. 1. istimlak. maruz b ırakma. kamula ştırma. tam. kovma. anlams s. özel ulak. 1. 4. süper. foto. z.b. s. etkisine açık bırakma. boyut. doğaçlamayla söylenen/yapılan.) vermek. ışıklama süresi. f. 1. ekspres. (yard ım. patlay tart i. i. 3. z. izah etmek. ince bir ğe sahip. mat.´nin) müstehcen/sak ıncalı bölümlerini çıkarmak. extenuating circumstances huk. 4. 2.. foto. f. uzamak. açıklamak. 3. çıkarmak. açabilen (konu). manasız. şiddetli malara yoltaraftar. s. tabir. 2. herkese duyurmak. irticalen. f. f. f. 2. s. 1. 2. uzama. deyim. i. man. 3. istimlak etmek. d ışsatım. aekspresle.ış savunucu. f. i. kahkaha tufan ı. gizli işleri i. dağınık düzen. kamula ştırmak. (yüzdeki) ifade. otoyol. uzatmak. doğaçlamayla. (bir kitap. üstün. infilak. beyan etmek. ifade. to (birine) taziyede bulunmak.explosion explosion of laughter explosive exponent exponential export export export duty export license exportation exporter expose exposé exposition exposure exposure meter exposure time expound express express express delivery express in other terms express o. 2. s. f. özel. z. dışavurum. uzatma. 1. 2. z. 1. mükemmel. ihracat. 2. aç ıkça.

bak. fevkalade. i. çok canlı ve neşeli. uç. 1. (para) s ızdırmak. har vurup harman savurarak. extol. para s ızdırma. 2. d ışdeğerbiçim. bak. fazla. i. ç ıkarmak. ders program ı dışında kalan. i. dış. i. harici. s.exterior exterior angle exterminate external external affairs externals extinct extinct volcano extinguish extinguisher extirpate extol extoll extort extortion extortionate extortioner extortionist extra extraextract extract extraction extracurricular extradite extradition extraneous extraordinarily extraordinary extrapolation extravagance extravagant extravagantly extreme extreme case extreme point extremely extremes extremist extremity extricate extroversion extrovert extrude exuberance exuberant exudation s. 1. 1. . suçluların iadesi. olağanüstü bir örnek. extortioner. abartı. i. 2. dış taraf. 1.1. esans. s. öz. ç ıkarmak. ekstrem nokta. d ışadönüklük. seçmek. 2. kökünden sökmek. fazlalık. i. harici. önekfevkalade: dışında: extramarital i. 1. 1. aşırı uçlar. 2. söküp atmak. ola ğanüstü: extraordinarily beautiful fevkalade güzel. fahiş (fiyat). imha etmek. 2.´nden koparmak. gür (bitkiler). mat. f. 1. i. 1. --ling) övmek. dışişleri. kökünü kaz ımak. 1. 5. fevkalade. a şırı. 1. savurgan. 2. haraçç ı. dış açı. f. z. 3. yabancı (madde/cisim).b. the extremities eller ve ayaklar. çıkmak. müsrif.. i. yüzeysel. itiraf ettirmek. ruh. (--led. Work extraevlilikd hard! Çok ışı. 2. (özünü/suyunu) ç ıöz. zorla almak. a şırı. kurtarmak. (diş) çekme. sınır. olağanüstü. ekstrapolasyon. nesli tükenmiş. f. çok çok. i. uçta olan.. müsrifçe. aşırılık. s. s. 1. israf. z. dışarı sızan şey. 2. ruhb. ç ıkarmak. f. ruhb. s. (para) karmak. dışadönük. özet. 2. aşırı. s. i.. zahiri. ek ücrete tabi şey. dış. hariç. f. (bir kitap v. mat. i. 2. uç. yok etmek. z. çoğ. söndürmek. a şırı. sönmüş yanardağ. aşıt noktası. yangın söndürme aleti. sızıntı. (haraç) almak. haraca kesme. s.. 3. çok. 1. söyletmek. f. i. 2. çok fazla. i. çok çal ış! i. s. s. zorla alma. insanı haraca kesen. (bilgi) almak. abartılı.. canlılık ve neşelilik. zorla alan kimse. f. mat. ç ıkarma. d ışadönük kimse. dış. s. 1. i. para sızdıran. konu d ışı. 2. 2. (to) (suçluyu) (suç i şlediği ülkeye) iade etmek/ettirmek. i. savurganlık. i. 2. i. 4. 2. f. s. i. (bitkilerde) gürlük. aşırı derecede. s ınır. uzatmak. 1. 1. 2. f. f. 1.. ifrata kaçan kimse. dışlar. fazla: Do you have an extra pencil? Fazla kalemin var m ı? 2.

feminine. i. müz. s. göz kalemi. surat. k ıs. ayna. gözkapa ğı. aydınlatıcı/şaşırtıcı olay/haber. i. 3. görme duyusu. gözyuvas ı. göz yuvarlağı. fa notası. harika. i. z. 2. İngiliz alfabesinin altıncı harfi. dokuma. yüze ait. F. göz çukuru. imalatç ı. masal. süper. çehre. uydurmasyon. kaplamak. karşı sında olmak/durmak. kadran. i. i. çok güzel. sızmak.. 1. (saatte) mine. tic. 5. s. following. gözlük. imal. 1. 1. sevinme. k ıs. far. f. France. 2. fine. yüz. i. bez. (bir duruma) dayanmak. itibari değer. cephe. göz yorgunlu ğu. vaziyeti kurtaran. anat. 1. kirpik. kaş. bakmak. s. al ın. Friday. şakacı. şılamak. yüzükoyun. -i cesaretle kar şılamak. kolayla ştırmak. i. enfes. gözalıcı. Fellow. façeta. s. k. 2. 3. süper. görgü tan ığı. olağanüstü. i. 4. göz. yalan söylemek. (bir zaferden sonra) çok sevinmek. göz banyosu. yalan. f. göz alıcı şey. s. görü ş. z. dili inan ılmaz derecede. 2. uydurmak. yalancı. 2. yapı. 5. yüz yüze. 3. güzel kız. i. folio. fluid. sima. i. Fahrenheit. yüz masaj ı. yap ım. süzmek. astarlamak. k. . faseta. gözyuvar ı. 1. göz far ı. inan ılmaz. i. göz küresi. geom. argo kendisini ele ştirecek/cezalandıracak insanların önüne çıkmak. anat. bünye. i. s. 2. k ıs.. üretmek. alımlı.. f. 1. i. 2. i. i. i. 4. yüzüstü. dili 1. fabl. i..exude exult exultation eye eye eye shadow eyeball eyebrow eyebrow pencil eye-catching eyeful eyeglasses eyelash eyelid eyeliner eye-opener eyesight eyesocket eyestrain eyewash eyewitness F F f F. gözevi. i. (karşısındakini) bir durumu oldu ğu gibi kabul edip ona göre davranmak. mad. (ta şın) yüzünü yontup sindirmek. i. i. f. i. f. ön yüz. f fable fabric fabricate fabrication fabricator fabulous fabulously face face face down face the issue face the music face to face face up to face value facedown face-saving facet facetious facial facile facilitate f. kolay. imal etmek. nominal de ğer. i. 1. üretim. frequency. yüz. doku. kaş kalemi. 1. uydurmacı. 2. kuma ş. efsanevi. 2. February. yapmak. kar tahammül etmek. i.

fena olmayan. kurallara uygunluk. uygun rüzgâr. aksi takdirde.. İng. i. 6. 3. f. baygınlık. TV kararma. faktör. adaletli. fuar alanı. iflas etmek. duyu. güçten dü şmek. (özel bir) hizmet. başaramamak. (bir ön cephe. yap ım. fair-weather friend iyi gün dostu. i. ar bay ılmak. güzellik. 4. 1. kabiliyet. açık tenli. s. servis. (açıkta olan) fuar yeri. fabrika. yapmayış. yetenek. başarısızlık. 2. faksimile.. maskeleyen dış i. s. (yap ş . ay tic. 1. 1. ekilde. . soldurmak. kusur. ıkşve güne şli (hava). ıza: power mesle 2. 1. sınıfta kalmak. çarpanlara ırmak. (özel bir hizmet için ışı)bas tesis. 1. okulun)2.. perilere ait. hizipçilik. 4. 1. yüreksiz. --ging) birini çok yormak.. dili fena olmayan. 1. i. i. i. bay ılma. 2. i. yetenek. faktör fiyat ı. feces. 1. 4. z. edat olmad ığı takdirde. tambölen. kurallara uygun.5. ğinde/ibelirsiz. fecal. mat. etken. gerçeklere dayanan. kuvveti kesilmek. âdeta: He flew down the stairs. grup.. becerememek. iflas. i. adil. s. 2. çarpan. kolaylık.. i. donuk.. out fagot Fahrenheit faience fail failing failing failing that failure faint fainthearted faintness fair fair fair and square fair game fair to middling fair wind fairground fairly fairness fairy i. ık. i. TV kararmak. i. s. 3. 2. ibne. s.fairly adaletlilik.ba bayg i. sarışın. geçici bir moda/heves. hizipler aras ı. kanıt toplayan. 3. TV aç ılmak. argo homoseksüel erkek. görünü i. 3. bak. 1. öğ retmen (bir bir) üniversitenin) tüm öğretim ılarda) ön yüz. 1. 5. s. peri gibi. 4. sin. sar ışınl ı ml ı l ı k. kopya. ş hayatında hiç şarıın. s. 2. 3. ihmal. bak. kavgac ı. hizipçi. yeti. çalı çırpı demeti. solmak. f. (gerçe ği kadrosu. İng. i. peri. sınıfta i. duyum. temiz (kopya). 1. (--ged.. i.. gösteremeyen kimse. çekingen. 1. oldukça: fairly big oldukça büyük. etmen. mat. dürüstçe. sin. fayans. 2. faks. i. f. 2. i. i. Merdivenlerden âdeta indi. f. gerçek. oldukça iyi.. bayılma. sahte. çini. 2. s.. i. sin. 7. zayıf. sin. adaletli/adil bir şekilde. güzel. fahrenhayt. beceremeyiş.. 4. 1. dürüstaç bir kolaylıkla eleştirilebilecek veya alay konusu olabilecek kimse/durum. Gelmedi. birinin tur şusunu çıkarmak. yavaş yavaş yok olmak. s. 1. rengi atmak. k.ılm tıpk i. 3. fuar. baygınlık. He failed to come. (bir ö ğretim kurumundaki) personeli. s. 2. fiyasko. 2. al i. 2.o. açıuçarak k tenlilik. yer. s. uydurma. hizip. TV aç ılma. 2.facility facsimile fact fact-finding faction factional factionalism factious factitious factor factor cost factory factual faculty façade fad fade fade away fade in fade out fade-in fade-out faecal faeces fag fag s. f. i. zaaf.

i. -in tutsağı olmak. ısı v.fairy tale fait accompli faith faithful faithful to his word faithfulness faithless fake faker falcon fall fall fall asleep fall asleep fall away fall back fall back on fall back upon fall behind fall by the wayside fall down fall down fall down in a fit fall flat fall for fall foul of fall guy fall ill fall in fall in battle fall in love fall into a trap fall into disfavor fall into disrepute fall into disuse fall into error fall into the clutches of fall of man/the Fall fall off fall on fall on one´s feet fall out fall over fall over o. sahte. başkasının cezasını çeken kimse. terkedilmek. s. -e kapılmak. yüzükoyun kapaklanmak. dökülmek. 2. (gemiden) denize dü şmek. ş (kale) zaptolunmak. i. bırakılmak. dü 5. işten vazgeçmek. azalmak. fenalık geçirerek yere düşmek. 1. uykuya dalmak. dört aya 1. Hz. düşmek. aldatıcı. 2. uydurma. s ıraya girmek. şmek. inanç.´nde) düşüş. bayılmak. sahte bir şey. 3. 2. sıyrılmak. 3. i. güz. 2. kendini çok istekli göstermek. dolandırıcı. i. i. 2. fall. yüzüstü dü şmek. i. sadakatsiz. s. ıatlatmak. sözüne sad ık. iman. (güvenilecek bir kimseye/yere) ba şvurmak. This month the twentieth fell on a Friday. 4. Âdem ve Havva´n ın işlediği günah ve sonuçları. 2. sonbahar. kapanmak. geri kalmak. fall overboard fall prey to fall prostrate peri masalı. 6. (fell. itikat. 5. olupbitti. 2. hastalanmak. hataya dü şmek. dolandırılan kimse. dizilmek. düşüş. çökmek. 1. dili -in pençesine dü şmek. (fiyat. Bu ay ğının üstüne dürastlad şmek. dü şmek. dü şmek. düşmek. ın yirmisi cumaya . geri çekilmek. yağış 4. sadakat. aldatılmak. 3. çekilmek. din.s. k. üçkâğıtçı. şahin. ask. enayi. sava şırken ölmek. tuzağa düşmek. üçkâğıtçı. s. güven. k. 1. f. me. gerilemek. âşık olmak. dü . ile çatışmak. talep.en) 1. -e hücum etmek. uykuya dalmak. sadık. vefakâr. 1. -e sald ırmak. kullanılmaz olmak. emrivaki. çok beğenmek. sıradan çıkmak. sahtekâr. adı kötüye çıkmak. güre ş düşüş. başarmak. ask. yıkılmak. uydurmak. yağmak. 6. vefakârlık. keriz. bozulmak. . doğan. bozu şmak. 1. dili işi bırakmak. i. sadık olmayan. kavga etmek.b. 3. umulan ra ğbeti hiç görmemek. oldubitti. 2. itimat. gözden dü şmek. vefas ız. f. argo 1. (çare olarak) -e ba şvurmak. çökme.

2. aile muhiti. yanlış davranış. 1. samimi. z. ev bark sahibi.b.. ğe/savaşa başlamak. temelsiz. iyi . dili çok iyi. belge v. 1. -e başlamak. aile. yanıltmaca. çürük. akrabalar. alageyik. sahte. 1. aile adı. açlık. ailevi. (ses) titremek. laubalilik. 2. şelale. suya düşmek. s. 4. s. kayıt. güvenilmez. bildik. devetüyü. çağlayan. titrek bir sesle i. düşmüş kadın. man. tereddüt sendeleyerek yürümek. arkada familiarize. s. k ıtlık. 3. İng. 2. -e koyulmak.. with family family circle family man family name family name family planning family tree famine famish famous famously (of) 1. (gerçekleri) ıtmak. s. f. me şhur. 1. ün. His face fell. aile planlamas ı. takma dişler. ayk f. i. i. 2. s.şbak. i. soyadı. aşina. fall.. mantık kurallarına ırı sav. hataya düşebilir. radyoaktif serpinti. yanılabilir. f. şöhret. yanlış fikirlere dayanan. 3. gerçekleşmemek. ünlü. nadasa b ırakılmış. 1. hastalanmak. 1. s. etmek. şecere. yalan söyleme. k. umdu ğu gibi çıkmamak. s. aile babas ı. boş gurur. soyadı. nam. i. -e kurban gitmek. ekilmemiş. Suratı ıldı. familya. samimiyet. azalmak. iyi bilinen. çarp f. dili suya dü şmek. me şhur. (hesap. . i. akanyıldız. yalan. 2. soyağacı. gücünü/hızını kaybetmek.. bak. (of) yeterli olmamak. yetmemek. -e âşık olmak. 1. f. 2. s. s. Gözü bana ilişti. yanlış düşünce/inanç. aşinalık. bot. 2. 1. zool. tanıdık. 2. k. ünlü. tanınmış.´nde) tahrifat yapmak.. devetüyü rengi. çoluk çocuk. eksik gelmek. Benim payıma düştü. dü yeme -e saldırmak. as i. aile çevresi. teklifsiz. iyi tan ınan. It fell to my lot.fall short fall short fall sick fall through fall through fall to fall upon fall victim to fall/be in love with fallacious fallacy fallen fallen woman fallible falling star fallout fallow fallow fallow deer falls false false pride false step false teeth falsehood falseness falsify falter fame famed familial familiar familiarise familiarity familiarize familiarize o. 2. His eye fell upon me. gerçekleşememek: The plan fell through. (bir şeyi) herkese tanıtmak. (bir şey) hakkında bilgi edinmek. safsata. Plan suya ştü. f. teklifsizlik. sendelemek. aileye ait. fahişe. s ığın. i. i. vefas ız. dü şmek. falso. sahtelik.s. i.

ba ğnaz. 2. çiftçilik. ünlem Elveda! i. s. 3. ak ıldışı lem. müz. zannetmek. İkonu stanbul´dan uzağa hiç seyahat etmedi. 2. s. hayal etmek. veda yeme ği.. s.fan fan fan fan belt fan blade fan the flames fanatic fanatical fanciful fancy fancy fancy dress ball fancy o. 3. f. gülünç. mutaassıp. i. mutaassıp.: He´s far and away the best. i. s. . 1. s. 3. vantilatör. yol paras ı. veda. çiftlik binalar ı arasındaki meydan. farthest. i. 2. 3. 1. Onun için kötüydü. çiftçilik yapmak. 1.. k ışkırtmak. 1. yılanın zehirli dişi. hayali. uzak. 2. 1. dili hayran: She´s one of your fans. hayal gücü. 1. çiftçi. 2. i. -den hoşlanmak./Tersine. bilet ücreti. çok kişi veya şeyi etkileyen. fantezi. 1. hayal gücü. Öbürlerinden kat katNe daha iyi. enfes. çiftlik evi. dü şünmek.şgerçekd z. k ıyafet hayallerinde kendini ( şöyle veya böyle) görmek. harika. fang fanny fantastic fantasy far far afield far and away Far from it. almaz. lüks. dili münasebet. beysbol meraklkay mak. yemekler. 2. 2. 1. 1. dü. inan ılmayacak kadar büyük (miktar). çiftlik ve içindeki binalar. saçmal ık. 3. uza ğa. 1. 2. They didn´t go far. s. yiyecekler. çok süslü. 2. s. s. çiftlik. i. s. kaba osuruk. 1. Uzağa dışında. i. popo. i. uzakta: He´s never journeyed far from Istanbul. pervane mak. dili k ıç. i. sanmak. --ning) yelpazelemek. fars. (--ned. i./Bilakis. f.s. kaliteli (g ıda f.ız hayal veya hayali. çok me şhur. i. sını rs. k. (öbürlerinden) kat kat daha . hayal. i.. s. -den uzak. maskaralık. i. süper. k. ileri görü şlü. baseball fan ısı. dalg ın (bakış). 1. fantezi. tiy. rençper. Hayranlar ınızdandır. düşlemsel. tıb. 4. bak. s. üstün maddeleri). ırgat. i. pervane kanad ı. i. 2. körüklemek. öngörülü. fantezi. gerçek payı çok az olan. uzaklara yayılmış... osurmak. taksi müşterisi. 1. çok uzak. k. (birisi) için kötü olmak: He fared badly. (birisi) için iyi gitmek. ak ıl ışı 4. fanatik. hipermetrop. fanatik. f. balosu. 2.. ba ğnaz. yelpaze biçimindeki herhangi bir şey. i. i. s. ışı. irmik. s. 2. f. çiftlik avlusu. dü şlem. far off faraway farce farcical fare fare fare badly fare well farewell farewell dinner far-famed farfetched far-flung farina farm farm farmer farmhand farmhouse farming farmost farmstead farmyard far-reaching farsighted fart i. (yırtıcı hayvanlarda) köpekdişi.. yelpaze. istemek. fantastik. i. hayalperest.

3. i. ötedeki. i.. --test) 1. i. pizza gibi) hazır yiyecekler. yapmak. peder.farther farthermost farthest farthing fascicle fascinate fascinating fascination fascism fascist fashion fashion designer fashion model fashion show fashionable fast fast fast asleep fast color fast food fast lane fastback fasten fasten on/upon fasten the blame on s. defile. 1. bağlanmak. hızlı yaşayan. oruç tutmak. ölümcüllük. i. i. 1. 1. yazg ı. anavatan. kader. 2. argo zengin adam. semirmek. f. oruç. en uza ğa. kayınpeder. 2. s. uçarı. tutturulmak. (--ter. en uzak. babas ız. (otoyolda) sürat i. manken. en ötede. cazibe. semiz. i. bitkinlik. zor be ğenen. daha ötedeki. -e saplanmak. s. 1. s. fatalizm. fatalite. kulaç (uzunluk ölçü birimi). s. semirtmek. derin uykuya dalm solmaz renk. f. sabitlik derecesi. vahim. 2. fatalist. i. yorgunluk. s. daha uzaktaki. rağbette olan. çok ilginç. f. 3. s. i. f. solmaz. 2. yağlı. şişman. öldürücülük. yazg ıcı. sabit (renk). modac ı. faşist. (kuma ş boyası için) sabitlik. 2. i. kopça. s. (hamburger. en uzakta. (birinin) ilgisini/merak ını çok çekmek. süratli. mukadderat. 2.o. şekil vermek. i. vahim. fatalist. 2. korunak. 1. anlamak. kadercilik. s. Noel Baba. bağlamak. moda olan. kaderde olan. biçim. bağ. i. en ötedeki. hızlı. 2. İng. s. şekil. çok enteresan. tutturmak. 2. 1. kaderci. iskandil etmek. i. tarz. fast-food restaurant hazır yiyecek satan lokanta. dolgun. baba. çeyrek peni (eski bir İngiliz parası). yağ. şişmanlatmak. s. suçu birine yüklemek. f. mahfuz yer. yazg ıcılık. çengellemek. i. -e tak ılmak. 1. 2. alınyazısı. 1. öteki. titiz. 1. çabuk. i. seri. s. revaçta olan. 4. i. kavramak. f. Peder (papazlara verilen unvan). kaderci. şeridi. 1. şişmanlamak. çengelle bağlamak. çıtçıt. en uzak. fastener fastidious fastness fat fat cat fatal fatalism fatalist fatalistic fatality fate fated fateful father Father Father Christmas father-in-law fatherland fatherless fathom fatigue fatten s. faşizm. z. en ilerde. büyük merak. öldürücü. s. moda. yazg ıcı. -i kafasına takmak. tez. . şık. f. daha ilerdeki. i. i. kalın. 2. hafifme ış. 3. i. 1. arka kaportas ı yatık spor araba. on (gözü) (bir yere) dikmek. i. fasikül. ücra yer. üstünde durmak. ölümcül. (kaza sonucu olan) ölüm. yormak. 3. s. 2. şrep. z. anayurt. suçu birinin üstüne atmak. i. bağlayan şey. daha uzak.

ılanlara ufak iyi. korkusuzluk... 1. yüz. 1. f. özellik. kayırma. dobiş. i. korkunç. tüy. k i. s. i. 5. . f. f. fizibilite raporu. --s (fô´nız)/--e (fô´ni) i. tüys ıklet. ço ğ. gözü pek. 2. sempati. noksans i. iyilik. ku ştüyü ile kaplamak. mümkün. yanl ışsız. jeol. . i. bak. bak. faks makinesi. f. tenis servis hatasıı z. kendini ak ıllı sanan budala. s. s. hebennekalık. s. s. 1. i. budalaca. doyas ıya yemek. 2. 2. s. onay. i. 2. bayram. yanl ış. s. beğenme. en kötü ihtimalin gerçekle şmesinden korkmak. kuş beyinli. s. i. 1. yılmadan. 2. tüylü. şubat. çok sevilen kimse/ şey. direy. k ıs. yap ılabilirlik. fakslamak. 2. i. ziyafet vermek. kay i.fatty fatty acid fatuity fatuous faucet fault faultless faultlessness faulty fauna faux pas fava fava bean favor favorable favorite favoritism favour fawn fawn fax faze FBI fear fear fear the worst fearful fearless fearlessly fearlessness fearsome feasibility feasibility study feasible feast feat feather feather feather bed feather one´s nest featherbrained feathered featherweight feature Feb February fecal s. tercih (bir s. 2. yüz hatları. 2. 1. fauna. yar ıı r. 2. 3. tüy takmak. 2. korku. hebenneka. çürük. f. favor. kazanacağına inanılan ışç s. f. çehre. kabahat. 1. sar ımsı kahverengi. yap ılabilir. ziyafette yiyip içmek. lütuf. yaltaklanmak. korkunç. 1. dili etkilemek: It didn´t faze him at all. s. s. 1. yüzdeki organlardan biri. dışkıya ait. f.davete uygun. dalkavukluk etmek. verilen) ho şa giden. çoğ. i. yağlı. iltimas. yortu. -de kusur fay.. 4.. i. falso. noksan. dili küpünü doldurmak.. i. the Federal Bureau of Investigation. 2. 1. gözde. 1. gözde. aşağ. z. favori. 2. korkak. defolu. 1. sevgi. yanlışsızlık. korkusuzca. korkmak. 3.bulmak. kim. 2. k. kusursuz. 1. güç isteyen) ba şarı. i. faksla gelen mesaj. budalalık. i. 3. (birinin karakterinde) kusur. sa ğlam bir temele dayanmayan. kuştüyü yatak. 1. kırık. pot. broad bean.4.kat müsait. noksans ızlık. i. 1. fizibilite. sevgili. tarafını tutmak. bak. k. uygulanabilir. faks. February. hediye. uzun makale. -de önemli bir rolü olmak: This ıs. as ıl film. 1. 2. geyik yavrusu. 2. i. Hrist. İng. kusurlu. faks. ıc ılıen k. dehşetli. i. yılmaz. f. sima. i. 1. çok sevilen. musluk. s. yağ asidi. f. (cesaret veya bedensel i. broad bean. i. f. alageyik yavrusu.. 4. korku veren. ziyafet. favori. Onu hiç etkilemedi. korkusuz. şişko.

2. 4. yiyecek. coşmak. 2. kendini iyi hissetmek. kendini rahat hissetmek. 4. -in çektiklerini anlamak. ongyemek. dili 1. i. bak. k ıpır kıpır olmak. 2. f. zayıflık. s. federal. be fed up with argo -den b ıkmış olmak. i. elleri ile yoklamak. bak. elinden i ş gelmeyen. midesi bulanmak. federasyon. (bir şeyin (birini) çok çekici bulmak. hafifçe. kendini (bir şeyi yapmaya) mecbur hissetmek. morali bozuk olmak. dili baya ğı sarhoş olmak.. 1. 2. f. cansız. ücret. (hayvan) beslenmek.. (fed) 1. ıda.. doktor ücreti. dili üzülmek. 1. kuvvetle hissetmek. i. s. feed. Kendimi iyiırd hissediyorum. yem torbas ı. i. giriş ücreti.. 3. kuvvetsizce. feel low feel no pain feel no pain feel o. fiz. hissetmek. s. f. -e ac ımak. 2. k. zayıf. k. 2.. federalist. amirane tavırlar içinde olmak. (for) -den utanç duymak. f. 2. z. yedirmek. duymak: I feeldokununca good. argo sarho ş olmak. i. f. yemlik.s. kuvvetsizlik.. 2.feces feckless fed federal federalise federalism federalist federalize federate federation fedora fee feeble feeble-minded feebleness feebly feed feed feedback feedbag feeder feeding bottle feel feel feel an affinity for feel at ease feel at home feel bad feel for feel giddy feel in one´s bones feel keenly feel like a fish out of water feel like doing feel like o. 3. içi rahat etmek. 1. keyfi olmamak. s. yerinde duramamak. ile beslenmek. birinin bir şey hakkındaki düşündükleri/izlenimleri. pol. i. el sürmek. dokunmak. 1. 1.s. fidbek. İng. kendini beğenmek. i. federalizm. kendini tur şu gibi hissetmek. yem kab ı. kendini iyi hissetmemek. dokunma. canı yapmak istemek. dışkı. yemek. sudan/denizden ç ıkmış balığa dönmek. yem. illallah demek. zilzurna sarhoş olmak. 2. federalize. beslemek. obliged to feel one´s oats feel one´s oats feel one´s way feel pity for feel queasy feel rotten feel shame feel sick at/about i. anlamak. federasyon haline getirmek. zayıf. kuvvetsiz. biberon. f. başı dönmek. el yordam ıyla ilerlemek. (felt) 1. -e çok üzgün olmak. s. yad ırgamamak. i. . geribesleme. i. zayıf bir şekilde. vizite.. beceriksiz. i. k. çok ihtiyatlı davranmak. 1. yemek vermek. 1. on ile beslemek. (devletleri) federasyon haline getirmek. gibi uyand ığı) his. içine doğmak. fötr. i. geri zekâlı. . 2. fötr şapka. geribildirim.

k ıs. ek şime. s. i. deli numaras ı yapmak. yurttaş. kendini (belirli bir şeyi) yapacak kadar güçlü hissetmek. min. çemen.feel small feel suicidal feel up to feel up to par feel woozy feel/be troubled feel/get/have an/the urge to feeler feeling feet feign feign madness feint feldspar felicitous felicity fell fell fellow fellow citizen/countryman fellow sufferer fellow townsman fellowship felon felony felt felt felt-tipped pen/felt pen fem female feminine femininity feminism feminist fen fence fence fence off fencer fencing fend fend for o. 2. foot.. feldispat. çalıntı mal alıp satan kimse. intihar etme arzusu duymak. parmaklık. 2. numaras ı yapmak. 1. f. i. 1. mahcup olmak. 1.üyelik. i. maya.. raziyane. i. hem şeri. i. 1. 2. midesi bulanmak. kesip devirmek. huk. çit veya parmakl ık malzemesi. s. i. burs. merak etmek. 1. f. -i uzakla ştırmak.. fall. mutlu. zool. mesut.. f. a ğır suç. s. kadınsı. 2. bak. ço ğ. ask. bot. keçeli kalem. 1... 1. yanıltma hareketi yapmak. 2. suçlu.. i. . -i parmaklıkla/tahta perdeyle/çitle ayırmak. (bir şey yapmayı) çok istemek: He suddenly got the urge to make money. grup. feel. his. yerinde. i. i.. dert orta ğı. çit. 2. (yapar) gibi görünmek. münasip. uygun. (in) -i parmaklıkla/tahta perdeyle/çitle çevirmek. duygu. vatanda ş. 2. 1. f. 4. fötr. sersemlemek. 1. f. kad ına özgü. eskrim yapmak. isabetli. eskrim. dü şürmek. arkadaş. dili kendini iyi hissetmek.. kendini geçindirmek. rezene. cemaat. yere sermek. hemşehri. i. f. 2. feminist. iç âlemi. i. dişil. kadınlık.s. 3.. dişi. 1. bataklık. i. (bir bilim kurumunda) üye. yanıltma. feminine. i. çamurluk. saadet. dokunaç. bak. i. kardeşlik. i. Birdenbire içinde para kazanma tutkusu uyand ı. mayalanma. female. ba şının çaresine bakmak. i. bak. i. çoğ. 1. . şöminenin önüne konulan alçak parmaklık. dilb. i. (bir bilim kurumunda) i. kişi. i. 2. 2.. i. arkada şlık. başı dönmek. f. 2. 2. huk. eskrimci. fend off fender fennel fenugreek ferment utanmak. s. i. keçe. k. his dünyası. dişilik. -i kovmak... feminizm. üzülmek. adam. mutluluk. yan ıltma hareketi. tahta perde. i.. 1.

1. hararet. i. s. hararetli. verimlilik. ate şli. fermantasyon. ayağına zincir vurmak. 1. i. eril nişanlı. i. araba ın işlediği yer. böyle ta bir ta şıttekne. hararetli. i. f. hararetli. 3. f. f. vahşi. s. ateş. aşk merdiveni. fertilize. 1. dönme dolap. s. ğlamak. şenlik. 1. mayalanma.b. fetişizm. vapur. böyle bir taşıtla vapuru. iltihaplanmak. şli. iki k ıyı arasında araba/insan taşıyan gemi. kutlama: What kind of festivities will there be? Ne gibi kutlamalar olacak? i. getirmek. 2. hâsılat getirmek. i. s. kayık. heyecanlı. feodalizm. azmak. vahşilik. gübre. çekici. çok nadir. bak. 2. i. i. hararet. ate şli. bot. s. verimli. i. festival. bereketli. 3. i.. f. yortu.. humma. uzun süren dü şmanlık. gen. i.. i. gübrelemek. e ğreltiotu. feston. 2. gelir sağlamak. kan davası.. cenine ait. füjer. feodal. ateşli. dişil nişanlı. bayrama ait.. mayalanmak. 2. i.ferment ferment trouble among fermentation fern ferocious ferocity ferret ferret ferret out Ferris wheel ferroconcrete ferry ferryboat fertile fertilise fertility fertilize fertilizer fervent fervid fervor fester festival festive festivity festoon fetal fetch fetching fetid fetish fetishism fetter fettle fetus feud feudal feudalism feudality fever fevered feverish few few and far between fez fiancé fiancée f. s. 2. s. elini ayağını ba i. irinlenmek. sal v. ateşi çıkmış. ihtilaflı olmak. . --zes) fes. arayıp taramak. f. ateşli. feodalite. engel. i. ate şlilik. i. cenin. buka ğı. bayram. dili cazibeli. s. 1. betonarme.. i. 2. ateş. fetiş. engellemek. 1. kavga etmek. 2. s. zool. i. iki k ıyı feribot. az miktar. a ate s. 1. i.. yırtıcı.. neşeli. i. f. Büyük bir heyecanla ba ğırıyordu. şen. (birilerini) k ışkırtmak. i. hararetli olan. ek şimek. döllemek. i. 2. f. s. 1. i. alıp getirmek. hararetlilik. i. koku şmuş. az. 2. da ğgelinciği. f. i. 1. k. pis kokan. çoğ. 1. Duygu yoğunluğu belirtir: He was shouting in fever of excitement. arasında araba/insan şıyan i. s. (çoğ. bağlamak. telaşlı. 2. vahşet. İng. arayıp tarayıp bulmak. al ımlı.

i. şeytanca. vahşi. vakit geçirmek. i. otlak. f. k ıpır kıpır. i. oyalanmak. i. sahra talimatnamesi. saçma sapan sözler. yerinde duramamak. uydurma.. ç ask. tarla faresi. kolaylık olsun diye gerçek gibi şey. saha. on beş rakamı (15. dönek. feldmareşal. üstsubay. sahra topçu s ınıfı. küçük yalan. f. i. hercai. atmak. s. fiyasko. 1. kaypak. alan. on beş. festival. üstsubay. bayram. sahra topu. durmadan k ımıldamak. hasta. k. tımar. ask. f. hercai. İng. keman çalmak. çabuk öfkelenen.fiasco fiat fib fiber fiberglass fibre fibrous fickle fiction fictionalise fictionalize fictitious fiddle fiddle around fiddle away Fiddle! fiddle-faddle fidelity fidget fidgety fief field field artillery field day field events field exercise field glasses field hockey field hospital field maneuver field manual field marshal field mouse field officer field officer field trip fieldpiece fieldwork fiend fiendish fierce fiery fiesta fifteen fifteenth fifth fifth wheel i. fırdöndü. fictionalize. 3. mera. on be şinci.. be şinci. kızgın. 2. 2. i. i. şturucu. dili keman. f. k. 1. sahra hastanesi. cam elyaf ı. 2. değişken. 2. fiber. rahat durmayan. dili düşkün. ask. lif. ünlem Hay Allah! i.. s. on beşte bir.. k ıta tatbikatı. rahat oturamamak. ifrit. 3.getiren. ateşli. deli. ateş gibi. 2. i. 1. bak. i. i. on beş. 2. i.. s. 2. 1. gereksiz şey/kimse. (çifte) dürbün. 1. lifli. 1. sadakat. meraklı. s. vakit geçirmek. (öğretimde) gezi. hayali. vefa. an opium fiend afyonkeş. emir. s. zırva. şeytan. XV). 2. şeytani. sert. s. 1. f. farzolunan İng. huk. mevhume. çayır. s. 2. (--bed. s. (zamanı) boş geçirmek. (aşkta) vefasız. s. k. i. . yortu. i. şiddetli. roman ve hikâye edebiyat ı. dili 1. 2. --bing) yalan söylemek.. co i.. karar. ask. tarla. alan yarışları. (bir spor tak ımını) sahaya ıkarmak.. bak. (bilgi toplamak için yap ılan) alan araştırması. 4. çim hokeyi. spor bayram ı. barut gibi. tiryaki: a tennis fiend tenis hastas ı. kara manevras ı. 1. i. ask. şehvet dolu. zeamet. zebani. uydurmak. i. beşte bir. f. hikâye/roman şekline sokmak. oyalanmak. ateşli. 1. s. i. galeyana 5. 2. 1.

1. doldurmak. f. 1. iplik. Fiji. bilg. artistik patinajc ı. s. L). i. Fijili. -e güvenmek. u ğraşmak. eğelemek. filing cabinet evrak/dosya dolabı. 2. çoğ. 3. 2. i. -i anlamak. 1. evrakları dosyalayan görevli. zannetmek. 1. 1. i. eğe. törpülemek. 3. 2. elli. boksör. geçici olarak bir i şte çalışmak. k ıs. 3. oto. kavga etmek. ı vermek. dosya (bir şyaz eyle/ki şiyle ilgili belgeler). dolmak. ellinci. (birinin) yerine çalışmak. mak. incir. 1. s. s. i. dosya. evrak/dosya dolab ı. yürütmek. fındık. k. figür pateni. 2. sava mücadele etmek.´s shoes fill the bill s. i. 3. incir a ğacı. fill out fill s. i. figure. i. dolgu toprak. i. 1. f. (fought) 1. i. mecaz. i. .. -i çözmek. çalmak. klasör. 2. İşimizi görür bu. 1. tel. doyurmak. Fiji´ye özgü. numara. dolguyla meydana getirilmi ş yer. f. 1. evlada ait. Fiji Adalar ı´na özgü. mecaz. 2. endam. i. i. sava şç avcı uçağı. törpü. i. s. 1. mecazi. -i hesaba katmak. figür. dosyaya koymak. sayı. yarı yarıya. 2. 1. dövüşmek. dili sanmak.o. 2. evlada yak ışır. filaman. Depoyu doldur! 1. ihtiyac ını karşılamak. dosya. ılı olarak şikâyet etmek. rakam. f. toplamak. 3. dili 1. ercik sap ı. 2. 2. fileminyon. fileto. i. 2. savaş. dövüş horozu. dili birinin yerini doldurmak. i. eğe talaşı. (formu) doldurmak. gemi aslan ı. 2. elli. huk. reçetedeki ilaçlar dolgu yapmak. k. 2. bot. dövü ş. k. 2. mücadele. ı. i. f. Fiji. elek. i. 2. önemli bir rol oynamak. s. i. -i planlamak. avc ı uça ğış .. ellide bir. dolgu. figurative. boy bos. i.fiftieth fifty fifty-fifty fig fig fight fighter fighter plane fighter-bomber fighting fighting cock figment figurative figure figure figure of speech figure of speech figure on figure out figure skater figure skating figure up figurehead Fiji Fijian filament filbert filch file file file a complaint file clerk filet filet mignon filial filings fill fill a prescription fill a tooth fill dirt Fill her up! fill in fill in for Fill me in on the situation. doldurmak. işini görmek: This´ll fill the bill. 2. elli rakam ı (50. (bir hesab ı) toplamak. lif. avc ı bombardıman uçağı. kavga. dolgu maddesi. kilo almak. f. dolgu. 1. a şırmak. 3. 4. artistik patinaj. Durumu bana aç ıkla. Fijili. dosyalamak. 1.

pislik. i. davran ş/ke şfedilmi ş şey. film. i. filme almak. mali yıl. 2. 2. sonunda. öğrenmek. doldurma. f. finansç ı. ince tabaka. 1. (with) kusur bulmak. i. (jürinin verdiği) karar. dolgu macunu. 6. i. finalize. . (found) bulmak. i. katk ı maddesi.. filtreden geçirmek.fill the bill fill up filler fillet filling filling station filly film film speed film star filter filter paper filter paper filter tip filter-tipped filth filthy filtrate fin final final heat finale finalise finalist finality finalize finally finance finances financial financial pressure financial year financier financing finch find find employment find fault find fault with find guilty find o. finans: ministry of finance maliye bakanl ığı. 2. para s ıkıntısı. maliye. biri/bir şey (birinin) tuhafına gitmek: I find him strange. f. kendini (biriyle) ba ş başa bulmak. doldurmak. s. 2. 3. ispinoz. i. zarif. z. bütçe yılı.s. mali. f. iş bulmak. yüzgeç. filtreli (sigara). f. 1. finansman. 1. aç ık. spor final: final match final maç ı..o. f. 1. müz. Problem paras ızlıktı. find s. benzin istasyonu. 2. strange find s. i. İng. yatırımcı. O benim tuhafıma gidiyor. bulunmu s. filtre. dolgu. kemiksiz et/balık. duygulu. 1. 5. süzüntü. sömestr sonu veya kurs sonu s ınavı.t. 1. i. s. i. 1. finanse etmek. sympathetic finding fine k. Onun ışları ho şuna gitmedi. güzel. nihayet. final. di şçi. s. film yıldızı. 2. -e kusur bulmak. saf. suçlu ç ıkarmak. çok pis. huk. i. kat ışıksız. zar. f. finalist. bir şey birinin hoşuna gitmek: She didn´t find his ways sympathetic. i. 2. sigara filtresi. yıl sonu. final spor final ko şusu.. dili. boyacılık filler. 1. 1. filtre kâğıdı. k ısrak.t. dili ihtiyac ı karşılamak. filtreli sigara. para: A lack of finances was the problem. dolma. üstün. foto. i. ke şfetmek. 2. i. dolgu. güzel (hava). mükemmel. i. ço ğ. k. Gelip gelmediğini öğren. i./s. 2. tête-à-tête with find out Find out if he came. spor final. film çekmek. 1. fileto. kesin. i. zool. 2. 2.. ince. ince örtü. son. filtre kâğıdı. bak. filtrat. i. saç band ı. 2. âlâ. halis. 4.. filtreli sigaralar. ince ruhlu. bitirmek. Onun mali durumu iyi. 1. mali durum: His finances are in good shape. film duyarlığı. kesinlik. finansman. ince. hassas. s. sonuncu. 1. 2. sin. son şeklini vermek. i. 2. i. 1. 1.

2. yangın söndürme aleti. sona ermek. Fin. i. i şini bitirmek. s. (soba. 4. yangın kulesi. İng. mahdut.o.´ni) fayrap etmek. fjord. titiz. k ılı kırk yaran. i. kalorifer v. 2. el sürmek. 3. ustalık. i.b. v. s ınırlı. güzel sanatlar. grev kırıcı. para cezasına çarptırmak. f.b. f. i. i. s. belirli el silah) atmak. parmak ucu. . tırnak. sonlu. 1. Finlandiyalı. 1. bak. f. hain. up fire s. i. itfaiye. top. spor finiş. yangın merdiveni. 1. itfaiye. 2. itfaiye arabas ı. ustalıkla durumu idare etmek. parmakla dokunmak. 2. (toprak e şyayı) (fırında) pişirmek. yangın alarmı. fine-toothed comb ince di şli tarak. 1. i. yangın. mat. O onu kullanmak istiyorum. yangın zili. comb ince eleyip s ık dokumak. 2. yangın hortumu.t. (birini) soru ya ğmuruna tutmak. i. 2.. ilk silah atan olmak. up fire station fire the first shot fire tower fire truck firearms fireboat i. dilb. k. parmak. yangın söndürme gemisi. ihbarc ı. köknar. dili işten ışıyla selamlamak. i. Fince. top. i. ateş. (silah) ateş almak.´ni) ate şlemek.fine fine arts fine arts finery finesse finger fingernail fingerprint fingertip finicky finish finish line finish off/up finish with finite finite verb fink Finland Finlander Finn Finnish fiord fir fire fire fire a salute fire a shot fire alarm fire brigade fire department fire engine fire escape fire escape fire extinguisher fire hose fire hydrant fire insurance fire questions at fire s. i. ispiyoncu. s. 1. f. tamamlamak. itfaiye te şkilatı. s. (birini) gayrete getirmek.o. ispiyon. çekimli fiil. bitirmek. with enthusiasm for fire s. 2. itfaiye binas ı. ellemek. I´d like to use it. gammaz. 1. (bir iş için) (birini) şevke getirmek. dili öldürmek. yangın sigortası. i. tamamlanmak. (motoru) çal ıştırmak. ile ilişkisini bilgisayarla işin bittiyse 2. (tüfek. para cezas ı. sona erdirmek. süslü giyim. incelik. Finli. parmak izi. k. k. bitirmek.. itfaiye arabas ı. ile işi bitmek: If you´ve finished with that computer. go over the matter with a fine-toothed i. parmak tırnağı. 3. yangın merdiveni. f. Fince. bitiş. i. ateşli silahlar. i. dili bitirmek. 1. argo 1. i. Finlandiya. (kurşun. top atbir bir el silah atmak. Fin. bitmek. güzel sanatlar. yangın musluğu.

2. 2. 3. top v. donmu ş (jöle. (kurşun. dilb. 2. kesin teklif. birinci mevki. pelte. mükemmel. sallanmayan. İlk geldiğimiz ilk yard tıb. birinci tekil veya ço ğul şahıs. sıkılık. dili ateş hatt ateşleme mekanizması. i. ba ş. yangın tuğlası. mükemmel. s.b. (fiyatlarda) istikrar. i. atış mangası. z. birinci s ınıf. yanan odun parças ı.B. şömine. s. ateşleme tertibatı. fiyatı değişiklik göstermeyen (hisse senedi. poligon. 2. kundakç ı. evvela. çikolata v. fire. yangın musluğu. at ış. ask. 2. yanmaz. ateşböceği.firebrand firebrick firebug firecracker firefly fireman fireplace fireplug fireproof fireside firewood fireworks firing firing line firing mechanism firing pin firing range firing squad firing squad firm firm firm offer firmament firman firmness first first aid first aid first and foremost first class first class first floor first floor first impression first lady first lieutenant first lieutenant first name first night first person first person first watch firstborn first-class firstly first-rate firth i. ilk izlenim. (İskoçya´da) haliç. ilk ad. havai fişekler.men (fay´ırmîn) i. kestanefişeği. i. idam mangas ı.b. 1. 3. 4. çatapatlar v. i. silah) atma. zemin kat. İng. birinci s ınıf. üstün.´de) cumhurba şkanının karısı. birinci kat. gecenin ilk nöbeti. birinci mevkide. evvela. dilb. İng.´ni) ate şleme. (A. ilkin. (toprak eşyayı) pişirme.b.D. gala. önce. üsteğmen. i. sağlam. (taşıtta) birinci mevki. ocak ba şı.ım. aç ılış gecesi.B. çoğ. birinci kat. ilk: When we first came here it was a village.). i. 3. pişim. i. ilkönce. ekstra. itfaiyeci. i. birinci s ınıf. ilk yardım. ilkin. üste ğmen. ilk çocuk. atış alanı. top. ortalığı karıştıran delifişek. 2. ateşleme pimi. i. birinci. 1. belirli bir el ı. tahvil tic. pelte. 2. ilk do ğan. ateş alma. i. 1. i. (tüfek. ilkönce. s. kestanefişekleri. . i. kaymayan. z. gök kubbe. zemin kat. birinci.´ne özgü) donmu şluk. ask. z. en büyük. 1. k. 1. firma. üstün. ateşlenme. sağlamlık. çikolata v. birinci mevki. 1. birinci mevkie ait. (jöle. i. ilk. i. s ıkı.D. ilk. 1. en başta. s. 1. s. A. 4. ferman. i. i. odun. i. birinci şahıs. ateşleme iğnesi. ocak. ekstra. önce. s.b. 4. 2.

k. dövüşme.o. birini mahvetmek. içinde balık tadı olan. i. dikkatini -e çevirmek. i. i.er. spor yapmaya haz ır. 1. yerleştirmek. borucu. birinin hakk ından gelmek. file çorap. olta çubu ğu. 3. up fix on fix one´s attention on fix one´s eyes on fix s. i. out for fit to be tied fitful fitness fitter fitting five fivefold fix fix fix a place up fix o. i. olta tak ımı. bölünebilir. babalar ı tutmuş. ş(bir) aksesuar. i. balık avlamak. 2. dili 1. s. düzensiz. 4. uygunluk. kararla ştırmak. 2. fish. i. k. fish. k. balık tutmak. dili çok öfkeli. balık kokan. tayin etmek. hiçbir işe yaramaz. beş misli. miktar bir yeri tamir v.o.´ni) etmek. olta ipi. yumrukla şma. balık kılçığı. çoğ. beşli. sabit. fiz. beş rakamı (5. -i ını sağlamak: This job fits you uydurmak. be . Bu işte bir bityeniği var. man şon gibi) tesisat işlerinde kullanılan parça. dili şike/rüşvet yoluyla ayarlanmış. --ting) 1.´s wagon fixation fixed s. tesisatç ı. prova. beş kat.b. de ğişmeyen. terz. uygun olma. -i seçmek. s. masal. nöbet. küplere binmiş. (bedenen) formda olan. 1. 3. 2. haz i. i.es) balık. tıpatıp uymak. dili şüphe ıran: There´s something fishy about this. uygun. 2. fitings. yumruk. (çoğ. i. 3. 1. (tarih. f. -i ayarlamak.fiscal fiscal year fiscal year fish fish fish for fish in troubled waters fish or cut bait fish story fishbone fisherman fishing line fishing pole fishing rod fishing tackle fishnet fishnet stocking fishy fissile fission fissure fist fisticuffs fit fit fit fit for nothing fit like a glove fit s. dili birine (bir şey) ayarlamak/sağlamak. bulanık suda balık avlamak. k ısa aralıklarla bölünen. olta kam ışı. -e yak ışmak. five-and-ten-cent store/tens. kriz: a fit of coughing öksürük nöbeti. yar ılım.o. spor yapmaya ır olma. dili bir şeyi yapmak ya da ondan tamamıyla vazgeçmek: You must either fish or cut hikâye. uyand s. ya da bu diyardan gidersin! palavra. isk.s. k. k ılçık. (bedenen) formda olma. çobe ş. (sabitle ştirecek bir şekilde) takmak.. yar ılabilir. 1. kesintili. misina. ince çatlak. balığı çok. balıkçı. 2. -e göre olmak. dolaylı bir şekilde istemek/aramak. cent store/dime store/five-and-ten ucuz e şya satılan mağaza. (--ted. 1. 2. mali. i. olta. 1. s.V). i. -e uygun olmak. f. k. bait! Ya bu deveyi güdersin.. 2. -e karar vermek. (kahvaltı/öğle süslenmek. up with fix s. gözünü -e dikmek. değişik türler için fish. birine (bir şey için) gerekli şeyleri sağlamak/tedarik etmek. s. f. mali yıl. mali yıl. -in uymas beş para etmez. 1. zıvanadan çıkmış. i. 2. 1. s. uygun. balık ağı. s.men (fîş´ırmîn) i. ğ. bölünüm. kendini süslemek. z. aşırı bağlılık. i. . k. aşırı düşkünlük. tamir etmek. (rakor.

k ıs. yelken v. i. karbonatlı (içecek). sabun bezi. meşale. parlamak. (etekler) f. f. 1. elbezi. büyük ve yass ı kaldırım taşı. (off/away) (boya tabakalar ı v. (bayrak. çırpış. 2. Şikago Hiltonu. yalaz. i. 1. ince bir tabaka halinde olan parça. gönder.) dalgalanma. geriye dönü ş. i. dili çok şaşırtmak.. sancak. frapan. gevşemiş. i. 2. taarruzu. --ging) (down) bayrak/el ı) durdurmak. yanyapmak. i. 5. i. 1. (--ged. i. 1. i. s. saplantı. bak. i. 2.. öfkelenmek.. güçsüz. İng. (çoğ. böğür. bak. i. 4. 6. amiral gemisi. ırısı. i. gönder. yanıcı. up parlamak. bayrak dire ği. çırpıntı. s. i. yandan kuşatmak. alev. 1. (--ged. den. süsen. flamingo. 3. bir vas ıtay şlamak. saman alevi gibi bir şey. İng. i. flanel. Flandra. küçük dilini yutturmak. f. büyük bir hpar 2. foto. sabit fiyat. an için göstermek..) fış fış/fışır fışır köpürdemek. göze çarpan (renk). 2. birden aklından geçmek. (kanat) ç ırpma. f. 1. f. . i. (işaret vermek için) (ışıklar ı) ıyak ıp söndürmek. 1. 4. sabunluk. alev alev yanmak. 4. çakmak. ask. flabir ş. i. 4. 1. kabiliyet. cansız. 1. (şimşek) ızlaıldama. 2. dili iyi ba s. band ıra. --s/--es) zool. İng. (uçağın (zarfa ait) kapak. (--ged. 2. palavra. out k. bayrak direof i. ask. ışı ldamak. tabaka i. 2. alev makinesi. i. f. sönük.b. i. 3. s. f. 1. gevşek (adale/doku). nlatma cephanesi. bir şirket grubundaki en önemli şirket: The Chicago Hilton is the flagship ği. 3. spor müsabaka. içgüdü. k. f. yan hareketi. bot. flama.b. çoğ. ask. (köpüren gazoz. 2. k. (kaskette) kulakl ık. 1. 2. 4. geçmek. 1. 1. pazen.b. k ısa fakat önemli bir haber. yan saldırısı yapmak. kuvveti kesilmek. fışırtı. 3. bayrak.the Hilton chain of hotels.. fla ş . ayd 2. yan yan saldtaarruzu ask... ışı k saçmak.fixed asset fixed idea fixed price fixings fixture fizz fizzle fizzy fjord fl oz flabbergast flabby flaccid flag (down) a taxi flag flag flag flag flagpole flagrant flagrante delicto flagship flagstaff flagstone flair flake flambeau flamboyant flame flamethrower flamingo flammable Flanders flange flank flank attack flanking action flannel flannelette flap flare flash flash flash flood flash in the pan flash through one´s mind flashback sabit de ğer. soda çıkardığı) fışırtılı ses. --ging) bu taşlarla döşemek. kabarmak. (bir yap ıya/odaya ait) sabit eşya.. dili (bir et yemeğini tamamlayan) diğer yemekler.3. flabby. alevlenmek.b. s. pazen. in flagrante delicto. (gazoz. a şırı davranışlarından dolayı göze çarpan (kimse). 2. 2. i. büyük ve yass ı kaldırım taşı. 2. parlamak. ani bir ı t ı .. yetenek. saçma. soda. i. f. fiyort. f şlayıp sonradan suya v. cep feneri. dili sevgili. 1. flaş i. Hilton i. pervasız (suç işleyen kimse). k. 1. fluid ounce(s). ayg aniden gelen sel.) kabarıp dökülmek. flanş. sallayarak (birini. (çad ıra ait) etek. --ging) yorulmaya ba i. 1. ruhsuz. fışırdamak. taksi çevirmek. i. ince bir tabaka halindeki kar tanesi. şampanya v. göze batan (kötülük/ahlaks ızlık).´nin düşmek. ask. i. z. s. f. yan. zambak. f.

foto. tatlandırıcı. k. i. i. Flamanca. f. lezzetli. 2. k. 1. ba f. dili soyup sokapl ğana yünün tümü. 2. tüyleri henüz bitmiş yavru kuş. pohpohçu. ya ğmur sularına karşı konulan saç örtü. göze çarpan. (--ter. i. daire. 1. (derisini) yüzmek. düzlük. bir işe yeni şlayan kimse. kim. s. fla ş lambası. samimi olmayan iltifatlarda bulunmak. 3. pire. s. s. 4. k. dili acemi çaylak. 3. 1. i. s. 1. kusur. tek fiyat. d. Onlar ın dondurmasının yirmi çeşidi var. --test) 1. apartman dairesi. bemol. İng. yassılatmak. 1. kusurlu. ketentohumu. (kuma şta/giyside) defo. i. dili meteliksiz. yatalak. Flamanca. hızlı. (duyum olarak) tat. çeşit: Their ice cream comes in twenty flavors. fla ş ampulü. s. çok ufak parça. ezmek. flaş. flee. göz önüne sermek. alabros saç. i. el feneri. s. i. 2. düztaban. i. lepiska. uzun tüylü yün kümelerine benzeyen. patlak lastik.y. 1. f. yass ı. 2. bak. 1. yass ılaştırmak. flavor. i... Flaman. i. i. bot. i. i. (bir koyunun üstünde biten) yünün tümü. sergilemek. s. (fled) kaçmak. matara. müz. çe şni. balon (cam kap). fena halde azarlamak. keten. defosuz. 1. cep şişesi. i. Flaman. pohpohlamak. yavan. gazı ş (meşrubat/bira/ şampanya). bak. yassıltmak. 4. (koyunu) k ırkmak. 1.flashbulb flashgun flashing flashlight flashy flask flat flat flat flat broke flat on one´s back flat rate flat tire flatcar flat-footed flatiron flatten flatter flatterer flattery flattop flaunt flautist flavor flavorful flavoring flavour flaw flawed flawless flax flaxen flaxseed flay flea fleck fled fledgling flee fleece fleecy fleet fleet fleeting Fleming Flemish flesh i. filo. fani. s. düz. 2. i. benek. i. i.. geniş düz yer.. (bir koyundan k ırkılan) 2. s. tatsız. aç ık yük vagonu. et. koltuklamak. donanma. i. lezzetli bir tat. f. leke. flütçü. lezzet. kusursuz. i. ı. i. (hile uzunile) tüylü yünle i. çabuk geçen. gitmi i. f. müz. . f.. i. pohpohlama. geçici.. firar etmek. f. uçup giden.. 2. s. i. 2. bemol. i. 2. sarı. ütü. 2. defolu. zü ğürt.. f. etek. 2. frapan. müz. foto. ha şlamak. yemeğe tat veren şey. s. 1.. nokta. i.

2. (ışık/gölge) oynamak. eğlence programı. çürük. 2. (kas ı) bükmek. 1. 1. k. co kabarma. 2. sel basmak. bent kapa ğı. esnek. 3. (bir işe) dört elle sarılmak. ufacık bir belirti: He suddenly felt a flicker of hope. sel gibi akmak. (binadaki) kat. (bir kattan merdiven ığına kadar giden) merdiven bölümü. sahanl s. çok k ızmak. f. f ırlatmak. (yüzmek ılan) palet. küçük dilini dö ı lamba. 3. dili ç ıldırmak. titreme. (bir şeyin) su yüzünde yüzerek s. keçileri ırmak. 3. (gemiyi) yüzdürmek. i. tic. olta mantar ı.. dayan ıksız. döner sermaye. kaç argo ç ıldırmak. el ilan i. 1. cari aktifler. 1. keçileri kaçırmak. i. 1. 2. f. 1. çakmakta şı. i. (with) (erkek) (kad ına) âşık gibi davranmak. (--ted. f. 3. k. bak. met. 1. umut duydu. uyduruk. firar. i. dili (sinema salonunda fiskeçabuk atmak. kaprisli. su basmak. i. taşkın. sel. i. tic. s. 2. 3. zemin. uçma. su bask ını. kat plan ı. ayakl mim. -den h ızla erkeklere i. 1. (flung) 1. dili 1. s. k. 1. f. titreşim. sürü halinde toplanmak.s. (bir kattan ba şka bir kata giden) merdiven. cilve f. f. 2. 3. 2. 2. uçuş. (motoru) ambale etmek. 2. 2. oto. f. i. gelip geçici nüfus. ık bir Birdenbire ufac ı. . (pencereyi/kap ıyı) hızla açmak. uydurma olduğu belli. (darbe yememek için) (vücudunu. abajur. f. taş/tahta şemek. (kollarını) savurmak. tura yazı k. into flint flip flip a coin flip one´s lid flip one´s lid flip-flop flippant flipper flirt flit float floating floating assets floating capital floating dock floating population flock floe flog flood flood plain flood tide floodgate floodlight floor floor lamp floor plan floor show ten rengi. kaçış. f. kad ı1. hayal. saygısız. 2. i. taş/tahta döşeme. için kullan f. 2. balıklama dalmak. elastikiyet. (--ged. ta şkın yata ğı. s. denizde yüzen üstü düz buz kütlesi. 1. dili sayg ısız. f. i. hızla atmak. 2. 1. 2. i. hercai. tokyo. s. çabuk bir sallama hareketi: a flick of the fingers bir fiske. (--ped. i. hayal kurma. 1. i. esneklik. 2. f. dili şaşırtmak. havai. derme çatma. pilot. küplere binmek. yapmak. --ting) oradan uçmak. titreyen i. yüzer havuz. fly. fiske atmak. sürü.. su yüzünde/havada yüzmek/gitmek. küstah. k. over -e hayran olmak. vücudunun bir parças ını) geri veya bir yana çekmek. küstah. projektör. flotör. (kadın) (erkeğe) cilve nlara âşık oraya rolü yapmay ı seven erkek.flesh color flew flex flexibility flexible flick flick one´s fingers flick one´s wrist flicker flier flight flight of fancy flight of stairs flighty flimsy flinch fling fling back open fling o. i. 1. uydurmasyon. --ging) k ırbaçlamak. su yüzünde/havada yüzen. over diliatmak. ğr. (deniz kaplumba ğalarında ve yüzen memelilerde) yüzgeç. geçmek. f. yer. i. --ping) 1. çıldırmak. tepesi atmak. çabuk ve kesik bir şekilde elini sallamak. elastiki. 2. vurup yere yıkmak. şamandıra. 2. -e hayran olmak. duba. k. a flick of the wrist ve kesik bir el sallama.

