P. 1
92770810-21038517-İngilizce-Turkce-Excel-Sozluk-1.xlsx

92770810-21038517-İngilizce-Turkce-Excel-Sozluk-1.xlsx

|Views: 389|Likes:

More info:

Published by: Cezayir Hukuk Bürosu on Apr 01, 2013
Telif Hakkı:Attribution Non-commercial

Availability:

Read on Scribd mobile: iPhone, iPad and Android.
download as XLSX, PDF, TXT or read online from Scribd
See more
See less

10/14/2013

pdf

text

original

İNGİLİZCE

a a bad egg a bad lot a bad mark a bad sailor a bad turn a bare chance a bit a bitter pill a black eye a bottle of milk a broken reed a can of worms a cappella a cappella a card up one´s sleeve a case in point a chip off the old block a citizen of Turkey a contradiction in terms a couple of a couple of minutes a crack shot a cursory glance a cut above a dab of a dark day a dead loss a demanding boss a demanding job a desperate situation a drain on the resources a drink of water a drive for funds a drop in a bucket a dry speech a fainting fit a fat chance a feast for the gods a feather in one´s cap a feather in one´s cap a feeling of insecurity a few a fifth a figment of the imagination a fine distinction

TÜRKÇE s. (ünsüzlerden önce) 1. bir, herhangi bir: We went on a sunny day. liğbir gittik. They´ve bought a house. Ev aldılar. In this Güne eri günde beş para etmez adam. argo ş ci k. dili sa ğlam ayakkabı değil, sütü bozuk; it kopuk. k ırık not, kötü not. deniz tutan kimse. kötülük. zayıf bir ihtimal. biraz. acı bir reçete/ilaç, beraberinde zorluklar getiren bir çözüm yolu. morarm ış göz. bir şişe süt. k. dili güvenilmez kimse/ şey. k. dili içinden ç ıkılması zor bir durum; çözümlenmesi güç bir problem. z. herhangi bir çalg ının eşliği olmadan, çalgısız, enstrümansız (şarkı söylemek). s. 1. çalg ı eşliği olmadan şarkı söyleyen (koro). 2. çalgısız, enstrümansız (müzik). k. dili kurtar ıcı. söz konusu edilen şeyin bir örneği. k. dili hık demiş babasının burnundan düşmüş. Türk vatanda şı. sözlerde çelişme. 1. iki. 2. birkaç. birkaç dakika. keskin nişancı. göz gezdirme. k. dili -den bir gömlek üstün. azıcık: Put a dab of the ointment on the wound. Yaraya merhemden biraz sür. 1. karanlık gün. 2. kötü gün. bir işe yaramayan nesne/kimse. çok iş bekleyen patron. çok emek isteyen iş, zahmetli iş. vahim bir durum. bütçeye yük olan şey. bir bardak su. para toplamak için aç ılan kampanya. k. dili devede kulak. yavan söz, tats ız konuşma. have s.t. dry-cleaned bir şeyi kuru temizleyiciye vermek, bir şeyi 2. (güçlü bir temizletmek. duygunun patlak verdiği) an: He threw it baygınlık nöbeti. away in a fit of anger. Bir hiddet an ında onu çöpe attı. argo çok zayıf bir ihtimal.

şahane bir ziyafet. k. dili koltuklar ı kabartan başarı. övünülecek ba şarı.
güvensizlik duygusu. birkaç. A.B.D. (içki ölçüsü) galonun be şte biri, 84 santilitre. hayal ürünü, hayal mahsulü. ince fark.

a fit of nerves a flight of stairs a fool´s errand a friend of mine a friend of ours a fright a full week a gleam of hope a glimmer of hope a good a good command of a good deal a good deal/a great deal a good distance off a good loser a good many a good provider a good turn a good turn a good way a great many a hard act to follow a hard nut to crack a hard/tough nut to crack a heavy sea a hell of a lot a horse of another color a host of a howling success a kilo of bananas a kind of millionaire a knockout à la carte a labor of love a labor of love a large proportion of the profits a lasting impression a leading question a length of piping a little a little bit a little terror a live issue a long face a long haul a long shot a long shot

sinir krizi. bir kat merdiven. saçma bir iş. bir dostum. dostlarımızdan biri, bir dostumuz. k. dili korkunç derecede çirkin, tuhaf veya insan ı şoke eden kimse: She looked fright in 2. that wig. O dolu perukla görünümü korkunçtu. 1. tam a bir hafta. olaylarla bir hafta. bir ümit ışığı. bir ümit ışığı. 1. epey, epeyi, bir hayli; birçok: He was there a good while. Orada epey ı. A good (bir many of the camellias were in bloom. Birçok kamelya çiçek kald (a language) dili) rahat konu şabilme. 1. çok: That cost him a good deal. Ona pahal ıya mal oldu. Its climate is a good deal Cairo´s. Havas ı Kahire´ninkine çok benziyor. 2. k. dili birçok, bir like hayli. epey uzakta. oyunu kaybedince k ızmayan kimse. birçok, hayli. ailesine iyi bakan kimse. bir iyilik: He did me a good turn. Bana bir iyilik etti. iyilik. k. dili 1. hayli mesafe. 2. iyi bir çare/yol. pek çok. aşılması/ulaşılması zor bir başarı. k. dili 1. ba şarılması zor iş. 2. çetin ceviz. k. dili çetin ceviz. dalgalı deniz. argo çok fazla. tamam ıyla farklı bir konu. bir sürü. büyük bir ba şarı. bir kilo muz. milyoner gibi bir şey. k. dili çok güzel/fevkalade biri/bir şey. alakart. hatır/zevk için yapılan iş, gönüllü yapılan iş. k. dili hatır için yapılan iş. kârın büyük bir bölümü. derin bir iz; büyük bir etki. verilecek cevab ı belirleyen soru. (belirli uzunlukta) bir boru parças ı. biraz: Give me a little time. Bana biraz zaman verin. azıcık, bir parça. k. dili çok yaramaz/ha şarı çocuk, canavar. günün önemli sorunu. ek şi yüz. 1. uzun ta şıma mesafesi. 2. uzun süren zor bir iş. ufak bir ihtimal. başarı ihtimali az olup gerçekleşince kazancı çok olan bir iş.

a long way off a lot a lot of a man in my position a man of few words a marked difference a marked man a matter of indifference a matter of life and death a matter of life and death a matter of two dollars a mess of a minus quantity a modicum of a month hence a month of Sundays a new lease on life a number of a pack of cards a pack of lies a pair of denims a pair of dungarees a pair of scales a pair of scissors A penny for your thoughts. a piece of cake a pillar of society a play on words a plum job/post a poor shot a pretty penny a priori a private person a proud day for us a quick one a raft of a ray of hope a ready pen a remote chance/possibility a request for help a ripple of conversation A rolling stone gathers no moss. a round peg in a square hole a run of luck a running battle a safe bet a scrap of evidence

çok uzakta. çok: They like her a lot. Ondan çok ho şlanıyorlar. She´s a lot better. O çok dahaçok iyi. ( şey): She bought a lot of books. Çok kitap aldı. çok/pek benim durumumda olan bir adam. az konuşan adam. belirgin bir fark. mimli adam, mimlenmiş adam. ilgilenmeye de ğmeyen sorun. ölüm kalım meselesi. ölüm kalım meselesi. iki dolar meselesi. bir yemeklik (ye şillik). sıfırdan aşağı miktar. 1. zerre kadar, bir nebze: There´s not a modicum of truth in it. Onda zerre kadar hakikat 2. az bir miktar; pek az: He drank only a modicum of bundan bir ayyok. sonra. çok uzun bir zaman. (hastalıktan/üzüntüden sonra) yeniden hayata başlama. birtak ım, birkaç. iskambil destesi. bir sürü yalan. kot pantolon, cin; blucin. blucin, kot. terazi. makas. k. dili Ne dü şünüyorsunuz? k. dili çok kolay bir iş. topluma dayanak olan kimse, nüfuzlu kimse; bir yerin e şrafından olan biri. kelime oyunu. çok iyi bir iş, herkesin istediği bir iş. nişancı olmayan kimse, hedefi iyi vuramayan kimse. k. dili epeyce para, külliyetli miktarda para. s. önsel, apriori. kendinden bahsetmekten kaç ınan kimse. bizim için övünç dolu bir gün. k. dili çabuk içilen/içilmi ş bir içki. bir yığın, bir sürü, pek çok. umut ışığı. iyi yazı yazma yeteneği. uzak bir ihtimal, ufak bir olas ılık. yardım dileme. dalga gibi yükselip alçalan konu şma sesi. Yuvarlanan ta ş yosun tutmaz./İşleyen demir pas tutmaz. bulunduğu yere hiç uygun olmayan kimse. clothes-peg i., İng. çamaşır ı. mandal şans zinciri. uzun süren bir ihtilaf. elde bir. çok ufak bir delil.

a sea of faces a sense of responsibility a shade a shot in the arm a shot in the dark a sight a spate of a square deal a stomach upset a stormy passage a tissue of lies a trifle a twist of the wrist a vintage year a wad of gum a wee bit a week off a whale of a a white lie a whole lot of a wodge of a world power A, a A1 AA AB aback abacus abaft abaft abalone abandon abandon abandon hope abandon o.s. to abandon ship abandoned abandonment abase abase o.s. abasement abash abashed abashedly abate abatement abattoir

insan kalabalığı. sorumluluk duygusu. biraz, azıcık: Lower your voice a shade. Sesini biraz alçalt. birine birdenbire moral veren bir şey. körü körüne bir deneme. k. dili çok daha: It´s a sight dirtier than I thought it´d be. Tahmin ğimden çok daha kirli. etti pek çok, bir sürü. k. dili adil bir anla şma. mide bozuklu ğu. fırtınalı deniz yolculuğu. bir sürü yalan. biraz, azıcık. hüner, ustalık. 1. kaliteli şarabın elde edildiği yıl. 2. başarılı bir yıl. pabuç kadar çiklet. k. dili 1. azıcık, birazcık. 2. oldukça. 1. bir haftalık izin. 2. bir hafta sonra. k. dili 1. çok büyük: a whale of a difference çok büyük bir fark. 2. müthi ş, şet,ız çok güzel: a whale of a novel müthiş bir roman. deh yalan. zarars k. dili pek çok: A whole lot of people don´t approve of this. Pek çok ki şi şn, görmüyor. bunu ho ığı bir sürü: He laid a wodge of papers on the table. Masaya bir 1. bir y sürü evrak koydu. 2. koca/iri bir güç. bir parça: a wodge of chocolate koca bir pol. dünya çap ında i. 1. A, İngiliz alfabesinin birinci harfi. 2. müz. la notası. 3. en yüksek not veya kaliteyi harf. f, klas; çok kaliteli. s., k. en dili iyi birinci s ınısimgeleyen k ıs. Alcoholics Anonymous. i. Adsız Alkolikler (alkolizmle savaşan bir grubun ad ı). ıs. Artium Baccalaureus. i. lisans. k z. i. sayıboncuğu, abaküs, çörkü. z., den. k ıçta, kıç tarafında. edat, den. gerisinde, arkas ında: abaft the beam kemerenin gerisinde. i., zool. abalon (bir deniz kabuklusu), Haliotis. f. 1. terketmek, b ırakmak: Don´t abandon me here! Beni burada bırakma! Şamanizmi bş ıku. rakıp He and kap became Muslim. şeye) kaptırma, ılma, a kendini bırakma. 2. co i. 1.abandoned kendini (bir shamanism ümidi kesmek. kendini (bir şeye) kaptırmak/vermek: She abandoned herself to the music. Kendini müziğe kaptırdı. You´ve abandoned yourself to drink. gemiyi terketmek. s. 1. terkedilmiş, bırakılmış, metruk. 2. coşkulu, coşkun. 3. ahlaksız; utanmaz. i. 1. terk, b ırakma. 2. bak. abandon 2. f. -in kibrini k ırmak; alçaltmak. kendini alçaltmak. i. (-in) kibrini k ırma; alçaltma. f. utandırmak, -in gururunu incitmek. s. utandırılmış, gururu incitilmiş. z. utanarak, gururu incitilmi ş bir halde. f. 1. azalmak; hafiflemek: The wind had abated. Rüzgâr hafiflemi şti. 2. şi düşürür. azaltmak; hafifletmek: This will abate the fever. Bu ate i. 1. azalma; indirilme; hafifleme. 2. azaltma; indirme; hafifletme. i., İng. mezbaha, kesimevi.

abbess abbey abbot abbr abbreviate abbreviation ABC´s ABCs abdicate abdication abdomen abdominal abdominal cavity abdominal region abduct abduction abed abelia aberrant aberration abet abetment abetter abettor abeyance abhor abhorrence abhorrent abide abiding ability abject abjure Abkhas Abkhas Abkhasia Abkhasian Abkhasian Abkhaz Abkhaz Abkhazia Abkhazian Abkhazian abl ablative ablative ablaze

i. (kadınlar manastırında) baş rahibe. i. manastır. i. (erkekler manast ırında) başkan, başkeşiş. k ıs. 1. abbreviation kıs. (kısaltma). 2. abbreviated kıs. (kısaltılmış). f. k ısaltmak. i. 1. k ısaltma, bir sözcüğün veya söz grubunun kısaltılmış şekli. 2. ısaltma, ısaltma işi. alfabe. 2. abece, alfabe, bir işin en önemli bilgileri: k dili 1. abece, i., çoğ., k. k He still learned the ABC´s of the job. İşin abecesini hâlâ sökemedi. ğ., hasn´t k. dili, bak. ABC´s. i., ço f. 1. (kral/kraliçe) tahttan çekilmek, tac ını ve tahtını terketmek; yüksek bir ını ve tahtını) mevkiden çekilmek. (kral/kraliçe) çekilmek, (tac ını ve tahtını(tahttan) terketme; yüksek bir mevkiden i. 1. tahttan çekilme, 2. tac çekilme. 2.kar (tahttan) çekilme; (yüksek bir mevkiden) çekilme. 3. ın. 2. (böcek gövdesinde) kar ın. i., anat. 1. s., anat. 1. karna ait. 2. (böcek gövdesindeki) karna ait. karın boşluğu. karın bölgesi. f. (birini) kaç ırmak. i. (birini) kaç ırma. z., eski yatakta. i., bot. abelya, Abelia. s. 1. anormal. 2. istisnai. i. 1. (doğru/doğal/normal olandan) sapma. 2. ruhb., gökb. sapınç, b. yardakç sapkı. ılık etmek; kışkırtmak, tahrik etmek. 2. yardımda aberasyon. 3. tı f. (--ted, --ting) 1. bulunmak. i. 1. yardakç ılık etme; kışkırtma, tahrik etme. 2. yardımda bulunma. i., bak. abettor. i. 1. yardakç ı; kışkırtıcı. 2. yardımda bulunan biri. i., huk. 1. uygulanmama: That rule has since fallen into abeyance. Sonra ın--ring) uygulanmas ından vazgeçildi. 2. sahipsiz kalma/olma, o kural iğrenip uzak durmak. f. (--red, iğrenmek; i. iğrenme; iğrenip uzak durma. s. iğrenç. f. 1. by -e göre hareket etmek/davranmak; (vaade/karara) sad ık kalmak. 2. by ı -e -e riayet etmek. 3. çekmek, tahammül etmek; -e cı,uymak, daimi; baki. s. kal i. yetenek, kabiliyet; dirayet. s. 1. rezil, berbat (bir durum); son derece kötü: She had never seen such He was an abject liar. Son abject poverty. öyle bir sefalet görmemi şti. f. yemin ederekHiç vazgeçmek/reddetmek/inkâr etmek. i. (çoğ. Ab.khas) bak. Abkhaz 1. s., bak. Abkhaz 2. i., bak. Abkhazia. i., bak. Abkhazian 1. s., bak. Abkhazian 2. i. 1. (çoğ. Abkhaz) Abhaz. 2. Abhazca. s. 1. Abhaz. 2. Abhazca. i. Abhazya. i. 1. Abhaz. 2. Abhazca. s. 1. Abhaz. 2. Abhazca. k ıs. ablative. s., dilb. -den haline ait; -den halindeki. i., dilb. -den halindeki sözcük/sözcük grubu. s. 1. yanmakta olan, alevler içinde; tutu şmuş. 2. ışıl ışıl ışıldayan; pırıl pırıl parlayan.

able able-bodied ablute ablution ably ABM abnegate abnegation abnormal abnormality abnormally abnormity abo aboard aboard abode abode abolish abolition A-bomb abominable abominate abomination aboriginal aboriginal aborigine aborigines abort abortion abortionist abortive aboulia abound about about about About face! About ship! about-face about-face about-ship about-turn about-turn above above above above

s. yetenekli, kabiliyetli. s. sağlıklı, sıhhatli. f., şaka y. 1. yıkanmak. 2. yıkamak. i. aptes, gusül, yıkanma. z. ustaca, ustalıkla. k ıs. antiballistic missile. f. 1. feragat etmek; vazgeçmek; feda etmek; (sorumluluktan) kaçmak. 2. inkâr etmek, reddetmek. i. 1. feragat etme; vazgeçme; feda etme; (sorumluluktan) kaçma. 2. inkâr etme, reddetme. s. anormal. i. anormallik. z. anormal bir şekilde. i., bak. abnormality. i., aşağ. yerli, ataları çok eski çağlardan bu yana Avustralya´da yaşamış olan şıt için) içinde, -de; (taşıt için) içine, -e: All aboard! Haydi binin! z. (tabiri. edat (taşıt için) içinde, -de: He was aboard the train. Trendeydi. i. 1. ikametgâh, ev. 2. (bir yerde) ikamet etme, oturma. f., bak. abide (4), (5), (6). f. kaldırmak, lağvetmek, ilga etmek; feshetmek. i. kaldırma, lağıv, ilga; fesih. i. atom bombas ı. s. 1. iğrenç, menfur. 2. çok kötü, berbat, pis. f. 1. iğrenmek, nefret etmek. 2. hiç sevmemek, nefret etmek. i. 1. iğrenç/menfur bir şey. 2. iğrenme, nefret etme. i. asıl yerli, ataları çok eski çağlardan bu yana belirli bir yerde yaşamış olan s. 1. biri. çok eski ça ğlarda var olan; çok eski çağlardan kalan. 2. ataları çok lardan bu1. yana belirli bir yerde yaşamış olan. eski çağ i., bak. aboriginal i., çoğ. asıl yerliler, ataları çok eski çağlardan bu yana belirli bir yerde şam ış olanlar. ya f. 1. (dölütü) dü şürtmek/almak; -in dölütünü düşürtmek; (dölütü) şürmek. 2. (henüz başlanm ışken) -e son vermek. 3. düşük yapmak. 4. dü şürtme/alma, kürtaj. 2. (dölütü) düşürtme/alma. 3. i. 1. dölüt dü

şarısızl ba ı.ık. 4. ask., bilg. (uçuşu/işlemi) yarıda kesme. 5. ask., bilg. i. kürtajc s. başarısız.
i., İng., ruhb., bak. abulia. f. (in/with) (bir yerde) bol/çok olmak. edat 1. hakk ında, ile ilgili, üzerine, üstüne: I know nothing at all about you. ında ı hiçbir şey bilmiyorum. I have doubts about them. Senin hakk ağı yukar , yakla şık, az çok; hemen hemen, neredeyse: at Onlar about z. 1. aş ı sular ı nda. Come about midnight. Gece saat on iki six o´clock saat alt s. ask. Geriye dön! den. Alesta tiramola! i. 1. ask. geriye dönü ş. 2. eskiden savunduğunun tersini savunmaya lama. baş f., ask. geriye dönmek. f. (--ped, --ping) den. tiramola etmek. i., İng., bak. about-face 1. f., İng., bak. about-face 2. edat 1. üstünde; üstüne: She was then living in a room above the store. O ın üstündeki odada oturuyordu.That was above and zamanlar ıda; yukar ıdaki: Shebir lives above. Yukarıda oturuyor. He was z. 1. yukardükkân ı daki dalda oturuyordu. 2. yukar ı ya: sitting on the branch above. Yukar yazılanlar; (bir yazıda) eserin bundan A i. 1. the (bir sayfada) yukar ıda

ıki, lanlar: As soon as you´ve readıthe above, give daha me a önceki call. öncesinde yazı yukar ıdaki, (sayfan ın) yukar sında bulunan; s. 1. the yukar (bölüm/paragraf/sat ır/sayfa): The above picture depicts the city in 1782.

above all above all above average above average above par above sea level aboveboard aboveboard aboveground above-mentioned abovementioned abovestairs abrade abrasion abrasive abrasive abreast abridge abridgement abridgment abroad abroad abrogate abrogation abrupt abruptly abruptness abscess abscess abscessed abscissa abscond absence absence of mind absence without leave absent absent absent o.s. absent without leave absentee absentee absentee ballot absentee landlord absentee voter absenteeism absently absentminded

her şeyden önce, her şeyden çok. bilhassa, özellikle. ortalaman ın üstünde. vasatın üstünde. tic. yazılı değerin üstünde. deniz seviyesi üstünde. s. 1. dürüst: Be aboveboard with me! Benimle aç ık konuş! 2. yasal, olmayan: It´s completely aboveboard. Tamamen yasal bir kanuna ayk şıekilde. z. dürüst birır s. yerüstü, zemin üstündeki. s. the yukar ıda söz edilen/adı geçen; daha önce söz edilen/adı geçen: It İçinde, yukar ıda contains an illustration of the picture. ıda söz edilen/ad ı above-mentioned geçen şey/kişi; yukar ıda ad ı geçenler; daha i. the yukar

ı geçen şey/kişi; daha önce adı geçenler. önce edilen/ad bak. upstairs. z., s., söz i., İng., f. aşındırmak.
i. 1. s ıyrık. 2. aşındırma; aşınma; abrasyon. s. 1. sinirlendirici, rahats ız edici. 2. aşındırıcı, abrasif. i. aşındırıcı, abrasif. z. yan yana, ayn ı hizada; başabaş. f. 1. (yazılı bir eseri) kısaltmak. 2. azaltmak. i., İng., bak. abridgment. i. 1. yazılı bir eserin kısaltılmış şekli: I don´t read abridgments of novels. ın nda, kısalt ılm ışıda; şeklini okumam. 2. (yaz ı bir eseri) kısaltma.Hiç 3. Romanlar d ışar yurtd ışına: Have youılever been abroad? z. 1. yurtd ışı ışı na ç ı kt ı n m ı ? 2. ev d ışı nda; ortada: That animal ventures abroad yurtd i. yurtdışındaki yerler, yurtdışı: Is there any news from abroad?

ışı ndan bir haber varkald m ı?ırmak. Yurtd f. iptal etmek, feshetmek; i. iptal, fesih; kald ırma.
s. 1. ani, birdenbire oluveren, apans ız, ansız: They made an abrupt ve ters: He me 3. andik/sarp abrupt reply. departure. Gitmeleri ani birden. oldu. 2.2. k ısa ve ters birgave şekilde. bir z. 1. aniden, birdenbire, k ısa ş ekilde. i. 1. anilik. 2. k ısa ve ters oluş. 3. diklik, sarplık. i. apse. f. apse olmak. s. apseli, apse olmu ş. çoğ. --s (äbsîs´ız)/--e (äbsîs´i) i., mat. apsis. f. (bir suçtan dolayı) kaçmak, sıvışmak. i. 1. yokluk, bulunmama: We felt her absence. Yoklu ğunu hissettik. He returned dalgınlık.after an absence of six months. Alt ı aylık bir aradan sonra ask. (tekrar dönmek üzere görev yerinden) izinsiz olarak ayr ılma. s. 1. (bir yerde bulunmas ı gerekirken orada) bulunmayan (kişi); (orada artık) bulunmayan (kişi): How many people are absent today? Bugün kaç f. 1. ç ıkmak, gitmek: I shall absent myself. Çıkacağım. He absented himself for adönmek few days. Birkaç gün yoktu. 2. izinsiz from -den uzak durmak, -e ılmış olan. ask. (tekrar üzere görev yerinden) olarak ayr i. (bir yerde bulunmas ı gerekirken orada) bulunmayan kişi/şey, hazır olmayan kişi.bulunmas ı gerekirken orada) bulunmayan (kişi). s. (bir yerde posta yoluyla verilen oy. kiraya verdiği gayrimenkulden uzakta yaşayıp onunla pek ilgilenmeyen mülk postasahibi. yoluyla oy veren seçmen. i. 1. (işe, okula v.b.´ne) devamsızlık. 2. kiraya verdiği gayrimenkulden şayıı p onunla pek ilgilenmeme. uzakta yadalg n. z. dalgın s. dalgın.

absinth absinthe absolute absolute majority absolute majority absolutely absolution absolutism absolutist absolutist absolve absorb absorbable absorbed absorbency absorbent absorbent absorber absorbing absorption absorptive abstain abstainer abstemious abstemiously abstemiousness abstention abstinence abstinent abstract abstract abstract abstract art abstract expressionism abstract number abstracted abstraction abstruse absurd absurd absurdity absurdly Abu Dhabi abulia abundance abundant abundantly

i., İng., bak. absinthe. i. apsent. s. 1. tam, eksiksiz: His trust in them was absolute. Onlara olan güveni ı. ğ 2. pol. mutlak, saltık, sınırsız: absolute monarchy mutlak monarşi. tamd unluk. salt ço salt çoğunluk. z. 1. (äb´s ılutli) (nitelediği sözcükten önce gelince) çok, bayağı: You´re ısın! We´re absolutely famished! Çok ıktık! 2. absolutely right! Çok hakl ından affedilme; (günah için) af. 2. ac aklama, i. 1. Hrist. (günah) Allah taraf beraat ettirme. fromıyet. (bir sorumlulu ğu/yükümlülüğü) yerine getirmekten ılık, 3. mutlak i., pol. saltç s., pol. saltç ı. i., pol. saltç ı. f. 1. Hrist. Allah ad ına (günahı) affetmek. 2. affetmek. 3. aklamak, beraat ğu/yükümlülü ü) yerine getirmekten ettirmek. 4. from (birini) (bir sorumlulu ı/gaz ı/ışığı /sesi) so ğurmak, içine çekmek, ğ emmek, absorbe f. 1. (s ıvıy 3. (dikkati/enerjiyi/zaman ı/paray ı) almak; (enerjiyi) etmek. 2. ö ğrenmek. emilebilecek; soğurulabilen, emilebilen. s. soğurulabilecek, s. tüm dikkatini bir şeye vermiş. i. soğurganlık, emicilik. s. soğurgan, emici, absorban: absorbent cotton hidrofil pamuk. i. soğurgan, emici, absorban. i. soğurucu, emici, absorplayıcı. s. insanın tüm dikkatini toplayan; sürükleyici. i. 1. soğurma; soğrulma; absorpsiyon. 2. öğrenme. 3. ı/parayı) alma; (enerjiyi) emme. 4. içine alma, (dikkati/enerjiyi/zaman s. soğurucu, emici. f. 1. from (bir şeyi) yapmamak: He´s decided to abstain from alcohol. İçki içmemeye karar verdi. oy vermemek, çekimser kalmak. 3. içki i. 1. içki içmeyen biri. 2.2. oy vermeyen biri, çekimser kalan biri. s. (özellikle yeme içme konusunda) kendini tutan; a şırıya kaçmayan; şı rılıklar bulunmayan. a z. (özellikle yeme içme konusunda) kendini tutarak; a şırıya kaçmadan. i. (özellikle yeme içme konusunda) kendini tutma; a şırıya kaçmama, riyazet. i. 1. çekimser oy; oy vermeme, çekimser kalma. 2. from (bir şeyi) kasten yapmama. i. 1. (from) (bir şeyi) yapmama, riyazet; (yeme içme konusunda) kendini tutma. 2. içki içmeme. 3. cinsel riyazet. riyazetçi. s. nefsini k ıran, s. soyut, abstre. i. 1. özet. 2. soyut sanat eseri. f. 1. (äb´sträkt) özetlemek, özet haline getirmek. 2. (äbsträkt´) kafas ını şgul etmek. 3. (äbsträkt´) çalmak, aşırmak. 4. (äbsträkt´) soyutlamak. me soyut sanat. soyut ekspresyonizm. mat. soyut sayı. s. dalgın. i. 1. soyut kavram, soyutlama. 2. soyutlama, soyutlama eylemi. 3. ınlık, düşünceye dalm ış olma. 4. güz. san. soyutluk. 5. soyut sanat dalg ı zor, anla şılmas ı güç. s. kavranmas s. saçma, abes, absürd. i. i. 1. saçma olma, saçmal ık, abeslik. 2. saçmalık, saçma söz/davranış. z. 1. saçma bir şekilde. 2. k. dili çok, feci derecede: She´s absurdly rich. Feci Dabi. derecede zengin. Abu i., ruhb. abuli. i. 1. bolluk, çok olma. 2. bereket, bolluk. 3. refah, varl ık ve rahatlık. s. 1. bol, çok. 2. bereketli; feyizli. z. bol/çok miktarda: The fruit trees were now bearing abundantly. Meyve ağaçları artık çok verimli olmuştu.

abuse abuse abuse o.s. abusive abut abutment abysmal abyss AC acacia academic academic academician academy acanthus accede accede to the throne accelerate acceleration accelerator accent accent accentuate accept

i. 1. yetkiyi/görevi kötüye kullanma, suiistimal; do ğru olmayan bir şekilde kullanmama; istismar. 2. kötüleme. 3. kötü kullanma; gere ği gibi ğru olmayan bir f. 1. (yetkiyi/görevi) kötüye kullanmak, suiistimal etmek; do ş ekilde kullanmak; gere ğ i gibi kullanmamak; istismar etmek. 2. mastürbasyon yapmak. s. 1. kötüleyici; kötü sözlerle dolu; kötü sözler söyleyen. 2. kötü ). (davran f. (--ted,ış --ting) 1. (on/upon) (-e) biti şmek, bitişik olmak. 2. against -e dayanmak. i. 1. (köprünün k ıyıya dayandığı yerdeki) ayak. 2. bitişme yeri. 3. bitişme. 4. s., dayanma. k. dili çok kötü, feci. i. dipsiz gibi görünen yer; uçurum. k ıs. alternating current. i. dalgalı akım. i., bot. 1. mimoza, akasya, Acacia. 2. akasya, yalanc ı akasya, Robinia pseudoacacia. s. 1. akademik. 2. teorik, kuramsal. 3. pratik de ğeri/önemi olmayan. 4. resmi, kitabi. i. üniversite ö ğretim görevlisi. i. 1. üniversite ö ğretim görevlisi. 2. akademi üyesi, akademisyen. i. akademi; yüksekokul. i., bot. ayı pençesi, akantus, akant, Acanthus. f. to 1. -e razı olmak. 2. (hükümdar) (tahta) çıkmak. tahta ç ıkmak. f. hızlandırmak; hızlanmak, ivmek. i. hızlandırma; hızlanma, ivme. i. gaz pedalı. i. 1. dilb. vurgu, aksan. 2. dilb. vurgu i şareti. 3. şive. f. vurgulamak. f. vurgulamak.

f. 1. kabul etmek; razı olmak; kabullenmek. 2. (bir şeyi) teslim almak. accept/assume responsibility for -in sorumlulu ğunu üzerine almak. s. kabul edilir, makbul. acceptable i. 1. kabul. 2. (bir şeyi) teslim alma. acceptance i. 1. giriş, geçit. 2. to (biriyle) görüşme imkânı; (bir şeyden) faydalanma access ı/imkân ı: He 2. has access him. İstedi ğinde görüşebilir. hakk şılabilirlik. kolayl ıkla to ula şılabilir olma. 3. onunla görüşülebilir olma. 3. 4. i. 1. ula accessibility accessible accessible to the public accession accessory accessory after the fact accident accident victims accidental accidentally accident-prone acclaim acclaim acclamation acclimate acclimation acclimatise acclimatization acclimatize

ıkla görüşülebilir olma. 5. to -den etkilenebilir olma. 4. kolaylıkla kolayl şılabilir. 2. kolayl ıkla ula şılabilen. 3. görüşülebilen. s. 1. ula şülebilen. görü halka aç ık. 5. to -den etkilenebilir.

i. 1. (tahta) ç ıkma. 2. (bir müze veya kütüphanenin koleksiyonuna) yeni ınan eşya, kitap v.b. These are accessories for the new machine. al i. 1. aksesuar, eklenti: ı. 2. (kad ın giysisini bütünleyen) Bunlar yeni makinenin aksesuarlar sonra suç orta ğı olan kimse. huk. suç işlendikten i. 1. kaza (kötü olay). 2. rastlant ı. 3. fels. ilinek, araz. kazaya u ğrayanlar. s. 1. kaza eseri olan, yanl ışlıkla olan. 2. tesadüfen meydana gelen. 3. fels. ilineksel. z. 1. kazara, yanlışlıkla. 2. tesadüfen. s. hep kazaya u ğrayan; sakar. f. 1. bağırarak/alkışlayarak/tezahüratla (birini) (bir şey) ilan etmek: They acclaimed emperor. Büyük bir tezahüratla onu imparator ilan ettiler. . 2. tezahürat. i. 1. övme, him alk ış i. 1. bağırarak/alkışlayarak/tezahüratla ilan etme. 2. tezahürat. 3. övme, ışal . ıştırmak, intibak ettirmek: I´m acclimating myself to the customs alk f. 1. ış tırıyorum. (to) (-e) alışmak, intibak here. buradaki âdetlere al ıştırma, intibak ettirme. 2. al ış ma, intibak2. etme. i. 1. alKendimi f., İng., bak. acclimatize. i. 1. alıştırma, intibak ettirme. 2. alışma, intibak etme. f. 1. alıştırmak, intibak ettirmek. 2. alışmak, intibak etmek.

accolade accommodate accommodate o.s. to accommodate one´s pace/step to accommodate their differences accommodating accommodation accommodation ladder accompaniment accompanist accompany accomplice accomplish accomplished accomplishment accord accord accordance accordant according as according to according to all accounts according to Hoyle according to one´s own lights according to plan accordingly accordion accordion accost account account book accountable accountant accounting accounts payable accounts receivable accrue accumulate accumulation accuracy accurate accusation accusative accusative accuse accused accustom

i. 1. ödül. 2. övgü: It received accolades from all the newspapers. Tüm . gazetelerden övgüler ald ıThe ındırmak: cell had lastly accommodated a drunkard. f. 1. almak, bar şı bar ı nd rm ıştı. This room can accommodate four Hücre en son bir ayya lamak. -e ayak uydurmak, -e uyum saığ birine ayak uydurmak. aralarındaki anlaşmazlıkları uzlaşma yoluyla gidermek. s. uysal, yumu şak başlı. i. 1. kalacak yer: In that region accommodation for the traveler is hard to find. O bölgede konaklama yeri zor bulunur. 2. uzla şma: Have you den. borda iskelesi. i. 1. müz. e şlik. 2. to -e eşlik eden şey: It´s a nice accompaniment to the roast. Rostoyla beraber kişi, egüzel. şlikçi. i., müz. e şlik eden f. 1. eşlik etmek, refakat etmek, beraberinde gitmek. 2. müz. eşlik etmek, refakat etmek. ğı. 3. ile beraber (bir şey) yapmak: He accompanied the curse i. suç orta f. başarmak, becermek, üstesinden gelmek. s. 1. işini iyi bilen, usta. 2. sosyetenin görgü kurallarını ustalıkla uygulayabilen. i. 1. başarma, becerme, üstesinden gelme. 2. başarı, başarılan iş. 3. marifet. i. 1. (iki devlet aras ında olan) anlaşma. 2. uyum, ahenk. 3. uyuşma, mutabakat. f. 1. with -e uymak, ile ba ğdaşmak, -e uygun olmak/gelmek. 2. with -e ışmak, -e uygun gelmek/dü şmek. 3. vermek: He accorded them for that yak i. verme: The accordance of these privileges to them were delayed five years. Bu imtiyazlar ın onlara verilmesi beş senelik bir gecikmeye s. bağ. -e göre. z. 1. İki seçeneği olan bir durumu belirtir: You can stay or go, ıl istersen. It can according as you Kalabilirsin veya gidebilirsin, nas edat 1. -e göre, -elike. uygun olarak: Arrange yourselves according to your

ına girin! 2. -e göre, (birinin) dedito ğine/gösterdi ğine göre, height! Boy s ıras ıklar ına göre: He was drunk, according all accounts. Tüm tüm anlatt ıklar ına göre sarhoştu. anlatt usulüne göre, usulen.
kendi inançlar ına göre. planlandığı gibi, planlanana uygun bir şekilde. z. 1. ona göre, öyle, öylece: He told me to shoot him, and I acted accordingly. i. akordeon. Kendisini vurmam ı istedi; ben de öyle yaptım. 2. bu yüzden, s. akordeon gibi aç ılıp katlanan, akordeon: accordion door akordeon kapı. f. 1. yakla şıp/gidip (birine) bir şey söylemek. 2. para karşılığında seks teklif etmek. i. 1. hesap. 2. röportaj; (birinin) anlatt ığı. f. for -i anlatmak, -i açıklamak, -i izah etmek. hesap defteri. s. sorumlu. i. muhasebeci. i. muhasebe. tic. alacaklılar hesabı. tic. borçlular hesab ı. f. 1. birikmek. 2. to -e gelmek: What advantages will accrue to us from this? Bunun biriktirmek; bize ne gibi toplanmak, faydalar ı olacak? f. toplamak, birikmek, y ığılmak. i. 1. birikim, birikme. 2. birikinti. i. 1. doğruluk. 2. yanlış yapmamaya özen gösterme. s. 1. doğru, tam. 2. yanlış yapmamaya özen gösteren. i. suçlama. s., dilb. -i haline ait; -i halindeki. i., dilb. -i halindeki sözcük/sözcük grubu. f. suçlamak, itham etmek. s. sanık. f. alıştırmak.