çiçeklenmek. çiçekçi. gelişmek. dilbalığı. s. akan. i. k. değişme. i. k. dalgalanmak. --s (flor´ız)/--e (flor´i) i. kesme çiçek sat ılan dükkânı işleten kimse.. 2. f. i.floorboard flooring floorwalker floozy flop flophouse floppy floppy disk flora floral florid florist floss flossy flotation flotsam flotsam and jetsam flounce flounce flounder flounder flour flourish flout flow flower flower bed flower girl flowerpot flowers of sulfur flower-seller flowery flowing flown flu fluctuate fluctuation flue fluency fluent fluently fluff fluffy fluid fluid ounce fluke flung i. çiçeklere ait. (bir) şans. f. i. vermek. sertçe b şılar ın kalabilece i yurt. ak ıcı bir şekilde. fırfır. döşeme tahtası. 2. 1. f. i. çiçek. 2. s. dili şatafatlı. bitey. s.. büyük ma ğazalarda işi idare eden ve müşterilere yardımcı olmak üzere an hayat görevli. ç ırpınmak. s. tic. 3. . i. tüyleri kabar ık. 28. (sokakta çiçek satan) çiçekçi. tic. 1. (bir şeyi) birden rak ıvermek. ş dili kad ını. f. i. 2. s. döşemelik. çiçek çiçek tarh ı. 1. gösterişli bir hareket. kükürtçiçe ği. fling. (saç) sarkmak. s. 1. kırmızı (yüz/yanak). k. yüzme. sallamak. debelenmek. diş ipliği. . 1. esnek disk. (tüylerini/saçını) kabartmak. tumturaklı (yazı)..B.. ğ k. 2. 3. k. dili (motorlu taşıtın) gaz pedalına sonuna kadar basmak. itaat etmemek. ilerlemek. 1.. kaldığı otel. f. bitki örtüsü. ak ıcı. ç ırpınmak. 2. (diş aralarını) iplikle temizlemek. f. fahişe. çiçe ği çok. 2. i. s. i. denizde yüzen veya k ıyıya vuran şeyler. 1. bak. yükselip alçalma. A. i. i. ak ıcı. çiçekoturmak.. 2. i. f. out bir hışımla çıkmak. i. i. hor görmek.. un. çiçekçi k ız. çoğ. f. (--ped. i. f. i. z. büyümek. i. akışaçmak. i. akışkan. (elbise/kuma ş) (belirli bir şekilde) i. süslü (yazı/sözler/üslup). (dilde) ak ıcılık. fly.57 cc. dalgalanma. 2. berdu lar ınfiyasko. into -e bir h ışımla girmek. i. f. disket. 2. reddetmek. 2. alabildiğine gazlamak. 1. İng. akışkan. değişmek. berdu s. farbala. büyük bir baca içindeki birkaç ayr ı duman yolunun her biri. akmak. nikâh töreninde çiçek taşıyan küçük kız. 1. (senetleri) ihraç etme. 2. (halıdan/kumaştan dökülmüş) hav. 1. yumuşak ve kenarları sarkık. saks ı. dili ba şarısş ızl ık.D. duman yolu. grip. s. bak. i. inip ç ıkma. şans eseri. yükselip alçalmak. akıcı bir şekilde konuşan (biri). tic. dili başaramamak. bocalamak. sıvı. 3. 1. durmak. 3. dökülmek. dola i. f. inip ç ıkmak. f. i. --ping) 1. yüzdürme. flora. fazla süslü. bata çıka ilerlemek. dü şmek. ak ıcı (yazı/üslup). 3. çiçekli. bilg. 29. f.41 cc. i.

sineksıklet. 1. i.. 1. uçakla gitmek. bir şeyi tuvalete atıp sifonu çekmek. uçmak. erkek pantolonunun önündeki fermuar veya dü ğmelerle ılıp kapanan bölüm: Your fly´s open. flüorür.´s throat fly away fly blind fly by the seat of one´s pants fly in the face of fly into a rage fly into a tantrum fly into a temper fly low fly off fly off the handle fly off the handle fly swatter fly the coop fly/go off on a tangent fly-by-night flyer flying flying buttress flying saucer flypaper flyweight flywheel foal foam f. i.kayn ş unu) ürkütüp uçurmak.t. çaktırmak. 2. -i hiçe saymak. Pantolonunun önü aç ık. tic.. dili 1. havac mim. s ıvışmak. 2. 5. (av s. düz. tepesi atmak. köpürmek. floresan ışık. s. 1. köpürmek. (zaman) ak ıp gitmek. f. havacılık. 1. s.o. kısa süren bir heyecan/telaş. aç f. 2. 2. k. flüt. köpük. uçup gitmek. i. birine birdenbire (sözlerle) sald ırmak. floresan lamba. uçup gitmek. (sınıfta) ırakmak.. uçurtma uçurmak. mim. bak. güvenilmez. flier. çok çabuk 4. i. dili hemen öfkelenmek. uçurma. (sınıfta) kalmak. ayr s. i. (hiddetten) ba ğırıp çağırıp tepinmeye başlamak. lıkla ilgili. sinek kâ ğıdı. tay do ğurmak. (birini) heyecanland ırıp şaşırtmak. ba i. sinek. kim. (sütundaki) yiv. birinin emirlerine ko şan. dilişüzerinde bol para olan. 2. uçu ş. (bayrak) dalgalanmak. f. 5. düzenteker. pilotluk. i. floresan. 1. dili kaçmak. ku birini sakland ığı yerden çıkarmak. hiddetlenmek. i. 1. down the toilet flush tank flush the toilet fluster flute fluted column fluting flutter flux fly fly fly a kite fly at fly at s. mim.flunk flunk out flunky fluorescent fluorescent light fluoride flurry flush flush s. (yanaklarını) kızartmak. . k. gitmek. (sütundaki) yiv/yivler. 1. amaçtan sapmak. 2. yükseli i/inişi. k. volan. ak ış. (tecrübesizlik veya birtak ım eksiklikler yüzünden) sadece içgüdülerine dayanarak idare etmek. 2. i. i. dili zıvanadan çıkmak. kör uçmak. (kanatlar ını) çırpmak. müz. dalkavuk. 1.o. k ısa süren hafif bir kar yağışı. k. ç ırpınır gibi düşmek. (s ınavda) çakmak. borsada hizada olan. uçan. i. ıdayanma uçan daire. (flew. (yüzü) k ı zarmak. pilotaj. yivli sütun. i. f. küplere binmek. birdenbire üstüne sald ırmak. küplere binmek. kemeri. flavta. boks sineka ğırlık. 1. mim. çırpınmak. b şarısızlıktan dolayı okulu bırakmak zorunda kalmak. 4. uçma. out flush s. sifonu çekmek. 3. (rüzgârda) titremek veya hafifçe i. i. tüymek. dili (önemsiz/ilgisiz bir şeye takılarak) asıl konudan ılmak/uzaklaşmak.. uçurmak. (tuvalete ait) rezervuar. piyon. 2. 1. 3. sineklik. 2. f. 2. i. alçaktan uçmak. flown) 1. heyecanlı ve şaşkın bir hal. k. k. tepesi atmak. 1. çabuk çabuk sallamak. çok k ızmak.. 2. floresan. ısa ısüren bir fiyat 2. 2. f. i. dalgalanmak. tay. 3. i. uşak. ım eksiklikler yüzünden) sadece içgüdülerine (tecrübesizlik veya birtak dayanarak idare etmek.

f. akordeon kapı. f. follow through follow through follow up follower following 1. in/into -e sokuşturmak. s. katlanır kapı. çoğ. 1. bir kimsenin izinde olmak. i.. aile. 2. bak. sünger. katlanır iskemle. k. -den sonraki. -i müteakip. bak. 1.o. kavramak. dosya. başına yıkmak. 2. aynı şeyi yapmak: When Derya got herself a telephone. ço ğ. i. s. fiz. körüklü kapı. köpüklü. (--ged. --es (fo´kısız)/fo. katlamak. harekete geçerek düşmanı sıkı şş ekilde etmek. 2.ci (fo´say) i. odaksal. s.. 2. (bir şeyi) tamamlamak.´s advice follow suit follow the lead of s. zayıf yön. 1. k ıs. sarmak. birinin ard ından 1. kere: fivefold be f. I don´t have the foggiest idea. kat. i. f. (bir işin) sonunu getirmek.o. yeşillik. k ıvrım. i. s. set çekmek. mihraki. hasım. (alt ın. fetid. --ging) bu ğulanmak. eskrim flöre. taraftar. i. çok öfkeli olmak. spor (belirli bir beden hareketini) sonuna kadar yapmak. 4. Derya kendine telefon al ınca Hülya da aynı şeyi yaptı. i. çoğ. izlemek. (i l. odak noktas ı. yanda ş. i. halk edebiyatı. yanda şlar. birinin sözünü dinlemek. 2. on -e zorla kabul ettirmek. alüminyum folyo. topu atmak. odak. k. 1. dili yeri) kapanmak. sis düdü ğü. 1. ağzı köpürmek. 1.o.. ana baba. Hiç fikrim yok.. olu i. 2. 2. i. edat -den sonra. misil. 2. 2. s. 1. i. köpürmek. i. 3. s. yapraklarının güzelliği için yetiştirilen süs bitkisi. buğulandırmak. katlanmak. misli. . dosdo ğru gitmek. (saman/ot gibi) hayvan yemi.b. bir ka bir takip şey yaparak) (ba i. s. anlamak. Hülya followed suit. i. folklor. --ing/--sing) odaklamak. ş 1. insanlar. sezgileriyle/sezgilerine dayanarak hareket etmek. sis. yava ş yavaş katmak.foam at the mouth foam rubber foamy fob focal focal point focus focus one´s attention on fodder foe foetal foetid foetus fog foggy foghorn fogy foible foil foil foil foist -fold fold fold fold one´s arms folder folding chair folding door foliage foliage plant folk folk dance folk literature folk song folklore follow follow in s. beş kat. 2.´s footsteps follow one´s nose follow s. jeol. f.. fetus. ask. 2. iflas etmek. f. taraftarlar. on (bir işin) sonunu getirmek. sisli. 2. 1. bitki yapraklar ı. (--ed/--sed. folyo. kalay v. armonik kapı. i. zaaf. bro şür. bir işi birinin ş kakalamak.o. halk şarkısı. 1. düşman. fob (gemide/trende teslim). ağıtemelli kollarını kavuşturmak. on -e 3. fetal. bak. i. kimseler. 3. dili akrabalar. i. sonek kat. i. yaprak.. free on board tic. gitmek. halk oyunu. aşağıdaki. halk. örümcek kafalı kimse. madenleri döverek şturulan) varak. koyun sürüsü. -in ba şına yıkmak: foist a job (off) on s. takip etmek. önlemek. -e dikkatini çevirmek.

aptal (kimse).4 cm. (dağ/tepe için) dip. s. enayi. k. delilik. budalaca. için. s. ayakkab ılar. budala. züppe. f. dipnot koymak. besin. ayak basacak yer. şaka yapmak. 3. 1. tiy. 3. i. 3. s. vaktini bo şa geçirmek. yaya kaldırımı. i. edat 1. font. -e. (karyolan ın) ayakucundaki tahta. 1. i. 2. yaya köprüsü. sevgi dolu. i. feet (fit) i. hesabı ödemek. Dünyayı k. çoğ. dili 1. ayak basacak yer. f.). i. vaktini çalışacağına eğlenmekle geçirmek. zira. yemek. dipnot. -e karşı. ahmaklık. budala. 2. i. ahmak. İng. güzel hatıralar. with bir hobi olarak (bir şey) ile pirit. budalalık.folly foment fomenter fond fond memories fondle fondly fondness fondue font font food foodstuff fool fool fool around fool´s gold fool´s paradise foolhardy foolish foolishness foolproof foot foot foot it foot the bill foot the bill football footboard footbridge footed foothills foothold footing footlights footlocker footloose footnote footpath footprint footsore footstep footway footwear fop for for (all) the world i. yürümekten ayaklar ı şişmiş/yaralanmış/ağrıyan. i.. dili dünyay verseler onu yapmaz. ı verseler: She wouldn´t do that for the world. 2. çoğ.. I wouldn´t touch that with a ten-foot pole. 2. (karyolanın) ayakucu. s. 2. yiyecek. 2. -den dolayı. ayak izi. ahmak. Amerikan futbolu. fazla müsamahakâr. şerefine. i. ba şıboş. 4. hayaller üzerine kurulmu ş mutluluk. ayaklı: a four-footed animal dört ayaklı bir hayvan. aptallık. ayak. bilg.. vaftiz kurnas ı. i. i. mükemmel. i. i. i. aptal. budalalık. aldatmak. i. i. i. s. serbest. dili paras ını vermek. 1. sevmek. u ğruna. küçük sand ık. sevgiyle. 1. ayak sesi. aptalca ( şey). dört dörtlük. sağlam ve kullanılması kolay. k ışkırtmak. yiyecek. 1. with ile oynamak. i. 1. ahmakça. yaya gitmek. 5. kaldırım. ayak izi. 1.. 2. ayağa giyilen şeyler. 3. g ıda. f. i. tahrikçi. teşvik etmek. 2. fondü. s. 2. k. matb. i. şefkatle. İng.. 1. ramp ışıkları. çok sağlam. z. i. . fazla müsamaha. s. i. fut (30. çünkü. k ışkırtıcı. sıradağların veya bir dağın uzantısı olan tepeler. 4. kendini/diğerlerini boş yere tehlikeye atan. g ıda maddesi. i. ok şamak. düşkünlük. 2. Ona hiç f. i. patika. futbol. f. bağ. i. adım.

and for another Sebepler s ıralanırken kullanılır: I don´t want to go. çeşitli nedenlerden dolayı. for s. ek olarak. k. k.... -den korkarak. bildiğim kadarıyla: She´s still in Rome for aught I yaps ğime benim ğime göre hâlâ Roma´da.for a change for a song for a variety of reasons for ages for all one is worth for all that for all the world like for appearances´ sake for aught I care for aught I know for better or for worse for certain for dear life for effect for ever for ever and a day for ever and ever for example for fear of for free for fun for good for good for good measure For goodness sake! for heaven´s sake For heaven´s sake! for hire for instance for keeps for life for luck For mercy´s sake! for months for my part for my part for my sake for nothing for once değişiklik olsun diye. bana ne. 1. kendi hesab ıma. kuvvetiyle ko ğmen. kötü de olsa. bir kere. know. k. uzun bir zaman.another I´m tired.. daima. Evvela d ışarısı fazla Allahand a şk ı for pity´s sake pratik davranmamak. anca beraber kanca beraber. zevk için. bana kalırsa. Aman!/Allah a şkına! aylarca. kesinlikle. ömür boyu. . her zaman için. bence. 1. uğur getirsin diye. temelli olarak. paras ız. sonsuza kadar. ilelebet. beni hiç ilgilendirmez: He can do it for aught I care! Vars ın ın.: cold. ebediyen. Benim bildi iyi de olsa. 2. dili vargücüyle. kesin: That´s for sure! Oras ı kesin! . dili ilelebet. for sale For shame! for starters for sure Ne ayıp! k. çoktan beri. evvela. ebediyen. bir kerelik. korkusuyla. yok pahas ına. korkusundan. şakadan. çok ucuza. mesela.. bildi bana ne! göre.. to be impractical satılık. mesela.. paras ız. 1. görünüşü kurtarmak . sonuna kadar. for once For one thing . dili bedava. dili gerçekten/hakikaten . bu sefer. her şeye ra k. senelerce.. Gitmek istemiyorum. Allah aşkına! Allah aşkına. bana kalırsa. sonsuza dek. T ıpkı büyükbabas için. hatırım için. gibi: He looks for all the world like his ına benziyor. For one thing it´s too . dili var kuvvetiyle/gücüyle: She was running for all she was worth.o. temelli olarak.. resmen. örneğin. for na. gösteriş için. dili ilkin. bedava. boşuna. muhakkak. Var şuyordu. 2. kesinlikle. k. fazladan.. 2. boş yere. grandfather. Allah aşkına! kiralık.. örneğin.

f. s. 1. korku veren. baskın. bak. dili işinize yarar mı. zorla çalıştırma. etkili. önceki. zora dayanan. . forbear. bak.. 2. şimdilik. (for. zorlayıcı neden. karıştırarak aramak. kuvvetli. 1. zorla. i. kuvvet. haftalarca. 1. f. .. önek ön. 1. cebri yürüyü ş. farz edelim ki. i. (for. forbid. 2.. (merhametten/ şefkatten dolayı) (bir şeyi) alıkoymak. umumun refah ı için. angarya.. worth. tıb. güç. anat. yasaklanm ış. ona gelince. bilmiyorum. (özellikle u ğursuz bir şeyi) önceden hissetmek. ürkütücü.bore. at gunpoint force the door forced labor forced labor forced landing forced march forced sale forceful forceps forcible forcibly ford fore foreforearm forebear forebode 1. genellikle. 2. önceden. dalma. yasak etmek. k. kolun dirsekle bilek aras ındaki bölümü. ama duyduğum bu. yapmamak. angarya.bade. dili saçma. i. 2. f.it´s yours for the asking. z. kapıyı zorlamak. for the most part for the most part for the present for the public weal for the purpose of for the sake of argument for the sake of clarity for the time being for weeks for what/whatever it´s worth for/on sale forage foray forbade forbear forbid forbidden forbidding forbore forborne force force force a smile force majeure force s.. geçit. ask. s. for whatever it´s İşinize yarar mı. güçlü. girme. --den. hatırı için. -mek amac ıyla. hav. f. zorlamak. i. mecburi iniş.o. toplamak. sığ yerden yürüyerek geçmek. aramak. ırmakta yürüyerek geçilen sığ yer. s. f. ha şin. ak ın. f.. for. tabancayla/tüfekle birini zorlamak. (from) kendini (bir şey yapmaktan) f. forseps.. k.: If you want to use my boat on Mondays. hiç. sert. mecburi satış.. satılık. Alabilirsin. bak. 1. anlaşılsın diye.borne) 1. ön. forbear.. mecbur etmek.for that matter for the asking for the birds for the life of me for the life of me for the love of . i. yasak. s.. i. varsayalım ki. s. 2.. önkol. öndeki. 2. cet. aşkına. önceden haber vermek. fors majör. şimdilik. i. istersen: It´s yours for the asking. 2. zorla gülümsemek. f. zor. --ding) yasaklamak. bilmiyorum: Here´s what I heard. ne yaptıysam. güçlü. çoğunlukla. 2. . Teknemi pazartesileri kullanmak vallahi. f. 1. ata. kamu yararına. hatta.

--n) önceden görmek. fore. küçük isim. yabanc ı. a ğaç dikip orman haline getirmek.foreboding forecast forecastle foreclose forefather forefinger forefoot forefront foregone foregone conclusion foreground forehand forehead foreign Foreign Affairs foreign affairs foreign exchange foreign exchange foreign minister foreign parts foreign trade foreigner foreknowledge forelady foreleg foreman foremost forename forensic forensic medicine forensics foreplay forerunner foresee foreshadow foresight foreskin forest forest ranger forestall forester forestry foretaste foretell forethought forever forewarn i. s. başta. huk. adli tıp. orman mühendisi. alın. fore. orman mühendisliği. ştırmak.feet (for´fit) i. Dışişleri. (hayvanlarda) ön ayak. 1. ön oyun. kehanette bulunmak. i. i. dış ticaret. s. hitabetle ilgili.cast/--ed) önceden tahmin etmek. f.ında görevli ormancı. i. önceden uyarmak/ikaz etmek. döviz. çoğ. f. ba ş kasarası.. s. sünnet derisi. tenis sa ğ vuruş. en öndeki yer. i. basiret. tahmin. ileri görü ş. yabanc ı/dış ülkeler. i. başta gelen. 2. parayı ödemediği için ipotekli malı sahibinin elinden almak. ormanc ı. f. ormancılık. cinsel ilişkiden önce oynaşma. i. çoğ. haberci. önceden dü şünme. ağaçlandırmak. i. 2. i. sağgörü. (birinin/bir şeyin) habercisi olmak. ön plan. ön ayak. i. orman. i. sonsuza kadar. önceden alınan tat. öngörü. f. z. sağ vuruşla yapılan. (fore.. erken davran ıp önlemek. f. f. dışişleri. i.. öncel. ata. işçibaşı kadın. i. 1. peşrev. ön plan. s.men (for´mîn) i. selef. dışişleri bakanı. münazaraya ait. 1. 1. en öndeki. döviz. işaret parmağı. önsezi. önceden sezmek. i. ormanla devlet ormanlar f. i. s. i. i.. 2. i. ebediyen. ilk isim.saw. i. i. z. anat. (fore. dış. ecnebi. i. i. huk. i. den. önceden bilme. önden gelen. cet.told) önceden haber vermek. jüri başkanı. ustabaşı. i. (fore. hep. durmadan. önceden belli olan sonuç. ecnebi. 2. f. mahkemeye ait. yabanc ı. münazara sanatı. . işçibaşı. kötü bir şeyin meydana geleceğini önceden hissetme.

reçete. oluşturma. biçim veren. (okullarda) sınıf. fikir edinmek. bahç. s. önsöz. resmiyet. bedel. formül. eski. 2.gave. --ting) s. önceki. forgive. evlilik d ışı cinsel ilişkide bulunmak. --ing/--ting) bilg. Formozalı. (--ed/--ted. 1. veren. forklift. af. demiri ocakta k ızdırıp işlemek. 2. biçim verme. sahtesini yapıp orijinal olduğunu ileri sürme. 1. . i. s. 1.. f. sahtekâr. 1. fore. i. güç. yaln ız. alışkanlık edinmek. doldurulmak üzere hazırlanmış ılı belge. i. Formoza. Formoza´ya özgü. oluşma. teşkil. bak. çatalla ı. bir şeyin 3.en (for´wîmîn) i. birbiri ardınca sıralanmak. kalpazan. yolun/nehrin çatalla şan yer veya kolu. kesin ve aç ık olarak belirtmek. i. oluşturmak. s. çoğ. f. 3. şmak. 2. Formoza.went. kalpazanl f. yüzüstü b ırakmak. format etmek. biçimlendirme.gone) vazgeçmek. bak. f. --n) affetmek. f. unutmabeni. demirci oca ğı. 2. disket. ceza olarak kaybetmek. Formozalı. 1. zor. (for. aşılması zor. mü şkül. i. bas hükümet kurmak. f. f. forgo. bak. çatal. 2. i. for. biçimlendirmek. ceza. mat. i. şekil verme. i. unutmak. sahtekârlık. --s (fôr´myılız)/--e (fôr´myıli) i.ık. bellemek. 1. i. 1..en) 1. 1. yapmak. kadın jüri şkanı. f. f. hızla ilerlemek. 1. 2. resmile ştirmek.. unutkan. 2. for. 2. biçimsel. ba i. f.. sıra olmak. biçimlemek. ba ğışlamak. kim. 2. işçibaşı. 1. 1. bak. f. biçimlendiren. çatal. f.sak. 2. f.forewoman foreword forfeit forgave forge forge forge ahead forger forgery forget forgetful forgetfulness forget-me-not forgive forgiven forgivingness forgo forgone forgot forgotten fork forked forklift forlorn form form a government form a habit form a line form a single file form an opinion formal formalise formality formalize format formated diskette formation formative former formerly formidable Formosa Formosan formula formulate fornicate forsake çoğ. f. 1. dövmek. resmiyete dökmek. biçim. forget. ekil düzen. s. formalite. 2. form. the birinci. forget. âdet edinmek. i. tek s ıra olmak. vazgeçmek. for. formatlıformatlamak. ilk söylenen. f.got. resmi. bak. demirhane. 3. f. bağışlama. ş ask. işçibaşı kadın. çatall i.got. sıraya girmek. huk. 4.. şekil. biçim vermek.sook.. sahte ş ey. ilk.wom. ümitsiz ve üzgün. zina etmek. İng. f. 2. s. f. terketmek. İng. eskiden. i. 2. bot. bahç. unutkanlık. b ırakmak.. bak. biçim/şekil vermek. forgive. 1. s. 3. 2. f. (for. 1.. bel. i..ten. 1. 2. s. terkedilmiş ve harap. 1. 2. 1. biçim.. 2. spor form. formalize. 3. i. (for. z. bilg. öne geçmek. format. şekil vermek. bir şeyin sahtesini yapıp orijinal olduğunu ileri süren kimse. i. (for. sahtesini yapmak.

kırk. forsake. şans.). ilerletmek. bak. f. s. kurmak. taşıllaşmak. ile kar ışmak. kötü. . Allahtan. tövbe etmek. fosilleşmek. k ırkıncı.ra (for´ı) i. kirletmek.. ileri. 1. forswear. gelecek. kurma. tahkimat yapma. temel. bereket versin.. bak. k ısmet. s. bak. s. f. forward. 4. küstah... 2. talihli. spor f.swore. servet. derhal. i. tesadüfi. şanslı. z. z.. ileri. 2. kirli. k ırk.. fondöten. kurucu. bak. 2. birbirine karışmış (ipler. 1. f. futbol forvet. f. f. ta şıl. i. i. hemen. ileri do ğru. taşıllaştırmak. cinayet. içten. f. 2. kader. İng. çoğ. suikast. i. s. XL). kurum. 1. i. yeni adrese göndermek. ask. kırk rakamı (40. z. 2. fosil. f. k ısa süren uyku. falc ı.. i. pisletmek. (for. s. f. ön. metanet. fight. şekerleme. 3. f. birinin asıl uzmanlık alanı. rastlantı sonucu olan. birinin en iyi yaptığı iş. bak. 2. forgo. 3. d ışarı.. nakliye acentesi. i. forswear. iki hafta. ağzı bozuk. 1.b. forsake.. f. büyük kale. doğrudan. f. z. f. tahkimat. 2. s. küfürbaz. talih. sevketmek. 1. find.. 3. fosilleştirmek. bak. zincirler v. i. bak. tiksindirici. -e moral vermek. s. temel. tesis etme.. pis. forum. i. on be ş gün. göndermek. faul.. 1. 2. f. i. 2. fena. i. aç ıksözlü. 2. -de tahkimat yapmak. dışarıya doğru. s.. şımarık. ileride olan. çok şükür. 5. kalıba dökmek. --s (for´ımz)/fo. öndeki. önümüzdeki. 4. 1. i. s. samimi. 1. büyük hisar. hisar. f. ileri. kırkta bir. bakmak. i. iyi ki. vak ıf. bak. iğrenç. evlatlık. esas. fossilize. 1. kale. i. 1. beslemek. spor faul yapmak. for. z. evlatlığa bakan ana baba. büyütmek.forsaken forsook forswear forswore forsworn fort forte forth forthcoming forthright forthwith fortieth fortification fortify fortitude fortnight fortress fortuitous fortunate fortunately fortune fortuneteller forty forty winks forum forward forward forward forwarding agent forwards forwent fossil fossilise fossilize foster foster child foster parents fought foul foul foul play foulmouthed found found found foundation founder f.sworn) b ırakmak için yemin etmek. 3. bak.. i.

i. 1. tuzak. İsviçre para birimi) frank. dördüncü. karkas. ş v. k ırma. the oy hakk ı. dala ş. s. 2. (Fransa. argo suçu (asl ıya ait) kasa. 2. (pencereye/kap ı . kırık. s.b. çerçeve. buluntu. çeşme. tertip etmek. mis kokulu. 2. i. i. kaynak. kesir. tilki gibi. dökmeci. ında suçsuz olan2. s. kumpas kurma. 1. s. IV). dünyanın dört bucağı. kurnaz. i. karkas. (bir şeyden) küçük bir parça. s. f. kaynak. (zarf ın üstüne) posta damgasını veya ş olduğunu gösteren bir işareti basmak. i. bak. kamyon v. dökümhane. (vücuda ait) bünye. pınar. i. fuaye. (umut. yapmak. yap bir (ruhi) hal. s. yüksükotu.b. (binaya ait) iskelet. çerçeveletmek. i. ince ve zayıf nahif. i. ç ılgına dönmüş. açıkyürekli. (posta pulunu) damgalamak. terkedilip sokakta veya ba şka bir yerde bulunan bebek. mat. 2. durum: I left him in a cheerful frame of mind. tilki kürkü. i. halde bı i. stilo. i. dili. XIV). i. 2. güzel kokulu. k. 2.). arbede. naziklik. i. s. (binaya ait) iskelet. huysuz. düşüncelerini/duygularını açıkça gösteren. i. 1. (şirketin bayie tanıdığı) imtiyaz.. tilki. çılgın.founder foundling foundry fount fountain fountain pen fountain pen fountainhead four four corners of the earth foursquare fourteen fourth fowl fowling piece fox foxglove foxy foyer fracas fraction fractious fracture fragile fragility fragment fragrance fragrant frail frailty frame frame frame of mind frame-up framework framing franc France franchise frank frank frank frankfurter frankly frankness frantic fraternal i.. i. frankfurter. kuş. cesur. dolmakalem. güzel koku. 1. argo suçu (aslında suçsuz olan birine) yıkma. ince ve güçsüz. (çoğ. s. kırılma. s. dökümcü. 2. . zaaf. z. on dört. 1. aksi. açıkça. s. tilki. 1. 2. kümes hayvanı. aldatmak. kurnaz kimse. gürültülü kavga. i. tavuk/hindi/ördek eti. s. birine) yıkmak. Fransa. 3. çok acele ve telaşlı. 1. kumpas. bot. bir şeyin kırılan yeri. k ırık parça. i. 1. i. posta ücretinin ödenmi i. şans v. samimi. memba. i. açıksözlülük. hafif ve k ırılgan olma. asıl kaynak. telaro.. s. Belçika. i. 2. i. hafif ve kırılgan. Onu ne şeli ş raktım. 3. on dört rakam ı (14. i. i. karde şçe. 1. 2. 4. 1. dört.ans 1. çeşme. açıkkalpli. 1. kolay k ırılma. içten. fowl/--s) 1. düzenlemek.. i. kardeşlere özgü. kırılganlık. ince ve güçsüz olma. irade zayıflığı . tasarlamak. 3. 2. dolmakalem. 1. f. i. i. kırılgan. pınar başı. karkas. av tüfeği. 3. i. 2. on dört. dörtte bir. 1. çerçevelemek.´nde) zayıflık. (otomobil. fıskıye. i. 2. 2. f. açıksözlü. (binaya ait) iskelet. zayıf (umut.´nde) asi. kırık. ince ve zayıf nahif olma. bir çeşit sosis. dört rakam ı (4.b. dört. kolay k ırılan. güvenilir ve inançl ı.

farmason. 3. s. ın ıeratla şlıkık. dolandırıcı. hür te şebbüs. hileli muamele.. 1. çılgına döndürmek. i. çok korkutmak.men (frid´men) i. paras ız giriş kartı. çok toleranslı. özel giri -siz: free from error hatas ız. (froze. f. 1. free from pain ağrısız. saygb ıı rakmak. frikik. garabet. f. hür irade. boş. paras ız. teklifsiz. aldatma. f. f. aç ık liman. kurtarmak. azat etmek. frezya. desise. i. rahat. hür. dili bedavac ı kimse. fels. arkada şlık etmek: Officers are forbidden to fraternize with enlisted men.. atışma. savaşma. çevre yolu. i. out argo 1. laubali. etmesi yasak. argo hastas ı. 2. (gazeteci/yazar/fotoğrafçı) ışmak. tic. çok 2. meşgul olmayan. Subaylar rıcılık. serbest bölge. f.. serbest 1. arka tekerle ği zincirden güç almadan serbest dönen bisikletle gitmek. f. yıpranmak. s. bedava. tic. (kuma şı/ipi) yıpratmak. z. hileli iflas. otoyol. özgürlük. i. donma. 4. parasız. fels. doland sahtekâr. hileci.zen) 1. 3. garip bir olay. i.arkada sahtekârl hile. i.otlakç ılık etmek. kölelikten azat edilmiş kimse. saçaklanmak. 1. 1. 2. azatlı. İng. serbestlik. etrafa ald ırmadan ğlamak. buz tutmak. nakliyecinin arac ına ücretsiz teslim. bedava. mezhebi ş. geni şim. delisi: a soccer i. münakaşa. çilli. serbest vuru ş.. çok ın dondurmak.fraternise fraternity fraternize fraud fraudulent fraudulent bankruptcy fraudulent bankruptcy fraudulent transaction fraught fray fray frazzle freak freckle freckled free free free and easy free enterprise free from free kick free kick free of free of charge free on board free pass free port free will free will free zone freedman freedom freedom of the press freeholder free-lance freeload freeloader freely freemason freesia freestyle freestyle swimming freestyle wrestling freeway freewheel freeze freeze one´s blood f. 2. freed. k. 2. i. bak. bot. 2. fraternize. k. hafifme şrep (kadın). çoğ. serbest vuru ş. i. 1. pedal çevirmeden gitmek. bo ğuşma. -den muaf: free of tax vergiden muaf. 1. serbest liman. dili çal otlamak. ekon. serbest yüzme. fob. mülk sahibi. huk. erkek üniversite öğrencilerine ait birlik. hileli. 1. mason. i. z. 2. özgür. s. huk. çil. donmak. i. çılgına s. otlakçı kimse. serbest çalışan (gazeteci/yazar/fotoğrafçı). 2. ıs z. hürriyet. hür irade. fro. s. (ile) dolu: a journey fraught with danger tehlike dolu bir seyahat. basın özgürlüğü. serbest. sert olmayan. freak futbol hastas ı. kanü . 2. spor frikik. karde şlik. 3. serbestçe.. İng. hilkat garibesi. bedava. s. hileli iflas. i.. arbede. hareket etmek. dondurmak. buz ba şıümek. serbest f. serbest güre ş. serbest. tapu sahibi. dövüşme. f. çok ho şgörülü. donmak: I´m freezing! Donuyorum! i.

sinirli. 1. çok so ğuk. 2. 2. çılgınlık. canlı. i. i. yeniden yapılan. artmak.. 3. şmazl ık.freeze over freeze-dry freezer freezing freezing compartment freezing point freight freight car freight train freighter French French doors French fried French fries French Guiana French horn French toast French windows Frenchman Frenchwoman frenetic frenzied frenzy frequency frequent frequent frequently fresco fresh fresh air freshen freshen up freshman freshwater fret fret fretful fretsaw fretwork Fri friar friction friction tape Friday fridge fried fried egg üstü buz tutmak. yeni. çoğ s. 1. anla elek. c ıvık. Friday. kanatlar ğ. navlun. taze (hava). sürtüşme. i. i. 2. Fransız erkek. ovma. (bir yere) s ık sık gitmek. (buzdolabının içindeki) buzluk. s ık sık tekrarlanma. donma noktas ı. i. fretleme i şi. French. 2. . s. sapaklar. sulu.. navlun. fresh. Frans ızca. 1. 1. fretlemek. 2. taze hava. 4. i. 2. yeni yap ılmış. fretaj. şilep. düşürmek. çılgın bir hal. k ıl testere. Fransızca. fretler. i. f. i. sürtünme. k. Fransız Guyanası. Frans ız kornosu. dili fazla samimi davranan. 2. endi s. s. sık sık. ovuşturma. yük treni. tela şlı. s. sık sık tekrarlanan. (--ted. 1. 1. (küçük şeyler için) endişe etmek. tatlı suya ait. frekans. sıklık. (balkon. friksiyon. (-ted. s. cuma. t ıb. 2. fiz. (erkeklere özgü baz ı dini tarikatlarda) frer. (bir yeri) daha güzel ve daha çekici bir hale sokmak. kızartılmış. i. dipfriz. (küçük şeyler yüzünden) sinirlenmek.. f. (telli çalg ıların sapı üzerindeki) perde.men (fre ş´mîn) i. k ıs. (rüzgâr) kuvvetlenmek. z. i. 5. taşıma ücreti. korno.men (frenç´mîn) i. ücretle taşınan mal. (kolejde/üniversitede) birinci sınıf öğrencisi. taze. . Hrist. --ting) 1. patates tava. Fransız. f. müz. çılgın (bir olay).ters. teras veya bahçeye aç ılan) camlı ve çift kanatlı kapının ı. ço çoğ. i. s. --ting) mim. izole bant. çılgın. aksi. marşandiz. sürtünüm. rahip. i. sapak. ihtilaf. s. 1. uyuşmazlık. fret. mim.wom. yük vagonu. k. nakliye. fresk. yağda kızartılmış. Fransız. şeyehuysuz. Fransız kadın. camlı ve çift kanatlı kapının kanatları.en (frenç´wîmîn) i. yağda pişirilmiş. 1. i. dondurucu. k ızarmış patates. f. 2. sahanda yumurta. mim. zinde. müz. çok heyecanlı. 3. (buzdolab ının içindeki) buzluk. endişelendirmek. s. tatlı su. i. French. yumurtaya batırılıp tavada kızartılmış ekmek. dili buzdolab ı. dondurarak kurutmak. yüzünü yıkayıp kendine bir çekidüzen vermek. f. Fransız. kızmak.

i. korku.o. oynak. kadın elbisesi. dost. s. Her ranking rose Manisal uzaktan. emeklilik sigortas ı gibi) işçiye ücreti dışında sağlanan şey. farbala. frizzy. maa f. 1. z. dilden dile. z. 3. 3. 2. O ı. 2. önemsiz. baştan sona kadar. efriz. friz. i. (sosyal sigorta. uzaktan. 1. c s. rop. 2. kurbağa. bak. cana yak ın. soğuk. eğlence. 1. kapı kapı (dolaşma). bir güçlükten diğer bir güçlüğe. 2. 2. 2. dostluk. neşeli. redingot. 2. şen. f. s. arkadaşça. kıvır kıvır (saç). f. parça parça harcamak. havai (kimse). kenar. zaman zaman.. arkada ş. hoppa ın). ahbap. bir uçtan bir uca. dili ta ba şından beri.. f. 2. bo ş. arada s ırada. perçem. k. from the word go from time to time i. He jumped from the branch. Daldan atladı. 1. i.o. (bir yer)den. cızırdatarak kızartmak. eğlence.uk. soı ğ t . 3.men (frag´men) i. i. k. i. yerinde duramayan. sıcakkanlı. arkada şlık. (mutlu bir şekilde) sıçrayıp oynamak. ıb. a ğızdan ağıza. gözlemeye benzer bir çe şit börek. s. saçma. kurbağa adam. dostça. havailik. i. 2.. fryer. s. korkutmak. frijit. bak. firkateyn. out of his/her wits/frighten the wits out of s. mim. s. korkunç bir şekilde. günden güne. s. frightening frightful frightfully frigid frigidaire frill fringe fringe benefit fringe benefits frisk frisky fritter fritter frivolity frivolous frizzle frizzly frizzy fro frock frock coat frog frogman frolic frolicsome from from a distance from afar from beginning to end from day to day from end to end from head to foot from mouth to mouth from pillar to post from the first From the sound of it things are pretty bad. sıçrayıp oynamak. 1. i. i. korkutucu. (birinin) üstünü aramak. dili çok. 2. ciddi olmayan. f. (bir ba şlangıç noktasın)dan: He´s from Manisa. f. delişmenlik. birinin ödünü koparmak/patlatmak. gülüp geçmek. saçak. korkunç. dili Anlad ığım kadarıyla durum vahim. içten olmayan. frog. herhangi ş dışıbir nda verilen haklar. çoğ. i.. kanı sıcak. . s. 1. buz gibi. 1. tepeden tırnağa (kadar). baştan aşağı. k. baştan itibaren. den. buzdolab i. 1. cana yakın olmayan. i. frijider. kâkül. müthiş. (kad ızırdamak. --king) 1. i.friend friendly friendship frier frieze frigate fright frighten frighten s. away azar azar çarçur etmek. (--ked. ahbaplık. ciddiyetten yoksun hareket/söz. çok so ğuk. fırfır. i. s. püsküllü saçak. saçak takmak. k ıvırcık. 1. deh şet. edat 1.

i. ket vurulmuş. i. engellenmiş. f. f. meyvemsi. freeze. k ılıksız kadın.They´ll 3. 1. 2. . (tüfekte) arpac i. kaşlarını çatmak. 2. i. s. f. s. s. 1. 1. taraf. bütünüyle. 2. Bu çok sinir ş .b. alna ait. ön. istekleri gerçekle şmemi ş. dolu. bak. üstü köpükçüklerle kapl ı. (havaya ait) cephe. (göl. i. tepeden tırnağa. soğuktan donma. set çekmek. 1. cevap v. fazla na ğmeli (insan sesi). meyve. 4. ön. netice. tutumlu. ayaz. -i uygun görmemek. hışırtı. verimli. i. 2. s. 2. f. kösteklenme. tutumluluk. on -e bakmak. cephe taarruzu. verimlilik. hüsran müş. Bu araba önden çeki şli. keklerin üzerine konulan şekerli karışım. gerçekle şme. 1. soğuk (tavır. set çekilme. tepeden tırnağa. i. sinir bozucu.´ne ait) k ask. kırağı düşmek. ket vurmak. 2. f. s. freeze. 1. don. (sava ı y ı . baştan ayağa. 1. s. f. k ırağılı. i. 2. 3. cephe hatt ı. engellemek. s. arsanın sokağa/denize/göle/nehre bakan tarafı. 1. gazet. bir i engellenme. ön cephe. 3. 2. dondurulmu ş fiyatlar. sade ve ucuz.from top to bottom from top to toe from top to toe from within front front line front page front sight frontage frontal frontal attack frontier frontispiece frost frost line frostbite frostbitten frosted frosted glass frosting frosty froth frothy froufrou frown frown on froze frozen frozen food frozen prices frugal frugality fruit fruiterer fruitful fruitfulness fruition fruitless fruity frump frumpish frumpy frustrate frustrated frustrating frustration fry baştan başa. direkt. deniz v. bak. s. i. ileri hat. nafile. manav. içinden. cephe. (fırfır. hüsran ı yans ıtan. s. öndeki. i. 2. soğuktan yanmış (uzuv). edat ön 1. 3. içeriden: We´ll take the city from within. köpükçük kümesi. 4. demode giyimli kadın. cephe. ba ş sayfa. front-wheel drive oto. 1.. köpükçükler ç ıkmak/akmak. s. 1. hüsrana ğratmak. ümitleri suya dü şbozucu: s. buzlucam. i.. i. binanın cephesi. s. gösteri şsiz. moral This work is very frustrating. köpükçükler.. (belirli bir zaman) be here within an fethedece şta) içinde: cephe. u s. 2. dondurulmu ş yiyecek. soğuktan donmuş. tül veya an) aşı rı süs. kenar. içten. sonuç. set çekilmiş. öne ait. i. ön. (evin iç dekorasyonunda) ufak aksesuarlardan olu ş i. kitabın başındaki resimli/süslü sayfa. dona çekmiş (hava). donmu ş. (keki) şekerli bir karışımla kaplamak. 1. f. bak. (eteklerin ç ıkardığı) hışırtılı ses. cepheye ait.. Şehri içten ğiz. hudut bölgesi. s. baştan aşağı. 3. 2. (bir uzuv) so ğuktan yanma. i. İng.). s. f. hudut. 2. kaş çatma. kösteklenmiş. meyve vermek. frumpy. i. hüsran. demode giyimli. küçük. ık. yeraltı don seviyesi. k ırağı. s ınır. i. kösteklemek. önden çekişli: This car´s got frontwheel drive.b. şekerli bir karışımla kaplı (kek). i. faydas ız. kırağılı. 1.

i. bak. i. a full hour ılarda giyilen elbise. k. çok resmi toplant tam bilet.. 1. kaba sikişme. up fuck up Fuck you!/Get fucked! Fuck! fucked-up fucker fucking Fucking hell! fuckup fud fuddy-duddy fudge fuel fuel gauge fuel oil fuel pump fuel tank fugitive fugue fulfil fulfill fulfilling fulfillment fulfilment fuliginous full full dress full fare full general full measure full membership full moon full speed full stop full stop f. yalan söylemek. içindeki potansiyelini iyi kullanmaktan i. bayağı problemli/kompleksli. Siktir git! birini sikmek/düzmek. ya ğyakıt. (insan) içindeki kendini tatmin edecek bir tatmin İşin seni s. tam: full member tam üye. s. kesin bir tav f. Siktir git! ünlem Allah kahretsin! s. kaba 1. kaba sikmek. . yak ıt pompası. vakit geçirmek/öldürmek. yakmak. akaryak fuel-oil. herif. yanmas ın sağlamak. s..... 2. kaçak. 2. kahrolası. ıştırmak. (--ed/--led. Bardak suyla doluydu. birine çok a şağılık bir şey/bir kahpelik/bir puştluk yapmak. şakalaşmak. 1. 2.. doyurucu: Dopotansiyelini you find your work fulfilling? ediyor mu?getirme. firari. is renginde. kaçak. i.. yak ıt deposu. yak ıt. dili a şırı titiz ve örümcek kafalı kimse. 1.koku şmuş. isli. k ıs. bir şeyin içine etmek. yozlaşmış. Vurgulamak için kullan ılır: You´re a fucking idiot! Tam bir ın! 2. İng. over fuck s. bir şeyi berbat etmek... kaçan. k. 1. nokta (noktalama işareti).. i. berbat. İng.. f. piliç. tam ölçü. s.fry fryer frying pan ft fuchsia fuck fuck fuck about/around fuck all Fuck off! fuck s. işi berbat etmek. bak. nokta. ıup yakıt almak. f. orgeneral. s. müz.. i. ufak--ing/--ling) bir hile yapmak. hiçbir şey.t. tam üyelik. çal t göstergesi. i. i. dolunay. yapma. The glass was full of water. 2. yerine ğ an doİng. fulfill. yerine getirmek.. tava. işin içine etmek. s. Bardak doluydu. küpeçiçe ği. 1. tavada k ızartmak/kızarmak. aşırı titiz ve örümcek kafalı. full to overflowing/full to the brim ağzına kadar dolu. kafayı yemiş. İng. is dolu. dopdolu. 2. (of) (ile) dolu: The glass was full. bot. yumuşak ve çikolatalı şekerleme. firari. tam sürat. 1. tatmin edici. f. kaba tam bir fiyasko. dili a şırı titiz ve örümcek kafalı kimse.memnuniyet. düzmek. düzüşme. i.3. -den i. kafayı üşütmüş. füg. is renkli. biraz uydurmak. i. i. mak. foot.. 2. fulfillment. kaba 1. f. 2. feet. 1. yapmak: fulfill an obligation bir görevi yerine şekilde getirmek. 2. kaba rezil. dangalaks Allah kahretsin! i. ufak çapta bir ırı almamak.o. İng. bir şeyin içine sıçmak.

1. üphe dirsekte uyandıran. huni. 2. 1. İng. düzenbazl ık. çoğ.fullback full-blooded full-blown full-fledged full-grown full-length full-time full-time job fully fulminate fumble fume fumes fumigate fun fun fair function functional functionary functioning fund fundamental fundamentally funeral funeral march funereal fungicide fungus funicular funnel funnies funny funny bone funny business funny paper fur furbish furious furl furlough furnace furnish furnished furnishings furniture furrier furrow i. 1. 1. tam bir. i. 2. merasim. i. f. kürklü giysi. donatmak. kürk. işlev. f. saban izi yapmak. bot. i. i. işlemek. f. fultaym. f^ng´gay)/--es (f^ng´gısız) i. i. s. i. lunapark. 4. --ning) k. ço ğ. tuhaf. fur kedinin tüyleri. (bir iş/kimse için) para sağlamak. mat. f. temel. 2. fonksiyon. i. 3. i. çoğ. güldürücü. çok öfkeli. s. iş. fon. saban ın açtığı iz. tamam ıyla. mantar öldürücü ilaç. 1. zevk. i. gözü dönmüş. i. i. s. dili şaka etmek. 2. faal. i. öfkeli olmak. futbol bek. 2. gerçek. . s. bir şeye çarpınca kolun karıncalanmasına sebep olan ği hilecilik. s. s. tam boy (portre). sağlamak. tam gelişmiş. tören. komik. asıl. i. tamgün bir çalışma gerektiren iş.. dü f. garip. fonksiyon. döşemek. 2. füniküler. 2. cenaze törenine yak ışan. f. i. şüpheli. kalorifer oca ğı. fonlar. 1. 1. cenaze töreni. yenile s. cenaze mar şı. (demirhanede) ocak. tamamen. fun. tamamen açm ış. 2. pis kokulu gazlar ı yaymak. (oyunda) topu düşürmek. 2. i. şlev. (gazetede) bant-karikatürlerin bulundu ğu sayfa. e ğlendirici. görevli. 3. çoğ. z. özünde. ifonksiyonel. 1. acayip. 3. işler durumda. möbleli.gi (f^n´cay. f. küplere binmi ş. s. f. esas. s. z. parlatmak. kırışık. s. mobilya. temel. ştirmek. buharla dezenfekte etmek. 2. görev. i. topu şürme. çoğ. sert. yetişkin. 2. tam. 3. ehliyetli. eğlence. mefruşat.. kürkçü. kasvetli. pis kokulu gazlar. para. kürk. f. s. s. büyük ocak. mantar veya mantar türünden bitki. gerçek bir. 2. şiddetli. vazife. (--ned. izin. (çaydanl ıkta/borularda oluşan) kireç. temelde. f. kırıştırmak. yoklamak. möble. vazifeden izinle ayr ılma. 1. f. sinirin yalan geçti dolan. i. i. 1. (against) (-e) ate ş püskürmek. el yordam ıyla aramak. 1. yer. esaslı. memur.. şanat. (baz ı yumuşak tüylü hayvanlara ait) tüyler: the cat´s 2. çalışmak. işlevsel.. (yelken/bayrak) sarmak. 2. (vapurda) baca. safkan. s. tamam ıyla büyümüş. i. 1. tamgün. mobilyalı. 1. with ile döşeli. 1.

İskoçça. mesafeyi kapatmak. erimek. neşelilik. (bir şey) boğazını tıkamak. elek. neşe. alet. çabuk ve anla şılamayacak bir şekilde konuşmak. i. f. nafile. 2. 3. i. 1. 1.. ince tüyler.) z. i. f. kıvırc ık (saç). i. eriyip birbiriyle kayna şmak. --bing) k. ı (kuma ş). abes. 4. daha öteye. s. 2. bina duvar ının beşikçatı ile birleştiği yerdeki üçgen bölüm. k ıvırcık saç. 5. f. Gabon. -e sahip olmak. i. ayrıca. yaygara. (top mermisine ait) tapa. 2. (--ged. eriyip kayna şma. 1. ufak meseleleri sorun şeyler telaşa düşmek. kâr. susturmak. gaf. --ging) 1. gabardin. 1. 1. 2. istikbal. fiz. fitil. s. flu. bak. on şi/şey) yakla şmak. deli. 1. dili budala. 1. f. tüyleri kabar ık. çabuk ve anlaşılmaz şma. bundan ba şka. cüppe. sinsi. şenlik. i. farther ise mesafe için kullan ılır. -i elde etmek. i. 2. i. hatları belirsiz. s. Ga. 1. s. 2. ayva tüyü. i. i. argo polis. 2. argo bin i. s. (çoğ. boş. aka. (Further ço ğunlukla miktar ve derece. f. dili çene çalmak. tüylü.. 4. z. en uzak. uçak gövdesi.ese) Gabonlu. f.bon. artma. Gabon´a özgü. s. İrlandaca. s. i. eritme. i. Gabonlu. gauge. Gabon. beşikçatı. i. i. i. 1. 2.. daha i. 3. --ding) about/around ba şıboş dolaşmak. 2. f. 3.. sol notası. s. gelecek. i. 1. şiddet. demode. kazanç lamak. 1. i. boşuna olma. daha uzak. ağzını tıkamak. ilave olunan. g gab gabardine gabble gaberdine gabfest gable gable roof Gabon Gabonese gad gadfly gadget Gaelic gaffe gag gag gag on gaga gage gaiety gain gain an advantage over gain ground gain ground gain momentum s. art ış. s. (bir ba rağbet kazanmak.. i. i. 1. gereksiz tela ş/heyecan/öfke. ilerlemesini sa ğlama. küf kokan. füzyon. (--ded.furry further furtherance furthermore furthermost furthest furtive fury fuse fuse fuselage fusion fuss fussy fusty futile futility future fuze fuzz fuzzy G. 1. s. erime. f. küflü. i. ufak yaran. s. h ızı artmak. 3. küçük ayg ıt. aradaki (takip eden şkasıki ndan) daha kuvvetli olmak. i. 2. k ılı kırk s. i. f. çok alfabesinin yedinci harfi. en ötedeki. i. (askerler) ilerlemek. gülüt. susturmak için a ğıza sokulan tıkaç. çokyüzünden titiz. 2. sigorta. sa 1. gelecek. k. en çok. çok tüylü (köpek v. uzaktaki. 2. İngiliz dolar. 1. küflenmi ş. gizli. ötedeki. (hastan ın durumu) iyiye gitmek. i. eski. konu i. abes olma. yapmak. müstakbel. 2. i. havl G. Gaelce. dili çene çalma. müz. .). havlanmak. k. kazanç. eritmek. ğ büyümek. (--bed. 2. büyük öfke. gazap. atsineği. hav. çene çalma. ince tüylerle kaplı.b.ş(haberin) yayılmasına engel olmak. 2.

k ıs. 1. dili çok riskli i ş. f. i. 1. 1. i. meslek. i. s. --ing/--ling) s ıçrayıp oynamak. oyun. sakatBiz (bacak). gidiş. Are you s. kumarbaz. çok miktarda. kumar. sinirlendirmek. i. i. (of) her çe şit. av . k. safra ta şı. f. s. bora. spor. i. av.. kumar oynamak. getr. sinirlendirici.said) inkâr etmek.B. game? futbol oynayaca ğız. yürüyüş. i. av hayvanlar ı için ayrılmış yer. galon. i. kumarhane. s.. f ırtına. kumar oynama. 1. i.. oyun. 2. 1. her tür. kahramanlık. balkon. lastik. İng. Sen de var mısın? s. galvanizlemek. sinir edici. kilo almak. kaloş. i. (domuz budundan yapılmış) jambon. İsteklilik belirtir: We´re going to play football. 3. (bazı oyunlarda) parti. (gain... f. i. 1.55 litre. mad. 2. i. İng. kilo almak. 3. Orada ğürtlenden bö ş. f. kadırga. galvanize. Gambiyalı. galeri. dili kad ın. f. hemen harekete geçirmek.gain the upper hand gain time gain weight gain weight/put on weight gainsay gait gaiter gal gal galaxy gale gall gall gallant gallantry gallbladder galleon gallery galley galling gallivant gallon gallop gallows gallstone galore galosh galvanise galvanize Gambia Gambian gamble gamble for high stakes gambler gambling gambling den gambol game game game game preserve gamekeeper gamma gamma rays gammon gammy gamut avantaj (birine) geçmek.. Gambiya´ya özgü. büyük para için kumar oynamak. i. 2. kalyon. sinir etmek. 4. yiğıit. safra kesesi.D. k. Gambiya. 2. i. darağacı. İng. s. e ğlence. gökada. 2. galo f. i. sanat galerisi. i. (--ed/--led. sakat (bacak). k. gamma ışınları. i. . f. centilmen. Gambiyalı. i. tozluk. dili iş. bol: You can find blackberries galore there. i.. dörtnala gitmek. i. 1. gökb. kumar. i.2.geçilmiyor.. bak. galaksi. A. gezip tozmak. safra.78 litre. yiğitlik. dörtnala gidi ş. zıplama. anat. 4. avantaj (birinde) olmak. i. sıçrayış. s. İng. f. karşılaşma. 3. i. efendi. i. Gambiya. i. hayvan cesur. gallon. 2. i. i. kuvvetli rüzgâr. faaliyet. avlak bekçisi. gemi mutfağı. galeri. şişmanlamak. vakit kazanmak. (saat) ileri gitmek.

jail. 2. s. 2. k. i. parlak (renk). çete. i. benzin istasyonu. sürme iskele. f. i.. kocaman. garnitür. i. bak. gargara yapmak. sarm ısak. f. sarımsak.gander gang gang up on gangling gangplank gangrene gangrenous gangster gangway gantlet gaol gaoler gap gape garage garage sale garb garbage garbage can garbage man garbage truck garbanzo garble garden garden party gardener gardenia gargantuan gargle garish garland garlic garment garner garnet garnish garret garrison garrulous garter gas gas mask gas meter gas meter gas station gas station gas up i. garnitürle süslemek. i. k ı i. sald rığı ıgibi. f. kangren. yanlış bir şekilde anlatmak/nakletmek. giysiler. bak. 2. ğalgaz. kangrenli. bahçede çal ışmak. giysi. bahçe. --es/--ses) 1. gargara. ağzı açık bir şekilde hayretle/şaşkınlıkla bakmak. aralık. (çoğ. geveze. jartiyer. s. elbise. 1. f. i. gedik. gaz. 3. havagazı. tavanaras ı. açılmak. çöp kamyonu. pis ve de ğersiz şey.. garaj. 1. benzin. 2. (birkaç kişi) toplanıp (birine) karşı ırmaya rlanmak. bahç ıvan. i. dili bak ış. çöp tenekesi. garnizon. iskele tahtas ı. gardenparti.. i. bostan. havagazı/doğalgaz sayacı. i. gangster. boşluk. i. 1. ünlem Destur!/Yol ver! i. tavanarasındaki oda. s. ask. i. f. İng. f. i.. k. benzin deposunu doldurmak. s. i. çöp arabas ı. i. süprüntü. leylek gibi. çiçeklerle uğraşmak. i. 1. (midede) gaz. (birine) kar şı cephe oluşturmak. i. tak ım. çiğ. 2. İng. eksiklik. i. s. 2. 2. cırlak. çöp.B.. A. fasulye s ıhaz i. gaz saati. bot. . i. f. lafazan. garajda b ırakmak. f. çelenk. dili çene çalmak. toplamak. gaz sayac ı. çöpçü.. gazla zehirlemek.D. çok büyük.. kıyafet. evde istenilmeyen e şyayı satmak amacıyla garajda/bahçede düzenlenen ış sat lı. 2. (--sed. gardenya. 4. 2. i. do gaz maskesi. çenebaz. i. cart. iskele. f.... 1. i. erkek kaz. jailer. cafcaflı. i. grena. nohut. 1. k. güruh. 1. lal ta şı. i. bak. benzin istasyonu. tıb. --sing) 1. gauntlet.

i. i. 2. uygunsuz. f. 3. i.gaseous gash gasket gaslight gasoline gasp gastric gastritis gastronome gastronomic gastronomy gasworks gate gatecrasher gatepost gateway gather gather speed gathering GATT gauche gaudy gauge gaunt gauntlet gauntlet gauze gave gavel gawk gawky gawp gay gaze gazebo gazelle gazette gazetteer GB gear gear down gear up gear wheel gearbox gearshift gearshift lever gee s. 3. homoseksüel. 1. münasebetsiz. i. ceylan. kalınlık. gastronomi. parlak ve güzel (renk). soluk tıb. çiğ renkli. bön bön bakmak. düzen. 4. i. 2. parlak ve güzel renkli. 2. vites. kapı aralığı. çok zayıf ve kuru. 2. gazlı bez. (maç. 4. gazal.. homoseksüel. dişli azaltmak. i. iyi yemek yeme ve yemekten anlama sanat ı. soluk solu ğa kalmak. gaz ışığı. belveder. avalğaval bakmak.ş(at) gözünü dikip bakmak. bacakları uzun. (irin) dev hızşkazanmak. 1. i. biçimsiz ve hantal. derin yara. kanal kapağı. aval aval bakmak.y. 1. i.b. e f. tıb. (toplantıda oturumun açıldığını ilan etmek için başkanın masaya u) tokmak. şanjman. conta. neşeli. gaz bezi. anlamak. yer adlar ı sözlüğü. bir araya getirmek. (atlasta) yer adları dizini. -de derin yara açmak.´nde dili paras i. s. midevi. -i kesmek. şen. i. 1. vites. eşcinsel. toplanmak. tertibat. büzmek. 3. 1. 3. güzel manzaral ı kameriye. i. f. çiğ (renk). çardak. iş eldiveni. mideye i. 1. aşırı ve zevksiz bir şekilde süslü. gastrit. k ıs. Great Britain. f. ölçü. solu ğaait. benzin. vites kutusu. gaf yapan. i. çark. i. sıska. vites kolu. give. General Agreement on Tariffs and Trade. s. 2. sirk bilet sat ışındangiren ız/davetiyesiz kimse. 3.. pot k ıran. i. solumak. ray açıklığı. irmek. s. dik bak ış. i. kolları. ahu. toplamak. 5. 1. 1. i. 2. nefes. ölçümlemek. k ıs. 2. toplamak. konser. dişli çark. k. s. i. 3. f. seyretmek. sonuç çıkarmak. ünlem (At/öküz sürerken “Sa ğa git!” veya “İleri git!” anlamında kullanılır. kapı sövesi. ölçme aleti. 2. vitesi vitesi yükseltmek..v. i. 2. giriş. soluma. i. canlı. f. i. gazlı. nefesi kesilmek. bön bön bakmak. i. nefesi daralmak. cinsel. çap. bak. kapı (kapı aralığını kapayan kanat). gastronom. s. i. s. sağlanan) hâsılat. şanzıman. 1. s.) Deh!/Haydi! . vurdu f. (belirli bir iş için kullanılan) eşya/takım/giysi. d. pavyon. f. 1. i. 2. i. (at) ağzı açık bir şekilde seyretmek. bir yapının üzerindeki teras/pavyon. aygıt. i. söylemek. gazhane. i. 2. toplantı. bir araya gelmek. gaz gibi. resmi gazete.. 1. gişe hâsılatı. i. ölçmek. kapı dikmesi. kapı. gastronomik.