ace ace an exam acetone acetylene ache achieve achievement acid acknowledge acknowledgment acne acorn acoustics acquaint acquaint o.s. with acquaintance acquiesce acquire acquisition acquisitive acquit acquit o.s. well acquittal acre acrid acrobat acrobatic acrobatics acronym across across the board across the way act act as act in unison act on a suggestion act on s.o.´s advice act up acting action activate activation active active service active verb activism activist

i. 1. isk. as, birli. 2. k. dili uzman, eksper. s., k. dili i şinin ehli, as. f. k. dili s ınavda (dokuz ila on arasında) yüksek bir not almak. i. aseton. i. asetilen. i. ağrı, sızı, acı. f. ağrımak, sızlamak, acımak. f. başarmak, yapmak; elde etmek, kazanmak. i. 1. başarı. 2. elde etme, kazanma. i. asit. s. 1. asit. 2. i ğneleyici: an acid remark iğneleyici bir söz. f. 1. (bir gerçe ği) kabul etmek. 2. (bir şeyin alındığını/farkedildiğini) bildirmek. i. 1. (bir gerçe ği) kabul etme. 2. (bir şeyin alındığını/farkedildiğini) bildirme. ndı. 3. tic. alı i. akne, ergenlik. i. meşe palamudu. i. akustik. f. 1. bilgi vermek, haberdar etmek. 2. tan ıtmak: This book is designed to acquaint readers with new developments in the field of genetic bilgi edinmek. hakk ındaits i. tanıdık, tanış. f. boyun e ğmek, katlanmak, kabullenmek. f. 1. elde etmek, edinmek, almak. 2. kazanmak: acquire a bad reputation kötü bir şöhret i. 1. elde etme,kazanmak. edinme, alma. 2. kazanma. 3. elde edilen şey, edinti. s. bir şeyler elde etmeye çok hevesli, mal canlısı, açgözlü. f. (--ted, --ting) aklamak, temize ç ıkarmak, beraat ettirmek. yüzünün ak ıyla çıkmak. i. aklanma, beraat. i. 0,404 hektarlık arazi ölçü birimi. s. acı, ekşi, keskin. i. akrobat, cambaz. s. akrobatik. i. akrobatlık, cambazlık. i. birkaç kelimenin ba ş harflerinin veya ilk hecelerinin birleşmesiyle meydana kelime: NATO, öbür tarafıUNESCO. na: He stretched a rope across the river. edat 1. birgelen taraf ından ı ndan öbür taraf ı na bir ip gerdi. 2. karşısında: Serra lives Nehrin bir taraf ı derecede etkileyen (ücret/vergi). herkesi ayn yolun öte taraf ında, karşı tarafta. i. 1. hareket, eylem. 2. kanun, yasa. 3. tiy. bölüm, perde. 4. rol yapma, oyun. f. ı1. rol yapmak,yapmak. oynamak. 2. harekete geçmek. 3. davranmak, nın vazifesini başkas birlikte hareket etmek. yapılan teklife göre davranmak. birinin sözüne uymak, birinin sözüne göre hareket etmek/davranmak. yaramazlık etmek, gösteriş yapmak. i. oyunculuk. s. vekâlet eden, vekil: acting president ba şkan vekili. i. 1. hareket, eylem. 2. etki. f. 1. harekete geçirmek, hareketlendirmek. 2. harekete geçmek, hareketlenmek. i. 1. harekete geçirme, hareketlendirme. 2. harekete geçme, hareketlenme. s. 1. faal, hareketli, aktif. 2. dilb. etken. askerlik hizmeti. dilb. etken fiil. i. eylemcilik. i. eylemci.

activity actor actress actual actuality actually acumen acupuncture acute acute angle acute angle AD ad adage Adam adamant adamantly adapt adapt o.s. to adaptable adaptation adapter adaptor add add fuel to the flames add spice to add up add up to addendum addict addict adding machine addition additional additive addled address address a remark to addressee adduce adept adequacy adequate adhere adherence adherent adhesion

i. faaliyet, etkinlik. i. aktör, oyuncu. i. aktris, kad ın oyuncu. s. gerçek, do ğru. i. gerçek, hakikat. z. aslında; gerçekten. i. çabuk kavrama yetene ği, keskin zek-â. i. akupunktur. s. 1. keskin. 2. t ıb. akut, hâd. 3. tiz. geom. dar aç ı. geom. dar aç ı. k ıs. Anno Domini M.S. (milattan sonra), İ.S. (İsa´dan sonra). i. ilan, reklam. i. atasözü. i. Âdem Baba, Âdem. Adam´s apple anat. âdemelmas ı. s. son derece kararlı, katı. z. inatla, katı bir şekilde. f. 1. uyarlamak, adapte etmek. 2. al ışmak, intibak etmek. -e kendini alıştırmak. s. yeni ko şullara adapte olabilen/uyarlanabilen. i. 1. uyarlama, adaptasyon. 2. al ışma, intibak. i. 1. elek., mak. adaptör. 2. uyarlay ıcı, adapte eden. i., bak. adapter. f. 1. eklemek, ilave etmek; katmak. 2. toplamak. k. dili yang ına körükle gitmek. k. dili -i canland ırmak, -i ilginçleştirmek. 1. toplamak. 2. k. dili makul olmak, akla yak ın olmak. 1. -e varmak, (bir yekûn) tutmak. 2. k. dili ... anlam ına gelmek: What it adds up to is that you´re not coming. Gelmeyeceksin anlam ına geliyor. ğ. ad.den.da (ıden´d ı) i. ilave, ek; ilave edilecek şey/söz. ço i. bağımlı, müptela; tiryaki: drug addict uyuşturucu bağımlısı. cigarette addict sigara tiryakisi. f. alıştırmak. hesap makinesi. i. 1. ekleme, ilave. 2. ek, ilave. 3. mat. toplama. s. biraz daha, ilave edilen, eklenilen. i. 1. katk ı. 2. katılan kimyasal madde, katkı maddesi. s. toplamsal, ilave olunacak. s. 1. sersem, şaşkaloz. 2. cılk (yumurta). i. 1. (veya ä´dres) adres. 2. söylev, nutuk. f. 1. hitap etmek. 2. adres yazmak. (birine) bir söz yöneltmek. i. alıcı, kendisine mektup/paket gönderilen kimse. f. (kanıt) ileri sürmek. s. (at/in) usta, çok becerikli; mahir. i. (ä´dept) usta, i şinin ehli. i. yeterlilik, kifayet. s. yeterli, kâfi. f. to 1. -e yap ışmak. 2. -e sadık kalmak, -e bağlı kalmak. i. 1. yapışma. 2. bağlılık. i. taraftar, yanda ş. i. 1. yapışma. 2. to -e bağlı kalma, -e sadık kalma, -e uyma.

adhesive adhesive tape adj. adjacent adjective adjoin adjoining adjourn adjust adjust o.s. to adjustment administer administer an oath administration administrative administrator admirable admiral admiration admire admirer admiring admissible admission Admission free. admit admit of admittance admonish admonition admonitory ado adolescence adolescent adopt adopted child adopted child adoption adorable adoration adore adorn adornment adrift adroit adsorb adsorbent

s., i. yap ışkan, yapıştırıcı. (yapıştırıcı) bant. k ıs. adjacent, adjective, adjustment. s. (to) (-e) bitişik, bitişikteki; komşu. i., dilb. s ıfat. f. bitişik olmak. s. bitişik, bitişikteki, yan, yandaki. f. 1. oturuma son vermek. 2. (toplant ı/oturum) sona ermek, bitmek. 3. (bir şka yere) geçmek. ba f. ayar etmek, ayarlamak. kendini -e alıştırmak. i. 1. ayarlama. 2. kendini al ıştırma. 3. tic. tazminat miktarının sigortalı ve ı aras ında etmek. kararlaştırılması. sigortac f. yönetmek, idare yemin ettirmek, ant içirmek. i. yönetim, idare. s. idari, yönetimle ilgili, yönetimsel. i. yönetici, idareci. s. takdire de ğer, beğenilecek, çok güzel. i. amiral. i. takdir, be ğenme. f. takdir etmek, be ğenmek; hayran olmak, hayran kalmak. i. takdir eden, be ğenen; hayran. s. takdir ettiğini belirten; hayran, hayranlık gösteren. s. kabul edilebilir. i. 1. içeri alma; kabul; giri ş. 2. giriş ücreti, giriş. 3. itiraf. Giriş serbest. f. (--ted, --ting) 1. içeri almak, almak; kabul etmek: They won´t admit you. Seni içeri sokmazlar. 2. itiraf etmek. imkân vermek. i. kabul; giriş. f. tembih etmek; kula ğını çekmek. i. tembih; kula ğını çekme. s. uyarı niteliğinde. i. insanı yoran hazırlıklar; koşuşmalar. i. ergenlik, ergenlik ça ğı. s., i. ergen, ergenlik ça ğında olan (genç). f. 1. evlat edinmek. 2. edinmek, benimsemek. evlatlık, manevi evlat. evlat edinilmiş çocuk, evlatlık. i. 1. evlat edinme. 2. edinme, benimseme. s. tapınılacak, çok güzel ve sevimli. i. tapınma, çılgınca sevme. f. 1. tapınmak, tapmak, çılgınca sevmek. 2. (Allaha) tapınmak, tapmak. f. süslemek, donatmak, donamak. i. 1. süsleme. 2. süs. s. s. usta, çok becerikli. f., kim. adsorbe etmek. i., s. adsorban.

adsorption adult adulterate adulterer adulteress adultery adv. advance advanced advanced in years advanced in years advancement advantage advantageous advent adventure adventurer adventuresome adventurous adverb adversary adverse adversity advertise advertise for s.o. advertisement advertising advertising agency advertize advertizement advertizing advice advisable advise adviser advisor advisory advisory committee advocate advocate adz adze Aegean aerial aerial view aerobics aerodrome

i., kim. adsorpsiyon. s., i. yetişkin; huk. ergin, reşit. f. içine yabanc ı madde katmak. i. zina yapan erkek. i. zina yapan kad ın. i. zina. k ıs. adverb. i. 1. ilerleme, ileri gitme. 2. yakla şım; teklif. 3. tic. avans. f. 1. ilerletmek; ilerlemek. artmak; art ırmak. 3. avans vermek. 4. ileriye almak. 5. , ileri. s. ilerlemiş2. yaşlı. a child who´s advanced for his age yaşına göre çok bilgili bir çocuk. yaşlı. i. ilerleme. i. 1. avantaj, üstünlük sa ğlayan şey. 2. yarar, fayda. s. avantajlı, yararlı, faydalı. i. geliş, varış. i. macera, serüven. i. 1. serüvenci, macerac ı. 2. dolandırıcı, dalavereci. s., bak. adventurous. s. 1. macerac ı, maceraperest. 2. maceralı. i., dilb. zarf, belirteç. i. 1. spor, isk. rakip. 2. dü şman. s. 1. kötü, elverişsiz. 2. menfaatine aykırı, aleyhte. i. 1. zorluk, güçlük, s ıkıntı. 2. sıkıntılı bir durum/zaman. f. 1. reklam ını yapmak. 2. ilan etmek. ilan arac ılığıyla eleman aramak. i. ilan, reklam. i. reklamc ılık. reklam ajans ı. f., bak. advertise. i., bak. advertisement. i., bak. advertising. i. nasihat, ö ğüt, tavsiye. s. ak ıllıca, makul, doğru. f. 1. tavsiye etmek, ö ğütlemek. 2. tic. bildirmek. ill-advised s. ak ılsız, tedbirsiz. i. danışman, müşavir; akıl hocası; rehber, kılavuz. i., bak. adviser. s. danışma kurulu. f. desteklemek, savunmak. i. 1. savunucu. 2. huk. avukat. i. keser. i., bak. adz. s. Ege. i. 1. anten. 2. havai. havadan görünü ş. i., s. aerobik. i., İng. havaalanı, havalimanı.

aerogramme aeroplane aerosol aesthete aesthetic aesthetics aestival afar afar off affable affair affect affect ignorance affectation affected affection affectionate affidavit affiliate affiliate affiliate o.s. with affiliated affiliation affinity affirm affirmation affirmative affix affix afflict afflicted affliction affluence affluent afford affront Afghan Afghanistan afield afire afloat afraid afresh Africa African after after a fashion

i. hava mektubu. i., İng., bak. airplane. i. sprey tüpü, aerosol. i. estet. s., i. estetik. i. estetik. s. yaza özgü. z. çok uzakta. s. rahat, dostça ve sokulgan. i. 1. sorun, mesele, iş. 2. k. dili şey (makine/eşya). 3. k. dili olay, skandal. f. 1. etkilemek, tesir etmek; dokunmak. 2. (hastal ık) zarar vermek: My ık koluma yayıldı. 3. gibi görünmek, yalancıktan arm is affected. Hastal cahillik taslamak, bilmezlikten gelmek. i. sahte tavır, yapmacık. s. 1. (hastalıktan) zarar görmüş. 2. sahte, yapmacık, yapmacıklı. i. muhabbet, şefkat, sevgi. s. sevgisini gösteren; şefkatli, sevecen, sevgi dolu. i., huk. yeminli ve yazılı ifade. f. bağlamak. i. (başka bir şirkete) bağlı olan şirket. ile bağ/ilişki kurmak. s. bağlı. i. bağlantı, ilişki. i. 1. benzerlik, benzer taraf. 2. sempati; sevgi. f. doğrulamak, tasdik etmek. i. doğrulama, tasdik. s. olumlu. i. olumlu cevap. f. 1. takmak; yap ıştırmak. 2. (imza) atmak; (mühür) basmak. i., dilb. önek veya sonek. f. 1. ac ı vermek, ıstırap vermek. 2. başına bela olmak. s. (zihinsel/bedensel bak ımdan) özürlü. i. dert; hastalık. i. zenginlik, refah. s. zengin, gönençli. f. 1. mali gücü yetmek, (bir şey için) parası olmak. 2. (bir şeyi) zarar görmeden yapabilmek: You can´tış afford to make him angry. Onu davran . f. hakaret etmek, küçük dü şürmek. i. hakaret, küçük dü şüren i. Afganlı, Afgan. s. 1. Afgan. 2. Afganlı. i. Afganistan. z. k ıra, kırda, evden uzak. s. tutuşmuş; alevler içinde. z. s. z. yeniden. i. Afrika. i. Afrikalı. s. 1. Afrika, Afrika´ya özgü. 2. Afrikalı. edat 1. -den sonra. 2. için, yüzünden; -den dolay ı. 3. ardından: After them came giraffes. Onlar ın ardından zürafalar geldi. s. sonraki. z. sonra. a şöyle the böyle.

after all after all after the dust has settled after the fashion of afterlife aftermath afternoon aftershave aftertaste afterthought afterward afterwards again against against nature against s.o.´s will agave age age limit age limit aged ageless agency agenda agent agent provocateur agglomerate agglomeration aggrandise aggrandisement aggrandize aggrandizement aggravate aggregate aggression aggressive aggressor aggrieved aghast agile agility agility of mind agitate agitated agitation agitator aglow

bununla birlikte, yine de, buna ra ğmen. nihayet. 1. toz da ğıldıktan sonra. 2. ortalık sakinleşip herkes kendine geldikten ık yat ıştıktan sonra. sonra, ında. ... gibi,ortal ... tarz i. ahret, öbür dünya. i. (kötü) sonuç. i. öğleden sonra. i. tıraş losyonu. i. ağızda kalan tat. i. sonradan akla gelen dü şünce. z., bak. afterwards. z. sonra, sonradan. z. tekrar, yine, bir daha. edat 1. kar şı: against the current akıntıya karşı. a vaccine against the flu şı bir gribe karayk ırı.aşı. 2. aleyhinde, karşı: a vote against the president doğaya birinin iste ğine karşı. i., bot. agave, agav, Agave. i. 1. yaş. 2. çağ, devir. yaş haddi. yaş haddi. s. 1. (eycd) ya şında: a girl aged four dört yaşında bir kız. 2. (ey´cîd) yaşlı, llanmış; eski. 2. eskimeyen. ihtiyar. (ey´cîd) yı şlanmayan, ihtiyarlamayan. s. 1. ya3. i. 1. acente; ajans: travel agency seyahat acentesi. news agency haber ı. 2. devlet dairesi. ajans i. gündem. i. 1. acente, temsilci. 2. ajan. çoğ. a.gents pro.vo.ca.teurs (^jan´ prôvôk^tör´) provokatör, k ışkırtıcı ajan. i. aglomera. i. aglomerasyon. f., İng., bak. aggrandize. i., İng., bak. aggrandizement. f. büyütmek. i. büyütme. f. 1. kötüle ştirmek, zorlaştırmak, ağırlaştırmak, şiddetlendirmek: Don´t scratch that 2. sore; you´ll aggravate it. O yaray ı kaşıma, azdırırsın. i. 1. toplam. agrega. i. saldırganlık. s. saldırgan. i. saldırgan, saldıran. s. incitilmiş; mağdur. s. dehşet içinde, donakalm ış. s. çevik. i. çeviklik. zekâ k ıvraklığı. f. 1. çalkalamak, çalkamak; kar ıştırmak. 2. heyecanlandırmak. 3. ruhb. ajite 4.ı.sallamak. 2. ruhb. ajite. s. 1. etmek. heyecanl i. 1. çalkalama, çalkama; ajitasyon. 2. heyecan. 3. ruhb. ajitasyon. 4. sallama. i. 1. k ışkırtıcı, tahrikçi, provokatör; eylemci, kampanyacı. 2. ajitatör, ıcı, karıştırıcı: washing machine agitator çamaşır makinesi çalkalay s. parlak.

klima. 1. yardım etmek. hava boşluğu. mak. 1. bak. havalandırmak. . s.). hava kuvvetleri. sözleşme. havaalan ı. yolcu uça ğı. 2. i. hemfikir olmak. AIDS.. 2. razı olmak. hasta olmak. 2. i. ıstırap çekmek. s. rahats ız. i. Ah!/Of! ı belirtir. havayolu. 2. uçak. (silah ı) (birine/bir yere) doğrultmak. 1. s. önce. 2.. tarımsal. 4. geçinmek. 2. . mutabık olmak. havadan gelen (mikrop. hastalık. hava freni. z. i. f. 2. s. uçak gemisi. zirai. rıza göstermek. havadan nakledilen. hasta. i. iyi. tıb. f. 1. İng. rahats ız olmak.ago agonise agonize agony agree agreeable agreement agricultural agricultural credit agriculture agriculturist aground AH ah ahead ahead of time AIDS aid Aids ail ailing ailment aim aim at aim to aimless air air base air brake air compressor air filter air force air force air pollution air pressure air raid air shaft airborne air-conditioned air-conditioner aircraft aircraft carrier airfield airlift airline airliner airmail z. Vay! (Şaşkınlık belirtir. amaçs ız. agonize. hava yoluyla ta şımak/götürmek. amaç.). erken. hava üssü. ziraat. i. çiftçi. s. bak. aydınlık. tic. (bir şeyi) (bir yere) fırlatmak. rahatsızlık. i. i. toz v. tarım kredisi. yard ım. AIDS. 1. uçak postas ı. hava. i. Ah! (Özlem/be ğenme/pişmanlık/öfke/sevgi belirtir. evvel: a long time ago çok zaman önce. uçaklar. ıstırap. hava kirliliği. iyi2. 3. 3. 1.şho i. havalı fren.). f.. ünlem 1. f. i. f.3. uçmakta olan. gaye. ni şan almak. na ğme.b. f. hava bas ıncı. ileride. (bir şey) (başka bir şeye) uymak. i. k ıs. razı. hava kuvvetleri. ileri. hava kompresörü.. maksat. f. s. i. i. i. tavır. klimalı. i.. 1.. (Ac z. f. (bir şey) anla ş. hava sald ırısı. 3. tıb. tarım. hava köprüsü. hava filtresi. yardımcı.). i. herkese söylemek. anlaşma. niyetinde olmak.. Anno Hegirae hicri.

z. cebir. biri. sıralar arası yol. 1. i. i.san ığın. alkollü içki. açık havada. Söyledikleri şiire benziyor. dili bahane. i. hayali. havaalanı. albüm. f. çal ım satan. çalar saat. imbik. nafaka. f. beslenmeye ait. 1. sindirim ayg ıtı. s. 2. i.. huk. z... f. ak şın. i. mazeret. Arnavut.gae (äl´ci) i.k. geçenek. i. havayollar ı. 3. ecnebi. 2. z. havaliman ı. alkollü. i. 2. s. Cezayir. uzaklaştırmak. alkolizm. albatr. z. 1. 1. in short. Cezayir´e özgü. tetikte olan. korkutmak. 2. i. Cezayirli. alkol. i. albinos. az açık (kapı). 1. k. ş en. Cezayirli. s. uçuş pisti. s. s. korku. uçak. neşe ve çeviklik. Kısacası. 1. ünlem Eyvah!/Yazık! i. s. takma isim. benzer. besleyici. alkol.. 2. a boor. Onlara eşit s. ğünçapar. pratik olmayan. tahsilli de olsa. bağ. canl hiç veren. . (duvarda bulunan) niş. alkolik. . i. i. 5. yak ın: Her speech is akin to poetry. Birçok bak ımdan birbirimize benziyoruz. mat. İng. çoğ. oyuk. yabanc f. i. tehlikeden haberdar etmek. i. i. uyanık. i. s. i. i. anat. i. ı. kendine birdili hava 6. alg. with alignment alike alimentary alimentary canal alimony uçak mektubu. ba şka ad. deh şet. sıraya koyma. 2. s. uçak kazas ı. i. suçun işlendiği sırada başka yerde bulunduğu şeklindeki di1.airmail letter airplane airplane crash airport airstrip airtight airways airy airy-fairy aisle ajar akin alabaster alacrity alarm alarm clock alarm clock alas Albania Albanian albeit albino album alcohol alcoholic alcoholism alcove ale alembic alert alfresco alga algebra Algeria Algerian alias alibi alien alienate alight align align o. açık havada yapılan. şevk. birinin saff ına geçmek. havai. fantezi. hayal mahsulü. hava geçirmez. iddias ı. 2. alarm çalar ısaat. 2. yangın . albeit painfully. albeit an educated one. s. i. al. hava gibi hafif. namı diğer: Cavit alias the Bear Cavit nam ı ğer Ayı. i.s. Arnavutça. i. aynı hizaya getirmek. çevik. bir çeşit bira. açık hava. i. ı. i. e şit bir şekilde: Treat them alike. de olsa: He is. i. konmak. Cezayir. aralık. sıraya koymak. 4.. havadar. s. 1. hücre gibi ve kapısız ufak oda. aynı hizaya getirme. 2. inmek. kaymakta şı.. Arnavutluk. 1. alarm. tehlike işareti: fire alarm yangın zili. dehşete düşürmek. birbirine benzer: We´re alike in many ways. 1. She´s learning French. hödü albino. soğutmak.

bütün. Ba ştan bildiği için şaşırmamıştı. hepsi bir. . diri. bununla birlikte. her şeyi saran. i. 2. f. (bir şeyin) girdisi çıktısı. Bütün gün çal öteden all beri. i. 1. aniden. ba ğlılık. az daha.o. I´ll come. hem de . rmak./Görünüşe aldanmamalı. tüm yıl boyunca. Hepimiz gittik. i. hepsi: All roses have thorns. yatıştıbir i. bütün gece. boyunca. k. k. d ışında hepsi: We have interviewed all but two of the candidates. iddia. iddia etmek.alive alkali all all along all along all along the line all at once all at once all but all but all day all in a tumble all in one all manner of all night long all of a sudden all of a sudden all over All right! All right.. hep birden. hiç taraf bitmeyecekmi kalanların hepsi. hem de Eğitim Bakanıdır. all round All that glitters is not gold. tekrar. tüm. hayatta. 1. Allah. alkali. başından beri. hep böyle. Allah all-around allay allegation allege allegiance allegorical allegory all-embracing s. s. birdenbire. bütün gün. her şey göz önüne alınırsa.. bütünüyle. birdenbire. pek erken. 2. -den gayri hepsi. az kalsın. sabaha kadar. karmakar ışık. Parlayan her şey altın değildir. alegori. hepsi: All of us went. alegorik.. her şey göz önünde tutulursa.. bitmiş. hem . sağ. 2. her alanda ba şarılı. tamamen. 1. Bütün güller dikenlidir. 1./Tamam. hafifletmek: allay s. s. kim. baştan. sıra boyunca. all in one. dili aklı başında. aniden. (bir yerin) ı/yeri.. dili Aferin!/Ya şa be!/Çok iyi!/Harika! k. i. her zaman. f. yekûn olarak. altüst. 1. Yolun aç ık olsun! daha iyi. s. i. Adaylar ın ikisi dışında hepsiyle görüştük. ans ızın. birdenbire. dili ba ştan. canlı. belirli bir müddetin ba şından sonuna kadar: She wasn´t surprised because she´d known it all the while. gelirim. birden. . başından sonuna kadar. 2. Peki. Hem Savunma Bakan ı. her zaman. pek çok yeteneği olan: an all-around student dört dörtlük ö ğrenci. daima. worked day. ans ızın. Aşkta ve savaşta her şey mubahtır.: All right. He ıştı. k.(mektubun sonunda) En iyi dileklerimle! 2. her ş gibi gelen bir gece boyunca. zamans ız.´s fears birinin endişelerini yatıştırmak.. (bir konunun/işin) tüm ayrıntıları. -den ba şka. birden. tamamen. ani olarak. sadakat.: He´s the Minister of Defense and the Minister of Education her çeşit. s.. dili Peki. All the best! all the better all the ins and outs of all the livelong night all the rest all the same all the same all the time all the way all the while all the year round all there all things considered all told all too soon All´s fair in love and war. hep.

her alanda başarılı kimse. cazibe. All right. pol. bir kimsenin mezun oldu ğu okul. benzer. az kald ı. müttefik. z. ına. z. lise veya üniversite. badem. to üstü kapalı bir şekilde -den bahsetmek. bütün gece süren (bir olay). i. 2. s. Bu resim hemen hemen bitti. Geç All kald s. 1. harçlık. z. i. kastetmek. 2. s. tahsisat. şimdiden. alphabetical. s. uzakta. --ting) ayırmak. yapılması uygun görülen. azaltmak. with/to alma mater almanac almighty almond almost alms alone along alongside aloof aloud alphabet alphabetic alphabetical alpine already alright s. dükkân v. halen (Türkçede genellikle çevirisiz kalır. z. alfabetik. i. s.. çekicilik. 2. anla şma. s.. s.. Kelimeler alfabe s ıras özgü. 2. i. soğuk. 2. i.. her şeye gücü yeten. s. birle şik. her şeyi kapsayan. (süre) vermek/tanımak. i.ına ağaç sındizilmi ırının üstündeki bölgeye özgü. edat 1. k. çok kullanışlı.. tek başına. yanus. k. an i. i. bütün gece aç ık olan (lokanta. dili bütün gece süren bir olay. ın. all-around.): You´re too late. 1. kimsesiz. s. 3. k. s. i. İng. yapılmasında sakınca olmayan. ile birleşmek. 1. Beklenenden he´s gone. kafa dengi. 4. s. i. hemen hemen: This picture´s almost done. yanında. i. i. anıştırma. (--ted. 2. müsaade etmek. i. Az kaldı i. ayrılmış/tahsis edilmiş şey. z. f. i. i. s. bordasına. 1. all-right.s. alaşım.daha erkeni . 1. with/to -e bağlı. 1. albeni. alımlı. izin vermek.. alfabe s ırasına göre dizilmiş: The words are in alphabetical göre ş. ayırmak. yalnız. f. f. i. az daha. yüksek sesle. pol. az kalsın. be all right. 2.). ittifak. uzak. yüksek da ğlara z. alerjik. bak. tahsis etmek. mubah. cazibeli. i. tahsis etmek. kafadar. f. neredeyse: He almost died. order. pek çok işe yarayan. 2. müttefik. tahsis. bak.. abece.. alfabe. k ısmen gidermek. dar sokak. ara yol. ayırma. gitti. birleşme. already dili. with ile beraber: He came along with Bizimle beraber geldi. edat boyunca: along the river ırmak boyunca. dili iyi. alerji. bak. amerika timsah ı. right!. İng.. ima etmek. s. yalnız. almanak. -i hesaba katmak. with/to ile beraber. pay. müttefiklik. ıştırmak. hafifletmek. çekici. den. 1. s.allergic allergy alleviate alley alliance allied alligator all-inclusive all-night all-nighter allocate allocation allot allotment allow allow for allowable allowance alloy all-purpose all-right all-round all-rounder allspice allude allure alluring allusion ally ally o.b. sadaka. yenibahar. s. bordasında. f. yalnız başına. uzak duran.

şaşkına çevirmek. başkas ını ırayla n yerine geçebilen kimse. am amalgam amalgamate amass amateur amaze amazement amazing ambassador ambassadress amber ambidextrous ambience ambiguity ambiguous ambition ambitious ambivalent amble ambulance ambush z. Başka çaremiz i. insanı şaşırtan. 2. alternatif. bir okul. s. ante meridiem öğleden evvel (24. (with) birbirini s ı rayla izlemek/takip etmek: In her speech she sa z. -in birbirini sırayla izlemesini f. Sana kerpeten laz ım. 2. biriktirmek. yükseklik. alternatör.M. Hava so ğuktu ve bir de bilg. bir okul. a. şaşırtıcı. iki elini ayn ı şekilde kullanabilen. diğer. şka. sefire. It was cold u. çoğ. i. aluminum. i. pusuya dü şürme. kehribar. değişken. değişmek. her zaman oldu ğu gibi . i. yükselti.. ba şe/s yapmak.. i. irtifa. i.00-12. altimetre. s. atmosfer. yedek.ni (ıl^m´nay) i. büyük. 12 A. birleştirmek. s. 2. 1. rahat rahat yürümek. 1. başka. You´ll also need tape. almaşık. bütünüyle. kullan i. nöbetle şe/sırayla yapma. Although I tried hard it didn´t do dancer. sıra ile.M. i. ise de. (kad ın) elçi. s.. i. çoğ. -i nöbetle ğ lamak.): 2:30 A. 2. şeyi başarma/elde etme tutkusuyla yanıp tutuşan veya dolu. izleme. bir ın ürünü olan. değişiklik.Levent.lum. İng. hayrette b ırakmak. kı ısaltmas s. ambiyans. s. hariç: Everybody came on time always excepting f. -diği halde. . and it was also wet. değiştirmek. ıştı. 2.lum.00 arasındaki saatler için k ı l ı r. birbirini sırayla izlemesini sağlama.. bot. 3. f.. sunak. değişme. Artium Magister (hümaniter bilimlerde master derecesinin ı). f. nöbetle şe. bir şeyi başarma/elde etme tutkusu. 1. ambülans. i. i./Yapacak başka bir şey yoktu. 2. 1. ne oldu ğu belirsiz. amatör. birbirine zıt hisleri f. insanı hayrete düşüren. belirsizlik. hava. birbirini s ırayla şık: We had no alternative.00. tamam ıyla. z. alternatif. daima. büyükelçi.nae (ıl^m´ni) i. i. i. alma şık akım. değiştirme. 1. bağ..also Alt key altar alter alterable alteration alternate alternate alternately alternating current alternation alternative alternator although altimeter altitude altogether alum aluminium aluminum alumna alumnus always always excepting am AM AM. bir de: You´ll need pliers. alternatif. i. lise veya üniversite mezunu kız. birbirini s ırayla izleyen (şeyler). 1. f.30. bak. a. amalgam. olmakla beraber: Although he´s old he´s a good lı olduğu halde iyi dans eder. her zaman. i. s. hayrete düşürmek. Ya şyükseklikölçer. şap. lise veya üniversite mezunu erkek. s. Her zaman oldu ğu gibi Levent hariç herkes vaktinde k ıs. seçenek. saat 2. hayret. 2.. i. i. kalmam i. birden fazla anlama gelebilen. kim. saat 24. cankurtaran. birden fazla anlama gelme. (uzun zamandır güdülen) büyük amaç. elçi karısı. z. sefire. be. rak ım. ek karakter tu ş i. karışı k hisleri olan. with ile birleşmek. büyük bir amac olan. s. i. pusuya düşürmek. f. değiştirilebilir. elek. Bir de bant. elek. i. f. bak. i. alüminyum. 1. malgama.

jaguar. şekilsiz. i. bak. ahlakd ışı. s. i. ampermetre.. f. 2. mühimmat. s. amipli. 2. düzeltmek. bak. Amerika´ya özgü. ortasında. (kuralı/tasarıyı) değiştirme. arasında. dostça. iyileştirme. bol bol yetecek kadar. i. elek. genel af. zool. i. amibe benzeyen. i. bol. s. cana yak ın. 1. i. uysal... to 1. İng.ameba ameliorate amelioration amen amenable amend amendment amends amenity America American American leopard amiable amicable amid amidst amiss amity ammeter ammonia ammunition ammunition dump amnesia amnesty amoeba amoebic amok among amongst amoral amorous amorphous amortisation amortise amortization amortize amount ampere amperemeter amphetamine amphibian amphibious amphitheater amphitheatre ample amplification amplifier i. i. i. Amerika. ikna edilebilen. Amerikan. 1. among. 2.. edat. amoeba. i. düzeltme. amid. iyileştirmek. edat aras ına. i. amfiteatr. geni ş. s. i. İng. Amerikalı. 2. cephede geçici cephanelik. s. şehvetli. rahatlık: This hotel has all sorts of amenities. bellek yitimi. i. z. 2. zool. amip. ıslah. amnezi. amorf.. 1. arkada şça.. f. kim. i. yükselteç. amplifikasyon. i... sınırları belli olmayan. arasında. amperölçer. bak. miktar. f. i. amplifikatör.. i. zool. amfibi. i. i. şehvet dolu. s. amper. bak. f. i.. amortize. Bu otelde her tür konfor var. 1. f. amortization. iki ya şayışlı hayvan. s. toplamı (belirli bir miktar) olmak: It amounts to fifty kap i. yüzergezer. ünlem âmin. sevimli. dostluk. 2. zool. amibe ait. amorti etmek. amfetamin.. amipten ileri gelen. içinde. s. amphitheater. ask. 2. 1.. n ışadırruhu. amfibi. i. bak. İng. 2. yumu şak başlı. bak. amonyak. arasına. Amerika. arkada şlık. s. hayatı kolaylaştıran şey. amortisman. s. yükseltme. i. 1. (kural ı/tasarıyı) değiştirmek. i. iki ya şayışlı. edat. the amenities görgü kurallar ı. bak. i. biyol. 1. cephane. Aynı ıya ç ıkar. i.. edat ortas ına. ammeter. ile e şanlamlı olmak: It amounts to the same thing. biçimsiz. daha uzun/ayr ıntılı bir şekilde söyleme. .