cana yak ın. genellikle. güleryüzlü. meydana getirmek. 2. i. i. değerli kişi. s. biyol. i. 2. tıb.. geyşa. biyol. i. jeneratör. jelatin. pratisyen. i. kurmay s ınıfı. iğdiş edilmiş at. i. çoğ. f. i. genellik. değerli taş. Gayger sayac ı. pratisyen. ambalaj ında üreticinin adı/markası bulunmayan (gıda maddesi). genel grev. pratisyen doktor. i. 1. cinsel organlar. 2. ask..gee geese Geiger Geiger counter geisha gel gelatin gelatine geld gelding gem Gemini gemstone gendarme gender gene genealogy general General Agreement on Tariffs and Trade general election general of the army general practice general practitioner general practitioner general staff general strike generalisation generalise generality generalization generalize generally generate generation generation gap generator generic generosity generous genesis genetic genetics genial genital genitals genitive genius ünlem 1. meydana getirme. 1. İng. general. 1. generalization. şecere. özellik. yetenek. i.. başlangıç. İkizler burcu. genelleme içeren söz. biyol. tıb. i. i. arkadaşça davranan. kuşak farkı. 1. pelte. 2. tıb.. genelle ştirme. i. 4. üretim. f. istidat. genelleme. i.. yontulmam ış değerli taş.ses (cen´ısiz) i. --es) 1. i. gen. z. 2.swell! i. 1. Birinin veya bir şeyin beğenildiğini gösterir: Gee you´re Sen bir harikas ın! bak. 2. iyi huylu. i. pratisyen hekimlik... s. nesil.. genel. dili cinsiyet. bak. pratisyen hekim. çoğ. gelatin.. genelleme. üreme organlarına ait. i. -in halindeki. 3. s. cevher. i. s. kuşak. i. yumuşak (iklim). generalize. (çoğ. genel seçim. i. değerli nesne. tıb. soyağacı. s. bak. goose. dinamo. i.. f. ask. 3. 1.. eli aç ık. genetik. i. üreme organları. i. Gümrük Tarifeleri ve Ticaret Genel Anla şması. cömert. genelle ştirmek. . jandarma. İng. gen. rütbesi orgeneralden yüksek bir general. i. astrol. genelleme içeren söz. jel. kuşaklar arasındaki fark. bak. i. cömertlik.e. üretmek. s.. çoğ. -e yol açmak. 2. mücevher.. k. dâhi. Allah Allah! 2. -in halindeki sözcük. genetik. deha. cins. dilb.. ço ğunluk... enemek. f.. iğdiş etmek. İng. dilb. s. i.

jeriyatri.. bot. Gürcü. tarz. . soyk ırım. uzambilgisel: geometric figure geometrik şekil. gentleman´s/gentlemen´s agreement yak centilmenlik anla şması. 1. s. i.e. 2. gen. bot. s. i. nevi.. i. 1. jorjet.. yumu şak ve nazik bir şekilde. i. biyol.. i. jeofizik. i. i. genom. jenosit. ba şlangıç. çoş f.. 3. 1. çoğ. nezaket. yavaşça (yükselen yoku ğ). sardunya. hafifçe (esen). 2. centilmen. çoğ. geodezik kubbe. coğrafyacı. (birkaç türden meydana gelen) cins. 3. tohumun özü. Musevi olmayan kimse. s. geodeziyle ilgili. s. i. biyol. geometri. geographical. mikrop öldürücü. 2. z. jeoloji. bot. geriatrik. gerbera. mikrop. (özellikle ibadet ederken) diz çökme. ışan. bot. 2. adam. i. i. 2. bak. Gürcistan. coğrafi. esi. jeriyatrik. geometrik. Almanca. jeodezik. yerpalamudu. Almanya. centilmene i. yumu şak ve nazik. i.. jeodezi.ra (cen´ırı) i. coğrafya. hakiki. şçarpanlı: geometric series geometrik seri.. efendice. jeolojik. s. .. 3.men (cen´tılmîn) i. Musevi olmayan. yerbilimsel. geriatri. geodezik. i. s. dalakotu. jeolog. efendilik/kibarlık taslayan. centiyana. jeopolitik.genocide genome genre gent genteel gentian gentile gentle gentleman gentlemanly gentleness gently gentry genuflect genuflection genuine genus geodesic geodesic dome geodesy geographer geographic geographical geography geologic geological geologist geology geometric geometry geophysics geopolitics georgette Georgia Georgian geranium Gerber Gerber daisy geriatric geriatrics germ German German measles germander germane Germany germicide i. bak. s. dili erkek. s. yerpalamudu. gen. Alman. efendi. 2. yerme s. kurtluca. coğrafya uzmanı. s. tür. i. i. sosyal statüsü iyi olanlar. 1. i. 1. içten. (to) ş (ile) i. s. 3. meyli çok az (yokuş). (ibadette) diz çökmek. 2. s. s. s.. i. geodezi. yumuşaklık. i. kantaron.tle. e uzambilgisi.. samimi. centilmence. centiyan. 1.. 2. i.. 1. i. 1.ilgili. geological. k. antiseptik. i. i. gerçek. i. k ızamıkçık. s. tohum. geometrik. yerme şesi. Gürcüce. i. Hrist. içten gelen. yerbilim. hafif (rüzgâr/yağmur). i. i.

ge ştalt. kötülük etmek. ima etmek. 3. (birinin) ba şıyakalamak. jestler yapmak. dili kendini bir şey zannetmek. jest. dili dalga geçerek birini k ızdırmak. 2. gitmek: I´m getting along just fine. (bir hastalıktan sonra yeniden) çıkıp şmak. --ting) 1. el/kol/ba ş hareketleri yapmak. -in penisi beton olmak/dikelmek. dilb. (maddi aç ıdan) daha iyi bir duruma girmek. 3. What he said obviously didn´t get across to them. of (rakibi) geçmek. i. -e vakit erişmek. ile anla şmak. k. el/kol/ba ş hareketi. get a rise out of s.s. get a sniff of get a swelled head get a whipping get a woman into trouble get about get above o.) into hot water get a bang on get a bang out of get a fright get a good press get a grasp on o. 1. kendini bir 3. (seçim bölgesini) bir siyasi partinin ç ıkarlarına uygun düşecek şekilde ayarlamak. geçinmek. f. (tohumu) çimlendirme. 2.). 2.. Ba ılmak. dola şey sanmak. jestler yapma. şımarmak. hareket etmek. ın almak. kendine hâkim olmak. (üzüntüden) -in bo 1. f. gitmek. 2. dayak yemek. ırıpkurtulmak. jest. ç ıkmak. ruhb. (got. (a part of one´s body) k.) k. ele geçirmek: He got it with difficulty. (çok ilginç/güzel/tuhaf birine veya bir şeye) bakmak. k. dili acele etmek. k. gezmek. Ne demek ğini anlatamad ı. kendine gelmek. yürümek. get across get after get ahead get ahead get along in/on in/up in years get along with get along/on get an erection get around get around to get at get away get away with f. edinmek.germinate germination gerrymander gerund gestalt gestation gesticulate gesticulation gesture Gesundheit get get (s. ile geçinmek. 2. got.o. iş hayatında ilerlemek. dili darbe yemek: She got a bang on her head. get a hard-on get a hustle on get a kick out of get a load of get a load of get a lump in one´s throat get a lump in one´s throat get a move on get a move on get a rise out of s. 1. 1. gebelik süresi. -in kuşu kalkmak/uyanmak. kaçmak. dili birinin bamteline dokunup a ğzını açtırmak. dili bir kad ını hamile bırakmak. acele etmek. -e bitmek. dili ya şlanmak. 3. zarar vermek. 2. idare etmek. k. (haber/söylenti) yayılmak. dili acele etmek. dili çok duygulanmak. -den bir nefes çekmek. k. başlamak. dili (yap ılan iş) yanına kâr kalmak: He´s gotten away with it. Her şmek. jest. (zaman/yaş) ilerlemek. argo -e göz atmak.t. tasarruf etmek. Bunu yanına . -den zevk almak. -e ula ş gul olmak. Zorla elde sat nı belaya sokmak. şına darbe yedi. kazanmak. i. Yaptığı yanına kâr kaldı. çıkışmak. bo ğazı düğümlenmek. gebelik. demek istemek. i. ğümlenmek. elde etmek. 2. basında/medyada iyi bir şekilde yansıtılmak. I won´t let him get away with this. anlatmak. i.ten/got. 4. güzel davranış. (haber) yay ılmak. 4. (tohumu) çimlendirmek. (tohum) çimlenmek. almak. 1. istedi paylamak. 1. f. me 1. (belirli bir şekilde) olmak. 2. şmak. f. 2.. 1. para biriktirmek. el/kol/baş hareketi yapmak. (tohum) çimlenme. 3. ünlem Çok yayapmak. jest şayın! (Hapşıran bir kimseye söylenir. fiilden türetilen isim. k. (s.s. dili 1. k. penisi sertle 1. 1. kastetmek. 2. aç ıklamak: He couldn´t get his point across.o. i. başarılı olmak. i. çabuk olmak. 1. k.o. (bir şeyi) yapmak: When will you get around to answering my vakit ay p mektubuma cevap yazacaks ın? letter? Ne zaman ayırı2. seyahat etmek. 4. başı dönmek. el/kol/ba ş hareketi. k. 2. k. (bir şeyle) 1. bir yol bulup -den bir yol bulup (birini) atlatmak. çok gezmek. dili -ebir bay korkmak. ayr ılıp gitmek. (çok şeyi) ilginç/güzel/tuhaf bir ğaz ı düdinlemek.

1. kızdırmak: Don´t get him going! Onu ba şlatma! 1. 2. inmek. dili zılgıt yemek.get away with murder get back at s. (bir işin) gerisinde kalmak: He´s gotten behind in his payments. ile atlatmak. k. dili. They´ve gotten behind in their work. k. ba şından ayrılmayarak -i rahatsız etmek. 2. zor duruma dü şmek. k. gereksiz yere tela şlanmak/heyecanlanmak. birini rahats ız etmek. with -in şldili ığın ı kazanmak. get behind in get better get bogged down in get by get cracking get dark get down off one´s high horse get down to get down to brass tacks get down to brass tacks get down to brass tacks/get down to business get down to work get even with get even with get going get hold of get hot get in get in a state get in a stew get in a tizzy get in good with get in on the ground floor get in one´s hair get in one´s two cents worth get in one´s way get in s. k. kibirli davranmaktan vazgeçmek. ba şı belaya girmek. dili birine bir şeyi ödetmek. ısınmak. hayatın unu kavramak. Ate -den intikam almak. dili kibiri b ırakmak. 2. dili as ıl konuya geçmek. k. kendini zor bir duruma sokmak. 2. dili 1. ciddi olarak işe koyulmak. dili as ıl işe gelmek/bakmak. k. (bir şeyi) durumu kurtaracak yapmak: I can get by this year with these lamak. a ğır bir darbe yemek. 2. 2. -in i şlerini aksatmak.. iyile (bir yerde) saplan ıp kalmak. k. şmek. dili bir kötülü ğün cezasını çekmemek. k. 1. (arabaya) binmek. arkada İng.s. 1. Onun o i şteki rolü hiç dikkate ınmad ı. paçayı kurtarmak. dili -e musallat olmak. . k. dili 1. gününü görmek: We´re going to get it now! Şimdi ık belaya! çatt k. yaramazlık etmek. from (i şten) izin almak. in a fix get off k.o. k. dili bir işin havasına girmek. aya k. dili -e torpille girmek. k. k. put in one´s two cents worth. (birinin) gözüne girmek. k. fırçayı yemek. 2. (birini) cezadan kurtarmak: How can we get him off? Onu cezadan nas ıl kurtarabiliriz? 4. kaçmak. -i eline geçirmek. dili (birinin) arkada şlığını kazanmak. hava kararmak. gev yolunu kaybetmek.t. (gayretle) ba şlamak. ne oldu şğ emek. k. dili süslenip püslenmek. dili -e engel olmak. for s. dili işlere alışmak. (bir yere) girmek/gelmek/gitmek. k.. -i kafas ına koymak. k. k. 1. başlatmak.o. He got no credit for what he had done. k. geçmek. birinden bir şeyin öcünü almak. şten yatağa düşmüş. ile idare etmek. asıl işi ele almak. kızmak. k. öfkelenmek. eteği ğına dolaşmak. sıkıya gelmek. couthed up get o. bak.s. k.´s hair get in through/by the back door get in with get into a predicament get into a scrape get into mischief get into one´s stride/hit one´s stride get into the swing of things get into trouble get it get it in the neck get it into one´s head that . 2. ne yapmak istedi ğine karar verip ona göre yaşamak. dili meselenin esaslar ını ele almak.. Ödemelerinde gecikti. 2. ile geçirmek. dili 1. 1. çok endişeli/heyecanlı/sinirli bir hale girmek. alabandayı yemek. belaya çatmak. eli ayağı dolaşmak. al k. dili (bir işe) bakmak/başlamak. get it together get loose get lost get no credit for get o. 3. (bir işte) gecikmek. dili tela şa/endişeye düşmek. k. dili -den öç almak. asıl meseleye gelmek. dili 1. dili (birinin) gözüne girmek. (birini) bulmak. k. –– with a fever He is down with a fever. 3. dili (gayretle) ba şkadar ak şam olmak. dili bir işe başlangıçta katılmak.

dili 1.o. yakayı kurtarmak. 2.o. dili 1. birinin gözüne girmek. dili birini k ızdırmak. (taşıta) binmek. Hep onun istediği olur.b. 2. (bir konuya) girmek.) (ilk kez yorulup soluğu kesildikten sonra) soluklanıp tekrar eski formunu kazanmak. dikkatli olmak. yayımlamak. dili birini rahat b ırakmak. k.o. idare edilememek. Çabuk ol! k. üstünden geçmek. birini kenara çekmek. k. -i ba şından savmak/atmak. k. k. Defol! 1.. k. get off on the wrong foot with s. birini devred ışı etmek./s. -i sinir etmek. dili ba şlangıçta birini kızdırmak. down get s. -i eline geçirmek. sinirlenmek. dili hazırlıklarını yapmak. dili birini istediği gibi idare etmek/kullanmak. dili heyecanlanmak. çıkarmak. -i yakalamak. dili ba şlamak. dili birini kö şeye sıkıştırmak. k. (bir işe) bakmak. k. k. dili dikkat etmek. (bir işi) ele almak. wrong k. ucuz kurtulmak.o. İng. (bir hastal ık) geçmek: Have you gotten over your cold? Nezlen geçti mi? 3. dili hafif bir cezayla veya cezas ız olarak kurtulmak. denemek. birini/bir şeyi yanlış anlamak. dili endişeye/telaşa kapılmak. (koşucu v. dili öfkelenmek. 2. korkmak. k. k. 2. birini azarlamaktan/eleştirmekten get off s. off the hook get s. 3.t. -i defetmek/kovmak: How ı nasıl-iba şından etmek.o. aklını başına toplamak.o.´s tail 1. k. (biriyle) temasa ışmak/intibak etmek. -den kurtulmak.o. get off s. (bir i ş) başlamak. O dükkânda ğunu ğ anlamak. birinin sinirine dokunmak. k. bir yere/çevreye 1.. dili birini rahat b ırakmak. al (bir konudan) bahsetmeye ba şlamak.o. over a barrel get s.´s back vazgeçmek. çığırından çıkmak.´s good side get on the ball get on the bandwagon Get on the stick! get on the wrong side of s. k. under one´s thumb get s. 1. 3. get one´s second wind get one´s back up get one´s ducks in a row get one´s feet wet get one´s goat get one´s hands on get one´s knickers in a twist get one´s knickers in a twist get one´s money´s worth get one´s number get one´s way get one´s wind up get one´s wits about one get onto get oriented get out get out of a scrape get out of debt get out of hand Get out! get over get ready for get rid of get rid of get s. uyan ık olmak. k. k. 1.o. k. etkisiz hale getirmek.o. k. out of the way get s. 4. birinin ba şını belaya sokmak. couthed up get s. dili birinin moralini bozmak. dili toparlan ıp yeniden gayrete k. k ızdırmak./s. ortadan kald ırmak. dili ba şarılı bir şekilde başlamak. savdın? did you get rid-i of them? Onlar bertaraf -i yok etmek. 2. 2. 2. Dikkat et!/Akl ını başına topla!/Kendine gel!/Uyan! 2. dili sinirlendirmek.o. dili birçok kişinin yaptığı bir şeye katılmak. dili birini (zor bir durumdan) kurtarmak. dili birini süsleyip püslemek. İng. in shape get s. k. dili in birinin ne menem biri olduödedi istediğini yaptırmak: She always gets her way. ( şaşırtıcı bir olaya) için/-e hazırlanmak.t. ç ıkmak. beladan kurtulmak. (for) birini/bir şeyi hazırlamak. Birbiriyle iyi geçiniyorlar. 2.o. k. get off the ground get off easy get off the ground get on get on one´s nerves get on one´s nerves get on s. borçtan kurtulmak. 2. .o. dili 1. 1. k. dili ödenen paran ın karşılığında iyi mal almak: You get your money´s in paranın karşılığında iyi mal worth that store.o. k. (bir işle) meşgul olmak. (uçak) havalanmak.k. (bir üzüntüyü) unutmak. korkuya kap ılmak. -e sahip olmak. geçinmek: They get on well. into trouble get s. azarlamak. 1.

(bir yeri) bir düzene/düzenli bir hale sokmak. argo sepetlenmek. dili birinden önce davranarak avantajl ı duruma girmek. i tersinden yapmak. bir şeyi tam istenilen şekilde yapmak: I can´t get this right. bir şeyi bitirmek. get the message/get the picture get the nod get the push get the red carpet treatment get the runaround get the sack get the sack get the shaft get the shakes k. dili -den önce davranmak. soğ -e alışmak. -i yenmek. (birinin) vücudu bir şeyi atmak: You´ll get this poison out of your system in twenty-four hours.o. dili şatafatlı bir şekilde karşılanıp ağırlanmak. dili birIiş k. sepetlenmek. k. dili içini dökmek. titreme nöbetine tutulmak. bir ş eyi birinin kafasına sokmak: He can´t get bir şeyi this through her head.t. dili işten atılmak. seçilmek.o. birğş ğ ru anlad ı n m ı ? 2. dili (from) so ğuk bir davranışla/sözle kovulmak. through one´s head get s. get s. argo kaçamak cevap almak. k. Bana şı so ğuktu. işleri başlatmak. kar uk bir şekilde karşılanmak. out of the way get s.get s. bir şeyi bitirmek. -den kazançlı ıkmak.t.t. dili bir şeyi birine anlatabilmek. dili sepetlenmek/işten atılmak. 2. get the hang of get the hang of get the jitters get the jump on get the jump on s. by heart get s. dili (bir şeye) kızmak. him. kenara çekmek. Onun hakk -in esas ını kavramak. dili derdini dökmek.t. dili -den kurtulmak. argo 1. dili -den kurtulmak. 1.t.t. dili titremeye ba şlamak. dili ya ğmura yakalanmak. çakmak. -in usulünü ö ğrenmek.t. soğuk bir karşılık almak. -i alt etmek. ç k. üstün olmak. over get s.o. k. kap ı dışarı edilmek. bir şeyi ezberlemek. dili biri hakk ında elinde kuvvetli deliller olmak: We´ve got the goods on ında elimizde kuvvetli deliller var. bir şeyi bir şeyi bitirmek. izin almak. k. through s. k. k. k. dili işten/okuldan atılmak. sinirlenmek. straight get s. -i alt etmek. -e alışmak.o. dili işten kovulmak. dili efkârlanmak. korku duymak. k. 1. k. soğuk bir karşılık görmek: got the brush off from her.t. do ş eyi anlamak/kafas ı almak: Why can´t you get this through your bir ıyor? head? Kafan bunu alm birineniçin anlatmak. dili birini sinir etmek/k ızdırmak. yılan sokmak. k. k. over with get s. Bana so ğuk davrandı. İng. k.. across to s. Bunu tam im gibi yapam ıyorum. k.´s goat get s. sepetlenmek. right get s. içini dökmek/bo şaltmak.t. kıçına tekmeyi yemek. -in havas ına girmek. galip gelmek. 2. k.t. sepetlenmek. 1. dili ba şlamak. -i yenmek. You´ve right this time! BuŞkez istedi eyi doğ ru anlamak: Have yougot gotitthis straight now? imdi bunu 1. -i anlamak. -i kavramak. argo anlamak. out of one´s system get s. k. bir şeyi yapıp bitirmek. ç k. . dili so ğuk bir davranışla karşılaşmak: I got the cold shoulder. 2.o. hazırlanmak. işten ıkar ılmak. off one´s chest get s.t. k. Bunu onun kafas ına sokamıyor. k.t. -in s ırtını yere getirmek. off one´s chest get s. sinirli olmak. Yirmi dört saat içinde vücudun bu zehri atar. argo (birinin) can ı yanmak.´s head get set get shot of get showered on get shut of get snakebit get steamed up about get the ax get the ball rolling get the best of get the better of get the better of/get the best of get the blues get the boot get the brush off get the cart before the horse get the cold shoulder get the cold shoulder get the feel of get the feel of get the goods on s. k.

2. -i ö ğrenmek.t. k. şüpheler duymaya şlamak. öne geçmek. get the upper hand dizginleri ele geçirmek. gerekmek. --s/--es) getto. yataktan kalkmak. k. dili payına pek az bir şey düşmek.). (birinin) ne yaptığını çakmak. get the worst of get the short end of the stick get through get through to get to get to know get to the bottom of get to the bottom of get to the finals/make it to the finals get to the heart of get to the point get to work get together get under one´s skin get under s. 2. (Mastarla ılır. 3. k ıyafet. 3. i.söylenir. İng. i. (havagazıyla/doğalgazla çalışan) şofben. s. dili en az be ğenilen şey birine düşmek: I got the short end of the stick. -in kokusunu duymak. gelmek (Mecazen daha kötü olmak. iş başına! 1. sadede gelmek. k. uyumak. 1. get the upper hand 1. dili berbat. biriktirmek. 2./s. (on) maya varmak. Konu şmaya başladılar. i. -i tangot (meselenin) özünü ö ğrenmek: How can we get to the bottom of this? Bu ğrenebiliriz? meselenin nas ıl öbulmak. (üzerinde) anla -i ş sinir etmek. 2. 2. Gana. dili birinin sinirine dokunmak. kılık. (bir durumun) ne olduğunu (bir durumun) ne kendine oldu ğunun k. dili nutuk ba şlamak. 2. (to) k. k.o. asıl sebebini (işin) kökenine inmek. get/win the nomination i. cezasını bulmak.o.kullan Nihayet anladı 2. leri başlatmak. getup geyser Ghana Ghanaian ghastly ghazi gherkin ghetto ghost i. hortlak. dili ters taraf ından kalkmak. gazi. k. k. get/put s. hak ettiği cezayı yemek. beti benzi atm ış. gayzer. (birini) (belirliçekmeye bir k ıyafete) k.): 1. yenilmek. i. 1. hayalet. -den kazançlı çıkmamak. 2. ştü. 1. bir araya gelmek. toplamak. out of one´s mind birini/bir şeyi aklından çıkarmak/unutmak. -i k ızdırmak. -i duymak. -i duymak. korkunç. -e ula şmak: Owing to the snow no buses have gotten ı. 1. Ganalı. lazım olmak. sokmak: She got herself up as a mouse. kornişon. müstahakk ını bulmak. s ırtı yere getirilmek. (bir şey yapmak için) cesaretini toplamak. bulu şmak. . 1. 3. farkına varmak. dili tereddüde dü şmek. çok kötü. dili ba get the show on the road ı galip gelmek. ba kendi istediğini yaptırmak. 2.kafas -e varmak/gelmek. Gana´ya özgü. 4. hazırlamak. kararsızlığa kapılmak. -den haberdar olmak.o. -e birtoday.k. alt edilmek. işe başlamak: Get to work! Haydi. kaynaç. get the short end of the stick/of it k. 3. -in esas anlam ını kavramak. mutabık kalmak.it´s dili finally ba şlamak They to talking. i. üstün ç kmak. dili uyanmak. (to) -e varmak. Gana. i. s. adaylık seçimlerini kazanmak.´s number 1. ına girmek: I think gotten throughbirlikte to him. (çoğ. düzenlemek. En kötü pay banaiş dü şlamak. dili (birinin) ne yapt ığının farkına varmak. (bir şeyin) özünü finale kalmak -in özüne inmek. through Bugün kar yüzünden buraya hiçbir otobüs şey anlatmak: I can´t get through to her. k. dili (-in) fark ına varmak. dili -denır! haber almak. layığını bulmak: She got what was coming to her! Müstahakt k. şart ımak. Ona bir varamad şey anlatamam. Ganalı.´s skin get up get up on one´s soapbox get up on the wrong side of the bed get up the nerve to get what´s coming to one get what´s coming to one get wind of get wind of get wise get wise to get with it get worse get/catch a whiff of get/go to sleep get/have cold feet get/have one´s way get/have s. birinin ne mal oldu ğunu öğrenmek/anlamak. aya ğa kalkmak.

Allah vergisi. idare merkezi. dokunaklı/incitici söz. i. k ızıl (saç). paçaları sıvamak. Gypsy. havailik. solungaç. bak. dili Amerikan askeri/eri.. i. i. f. kendini -e iyice hazırlamak. i. (on) (kılıç v. guild. Cebelitarık. i. merkez. k ıs. f. baş döndürücü (yükseklik veya dönme hareketi). cin (içki). f. alay etmek. gulyabani. i. trük. terelellilik. yaldız. zürafa. i.. (--ed/gilt) yald ızlamak. bak. with girder girdle ölü kent. Amerikan erlerine özgü. ginko. i. i. s. 1. i. yetenek. i. kolları sıvamak. konuşmaya benzeyen anlamsız sesler. Cebelitar ıklı. pekmezli kek. 1. baş dönmesi. terkedilmiş yerleşim yeri. gâvur. bak. f. kocaman. i.´ni) kuşanmak. dev. kemer.b. istidat. i. ask. s.s. pekmezli kurabiye. potrel. f. dev gibi. s. ku şatmak. numara. konuşmaya benzeyen anlamsız sesler çıkarmak. i. havai. arma ğan. i. 1. i. korse. z. kıkır kıkır gülmek.. çizgili/damalı pamuklu kumaş.o. zencefil. Cebelitarık´a özgü. birine (bir şeyi) vermek/bahşetmek. 1. zencefilli.ghost town ghostwriter ghoul GHQ GI giant giaour gibber gibberish gibbet gibe giblets Gibraltar Gibraltarian giddiness giddy gift gifted gigantic giggle gigolo gild gild gilding gill gilt gimmick gin gin ginger ginger ale gingerbread gingerly gingham ginkgo ginseng Gipsy gipsy giraffe gird gird o. darağacı. k ızsaçı. gypsy. Cebelitarıklı. f. 2. s. 2. alet. 1. i. hediye.. k ıkırdamak. k... s. yetenekli. bir diğerinin hesabına ve onun ismi altında kitap yazan kimse. i. --ning) (pamuğu) çırçırdan geçirmek. gild. i. (--ned. çevrelemek. i. hoppalık. jigolo. 2. istidatlı. -i tak ınmak. (--ed/girt) 1. ginseng. putrel. 2. dokunaklı/incitici söz söylemek. i. dev gibi. bak. s. (kümes hayvanlarından elde edilen) sakatat. 2. 1. çoğ. i. i. 2. with gird one´s loins gird one´s loins gird s. Cebelitar ık.s. i. General Headquarters 1. . 2. yaldız. zencefilli. i. hoppa. s. kocaman. 2. 1. zencefilli gazoz. -i kuşanmak. i. 2. (zor bir işe) hazırlanmak. i. i. ku şak. i. kıkırdama. terelelli. çırçır (makine). i. yald ızlı. s. başkumandanlık karargâhı. i. f. i. -i takmak. for gird o. büyük bir dikkatle.

kovalamaya lamak. iade etmek. -i gücendirmek. Onu şoke etti. give in give in to temptation/yield to temptation give it one´s best shot give no leg to stand on give notice give o. -e öncelik tan ımak. -i başıboş bırakmak. geri vermek.´ni) yaymak. give an edge to give away give back give back give birth to give birth to give chase give credence to give ear to Give her my love! Give her my regards. tutunacak bir dal b ırakmamak.s. i. çevre ölçüsü. razı olmak. 1. -in dizginini salıvermek. öfke v. 1. 2. 2. çevre: The tree´s girth was ninety centimeters. -e kulak vermek. önemli haberleri özet halinde vermek. Varlığı ona mutluluk veriyor. dili kız arkadaş. (semere ait) kolan. -i tercih etmek. k ız gibi. kız izci. -den kaç ınmaya dikkat etmek. bildirmek. kendisi hakk ında hesap vermek. kızlık. k. -i dinlemek. gizmo. meydana getirmek. ğini birine hediye etti. (iştahı) açmak. burnu havada olmak. i. Ona sevgilerimi söyle! Ona benden selam söyle. f. dili s ıvışarak birinin elinden kurtulmak. incitmek. Bitkiler havaya oksijen verir. (gave. ele vermek. -e yol açmak. i. 2. i. A ğacın çevresi doksan santimetreydi. -i bilemek. k ız. baş -e inanmak. bak. airs give off give offense give offense give one a black eye give one a tickle in one´s throat give out give preference to give priority to give rein to give rise to i.en) 1.b. 2. k ız izci.. kabul etmek.s. Bugün iyi sava ştı. 3. esas anlam. It gave him a shock. gücendirmek. k ız arkadaş. 2. 1. bir piyes oynamak. 1. 2.s.´ni) artırmak. bitmek. vermek. i. 2. çok yorulmak. s. doğurmak. ana fikir. 1. ç ıkarmak: Plants give off oxygen. ba şlıca fikirler. sinirlendirmek.girl girl friend girl guide girl scout girl scout girlhood girlish girth gismo gist give give give a good account of o. çalım satmak. şeytana uymak. teslim olmak. bel ölçüsü. -i gıcıklamak. gücendirmek. buhar v.s. -e sebebiyet vermek. (av köpe ği) avın kokusunu alıp peşine düşmek. dar ıltmak. (çocuk/yavru) do ğurmak. (keyif. . 2. hediye olarak vermek. airs give o. bir gözünü patlatmak. Köpe geri vermek. giv.b. (koku. İng. k ız izci. 1. -i k ızdırmak. sebep olmak: Her presence gives him pleasure. esneklik. -i doğurmak. Kendine dü şen işi iyi yapmak anlamına gelir: He gave a good account of himself on the battlefield today. hediye etmek: She gave her dog away. in order of priorities önem sırasına göre. elinden geleni yapmak. -e gıcık vermek. bel. k ızlık çağı. 1. give a play give a roundup of the news give a slip give a wide berth to give affront to give an account of o. kızlara özgü. k.

k. birini alkışlamak. a fright give s. birini soğuk karşılamak.o.o.o.o. (bir şeyden dolayı) birini takdir etmek. 2.o. birinin k ıçına şaplak atmak.o. birine haks ızlık etmek. dili birine sapartayı çekmek/vermek. birine s ığınma hakkı tanımak. a shampoo give s.. birine adaletli/dürüst bir şekilde davranmak. birini pişman ettirmek. birine geniş yetki vermek. birini gıdıklamak.o.o.o.o. birine hastalığını bulaştırmak/geçirmek: Don´t give me your cold! Nezleni tırma! bana bula birine sözşvermek. custody of give s. one´s illness give s. k. credit for give s. biriniçok arabas birinin ağzının payını vermek. dili birine rü şvet vermek. birine (birinin) vesayetini vermek. dili birinin ba şını döndürmek.o. k.o.o. birinin hayata atılmasını sağlamak.o. the bird give s.o. a sporting chance give s. birine çullanmak.o. a bath give s.o.o. k. credit for give s. a free hand give s.o.o. birinin kıçına tekmeyi çıkarmak. a scare give s. a warm welcome give s. birini nezaket ve içtenlikle kar şılamak. birine yard ım etmek. k. saksofon çalmak.give rise to give s. a break give s. dili İşleri birine telefon etmek. k. k.o. birine zevk/haz/keyif vermek. birinin penisini a ğızla uyarmak. no quarter give s.o. birine verip veriştirmek. birini korkutmak.o. a ride give s.o. birini kendi haline bırakmak. the bum´s rush give s. a cold welcome give s. birine haks ızlık etmemek.o. birini kap ı dışarı etmek.o. one´s word give s. birini korumak. a blessing out give s. k. a start give s.o. -e neden olmak. dili birine yumruk indirmek. k.o. a spanking give s. 2. birine verip veriştirmek. a round of applause give s. birini (at/bisiklet/araba ile) götürmek: Will you give me a ride to Bursa? Beni Bursa´ya kadar götürür müsünüz? He is riding high. k.o. birini şımartmak. birine bir f ırsat vermek/bir şans tanımak. dili birine a ğzına geleni söylemek. 2. dili birine kazanma imkân ı tanımak. a blowjob give s. pol. rope give s. the bum´s rush -e yol açmak. dili el işaretiyle birine ´´Siktir!´´ demek. dili birinin kötü/olumsuz bir şey yapmadığını farzetmek. dili birini yaka paça etmek/götürmek.o. birine adamakıllı bir zılgıt vermek. (birinin) arabas ının motorunu çalıştırmak. atmak.o. a fair shake give s.o. birini düşündürmek. a hand give s. 1. a piece of one´s mind give s.o. pleasure give s. a start in life give s. pause give s.o.o.o. -i meydana getirmek. birini dili birini yaka paça çıkarmak. supet/süpet yapmak. his due give s. işten İ ng.o. 1. a tickle give s. money under the table give s. asylum give s. hell give s. (alay/tenkit etmek için) biriyle u ğraşmak. birini irkiltmek.o. a piece of one´s mind give s.o. ştırmak. birine aman vermemek.o. k. a lift give s. birini korkutmak. the boot give s. birini alk ışlamak. 2. k.o.o. dili 1. birini u ğra ına almak. birini âdeta kapı dışarı etmek. a raw deal give s. a ring give s.o. dili birini fena halde ha şlamak. birinin saç ını şampuanla yıkamak. -in hakk ını vermek. a swelled head give s.o. argo birini sepetlemek. birini serbest b ırakmak. birini yıkamak. 1. birinin düşünmesine yol açmak. k. a belt on give s. . a hard time give s.o. the benefit of the doubt give s. shelter give s.o.

bir şeyi iyice düşünmek. the push give s. k. birinin tüylerini ürpertmek. -i dile getirmek. dili birine so ğuk davranmak. the glad hand give s. 2.t. the shirt off one´s back give s. dili bir şeyin kötü/olumsuz bir sonuç vermediğini farzetmek. a trial give s. dili bir şeyi denemek: Give it a whirl! Onu bir dene! bir şey üzerinde düşünmek. k. 2. son nefesini vermek.t. (bir işin yapılması için) çok az zaman vermek.t. vazgeçmek. a swirl give s.o. the cold shoulder give s.o.o. İng. -i anlatmak. (makine/motor) bozulmak. a stir give s. -i göstermek. the slip give s. the come-on give s. -in yalan/yanlış olduğunu göstermek. the shivers give s. the jumps give s. k. etrafı şöyle bir düzeltmek. give s.o. argo birini çok sinirlendirmek. dili s ıvışarak birinden kaçmak/kurtulmak. dili birini sepetlemek/i şten atmak. ölmek. birini konu şturmak için işkence yapmak.o. birini tepeden tırnağa süzmek. 1. dili birine misilleme yapmak. birinin tüylerini ürpertmek/diken diken etmek. (makine/motor) bozulmak. birinin tüylerini ürpertmek. tit for tat give s.t.t. birinin sinirine dokunmak. bir şeyi yalapşap/yalap şalap yapmak. -i ifade etmek. the third degree give s.o. prominence give s. to understand s. birini sıkı bir sorguya çekmek. 2. a press give s. -e pas vermek.o. İng. ölmek.o.o. the once-over give short notice give solace to give thanks give the alarm give the land a wide berth give the lie to give the start signal give umbrage to give up give up the ghost give up the ghost give up thought of give vent to give voice to give witness çok cömert olmak.t. spor start vermek. bir şeyi ön plana çıkarmak. pes etmek. son nefesini vermek. 2.o. dili 1./s.o. birine pas vermek. 1. birini/bir şeyi denemek. birine zılgıt vermek.o. birine davetkâr bir bak ış yöneltmek. some thought give s. birinin tepesini att ırmak.o. k. dili birini şatafatlı bir şekilde karşılayıp ağırlamak. 2. birine bir şeyi ima etmek.o.o. birine dayak atmak. birini sepetlemek. -e teselli vermek.o. -i belli etmek. the shaft give s. 2. birinin canını sıkmak.. şükretmek. -i gücendirmek. birine ayn ı biçimde karşılık vermek. birini ha şlamak. the once-over give s. k. the red carpet treatment k. a whirl give s.t. k. bak. a lick and a promise give s. birine so ğuk davranmak.o.t. 1.o. bir şeyi gözden geçirmek. bir şeyi karıştırmak: Give that stew a stir! O güveci bir karıştır! bir şeyi çalkalayarak döndürmek. give s. tehlike işareti vermek. . one´s consideration give s.o. give s. the willies give s. -i aklından çıkarmak. the pip k. 1.give s. 1. k.t. the creeps give s. what for give s. sahte bir s ıcaklıkla el sıkmak/selam vermek. give s. bir şeyi çabucak/şöyle bir ütülemek. the sack argo birinin can ını yakmak. 1. karadan çok uzakta bulunmak. the cold shoulder give s.o. bear witness. birinin tüylerini diken diken etmek. 2.o. -i teselli etmek.o.t.t. the benefit of the doubt give s. dili birini işten atmak.t. the glad eye give s.

ıklar. memnuniyet. cam fabrikas ı. İng. İng. İng. belirli. 4. i. ştırıcı par .. k. 1. camlamak.o. beze. romantik ve çekici bir hava vermek. i.. 1. bez. İng. bak. 1. biyol. i. donuk (bak ış). i.. gözlük. katı.. 2. i. bardak: a glass of water bir bardak su. bir konu şma yapmak.. a water glass su ğı . karşılıklı fedakârlık..b. göl v. s. s. i.. f. glad. f. dili süslü giysiler. bak.. buz gibi. bak. çoğ. çok so ğuk.give/lend s.). s. Onu memnuniyetle yapar ım. romantik bir çekicilik. dili.. at -e göz atmak. barda f. bak. z. buzul.çiğ (renk). memnuniyetle. f. i. 1. bak. i. çok göze çarpan. s. 1. i. Bizi gördü ğüne sevindi. aygıt. 2. 1. durgun ve par ıldayan (deniz.. çoğ. i. bardak dolusu. cam gibi.li (glädiyo´lay) i. İng. buzullara ait: glacial lake buzul gölü. i. 2. k. Tan ıştığımıza memnun oldum. ters bakış. iyito giysiler. 3. glamorize. bak ış.kama göz kama ters bakan. i. (--der. f. . 1. cam fabrikas ı. 2. i.. i. bayramlI´ll k. bot. i. 2. muayyen.. s. i. ta şlık. anat.o. be en glad do it. cam yünü. -i camla kapatmak. 2. sevindirmek. glamorize. küçük isim. elmas. ters göz şt ırıcıılt . --dest) mutlu. gözlük çerçevesi. i. -i sıyırıp geçmek. veri. i.. 2. sera. cam takmak. glamorize. memnun: He was glad to see us. i. glamor. 1. I´m glad to meet you. f. i. glayöl. alet. 1. f. s. İng. gudde. göz kama ştıracak bir şekilde parlamak. bak. gladyatör. f. cam. şaka mide. give. s.. 2. kuzgunkılıcı. orman içindeki aç ık alan.. elmastıraş. dili kar şılıklı özveri. zücaciye. i. bak. glamorous. üfleyerek cam ve şişe yapan kimse. f. f. gladiolus. ı2. a helping hand give/make a speech give-and-take given given name gizmo gizzard glacial glacier glad glad glad rags glad rags glad to meet you gladden glade glad-hand gladiator gladiolus gladly gladness glamor glamorise glamorize glamorous glamour glamourise glamourize glamourous glance glance off gland glare glaring glass glass glass cutter glass in glass wool glassblower glasses glasses frames glassful glasshouse glassware glassworks glassy birine yard ım elini uzatmak.i. sahte bir s ıcaklıkla el sıkmak/selam vermek. çok parlak. romantik ve çekici bir şekilde tarif etmek. at -e ters ters bakmak. romantik bir çekiciliği olan. 3..

kta kor Kedinin gözleri karanl ış. (lamba için) karpuz. ı ters bakgibi i. (--ted. 1. i. sık sık dünyay i.ile 2. hamdederek (Allah ı) yüceltmek. neşeli.glaucoma glaze glazier gleam glean glee glee club gleeful glen glib glide glider gliding glimmer glimpse glint glisten glitter gloat glob global globe globe-trotter gloom gloomy glorification glorify glorious glory gloss gloss glossary glossy glove glove compartment glow glower glowworm gloxinia glucose glue glum glut glut o. pırıltı. görkem. s. süzülme. kolaya kaçan ve içtenliksiz (cevap/söz). f. karanlık. kor gibi parlamak: The cat´s eyes glowed in the dark. f. f. topak. ı (aşırı miktarda mala) boğmak: He glutted the market with piyasay muza boış ğdu. 1. 1. karasu. i. f. Piyasa şalgama ğ f. pırıldamak. parıldamak. lügatçe. süzülerek gitme. 1. (pencereye) cam takmak. 2. yeryuvarla ğı. Armutları tıka -i t basa yediler. f. 2.. s. as ık suratlı. loşluk. (kor) parlamak. i. 1.. 1.s. i. -e çok i. s. 1. (--ber. 2. koro. 1. tıb. f. (--mer. çok sahte bir dış görünüm: Her politeness was merely a i. --best) 1. somurtuk. ters ters bakmak. 1. şem. obur. sessizce ve kay ıyormuş gibi gitmek. i. 2. 2. . süzülerek gitmek. (birinin başarısızlığını) zevkle seyretmek. harikulade. parlamak. glokom. pırıltı. 1. camc ı. cerbezeli. f. donukla i. 1. yerküre. hasattan sonra (tarladaki) ekinleri toplamak. çok şerefli. aşırı miktar: There´s a glut of turnips on the market. ateşböceği. 2. (yüzü/yanakları) f. damla. 3. s. neşe. parıldamak. i. i. i. dere. f. Piyasayı ış yap . yeryuvarı. muhte ve şeref. 2. 1. eldiven. parıldamak. küçük vadi. yüceltmek. hasattan sonra ekin toplamak. i. i. in 1. 2. f. anlık bakış. 1. i. süzülmek. (birini/bir şeyi) bir an için görmek. over -den şeytanca bir zevk duymak. kasvet veren. yuvar. parıldamak. ı klama. loş. zamk. tutkala benzer. i. yüceltme. 2. doğru gloss. i. kasvetli. f. küre. i. hüzünlü. ık. tüm dünyayı kapsayan/ilgilendiren. 1. yerküreyi simgeleyen model. planörcülük. parlak. şan sevinmek. parıltı. 2. 1. s. hafifçe p ırıldamak. 1. planör. neşe dolu. ihtişam. övünmek. yuvarlak. torpido gözü. 2. bananas. hüzün. i. i. hafif pırıltı. (seramikte) sır. yap i. parlakl2. kısa bakış. fevkalade güzel. glikoz. gloksinya. pırıldamak. 2. küre. “Oh olsun!” demek. 3. i. (bakış) şmak. (seramik nesneleri) s ırlamak. f. 2. 2. parlıyordu. over yanl . i. 4. i. f. s. f. medarı iftihar. pırıldamak. azar azar (bilgi) toplamak. pırıldamak. kasvet. 2. --ting) bo ıuldu. i. f. 2. with/on glut the market with glutinous glutton i. i. ı dolaş an kimse. bot. s. kitab ın sonundaki sözlük bölümü. pırıltı. i. --mest) 1. f. 3. yorum. s. ka basa yemek: They glutted themselves on pears. f. yüceltilmeye değer. karanlık. 2. Onun nezaketi sadece bir gösteri şti. aç ıklay(bir ıcı yaz ı ışı eklemek. aç ıklamak. global. aç i. hamdederek (Allah ı) yüceltme. zamklamak.

(birinin) tüm isteklerini yerine şmek: They´ve gone all the way. (went. dili elinden geleni yapmak. dışarı gitmek.o. git! Hadi git. -e karşı olmak. son haddine varmak. 3. 3. i. 3. getirmek. gitmek. 2. Buyur! Devam et! k. -e aykırı olmak. i. hiçbir şeyi atlamadan yapmak. bir işe başlamak. Bu. karaya 1. yanlış yapmak. -e raz ı olmak. k. (yakalamak/almak için) pe şinden gitmek. (peri masallar ında) cüce. herkese yetmek. with ile arkada ş olmak. bir işi ele almak. s.making up for what you did. dili -e bayılmak. s. 2. gliserin. tiramola etmek. 2. of -den önce gitmek. 1. Alışverişe ıkt ı. (hayvan) sürüden ç ıkıp kendi başına gitmek. f. 3. ına aykırı olmak. hata rmak. sigaran ı iç! 1. yapt ığını affettirmeye bayağı den. 2. glycerin. k ıs. (bir şeyin) yeri ç İng. 1.. için deli olmak. (bir işi) tamamıyla yapmak. 1. esaslı bir ş(bir ekilde tam yapmak. They´ve gone aS walk. sözünden dönmek. -i kabul etmek. tatarc ık. çok yararlı olmak: This´ll go a long way towards binmek. 1. dönmek. (birinin) tabiat karaya oturmak.. cinsel ilişkide 1. boğum boğum.. i. titrersinek. tamam ıyla hemfikir olmak. 2. birine ihanet etmek. (insan) kötü yola sapmak. ile birlikte olmak. 2. Buyur. sıra: It´s yourfor go. . (diş) gıcırdatmak. oburluk. i. i. . -e ç ıkmak: She´s gone shopping. sürüden ayrılmak. i. 2. devam etmek. -e saldı gitmek. (hastalıç ıkmak. 2. (with) 1. her naneyisevi yemek. ıra sende. (sonuç) -in aleyhinde olmak. (of) -den önce gitmek. (bir şey) çok katkıda bulunmak. k) çok kişiye bulaşmak. 1. f. (with) -e devam etmek. kemirmek. işi) yapmak. f. gross national product. 3. bak. ile beraber gitmek. sözünden dönmek.bulunmak. 1.. Devam et! 2. sözünden dönmek. go ape over go around go ashore go astray go at go away go awry go back go back on one´s promise/word go back on one´s word go back on one´s word go back on s. kovalamak. Greenwich Mean Time. gone) 1. do ğru yoldan sapmak. k ıs. 2. Onlar yürüyüşe çıktı. -e kar şı gelmek. obur. ayr ılmak. ters gitmek. yurtdışına gitmek.gluttonous gluttony glycerin glycerine GMT gnarled gnash gnat gnaw gnome GNP go (the) whole hog go (the) whole hog go go go a long way towards go aboard go about go about a task go abroad go after go against go against the grain go aground go ahead go ahead Go ahead and smoke! Go ahead! Go ahead! go all out go all the way go all the way go along with Go along! Go along. Haydi. 2.

iflas etmek.go bad go bad go bail for go bananas go bankrupt go begging go belly-up go berserk go beyond go beyond reason go bust go by go by go by the board go by the board go down go down in history go down the drain go down the drain go downhill go Dutch go far go far Go fly a kite! go for go for a song go for a walk go for a walk/take a walk Go for it! go for nothing go from bad to worse go from bad to worse go gaga over go green around the gills go halves go haywire go hog wild go in go in for go in with s. için geçerli olmak: I´m fed çok ucuza satılmak. çıldırarak etrafı kırıp geçirmek. çok başarılı olmak. 2. bozulmak. -in üstüne varmak. topu atmak. kötüye gitmek. gezmeye gitmek. sap ıtmak. baş aşağı gitmek. bozulmak. vazgeçilmek. boşa gitmek. . -i elde etmeye çalışmak. dili topu atmak. önünden hiç geçmedim. (fırsat) (iyi şeyler) yok olmak. delirmek. dili payla şmak. k. (şiş/sular) inmek. geçip gitmek. çılgınca davranmak. dili benzi atmak. k. çok başarılı olmak.) düşüş göstermek. iyice azmak. (güne ş/ay) bulutla örtülmek. 2. tasarı v. 3. k. (bir şeyi) yapmaktan hoşlanmak. ziyan olmak. 1. girmek. boşa gitmek. batmak. k. Don´t let that chance go by! O kaçmak. (bir iş) için (belirli bir süre) harcanmak: Five years of work mek. 1. -i seçmek. 2. girmek. gitmek.ş(seviye/kalite) dü şmek. (bir mesle ğe) girmek. 3. dü 1. dili ç ıldırmak. k. (lastik) şı lanmak: The proposal went down well. batmak. Bu projeyi kuvvetten dü şhave (araba) kaymaya ba şlamak. -e kefil olmak. harekete geçmek. geçmek: Several hours went by. (iş. 1. bırakılmak. Çek araban ı! 1. on go into go into a decline go into a skid go into action go into detail go into details go into effect (yiyecek) bozulmak. s ıfırı tüketmek. 3. gone into the preparation of this project. 1. kar tarihe geçmek.o. -den ho şlanmak. kötüyken daha kötü olmak.b. -e sald ırmak.) suya mek. ayrıntılara girmek. dili (bir e ğlentide) masrafı Alman usulü bölüşmek. k. 4. uymak. dili 1. -i tercih etmek. Birkaç saat geçti. (fırsat) kaçırılmak. Teklif iyi sönmek. gittikçe/giderek kötüle şmek. Yallah! boşa gitmek. heder olmak. k. I´ve never gone by your house. -in ötesine geçmek. makul s ınırların dışına çıkmak. (başarı. dili iflas etmek. sağlık v. 5. dili (para) bo şuna harcanmak. iflas etmek.b. yürüyüşe çıkmak. bozulmak. k. yürürlüğe girmek. (bir şey için) deli olmak. yürüyüşe çıkmak. (bir şeyde) biriyle ortak olmak. 2. k. istenilmemek. 4. ayrıntılara girmek. 2. üleşmek. Evinin 2. dili ç ılgınlaşmak. ra ğbet görmemek. (bir şeyin) meraklısı olmak.

flört etmek. k. devam etmek: What´s going on? Ne oluyor? The party went on all night. one better go shares go shares with go shopping go short go soft in the head go sour go stag go steady go steady go steady with go straight go sugary go swimmingly kabuğuna çekilmek. liras. k. 1. dili sadece (belirli biriyle) ç ıkmak/flört etmek. 1. ile payla şmak. Amaçlad k. çarşıya çıkmak. 2. oyuncu olmak. ile ç ıkmak: k. k. dili (işler) çok iyi/tıkırında gitmek. 1. k. patlamak. ile çaba gezmek. Koş! 2.t. (ışıklar/kalorifer) sönmek. 1. 5.go into one´s shell go into operation go it alone Go it! go native go off go off at half cock go off one´s chump go off the air go off the deep end go off the deep end go off the rails go on go on a diet go on strike go on strike go on the rampage go on the road go on the rocks go on the stage go on the stage go on tour Go on! go one´s way go out go out of one´s way to do s. ıkmak. 3. başarılı olmak. bozulmak. (bir ıt) durmak. k.ıklamak. ık´s started to go out with Derya. dili aklını oynatmak. ba Parti gece boyunca devam etti. ç k. dili (bir erkek) (bir e ğlenceye/partiye) damsız gitmek. düz/do ğru gitmek. (tiyatro toplulu ğu) turneye çıkmak. 2. (with) ile Taryapmak. bal v. susup insanlarla konuşmamak. Aman sen de!/Haydi can ım sen de! kendi yoluna gitmek. (evlilik) bozulmak. with ancak (belirli biriyle) ıkmak/gezmek. 2. dili kendini fazlas ıyla kaptırmak. .b. 2. over the top by seventy million k.o. (-i) kasıp kavurmak. çalmaya ba şlamak. olmak. ya (reçel. Onlara yetecek kadar ekmek var. 2. mesleğinde ilerlemek. k. çok kızmak. oynatmak. dili -e fazla tutkun olmak. doğru yoldan ayrılmamak. dili özel bir sarfederek bir şeyi gözden kaybolmak. haz İng.. ahlaklı bir şekilde şamak. kafayı üşütmek. ile üleşmek. dili aklını kaçırmak/oynatmak.) şekerlenmek. (bir ayg ırlı ksız iş görmek. -i tekrar 3. 2. devamlı olarak tek bir kişi ile flört etmek. köpürmek. tiyatrocu olmak. 2. k. (of) (birine) yeterli miktarda (bir şey) olmamak: They won´t go short of bread. kendini bir i şe fazlasıyla kaptırmak. 2. dili ba şarıya ulaşmak. çalışmamak. paylaşmak: I´ll go shares with you in this. iflas etmek. (belirli bir ş ekilde) aç ı aşmak: We went 4. ek şimek. dili 1. kötüye gitmek. dili akl 1. go around. 2. go out of sight go over go over the top go overboard for/about go places go places go round go s. Haydi gayret! yerliler gibi davranmaya/dü şünmeye/giymeye başlamak. 1. -i tekrar geçirmek. oynatmak. ını oynatmak. dili birbirinden ba şka kimseyle çıkmamak/flört etmemek. kendi ba şına hareket etmek/yaşamak. k. alışverişe çıkmak. bildi ğini okumak. 4. k. (i şyeri) topu atmak. (yemek) bozulmak. kaybetmek. tiyatro oyuncusu olmak. -i incelemek. dili 1. ( ışıklar/kalorifer) yanmaya şlamak. perhize grev yapmak. bak. işlemez olmak. kudurmak. Bunu seninle paylaşırım. greve gitmek. 1. k. -i kontrol etmek. eğlenmek için dışarı çıkıp insanlarla buluşmak. çıkmak. TV yayına son vermek. (through) (-i) yak ıp yıkmak. yürürlüğe girmek. birinin yaptığından daha iyisini yapmak. turneye ç ıkmak. radyo. -i tekrar anlatmak. raydan çkendini 1. dili amaçlanan s ınırgözden ığı m ı zdan yetmi ş milyon lira fazla elde ettik. birini geçmek.

1. kendini bir şey zannetmesine sebep olmak. bask ıya girmek. Onu elde etmek için şeye başvurur. mahvolmak. (gece uykusuna yatmak üzere) yatmak. 3. her çareyi kullanmak. tohuma kaçmak. bozulmak. (bir şeyi yapmak için) çok masraf etmek. 2. iflas etmek. ile cinsel ilişkide bulunmak. küplere binmek.b. okula/üniversiteye devam etmek. her yatmak. 1. batmak. şehre gitmek. fazla olmak. mahvolmak.) şekerlenmek. parçalanmak. 4. 2. sinemaya gitmek.b. 1. -in ziyaretine çaptan dü şmek. 2. rezil olmak. harabeye dönmek. sıkıntı v. dili iflas etmek. ile sevişmek. hızlı çalışmak. dili Cehennem ol! ifrata kaçmak. dili 1. -i gözden geçirmek. tasar ı. dili çok başarılı olmak. 3. (bir taşıt) 1. k. 1. bo şa gitmek. 1. (hastalık. (planlanm ış bir şeyi) gerçekten yapmak.b. iflas ın eşiğinde olmak. 1. büyük masrafa girmek. -i incelemek. dili (film seyretmek için) sinemaya gitmek. 1. dili çok k ızmak. k. iflas etmek. teklif v. batmak. f. gizli dili (kendini) da ğı berbat olmak. gerçekleştirmek. (tasar ı gereken bir yerden) durmadan geçmek. dili 1. dili hız ve gayretle çalışmak. 2. Orada neler bulabilirim diye bir bakmaya gittim. 2. tahsil/e ğitim görmek. döndürmek. 2. her çareye ba şvurmak. her şeye başvurmak: He´ll go to any extent to get it. 3. batmak. k. 2. fenalıklar geçirmeye şeyi ifşa etmeye başlamak. -i (durulmas ğin çemberinden geçmek. 1.b. başını döndürmek. çok masrafa girmek. denizci olmak.) onaylanmak. k. büyük bir gayretle çalışmak. heder olmak. 2. 2.) (meclisten) geçmek. denizci olmak. ileri gitmek. büyük zorluklar atlatmak. k. 2. . batmak. -i kontrol etmek. çok başarılı olmak. bal v. (reçel.b. Cehennem ol! ölmek. harap olmak. birbirine uymak.) bask ıya girmek. bak ımsızlıktan harabeye dönüşmek. k. cehennemin dibine gitmek. 2. 2. ziyan olmak. ba (bir olay kar şısında) kendini tutamayıp ağlamaya. fele k.go the round go through go through go through the mill go through the roof go through with go to all lengths/go to any length/go to great lengths go to any extent go to bed go to bed go to bed with Go to blazes! go to extremes go to great expense go to great expense go to hell Go to hell! go to one´s glory go to one´s head go to one´s head go to pieces go to pieces go to pot go to pot go to press go to press go to rack and ruin go to school go to sea go to sea go to see go to seed go to seed go to sugar go to the dogs go to the dogs go to the flicks go to the movies go to the wall go to town go to town go to waste go to wrack and ruin go together go too far go under go under ağızdan ağıza dolaşmak. okula gitmek. (gazete v. 1. k. deniz yolculu ğuna çıkmak. (belirli bir amaç için) (bir yere) gitmek: I went to see what I could find there. (bir kanun ısı v. veya o zamana kadar tuttu ğu her tmak.´ni) geçirmek. 2. k. çok olmak. 1. (içki) şı na ba şı nı vurmak. ahlaken çökmek. dili bozulmak. k. (parayı) harcamak. onaylanmak.

müsaade. No smoking. baba hindi. -den mahrum kalmak: He´s gone without food for three days. dini bütün.. i. büyük miktar. -siz söylemeye lüzum olmamak: It goes without saying that you must be ğ unu söylemeye lüzum yok. (sanığa) kefil olmak. enerji ve inisiyatif. s. i. tanrılık. f. 2. itmek. hedef. at ıştırmak. dindar. enerjik şken. yeraltına kaymak. arabulucu. bozulmak. ç ıkmak. cinlerin cirit oynad ığı (yer). acele yemek. ilah. -e zıt gitmek. f. keçisakalı. kadeh. sefil. enerjik ve inisiyatifini kullanan. dili 1. -e uymak.gaye. ço ğ. s. Üç gün yaşayabilmek. dili kaleci. işsizlik k. ile flört etmek. çok. Allah senden razı olsun! Allah korusun! Allah yard ımcımız olsun! Allah bilir! inşallah. 1. 2. -e uygun olmak. spor kale. faaliyetlerini gizli olarak sürdürmeye ba şlamak. i. keçi. maksat. 3. 1. grubun iste ğine uymak. beti benzi atmak. . vaftiz babas ı. 2. tamam ıyla yanmak. -siz yapabilmek: She yemekten mahrum kald ı. i. hindi sesi. 1. k. Vaktinde gelmenizin gerekli oldu 1. dili (san ık) hiçbir ceza yemeden serbest bırakılmak. 2. gol çizgisi. 1. 2. i. üvendire ile dürtmek. i. f. k ışkırtmak. (sanığın) kefaletini yatırmak. kaleci. aksamak: After that everything began to go wrong. -e ayk ırı düşmek. 1. the izin.go under the name of go underground go up go up in flames/smoke go up in smoke go white as a sheet go wild go with go with the crowd go without go without saying go wrong go/be on the dole go/get off scot-free go/run counter to go/stand bail for go/work on the assumption that goad go-ahead goal goal kick goal line goal posts goalie goalkeeper goat goatee gob gobble gobble gobbler go-between goblet goblin god God bless you! God forbid! God help us! God only knows! God willing godchild goddamn goddess godfather God-fearing godforsaken godhead adıyla tanınmak. tanrıça. -e yak ışmak. i. cin (göze görünmeyen efsanevi yarat ık). artmak. 1. uluhiyet. başladı. i. i. yanıp kül olmak. dili sapsar ı/bembeyaz kesilmek. 2. (perde) kalkmak. üvendire. amaç. ünlem Kahrolsun! s. 2. 3.. Sigara içilmez. enerji ve girişim. aut atışı. mütedeyyin. k. i. i. hindi gibi sesler ç ıkarmak. (bir şeyin olacağını) zannederek harekete geçmek/harekete geçmiş olmak. tanrı. dürtmek. yükselmek. i. vaftiz çocu ğu. yok olmak. kale vuru şu. 2. Ondan şey sonra her yard ımaksamaya ı almak. i. 1. benzi atmak/uçmak. 2. tiy. punctual. 1. 2. What went wrong? Aksayan neydi? 2. sporveya gol. 1. s. i. kahrolas ı. 1. k. 2. i. teke. i. -e uymamak. ilahe. parça. arac ı. erek. yeni yöntem ve giri i. i. 1. çok tenha. 2. çıldırmak. spor kale direkleri.

belsoğukluğu. i. ğı: menfaat. 2... ünlem Hay Allah! i.godless godlike godly godmother godsend Godspeed gofer go-getter goggles going going concern going price going to be goings-on goiter goitre gold gold digger goldbrick golden goldfinch goldfish goldsmith golf golf club golf course/links golfer golly golosh gondola gone gong gonorrhea goo goober good good and Good day! Good evening! Good evening. What are you going to be when you grow up? Büyüyünce ne olacaks ın? i. go. She was yarar. 2. i. This book´s heavy going. s. çürümüş olmayan. Aman yarabbi! Allah Allah! Allah Allah! Aman yarabbi! . i. s. niyetin ciddiliği. i. zool. i. i. i. iyi. altın kuyumcusu.. golf oyuncusu. Carassius auratus. tıb. 2. k. i. goiter. Tanrısız. ba alt ından yapılmış. ilerleme hızı: That part of the road is hard going. i. gayretli ve tuttu ğunu koparan kimse. 1. golf sopas ı. (bet. saka. taze.. hizmetli. dili yerf ıstığı. i. altın. argo (işyerinde) ayak işlerini yapan kimse. golf. (birine kar şı beslenen) güven. bak. altın renginde. galosh. kâr eden ticari kurulugeçmek şimdiki fiyat.. işten kaçmak. 1. beklenmedik nimet. i. dindar. s.. i. gidiş. altından yapılmış. tıb. i. gondol. iyi. golf alanı. f. su. gözleri toz. dilihay iyice. i. Yolun o bölümünden zor. Bayağı kızmıştı.. sakaku şu. guatr. vaftiz anas ı. ır. İng. Bu kitab ı ş. çoğ. 2. gonk. 2. good and mad. yapışkan madde. bak. golf oynamak. best) 1. kendi işini şkalar ına b ırakmak. havuzbalığı. f.ter. Paskalya yortusundan önceki cuma. Aferin! Hrist. k. golfçü. sa ğlam. H ızır gibi yetişen devlet kuşu. ünlem 1. altın. altın. olup bitenler. i. kaytarmak.. bak. odacı. baya İyi günler! İyi akşamlar! İyi akşamlar. Allah yard ımcın olsun! 2. argo erkeklerden para s ızdırmaya çalışan kadın. ayrılış. işini üstünkörü yapmak. itimat. 1. İyi yolculuklar! i. 3. i. tıb. zool. good faith Good for you! Good Friday Good God! Good gracious! Good grief! Good heavens! s.. f.. k ırmızıbalık. kar veya rüzgârdan koruyan gözlük. iyilik. i.. iyi. 1. 2. s.. 1. golf kulübü. iyilik. Allahs ız. i. Tanrısal. çoğ. i.. s.

k. i. i. f.. ahmak. şandiz. yük katar ı. yük. erdemlilik. kan. bektaşiüzümü. kaz palazı. ünlem Allaha ısmarladık. i. dili poposuna parmak atmak. güzellik. s. kanlı. k. s.. (ticari) itibar. i.. kargo. fedai. the Grand Old Party (the Republican Party).Good Heavens! good looks Good morning! Good night! good offices Good riddance! Good riddance! good sense Good show! good sport good works good-by good-bye good-for-nothing good-looking goodly good-natured goodness Goodness knows! goods goods train good-tempered goodwill goody gooey goof goof off goofy gook goon goop goose gooseberry gooseflesh GOP gopher gore gore gorge gorge gorge o. 1. i. s. s. zool. işi yavaşlatma. k. i. 1. taşınırlar. i. ya. s. güzel. k. i. (bir yemekteki) besleyici de ğer veya lezzet. Allah bilir! i. odac ı. boynuzla yaralamak.. i. faziletlilik.. tüyleri diken diken olmu ş deri. İng. aptalca bir şeyi bozmak. 2. goril. kuma ş. dili aptal. ünlem Hay Allah! i. çoğ. s.. Aferin! şaka kaldırabilen kimse. argo goril. iyilik. aylaklık etmek. dili yap ışkan madde. dili adam. 1. Amerikan yersincab ı. i. s. k. yapış yapış. bak. 2. epey büyük (bir miktar). işi yavaşlatma grevi. lezzetli (özellikle tatl ı) bir yiyecek. dili 1. f. istenilen bir şey.mar 3. iki dağ arasındaki geçit/boğaz. good -bye. harika. dili aptalca bir hata. on gorgeous gorilla gory gosh gosling go-slow Aman yarabbi!/Allah Allah! yak ışıklılık. k ıs.. kaz yavrusu. İng. yapışkan. Allah Allah! arabuluculuk. k. e İş ng. ünlem. midesini (bir şey) ile tıka basa doldurmak. 1. . i. i. 1. vıcık vıcık. çoğ. 2. İng.. dili haylazlıher s. 4. iyi niyet. hayır işleri. k. çok güzel. mallar. Günaydın! 1. k. (up) k. s. argo (işyerinde) ayak işlerini yapan kimse. goril. İyi geceler! 2. i. 2. f. menkuller. yak ışıklı. 2. geese (gis) i.. çok ho ş. 1. güzel. 2.s. hiçbir işe yaramayan/yaramaz. kaz. yumu şak başlı. dili çamur gibi yap ışkan bir karışım. dili aptalca bir hata yapmak. iyi huylu. 3. koruyucu. iyi huylu. i. f. hizmetli. hata yaparak k etmek. İyi ki gitti!/İyi ki gittiler! Hele şükür kurtulduk!/Oh olsun! ak ıllılık. 2. güzel şey. menkuller ve gayrimenkuller.

iktidarda bulunmak. z. gut. görgüsüz. 2. f. çabucak ve zorla elinden almak. geçiş. 1.. kapmak. tıb. yönetici. -i mezun etmek. 2. idari. (--bed. k ıs... grade. s. bir inanç sisteminin gerçek. 1. bu ğday. i. 3. tıb. f. (sukabağından yapılmış) su kabı. yönetmek. idare etmek. dört İncil´den biri. 3. Hz. 2. f. zarafet. latif. atletafet.. 3. idare. dedikodu yapmak.) tane: three grains of wheat üç buğday tanesi. dedikodusunu yapmak. yönetme. i.´ni nakletmek. 1. a şı. uzun etekli kad ın elbisesi. 2. 2. devlet yönetimi. ill-gotten gains haks ız kazanç. hükümete ait. 1. i. hububat. i. Hrist. Gotik. gram(s). 1.Gospel gospel gospel music gospel truth gossamer gossip got Gothic gotten gouge gourd gout govern governance governess government governmental governor governorship gown gr gr wt grab grace graceful graceless gracious grad gradation grade grade crossing grade school grader gradient gradual gradually graduate graduate graduate school graduate school graduate student graduation graduation ceremony graffiti graft graft grain i. aşı i. siyah ilkeleri. Alt ı yaşında ve birinci sınıfta. cins. yolsuzlukla elde etme. ilköğretim okulu. hükümet. (bir ağaç parçasının içindeki) . makam v. incecik. k ıs. 1.b. i.b. -i (elle)incelik. valilik. 4. mezuniyet töreni.ılara as ıl özgü dini müzik türü. bahç. greyder. eğim. grain(s). havada uçan ince örümcek a ğı. i. kalite. çok ince bir tür bürümcük. çirkin. yönetim. f. 1. a şama. 3. duvardaki yazılar. 1. idare. nakledilen doku. mezun. 2. ince. get. 1. from -den mezun olmak. yava ş yavaş olan. i. gross. regülatör. makam v. bir tondan diğer bir tona geçme. tıb. çal (Allaha özgü) ş ükran duas ı . ertelenme süresi: I´ll give you a önce/sonra söylenen) s. lisansüstü ö ğrencisi. mim.. i. f. Hristiyanlığın esasları. 3. rütbe. iskarpelayla oymak. mezun kimse. mürebbiye. tutmaya i. derece. 3. (arpa. mısır v. para. İncil. rü i. gross weight. tah ıl. --bing) 1.. mak. gittikçe. bak. yolsuzlukla elde edilen ş vet. dili mezun. derece. 3. graffiti. İsa´nın öğrettikleri. lanmak. 1. mezun olma. yavaş yavaş. para. f. 2. about -in i. 2. i. s. idareci. s. (bir üniversiteye ait) lisansüstü e ğitim birimi. bahç. i. Amerikal asıl gerçek. doku nakli. grammar. zarif. i. derece derece. great. inayet. hafif. 2. 2. 2. (öğretmenin hemzemin geçit.b. ünlem Hay Allah!/Allah Allah! i. yavaş. s. 2. 1. (yemekten tutmak. 2. 2. Hrist. i. (bir üniversiteye ait) lisansüstü e ğitim birimi. yönetim. s. oyma kalemi. s. 1. dedikoducu kimse. i. sabahlık (giysi). 1. 2. bak. 2. i. 1. i. 2. derece derece olan. dedikodu. (elle) ışmak. gecelik. ho ş. iskarpela. sukaba ğı. i. s ınıf. 2. i. get. 1. f. aşılamak. 1. zerre. 3. (doku) (doku) nakledilmek. i. vali. i. mezuniyet töreni. kaba. meyil. i. k. 4. damla hastalığı. 4. 1. gravity. grafiti. temel 3. 2. (ilköğretimde) sınıf: He´s six years old and in the first grade. giderek. f. 1. zarafetten yoksun. group. kibar. cüppe.

gram. İng. i.. i. dede. dili nine.. dili dede. dilbilgisi. bail Granted. dili nine. gramer aç ısından ifade. I request. İng. yerine getirmek: She granted his ın ı yerine getirdi. (öğrencileri üniversiteye hazırlayan) lise.. anneanne. s. en eski. (genel) toplam. İng. k. 1. granddaddy. gram. i. i. argo bin dolar. dili. bir ricayıRicas birini kefaletle/kefaleten tahliye etmek. görkemli. i. tahıl ambarı. gramer. s. i. dilbilgisel. ihtişamlı. i. grandük. bak. bak. tozşeker.dren (gränd´çîldrın) i. i.. grand. k. tozşeker. büyükbaba. 1. ilkokul. sadrazam.. grandüi.. dili 1. İng. babaanne. spor kapalı tribün. tahkikat heyeti. dili dede. gramer ı... s.. dolaplı saat. büyükbaba. granddad. büyükanne. i. i. dilbilgisi kitabı. 2. ihtişam. ğretim okulu. 1. sadrazam. dili çok güzel. dili.. k ız torun. dede. i. şes. fonograf. büyükanne. büyükanne. torun. k. i. büyükbaba. büyükbaba. soru şturma kurulu. heybet. (öğrencileri üniversiteye hazırlayan) lise. pikap. 3. gramofon. k. i.. en büyük. k. granulated granulated sugar granulated sugar i. tumturaklı. i. k. dili nine. k. (cevaben) Evet. ilkö 1.gram grammar grammar school grammar school grammatical gramme gramme gramophone gramophone record gramps gran granary grand grand duchess grand duke grand jury grand piano grand total grand vizier Grand Vizier grandad grandaddy grandbaby grandchild granddad granddaddy granddaughter grandeur grandfather grandfather clock grandiloquent grandiose grandma grandmother grandpa grandparent grandson grandstand granite granny grant grant a request grant s. s. i. i. büyükanne. huk. nine. harika. i. büyükbaba.chil. erkek torun. i. 2. k. büyükbaba. bak.. ayaklı duvar saati. . gramatikal. k.o. 2. Granting the truth of what you´re saying. 2. fazlas ıyla büyük ve görkemli. s.. büyüklük. 3. kabul etmek. plak. azamet. kabul etmek. büyükanne. görkem. mühim. dili kuyruklu piyano. 1. dili (bebek) torun. i. k. 1. gramer kurallar ına uygun. kuyruklu piyano. sandıklı saat. gramere ait.. 2. cafcaflı. kitab 1. dili dede. f. i. 2.. i. gram. 2. İng. i. bak. k. çoğ. i. büyük. şatafatlı. k. r ıza göstermek.. granit. büyük jüri. 1. 2. muhte şem.

mezar. tüm ayrıntıları gösteren. i. 2. graphic graphic design. grafit. yönelme. f. 3. s. i. 1. kareli kâ ğıt. canl ı ve net. 1. yerçekimi. greyfurt. bahşiş. karısı geçici olarak 1. bedava. haz. 2. i. üzüm. çökelme. zevk.. rendelemek. f. ı 1. 2. (bomba/ şarapnel içindeki) misket. -e sürtünerek/çarparak ses ç ıkarmak. i. z. s. ku ştan medet zor bir probleme çözüm yolu bulmak. 2. 3. tanecik. i. dili uçananlamak. vahim. 2. paras ız. minnettar. 3. 2. çökmek. i. ciddi. haris. grafikle ilgili. çimenle kaplamak. dili s ıradan insanlar. i. 1. i. çökelmek. 2. zevk veren şey. 1. s. anlayış. yerçekimiyle hareket etme. açgözlü. 2. 1. 1. s. mezarlık. 1. ho şnut etmek. yerçekimi. k. memnun etmek. 2. ot. sokaktaki kişiler. i. 2. a ğır. sıradan insanlara 2. z.. pençe. ortadirek. at kapmaya çalışmak. 2. greyfrut. mezar ta şı. çimen. s. i. çim. i. canlı ve açık şekilde yazan. çökme. çak ıl. demir parmaklık. grafik.. asma. fiz. bedava. i. yakalamak. 4. çimenli. rende. boşanm olankar kad ıı n. (towards/to) -e yönelmek. yazılmış/çizilmiş/kazılmış. kavramak. ızgara. tamahkâr. s. s. --ing/--ling) çak ıl döşemek. bir yere gitmi i. 5. 4. f. demir parmaklık. i. bir yere gitmi şanm ış ş veya ıs ndan ayrı yaşayan adam. 1. yerçekimiyle ilgili. s ıradan insanlardan kaynaklanan. çizge. sinirine dokunmak. (--ed/--led. tatmin etmek. çimenlik. memnuniyet. i. ızgara. 3. bo ş olan adam. kocası geçici olarak 1. kavramak. minnetle. ış. 2. i. çekirge. kızmemesi.granule grape grapefruit grapeshot grapevine graph graph paper. çarpıcı. s. argo (sigara halinde içilen) hintkenevirinin ş ış yapraklar ı. grafik seçik grafikbir dizayn. i. . i. i. i. vahamet. f. 1. 1. i. s. çimlemek. 2. yerçekimiyle hareket etmek. kavray ummak. i. grafiker. minnettarlık. kurutulmu veya kocas ndan ayrı ya şayan kad ın. 3.yönelik. a ğırbaşlılık. 1. f. f. 1. ağırbaşlı. graphite grapple grasp grasp at straws grasp the nettle grasping grass grass widow grass widower grasshopper grassroots grassy grate grate grate on grate on one´s nerves grate one´s teeth grateful gratefully grater gratification gratify grating gratis gratitude gratuitous gratuity grave grave gravedigger gravel gravestone graveyard gravitate gravitation gravitational gravity i. mezarc ı. with ile bo ğuşmak. alt ıntop. k.. f. greypfrut. gereksiz. dişlerini gıcırdatmak. 2. paras ız. ciddiyet. graphic designer. i. ask. s ıkı tutmak.

sıyırıp geçmek. yağ sürmek. Yunanl henüz s. s. selamlamak. dolar. torun çocuğu. Yunanistan. f. sos. yağlanmış. büyük (derece/miktar). toy. 1. h ırslı. k. i. selamlaşmak. hırs. dili beyin. 1. Danua cinsi köpek. i. fazlas ıyla. et yağı. 1. 3. s. i. f. Grönland. et suyu. Greenwich. i. büyüklük. k. Rum. z. Yunanca. ı. i. Rumca. k. şiller Partisine ait. selam vermek. Grönlandlı. tamah. i. 1. tamahkâr. 1. 2. yeşillik. dolmalık biber.. Grönlandca. 2. ham (meyve). sıyrık.o. sera. 1. manav. 2. sıyırmak. i. Yunanlı. çoğ. 3. i. (trafik lambas ında) yeşil ışık.. Yunan. lamak. cesur. s. yiğit. ı. 2. yeşil.´s palm greasy great Great Britain Great Dane great-grandchild great-grandfather great-grandmother great-hearted greatly greatness Greece greed greedy Greek green green bean green light green onion green onion green pea green pepper green pepper greenback greenery greengrocer greenhorn greenhouse Greenland Greenlander Greenlandic greens Greenwich Greenwich Mean Time Greenwich Mean Time greet greeting greeting card gregarious gremlin i. 1. sürü halinde yaşamayı seven. 1. s. açgözlülük. otlamak. 2. s. yeşil ışık. 2. çimenlik. tebrik kartı. Rumca. İng. yeşil renk. i. s. pek çok. Greenwich ortalama zaman ı. ya k. başkalarıyla beraber olmayı seven. Büyük Britanya. olgunlaşmamış. 3. 1. Rum. f.gravy gray gray matter graze graze grease grease s. k. 1. Grönland. taze soğan. i. Grönlandca. 3. Yunanca. s. makineyağı. izin.ğdili birine rü şvet vermek.´s palm grease s. bezelye. sürücül. gres. dili (yapraklar i. i. büyük dede. dili acemi.. i. great-grand. önemli. 4. Yeşiller Partisi Ye fasulye. içyağı. Grönlandl ı çiğ/haşlanmış olarak yenilen) yeşil yapraklı sebzeler. limonluk.o. 2.chil. i. 3. girgin. yağ. çok. çok. yağlı.dren (greyt´gränd´çîldrın) i. yeşil soğan. otlatmak. harika. taze fasulye. sıyrılmak. 2. büyük. i. i. 2. (makineleri bozdu ğuna inanılan) cin. açgözlü. dili müsaade. ye şil. kar şılamak. Greenwich ortalama zaman ı.. gri. yeşil biber (olgunlaşmamış biber). dili papel. yeşil. cömert. . ye şil 1. i. acemi kimse. 2. i. acemi çaylak. i. ak ıl. Grönland´a özgü. 2. birine rü şvet vermek. gresyağı. k. f. selam. ser. 1. yeşil biber (olgunlaşmamış biber). dili mükemmel. s. fevkalade. i. k. i. dolmalık biber. i. büyük nine. muazzam. 2.

1. bakkaliye. f. i. demir) tava. ğ 4. (mutfak ö ıütmek/çekmek/dövmek. 2. çoğ. (çark ile döndürülen) bile f. s ıkı tutmak. kumlu. durmak. dili verici. 1. 2. demir) tava. i. kontrol. 2. i.. sert. amansız (mücadele). i. tüyler ürpertici. 1. i. dili sorguya çekmek. grow. Ursus horribilis. el bombas ı. i. . 1. i.. s. korkunç. bakkaldan alınan gıda maddeleri. kir. sırıtma. ö ğütücü di ita şı. k. ı zgarada şirmek. öğütülecek/öğütülmüş tahıl.. --ping) 1. yakınmak. kabuksuz mısır tanelerini kaba bir şekilde öğüterek yapılan ezme.´nde) ğ 2. s. dayan ıklı. bakkal.. yüzünü buruşturmak/çarpıtmak. bileyici. inlemek. (de ğirmen. 1. bakkaliye. (birinin) dikkatini çekmek. (aletle/makineyle bir şeyi) öğüten/çeken/döven kimse. f. (alet/makine). değirmentaşı. kirlilik. şikâyet. şikâyet. büyük bir üzüntü içinde olan. kavramak. 1. 2. çok büyük (yanlış/zarar/kayıp/acı). dili Amerikan futbol sahası. havan. (Kuzey Amerika´ya özgü) korkunçay ı. ac ı. (elle) sarkıntılık etmek.grenade grew grewsome grey greyhound grid griddle gridiron grief grief-stricken grievance grieve grievous grill grim grimace grime grimy grin Grin and bear it! grind grind to a halt grinder grindstone grip grip s. 2. bak. -e büyük üzüntü vermek.. f. yiv. s. (--ned. anat. zool. i. i. uyku sersemi. yakınma. f. bak. (ground) 1. 2. 1. i. inilti. i. s. 1. şekli. i. tazı. yakınma.. kumlu gibi. rutin. --ning) s ırıtmak. 2. boz. 3. tımar etmek. ızgara. i. sersem. f. i. gray. s. zool. k ıkırdak. şikâyete yol açan durum. f. gruesome. gri. (alçak kenarlı. 3. 2. aman bilmez. 2. s. kat ı. güvey. i. ufak lokanta. i. i. dili şikâyet etmek. i. i. ıyma makinesinde) (et) çekmek. i. ağır (masraf). 2. i. metanet. büyük üzüntü. 1. mahmur. büyük bir üzüntü içinde olmak. s. dibek v. 2. kur şuni. öğütücü ş. f. f. 2. bakkal. (alçak kenarlı. i. i. cırdayarak yavaş yavaş stop stop etmek. kum tanesi. korkunç. 1. çoğ. 2. (--mer. kelimeleri zor bulmak. di şini sıkmak.. keder.o. dili metin olmak.b. ızgara. bakkal dükkân ı. Gülümseyip sineye çek! f. içki sersemi. yiv açmak. (about/at) k. deh şetsanc i. bileği çarkı. 2. 1. s. (mide) sancımak. f. idare: Get a grip on yourself! Kendine f. 1. -e ac ı vermek. s. 1.. bakkal. 2. yüz buru şturma/çarpıtma. k.´s imagination gripe grisly grist gristle grit grit one´s teeth grits gritty grizzly grizzly bear groan grocer groceries grocery grocery store groggy groin groom groove grope grope for words i. (ketmek. 2.. s. ızgara (alet). (--ped. i. bak. 3. kum tanesi gibi ta ş parçacığı. kirli. (--ted. f. el yordam ıyla aramak/ilerlemek. i. metin. pi --mest) 1. grid. g i. grizzly bear. k. kas ık. (midede) ı. zihni kar ışık. bak. bakkal dükkân ı. --ting) k. 1. -i tutma/kavrama alıp götürmek.

zamanla büyüyüp (bir giysinin) ölçülerine uymak. 2. kırtıpil. 2. (bir f. f. brüt kâr. fon. çok garip. toprak teli. f. iş lanmak. i. elek. i. 4. ihtiyarlamak. bak. 2. k. 6. çok şişman. zamanla birinin ho şuna gitmeye başlamak. dili yumurtadan ç ık 1. brüt para toplam ı.-den 3. s. okul. buzlucam. gülünç. (havaalan ında) yer mürettebatı. gruplaşmak. f. İng.gross gross gross income gross national product gross profit gross weight grotesque grotty grouch grouchy ground ground ground ground beef ground crew ground floor ground floor ground forces ground glass ground meat ground rule ground s. küme sa ğaltımı.. 1. 2. yetiştirici. elek. 2. kaba. 2. kıtıpiyoz. k.. birine (bir konunun) temel ilkelerini ö ğretmek. s. grup. ço ğ. sinirli. (uçağı) uçurtmamak. 2.grown ugly. brüt ağırlık. de i.. i. temel kural. pis. üretici. 2. --ing/--ling) 1. gayrisafi milli hâs ıla. kırtıpil. k ıyma. 1. grosa. karaya karaya oturtmak. 3./Çirkin oldu. grind.. meydana gelmek. (birini) (ceza olarak) (ev. olmak: She´s yeti şkileri azalmak. zemin. . İng. artmak. grup terapisi. i. brüt. 3. dili 1. i. 2. grupland ırmak. brüt gelir. asılsız. büyümek. on iki düzine. s.. s. i. toprak. zool. Çirkinleşti.o. kendini alçaltmak. ğersiz. s. pop müzik toplulu ğu üyelerinin peşinde koşan kız. dırdırcı. 1. zemin kat. oturmak. ormantavu ğu. i. 2. 2.). grup sigortas ı. zemin katı. uzakla şmak. hata v. 1. koru. Yere dü ştü. görgüsüz. 3. yer (yerin yüzü): He fell to the ground. göze batan veya tahammül edilmez (kusur. toprak. kirli. büyüyüp/olgunlaşıp (kötü bir şk. ön hazırlıklar. 1.. f. 3. gayri safi (miktar/a ğırlık). dili şikâyet etmek... i. f. yetişmek. kara kuvvetleri. dolay f. (bir e)ya alş ış mak. geli şmek. 2.. ıp-den kabu ğunu beğenmemek. k.b. i. (--ed/--led. k. dırdırcı. yerde sürünmek. vuku bulmak. kıtıpiyos. ile ş ili 1. . grow out of grow too big for one´s boots grow up Grow up! grower i.. 1. dili her zaman şikâyetçi olan kimse. zool. temel atma töreni. 5. şikâyetçi. dili 1. walnut grove cevizlik. pasaklı. yerfıstığı. temelsiz.b.o.). --n) 1. (grew. s. (uçak) (hava ko şullarından ı) uçamamak. eskimek. büyümek. olmak. binaya/kurulu şa ait) arazi/bahçeler.. çığır açan (olay v. ekon. i. da ğsıçanı. yaltaklanmak. s. kaynaklanmak. güldürecek kadar acayip. in ground wire groundbreaking groundbreaking ceremony groundhog groundless groundnut groundwork group group insurance group therapy groupie grouse grouse grove grovel grow grow away from grow into grow old grow on s. 4. 3. büyüdü ğü için (bir giysiyi) giyememek. (bitki/sebze/meyve) tirmek. sığır kıyması. eyden) vazgeçmek. Çocuklu ğu bırak! i. (meyve a ğaçlarından oluşan) bahçe: orange grove portakal bahçesi.

sulu yulaf v. garanti. (yol kenar ındaki) bariyer. 1. boks gard. i. vasi.b. otel/pansiyon mü şterisi. şikâyet etmek. s. rapor v. sevimsiz. huk. Guatemalalı. 1. kefil. i. cevap. çoğ. istemeyerek. tahmin. kurtçuk. 2.. tümör. s. bak.. s. (bir tutukluyu) alt ında biletçi. vesayet. dili ( şovlarda dansçıların giydiği) minicik tanga. bak. f. 2. gerilla. garanti. misafir odas ı. homurtu. (trende) 4. şikâyet. kirli. i.men (gardz´mîn) i. huk. hırçınlığı üstünde. korkuluk. ur.. korkunç. çeteci. yeti şkin. İng. -e karşı önlem almak. bir bitkiden süren dallar/sürgünler/yapraklar. tahmini iş. (bir yerdeki) kökleri kazarak sökmek. i. f. valiye/valiliğe ait. 2. 2. 3. konuk. i. pis. artma. s. f. Guatemala. bak. i. 1. dilini tutmak. aksiliği tutmuş. s. hırlama. 2. lapas ı. 2. deh şet verici.. i. grueling. guards. ihtiyatl i. i. Guatemala´ya özgü.. hırlamak. davetli. vasilik. (--bed. i. k. muhaf ız. kin. (bir şeyi) (birine) çok görmek. 1. 1. i. zannetmek. 3. guerrilla. i. ağzını sıkı tutmak. domuz gibi ses ç ıkarmak. s. 1. tahminde bulunmak. muhafızlar. h ınç. İng. up kazarak/belleyerek -i ç ıkarmak/sökmek. gerilla sava şı. i. f. sanmak. dili3. koruma görevlisi. 1. basketbol gard. i. i. s. homurdanmak. pansiyon. konuk sanatç ı. grow. misafir. koruyucu. 2. tahmin etmek. gözetim tutmak. i. şeref kıtası. 1. Guatemala. büyüme. koruyucu melek. gerillac ı. f. gelişme. sert. z. şeref konuğu/misafiri. 2. katı. savunma duru şu. çok zor. s. f. i. i. f. yetişkin. ask. kazmak. f. sır tutmak. 5. s. Guatemalalı.). s. İng.. --bing) 1. s. korumak.b.growl grown grown-up growth grub grub grubby grudge grudgingly gruel grueling gruelling gruesome gruff grumble grumpy grunt G-string guarantee guarantor guaranty guard guard guard a secret guard against guard of honor guard one´s tongue guard´s van guarded guardian guardian angel guardianship guardrail guardsman Guatemala Guatemalan gubernatorial guerilla guerrilla guerrilla warfare guess guesswork guest guest artist guest of honor guest room guesthouse f. larva.. marşandizin arkasına takılan ve demiryolu görevlilerini taşıyan ı vagon. k. zorlu. i. 1. garaz. tahmine dayanan sonuç/sonuçlar. k ıskanmak: Do you grudge me this? Bunu bana çok mu görüyorsun? i. 2. cumbal ı (söz. 2. yiyecek. i. muhafız. nöbetçi. i. i. garanti etmek. . bellemek. i.

1. zamklamak. suçlu. Gine´ye özgü. 1. i. i. nahoş bir kahkaha. 2. gen.guff guffaw Guiana Guianan Guianese guidance guidance counselor guide guide dog guidebook guided missile guideline guild guile guileful guileless guillotine guilt guiltless guilty guilty conscience Guinea guinea guinea fowl guinea fowl guinea pig Guinea-Bissau Guinea-Bissauan Guinean guise guitar guitarist gulch gulf gull gullet gullibility gullible gully gulp gulp s. rehber kitab ı. Guyana bölgesi. i. çok derin kanyon.. i. 1. s. i. s. ço ğ. beçtavu ğu.. f.zGui. lonca. suçsuz. i. 1. gitar. rehber ö ğretmen. küçük kanyon. dili bo ş laf. aç ıkgöz. boğaz. i. çiklet. i. f. martı. Frans ız Guyanalı. i. down gum gum gum gum mastic gum tree gumbo i. s ıtmaağacı. körfez. i. 2. martaval. rehber. Gineli. 2. Guyanası. palavra. i. Gine. i. bir şeyi yutuvermek. yutuvermek. yol gösterme. s. 1. birine rehber. gırtlak. rehber köpek. rehber kitabı. rehber.a. 1. 1. i. Guyana. açıkgözlük. i. Guianan. 1. yönetmek. s.nese) i. Frans ız Guyanası. i. 1. beçtavu ğu. rehberlik. 2. s. (--med. (çoğı. dişeti. saflık. Guyanalı. gitarist. i. sel yata ğı. kolay aldatılabilir. 2. Gine-Bisav. bamyalı yahni. i. i. f. bak. beçtavuğu. Gine-Bisav´a özgü. i. k ılavuz. kobay. sak ız. suçluluk. 2. 2. 1. (çam reçinesinden ba şka herhangi bir) reçine. 2. idare etmek. i. 1. 2.. s. s. gözleri görmeyen rehberlik eden köpek. art niyetsiz. Gine. Guyana. ask. i.t. giyotin. esnaf birliği. Gine-Bisavlı. nahoş kahkaha atmak. Gine-Bisav. f. f. (çamdan başka herhangi bir) reçineli ağaç. Guyana bölgesi halkından biri. 2. giyotin ile idam etmek. 2. i. yutuverme. i. i. k. kolay aldatılma. --ming) zamk sürmek. 2. 1. yol göstermek. Guyana Frans s. dış görünüş. rehberlik etmek. 1. güdümlü mermi. s. Frans ız Guyanas ı´na özgü. 2. saf. kurnazlık. i. i. i. okaliptüs. i. . Gineli. yirmi bir şilin değerindeki eski İngiliz altını. Gine-Bisavlı. kurnaz. güdüm. vicdan azab ı. i. k ılık. (bir projedeki) ana hatlar.

tüfek ve tabanca yapan veya tamir eden kimse. i. up k. rüzgârın ani ve sert esmesi. i. i. s. (kaldırım kenarındaki) oluk. kanivo. Guyana bölgesi halkından biri. f.. i. eski İngiliz Guyanal f. Guyanalı. dili inisiyatif ve cesaret. gambot. 1. agu. Guyana. dili adam.. atış ilmi. gun. süslenip püslenmek. (içki) çokça içmek. k. zevk. i. i.s. jimnastik salonu. jelatinli şekerleme. silah atışı. i. (iki kişi arasındaki) silahlı çatışma. i. i. topçu. k. fışkırtı. jimnastikçi. Guy. s.gumboot gumdrop gummed gumption gun gun for gun rack gun s. (çoğ. i. i. dili vıcık vıcık şey. ı verev takılani. 1. dili -i süslemek. silah kaçakç ılığı. 1. i. 2. down gunboat gunfight gunfire gunge gung-ho gunk gunman gunner gunnery gunnysack gunpoint gunpowder gunrunner gunrunning gunshot gunsmith gurgle guru gush gusset gussy gussy o. --ning) (motoru) birdenbire tam rmak. mür şit. 1. İng. (çatı/dam kenarındaki) oluk. s. 2.a. Guyana bölgesi. i. barut. (belirli bir yeri) elde 1. up gust gustatory gusto gut gutless guts gutsy gutter guttural guy Guyana Guyanese guzzle gym gymnasium gymnast gymnastic i. top. Bayağı cesur o.. i. silahlı kimse. çağıldamak. yürekli. eski İngiliz Guyanası.. (okullarda) beden e ğitimi. 2. gırtlaksı (ses). i.o. 1. fışkıır. gazla çalıştı ına(arabay ot tıkamak için fırsat kollamak. i. k. jimnastik salonu. i. tüfekçi. Guyana. gunk. tat alma duyusuyla ilgili. f. 2. spor salonu. dili cesur.. ı. atım.kuma ş parças i. (ateşli silaha ait) menzil. f ışkırmak. i. (about) hayranlığını abartılı bir şekilde anlatmak. bağırsak.men (g^n´mîn) i. i. dünden hazır. 2. tüfeklik.ış. birini (ate şli silahla) vurmak. s. dili yüreksiz. ku f. Guyana. erim. i. ateş. i. spor salonu. çuval. tüfek. i.. i. jimnastiğe ait. . i. 1. (bebek) agulamak. topçuluk. bağırsaklar. 1. zamklı. k. İng. fışkırma. s. i. i. tabanca. çoğ. lastik çizme. i. çağıltı. silah kaçakç ısı. (birinin) çan etmek için bütün gayretiyle çal ışmak. f. i. i. s.. ı) birdenbire tam gaz sürmek. ateşli silah taşıyan kimse. ğlay p ballamak. s. 2. 2. dili cesaret. ya ş. 2. guru. 2. rehber. i. bak. k. eski İngiliz Guyanası halkından biri. ateşli silah. 1. dili fazlas ıyla istekli. (--ned. yürek: He´s got guts. s. 2.nese) 1.. çoğ. 1.. k. ateş etme. k.

i. yapsa daha iyi olur. âdet. 2. i. gynecologist. dönmek. itiyat. mutat. z. argo becermek. 2. k. jinekolog. i. 1. jimnastik. hacı.gymnastics gynaecologist gynaecology gynecologist gynecology gyp gyp joint gypsum Gypsy gypsy gyrate gyration gyropilot gyroscope H. dönerek sallanma. sıkı pazarlık etmek. tuhafiye.. alışkanlık meydana getiren. f. i. bayat. şapka dükkânı. f. niteliksiz (iş). have. i. --ping) aldatmak. klişe. k ıs. dolu tanesi. bak. 2. den. 1. bak. i. ıı k kaz katmak. alışıldığı şekilde. kiralık atlı araba. 3. i. i. s. 2. i. jiroskop. Roman. âdet üzere. dili taksi. i. . 1. 2. öksürük. kuru kuru öksürmek. kelime veya hecenin sonunda telaffuz kelimelerin ba şında ğaza. çitlembik. ya2. yontmak. daimi. tuhafiyeci. hav. İng. yorgunluk ve açlıktan bitkin. bir şeyin doğal yeri. hac. çentik.. i. alışılmış. jips. f. 1. Hrist. 3. had not. dolu halinde ya ğmak. alışkanlık. s. 2. yak ın arkadaş. bak. automatic pilot. f. i. i. kazıkçı. dönerek sallanmak. k. 1. kocakarı. dönme. İng. tüy. Roman gibi ya şayan kimse.. k ıymak. 1. alç ıtaşı.. i. çoğ. çekişe çekişe pazarlık etmek. i. f. H. jinekoloji. (--ped. i. i. 1. habitat. kaz i. 1. yapmalı. s. İng. bir yer. dili üçkâ ğıtçı. niteliksiz yazar. bilgisayar korsan ı. 1.. bak.. kiralık binek i. 2. hileci. basmakalıp. İngiliz alfabesinin sekizinci harfi (Honor. herkesle çabuk ahbap olan kimse. din görevlilerine özgü kıyafet. i.. 2. kih-kih (gülme sesi). 2. mezgit.. i. argın. yarmak. i. (hayvan dövüşmeye hazırlanınca dikleşen/kabaran) tüyler. nisaiye. i. hour.. dolu fırtınası. selamlamak. yaşlı çirkin kadın. k ıl. --s çoğ. i. . hayvan veya bitkinin yeti ştiği doğal ortam. dolu. İng. 1. f. sahtekâr. i. büyücü kadın.. liman ından kalkmak. Çingene. saç. i. h haberdasher haberdashery habit habitat habit-forming habitual habitually hack hack hack hack stand hackberry hacker hackle hackneyed had had best do haddock hadj hadji hadn`t hag haggard haggle ha-ha hail hail hail fellow well met hail from hailstone hailstorm hair i. atı. gynecology. 2. herb gibi bazı ve ma herhangi birİng. cayroskop. tuhafiye dükkânı. 3. ünlem kah-kah. seslenmek. s. vasat. s. taksi dura ğı. i. bitkin. çentmek. i. f. i. ısmarlama yazı yazan yazar. şlı kuru at.. ça ğırmak. 1. melengiç. erkek giyimi satan i.

f. erkek berberi. vücudun yukarı kısmını gösteren resim. i. i. U şeklinde kıvrılan. 1. 1. 1. kutsamak. yar ı yolda.hair curler hair dryer hair net hair spray hairbrush haircut hairdo hairdresser hairless hairpin hairpin turn hair-raising hairsplitter hairsplitting hairy Haiti Haitian hale hale and hearty half half a dozen half brother half fare half glasses half measures half sister half sister half sole half the battle half time halfback half-baked half-breed halfhearted halfheartedly half-length half-life half-mast half-moon half-sole half-time halfway half-witted Halicarnassus hall hallow Halloween bigudi. argo çok zor. yarım boy. s. işin yarısı. saç tokas ı. işin en zor tarafı. z. f. yar ım ağız. . i. yarımeder. Haiti. 1.. 1. 1. yarı: Two halves make a whole. yetersiz olarak. s. bayrağın yarıya indirilmesi. 1. i. --s) saç tuvaleti. spor hafbek. istemeye istemeye. koridor. sapasa ğlam. 2. çiftlikteki kö şk. tüysüz. i. yar ım gün: She works there half time. s. ara. gönülsüz. 1. saç kurutucusu. Bodrum.. yarımay. 2. saç spreyi. yarım ağızla. (ayakkab ıya) yarım pençe vurmak. i. Haitili. 2. Haiti´ye özgü. s. tüyler ürpertici. k ıllı. saç filesi. budala. Half the students have come. kadın berberi. hayaletlerin. Orada ım gün çalışıyor. saçsız. İng. İki yarım bir bütün half an apple yar ım elma. yar ılanma süresi. 1. yarı pişmiş. 1. yetersiz. firkete. yarım gözlük. yarım bilet. Halikarnas. iyi düşünülmemiş. i. (eski bir inan ışa göre) cadıların. kutsalla ştırmak. hol. keskin viraj. tüylü. yarı yolda bulunan (yer). i. okul/üniversite binas ı. malikâne. hortlakların ortalığa çıktığı gece (31 Ekim). i. yarım günlük (iş/çalışma). üvey erkek karde ş. argo tehlikeli. korkunç. i. saç fırçası. s. isteksizce. s. halves (hävz) i. salon.. kılı kırk yaran. turp gibi. 4. z. 2. 2. i. 2. düzine. fiz. saç kurutma makinesi. i. s. melez. s. isteksiz. kadın kuaförü. 3. s. Haitili. 2. yar i. Haiti. saç tıraşı. i. k ılsız. 2. işin çoğu. i. saçın kesilme biçimi. 2. çoğ. (çoğ. 2. k ılı kırk yarma. saç şekli. 1. yeterli olmayan tedbirler. üvey k ızkardeş. i. 2. i. s. s. s. i. s. ahmak. yarım pençe. spor haftaym. üvey k ızkardeş. yarım. ortada. 3. k ılı kırk yaran kimse. 5. s. gönülsüzce.

koridor. ele avuca maz çocuk. özürlü. kolayca. c ırlaksıçan. 3. el. dağıtmak. el freni. 6. 2.. k. i. (ham. i. 2. çoğ. elverişli bir şekilde. hamburger. yarıya indirmek. ırgat. el. i. tokmak. 2. f. babadan o ğula geçirmek. i. hamster. el yazısı. el ile yap ılan iş. el ele. mezra. i. el çantas ı. --s/--es) hale. hamak. O kitab ı bana uzatır ı s ı n ı z? m kuşaktan kuşağa devretmek. 1. s ığır kıf. çekiçle vurmak. kapaklı büyük sepet. handikap. el bombas ı. 4.. f. el sanatı. beceriklilik. 1.strung) 1. laterna. dili idare edilmesi zor biri. sakat. i. i. hammer an idea into s. hamstring. kelepçe. i. işçi. 1. ruhb. f. 2. sakatl ık. özür. i. dili amatör radyo operatörü. f. engellemek. . 1. i. (--med. 2. çekiç. i. f. bir fikri ibirinin kafas ına sokmak. devretmek. hammer out spor çekiç atma. tayfa. duru ş. sanrılamak. hol. tayfadan biri. engel olmak. ufak köy. spor hentbol. den. hammer throw hammock hamper hamper hamster hamstring hamstrung hand hand hand down hand grenade hand in hand in hand hand labor hand on hand organ hand out hand over handbag handball handbill handbrake handcuff handful handgun handicap handicapped handicraft handily handiness i. (çoğ. yular. çekiçle dövmek. başkasına vermek.. f. çekiçle çakmak. i. eltopu. f. i. jambon. 3. z. bak. uzatmak: Please hand me that book. i. 1.. (saatte) akrep/yelkovan. hammer away -e şekil vermek. sanr ı. kösteklemek. --ming) argo abartarak oynamak. 4. engel. k. vermek. kelepçelemek. kelepçe vurmak. f. güçle ştirmek. 1. 3. 1. -ping) engel olmak. durdurmak. çekiçlemek. 1. i.´s head çekiçle durmadan çalışmak.hallucinate hallucination hallway halo halogen halt halter halve halves ham hamburger hamlet hammer hammer f. i. ymas ı. i. dizardı kirişini koparmak/kesmek. (--ped. 2. i. yarıya bölmek.ığ tabanca. 2. çamaşır sepeti. s. 3. dizardı kirişi. spor handikap. şlemek. f. rençper. ağıl. halojen. bak.. mola. s i. durmak. 2. vermek. 2. 2. 5. az miktar. i. avuç dolusu. i. ayla. i. i. teslim etmek. argo abartarak oynayan oyuncu. i. i. half. el ilanı. 2. 1. durma.o. teslim etmek. isk. 1. elle vermek.

asılmak. eli işe yatkın. -e rastlamak. çekinmek. (çoğ. el yazısı. rastlantı. 2. katlanmak. elişi. f. Onun en iyi oldu ğu apaçıktı. kangal. kullan ılmış. kolaylıkla. s. tereddüt etmek.´s every word Hang on. k. cömert. i şleme tarzı. yap rmak. asılış. i. i. kullanılmış elbise/eşya. i.men i. -e tutulmak. 1. ılgan/sinirli son derece dikkatli davranmak. i. gelmek. 3. sallanmak. s. çile.1.ers-on) beleşçi kimse. tutamaç. 2. 2. (avukat) kendi ıhanesini açmak. 1. asma. ürkek. ipe çekme. hang out/up one´s shingle hang up hangar hangdog hanger hanger-on hanging hangman hangnail hangover hangup hank hanker haphazard hapless happen happen across/on/upon happen by i. tehlikede olmak. i. şli. el altında. şeytantırnağı. 2. i. f. 2. el sürmek. ask ı. şanssız. salland ırmak. 1. hand. sinsi adam. usta. idare etmek. (to) (-e) s ıkı tutunmak. idam. ço f. kullanışlı(hän´dimen) . çengel. becerikli. asılı olmak. büyük. 1. cellat. -i çok beğenmek. 1. hangar. as ılmak. idam etmek. s. asma. i. yaz telefonu kapamak. elle dokunma. Dokunma!/Elini sürme! Eller yukar ı! i. için yanıp tutuşmak. parma ğını kıpırdatmadan. içki sersemliği. yün/ipek çilesi. habis. geçmek. i. 2. rasgele. gelişigüzel. marifetli. i. muallakta olmak. duru k. ele almak. 3. sarkan. satmak. i. 3. 1. 1. hang. kabza. dokunmak. be hung up on 1. 1./Bir dakika. (ba ş döküm. engel. u ğramak. f. elişi. şans. i. s. sarkma. 1. el s ıkma.handiwork handkerchief handle handle s. hazır. şını ). z. güçlük. (after/for) arzulamak. with kid gloves handlebar handling handmade hand-me-down handrail hands down Hands off! Hands up! handshake handsome handwork handwriting handy handyman hang hang hang hang around hang back hang fire hang in the balance hang in the balance hang on hang on s. i. bahtsız. korkak. şüphesiz. tak ınak. nazik bir durumda olmak. hang. dayanmak. kaplamak. özlemini çekmek. s. kulp. 4. f.y. 3. kullan ılış ıştıtarz ı. e ğmek. (bisiklette/motosiklette) gidon.. askı kancası. (çok k ır i. -e kafas ını takmak. anlam. -e bayılmak. tırabzan. s. i. bol. 3. el yapımı.men (häng´mîn) i. asmak. -e tesadüf etmek. 2. 2. meydana gelmek. yakın. i. yak ışıklı.birine) sap. 2. olmak. elişi. s. i. takmak. as ılı. (hung) 1. dili birinin her dediğini can kulağıyla dinlemek. ellemek. (--ed) ipe çekmek.o. elveri ğ. kullanmak. 4. i. dili ba şıboş gezerek beklemek. dili (tıp doktoru) özel muayenehanesini açmak. çok. 2. i. talihsiz. elden düşme. idam edilmek. 1. 2. i. alçak. mendil. iş. merdiven parmaklığı. çoğ. asmak. 2. elinden her iş gelen işçi. s. sarkmak.o. 1. 2. 5. . k. 2. Bekle. apaçık: He was hands down the best. geri kalmak. 3.

bizar etmek. -e rastlamak. mutlu. 2. 1. neşeli. lop. ağır iş cezası. inatçı. ağır. sıkıntı. (çimento) donmak. tavşandudağı. i. bak. et! 2. tirat söylemek. s.. f. katı. karını düşünen. s. (fiziksel olarak) kat ılık. iyi. acımasız. rahats ız etmek. Try hard! z. 2. 3. dinlemek. 2. kuvvetle: The wind´s blowing hard. sert içki. delisi: girl-happy kız delisi. eski olaylardan) söz etmek. 2. şen. s. kalpsiz. uzlaşmaz. katı. 2. nalbur dükkân ı. hemen hemen: Hardly anything was left. zorla. kafasız. 1. makul dü şünen. rahat vermemek. 1. kuvvetli. 3. yerinde. güç. neşeli. k. bereket versin ki. z. katıyak laştıından rmak. tılar. 1. sertleşmek. f. s. bar ınak. Tan ışıkl ığımız Hemen hemennefes hiçbiralacak olmamak. i. katı (yumurta). s. 3. uzun ve tumturaklı konuşma. sert. zor. k. ask. 1. . boyun eğmez. tedirgin ı ks ı sald ırılarla etmek. şey kalmam ışıtıbile . huk. dirençli. yolundan şaşmaz. darlık. katı yürekli.. bilg. yabani tavşan. Rüzgâr sağlam döviz/para. i. Allahtan. 1. güçlük. acımasız. f. s. s. çok şükür. taciz etmek.. -e tesadüf etmek. miğfer. 2. pekiştirmek. kararlı. 6. şiddetli. ağır iş cezası.. 2. çok soğ ukış (mevsim/hava). harbor. mutlulukla. hırdavat. girmek. i. i. 4. sabit disk. sert kereste. 1. sert. sert 5. şiddetle. liman. f. cinsel organları ve me hareketlerini 3. 1. ünlem Dinle!/Dur!/Sus! (geçmişe. şanssızlık. kerestesi sert a ğaç. s. zor iş. 1. zorluk. olay. 3. bilg. İng. kaygısız. me şgul olmak. çıkarcı. kask. çetin. vaka. mesut. harem. misafir etmek. kurt. uzun ve tumturaklı bir şekilde şmak. 2. konu f. sevinçle. haricot. sevi ştirmek. i. Çok çal Çok gayret nakit para. (söz). 2. (geçmişten. z beslemek. güçlük. güçlükle.. 3. s. ımasızl ac ık. etmek. donanım. yarık dudak. güçbela. silah. 1. 3. katılık. . f. acı. i. olmak. aral sığı nak. 2. i. 2.happen in happen to happen to meet happening happily happiness happy happy-go-lucky harangue harass harbor harbour hard hard hard cash hard currency hard disk hard drink hard hat hard labor hard labor hard luck hard row to hoe hard-boiled hard-core harden hardheaded hardhearted hard-line hardly hardly to have time to breathe hardness hard-nosed hard-on hardship hardware hardware store hardwood hardy hare harebrained harelip harem haricot haricot bean hark hark back to uğramak. dayanıklı. madeni e şya. kuş beyinli. i. önceki konuya) dönmek. s. bak. taciz barınd ırmak. bir şeye aldırmaz. 1. 2.gösteren. dili (birinin) zaman i. i. i. kuvvetlenmek. I hardly knewçok her. 1. 1. dili kül yutmaz. pekişmek. 2. şiddetli. z. mutluluk. kuru fasulye. katı. i. ş sertle kuvvetlendirmek. 1. katıla şmak. kendi çı i. sertlik. çok. tirat. büyük bir gayretle: They worked hard. ba şına gelmek. pek. sert. çetin ceviz. s. sertlik.

dü şüncesiz. 3. aceleci. argo haşiş. kuşbaşı doğramak. kesek kırmak. ambar a ğzı. 3. i. kibirlilik. i. ahenk. 3. tırmık çekmek. 1. have. ahenkli. nefret. f. ziyan. yumurtadan çıkmak. s. 1. 2. altüst 3. i. zararlı. 4. de şlamak/azarlamak. armonik. (doğal bir gücü dizginleyerek) (öküzleri) (sabana) i. f. s. hasar. 1. ğ dili birini ha . 2. 4. armonika. 1. mahsul. f. çekmek. kendini be ğenmiş. küçük balta. f. müz. ac ı. semere. z. i. ürün. 2. harp. arkada kap ısı olan küçük araba. 2. 3. f. i. zarar vermek. i. over the coals i. kuşbaşı doğranarak yeniden pişirilen et yemeği. den. uyumlu. orospu. i. f. ahenkli. çekiş. 2. 2. (ata) koşum takmak. 3. bir ağda çıkarılan balıklar. i. 2. hasat etmek. 3. ambar kapağı.. karmakarışık şey. 1. sert. harmonize. -in üzerinde çok durmak. haşin. i. 1. aceleyle. bozulmu dili tartışş i. 2. (plan) yapmak. to (atı) (arabaya) koşmak. i. s.. biçmek. acele ettirmek. f. f. telaşçı.. kötülük etmek. şapka. 2. üzücü. m ızıka. acele etmek. 1. zarar. İng. şmak. 2. kendini be ğenmişlik. tez. çabuk. orak mevsimi. kötülük. nefret edilen. f. s. arp. hasat. (rüzgâr/gemi) yön iştirmek. nefret etmek. zıpkınlamak. klavsen. şey. 3. 2. acele. bak. 1.ko harp çalmak. erkek geyik. mak. hasten hastily hasty hat hat press hatch hatch hatchback hatchet hatchway hate hateful hatred haughtiness haughty haul haul s. müz. zarars ız. mağrur. has not. k ıs. çekme. 1. 2. i.. 2. i. nefret. i. armoni. 1. s. tapan çekmek. Acele işe şeytan karışır. s. i. den. hasat zaman ı. 2. tapan. bak. müz. 2. haşiş. k. i. oto. müz. rekolte. hintkenevirinden çıkarılan esrar. f. i. dü şmanlık. 1. hashish.harlot harm harmful harmless harmonic harmonica harmonious harmonise harmonize harmony harness harp harp on harpoon harpsichord harrow harrowing harsh hart harvest has hash hash over hasheesh hashish hasn`t hasp hassle haste Haste makes waste. i. kibirli. i. nefret dolu. f. 1. armoniye ait. asma kilit köprüsü. 1.. huysuz. kaba. i. k. ivedilik. 2. 4. i. 2. s. kin. bozmak. koşum takımı. (ayn ı şeyleri) tekrarlayıp durmak.. vira etmek. i. güçlük. zıpkın.o. uyumlu. 1. kesek k ırma makinesi. armonize etmek. f. 1. tartışma. acele. tapanlamak.. lombar ağzı. s. uyum sa ğlamak. ta şımak. i. bak. 1. ters. civciv ç ıkarmak. asap bozucu. s. ambar a ğzı. f. fahişe. 2. şapka kalıbı. i. sonuç. uymak. f. 1. uyum. 1. dönmek. k ızıl geyiğin erkeği. (kumpas) kurmak. zorluk. den.. hasat.

dili uyumak. insaflı davranmak. -e eğilimi/meyli olmak: He has a penchant for fixing things. 2. çok alıngan olmak. bayram etmek. k. kalça. ç s. k. -in dilinden anlamak: She has a feeling for animals. k. dili bitkileri iyi yetiştirebilen biri olmak. usandırmak. but. ı dökmek. (hortlaklar/ruhlar) s ık sık uğramak. -eceği gelmek. sağrı. hav. k. zıvanadan ıkmak. 5. kibir. Hayvanlar ın dilinden anlar. ile ilgisi olmak. dili . f. k. dili çok e ğlenmek. getgidip a good press.ing) kurald ışı çekimleri: şimdiki zaman I. gurur. neredeyse zil tak ıp oynamak. zor unutulan. k. 3.. sık gitmek. Lasti ğimiz patladı. (had. 1. dadanmak. 3. he.haul s. -eceği gelmek. sağduyu sahibi olmak. f. with -i makaraya almak. hakk ında bilgi almak/bilgisi olmak. 1. fikir veya davran ışlarını değiştirmek. deli olmak. kıç. she it has. 2. k. -esi gelmek: I´ve a good mind to tell him off right now. over the coals haunch haunt haunted haunting hauteur have have a ball have a bearing on have a bee in one´s bonnet have a big lead have a blast have a bone to pick with have a bone to pick with s. you. sahip olmak. çorbada tuzu bulunmak. bir konuyu tutturmak: You´ve got a one-track mind. Eşyaları tamir ı. ço ğ.. i. 4. . -e niyeti olmak. tekin olmayan. halledilecek davası olmak. geçmiş zaman had 1. we. (öfkeden) deli olmak. argo çok yüzsüz olmak. sık perili. popo. büyük aptes bozmak. i. have a bowel movement/have a BM have a change of heart have a chip on one´s shoulder have a chip on one´s shoulder have a crush on s. dili (birinin) şansı rast gitmek. k. Oraya hemen gidesim geliyor. Hemen terbiyesini bak. dili her zaman kavgaya haz ır olmak. etmeye merakl We had a puncture. k. babalar ı tutmak. they have. 1. aklı başında biri olmak. verece ğim geliyor. dili biriyle payla şacak kozu olmak. sürekli yanında bulunmak. -i etkilemek. (bir işte) parmağı olmak. ucuz kurtulmak. -e bakmak. dili bir fikri kafas ına takmış olmak. küplere binmek. ak ıldan çıkmayan. kurtlar (bir şey yapmayı) denemek. have a feeling for have a field day have a finger in the pie have a fit have a fling have a fling at have a gander at have a go have a good grasp of have a good head on one´s shoulders have a good head on one´s shoulders have a good mind to have a good press have a green thumb have a hand in have a heart Have a heart! have a kip have a line on have a losing streak have a lot of brass have a lucky/winning streak have a mind to have a mind to have a narrow escape have a one-track mind have a penchant for have a puncture birini azarlamak/ha şlamak. i. s. dili (birinin) şansı rast gitmemek. 1. 2. İnsaf be! İng. çok önde olmak. mest olmak. almak. (at) denemek: Have a go! Bir dene! -i iyi kavramak. çok ç ın2.o. -esi gelmek: I have a mind to go there this instant.o. 2. dili birine fena halde tutulmak. bitkilerden iyi anlayan biri olmak.o. dili çok e ğlenmek. Akl ın fikrin hep onda.. -i sarakaya almak. -e iyice vâk ıf olmak. akıldan ıkmamak. k. k. -si olmak. ile payla şılacak kozu olmak.

aklından zoru olmak. dili görmü ş geçirmiş olmak. bo ğazı yanmak. -e yetene ği olmak. boynu tutulmak. Şimdi zor bir biriyle atışmak. dili tatl k. k. k. Artık bıktım. müşfik olmak. have a whale of a time have a whale of a time have a whip-round have a word with s. 2. Çabuk öfkelenir. dili (birine) zaaf ı olmak. have a screw loose have a screw loose have a share in have a shit have a short memory have a soft heart have a soft spot for have a soft spot for have a sore throat have a sore throat have a stiff neck have a stomachache have a strong stomach have a sweet tooth have a temper have a thing about have a tickle in one´s throat have a voice in have a way with s. kocamdan boşanacağım. k. zor bir hayat benden geçirmek: They´re having Herkese birer bardak içki.o. 2.t. biriyle konu şmak. elinde kozu olmak.o. k. -de söz sahibi olmak. işi tamamlamak. kazaya u ğramak. k. dili bir tahtas ı eksik olmak.have a rough time Have a round of drinks on me. para hırsı olmak. k. b ıkmak: I´ve had it. 2. (bir şeyi) iyi kötü kullanabilecek kadar bilmek: They have a working knowledge of Russian. dili bir şeyden anlamak. k. dili çok e ğlenmek. -den nefret etmek. kürtaj olmak. ıkorkunç görüntülere kar şısevmek. para toplamak.o. -de gözü olmak. dili biriyle kolaylıkla arkadaş olabilmek/iletişim kurabilmek. dili çabuk öfkelenen biri olmak: He´s got a temper. bak. k. I am going to divorce my husband.o. have a way with s. zor/sıkıntılı bir dönemden geçmek. (bir yerde) torpili olmak. dili bir tahtas ı eksik olmak. artık yetmek: He´s been cheating me . argo 1. dili (birine/bir şeye) (birinin) zaafı olmak. a rough time right now. bir şeyi belirli bir süre içinde alma/reddetme hakk ı olmak. trafik kazas -i arzu etmek.. çocuk ald ırmak. -de sözü geçmek. have a run-in with s. kaza geçirmek. (birinin) bo ğazı gıcıklanmak. 1. boğazı ağrımak/yanmak. anjin olmak. Bir Rusla iyi kötü anla şabilecek kadar Rusça ı geçirmek. (kendisiyle evli olmayan biriyle) bir a şk ilişkisinde bulunmak. -i çok sevmek. gerçekçi ve pratik bir şekilde düşünmek. -i hiç sevmemek. have a green thumb. çabuk unutmak. k. anjin olmak. (birinin) midesi a ğrımak. -de payı olmak. bitirmek. k. have an affair with have an aptitude for have an in have an itching palm have an option on s. gıcık duymak. olmak. k. başkasına göre avantajlı bir durumda olmak. dili (bir şey yapmayı) arzu etmek. sıçmak. (birinin) midesi kolaylıkla bulanmamak/bozulmamak. kafadan kontak olmak. dili 1. İng. have a working knowledge of have a wreck have a yearning to/for have a yen to have an abortion have an accident have an ace up one´s sleeve/have an ace in the hole have an advantage over s. dili çok e ğlenmek. haf ızası zayıf olmak. tatlı yiyecekleri k. aklı başında olmak. k. deli olmak. have bats in the belfry have been around have both one´s feet on the ground have designs on have done with have green fingers have had it zor/sıkıntılı bir dönem geçirmek.t. midesi sağlam dayanıklı olmak. sevmek. dili yumu şak kalpli olmak.

get s. . Bir yandan ğım geliyor. Bunun için (birım´ ona borçluyuz. Bunun seninle hiçbir ilgisi yok. dili birini parma ğında oynatmak: Sevda has Kâzım on a string. başka bir işi olmak. argo işi iş olmak. k. çok meşgul olmak. yeteneği olmak. -den illallah demek. k. Sevda. 1.o. -i gereksememek.. tetikte olmak. k. (birinin) (biri/bir -den nefret vakti etmek/tiksinmek. sokmaya hiç hakkın yok. 2. under one´s thumb -eceği gelmek. 1. ısmarlamak. on a string have s. bir ayağı çukurda olmak. meşgul olmamak. doğru dürüst düşünebilmek. (right/the right way) akl ı başında biri olmak. elinde ne yapt (bir şeyin) suçlusu olmak: If he didn´t succeed. işleri tıkırında olmak. işi başından aşkın olmak. dokuz do ğurmak. i şlerime ey için)Benim (birinde) hiç istek/arzu k. (birinin) bir şey yapmaya hakkı olmamak: You have no business burnunuolmamak. -i kabul etmemek. giyinmek. to thank for have on have one foot in the grave have one´s back to the wall have one´s eyes on have one´s fill of have one´s guard down have one´s guard up have one´s hands free have one´s hands full have one´s hands full have one´s head screwed on have one´s wits about one have one´s wits about one have one´s work cut out for one have other fish to fry have preference have recourse to have resort to have rocks in one´s head have s.o. dili k ırk tarakta bezi olmak. under one´s thumb. -e ihtiyac ı olmamak. kafas ı yerinde olmak. (birinin)ş-e 1.o. bir davayı kavga ederek/tartışarak sonuçlandırmak. -e izin vermemek. dili. becoming a teacher. -e başvurmak. ı parma ğında borçlu oynatıyor.t. 2. -e başvurmak. ığını gösterecek hiçbir şey olmamak. ile hiçbir ilgisi olmamak: This has nothing to do with you. -e hiç niyeti olmamak: He´d had no thought of hiç aklından2.have half a mind to have half a mind to have hard feelings about have in mind have it coming have it in for have it in for have it in one have it made have it out Have it your own way. k. -i hak etmek. gözü -in üzerinde olmak. Nasıl istersen öyle yap! argo içini kurt kemirmek. 1. 2. dili -e kin beslemek. k. Kâz şey için) (birine) olmak: We´ve her to thank for this. 1. bak. fazla me şgul olmak. ş ey) için vakti olmamak.o. k. onu vuraca ş olmak. -e göz koymak. he´s only got himself to şar ılı olamad ıysa suçlu olan sadece kendisi! thank for it! Ba şaka etmek. dili çaresiz kalmak. dili (belirli . (birine) kin beslemek. k. elleri bo ş olmak. boş olmak. harcayacak olmamak. dili -e gücenmi hatırında tutmak. k. geçmemi ti. 2. dili -den b ıkmak. dili kafadan kontak olmak. -esi gelmek. 1. have no stomach for have no thought of have no time for have no use for have no use for have none of have nothing to do with have nothing to do with have nothing to show for it have o. ile hiçbir ilişkisi olmamak. k. 2. bir taraftan -ece ği/-esi gelmek: I´ve half a mind to shoot him. tercih hakk ına sahip olmak. Have it your way! have kittens have many irons in the fire have no business doing s. dili -den hiç ho şlanmamak./Nas ıl isterseniz öyle olsun. k. hiç aklından geçmemek. interfering in bir my ş affairs. aklında olmak.s. tetikte olmamak.. to thank for have s. Ö ğretmen olmak -i hiç sevmemek. Siz bilirsiniz. bak. -den hoşlanmamak. dili (birinin) önünde zor bir i ş olmak.

i. mecliste söz söyleme hakk ı olmak. . k. have not.t. 2.o. dili ishal olmak./s. İshal olmuş.o. have s. seks yapmak. çok güzel bir vakit geçirmek. 1. 2. k ısa bir uyku çekmek. had better -se iyi olur: I had better go. 1. S ınıfının birincisi olmak için gerekli niteliklere ışmak. 2. atın sırtından düşmek. argo s ıçmak. 1. (bir mülkün) tapusunun sahibi olmak. k. have second thoughts have sex have shadows around one´s eyes have some say in have stars in one´s eyes have sympathy for have the best of it have the blues have the courage of one´s convictions have the face to do s. (istem dışı) düşük yapmak. on the brain have scruples about doing s. -malı: I have to go. daha elverişli durumda olmak. Onunla şeyim yok. 1. serbestçe kullanabilmek. -de söz sahibi olmak. ortak hiçbir ıcı delil bulunmak. birine isteri krizi geçirtmek.o./s. k. çoğ. üstün olmak. aklı birine/bir şeye takılmak. hasar. dili efkârlı olmak. (bir şeyden) dolayı vicdanı rahatsız olmak/sızlamak. (about) (daha önce verilen bir karar hakk ında) tereddüt etmeye başlamak. dili içi sürmek. (bir yerde) (birinin) mülkiyet ı olmak. gözleri mor halkalarla çevrili olmak. eğlenceli vakit geçirmek.t. 2. banyo yapmak. dibi tutmamak. 1. dili bir şeyi kafasına takmak. biri/bir şey kafasını meşgul etmek. have s. at one´s fingertips have s. bir şey yapmaya yüzü olmak/cüret etmek. k. tahribat. inandığı şeyi yapma/söyleme cesaretini göstermek. galip gelmek. k. dili ortalığı toz pembe görmek. biriyle bir şeyi paylaşmak: I have nothing in common with him. kavga etmek. Gitsem iyi olur.t. elinde suçlay k.o.t. çocuk düşürmek. içi sürmek/gitmek: He´s got the runs. çok sevinçli olmak. yıkanmak. Son söz hep onun. have the floor have the gall to have the inside track have the last laugh have the last word have the makings of have the run of have the runs have the shits have the squirts have the time of one´s life have the time of one´s life have the trots have title to have to have to do with have what it takes have words have/feel qualms about have/hold/keep in reserve have/put s. i.. dili gereken niteliklere sahip olmak: She´s got what it takes to be number one in at her class. Onda iyi bir avukat olma potansiyeli (bir yeri)var. sevişmek. birini gülmekten öldürmek. dili (belirli bir şeyi) yapacak kadar küstah olmak. ishal olmak. içi gitmek.have s.t. s ığınak.o. 2. on s. 2. kestirmek. liman. ishal olmak. k. vicdani nedenle bir şeyi yapmaktan çekinmek. dili birini çok güldürmek. zarar ziyan. has the konuda) makings nihai of a good -de (belirli bir lawyer. (görü şü/fikri) anlayıp paylaşmak/desteklemek. (bir tartışmanın/ağız kavgasının sonunda) son söz birinin olmak: He always has the last word.t. 1. in common with s. bir şey elinin altında bulunmak. in hysterics have/suffer a miscarriage have/take a bath have/take a crap have/take a spill have/take a zizz haven haven`t haves havoc birini/bir şeyi düşünmek. as Plato has it Eflatun´un deyi şiyle. bir şeyi çok iyi bilmek. (birinin) halini anlamak. 1. on one´s mind have s. biri/bir şey aklında olmak. (bir yere) rahatça girip ç ıkabilmek. i. dili şekerleme yapmak. k. k.t. ihtiyat olarak saklamak. dili ishal olmak. hakk -meli. k. k. ile ilgisi olmak. Gitmeliyim. in mind have s. dili çok e ğlenmek. k ıs.t. sonunda ba şarmak. yarış alanının en iç kısmına yakın olmak. in (bir şey olma) potansiyeli olmak: He2.