. s. 2. i. z. gövde yap ısı. s. 1. eğlendirici. eğlence. i. analiz. anarşist.. s. s. tahlili. (sesini) kuvvetlendirmek.. ancient. Anadolulu. İng. k ıs. benzer. f. s. anesthetize. analjezik. nazarlık. bir uzvu kesilmiş kimse. i. oyalayıcı. olmuş bitmiş bir şey. i. ağrı kesici. benzerlik.. İng. s. muska. anakronizm. tılsım. acı yitimi. ampütasyon. analjezi. tıb. güldürücü. . i..amplify amplitude amply amputate amputation amputee amuck amulet amuse amusement amusing an an accomplished fact an odd fish an off street an open question an open question an open secret anachronism anaemia anaesthesia anaesthesiologist anaesthetic anaesthetist anaesthetize anal analgesia analgesic analogous analogue analogue computer analogy analyse analysis analytic analytical analyze anarchic anarchism anarchist anarchy anathema Anatolia Anatolian anatomical anatomy anc f. (bir uzvu) kesmek.. anesthesia.. (ünlülerden önce) bir. İng. i. i. çözümsel. bak. güldürmek. eğlendirmek. tahlil etmek. anatomiyle ilgili. analytic.. 2. çözümleme. i.. 1. İng. i. i. k. İng... benze şim. bak. analyze. i. oyalamak. f. çözümlenmemiş sorun. f. benzer şey. f. genişlik. s. 1. paralellik.. anesthesiologist. bak. i. gövdebilim. Anadolu´ya özgü. i. anatomi. s. 2.. analiz etmek.. sapa bir sokak.. Anadolu. i. amok. i. tıb. s. çözümlemeli. bak. i. bak. i. i. lanetleme. bak. f. İng.. çözümlemek. anarşi. tahlil.. çözülmemiş sorun. aforoz edilmi ş kimse. benze şen. dili tuhaf bir adam. i. 1. bolluk.. tıb. anemia.. anesthetic. bak. Anadolu. aforoz. bol bol yetecek kadar. i. analitik. s. 2. anal. daha uzun/ayr ıntılı bir şekilde söylemek.. i. s. anesthetist. tıb. i. bak.. herkesçe bilinen bir s ır. anatomik. anarşik. anarşizm. örneksel bilgisayar. benzeş. bak. i. İng. i. Anadolulu. paralel..

i. f. görüş açısı. eski Yunanl ı: the ancient Greeks Grekler. 2. k ızdırmak. çok eski. Anglikan. ve aksine: The bigger the fish. and what have you/and what not k. and İhmalkârl ığı ndan dolayı onu azarladı ve haklıydı da. Grekçe. 2. 1. oltayla balık avlama. rightly falan. melek. Balık büyüdükçe tadı yavanlaşır ve tersine. antik. palmiyeler ve benzeri ağaçlar serada k. 1. cet. Greklere özgü. what´s and what´s more more. hem de. oltayla balık avlamak. for (bir şeyi) kurnazlıkla elde etmeye mak.s. ve tersine.. hikâye. s.. ve benzerleri. vesaire. çapa. 4. Bakt ı ve kaçtı. eski Yunanca. öfke. tıb.. i. Hem de nas . Angola´ya özgü. knife and fork bıçakla çatal. dili ya şlı. i.. and such should be kept under glass in winter. duyum yitimi. 3. 2. i.b. fıkrashe anecdotal anecdote anemia anesthesia anesthesiologist anesthetic anesthetist anesthetize anew angel angelic anger angina angle angle angle iron angler angleworm Anglican angling Anglo-Saxon Angola Angolan i. bir çeşit kalp hastalığı.. i. hiddet. TV sunucu. kansızlık. anemi. anestezi uzman ı. eski Yunan. eski ı.. dili ve benzerleri. s. 1.. i. gene. z. i. 1. (bir cisme ait) köşe. Angolalı. k. . i. demiri. zool. Grek. geom. filan. anestezi. s. the blander its taste. so. fıkra. i. s. 2. i. 1. f. ançüez. uyu şturmak. s. TV (kadın) sunucu. ve haklıydı da.ancestor ancestral ancestry anchor anchor man anchor person anchor woman anchorage anchovy ancient ancient Greek ancillary and And how! and rightly so and so forth and so forth and so on and so on/forth and such and suchlike and vice versa i. s. 2. yeniden. Grekçe. i. ve. 3. öfkelendirmek. K ışın portakal ağaçları. . çok eski bir zamandan kalma. Angola. ihtiyar. 2. 1. Anglosakson. palms.. filan. narkozitör. vesaire. oltayla balık tutan kimse. demirleme yeri. s. bir de. TV (erkek) sunucu. bir daha. Angolal ı. çal şebent köış i.. i. dili vesaire. solucan. was carrying a pink poodle. v. i. Grek dili. v. anekdot. ata. i. ve iyi de etti: He scolded him for his negligence. ve ba şkaları. vesaire. ve benzerleri: Orange trees. i. Grek. yeniden fakat de ğişik bir şekilde. lenger. He looked and ıl! ran away. i. yardımc bağ. melek gibi.. tıb. yine. ile: mice and men fareler ve insanlar. demir. f. atalara ait. üstelik. 3. aç ı. i. narkoz vermek. Angola. soysal. and vice versa. ayr ıca: She was wearing a pink cape and. tekrar. soy. Pembe bir pelerin giymi şti ve tarz ında. dili bakış açısı. s. ve benzerleri.. i. s. anestezik. i. k.

i. s. fiz. k ızgınlık. 2. f. halhal.angora angry anguish anguished angular animal animal breeding animal heat animal husbandry animal kingdom animal lover animal magnetism animal spirits animate animated animated cartoon animation animism animistic animosity anise aniseed ankle anklet annals annex annex annexation annihilate annihilation anniversary annotate announce announcement announcer annoy annoyance annoying annual annually annuity annul annulment anode anodyne anoint anomalous i. dargın. --ling) (yasa.. k ısa çorap. hayat vermek. . ilhak. bela. fesih. feshetmek. i. s. anot. spiker. yıldönümü. tarihi olaylar.yy i. f. (--led. 4. bir yıllık ömrü olan bitki. kederli. canlandırma. hayvan besleme. 2. i. çizgi film. (kutsamak için) (ba şına) yağ sürmek. 2. ağrı kesici. mat. ilhak etmek. s. ankaratav s. animizm. i. 2. canlıcılık. bot. s. anason tohumu. artı uç. ayak bile ği. açısal. vücut s ıcaklığı. sinir bozucu. canlı. angora yün.b. i. çekicilik. (bir metne) notlar eklemek. yılda bir yapılan. 2. neşeli. kızdırmak. bildiri. i. kronik. şoset. sözleşme v. 1. yarg ı. feshetme. hayvansever. sıkıntı veren şey/kimse. alışılmışın dışında. katmak. şanı. husumet. i. 2. 1.. keder. kemikleri belirgin. bir ılılda için. 2. imha etmek. 1. 3. gücenik. sözleşme v. canland ırmak. i. kin. angora. s. tiftik. köşeli. meshetmek. canlılık. bot. her yıl yapılan. f. imha. 3.´ni) bozmak. ıstırap. yıl. acı dolu. eklemek. hiddetli. canlılık. f. baş belası. yatıştırıcı. f. (yasa. sıkıntı veren. öfkeli. sinirine dokunmak. kurald ışı. s. 2. çelişkili. vakayiname. anason. 1. bildirmek. katma. hayvanca. canlıcı. i. hayvani. i. yıllher bir. 1. i. i. coşku. 1. i. 2. tuhaf. ık. hayvanlar âlemi. taciz etmek. i. yarg ı. ankarakeçisi. hayvansal. uygunsuz. ilan etmek. 1. düşmanlık. sinir. 1. s. k ızgın. i.´ni) bozma. kemikli. hayvanc ılık. 1. i. acı. yok etme. hayvan. anason. f. f. yok etmek. i. i. i. mü ştemilat. ilan.b. s. s. sinirlendirmek. yılın olaylarını anlatan kitap.. i. f. yıllık. s ıkıntı vermek. z. ankarakedisi. belirli bir süre için her yıl ödenen ve emek karşılığı olmayan maaş. ek bina. canlıcılıkla ilgili. animist. beklenene ters düşen. yıllık. i.

s. İng. füzesavar.. k ızdırmak. tlamak. anomali. isimsiz. 1. k. antifriz. anonim. -den önce davranmak. s. i. 1. i. i. sorumluluğunu üstlenmek: I´ll answer for ğini üstüme alıyorum. başka. Güvenli olumlu cevap vermek. s. 2. 2. i. önceki. antropoloji. bak. to -e uymak: This man does not answer to the kar küstahça cevap 2.. hasım. anti-. edat. gerçek ismini saklama: The writer used a pen name to preserve his anonymity. İng. antidepresan. (to) -den önce olan. 2. 1. atalar. f. insanbilim. s. antikorosif. başka bir: şka 3. i. Yazar gerçek saklamak için takma ad kulland ı. anorak. i. .time yan ıba şılık vermek. 1. s. i. dili beklemek. insanbilimsel.. 1. 1. s. şeyin olabilece ğini) önceden tahmin etme. uçaksavar. -in aleyhinde. 1. maskaralıklar. kar şısefer. karınca. 2. i. k.. anten. önceden tahmin edip ona göre davranmak.cevap bir. imzas ıismini i. hakk ında teminat vermek. cevap. antibiyotik. çare. antagonize. s. i. vermek. öndeki. önek karşı. İng.. dili dört gözle (birz.. s. insanbilimci. i. counterclockwise. vermek.. bir ( şey) daha: another match bir kibrit daha. bakar mısın? çal telesekreter. antropolojik. i. f. panzehir. Antarktik. ön. i. antihistamin. tıb. cevaplamak. -den önceki. 3. dili -e kar şı. i. i. i. husumet. çoğ. anten. ikinci bir: This is going toyan be ıanother another t. antoloji. will you answer it? Telefon ıyor. k. detonasyon kesici (madde). lık.. önceden tahmin edip ş ona göre davranma.. 2. antropolog. s. tuhaf davranışlar. i... ço ğ. z. hesabını vermek: You´ll have his safety. bak. i. kapıya bakmak: Who´ll answer the door? Kapıya kim bakacak? telefona bakmak: The telephone´s ringing. kin. bekleme odas ı. s. zool. s. dü şmanlık. antilop. seçki. ilahi. gerçekle i.anomaly anonymity anonymous anorak another answer answer back answer for answer in the affirmative answer the door answer the telephone answering machine ant antagonise antagonism antagonist antagonize Antarctic Antarctica antecedent antecedents antelope antenna antennae anterior anteroom anthem anthology anthropological anthropologist anthropology anti antiantiaircraft antiballistic antiballistic missile antibiotic anticipate anticipation anticlockwise anticorrosive antics antidepressant antidote antifreeze antihistamine antiknock i. (änten´i) duyarga. s. eceğ ini tahmin etmek/kestirmek. antidot. i. -den önce davranma. düşman etmek. f. muhalif. s. i. i. 2. i. Antarktika. f..

kayıtsızlık. i. roketsavar.ces (ey´pısiz) i. zaten. aralık. neyse. s.e. örs. 2. zam. f. antik ça ğlar. herhangi biryine kimse. sahte. ter kesici. herhangi bir şey: Anything´ll do. parça ba şına. s. kaygılı. herhangi bir şey. i. bir yana. s. makat. i. ruhb. ilgisiz. endişe. doğruluğu kabul edilmeyen. bir tarafa. antika dükkân ı. antikac ı. çağdışı. anybody. I don´t ır. Ona ra bak. s. antikacı. antipati. z. lakayt. karşıt anlamlı sözcük. apartman apartman. daha fazla: Don´t give me any more! Bana daha fazla ne olursa olsun. geyiğin çatallı boynuzları. anüs. delik. çoğ. i. z. 1. 2. z. bir şey: Do you want anything? Bir şey istiyor musun? I don´t şey neyse. birbirinden ı: The two man. 2. i. uydurma. 1. want anything.antimissile antipathy antiperspirant Antipodes antiquated antique antique dealer antique shop antiquity antiseptic antisocial antithesis antithetical antithetically antlers antonym anus anvil anxiety anxious any any longer any more any old thing anybody anyhow anyone anyplace anything anyway anywhere AP Ap apace apart apart from apartment apartment house apathetic apathy ape aperture apex aphrodisiac apiece aplomb apocryphal s. erlerinden ayr ı duruyordu. s. i. i. sonradan uydurulmuş. 2. --es (ey´peksız)/a.ses (äntîth´ısiz) i. tasa. karşıt olan. bir tarafta: He stood apart (from the others). 1. z. i. 1. 2. 2.. kaygı. karşı tez. 1. öykünmek. maymun. insanlardan kaçan. s.. -den his drinking. 2. i. ilk ça ğlardan kalma. hiç: Do you have any candles? Sende hiç mum var m ı? No. 1. gene de. 1. . s.. k k ıs.ğsay İçki içmesini saymazsak iyi bir adam. istemem. zam.pi. endişeli.. 2. He did it without any help. 2. karşıt olarak. 1. Daha fazla kalamam. antisosyal. so ğukkanl s. 2. daha: I can´t stay any longer. 1. doruk. kayıtsız. i. April. 2. artık: Belma doesn´t live here any more./Kitaplar ın her biri on dolar. antika. z. s. 1. Hiç yardım have Hay dahaany. bak. antikite.. antiseptik. bir şeyin tam karşıtı. her neyse. Do you need anywhere to stay? Kalacak bir yere ihtiyac ın var mı? I couldn´t find it ıs. köhne. antitez. z. -den başka. sarf ınazar edilirse. bende hiç yok. 2. taklit etmek. de: I did it anyhow. Artık Belma burada oturmuyor. afrodizyak. süratle: The project is proceeding apace. antik çağlardan kalma bir şey. an. açıklık.. antik. 1. çoğ. i.tith. kendine güvenme. lakaytlık. bir yana:ayr He´s a good apart 1. i. i. anybody. her neyse. ılıyor. s. 1. h ızla. i. i. z. bir yer: He never goes anywhere. Hiç kimseyi bulamad ğmen. her birine: The books are ten dollars apiece. Kitaplar onar dolara sat ılık. fazla. tasalı.dairesi. i. Associated Press. 1. özgüven. Hiçbir z. i. antikite. Proje çabuk ilerliyor. antika. i. ona ra ğ men yapt ı m. anywhere. Hiçbir yere gitmez. i.. zirve. kimse: Is anybody at home? Kimse var m ı? I couldn´t find ım.. s. ilk çağlar. ilgisizlik. i. houses are from Di ılmazsa. i. çabuk. Apostle.. zam. ayrı. her biri.

iştah açıcı. f. İng. f. alk ış. aygıt. z. i. İsa´nın on iki havarisinden biri. berbat. aygıt. giysiler. 1. 3. eklenti. f. cihaz. 1. i. appall. 1. to çekici gelmek. bak. özür dileme. huk. 1. f. peydahlan ş. taviz vermek. 1. 2. ilave. ba ğlı olmak. uzantı. özür dilemek: I apologized to him for being late. kesme işareti. s. 1. f. 2. (12 ounces) 373 gram. 2. 2.. 1. meydana i. 3. istek. (açlığı) bastırmak.´nde) ç ıkmak. . i. k. 1. dış görünüş. pol. 1. i. (dininden/prensiplerinden/inançlar ından) dönmek. Gecikti ğim için ondan özür diledim. (her i. 1. i. görünü çıkma. şey) yerli yerinde olmak. meydana ç ıkmak. pol. apandis. şehvet. 3. 2. 2. lezzetli. apologize. i. eklemek. önder. görünü şe göre. 4. i.apogee apologetic apologetically apologise apologize apology apoplexy apostasy apostate apostatise apostatize apostle apostrophe apothecaries´/troy pound appal appall appalling apparatus apparel apparent apparently apparition appeal appealing appear appear in concert appear out of thin air appearance appease appeasement append appendage appendectomy appendicitis appendix appertain appetite appetizer appetizing applaud applause apple apple polisher applesauce appliance applicability applicable i. yatıştırma. iştah. s. şoke etmek. çerez. aşikâr. f. (dininden/prensiplerinden/inançlar ından) dönen kimse.. yatıştırmak. hayalet. apostatize. alk ışlamak. özür dileyerek. hakk s. i.b. cazip. 3. (gazete. arzu. meze. 4. i. apopleksi. 1. görünüm. albenili. 2. göze çarpan. in (oyunda/filmde) oynamak. dergi v. i. belli. görünürdeki. bir hareketin lideri. 1. sevimli. f. anat. f. 3. 3. birdenbire peyda olmak. tıb. görünme. (to) (-e) uygulanabilir. çağrı. i. s. deh şet verici.. dili (bir yer) çok düzenli olmak. k. apandis çıkarımı. elma püresi. 1.(bir f. İng. ödün vermek. 2. i. tıb.. gökb.. aç ık. doruk. İng. apandisit. f. i. ı çekici. i. görünüşe bakılırsa. dehşete düşürmek. 1.. (belli bir amaç için kullanılan) aygıtlar/makineler. taviz verme. gözükme. peydahlay ıvermek. i. i. f. temyiz: the right of appeal temyiz . elbiseler. k. dili dalkavuk. cihaz. ili ştirmek. i. gözükmek. bak. (dininden/prensiplerinden/inançlar ından) dönme. dili birdenbire ortaya ç ıkmak. s. görünmek. (açlığı) bastırma. 2.-e yalvaran (bak ış). cazibe. (to) (-e) uygulanabilme.. s. özür dileyen. çekicilik. ıvermek. elma.. korkunç. belirmek. baş vurma. on konser vermek. 2. be in apple-pie order k. i. dili çok kötü. ilave etmek. i. f. Hz. 2. zirve. i. müracaatta bulunma. i. yeröte. bak. 2. 2. ödün verme. sempatik. z. ait olmak. ek.

kavray şeli. approach to this problem. staj. (bir de şeyin i. f. aday. s. i. kendine mal etme. -i kibritle tutu ambargo koymak. yerinde. 3. tutuklamak. paylaştırmak. s. yanaşmak. tahmin etmek. s. uygulamalı bilimler. kıymet takdir etmek. onaylama. tayin etmek. 2. 1. z. beğenme. 2. tasvip etmek. haberdar etmek. tayin. çıraklık. müracaat formu. (bir2. uygulamak. uygulamalı. ödenek. tespit etmek. bütün dikkatini (bir işe) çevirmek. 1. takdirkâr. korku. f. pay. uygun. kayısı. de ğerbilir. i. 2. takdir eden. uygun bir şekilde. 2. .s. çırak. f. 1. 3. to/for -e ba şvurmak. . i. 1. bölüştürmek. takdir etmek. tayin etmek. kendine mal etmek. i. ba şvurma. s. i. başvuru. kuruntu. önlük (giysi). atan ılan görev/makam. hakk ında. i. f. nisanbalığı. stajyer. şeyin ğeri) artmak. i. Ba ştabipliğe başvurun. tatbik etmek: You şturmak. i. atama. 1. 1. f. yaklaşma. 1. uygulamalı dilbilim. 2. 1. i. uygun bulmak. yaptırımlarda bulunmak. uygun. 2. yaklaşım tarzı: We need to change ourbulma. 1. (tarih. f. de inaslık. kıymet takdir etme. takribi. i. şükran. -e yak ın olma. z. s. f. tahsis etme. randevu. 2. s. nisan. yakla şık olarak değerlendirmek. 2.b. kendini (bir işe) vermek. 3. -e müracaat etmek: Apply to the head physician´s office. onaylamak. Bu soruna yakla şım uygun tasvip. uygulama. saptamak. edat ile ilgili.´ni) kararla ştırmak. f. 1. 2. pol. i. bölüştürme. tatbiki. i. de ğerbilirlik. endiış i. tahsisat. yakalama. i. 1. 1. 3. to apply sanctions appoint appointee appointment apportion apportionment appraisal appraise appraiser appreciable appreciate appreciation appreciative appreciatory apprehend apprehension apprehensive apprentice apprenticeship apprise approach approbation appropriate appropriate appropriately appropriation approval approve approximate approximate approximately approximation apricot April April fool apron apropos i. de s. kadirşinas. 3. tahmin. f. 2. 3. değer biçmek. -e yakın bir şey. müracaat. 1. bölüp da ğıtma. be ğenmek. 2. gün v. ayırmak. (bir şeyin ğerini/önemini/gereklili ğini)şanlamak. aşactual i. yanaşma. tutuklama. (to) (-e) atamak. -e ait. 1. -e yakın olmak: The measurements of this room closely approximate (to) my ağı yukar ı. ayırma. yaklaşık. tahsis etmek. yakalamak. yerinde. bir nisan şakası. evhamlı. f. kadir ğerini/önemini/gereklili ğini) anlama. yaklaşmak. oldukça çok. takdir. i. yaklaşık olarak. kavramak. farkedilebilecek derecede. f. başvuran kimse. takdir etmek. minnettar. i. evham. endişe. s. değer biçme. 2. değer biçen kimse. anlayış.applicant application application form applied applied linguistics applied sciences apply apply a match to apply an embargo apply o. anlamak. 2. (bir şeyin değeri) artma. atanan kimse. tasvip. 3. müracaat formu.

. keyfi. kavis çizmek. 2. arkaizm. i. uygunluk. sürülüp ekilebilir. i. 2. architect. 1.. 1. archaism. 2.. i. arabulucu karar i. akıllı sıyetenek. i. yay. Arap. 2. 3. akvaryum. arabuluculuk yapmak. atari salonu. suda ya şar. 2. 2. ayak kemeri. 2. 2. arkeoloji. kavis. to -e e ğilimli olma. mat. f. 1. kemer.. Arapça. Arap. 1. Arap rakamlar ı. arabulucu. i. şeytan. Arap. i. i. Arap at ı. İng. ba şmelek. bak. 2. 1. kanun yerine birinin karar ına bağlı olan. arboretum. arkaik. istidat testi. sukemeri. arabulucu. That pile of books is apt to fall. 1. üzerinde kemer gibi uzanmak. archaeological. başdiyakoz. hakem. bak. arkat. i. Arabistan. i. i. (havada) kavis çizmek. işlenebilir (toprak). s. ark. kaşlarını kaldırmak. kabiliyet. kartal gagas ı gibi kıvrık. f. s. i. s. i. i. 2. Muhtemel bir durumu belirtmek için kullan ılır: He´s apt to be late. 2. i. Arap. 1. Sık k geç kalı r.apt aptitude aptitude test aptness aquamarine aquarium Aquarius aquatic aquatic sports aqueduct aquiline aquiline nose Arab Arabia Arabian Arabic Arabic numerals arable arbiter arbitrary arbitrate arbitration arbitrator arbor arboretum arbour arc arc lamp arcade arch arch arch arch one´s eyebrows archaeological archaeologist archaeology archaic archaism archangel archbishop archbishopric archdeacon archdeaconry archduchess archduke archenemy archeological s. elek. yay. i. i. i. başdiyakozun makamı/idaresi altındaki bölge. i. meseleyi) tarafs halletme. 1. over/above üzerinde kemer turmak. s. s ırakemerler. astrol. s. s. arbor. baş düşman. arşidük. k ıs. Arapça. (bir ızıyla birinin kararına bağlayarak halletmek. i. tak. architecture. (iki taraf aras ında) hakemlik yapmak. mavimsi ye şil. Hrist. arşidüşes. arkeolojik. yay olu şş eytanca. i. gaga burun. Arap at ı. 1. başpiskoposun makam ı/idaresi altındaki bölge. su sporlar ı. i. s. s. i. i. ark. O kitap yığını devrilir. başpiskopos. i. s. hakem. arkeolog. 1. ark lambas ı. i. çardak. 1. i. i. yay çizmek. s. . i. archaic. kartal gibi. f. sucul: aquatic plants sucul bitkiler. Kova burcu.. 2. 1. i.

(a. çok so ğuk. mimarlık. i. i. bak. archaeologist. Arjantin´e özgü. i. mimari. i. -e alamet olmak. gayretli. i. sandık. aristokrasi. Arjantinli. s. 2. i. i. okçuluk. müz. 3. bak. i. Koç burcu. tak ımada. 1.archeologist archeology archer archery archetype archfiend archipelago architect architectural architecture archives archivist archway Arctic arctic ardent ardor ardour arduous are Are you serious? area aren`t arena Argentina Argentine Argentinean Argentinian argue argue against argue for argue s.. kavga. ateş.. i. f. kutu. Ciddi misin? i. s.. f. şevkli. arşivci. There are a number k ıs. (toprakta) kurakl ık. 1. s. şevk. kol. arena. Arktik. 1. çekişmek. 2. Arjantin´e özgü. aristokrat. kemerli giriş/kapı. lehinde olmak. aristokratik. kol kola. i. münakaşa. bölge. bak. alan. 1.rose. s. 1. i. tartışarak birini bir şeyden vazgeçirmek. 1. s. 4. Argentinean. silahlandırmak. mimari. 1. ç ıkmak. m ıntıka. lehinde konu şmak. mimar. i. astrol... Arjantin. i. -e belirti olmak. i. -i iddia etmek. 2. aritmetik. k ısım. saha.. tartışarak birini bir şey yapmaya ikna etmek. Arjantinli. dal. bak. gayret. İng. 2. Arjantinli. güç. kol. O çayırı park alanı olarak kullanacağız. 2. aleyhinde aleyhinde konu şmak. are area. arya. buz gibi. i.. arşiv. be. sav. f. münakaşa etmek. i. atışmak.t. kavga etmek. kurak (toprak). bak. i. --n) (from) (-den) meydana gelmek. bölüm. s. (iklim/hava için) kuruluk. argue s. yöre: We will use that meadow as a parking not. çekişme. i. ilk örnek. i. i. kemerli geçit. Arjantin. tartışmak. 2. 1. i. out of s. Arjantinli. çetin. ateşli. mimarlığa ait.o. i. i. f. that -i savunmak. okçu. silahlanmak. 2. s. i. arise. 1.. atışma. kuru (iklim/hava). 3. ardor. iddia. s. olmak. s. into s. civar. i. i. archaeology. içinde çok ada olan deniz. i. s.o. argument aria arid aridity Aries arise arisen aristocracy aristocrat aristocratic arithmetic ark arm arm in arm i... i.t. . 1. Arjantin. 2. asilzade. 2. arketip. ağız dalaşı. bak. şeytan. tartışma. f.

küstahça bir kibir. s. kucak dolusu: an armful of oranges kucak dolusu portakal. Bu odan ın mobilyalarını Elif yerleştirecek.. 4. düzen. 1. 2. i. i. donanma. silahland ırma. Bir taksi ayarlar ım. z. i. silahlar. kara ordusu. i.. f. huk. arranged. silahlanma. 2. varış. çoğ.. tutuklama. ı yapmak. kuvvetli ve ho ş (koku). kim. tevkif etmek. 1. i. i.arm of the law arm of the sea arm´s length arm´s reach armada armament armature armchair armed armed forces armed forces Armenia Armenian armful armhole armistice armor armored armpit arms arms control arms race army army of occupation aroma aromatic arose around around arouse arr arraign arraignment arrange arrange flowers arrange for arrangement array arrears arrest arrest s. gelmek: When will we arrive? Ne zaman varaca ğız? Has the mail arrived? Posta geldi mi? karara varmak. (askeri birlikleri) sıralamak. endüvi. i. i. yaklaşık. silahlanma kontrolü. vaktinde ödenmemiş borçlar. zırhlı. 2. yerle ştirme. birinin dikkatini çekmek. 1. bak. kol boyu. etraf ı nda: somewhere around Naples Napoli civarında bir yerde. 2. 1. etraf ına: He looked around. aromalı. (kuvvetli ve ho ş) koku. suçlamak. huk. küstah ve kibirli.. i. i. new arrival yeni gelen. aromatik bile şik. ateşkes. aromatik. i. tertip. i. i. i. k ıs. edat 1. giyini ş. için) aranjman. f. f. silahlı. durdurmak. kim. koltuk altı. 3. s. aroma. 1. kuvvetli ve hoş kokusu olan. 5. elin yetişeceği mesafe. 2. terz. kolevi. (san ığı) mahkemeye çağırma. 2. suçlama. orada etraf f. geliş. anlaşma. uyandırmak. Ermenice. düzenleme. silahlı kuvvetler. 1. 1. aranjman.. elek. f. müz. (bir ülkede toplam) askeri güç. koltuk (mobilya). döneç. armatür. çiçek aranjman ayarlamak: I´ll arrange for a taxi. işgal ordusu. (san ığı) mahkemeye çağırmak. s ıralan6. silahlar. f. 2. i. i. (eşyayı) (belirli bir şekilde) yerleştirmek: Elif´s going to arrange the furniture in this room. s. i. tutuklamak. 2. 1.. f. . 3. rotor. Etrafına baktı. s. arrival. s.´s attention arrival arrive arrive at a decision arrogance arrogant arrogate güvenlik kuvvetleri.o. 3. i. 2. civarında. zırh. n etrafında. arrived. arise. i. 1. varmak. silahlı kuvvetler. i. i. aşağı yukarı. 1. (haks ız yere) benimsemek. ordu. Ermeni. nda: around 6 o´clock saat alt ı suları suları ında: around the table masan ında. 2. 2. giydirmek.(çiçek düzen. 2. Ermenistan. giymek. f. s. körfez. 1. ış. silahlanma yar ışı. tevkif.

Onun sanat yönü de var. the). i. She asas smart all get-out. makat. (telaffuz).: As she loves cats. huk. 2.ifade/telaffuz eklemli. i.. mafsal iltihabı. 4.. kaba 1. suni solunum/teneffüs. sanatkârane. yapay ışık. artrit. z. 3.til. düş oynaklı. s. 1. so azald genellikle. büzük. beceri. silahhane. s. Zaman ıkça heyecanı arttı.. -dikçe: I nabbed him as he was going out the door. hile. as ever as . 2. i. hilesiz bir şekilde. oyun. anayol. i. kaba. i. dilb. sanatsız.ler. yapma çiçek. i. 2. Arabay ızlazamanki sürüyordu. various articles of clothing üncelerini açık bir çe şekilde ifade 2. tüzel kişi. yapma.. makale. i. hilesiz. şyası. artezyen kuyusu. eşya: şitli giyim eedebilen. atardamar. . cephanelik.men (artîl´ırimîn) i.. temren. s. her gibi: as is fast everas her zamanki h ızl 1. i. arsenik. suni/yapay dölleme.. yapay solunum. i. topçu sınıfı. çoğ. arsenal. şey. tıb. 1. tan mlık (a. 1. sanatç ı. s. 1. s. He´s taking life more as he gets Kap ı son k. suni/yapay böbrek. anat. sanatç s.. 1. hüner. bir zekâsı var. sanatkârane.. 2. 1. i. anüs. dilb. sanatsal yönü olan: She is also ılık.y.. 2. yapay. sanatçı ruhuna sahip. (top gibi) a ğır silahlar. i. 3. anat. ok başı. kundakç ı.. mühimmat deposu. ok. so . yapay tatland ırıcı. anat. sanatl ı. tıb. saf. 3.. k ıç. arter. -irken. özellikle ilk insanların meydana getirdiği sanat i. huk. yazı. 1. as all get-out as . ıdan ıkarken çok: yakalad m. as a general rule i. atardamara ait... saflıkla.. sanatkâr. gibi Zehir gibi h ı. kurnaz. ılan oynak. i. damar sertliği. yapay aydınlatma. beceriksizce yapılmış. anat. TIR. i.: As the time grew shorter so his excitement mounted. aç ık bir şekilde dile getirme. bağ. i.artistic.. sanat. aç ık ı(ifade). 2. eklem. suni/yapay gübre. f. açık bir ş İng. TIR kamyonu. i. insan eliyle bo yap eseri. ustal ık. dili sonçderece. kundakç ılık. 1. hilesizlik.. o kadar . i. toplar. suni.. boğumlanma. aç ıksözlü. 2. He ıwas driving as fast as all seriously get-out. ne kadar . bo ğumlu. ğum. i. sahte. i. ekilde etmek. enginar. arter. -dikçe . topçu. (bir anlaşmada bulunan) madde. s. 4. 2. i.net an. ar. arteriyoskleroz.arrow arrowhead arse arsenal arsenic arson arsonist art arterial arteriosclerosis artery artesian well artful arthritis artichoke article articulate articulate articulated lorry articulation artifact artifice artificial artificial fertilizer artificial flower artificial insemination artificial kidney artificial light artificial lighting artificial person artificial respiration artificial sweetener artillery artilleryman artisan artist artistic artistry artless artlessly artlessness arty as as .. 2. saflık. 1. net telaffuz. zanaatç ı.

as a matter of course as a matter of course as a matter of fact as affairs stand as black as pitch as bold as brass as easy as pie as far as as far as he is concerned As far as I can see . simsiyah. ona sorarsan. hem . as quick as a wink ile ilgili olarak. 1. Bana kalırsa . konusunda. bildiğimgeldi kadar yaklaşı hep birlikte. 1. kadarıyla. as far as in me lies as far as it goes as far as s. dili 1. dili bir lahzada. tüm gücümle. Yıllardıgibi. ama overlooks some details. en k ıtelefon 1.t. -cesine. k. kadar yardım edeceğim. -e (benzemek): He looks as if he´s asleep. -cesine: We behaved as though we´d known each other for r tanışırmış gibi davrandık. bana gelince. doğal olarak. gibi. güya. göz aç ıp kapayıncaya kadar. ayr ıca. bir an önce. 2. 2. sana edece ğ sa zamanda. bir misli daha. çok sa ğgibi -miş gibi. ğru gidecek olursak. almak... 2. İstanbul´a varır varmaz im. şartıyla: live.: He gave me money as well as E şş imdiye kadar. I´m not going. tıpkı birbirine benzer. much as can. dili büyük bir küstahl ıkla. -diği sürece: You won´t get so much as a penny from me as long as I şadığım sürece benden bir kuruş bile alamayacaksın. gibi. da. It was as though he´d never years. yapabildiği kadar: I´ll help as ğiıyla. Sanki ş gibi duruyor. henüz. Yeni oldu. zaten. âdeta. bir elmanın iki yarısı. 1. as far as it goes. -e göre: as far as I can see gördüğüm kadarıyla. ama ref kadar iyi de ğil.. herkes dili dosdo sanki. dili çok emniyetli. as regards as regards/to as safe as houses as soon as as soon as possible as such as the crow flies as though as usual as well as well as as yet -e gelince: as to him ona gelince. Bense gitmiyorum.o. k.. sa ğlığı yerinde. ise: As for me. hakk ında. uysal. sanki. 2. çok terbiyeli. is concerned as far as that goes as fit as a fiddle as for as for me as for the rest as from as good as as good as gold as if as if as is as it were as like as two peas as long as as luck would have it as meek as a lamb as much again as much as one can as nearly as I can tell as one man gayet tabii olarak. olduğu gibi. aslında. gibi (olmak): We´ve as good as finished. ayr ıca. . Bana göre iyi. as far as I´m concerned bana göre. Ya şans ıma.. -e gelince. It´s as good as new. kuzu gibi. şimdiki haliyle. . k. as from now bundan böyle. sözde. bazı önemli k. elinden geldiği kadar. aslında: It´s not a medicine as such.He was smiling as if he´d received some good tic. 3. Elimden kI olarak. ve onu öyle tan ıyor.. bir çırpıda. kadar iyi: He writes well. çok kolay.. aslında. o zaman.. . Bitirmi ş gibiyiz.. sanki. o halde. bir esasen: What propose is good. hem de .. her zamanki 1. çok güvenilir. turp gibi. geri kalan ına gelince. take s. -den ba şlayarak: as from that date o tarihten itibaren. -den itibaren. lam. but it aslında. ında iyi. as plain as the nose on your face besbelli. lying down bir şeyi alttan şeyin alt ında you kalmak. apaç ık. şimdiki halde. k. 2. ona kalırsa. öyle/şöyle/böyle: He´s a teacher and is known as such. uyuyormu güya.. elimden geldiği kadar. de. İng. o durumda. gücü yettiği kadar. -er -mez: I´ll call you as soon as I reach Istanbul.. Ben de gidiyorum. zift gibi.. Önerin asl -e göre: It´s fine important as far as I´m concerned. but not as well as E şref. dahi: I´m going as well. İyi yazıyor... O öğretmendir 2.

1. Bekçiler uykudayd ı. karaya. istemek: He asked to be excused from the table... Asyalı. asbest. Asya´ya özgü. can do this. kötü bir karşılık gerektiren bir davranışta bulunmak. üstün. k. s. tırmanış.. z. istekli. Bu Sofradan ayr -e ricada bulunmak. dili ka şınmak. ı lmak için izin istedi. i. külrengi. bak. k ıs. nefsinin isteklerini k ırarak çok sade bir hayat yaşama. tiy. i. 1. f. hüküm. 1. . 1. z. ascendant. f. 1. askorbik asit. She´s asking a lot for this poodle. itibar. Paskalya´dan önce gelen büyük perhiz süresinin ilk çar şambası. s. f. (hükümdar) (tahta) çıkmak. 2. belayı satın almak. k ıyıya. çileci. f. yemek duas ı yapmak. kimsin i. kül tablas ı. bir kenara. i. Asian... aside from Esat. bot. i. 2. 1. i. çok soluk. dişbudak. küllük. çarpık. sormak. z. 1. bakım: Let´s consider this aspect of the problem. Asparagus officinalis. 1.as yet as you please as/so long as asbestos ascend ascendancy ascendant ascendent ascension ascent ascertain ascetic asceticism ASCII ascorbic ascorbic acid ascribe aseptic ash ash ash can Ash Wednesday ashamed ashen ashore ashtray Asia Asia Minor Asian Asiatic aside aside from ask ask a favor of ask for it ask for trouble ask/say the blessing askance askew asleep asparagus asparagus spear aspect asphalt asphyxiate aspirant aspiration daha. bayır. 2. ufukta görünmeye ba şlayan. ç ıkış. ka. i. Asya. s. aseptik. dişbudak ağacı. ASCII (Bilgi Alışverişi için Standart Amerikan Kodu). asfalt. i. i. 1. s. 1. ç ıkmak. -mek şartıyla. to -e atfetmek. belirlemek. Anadolu. henüz. yukarı çıkmak. bot. boğmak. aç ı. s. yükseliş. bir yana: sen? No one. Amac ı ünlü olmaktı. i. f. i. 1. dişbudak kerestesi. k. nasıl isterseniz. i. -mek koşuluyla. kıyıda.. eğri. z. Asyalı. bir yana: Joking aside. çok solgun. s. just who are you? Ş aka bir yana. 2. 3. yön. kül. 2. s. yokuş. i. nüfuz. yükselme. riyazet. s. çilecilik. bak. (araştırma yoluyla) tespit etmek. amyant. hâkim. i. kuşkonmaz filizi. i. karada. çöp tenekesi. Esat yana. i. 3. s. üstünlük. 2. ku şkonmaz. Meselenin bu yönünü dü şünelim. 2. 2. 2. 2. yükselen. nefsinin isteklerini k ırarak çok sade bir hayat yaşayan kimse. görünüş. i. -dikçe. bir yana. uyuşmuş. oksijensiz bırakmak. Asya. i. dişbudak. sürece. i. kül tenekesi. 2. asfaltlamak. i. dili bela aramak. 2. uykuda: The guards were asleep. f. American Standard Code for Information Interchange bilg. 1. (uzun zamand ır güdülen) büyük amaç: It was his aspiration to become famous. s.. -den ba ş kimse bunu yapamaz. oyuncunun alçak sesle söyledi ğibir söz. saptamak.

ırgan. with 1. 1. anüs. merkep. saldırmak. fikir: What´s your assessment of the situation? Durum dü ğer biçen: tax assessor tahakkuk memuru. çözümleme. 2. i. görev. suikastç ı. kaba kıç. f. denemek. tayin etmek. birlik. -i onaylamak. Evlerine dolar ğer biçme. otoritesini kabul ettirmek.s. ayırmak. mal. f. dernek. dindirmek. toplantı salonu. 3. muhtelif. yardım etmek. yağmuruna tutmak: She assailed him with questions. aspirin. öne sürmek. dangalak. 2. f. i. i. -i amaç edinmek. iddia. saldıran kimse. 3. yardımcı. with . assertion assertive assess assessment assessor asset assets asshole assiduous assign assignation assignment assimilate assimilation assist assistance assistant assistant professor associate associate associate professor association assort assorted assortment assuage assume f. i. 2. -i arzu etmek. ma). i. meclis. 3. anüs. kararlaştırma. f. makat. -e sahip olmak istemek. f. 2. to/after -i amaçlamak. hafifletmek. asimile etmek. (emin bir şekilde) ileri sürmek. bezmeyerek çalışan. s. yat ıştırmak. 1. ili şki. dikkatli ve devamlı çalışan. çeşitli. atama. farzetmek. tahsis etmek. varsaymak: You´re assuming too much where Eralp´s concerned. toplanmak. i. -i akla getirmek: I şı associate smell with the back streets of Warsaw. 1. de i. değer biçmek. kaba büzük. (birine) (belirli bir) görev vermek: I assigned you to do kararla i. çözümlemek. montaj. 2. i. çal f. emval. to -e razı olmak. i. tayin. azaltmak. tahlil etmek. (para miktarıseksen nı) tayinbin etme. 1. 4. i. 4. varl ık. 2. tic. eşek. 2. i. 1. kurum. f. analiz. f. toplamak. değerli bir nitelik/erdem/beceri. suikast. 1. 2. 2. f. saldırı. 2. asistan. 3. i. ile görü şmek. i. f. i. sald i. f. kalabalık. servet. i. 3. toplantı. montaj. 1. muavin. mevduat. 2. analiz etmek. 2. f. çağrışım. 1. 2. 4. toplantı. 1. i. dikkatli ve devamlı (bir ışatamak.. ş t ı rmak. hücum etmek. kıymet takdir etmek: He assessed their house at biçti. i. asimilasyon. 2. kaba 1. suikast yapmak. i. 2. bir araya toplanma. onaylama. kendini göstermek. rıza. dethousand şünce. a şağılık herif. -i hatırlatmak. f. topluluk. aktif. Onu soru ya ğmuruna tuttu. analiz edilecek bir örnek. s. yardım. kongre. ödev. sald ırmak. i. de değ ğer erlendirme. puşt. 2. i. i. monte etmek.aspire aspirin ass assail assailant assassin assassinate assassination assault assault and battery assay assay assemblage assemble assembly assembly line assembly room assent assert assert o. bir araya toplama. 1. (bir iddiayı) öne sürme. 4. büzük. kendini hissettiren. 2. 1. 1. müessir fiil. Eralp´in öyle yapaca ğını farzetmekle pekâlâ yanılmış . it herif. 1. meclis. f. huk. f. 3. s. 1. montaj hattı. k ıymetli şey. (para eighty dollars. sınıflandırmak. iş ortağıthat . ayırma. ile ilişkide bulunmak. O koku . i.. iş arkada doçent. türlü çe şitleri içeren bir bütün. randevu. tahlil. tayin etmek.. 1.. 1.

astrolog. f. s. İng. asimetrik. gerisinde. s ığınma yeri. asimetri. 1. 1. s. demirli. sığınak. astigmatik. geriye. hayali. 1. demir atm ış. zan. astronom. s. küçük gezegen. bak ışımsız. z. bir bak ışta. bak. bir anda. sağlama bağlamak. i. farzolunan. uzak bir yerde. çok büyük. bir hamlede. parça parça. şoke etmek. hayrette b ırakan. 1. astronomik. 2. s. astımlı. kendine güven(me). şaşkına çevirmek. f. (ata binmiş gibi) bacakları birbirinden ayrı olarak. s. z. z. birbirinden uzak/ayr ı. hiç. hayrette bırakmak. ak ıllı. astımla ilgili. Bir zaman ı belirtmek için kullanılır: at five o´clock bir hamlede. cin fikirli. akıl hastanesi. heyecan içinde. 1. Bir yeri belirtmek için kullan ılır: at my office benim büroda. müneccim. sıkıştırıcı. . mutlaka. hayret. 1. 1. i. yıldız falcısı. varsayım. astronomi. gökb. 2.. gökbilim. astigmatizm. i. astım. i. astronomik (rakam/büyüklük): astronomical prices astronomik fiyatlar. gökbilimci. uzakta.assumed assumption assurance assure assured assuredly assuringly asterisk astern asteroid asthma asthmatic astigmatic astigmatism astir astonish astonishing astonishment astound astounding astray astride astringent astrologer astrological astrologically astrology astronaut astronomer astronomic astronomical astronomy astute asunder asylum asymmetric asymmetry at at a bound at a clip at a distance at a glance at a stroke at a stroke at all at all costs/at any cost at anchor s. i. şaşkınlık. den. 1. melce. i. 2. 2. s. 2. z. i. lokal olarak doku ve damarları büzen ilaç. i. yıldız falcılığı. ne pahas ına olursa olsun. z. (rahatlat s. hareket halinde. s. z. 3. kurnaz. geminin k ıçına. i. rahatlatıcı/ikna edici söz. kendine güvenen. astronot. i. arkaya. astroloji. i. 2. faraziye. sa ğlama bağlanmış. büzücü. müneccimlik. bak ışımsızlık. 1. sigorta: life assurance hayat sigortas ıcı/ikna ediciı. s. cin. at the station istasyonda. gökbilimle ilgili. sanı. i. i. astrolojik. f. yıldız işareti (*). asteroit. edat 1.. ayakta. astronomical.. s. tımarhane. 2. i. şoke eden. z. sözlerle) temin etmek. hızla. rahatlatıcı bir şekilde. 2. astrolojiye ait. 2. 2. takma (ad). i. s. astrolojik olarak. s.

serbest. (bir konuda) bilgili: He´s at home in the business world. hiçbir zaman. 1. bari. söz konusu olan. son sürat. (bir yerde) kendini rahat hisseden. en sonunda. ölümün e şiğinde. 2. nihayet. Her tür -e a makineden anlar. we enjoyed your şumuza gitti. yak ından. 1. önce. sonunda. detaylarıyla. en az. hiç olmazsa. ask. her ne hal ise: At any rate. zirvesinde. ak şam olunca. Her an gelebilir. Most of the party immensely. esasında. 1. hiç olmazsa. serbest. son süratle. hemen. Rahat! her keresinde. yakın mesafeden.at any price at any rate at any time at best at best at bottom at close quarters at close quarters at close range at cross-purposes at dark at death´s door at death´s door At ease! at every turn at first at first sight at four o´clock sharp at full blast at full gallop at full length at full speed at full tilt at great length at heart at home at home in at home with at intervals at issue at its zenith at large at large at last at last at least at least at leisure at length at liberty at long last at long last at most at most at no time at odd moments at once her ne pahas ına olursa olsun. doruğunda. bir aya ğı çukurda. ayrıntılarıyla. ayrıntılarıyla. 1. saat tam dörtte. ta ş çatlasa. 1. evvela. 2. her neyse. en a şağı. en fazla. İş dünyasını ından ır. boş zamanlarda. nihayet. 2. ortada dola şan. fark ında olmadan apayrı amaçlar peşinde (olmak/çalışmak). her ne ise. neyse. sizin parti çok ho her an: She could come at any time. en az ından. yak şina. 1. 2. en sonunda. en çok. boş zamanı olan. 3. özgür. en sonunda. tam kapasiteyle. çok yak ından. üzerinde konu şulan. aralarla. tam gazla. uzun uzad ıya. bir ayağı çukurda. aslında. son süratle. her defas ında. ilk bak ışta. Her neyse. 2. dörtnala. olsa olsa. çok yak ından. kendi evinde. hava kararırken. aslında. . ölmek üzere. göğüs göğüse. aralıklı. olsa olsa. olsa olsa. 2. bütün ayrıntılarıyla. hakikatte. zaman buldukça. genellikle. evde. en azından. derhal. tan -i iyi bilen: He´s at home with machines of all kinds. boylu boyunca.