Ayrıntılara takılıp kaldığı için durumu bir bütün olarak göremiyor. kuru ot yığını. i. say. kafadan atmak. 1.haw hawk hawk hawker hawthorn hay hay fever hay rack hayloft hayrick haystack haywire hazard hazard a guess hazardous haze hazel hazelnut hazy he He can´t see the woods for the trees. erkek: he-goat teke. eril o. Toplantıyı canlandıran o idi. He takes his whisky on the rocks.. dili Viskiyi buzlu içer. He should have known better than to do it. i. Diyelim ki bin dolar ı vardı. 2.. i. Ona vız gelir. s. Belasını arıyor. Seksen ya şında. i. Boş bulunup ağzından kaçırdı. He little knows . 2. Kendinde de ğil. 1. Adı kötüye çıkmış. Ümitsiz durumda. He has a good head on his shoulders. işportacılık yapmak. i. Kayk ılarak sandalyesini arkaya doğru yatırdı.. He had better not. İstediği zaman gelip gidebilir. Onun kafas ı çalışıyor. Beni iyice inceledi. s. tehlikeye atmak. i. kuru ot yığını.. şans. Hiç vakit kaybetmedi. saman. He has a bad name. He didn´t let any grass grow under his feet. He was the life of the party. 3. otluk. He had. i. He said it in an unguarded moment. hafif sis. riziko. işportacı./Aklı başında biri. pus. (kurutmak için) ot biçmek. He gives you good value for your money. 1. Ezilmekten zor kurtuldu. He just missed being run over. tehlikeli. He doesn´t give a damn. kestane rengi. kuru ot. i. Ödediğin para karşılığında sana iyi mal verir. otluk. alıç. He suffered a violent death. f. 1. Elinden geleni yapt ı. O işi yapmayacak kadar aklı olmalıydı. doğan../Beni süzdü. Yapmazsa daha iyi eder. i. tehlike. bulanık. sisli. He tilted back in his chair. otu biçip kurutmak. otluk. He numbers eighty years. a thousand dollars. He looked me through and through. s. i. çaylak. Yaşı yetmişi geçti. He is riding for a fall. belirsiz../Umurunda değil. . rizikolu. k. anlaşılmaz. Artık buraya gelmiyor. alıç. He has turned seventy.. s. Ölümü korkunçtu. 2. He is past hope. fındık. He is welcome to come and go at his pleasure. He treated me to a beer. f. f. tınaz. ince duman. samanlık. saman nezlesi. He is not himself. kuru ot konulan parmakl ıklı raf/tekne. tahmin etmek. -e cesaret etmek./Kötü şöhreti var. fındık ağacı. Yol paras ından tasarruf etmek için eve yürüyerek gider. tınaz. 2. s. Bana bir bira ısmarladı. puslu. He did what little he could. Bilmiyor ki . zam./Yetmiş yaşına bastı./İplemez. dumanlı. i. 2. i. He no longer comes here. atmaca. 1. He walks home to save carfare. şahin. şansa bırakmak. ela (göz). otluk.

birini kösteklemek.. Kibrinden geçilmiyor. dert. bir şeyin yolunu kesmek. burun. kafa kafaya. 2. Gitmeyi tercih ederdim. 2. i. he is. balıklama (dalma). baş ağrısı. merkez büro. I had rather go.f. burun buruna (çarpışma). bir şeyi engellemek. başı önde. Herkes onu hor görüyor. baş. Prensip sahibi bir adam. Yazı mı. 2. he has. kelle. çal i. 2. baştan (çarpma). i. 1. i. far.t. He´s an object of scorn.o. 3. başkan: the head of the math department kan ı. 1. özel okul müdiresi. sırılsıklam âşık. başheads kan. şef. birinin yolunu kesmek. birinin ilerlemesini engellemek. saç band ı. 3. sakınmadan. -in birincisi olmak: argo tepetaklak perende atma. 1. He will have it that . 2. balıklama. (bir şeyin) şkanl ığıtaraf. He´s a man of principle. bir şeyin ilerlemesini engellemek. i. z. baş. Onun sonu iyi olmaz. nı yapmak/ba kan ı s... başlık. 1. i. manşet. coğr. pruva rüzgâr ı. z. başlık. . ön baş: Go şto the matematik bölümü ba olan. i. -i iddia ediyor. i. ba ş yer. i. bak. 1. i. dik başlı. (yazıda) başlık. oto. I had him there. O noktada onu mat ettim. 1. karargâh. başta olmak: Who şef. he had. z. ba şş a ait. inatç ı. özel okul müdürü. baş.. off head start head up head wind headache headband headboard headdress header headfirst headgear heading headland headlight headline headlong headmaster headmistress head-on headphone headquarters headrest Heads or tails? headstrong headwaiter Başarılı bir adam olacak. He´s puffed up with pride. pervas ızca. i. he would. merkezde ışanlar. i. Onun imlas ı iyi. 2. telefon/radyo kulaklığı. He/She can stew in his/her own juice! he`d he`ll he`s He´s a good speller. He´s a man of few words. kafa. “Yok” sözünden anlamaz. k. başba taraf. i. 4.He will amount to something. head.. kumanda merkezi. bildiğini okuyan. k ıs. He´s always thinking about sex. tura mı? s. k. şef garson. off head s. 1. koltuk ba şlığı. k ıs. dili Ne hali varsa görsün! k ıs. Ondan ba şkası yok mu bu dünyada? i. apar topar. i. Az konu şan biri o. dili ba şkanlık etmek. He will come to no good. spor avantaj. sayfa ba şlığı. 2. 1. karyolan ın başucundaki tahta. bant. 2.. He´s/She´s not the only fish in the sea! head head head honcho head over heels head over heels head over heels in love head s. i. he will. He will not take nay. s. Aklı fikri sekste. 1. i. baş belası. başlık. this outfit? Buran ın başkanı kim? 2.

yığın. merkez. isilik. 5. duymak. i. kulak vermek. 2. şömine. 4. i. 3. celse. işitme. çarp ıcı (esans/içki). kösnü. 2. sert. öfke. 3. yurt. i. i. i. oturum. kafa tutan. eleme koşusu/yar ısınmak. iş mektup almak. bak. 2. 2. yığmak. 3. can damar ı. ilerleme. dinlemek. 1. -i duymak. 2. sağlığa yararlı. kasap. sorguya çekmek. huk. 1. yürek. s. kümelemek. 4. 8. dili çok miktar. (marul. sağlığa yararlı. kalp. 2. hiddet. 1. büyük ac ı veren. 7. candan. 1. ısı. f. i. sa ğlam. enginar v. 1. 1. cesaret. spor eleme. mide ekşimesinden dolayı yemek borusunda veya midede duyulan yanma hissi. sonuna kadar dinlemek. söylenti. k. işitme cihazı. küme. büyük ac ı/keder. Hear! Hear! İng. 2. inatçı. ışı. doğal besin. candan. kalp yetmezliği. duruşma. çoğ. i. sağlıklı. yüreklendirmek. s. yürek. yürek vuruşu. 1. kalp krizi. 2.b. iyileştirmek. i. merhametsiz. can. ac ımasız.. i. içten. hear. huk. silah sesi işitmek. 3. s. ifadesini almak. kalp nakli. f. gönül.. yürekler acısı. 1. başkalarından işitilerek öne sürülen delil.. sağlam. dedikodu.´nde) göbek. tıb. dili kalabalık. k. sağlık sigortası. çoğ. kulaklık. cesaretlendirmek. s. s. s. keder. aç ık. 5. samimi. kuvvetli. acı. 1. isilik. cenaze arabas ı. 2.headwaters headway heady heal healer health health certificate health food health insurance health insurance health officer healthful healthy heap hear hear a shot hear of/about hear out heard hearing hearing aid hearsay hearsay evidence hearse heart heart attack heart disease heart failure heart transplant heartache heartbeat heartbreak heartbreaking heartburn hearten heartfelt hearth heartless heart-rending heartstrings heart-to-heart hearty heat heat heat conduction heat rash heat rash i. 4. f. kalp atışı. aile ocağı. sağlık memuru. 2. üfürükçü. işitim. insanları iyileştirdiğini öne süren kişi. tav. büyük acı veren kimse/şey. f. sağlıklı. f. 1. s. f. iyileşmek. sağlık sigortası. ırmağı besleyen kaynaklar. içten. itmek. çok acıklı. kuvvet. kalp ağrısı. 2. ocak. haber almak. öz.. . yürek parçalayıcı. (hediye/hakaret) ya ğdırmak. sağlık. ısıtmak. ısı iletimi. i. kızışma. sağlığa yararlı. sağlıklı. i. i. kuvvetli. s ıcaklık. 2. yol alma. 1. i. kalpsiz. s. -den haberi olmak. üzüntü. s. orta. katkısız. i. yürekten. i. 6. kalp hastalığı. yürekten. (heard) 1. sağlık belgesi. enerji.

2. İbrani. elek. en yüksek nokta. do ğurmamış genç inek. f. kuvvetli (yağmur/rüzgâr/fırtına). hararetli (tartışma). yükseltmek. öfkeli. 1. 2. telaşlı. ısıtma. oldukça a ğır. i. kalın (kar ı). üzgün. kâfirler. kald içini çekmek. kederli. art ırmak. s. 4. heyecanlı. z. 1. doruk. s. süpürge çalısı. iriyarı. i. ısıtıcı. argo alçak herif. ağır sanayi. 2. 2. s. kızışık. şiddetli. sıcak dalgası. (konuşmacının) sözünü kesmek. i. (borsada) çok miktarda (alım tabakas ağır silahlar. 2. çok miktarda (oy kullanımı). 1. rezistans. gökcismi. soru yağmuruna tutmak. kuşatmak. kirpi. ünlem. ağırsıklet. ökçe. argo Kahrolas ı. ağır iş için elverişli. 1. s. etrafına çalı dikmek. . 2. s. i. i. f. i. (deniz) kabarmak... ah çekmek. dikkat. düve. gökle ilgili. 3. 1. f. i. 1. ağır metaller. dikkatsiz. 2. 3. küffar. anırma. Yisa!/Vira salpa! 1. ı ile çevirmek. 1. 2. k. dayanıklı. 2. artmak. cennet gibi. f. çoğaltmak. 4. yükselti. fundalık. ağır sanayi. 2.heat stroke heat wave heat wave heated heater heath heathen heather heating heating coil heave heave heave a sigh Heave ho! heave to heaven heavenly heavenly body heavily heaviness heavy heavy guns heavy industry heavy industry heavy metals heavy water heavy-duty heavy-handed heavy-hearted heavyweight Hebrew heck heckle hectare hectic hedge hedgehog hedgerow heed heedless heehaw heel heel hefty heifer height heighten sıcak çarpması. çalı çit. 1. 2. 2. rüzgârı başa alıp gemiyi durdurmak. 2. bol. i. süpürgeotuna benzer bir çal ı. 1. önemseme. çekmek. çoğalmak. ı kald ırmak. i. ağır su. 1. i. ağır bir şekilde. 2. kaçamak cevap çal i. büyük bir güçle atmak/f ırlatmak. gö ğe ilişkin. i. (çoğ. yeğinlik. i. sıkıştırmak. f. Tanrısal. sakar. ağırlık. yükseklik. den. hektar. i. s. kabartmak. 2. s. cennet. i. kuvvetli. 1. 3. s. sarmak. pervas ız. i. ekilmiş çalılardan/ağaçlardan oluşan çit. yükselmek. f. şiddet. i. 6. İbranice. soba. 3. eşek anırması. çevirmek. göksel. s. kaldırmak. (--d/hove) 1. 1. dikkat etmek. i. süpürgeotu. i. dinlemek. kim. rlatma. kefere. 2. fı4. s.then/--s) 1. hea. 1. dili 1. 5. sıcak dalgası. 4. kâfir. ocak. kâfirlere özgü. boy. önemsemek. s. beceriksiz. k ızışmış. kâfir. ökçe takmak. ilahi. şiddetle. çok güzel. fırın. topuk. 2. sık ağaçlardan/çalılardan oluşan çit. 3. ağır. 3. s. s. funda. eli ağır. yukar ırma. yükseltmek. 3. ısıtıcı.. 5. faça edip durmak.

tiksindirici. ünlem Kahrolsun! i. i. yarıküre. katkıda bulunma. miğfer. kalıtçı. kötü. 1. 2. ünlem 1. i.. Kekten bir dilim ald ı. ağıotu. helyum. berbat. f. âcizlik. başının etini yemek. bak. 1. hold. i. baldıran. korkunç. buradan. çırak. gelişigüzel. dişi kuş. savunmas ızlık. içine almak. savunmas ız. (--med. iğrenç. mirasç ı. i. ıl yardıservis m edeyim bilemiyorum. 1. Merhaba. kanama. i. i. tavuk. bundan böyle. i.. yardımcı: You´re not being ımcı olmuyorsun. çirkin. dolayısıyla. vır vır etmek. âciz. dır dır etmek. hemoglobin. z. yard birine yard ım etmek: Can you help her out with her French? ızcas ına yardım edebilir misin? Frans ıyor. z. i. apar topar. bambulotu. 1. Sana nas (kendi kendine yaparak) (yiyeceklerden) almak: Hefayda helped himself to a piece the cake. s. helpful. katkıda bulunmak: I don´t see how I can help you. ajur. 1. i. i. kümes. i. kullanışlı. muavin. cehennem. i. kendir. Help! helper helpful helping helpless helplessness helter-skelter hem hem in/about hemisphere hemline hemlock hemoglobin hemophilia hemophiliac hemorrhage hemorrhoid hemp hemstitch hen hence henceforth henceforward hencoop henpeck henpecked hepatitis s. Alo. s. çoğ. elbise kenar ı. Eleman aran ünlem İmdat! i. antika. elbise veya paltonun etek kenar ı. 3. kuşatmak. i. vâris.. porsiyon. hemofili. bak. . f. hemofil. 1. i. i. helikopter.. 2. s ıçandişi. kadın mirasçı. s.. kuşaktan kuşağa geçen değerli şey. i. bu nedenle. ahçı. tıb. dümen yekesi. to help out help s.... yard ım etmek. karmakarışık. 2. basur. tıb.men (helmz´mîn) i. k ılıbık. karaciğer iltihabı. ımda of bulunmak. i. terz. 2. i. (belirli bir zaman) sonra. alelacele. bot. i. hepatit. i. kask.. henceforth. s. baskı. 2. etek. tolga. f. dümenci. i. emoroit. çöpleme. i. helms. çevirmek. bot. etek boyu. z. yardımcı. kenevir. 2. f. tıb.heinous heir heiress heirloom held helicopter heliotrope helium hell hellebore hellish hello helm helmet helmsman help help o. z. 2. tela şla. Yard ım etme. s. out Help wanted.. etmek. yard s. dümen. kötü. tıb. i. faydas ı olmak. --ming) kıvırıp kenarını bastırmak. bundan dolayı. i.. aciz. faydalı. yararlı.o. bundan sonra. 2. i. yardımsever. den.s. 1.

i.. O onun. bitkisel. z. ileride. kahraman. 2. müjdeci. miras.. yemeklere tat vermek için kullan ılan bitki. f. i. dişil onu. al. Ona bakt ı. 2. sürü içgüdüsü. i. i. 1. 1. hertz/--es) fiz. eroin. bunda. Ondan nefret ettiler. soyaçekim. bundan önce. s. herbisit. i. kal ıtsal. çoğ. f. buralarda. yaln ız başına yaşayan kimse. z. z. i. duraksayarak. s. ikircikli. karars ız. i. f. ringa. (çoğ. münzevi. 2. İşte! z. hayvan sürüsü. 2. te şrifatçı. i. 2. dişil kendisi. haber vermek. 2. ilan etmek. balıkçıl. 2. fıtık. kadın kahraman. i. kahraman. heroic. felsefi/siyasi doktrinlere kar şı ş doktrinlere kar şı olan kimse. protokol görevlisi. 2. cesur. bunun üzerine. hers isbizzat. He looked hated her. avam. eating my roses. bundan sonra. 1. ondan. i. bak. i. herds. ilişikte. z. 3. irsiyet. zool. otçul. şifalı bitki. at her. 1. z. hereabouts hereafter hereby hereditary heredity herein heresy heretic heretical heretofore hereupon herewith heritage hermit hernia hero heroic heroical heroin heroine heroism heron herring hers herself hertz hesitant hesitantly hesitate zam. i. duraksamak. onun: He loves her. kabul olunmu ş doktrinlere karşı olan. That´s hers. 2. topluluktan kaçan. 3. buras ı. sürü halinde gitmek. s. Onunkini al. Onu seviyor. duruksun. 1. ot. ona. buraya. s. burada.. z. İşte başlıyorum. i. çekinmek. Vicdan i. irsi. It pleased her. san. kalıt. zam. haberci. 2. kabul olunmu s. bunun içinde. z. ikircimli. onun: Take hers. i. i. kahraman. kalıtım. hertz.. muazzam. edeb. geldin mi? 3. orada burada. otlara ait. That damn goat of kendi. edeb. .. Başlıyoruz!/Haydi bakalım! 1. Ha. dişil onunki. (çoğ. i. çavşırotu. kahramanca. i. bununla. dince kabul olunmu ş inançlara aykırı düşünce. Herkül. otlardan yap ılan. yabanc ı ot öldürücü. tereddütle.men (hırdz´mîn) i. kavlıç. --es) 1. dalalet. baş karakter. yiğit. miras yoluyla geçen. kahramanlarla ilgili. gerçek ından çok büyük (heykel/resim). kalıtımsal. boyutlar s. i. tereddüt etmek. gütmek. They ı kendisini rahats ız etti. çoban. şimdiye kadar. hâkim olan gelen düş ünce. bu vesile ile. s. 1. tereddütlü. çavşır. Buyur. herald herb herbal herbicide herbivore herbivorous Hercules Hercules´ allheal herd herd instinct herdsman here here and there Here goes! Here goes! Here you are. şurada burada. kahramanlık. Onun o kör olas ı keçisi zam.her Her conscience pricked her. 1. 1. ayaktak ımı. güz. z. sürü. otçul hayvan.

gizlemek. i. iğrenç. yüksek frekans. açıklık. i. i. His/Her Highness. i. k ış uykusuna yatmak.. tereddüt. 2. f. bak. perdeden. bak.. coğr. cümbüş. yontarak şekil vermek. hideaway. hiccup.a. bot. tiz. hiyeroglif. zula.. Haydi! 3. boş yer. hewn) 1. hıçkırmak.. fasıla. f.. bak. (hid. high fidelity. i. s. f. 6. kesmek. bak. saklamak. ünlem 1. f. zahmetle meydana getirmek. bilg. kibirli. sesi çok do ğal bir şekilde verme. eski kafalı. ikircim.. yarmak. i. yatak. 2.. 1. gizlenmek. 2. 1. f. lüks (ya şant 1. 2. heteroseksüel. in hiding sakl ı. yüce. f. i. i. karşı cinse ilgi duyan. müz. 8. zengin fakir. i. k ış uykusu. Hey! i. ikircik. korkunç. hid. dili ta şralı. İng. hide 2. oto. en h ızlı vites. gizli. sesi çok doğal bir şekilde veren (radyo/pikap/hoparlör). f. i. kıro. hanzo. s. A! i. yüksek ı). i. hiyerarşi. (polisten) saklanacak yer. s. her yerde. 2. kokmuş (et). post. Merhaba! 2. en parlak dönem. yüksek yo ğunluk. şamata. (polisten) saklanmak. kapal ı. saklambaç. 1. k.hesitation heterogeneous heterophyte heterosexual hew hew down hew out hewn hexagon hey heyday HH hi hiatus hibernate hibernation hibiscus hiccough hiccup hick hickory hid hidden hide hide hide away hide out hide-and-seek hideaway hidebound hideous hide-out hiding-place hierarchical hierarchy hieroglyph hi-fi high high and low high density high fidelity high frequency high gear high jinks high jump high jump high latitudes i. i. hew. altıgen. saklanmak. --es/hi.. balta ile kesmek. bak.tus) aralık.den) saklamak. (ağacı) kesip devirmek. (--ed. ünlem 1. yüksek. herkes. s. hide 2. Hey!/Baksana! 2. yüksek atlama. f. karya. heterojen. çingülü. s. s. geom. i. yontmak. 5. . ara. 3. 2. yüksek atlama. saklanacak yer. 7. s. His Holiness. k ıs. tamasalak. (çoğ. 2. kendini be ğenmiş. i. i. 4. çok çirkin. altın çağ. bak. kutuplara yakın. hödük.. kutuplara yak ın yerler.. 1. hıçkırık. duraksama. saklanmak. hayvan derisi. gizlenecek yer. deri. 1. hiyerarşik. s. i. 3. dar görü şlü..

en önemli/heyecanlı nokta. s. s. önemli bölüm. 2. (eteğini) toplamak. i. ilgi çekici olay. son -i vurgulamak. 2. uzun yürüyü ş yapmak. 1.men (hay´weymîn) i. parlak nokta. i. yüksek (bina/apartman). yüksekö ğrenim. enginler. i. foto. doruk. s. (fiyatı) yükseltmek. yüksek oktanlı benzin. yüce gönüllü. s. i. çok tiz. met zaman ı. 1. bayır. derece. 1. 2. tren v. çetin yürüyüş. s. 1. en ınçok ı çizmek. s. (resimde) ışıklı bölüm.. i. dili kaliteli.way. 2. 1. en üstün başarı düzeyi. haydut. uzun yürüyü s. i. anayol. 2.´ni durdurarak soyan) soyguncu. uçak korsan ı. gürültülü ve ne şeli. 2. i. 1.. yüksek kabartma. tepe. aç ık deniz. -ebir dikkati çekmek. doruk. i. 2. 2. sinirleri gergin. pek çok. s. yüksek fiyat. daha yüksek. yüksek yo ğunluklu. (yüksek) mama iskemlesi. artış. yücelik. yükselme. çok. 2. 1. i. ekstra. kabza.. çok iyi. art yapan i. -in alt şekilde. ta şkın. yüksek mertebeler. high. dili ileri teknoloji. i. bilg. met hareketi.. f. s. (uçak/gemi) kaç ırmak.´ni) soymak. yamaç. sinirli. eşkıya. 2.. lise. kabarma. 1. tepelik. 1. lise. i. s. 1. dili ileri teknolojinin ürünleriyle donat ılmış/yapılmış. s. met. i.. tren v. i. çoğ.high living high octane gasoline high places high point high price high relief high school high school high seas high tech high tide high tide highbrow highchair high-class high-density higher higher education high-grade highlands highlight highly high-minded highness high-pitched high-pressure high-rise highroad high-speed high-speed train high-strung high-tech high-water high-water mark highway highwayman hijack hijacker hike hiker hilarious hilarity hill hillside hilltop hilly hilt lüks hayat. i. k. azami kabarma. 3. i. (kamyon. entelektüel. 1. birinci s ınıf. i. zorla yapılan (satış). san.b. 2. büyük h ızla giden. 3. ş uzun ve kimse.b. i. hızlı tren. neşe. yüksek bas ınç. yokuş. . f. anayol. dağlık yer. kaliteli. çoğ. kahkaha. güz. 1. k ılıç kabzası. f. denizin kabarması. üstün nitelikli. suyun azami kabarma noktas ı. zorlayıcı. k. 2. z. (kamyon. ırmak. olumlu s. met hali. k. s. s.

1. i. dili suayg ırı. O köpek onun. 1. dayanak noktası. His face became purple. Patrik Cenaplar k. dini Hinduizm olan kimse. Hindu. history. dili Ne varsa dilindedir. i. i. zam. eril onunki. Ekselanslar ı. k. zam. . s. Hintçe. 1. His hair stood on end. His head is spinning. (--er. ücretle tutmak. His blood is up. f. --es (hîpıpat´ımısız)/hip. dişi geyik. kendi. His Holiness his opposite number his strong point His/Your Highness hiss hiss s. dönüm noktas ı. en sondaki. çoğ. hindmost. tarihi. ücretle çalışmak. but (et). -e ıdayanmak. -i dokundurmak. kalça. Gözleri ona dikildi. tıslama.pot. ima. tüylü. His heart is in the right place. i. ıslık. f. Öfkeden mosmor kesildi. ıslık çalarak yuhalamak. ıslıklamak. arka ayaklar. 1. tıslamak. 1. eril onu. i.. Hindu. i. ı (Ekümenik Patrik kullan ılır. k ıs. out hire out hirsute his His All Holiness His bark is worse than his bite. saçlı sakallı.. e ba söz. 1. Onunkini d ışarıya çıkar. on/upon i. kira. 2. Tüyleri ürperdi. bak. mente ğ l ı olmak. menteşe takmak. Papa Cenaplar ı. Take his için outside. dili Baya ğı kızdı. k.most) arkadaki. 2. 2. historical. histoloji. hippi.. tarihsel. reze. i.. dini Hinduizm olan. i. 2. birini ıslıklayarak sahneden kovmak. f. s.). His eyes rested on it. s. 2. -i ima etmek. karşı tarafta aynı yeri işgal eden kimse. geride olan. suaygırı.. dokusal. şe. onun: I don´t want his. f.him himself hind hind hind legs hind quarter hinder hindermost Hindi hindmost hindrance Hindu hinge hint hint at hinterland hip hipbone hippie hippo hippopotamus hire hire o. Onunkini istemiyorum. Hinduizme özgü. --most/--er.po. s. Yüzünde büyük bir tebessüm vard ı.. engel. anat. s. His face was wreathed in smiles. tarihçi. -i üstü kapal ı söylemek. bizzat.. hinterlant. 1. 2. kalça kemiği. That dog´s his. i. tarihi an. s.a. kira ile tutmak.s. 1. en gerideki. zam. engelleme. i. -i kiraya vermek.o. f. onun kuvvetli taraf ı. engellemek. 2. i. Başı dönüyor. s. iç bölge. i. historian. ima etmek. i. i. çıtlatmak. en arkadaki. kiralamak. ona. off the stage hist histoid histology historian historic historic moment İyi niyetlidir. önemli. art. 2.mi (hîpıpat´ımay) i. k ıllı. dokubilim. ücret. s. s. üstü kapal -i hissettirmek. eril kendisi.

2. ineklemek. 1. turnayı gözünden vurmak. tepesi atmak. 4. iki/bir seksen uzanmak. k ır. ip ile ba ğlamak. söz. boğuk sesle. ürtiker. hedefi vurmak. aksama. 4. 1. beriki. k. biriktirilmiş şey. k. boğuk. engel. bir ileri bir geri. ar ı kovanı. (hit. k. buraya. çarpıp kaçan (şoför). ancak en önemli şeyleri görmek. istifçilik. k. tarih. to (atı) -e koşmak. 2. (birine) kahpelik 1. argo yatmak. 2.. s. 2. otostopçu. k ırağı. 3. dili en yüksek h ıza/dereceye ulaşmak. z. ancak en önemli noktalara de ğinmek. volta. k ıs. i. ağarmış. tahmini do ğru olmak. yerinde vuru ağı usulsüz 2.historical historical novel historically history hit hit below the belt hit below the belt hit it off hit man hit one´s stride hit pay dirt hit the books hit the bottle hit the ceiling hit the deck hit the high spots hit the jackpot hit the jackpot hit the mark hit the nail on the head hit the roof hit the sack hit the sack/sack out hit the spot hit the trail hit upon hit-and-run hitch hitch on to hitch up hitchhike hitchhiker hither hither and thither/yon hitherto hive hives HMS hoard hoarder hoarding hoarfrost hoarhound hoarse hoarsely hoarseness hoary s. büyük bir başarı kazanmak. beri yandaki.vurmak. kurdeşen. argo tepesi atmak. takmak. . argo şişeyi devirmek. boğukluk. i. tam isabet kaydetmek. biriktirmek. z. i. eydili bulmak. z. tıb. f. i. vurma. kalleşlik etmek. k. isabet etmek. i. i. haksızlık etmek. i. dili turnayı gözünden vurmak. 1. His/Her Majesty´s Ship. dili küplere binmek. f. çarpmak. istif. boğuk sesli. 1. dili (yiyecek/içecek) çok makbule geçmek. 2. tarihi roman. dili kiralık katil. 2. çekelemek. 1. tam bilmek. şuraya buraya. tarihsel. 2. f. şimdiye dek. tarihi. ş. iliştirmek. isabet. z. s. umulmadık bir anda başarı kazanmak. isabet ettirmek. stok etmek. dili (bir şeyi arayan biri) aradığını bulmak/kendisini çok umutlandıran bir şk. olarak başarı. k. anlaşmak.. biriktirip saklayan kimse. adi -e bağlamak. ak. kovan. taşı gediğine koymak. k. yukarı çekmek. 2. argo 1. dili yola koyulmak. yataktan kalkmak. k. i. istifçi. 1. oraya buraya. 2. 3. otostop yapmak. boks kemerden a ş2. bağlamak. k. i. --ting) 1. s. şimdiye kadar. i. 2. 3. 1. uyuşmak. 1. dili 1. topallamak. vurmak. horehound. boğuk seslilik. tarihe göre. i. tarihle ilgili. s. 3. bak. istiflemek. rasgele bulmak. 2. i. etmek. darbe. bağ. ba ğlantı parçası. dili yatmak. 1. His/Her Majesty´s Service. mec. f.

f. öne sürmek. yük asansörü. saplant ı. 1. ayak diremek. kösteklemek. k. eski durumunu korumak. hokey. dilini tutmak. geminin taraf ı. rehin. rehine koymak. 2. nutuk söylemek. yerini korumak. 1. dili tutmak. tutmak: Hold my hand. i. 1. i. yularını elden bırakmamak. 2. (başarısız bir durumu) ameliyat masasına yatırmak. (telefonda) beklemek. dayanmak. back i. --es/--s) 1. işletmek. uzun uzad ıya konuşmak. yakla şmamak. süregelmek. yaklaştırmamak. büyük domuz. 3. köstek. gulyabani. topal etmek. dert. 1. inanmak. -in savunucusu olmamak. 2. ilişki kurmamak. i. 2. . k. 3. zaptetmek. gezici rençper. 2. 1. 2. k. 3. geçerli olmak. (held) 1. 2. 3. 3. yüzüne vurmak. ayak zevk. uzak durmak. gemi ambar çocuğa (okulda) aynı sınıfı tekrarlatmak. bir şey söylememek. boş gezenin boş ı. yakla ştırmamak. yersiz korku. 2. k. dili dilini tutmak. k. karmakar ışık şey. i. hakir görmek. önermek. baskı altında tutmak. -in taraftar ı olmamak. 1. f. f. susmak. yukarı çekmek. dili Dur!/Bekle! durumunu korumak. hor görmek. 4. rehin olarak tutmak. konu şmamak. Elimi tut. 1. (çoğ. özel 1. yukar ı kaldırmak. hold against hold aloof hold at bay hold by hold down hold forth hold good hold good hold in hold in contempt hold in esteem hold in leash hold in pledge hold incommunicado hold no brief for hold off hold on hold on to Hold on! hold one´s ground hold one´s own hold one´s own hold one´s peace hold one´s peace/tongue hold one´s tongue hold out hold out on one hold over hold s. 2. latife. tutmak. başkalarıyla görüşmesine izin vermemek. 1. f. serseri. buka ğı. kalabalığı zaptetmek. i. birinden gizlemek. 1. buka ğı vurmak. konu şmamak.o. aldatmak. ertelemek. (suçu) -e yüklemek. hile. dili i. (bayrak) çekmek. dili (bir işi) yürütmek.o. 4. arada mesafe b ırakmak. 2. dü şkü. türlü yemeği. 1. topallama. ifrit. f. tutmak. topallamak.. i. 2. şaka. ertelemek. kalfas i. geçerli olmak. direnmek. -e tutunmak. hobi. f. çapa. sayg ı göstermek. 1. glass hold? Bu bardak ne kadar su i. oyun etmek. uzakta tutmak. oyun. zaptetmek. i. much 2. ileri sürmek. 2. 2. 1. aksama. argo ç ılgın. çapalamak. içine almak: How wateriç will this ı. 4. -i tutmak. kimseyle görü ştürmemek. aksayarak yürümek. saymak. b ırakmamak. i. yetmek. aylak.hoax hobble hobby hobgoblin hobo hock hockey hodgepodge hoe hog hog wild hoist hold hold hold a child back a year hold a crowd back hold a postmortem hold a thing over s. birinin ilerlemesini durdurmak/engellemek. dayanmak. birini bir şey ile durmadan tehdit etmek. devam etmek. 2.

evsiz barks ız. İng. Kitabı Mukaddes. tatil günü. yuva. i. ev ile ilgili. bo şluk. egemen olmak. ev ekonomisi. 2. f. kutsallık. i. büyük yang ın. evde oturmayı tercih eden kimse. i. in one´s arms hold s. çukur. i. hürmet. haykırmak. kutsal. dili geçerli4. çirkin. demirleme liman ı. i. 2. 1. birine/bir şeye saygı duymak. haykırış. oyuk. 3. i.. (hükümdara v. gösterişsiz. 1. i. 2. k. engellemek. dinlenmek ışmadan geçirilen süre. delik.. i. f. boş başarı .o. tatil. değişikliğe karşı olmak. gülhatmi. Hollanda. i. 2. 4. boşluktan gelen (ses). memleket. delik açmak. yank ı yapan. 1. delmek. dili -den kalma bir şey/kimse. olmak. tabanca k ılıfı. 1. yaramayan zafer. f. k. çukur. geciktirmek. 2. ev gibi. i. from k. 3. göstermek. içişlerine ait. s. 2. anayurt. çobanpüskülü. anavatan. 2. ayr ılmamak. 2. 3. . 2. soygun.b. derin. s. rahat. makul olmak. vatan. İng. 2. 1. k. 1. i.hold s.t. (şirketin) idare merkezi. 5. kutsiyet. bot. arzetmek. oyuk. yardımda bulunmak. 4. bir şeye i. saklanmak. i. para (birinin) elinde olmak. kulp. 1. 1. aile oca ğı. 3. dili berbat yer. çukur. rahat. kira ile tutulmu ş arazi. İçişleri Bakanlığı. bağırış. i. tatil. i. i. 3. İüs. s. out oymak. yortu günü. 1. (ifade) tutarlı olmak. sade. s.. İng. s. merkez.o. k ıpırdamamak. sahte. içine bir şey konulan nesne/kap. i. çökük. imha. ile aynı fikirde olmak. yalan. 2. Paskalyadan önceki hafta. k. cana yakın. yolunu kesip soymak. cigarette nesne/kap: candle holder şun sahip olduholder ğu) sigara ağızlığı. bot.´ne gösterilen) sayg ı. i. (birinin/bir kurulu hisseler/emlak/mülk/mallar. geçidi tutmak. içi bo ş. için çaltatile çıkm ış kimse. İng. holding. bir arada tutmak. kaldırmak. basit. 3. 3. dili Dur!/Bekle! i. İng./s. 1. gecikme.. üstünlüğünü korumak. korumak. özgü. tutmak. bayram günü. evsiz. mukaddes. 1. tutma. kasanın anahtarı (birinde) olmak. İçişleri Bakanı. s. içinde bir şey saklanabilen şamdan. dili ba ğırmak. 2. 2. eve ng. in high regard hold still hold sway hold the field hold the line hold the pass hold the purse strings of hold together hold up hold water hold with Hold your horses! holder holding holding company holdover holdup hole hole up holiday holidaymaker holiness Holland holler hollow hollow victory holly hollyhock holocaust holster holy Holy Scripture Holy Week homage home home base home economics Home Office home office home port Home Secretary homebody homeland homeless homelike homely birini kuca ğında tutmak. telefonu kapatmamak. 1. 1. ev. yurt.

f. evine/vatan ına dönmekte olan. 1. şöhret. 1. klakson sesi. i. i. han ımeli. homogenize. f. çiftlik ve eklentileri. i. ücret. 2. hon. was not Şeref şöyle dursun. evde yap ılmış. i. i.o... 1. s. katil. honey in the comb honeybee honeycomb honeymoon honeysuckle honk honky-tonk honor honor a debt honor roll honorable honorable mention honorable mention honorarium honorary i. i. dürüstlük. homojen. s. . 1. kaz sesi çıkarmak. şerefli. s. 2. i. homoseksüel. k. iffet. 2. memleket yolunda. 1. f. homojenle ştirici.a (anırer´iyı)/--s (anırer´iyımz) i. ev kad ını. hilesizce. bal. 2. let alone honor. f. s. 1. s ıla hasreti. şeref vermek. i. e borcunu ödemek. Honduraslı. i. s. ev ve eklentileri. türdeşlik. 1. iftihar listesi. sade. homojenize: homogenized milk homojenize süt. klakson çalmak. Honduras. homojenle ştirmek. dilb. onur. s. 1. can ım. homojenlik. ev ödevi.. k ıs. Honduras. bot. balayı. ba ğdaşıklık. dili pavyon. i.rar. z. 1.homemade homemaker homeroom homesick homesickness homespun homestead homeward homeward bound homeward bound homework homicide homogeneity homogeneous homogenise homogenize homogenized homogenizer homologous homonym homosexual Hon hon Honduran Honduras hone honest honestly honesty s. Honduraslı. fahri. nam. i. namus. s. bak. balayına çıkmak. Honesty. 2. i. honorary. 2. gerçekten. balarısı. sahibine hizmet kar2. ün. 1. in him. cinayet. şeref. ücretsiz yap ılan. vatan/ev hasreti çeken. (ballı/balsız) petek. 3. s. mansiyon. hilesiz. dürüst. i. çoğ. onda dürüstlük nam ına bir şey yoktu. gurbet çeken.. z. türdeş. ödev. yabankazı sesi. dürüstçe. e şadlı. evde dokunmu ş. mansiyon. 2. 2. 2. i.i. e şcinsel. onursal. i. honorably. ba ğdaşık. sahiden. f. 2. dili sevgilim. Dürüstlük en iyi yoldur. serbest meslek şılığı nda verilen para. homolog. k. eve do ğru. (bono/çek) kabul edip karşılığını ödemek. bağdaşık hale getirmek. 1. s. basit. (okulda) esas dershane. dövüp kıvamına getirmek. adam öldürme. -i şereflendirmek. bilemek. i.. i. s. f. i. i. 1. Honduras´a özgü. namus. i. Honorable. İng. namuslu.. gurbet çekme. adi bar. f. honey petek balı. 2. k ıs. Honesty is the best policy.

. zool. müz. elektrikli süpürge ile temizlemek. birini yuhalayarak susturmak. ufuk. kabaday f. 3. k. aldatmak. i. i. köpürmüş.. i. İng. İng. çoğ. ümitsiz. ümitli. s. köpekayası.. dili şamata. çengel.. down hoover hooves hop hop hope hope against hope hope for the best hopeful hopefully hopeless hopper hopping mad hopping mad hopscotch horde horehound horizon horizontal hormone horn i. çevren. ümit verici. 2. i. çekmek. çember. şerbetçiotu. bak. 2... 1. hayırlısı demek. i. umut. kabadayı. fahi şe. dili uçuş. yeraltı ından biri. zool. taban tepmek. olta ile (balık) tutmak. çengelli. kopça. f. 2. i. silo. 1. i. 1. i. k.. boru. i. ünlem. bak. gaga burun. her şeye rağmen ümitli olmak. boynuz. i. i. 2. --s (hûfs)/hooves (huvz) i. (bayku ş) ötmek. dünyas ı. ile ilişki kurmak. ğilamak.honour honourable hood hoodlum hoodwink hoof hoof it hoo-ha hook hook and eye hook up hook up with hook. hookah. çengel şekline sokmak. uçak seferi. s. hoof. nargile. çengelsi. bak. 3. çengel ile yakalamak. 2. elektrikli süpürge. erkek veba diş 1. 1. kukuleta. 1. horda. ı dünyasından biri. i. patırtı. dans etmek. çavu şkuşu. s ıçramak. i.. ümitle. 1. ümit. ummak. 1. hormon. i. 1. 2. bak. ba şlık.. ile evlenmek. yatay.. korna. kanca. dili 1. kahkaha. 2. k. Upupa epops. dili in şallah. 4. hoopoe. sıçrama.. z. (--ped. 1. 2. s. i. bak. dili orospu.. sarp ın. çengel şeklindeki. ümit vermeyen. 1.. kah kah gülmek. k. köpekotu. korna.o..2. İng. göz boyamak. k. 2. dili çok öfkeli. i. f. 1. hurrah. dili serseri.. s. i. çemberlemek. kabadayı. toynak.. i. i. f. honorable. kasnak. line and sinker hooka hookah hooked hooked nose hooker hooky hooligan hoop hoopoe hoopoo hooray hoot hoot of laughter hoot s. 1. orak. birleştirmek. bak. (korna. İng. 2. i. f. yatay düzlem/çizgi. Masalımı olduğu gibi yuttu. tutmak. yeralt i. seksek oyunu. dili tamamen. argo 1. dili çok k ızmış. i. k. ümit etmek. 2. çalmak. bot. İng. f. hüthüt.. klakson. i. 3. oldu ğu gibi: He swallowed my story hook. 3. 2.. kaput. (bayku ş. vapur/tren/sis düdüğü için) ötüş. ibibik. k. sekme. line and sinker. i. 2.. motor kapağı. i. f. i. yaya gitmek. f. kopça.. honor. k. 2. s. umutsuz. f. oto. vapur/tren/sis düdüğü) ötmek. k. f. kara ısırgan. kancayla ba ğlamak. kalabal ık. çoğ. --ping) sekmek.

ıı rl ı. at nalı. k. bak. korkutmak. konukseverlik. i. 4.. a 3. atkestanesi..konuk çokluk. kamç ı. i. --s) hortum. çorap fabrikas ı. 2.. horse. meze. hastaneye yatırmak. nas ld i. dehşetli. sunucu. bahçecilik. davet veren kimse. çok fena. i. 2. f. mak. 2. i.horn of plenty hornbeam hornet horns of a dilemma horny horoscope horrendous horrible horribly horrid horridly horrific horrify horror hors d'oeuvre horse horse chestnut horse mackerel horseback horsebean horsehair horseman horsemanship horseplay horsepower horseradish horseshoe horsewhip hort hortative hortatory horticulture hose hose hosier hosiery hospice hospitable hospital hospitalise hospitality hospitalize Host host host hostage hostel bereket boynuzu. i. kaba ve k ırıcı. at s ırtı. 1. 1. korkunç/deh şetli bir şçok ekilde. (ekmek ve şarap ayinindeki) ekmek. i. gayret verici. dehşet. 2.ız falı. hose) çorap. bakla. sunuculuk yapmak. çok kötü. 2. ğrenç. etmek.kötü. f. i. at kılından dokunmuş kumaş. 1. bayırturpu. 2. dili çok kötü. ordövr. kırbaç. çok k. 1. hospitalize. bahç ıvanlık. 1. s.. binicilik. İng.. 3. hastane. abaza. . dehşete düşüren. s. i. y s. dili berbat. öğrenci yurdu.. misafirperverlik. berbat. bot. i. davet vermek. ikramc ılık. i. mensucat fabrikası. beygirgücü. --ping) kamçılamak. çorapçı. zayiçe. mensucat. 1. 1. dili çok korkunç. k. çiçekçilik. i. 1. boynuzlu. yılgı.ığı bakımevi. ev sahipli ği yapmak. birinin seçilmesi gereken iki güç seçenek. çokve kaba ve z. Fr. s. 2. k ırık. korku. 3. Hrist. abazan. 2. at k ılı. i... i. i. s. s. i. cı dili bir ş ekilde. 1. misafirperver. İng. genç turistler için ucuz otel. çok kötü. f. beygir. horticulture. k. çok fena. 1. i. deh şet verici. kalabal i. at. çokçok fena. 2. i. iğrenç. (--ped. öğüt veren. 1. çok şır ı bir ekilde. korkunç. yüreklendirici. spor atlama beygiri. fena ihalde. çoraplar. 3. (çoğ. f. eşek şakası. 2. çok kaba ve k ırıcı bir şekilde. kaba k ırıc ı.. gürgen. binici. İng. beygir. k ıs. çoğ. teşvik edici. nal ile oynanılan oyun. özellikle rahipler/rahibeler taraf ından idare edilen misafirhane/yurt. i. hoyratlık. z. nal şeklinde şey. s. hortative. kötü. ikramc i. ağı ık. i. i. çerez. 1. i.. ın ölene kadar bakıld ölümcül hastalar ı. i. rehine. 1. (çoğ. dilişçok kötü. 2. 2. istavrit. i. ev sahibi.men (hôrs´mîn) i. s. büyük e şekarısı. i. konuksever. 1. süvari. 3. 2. argo seks yapma arzusuyla yan ıp tutuşan. bak. k. fena. korkunç. f. nasihat dolu. 2. dili korkunç. çoğ. korkunç. rlamak. tutak.

ırmak. 1. s. (evde temizlik v. tiyatro. 5. ev halk ı. düşman. 3. (--ter. i. 1. s ıcak. i. 1.). gen.. atmasyon. martaval.. i. tazı. şiddetli. i. her zaman cevap veren imdat telefonu. 2. gece yatısına gelen misafir. hükümet meclisi. yerleştirmek: The government housed the refugees in f. karter: clutch housing debriyaj karteri. işleri yapan erkek) hizmetkâr. limonluk. aile. nedeniyle) evde hapis olan. z. 2. iskân. house. b. dayanıksız iş. dam. 2. zaman. i. toplu konutlar. ev köpe evk ırlangıcı. i.h. i. barındırma. 1. bir çe şit sosis. çoğ. kaplıca. i. sert. çoğ. 2. 2. izlemek. sera. i. stajyer doktor. i. (saatte) akrep.b. acı biber. 4. house. saatte bir. 4. -de bulunmak: That ği. radyoaktif. saat. silahlı çatışmalar. 1. garson kad ın. tazı ile ava gitmek. öfkeli kimse. s. her gün kullan ılan kelime. 4. 2. 1. yan (tel). çoğ. 2. i. i. konutlar. kızgın. düşmanca. 1. 3. 1. ev sahibi. i. buyot. ev hırsızı. pencerekırlangıcı. konut sitesi. 2. i. acı (biber v. hot-water bottle sıcak su torbası. 2. aile reisi. ev.b.men (haus´mîn) i. İng. f. 2. 4. i. otel. taze (haber v. (hastalık v. ev halk ı. camekânda bulunan gübreli toprak. i. 1. yeni bir eve ta şınmanın kutlanışı.wives (haus´wayvz) ev hanımı. (fesat/kötülük/huzursuzluk) ğı/yuvas ı. pe i. çoğ. 1. çabuk k ızan kimse. barınd tents. ticarethane. çabuk parlayan (kimse). 1. konsomatris. (cinsel aç ıdan) ateşli. direkt telefon hatt ı (özellikle devlet başkanları arasında). 1. çatı2. s. bak. eve ait. 1. k. 2. av köpeği. alçak herif.. bu sosisle yapılan sandviç. düşmanlık. ev işi. . i. hostes. bak. i. 6. 2. 3. ev idaresi. k.). ser. hanedan. ev sahibesi. i. hodgepodge. (h^z´îf). 2. hodgepodge. barınacak yer. elektrik oca ğı. ev. --test) 1. sosisli sandviç. ev k ıyafeti. sabahlık (giysi). 1. elektrikli ocak. heave.wives (h^z´îfs) İng. yüksek gerilimli ak ım taşı ş laf. 3. house. dili şini bırakmamak. saldırgan. i. 6. i. İ ng.b. s. dikiş kutusu. aile. 5. kayna s. Hükümet s ığınmacıları çadırlara yerleştirdi. kâhya kad ın. f. . saat ba şı. derme çatma şey. mak. argo bo sütlü kakao.b. i. kutu. bak. i. dili it.hostess hostile hostility hot hot air hot chocolate hot dog hot line hot pepper hot plate hot spring hotbed hot-blooded hotchpot hotchpotch hotel hothead hothouse hound hour hour hand hourglass hourly house house house dog house martin house of cards housebound housebreaker housecoat housedress houseguest household household word householder housekeeper housekeeping houseman housetop housewarming housewife housework housing housing estate housing project hove i. kum saati. 2. yeni. vakit. sosyal konutlar.

bağrışma. kocaman. ne kadar. sımsıkı tutmak. yaln ız. dili Niye?/Nas ıl olur? Diğerlerine göre nasıldı o? Nasılsınız? Nasılsınız? Nasıl . . Ne kadar ğraşırsam ı u raşayım. f ıstık. How about . 1. sar ılma.! (Küçümseme belirtir.. i. ekilde do rulmak. Ne olacak. up1. birbirine sokulup sarılmak.. i. e ş. Çok şaşırtıcı. 2.? (1). benimsemek. şamata. fazla hareket etmeden üzerinde ve etraf ında uçmak. s. 1. budalaca yanl ışlık. f. tür. i.?: How ever did it come about? Nasıl oldu? Ne var ne yok?/Ne âlemdesiniz?/ İşler nasıl? Çok naziksiniz. i. f. ancak. i. high pressure.? How goes it?/How is it going? How good of you! how much How so? How´s about . çok büyük ve kaba gemi.. (tahta) baraka. durmak. başlıca amacı para kazanmak olan ıcı. bir tüccar. de ğil mi? 2.´nin) kabuğunu . f... nasıl. 3. z. 3. derme çatma ev. k ıs. poyra. 2. uluma. fıstık.). ünlem 1. sar ılmak. aç ık ağıl. 2.. horsepower. öfke: She left the room in a huff. dev gibi. i. i. 3. hours. İşler nasıl gidiyor? ünlem. 1. tekerlek göbe ği. i. k ıs. 2. iri ve hantal kimse/ şey.. ne kadar: How long must Ne dersiniz? 1. (ceviz. i. değil mi? 3. inlemek. değil mi? 4. reklamc ı (Küçümseme belirtir. k.? How´s it going? howdy however howl howler HP HQ hr hrs HS ht hub hubble-bubble hubbub hubby hubcap huckleberry huckster huddle hue hue hue and cry huff hug huge huh hulk hulking hull i. yine de yapamam. 1. hurda gemi.. oto. k ıs. bununla birlikte. muazzam. i.b. dili koca. 3. f. i.hovel hover Hovercraft hovercraft how How about it? How about that? How are you? How come? How did he measure up? How do you do? How do you do? How ever . nız? de ğil mi? Nas k. çe şit. dili gülünç hata.). 2. ama. heat. inleme. Home Secretary. 2. den. I just can´t do it.. Çok güzel. How much money do you u lğ olabilir? Niçin?/Nas k. f. Çok ılsıkötü. tekne (geminin temel bölümü).. k ızgınlık. i.. high school. Ne? 2. bağrına basmak. k ıs. gibi. dola i. hour. 2. 2. 1. araya s3.. nargile. tereddüt etmek. dili. ne kadar: No matter how much I try. renk. k ıs. Hışımla odayı terketti. z. kimse. 1. bezelye v. kucaklama. 2. (--ged. jant kapa ğı.´ne ait) kabuk. 1. 2.. Headquarters.ğlenduha s. dili merhaba. 1. i. (of) merkez. bak. 3.. k. i.b. 1. 1. k. bezelye v. bağrış çağrış. f. iriyar ı i. kucaklamak. Çok ilginç. k ıs. i. etrafında şıp hovercraft. --ging) 1. hayhuy. 1. (içini ç ıkarmak için) (ceviz. curcuna. bak. hoverkraft. kamburüzüm. 2. seyyar sat ıkış mak. nas ıl: How did it happen? Nasıl oldu? How will he do this? Bunu nasıl yapacak? How does it work? Nas ıl çalışıyor? 2. ulumak. height. (renk için) ton. hantal bir veşhantal.