1. 1. ateist. tic. dili bir defada. -i görür görmez. 2. i. i. 1. istenilen zamanda. madura aya ğı. emrinde. istedi ğinde. huzur içinde. 2. 1. and at that he left. o s ırada: şamaya gelince: At that point add the eggs. atletizm. eat. olsa olsa. 1. k. spor. dili avazı çıktığı kadar. 2. pahas ına. dili eninde sonunda. spora özgü. s. k. bir vuruşta. Tanr ıtanımaz.. 2. Tanr ıtanımazlık. bak. son dakikada. 2. birden. ateist. şu ara. ziyan oldu ğu takdirde sizin hesabınıza. hemen. o da onun ç ıktO At that üzerine point I left. bir kalemde. boş zamanlarında. Anten istenilen yöne çevrilebilir. İng. ayn ı anda.. istediği gibi. 2. sporcu. bir darbede. . olsa olsa. s. (birinin) iste ği üzerine. O aşamaya gelince a k. hızla: at the rate of one hundred meters per second saniyede yüz metre hızla. en kötü ihtimalde. bir vuruşta. -i görünce.at once at one blow at one scoop at one whack at one´s command at one´s leisure at one´s peril at one´s pleasure at par at peace at present at random at that at that point at the drop of a hat at the eleventh hour at the end of the day at the expense of at the instance of at the latest at the moment at the outside at the rate of at the risk of at the same time at the sight of at the top of his lungs at the top of one´s lungs/voice at the utmost at the very least at this juncture at times at value at will at worst at worst at your convenience at your risk at/in one fell swoop ate atheism atheist atheistic athlete athlete´s foot athletic athletics 1. tesadüfen. o noktaya gelince. ateizm. başına gelebileceklerden kendisi sorumlu olarak.. i. şimdilik. onun üzerine: Once again she refused. k. En kötü ihtimal.. k. isteğine göre. k. . dili hemen. f. şu an. bazen. azami. en geç. aras ıra. sporcu. y size uygun bir zamanda. halihazırda. 1. derhal. avazı çıktığı kadar. istenilen şekilde: The aerial can be rotated at will. en çok. şu an. . zındık (kimse). derhal. istediği zaman. pahas ına. Tanr ıtanımaz. piyasa fiyatına göre değerlendirilmiş. sportif. İng. bir ıl hapis yer. 2. mümkün oldu ğu kadar yakın bir zamanda. dili en fazla. o reddetti. en az. başabaş. tehlike sorumluluğu size ait olmak üzere. i. zındıklık. sırada çıktım. ateistik.. en aşağı. en kötü ihtimal: At worst. atletik. dili son anda.. Bir daha ı. bu noktada.. barış halinde. all he´ll get is a year in jail. bir çırpıda. rasgele. zındık. aynı zamanda.

teşebbüs etmek. azaltmak. i. dumura uğratmak. nöbet. tedavi hizmet etmek. çok kötü. s. dikkat. huk. atmosferik. atom. 2. f. iliştirmek. inceltmek. dili Aferin sana! f. i. 1. atomik. kontrol bak ım. iğrenç. 3. 2. f. 1. 1. menfur. k. 2.. i. dikkatli: an attentive worker dikkatli bir2. -e dikkat etmek. elde etmek. atomizör. bağlı. 2. to -i göstermek. i. huk. 1. eden dikkat genişliği. tavanaras i. takmak. 4. doğrulamak. tutum. telafi etmek. dikkat eden. ıflatmak. hazır bulunanlar. f. ilişikteki. 2. kefaret. canavarca. i. i. dumur. aksesuar. berbat. kazanmak. giydirmek.. 2. -e bakmak. k ılık. 1. iğrençlik. berbatlık. 2. kazanma. atom ağırlığı. ünlem.´ni) affettirecek harekette bulunmak. 2. i. i. tecavüz etmek. s. Bond çanta. f. 2. saldırı. kriz.attempted hazır bulunmak. 2. elde etme. atom çekirde ği. vurmak. kefaret etmek. 2. atom çağı. hazır bulunma. 1. iltifat. 1. i. bağlamak. nükleer enerji. sevgi bağı. You He to climb mountain. (bir hizmette bulunan) görevli: shop attendant tezgâhtar. f. s. ilgili. (sıvıyı) püskürtmek. 1. 1. ba şarı. değerini düşürmek. i. atmosfer. hafifletmek. atom reaktörü. s. eri şmek. 3. kalkışmak: ı denedi. yer ask. Atlantik. atomik güç. atom bombas ı. 1. (bir suç. da ğa tırmanmay 2. i. nükleer reaktör. f. f. . s. i. körelme. denemek. ermek. -e sevgi. i şçi. atomize. zay f. girişimde bulunmak. dikkatle izleyen: an attentive audience dikkatle izleyen seyirciler. tasdik etmek. theater attendant biletleri veya gösteren görevli. -e delalet do ı.Atlantic atlas atmosphere atmospheric atom atom bomb atomic atomic age atomic bomb atomic energy atomic nucleus atomic number atomic pile atomic power atomic waste atomic weight atomise atomize atomizer atone atonement atrocious atrocity atrophy attaboy attach attaché attaché case attached attachment attachment for/to attack attain attainment attempt attend attend to attendance attendant attention attention span attentive attenuate attest attic attire attitude s. ilişik. i. nükleer atıklar. 1.b. f. 1. marifet. canavarlık. el koyma. 1. atlas (harita kitab ı). atomlara ayırmak. el koymak. çalışmak. ataşe. tavır.that bakmak. esas duru ş/vaziyet. 3. körelmek. -e bağkoyma. 2. zerre. 3. i. püskürteç. köreltmek. dumura u ğramak. davran ış. (bir belgeyi imzalayarak bir şeyin ğruluğuna/gerçekli ğine) şahadet etmek. ilgi. haciz lılık. i. hücum. sevgiyle bağlı. elbise. 1. 1. 2. varmak. 1. nükleer enerji. atomik ağırlık. atom sayısı. flight attendant 3. haczetmek. sald ırmak. i. kabahat v. İng. giysi. atom enerjisi. f. O etmek. atom bombas ı. bir şeye takılabilen parça. f. hücum etmek. 2. bak.

bağlama. Avusturya. (bir nedene) ba ğlamak. görsel-işitsel. 2. i. Avusturyalı. cazibe. i. anat. matkap. Avustralyalı. sade. uğurlu. burgu. akort etmek. cüretli. yıpratma. cüret. artırmak. cezbetmek. teyze: She is my maternal aunt. denetçi. yorma. işitilebilir. f. i. f. çekim. s. i. i. hayırlı. dinleyiciler. yenge: Aunt Aliye is my uncle´s wife. atıf. i. seyirciler. i. ha şinlik. Bu bize iyi bir işaret. i. i. i. i. artırma. f. 2. 2. odyovizüel. konforsuz ve dünyevi zevklerden yoksun bir şam. yüce ve çok sayg ın. 2. fiz. kontrolör. 2. s. 2. s. çekmek. avukat. ağustos. Avusturyalı. mezat. -e yormak. küstah. 1. i. s. (off) açık artırma ile satmak. Avustralyalı. sert. patlıcan. başsavcı. i. delgi. müzayede. 1. 1. s. s. aşındırma. kumral. s. k ıs. -e al ıştırmak. 1. sıfat. güvenilir: How authentic is this news? Ne derece güvenilir bir haber bu? tasdik etmek. vasıf. August. f. alımlı. 2. 2. gerçek. açık artırma. işitsel. 1. 1. küstahl ık. duyulabilir. toplantı salonu. f. i.. Avusturya. çekici. alımlılık. s. işitilebilecek şekilde. . i. konser salonu. İng. i. Avustralya. teyp kaseti. 2. s. s. i. işitme ile ilgili. i. zayiat. (hesapları) denetlemek. s. 1. doğrulamak. 2. nitelik. gerçeklemek. O benim halam. i. çoğ. f. cazibeli. f. i.attorney attorney general attract attraction attractive attractiveness attribute attribute attribution attrition attune aubergine auburn auction auctioneer audacious audacity audible audibly audience audiocassette audiovisual audit auditor auditorium auditory auditory canal Aug auger aught aught augment augmentation augur August august aunt auspices auspicious austere austerity Australia Australian Austria Austrian authentic authenticate i. i. 3. Avusturya´ya özgü. konforsuz. hakiki. ya i. sade ve süssüz. Avustralya´ya özgü. aşınma. sertlik. 1. to 1. çekicilik. aunt. 1. (iyi/kötü) bir işaret olmak: This augurs well for us. 2.. to -e uydurmak. hala: She is my paternal i. i. işitme kanalı. mezatç ı. 1. z. i. 2. s. izleyiciler. 1. Avustralya. 1. i. alımlılık. yıpranma. f. sıfır. O benim teyzem. otantik. -e mal etmek. 2. (hesaplar ı) denetleme. -e atfetmek.

yarar. i. 4. yardımcı fiil. 1. i. otomatikman. hav. -den yararlanmak. s.. i. otomatlardan yemek al ınan kafeterya. saygı uyandıran. otobiyografik. otomat. otonomi. 1. the authorities yetkili ki şiler. 1. s. otonom. s. 3. güz ılımı (21 Eylül´e rastlayan ekinoks). imza. s. yetki. f. i. özerk. para hırsı. f. bir kimsenin el yazısı.. yard ımcı fiil. var. otoriter. heyelan. izin vermek. özya şamöyküsü. otomatik vites. fayda. s. öcünü almak. 2. i.. . i. f. çok güvenilir ( şey). parayla çalışan yiyecek içecek da ğıtma makinesi. otokrasi. gerçeklik. amirane. i. para canlısı. otistik. i. 2. i. yetkilendirmek. sonbahara ait. otantiklik. yedek. i. i. sonbahar. ç ığ. 1. elde edilebilir. i.. otomobil. izin. otomatik olarak.. s. otomatik transmisyon. i. bak. otomatik pilot. 2.. s. sonbahar noktas ı. bak. s. güvenirlik. bak. otoriter. f. i. s. i. bir canlının yapabileceği bazı ştirmek. cadde. 3. i. 1. k. otomatik tabanca/tüfek. otomatik. otorite. 2. i. müellif. autobiographical. otomobil. İng. otopsi. 2. i. özerklik. i. elde edilebilme. otokrat. authorization. authorize. otomatikle s. otomotiv sanayii. yard ımcı.authenticity author authorisation authorise authoritarian authoritative authority authorization authorize autistic auto autobiographer autobiographic autobiographical autobiography autocracy autocrat autocratic autograph automat automate automatic automatic pilot automatic transmission automatically automation automobile automotive automotive industry autonomous autonomy autopsy autumn autumnal autumnal equinox auxiliary auxiliary verb auxiliary verb avail avail o. otobiyografi yazar ı. otomasyon. itaat etmeye yönelten. otomotiv. yetke. i. otobiyografi. yazar. -den faydalanmak. f. z. güz. i. 1. yaramak. i. otomat. otomatik. i. of availability available avalanche avarice avaricious avenge avenue i. otokratik.. dili oto. s. 2. var olma. İng.s. dilb. s. s. öcünü ç ıkarmak.

i. kundurac ı bizi. i. şete dü şürmek. O çok i ş ister. 3./s. deh şet verici. uyand ırmak. i. sakarlık. havac ı. başka tarafa çevirmek. s. ırakan. with anticipation awake awake awaken award aware awareness awash away away game awe awe-inspiring awesome awestricken awestruck awful awfully awhile awkward awkwardly awkwardness awl awning awry ax axe f. uyanık. k.o. -den kurtulmak. ortalama. havac ılık. 2. Monarşist ğunu hergözlemek. f. hu 1. 1. hantall ık. birini/bir şeyi dört gözle beklemek.wok. kaç ınılabilir. i. s. açıkça söyleme. mat. mat. dehşet içinde. dehşet verici. müthi ş. i. buradan. -i önleme. to -in fark ına varmak. --d/a. -den çekinme. fark ında. uygunsuz. ortalama. to -in farkına varmak. haz ır olmak. fark ında olma. bir süre. --ring) (emin bir şekilde) ileri sürmek. i. s. i. i. 1. s. bot. tığ. dili çok fazla. -den ınma. beceriksizce. -in s. s. insan ı huşu içinde bırakan. uyanmak. oradan: Go away! Git buradan! 2. 1. berbat. 2. awestruck. uyanmış. zaman söyler. z. i. z. f. 2. f. (--red. bir tarafa. s. eğri. 2.t. deplasman i. öne sürmek. bak. ş insan s. s. (a. yön değiştirmek. ödüllendirmek. yamuk. hantal. tente. 2. olağan. önlemek. avokado. z. 2. den s. biz. 3. kullan ılması zor. i. bir yana: Put thatmaç away! ı. i. bir yere. çok. 2. 1. bak. beceriksizlik. beklemek. balta. s. kuşhane.woke.en) 1. z. i. u içinde rakmak. of 1. huşu içinde. itiraf. 1. hevesli. açıkça söylemek. f. çarpık. sak İngiliz ve Amerikan ağırlık ölçü sistemi. 2. -i aç ıkça ilan edilmiş olan (biri): He´s an avowed monarchist. mat. uyanmak. f. birinin as ıl işi dışında yaptığı bir iş. zor. z. i. f. s.. f. 3. oldu f. s. -den kaç ınma. 1. i.. korkuyla kar ışık saygı. dehşet. 2. vasat. amerikaarmudu. korkuyla karışık şaşkınlık. 1. 3. 2. bir müddet: You´ll have to wait awhile. ınmak. i. i. . -den çekinmek. hantal bir şekilde.aver average averse aversion avert aviary aviate aviation aviator avid avocado avocation avoid avoidable avoidance avoirdupois avoirdupois pound avow avowal avowed await await s.. (16 ounces) 453 gram. haberdar. Pekiştirmek için deplasman. beceriksiz. ax. -den kaç ınmak. hobi. -i deh2. 2. 1. uçak kullanmak. -i ı hub şı u içinde b2. f. orta. 1. coşkun. dehşet. hiç hoşlanmama. k. i. münasebetsiz. itiraf etmek. laz s. -i önlemek. 2. 1. korkunç. dili müthiş. 1. 1. huşu. mükâfat. 1.. sak önlenebilir. vasati. f. sakar. vasati: average annual rainfall yıllık ortalama yağış. 2. Bir süre beklemen ım. -den kurtulma. s.. (resmi bir kararla) vermek. ödül. uyand ırmak. şuradan. 1. pek çok: That´ll take an awful lot of work. pilot. Onu bir yere kald ır! 3.

1. f. 1. habe şmaymunu. bekâr. ileri geri. i.3.. belit. 2. bak. i. meleme. 2. s. s ırt. saçmalamak. aye. azelya. mil. bakara. . 2.axiom axiomatic axis axle ay aye azalea Azerbaijan Azerbaijani azure B.. isk. 2. z. 1. melemek. şboğazlıbo k etmek. i. Bachelor of Arts. i.. s. bekâr erkek.cil. i. futbol bek. Azeri. emzik. 1. zool.. eksen.A. belkemiği. yavru. açalya. s. aksiyomatik. f. basil. fen fakültesi diploması. çocuk. kreş. arka. çocuk bak ıcısı. 1. i. muhakkak. k. B. sütdişi. --ting) ana babalar ı evde olmadığı zaman çocuğa bakmak. 2. aksiyom. (birine) a şırı bir özenle bakmak. Rhododendron. f. k ıs. bebek. kaşağı. i. B.. arka yer..es (äk´siz) i. bo şboğaz. sözünden dönmek. f. i. arka koltuk. (dergi/gazete için) eski sayı/nüsha. 2. Azerbaycan. aks. belitsel. dili k ız. s. 1. i. evet. (ba. açelya.. B. bot. i. caymak.li (bısîl´ay) i. i. mihver. her ihtiyac ını karşılamak. s. -e yard ım etmek: Akif´s company is backing ileri geri. ba. anla şılmaz sözler söylemek. süt mavisi. i. -i desteklemek. ax. z. ücret veya maa şın ödenmesi gecikmiş kısmı. bir iddiadan vazgeçmek. arka sokak. arka taraf. gökmavisi. (su) çağlamak. 1. çoğ. çoğ. edebiyat fakültesi diploması. ikinci mevki/rol. gevezelik etmek. bebek gibi. k ısa kuyruklu piyano. b BA baa babble babbler babe baboon baby baby blue baby bottle baby carriage/buggy baby farm baby grand baby sitter baby tooth babyhood babyish baby-sit baby-sitter baccara baccarat bachelor Bachelor of Arts degree Bachelor of Science degree bacillus back back and forth back and forth back country back down back number back number back out back pay back scratcher back seat back street i. k ıs. bir derginin eski sayılarından biri.by-sat. dili sevgili. 3. dingil. hay hay. i. k. geveze. i. İngiliz alfabesinin ikinci harfi. -e arka olmak. taşra. f. anat. bebeklik devresi. çocuk arabas ı.S. isk. i. çocuk bak ıcısı. Azerice. bebek.. piliç. çocuk ve bebekler için ücretli bak ımevi. baccarat. i. biberon. bak. k ıs. i.

arkalık. i. pedalı geri çevirmek. bak. f. 1. s ırt sırta. geriye do ğru yapılan. yedek.romatizmas bilg. yürek ıcı. back. f. backslide. bak. geriye do ğru. k. arka çıkmak. bakteriye ait. temel.ten) arkas ından çekiştirmek/kötülemek. i. ı. 1. i. desteklemek. s.back talk back to back back up backache backbit backbite backbitten backbone backbreaking backcomb backdoor backer backfire backgammon background backhand backhanded compliment backing backlash backlog backpack backpacker backpedal backrest backside backslid backslidden backslide backspace backstage backstitch backstroke backtrack backup backup copy backward backward backwardness backwards backwards and forwards backwards and forwards backyard bacon bacterial bactericide bacteriological bacteriological warfare küstahça kar şılık verme. f. omzunda sırt çantasıyla gezmek. maneviyat. kulis. i.. 1.. i. f. olup olmadığı belli olmayan ştiri. dili k ıç. k. destek. bilg. geç kavrama. yıprat f. bak. z. 2. z.den) (iyi yoldayken) kötü yola sapmak. f. i. i.b. beyk ın. (daktiloda/bilgisayarda) geri gitmek. yedek kopya. i. dili yasad ışı.). geri kalm ışlık. iğneardı dikiş yapmak. 2. taraftar.slid. makat. 2. 2. bak. yedek. arka taraf. 3. back. tavla. evin arkas ındaki bahçe. yedeklemek. geri tepme. i. bak. i. 2. i. O birikmi ı. omzunda s ırt çantasıyla gezen kimse. z. karakter kuvveti. arka arkaya. omurga. müz. elinin tersiyle. bel f. (siyasal/toplumsal bir geli şmeye karşı) güçlü tepki. gerilik. arka plan. f. s. i. arka bahçe. bakteriyolojik. i. bakteriyolojik sava ş. arka. f. ileri geri. k. geç kavrayan. f. yığılmış iş: You should work on that backlog of unanswered ş mektuplar ı cevaplamaya bakmalısın. fon. tersine. 2. s.. anat. iğneardı dikiş. e şlik eden. sırt ağrısı.. (back. lumbago. (back. (motorun ate şi) geri tepmek. 2. 2. geri sürmek. elin tersi öne gelecek şkompliman ekilde yapılan ş v. 4. i. zemin. geri gitmek. geri geri. tuzlanmış/tütsülenmiş domuz böğrü/sırtı. f. sırtüstü yüzme. geri kalm ış. 3. kompliman gibi(vuru gözüken ele söz. en önemli destek. perde arkas ı.. s. sırt çantas i. 2. backslide. .bit. 1. i. backbite. 3. i. s. bir kimsenin geçmi şteki görgü. backbite. s. f. 1.gücü. (kan ıtla) desteklemek. 1. i. dili caymak.slid/back. çevre ve tahsili.slid. s. letters.. i. backward 2. bakterisit. tornistan etmek. 1. 1. 1. 1. belkemi ği. geri tepmek. ileri geri. istenilenin aksi olmak. çok yorucu.bit. birikmiş iş. destekçi. i. 2. i. belkemiği. geldiği yoldan geri dönmek. f. (saçları) tersine taramak. elin tersi öne gelecek şekilde yapılan vuruş.

yük vagonu.. 1. huk. 2. porsuk. i. (san ığın tahliye edilmesi için verilmesi gereken) teminat akçesi. s. müz.b. bozuk. çanta. i. 2. bak. out bail s. k. 1. bakteri. kötü. Bahamalı. hatal There bad blood between them. şanssızlık. f.bacteriologist bacteriology bacterium bad bad blood bad debt bad debt bad luck bade badge badger badly bad-mouth bad-tempered baffle baffling bag bag and baggage bag lady bag of tricks baggage baggage car baggage room baggy bagpipe bah Bahama Bahamas Bahamian Bahrain Bahraini bail bail bail s.a (bäktîr´iyı) i. fırıncı. kefalet. bid. kötü. 2. i. 2. şaşırtıcı. tulum. kabartma tozu. 1. ı. için i. bac. (worse. şaşırtmak. başının etini yemek.. f. yemlemek. i. kullanılan) kova. . Bahama Adaları´na özgü. ma şrapa lamak. 1. Bahreyn´e özgü. vahim. i. 3. huysuz. kapan yemi. 2. eldeki imkânlar. olta yemi./s. 2. 1. aksi. on üç. emanet. Bahama. gayda. i. 2. bagaj. pastane.o. bütün eşyasçuvala tüm eşyasını bir torbada taşıyıp sokaklarda yaşayan kadın.. 1.ri. fena bir şekilde: The team was badly beaten. i. Bahreyn. s. 2. 2. bozulmu ş (yiyecek). evde yapılmış kek. pasta gibi şeylerin satışı.t. f. Onlar birbirine dü şman. sözlerle eziyet etmek. uzmanlık alanı. i. f. hiç rahat b ırakmamak. bakteriyolog. kefaletle tahliye edilme. nişan. Bahreyn. k. fırında pişirmek. i. 1. aldatıcı. yolcu e şyası. Bahreynli. out (tekneye) tekneye girenederek suyu kova. dili birini/bir şeyi (zor bir durumdan) kurtarmak. ahlaks ız. heybe. kötü. out bailiff bailiwick bait bake bake sale baked beans baked potato baker baker´s dozen bakery baking baking powder i. Bahama. s. kurabiye. (av ı) yakalamak. furgon. fırında pişirme. 2. ekmekçi. 2. i. yetki alanı. icra memuru. worst) 1. torba. ıyla. çuval. rozet. hasta/sakat 4. f. (bir) pişim. 2. hoş olmayan. torbalamak. kesekâ ğıdı. fena halde. dili kötülemek. kâhya. 1. f.te. ekmek f ırını. Bahreynli. (tekneye giren suyu bo şaltmak ile boşaltmak. i. 1. bakteriyoloji. s. s.b. (--ged. O f.i. şüpheli alacak. şapşal duran (pantolon). fırında pişirilmiş kuru fasulye. f. kumpir. ters. z. engel olmak. fırın. is niteliksiz. zool. çok: That child badly needs a new pair of shoes. 6. çoğ.. alınamayan alacak. 1. s. i. fırında patates. i.. ciddi. maşrapa v. koymak. i. f. 2. Bahama Adalar ı´na özgü. torba gibi sarkan. s. birine kefalet tahliyesini sa ğv. ünlem Tu! s. 5. kese. Takım fena halde yenildi. bir sürü yalan dolan. Bahamalı.o. --ging) 1. 1. i. bakteriye ait. i.

yürümemekte direnen. balon gibi şişmek. bot. up k. ayak parmaklar ının kökü. sodyum bikarbonat. balast. yalın. bir engel kar şısında duraklamak. i. ş velvele. bale trupu. patırtı. heyecanlı ve şamatalı propaganda/reklam. i. 2. ithalat ve ihracat aras ındaki değer farkı. 2. saçma.. sodyum bikarbonat. 4. balkon. s. meşum. argo baya ğı cesur: She´s one ballsy female! Amma taşaklı karı yahu! i. pranga. 1. dengeli olmak. bak. melisa. bilanço. i. 1. s. bilanço. dengeli. f. f.. balya. İng. oy pusulas ı. balistik. lasti borç bakiyesi. 2. i. denklem. topak: a ball of dough i. güzel koku. sade. dili 1. 2. s. dansör. mak.amata. roket. ask. oğulotu. i. i. rayiha. atış bilimi. argo 1. 3.. İng. safra. 3. tüysüz. tükenmez. 2. pelesenk. 3. kabartma tozu. 3. i.y. i. 1. balerin. s. 2. i. i. şamandıra ile işleyen kapama valfı. dili (bir şeyin) içine etmek. 5. bilye. balon lastik. i. yumak: a ball of yarn bir yumak iplik. balerin. i. i. cesaret. tükenmez kalem. türkü.baking soda baking soda baksheesh balance balance a tire balance of a debt balance of payments balance of power balance of trade balance sheet balanced balcony bald bald-faced baldness bale bale baleful balk balky ball ball ball and chain ball bearing ball cock ball of the foot ballad ballast ballerina ballet ballet dancer ballistic ballistic curve ballistic missile ballistics balloon balloon tire ballot ballot box ballpark ball-point ball-point pen ballroom balls ballsy ballyhoo balm karbonat. ta şaklar. bir topak hamur. balistik e ğrisi. tükenmez kalem. balistik. balo salonu. barefaced. f. i. bak. i. balo. oy sandığı. s. 4. dans salonu. top. balyalamak. terazi. bahşiş.. küre. bale. ağrı veya sızıyı dindiren . f.. i. 1. s. f. dengelemek. 1. zırva. 2. 2. dili i. balad. k. ğin balans ayarını yapmak. husyeler. balon. kokulu merhem. 1. dazlaklık.. yürümemekte direnmek. d. 1. i. uğursuz. k ılsız. ödemeler dengesi. inat eden (hayvan). (uluslararas ı ilişkilerde) kuvvetler dengesi. fasa fiso. k. den. gürültü. dazlak. 1. bail 2. 2. taşak. s. denge. göt. ilaç olarak kullan ılan birkaç çeşit yağ. 5. bakiye. ticaret dengesi. 2. 3. i..

yanları hafif meyilli/dik) toprak kümesi. (bir fikri) ortaya atmak. 2. Band-aid.kümesi. 1. canf. patlama. İng. sürmek. çarp i. dili geçici: a band-aid solution geçici bir çözüm. 1. i. i. i. banknot. i. gürültülü birdare şekilde sansasyon. şaşırtmak. i. i. Bangladeş´e özgü. --ning) yasaklamak. f. tırabzan. muz cumhuriyeti. plaster. i. dili 1. s ıradan. banallik. tak ım. k. 1. doland ırmak. s. e şkıya. yasak. bang it up! Arabam k.´ne ait) k ıyı. Bangladeş. açık havada çalan müzik topluluklarına özgü ve çoğu zaman üstü kapalı platform. muz. 3. f. banknot. s. 2. bambu. bir tahtası eksik. kovmak. heyecan. y ığmak. pelesenk. bayağı. (set gibi duran. i. uzun çizgi. (bir haberi) ışmak.balmy baloney balsam Baltic balustrade bamboo bamboozle ban banal banality banana banana pepper banana republic band band band saw band together bandage Band-aid band-aid bandit banditry bandmaster bandstand bandwagon bandy bandy about bandy words with bandy-legged bane baneful bang bang up banger Bangladesh Bangladeshi bangs banish banishment banister bank bank bank account bank bill bank discount bank holiday bank note s. k ırkma. k. banal şey. i. i. 1. 3. zararlı. perçem.. k. yara band ı. Çat!/Bom! 2. korkuluk. i. i. f. sargı. s. f. kötü. f. ama canına okuyayım deme! i. şerit testere. kayış. ı kullanabilirsin. çarliston biber. 2. z ırva. 3. 2. dili sosis. gürültü. i. 1. 1. kâkül. banal söz. pat ırtı. 2. birleşmek. (yarayı) sarmak. 2.. f. birleştirmek. v. 1. tırabzan. i. yumu şak ve ılık (hava). yat banka hesab ı. banal. s. bankaya (para) 3. haydutluk. müz. 1. bir senedin banka tarafından kırılması. bak. i.. bir banka taraf ından diğer bir banka üzerine çekilen poliçe. Baltık. fasa fiso. i. haydut. kâ ğıt para. aldatmak. (--ned. olay. kenar. (nehir. 2. banka ıskontosu. i. dili saçma. i.. cumartesi ve pazar günleri dışındaki resmi tatil. i. 1. 2. kolan. sürgün. i. menetmek. uzakla ştırmak. banka. f. but don´t you mahvetmek.. söylenmek. bant. İng. Banglade şli. i. bir cins salam. s ıradanlık. (bir sözü) çok iyi biliyormu ş gibi kullanmak. 1. şiddetle çarpmak/kapanmak. çemberlemek. s. bağlamak. sargı. bir araya toplanmak. 2. bant. göl. kemer. kurdele. (bulut) ırmak.okumak: ına You can use my car.yaymak. Bangladeşli. i. i. 2. bir araya toplamak. 1. zümre. şerit.. ile ağız kavgası yapmak. sürgüne göndermek. i. s. dili kaçık. sevinç. çarliston. k. be bandied about ağızdan ağıza ile at şmak. . f. bando. 2.b. yığılmak. dola ık bacakl ı. Banglade ş. 4. bando şefi. tırabzan küpeştesi. i.

vah şi. bak. f. (et k ızartmak için dışarda kullanılan) ızgara.. ç ıplak. açmak. şakalaşmak. apaç ık. düpedüz: That´s a barefaced lie. s. i. i. ziyafet. 5. baptize. bak. s. berber. şakalaşma. batkın. man şet. i. oranı. İng. engel.. alem. f. ız. i. su içindeki seti. barbarlık. z. i. k. banka cüzdan ı. i. f. faiz banka ıskonto banka kasas ı. s. kızartılan et. s. Desteklerine bel ba ğlad haddi. bear 2. i. çıplak bacaklı. sancak. (gelecek bir tarihe ait) evlenme ilan ı. iflas etmiş. dikenli tel. 2. s. s. dikenli. ancak yetecek kadar. çoraps ız. gazet. barbekü. -e güvenmek: We are banking on their support. bak. ölçü çizgisi. 2. 2. soymak. barefoot. barbar.bank on bank rate bank vault bankable bankbook bankcard banker banking bankrupt bankruptcy banner banns banquet banter baptise baptism baptize bar bar none bar of soap barb Barbadian Barbados barbarian barbaric barbarism barbarity barbarous barbecue barbed barbed wire barbell barber barbershop bard bare bare bare its teeth bare living bareback barefaced barefoot barefooted barehanded bareheaded barelegged barely -e bel ba ğlamak. Barbadoslu. (--red. ayr ıksız. takılma. 1. f. z. istisnaskum sabun kalıbı. 3. barbarca. (hayvan) dişlerini göstermek. Düpedüz yalan bu. 1. k ıt kanaat geçinme. müz. Barbados´a özgü. berber. z. Barbados. tıraş etmek. yalınayak. saz şairi. kanca. huk. i. i. berber dükkân ı. vah şi. 2. 2. 1. bankac ılık. resmi ziyafet. 2. başı açık. s. s.. müflis. batırmak. i. i. s. i. i. vaftiz etmek. etin bu şekilde s. 1. bar (içki içilen yer). hesap cüzdanı. vahşet. vaftiz. i. i.. Barbadoslu. 4. 1. silahs ız. ık. vah şi. i. i.. i. sürgülemek. 6. 2. 3. 2.. s. ozan. f. eski. s ırık.. z. üstüne ı bir kancal sos dökülerek ızgarada baharatl ı. f. 3. baro. halter. iflas ettirmek. i ğneleyici söz. f. s. (bankan ın çıkardığı) kredi kartı. eldivensiz.. i. para getiren. 1.. 2. bankac ı. batk ı. barbar. çengel. --ring) 1. i. i. iğneli (söz). aletsiz. s. iflas. takılmak. medeniyetsiz. . ancak. 1. bayrak. güçbela. f. 1. z. Barbados. i. dili kâr getiren. i. çubuk.

barf bargain barge barge in bark bark bark up the wrong tree barkeep barkeeper barley barmaid barman barmy barn barnstorm barnyard barnyard fowl barometer baron baroness baroque barracks barrage barred barrel barrel organ barrel vault barren barrette barricade barrier barrister barroom barrow bartender barter base base base of operations base s.t. on baseball baseboard baseless basement baseness bash bashful

f., argo kusmak. i. kusmuk. i. 1. iş anlaşması. 2. kelepir. f. 1. pazarlık etmek. 2. for/on -i ummak, -i beklemek: i. mavna. I hadn´t bargained on that. Öyle bir şey beklememiştim. burnunu sokmak, işe karışmak. i. havlama. f. havlamak. i. kabuk; a ğaç kabuğu. k. dili yanlış kapı çalmak. i., bak. barkeeper. i. barmen. i. arpa. i. barın tezgâhında çalışan kadın, barmeyd. çoğ. bar.men (bar´mîn) i. barmen. s., İng. kafadan kontak, kafası bir hoş, çatlak. i. ahır, çiftlik ambarı. f., k. dili ta şrada temsil vermek. i. çiftlik ambar ı yanındaki avlu. kümes hayvan ı. i. barometre. i. 1. baron. 2. çok zengin i şadamı, kral: an oil baron petrol kralı. i. barones. s. 1. barok. 2. şatafatlı, çok süslü. i. k ışla. i., ask. yo ğun yaylım ateşi, baraj ateşi. s. 1. parmaklıkla kapalı. 2. yasaklanmış. i. fıçı. laterna. mim. be şiktonoz. s. k ısır; meyvesiz; kıraç, verimsiz. i. saç tokas ı. i. barikat. f. barikat yapmak: They barricaded the street. Sokakta barikat ılar. yapt i. (çit, duvar, korkuluk gibi) engel; bariyer. i., İng. en yüksek mahkemelerde dava görebilen avukat. i. bar. i., İng. 1. işportacı arabası. 2. el arabası. i. barmen. f. değiş tokuş etmek, takas yapmak, trampa etmek. i. değiş tokuş, takas, trampa. i. 1. temel, esas. 2. ask. üs. 3. kim. baz. s. alçak, adi, rezil. harekât üssü. bir şeyi -e dayandırmak. i. beysbol. i. süpürgelik. s. asılsız, temelsiz. i. bodrum katı, bodrum. i. alçaklık; alçakça bir davranış. f. kuvvetle vurmak, h ızla vurmak. i. 1. hızlı vuruş; kuvvetli darbe. 2. k. dili ş atafatl ı parti. s. utangaç, s ıkılgan, çekingen.

BASIC basic basically basil basin basis bask basket basketball bass bass bass clef basswood bastard bastardise bastardize baste bastion bat bat batch bated bath bath chair bath towel bathe bathhouse bathing bathing suit bathrobe bathroom bathroom fixtures bathtub baton battalion batten batter batter batter batter s.t. down batter s.t. in battered battery battery-operated batting battle battle cry

k ıs. Beginner´s All-purpose Symbolic Instruction Code bilg. BASIC (bir programlama dili).2. kim. bazal. s. 1. esas, temel. z. aslında, esasında. i., bot. fesle ğen. i. 1. leğen. 2. havuz. 3. havza. çoğ. ba.ses (bey´siz) i. 1. temel. 2. kaynak. 3. ana ilke. f. güneşlenmek, tatlı bir sıcaklığın karşısında uzanmak. i. 1. sepet; küfe; zembil. 2. spor say ı, basket. i. 1. basketbol, sepettopu. 2. basketbol topu. i., zool. levrek, hani. i., mus. basso, bas. fa anahtar ı. i. ıhlamur ağacı. i. 1. piç, gayrime şru çocuk. 2. alçak herif, it. f., İng., bak. bastardize. f. alçaltmak; de ğerini düşürmek. f. 1. teyellemek. 2. (kurumamas ı için) (pişen etin üstüne) sıvı dökmek/sürmek. i. kale burcu; tabya. i., spor (beysbol, kriket v.b.´nde) sopa. f. (--ted, --ting) 1. spor sopayla topa vurmak. 2. (göz) k ırpmak. i. yarasa. i. 1. bir pişimde pişirilenler. 2. takım; grup; parti: a batch of books bir parti kitap. s. i. 1. banyo. 2. hamam; kapl ıca. 3. film banyosu. f., İng. yıkamak; ıkanmak. yng. İ (üstü bazen kapalı) tekerlekli sandalye. banyo havlusu. f. 1. yıkamak, banyo etmek; yıkanmak, banyo yapmak. 2. ıslatmak; suya ırmak. bat i. 1. (plaj, göl v.b. kenar ında) kabinli bina. 2. (halka açık) banyo/hamam. i. 1. banyo yapma, yıkanma. 2. deniz banyosu, yüzme. mayo. i. bornoz. i. 1. banyo. 2. tuvalet. banyoya ait sabit e şya. i. banyo küveti. i. değnek. i., ask. tabur. i. ince tahta parças ı, tiriz. f. sert darbelerle vurmak; h ırpalamak; dövmek. i. sulu hamur. i., spor sopayla vuran oyuncu. (yerle bir etmek için) bir şeye vurmak. (delmek/çökertmek için) bir şeye vurmak; bir şeye vurup delmek; bir şeye vurup çökertmek. ı çıkmış, ezilmiş. 2. dövülmüş (kimse). s. 1. hurdas i. 1. elek. pil; akümülatör, akü. 2. ask. batarya. 3. huk. dövme, dayak. 4. dizi, seri, tak ım. s. pilli. i. tabaka halinde pamuk. i. 1. muharebe; meydan sava şı. 2. mücadele, büyük uğraş. f. 1. şmak, dövü mek. 2. mücadele etmek, çok uğra şmak. sava ş naras ı. ş 2. herhangi bir kampanyada kullan ılan slogan. 1. sava

battle fatigue battle royal battle-ax battlefield battleground battleship batty bauble baulk bauxite bawdily bawdiness bawdy bawl bawl out bay bay bay bay leaf bay tree bay window bayberry bayonet bayou bazaar BB BB gun BBC BC be BE be vexed with s.o. be (caught) between a rock and a hard place. be ... shy be a bad judge of be a basket case be a big deal be a byword for be a disgrace to be a good judge of be a hard worker be a match for be a nervous wreck be a nuisance to be a part and parcel of be a past master at be a physical wreck

savaş görmüş kimselerde görülen ruhsal çöküntü. 1. (birkaç kişi arasındaki) büyük dövüş. 2. büyük kavga, büyük şa. münaka i. 1. cenk baltas ı, teber. 2. argo huysuz kocakarı. i. savaş alanı. i., bak. battlefield. i. savaş gemisi, zırhlı. s., argo çatlak, kaç ık. i. gösterişli süs, gösterişli fakat kullanışsız şey. f., bak. balk. i. boksit. z. açık saçık bir şekilde. i. açık saçık oluş. s. açık saçık, müstehcen. f. 1. bağırmak. 2. yüksek sesle ağlamak. argo azarlamak, ha şlamak, paylamak. i. koy, küçük körfez. i. uluma. f. ulumak. i., bot. defne, defne a ğacı. defne yapra ğı. bot. defne a ğacı. 1. cumba. 2. k. dili göbek, ya ğ bağlamış karın. i., bot. muma ğacı. i. süngü. i. bir nehir veya gölün batakl ıklı kolu veya çıkış noktası. i. pazar, çar şı; kermes. i. hava tüfe ğinin saçması. hava tüfe ği. k ıs. British Broadcasting Corporation BBC, B.B.C. (İngiliz RadyoTelevizyon Kurumu). ıs. before Christ M.Ö. (milattan önce), İ.Ö. (İsa´dan önce). k f. (--en, --ing) (kurald ışı çekimleri: şimdiki zaman I am; he/she/it is; we/you/they are; eski thou art. geçmi ş zaman I/he/she/it was; eski thou k ıs. bill of exchange. birine k ızmak. k. dili iki ate ş arasında kalmak; iki arada kalmak; iki cami arasında kalmış beynamaza dönmek; iki arada bir derede ği olmak:kalmak. We´re only twenty dollars shy (birinin) (belirli bir miktarda) eksi of a million. Bir milyona varabilmek için yaln ızca yirmi dolar eksiğimiz var. -den anlamamak. k. dili 1. berbat bir halde olmak. 2. ambale olmak, do ğru dürüst şünemez haldeolmak. olmak. düdili k. çok önemli mec. ile e şanlamlı olmak. -in yüzkaras ı olmak. -den anlamak, -in ne oldu ğunu bilmek. çok çalışkan olmak. (birinin) dengi olmak. k. dili sinirleri bozulmu ş olmak. -in başının belası olmak. (bir şeyin) önemli bir öğesi olmak: These words are now part and parcel of the language. sözcükler (bir konuda) çok Bu usta olmak. art ık dilin önemli bir parçası oldu. sağlığı bozulmuş olmak.

be a picture of health be a be a be a be a be a

turp gibi olmak.

yenilince k ızıp küsmek. poor loser shadow of one´s former self 1. (biri) epeyce çökmü ş olmak. 2. (biri) epeyce çaptan düşmüş olmak. 3. eski halinden dü şmüş olmak. ısı çok olmak. -in yabanc stranger to ... konusu olmak: She was a subject of gossip throughout the village. subject of/for Köydeki dedikodu konusu idi. artık geçmi şe ait bir şey olmak. (bir şey)herkesin thing of the past k. dili (bir konuda) çok becerikli olmak, (bir i şin) ustası olmak. 1. -e iğrenç gelmek. 2. -e son derece ters/ayk ırı gelmek. 1. (kötü bir şey) kol gezmek: Smallpox was about in the town. Şehirde çiçek geziyordu. 2.olmak. ayakta olmak: That morning she was about at the üzerekol olmak; me şgul bir şey yapmak, bir şeyle meşgul olmak: What are you about? Sen ne ıyorsun? You´veIbeen long enough about it! Amma uzun sürdü! yap dan ç ıkmak He -mek üzere olmak: was about to go out the door. Kap ı üzereydim. I knew by heart the poems about to be read. O s ırada ştirilemez olmak. ele -den şüphe edilemez olmak: He´s above suspicion; he couldn´t have been there when it happened. Ondan şüphe edilemez; olay sırasında şüpheden uzak olmak. her türlü 1. yurtdışında olmak. 2. artık sır olmaktan çıkmış olmak: How´d it get abroad that I was here? Burada bulundu ğum nasıl keşfedildi? 3. ev dışına eye) vermi ş olmak. tüm dikkatini (bir ş -de bol/çok olmak: The forest was abundant in game. Ormanda av ı çoktu. hayvan -e uygun olmak; ile uyumlu olmak. -e alışkın olmak. 1. ile tan ışmak, -i tanımak. 2. -i bilmek, -e aşina olmak. (of) (-den) beraat etmek, temize ç ıkmak. (bir şeyin) bağımlısı/tiryakisi olmak. ak ıntıyla sürüklenmek. z. Tavsiyeleri pekiştirmek için kullanılır: Great caution is advisable. Son derece dikkat edilmeli. olmak. -e bağlı -den mustarip olmak. 1. su üstünde yüzmek. 2. (mali aç ıdan) ayakta kalmak, zarar etmemek: The (-den) firm is korkmak. afloat. Şirket masrafını çıkarıyor. 3. (söylenti) dolaşmak: (of) kendi gölgesinden korkmak. peşinde olmak. (birine) yabanc ı gelmek. -in fark ında olmak. kaynamak, çok miktarda bulunmak. -den dolayı çok üzgün olmak. kulak kesilmek, dikkatle dinlemek. gözünü dört açmak. -i candan desteklemek, -e taraftar olmak. k. dili pestili ç ıkmak; çok yorgun olmak. çok heyecanlı olmak; endişe içinde olmak. 1. iyi olmak, zarara u ğramamış olmak: Are you all right? İyi misin? 2. iyi ı fena ğil. 3. uygun olmak, fena olmamak: His grades are all right. Notlar gelince beceriksiz olmak. 2. atde (belirli bir k. dili 1. elleriyle iş yapmaya konuda) beceriksiz olmak. k. dili çok yan ılmak. k. dili 1. tamamen yanl ış olmak. 2. yanılmak, yanılgıya düşmek. gelmek. k. dili (iş için değil) eğlenmek/vakit geçirmek için (hazır) bulunmak. gerektiği gibi olmamak.

be a whiz at be abhorrent to be about be about be about s.t. be about to be above reproach be above suspicion be above suspicion be abroad be absorbed in be abundant in be accordant with be accustomed to be acquainted with be acquitted be addicted to be adrift be advisable be affiliated with be afflicted with be afloat be afraid be afraid of one´s own shadow be after be alien to be alive to be alive with be all broken up over be all ears be all eyes be all for be all in be all keyed up be all right be all thumbs be all wet be all wet be along be along for the ride be amiss

be an old hand at be anathema to be angry about be angry at be angry with s.o. be annoyed with be answerable for s.t. be answerable to s.o. be anxious about be anxious for s.o. to be anxious to be as good as one´s bond be as good as one´s word be as good as one´s word/promise be as thick as thieves be ashamed be asleep be assailed with doubts be assassinated be associated with be astonished at be at be at a disadvantage be at a loss for words be at a loss for words be at a low ebb be at a standstill be at bay be at cross purposes be at daggers drawn be at fault be at hand be at loggerheads be at loose ends be at loose ends be at odds be at one´s back be at one´s best be at one´s elbow be at one´s wit´s end be at one´s wits´/wit´s end be at rest be at risk be at s.o.´s beck and call be at s.o.´s disposal be at s.o.´s disposition be at s.o.´s service

(bir konuda) baya ğı tecrübeli olmak. ... taraf ından nefret edilen biri olmak: She was anathema to the leftwingers. Solcular ondan nefret ettiler. -e sinir olmak. -e k ızgın olmak, -e kızmak. birine gücenmiş olmak. (birine) k ızgın olmak. bir şeyden sorumlu olmak. birine karşı sorumlu olmak. -i merak etmek. (birinin bir şeyi yapmasını) çok istemek. k. dili -i çok istemek. son derece güvenilir olmak. sözünü tutmak, sözünü yerine getirmek. sözünü tutmak, sözünde durmak, sözünü yerine getirmek. k. dili s ıkı fıkı olmak, canciğer kuzu sarması olmak. utanmak. uyumak. kuşkular içinde olmak. suikasta u ğramak, suikasta kurban gitmek. ile ilişkisi olmak; ile ilgisi olmak. -e hayret etmek. -de bulunmak, -de olmak. dezavantajlı olmak. ne diyece ğini şaşırmak/bilememek. ne diyece ğini şaşırmak, söyleyecek söz bulamamak. 1. (birinin) morali bozuk olmak. 2. çok azalm ış olmak. durmak, durmu ş vaziyette olmak; kesilmek, kesilmiş vaziyette olmak. çok zor bir durumda olmak. -in amaçlar ı birbirine ters düşmek/birbiriyle çelişmek. kanlı bıçaklı olmak. kabahatli olmak. el altında olmak; yakında olmak. (with) (ile) ihtilafa dü şmüş olmak. k. dili 1. me şgul olmamak, boş olmak. 2. boşta gezmek. serbest olmak, (birinin) bir i şi olmamak. 1. (birilerinin) aralar ı açık olmak. 2. with -e aykırı olmak. bir kimseye arka ç ıkmak. en iyi durumda olmak, formunda olmak. yanı başında olmak, yanında olmak. ne yapaca ğını bilmemek, şaşırmak. k. dili ne yapaca ğını şaşırmak. hareketsiz olmak, hareket etmemek. tehlikede olmak. her an birinin emrinde olmak. birinin emrinde olmak: While I´m away my house is at your disposal. Ben yokken evim emrinizde. birinin emrine amade olmak. birinin hizmetinde olmak.

be at sea be at the end of one´s rope be at the end of one´s tether be at the end of one´s tether be at the mercy of be at the point of death be at variance with be at war be at work be averse to be avid for be awake to be aware of be awash be bad for be bad news be badly off be baffled be bang on be based on be behind the eight ball be behind the times be beneath s.o. be bent on/upon be bent out of shape be beset by/with be beside the point be beside the point/question be besotted with be better off be beyond belief be beyond dispute be beyond one´s ken be beyond s.o.´s grasp

1. denizde olmak; (aç ık denizde seyreden) gemide olmak. 2. k. dili şçaresiz aşkına dönmü ş olmak. kalmak. son kozunu oynam ış olmak. k. dili çok zor bir durumda olmak, ne yapaca ğını şaşırmış olmak. -in insafına kalmış olmak. ölmek üzere olmak. 1. ile uyu şmamak, ile araları bozuk olmak. 2. -e ters düşmek, ile şmek. çeli ş halinde olmak. sava işte olmak, iş başında olmak. 1. -den ho şlanmamak: He is averse to hard work. Çok çalışmaktan şlanm yor. 2. -e kar şı olmak: were olmak. averse to our plan. Planımıza ho şeyi ıelde etmek için) çok hıThey rslı/arzulu (bir -in fark ında olmak. -in fark ında olmak; -den haberdar olmak. 1. suyla kaplı olmak, sular altında olmak. 2. (bir şey) su içinde yüzmek. 3. with ile dolu olmak; bol miktarda bulunmak. ı olmak. -e zararl k. dili hiç iyi biri/bir şey olmamak. k. dili fakir/yoksul olmak. şaşırmak.

İng., k. dili tam isabet etmek, taşı gediğine koymak.
-e dayanmak. argo zor/mü şkül bir durumda olmak. çağın gerisinde kalmak. birine yak ışmamak, birinin tenezzül etmeyeceği bir şey olmak: That´s maz. beneath you. O sana yakşış ına koymu olmak. -i kafas ına/akl k. dili küplere binmek, ç ıldırmak. 1. -in (olumsuz yönleri) çok olmak: This project´s beset with problems. Bu proje problemlerle dolu. 2. ş -i kaplamak, ey olmak. -i istila etmek: I was suddenly konuyla ilgisi olmayan bir -in (konu şulan şeyle) hiç ilgisi olmamak: That´s beside the point. Onun ı kap yok. alakas İng. -e ılmak, ... sevdasına kapılmak, kendini -e kaptırmak. daha iyi durumda olmak. inanılması mümkün olmamak, inanılmaz olmak. tartışma götürmemek. (birinin) hiç bilmediği bir şey olmak. 1. birinin kavrayışının dışında olmak. 2. birinin elinden kurtulmuş olmak: ık onlara dokunamaz. 3. birinin elde They´re beyond his grasp now. Obir artş ey olmamak. hiç kabul olunacak/onaylanacak

be beyond the pale be beyond/without a shadow of a zerre kadar şüphe kalmamak. doubt 1. -in program ı dolu olmak. 2. -in tüm yerleri dolu/rezerve olmak. be booked up k. dili s ıkıntıdan patlamak/çatlamak. be bored stiff be born with a silver spoon in k. dili zengin bir ailenin çocu ğu olmak. one´s mouth -mesi kesin gibi/kesin olmak: He´s bound to win. Kazanmas ı kesin gibi. be bound to paramparça olmak. be broken to smithereens yangın yüzünden sokakta kalmak. be burned/burnt out be cast adrift be caught short be centrally located be chary of be close to

ak ıntıya bırakılmak. 1. paras ı çıkışmamak. 2. of yanında yeterli miktarda (bir şey) olmamak. İng. sık ışmak, aptesi gelmek. 3. şehrin merkezinde bulunmak. merkezi bir yerde olmak, (bir konuda) son derece ihtiyatl ı davranmak/dikkatli olmak: Be chary of ızı 2. o ş-in irkete rmadan investing your money in that company. Paran olmak. yakyat ını ıolmak. 1. (belirli bir zaman veya yerde) -e yak ın

be closeted with be cognizant of be comparable be composed of be concerned about be conditioned by be conducive to be congenial be conscious of be consoled be contrary to be convulsed with laughter be crazy about be cross with be cursed be damaged in shipment be delayed be delighted with be desirous of be destined be destined for be disdainful of s.t. be disenchanted with be disgusted with be disposed to be done for be doomed to be down in the dumps be down on be down to the wire be dressed in tatters be dressed up fit to kill be due be enamored of be encased in be enchanted by/with be encrusted with be encumbered with be endowed with be engrossed in be enmeshed in be enshrined in be entitled to be equal to be equivalent to be exempt be expecting

görüşme amacıyla (birisi) ile odaya kapanmak. -den haberdar olmak, -in fark ında olmak, -i bilmek. 1. to -e benzemek. 2. with ile kar şılaştırılabilir olmak. -den olu şmak, -den ibaret olmak. -den kayg ılanmak, -den endişe duymak, -i merak etmek. (bir şey) (başka bir şeye) bağlı olmak: Your spending capacity is ın gelir ına conditioned by the size of your income. Harcamalar etmek/sevketmek, -e müsait olmak: This ismiktar a place that´s insanı -e davet ş üncelere dalabilir. conducive reflection. Burada insanolmak. derin dü gelmek. 2. with -e uygun 1. to -e ho şto -in fark ında olmak, -i bilmek. avunmak. -e zıt olmak, -e ters düşmek. gülmekten katılmak. -e bayılmak. -e dargın olmak. lanetli olmak. (mal) yoldayken hasar görmek. gecikmek, geç kalmak. -e çok sevinmek. -i arzu etmek, -e can atmak. for/to talih taraf ından bir şeye yöneltilmek: He was destined for greatness. Kader onu büyük bir adam yöneltti. He was destined ğru) yol almak/gitmek; (bir olmaya yere doğ ru) gidecek olmak: The to (bir yere do ğ ru yol al ı yordu. ship was destined for China. Gemi Çin´e do bir şeyi hor görmek. gözünden dü şmek: I´m disenchanted with him. O, gözümden düştü. -den bıkmak. ... eğiliminde olmak. k. dili 1. mahvolmak; belaya çatmak. 2. pestili ç ıkmak, canı çıkmak. (kötü bir şeye) mahkûm olmak. çok neşesiz olmak, canı sıkkın olmak. -e karşı olmak. k. dili (bir şeyi yapmak için tanınan mühlet) bitmek üzere olmak; (bir işin) mşı ış y olmak: down to the wire. Bu işin sonuna sonuna ırtık pıWe´re rtık olmak, yırt ık pırt ık giysiler içinde olmak. (birinin)yakla üstü ş ba iki dirhem bir çekirdek olmak, çok süslenmi ş olmak. 1. to -den kaynaklanmak/ileri gelmek, -e borçlu olmak. 2. -in verilmesi/ödenmesi gerekmek/laz ım olmak: When is this note due? Bu -e âşık olmak. ile kaplı olmak; ile örtülü olmak. -e bayılmak, -i çok sevmek: She is enchanted with her new house. Yeni ılıyor. evine bay ınca bir tabaka) ile kaplı olmak. 2. (mücevherler) ile süslü olmak. 1. (kal 1. ile yüklü olmak. 2. ile doldurulmu ş olmak. Allah (birine) (bir şeyi) vermek: He´s endowed with a good memory. Allah ona iyiıp bir haf ıza vermiş. gitmek. -e dal (olumsuz bir duruma) dü şmek: He was enmeshed in his own intrigues. ı çok ayağı na dolanm ıştıolmak: . Kendi entrikalar içinde sayg ın bir yeri It´s an expression that´s (bir şeyin)

ız dilinde çok saygın bir yeri enshrined French usage. O deyimin Frans ı olmak. 2. -i yapmaya yetkisi olmak. 1. -e hakkin (bir işin) üstesinden gelmek.
-e eşit olmak. i. 1. karşılık, eşit. 2. dilb. eşanlamlı sözcük, eşanlamlı. (from) -den muaf olmak. f. muaf tutmak. k. dili hamile olmak, gebe olmak.

be fagged out be familiar to be familiar with be famished be fascinated by/with be fast be few and far between be fluent in be flushed with be fond of be for the benefit of be found wanting be free of be free to be free with one´s advice be free with one´s money be from be frozen hard be fucked up be full of beans be given to be going strong be going to be good at be good enough to be good for be good/bad at figures be greedy for be green with envy be guilty of be halfway through be halfway to be hand in/and glove with be happy with be hard at hand be hard at it be hard by be hard hit by be hard of hearing be hard on be hard on the heels of be hard put to be hard put to be hard up be hard up for money be hell on be here to stay

çok yorgun olmak, tur şu gibi olmak. i., argo 1. sigara. 2. homoseksüel erkek, ibne, tekerlek. olmak. -e aşina -i iyi bilmek. çok ac ıkmış olmak. -e kendini kaptırmak. (saat) ileri gitmek/olmak. nadir rastlanmak; çok seyrek olmak. (bir dili) ak ıcı bir şekilde konuşmak. (bir şeyin) verdiği heyecanla dolu olmak. -i sevmek. -in yararına olmak: This concert´s for the benefit of Darüşşafaka. Bu şşafaka´nın yararına. konser Darü kusurlu bulunmak. 1. (birinden) kurtulmu ş olmak. 2. (bir yerden) çıkmış olmak. -ebilmek: She´s now free to marry. Art ık evlenebilir. You´re free to go. Gidebilirsiniz. sorulmadan ö ğüt vermek. paras ını cömertçe harcamak. -den gelmek, -li olmak. donup kaskatı olmak. 1. kafayı yemek, kafayı yemiş olmak; kafayı üşütmüş olmak. 2. (iş/işler) berbat olmak, rezil olmak. ı ve hevesli olmak. k. dili çok canlmahvolmak, (bir şey yapmak) itiyadında olmak. enerjik bir şekilde çalışmak. 1. Niyet gösterir: She´s going to register for that course. O ders için ınıbir yapt ıracak. 2. Zorunluluk gösterir: You are radios. going to get that job, kayd şeyi) iyi yapmak: He´s good at repairing Radyo tamirini (belirli iyi yapar. bir iyilik edip de (bir yard ımda bulunmak): Will you be good enough to ım eder help me? bir Bir süre iyilik için) edip dayanmak: de bana yard 1. (belirli That rug´smisiniz? good for another twenty

yirmi yıl daha dayanır. 2. (belirli bir işe) yaramak: It´s years. halı birolmak. ı iyi/kötü hesabO gözünü (bir şey) hırsı bürümek.
1. çok k ıskanmak, kıskançlıktan çatlamak. 2. gıpta etmek. -in suçlusu olmak, -den suçlu olmak. -in yarısını bitirmiş olmak. -e giden yolun yar ısında olmak: We were halfway to Alanya. Alanya´ya ısındayd ık. giden yolun yar ın ilişki içinde olmak. ile yak -den memnun olmak. kapıda olmak, kapıya dayanmış olmak. k. dili çok çalışmak. -in çok yak ınında olmak; -e çok yakın olmak. -in çok zarar ını görmek: We were hard hit by the cold weather in December. Aralık´taki soğuk bize çok zarar verdi. ağır işitmek/duymak. k. dili 1. (bir şeyi) hor kullanmak. 2. (bir şeyi) çabuk eskitmek/mahvetmek. 3. ndan gelmek. -in(birine) hemen sert ard ıdavranmak. (bir şeyi) zorla/çok zor yapmak: They were hard put to finish it on time. Onuşeyi) vaktinde bitirmeleri çok zor oldu.I was hard put to give her an zorlukla/güçlükle (yapmak): (bir answer. Ona zor cevap verdim. k. dili (birinin) pek paras ı olmamak, (biri) züğürt olmak. para s ıkıntısı çekmek. -i hor kullanmak, -i hoyratça kullanmak. kalıcı olmak, vazgeçilmez olmak: Computers are here to stay. Bilgisayar artık hayatımızın vazgeçilmez bir parçası oldu.

be honeycombed with be hooked on be hungry be ignorant of be imbued with be implicit in be in be in the ascendant be in a (tight) spot be in a bad humor be in a bad mood be in a bad way be in a brown study be in a fix be in a flap be in a good humor be in a good mood be in a hurry be in a pickle be in a pinch be in a be in a be in a be in a

ile dopdolu olmak. k. dili 1. -in tiryakisi/ba ğımlısı olmak. 2. -e vurgun/âşık olmak. 1. aç olmak, karn ı aç olmak. 2. for -i çok özlemek; -i çok arzu etmek, -e susamak. -den haberi olmamak; ... hakk ında bilgisi olmamak. ile dolu olmak: He was imbued with a strong sense of duty. Görev a şkıyla doluydu. -de saklı olmak, -in içinde olmak: That´s implicit in what I said. O, ı. dediklerimde 1. evde/ofiste sakl bulunmak. 2. moda olmak. 3. (mevsimi geldi ği için) (sebze/meyve) ç ıkmak. doğu ufkunda görünmek. 2. (birinin) yıldızı parlamak; 1. (yıldız/gezegen) egemen olmak. k. dili zor bir durumda olmak. -in sinirleri/huyu/heyheyleri üstünde olmak. sinirleri tepesinde/üstünde olmak. 1. ağır hasta olmak. 2. çok zor bir durumda olmak. k. dili dalıp gitmek. zor bir duruma dü şmek. k. dili tela ş içinde olmak. -in keyfi yerinde olmak. keyfi yerinde olmak. 1. -in acelesi olmak, acele etmek: I´m in a hurry. Acelem var. Don´t be in too big a hurry. Fazla acele etme. 2. to (bir şeyi) çabuk/bir an evvel k. dili zor bir durumda olmak.

k. dili zor bir durumda olmak. (aslında istenilmeyen/orada bulunması yasak olan biri) (başkasının) place on sufferance /görmezlikten gelmesidurumda sayesinde bir yerde bulunmak: You müsamahas şeyler yapabilecek olmak. position to do s.t. (about) (bir konuda) ıbir ne yapaca ğını bilememek. quandary değişmek, değişim içinde olmak. state of flux k. dili tela ş/endişe içinde olmak. k. dili somurtup durmak. k. dili endişe içinde olmak. k. dili tela ş içinde olmak. k. dili tela ş içinde olmak. k. dili öfkesi burnunda olmak. İng., k. dili endişe/telaş içinde olmak. 1. (with) (ile) anla şmak. 2. with -e uymak; ile uyumlu olmak. hemfikir olmak; mutab ık olmak. aynı hizada olmak. (birinin) vaktinde ödenmemi ş borçları olmak. -in gözünden dü şmek. (bir davran ış) (birinin) karakterine uymak. (of) -in sorumlusu olmak, -e bakmak: Who´s in charge here? Buraya kim ıyor? olmak, -e uymak. bak -e uygun çok güç durumda olmak. çok zor bir durumda olmak. gözden dü şmüş olmak. gözden dü şmüş olmak. görünmek; görünürde olmak. (kötü bir şeyi) geçirmek üzere olmak. yürürlükte olmak. k. dili (bir şey) en hareketli zamanında olmak, hızını almak; yoluna girmek.

be in a stew be in a sulk/be in the sulks/have a fit of the sulks be in a sweat be in a swelter be in a swivet be in a temper be in a twist be in accord be in agreement be in alignment be in arrears be in bad odor with be in character be in charge be in conformity with be in dire straits be in dire/desperate straits be in disfavor be in disgrace be in evidence be in for be in force be in full swing

be in good taste be in good with be in good working order be in high spirits be in hopes of be in hot water be in hysterics be in juxtaposition be in keeping with be in labor be in league with be in limbo be in line with be in low spirits be in need be in need of be in neutral be in no hurry to be in on be in on the secret be in one´s element be in one´s glory be in one´s right mind be in order be in poor health be in possession of be in possession of o.s. be in power be in practice be in print be in progress be in quotes be in rags be in ruins be in rut be in s.o.´s debt be in s.o.´s grasp be in s.o.´s power be in s.o.´s shoes be in s.t. up to one´s eyes be in session be in shape be in short supply be in short supply be in sight be in step be in stitches

(bir şey) uygun düşmek, yakışık almak, yerinde olmak: That remark was ızdı. not in good taste. O lafgirmi yak ışı ş ks olmak. k. dili (birinin) gözüne iyi işler durumda olmak. keyifli olmak, keyfi yerinde olmak. -i ummak. k. dili ba şı dertte olmak, güç durumda olmak. 1. k. dili gülmekten kat ılmak, gülme krizi geçirmek. 2. isteri krizi geçirmek. birbirine yak ın bulunmak; yanyana bulunmak. -e uygun olmak. doğurmakta olmak. -in müttefiki olmak. iki cami aras ında kalmış beynamaza dönmek. 1. -e uymak. 2. ile bir hizada olmak. keyifsiz olmak. yoksul/fakir olmak. -e ihtiyac ı olmak; istemek.. (motor) bo şta çalışmak, rölantide durmak/çalışmak. (bir şey yapmaya) can atmamak. 1. -e dahil olmak/kat ılmak, -de payı olmak. 2. -i bilmek, -den haberi olmak. sırra ortak olmak. k. dili kendini rahat hissetti ği bir ortamda bulunmak. kendinden çok ho şnut olmak. aklı başında olmak. 1. düzenlenmiş/sıralanmış durumda olmak. 2. (işler) yolunda olmak. -in sağlığı iyi olmamak. -e sahip olmak, -si olmak. kendine hâkim olmak, kendine sahip olmak. (parti) iktidarda olmak. formda olmak. (kitap) yayımcısında mevcut olmak, kitapçılarda bulunmak. devam etmek, sürmek, yap ılmak: The battle was still in progress. Muharebe hâlâ devam ediyordu. The hearing is now in progress. ırnaklar içinde olmak. tırnak işaretleri/t (birinin) giysileri yırtık pırtık olmak. 1. harap/yıkık dökük bir halde olmak. 2. mahvedilmiş olmak. (hayvan) k ızışmak, kösnümek. bir kimseye borçlu olmak. birinin pençesine dü şmüş olmak. birinin elinde olmak. k. dili birinin bulundu ğu durumda olmak, birinin yerinde olmak. (yasadışı) bir işin içinde olmak, bir işe fena halde bulaşmış olmak. (mahkeme/toplant ı/kongre/parlamento) toplantı halinde olmak; yılınaolmak, girmiş kondisyonu olmak: Court´s in session now. (okul/üniversite) ö ğretim formda iyi olmak: The right players (for) (-e) hazır olmak; are in shape. az olmak; az Oyuncular bulunmak. formda. az miktarda bulunmak. 1. yak ın olmak, ufukta olmak: Victory is in sight. Ufukta zafer görünüyor. 2. (with) görülmek, gözle seçilmek. ına) adım uydurmak. 2. with -e ayak uydurmak: We´re 1. (ba şkalar ğa ayak uydurduk. in step with the times. Biz çatlamak. k. dili gülmekten kas ıklarıça

be in store for be in straitened circumstances be in substantial agreement be in sympathy with be in sync be in tatters be in tears be in the black be in the clear be in the doldrums be in the employ of be in the know be in the lead be in the limelight be in the making be in the market for be in the mood to/for be in the pink be in the pipeline be in the process of be in the red be in the right be in the running be in the same ballpark be in the soup be in the swim be in the throes of death be in the way be in the wind be in the wrong be in town be in transit be in trouble be in vogue be in with be in with be in work be in/under one´s charge be incapable of be inclined to be included be inconsistent with be incumbent on be indicative of be indifferent to be ineligible for be infatuated with

(bir şey) (birini) beklemek: A surprise is in store for you. Seni bir sürpriz bekliyor. yoksulluk içinde ya şamak, darlık içinde olmak. temelde anla şmak, temel noktalarda hemfikir olmak. (görüşü/fikri) anlayıp paylaşmak/desteklemek. senkronik olmak, senkronize edilmi ş olmak. 1. lime lime olmak, yırtık pırtık olmak. 2. (ad, şöhret v.b.) mahvolmak. ağlamak. borcu kalmamak, borçlu olmamak. şüphe altında olmamak; masumluğu ispatlanmış olmak. f. 1. (bir şeyi) (bir tırmak/yok Clear table! Sofray ı yerden) kald ırmak/uzakla ın esmediğişbir bölgede etmek: bulunmak. 2. the (birinin işleri) kesat 1. den. rüzgâr

ık ıntısı çekmek; efkârlı olmak. olmak. 3. can ış mak. (birisi için) çals (bir konuda) ço ğu kimsenin bilmediği şeyleri bilmek.
önde/başta gitmek. ilgi odağı olmak. hazırlanmakta olmak; oluşmakta olmak: There´s a new age in the şmakta. making. Yeni niyetinde bir devir olu olmak. -i satın alma canı (bir şeyi) yapmak istemek: I´m not in the mood to go there. Canım oraya gitmek istemiyor. I´m not the mood company. Kimseyle ğlam olmak, turp gibi in olmak. 2. enfor güzel halinde olmak. 1. sapasa k. dili hazırlanmakta olmak. sürecinde olmak, -mekte olmak. borçlu olmak. haklı/doğru olmak. adaylardan biri olmak. -e yak ın olmak. s. kabataslak, yaklaşık: Give me a ballpark figure. Bana kabataslak bir rakam söyle. olmak. k. dili ba şı dertte (of things) k. dili faal bir hayat sürmek; faal bir sosyal hayat ı olmak. can çekişmek. engel olmak, ayak alt ında olmak. k. dili (bir şeyin) (gerçekleştirilmeden önce) sözü edilmek: It´s been in the sözü ediliyordu. wind for some time now. Epey zamand suçlu/kabahatli olmak: You were in theır wrong. Kabahat sendeydi.

şehirde olmak.
(insanlar/mallar) yolda olmak; (insanlar) bir yerden ba şka bir yere geçmekte olmak; (mallar) bir yerden ba şka bir yere taşınmakta olmak. olmak. başı belada 1. moda olmak. 2. ra ğbette olmak. 1. ile arkada ş olmak, ile arası iyi olmak. 2. (birinin) gözüne girmiş olmak. k. dili (biriyle) çok iyi geçinmek; (birinin) gözüne girmi ş olmak. k. dili çalışmak, işi olmak, iş sahibi olmak: He´s been in work since May. ıstan beri çal ışıyor. May ğu alt ında olmak. sorumlulu -i yapamamak, ... yetene ğinin dışında olmak. -e meyli olmak. (in) -e dahil olmak/edilmek. ile çelişmek. -in sorumlulu ğu -e ait olmak, -e düşmek: It is incumbent on you to educate your children. etmek. ının eğitiminden sen sorumlusun. i. -i göstermek, -e işaret Çocuklar -e karşı ilgisiz olmak, -e ilgi göstermemek: He´s indifferent to her. Ona şı ilgisiz. kar uymadığı için) -e alınamamak/katılamamak. (şartlara -e deli gibi â şık olmak.

be infested with be informed about be inherent in s.t. be insensible be insensitive to be intended for be intent on be interested in be intimate with be into be intrinsic to be involved in be involved with be itching to be jealous of be keen on be lacking be laid up be late be leery of be left holding the bag be left holding the sack be left stranded be liable be littered with be loath to do s.t. be located in be long on be lost on be lousy with be low in be low on be low on one´s list be mad about be mad on be marooned be master of be mindful of be misguided be mistaken be mixed up be mixed up in be mixed up with be mounted on be much sought after be mysterious about be nauseated

-in içinde/üzerinde çok olmak, ile dolu olmak: The area´s infested with bandits. Bölge olmak. haydut dolu. -den haberdar bir şeyin aslında var olmak. 1. to -i hissedememek. 2. to -e kar şı ilgisiz olmak; -e aldırmamak. 3. of (tehlikeden) habersiz olmak; farkedememek. olmak; -e ald-i ırmamak. 2. -e duyarlı/hassas olmamak. 1.-e karşı ilgisiz için amaçlanmak, için olmak: This book is intended for children. Bu kitap . is intent on solving the problem. Sorunu çözmeye çocuklar için yazılmış ı olmak: He 1. -e kararl ı . 2. -e dalm ış olmak: He was so intent on his work that he Edebiyata lost all kararl She is interested in literature. -e ilgi duymak, -e merakl ı olmak: ilgi My uncle is interested in reptiles. Amcam sürüngenlere ile duyuyor. samimi olmak. k. dili (bir işle) uğraşmak; merakı (bir şey) olmak. Dividing two into twelve gives six. On iki bölü iki e şittir altı. -e özgü olmak. 1. -e kar ışmak: She was once involved in a scandal. Bir zamanlar bir ıştı.olmak. 2. ile meşgul olmak, ile uğraşmak: He´s involved in a skandala kar şk ış ilim şkisi k. dili ile a -e can atmak. -i k ıskanmak.