2. 2. vuru mak. kaprisine boyun e ğmek. nemlendirmek. sinekku şu. suyuna gitmek. s. küçük dü şürme. i. kibrini kırmak. kambur s ırt. alçakgönüllülük. 1. alçakgönüllülükle. insan sevgisi. f. rezil etme. mizahi. küçük dü şürmek. (Düşündürücü bir durumla karşılaşınca söylenir. 6. 1. i. taşımak. yeknesak. 3. . f. i. hümanizm. the insanl k. s. ünlem H ım . ınaydı öyle! f s. i. gülünç.´s pride humbleness humbly humbug humdinger humdrum humid humidifier humidify humidity humidness humiliate humiliation humility hummingbird humongous humor humorist humorous humour hump humpback humpbacked humph humus hunch hunch one´s shoulders/back hunch over hunchback hunchbacked i. insaniyet. k. İng. bak. i. z. i. mizah. insani. 3. komiklik. velvele. tekdüze. nemlendirici. kambur durmak. humus. (--med. insanlara yardım etmek isteyen kimse. i. tevazu. rutubet. 1. kambur. kambur. burnunu ırmak. komik. 1. human rights insan insan. ık. i. olağanüstü şey/kimse: That was one humdinger of a storm! O ne ırtmonoton. be psikolojisi. humidity. i. kambur. z. nemli. ğma. i. 2. insana yak ışan bir şekilde. humor. 5. sezinme. sikmek. güldürü.. hakir.. kapris. sezinleyi ş. k alçakgönüllülükle özür dileme. üstünden/üzerinden geçmek. güldürü yazar ı. 4. 2. f. insanc ılık. ın doğasını oluşturan niteliklerin hepsi. s.. argo mek. argo çok büyük.). kimse. i. hile.). sahtekârl ık. insan haklar ı. f. insani. 2. insanl ı k. hayhuy. s ıradan. hörgüç. bahç. f. f. i. 3. 1. 4. ayak ı. i.. gülünçlük.. f. gibi dili faaliyette olmak: The nature office was humming.). 1. human psychology s. insan kalabalığı. zırva. kocaman. hümanist. rutubetlendirici. Hım! (Kuşku belirtir.. be şer./Hı . sahtekâr. s ırtını kamburlaştırmak. 3.o.. i. rezil etmek. 1. saçma. huy. tabiat. H ıh! (Bir şeyin/birinin hiç beğenilmediğini belirtir. bak. çok utandırmak. insanoğlu. i. mütevaz ı. binmek. kambur kimse. i. 2.hullabaloo hum hum human human being human nature human rights humane humanely humanism humanist humanitarian humanity humankind humanly humble humble apology humble s. dili sezinleme. alçakgönüllü. human insan tabiatı. 1. şakac s. Büroda herkes ar ıinsan şeri. insanlığa yakışan. insani: human insan tabiatı. içedo uşkambur . i. k. insanoğlu. pat ırtı. âciz. s. tevazu. nüktedan. sezinti. içedo 2. insanca. yalan dolan. insanca.. mırıldanmak. İng.. s. resources insan kaynaklar ı. rutubetli.. birinin kibrini k ırmak. tevazu ile. k. alçakgönüllülük. f. -in üstüne abanmak. insanlık. --ming) 1. keyif. i. 2. tümsek yer. dolap. 2. yaş. i. nüktedanl ık. insanoğlu. nem. insanlara yard ım etmek isteyen.. v ızıldamak. gürültü. 1. 3. s.. 3. 2. ünlem 1. 2.ğ s.şkambur s ış s. i. (şarkı) mırıldamak. insanlıinsan z. i. tepe. insan olarak. utandırma. i. yavan. siki rt.

z. ı ko şu. s. (tehdit. ünlem Susun! s.. karn ı aç. Macar. açlık z. f. s. 1. s. çoğ. (bir uzvu) yaralamak/incitmek/zedelemek: gücendirmek. i. i. laterna. s. as ılmış. ği. acele etmek. urağan. 2. 1. yüz kat. i. uçmak. (hurt) 1. küfür v.koca. Are you hurt? Sana bir şey oldu mu? Is birini k ırmak/yaralamak..hundred hundredfold hundredth hung hung jury Hungarian Hungary hunger hunger strike hungrily hungry hunk hunt hunt down hunt out of season hunt up/out hunter hunting hunting season hurdle hurdle race hurdler hurdy-gurdy hurl hurrah hurray hurricane hurricane lamp hurried hurry Hurry up! hurt hurt one´s feelings hurt s. hat ırını kırmak. arayıcı. (gelecek zamana kalmas ı için) kullanmamak. birinin gururunu k ırmak. büyük bir arzuyla. (yarışlarda) engel. örtbas etmek. Macarca. acı veren. dü şmek/yuvarlanmak. i. asılı. 1. ünlem.o. for -i aramak.. yüzde bir. yüz misli. 3. 2.o. i. yüzüncü. dili 1. çiftçilik. bir şeyin e(ses). avlanmak. i. 2. ıgüçlü kuvvetli.´ni) savurmak. 2. i. 2. s. savurmak. engelci. susturmak.. susmalık. 1.. kapatmak. acıkmış. idareli kullanma. i. k. 2. grevi. engelli. hang 2. gemici feneri. yüz rakam ı (100. açlıkla. yüksek engel. yak ışıklı adam. acele. k ırıcı. k. 1. (bazı tohum ve meyvelerde) (dış) 3. dili çok gizli. 2. 1. i. 1. boylu boslu. avc ılık. 2. kapç ık. av mevsimi d ışında avlanmak. 1. yüz. avc ı. s. hurrah. f. aceleyle götürmek/getirmek. bak. derin sessizlik. i. ünlem Yaşa! f.´s feelings hurt s. engelli ko şuya katılan yarışmacı. yaralayıcı. birinin onuruna/haysiyetine dokunmak. 2. hızla f. i. kuvvetle/h ızla fırlatmak/atmak/uçurmak. yaramayan dış kısm . bo kuvvetli kimse. idareli kullanmak.. n güçlü s. (mı sır başağı ın) kabuk. 2. kararında oybirliğine varamayan jüri. alçak engel. avlamak. aceleyle yap ılan. low hurdles 1. son sürat gitmek. aramak. f. 3. rüzgâr feneri.b. yüksek engelli 110 metrelik ko şu. -e susamak. f ırlatmak. f. h Acele ol!/Haydi! f. av: hunting dog av köpeği. m ısır başağının dış yaprakları. 2. “Yaşa!” diye bağırmak. s. k. engelli yarış: high hurdles 1. bak. acele içinde olan. ızlandet!/Çabuk ırmak. s. av mevsimi. idarecilik. yakalayıncaya kadar peşini bırakmamak. eskimoköpe . susmak. av atı/köpeği. yüz. -i çok arzu etmek. açlık. aç. 1. 1. (bir uzva) zarar vermek. mania. 2. 1. büyük gizlilik. 2. maniacı. 1. i. çabukla ştırmak. 2. 2. f. for -e duyulan büyük özlem/hasret. i. kısiış k 3. i. C). kabuklu. ğuk. i. 2. f. acele ettirmek. 1. bulmak. i. f. sus payı. 2. engelli/manial i. 3. Macaristan. dili iriyar ı. i. f. i. f. 3. iri parça. hunting knife av bıçağı. kasırga.´s pride hurtful hurtle husband husbandry hush hush money hush up Hush! hush-hush husk husky husky s. yağdırmak. i. for -i çok özlemek. 1.

baraka. su korkusu. subilim. bak. i. şırfıntı. s. i. numaracı. suküre. hidroloji. i. çabuk olmak. birini apar topar (bir yere) götürmek. tıb. i. hydrocephalus. hidrosfer. into hustle s. hybridization. deniz otobüsü. bak. i. i. i. hibritleşme. i. acele etmek. 1... 2. turma. ettirmek. i. 2. hileci.. i. önek suya ait. tıb. hidrojen bombas ı. subilimci. ko şuşacele birini apar topar (bir yere) sokmak. oksijenli su. hidrat. İng. i. tıb. i. s. i. i. birini apar topar (bir yerden) ç ıkarmak. hibrit. . hareketlilik. 3. suölçer. f. melezleşme. i. hareketlilik. hidrodinamik.. argo fahişe.hussy hustle hustle and bustle hustle s. f. su ile kar ıştırarak bileşik meydana getirmek. i. hidromekanik. hidroklorik asit. hidrojen peroksit. hidrolik. hidrolik. hidroterapi. s. i. hidro-. 2. su içinde bitki yetiştirme. s. civelek kız. i. k. hidrokarbon. tavşan kafesi. hidroelektrik. i. 1. i. hidrometre. kim. hidroliz... sümbül. i. melezle şmek. out of hustler hut hutch hyacinth hyaena hybrid hybridisation hybridise hybridization hybridize hydrangea hydrant hydrate hydraulic hydraulics hydrohydrobiology hydrocarbon hydrocephalic hydrocephalus hydrocephaly hydrochloric hydrochloric acid hydrodynamic hydrodynamics hydroelectric hydrofoil hydrogen hydrogen bomb hydrogen peroxide hydrologist hydrology hydrolysis hydromechanics hydrometer hydrophobia hydroplane hydroponics hydrosphere hydrotherapy hyena i. fındıkçı. i. ortanca. melezlemek.. dili gözünü dört aç ıp çok çalışan kimse. f. i. f. hidrosefal. hidrojen. i. i. hidrodinamik. hidrofobi. suyuvar ı. yangın musluğu. hidrobiyoloji. melez hayvan/bitki.. İng. suya inebilen uçak.o. i. klorhidrik. bak. hidrolog. i. argo üçkâ ğıtçı. dili gözünü dört aç ıp çok çalışmak.. hyena. bak. sırtlan.. s. 1.. bot. off to hustle s. i. i. hybridize. dümenci. i. i. su tedavisi.o.. hidrosefali. hibrit. deniz uça ğı. iki ayağını bir pabuca sokmak. melez. ko şuşturma. kulübe. s. k. ahlaksız kadın.o. i.

yüksek tansiyon. k ısa çizgi. ipnotizma. hipertansiyon. yüksek. çördükotu. i. 1. hipotenüs. 2. s. hipertermi. hiperbol. hyperbolic 2.. s. 1. isteri. f. hiperboloit. geom. geom. f. varsayımsal. İng. k ızlık zarı. çoğ.. varsayımlı.. bot. i. f. uyutucu. ikiyüzlü. tire ile birle ştirmek/ayırmak.. i. sa ğlıksal. i. hypnotize. histeri. sa ğlık bilgisi. mübala ğa. irileşim. 2.. anat. geom. enjektör şırıngası. hipotetik. geom.. irileşmek. s. tıb. zufaotu. i. . hipotansiyon. hipodermik.. higrometre.poth. önek aşırı. s. ilahi okuyarak kutlamak veya ifade etmek. higroskop. hipotez. f.. tıb. varsayımlı olarak. faraziye.. enjektör. s. hipnotizma. hipoglisemi. enjektör. hiperboloidal. abartmalı.. i.ses (haypath´ısiz) i. geom. ilahi kitab ı. aşırı duyarlı. ipnotizmac ı. irileşme. çoğ. bak. abartma. i. i. --e (haypır´bıli)/--s (haypır´bılız) i. i.. ilahi okumak. i. s. s. hijyenik. s. 1. farazi. aşı iğnesi. hastalık hastalığı. i. s. ilahi. hiperboloit. s. hiperbolik. hijyen. i.. himen.. hastalık hastası. i. hipertrofi.hygiene hygienic hygrometer hygroscope hymen hymn hymnal hyperhyperbola hyperbole hyperbolic hyperbolic hyperbolical hyperbolical hyperboloid hyperboloidal hypercritical hypersensitive hypertension hyperthermia hypertrophy hyphen hyphenate hyphenated hypnosis hypnotic hypnotise hypnotism hypnotist hypnotize hypochondria hypochondriac hypocrisy hypocrite hypocritical hypodermic hypodermic needle hypodermic needle hypodermic syringe hypoglycemia hypotension hypotenuse hypothesis hypothetical hypothetically hyssop hysteria i. enjeksiyon iğnesi. alerjik. s. i. i. hipnoz. ipnotize etmek.. hy. s. i. iğne. s. tire. i. 1. hyperbolic 1. iğne. i. i. enjektör iğnesi. i.. i. ikiyüzlü kimse. tıb. i. aşırı derecede eleştiren. hiper-.. ipnoz.e. geom. varsayım. bak. f.. i. ikiyüzlülük. tıb. tıb. z. 2. i. tireli. 2. uyu şturucu. bak.

I beg your pardon. ben. I don´t mind. Hayret! . I myself am doubtful.... dili 1. i.. Kendi hesab ıma ben inanmıyorum. hysterical. 2. I say! s. diyebilirim ki. zannedersem.: known I should have I should Daha yaşlı olduğunu zannederdim.. ç ılgınca.. Ben bile ku şkulanıyorum. I can´t seem to solve this problem. Haydi yap bakalım. Kendime geldim. I can´t make head or tail of it. I haven´t a penny to my name. Ondan hiçbir şey anlayamıyorum.. pek sanmam. I dare say I dare say I dare you... Hiçbir şey anlayamıyorum. I have had enough of him.... I seem to hear . Fevkalade!/Harika! 2.. k. san ırım. pek sanm ıyorum. .. 2. z. k.. dili çok komik. I don´t give a toot! I don´t like the sound of it. 2. I should have liked .. .: I should Onu tan ımış olmanızı isterdim.!/Bak . I heard it on the grapevine. dili Kula ğıma geldi.: I should like to Senden özür dilemek istiyorum..hysteric hysterical hysterically hysterically funny hysterics I I I shouldn´t think so.. I for one I had better go. Benim için farketmez. I couldn´t help smiling.. I have no idea. Hiç ku şkum yok ki . I can´t make heads or tails of it.. Kendimi gülümsemekten alamad ım. dili Bence bir tahtas ı eksik.. Yemin ederim!/Vallahi do ğru! 2. I don´t doubt that I don´t feel like myself..! won´t work. I don´t give a darn. benden söylemesi/sana söyleyeyim: This plan . Burama kadar geldi... I am proud to know him. bana kalırsa. isterik. k. işitir gibi oluyorum. Gitsem iyi olacak. I am much obliged. ... çoğ./İşin içinden çıkamıyorum. isterik bir şekilde. I doubt whether . 1.. 1. zam... k.. I haven´t seen hide or hair of him. Bana çok pahalıya mal oldu. 1. deli gibi. histerik./Umarım öyle olur. I for one do not believe it. Romen rakamlar ı dizisinde 1 sayısı. Bunu biraz da bekliyordum..!/Baksana İng. s.. dili Dinle . Hem de nas ıl! I should say so! . k.. dili Bana ne!/Bana v ız gelir! k. dili Bana iyi bir şey gibi gelmiyor. have thought her to be older. k./.. dili çok komik: a hysterical joke çok komik bir ş aka. isteri krizi. İng. I feel refreshed. k. 1. Orası kesin! 3. Çok minnettar ım. İyi değilim. Onu tan ımakla iftihar ediyorum. I promise you! Bu plan İng. Affedersiniz.. I´d like to buy a novel. Roman almak tell you I´m sorry. Hiçbir fikrim yok. kriz. Bu sorunu çözebilece ğimi sanmıyorum. I don´t think he´s all there. İzi tozu yok. belki. I hope so. I feel like resting. istiyorum. Bana vız gelir. bak. I kind of expected it. have liked youthought to have. I promise you! I say .. Canım dinlenmek istiyor. Hiç param yok. İnşallah./Keyfim yok. I paid through the nose for it.. Zannetmiyorum. I should like .. İtirazım yok..

Hay Allah. Öyle zannediyorum. Aşkolsun! I´ve a sinking feeling you´re right. I thought as much. İşin ayrıntılarına girmeyeceğim.. Iceland Icelander Icelandic ID card If he hasn´t done it again! If I only knew! i. Burada kalmayı tercih ederim. Gidiyorum artık.. I was under the impression that . Müsaade ederseniz . it. İzlandalı. Bu vesileyle hepinize te şekkür etmek istiyorum. İzlanda´ya özgü. I won´t hear of it. Ne bileyim ben! Hiçbir bilgim yok.. I will not labor the point. İzlanda. If it weren´t for you . yukarı tükürsem bıyığım./Bilmiyorum. Öyle zannediyorum. I´m surprised at you.. Elimden geleni yapar ım.. Bir sözü pekiştirmek için kullanılır: I swear I didn´t do it! Vallahi ım! yapmad Öyle zannediyorum. dili Be ğensen de bir. argo Pestilim çıktı!/Bittim! Aşağı tükürsem sakalım. I think so. Zaten bunu bekliyordum.. I´m pleased to meet you.. Keşke bilseydim! Siz olmasayd ınız . k ıs.. I would like to take this occasion to thank you all. Öyle zannediyordum ki . kimlik kartı.. I´ll go along now. I would/should. . dili Bu İng.. 2. If you don´t like it you can lump k... I treated myself to a new dress. 3. . beğenmesen de./İzninizle . never saw the likes of it. k. yine ayn ı şeyi yaptı. dili ğı da igeldim. I have. I would not know! I wouldn´t know. with them. Saçımı kestirmek istiyorum. Bu kadar ı yeter../Bana öyle geliyordu ki .. She is on the verge of accepting our İş teklifimizi kabul etmek üzere.. İngiliz alfabesinin dokuzuncu harfi. İzlandaca. dili Vay anas ına! Bir iki dakikaya kadar gelece ğim. i./I Benzerini hiç görmedim. kimlik. İzlanda. I swear . s.. dili Kellesini uçuraca ğım!/Derisini yüzeceğim! I´ve been had./Herhalde. Korkarım haklısın. Tanıştığımıza memnun oldum. 2... I want a haircut. argo Hay Allah! Olur şey değil!/Allah Allah! k.. If it´s just the same to you. I´d sooner die! I´ll be buggered! I´ll be damned! I´ll be jiggered! I´ll come in a minute or two. i. Yaptığına şaşırıyorum. 1. 1./Hiç şaşırmadım.. k ıs. k ıs. I am. Kabul etmem. 1. I want no more of it. İzlandaca. İzlandalı. I´ll have his head/hide! I´ll thank you to keep out of this! I´m buggered! I´m on the horns of a dilemma.../Sözü uzatma. İ. job offer./Herhalde.. i. If you don´t mind. k. Ölmeyi tercih ederim! İng.. Üçkâ şe burnunu sokmazsan iyi olur! k..I should say so. I was on the verge of leaving when he arrived. O geldiğinde ben gitmek üzereydim.. I should think so. I´ll do my level best.. Paraya k ıyıp kendime yeni bir elbise aldım. 2. i I`d I`ll I`m I`ve I´d just as soon stay here. I. I´ve half a notion to give you a Sana dayak atas ım geliyor! hiding! I´ve never seen the like of it.. I will/shall. k ıs. I had../ İzin verirseniz . I´ll go Senin için farketmezse onlarla giderim..

Numaras İslam. hintfulü. 3. . İrlandalı. s. İran. Iraklı. uluslararas ı standart kitap numarası. 1. Kızılderililere özgü. İsrail´e özgü.ILO IMF Indeed! Independence Day India India ink Indian Indian corn Indian file Indian hemp Indian lotus Indian meal Indian rice Indian summer Indian yellow Indochina Indochinese Indo-European Indo-European languages Indonesia Indonesian Inner Mongolia International Standard Book Number Internet Interpol IOU Iran Iranian Iraq Iraqi Ireland Irish Irish coffee Irish Gaelic Irishman Irishwoman Iron Curtain Is he the man for the job? ISBN Islam Islamic Islamise Islamize Israel Israeli It appeals to the eye. 2. İrlandalı. İranlı. s. Irak. It comes to the same thing. i. tar. 1. i. 1. İrlandaca. çini mürekkebi. s. İrlandalı erkek. üstüne krem şantiyi konulan viskili ve şekerli kahve. İranlı. İran. Müslüman. International Standard Book Number (Uluslararası Standart Kitap ı). Demirperde. 2. s. İrlandaca. I owe you size olan borcum.rish./Göze güzel görünüyor. K İng. i. Hintli. s. K ızılderili. mıısır unu. mısır.nese) Çinhintli. 2. İrlandalı. Ba ğımsızlık Günü (4 Temmuz). İng. çoğ. 1. 1.chi. i. İng. İrlandaca. i.B. 2. Müslümanl ık. Irak. İslamize.D. hintpirinci. Aynı kapıya çıkar. çoğ. Endonezyalı. İsrailli.en (ay´rîşwîmîn) i. Çinhindi. İrlanda´ya özgü. s. s. Hint. Göze hoş geliyor. the International Monetary Fund (Uluslararası Para Fonu). i. hintkeneviri. s.rish.. Hint-Avrupa dil ailesine ait. Çinhindi´ne özgü. International Labor Organization (Uluslararası Çalışma Örgütü). Hindistan. Iraklı. İslami. i. i. İnterpol. pastırma yazı. İsrail. i. i.wom. O bu işin adamı mı? k ıs. tek s ıra (yürüyüş). 2. İrlandalı kadın. k ıs. Çinhindi. İrlanda. borç senedi. i. bak. Hindistan. İslam. İrlanda. 4. Irak´a özgü. 1. k ıs. İsrail. Hindistan´a özgü. i. I. i. Endonezya. i. f. 1. Öyle mi? A.men (ay´rîşmîn) i. İsrailli.. I. İslamlaştırmak. 2. İç Moğolistan. hintsarısı. İslamiyet. Endonezya´ya özgü. k ıs. ızılderili. i. Kızılderili. (çoğ. Endonezyalı. Endonezya. Çinhintli.do. Hintli. İndonezya. İran´a özgü. İslamlaşmak. İrlanda kahvesi. 2. 3. Hint-Avrupa dilleri. 2. s. 1. i. i. In. f.

..... Elimde de ğil. It gives me a kick..). Anlaştık! Benim için bir zevktir. Hepsi iyi ho ş ama ..... Allah verince ya ğdırır. Beş para etmez./Her şey iyi güzel de . Çok yazık! k. Onun önemi yok..It dawned on me../Farketmez. Eskisi kadar işe yaramaz.. Tüylerimi ürpertiyor. It is rumored that .. Büyük bir olas ılıkla . Yak ışık almaz.. Müstahaktır!/Oh olsun! Müstahaktır!/Oh olsun!/Ettiğini buldu! (that) . -diği söyleniyor. It is an ill wind that blows nobody good. Söylentiye göre . Sadece bir zaman meselesi. dili Yüzde yüz olacak bir şey!/Sağlam bir iş bu! Onun hayatta kalmas ı bir mucize. It´s a change for the better.. It was just one of those things.” “Gelecek “Tabii./Bana v ız gelir./. It´s anybody´s guess. It is reported that . isn´t it? İyi ettiniz! (Cevaben söylenir. It´s become indispensable.: mi?” Unless you neden pay him a decent salary. It was like this../Galiba ..... It makes no difference. Önemi yok./Ho şuma gidiyor. imi ş gibi.´nde) diyor ki ... It is more than probable that .. Bana zevk veriyor.. k. It never rains but it pours..... It is only a question of time. It is neither here nor there. Yağmur yağacağa benziyor. Saat bir buçuk..b. It doesn´t matter. It´s about time! It´s all very well but . Kısmen doğru.. Böyle yapmak âdettir.. 1. dili Benden bunu istemen biraz fazla.. dili Jeton hâlâ dü şmedi.. It isn´t done. Beni etkilemiyor. It serves him right! It serves him right! It stands to reason It stands to reason that ../Mesele onda de ğil. Ne yapalım? Kısmet! Böyleydi. dili Tan ıdık gibi geliyor.. Farketmez. It requires qualification.... 2... Artık onsuz olmaz. Sanki . It´s a bit thick of you to ask me to İng. gibi görünüyor.. Hiç de öyle de ğildi! . It rings a bell It says here that .. Burada (gazete.. Kuvvetle tahmin edilen bir şey için kullanılır: “Will she come?” “It stands reason she will. It leaves me cold. Aksilikler hep üst üste gelir. değil mi? do this. k. It isn´t worth a farthing. It is beyond my power. ../Bana bir şey hatırlatıyor. It is usual to do so./Hiç hoş bir şey değil. It still hasn´t penetrated.. -e göre tabii ki .. Kesin olarak kimse bilmiyor. It looks like rain... It would seem that .). dili Çok kolay bir şey!/İşten bile değil! It´s a cinch! Yazıklar olsun! It´s a crying shame! It´s a deal! It´s a pleasure. Artık eskidi. Mantıkto ş vermedikçe it stands to reason he won´t work hard. kitap v.. Nihayet! (Sitem belirtir.. It seems as if/as though .. It was nothing of the kind! Kafama dank etti. It is half past one. It has seen better days.. It makes my flesh creep. gelmesin?” diyor ki ./Rumor has it that .. (with me). Ona makul bir maa k.. It has seen better days. It´s a real pity! It´s a sure thing! It´s a wonder she´s still alive. Her işte bir hayır vardır.. k...

2. dili Bana ne! Kendini içkiye vermesi şaşılacak bir şey değil. . It´s not within reach. i.: It´s no go. k. Hiç anlayam ıyorum. 5. k. It´s one o'clock. buz tutmuş (liman). Kolay iş değil. 1. It´s prohibitively expensive.külah ı. 1. s. 2. 2. k ıs. k. 1. dili Bundan sonras ı kolay. Külah içinde dondurma ı. üzerine krema sürülmü ş (pasta/kek). buzlu: iced tea buzlu çay./Ahım şahım bir şey değil. k. i./Ha Ali Hoca. dili buzdolab ı. (over/up) buzlanmak. s. karar ından vazgeçmiyor. İtalya. Kapasitesi ona yetmez. buzul. moda! şHoca imdi çok O It´s the rage these days! It´s time for school. k. i. s. Şakaya gelmez. the other. Fildişi Kıyılı. İtalyanca. It´s no joke. It´s nothing special. Pek bir özelliği yok./Yanına yaklaşılmaz. It´s no skin off my nose! It´s no wonder he took to drink. It´s just the thing! It´s my treat. Aslında şehrin sınırları dışında. 2. i. küçük She buz was kalıbeating isfilt. i. ice-cream3. buzda ğı. uzun saplı tatlı kaşığı. Tam vakti. i. Olmuyor./İkisi aynı kapıya çıkar. 4. buz hokeyi. 1. aysberg. Okul zaman ı geldi./Şakaya gelmez. It´s not humanly possible. İşin şakası yok. buzda so ğutmak. It´s no laughing matter. s./Şakası yok. etraf ı buzlarla çevrili (gemi). Olmuyor. s. i. İtalyan. It´s plain sailing from here on. f. 1. dili Tam arad ığımız şey! Ben ısmarlıyorum. Fildişi Kıyılı. O kadar pahalı ki kimse alamaz. It´s time for Sıra sende. buz hokeyi. buzlu şerbetten yapılan tatlı. It´s high time. 2. donmak. 2. s. buz k ıracağı. he won´t change his mind.It´s Greek to me. dili O bana göre de ğil./Zaman ı geldi de geçti bile. Italian Italy IUD Ivorian Ivory ice ice cream ice cube ice field ice hockey ice hockey ice pack ice pick ice rink iceberg icebound icebox icebreaker icecap ice-cold ice-cream soda iced iced-tea iced-tea spoon i. üstüne soda dökülmü ş dondurma. buz gibi. It´s not my cup of tea. buzlarla kaplı. üzerine krema sürmek. Saat bir. k. cone 1. Fildişi Kıyısı´na özgü. dondurmak. Fildişi Kıyısı. 2./Şakaya gelmez. dondurma külah: an ice-cream cone. It´s no go. It´s no joke. dili İnsanoğlu bunu yapamaz. 1. buz. It´s six of one and half a dozen of k. buzk ıran. buz torbas ı. It´s outside the city proper. i. El altında değil. intrauterine device. dili Aralar ında hiç fark yok aslında. It´s not within her capacity.. ha Ali. dondurmayla dolu dondurma.. It´s your turn. buz pateni alan ı.

idealist. hüviyet. tuhaf özellik.. yerle ıcı. z. gelenek i. i. 1. i.h. mat.. . tar./s. ikon k ırveya şmi ş inanç. kapl ı. 1.h. s. ikon k ırıveya şmiş inanç. asılsız (söz/vaat/tehdit). kurumlara karşı çıkan/saldıran kimse. -in kim/ne/kimin oldu ğunu tespit etmek/saptamak/söylemek. idealizm. kimlik cüzdanı. idefiks. f. 1. i. z. avara dişlisi. ayrıksılık.icicle icing icon iconoclasm iconoclast iconoclastic icy idea ideal idealise idealism idealist idealistic idealize ideally idée fixe identical identical twins identically identification tag identify identify s. f. (biriyle) özdeşleşmek. sabit fikir. kendini (biriyle) özde şeyin . s. idealize. özde şlik. buz gibi. idealle ştirmek. 2. 1. boş (vakit). idil. i. ruhb. 2. 2. ikon k ırıbuz s. kurumlara karşı çıkan/saldıran. 1. özdeş..b..t. lemeyen (makine). putperestlik. saplantı. 1.h.. f. buz saça ğı. 1. ülkücülük. 1. tembel. ask. tar. f. i. avara kasnağı. dangalak. tar. 1. ideal. boş. ayn ı şekilde. f. kimlik kartı. i. idolize. i. 2. ideoloji. aynen. with identity identity card identity crisis identity disk ideological ideologist ideology idiom idiomatic idiomatically idiosyncracy idiot idiotic idle idle away time idle hours idler idol idolater idolatry idolise idolize idyl idyll idyllic i. tabir. i. 2. s. bak. pastoral. 2. i. ask. i. ikonoklast. idilik. i. bak. z. kimlik. put. 2. buzlu. mak. putlaştırmak. 2... mat. gelenek veya kurumlara karşı çıkma/saldırma. buz. ideal. b. fels. i. boşta. i. 3. i. ideal olarak. künye. ikonoklazm. iş zaman öldürmek. ile ş ilgili olduğunu düşünmek. özdeş ikizler. ülküsel.. i. with leştirmek. ideolojik. tapınmak. 1. geri zekâlı. yerle şmiş inanç. 4. 5. idealist. ikon. mak. saçak buzu. (bir dilin) ifade tarzına uygun. birinin/bir i. s. 2. aylak. sanki bir idilden al ınmış. a ğız. bak. ideolog. kimlik bunalımı. i. b. 2. f. 1.ikonoklast. boş gezen kimse. mükemmel. 2. tuhaflık.. yerle cı. ideal.. boş vakit. ülkücü. dü şünce. (bir dilin) ifade tarzına uygun olarak. eksantriklik. 2. fikir. (bir gruba özgü) dil. putperest.. idyll. i. sanem. gelenek s. (motor) rölantide/avarada çalışmak. cılık. s. fels. (with/to) (ile) ayn ı. i. buz salkımı. (pasta ve kek üzerine sürülen) krema v. dangalak. deyim.o. (kolye zincirine tak ılı) künye. kar dişi. 2. s. 1. s. fels. geri zekâlı.. İng. 1. İng.. b. ülkücü. işsiz. ikona. 3. çok sevilen kimse/ şey. s. ülkü.

s. yanlış. bayağı.. bilgisizlikten ileri gelen. i. terbiye görmemiş. yasadışı. mantıksız. alçaklık. cehalet. ate şleme düzeninin açılıp kapanmasını sağlayan aygıt. yanlış. s. yolsuz. gerekirse. hastalık.ie if if ever if need be if not if only if perchance if push comes to shove/if it comes to the push if worst comes to worst if you please iffy igneous ignite ignition ignition key ignition switch ignoble ignominious ignominy ignoramus ignorance ignorant ignore iguana ileum ilex ill ill at ease ill will ill will ill-adapted ill-advised ill-bred ill-disposed illegal illegibility illegible illegitimate ill-fated illiberal illicit illiterate ill-judged ill-mannered ill-natured illness illogical k ıs. . kötü huylu. ateşleme tertibatı. i. s. pek bilgisi olmayan. oto. 2. 1. kaba. dili çok gerekirse. En kötü ihtimal gerçekle şecek 1. rahats ız. rahatsızlık. 2. fena. cimri. ise. s. id est yani. mantığa aykırı. şerefsiz. aksi takdirde. we rica can ederim. 1. yeşilmeşe. s. dar görü şlü. pırnar. yanmak. fenal huzursuz. uğursuz. il. içi ırahat olmayan. s. husumet. 1. düzensiz. kara cahil. 2. (worse. kültürsüz. i. 1. f.. s. de ğilse. boş vermek. cahil. bilgisizlik. çoğ. dili şüpheli. kötü niyet. huysuz. anat. s. 2. kontak anahtar ı. 1. Keşke bilseydim. keşke: If only I had known. terbiyesiz. talihsiz. s. zarar. 2. demek ki. s. okunaks ızlık. s. i. şart. gayrime şru. k. 2. i. always live in the cave. s. i. bilgisiz. worst) 1. cahil. yasad ışı. şayet.e. f. 1. k. 1. i. ateş almak. ald ırmamak. bağ. i. s. iguana. şayet. 1. yüz k ızartıcı. illegal.a (îl´iyı) i. okuma yazma bilmeyen. 2. alçakça. s. ateşleme. ters. i.. ateşlemek. 1. oto. 2. 1. haram. evlilikdışı. 2. s. olmazsa. ters. bilgisiz. s. 3. rezalet. caiz olmayan. bot. kıvrımbağırsak. çobanpüskülü. uygun olmayan. zool. 2. tutuşmak. s. şayet. s. en kötü ihtimal gerçekle şecek olursa/gerçekleşirse: If worst comes to worst. yolsuz. hintkertenkelesi. püskürük (kütle).. s. cahillik. Iguana iguana. kontak. a şağılık. 1. yakmak. uymayan. bilmezlikten gelmek. hasta. namussuzca. eğer. k. 2. 2. oto. yanlış düşünülmüş/tasarlanmış. serke ş. eğer. 2. alçak. tutuşturma. lütfen. belirsiz. 3. bahts ız. s. tutu şma. sakıncalı. yasad ışı. kötülük. p ırnal. okunaks ız. s. okumam ış. kötü. soysuz. isterseniz. i. tutuşturmak.

do ğrudan doğruya. toyluk. imgecilik. jeol. aptal. betimleme. 4. s. ölçülemez. i. i. 2. 3. hayal ürünü. hayal. 1. imgeci. i. (birini) örnek almak. 2. z. 1. resim. s. 1. me şhur. (bir şeye) doğrudan yol açan neden. içmek. i.ill-omened ill-starred ill-timed ill-treat illuminate illuminating illumination illusion illusive illusory illustrate illustration illustrative illustrator illustrious illuvium image imagery imaginable imaginary imagination imaginative imaginatively imagine imagism imagist imbalance imbecile imbecility imbibe imbue imitate imitation immaculate immaculately immanence immanent immaterial immature immaturity immeasurable immediate immediate cause immediately immense immensely immensity s. hayal. lekesiz olarak. yakın. içkin. acil. olgun olmama. önemsiz. uğursuz. f. hayal gücü. 1. kapmak. haml ık. s. il. olmamış. s. kusursuz. şimdiki. olgunla şmamış. 1.lu. s. imgelem. zannetmek. şerefli. s. 2. hayal gücüne dayanarak. aldatıcı. iyi planlanmış. 1. çok büyük. emmek. put. s. konu d ışı. taklit etme.. i.. örnekleyen. (kitabı/yazıyı) tezhip etmek. hayal etmek. f.vi. mevsimsiz. zamans ız. 1. imaj. resimlemek. özümsemek. 2.. f. geri zekâlılık. s. 2. taklit. öğrenmek. derhal. 2. göz önüne getirilebilir. ışıklandırmak. tezhip. görüntü. 2. . i. ölçülemeyecek kadar büyük/çok. şanlı. 3. lekesiz. 3. toy. 1. aydınlatmak. tertemiz bir şekilde. aydınlat i. s. taklidini yapmak. i. 2. sanmak. aydınlatma. ilüvyon. imgesel. i. so ğurmak. 2. ham. bahtı kara. f. 1. kötü davranmak. 1.a (îlu´viyı)/--s (îlu´viyımz) i. uçsuz bucaks ız olma. 2. çoğ. hayal. imgelemek. taklit etmek. ıcı. içkinlik. 3. 1. s. s. i. 2. illüstratör. çok büyük olma. z.. 1. illüzyon. 2. hemen. dengesizlik. 1. 1. i. sonsuz. 2. asılsız. 2. talihsiz. gayet. s. fels. vakitsiz. f. 3. 3. hayali. i. i. uçsuz bucaks ız. 2. 2. s. 3. örneklemek. ünlü. f. s. 1. tasar ımlamak. s. 1. i. 1. z. imge. 2. (birini/bir konuyu) ayd ınlatmak. z. yarat ıcı. f. asılsız. örnek. geri zekâlı. s. tahmin edilemeyecek boyutlarda. fels. 2. with (fikir) a şılamak. 1. 1. pek çok. aptallık. s. illüstrasyon. hayal edilebilir. i. 4. maddi olmayan. çizer. tertemiz. s. aldatıcı. 3. s. kocaman. gelişmemiş. yanılsama.. hayal gücü kuvvetli. 2. kuruntu. i.

elektrikli su ısıtıcısı. f. 1. f. hareketsiz. to -e vermek. s. i. değişmez. bak. sabit. hırslandırmak. f. ahlaks ızlık. ölümsüz. muhacir. i. to -e kar şı4. 1. i. f. engellemek. ırmak. İng. kusursuz. s. çileden çıkarmak. s. yansız. derin düşüncelere dalmış. i. f. i. ahlaka aykırı. gayrimenkul. 1. kolay şınmaz. tarafs ızlık. çene kemiğine kaynamış diş. i. daldırmak. söylemek. 1. pekiştirmek. k ımıldatılamaz. f. göç etme. f. f. s. 2. kördüğüm. utanmaz. dişçi. 2. etki. İng. afacan çocuk. ta ba ğışık. 1. bozmak. f. çarpışma. 3. dili elektrikli su ısıtıcısı. ebedi. f. suya batırmak. coşturmak. ahlaks ız. sabit. ölçüsüz. 3. 2. sabırsızlık. s. dald ırma. haddini bilmez. s. 2. ölümsüzlük. ateşli. f. duygularını açığa vurmayan. 1. s. immortalize. 2. yakın. bak. heyecanland heyecanlı. huk. i. ölümsüz varl ık. f. aşırı. vuru ş.. değişmez. s. kazığa oturtmak. coşkulu. 1. İng. çıkmaz. 1. İng. geçilmez. 2. bağışıklık. sabırsızlıkla. batırma. f. 1. (devlet memurunu) mahkeme önünde suçland ırmak. tespit etmek.. açmaz. i. tarafs ız. şeytanın art ayağı. huk. göç etmek. küçük şeytan. sonsuz. s. k ımıldamaz. yerinden oynamaz. z.. geçit vermez. s. i. 2. 3. s. edepsiz. (to) (-e) bildirmek. sabırsız. dalma. sıkıştırmak.. s.immerse immersed in thought immersion immersion heater immigrant immigrate immigration imminent immobile immobilise immobility immobilize immoderate immodest immoral immorality immortal immortalise immortality immortalize immovable immune immunise immunity immunize immutable imp impact impact impacted tooth impair impale impart impartial impartiality impassable impasse impassion impassioned impassive impatience impatient impatiently impeach impeccable impecunious impede f. s. kazıklamak. göçmen. tez canlı. k ımıldayamaz duruma getirmek. suçlamak. 2. ebedileştirmek. i.. paras ız. batma. immunize. kazığa vurmak. from/to -den muaf. ars ız. 2.. 2. i. zayıflatmak. s. immobilize. yak ında olmasından korkulan. 1. (against) (-e kar şı) bağışık kılmak. İng. kızdırmak. . s. i. hareketsizlik.. k. ölümsüzle ştirmek. açık saçık. a şılmaz. i. s. yansızlık. dalgın. dokunulmazlık. etkilenmez. bak. f.

tlamak/dikmek. dürtü. mim. (birini) (olumsuz bir şeye) ışt ırma. zorunluluk. 2. emretmeyi seven. 1. z. 1. pişmanlık duymayan. bozulmaz. (--led. yayılımcı. (yasa.b. ştiri v. istifini bozmayan. tıb. s.´ni) dinlemez. emir.b. emperyalist. to (su. nüfuz edilemeyen. saklı. eksik.b. 2. dilb. 1. şiddetli. s. 1. Duman ate şi içerir. emperyalizm. i. 2. küstah. taklit etme. i. yok olmaz. buyurgan. s. i. güdü. 1. itmek. seçilmez. tıb. çözülemeyen (sav. dolaylı olarak kar s. emir belirten. 2. olmas ı yakın. 3.b. yatıştırılmaz (öfke. f. implantasyon. geçici. 1. yürürlü ğe koyma. zorunluk. 2. temkinli. hissedilmez. Allaha kar şı saygısız. 2. 1. f. s. alet. 3. 3.). içinden geçilmez (kale). 1.impediment impel impending impenetrable impenitence impenitent imperative imperceptible imperfect imperfection imperial imperialism imperialist imperialistic imperil imperious imperishable impermanent impermeable impersonal impersonate impersonation impertinence impertinency impertinent imperturbable impervious impetuous impetus impiety impinge impious implacable implant implant implantation implement implement implementation implicate implication implicit implicitly implore imply impolite impolitely i. 1. s. --ling) sürmek. noksan. zorunlu şey.. kalıcı olmayan. s. 3. güç. özür. dikmek. 3. s. i. hava v. beraberinde getirmek: s. s. 4. implantasyon. s. 2. ağırbaşlı. engel.b. i. imparatorlu ğa ait. i. implantasyon yoluyla şı a ıb. i. 1. 2. on/upon -i etkilemek. delinmez. 1. araç. kaba.. 3. 2. 2. z. yayılımcı. f. engel.edilmeden anla şılan. kulak dü şünmeden i. (ö ğüt. f. terbiyesiz. 2. terbiyesizce. 3. to (ya ğmur/hava) geçirmez. amirane. 2. s. tam. piimkâns şmanlıkız duymama. aplikasyon. zorunlu. kesin: implicit trust tam güven. 2. f. farkedilmez. 2. (taahhüt. akl ına sokmak. 2. s.b. pişman olmayan. mecburi. s.´ni) yerine getirmek. to (korku.b. küstahlık. emreden. 1.´ne) asmaz. v. ima edilen. i. s. s. keçisakalı. 2. söz. taklit etmek. pişman 4. ele yap ılan. yürütme. terbiyesiz. 1. 1. temsil etmek. ifade lan. soğukkanlı. ima etmek. 1. çürümez. çabuk. s. mâni. eksiklik. canland ırmak. 2. yay ılımcılık. i. 1. kusurlu.şı dolayl f. f. impertinence. 2. (dolaylı olarak) göstermek. defolu. 5.´ni) geçirmez. anla ı olarak. s. canland ırma. s. hava geçirmez. s. -e işaret etmek. yerine getirme. nefret v. kişilikdışı. uygulamak. münasebetsizlik. i. karar ğe koymak. sevketmek. belli belirsiz. tamam ıyla. i. aşılamak. 1. uyarı. geçirimsiz (toprak). 2. 1. 2. 1. yalvarmak. kusur. Allaha kar şı saygısızlık. sugeçirmez. i.). s. 1. plan v. 1. içermek: Smoke implies fire. 3. ele ştiri v. girilmesi olmama. --ing/--ling) tehlikeye atmak. (birini) (olumsuz bir şeye) karıştırmak. zor. 4. 1. aceleci. f. i. amansız (düşman). şahane. imparatora özgü. şiddet. münasebetsiz. 2. hızl ı. . dilb. 2. kaba bir şekilde. görülmez. (--ed/--led. imparatorluk sistemi. to (ö ğüt. emperyalist. 3. f. kişisel olmayan. sert. (bir şeyin içinde) saklı olan anlam. i. bitmemi ş bir eylemi gösteren (zaman/fiil). sır v. (orman). i. bak.´ni) yürürlü i.

tartıya gelmez. z talep. 2. hassas. 4. kazan ılamaz. ithalat izni. ağırlığı olmayan. hapis. i. vergi. (kitapta) yayınevinin adı. s. geçilmez. hapsetmek. 6. rahats s. with (fikir) a şılamak. elverişsiz. iktidars ızlık. 1. f. -e (vergi) koymak. 1. zayıf. i. etkili. 1. emdirmek. 3. önem. şaşırtıcı derecede. 2. i. 1. etki. s. iz. âciz. 1. i. s. etki. ithal malı. izlenimci. 2. 1. 1. i. 2. uygulanamaz. pratik olmayan. 4. (ceza) vermek. 3. 2. 1. ithalat. bask ı. s. etkileyici. 1. zaptedilemez. i. 5. güçsüz. imkânsız.. 2. özensiz. anlam. önem. mantıksız. f. 2. f. 2. f. 1. haks ızlıık. on/upon 1. hapsetme. kolayca etkilenen. f. iktidarsız (erkek). i. s. izlenim. ız etmek. çok ısrarlı. kullanışsız. çetin 2. 2. (zorla) yüklemek.. i. görkemli. beceriksiz. s. nak şetmek. 2. i. 2. ithal izni. kabalık. 1. z. hile. sahtekâr. empresyonist. 2. titiz olmayan. damga. (on) 1. 6. gebe b ırakmak. fakirleştirmek. i. etken. zorla kabul ettirme. i. yap ılamaz. i. emprenye etmek. kim. f. heybetli. itibarl ı. 2. impotence. (vergi) koyma. ithalat ve ihracat. resim. s.(yol). . 5. olanaks s. 7. olanaks ız. imkâns ız bir şekilde. kuvvetini kesmek. 3. uygulanamaz. 2. aşırı duyarlı. 1. 1. f. 1. yük. d ışalım. kesin olmayan. etkilemek. i. 1. isabetsiz. f. 1.impoliteness impolitic imponderable import import import duty import license/permit import permit import quota importance important importation importer imports and exports importunate importune impose imposing imposition impossibility impossible impossibly impost impost impostor impotence impotency impotent impound impoverish impracticable impractical imprecise impregnable impregnate impress impression impressionable impressionism impressionist impressionistic impressive impressively imprint imprint imprison imprisonment i. empoze etmek. nüfuz. 2. empresyonist. (damga/mühür) basmak. (damga) basmak. 3. nüfuzlu. 5. (zihnine) sokmak. 4. etkileyici bir şekilde. üzengita şı. terbiyesizlik. 2. zorla kabul ettirmek. harç. bask ı. i. 1. kanunen el koymak. s. önemli. ısrarla istemek. ithalat vergisi. izlenim. 3. önceden kestirilemeyen f. i. yoksulla ştırmak. 3. ithal etmek. 2. 2. 3. izlenimci. 4. döllemek. damga. i. 3. s. izlenimcilik. on/upon akl ına sokmak. bak. s. ceza. 1. 4. duyguları etkileyen. ithalatç ı. mim. zahmet vermek. imkânsızlık. güçsüzlük. a ğıla kapamak. doland ırıcı. i. etki. ölçülemeyen. pratik olmayan. 2. empresyonizm. zahmet. itibar. ithalat kotas ı. dikkatsiz. haczetmek. 4. s. permi. uygunsuz. isteğinde çok ısrar eden. yap ılamaz. 6. s. elverişsiz. 3. z.

3. moda. doğaçtan. düzeltmek. dolaylı yoldan. 2. 2. aceleyle.improbable impromptu improper impropriety improve improvement improvise imprudence imprudent imprudent impudence impudent impugn impulse impulsive impulsively impunity impure impurity impute in acknowledgment of in in in in in a bad way in a big way in a breeze in a coon´s age in a daze in a ferment in a flash in a good light in a hurry in a jiffy in a lather in a lump sum in a manner of speaking in a monotone in a nutshell in a roundabout way in a sense in a slapdash manner in a small way in a small way in a state of undress in a trice s. 1. tedbirsizlik. k. tepi. s. 1. kar ışık. elinde. uygunsuz. saflığı bozan şey. improving. doğaçtan/irticalen ılan. baştan savma. yüzsüzlük. pis. 3.gözde. monoton bir şekilde. evde. çabucak. hazırl ıks ız olarak. 2. gelişigüzel. katışkı2. gelmiş. ihtiyats ızlık. sersem sepelek. yak i. -in karşılığı olarak: in acknowledgment of his years of service yıllarca i hizmetin kar-da: şılığıin olarak. tehlikede. 1. 2. içeri do ğru yönelen. -a: Put it in içine. 2. düşünmeden. madde. kirli. f. kirlilik. 2. içeriye. düzelme. 1. 4. birdenbire. kötü bir durumda. k. s. 1. -de. çok moda olan. pe bir anlamda. s. karınca kararınca. dili karga şalık içinde. ihtimal d ışı. azıcık. i. 1. in the envelope zarf ın içinde. verdi edat ğ 1. 3. yüzsüz. olmayacak. bir anlamda. haz çirkin. 3. 2. -da. 3. katışık. murdarl ık. 2. düzelmek. uygunsuzluk. s. z. hazırlıksız. 2. k. küstah. çok hasta. ihtiyats ız. 2. f. ırlıksız. dili bir anda. dili çoktand ır. pislik. lığı düzeliyor. arsızlık. şında. k. 2. 5. gelişmek. 5. peşin ve taksitsiz olarak: I can pay for it in a lump sum. Parasının hepsini şinen ödeyebilirim. dili küçük çapta. i. içinde. bir ç ırpıda. tedbirsiz. (bir şeyi) iyimser olarak (görmek). dili heyecanlı. görev ba3. üstüne yıkmak. yola girmek: Özhan´s health is ın sağ2. . düzeltme. katışıklık. vermek. içeride. 3. piston. geli ştirmek. murdar. 2. yıldırım hızıyla. 3. kolaylıkla. 1. mevsimi z. 2. dili 1. çabuk çabuk. i. iktidardaki. yüklemek. ars ız. 3. -de. dolambaçlı yoldan. epeydir. f. iç. s. k. doğaçtan çalmak. -e. düşüncesizce davranan. ilerleme. yabancı . itki. 1. s. küstahlık. s. 1. yetkili kişi. i. ruhb. hemen. Cebine koy. yani. i. sesini alçaltıp yükseltmeden. dolaylı olarak. geli f. 4. k. 1. the box kutuda. yoluna koymak. ihtiyats ız. 1. çıplak. s. içine. (hazırlık yapılmadan) o anda yapılan. irticalen. tedbirsiz. anında uydurmak. atfetmek. your pocket. az ve öz olarak. yap ışıksız. geli şme. cezadan muaf olma. i. Özhan´ ştirme. içinde. ilerletmek. i. itici güç. tepisel. dili torpil. uydurup yapmak. k. iffetsiz. z. ani bir istek. k. yalanc ı çıkarmak. dili büyük çapta. 1. 1.

danışman olarak. pe şin olarak. i. -e uygun olarak: Is this in accordance with your wishes? Bu isteklerinize göre mi? I acted in accordance with your instructions. güpegündüz. 2. bol/çok miktarda: There were pears in abundance. 2. 2. çiçek açm ış. tamamen aralar ında kalmak üzere. I can work late. ile beraber. 2. bir bak ıma. -e ilaveten. büyük bir ihtimalle/olas ılıkla. birlik içinde. -e göre. kâh içeride. açık. 1. zaten: In any case you couldn´t have herhalde. zaten: In hiçbir şdinner. -e göre. her halükârda. hakikaten. gizli celsede. 1. çok düzenli bir şekilde. orada ol.yazılı olarak. . k ısaca. özetle. fazla olarak. soğukkanlılıkla. her halde: In any event I´ll see you at Billur´s ekilde.emergency acil durumda. uyum içinde. Her halükârda Billur´un yeme ğinde görüşürüz. ne olursa olsun. sözü geçen. mucibince. sefere hazır (gemi). hep birlikte/beraber. alfabetik sıraya göre. halinde: In case of fire press this button. ileride. takdirde: In case it´s necessary. toplam. (bir şeyin gerçekleşebileceği) düşüncesiyle. toplantıda. her halde: In any case you be there. aralarında: two houses with a yard in between aralarında bir bahçe olan iki dili ev. Gerekti ği takdirde geç vakte kadar çalışabilirim. k ılını kıpırdatmadan. ne olursa 1. alfabetik olarak dizilmi ş. Çok miktarda armut ı. sözün k ısası. 1. yararına. tamam ı. ambalajsız. hepsi. -e uygun olarak. toplam olarak. uyarı niteliğinde bülten/duyuru. -e ek olarak. vard -e uyarak. ne olursa olsun. amir. işe hazır. Yang ın anında bu düğmeye ı n. kötü durumda. -e nazaran.in a twitter/all in a twitter in a way in a word in a/one body in absolute privacy in abundance in accord with in accordance with in actuality in addition to in advance in aid of in all in all in all probability in alphabetical order in an advisory capacity in and out in anticipation of in any case in any case in any event in any shape or form in apple-pie order in bad/ill repair in between in black and white in bloom in brief in broad daylight in broad daylight in bulk in camera in case in case of in case of emergency in cipher in cold blood in cold blood in command in commission in company with in comparison with in compliance with in concert in conclusion in conference k. Ne olursa olsun sen olsun. k. menfaatine. birlikte. her halükârda. kâh d ışarıda. 2. gerçekten. güpegündüz. huk. önde. toptan. 1. dili heyecan içinde. çiçekte. 2. 1. in case of bas acil bir durumda. ayr ıca. meşgul. -e yardım için. şifreli. son olarak.

ayrıntılı olarak. hali vakti yerinde. ayrıntılarıyla. tam zaman ında. kontrol altında. tam çekilme durumunda. iyi arkada şlarla. 3. yürürlükte. 1. iyi odaklanm ış. 2. süresi gelince. ile ilgili olarak. ile birlikte. doğrusu. -e karşın. keyfi yerinde. kuşkulu. ile bir arada. -in taraftar ı. aceleyle. aslında. çok eskiden. -e meydan okuyarak. bundan böyle. zamanı/vakti gelince. tutulan. nedeniyle. önde. önceden belirlenen zamanda. formda. tehlikede. genellikle. dili iyi durumda/vaziyette. 1. k. şakadan. 1. harap. çok ra ğbette. -i hiçe sayarak. keyfi yerinde. z. 2. önünde: in front of the building binan ın önünde. zamanı gelince. bundan sonra. şüpheli. çok revaçta. cürmü me şhut halinde. 1. genel olarak. alevler içinde. iyi durumda. ciddi olarak. çok aranan. aslında. tamire muhtaç. -den yana. aslında. 2. varl ıklı. 2. dili ba şı dertte. -den fazla. iş başında. 1. iki suret halinde. 3. 2. 2. elde. yokluğundan dolayı. tela şla. tam göz önünde. biraz erken. zor durumda. şaşkınlık içinde. gerçekten. k. sonucunda.in conjunction with in connection with in consequence of in danger in days of yore in deep water in deep water in default of in defiance of in despite of in detail in diameter in disrepair in doubt in due course in due course in duplicate in earnest in easy circumstances/on easy street in effect in excess of in fact in fact in favor of in fine fettle in flagrante delicto in flames in focus in front in front of in full retreat in full view in fun in future in general in good company in good faith in good repair in good season in good spirits in good time in good trim in great demand in great request in hand in harness in haste ile beraber. hazırlanmakta. -in lehinde. 1. çap olarak. sadece birinin sözüne güvenerek. -e ayk ırı olarak. henüz belli olmayan. -i geçen. gerçekte. -e rağmen. yokluğunda. . başı dertte. vaktinde. suçüstü. ciddi. çok. -in lehine. büyük ra ğbet gören. çok aranan. baya ğı. zamanla.

çok çabuk. zincire vurulmu ş. yol üstü olmayan. -sin diye: in order that he may see görsün diye. out of the way in nothing flat in one go in one sense in one´s mind´s eye in one´s pocket in one´s spare time in operation in order that in order that in order to in in in in kendi çevresinde. boş vaktinde: Do it in your spare time! Onu boş vaktinde yap! yürürlükte. -in hatırasına.bir taraftan. -e aday. our midst k ısmen. şansı açık. demek. rehinde. rehinde. O hiçbir şekilde sorumlu ildi. birbirine girmiş. hayatı tehlikede.in his/her own backyard in hock in honor of in imitation of in irons in itself/in and of itself in jeopardy of his life in jest in leaf in less than no time/in no time/in no time at all in lieu of in line for in luck in memory of in mesh in miniature in motion in my book in my judgment in my opinion in my opinion in name in no time in no uncertain terms in no way in no way. 2. idam cezas şaka olarak. de 1. yer yer. -in anısına. al ışılmışın dışında. Kendi ba şına bir problem de ğil. k. ismen. fikrimce. hemen. 2. için: in order to see görmek için. şahsen. kanımca. -in yerine. minyatür. dili çok çabuk. geçerken. bir seferde: He drank all the beer in one go. hareket halinde. ı tehlikesiyle karşı karşıya. -e bedel olarak. çabucac ık. talihli. bir anlamda. bana göre. bizzat. ta ki. avucunun içinde. özünde. order to keep up appearances ele güne kar şı rezil olmamak için.ğ sapa. sözde. derhal. için s ırada. ufak çapta. kendisi. çabucak. eli kelepçeli. k ısmen. Biran ın tümünü bir dikişte içti. bana göre. bana kalırsa. hiç. bence. bana göre. hayalinde. bizatihi: In itself it´s not a problem. 1. -i taklit ederek. yani. her zaman için. tesadüfen. 1. kesinlikle: He was in no way responsible. yapraklanm ış. 2. ebediyen. other words aram ızda. şerefine. nüfuzu altında. in particular in parts in passing in patches in pawn in perpetuity in person . bir kerede. part özellikle. daima. sert bir şekilde/açıkça (söylemek). parça parça. k ısım kısım. bana kalırsa. kan ımca. kafas ında. diye.

2. aç ıkça. açık seçik bir şekilde. açıkçası. tic. 2. 1. -e oranla. bask ıda. art arda. İdeallerinin peşinde . -e rağmen. sözün k ısası. çabuk. hakk ında: She said nothing in relation to that matter. -e karşılık olarak. kısaca. kendini korumak için. pe şinde koşarken. aslında. k ısaca. gerçekte. -e gelince. ile ilgili olarak. pe şinde. ile ilgili. 2. k ısaca. with regard to. tek s ıra halinde.in place in place of in plain English in plain English in play in point of in point of fact in position in practice in press in private in process of construction in proportion to in protest against in public in pursuance of in regard to in relation to in reply to in respect of in respect to in response to in retrospect in return for in revenge for in s. ile ilgili olarak. beraber. 1. tam onortakla saniyede. bak ımından. . art arda dizilmiş bir şekilde. basılmakta. -diği kadar/derecede. -e göre. baş başa. -e protesto olarak. 2. 1. 1. aç ıdan: Don´t look at the situation in those terms! Duruma o açıdan bakma! 2. şaka olarak. -e karşın: He´s carrying on in spite of the difficulties. -in yerine. -e karşılık olarak. pratikte. 1. -e karşılık. gizli olarak. sözün kısası. O mesele ında hiçbir şey söylemedi. Onun yerine Çetin gidebilir. aramaya. mevcut. 1. -in karşılığında. herkesin önünde.. -den öç almak için. aç ıkça. -ce/-çe: In terms of money she´s well fixed. alenen. k ıyıya yakın. inşa halinde. in pursuance of his ideals. birinin nam ına: Çetin can go in his stead. hakk -e cevap olarak. yapılmakta. çarçabuk. görünürde. bazı bakımlardan.. s ırayla. dili -e gelince. olarak. geçmişe bakarak. ba şkaları yokken. gerçekleştirmeye çalışırken: He sacrificed his wealth bak. 2. birlikte. aramakta. .. birinin yerine. Zorluklara ra ğmen devam ediyor. çok mutlu. açıkçası.. birbirine bağlı şa. k. k ısmen. 2.´s stead in search of in self-defense in sequence in seventh heaven in shore in short in short course in short order in short order in sight in single file in so far as in so many words in some ways in some measure in spite of in stock in sum in tandem in ten seconds flat in terms of yerinde. bir dereceye kadar. gizlice. 1. yerine getirirken. tam yerinde. uygulamada.o. açıkça. koordinasyon içinde.