İng., k. dili -e çok hevesli olmak, -e meraklı olmak, -e düşkün olmak: be ğe hevesli olmak. keen on acting aktörlü 1. ... olmamak; ... eksik olmak: Something´s lacking here. Burada bir eksiklik var. 2. in -de ... olmamak: He´s in intelligence. Onda ak ıl ık v.b. nedeniyle) 1. biriktirilmek, ilerisi için saklanmak. 2.lacking (with) (hastal ğ a mahkûm olmak. yatakta/evde kalmak zorunda olmak, yata (for) (-e) geç kalmak, (-e) gecikmek.
-den çekinmek. k. dili 1. kabak ba şına patlamak. 2. avucunu yalamak. k. dili 1. kabak ba şına patlamak. 2. avucunu yalamak. bak. be stranded. 1. for -den sorumlu olmak. 2. to (biri) ... e ğiliminde olmak. 3. to ... ihtimali olmak: He´s get caught. Onun yakalanma atliable ılmış (to şeyler) ile darmada ğı nık olmak. ihtimali yüksek. gelişigüzel 1. bir şeyi yapmayı hiç istememek. 2. bir şeyi yapmaktan çekinmek. -de bulunmak/olmak. -in fazlas ı olmak. -i etkilememek. k. dili 1. ile dolu olmak, ile kaynamak. 2. (birinde) bir şey çok olmak: He´s çok. lousy with money. OnunIt´s paras ı az olmak: lowı in cholesterol. Onun kolesterolü az. -in ... miktar k. dili (bir şeyin stoku) az olmak: We´re low on wood. Az odunumuz kaldı. k. dili -in önemli sayd ığı işlerden olmamak: That´s low on my list right now. imdi için sevmek, ön planda de ğ il.ınca âşık olmak. 2. -e bayılmak. O lg k.şdili 1.benim -i deli gibi -e çı

İng., k. dili, bak. be mad about.
(on) (-de) mahsur kalmak. -in ustas ı olmak. 1. -i hatırında tutmak. 2. -e dikkat etmek. 1. (insan) yan ılmak. 2. yanlış olmak. yanılmak. zihni karışmak. -e karışmak, -e bulaşmak. ile ilişkisi olmak. (binek hayvan ına) binmiş olmak. çok aran ılan/istenilen bir şey/biri olmak, çok rağbette olmak, çok rağbet görmek. k. dili -in ne oldu ğunu açıklamaktan kaçınmak; ... hakkında konuşmaktan ınmak; ... konusunda doğru dürüst cevap vermemek. kaç midesi bulanmak.

be necessary be no great shakes be no slouch at/as a be noncommittal be none the worse for be nonplussed be notable for be noted for be nothing but skin and bones be noth-ing to write home about be nuts be nuts about be o.s. be obliged be obliged to do s.t. be oblivious of/to be obsessed by/with be of capital importance be of one mind be of prime importance be of service to be of the same mind be of use be of use for s.t. be of value be of/in two minds about be off be off guard be off in one´s calculations be off one´s nut be off one´s rocker be off one´s trolley be off sick be off the air be off the beaten track be offended be OK, OK be on be on a better footing than ever be on a diet be on a par with be on an even keel be on display be on edge be on familiar ground be on fire be on good terms

gerekmek, lazım olmak/gelmek, icap etmek. k. dili üstün biri olmamak. k. dili (belirli bir konuda) hiç fena olmamak, baya ğı iyi olmak: He´s no ğı iyi. slouch as an artist. Ressamrengini olarak belli baya belirli bir cevap vermemek; etmemek. (bir şeyden) (birine) hiç zarar/halel gelmemek: They were none the worse ı olmadı. for it. Onlara hiç şaşk ına dönmü ş zarar olmak. ile tanınmak, ile meşhur olmak; ... için önemli sayılmak. ile tanınmak, ile meşhur olmak; ... için önemli sayılmak. k. dili bir deri bir kemik kalmak. k. dili tamah edilecek bir matah/mal olmamak. aklını oynatmış olmak, kafadan kontak olmak. 1. -in delisi olmak. 2. -in hayran ı olmak, -e deli olmak. kendisi gibi davranmak, normal bir şekilde hareket etmek. memnun olmak: I´d be obliged if you´d come early. Erken gelirsen memnun olurum. mecbur olmak. bir şeyi yapmaya (etrafında olup bitenlerin) farkında olmamak. -i aklına takmak, aklı -e takılmak. çok önemli olmak, çok önem ta şımak. hemfikir olmak, ayn ı fikirde/düşüncede olmak. çok önemli olmak. -e yardımı dokunmak, -e yardım etmek. hemfikir olmak, ayn ı fikirde/düşüncede olmak. yardım etmek. bir şeye yaramak. değerli olmak. -in hakk ında kesin bir karara varamamak. 1. gitmek; yola ç ıkmak. 2. (elektrik/su/gaz) kesik/kesilmiş olmak; ışık) söndürülmüş/kapalı olmak; (makine/aygıt) kapalı olmak: The (elektrik/ tetikte olmamak. hesabında yanılmış olmak. k. dili aklını kaçırmış olmak, aklını oynatmış olmak. k. dili ç ıldırmış olmak. k. dili kafadan kontak olmak. hastalık nedeniyle işe gelmemiş olmak. (radyodan/televizyondan) yayımlanmamak; yayımda olmamak. k. dili her yerden uzak bir yerde olmak, da ğ başında olmak. gücenmiş/alınmış olmak. iyi olmak. 1. (elektrik/su/gaz) aç ık olmak; (elektrik/ışık) açık olmak. 2. ıt) çalışmak, aç ık olmak. (makine/ayg daha iyi olmak. araları her zamankinden perhiz yapmak, rejim yapmak. ile aynı/eşit derecede/değerde olmak. 1. başta ve kıçta çektiği su aynı olmak, (gemi) dengede olmak. 2. k. dili şey yolunda olmak. her sergilenmek. sinirleri gergin olmak. 1. bildiği bir yerde/yörede bulunmak. 2. bildiği bir konuyla ilgilenmek. yanmak. (with) (biriyle) aras ı iyi olmak: Ece´s on good terms with Ayşen. Ece´nin Ayşen´le arası iyi.

be on guard be on its way out be on one´s hands be on one´s last legs be on one´s mettle be on one´s own be on one´s own responsibility be on one´s toes be on one´s way out be on overtime be on pins and needles be on probation be on s.o.´s side be on s.o.´s trail be on s.t.´s trail be on show be on skid row be on speaking terms be on strike be on tap be on target be on television be on tenterhooks be on the air be on the alert be on the ball be on the decline be on the defensive be on the go be on the high (low) side be on the house be on the level be on the make be on the mend be on the point of be on the right road be on the road be on the safe side be on the shelf be on the skids be on the spot be on the table be on the telephone be on the tip of one´s tongue be on the tip of one´s tongue be on the up-and-up be on the wane

1. nöbet tutmak. 2. tetikte olmak. -in devri kapanmak üzere olmak. (yük sayılan bir şey/biri) -in başında olmak, -in sorumluluğunda olmak. ömrü/miad ı dolmak üzere olmak. elinden geleni yapmaya hazır olmak. 1. başkasından yardım görmeden geçinmek/rızkını kazanmak, kendi nın çaresine bakmak. 2. yalnız başına kalmak. kendini ba şı şeyden) kendisi sorumlu olmak. (yaptığıgeçindirmek, k. dili uyan ık/dikkatli olmak. çıkmak: We were just on our way out. Biz şimdi çıkıyorduk. fazla mesai yapmak, mesaiye kalmak. k. dili diken üstünde olmak, endi şe içinde olmak.

şartlı tahliyeden sonra gözetim altında olmak. 1. birinden yana olmak, birinin taraf ını tutmak. 2. birinin lehinde olmak, ı olmak: Youth is on your side. Genç olman lehinedir. birine yararl birinin izini takip etmek; birini aramak.
1. (av köpe ği) avın izini takip etmek: The dogs´re on the trail. Köpekler iz eyi takip etmek; bir şeyi aramak. sürüyor. 2. bir şolmak. sergilenmekte k. dili serseri ve sefil bir hale dü şmüş olmak. (with) (biriyle) selamla şıp konuşmak. grev yapmak. 1. k. dili hazır bulunmak. 2. (bira) fıçıdan alınıp satılmak. 1. (bir tahmin) do ğru çıkmak. 2. (bir iş) belirlenen süreye uygun olarak ilerlemek. televizyonda olmak; televizyona ç ıkmak. endişe içinde olmak. (radyodan/televizyondan) yayımlanmak; yayımda olmak. tetikte olmak. argo ak ıllı ve dikkatli olmak. (kuvvetli/yüksek bir durumdan) dü şmekte olmak: The birthrate is on the ğum oranı olmak. düşmekte. The Roman Empire was on the decline. decline. Do savunma durumunda birtak ım işlerle meşgul olmak. oldukça pahalı (ucuz) olmak. ... işyerinin ikramı olmak, ... şirketten olmak: Your meal tonight is on the house. Bu geceki yeme ğiniz lokantamızın ikramı. ğruyu söylemek. k. dili do k. dili 1. kö şeyi dönmeye çalışmak; statüsünü yükseltmeye çalışmak. 2. ki için eş aramak. cinsel iliş şmek. (hasta) iyile -mek üzere olmak: He was on the point of going. Gitmek üzereydi. doğru yolda olmak. 1. yolda olmak, seyahat etmek. 2. yola ç ıkmış olmak. 3. to -e doğru ilerlemek. ihtiyatlı davranmak. 1. k ızağa çekilmiş olmak; emekliye ayrılmış olmak. 2. (kadın) evde kalmış olmak. k. dili kötü bir durumda olmak, kötüye gitmek. olayın geçtiği yerde bulunmak. 1. teklif edilmiş olmak. 2. (tasarının/meselenin) görüşülmesi/tartışılması ılmış olmak. ileri birtelefonda tarihe b ırak şmak. k. dili olmak/konu k. dili dilinin ucunda olmak: It was on the tip of my tongue. Dilimin ı. ucunda olmak. ucundayd k. dili dilinin k. dili yalans ız konuşmak; dürüst bir şekilde davranmak: I think he´s on the up-and-up. Bence numara yapm ıyor. azalmakta/batmakta/sönmekte/sonuna yakla şmakta olmak.

be on the watch be on the wing be on to be on top of be on top of the world be on top of the world be on top of things/the news be on trial be on vacation be one jump ahead be one with be one´s own man be one´s own man be one´s own master be onto a good thing be open to dispute be operated on be opposed to s.t. be oriented towards be out be out and about be out for s.o.´s blood be out in force be out in left field be out in one´s reckoning be out of be out of a job be out of character be out of character be out of commission/kilter/whack be out of control be out of earshot be out of favor (with) be out of it be out of line be out of luck be out of one´s mind be out of one´s mind be out of order be out of place be out of place be out of plumb be out of practice be out of practice be out of print be out of print be out of reach

1. tetikte olmak, kulak kesilmek. 2. nöbette olmak. uçmakta olmak, uçmak. k. dili (birinin) ne halt/haltlar yedi ğini/karıştırdığını bilmek. k. dili (duruma) hâkim olmak. k. dili çok mutlu olmak, sevinçten uçmak. k. dili sevinçten uçmak, ayaklar ı yere değmemek, bastığı yeri bilmemek. k. dili olup bitenlerden haberdar olmak. 1. yargılanmak. 2. denenmek. tatilde olmak, tatil olmak: Schools are on vacation. Okullar tatil. k. dili 1. (of) (-den) önce davranarak avantajl ı durumda olmak. 2. of -den ım ilerideolmak. olmak. iki ı fikirde ile ad ayn başına buyruk olmak. yerini korumak. başına buyruk olmak. k. dili yağlı bir iş bulmuş olmak. (bir şey) tartışılabilmek, tartışmaya açık olmak. ameliyat olmak. bir şeye karşı olmak, bir şeyin aleyhinde olmak. -e yönelmiş olmak. 1. dışarıda olmak: He´s out at the moment. Şu an burada değil. 2. (belirli ığı I had to buy them lunch, and bir miktar para) gitmek; (para) aç ı/soka ğa çıolmak: kıp gezmek. (nekahetten sonra) d ışar k. dili birinin hakk ından gelmek istemek. k. dili ortalıkta çok olmak. argo çok yan ılmış olmak. hesabında yanılmak. 1. (bir şey) tükenmiş olmak, kalmamak: We´re out of gas. Benzinimiz bitti. By the time he reached the top of the hill he was out of breath. Yoku şun olmak. işsiz (bir davran ış) (birinin) karakterine uymamak. (bir davran ış) birinin her zamanki davranışlarına uymamak. k. dili bozulmu ş olmak. 1. kontrolden ç ıkmış olmak, frenlenemez olmak. 2. (biri) dizginlenemez olmak. (uzakta oldu ğu için) işitememek, duyamamak. (birinin) gözünden dü şmüş olmak. argo başka bir dünyada yaşamak, hayal dünyası içinde olmak. 1. yersiz/uygunsuz/yak ışıksız olmak, yakışık almamak. 2. sıradan çıkmış olmak. şansı olmamak, şansı yaver gitmemek. 1. aklı yerinde olmamak, aklını kaçırmış olmak. 2. çok öfkeli olmak. k. dili aklını kaçırmış olmak, delirmiş olmak, keçileri kaçırmış olmak. 1. (makine/ayg ıt) bozulmuş/bozuk olmak, çalışmamak. 2. düzensiz ırı olmak. 4. uygunsuz olmak. olmak. 3. usule ayk ışıksız olmak, 1. (her zamanki) yerinde olmamak. 2. yersiz/uygunsuz/yak ışı k almamak. yak 1. (fiilen) yerinde olmamak. 2. uygun dü şmemek.

şakulünde olmamak, şakulden kaçmak. (uzun zamandan beri bir şeyi yapmadığı için) (onu) iyi yapamamak. formda olmamak; formdan dü şmüş olmak. (kitabın) baskısı tükenmiş olmak. (kitap) yayımcısında mevcut olmamak, kitapçılarda bulunmamak, ın) bask ısı tükenmi olmak. (kitab ında olmamak. 2.şeri şilemez olmak. 1. el alt

be out of season be out of shape be out of shape be out of sorts be out of sorts be out of step be out of stock be out of sync be out of the hole be out of the picture be out of the question be out of the running be out of the running be out of the woods be out of the woods be out of this world be out of this world be out of touch be out of touch with be out of work be out of work be out on maneuvers be out on strike be out on the end of a limb be out on the town be out on the town be out to be out to lunch be over be over and done with be over one´s head be over s.o. be over the hump be overcome by/with be overdrawn be overgrown with be overjoyed be overwhelmed by/with be overwhelmed with be par for the course be parallel with/to be peeved at be peopled by/with be perishing be pertinent to be pissed be pleased to do s.t.

-in mevsimi bitmiş olmak. formunda olmamak. 1. formda olmamak, formdan dü şmüş olmak. 2. şeklini kaybetmiş olmak, ıpssinirleri ız olmak. kal k. dili ayakta olmak. k. dili can ı sıkkın olmak, keyfi kaçmak/bozulmak. 1. (with) (ba şkalarına) adım uydurmamak. 2. with -e ayak uydurmamak. stokta bulunmamak. senkronik olmamak, senkronize edilmemi ş olmak. k. dili borçtan kurtulmu ş olmak. k. dili (biri) sahneden çekilmi ş olmak, işin içinde olmamak. k. dili söz konusu olmamak, dü şünülmemek, uygun sayılmamak. (yarışmadan) elenmiş olmak. adaylıktan elenmiş olmak. (hasta) hayati tehlikeyi atlatm ış olmak. k. dili tehlikeyi atlatm ış olmak. argo çok güzel/harika/süper olmak. k. dili süper/fevkalade güzel/fevkalade/harika/harikulade olmak. 1. (with) (biriyle) iletişim içinde olmamak. 2. dünyada olup bitenlerden şmeler hakkında bilgisi haberi olmamak. 3. with (bir konuya) ait yeni geli 1. ile temasta bulunmamak. 2. -den habersiz olmak. işsiz olmak. işsiz olmak. ask. manevra yapmak. grevde olmak. desteksiz kalmak. şehirde yiyip içip eğlenmek. k. dili şehirde zevk peşinde koşmak. (bir amaç) pe şinde olmak; (bir şey) için fırsat kollamak: He´s out to get ından gelmek fırsat kolluyor. They´re to win him. Onun hakk le yeme ği yemeye çıkmışiçin olmak. 2. argo kafas ı izinliout olmak. 3. the argo 1. öğ

pek çalbitmek, ışmamak. kafas şı olmak, sona ermek: The concert´s over. Konser bitti. It´s bitmi zda her şey bitti. over between us. Aram olmak. k. dili tamam ıyla bitmiş ı
1. (su) boyunu geçmek/a şmak. 2. (birinin) bilgisi/yeteneği dışında olmak. birinin amiri olmak; birinden daha yüksek bir görev/makam/rütbe sahibi olmak. işin en zor tarafını atlatmış olmak, düze/düzlüğe çıkmak. -den (kötü bir şekilde) etkilenmek: She was overcome by the smoke. ı kendinden2. geçti. He was overcome emotion. Öyle Dumandan dolaygöstermek. ından fazla para with çekmi ş olmak; 1. borç bakiyesi hesab ş olmak. (hesaptan) fazlav.b.) para çekilmi olmak. (yabani bitkiler ile kapl ı/örtülü çok sevinmek. 1. (duygulara) yenik dü şmek, yenilmek. 2. (sorumluluk, ağır bir iş v.b.) ezilmek. alt -e garkolmak. -eında boğulmak, k. dili normal sayılmak. 1. -e paralel olmak. 2. -e benzemek. -e sinirlenmek, -e sinir olmak. (bir yerin) halk ı/personeli -den oluşmak/ibaret olmak. 1. çok ü şümek. 2. (hava) çok soğuk olmak. ile ilgisi olmak, ile ilgili olmak. 1. off k ızmış/sinirlenmiş olmak. 2. İng. fitil/çok sarhoş olmak. (bir şeyi) memnuniyetle yapmak: I´d be pleased to do it. Memnuniyetle yaparım.

to. sıkışık bir durumda olmak. person. 2.. .. 1. fiyatı . oldu ğu ilgili söylenmek: He is reputed to 3.. -e satılmak: They´re priced at a million liras each. -e uygun/özgü/ait olmak.o. beto an . yok. 2. dolu olmak. -den gurur/k ıvanç/övünç duymak. kayn çok ı yayg İng. herkese nasip olmamak. kirli olmak. to tıb. çok iyi bir şey olmak. dili keçileri kaçırmış olmak.´s due -den memnun olmak. (tedaviye) cevap vermek. -e iyi uymak. dili -in az vakti olmak. -e eövdü. şakulünde olmak. to -e razı olmak. -ehonest akrabal u ba san . söylenilmek. (kuş) havada hareketsizmiş gibi durmak. ın olmak.o. cevap vermeye istekli olmak. sava şa hazır bir şekilde beklemek.. Onu çok ğilimi olmak. k. 1.. dili hesapla 1. delirmiş olmak. sıkışık olmak. k. Afrika´yı-e olmak.. Çabuk ol/olun! 1. 2. -den olumlu bir şekilde etkilenmek. dayalı -e meyilli/e ğilimli/yatkın olmak. olduğ ğ u söyleniyor. birinin s ırdaşısat (bir eylemi) defalarca yapmak: She was profuse in her praise of him. .. 3. k. Onlar ılıyor. bir insan oldu 1. -den kurtulmu ş olmak. k. şakulüne (çukurlar) ile 3.. düpedüz. -e kendini kaptırmak. birinin hakk ı olmak. be resigned to be responsive be retired be revolted by be rid of be ridden with be rife be round the bend be rumored be s. (-den) emin olmak. birbirine zıt olmak. k. -e sahip olmak. 2. dili (bir sisteme) ba ğlı olmak. şaşırmak. olağanüstü bir şey olmak: It is quite şmsomething ış olmak. afallamak.. to be made a countess these days. ile iftihar etmek. k. şakullemek. olmak. zamanı dar olmak. a ğızdan ağıza dolaşmak. hazır/hazırlıklı olmak.getirmek. -e hazır olmak.s.´s secrets be profuse in be prone to be proof against be proper to be proud of be provoked at be pushed for money be pushed for time be puzzled Be quick about it! be quite something be quits be related be reputed to be . -e karşı dayanıklı/dirençli olmak. z. -e k ızmış/sinirlenmiş olmak. to -e duyarlı/hassas olmak. 2. Onlarla ık ğıılmak.. resign o. be plugged into be plumb be pocked with be poised for be poised for battle be poised in the sky be poles apart be polluted be positive (of/about) be possessed of be possessed with be predicated on be predisposed to be prejudicial to be prepared be prepossessed by be pressed be pressed for time be pretty well suited to be priced at be privy to s. ask. -in üzerine kurulmu -e dayanmak. ile övünmek. Bu binada fareler ile dolu olmak: yor.. iskandil etmek. Onun dürüst bak. 2. dili para s ıkıntısı çekmek. -e meyilli olmak. 1. -den kurtulmak: We´re rid of them now! Onlardan kurtulduk artık! This building is ridden with rats. dili gerçekten.. birer milyona olmak. emekli/tekaüt olmak. (ile) ilgisi olmak. Africa. (to) (ile) akrabalık bağı olmak: He´s not related to them.be pleased with be pleased with o. f. -e zararlı olmak. (to) (ile) olmak.ş olmak. -den tiksinmek.s. -in vakti çok daralm ış olmak. kendinden memnun olmak. tutkusuyla yan ıp tutuşmak: He was possessed with a desire to see görme tutkusuyla yan ıp tutuş uyordu.

be separated be set be set in one´s ways be shackled by be short be short for be short of be short on be shorthanded be shot of be shot through with be shy about be shy of be sick be sick and tired of be sick at one´s stomach be sick for be sick of be silent on be sitting pretty be sitting pretty be situated be skilled in be slanted towards be slated be slumped to one side be snookered be snowed in be snowed under be soaked in be soaked to the skin be soft on be solicitous be solidly for be something of a . önyarg şey) (belirli bir miktarda) eksik olmak. 2. başını kaşıyacak vakti olmamak. 1. to (bir şey) yapmak istemek. programa göre (belirli bir zamanda) olmak. I´m sorry I´ve olmak. Kendi ılarının (bir tutsa ğıyd ı. üzülmek. (bir şeyi) -den yana olmak. birinin yan ından ayrılmamak. köşeye sıkışmak.´s shadow be s. Plana göre in şaat ış ılm ış/yaslanm olmak: He was sitting slumped to one bir yana kayk ılm ış oturuyordu. Bir yana kayk İ ng. kenar yapmak. Alibeyköy´de adamçap olmak. hasta olmak. Monday.. Bu konuda kanunda yaz ılı bir şey yok. bizim (biri) kendi ında bir . dili iliklerine kadar ıslanmak. gibi bir şey olmak. k.. I´m He´s actually a conservative in disguise. yetmemek.. k. (bir işin) ustası olmak. hakk ında hiçbir şey dememek/söylememek/yazmamak: The law is silent point. ile dolu olmak. . dili -e fazla yumu şak davranmak. -i merak etmek. programda olmak..t. butter! Tereya şınmak: is spoiling for sparing a fight. Bende beş kitap eksik. k. Görüşlerin tamamen birleştiğini belirtir: Alibeyköy is solidly for our man. (bir şeyde) (bir öğe) yer yer bulunmak: Her poetry is shot through with Şiirlerinde yer yer mizah var.t. (belirli bir şeyin) kısaltması/kısas 1..) (birinde) ı k ış t ı ramamak: I´m short five books. Gitti ğine üzüldüm.. (bir giysi) (birine) k ısa olmak: He´s short on ği smarts. dili (birinin) her şeyi tıkırında olmak.. Onda pek kafa yok. k. a poet.. dili işten başını kaldıramamak. olmak: She´s something of .” sorry to see her go. olmak: He´s somewhat of a philosopher. be somewhat of a . dili çok zor bir durumda kalmak/bulunmak. ayrılmak. bir şey kılığına girmiş olmak: That´s a blessing in disguise. 1. 2.be s. Filozof (biri) gibi bir kendi . -den çekinmek. 2. kendi kurdu -in tutsa ğı olmak: She was shackled by her prejudices. 2. eksik olmak: We´re ım ız kâfi de ğil.. k. dili on iyi this durumda k. kardan mahsur kalmak. Dövü için kaşı nıyor. pek on -işa akl ına koymak: He´s set on going.” “Üzüldüm. 1.” “I´m sorry. be sore about be sorry be soused be sparing in/with be spoiling for be spread-eagled birinin gölgesi olmak. (bir yerde) bulunmak: The town´s situated on a river.o. k. -den bıkmış olmak. (belirli bir miktarı) (s. (bir yerden) (belirli bir uzaklğ ıkta) short of cups. k. (varolan şeyler/birileri) kâfi gelmemek. dili ka kol ve bacaklar ı yana açılmış durumda yatmak. -den kurtulmak.olmak. ında bir . Şehir bir nehrin ındaiyi bulunuyor. Köy da ğların ında bulunuyordu.. humor. ın/gücenik olmak.. (belirli bir konuda) birinin eksikli i 1.. k. in disguise be scared be scheduled Be seated. olmak: His flight is scheduled to arrive at three o´clock in the huk. İng.. dili -den illallah demek: I´m sick and tired of this! Bundan illallah! midesi bulanmak. 2. gibi bir şey herkes şey çap o. -i çok özlemek. esirgemek: Don´t be sparing with the ğınıHe esirgeme! He´s in hisşmek praise. about -e ilgi göstermek. planda olmak: Construction is slated to start on pazartesi günü ba şlayacak. O gizli bir Tanr (of) (-den) korkmak: scared of spiders. olmak. k. Fincanlar gelmek. dili sarhoIşwas (bir şeyi) çok az yapmak/kullanmak. bulunmak: The village was set deep in the mountains. 1. . üzgün olmak: “Yusuf died. tarifeye göre (belirli bir zamanda) Oturunuz. -de personel eksikli İng. kusmak. 2. ayrı yaşamak. -in taraf ını tutmak. Gitmeyi ortas ğu düzenden şmayan biri olmak.” “Yusuf öldü. Çok az över. dili -e k ızg 1. O aslında ının bir lütfudur.. büyük bir side. He´s one ç ı olmak. -den bahsetmekten çekinmek. Örümceklerden korkuyorum. Şair gibi bir şey o. ı tutuyor..

-in hizmetinde olmak: Should faith be subservient to reason? İnanç aklın hizmetinde mi yetmek. 1. beklenmek: You´re supposed to stand up when he walks in. buz gibi olmak. Bu zaman masa toz içinde. ile courtyard was thick with smoke. -in kurban ı olmak. dili hık demiş (birinin) burnundan düşmüş olmak. kendinden emin olmak. -i çok be ğenmek. (bir şey) çok bulunmak. The 1. -den etkilenmek. -e teğet geçmek. 2. dili tamam ıyla soğumuş olmak. kişi) hesapla şmış dili (bir hesap) görülmü şeyin) eksikli ğini/yoklu ğunu çok He´s (iki starved for affection. -den şüpheto etmek. 2. Avlu duman içindeydi. (gemi) karaya be ı halde ıbelirli bir amaç için çalış mak. be ş parasız olmak. ı dili (bir konuda) ç ıış kald ıktan sonrazorluk bunalm olmak. dili -i çok sevmek. Onların evi misafirlerle dolup fazla k. (hava) yapış yapış karmak. kapl She´s always there whenthick you need her. hissini vermek. dili bir yerde uzun 3. -den daha az önemli (bir şeyden) şkas ın ın) emrinde olmak. olmalı? yeterli olmak.s. ile kaplanmak. diliiş (birine) â şık olmak. On ş saat boyunca havaalan nda mahsur kald ık. oturmuş birbirine zıt olduklar 1. (belirli bir konuda) iyi/yetenekli olmak. dili meteliksiz olmak. be surrounded by/with be susceptible to be suspicious of be swamped with be sweet on be sympathetic to/towards be tailor-made for be taken aback be taken ill be taken up with be taken with be talked out be tangent to be tantamount to be the death of be the spitting image of/be the spit and image of be the victim of be there be thick with 1. (at/by) (-e) şaşakalmak. Çok i var. etrafı (bir şey/birileri) ile çevrili olmak. This is subject to confirmation the assembly. (bir . gerekmek. Bu meclisin aş ağı kalmak. Ne ihtiyac ın olsa vard ı olmak: This table´s with dust. -den ku aşırı miktarda olmak. (yüzey) yap ış yapış olmak. k. . şey) (bawith şka bir şeyi) akla getirmek. çok miktarda . Gözleri ya şla doluydu. nemli olmak. 2. (biri) için biçilmiş kaftan olmak. İki saat sonra hâlâ ağrı ı. söyleyecek sözü kalmamak. with k. (bir şey için) kolay bir hedef olmak: This place is susceptible naval attacks. (birine) dürüstçe davranmak.birlikte 2. intihar etmeyi dü -e uygun olmak. çok şaşırmak. olmak. olmak. 1. (bir hastalığa) karşı direnci olmamak. (biriyle) do ğru/yalansız konuşmak. 2. 2. 1. 2. lazım olmak: You´re girdi ile dopdolu olmak. O ğinde aya ğa kalkmanız bekleniyor. k. 1. (baolay ı) takip etmek. about k. -e tabi/ba ğlı olmak: This income is subject to taxation. 1. -den sonraby gelmek. (belirli bir) izlenim bırakmak. k. süre kapal k. hastalanmak. dili tamamen sa ğır olmak. (bir şeyin) yabancısı olmak. duvar gibi olmak. ile meşgul olmak. ş olmak.. Bu gelir vergiye tabidir. ile dolu olmak: Her eyes were suffused tears. (iki duymak: kişi) fit olmak. -i çok desteklemek. (belirli bir renge) boyanmak.. ile eşanlamlı olmak. var olmak: Two hours later the pain was still there.. k. 2. 2. -in ölümüne neden olmak. yer yer bulunmak. destek vermek. ş ünmek. mahsur kalmak: We were stranded at the airport for fifteen hours. (bir ış . 1. 2. (biri/bir şey) için özel olarak yapılmış olmak. (birine) doğru söylemek.. -den hoşlanmak. Sevgiden yoksun kalm 1. ile aynı olmak. (bir yer) (birine) yabanc ı olmak. dili (biriyle) aç ık konuşmak. yapışkan olmak. Buras ı denizden şku duymak. (görüşü/fikri) anlayıp paylaşmak/desteklemek. 1. k. They´re swamped with guests.be square be starved for be sticky be stir crazy be stone broke be stone cold be stone deaf be straight with be stranded be strange bedfellows be strange to be strong for be strong in be strong on be studded with be subject to be subordinate to be subsequent to be subservient to be sufficient be suffused with be suggestive of be suicidal be suitable for be supportive be supposed to be surcharged with be sure of o. k. içinde boğulmak: He´s swamped with work. (belirli bir olaydan) sonra olmak/vuku (belirli bir bulmak.

(para) yönden) ancak belirli birkaç amaç için kullan ılabilmek. -in egemenliği altında olmak. 2. aday son derece memnun olmak: I´m tickled (belirli to hear they´re coming.o. görüşülmekte olmak. varsaymak. Mark ınının tahakkümü altında olmak. zan altında bulunmak. -e sad sözünü tutmak. tutuklu olmak. -den rahats be uncomfortable with be undaunted by be under a ban be under a cloud be under arrest be under attack be under consideration be under construction be under custody be under discussion be under guard be under house arrest be under oath be under pressure be under repair be under s. 2. the pound. I am unable to make the decision by myself. -in nüfuzu alt ında olmak. (manevi) bask ı altında olmak. hayretler içinde kalmak. 3. 1. 2.´s discredit be tolerant be too much for be true to be true to one´s word be tuckered out susamak: I´m thirsty. dili pestili ç ıkmak. dayanmak. k. İşin zorluğu karşısında cesareti yasaklanmak. of be unable to get a word in karşısındakinin fazla konuşmasından dolayı ağzını açamamak. -amamak. çok yorulmuş olmak. tamirde olmak. 3. -ememek. zannetmek. -in gücünü a şmak: These stairs are too much for an şlı bir adamın bu merdivenleri çıkması çok zor. üzerinde dü şünülmek. için çok-e zor olmak. old man. (of) (-den) utanmamak/utanç duymamak.) -e tahammül etmek. Susad ım. koruma altında olmak. 1. alkollü olmak. duymak. birinin zarar ına olmak. stres içinde olmak. dili birinin kontrolü alt ında olmak. -den âciz olmak: She was unable to come. dili bir kad k. -i hiç dü şünmemek: Don´t be thoughtless of the future! Geleceği ün!/Gelece ği dü şünmezlik etme! dü ş olmak: Are you through? Bitirdin mi? 2. 2. farzetmek. . yeminli olmak. dili 1. ıkmak. -den haberi olmamak. me şgul olmak. (bir şeyin) (belirli bir şeye/yere) verilmesi planlanmak. -den b(hukuki suçlusu olmak. dili 1. inşaat halinde olmak. -e hiç tahammül edememek. dili iki ki ızca kendi yetenekleriyle idare etmek kalmak. Sabah erken kalkmaya al ışık değil.´s thumb be under stress be under suspicion be under the assumption that be under the influence be under the sway of 1. 2. -e susamak. sözünü yerine getirmek. topa tutulmak. -den habersiz olmak: He is be unaware of unaware of ıhis Çevresindekilerin fark ında değil.o. dili 1.b. edgewise -e alışık olmamak: He is unaccustomed to getting up early in the be unaccustomed to morning. k. -e tabi olmak: The value of the mark is tied to the value of değeri sterlininkine bağlı. (birinin) (belirli bir yere) gösterilmesi planlanmak. k. -den usanmak. -i çok istemek. birinin şerefini lekelemek. of (organizma v. donakalmak. k.be thirsty be thirsty for be thoughtless of/for be through be thrown back on one´s own resources be thunderstruck be ticketed for be tickled be tied to be tied to a woman´s apron strings be tied up be tired of be to blame for be to s. birinin aleyhine olmak. 1. turşuya dönmek. saldırılara maruz kalmak.ş(with) (-i) bitirmi şi araszorunda ındaki iliş ki bitmiş olmak: Sevda yaramaz olmak. Geleceklerini duymak beni son derece memnun etti. çok e -e bağlı olmak. (of) (-e kar şı) hoşgörülü olmak. (birinin) bir yere) uygun bir k. be unable to be unable to bear/stand the sight Gelemedi. Karar ı yalnız -i hiç çekememek. 2. dili içkili olmak. (with) k. (biri) işe 1. They are zlıksurroundings. 1. göz hapsi altında olmak.o. 2. 2. ğ lenmek. -den dolayı cesareti kırılmamak: She was undaunted by the difficulty of the task. (yap ı) fazla yük altında bulunmak. k. ık Ya kalmak. sanmak. yaln şaşırıp kalmak.´s disadvantage be to s. in (para) (belli bir şeye) yatırılmış olmak. -den yılmamak. tutuklu olmak. (of suspicion) şüphe altında olmak. be -unashamed -in fark ında olmamak. tamir edilmek.

ne yapacağını şaşırmak. Bu ın birkaç sayfas ı eksik. k. be unsettled about/as to be unskilled in/at be untroubled by be unused to be unwilling be up be up a creek be up a gum tree be up a gum tree be up against be up against the wall be up all night be up and about/around be up for be up for grabs be up in arms be up in arms be up on be up s. He´s unwilling to learn how to dance. hakk ında kararsız olmak. -e aday He is for mayor. k. Gitmeye değildi. -e aldırmamak. tic. 2. altüst olmak. 1. -den şikâyetçi olmamak. bir şeyi yapmak için gereken niteliklere sahip olmamak. dili zor durumda kalmak/olmak. -den haberi olmak. k. her zamanki seviyede olmak.) olmak: adaylara aç ıkup olmak: This contract´s k. en sonmisin? olaylardan/geli ğ i ş iklikleri kapsamak. k. saymaca de ğerini bulmak. Bu ihale ş püskürmek. (belirli bir şey yapabilmek için) yaşı tutmamak. çok sıkışık bir durumda olmak. hareket halinde/ilerlemekte/devam etmekte olmak. k. dili ayaklanm ış olmak. sinirli olmak. dili istenilen seviyeye varmak. 2. -den sak ınmak.. bitkin alabora şmek. enonunla son teknolojiye 1. 2. dili istenilen düzeyde/nitelikte olmak. dili ile kar şı karşıya olmak/kalmak. 2. -i göz önüne almamak. dili 1. . İng. 2. (-i) istememek: He was unwilling to go. s sabahlamak. tükenmek. dili 1. 2. harcanmak. 2. Bu i ş tam sana 1. dili 1. son modaya uymak.´s alley be up to be up to date be up to one´s eyes in be up to par be up to scratch be up to snuff/the mark be up to the mark be upset be used up be vested in be vexed at s. -i bilmemek. 5.. dili hasta/rahats ız olmak. k.. dili biri için biçilmiş kaftan olmak. (tam) birine göre olmak: This job is göre. -e alışık/alışkın olmamak. 1. üzgün olmak. şansı olmamak. işi bitmiş olmak. Dans He´s etmeyi öğrenmek raz ış olmak. 1. right up your alley. hakkında tereddüt içinde olmak. -e çatmak. en son de ile çok me şgul olmak. İng. dili mahvolmu ş olmak..b. 4. k. (favori rakip) yenilmek. dili hastalıktan kurtulmuş olmak. sahip olmak. k. 2.) -e verilmi ş olmak. -i yapabilmek. (kötü bir şeye) açık/maruz olmak. in -den yoksun olmak: That man is wanting kitab 2. . 2.b. bitmek. -i iyi bilmek. 3.. . -in üstesinden gelebilmek: Are you up to this? Bunu yapabilir I´m not up to talking to him today. ayaklanmak.be under the weather be under way be underage be uneasy about be unequal to a task be unfamiliar with be uninterested in be unlucky be unmindful of be unqualified for a job be unqualified to do s. kapan öfkelenmek.t. be victorious be vulnerable to be wanted by the police be wanting be wary of be washed up k. Belediye up gitmek isteyen var m ıkontrat ş bir kadro. for grabs. (to) (-e) razı olmamak.o. ı yataktan kalkm before seven. istenilen derecede olmak. -i dert etmemek. 1. 1. iflas ın eşiğinde olmak. -de iyi/usta olmamak. ayağa kalkmış olmak. isyan halinde olmak. polis taraf ından aranmak. 3. dili zor durumda olmak. ate k.t. -i merak etmemek. Saat yediden önce hiç yataktan kalkmaz. hak v. (mide) bozuk olmak. 1. -den endişe duymak. -e ilgi duymamak. noksan olmak: A few pages of this book are wanting. 1. tükenmek. (yetki. galip gelmek. (uykuya) yatmam ış olmak: never up 1. bir işe uygun niteliklere sahip olmamak. v. dili (bo ın elinde kal ır. dü olmak. She´s never up k. bir işi becerememek. -e dikkat etmek. eksik olmak. k. k. bir şeye canı sıkılmak. Bugün şmelerden haberdar olmak. iflasla karşı karşıya olmak. zor bir durumda olmak. (bir şey yapmayı) istemek: Who´s up for a movie? Sinemaya ? 2. köşeye ıkışmak. öngörülen standarda uymak.

be worth one´s/its weight in gold k. ği acıuzak doluydu. can midesi bulanmak. -e değmek. kendi dünyas ölümle kalım arasında olmak.. dersi asmak.. up (karma şık bir durumun) içinden çıkamamak: He´s all tangled up in those intrigues of his own devising. plaj. i. -den çok üstün olmak. -e ac ımak: I feel sorry for those who work there. nefesi kesilmiş olmak. ile ahbap olmak. i.o. olmak. 1. (belirli bir miktar) değerinde olmak: This worth approximately thirty million liras. Bu ığı candlestick´s maaşın karşılığı nı vermek. k ıyı. nefes nefese kalm ış olmak. s ırılsıklam k. k. 2.o. -e bayılmak. kıerken zgın/öfkeli 1. -den bıkmış/usanmış olmak.´s while İ spanyolca ğrenmeye değer.) belini bükmek: Yüre hedeften olmak.be way out in left field be weary of be weighed down be wide of the mark be wild about be willing to be winded fena halde yan ılmak. vazifeden kaçmak. dili -e hayran olmak. dili birinin ne demek istedi ğini anlamak. k. 2. ö be worthy of (ağrılar. 2. dili (birinin) ne yapt ığının farkında olmak. be worth s. wracked by malaria. dili çok de ğerli olmak. dili tehlikeli/çok rizikolu bir durumda bulunmak. (düşüncelere) dalmış olmak. 2. yüzünden akmak: His innocence was written all over his face. be within arm´s reach be within earshot be within reason be within s. 2. dili 1. kararından hiç vazgeçmemek. Orada çalışanlara yorum. 1. k kıyılar ı üzerinde ele geçirilen çıkarma yeri. kendini (bir iVücudu be wrapped up in be written all over be/feel disinclined be/feel nauseous be/feel sorry for be/feel under the weather be/get chummy with be/get tangled be/live in a world of one´s own be/live on the razor´s edge be/make friends be/play truant be/skate on thin ice be/stand firm be/stand head and shoulders above beach beach buggy beachcomber beachhead âşık olmak. heyecanl çok endişeli olmak. sorumluluk v. dili çok endişeli olmak. ğ u yüzünden ak ı yordu. birinin kavrayışı içinde olmak. dili birinin harcad ığı zamana değmek. 1. şe) kapts ırm ış olmak. (with) (ile) arkada ş olmak. ıskalamak. hastalık v. 1. i. ak ıl kârı olmak. birinin vaktini ayırmasına değmek: It´s worth your while to learn Spanish. çağı yakalamak. ı dili (kendini) bir ho ş/tuhaf hissetmek. be wiped off the map k. genellikle (belirli bir şekilde davranmak/hareket etmek): He is wont to come early. (birine) dili . -e razı olmak. k. okulu k ırmak. kumsal. haritadan silinmek..o. işinin ehli olmak. elinin altında olmak. with/by (bir görev.b. dü şman . ask. ı O genellikle gelir. dili ald k. 2. (durumun) ne olduğunun be wise to ında olmak. k. dili ald ığı maaşın karşılığını vermek. 1. (yak ın olduğu için) işitebilmek.´s grasp be wont to be worked up be worried sick be worried sick be worth be worth one´s keep be worth one´s salt be worth one´s while k. birinin elde edebileceği bir şey gibi olmak. ac k.olmak.) yüzünden çok çekmek: His body had been be wracked by/with ıtmadan çok çekmi şti. k. fark n hiç gerisinde kalmamak. plaj arabas ı. k. Kendi entrikalar ının içinden ında ya şamak. dili 1.b. k. hayatını kıyılardan topladığı enkaz ile kazanan kimse. -in k ıymeti/değeri (belirli bir miktar) olmak. ağırlığınca altın değmek/etmek. Suçsuzlu ı istememek. 3. iki ateş arasında kalmak. k. with/by (dert/keder) yüklü olmak: He was weighed down by his sorrow. sahil. duyabilmek. be wiped off the face of the earth yeryüzünden silinmek. okyanustan ıy ıya vuran büyük dalga. çok işe yaramak. dili ça ğı be with it be with s. -e layık olmak.

s. mertek. zarara gayret etmek. polis memurunun devriyesi. ış. davranış. den. tane. 1. sevinçle parlayan (yüz). 3. sakallı. sakals ız. da ilgisi unutmamal ile olmamak.´nin) en aığı şiddetli ısm ını çekmek. çekilebilir. tempo. Silah taşıma Senin akatlanmak. gaga. den. 1. ışın. 2. vuru ş. They have the right to bear arms. hatıl. tohum. i. -i ak ısın./s. 2. (bore/eski bare. 5. i. s. kaldırmak: It won´t bear your weight. i. ipe dizilmiş boncuk. s. (yaygı olarak kullanılan) ayı postu. saçmak ( ışık). araba/saban oku. 2. s. putrel. f. i. f. -in sorumlusu olmamak. i. elinde bulunduran kimse. sakal. çalmak (davul). Tar ık´ n r/ gazab ınıken çok o çekti. dili çok yorgun. çarpmak. (bir şeyin) kanıtı/delili olmak. 1. 1. 3. kiriş. ile ilgisi olmak. 3. mil yatağı.t. i. 2. (yüzü sevinçle) parlamak. parlak. i. dili bin dereden su getirmek. 2. geri çekilmek. hal. -e do ğru gelmek/ilerlemek. dövmek. dili pazarlıkla fiyat indirtmek.also fazla bastthis ırmak: Don´tBunu bear the poor. (saldırı. boncuk gibi: beady eyes boncuk gibi gözler. 2. azarlama. 2. fener. galip (yumurta) ç ırpmak. k. 4.. tahammül edilebilir. boncuklar.o. -e sabır göstermek. fasulye. tanıklık/şahitlik etmek. yatak. bask ı v. unutmamak. işaret ışığı. birini/bir şeyi doğrulamak/gerçeklemek.b. i. 1. -in suçunu üzerine almak. 1. darbe sesi. 1.b. 4. 2. f. kerteriz. (beat. ta şımak. 2.´nin) en ağır/şiddetli kısmını çekmek: She ık´s wrath. 3. ğırlığını kaldırmaz. -e hiç benzememek. -i unutmamak. yenmek. kemere. vurmak. 3. (bir şeye) delalet etmek. 5. out bear the blame for bear the brunt of bear the brunt of bear up bear watching bear with bear witness bear witness to bear/keep in mind bearable beard bearded beardless bearer bearing bearskin rug beast beastly beat beat beat beat a retreat beat a retreat beat about/around the bush beat down the price i. gelmek. yaymak. (silahta) arpac ık. hayvanca. geniş ağızlı büyük bardak. dikkate almak. s. kaçmak. borne) 1. i. (kalp) atmak. vazgeçmek. hesaba katmak. -in izlenmesi gerekmek. -i çok etkilemek: This tax bears down on etkiliyor. ayı. k. i. 2. üzerinde ta şıyan kimse. 2. müz. .beacon bead beads beady beak beaker beam beam beaming bean beanpole bear bear bear a loss bear down bear down on bear in mind bear no relation to bear no resemblance to bear no responsibility for bear on/upon bear s. i. boncuk. Bu vergi fakirleri baya ğı ılda tutmak: You should bear in mind. geri çekilmek. 4. 1. İyi dayanıyor. s. i. (saldıthe (under) (zor bir duruma) dayanmak: She´s bearing up well. k. fasulye s ırığı. 1. sırık gibi kimse. 1. çakar. bore brunt of Tar rı. 2. 1. --en) 1. darbe. baskı v. aklında tutmak. -in töhmeti alt ında kalmak. pestili ç ıkm i. azarlama. s. tav ır. direk. hayvan.

2. beauty shop. endişelenmek. dili 1.b.o.o. şüphelenmek. f. güzellik kraliçesi. çoğ. 1. birini tekme tokat dövüp iyice h ırpalamak. (çok) güzel. tam pansiyon. k. ço beau beautician beautiful beautifully beautify beauty beauty contest beauty parlor beauty queen beauty salon beauty shop beauty sleep beaver became because because of beck beckon become become paralyzed become polarized become/get anxious become/get hysterical (over) become/get suspicious becoming bed bed and board bed and breakfast bedbug bedclothes i. tempo tutmak. k. f. merak etmek. çünkü. bak. yaraşmak: That tie yor. 3.Beat it! beat off beat off the attack beat s. karyola. orsas ına seyretmek. uygun. i. birinin pöstekisini sermek. meraklanmak. defetmek. argo 1.come) 1. temize ç ıkmak.o. dili birini fena halde dövmek. beat/break the record f. yak ışmak. birini büyük bir yenilgiye u ğratmak. 2. -den dolayı. s. 2..u ğramak. k. beauty shop.o. sinirleri boşanmak. çırpılmış (yumurta v. 1. beat. (kad ınlar için) kuaför salonu. birini cebinden ç ıkarmak.). yatak takımı. felç olmak. güzel kad ın. nedeniyle. güzellik salonu/enstitüsü. kuşkulanmak. 2. 1. k. k erkek.t. havanda su dövmek. -diği için. 2. dövme (metal). dili her yerde aramak.yol âşıv. sana yak 1. birinden daha üstün olmak. dili bo şuna uğraşmak. k. 2. beat to windward beat/bang/hit one´s head against k. aklanmak. 1. güzelle ştirmek. dili birine fiyat indirtmek. s. 3. i. 1. black and blue beat s. i. 2. nehir yata ğı. olmak. -i yat ırmak. (bahçedeki) tarh. kötürüm O kravat olmak. 1. kunduz kürkü. beaten nenmi ş. dili bo şuna uğraşmak. dili bir şeyden çok daha üstün olmak. üzerinden geçilmi çiğğ . becomes you. den. 2. up beat s. (bir şey) (karşısında) çılgına dönmek. f. bak. 3. 2. i.came. k. bak. cezadan kurtulmak. f. f.o. k. --s/--x (boz) i. zool. (down) -e yatacak bir yer vermek.). s. all hollow beat the air beat the bushes beat the rap beat time argo Defol! k. güzellik. yatak ve kahvalt ı. birini dövüp çürükler çok içinde b ırakmak. kastor. down beat s. .. güzellik yarışması. 2. i. z. güzellik uykusu. be. kadın berberi. saldırıyı tamamen püskürtmek. birinin posas ını/leşini çıkarmak. tahtakurusu. to a pulp beat s.. k. dövülmü ş. birini pes ettirmek. i. için. birini ezmek. dili kovmak. sevgili. 1. (be. 2. become. bak. el/baş işaretiyle çağırmak. münasip. bağ. kuaför.b. (kad ına) âş şı(patika. all hollow beat s. to -e yak ışan. güzel şey. güzellik uzmanı. a stone wall rekoru k ırmak. güzelce. ışı felce kutuplaşmak. yatak. kunduz. dili birini öldüresiye dövmek. haybeye kürek çekmek. down yatıp uyumak.

i. be. şlayanvücut kimse. kestirme yol. önceden. bot. i. bak. çapk ın.got. yatak odas ı. sızlanıp durmak. düz hat. yak ışan. bira. meydana gelmek. f. be. babas ı olmak. dostça davranmak.) milattan önce (M.. f. 3.root) İng. 3. tımarhane gibi bir yer. . kayın.. balmumu. 2. i.). edat 1. (--ted.. f. i. f. karyola. z. yalvarmak. dili kuvvetlendirmek.). bed-sitter. -den rica etmek. i. rüzgâr yönünde. banyosuz. --ging) 1. mahvetmek. f. sakaroz. çok gürültülü ve kargaşalı bir yer. yard ım etmek. z. kayın ağacı. i. önce. of -den dilemek. yatağın başucu. bak. arı yetiştiricisi. başlatmak. çabuk. sebep olmak.Ö. ön ayak olmak. 1. beeves) sığır. 2.got. f. fıçı birası. k ınkanatlı böcek. i. 1. tek odalı apartman dairesi. pancar. balarısı. argo şk. 1. uygun olmak. dilenmek. beet. i. s. (be. düz çizgi. İng. İsa´dan önce (İ. --ning) 1. evvel.. anlatmaya sözcükler yetmemek.. i. f. i. bedpan bedridden bedroll bedroom bedside bed-sit bed-sitter bedsore bedspread bedstead bedtime bee beech beef beef up beefsteak beehive beekeeper beeline been beer beer on draft beeswax beet beet sugar beetle beetroot befall befit befitting before before Christ before long before the wind beforehand befriend beg began beget beggar beggar description begin beginner i. yatma zaman ı. 2. tarifi imkâns ız olmak.. dilenci. i. işe yeni ba . ba ğ (B. önce. i. 1. --s) argo şikâyet. i. --en) ba şına gelmek.. bulmak. be. Kıyamet koptu. ikâyet etmek. s. i.got. tercihen. tıb. yol açmak. pancar. i. i. begin. (--ged. zool. 2..bedding bedfellow bedlam Bedlam broke loose. i.fell. cephesinde. (çoğ. önünde.C. yatak tak ımı. 2. huzurunda. i. i. yerine. arı. yatak yarası. (be. yak ında. ba şlamak. i. 2. f. i. f. 2. s ığır eti. -den önce. bak.ten/be. i. İng. (yatakta kullan ılan) sürgü. (çoğ. yatak örtüsü.gan. (be.Ö. i. biftek.gun. i. --ting) 1.. f. pancar şekeri. yatalak. i. --ting) yak ışmak. dürülü yatak. arıcı. arı kovanı. (çoğ. i. sefalete düşürmek. 2.

çağın gerisinde. bak.. sanmak. yak ışık almak. i. behoove. 1. bak..ly. vaktinden sonra. gecikerek. seyirci. Beyaz Rus. 1. Behave yourself! behavior behaviorism behaviour behaviourism behead beheld behest behind behind bars behind bars behind one´s back behind the scenes behind the scenes behind the times behold beholden beholder behoove behove beige being belabor belabour Belarus Belarussian belated belatedly belch beleaguer belfry Belgian Belgium belie belief believable believe i. 3. . varlık. fırlatmak. Çocuklar pe şinden ıklar arkas ında. s. i. behavior. muhasara etmek. iman etmek.. s. 1. -in arkas ından. kaynak. oldu i. ısrarlı istek. larının geride: ısrarlı istekleri üzerine bazen şarkı behest of friends. i. f.ing) 1.. s. gerekmek.. cezbetmek. terbiyeli davranmak. (somut anlamda) pe ş koşuyordu. 2.. parmakl ıklar arkasında.. 2. bak. k. i. f. ğil mi? 2. begin. aklın f. borçlu. hareket etmek. Belçika. f. f. geç kalmış. davran ışçılık. püskürtmek. minnettar. s. Belçikalı.. belabor.held) 1. yanlış/sahte ğunu göstermek. oluş. de ı çelmek. etrafını çevirmek. (--d. parmakl k. 1. (sahte bir şey) (gerçek bir şeyi) örtmek. f. inanmak. 1. i. i. buyruk. behaviorism. i. be. insan. i. 2. 1. 2. Terbiyeni tak ın! i.s. saptırmak. f. i. etrafını sarmak. 2. başlangıç. 1. f. İng. i. i. İng. inanç. Onları behind. İng.. varoluş. yakışmak. bakmak. (be. emir. kellesini uçurmak. Belçika´ya özgü. 2.. bej. 2. 4. s. davranış. dili hapiste. 1. bot. yaratık. f. behold. perde arkas ında. inanılır. z. Beyaz Rusça. İng. ısrar: She would sometimes sing at the şinden. 1. f. kuşatmak. çan kulesi.beginning begonia begot begotten begrudge beguile begun behalf behave behave o. dili hapiste. 2. içeride. Belçika. 2. davranmak. begonya. içeride. i.. (bir şeyi) (birine) fazla görmek: You don´t begrudge me this vacation. bak. f. i. 1. üzerinde fazla durmak: Don´t belabor the point. gözlemlemek. We left them far behind. bak. perde arkas ında.. geğirmek. Arkada The children were running z. 2. f. f. ayartmak. esas.. bak. s. (bir şeyi) do you? Bu tatili bana fazla görmüyorsun. Beyaz Rusya. f. -in gıyabında. demode. baş. bak. gecikmiş. beget. geğirme. 3. gizlice. görmek. f. O nokta üzerinde fazla durma. 1. Belçikalı. bak. 2. güçlü bir inanç duymak. 2.. i. -meli. 1.. beget. boynunu vurmak. f. davran ış tarzı. f. i.

A şağıdan bir ses geldi. f. i. i. 3. şaşkın. Aşağıdaki deniz maviydi.. eğilmek. Belizli. 1. s. dövüşkenlik. inanan. 1. f. aşağıdan. çevirmek. vasatıa tic. dönemeç.. dolmalık biber. kıvrım. 2.. aşağıdan. eğrilir. tek. Oryantal dans. bükmek. röper noktas ı. aşağıya: from below aşağıdan. kampana.. dilber. böğürmek. s. i. çan. 2. 1. den. i. sızlanmak. Beliz. karın ağrısı. two floors below iki kat aşağıda. z. ç ıngırak. kıstas. (bir şeyden) ağlayıp sızlayarak şikâyet etmek. f. i. i.. belirtmek. 1. inleyerek yakınmak. oryantal dansöz.. aziz. küçültmek.From . karın. eğilir. 2. rakkase. çançiçe ği. sevgili. ço i. mümin. akl ı yatmak. k. kavgac ı. s. 2. kavgac ı. viraj. (birine) ait olmak: That table belongs to me. bağlamak. s. i. Beliz. kavgac ılık. the river flowing ağı da akan nehir. rezil. e ğmek. bank. i. dili göbek.. kolan.o. f. k. bükülür. s. şiddetle vurmak. körük. i. to (bir şey) (birinin) malı olmak. 1. 1. sevgili. i. aşağıya: The sea beneath was blue. -e güvenmek. üzüntüsünü 2. zil. k. seviye işareti.. sıra. beneath there came a voice. dirsek. birine güvenmek. dili Sus!/Çeneni kapa! f. aşağıda. bak. kayış.. otellerde oda hizmetçisi çocuk. kuşak. 4. to -in üyesi olmak: Bahri belongs to the Moda i. i. f. ölçüt. s. göbek çukuru. 2. 3. Belarus. z. i. 1.. güzelavratotu. dövüşken. ço ğ. dili şikâyet etmek. (bent/eski --ed) 1. Belizli. 2. belladonna. Belarussian. savaşçılık. kemer.. bot. i. röper. denektaşı. 1. savaşçı. 2. i. i. dalgın. -e inanmak. kemerle ba ğlamak. 1. i. dili yumruk indirmek. (bir s. those below below nşalt ında. k. z. Beliz´e özgü. aşağıda. bellboy.. i. k şeye) 2. kuşatmak. 2. ı. kıvırmak. i. saymaca de ğerinin altında. benim. O (kimasa şisel) e şya. küçümsemek. bak. i. güzel kad ın.. Oryantal dansöz. alçaltmak. i. f. dövüşken. edat aşağılık. dansöz. 2. kemer tokas İng. bükülmek.believe in believe in s. göbek atma. bot. bak. Believe me! believer belittle Belize Belizean bell bell pepper belladonna bellboy belle bellflower bellhop bellicose belligerence belligerent bellow bellows belly belly dancer belly dancer belly dancing bellyache bellybutton belly-up belong belongings Belorussia Belorussian beloved below below average below par belt belt buckle Belt up! bemoan bemused bench bench mark bend bend to/towards bendable bends beneath beneath contempt 1. Sözüme inan! i. 1. ıvrılmak. bağırmak. 2. ğ.

takdis. hayır işine para bağışlama. yaslılar. i. beseech. hayırlı. yakayı bırakmayan. -e yararı dokunmak. kirletmek. Benin. yararlı bir şekilde.. 1. bağış. edat 1. kim. i. etmek. bere. üçkâğıtçı. -in dışında.. 1. den. en iyi yol/çare. Beninli. kıvrık. 5.sought/--ed) yalvarmak. i. 1. (ölüm nedeniyle) kayıp. s. z. i. (taşıtlarda) yatak. f. çılgın. hakk ından gelmek. i. çılgınca hareket eden. ısmarlama iş yapan. 3. geçmek. Benin.s.. bak. 2. en uygun. aptal. 1. -in etrafını sarmak/çevirmek. yumu iyicil. i. 2. 4. i. ranza. konu dışı. yarar. kutsama. ısmarlama yapılmış. s.ese) Beninli. s. i. yaslı. den. dili deli. 2../I´m willing to bet . s. 2.. iş. ha şlamak. 2. f. eğri. Bahse girerim ki . cömert. üstelik. 2. f.. yard ımseverlik. İng. from yararlanmak. sarho ş. etrafını almak. vasiyet. (be. i. 1. cömert.). 2. yumuşak (hava). azarlamak. sersem.. bağış. hiç güvenilmez. --ting) 1. yardı-den i. -i ku şatma altında tutmak. -e yararlı olmak. manevra alanı.. 2. 1. hayırlı. -den faydalanmak. i. 4. beside the mark beside the question besides besiege besmear besotted besought bespoke best best best bet i. fayda. yard ımseverlik.nin. cömertlik. selim (tümör).set.rü şvetçi. çatlak. yard ımsever. 2.. f. 4. hayır işine bağışlanan para. dili o biçim. hayır işine para bağışlayan. matem. İng. 2. hay şak huylu. f. etli ve zarlı kabuksuz meyve. 2./My bet is ... yan ına. bend. 1.benediction benefaction benefactor beneficence beneficent beneficial beneficially beneficiary benefit benefit concert benevolence benevolent benign Benin Beninese bent bent benzene benzine bequeath bequest berate bereaved bereavement bereft bereft of beret berry berserk berth beseech beseechingly beset besetting beside beside o. benzin. 1. i. bak. f.. faydalı. baskın çıkmak. s. f. i. (good ve well´in enüstünlük derecesi) en iyi. düzenbaz. 2. (be. -den ba şka.. vâris. f. 1. konu dışı. bereketli (toprak). k. 3. yararlanan kimse. 1. yararlı. 1. en ho ş. 1. cömertlik. 2. 1.. gemici ranzas istirham f.. yitirme. en iyisi. bağışçı. k. yard ımsever. 3. i. s. yanında. başına üşüşmek. I´ll bet . rıhtımda ı. k. f. hayır işine bağışlanan para. mirasç ı. görev. matemliler. 2. -in yarar ına olmak. 2. den. s. bulaştırmak.. f.b. kendinden geçmiş. yenmek. bağış. -den yoksun kalm ış: bereft of strength kuvvetten düşmüş. i. -den istifade etmek: This m amac ıyla düzenlenen konser. vasiyet etmek. (çoğ. kaybetme. 3. benzen. edat 1. kâr gayesi gütmeyen (kurum v. s. yas. ayrıca. ısmarlama. dili hilekâr. -e nazaran. yalvararak. miras olarak b ırakmak. Be. -i kuşatmak. iyi. ırl ı. Benin´e özgü. -e s ıkıntı vermek. -in yanında. s. bükülmüş. s. s. matemli. 2. hırsız. s. yanı sıra. iyi huylu. z. i. . iyi. (gemiyi) rıhtıma palamar yeri. s. z.

yetişilmez. şüphesiz. f. mama önlü ğü. kaba. büyülemek. (çoğ. i. i. 2. ötesi. me şrubat. 2.strid. -e hay f. 2.best man best seller bestial bestially bestir bestow bestow favors on bestride bet Bet your boots. Bhu. 1. pahlanm ış. Butan. f. 2. daha iyi bir ş gittikçe daha iyi. i. sak ınmak. ihanet etmek. z. ötede. daha çok. f. betide betray betrayal betrayer better better and better better half better half Better late than never. s. (birinin) ba şına gelmek: Woe betide them! Başlarına taş yağsın! 2. Butan. -e iltifat etmek. -e ayrıcalık tanımak. 1. i. k. k. tartışmasız. f. (on/upon) (-e) vermek. öteye. f. Butanlı. 2. 2. k. bacaklar ını ayırarak binmek. 2. --ting) ı1. the two of them ikisi arasında. be. edat 1. ele verme. dili eş. verev. Beni onun aleyhine çevirmeye s. (birini) (belirli bir şekilde) etkilemek: They tried ılıto . ihanet eden. kabaca. 1. between aras ızda. (--red. dili Emin olun. hayvana ait. arasında. z. hayvanca. çoksatar. büyüleyici. Oradan öte da ğdan başka şey yok. daha güzel. pahlanm ış kenar. s. her nda bulunmak/uzanmak: Istanbul bestrides two iki tarafında/yakas şmak. laughter. i. (bet/--ted. hayra göstermek. hain. kurtarılamaz. şaşkınlık. 3. s. çok dikkat etmek. önyarg i. bahse girmek. öbür dünyada. 1. f. i. 2. aldatmak. i. üstünlük.den/be. 1. f. son derece. (bir şeye) ağılamak. i. iddia. 1. i. e ğilim. ekilde. paha biçilmez. -e alamet olmak: It betides good.ese) Butanlı. şüphesiz. --ring) harekete geçirmek. Bence orada olmas ı kesin. sayılamaz. edat 1. f. bahis tutu Ik. . 3. hayvana yak ışır şekilde. O alamet. f. daha iyisi. kalabalık bir grup: That bevy of beauties made the house ring with yla çınlattı. 1. içecek. bet he´s there. 2. ele vermek. şev. vah şi. --ing/--ling) pahlamak. between between you and me between you and me and the gatepost you and me and the between lamppost bevel beveled beverage bevy bewail beware bewilder bewilderment bewitch bewitching beyond beyond doubt beyond measure beyond number beyond price beyond question beyond the veil beyond/out of reach beyond/past redemption Bhutan Bhutanese bias biased bib sağdıç. kuşkusuz. gözünü açmak. pah. cezbetmek. şaşırtmak. 1. (good ve well´in üstünlük derecesi) 1. erişilmez. ötesinde. sayısız. (--ed/--led.strode. ilâ: laf/söz aram söz aram ızda. aras ında: between Kadıköy and Üsküdar Kadıköy ile Üsküdar ında. -den öte. z. (be. s. önyargı. Butan´a özgü. hayvan gibi. i. sersemletmek. dili eş (kadın/erkek): Where´s your better half? Eşin nerede? Hiç olmamaktansa vars ın geç olsun. şüphe götürmez. hıyanet. -den sonra: Beyond there there´s nothing but mountains. f.tan. ihsan etmek. büyü yapmak. bias me against him. O güzeller evi kahkahalar ıflanmak. s. 1. yerinden oynatmak. vahşice. daha iyi. 2. 2. bahis. kuvvetle sanmak: f. dili söz aram ızda. i. kuşkusuz.strid) 1.

demek. tekumanda f. münakaşa etmek. mutaassıp. Biblical. dev şirketler. 1. tabut taşımak için kullanılan tekerlekli sedye. 1. atışmak. i. bak. 1. bisiklet. iki yüzüncü yıldönümü. dili kodaman. i. i. aksilik.. i. s. i. etkili. büyük. ayaklı tabut altlığı. i. safraya ait. 2. Kutsal Kitap. s. z. iri. 1. k. Biblically. dili bisiklet. karina. (bid.. bak. k. argo kodaman. önermek. f. s. (çoğ. z. iki taraflı. pazı. aksi. i. bicentennial. ters. bifokal. karbonat. iki yılda bir olan. (--d/bode. --den/bid. saçmal ık. taassup. bisikletle gitmek. uygun zaman ı beklemek. huk.. briç deklarasyon şebbüs. bak.ceps) anat. bibliyografya. cömert. dili Bilge´nin kazanmas ı kesin. terslik. s.2. etmek. s.i. oturmak. söylemek. bifokal gözlük. sabretmek. s. büyüklük. öde ait. (bade/bid. 2.. bikarbonat. dayanmak. k. çift odaklı. kin. s. i. veda etmek. sintine. i. i. bi. çoğ. çekişmek.. s. iki kenarlı. kocaman. bağnazlık.o. i. öd. resmen evliyken ba şka biriyle yasadışı olarak evlenme. önemli. safra. resmen evliyken ba şka biriyle yasadışı olarak evlenen kimse. i. 2.. bisiklet kullanarak gitmek. garaz. birine veda etmek. bir şeyin zamanını beklemek. . i. --ding) 1. mutaassıp. 1. k. s. iki dilli. 3. yıkılmamak. huysuzluk. den. huysuz. huk. giri şim. 3. k. f.. dili kodaman.. i. i. Kitabı Mukaddes. i. dar görüşlü kimse. 2. bikini. --ding) 1. 2. f. s. Kitabı Mukaddes´le ilgili olarak. f. i. öneri. eli aç ık. dili kodaman. iki yüzüncü yıldönümüne ait. s. 2. i. --d) 1. emretmek. Eski ve Yeni Ahit. bilingual bilious i. yapmak. farewell bide bide one´s time bide one´s time biennial bier bifocal bifocals big big business big gun big shot big shot/wheel big wheel bigamist bigamy bighearted bigness bigot bigoted bigotry bigwig bike bikini bilateral bile bilge Bilge can´t help but win. kaynakça. bağnaz. (kapalı) bisiklet park yeri. aç ık artırmada fiyat artırmak. beklemek.. dili kodaman. Kitabı Mukaddes´e ait. s.Bible Biblical biblical Biblically biblically bibliography bicarbonate bicarbonate of soda bicentenary bicentennial biceps bicker bicycle bicycle shed bid bid bid farewell bid s. 2. k. bağnaz.

dirimbilimci.D. 2. 3. z. 2. i. (iki gözle bak i. f. i. bilardo. bot. yemek listesi. dalgaland ırmak. 2 kenarını tutturmak.´ni saklamak için) kap. ciltevi. Betula. hu ş. 2. fatura. A. biçerba i. (dar ız etmek. 1. bir giysi) ğlar. menü. (bound) 1. i. biyolojik aç ıdan. biyolojik. tah ıl v. 4. hayat hikâyesinin özeti. sandık. bağlayıcı. poliçe. fatura. çok fazla içki içilen süre: He goes on a weekend binge every now and hafta sonu boyunca içki içmekten başka bir şey yapmaz. teke.B. 1. i. (büyük) dalga. şişirmek.b. iki ayaklı hayvan. i. biyolojik saat. dalgalı. biyolog. 1. fazla sıkmak. erkek keçi. ilan tahtas ı. (duman) buram buram çıkmak. doland ırmak. poliçe. s. then. konşimento. ya şambilim. biyoloji. s. fatura çıkarmak. biyolojik olarak. dili cop. teke. 2. i. biyografi. i. hesap. İng. i. biyografi yazar ı. s. kanun tasarısı. s. –– hall bilardo salonu. ciltlemek. kandırmak. konşimento. 1. . milyar. i. 1. çok (duman) (yelkeni) s. 3. f. manifesto. dirimbilim. erkek keçi. iki ayaklı. yemek listesi. biyolojik sava ş. i. 2. 1. s. sarmak. kâ ğıt para. Napolyon. ayda iki kez olan. ikili.rahats 2. Napolyon kirazı. 1. trilyon. 2. 1. –– ball bilardo topu. i. ya şambilimsel. i. (kömür. dalgalanmak. i. (yelken) şişmek. wood odunluk. aldatmak. sağlık belgesi. kuş kafesi. kambiyo senedi. çevreye zarar vermeden toprakta çözünebilen. i. i. cilt.. i. i. ba ğlamak. 3. i. iki ayda bir olan. bilyon. kuş. insan haklar ı beyannamesi. biyokimya. i. cüzdan.bin çift. f. dirimbilimsel. kambiyo senedi. ciltçi. gaga. 2. Aras ıra ılabilen) dürbün. s. 2. i. yaşamöyküsü. yer: coal bin kömürlük. 1. zorlayıcı. tutkal. k. ciltleme. kenar şeridi. i.bilk bill bill bill of exchange bill of exchange bill of fare bill of fare bill of health bill of lading bill of lading bill of rights bill of sale billboard billfold billiard billiards billion billow billowy billy billy goat bimonthly bin binary bind binder bindery binding Bing cherry binge binoculars biochemistry biodegradable biographer biographical sketch biography biological biological clock biological warfare biologically biologist biology biped bipedal birch bird bird cage f. 3. ya şambilimci.

tükenmez kalem. boş s. s. lokma. şirret. yırtıcı kuş. i. 1. s. i. (nüfusa göre) do ğum oranı. azar azar. (bit. zenci. i. garip. biçimsiz. çörek.´s nose off bite the bullet biting bitten bitter bittersweet bitumen bituminous bituminous coal bizarre blab Black black birine ters cevap vermek. bisküvi. (soğuk veya rüzgâra özgü) büyük şlere/işesertlik. tükenmez. 1. kafadarlar. 1. i. ziftli. k. i. göçmen ku ş. bo ğaz. f. i. bite. doğum günü. (soğuk) yakmak. doğum kontrolü. 2. doğuş. kuş evi. biseksüel. acayip. siyah. bizon. i. İng. 1.. soy. (öfkesini/üzüntüsünü belli etmemek için) duda ğını ısırmak. k. şiddetli. i. zenci. kaynak. 2. 2. s. karanl ık. (bal ık) oltaya vurmak. k. i(içkide) 3. acı. . --bing) gevezelik etmek. s. kirli. 1. keskin. 2. ısırıcı (rüzgâr). tuhaf. şekersiz. k ırıntı. kuş ötüşü. i. i. bo şboğazlık etmek. keskin. zift gibi. dili cadaloz kadın. 2. kara. yaş günü. 1. s ızlanı1. zenci. 2. biseksüel.. 2. parça. doğum. 1. ac ı. zift. 2. matkap. elde olan fırsat. İng. doğum lekesi. bak.bird in the hand bird of passage bird of passage bird of prey bird of prey bird sanctuary bird watcher birdcall birdhouse birds of a feather birds of a feather bird's-eye bird's-eye view biro birth birth certificate birth control birth defect birthday birthmark birthplace birthrate biscuit bisexual bishop bison bit bit bit bit by bit bitch bite k. kuşbakışı. yava ş yavaş. dili huylar ı birbirine benzeyen kimseler. doğum yeri. acı (söz). satranç fil. gem. s. siyah. sert. nüfus kâ ğıdı. i. f.son) zool. i.. göçmen ku ş. ikie şeyli. 1. bitüm. bak. bite. kuş cenneti. doğuştan olan özür. 4. 2. s. kuş gözlemcisi. s. f. bi. i. ısırmak. kara.o..şı piskopos. d 2. k. dişi köpek. başlangıç. f. dili elde olan yararlı şey. 2. 1. f. i. bitter (çikolata). (çoğ. i. dili bir yerde ancak geçici bir süre için kalan kimse. 2. ırd ır etmek.. 1. yırtıcı kuş. geveze. 1. her iki cinse erotik istek kar i. bit. ba şından bite off more than one can chew ık.ten) sırdili ık. k. bit. girişmek/kalk ışmak. 1. 1. i. kancık. madenkömürü. (--bed. ac ı. göçebe kimse. bitümlü. 2. bite one´s lip bite s. ikicinslikli. kuşların avlanması yasak olan yer. bilg. parça. doğma. hem ac ı hem tatlı. 2. dili şikâyet p durmak. 1. 2. etmek. iyi ve kötü. s. duyan. delgi. 1. çift cinsiyetli. lokma. i. kasvetli. katran. 3. i. dili (zor bir) karar almak. 2. 3. 3.

mesane. 1. ayıplanacak. 1. i.. i. kabahat.. (--ped. göz kararmas ı. karabiber. k ısa bir süre için şuurunu kaybetmek. i. i. İng. dili grev kırıcı. şantaj. börülce. morarm ış. sütsüz kahve. 1. kara veba. töhmet. şantaj yapmak. suçsuz. küfretmek. dili saçma. kara liste. (kötü bir amaç için yap ılan) büyü. bot. i. anat. ince uzun yaprak. i. (kabu ğunu soymak için) (bademi) biraz haşlamak. bezdirici. ailenin yüzkaras ı. 1. hav. çürük. i. --ping) asfaltlamak. i. paluze. nalbant. lekelemek. i. i. f. sövüp saymak. siyahlık. 2. karartma. karaborsa. iftira etmek. kara liste. demirci. (kürekte) pala. 2. siyah beyaz: black-and-white television siyah beyaz televizyon. 3. 3. s. çöreotu. karabiber. başı siyah olan sivilce. -i kara listeye almak. kimsenin dikine gitmeyen. f. i. tadı bebek maması gibi ve hazmı kolay olan (yemek). morarm ış göz. i. karalamak. 2. i. . köpekotu. kısa süren şuur kaybı. benzi atmak. can s ıkıcı. böğürtlen. karartmak. 2. i. cowpea blackguard blackhead blackjack blackleg blacklist blackmail blackmailer blackness blackout blacksmith blacktop bladder blade blah blame blameless blameworthy blanch blancmange bland 1. s.black and white black belt black book black box black coffee black cumin black eye black horehound black leopard black list black magic black market black mulberry black out black pepper black pepper black plague black sheep black tie black-and-blue black-and-white blackball blackberry blackbird blackboard blacken black-eyed pea. siyah beyaz resim. kılıç. karalık. s. s. 1. rezil. i. 1. f. şantajcı. 1. k. alçak. (bıçak) ağzı. alçak kimse. f. asfalt. bir suç veya ba şarısızlığın sorumluluğu. sütlü pelte. f. i. 2. 2. cop. 2. judo siyah ku şak. suç. kara listedekilerin kayıtlı olduğu defter.. f. i. sidik torbas ı. kabahatli. karatavuk. f. karadut. k. karartmak. s. edepsiz. 1. i. kara tahta. 4. f. i. suçu (birinin) üstüne atmak. kara kutu. 2. siyah papyon kravat.. s. 1. karşı oy kullanmak. smokin. s. kara leke. 1. kara ısırgan. 2. siyah göz. siyah pars. 2. gözü kararmak. i. masum. 2. yazı.

soğuk ve kasvetli (hava). spor ceket. donatmak/kaplamak.. usanm ış2. sergilemek. (göze çarpan bir ğeyle) artmak. apaç ık. f. ç ığı 1. 1. 2. 1. kutsal. rüzgârdan korunmasız. (so y ğı . -e ateş etmek. k. yangın. anlamsız. kandırmak için söylenen veya edilen iltifat. alev alev parlakl r açmak. (--ed/blest) kutsamak. 1. f. eritme yakmak. f. 1. kör olası. ağaçların gövdelerinde çentikler açarak yeni bir yolun yerini işaretlemek. i. meleme. geçi şe tutmak. i. z. 2. alevler: the blaze of the fire yang ının alevleri. kutsanm günü. patlama. kanamak. boş gözlerle: look blankly at -e anlamamış gibi bakmak. 1. s. atın alnındaki beyaz leke. ile uyumlu olmak. -i hararetle yapmak. söylemek. 3. 5. k. dili kör ı. i. (göze çarpan bir şekilde) ilan etmek. 1. dili ac ımak. sızlanmak. 2. 3. aş i. Allah hakk ında kötü konuşmak. küfretmek. 1. 1. s. Allah kahretsin! s. -işate birden parlamak. takdis etmek. 4.. 1. uymak. s. açık. bak. f. 2. . 2. karışım. 2. yüzünden akan. kötü. gözleri sulanm ış/çok çapaklanmış/kızarmış. sızlanma. ongun. s. leke. s. not defteri. yava şça katmak. İng. bir tür aç ık tribün. 3. 1. i. 2. f. bip. bleed. 2. m ızırdanmak. boş boş. kurusıkı fişek. k. 1. harmanlamak.. 1. blazer. kanayan. yapmak. yazısız kâğıt. battaniye. yanan şey. kafiyesiz on heceli nazım şekli. boru sesi. i. Allahın Allah . olmayan bir yerde) yol 2. 1. küfür. piyangoda bo ek. herkese ilan etmek. 3. 2. k. (bled) 1. s. çok tiz ve anlık elektronik ses. bip sesi çıkarmak. sana bu çocuklar ış. bleary. i. i. boş. 1. f. öfkeli parlama. 2. melemek. f. ç . children. (yolık.with 2. Çok yaşa! be blessed with (Allah) (birine) belirli bir nimeti bağışlamak: ı ihsan etmi You´re blessed these 3. iç aç s. tahrip etmek. kar ıştırıcı.: every blessed day her Allah ın ş. f. 1. 1. i. ıkmak. i. teşhir etmek. 2. karıştırmak. 1. f. k. İdrought. f. çamaşır suyu. yazısız. 2. harap. gürültü yapan. kurus ıkı fiş açık çek. f. hata. 2. Allah hakk ında kötü konuşma. f. yüksek ses. dili the victims of the Kı ng. kan ağlamak: My heart bleeds for tlık olas kurbanlar ı için içim kan ağlıyor. nimet. ş numara. bo i. ç ığır açmak. kutsama. 2. i. s. i. ğuk/sıcak) (bitkiyi) kavurmak. dili birini ha şlamak/azarlamak. i.blandishment blank blank cartridge blank check blank endorsement blank verse blankbook blanket blankly blare blasé blaspheme blasphemy blast blast furnace blast off Blast! blasted blasting cap blatant blaze blaze a trail blaze a trail blaze away at blaze up blazer blazon bleach bleachers bleak blear bleary bleary-eyed bleat bled bleed bleeding bleep blemish blend blend in blender bless bless s.o. dinamit tapas ı. takdis. sulanm ış/çok çapaklanmış/kızarmış (göz). dili Allah ın belası. i. hayırdua. 3. 1. m ızırdanma. arma. k. -e boş ş bakmak. ünlem. 2. bezgin. borununkine benzer ses. beyaz. 2. out Bless you! blessed blessing i. s. 3. kusur. 2. 1. dili çok e ğlendirici bir şey. maden oca (roket) uzaya f ırlatılmak. i.. i. blender. rüzgâra açık. sar ıp sarmalamak. boru gibi ses ıkarmak. infilak. 1. açık ciro. ıcı olmayan.. f. beyazlatmak. 2. bak. harman.