. ikinci planda.önünde/yan 4. k. tam zaman ında (Gecikmeye hiç yer olmayan durumlar için kullanılır. sabahleyin. o/bu süre içinde. konusunda. aradaki zamanda. uzun vadede. tabiatıyla.. ında/huzurunda: in the presence of a large company (birinin) büyük bir topluluk önünde. toplam olarak. adına. çoğunlukla. debdebe. aç ığa vurmak. sonunda. civarında. but not in practice. çoğu.. k. olayların ışığı altında. dili emin. f.. açmak. pek uzak olmayan (olay). zamanla. bütün olarak. eninde sonunda. hayal âleminde. takdirde. çıplak. açılmak. yerine. kavram olarak beğeniyor. -in ortas ında. under the circumstances. 2. halinde. yarar ına. sağ... bizzat. . karşısında. habersiz. zamanla.): Reinforcements arrived in the nick of time. para kaybetmi ş durumda. başlamak. dili gebe. . pomp and circumtance tantana. with. -in yoklu ğunda: In the absence of any guidelines this is what we came up eyler ığı için ancak bunu yapabildik. olas ı. k. k. esnasında. hakkı için. mademki. açık havada. son derece. doğal olarak. -in arasında. Onu uygulamada de ğil. namına. esnasında. 1. -diğinden dolayı. için. yaklaşık olarak. dili paças ı sıkışınca. dili muhtemel. k. başı için. eninde sonunda. bütünüyle. tam zaman ında. dili borçlu. sırasında. 2. karanlıkta. olayların gelişmesine göre. 1.in that in that case in the absence of in the abstract in the aggregate in the background in the bag in the cards in the circumstances in the clouds in the course of in the course of in the course of time in the crunch in the dark in the end in the event of in the extreme in the eyes of in the face of in the family way in the flesh in the hole in the interest of in the interim in the land of the living in the large in the light of the facts in the long run in the long run in the long term in the lump in the main in the matter of in the meantime in the midst of in the morning in the name of in the nature of things in the neighborhood of in the nick of time in the nick of time in the nude in the offing in the open in the presence of in the process of time -diğinden.. Don´t say that in her presence! Onun yan ında . hamile. sermek. -in gözünde. bak. zamanla. yaymak. hayatta. dalg ın. çantada keklik. Takviyeler tam zaman ında çıplak olarak. 1. bütün kapsam ı ile. eninde sonunda. o takdirde. -diğine göre. 3. yak ında. çünkü. o/bu arada. uzun vadede. aşkına. sırasında. zaman geçtikçe. 2. garantili. Bize yol gösterecek bir ş kavram olarak: He approves of it inolmad the abstract. başlatmak. madem.

sıkışınca. anla şılmaz. s ıra ile. 3. muharebenin en şiddetli yerinde. s. yersiz. akortlu. -in pe inde. 1. dili çıplak. aptalca. s. boş. cans ız. elde olmayan. uygun görülmez. anlamsız. k. bir ç ırpıda. k ısa vadede. 1. bak. 1. durgun. sırasıyla. -den sonra. yetersizlik. Allahı/Allahını seversen (Soru zamirleriyle kullanılır. mademki. aptal. -diğine göre. boş yere. s. iki k ıdeadly (of a lamb´s tail) k. bir lahzada. 2. Allah ını seversen? How in the world did bu münasebetle. 1. 2.şk. satılamaz.His sonucunda. bütünüyle. tic. kendini iyi ifade edemeyen. etkisiz. nöbetleşe: Each charge was mowed down in turn by their fire. üç aya kadar. 2. ehliyetsizlik. 1. z. yanlış. kabul olunmaz.. -diği derecede/kadar. hep beraber. 2. 2. 1. ikiye ırmak). yanına varılmaz. 2. s. 2.in the raw in the rough in the same breath in the second place in the short haul/term in the short run in the short term in the thick of the battle in the vicinity of in the wake of in the world in this connection in three months in time in total in tow in triplicate in truth in tune in turn in two in two shakes in unison in vain in view in view of in/at a pinch inability inaccessible inaccurate inaction inactive inactivity inadequate inadmissible inadvertent inalienable inane inanimate inappropriate inapt inarticulate inasmuch inasmuch as inattention inattentive inattentiveness 1. s. s. dilsiz. işlenmemiş. ortada. kim. -in ard ıoturuyor. yakla şık olarak: salary is in civar nda. güçsüzlük. budala. tamam k. dikkatsizlik. s. ondan sonra. hareketsizlik. 3. 1. hep bir a ğızdan. gerçekten. civarında: She lives in the vicinity of Taksim. 2. 1. hakikaten. dolaylar ında. kusurlu. Taksim ında 2. . hatalı. i. .. ayn ı zamanda. gerektiğinde. 3. ikinci olarak. s. k ısa vadede. s. a şa ğı ard yukar ı. 1.. dikkatsiz. Beraberinde k ız şı da vardı. noksan. tic. s. kim. sönük.. 2. 4.. 1. bir solukta. inept. iyi ifade edilmemiş. erişilmez. i. i. s. 1. i. doğal halde. kas ıtsız. 2. yetersiz. hareketsiz. boşuna. 1. etkisizlik. yüzünden. dikkatsizlik. eksik. time? Bunu vaktinde yeti ştirebilir ıyla. dili beraberinde: He had his girl friend in tow as well. -in ından. donuk. beraber (yapmak). arkada üç kopya olarak. 2.): What in the world bu is that? O ne. 1. budalaca. dili 2. k ısa vadede. yeteneksizlik. k. devrolunamaz. -den dolayı. durgunluk. hareketsizlik. (kişinin) elinden alınamayacak (hak). 1. ruhsuz. s. dili hemen.(kesmek/bölmek/ay Hücuma kalkan her grup onlar ın öldürücü ateşiyle helak sma. zaman ında (yetişmek/yetiştirmek): Can you finish this in misiniz? We can´t get there in time. görünürde. münasebetsiz. toplam olarak. i. birlikte. . uygunsuz. -i göz önünde tutarak. ölü. dili Allah a şkına. gereğinde. kaba taslak durumda. s. vaktinde. i şlenmemiş durumda. 1. beceriksizlik. 2. hususta.

i. 1. ı açmak.b. f. hesap edilemez. uğursuz. limana/havaalan ına giren (gemi/uçak). k ışkırtmak. resmen işe başlatmak. s. kabalık. olay. ardı arkası kesilmeyen. otobüs v. i. ensizyon. tıb.inaugural inaugurate inauguration inauspicious inborn inbound inbred incalculable incandescence incandescent incandescent lamp incandescent lamp incapable incapacitate incapacity incapacity for incarcerate incarnate incase incautious incendiary incendiary bomb incense incense incentive incentive pay inception incessant incessantly incest inch inch along incidence incident incidental incidentally incinerate incinerator incipient incise incision incisive incisor incite incitement incivility inclement s. 2. hapsetmek. buhur. i. ensest. tesadüfen meydana şken. -e özgü. 2. s. ba şlamak. (birinin) tabiat ında olan. hakketmek. s. tahrik etmek. f. i. haddi hesab ı olmayan. meşum. 1. 2. devamlı. törenle baş latmak. aç ılış e başlama. i.edinilegelmi ş. cisimlenmiş. yangın bombası. (birini) törenle bir göreve getirmek. kasten yang ın çıkaran. açılış töreni ile ilgili. parmak. i. sert. s. yavaş yavaş ilerlemek. teşvik primi. tütsü. 1. to -e ait olan. s. akkorluk. ampul. 1. yavaş yavaş hareket ettirmek. fırın. i. dürtü. keskin. f. i. sürekli olarak. karışıklık çıkaran. ile beraber z. 2. ard ı arkası kesilmeden. f. encase. şehir merkezine doğru giden (tren. başlangıç. yak ıp kül etmek. başlama. uzun zaman boyunca s. bak. Kolera vakalar i. ile beraber gelen.gelen.54 cm. i. s. dikkatsiz. f.. 1. sürekli. kışkırtıcı. 2. kaba davranış. elektrik ampulü. aklıma gelmi f. s. vaka. kesicidiş. of (bir şeyin) meydana gelmesi: The incidence of cholera has been ı azalmakta. güçsüz duruma getirmek. çöp fırını. 2. f. 1. hesaplanamayan. f ırtınalı (hava). âciz. s. yeni başlayan. 1. güçsüz. kaz ımak. irsi. i ş yapamaz duruma getirmek. 1. 2. 2. güçsüzlük. s. -e özgü. göreve ba şlama töreni. açılış-in töreni. 1. s. günlük. insan şekline girmiş. i. hadise. yeteneksizlik. k ışkırtma. teşvik etmek. . kalıtsal. 3. resmen iştöreniyle s. s. kundakçı. yarma. 2. ikinci derecede olan/sayılan: incidental expenses yan masraflar. de şme. isteklendiren ödül. özendirici şey. i. inç. nezaketsizlik. oymak. (bir şeyi) yapamama. tedbirsiz. z. tesadüfi. yak ın akraba ile cinsel ilişki kurma. 1. 2. akkor. başlang c. i. açılı ış i. s. zeki. to -e ait olan. kabiliyetsiz. öfkelendirmek. doğuştan gelen. 2. başlatmak. henüz ba şlamakta olan. 3. 1. f. 2. i. güdü. declining. dü şüncesiz. 1. 3. tahrik. i.). k ızdırmak. 2. yeteneksiz. teşvik. s. s.

birbirine z ıt. rahatsız etmek. meyil. içermek. i. -e sebep olmak: It inclined him to support us. tutars ızlık. uyuşmazlık. birbirine uymayan.. katma. 3. başını eğmek. incoherence. kendini tutamayan. anla şılmayan. akıl almaz. takmaHesap. uyuşmazlık. s. with/to ile karşılaştırılamaz. i. gereken yetenekte olmayan. f. -e yöneltmek. 1. enclose. 1. e ğim. eşsiz. tutars ız. of -i kapsayan. orans ız. i. bak. bağdaşmaz. 2. enclosure. eğiklik. f. dahil etme. ile kıyaslanamaz. ğlantkazanç. 2. ba i. 1. yetersizlik. z. 2. kat ılma. s. bağdaşmazlık. s. to e ğiliminde olmak: His thought inclines to the kulak kabartmak. s. etkisiz. tesellisi olmayan.. k ıservis i. s. bağdaşmazlık. f. sonuçsuz. s. 1. s. içlemci. 1. f. huk. s. 2. ısız (sözler/fikirler). . 1. bak. yersiz. istek. adla. 1. ehliyetsiz. bak. dahil olma. yersiz. 1. lık değdahil iştirerek. uyuşmaz. yetersiz. kavrayamama. anlaşılmaz. düşüncesiz. 2. uyuşmayan ıs ım/ şey. eğri yüzey. 1. s.. dahil. noksan. 2. s. s. 2. s. içine almak. önemsiz. itiraz edilemez. 1. avutulamaz. incompetence. gelir. i. uyu s. farkedilmeyen. katmak. 1. kavran ılmaz. meyil. tutarsız. s. z. tesellisiz. s. i. dahil: The charge is thirty million liras inclusive of service. i. 1. giren. s. 2. k şmaz. tutars ız. s. 1. yaptıkları birbirini tutmayan (kimse). 2. tartışılmaz. uygunsuz. 2. 2. yersizlik.. i. idrar ını tutamayan. yads ınamaz. vefasız. 1. bitmemi ş. 2. 2. bak. 1. 3. içindeleme. s. beceriksizlik. kusurlu. 2. i. anlaşılmaz. 2. s. göze çarpmayan. 1. 3. gelir vergisi. eksik. 2. mantıksız. karars ız. zahmet. 1. s. güçlük. rahats ızlık. otuz milyon lira tuttu. değişken. s. anlayışsızlık. yöneltti. 2. emsalsiz. 2. katılan şey. yetersiz. ele geçen. i. zahmet vermek. inand ırıcı olmayan. beceriksiz. su götürmez. s. yeni (hükümet/y ıl). bağdaşmaz. dahil etmek. konu dışı. anlaşılmaz (sözler/sesler).inclination incline incline incline one´s ear incline one´s head inclined plane inclose inclosure include included inclusion inclusive incognito incoherence incoherency incoherent income income tax incoming incommensurate incommunicado incommunicative incomparable incompatibility incompatible incompetence incompetency incompetent incomplete incomprehensible incomprehension inconceivable inconclusive incongruity incongruous inconsequent inconsequential inconsiderate inconsistent inconsolable inconspicuous inconstant incontestable incontinent incontrovertible incontrovertibly inconvenience i. 1. ketum. kapsamak. her zaman aynı seviyeyi tutmayan (iş). heves. eğim. 1. saygısız. inkâr edilemez. rabıtasız. teselli edilemez. yads ınamayacak şekilde. uygunsuzluk. eğilim. 2. s. bir sonuca varmayan. Onu bizi desteklemeye i. bildiğini başkalarına söylemeyen. z. 3. s. önemsiz.

1. s. verimli olmak. dilb. artmak. 1. i. 2. kaba. büyütmek. kuvöz. sabit mürekkep. 1. şifasız. --ring) 1. anonim. hücum.. 5. s. 3. 1. cisimlendirmek. s. 1. f. 1. 2. inanmazlık. kafasında (plan) kurmak. 1. savunulamaz. i. yak ışıksız. s. kuşkulanan. f. uygunsuzluk. kopya kalemi. düzeltilmemiş. üstüne çekmek. z. kuşku. s. 1. f. 2. vazife. 2. yola getirilemez. 1. uygun olmayan. edepsiz. kuluçka makinesi. s. belirsizlik zamiri. 1. birleşmek. i. artma. ahlakı bozulmaz. çoğalma. 3. 1. ımlanmas zor. 2. into/in -e dahil etmek. onulmaz. artırmak. 1. i. meraks ız. koku f. s. 1. borçlu. i. do ğrusu. te şekkür borçlu.. ço ğalmak. kâr. encrust. huk. maruz kalmak. tan s. 3. 1. zahmetli. mü şkül. belli olmayan. an). 2. gerçekten. 2. 2. sökülmez. inan ılmaz. minnettar. artma. ilgisiz. ku şkulu. çoğaltmak. okunmaz. . rüşvet kabul etmez. s. s. 2. s. 2. belgisiz. k. ştirmek. i. 3. incredulity. s. gittikçe artarak: become increasingly difficult gittikçe zorla şmak. 2. öğretmek. 2. görev. yakışık almayan. yorulmak bilmez. artış. 1. s. belirsiz. bak. 2. i. f. yak ışıksız. dilb. -e katmak. ç ıkmaz. 1. . kaba. bak. kalıcı (izlenim/etki/duygu). 2. ürün. 1. çoğalma. f. 2. toplum töresine ayk ırı. f. nezaketsiz. nazik olmayan. saldırı. tekrarlayarak kafasına sokmak. dili harika. anlatılması imkânsız. adam olmaz. civciv ç ıkarmak. 2. 1. u ğramak. büyümek. 2.inconvenient incorporate incorporated incorrect incorrigible incorruptible increase increase increasingly incredible incredulity incredulous incredulousness increment incriminate incrust incubate incubation incubator inculcate incumbency incumbent incur incur a debt incurable incurious incursion indebted indecent indecipherable indecision indecisive indecorous indecorum indeed indefatigable indefensible indefinable indefinite indefinite article indefinite pronoun indefinite pronoun indelible indelible ink indelible pencil indelicacy indelicate s. sabit (boya/mürekkep). bozulmaz. münasebetsiz. karars ızlık.geli 2. ı 2. girmek. gerçeği söylemek gerekirse. artış z. akıl almaz. s. belgisiz s ıfat: bir (İngilizcede a. yanlış. silinmez. s. giderilmez (leke/iz). 2. inanmayan. uygunsuz. çürümez. belgisiz zamir. kapsamak. uygunsuzluk. i. 2. s. 4. uygunsuz davran ış/söz. 1. belirsiz. amans ız. 2. dilb. 3. karars ız. elverişsiz. 2. silinmez. 4. kuluçkaya yatmak. gelişmek. uygunsuz olma. şmaz. anonim ş irket haline getirmek. s. hakikaten. ırmak. kayıtsız. (--red. uyand borçlanmak. i. 1. görev süresi. doğrusu istenirse. 2. s. 1. içermek. 3. aşılamak. çözülmez. anlatılması zor. 3. 1. i. s. kuluçka dönemi. biçimsiz. suçlamak. hâsılat. yorulmaz. kabal ık. borca girmek. s. ak ın. 3. kesin olmayan. i. uygunsuz. 1. uygunsuzluk. birleştirmek. düzelmez (kimse).

çivit çivitotu. (for) İng. -e halindeki isim. (haks ızlıktan dolayı) kızgın. dilb. vazgeçilmez. -i ş 1. ald ırmazlık. tazminat. ibre. s. (bir yerde) do ğal olarak bulunan/yetişen. 4. 1. (for) İng. düşüncesiz bir davranış. 1. dilb. f. ödence. z. i. çivit rengi. 3. rengi. vasat. s. bot. toplu halde. birbirini etkilemeden. pol. indeks. İng. çentmek.. işaret etmek. onur kırıcı durum. z. 1. geli s. 1. for ile suçlamak. iddianame. çivit rengi. 1. gösterge. hakaret. çivit mavisi. suçlama. s. i şaret. indigo. düşüncesizce yapılan. (ekonomik açıdan) bağımsız. s. 2. paragraf ba şı yapmak. kendi ız. 2. çividi. dolaylı tümleç. karışık. hazımsızlık. gösterge. s. talep. gösterge. i.. 2. fihrist.indemnify indemnity indent indent indentation indenture independence independent independently indescribable indestructible indeterminate index index card index finger indicate indication indicative indicator indict indictment indifference indifferent indigenous indigent indigestible indigestion indignant indignation indignity indigo indigo plant indigo blue indigo-blue indirect indirect cost indirect lighting indirect object indirect object indirect tax indirectly indiscernible indiscreet indiscrete indiscretion indiscriminate indispensable f. çivit mavisi. s. ilgisizlik. ilgisiz. umursamayan. 2. s. çivitotu. seçilemez. zaruri. kefalet. s. i. teminat. delil. belirti. dolaylı. bildirme. zarar görmeyeceğine dair peşinen kefil olmak. şüncesizce söylenen söz. f. çoğ. çivit mavisi. 2. fakir. 1. 2. 2. ald ırmaz. 3. i. güvence. i. öfke. dolaylı masraf. --es (în´deksîz)/in. ay ırt edilmemiş. talepte sipari siparisipari ş. 1. 2. f. yok edilemez. indigo. bağımsız. s. gösterme. 3. dü şigüzel. 2. s. 2. ayırt edilemez. f. başına buyruk. mide fesadı. yıkılmaz. i. 1. zarar ını ödemek. 1. boşboğaz. imlemek. dava açma. 1. i. dolaylı vergi. dolaşık. bağımsız. yoksul.di. rasgele. k ısımlara bölünmemiş. Indigofera çivit rengi. belirsiz. -i talep etmek. 4. 2. 2. 1. (sat ır için) içerlek olma. 1. s ınırsız. tinctoria. ba ğıms msız olarak. i. dizin. işaretparmağı. dolaylı ışıklandırma. 1. i. düşünmeden davranma. (haks ızlıktan dolayı) kızgınlık. çividi. f. s. i. göstermek. Indigofera tinctoria. sıradan. i. sindirim güçlü ğü. anlatma. içerlek yazma. i. geliri ileğı geçinebilen. 1. dolaylı olarak. dolaylı tümleç. 1. 2. s. savca. 2. boşboğazlık. 2. katalog. . bot. bağımsızlık. öfkeli. s. i. 2. s. to (bir yere) özgü. küçük dü şürücü hareket. bellisiz. çivit mavisi. ş vermek. i. s. pol. 1. 3.ces (în´dısiz) i. etmek. dolambaçlı. içerlek yazmak. anlatılmaz. sözleşme. 2. tanımlanamaz. 1. hazmedilemez. kuşkulu. yerli. i. (kitabın) indeksini fiş. ba s. düşünmeden davranan. (kitap) için dizin haz ırlamak. s. farkedilemeyecek. kontratla/senetle bağlamak.

. elek. anlatılmaz. neden olmak. yenmez. ayr ı ayrı.). s. İng. 1. 1. 2. kendi . 2. kendine s. iç mekânlara uygun. sanayi. elek. göreve getirme. sanayile ştirmek. 1. 2. rahats ızlık. ü şengen. sanayici. 1. s. man. birine (bir fikri) a şılamak/telkin etmek. i şçi v. gayret. s. 2. çalışkanlık. tümevar ım. s. sonuç çıkarma. kesin. tek tek. 1. İng. bir dü şünce sisteminin esaslarını öğretmek.b. randımansız (iş yöntemi. (sak ınılması gereken bir şeye) teslim olmak: She indulged her desire Şekermüsamaha.o.. tıb. tembel. s.. s. 1. s.). f. endüstri mühendisi. 1. içeriye: Stay ıindoors! gitti. bak. endüstri meslek lisesi. 1. The individual tiles are each a i. 2.indispose indisposed indisposition indisputable indistinct indistinguishable individual individualism individualist individuality individually indivisible indoctrinate indoctrinate s. indükleme.(bir in kendine bir şizni ey yapma izni for şey yapma) verme. müphem. i.b. f. indükleyen. 1. belirsiz. f. zaman ve enerjiyi ekonomik bir şekilde kullanmayan. Bu konuda her acente kendi karar ını verecek. işi yavaşlatma. f.. etkisiz (çare. ilaç v. s. 2. indüksiyon. neden. keyifsiz. i. s. iç mekânlarda kullan ılan: indoor shoes iç lar. s. ba şarısız. s. -in beynini yıkamak. tart ışılmaz.: This decision will be up to the individual agencies.. 2. beceriksiz (yönetici. birini resmen -in üyesi yapmak. isteksiz. s ınai. man. işçi v. 1. makine v. seçilemez. bireycilik. i. bölünmez. etkisiz (çare. etkisiz.b. kapal ı: indoor tennis court kapalı İtenis mekânlarda giyilen ayakkab İçeride kal! She went indoors. 1. İng. . çeri z. grev.). i. su götürmez. s. 2. ikna. 1. f. ağrısız. 2. istenilen etkiyi uyand ırmayan. soğutmak. işleyimsel. yeme arzusuna 2. ayırt edilmesi olanaksız. 1. s.o. 2. her . endüstri. bireysellik. isteksizlik.. ilaç v. with indolent indomitable indoor indoors indorse induce inducement induct induct s.b.candy. endüstriyel sanatlar. 2. gayretli. z. in yenildi. into the army induction inductive inductive reasoning indulge indulgence indulgent industrial industrial action industrial arts industrial engineer industrial estate industrial school industrialise industrialist industrialize industrious industry inebriate inedible ineffable ineffective ineffectual inefficient f. hevesini k ırmak. s. s. yüz verme. 1. te şvik.. vesile. 1. iyice görülmeyen. 1. içeri. f. s. üşengeç. birini askere almak. içeride. mest etmek. a ğza alınmaz (kutsal). 3. endüstriyel. 2. indüksiyon yapan. industrialize. verimsiz. s. 2. müsamahakâr. i. organize sanayi bölgesi. kand ırıp yaptırmak. 2. 2.). bak. yüz veren. s.o. rahats ız.b. ımsal.). tarifsiz. i. hasta. çalışkan. 4. endorse. 1. yılmaz. into induct s. boyun eğmez. rahatsız etmek. sözü edilmez. i şleyim. tümevar tümevarımlı usavurma. sarhoş etmek. bireyci. ikna etmek. f. f. beceriksiz (yönetici. keyifsizlik. 2. i. 1.

ayrılmaz. bebeksilik. 1. çok çirkin. s. s. ufak bir çocuk gibi. 1. pot. yetersiz. uygunsuzluk. yanılmazlık. uyu şukluk. insafsız. süredurum. tecrübesiz. z. i. piyade s ınıfına ait askerler. 2. tıb. i. çocuksu. s. (with) (-e) hayranlık. ruhb.. z. atalet. küçüklük. 2. 1. 3. 2. 1. s. gereksiz. paha biçilmez. hatalı. eşitsizlik. yanılmaz.try. 1. ifade edilemez. nedeni anla şılmaz. tam do ğru olmayan. z.felci. acemi. 2. içinden ç ıkılamayacak şekilde. aş i. yanlış. 2. anlatılmaz. çocukça. i. s. s. s. amans ız. tecrübesizlik. rezalet. hareketsiz. . hesaba s ığmaz. acımasız. in. i. bir anlam/dü şünce ifade etmeyen. beceriksiz. 1. çok değerli. s. ayıp. 1. çocuk i. hesapsız. piyade. 1. 3. z. kaç ınılmaz. 2. z. yak ışıksız. zarif olmayan.alçaklık. usta i şi olmayan. acemilik. değiştirilemez. 2. açıklanamaz. farklılık. beceriksizlik. 1. 3. hünersiz. hata yapmaz. çocu ğa özgü. s. kaç ınılmaz.. s. içinden ç ıkılmaz. 2. i. affedilmez.men (în´fıntrimîn) i.inelegant ineligible ineluctable inept ineptitude inequality inequitable inequity inert inertia inescapable inessential inestimable inevitable inevitably inexact inexcusable inexcusably inexhaustible inexorable inexpedient inexpensive inexpensively inexperience inexperienced inexpert inexplicable inexplicably inexpressible inexpressibly inexpressive inextricable inextricably infallibility infallible infallibly infamous infamy infancy infant infantile infantile paralysis infantilism infantry infantryman infatuate infatuation s. küçük emekleme dönemi. (kötü bir şeyden dolayı) meşhur. z. atıl. s. fiz. i. kesin olmayan. bebek. yava ş işleyen. 2. beceriksiz. değişebilirlik. 2. insafsız. fiz. kaç ınılmaz. s. 1. piyade. piyade askeri.´nin) başlangıç aması. inert. yanılmadan. s. 2. incelikten yoksun. bağışlanamaz. delicesine âşık olma. 2. esrarengiz. küçük. çoğ. (tasar ı. yersiz. ucuza. affedilmeyecek şekilde. tembel. 2. s. s. iş v. 1. 1. i. haks ızlık. rezil. i. 3. anlatılamayacak derecede. çocuk. 1. ş harekete geçen. deneyimsiz. kaç ınılmaz şekilde. tembellik.. pahalı olmayan. s. 3. kim. s. uyuşuk. bebeksi. s. 4. masrafı az. s. f. 2. tükenmez. insafsızlık. gaf. uygunsuz. aklını çelmek. hareket edemeyecek durumda olan. s. bebeklik. piyade sınıfı. girift. deneyimsizlik. çaresiz. süreduran. bebek gibi. z. amaca uygun dü şmeyen. s. değişkenlik. acemi. tecrübesiz. aç ıklanamayacak şekilde. 1. kim. yorulmaz. muammalı. şaşmaz. s.b. s. piyadeler.fan. s. çözülmez. 3. i. s. elverişsiz. bitmez tükenmez. haks ız. 3. 1. 2. deneyimsiz. çocukluk. adı kötüye çıkmış. yava i. çıldırtmak. ucuz.

sözünü geçirmek. 1. --ring) (from) (-den) 1.. 1. İng. (okulda/fabrikada) revir. 1. 3. bulaştırma. i. mat. (hava ile) şişirmek. i. i. i. s. 2. çorak. k ışkırtıcı. 2. sonsuzküçük. bak. kışkırtmak. 2. s ınırsız. s. (on) (birini) kötü bir şeye uğratmak: inflict pain acı çektirmek. into infiltration infinite infinite pains infinitely infinitesimal infinitive infinity infirm infirmary infirmity inflame inflammable inflammation inflammatory inflate inflation inflect inflection inflexible inflexion inflict inflict punishment on inflorescence inflow influence f. kalitesizlik. sonuç çıkarmak. tükenmez. (--red. sonsuzluk. 1. aşağılık duygusu/kompleksi. s. verimsizlik. tahrik edici. iltihapland tahrik etmek. başkalarına kolay geçen (gülme/neşe). 2. daha a şağı bir nitelikte olma. 1. alevlenmek. f. hoş olmayan/nahoş söz/davranış. hastane. 3. kolay ızdırılır. 1. 2. 3. i. infinitezimal. kalitesiz. sakatlık f.. s. 2. imans ızlık. ses tonunu de ğiştirmek. 4. kızarma. 1. s. 1. etraf ı sarma. 2. sert. f. 2. i. i. 1. daha aşağı bir nitelikte olan. (bit/kurt/fare) istila etmek.´ne) sızma/gerçek kimliğini gizleyerek girme. f.. mastar.o. z. kurulu ş v. (fiyatları) suni olarak yükseltmek. 2. 3. 1. çekmek. enfeksiyon. -e ceza vermek/verdirmek. kurulu ş v. i. çiçek durumu. piyasaya çokpara miktarda kâ şişkinli ği. i ğrenç. kolay tutu i. 3. 1. 1. bula şıcı. 2.. 2. geçirmek. bulaştırmak. çok. (bit/kurt/fare) istila etme. ölçülemeyecek kadar küçük. 2. f. kâfir. muazzam bir. içeriye ak ış. bot. . 2. 1. halsiz.. hoş olmayan/nahoş (söz/davranış). birini -e s ızdırmak. 1. i. tutuşmak. etraf ı sarmak. alevlendirmek. bitmez. anlamak. i. 1. k ısır. 1. s. 2. enflasyon. dilb. f. ırmak. s. 1. 2.´ne) sızmak/gerçek kimliğini gizleyerek girmek. zina. 1. tesir etmek. zayıflık. verimsiz.b. 2.b. (örgüt. i. bula şma. t ıb. küfür. i. parlayıcı. i. f. hastalık. çıkarım. s. aşağılık kompleksi. ğıt para çıkarmak. man. 3. i. dikkat v. i. s. klinik. 1. 2. bükülmez. s. çok büyük bir ır. 1. k ısırlık. 2. 1. sesin yükselip alçalmas ı. k şan. sonsuz. son derece. iltihap. s. s ınırsızlık. 3. f. i. i.).infect infection infectious infelicitous infelicity infer inference inferior inferiority inferiority complex inferiority complex infernal inferno infertile infertility infest infestation infested infidel infidelity infiltrate infiltrate s. dilb. sadakatsizlik. tıb. sonuç ç ıkarma. şişirmek. i. dilb. nüfuz. etki. 2. tesir. kuvvetsiz. etkilemek.b. inflection. zayıf. 2. hiç esnek davranmayan. 2. (örgüt. s. çekim. öfkelendirmek. 2. eğilmez. cehennem. yangı. 2. 1. iltihaplanma. (sab sonsuz gayret. katı. cehenneme ait. i. iltihap. cehennem gibi yer. (to) (-den) a şağı. i. tutu şturmak. ç ıkarmak.

danışma. (of/about/that) -den haberdar etmek.ne? s. ustalık. Ona yar ın s. f. i. into -e aşılamak. tıb. öz: inherent rights temel haklar. i. maharet. (sigara duman ı v.s. hüner. kabaran (deniz). 1. nefes alma. 1.influential influenza influx inform informal informality informally informant information information booth information desk informative informed informer infraction infrared infrastructure infrequent infringe infringement infuriate infuse infusion ingenious ingeniously ingenuity ingenuous inglorious ingoing ingot ingrate ingratiate ingratiate o. resmi olmama. seyrek.o. 3. sakin. ingratitude ingredient ingrowing inguinal inguinal gland inhabit inhabitable inhabitant inhalation inhale inherence inherency inherent inherit s. saf. i. -e (-den) kalmak. 1.´ni) içine çekme. ak ın. içine dökme/ak ş içecek (çay/ilaç). s. bak. esas. s. (anla şma. i. haber. tanınmamış. ihbarc ı. 2. danışılan yer.´ni) bozmak. i. yüz kızartıcı. mahir. dan ışma. danışma. 2.´ni) içine çekmek. -i bildirmek: I informed him that I would not come tomorrow. i.zerketme. şma. iktidara yeni gelen (hükümet). i. f. 1. öğretici. jurnalci.´ni) bozma. 4. enfraruj. ayd ınlatıcı. müracaat.içitim. i. f. içinde oturulur. i.b. f. antlaşma v. danışma yeri. birinin gözüne girmek. 2. kas ıksal. nankör kimse. gazaba getirmek. teklifsiz. in (bir şeye/birine) özgü/has. i. 2. ıtma. çileden ç ıkarmak. tıb. damara demlenmi mahirane. anat. nüfuzlu. (kurallar ı) bozma. malzeme: What are the ingredients in this cake? Bu kekin ru büyüyen. 1. i. sözü geçen. demlendirmek. çok becerikli. haberli. hakk ında bilgi vermek.b. teklifsizlik. aç ıkyürekli. altyapı. f. i. (from) -e (-den) miras kalmak. into içine dökmek/akıtmak.. inherence. 2. 1. samimi. Ona . birinin gözüne girmeye çal ışmak. 3. z. 1. 1. 1. z. 1. kas ık bezi. i. (bir yerde) oturan kimse. s.b. i. 2. k ızılötesi. asıl. antlaşma v.b. (bir şeyin) mirasçısı/vârisi olmak: She inherited it from her grandfather. s. bilgi veren kimse. f. enflüanza. 2. 2. masum. i. içeriye akma. nankörlük. bilgi. with s. on/upon -e tecavüz etmek. i. 1. s. 2. utand ırıcı. candan. (çay) demlemek. (sigara duman ı v. 2. on/upon -e tecavüz etme. ihlal etmek. 1. s. s. 2. kasığa ait. i. teklifsizce. bilgilendirici. hünerli. s.. demlendirme. demleme. nefes almak. maharetli. usta i şi. mahirane bir şekilde. 1. grip. içe do ğmalzemesi s. enfrastrüktür. 1. eğitici. muhbir. oturmaya elveri şli. -de oturmak. (bir şeye/birine) özgü olma. (anla f. with -i a şılamak. i. ustalıkla. şerefsiz. s. içine dökülme. 3. f. s. bilgili. resmi olmayan. ihlal. 2. i. gayri resmi olarak. kızılaltı. külçe. (karışımdaki) madde. 2.

ziyan. s. i. i. i. eş i. 2. mirasç ı. kalıtsal. i. to -e dü şman: That village is inimical to strangers. insana göre yap ılmamış/olmayan. mürekkep. s. -i göstermek. kakma i şi. 1. merhametsiz. içdeniz. han. (birinin bir şey yapmasını/yapmamasını emreden. i. 1. teşebbüs. -e ket vurmak. hapishanede/ak ıl hastanesinde bulunan kimse. i. robot gibi. 2. dolgu. mahkemece verilen) f. z. sakin. 1. taklit2. dü en. zarar. zarar. giriş yeri. into -i törenle üyeliğe kabul ğe yeni kabul edilmiş kimse. aklını kullanmayan. 2. iç. kakma. f. 4. ket vurma/vurulma.. (in. kırıcı. from inhibited inhibition inhospitable inhuman inhumane inhumanity inimical inimitable iniquity initial initially initiate initiate initiation initiative initiator inject injection injudicious injunction injure injured injurious injury injustice ink inkling inkpad inkwell inky inlaid inland inland revenue inland sea inland sea inland waters in-law inlay inlet inmate inn i. ilkin. 2. zarar/ziyan s. vermek. 1. kakmalı. uzva) zarar vermek. 1. başlatma. denizden uzakta. haks ızlık. 2. 1. iç kısımlara doğru. zalimane. i. ülkenin denizden uzak yerleri. ipucu. duygularını pek dışa vuramayan. 1. şırınga etmek. dokunur. yara. enjeksiyon yapmak. adaletsizlik. küçük körfez. yerici. soyaçekim. birlikte oturan kimse. inhibisyon. -ing/--ling) etmek. seziş.. şta. s. birinin adı veya soyadının baş harfi. dili evlilik dolayısıyla yakın akraba olan kimse. iç sular. inisiyatif. kalıt. 2. baştaki. miras. içdeniz. dişçi. eza. mürekkep hokkas ı. i. baş langıçta. haks ızlık. s. s. f. i. 2. f. kakma yapmak. enjeksiyon. ak ılsızca. vâris. üzgü. 3. ülkenin iç k ısmı. s. 1. into -e alıştırmak. yurt içinde tahsil edilen vergi. koy. -e zararlı: His plan is inimical to our s. O köy yabancılara şman. 2. girişim. 1. 4. inhibe etme. z.laid) içine kakmak. ilk. (bir karar. sımlarda. biyol. 2. s. acımasız. 2. 3. 2. giri ş. 3. edilemez. (bir uzvu) yaralamak/incitmek/zedelemek. başlatmak. kötülük. 2. üyelietmek. i. zalim. çok soğuk. f. s. i. 1. 1. mürekkeplenmiş. s. vermek: It could injure your reputation. 2. to -e ters2. aşağılayıcı. üyeliğe kabul töreni. ruhb. i. k. iç k ı İng. 2. haks ızlık. Ad ına halel getirebilir. ıstampa. s. 2. ya şanması zor olan (yer/iklim). i. 1. 1. 1. konukseverlik göstermeyen. kalıtım. 1. insanlıktan çıkmış. (--ed/--led. . 2. s. dü ş siz. 2. 1. birinci. denizden uzak. birinin (bir şey yapmasına) ket vurmak. veraset vergisi. katmak. yaralı. irsi. işaret. zararlı. ba parafe f. 3. 3.-e karşıt. 2. kapalı deniz. i. başkası evde oturan kimse. işlemeli. insaniyetsizlik. başlatan kimse. 1.o. i. miras kalan. i. i. ile aynıotel. iğne. i. i. s. 1. mürekkepli. huk. i. 1. zifiri. i.inheritance inheritance tax inherited inheritor inhibit inhibit s. adaletsizlik. günah. i. önce. 1.

aşılama. i. s otelci. i. 1. s. saf. değişiklik. 2. f.. kinaye. i. düzensiz. i. 1. 2. girdi-ç ıktı. 3. soru sorar gibi (bak ış/yüz ifadesi)... i. cinnet. sorguya çekme. doğu3. akın. bilg. doymazlık. ıtsal. zarars ız. i. i. masum kimse/çocuk. derin/gizli anlam. girdi. (nedeni bilinmeyen ölüm hakkında adli) soruşturma. delilik. açgözlülük. 1. (birinden gelen) dü şünceler/sözler. s. f. s. ekon. . 4. şturma yaparak -i araştırmak. gizli. 2. ak ıl hastası. (birinin) tabiatında/özünde olan. sırasız. masum. s. sa ğlığa zararlı. 2.2. inquiring inquiry inquisition inquisitive inroad insane insane person insanitary insanity insatiability i. 3.iç. en içerideki. 2. şehrin merkezinde yoksulların oturduğu mahalle. deli. i. s. irsi. s. taş. ço ğ. giriş-çıkış.. bilg. hijyenik olmayan. s.o. pek çok. 3. anlamsız. birinin hal ve hatırını s. olumsuz bir şey ima eden söz. uygunsuz. safdil. girdi ayg ıtı. soruşturma. I received a lot of inquiries about the new tax law. başkaları hakkında bilgi edinmeyi seven. bilg. uygulanamaz.. aşı. sıra. 2. fels. i.. ız eğlence. suçsuzluk. mevsimsiz. ştan olan. s. into hakkında şturma/tahkikat yapmak.b. sakl ı (anlam v. incitmeyen. yenikimse. incitmeyen. 2. beysbol her iki tak ımdaki oyuncuların birer vuruş sırası. aptal kimse. işlemeyen. yenilik. (of) (soru sormak. (resmi) soru şturma. make i. 3. 1. (bir şeyin) temelinde/özünde olan.innards innate inner inner city inner resources inner significance inner tube innermost inning innings innkeeper innocence innocent innocent amusement innocuous innovate innovation innovator innuendo innumerable inoculate inoculation inoffensive inoperable inoperative inopportune inordinate inorganic inorganic chemistry inpatient input input data input device input-output inquest inquire inquire after s. i. 3. çal ıştırılamaz. i. değişiklik yapmak. s. iç organlar. s. s. zamans ız. giriş verme. gen.soru birini sormak. 1. s. deli. 1. 1. 4. kal s. tahkikat. 2. safl ık. k. 2. nöbet. yeni şey. manevi kuvvet. araştırma. giri verileri. i. 2. . aşılamak. 2. 1.. meraklı. zarars ız.ıhanc i. inorganik. girdi. yenilik yapan i. bilg. zarars ız.. iç lastik. i. 1. kriket bir tak ımdaki on oyuncunun oyun dışı edilinceye kadar vuruş ralarıı. suçsuz. i. elek. 2. ameliyat edilemez. 1. 1. hakk ında bilgi almak istemek. çoğ. dahili.). s. ruhsal. hesapsız. hastanede yatan hasta. metot/alet. Yeni vergi yasas ı hakkında epey soru soran oldu. sayısız. öğrenmeye hevesli. değişiklik yapma. inorganik kimya. masumluk. baskın. çalışmayan. yenilik ç ıkarmak. katma. en içteki. dili iç kısımlar. 1. 1. girdi. 1. 2. s. aşırı. ş. 2. zarars s. 1. yenilik getirme. iç. f. about -i sormak. delice..

K ırmızı i. i. (-de) ayak diremek. aras ına koymak.b. değersiz. ars ız. pek az. içteki. (in) (-e) sokmak. Fare o piyanonun haberler. halledilmez (problem v. 1. i. 1. anlayış. f. ısrar edici. düşüncesiz. ufak. demeye getirmek. ekleme. s. bak. açgözlü. 1. z. 2. tehlikede olma. kaydetmek. (-de) direnmek. yazmak. s. 3. . (kötü bir şeyi) üstü ı söylemek: Are you insinuating that she´s a liar? O yalancı mı kapal söz. çözünmez. i. anlams ız.insatiable insatiableness inscribe inscription inscrutable insect insecticide insectivorous insecure insecurity inseminate insemination insensible insensitive inseparable inseparables insert insert insertion inshore inside inside inside inside inside information inside of an hour inside out insider insides insidious insight insignia insignificant insincere insincerity insinuate insinuation insipid insist insistence insistent insofar insofar as insolence insolent insoluble insolvency s. yaz s. sa ğlam güveni olmama. döllemek. yap ı. (yaz ıt) yazmak. ikiyüzlü. 2. üstü kapalı (kötü) s. to/for (bir ı imzalayarak) -e etmek. yavan. 2. içerisinde: The mouse is hiding inside that piano.. f. kıyıya doğru. 1. 1. s. gizlice f ırsat kollayan. sönük. bir şeyin iç yüzünü kavrama. i. değmez. direngen. 1. eklenen s. madalya veya para üzerindeki yazı. 2. iç yüzünü bilen kimse. aciz hali. i. içinde saklan ıyor. içerisine. hakketmek. i. lezzetsiz. 2. aras şey. bayg ın. böcek. 3. tersyüz. s. içtenliksiz. içeriden s ızan bir saate kadar. 2. hain. iç organlar. iç taraf: the inside of the box kutunun içi. 1. içtensizlik. araya eklenen şey. terbiyesiz. 3. (on/upon) (-de) ısrar etmek. i. a şılamak. ruhb. 1. k ıyıya yakın. samimiyetsizlik. sa ğlam olmayan: He feels insecure here. içeriye. dölleme. 4. (kötü bir şey) demek istemek. z. Burada kendini emniyette hissetmiyor. yazıt. ısrarlı. i. k. s. samimiyetsiz. iç kısımlar. f. i. (için) diretmek. (into) (-e) koymak. doymak bilmez. 1. i. 2. iç. 2. içeride. 2. içinde.ithaf 2. She insisted on buying the red dress. s. ayrılmaz dostlar. çözülmez. 3. insatiability. i. çoğ. dergi/gazete ına konulan ek. f. emniyetsiz. olmama. 2. ayak direme. kitap ortasına eklenen sayfalar. s. edat içine. 1. 5. 2. doymaz. küstah. 2. erimez. ne anlama geldiği belli olmayan. kendine güveni olmayan. s. 1. s. ne dü şündüğü belli olmayan. s. dili ba ğırsaklar. ruhb. i.. alametler. hilekâr. sinsi. ayrılmaz. 1.). 1. bir ilanın gazeteye bir kez konması. emniyetsizlik. küstahlık. f. z. -i tutturmak: ısrar. 1. i. iç. böcek ilac ı. önemsiz. (rütbeyi/makamı simgeleyen) işaretler. s. kendine i. 3. 1. başkalarını düşünmeyen. 2. 2. huk... s. üstü kapal ı söyleme. 2. telkin etmek. 2. -diği derecede/kadar. i. ithaf. obur. i. böcekçil.ıt kitabe. tats ız. i. 3. hissedilemeyecek kadar ufak. 1. tehlikede olan. kanmaz. içeriden biri. 1. i.

3. ilham etmek.. installment. enstantane. 2. kurmak. sım. institute. şkasının yerine kendisi buraya geldi. hemen/an z. 1. k ısistemi) taksit usulü. eğitici. tesis. s. pano.b. s. (bilgisayar v. 1. İng. tesis etmek. vermek. 1. kurum haline getirmek. geldi. etmek. teftiş.´ni) uyand ırmak. institution. ders. (kalorifer... öğrenim. ak retmek. belgit. 2. teftiş etmek. kiş ık. 1. 1. 2. ödeme aczine dü şmüş. içgüdüsel olarak. bak. 3. i. taksit. 4. (bir ayg ıtı) (bir yere) takmak. an. Oraya ine buraya gidece n üst kısmı. kurulu ş. z. ask. i. okutmak.2. şı fikir aşılama. araç. ayağığ f. 1. tahrik etmek. 1. 1. hemen. uykusuzluk. 2. i. öığ İng.. -ecek yerde. kontrol paneli. institutionalize. -diği derecede/kadar. -ece ğine: He came here instead. öğretme.b. teşvik etmek. belge. elektrik v. (yeni seçilmiş/atanmış birini) dö -e oturmak. şimdiki. i. uyku i. bilgi. bak. 1. 2. f. z. esinlemek. derhal olan. 1. i. i. i. slahevi v. 2. 5. of -in yerine. okul. f. f.insolvent insomnia insomniac insomuch insomuch as insomuch that inspect inspection inspector inspiration inspire inst instability install install o. hemen hazırlanan ında meydana gelen. in/into -e yava ş yavaş aşılamak/telkin etmek. 2.. sistemi) kurmak.b. 2. solumak. kurulu ş. alet. uykusuzluk çeken kimse. f. ani. eğitim. yoklamak. elektrik v. tayin etmek. aç ıklama. atamak. i. 2. denetçi. kurulu şa/kuruma ait. esin./Ba ağım. 1. f.b. i. 1. müfettiş. 2. 1. 2. kere. a şılama. istikrars ızlık. şmiş gelenek. f. 3. defa. (kalorifer. kontrol. müflis kimse. k ıs. bölüm. s. senet. iflas etmiş. kurumsal. örnek. batkın.ştalimat f. 1.) tesisatı döşeme. öğretmen. 2. durum. instant. z. eğitmen.b. 2. i. s. ani.) tesisatı şemek. ivedi. enstrüman. i. 3. eğitmek. batk ın. çalg ı. i. in/on installation installment installment plan instalment instance instant instantaneous instantly instead instep instigate instigation instigator instil instill instillation instinct instinctive instinctively institute institution institutional institutionalise institutionalize instruct instruct a solicitor instruction instructions instructive instructor instrument instrument panel s.s. 2.. (bir ayg ıtı) (bir yere) takma. direktif. 3.´ne yerle tirmek. bilimsel kurum. k ışkırtıcı. denetleme. 1. 1. asistan. (öfke. i. kontrolör. 3. o kadar ki. kontrol etmek. acil. su katılarak (yiyecek/içecek). k ışkırtmak. i. -diğine göre. 2. yerle s. yitimi. ödeme aczine düşmüş i/şirket. ıl hastanesi. denetlemek. (bilgisayar v. k ışkırtma.b. f. tic. bak. derhal. 2. mademki. yol göstermek. avukat tutmak. müessese. 1. 3. uyuyamazl i. kurma. hemen olan. öğretici. ilham. i. İng. with -i yavaş yavaş lamak/telkin a i. enstitü. telkin. i. i. huk. içgüdü. instill. kurum. denetleyici. âdet haline getirmek. İng. kurumla ştırmak. f.. i. dakika: at this instant bu anda. müessese. 1. . yoklama. 4. i. 2. denetimci. içgüdüsel. i. okutman. yönerge. sevgi v.

2. i. temelsiz. 1. dokunulmamış. i. aşağısama. anlayışlı. sigorta primi. interval. i. istihbarat. interest. yenilmez.instrumental instrumental music instrumentalist insubordinate insubordination insubstantial insufferable insufficient insufficiently insular insulate insulation insulator insulin insult insult insuperable insurance insurance broker insurance company insurance policy insurance premium insure insurgent insurmountable insurrection int intact intake intake valve intangible integer integral integral calculus integral equation integrate integration integrity intellect intellectual intellectualism intelligence intelligence bureau intelligence quotient intelligence service intelligence test intelligent s. z.ına mat. geçilemez. integral hesab ı/kalkülüsü. mat. hakaret. Mektuplar şme. 2. adaya ait. ba ş kald s. 2. akıl sahibi. sigorta olmak. s. i. f. ekon. interior. el sürülmemiş. hakaret etmek. bilgi. 1. parçalardan oluşan. 1. izolatör. yalıtım sargısı. mat. ıran. intelligence. i. hayali. 3. ayr ılmış.. ayd ın. s. 3. a şağısamak. into -e katmak: ı kitab katt ı. dar görüşlü.. istihbarat te şkilatı. i. elle tutulamaz. katlan ılmaz. as ılsız. ayrı. zihinsel. 1. 2. zekâ. emin olmak. çekilmez. entelektüel. yalıtmak. 3. entelektüel. s. yetersiz derecede. s. ayd ın. 1. zekâ bölümü. international. temin etmek: called hotel to insure that I had a saasi. aracı olan. oto. with ile birle ştirmek. yalıtım maddesi. yardımcı. istihbarat bürosu. integral. i. He thebirle letters into his book. i. 1. 1. 2. sağlam. yenilemez. İng. 2. 4. i. entelekt. 2. çalgı çalan müzisyen. idrak. ba ş kaldıran. fels. ış.integrated bütünle şme. internal. emme supab ı/valfı. s. geçilemez. entelektüalizm. asi. 1. zeki. sigorta şirketi. etkili. insulating tape elek. entegrasyon. zekâ testi. s. i. müz. intransitive. izole bant.. s. yüksek zekâ sahibi. tamsayı. eksiksiz. 2. kafa Itutan. enstrümantal müzik. anlık. 1. 1. izolasyon. f. kavranamaz. . yalıtkan. i. kafa tutan. s. sigorta simsar ı. 1. 2. ayaklanma. ak ıl. 1. k ıs. (yemek) yeme. izole etmek. 2. onur k ırma. sigorta.. tamamlamak. isyan. s. entelektüel. i. anlayış. ğlamak. 2. (bir kuruluşa/camiaya) yeni girenler. 2. doğruluk. f. üstesinden gelinemez. 1. ak ıl. integrasyon. enstrümantal. dürüstlük. dokunulamaz. ba şa çıkılmaz. 3. ak ıllı. anl i. fiziksel varlığı olmayan. başa çıkılmaz. i. bütünlük. 2. 1. zayıf. yetersiz. yalıtım. akla ait. eksik. i. f. itaatsiz. 2. ıkçılık. yararlı. bir bütünün ayr ılmaz bir parçası olan. against -e kar şı sigorta etmek. i. baş kaldırma. s. haber. asi. 3. sigorta poliçesi. zekâ sahibi. hafif. s. integrasyon. zihin. hor görmek. s. interjection. 1. bütünlemek.the isyanc ı. bozulmam i. i. adaya özgü. integral denklemi. intelektüalizm. ensülin. 2. intelekt.

faiz. bawith kenetlenmek. 1. ilginç. i. f. hisse. araya girmek. s. arayüzey. gözelerarası. müdahale. birbirine ba ğlı olan. 1. şiddetli. içmimarlık. s. i. s. arabulucu. 1. .. bozuk (hava). 1. i. birbirine geçmek. olmak: I Demek istedikuvvetli. interkoneksiyon. k ıtalararası. f. with -i engellemek. yoğun bir şekilde. kasti. değiş tokuş etmek. niyetlenmek. çatışma. f. z. 3. 2. yoğun. s. 2. i. taşkın. maksat. konuşma. tıb. menetmek. birbirini etkileme. elek. 1. f. niyet. etkile şim. fırtınalı. aşırı. yoğun bakım servisi. enteresan. karşılıklı dayanışma. engel. 2. in -e ilgi. 2. kas ıtlHe z. şiddetli. radyo parazit. keskinlik. keskin. s. iç yerler. 2. yoğunlaşmak: The ırt ına şiddetleniyor. 1. ilgilendirmek. birbirine f. 1. merak. i. i. 4. 3. demek istemek: That´s not what she intended to say. merak ını uyandırmak. f. birbirine kenetlemek. aralık. ciddikararl olan ı (kimse). 2. hücreleraras ı. birbiriyle de ğiştirilebilir. 2. sert. birbirine 3. 2. çat ışma. f. 2. f. birbirine bağhis lanmak. arada söyleme. 1.. niyet. yolunu kesip yakalamak. birbirine ştirmek: He interlaced writings with geçirmek. birbirine ba ğlı olma. i. birbirine aç ılan odalar. arac ılık etmek. 5. cinsel ilişki. i. i. anlaşılır. 4. dahili. değiştirme. 1. amaç. i. birbirini etkilemek. i. 1. bile bile. interaksiyon. arada (söz) söylemek. 2. 1. anlam. i. birbirine dolamak. -e burnunu sokmak. birbirine ba ğlamak. ği o değil. isteyerek. ara. 2. 2. (--red. Gelmek niyetinde de ğil. 2. -e yer yer serpi ğlamak. 1. kasten.intelligible intemperate intend intense intensely intensify intensity intensive intensive care intensive care unit intent intention intentional intentionally inter interact interaction intercede intercellular intercept intercession intercessor interchange interchangeable interconnect interconnecting rooms interconnection intercontinental intercourse interdependence interdependent interdict interdict interest interesting interface interfere interference interim interior interior decoration interior decorator interject interjection interlace interlock interlope s. kim. yoğun bakım. şiddetle. fiz. isteyerek yapılan. 3. F 2. with ile ışkar mak. f. yasaklamak. ç ıkar. ı. şiddetli (söz). 2. yoğunlaştırmak. iç k ısım. ilişki. etkileşim. gergin. 1. değiş tokuş etme. They intensified their search for storm is intensifying. iç. iç. 2. s. has no intention of bile coming. s. Amac ı size yardım etmek. 1. amaç. f. geçici. fasıla. başkasının işine karışmak. maksatl ı. defnetmek. f. arac ı. yolunu kesip durdurmak. içerideki. 1. ünlem. maksat: His intention is to help you. niyetinde olmak. kazanç. 2. şiddet. şiddetlendirmek. i. kastetmek. kâr. 1. 1. değiştirmek. sert. birbirine dolanmak. içmimar. arac ılık. 2. f. dahil. biyol. i. s. -e müdahale etmek. araya girme. yasak. in -e kar ışmak. mahsus. 3. i. bile yapılan. s. s. 1. 3. f. bilg. f. arabirim. i. --ring) gömmek. f. i. s. hararetli. tıb. görü şme. pay. s. yo ğunluk. şiddetlenmek.

2. belirli aralıklarla gelen ateş. tercüme etmek. içilir (ilaç). 1. 4. 2. defnetme. dahili. iki f. s. 1. birbiriyle ilgili. antrakt. çevirmenlik yapmak. futbol ara. orta. konser ara. 2. i. enterne etmek. tiy. karşılıklı ilişki.t. 2. aradaki. içişleri. 3. i. staj yapan kimse. iç. 1. 3. uluslararas ı hukuk. s. 1. s. arabulucu. sorgu yarg ıcı. 2. i. 2. f. nüfuz etmek. i. s. sorguya çekmek. tamamen içine geçmek. 2. arada bulunan. 1. yorumlamak. iç organlar. elek. tercüman. s. aral mola. 2. 1. uluslararas ıcı. soru sormak. i. staj yapan t ıp öğrencisi. f. iç bünye. (bir gemiyi bir limanda) hapsetmek. soru zamiri. (ölüyü) gömme. 3. kesik kesik. f. bir şeyi tam yazıldığı/söylendiği gibi yorumlamak. ara oyunu. intermezzo. i. 3. yakın akrabalar arasında evlenme. . aracı. milletlerarası. i. uluslararas ı hukuk. aralıklı olarak. yarıda kesmek. soru zamiri. araya bir şey sokma. aras ya şsözcük/cümle ekleyerek asıl metni değiştirme. içgöç. çevirmek. içten. soru sözcü ğü. arac ılık eden. içbükün. 1. uluslararas ıcılık. i. enternasyonal.interloper interlude intermarriage intermediary intermediate interment intermezzo interminable intermission intermittent intermittent current intermittent fever intermittently intern intern internal internal affairs internal combustion engine internal inflection internal medicine internal migration internal organs internal revenue internal structure international international law international law internationalism internationalist interpenetrate interplay interpolate interpolation interpose interpret interpret s. hayal gücünü şeye) başka bir anlam yüklemeye kalkmamak. tıb. 2. i. birbirinin içine geçmek. 2. i. 2. 1. 1. i.. yaz ş sözcük/cümle. araya girmek. 2. 1. uluslararas ı. 1. 1. i. başkasının işine burnunu sokan kimse. sin. z.. i. yorum. aç i. sin. 2. 1. enternasyonalizm. 2. karşılıklı etkileme. soru ifade eden.. (birinin) sözünü kesmek. eklenmi ş eyin aras ı na koymak. sonsuz. 1.. soru soran kimse. ırklararası. ara dönem. yorumcu. yazıya sözcük/cümle ekleyerek asıl metni değiştirmek. f. i. f. ortadaki. mat. sorulu. metne i. kesik kesik. gözalt ına almak. intern. i. iç yak ımlı motor. tiy. engellemek. sorguya çekme. 3. s. 3. bitmez tükenmez. ıklı. devlet geliri. strictly interpretation interpreter interracial interrelated interrelation interrogate interrogation interrogative interrogative pronoun interrogator interrupt i. dahiliye. haftaym. tıb. iç yap ı. müz. 2. 2. çeşitli aileler/milletler arasında evlenme. kullanarak (bir ıklama. voleybol. soru sorma. f. 1. basketbol ara. kesikli ak ım.. s. s. eklenti. antrakt. konser ara. enternasyonalist. 1. dilb. iki şey ına ıba ka bir şey sokmak. tiy. s. çevirmen.

mest etmek. üstü kapalbetween z. 1.wove. 1. 2. i. in -e kar ışmak. arakesit. enterval. samimilik. edat içine. çok yakın. 3. aslında. 1. tıb. sıkı: There is an intimate şk ve nefret arasında çok yakın bir relationship love and hate. 2. s. samimi. zehirlemek. spiral.B. ile görüşme/mülakat yapmak. sarhoş edici. f. 1. 2. mülakat. tonötüm. girişik. i. uzlaşmaz. karışma. kasiçi. 3. arac ılık. entrika. ses tonunun yükselip alçalma şekli. to ile tan ıştırmak: She introduced him to her mother. 1. birbirine kar ıştırmak. i. 2. gözdağı verme. entonasyon. 1. müz. A. ara. f. yıldırmak. s. s. 1. içeri. 3. beraber dokumak. sarho şluk. gözünü korkutma. imlemek. i. with -e sarmak. O uzak bir akraba. çıtlatmak. kesişme. kolay kontrol edilemeyen. ikiye bölmek.. ba ğırsak. 2. f. görü şme. titremleme. sindirmek. ima. tıb. entrika çevirmek. müz.. dayan ılmaz. süre. i. anat. eyaletler arasından geçen otoyol. yıldırma. uzlaşmazlık.ter. uzlaşması olanaksız. gözünü korkutmak. sarhoş eden madde. kesilme. bak. 1. kesişmek. aralık.D. iki ses arasındaki perde farkı. yola getirilemeyen. bağırsaklara ait. kesinti. 2. 2. 2. i. ilgisini çekmek. inatç ı. i. f. f. caba. karıştırmak. s. girift. i. tonlanma. 1. i. gizlice sevi şmek. 2. geçişsiz fiil. zehirlenme. s. s. i. 1. samimiyetle. 3. katetmek. to -i tanıtmak: This book introduces preschool children to . i. 1. çekilmez. üstüknow kapalhim f. s. cesur. serpiştirme. ı. f. s. ima etmek. tıb. i. kendisini yak ından ı söyleme. röportaj. s. ara. A ı söylemek. 2. i. 1. damariçi. s. 1. sarho ş etmek.D.B. s. 1. üniversiteleraras ı. f. I don´t intimately. f. karışık. kendine özgü. şaşırtmak. hile. çok yak ın (arkadaş). 2. yılmaz. of -e kar şı hoşgörüsüz. 2. çapraşık. merak ını uyandırmak. içtenlikle.ven) 1. samimiyet. i. kesmek. 2. 2.interruption intersect intersection intersperse interspersion interstate intertwine interuniversity interval intervene intervention interview interweave intestinal intestine intimacy intimate intimate intimately intimation intimidate intimidation into into the bargain intolerable intolerance intolerant intonation intoxicant intoxicate intoxication intractable intramuscular intransigence intransigent intransitive intransitive verb intrauterine device intravenous intrepid intricate intrigue intrigue intrinsic intrinsical intrinsically introduce i. 1. asıl. 1. dalavere çevirmek. geom. z.ter. f. s. A.wo. -e dolamak. 2. serkeş. i. geçişsiz. 2. birbirine geçmek. çok yak ından: He´s a distant relative. özünde. hoşgörüsüzlük. üstelik.. ile(in. intrinsic. aras ına serpmek. s. in. korkusuz. 1. s. dilb. 2. araya girmek. sindirme. s. nesnesiz (fiil). birbirine sar ılmak. f. 2. i. -e. eyaletleraras ı. gözdağı vermek. esas. röportaj yapmak. 3. mest olma. kavşak. Onu annesiyle tanıştırdı. gizli a şk maceras s.. -ye..

2. sezgici. 1.introduction introductory introspection introspectionism introspectionist introspectionistic introspective introvert intrude intruder intrusion intrusive intuition intuitionism intuitionist intuitionistic intuitive intuitive knowledge intuitively inundate invade invader invalid invalid invalidate invaluable invariable invariably invasion invective inveigh invent invention inventive inventor inventory inverse inversion invert invertebrate inverted inverted commas inverted commas invest investigate investigation investigator i. küfür. i. davetsiz misafir. sezgisel. değişmez. tahkikat/soru şturma yapmak: The detective was yetki f. s. i. with (bir makama) getirmek. icat eden. hükümsüz kılmak. in (bir proje için) (para/emek/zaman) harcamak. f. paha biçilmez. sezgi. sezi. mat. istenilmeyen bir yere izinsiz ve davetsiz i. sabit kalan. 2. s. müz. s. 1. dedektif. 1. s. ağır hakaret. 2. hakk ında ı nda tahkikat yapıyordu. 3. 1. f.. istila. akın. f. geçersiz. İng. demirbaş. tersyüz etmek. içebak ışçı. i. yatalak. s. 2. f. fels. the soru i. izinsiz ve davetsiz giren. in -e (para) yat ırmak. ara ştırıcı. omurgas ız. istilac ı. i. sezgici. tanıştırma. 4. içebak ışçı. 3. tersine çevrilmiş. 1. aksi. i. içebak ış. 2. s ırasını değiştirmek. s. s. s. 1. s. f. fels. 3. 1. i. aynı şekilde. sezgiyle anla şılan/öğrenilen. tırnak işaretleri. i. içgözlemsel. sald ırı. geçersizle ştirmek. Dedektif 2. f. izinsiz ve davetsiz girme. 2. tersyüz edilmiş. f. su basmak. 2. i. içe do ğma. i. . s.. tersine çevirmek. 1. 2. yaratmak. altüst olma. içedönük kimse. 1. f. s. i. tersine çalış. envanter. cinayet hakk şturma. 2.. istila etmek. çok de ğerli. giriş. enversiyon. 2. icat etmek. her zaman. giren kimse. zorla girme. 3. içgözlem. hücum etmek. 2. ters dönme. değişmeyen. 1. investigating murder. garketmek. içebak ışçılık. buluş. ters çevirme. uydurmak. i. sövüp sayma. yaratıcı. sezgicilik. s. fels. s. 1. inceleme. i. tahkikat. dilb. 1. dilb. with (sorumluluk. i. 1.. 2. 1. sakat. 1.. başlangıç. 1. 2. müz. i. değişmeyerek. tanıtım. sel basmak. zorla içeriye sokmak. hasta. z. 2. -i paylamak. tırnaklar. tersine dönmü ş şey. zorla girmek. sırası değiştirilmiş. 3. i. zorlagirmek. 2. sezgiyle. deftere kayıtlı eşya.. 4. araştırma. takdim. z. hükümsüz. önsöz.. sezgiyle edinilen bilgi. başlangıç ile ilgili. s. omurgasız hayvan. tırnak işaretleri.. tanıtıcı. zorla giren. s. 1. s. 2. sald ırmak. 1. icat. müz. 1. ters. against -i şiddetle eleştirmek. ters sonuç. i. İng. 2. 2. yarat ıcı. i. i.

f. s. (sorumluluk. yerleşmiş. 1. fikir veya ruhun derinliğine doğru. iç k ısım. hiddet. can s ıkıcı. z.. i. iyotlanm ış. 1. canland ırmak. çabuk öfkelenen. sa s. i. yatırımcı. 2. bak. 2. yenilmez. -ek. i. lan. görülmez. s. nebze: There´s not an iota of truth in it. Iris.. İng. f. s. 1. s. manevi. 3. gerektirmek. 1. -e kar 2. 1. s.. 3. rica etmek: exhibit. huysuz. iyonyuvarı. davetiye. 1. iyonlaşma. gayriiradi. süsen. bak. 3. iyonlaştırmak. 3.. öfkeli. bak. bıktırıcı. 2. birini en içeriye davet etmek. iyotlu. iodization. iyonlaşmak. i. İng. öfke. 2. usandırıcı. f. fatura. ruhb. istemsiz. dokunulmaz. bula şma. envestisman. sinirlendirmek. 1. -e bula ştırmak. tiryaki. başvurmak: yap He ıinvoked his diplomatic immunity. f.´ni) istemek. i. İng. bot. koruma v. i. f. ıştırmak. içeride bulunan. iyot.involve me in your i. iodized. istençsiz. s. bak. bak. iris. i. 1. davet. resmi hesaplarda i. iraded f. görünmez.b. 1. bıktırmak. iyotlu. görünmezlik.o. istemek: Expertise involves practice. İng. faturas ını çıkarmak.b. s. 2.. yanardöner. ça ğrı. ionization... i. 2. s. karış ma. tiksindirici. 1. (Allaha) yakarmak. sokmak: 2. i. 4. 2. 2. canını sıkmak. . sinirli. 2. 1. iyonlanma. iodize. 1. Onda zerre kadar gerçeklik yok. k ıskandırıcı. s. yalvarmak.. yetki v. içe doğru. ionize. usandırmak. zerre. ruhsal. in inviting invoice invoke involuntary involve involvement invulnerable inward inward inwards iodic iodine iodisation iodise iodised iodization iodize iodized ion ionic ionisation ionise ionization ionize ionosphere iota irascible irate ire iridescent iris irk irksome i. iç. dili aşk Don´t ilişkisi. i. iyonik.. 2. ele geçirilmez (yer). bozulamaz. gayriihtiyari.investment investor inveterate invidious invigorate invincible inviolable inviolate invisibility invisible invisibleness invitation invite invite s.. kökle şmiş. i. mal. Sergiye sadece yak ın birini buyur etmek. düşkün. anat. 1. s. cazip. davet etmek. s. ça ğırmak: He invited only his close friends to the arkada şlarını davet etti. ilişki. istemeyerek ışı . iris. iyotlama. gayet i. çi ğnenemez. 2. f. gözükmeyen. bak. s. 2. zarar görmekten veya yaralanmaktan tamamen korunmu ş. çiğnenmemiş. haksız. 1. ğlam: His position in the fethedilemez. 1. i. bozulmam ış. f. (yard ım. Ustal ık pratik ister. inilgi. çekici. s. i. k ızgınlık. f. k ızgın. bak. hiddetli. s. ho ş. 2. davetkâr. 3. (ruh) çağırmak. s. 1.. 2. s.´ni) verme.. müzmin. İng. invisibility. içeriye do ğru. inward 2. iyon. iyotlamak. güçlendirmek. f. i. çabuk kestirilemez. gözle seçilemez. yatırım. s. z.

rlar: She´s got a lot of ironing to do. akıldışı. tahri ş edici. k ızgınlık. kusur bulunamaz. çarpık. 1. sinirlendirici. 4. usd ışıcılık. gemlenmez. i. s. konu d ışı s. çaresiz. 5. s. aksi iddia edilemez. s. geri al ınamaz. usdışı. (pürüz. bastırılamayan.iron iron foundry iron gray iron out ironic ironical ironing ironing board ironmonger ironwork ironworks irony irony of fate irrational irrationalism irrationally irreconcilable irrecoverable irredeemable irrefutable irregular irrelevant irremediable irreparable irreplaceable irrepressible irreproachable irresistible irresolute irresolvable irrespective irresponsibility irresponsible irretrievable irreverence irreverent irreversible irrevocable irrigate irrigation irritable irritant irritate irritating irritation is island i. 1. 1. s. demirden ılmış. 1. 1. demirhane. uzlaştırılamaz. . s. yıkama. sinirlendirici şey. 2. s. tersinmez. mütereddit. demirk ırı. ütü. 1. yıkamak. öfke. i. yap dökümhane. 2. tıb. ada. demir. maden uçlu golf sopas ı. s. sorumsuz. tahriş. 1. s. be. i. demirler.. 2. 3. f. 2. 1. 1. 1. kaşındırma. s. 2. lavaj. çabuk k ızan. usulsüz. düzeltilemez. 2. kaderin cilvesi. uzlaşmaz kimse.´ni) gidermek. 1. s. of -e bakmaks ızın. tahri ş etmek. 1. ironi. tamir olunamaz. s. i. şıbozuk (asker). ters çevrilemez. 2. ütü tahtas ı/masas i. 2. onulmaz. sinirlendirici. bak. s. yeri doldurulamaz. fiz. 2. mantıksızca. 2. karars ız. kurals ız. çözülemez. ak ılsız. barıştırılamaz.. i. ütüleme: Have you done the ironing? Çama şırları ütüledin mi? 2. i. 2. (topra ğı) sulamak. 2. fels. çürütülemez. 1. 3. s. 2. s. kurtulamaz. s. i. 2. frenlenemeyen. onarılamaz. 1.. önüne geçilemeyen. kuraldışı. sinirli. s. tedavisi olanaks ız. s. çoğ.. s. nalbur. s. 2. 1. saygısızlık. değiştirilemez. z. to ile ilgisi olmayan. zaptolunmaz. 2. bak. 2. i. 3. dayanılmaz. ütülemek. 1. düz olmayan. 1. i. 1. tahriş edici şey. bir daha ele geçmez. s. tıb. sorumsuzluk. irrasyonel. s. Çok ütü işi var. çaresiz. i. su götürmez. ironik. çok çekici. kusursuz. s. kim. de ğiştirilemez. demir. i. 3. bedeli ödenerek kurtar ılamaz. ütülenecek çama şı ı. paraya çevrilemez. sinirlendirmek. f. tahri ş edici. telafi edilemez. s. insana alay gibi gelen bir tesadüf. dilb. geri alınamaz. 2. (topra ğı) sulama. 1. İng. 1. saygısız. mantıksız. irrasyonalizm. lavaj yapmak. (bir şeye ait) demir kısımlar. inceden inceye alay eden. istihza. i. demir gibi. s. geri alınamaz. 2. düzensiz. s. demirhane. s. ironic. ikircimli. 4. yolsuz.b. f. uyuşmayan fikirler. değişmez. 2. 1. aleyhinde söylenecek bir şey olmayan. alayl ı. çaresiz. 3. ba . sorun v. karşı konulmaz. ütüleyerek (buru şuklukları) gidermek.

lan. italik harflerle basmak. kriko. eşek herif. yolcu rehberi. dağıtım. tecrit i. 1. kim. çakal. mesele. dili iğne. 7. tenha. ada. hesapta tek rakam.. 7. i. (oyunlarda) ebe.. duvarsarma şığı. 1. 4. sonuç. adet. sarmaşık.islander isle islet isn`t isobar isolate isolated isolation isomer isomeric isomerism isomorph isomorphic isomorphism isosceles isosceles triangle isotherm isotope issue issue of shares isthmus it it`d it`ll it`s italic italicise italicize itch itch mite itchy item itemise itemize itinerant itinerary its itself ivory ivory tower ivy J. yola ait. k ıs. e şbiçimlilik. 2. ağaçsarmaşığı. 1. nüsha. j jab jabber jack jackal jackass i. 3. i. o. dürtmek. izotop. 2. bak. s. of1. hisse senedi i. ayırma. 2. kalem. 2. yerde ş. 1. coğr. 3. kim. kim. yolculukla ilgili. i. i. 1. 1. i. . 2. f. i. 1. adam. 2.konu iğneşyoluyla ilaç. izomerik. k ıs. --bing) 1. 2. f.. 2. basım.. sorun. İng. i. s. 1. çıkış.. kaşınma. 8. it had. adalı. dürtme. insan ı kaşındıran. i. 1. 1. izole etmek. izobar. izomer. gezginci. zam. madde. boşalma. elek. bacak. ikizkenar üçgen. i. bak. 2. is not. kendi. k. yayım. e şbiçimli. e şsıcak.verilen anlaşılmayacak şekilde konuşmak. i. zam. i. 1. i. erkek e şek. f. kaşıma isteği duymak. 5. tek tükızl kolera vakalar yaln ık.. 1. ay i. i. it is.. i. yol. saplama. sayıihrac ı. 8. bot. mahsur kalan. hedera.tenhal choleraık. kald ırıcı. 9. etme. 4. ı rma. f. argo para. i. gazet. ona. italicize. gen. 3. 3. köylü. kaşınmak. fildişi kule. f. 2. 3. f. gemici. haber. 1. ikizkenar. f. 4.. isk. kaşıntısı olan. kıstak. berzah. İngiliz alfabesinin onuncu harfi. 2. ayırmak. 1. zam. 2. seyyar kimse. adac ık. italik. yayımlama. yalnay 4. i. ayrıntılarıyla yazmak. parça. 2. arzu. 4. ahmak adam. konu. 5. 3. s. boşalma yeri. s. saplamak. 3. izomorfik. kendisi. e şbasınç. oto. bocurgat. oğzool. i. izomorfizm. (--bed. vale. tek başına kalmış. İng. it has. 9. marsıvan eşeği. 2. 6. fildişi. mahsur ırakmak. seyahat program ı. s. . izomorf. 6. e şbiçim. tek. (bazı oyunlarda) top. İng. i. f ıkra. italik. netice. onun (it´in iyelik hali).. f. mak. dolaşan. i. izole etme. izomerizm. s. k ıs. i. 2. fildişi rengi. geom. 4. it would. priz. kaşınan. seyyar. k ıs. izoterm. onu. f. 3.ırmak. uyuzböceği. ço ğ. s. 2. istek. Canis aureus. 1. tecrit etmek. itmek. it will. kaşıntı. çabuk çabuk i. tek tük: isolated instances s.rakma. b ız. gezgin. itemize. yaln ız bırakmak.. J. yaln ız bıı. 2. teni dalayan (kumaş/giysi).

Japonca.knives (cäk´nayvz) i. 2. i. marmelat. gürültü. t ıkmak. isk. tıkmak: They are going to jam all of us into that small room. (çoğ. bot. i. i. 1. Acer palmatum. hıncahınç doldurmak. Jamaika.a. Chaenomeles lagenaria. 2. on/upon . cazcıların bir araya gelip doğaçtan çaldığı caz müziği. f. çok yorgun. düldül.. trabzonhurmas ı. Jamaikalı. 2. Jamaika. 1. gırgır. i. jalopy. hapishane. frene kuvvetle bas ıvermek. sivri uçlu. silindir ceketi.nese) Japon. çekişmek. i. hapsetmek. (--red..jackboot jackdaw jacket jackknife jack-of-all-trades jackpot jade jade jaded Jaffa Jaffa orange jag jagged jaguar jail jailbird jailbreak jailer jailhouse jaloppy jalopy jam jam jam on the brakes jam session jam session Jamaica Jamaican jamb jamboree jam-packed Jan jangle janissary janitor janizary January Jap Japan Japanese Japanese cedar Japanese maple Japanese persimmon Japanese plum Japanese quince japonica jar i. çentmek. bak. b ıkkın. dopdolu. i. tıklım tıklım. f. i. 2. yafa. yafa. kriptomerya. 1. japonayvas ı. 2. argo. s. i. 1. i. çentikli. 4. bazool. i. jagar. mahpushane. Diospyros kaki. isteksiz. 1. diş. Jamaikalı. i. kaba kuvvete dayanan. i. (ile) çatışmak. sivri uç. Japonya. 2.. i. f.. Japon. maltaeriği. kapıcı. on parmağında on marifet olan kimse. 2.. 1. çok yormak. 2. cazcıların bir araya gelip doğaçtan çaldığı caz müziği. s. argo külüstür otomobil. viraj. mahpushane. sıkıştırmak. Jamaika´ya özgü. mahkûm. Prunus salicina. bitkin. 2. hapishane. i.. i. i. japonakçaa ğacı. mak. ceket. ortada biriken para. 1. (vaktiyle hapis yatm ış) sabıkalı. h ıncahınç dolu. ahenksiz ses ç ıkarmak. ocak ayı. zorba. f. k. i. 1. --ring) 1. bot. elinden her iş gelen kimse. Jap. January. i. yeşim. mahpus.. bot. i. hapse atmak. i. kaba kuvvetle şkasın ı boyun eğmeye zorlamak. --ming) 1. japonayvas ı. 1. 1. büyük çak ı. 2. bak. i. pot. zangırdamak. yaşlı ve işe yaramaz at. Hepimizi o küçük i. hafifme şrep kadın. argo cümbü ş. reçel. s. küçükkarga. yenidünya. f. eğlenti. (with) (-e) ters düşmek. i. i. k ıs. kaba kuvvet. janissary. bot. 2. çoğ. jack. kulak t ırmalayıcı bir ses çıkarmak. (--med. (--ged. şömiz. f. i. Japan. i. i. ahenksiz ses. dili 1. gardiyan. yeniçeri. 3. k ıs. f. kapı veya pencerenin dik yanı veya kenar pervazı. 2. dişli. odacı. 2. firar. bot. hapishaneden kaçma. s.. zangırdatmak. i. bot. kaba kuvvet kullanan kimse. kavga etmek. Japanese. yafa portakalı. düldül. --ging) diş diş etmek. s. 3. s. Corvus monedula. jaguar. i. Japonca. Cryptomeria japonica. yafa portakalı. cücekarga. Chaenomeles lagenaria. keskin dönü ş.

silkinme. sars ıntılı. cip. cirit atma. argo canland ırmak.. k ıskanç. fırlatmak. f. i. mastürbasyon yapmak. bak. 1. donmak. blucin. k. 2. --s i. z. 1. i. (meyve tad ında. spazmodik. İng. gezmek. Javanese. çene çalmak. 1. 3. i. önyarg s. yarg ılanan sanığın cezaya çarpılma ılığı. 1. k. silkip atmak. olas i. jarse.bir şeker. 1.. neşeli. karamsar. kesik kesik ve h ızlı söylemek. cin. k. 4... 3. 1. Cavaca. argo 1. meslek argosu. f. 2. hareketlendirmek. 1. f. 2. k ıskançlıkla.. İng. gezinti. ağız. şağılık herif. ı. ştirmek. 1. z. çene. anla şılmaz dil. şık. 4. z. 2. 2. kötü malzemeyle yap ılmış. laflama. şiddetli ve ani çekiş. Cavaca. Garrulus glandarius. içi jöleli fasulye biçiminde i. ılık olmuş. silkme. i. Dipus. peltele i. i. i. jello. gösterişli..jar jargon jasmine jaundice jaundiced jaunt jauntily jaunty Java Javan Javanese javelin javelin throw jaw jawbone jawbreaker jay jaywalk jaywalker jazz jazz band jazz up jealous jealously jealousy jean jeep jeer jell jello jelly jellybean jellyfish jeopardise jeopardize jeopardy jerboa jerk jerk jerk off jerk out jerkily jerky jerry jerry-built jersey Jerusalem i. önyarg f. yasemin. i. f. nazik durum. s. s. f. tehlike. argo çene çalma. şen. 1. dili 1. sarsarak. i. 2. peltele şmek. tıb. zool. i. i. 2. i. ço ğ. kıskançlık. tehlikeye atmak. Cava. kavanoz. 1. fütursuzca. 1. (çoğ.. cirit. s. peltele şmek. i. 2. k ıskançlık. argo tehditle baskı yapmak. salak. 1. 2.. bot. f. pelteye benzeyen) jöle. dili (yaya) yaya geçidi olmayan bir yerde kar şıdan karşıya geçmek. çölfaresi. çenekemi i. hoşnutsuz. sar ılı. 3. i. 2.a. i. 2. alaylı ğır ış/kahkaha. 1. cirit. cazbant. dili biçimlenmek. 2. Cavalı. kıskançlık dolu.pis/a birdenbire ve şiddetle çekmek. huk. özel dil. d ırlanmak. abaza çekmek. zool.. i. 3. argo aptal. s. 1. alakarga. pulover. bak. cin pantolon. medüz. cin kuma ş. belirginleşmek. i. karamsarlık. İng. (at) ba ğırarak/kahkahalar atarak (ile) alay etmek. sarılık. caddeyi trafik kurallar i. ına ıuymadan karşı dan kar şıya geçmek.. Jasminum. sarsıla gitmek. sars ıntılarla. jeopardize. büzülme. (reçel veya marmelada benzeyen) jöle. 2. denizanas ı. k. s. i. f. 2. burkulma. kaygısızca. Cava´ya özgü. kestanekargas ı. 3. kazak. 1. i.. (yaya) trafik kurallar na uymadan geçen kimse.. kaygısız. Cava. çölsıçanı.. söylenişi zor sözcük. oturak. ğ 2. s. Jav. İng. . i. 3.. Kudüs. s. sarsıla argo otuz bir çekmek. düşmanlık. dili f. c ırboğa. i. süveter. k. i. k. dili kararsız kimse. ba f. hoşnutsuzluk.nese) Cavalı. i. 2. tehlikeye sokmak. dili lazımlık. caz. anat. laflamak. 2. düşmanca. Cavalı. i.. bak. i. çok sert akide şekeri.

3. latife. jasmine. dili katakulli. salınmak. kâgir iskele. mücevher. k. soytarı. mücevherci. i. dili an. (at) (-e) karşı gelmek. (bir şey hakkında) tereddüde etmek.. i. s. s. 1. değerli i. jeton. şaka etmek. maskara. mücevherat. çıngırdatmak. f ışkırtmak. f. 1. (uzun bir uçak i. kuyumcu dükkân ı. Musevi. itiraz şeyi yapmaktan) çekinmek. s. etmek. 1. i. jet sosyeteden bir kimse. bak. İng. şıngırdatmak. ğ tepkili çalıştırma. İng.. 2. jetli sürüş. i. hile. . argo u ğursuz şey/kimse. mendirek. değerli şey. s. şla/ta şlarla süslü. i. 1. 2. flok yelkeni. den. 3. kimse/ taf. jeweler. dili -e uymak. İng.. i. hafif ı. şıkırtı. i. 1. kapkara. --bing) İng.. çıngırtı. f. --ting) 1. f. i.. mücevher. k. 2. dili the a şırı sinirlilik.b.. bak. k. fışkırma. ile uyu i. f. ğundan sonra) zaman farkından doğan uyku 2. oyma testeresi. bak. değerli taş.. i. dingildemek. f. fışkırmak. i.. simsiyah. s. i. f. Musevi. i. s. İsa. tatula. uğursuzluk getirmek. jetle yolculuk yapmak. oyun. cep saatinin içindeki taş. (sevgilisini) terketmek. (bir f. i. (--bed. lahza. şaka söylemek. bak.. enerjik. sallamak. i. jet.. bak. şıngırtı. cin. jeweled. k. sevgilisini terkeden k ız.. jet gibi h ızlı. i. şıkırdatmak. jewelry. titreme. (hırsızların kullandığı) ufak levye ile açmak. yorgunluk v. alay. i. f. jet uçağı. tekerlemeli ş i. 2. i. i. 1. uğursuzluk. with k. i. cevher. tepkili uçak. i. 2. kuyumcu. (tehlike an ında gemiyi hafifletmek için) (yükü) denize atmak.. düzensizli jet.. İng. latife etmek. s. s. cihat.arkı. şeytanelması. 3.. simsiyah. fıyolculu skıye. i. Hz.Jerusalem artichoke Jerusalem artichoke jessamine jest jester Jesus Jesus! jet jet jet lag jet plane jet propulsion jet setter jet-black jet-propelled jettison jetton jetty Jew jewel jeweled jeweler jewelled jeweller jewellery jewelry jewelry store Jewish jib jibe jiff jiffy jiggered jiggery-pokery jiggle jigsaw jigsaw puzzle jihad jilt jimmy jimsonweed jingle jinks jinni jinx jitters jittery yerelmas ı. dalgak ıran. hareketli.. i... Yahudi. (tekerleme gibi) kısa şiir. bot. 1. i. sallant i. 3. dili çok sinirli. den. --ing/--ling) değerli taşlarla süslemek. tepkili (uçak). (--ed/--led. ünlem Allah Allah! s. (hırsızların kullandığı) ufak levye. motorlu kesilmiş parçaları birleştirerek oynanan resim-bilmece. 2. i. bumba ile seren veya yelkeni rüzgâr yönünde giderken kavanço ş mak. Yahudi. ırgalanmak. şaka. f. yerelmas ı. 2. f. (--ted. jiffy.

dili hoş. neşeli. mafsallı. in -de yer almak.o. 2. i. eklem.b. f. ba lanmak. müteselsil borçlular. yavaş koşma. ortak. z. şaka. s. i. hafifçe sarsılmak/sallanmak. Ürdün. 1. 2. neşe verici. çarp savaşa girişmek. ba f. isk. latife. vazife. toptan dağıtımcı. anat. şaka olarak. şakacı kimse. s. bulu şmak. şaka yollu. geçme ile tutturmak.´s memory jogging joggle join join battle join battle join hands join up joiner joinery joint joint joint account joint account joint creditors joint debtors joint heir joint owner joint surety jointed jointly joist joke joker jokingly jolly jolly a place up jolly s. (kulüp. 3. şmibo ş. jujitsu. 1. dürtme. zerrin. hafifçe sarsmak. . şakalı. ı.. do doğ ğramac ramacı ıl. dili bitişmek. sarsma. büyük et parças ı. lokanta. 1. şaka etmek. 2. tatlı sözlerle birini (bir şeye) ikna etmek. İ i. yapmak. payda ş. iş i. tatlı sözlerle birini (bir şeyden) vazgeçirmek. ğum. şaka ederek. anonim şirket.. i. 1.jiujitsu job job work jobber jobless jockey jockey jockey for position jockstrap jocular jocularity jocularly jog jog s. 1. ne gerçekten: Thisbir is jolly İng. ortakla şa. nükte.. 2. 3. f. 2. Narcissus jonquilla. suspansuvar. dili 1. sarsmak. üye yazılmak. 3. müteselsil alacaklılar. (bir yarışta) daha avantajlı bir yere geçmeye çalışmak. i. şen. cokey. kat birden dürtme. Yapmaktan şka çaresi yok. dalavere ile kand ırmak. i. s. argo 2. i. --ging) 1. i. kasap. parti v. bot. z. şok. birinin belleğini canlandırmak. f. 5. f.. marangozluk. geçme. 1. (--ged. biti şmi ş. yava ş koşmak. kiriş. müteselsil kefil. putrel. itmek. bak.o. İng. sars ılmak. 1. into jolly s.´ne) lamak. i. parça başına ış an işçi. 2. 1. 6. 1. yeregood! sevimli bir Bu hava vermek. Bir sözü pekiştirmek için kullanılır: He´ll jolly well have to. i. müşterek hesap. İng. İng. ng. s. out of jolly well jolt jonquil Jordan i. i. i. 5. joker. yava ırlatmak ipucu vererek) (bir şeyi hat i. eklemli. k. 2. 1. 4. 2.için 2. toptan mal satan tüccar. dü birle tic. jogging. ğüm. 7. marangoz. k. dürtmek. yava şça sallamak. şaka yapmak. mirasta ortak. joint-stock company tic. 1.. 3. f. götürü iş. 2. 1. ıntı. k. sallama. dili ğı.o. 1. 2. bir yeri birini tatlı sözlerle teşvik etmek. 2. memuriyet. z. mafsal. z. 2. müşterek hesap. şoke etmek. birle ştirmek. ıntfulya. 6. jogging ş ko şma. güzel. ek yeri. baya ğı iyi! Jolly good! Çok baya şelendirmek. birçok yere üye olma meraklısı. k. birleşmek. i. 2. iş. i. el ele tutu şmak. toptanc ı. sars ılmak.. ek. along jolly s. bot.o. birçok derne ğe/gruba üye olan kimse. şakayla. birlikte.bar. sars i. bağ ış maya ba şğ lamak. mü şterek. görev. gece kulübü. şakacı. mülkiyette/tasarrufta ortak. argo afyon s. şakacılık. asker yazılmak. sarsmak. çal siz. -e 4.ık. şaşkına çevirmek.

tic. testi. i. 2.men (cır´nimîn) i. 2. i. dergi.Jordanian josh jostle jot joule journal journalism journalist journey journeyman jovial joviality jovialness jowl joy joyful joyfully joyous joyride joystick JP Jr jubilant jubilation jubilee Judaism Judas Judas tree Judeo-German Judeo-Spanish judge judge by externals judgement judgment Judgment Day judicial judiciary judicious judo judoist jug juggle juggle the books juggler Jugoslav Jugoslavia Jugoslavian i. yargılamak. bot. 1. Ürdün´e özgü. günce. s. k ıyamet günü. 2. yolculuk. mantıklı. Musevi dini. Musevilik. bak. alay etmek. sevindirici. sevinçli. neşeli. bilg. judo. s. hokkabazlık yapmak. i. Cercis siliquastrum. jour. türel.. 1. dili tak ılmak. 1. Yugoslavian. 3. 1. dürtüklemek. k. yargıçlar. i. i.. z.. şenlik. s. 2. itip kakmak. görünü3. hokkabaz. s. argo hapishane. bak. s. 2. k ıs. otomobil gezintisi. of it! Bir noktas ını bile değiştirmem! Don´t you miss a jot or a tittle! En i. keyif. hukuki. bak. 3. hâkim. 4. alt çene. f. adli. i. gazete. hilekâr kimse.. (--ted. i. 1. seyir defteri. 2. haz. Ürdün. f. judocu. 2.. s. Musevilik.ney.. sevinçli. yarg ıç. erguvana ğacı. Musevi olma.. f. tahmin etmek. bak. aldatmak için hesap defterlerini kar ış i. s. i. 2. hile ık. i. ak ıllıca. i. 2. 1. çene kemiği. ne şe. yolculuk etmek. 3. evlilikte altın yıl. gazeteci. yevmiye defteri. jul. sefer. f. 1. f. s. i. 1. i. Yiddish.. adli. günlük defter. neşeyle.. neşeyle dolu. 3. tedbirli. i. İng. neşe. kumanda kolu. i. coşku. 2. hakem. 1. s. i. 4. sevinçli.. zerre. s. adliye. i. keyifli. 1. yarg ı. i. Junior. 1. s. sevinç. i. co şkun. joviality. i. Justice of the Peace. itelemek. coşkulu sevinç. p haz ırlamak. karar. el çabukluğu ile marifet yapmak. çal ıntı araba ile gezme. itip kakma. şen. şe hüküm dayanarak hükme varmak. bilirkişi. i. ne şeli. hakemlik etmek. gazetecilik. 1. bak. Yugoslav. Musevi âlemi. gezi. hukuki. --ting) down yazmak. yol. bak. sağgörülü. kodes. yapmak. i. i. 3. not etmek. jübile. i. 3. jonglör. . judgment. i. vermek. ne şeli. hüküm. den. aldatmak. i. s. ustabaşı. f. herhangi bir olayın ellinci yıldönümü. i. i. Yahudi İspanyolcası. i. Ürdünlü. Yugoslavia. (kulplu) sürahi.. nebze: I won´t change a jotfiz. uçakta manevra kolu. şaka etmek. k ıs. erguvan.. 4. Ürdünlü. seyahat. i. 2. yarg ılama ile ilgili. hile. günlük. çoğ. hokkabazl tırı2. hükmetmek.

enerji. çocuklara giydirilen ın ş için) kazak. (kadba ş motorun ka bir motorun aküsüne tel f. July. dili hayretle yerinden s ıçramak. başlanması gereken zamandan önce başlamak. i. zıplamak. herkesin merak ği ayr ıntılarla dolu. i. birine ç ıkışmak. dili birini sert bir şekilde azarlamak. 2. üzerinden atlamak. s. göbek atmak. f. jump one´s bail jump out of jump out of one´s skin jump out of the frying pan into the fire jump over jump rope jump seat jump ship jump the gun jump the gun jump the queue jump the track jump the track jump to conclusions jump to one´s feet jump up and down jump/get on the bandwagon jump/skip bail jumper jumper jump-start jumpy Jun s. 3. para ile plak çalan otomatik pikap.´s throat jump down s. argo cereyan. 2. sinirleri gergin. kefalet altındayken duruşmaya gelmemek. boyuna ait. 2. trene atlamak. basinirli. ta) hatal ı çıkış (yar İ ng. fırlama. 3. atlamak.Jugoslavic jugular jugular vein juice juiceless juicy jujitsu jujube jukebox Jul July jumble jumble sale jumbo jump jump jump a train jump around jump at jump at a conclusion jump down s. karışıklık. ödü kopmak. (fırsattan) hemen faydalanmaya bakmak. oto. 2. 1. dili 1. dili birini ha şlamak/azarlamak. i. argo kuvvet. etti i. -den atlamak. Yugoslavic. 1. k. (tayfa) gemiyi haber vermeden terketmek. k. 3. k. 2. s. düzensizlik. her şeyi bilmeden/yeterince düşünmeden hemen bir sonuca/karara varmak. k ıs. (bir yerden) (d ışarı) atlamak. diken üstünde.o. (tren) hattan ç ıkmak. delgi. tulum. 1. İng. (parayla ilgili bir miktarda) ani yükselme. dili ba k. atlama. dili -in üstünden atlamak. dili herkesin merak etti ği (ayrıntılar). bak. 1. k. dini/hay ırsever bir kurum yarar ına yapılan kullan ılmış eşkullan ya satıışı . zıplatmak. argo benzin. başlama ı. çiğde. 2. s. 2.ış s. sulu.. atlatmak. çok büyük. (teklifi/daveti) hemen kabul etmek. 2.. geçici olarak kullan ılan bağlantı teli. s ıçrama. aküsü bitmi ğ layarak (aküsü bitmi ş olan ı n motorunu) çal ış t ı rmak. vaktinden evvel davranmak. kuru. bluz/kazak üzerine giyilen kolsuz elbise. birine sapartayı vermek. pulover. k. . İng. jumping-off place 1. özü/suyu olmayan. bot. ırsever bir kurum yarar ına sat ılmak üzere biriktirilen lm dini/hay İ ng. (fiyat) f ırlamak. June.´s throat jump for joy jump on s. ip atlamak. 1. özsu. i. k. sebze/meyve/et suyu. 5. s ıçramak. i. sıçratmak. k. fırlatmak. temmuz. özlü. ayağa fırlamak. birini haşlamak. şahdamarı. hoplayıp zıplamak. karmakarışık şey. i. aküsünden 3. hünnap. hoplayıp zıplamak..o. i. s. dili (kefaletle tahliye edilen san ık) hazır bulunması gereken duruşmaya gelmemek. acele hüküm vermek. atlayan kimse. elek. 3. 1. noktas şkalar ınııç n yeri/noktas yaptığı bir eyleme katılmak. düzensiz kar ışım. çok sevinmek. spor jiujitsu. ödü patlamak. i şaret verilmeden başlamak. kocaman. dünyanın öbür ucu. Junior. straponten. rada bekleyenlerin önüne geçmek. yüreği ğz ınaya gelmek: I nearly out of my skin! Ödüm koptu!/Yüreğim a ğmurdan kaçıp jumped doluya tutulmak. k ıs. i. 1. elektrik. pantolonlu ceket. 4. ba şlang ı.ış hakk ı yokken sıyapmak.o. (tren) raydan ç ıkmak. birini terslemek. 2. süveter.

1. 1. ardıç. 2.Hemen Fehmi themen ıpkı babas ına benziyor. tam: just across from us tam kar şımızda. Phyllopertha. huk. argo uyuşturucu maddeler. üniversitenin birinci ve ikinci syan senelik okul. cunta. buna ra ğmen. hak. i. hukuk. 1. i. 2. yla ayn ı ad ı taşı kimsenin adına eklenir. spor küçük (Babas ı ınıf ö ğretim program ını uygulayan iki genç. makas. hakl ı. hurdalık. Jüpiter. z. cengel.. biraz önce: They were here just now. jüri. kayaarmudu. tam orada.junction junction box juncture June June bug Juneberry jungle junior junior college junior high school juniper junk junk junk food junk heap junk mail junkie junkman junkyard junta Jupiter jurisdiction jurisprudence jurist juror jury just just Just a sec! just about just like just my luck just now just so just so just the same just the same just then just there Just think! just to spite Just try and catch me! just under the wire i. çok dikkatli sisteme göre bir düzenlenmi ş. yarg ı hakkı. yerindelik. tapon mal. tıpk That´s just like Behzat. yetki. Biraz önce ılar. 8. i. 1. kavşak. haziran.. i. dili son anda. hurdacı. ucu ucuna. seçiciler kurulu. hükümetin nüfuz dairesi. bağlantı. yine de: She described the apartment´s condition. hükümet. d. b. jüri. i. bot. önemli an. 1. belirli bir şekilde/bir 1. 1. i. uyuşturucu bağımlısı. but just the same I would to see it for myself. s. birleşme. şans ıma. 2. justice justice of the peace justice of the peace sulh hâkimi. s. i. ilkokul ile lise aras ındaki 7. Bir düşün!/Düşünsene!: Just think! This time tomorrow we´ll be in Tibet! ünsene! ın bu saatte Tibet´de olaca ğız! inat bunu yap ıyor. dili Haydi.men (c^ngk´mîn) i. tıpatıp aynı. hurda deposu. Dü -e ş inat: He´sYar doing this just to spite them. atılacak eşyalar. 1. cang ıl. i. hukuk ilmi uzman ı. kutu. 2. in time tam vaktinde. Just what the fuck do you mean? Ne demek istiyorsun be? i. tam o s ırada. 1. 5. sınıfları kapsayan ortaokul. 4. argo ke ş. 2. yarg ıcılar kurulu. hukuk ilmi. 3. i. buat. 1. çoğ. . 5. bir halde: She keeps her house just so. kıdemce aşağı.h. hurdalar: That car´s a piece of junk. i. seçici kurul. gene de. 1. 2. 2. zaman. hurdas besin de ğeri az olan tadı güzel. just at that spot tam o noktada. isn´t it? O tam Behzat´ça bir şey. eskici. 2. hemen hemen: We´re just about finished. hakl ılık. i. She´s ı: Fehmi looks just like his father. elek. adaletli. junk. uyuşturucu. O arabanın ı çıkm ış. 2. dili Bir just saniye! 1. 3. adalet. yaşça küçük. reklam olarak gelen posta. 3.. i. yiyecek. Dairenin durumu hakk ında bilgi tamlike o anda. 2. Amelanchier canadensis. That´s just what I´ve been looking for. doğru.). iki kişiden küçük olanı. doğruluk. haziranböce ği. dikiş yeri. k. adil. i. 2. Erendiz. yine de. şimdi. Evini çok buradayd 1. 2. 3. Onlara k. jüri üyesi. i. yakala bakal ım! k.y. bitişme. Çin yelkenlisi. değil mi? tam benim 1. hukukçu. argo hurdas ı çıkmış araba. bitirdik. eroinman. aralık. 4. bitişme. -mek üzere: I was just about to leave. zool. ast. sulh hâkimi. i. birleşme yeri. yargılama hakkı. gökb. i. çok düzenli şekilde: When you´re with them you muntazam tutuyor. yerinde. ve 9. 3. aynı. Tam ç ıkmak üzereydim.. oynak yeri.

gemi omurgas ı.. 4. s. 3. şiddetle. sa hakl ı olarak. K. 2. 2. Kampuçça. i. yanyana bulunma/bulundurulma. dili terbiyeli bir şekilde konuşmak: I´ll thank you to keep a civil tongue ın! in s your head! Terbiyeni tak ıkı bir gözetim altında tutmak. i. 1. z. himaye. i. s. genç. ı. keep a civil tongue in one´s head k. i. kanguru. 2. Kamboç. kaleydoskop.. Kamboçça. çocuk mahkemesi. 1.. zeki. Keşmirli. geçim.. düşkünlük. matb. Kampuçya´ya özgü. muhliye. elek. şiddetli. kilogram. uzanmak. f. 2. ac ı.. 1. 8. Karelyaca. k Kaaba kale kaleidoscope Kampuchea Kampuchean kangaroo kaput karat karate Karelia Karelian karyokinesis Kashmir Kashmir´i Kashmir´ian Kazak Kazakh Kazakhstan Kazakstan keel keel over keelage keen keenly keenness keep keep i. i.justification justify justly jut jute juvenile juvenile court juvenile delinquency juvenile delinquent juvenile delinquent juxtapose juxtaposition k K. i. 7. 2. i. zekâ. Keşmir´e özgü. mitoz. i. Karelyal i. Kampuçya. f. sa haklı çıkarmak. Kâbe. Kazak. i. Kampuçça. jüt. Karelyalı. s. tutmak:. 3. temize f. içkale.. 2. karate. i. gözü aç ık. i. s. çocuğun suç işlemesi. bilg. s. i. (kept) 1. i. 1. suçlu çocuk. 2. şevkle. çocuk suçlu. liman resmi. olgunlaşmamış.. Keşmir. i. k i. doğrulamak. karina. alabora etmek. İngiliz alfabesinin on birinci harfi. ıs. Kazakh. sivri. Karelya. Keşmirli. i. akıllılık. out ç ıkıntı yapmak. 1. 1. z. 2. birbirine yak ın bulunma/bulundurma. İng. 2. metnin ğ kenar ını hizalama. tutmak. k. bak. i. sivri olmamaya çalışmak. f. 1. ı karmak. (--ted. She keeps a diary. 1. 1. biyol. birden devrilip dü şmek. haklı neden. Kamboçyalı. bak. 3. 1.He 3. altın ayarı. i. 1. 1. gençliğe özgü. Karelya´ya özgü. suçsuzluğunu kanıtlamak. 1. argo mahvolmu ş. genç. karat. Kazakça. yanyana koyma. Karelyaca. 2. s. bilg. birbirine yak ın koyma. göze batmamaya çalışmak. s. yoğun. adil bir f. yanyana koymak. i. 2. matb. 2. çocuksu. Defter tutuyor. ayar. 3. Kamboçya. -i keep a close watch on keep a journal keep a low profile keep a low profile keep a secret günlük tutmak. alabora olmak. karalahana. çıkmak. keskin (göz/zekâ). s.. . Kampuçyalı. i. adaletle. i. 3. sert. s.. Kampuçya. k. birbirine yak ın koymak. 5. 2. keskin. Günlük keeps the books. i. i. 1.It´ll keep you warm. --ting) 1. i. dili çok hevesli. 1. dili göze çarpmamaya sır saklamak. kuvvetli. capacity. şiddet. 3. Macropodidae. çal ışmak. dili dikkati çekmemeye çal ışmak. haklı çıkarma/çıkma. Kamboçlu. çıkık olmak. 2. keskin. merak. Seni s ıcak tutar. Ke şmirli. çocuk. gerekçe. 2. Ke şmir. Kampuçyal ı. keskinlik. ç şekilde. Karelya.. 2. 1. 2. 2. i. tutuyor. 4. 6. k. Kazakhstan. zool. metnin ğ kenar ını hizalamak. çiçek dürbünü. karyokinez. Kazakistan..

sinirlenmemek. (bir şey için) göz kulak olmak. ile arkada şlık etmek. kendine hâkim olmak. cesaretini kaybetmemek. gözden kaybetmemek. 3. 2. -i aklında olmak. dili ağzını sıkı tutmak. 1. gözünü dört açmak. vücut hatlar ını korumak. ilerlemek. 1. (of) -in sayısını tutmak. dili durmadan çalışmak. uzak durmak. dili 1. -i not etmek. ev idare etmek. sürdürmek. sözünü yerine getirmek. sab ırsızlanmamak. (saat) her zaman zaman ı doğru göstermek: My watch keeps good time. 2. dili hiç gülmemek. günde pek az saat çalışmak. erken yatmak. 1. göz önünde tutmak. eve erken dönmek. gözü -in üstünde olmak. durup dinlenmeden çalışmak. 2. parlamentodaki yerini korumak. k. k. metanet göstermek. (son gelişmeler hakkında) bilgi sahibi olmak. k. dili 1. gözünü açmak. sır saklamak. k. sözünden dönmemek. 1. sürdürmek. ile dost kalmak. Uzak dur! k. saklamak. kendine dü şen görevi yerine getirmek. tetikte olmak. -i yakla ştırmamak. Kol saatim zaman ı hep doğru gösterir. 2. 2. kendine düşen payı ödemek. saklamak. kendini -den uzak tutmak. 3. tetikte olmak. formunu korumak. -in kayd ını tutmak. 1. k. ak ılda tutmak. devam etmek. dengesini korumak. fikirlerini kendine saklamak. gözden uzak tutmamak. -den uzak durmak. günde pek az saat aç ık olmak. oturdu ğu yerden kalkmamak. (son gelişmelerden) haberdar tutmak. çenesini tutmak.s. -i uzak tutmak. -den uzak kalmak. ile atba şı (beraber) gitmek. -e göz kulak olmak.2. sözünü tutmak. istifini bozmamak. devam ettirmek. içeride al ıkoymak. ile aras ına mesafe koymak. kendine hâkim olmak. -i kaydetmek. aloof from keep off keep on keep one´s balance keep one´s balance keep one´s counsel keep one´s distance from keep one´s end up keep one´s eyes open/peeled/skinned keep one´s eyes peeled keep one´s figure keep one´s head keep one´s mouth shut keep one´s nose to the grindstone keep one´s nose to the grindstone keep one´s own counsel keep one´s promise keep one´s promise/word keep one´s seat keep one´s shirt on sır saklamak. dengesini kaybetmemek. unutmamak. s ır vermemek. . telaşa kapılmamak. devam etmek. dili şikâyet etmeden soğukkanlılıkla karşılamak. 2. gizlemek. 1. kulağı kirişte olmak. içeride kalmak. devam etmek. metin olmak. ciddiyetini korumak. 2. patlamamak. sözünü tutmak.keep a secret keep a stiff upper lip keep a stiff upper lip keep a straight face keep abreast of keep account of keep an account of keep an ear to the ground keep an eye on keep an eye out for keep away keep back Keep back! keep bankers´ hours keep company with keep count keep dark keep early hours keep fit keep going keep good time keep house keep in keep in mind keep in view keep in with keep it up keep o. saklamak. kulağı tetikte olmak.

bir şeyi gizli tutmak. -i takip etmek. birini bekletmek. birini (bir konuda) bilgilendirmek. birini sürekli olarak gizlice izlemek.o. -i gözetlemek. ile ayn ı hızda/tempoda gitmek. dili 1. dili bir şeyi gizli tutmak. hiç görünmemek. susmak./s. birini -den haberdar etmek. k.o. 1. ukıdavranmak. -i gizlemek. guessing keep s. yaramazlıktan kaçınmak. (puan) saymak. -den ne haber? How about Çetin? What´s he doing? sözünü tutmak. dışında kalmak. disiplini korumak. bir şeyi bir bütünsellik içinde ele almak. well-advised llı.o. -e ne dersin/dersiniz?: How about a game of tennis? Tenis oynamaya ne dersin? 2.o. dili do ğru yoldan ayrılmamak. 2. -e ayak uydurmak. under one´s hat keep s. 3. hesap tutmak. at arm´s length keep s. (izlerken) gözünü/gözlerini birinden/bir şeyden ayırmamak. Yakla şma! -e ayak uydurmak. engaged keep s. spor (bir yar ış. -i gizli tutmak. tempo tutmak. ile a şık . away keep s. -i izlemek. denetim altıbozmamak.t. a secret from s. -i izleyerek bilgi sahibi olmak. kaybetmemek: yüksek tutmak. in perspective keep s.? keep one´s word keep order keep out keep out of mischief keep out of sight Keep out! keep pace with keep s. (bir şeye) dikkat etmek. iyi bir işi sürdürmek. advised of keep s. dili bir şeyi gizli tutmak. birini doğru dürüst haberdar etmemek. in sight keep s. 1. (ç ığırından çıkmaması için) -i nda tutmak. keep s. 4. birini pek yakla ştırmamak. k. 2. bir şeyi birinden saklamak.t.o. tedbirli.o. 1. (birinin) izini 1.o. s. under wraps keep s. keep s.o.. (çağa/zamana) ayak uydurmak. sessiz kalmak.o.o. (bir şeyi) takip etmek. waiting keep s. at a distance keep s. waiting keep s. birini yaln ız bırakmamak.t. hiç gözükmemek. defter tutmak.o. 2. bir şeye bir bütün olarak bakmak.b.o. -i izlemek.t. 1. from doing s.o. gagas ını kısmak. -i takip etmek. (bir şeyi) aklında tutmak. 1.. huk. company keep s. at arm´s length keep s. under surveillance keep s.´nde) zaman tutmak.t. birine so ğak (biriyle samimi olmamak için) ona çok mesafeli davranmak. birinin ilerlemesine mâni olmak/ket vurmak.o. ile ilişkiyi sürdürmek. birinin samimi olmasına izin vermemek. down keep s. from s. keep s.o. 2. birini bekletmek.You ought to keep track of what´s 1. birine refakat etmek. 2. birinden bir haberi saklamak/gizlemek. k. k. birini bir şey yapmaktan alıkoymak. itidalini muhafaza etmek. öfkesini yenmek. 2.t. -e ayak uydurmak. sulhu tempo tutmak. dili çenesini tutmak. -i takip etmek. Girilmez.o. devam etmek. ahlaklı bir şekilde yaşamak. birini uzak tutmak. (saat) zaman zaman ı doğru göstermek. How about . dışarıda bırakmak.keep one´s temper keep one´s trap shut keep one´s wits about one. 2. maç v.t. under one´s hat keep score keep silent keep step with keep tabs on/keep a tab on keep the accounts keep the ball rolling keep the lid on keep the peace keep time keep time keep to keep to the straight and narrow keep touch with keep track of keep track of keep up keep up with öfkeye kap ılmamak. birini meşgul etmek. -e bağlher k.t. ı kalmak. 3.

2. k. varil. k ırmız. 2. Kenyalı. f.. andaç.. başörtüsü. müz.keep up with the times keep watch keep/hold s. 2. temel dü şünce. i. varek. ilke. madde ba şı sözcük. bak. 2. boyun atkısı.o. geçim. i. 1. 1. i. kilitlemek. bak. k. (--ned. anahtar f. i.. 1. bak ıcı. --s i. İng.kar k. i. i. Kenyalı. köpek kulübesi. telaş. 3. 1. tekme atmak. yer. 4. f. 2. 3. toplantıyı açış konuşması. bilmek. 1. (koyu) bej üniforma. i. tanımak. tekmeleyerek kovmak. s. gazyağı. bak. birini/bir hayvan ı korkutarak yaklaşıp zarar vermesini önlemek. 1. i. 2. cevap ı. uydurmak. gürültü patırtı. 3. 4. anahtar deliği. himaye. tekme. çağa ayak uydurmak. 2. dili karşı durmak. ana ilke. 1. yetkili anahtar halkas ı. Celtic. 1. sertlik. Kenya. çoğ.. k ırmızmeşesi. akortmevki. 2. i. kendini göstermemek.. 3. gardiyan. 2. anahtar. 1. köpek yetiştirilen aç i. Kenya´ya özgü. zemberek kurgusu. i. görüş ısı . 2. i. kırmız madeni. küçük f ıçı. klavye. 2. ruh.. 4. çifte atmak. cevher. i. etmek. i. 2. göre ayarlamak. 1. i. madenk ırmız. temel taşı. iç. (sözlükte/ansiklopedide) madde. argo (içkide) kuvvet. i. i. 1.. 2. 3. hatıra. (silah) geri tepmek.. görüş alanı. müz. temel. bordür taşı. tahıl tanesi.. i. i. çözüm yolu. 2. bekçilik etmek. -e 6.. gaz. (yol kenarındaki) bordür. geçimini sa ğlama. mendil. 1.3. qibla. kilit taşı. f./an animal at bay keep/stay in the background keeper keeping keepsake keg kelp Kelt Keltic ken kennel Kenya Kenyan kept kerb kerbstone kerchief kerfuffle kermes kermes mineral kermes oak kernel kerosene kerosene lamp kettle kettledrum key key key position key ring key up key word keyboard keyhole keynote keynote address keystone kg khaki khakis Khyber kibla kiblah kick kick çağın gerisinde kalmamak. anahtar ta şı. dili şamata. -e s. i. bak. tekmelemek. uygun müz. coşturmak. 1. hayvan arka planda kalmak. 1. duruma 7. eşarp.. anlamak. birini/bir ı sindirmek. i. Hayber.. i. i. k ıs. İng. gaz lambas ı. 1. keg(s). i. ses perdesi. müz. koruma. i. 3. bordür taşları. timbal. esas. anahtar. dayanak. keep. (koyu) bej pantolon. i. Kenya. köpek yeti ştirilen yer. bekçi. s. getirmek. to -e5. yadigâr. güğüm. kilogram(s). heyecanland ırmak. --ning) İskoç. i. se şı gelme. perdesini yükseltmek. ğirdim yapmak. Celt. dili (uyuşturucu maddenin) kamçılama etkisi: This drink´s got a kick to it. Bu . esmer suyosunu. öz. kurgu. 2. şifre cetveli. i.. i. bilgi alanı. 1. uyum. s. çekirdek içi. i. bak. 2. ana nota. anmal ık. tutma. İng. 3. qibla. 4. i. çaydanlık. önemli yer. (koyu) bej. (klavyede) tuş. nöbet tutmak/beklemek.

şünüp şıı nmak. i. İng. 3. k. (tüfek) geri tepmek. letmek. dili ufak k ız kardeş. dili çocuk. i.. katil. fiz. s. i. böbrek. k ılıçtan k. kilogram. k. kilokalori. s.kick a goal kick around kick ass kick at kick back kick off kick over the traces kick s. kilogram. i. (--ded. i. fiz. dili ılmak. komisyon. 1. dili vurgun. i. argo rü şvet vermek.. k. e ğlenceye dalmak. 2. 3. 2. oca ğı. dili dizginleri koparmak. kill the fatted calf kill the goose that lays the golden k. i. k. öldüren şey/kimse. i. k. 2. 1. k ıyameti koparmak. vuran şey/kimse. mortoyu çekmek. 1. gülmekten öldürmek. k. dili komik. barbunya. killer killing kiln kiln-dry kilo kilocalory kilocycle kilogram kilogram-force kilogramme kilogram-meter kilohertz kilojoule i. ölmek. 2.o. böbrek makinesi. kendini zevke vermek. 2. k. --ping/--ing) (fidye için) (birini) kaç ırmak. hoşça vakit geçirmek. dili büyük bir kar şılama töreni hazırlamak. futbol oyuna ba i. k. i. 2. argo nallar ı dikmek. yorucu. keçi yavrusu. kilo. kill time bir taşla iki kuş vurmak. i. argo ışmayı etkileyecek gizli nokta. dalga tak ş. öldürme. argo çok güldürmek. k. dili çocuk. i. ocakta kurutmak. öldürmek. kill two birds with one stone i. i. dili. bir tür barbunya fasulyesi.. futbol oyuna ba şlamak. 4. 5. k. fazla nazik. i.. dili başlama. kilojul.. oğlak. (zaman ı) geçirmek. oğlak doğurmak. kilo. kilohertz. --ding) 1. ihmal etmek. egg zaman öldürmek. f. (--ped/--ed. 1. i. k. mortoyu çekmek. geçmek. i. 1. yakınan kimse. bak. kötüye kullanmak. birini işten çıkarmak. 1. 4. f. dili uyu şturucu bağımlılığından/sigara tiryakiliğinden kurtulmak. 2. kilogram. kilogrammetre... argo nalları dikmek. 2. hır çıkarmak. vurgun (av). k. y ıpratıcı. 3.çok fırın. dili altın yumurtlayan kazı kesmek. tuğla/kireç f. dü ılar na dünyanın kaç bucak olduğunu göstermek. kilogramkuvvet.. diyar diyar dola şmak. dili ufakiş erkek karde k. çıngar çıkarmak.. f. dili 1. out kick the bucket kick the habit kick up a row/fuss kick up a row/make a row kick up one´s heels kick up one´s heels kickback kicker kickoff kid kid brother kid sister kiddie kiddy kid-glove kid-gloved kidnap kidney kidney bean kidney machine kill kill off topa vurup gol atmak. 1. iki işi birden görmek. diyaliz makinesi. argo çok çekici kimse. fiz. dili kavga ç ıkarmak. hepsini öldürmek. k. etkisiz hale getirmek. konuyu/tart şlama vuru şu. 1. kid-glove. ölmek. dili bazta tekme vurmak. kilosikl. yok etmek. birini kap ı dışarı etmek. i. mahvetmek. s. 3. 3. eğlenmek. kiddy. . 2. öldürücü. bak. k. 2. dili şikâyetçi. bak. fiz. büyük kazanç. 1. argo rü şvet.. 2. katletmek.

(çoğ. anaokulu. 1. (birinin kaldbulunan ığı) yer/ev/oda.Will iyilik. İng. barış ağrıyı öpücükle geçirmek. kulübe: newspaper kiosk gazete kulübesi. 2. i. i. ayn ı soydan. yalıçapkını. kilovat. Kir.. i. h ızbilim. birbirine benzerlik.. s. dili en nüfuzlu ki şi. kilometer.. lütfen: you merhametli. 1. iyilikten kaynaklanan. Kirghizia. i. i. soy. i. 2. eviye.. hafifçe dokunmak. kinetik. k. tel veya ipin dola şması. k. 2. kulübesi. s. 1. boyun e ğmek. uyku. (belirli bir iş için kullanılan) malzeme/alet takımı: first-aid kit ilkyardım ı. 2.. . 1. iyiliksever. (çoğ.. şekerleme. 1. i. king-size. i. kinetik sanat.. k. âlem. i. 3. İng. iyi kalpli. lütuf. 1. hafif temas. s. papaz.. 2. garip fikir. sevecenlik. fiz.ıp dili (down) (on) (bir yere) yatıp uyumak. i. kapris. cins. sevecen. sevecen. buse. s. kilolitre. (--ped. tuzlay tütsülemek/kurutmak. 1. yakmak. iyilik. i.. 1. akrabalık. İng. 3. iyiliksever. f. 4. çeşit. 1. k. i. öpücük. s. Kırgızca. s. akraba. mutfak. 2. kinetik. İng. 2. mak. bir konuda en usta kimse. öpü şmek. eğ ınlık. akrabalar.kiloliter kilolitre kilometer kilometre kilowatt kilt kin kind kind kindergarten kindhearted kindle kindly kindness kindred kinetic kinetic art kinetic energy kinetics king king orange kingdom kingfisher kingpin king-size king-sized kink kinky kinship kiosk kip kipper Kirghiz Kirghizia Kirghizistan Kirgiz Kirgizia Kirgizistan kiss kiss and be friends kiss away the hurt kiss the dust kit kitchen kitchen cabinet kitchen garden kitchen sink i. K ırgızistan. 1. i. yanmak. i. nevi. iyi. tutu şturmak. bak. 2.. s. akraba olan. 1. kilometre. dili ola ğandan daha büyük. s. halat. kindling (wood) ç ıra. --ping) (balığı)İng. Kırgızca. mağlup olmak. Kırgız.. bak. 2. i. i. çok büyük. çantas i.. ı k. mutfak dolab ı. öpmek. 2. 2. f. birbirine i. iyi.. merhametlilik. 1. isk. 1. aynı türden. şah. öpüş. sebze bahçesi. dili. s. 1. (parkta ve büyük bir kameriyeye benzeyen) k. kinetik enerji. mü i. 3.. k. ba şta olan kimse. uyanmak. 2. kilit noktasında bulunan kimse. İskoç erkeklerinin giydiği eteklik. z. dolaşık. 2. biyol. kink. 1. 2. bak. şfik/merhametli bir şekilde. akrabal benzer. tutuşmak. kral. vurulup ölmek. iyi. i. en önemli kişi. tür. i. dili seksle ilgili garip ilimleri/fikirleri olan.. bula şık teknesi. satranç king. ateş almak. iyilikseverlik. (bir f. i. bak. 2. uyandırmak. fistan... telephone kiosk telefon 2. 2. i. 5. bak. iyi niyetli. İng. 1. şeker. (birinin yattığı) yatak. Kirghiz. iyilikçi. bak. i. 1. k ıvırcık (saç). 3.. kiloliter. çiroz.. 2. kin) akraba. i. i. iyilikçilik. Kyrgyzstan. f. dili 1. bak. yak i. kim. merhametli. krallık. s. tar. i.ghiz) Kırgız. monte edilmemiş takım. iskelekuşu. karışık. Kirghizistan. i.

örgü işi. 1. (kaşları) çatmak: brows. örme e şya/giysiler. diz. i. f. çok yorgun. örme. 1. k ıs. şiş. i. örgü makinesi. (kemik) kaynamak: The ya. diz eklemi. i. hoşaf gibi. . kara haber. knit trikohis eşya. isk. i. bak. i. kivi. 3. kleptomani. tepecik. i. f. kadın külotu. (--bed. 1. i. örme. 1. diz büküp selamlamak. kedi. hüner. i. dize kadar yükselen. s. 3. 4. diz altından büzgülü bol pantolon. 1. --bing) parça: a knob yumru of butter bir parça tereya ğı s. masaj yapmak. i. bir ters örmek.. örme eşHe bir düz. pisipisi. dili çok k ısa boylu. bıçaklamak. s. 2. tepke olarak yapılan. tokmak. pisi. bak. Ka şlarını çattı. hilekâr kimse. yavru kedi. 2. bıçak bileyici alet. i. 3. kitty. 2. 2. yoğurmak. 2. diz üstü oturmak. i. 2. 3. 1.. i. kivi. örgü şişi. yumru. bıçakla kesmek. (knelt/--ed) 1. uçurtma. 4. yuvarlak tepe. 1. kivi (meyve). i. 2. dangalak. İng. 1.. bot. ufak mutfak. enik. 1. s ıkı sıkıya bağlamak. 1. örgü şişi. dili bitkin. knives) bıçak. 2. s. örmek. ustalıklı iş. matem çan ı. sırt çantası. o ğlan. argo arkadan vurmak. i. çakı. çaylak.. tav şan yavrusu. 2. (--ted/knit) 1. kilometer(s). yumrulu. f. 2. f. i. kleptoman. golf pantolonu. encik. i. İng. topuz. top. birleştirmek. purl one knitted knitting knitting machine knitting needle knitting needle knitting work knitwear knives knob knobby eviye. örgü. yumru. herhangi bir şeyin yok ğı kneel. ustalık.. 2. çoğ. şövalye.kitchen sink kitchenette kite kitten kitty kittycat kiwi kiwifruit kleptomania kleptomaniac klutz km knack knackered knapsack knave knead knee knee joint knee-deep knee-high knee-high to a grasshopper knee-jerk kneel knell knelt knew knickerbockers knickers knickknack knife knife grinder knife sharpener knight knit knit goods knit one. zool... diz boyu derinliğinde. düşünmeden yapılan. i. (çoğ. k. İng. i. zool. i. haberi. diz çökmek. s. i. ufak . 1. knife. f. bak. golf pantolonu. 2. biblo. s. marifet. ölüm haberi. süs e şyası. diz boyunda. i. bak. i. argo saloz. bileği. 2. bacak. i. 1. satranç at... know. 1. çoğ. 3. bıçak bileyici. f. tokmak gibi. 2. örülmü ş. i. olaca f. vale. 2. k.

k. i.. yumrukla yere devirmek. 6. 2. (çoğ. mola vermek. argo birini hamile b ırakmak. malumat. haber. bilinen. --es) alabaş. çok bilmi ş. şiddetle ş mak.. out knock s.. dola 3. mak. ask. uyanık olmak. deniz mili:dü twenty knots saatte mil. farketmek. k. k. bir şeyleri ğini ima eden (bak ış). budakl ı. . k. ı n ı ç ı karmak. emin olmak. bilgili.tekrar vuruntu/detonasyon yapmak. 3. dü ğ um. çan. ç ık bacakl s. k. ıng ırak. 4. birbirine çarpmak. yetenek. haberi olmak. seçmek. İng. i. tepecik. kap k. 2. k. k. bildi z. dili (