bak. kör. gözünü almak. afet. açmaz. 4. soldurmak. (retinada) kör nokta. i. bak. mahvetmek. tipi. i. gözbağı. jaluzi. bless. kesmek. 1. göz kırpma. ç ıkmaz (sokak). i. 1. şiş (karın. kan davas ı. gözlerini ba ğlamak. eksiksiz bir mutluluk. pol.. 1. i. s.iki s ıkım hardal. 1. İng. 1. 2. büyük parça. 3. f. blok. i. çakar. kitap yazısıyla yazılan büyük harf. i. büyük bina: block of flats apartman. 2. su toplamak. i. parsel. sarışın (erkek). k ıvamı koyu iri bir damla: a blob of paint bir boya damlası. büyük s. oto. bir gözü kör. kan. azarlama. gözü ba ğlı. ç ıkmaz k. kan bankas ı. sinyal lambas ı. 1.. k. arkadaş. saçmalamak. 1.. palanga. çok mutlu.. âmâ. i. 1. 3. körlük. 1. s. fiske. f. blok. avcıların avlarından gizlendiği kama sokak. i. tıkamak. sarışın (kadın). . i. k. 2. s.. blitz. 3. i.b. lambas i. (kumaşı/kitabı) kalıpla basmak. 1. 2. kabartmak. dili adam. i. neşeli/şen/tasasız bir şekilde. stor.. i. f. tasasız. engelledi ğ i. anat. 2. at gözlü f. kabarc ık.. i. göz k ırpmak. blow. abluka etmek. blok. İng. 1. neşeli. dili yağ tulumu. lokanta v. önceden tan ışılmayan biriyle eğlence yeri. office block (bürolar ın bulunduğu) iş hanı. tıkama. pürneşe. den. kör etmek. 2. s. (devamlı) yanıp sönen sinyal ı. dili kör gibi. ablukaya almak. k. abluka. mutluluk. i. f. tıkamak. s. gamsız. 2. s. İng. f. i.leş). z. saçma. two blobs of mustard i. soy. i. İng. (deliği/boşluğu) doldurarak kapamak. 2. yıldırım saldırı. tıkanma. şen. kabartmak. kan bankas ı. 2. f.kmaz. at gözlü ğü. 2. çoç ğı .blessing out blest blether blew blight blind blind alley blind as a bat blind date blind in one eye blind spot blinder blindfold blindfolded blindly blindness blink blinker bliss blissful blister blithe blithely blitz blitzkrieg blizzard bloat bloated blob bloc block block and tackle block letter block print block up blockade blockage blockhead bloke blond blonde blood blood bank blood bank blood bath blood count blood feud k. kendi önyarg ısının insanı anlamaktan ğ i ü. kör gibi. kabarmak. f. kavurmak. katliam. sarı (saç). 2. şişko. dili mankafa. şişmiş. bak. şişirmek. z. dili ha şlama. kurutmak. kan sayımı. f. ştırmak. i. i. f. f.´ne gitme. küf. 1.. mantar.. blokaj. dangalak. İng. 2. konu.

gaddar. anat. kurutma kâ ğı 1. k. kana susam ış. ba şına kurşun sıkmak. dili kendi borusunu çalmak. i. (lastik) patlamak. argo kör olası: That blooming telephone! O kör olası telefon! i. çiçek vermek. üfleyip söndürmek. kan çana ğına dönmüş (göz). birini çok şaşırtmak. uçmak: The wind has ınöfkelenmek. dili tepesi atmak. f. i. kurutma kâ ğıdı. 3. zalim. gençlik. s. k. övünmek. baya ğı. k. darbe. k. çiçek açm ış. dili k. bahar. kan nakli. 3. 2. 1. İng. böbürlenmek. kan grubu. kana susamış. silmek. f. dili 1. blown off the chimney cowl. 1.o. kan zehirlenmesi. 2.´s cover blow s. 3. 3. k ızmak. fiske. i. 1. birini çok şaşırtmak. 2. kabart ı. unutulmak. s. s. --n) 1. başına kurşun sıkarak intihar etmek. üflemek. 1. lekelenmek. birini vurmak.. 2. duraksamak. dili tepesibacan atmak. sigortay k. bluz. canlanmak. geçmek. k. blotting paper. kiralık katillere verilen para. f. inatç aksi. i. f. vuru ş. lekelemek. dili (rüzgâr) çok sert esmek. 2.. 4. sümkürmek. 2. s.´s mind kan davas ı. k. meyve üzerindeki bu ğu. kan damar ı. k. k. kan grubu. tazelik. 1. Rüzgâr ı att ırmak. 2. dili karars ız olmak. tüyler ürpertici. dili kör ı. İng. canavar ruhlu. kan tahlili. dili birinin gerçekte kim oldu ğunu göstermek. 1. papyebuvar. adamakıllı. s. 2. s. dıortadan ile kurutmak. mürekkep lekesi. yok etmek. kusur. 2.blood feud blood group blood money blood poisoning blood pressure blood pressure blood sugar blood test blood transfusion blood transfusion blood type blood vessel bloodcurdling bloodshed bloodshot bloodthirsty bloody bloody-minded bloom blooming blossom blot blot out blotch blotter blotting paper blotting paper blouse blow blow blow a fuse blow great guns blow hot and cold blow in blow one´s brains out blow one´s cool blow one´s nose blow one´s own horn blow one´s own horn blow one´s own trumpet blow one´s top blow one´s top/stack blow out blow over blow s. 1. uçurmak. 1. tansiyon. leke. k. gömlek. (fırtına) dinmek. (--ted. (blew. düşmek. 2. kan dökme. külahını uçurdu.o. bozmak.o. hunhar.. kan gibi. dili tepesi atmak. geli şmek. çiçek. kan şekeri. 1. solumak. dili tepesi atmak. k. kurutma kâ ğıdı. esmek. lekelemek. dili kendi reklam ını yapmak. 2. diliı. tansiyon. i. bahar açmak. ateş ederek birini öldürmek. k. kanlı. birine çok keyif vermek. çiçek açmak. f. . leke. 2. kendi reklam ını yapmak. 2.. k. k. kan nakli. k.. 2. dili ans ızın gelmek. dili 1. ayıp. --ting) 1. i. diyet. olas İng. bak. birini çok heyecanland ırmak. parlamak. (açılmış) çiçek. kan bas ıncı. çok k ızmak. 1. i. 2. 2. dili 1. 4. away blow s.

büyütmek. to smithereens blow the lid off blow up blow-by-blow blow-dry blowjob blowout blowtorch blowup blubber blubber bludgeon bludgeon s. 3. 2. f. dili patlamak.. 2. 2. s. f. i. yatılı okul. borda. kızarıklık. (rüzgâr) şiddetle esmek. k. s.b. pansiyoner. şatafatlı davet. keskin olmayan. kör. kurus ıkı atmak. 1. sözünü sak ınmayan. i. körletmek. 2. yatılı okul. . s. mavi kopya. (vapura/trene/otobüse/uça ğa) binmek. birinin aklını başından almak. böbürlenme. üzerindeki) tahta yaya kaldırımı. s. (kum. f. pürmüz./s. i. s. mavimsi. küplere binmek. i. asilzade. Campanula. den. havaya uçurmak. pot k ırmak. tahta.. 4.o. blöf. out ağzından kaçırmak. 2. kızartı. mavimt ırak. f. plan. 1. mavi. i. yüzü k ızarmak. 1. i. i. gaf yapmak.b. bot. belirsiz bir şekil. k.´s mind blow s. f.t. balina ya ğı. mavi.. kurusıkı. çivitlemek. into doing s. dili (insan vücudundaki) yağlar. pansiyon. 1. birini bir şey yapmaya zorlamak. i. pot. i. fart furt etmek. blucin. gaf. hüngürdemek. fart furt. yönetim kurulu. yabandomuzu. supet. 4. 1. bulanık. tepesi atmak. i. k. k. f. çivit.t. göztaşı. yönetim kurulu. pansiyoner olmak. i. şişirmek. s. 2. i. sarp ve yüksek k ıyı/kaya. 2. f. 5. mavi renkli. mavi renk. k. 2. lastik patlamas ı. rüzgârın çıkardığı) uğultu.blow s. f. 1. 1. 1. cop. soylu kimse. patlatmak. f. 1. k ısa ve kalın sopa. (--red. f. ayrıntılı. patlamak. f. i. 1. i. 2. bulanıklaşmak. 1. 1. pürmüz lambas ı. satranç v. oyun tahtas ı. i. blöf yapmak. azaltmak. 2. 1. (şiddetli i. kavga. i. i. süpet. i. dili büyük parti. aristokrat. üstüne tahta çakarak kapamak. i. bir şeyi/birini paramparça etmek. dili birini hayrete dü şürmek/şaşkına çevirmek. tasarlamak. yönetim kurulu.o. kereste. yat ılı öğrenci. 2. --ring) bulan ıklaştırmak. 2. dili aç ığa vurmak. blue blue blood blue blood blue cheese blue jeans blue ribbon blue vitriol bluebell blueberry bluecollar blueprint bluff bluff bluing bluish blunder blunt blunt blur blurry blurt blush bluster boar board board of directors board of managers board up boarder boarding house boarding school boarding school boardwalk k. zool. işçi sınıfına ait. patlama. bataklık v. (blow-dried) kurutma makinesiyle kurutmak.o. aristokrat. 1. kaba penisi a ğızla uyarma. çançiçe ği. 2. hüngür hüngür a ğlamak. dili efkârl ı. ağır bir cisimle vurmak. i. agrandisman yapmak. bir çeşit küflü peynir. tok sözlü. proje. 2. çayüzümü. mavi kopya ç ıkarmak. f. herhangi bir alanda en büyük ödül. s. 3. 3. f.

alçal yükselmek. ha şlanmak. i. i. i. kötüye işaret/delalet etmek. fırlayıp kaçmak: When the pickpocket saw the yıldırım. ıng. 3. 3. insanı hayrete düşürmek. bütünüyle. serkeş. yastık. kazan. 2. at ılgan. kurallara karşı gelen. f. -e sahip olmaktan gurur duymak: This hotel boasts two swimming pools and a sauna. cesur.. Bolivya´ya özgü. 1. bobin. bataklık. bilg. f. sık sık e f. 1. -e işaret etmek. s. f. s.. Bolivyalı. tümüyle. i. 2. buhar kazan ı. 1. çabuk eğilip kalkmak. (--ged.. Bu otel iki yüzme havuzu ve bir saunas ıyla s. 2. i. fırlama. 2. kayıkhane. Göl bir ceset taşımaya vücut geliştirme. bide.. koruma görevlisi. iyiye işaret/delalet etmek. cesaret. 3. şiddetli. dili asi. (gemi. kitle: A lake is ıa özgü fermuarl torba. 3. i. 4. ceset torbas .. İng. İng. özü kalana kadar kaynamak. 2. yüreklilik. s. uzun yastık. dili tepesi atmak.. s. sahte. sürgü. kaynayarak suyunu çekmek. çabuk eğip kaldırma veya ilip kalkma hareketi. . dili ı şp ilin. övünmek.ğ (--bed. k. alagarson saç. yapma. yüznumara. s. siyah (harf). kilit dili. 1.. 2. çekülün ucundaki a ğırlık. ask.. 1. tamamen. kaynayarak buharla şıp yok olmak. 2. yastıkla beslemek.. düzme.. ceset.. (up) 1. ısaltmak. kaynatmak. çıban. i. vapur. Bolivyalı. i. çabuk e ğip kaldırmak. kad ın yeleği. --bing) 1. body of water. 1. (çoğ. f. hela. bedensel. 2. haşlamak. k. 1. dili polis. (kaynarken) ta şmak. köpürmek. kaçış. Yeni bir sandalım var. baloney. kaynama noktas ı. z. 1. 4. korsaj. 2. k. demiri. kaynamak. z. k 1. f. gövde. kaba kenef. 2. 2. koruma. i. yarışta kullanılan kızak. kolgüçlendirmek. tulum (giysi). 1.boast boastful boat boathouse bob bob bob bobbin bobby bobby pin bobsled bode bode bode ill bode well bodice bodily body body bag body building body count bodyguard bog boggle boggle the mind bogus boil boil boil away boil down boil over boiler boiler suit boiling point boisterous bold boldface boldfaced boldly boldness Bolivia Bolivian boloney bolshy bolster bolt bolt of lightning f. kısmak. How i. madeni saç tokas ı. k sıkk. i. matb. 2. minder.. 1. yat gibi) tekne: What time does the boat leave? Vapur kaçta kalk ıyor? I´ve got a new boat. cesaretle. i. 4. 2. bak. arka arkaya bağlı çifte kızak. tuvalet. i. i. fırtınalı. sandal. -e delalet etmek. ı kütle. 1. 1. -ging) f. (saçı) alagarson sallanmak.. İng. i. miktar: a body of information bir miktar bilgi. gürültülü. bilg. 5. matb. i. s. İng. f. i. vücut. övüngen. siyah harfler. gözüpek. c ıvata. i. karoser. Bolivya. bob)sİ i. 2. ufak i ğ. bak. beden. desteklemek. sürgülemek. f ırlamak. i. cüretli. ölü sayısı. 2. Bolivya. s. siyah (harf). bilg. makara. at/over -e tak ılıp tereddüde düşmek. olta mantarı. matb.

1. kemiksi. 2.. İng. bomba. s i. bono. 1. aşk yapmak. sınava hazırlanmak. memeler.. bombalamak. yolunuz aç ık olsun. kupkuru. 1. topa tutmak. argo büyük gaf/pot. k ılçıksız. prim. palamut. oto.. üzerine varmak. güzel.. şenlik ateşi. i.. f. i. k ılçık. f. k. 2. k. i. bombalamak. kemikli.. dili çok çalışmak. 4. kölelik. ş k. kaput. 2.. bombac i. i. salak. s. 2. 1. . (bir yere) bomba atan/yerleştiren kimse. İng. kemiklerini/k ılçıklarını ayıklamak. çoğ. 2. k ısa zamanda bir konuyu çalışıp öğrenmek. 3. 1. gerçek. i. i. falso yapmak. zool. iyi yolculuklar. kefil. 4. 1. ikramiye. 1. bombard ıman uçağı. kitap. falso. f. şlamak.sevişme. bağcıklı bone. argo televizyon. f. dili aptalca hata yapmak. i. argo sikme. i. kırıkçı. cilt. k.. ask. farlar. argo -i sikmek. 3. köle. mankafa. çoğ.. dili ng.. rezervasyon yaptırmak. ampuller. hakiki. gümrük antreposu.. ku içine kemik külü kat ılarak yapılan porselen tabak. bombard ıman etmek. aptal. 2. topa tutma. kemik.bolt upright bomb bombard bombardier bombardment bombastic bomber bombshell bon voyage bona fide bonanza bond bond paper bondage bonded warehouse bondholder bondsman bone bone bone china bone for an exam bone meal bone of contention bone up on a subject bone-dry bonehead boneless boner bonesetter bonfire bonito bonk bonkers bonnet bonny bonus bony boo boob boob tube boo-boo boobs booby booby prize booby trap book book club dimdik. s. aptalca hata. 1. 2. s. k. i. İng. 1. kaporta. 1. bonds. hoş. k ılçıklı. ık ıştırmak. bubi tuza ğı. iyi cins yazı kâğıdı. falso yapmak. bir deri bir kemik. f. s. k.. argo 1. kefalet. argo ayvalar. f. s. açık havada yakılan ateş. kitap .men (bandz´mîn) i. s ıska. zarif. argo aptalca hata yapmak. İng. İng. 1. 2. yuhalamak. i. s. 1. 2. (yer) ayırtmak. i. i. (polis) (san ığı/cezaya çarptırılan birini) kayda geçirmek. dili aptalca hata. (bombard ıman uçağında görevli) bombacı. göze hoş görünen.. i. i. dili ı bomba etkisi yapan. 1. f. . en kötü oyuncuya verilen ödül. kemiksiz. İng. i. bombard ıman. leh. ahmak. falso. argo aptal. kemik tozu. ilişki. dili vurmak. f. tumturaklı.. i. anlaşmazlık sebebi. 2. i. f. sıhhatli. İng.. budala. i. i. tahvil. kefil olmak. darbe. balina (çubuk).. ikizler. İvuru i. 2. hafızlamak.. bomba: blonde bombshell sar ışın bomba.kulübü. gürbüz. 2. 2. i. dili kafadan kontak. bağ.. 2. sevişmek. beklenmedik kazanç. k. senet. çıkıkçı. tahvil sahibi. 3. çatlak.

1. 1. i. muh. i.. (olumlu bir şekilde). f. ayrılmış. ı. i. kaba. kitap konulan raflı mobilya. motor. ı. kaba ve görgüsüz kimse. bahisleri kabul eden bayi. f.artma. 1. i. sınırlamak. f. i. biri için otelde rezervasyon yapmak. 3. 1. bir şeyi birinin hesabına yazmak. i. 2. ciltçi. 2. f. dili kafa/kafay ı çekmek. içki kaçakç ısı. kaba bir şekilde. kitapta son okunan sayfayı bulmak için araya konulan karton. (bir yerin ticaret. gürlemek. kibrit paketi. rezerve edilmiş. kitapçkurdele i. dalkavukluk etmek.o. kitabevi. boraks. yaltakçı. bot.b. çizme. (rokette) ek i.. i. çanak yalamak. f. İng. defter tutan kimse. gümbürdemek.. i. i. dili ganyan bayii. muh. 1. kenar.book in book of matches book of music book review book s. propagandac i. rezervasyon. gazete kulübesi. k. i. nüfus v. i. kitaplık. köylü. ganimet. çizme şeklindeki aletle işkence yapmak. dili içki.t. i. kabalık. i. i. kenar süsü. bak. İng. 2. dalkavuk. i. patlama yak ın arkadaş. kim. nota kitab ı. to s. 4. bilet gişesi. 2. z. itelemek. i. kitap ele ştirisi. çapul. biletçi. k. 1. i.. 1. defter de ğeri. 2. i. (--ped. i. . maliyet. defterde kayıtlı. 1. i. argo tekmelemek. s. çardak. hudut. rezervasyon yapma. check in. (fuarda/sergide) stand. 1. (fiyat) artırmak. iyilik.2. 2.) h ızla yükselmek. artış . lehinde konu şarak yardımcı olmak. yaltak. 2. alkollü içecek... i. i. k. f. vuru ş. s ınır. patlamak i. 2. ya ğma. (ticaret) hızla artmak. i.´s account book value bookbinder bookcase booked bookie booking booking clerk booking office bookkeeper bookkeeping booklet bookmaker bookmark bookseller bookshelf bookshop bookstall bookstore boom boon boon companion boondock boonies boor boorish boorishly boorishness boost booster boot boot boot booth bootlegger bootlick bootlicker booty booze bop borax border İng. destek. (birinin hesabına) yazma. çanak yalayıcı. i. s. v. lütuf. into a hotel book s. 2. İng. i. bilgisayar ın belleğine komutlar okutarak sistemi f. bahisleri kabul eden bayi. defter tutma. sayfa işareti.. yard ım. 3. 3. İng. İng. broşür. kitabevi.. yaltaklanmak.. kitapçık. nimet. çizme giydirmek.o. ganyan bayii. --ping) vurmak. f. İng.1.. i. kitap raf ı.b. darbe.

bear 2. i. bear 2. hem . şef. Bosna. 2. 2. mat. Boşnakça. canını sıkmak. bitkibilimci. bor. başını ağrıtmak. 2. yönetmek. şişe. İng. şişe açacağı. Hasan tam s ınırda. Boğaziçi.. şişelemek. 2. dar geçit. çap. nak. samimi. bitkibilimsel. f. Bosna´ya özgü. f. Boğaz. Bo ğş üs. i.. Boşnak. can yolda şı. dip. patronvari. i. s. 1. Hem hoca. eğiliminde olmak.border on borderline borderline case bore bore bore bore a hole in bore s. Botsvana´ya özgü. f. gö samimi dost. s. botanik. i. Botsvana. around bossy botanical botanical garden botanist botany botch both 1. i. (bir işi) berbat/rezil etmek. Botsvanalı. doğmuş. bother bothersome Botswana Botswanan bottle bottle opener bottleneck bottom s. . . i. ı duyuyorum. kaza. kalibre. 1. 2. 3. yabanc ı bir dilden alınan sözcük/kelime. i. ödünç almak. 2. sıkıcı. 1. doğuştan: a born preacher doğuştan vaiz. 1. 2. i. i. ikisi de: both of them her ikisi. i. sıkıntı. Bosna. i. tekne. s. I respect her both as a teachergeldi and as a person. dili önceden tasas ını çekmek. asil bir aileden gelen.f. esas. ilçe.. ıslahhane.. botanik bahçesi. 2. sınır. i.. 1. i. botanikçi. and as . f. rahatsız etmek. f. ıslahevi. zahmet. ödünç alan. kim. kasaba. 1. s. dar bo ğaz. i. her iki kategoriye de girebilecek bir durum: Hasan´s a borderline case. hem . we could as easily i. 1.o. s. ´´Did the packages come?´´ both came. botanik. delmek. i. başkalarına hükmetmeyi seven. i. (ç ıkarma işleminde) ödünç almak. rahatsız edici. birine karşı amirane davranmak. i. f.´´ ´´Paketler mi?´´ ´´ Evet. hem insan olarak ona sayg Both your lives are in the scales. i. bak. 2. bak. bitkibilim. i.o.. yabancı sözcük/kelime. kaynak. f.. zam. Bosnalı. i. (bir fikri) az ıcık çürütmek. Botsvanalı. karina. can sıkıcı kimse. birine emir yağdırmak. sine. -de delik açmak. alt. Bosnal ır.. patron. Bosporus. olarak: ´´Yes. borç almak. canını sıkmak. s. s. i. 1. 2.. Bosna-Hersek. both of us her ikimiz. Her ikinizin de hayat ı tartışılıyor. her ikisi. 2. f. fail him as we could pass him.. Botsvana. can s ıkıntısı. birinin canını çok sıkmak. bak. temel. vadi. i. biberon. Boşnak. bağı koyun. i. 4. s. can s ıkıcı. amirane. to death/tears boredom boring born born to the purple borne boron borough borrow borrow trouble borrower borrowing borstal Bosnia Bosnia and Herzegovina Bosnia-Herzegovina Bosnian bosom bosom friend Bosphorus Bosporus boss boss s. . both as . 1. 1. botanist. k. bak. bitkisel. hudut. engel. oymak.. Boşnakça. s ınır komşusu olmak. Bosnia-Herzegovina.. i. 3..

dili Fondip! i. i. birini yere yıkmak.. baş eğerek selamlamak. bağlı. 1. kuşatmak.canl sekmek. sıçrayış . ılık. reverans yapmak. posta kutusu numaras ı. zıplatmak. bol. of -den çekilmek. 2. 2. s. bulvar. 1. süratle gitmek. i. baş eğerek selamlama. borina. 2. kısa süren hummalı faaliyet. 3. birini şaşırtmak. sığır cinsinden. s ıçramak. s. 1. hastalık: He´s just recovered from a bout of pneumonia. fırlamak. 1. . i. kameriye. f. emekliye ayr ılmak. 1. den. i. ba ğırsaklar. f. 1.. sektirmek. bak. iple boğmak.o. sınırlar. 2. 2.. papyon kravat. 2. 2. eli aç ık. 1. derinlikleri. 1. cadde. i. zıplay ış. i. hudut. sonsuz. f. loca. kayıtlı. eli aç ıklık. s. çarpık bacaklı. (ağaçta) büyük dal.. i. prim. 3. s. geri tepme. i. 2. sekmek. 2. i. çardak. buy. i. sınırsız. birini şaşkına çevirmek. over bowlegged bowline bowling bowshot bowstring box box box number son kuru ş. fiyonk. a ğır bir topla oynanan bir oyun. nöbet. 1. tas. (yayl ı çalgı için) yay. sınır. 2. i. 1. iç kısımlar. demet. sand ık. çok derin. kriket top atmak. cömert. aşırı saygı gösterisinde bulunmak. i. barço ba ğı. bolluk. cömert. ovalık arazi. for -e giden. kutuya koymak. kâse. butik.o. kiriş. boks yapmak. i. ba ğırsak. yakalanmas 2. papyon. (zararlı bir hayvanın yok edilmesi ı için devletçe veya bir suçlunun özgü koku. f. i. cömertçe. 1. s. bak.. 3. i. cömertlik. 1. anat. kentsoylu. z.bottom dollar bottom land bottomless Bottoms up! bough bought boulder boulevard bounce bound bound bound bound boundary boundless bounds bounteous bounteously bounteousness bountiful bounty bouquet bourgeois bout boutique bovine bow bow bow bow and scrape bow out bow tie bowel bowels bower bowl bowl bowl along bowl s. 2. boks. 2. el pençe divan durmak. bol. iri kaya parças ı. bowling. i. den. pruva. s. ok menzili. çok. reverans yapma. kutulamak. güreş. sıçramak. 1. k. anat. burjuva. zıplamak. birini yere devirmek. 1. s. i. 1. ciltlenmiş. 3. kutu. s. bir şaraba i. bowling oynamak. çok. i. 2. i. ba ş. 1. dili (çek) karşılıksız kmak. 2. çıs ıçrayış zıplama. bind. 1. i. 2. ciltli. s ınırlamak. s ınırsız. (ok atmak için) yay. i. f. eli aç ık. box s. sonsuz. i. Zatürreeden yeni kalkt ı.. f. buket. f. k. derinlikler: the bowels of the earth yeryüzünün i. f. verilen) para. cömertlik. sınır. dipsiz. f. 2. 1. f. on the ear birinin kula ğına tokat atmak. 2.

2. dayanak. 1. 2. kafasız. akıllı. zekâ. f. övüngen kimse. fren. kollara ayrılmak. boykot yapmak. i.box office boxcar boxer boxing Boxing Day boxing glove boxing match boxwood boy boy friend boy scout boy scout boycott boyhood boyish bra brace bracelet braces bracing bracket brackish brag brag about/of braggart braid braided brain brain trust brain wave brainchild brainless brains brainstorm brainwash brainy brake brake drum brake fluid brake lining brake pedal brake shoe bramble bran branch branch off branch out into (tiyatroda/sinemada/stadyumda) bilet gi şesi. i. i. dirsek. k. fren balatas ı. i. şube.. i. 1. . ac ı (su). kepek. erkek izci. zinde yapan: bracing mountain air insan ı ştiren dağ havas ı.ş. fren yapmak. bölüm. hafif tuzlu. 3. erkek arkada ş. 1. i. kol. zindele i. bağ. i. 1. fren yağı. 2. i. dili birinin kafas ından çıkan düşünce. delikanlı. matkap kolu. yumrukoyuncusu. bu ğday kepeği. dişçi. k. (kol ş olarak) ayr (asıl faaliyetine devam ederken) (yeni bir faaliyete) girmek. f. ayraç. s. i. i. ku ş beyinli. kuşak. yirmi altı Aralık. kapalı yük vagonu. . beyinsiz. boks eldiveni. (nehre ait) kol. 2. i. örülmüş ş ey. d. genç uşak. 2. parantez. s. tel. 3. sağlamlaştırmak. şimşir. İng. beyin. i. sütyen. boykot etmek. örgü. --ging) övünmek. çocukluk dönemi. f.y. destek. destek. i. s. s. 1. f. raptetmek. 3.. k. boykot. desteklemek.. 2. fren kampanas ı/tamburu. boks maç ı. kafas ına ağır bir darbe indirmek. 1. yumrukoyunu. 2. örmek. oğlan gibi. f. erkek izci.salmak. i. s. 1. (erkek için) çocukluk. f. dili aniden gelen parlak fikir. i. (ağaca ait) dal. f. beynini yıkamak. çoğ. birbirine tutturmak. pantolon askısı. kafalı. -den övünerek bahsetmek. 3. i. boksör. dal budak bran ılmak. dal. kısım. (böğürtlen gibi) dikenli bitki. dili aniden gelen parlak fikir. ask. 2. s. erkek çocuk. bilezik. fren pabucu. örgülü. köşeli ayraç. i. İng. yüksekten atan kimse. İng. İng. kö şeli parantez. o ğlan. (--ged. i. f. (üniformaya tak ılan) kordon. i. i. 1. kenet. i. saç örgüsü. böğürtlen (yemişi/çalısı). ak ıl. örülmü i. bir grup dan ışman.. akılsız.. fren pedalı. boks.

i. hamur tahtası. ancak masrafını karşılamak. marka. kırmak. ekmek. gedik. i. iş molası: They took a break. gürültücü ve kaba (kad ın). z. verdiler. argo mide. 1. ekmek kutusu. anırma. konyakla konserve edilmi ş (meyve). sar ı. 2. huk. da (bir ürüne ait) özel ad. bak. 1. konyak. 3. 1. f. açıklık. yüzsüz. i. ekmek tahtas ı. piç kurusu. 1. 1. fazla at ılgan. cesaretli. pirinç. f. Brezilya.ken) 1. i. bir aileyi geçindiren kimse. küstah. (broke. k. anırmak. yüzsüz. kötü alMola sözünde durmamak. velet. pirinç gibi. f ırsat. 3. yepyeni. 2. g ıcır gıcır. s. s. cesaretle. i. ekmek sepeti. i. 1. en. yepyeni. 1. cesur. savurmak. lekelemek. s. f. Brezilya kestanesi. 2. i. şans. i. 2. sallamak. sallama. sar ı. bread box. ekmek k ırıntısı. ruhen yıkılmak. k ırık. insanı geçindiren iş/para. sözünden dönmek. mec.brand brand name brand spanking new brandied brandish brand-new brandy brash brass brass band brass knuckles brassed off brassiere brassy brat bravado brave brave the elements bravely bravery bravo brawl brawny bray brazen brazier Brazil Brazil nut Brazilian breach bread bread and butter bread bin bread box bread crumb breadbasket breadboard breadth breadwinner break break a habit break a promise break a record break cover break down break even break ground i. ünlem Aferin!/Bravo! i. i. Brezilya. i. savurma. fasıla. kasları gelişmiş.. sütyen. i. 2. k. biraz sinirlenmiş. 2. bozulmak. s. dili ekmek kap ısı. 2. 1. i. gizlendiği yerden çıkmak. (k ızgın demirle yapılan) dağ. rekor k ırmak. ihlal. kurusıkı atma. yarık. 4. s. 2. Brezilya´ya özgü. anırtı. s. bando. yüzsüz. k. kâr ve zarar ı eşit olmak. i.. İng. şımarık çocuk. dili gıcır gıcır. . arbede. aralık. 2. cesaret. 2. gö ğüs germek. bro. 1. Brezilyalı. arsız çocuk. i. törenle temel atmak. s. k ırık. pirinç mu şta. ç ığır açmak. i. i. tah ıl ambarı. utanmaz. çatlak. kötü havada d ışarıda bulunmak. s. s. damgalamak. pirinç. (bir ürüne ait) özel ad. f. ara. marka. İng. adaleli. kabadayılık. ışkanl ıktan kurtulmak. i. 1. f. 1. genişlik. mangal.. 2. m ızıka. Brezilyalı. dili biraz kızgın. i. ğlamak.

f. 2. 3. dişini tırnağına takmak. sebep olmak. cepheyi yar ıp geçme. birden ko şmaya 1. soluk almak. nefes. 1. 1. i. kahvaltı. i. i. 3. ba ı ndan takip etmek. 3. patlak vermek. zorla girmek. s. 1. breed. kişi) ç ıkarmak.. 3. parçalanmak. sabah kahvalt ısı. umursamaz. yetiştirme. 2. k ırılır. çoğ. k ı sözünde durmamak. 2. yak solumak. in ile kaplanmak. s. k ıyıya vuran büyük dalga. At başlad ı. göğüs. -e zorla girmek. dili sak 1. den kopup sarkmak/sallanmak. 1. ilgisini kesmek. k ırılma. son nefesini vermek. 1. 2. i. nefes nefese. s ık ve kesik soluklar alıp vermek. yol açmak.. 1. 1. bozulma. 1. k ırmak. teneffüs etmek. i. zorla açmak. . kopmak: War has broken out in Asia. i. 2. dalgak ıran. s. 2. çok heyecan verici. parça parça etmek. f. Bunu nda dikilip durmak. parçalanma. 2. -den ayr ılmak. lakayt. . 1. rahat bırakmamak. 4. çok hızlı.. imbat. i. kırılma. dağılmak. başında beklemek. k. bozulma. kurbağalama (yüzme tekniği). i. kanuna karşı gelmek. 2. mendirek. araya girmek. gönül. lafa kar ışmak. 1. nefes vermek. paralanmak. 2. esinti. boynu k ırılmak. meme. gö ğüs kemiği. ın şı kimseye söyleme. soluk. Don´t breathe a word of this to anyone. birdenbire 3. sona erme. 2.break in break into break loose break off break one´s faith break one´s fast break one´s neck break one´s word break open break out break the ice break the law break the news to break to pieces break up break wind break wind break with breakable breakage breakdown breaker breakfast breaking breakneck breakthrough breakup breakwater breast breast stroke breastbone breast-feed breath breathe breathe down one´s neck breathe hard breathe in breathe one´s last breathe out breathless breathtaking bred breeches breed breeding breeze breezy 1. i. (birine) (kötü) haber vermek. kendini paralamak. (breast. 1. tür. k ırma. ölmek. 2. ili şiğini kesmek. hafif rüzgâr. havay suç işlemek. 3. (aralarında sevgi bağı olan iki ayr ılmak. 2. 1. alıştırmak. s. i. s.. i. durma. 2. kırılan şeylerin tutarı. nefes kesici. i. resmiyeti gidermek. f. - kopmak. bak. kalp. 2. sinir bozuklu ğu. i. nefes almak. kendini kurtar ıp kaçmak. terbiye. 3. 2. 1. ask.fed) (bebe ği) emzirerek beslemek. ilk defa bir işe giri şmek. f. (k ıyamet) rılıp ayr ılmak. osurmak. meltem. pantolon. anat. üremek. (bred) 1. 3. i. from -den kopmak. birden -e ba şlamak: The horse broke into a run. gaz gaz çıkarmak. kendini kurtarmak. cins. hareketli. dağıtmak. i. durmak. 2. 2. 2. solu ğu kesilmiş. orucunu açmak/bozmak. teklifsiz. yeti ştirmek. ş patladı. sözünü tutmamak. bozuşmak. (bilimde) büyük buluş. ayrıntılı hesap. yellenmek. büyük (bir hız): a breakneck pace çok hızlı bir tempo. patlamak. dökmek: She´s broken out Asya´da sava ı yumu şatmak. sine.. 1. çökme. rüzgârlı. canlı.

dili bira: He bought me two brewskies. brik. 1. tugay. deha. silme. 2. neşelendirmek. 4. i. 2. ak ıllı. geline ait. bright-eyed and bushy-tailed k.. rüşvet vermek. haydut. 1. ağzına kadar dolu. deliksiz/bo şluksuz) tuğla. (bira/kahve) yapmak. tuğla örerek kapatmak. i. 2. i. i. olmak. 2. f. k ısaca. i. frenlemek. (kötü bir şey) hazırlamak. aydınlık olmak. i.. gelinin nedimesi. bardak a ğzı. harikuladelik.. i.p parlak bir şekilde. . k ısa. i. i. parlaklık. kükürt. köprü kurmak. şapka kenarı. tuğla harmanı. i. i. zeki. 2. köprü yapmak. tuğla örücü. mükemmel. (çay/kahve) içmeye haz ır olmak. huk. k. parlatmak. i. 3. s. (çay) demlemek. i. çoğ. 1. i. köprü. hazırlanmak. gemlemek. bira fabrikas ı. (brought) getirmek. den.. i. f. nikâha ait. 3. 1. i. göz alıcılık. 2. (ata) başlık takmak. çoğ.. gelin. i. parlayan. 1. z. 1. ırlanta. 2. parlak. köprüba şı. harika. dâhice. nedime. (herhangi bir) dikenli yabani çal ı. kardeşler. brier. 2. s. f. brifing s. rüşvetçilik. i. 3. gemi hapishanesi. i. briç. i. i. i. i. evrak çantas ı.. parlak renk. slip (erkek külotu). duvak. dili tam formunda. çoğ. s. 2. (gem ve dizginlerin tak ıldığı) at başlığı. 2.. bak.. bot. i. i. f. i. 1. ımcıs ı. f. z. parlak.. (otomobil farlar ına ait) uzunlar. neşe ılık vermek. k ısalık. brifing. salamura. 1. f.. tuzlu su. göz alıcı. parlak. ask. i. bira yap i. ayd ınlanmak. e şkıya. bot. i. 1.. 1. i. ba şını hafifçe kaldırarak öfkesini davanıngem özeti. 3. harikulade. pırıl pırıl. vurmak. duvarc ı. s. deniz suyu. mükemmellik.yapmak.brethren brevity brew brewer brewery brewski briar bribe bribery brick brick red brick up bricklayer brickyard bridal bridal veil bride bridegroom bridesmaid bridge bridge bridgehead bridle brief briefcase briefing briefly briefs brier brig brigade brigadier brigadier general brigand bright bright color bright lights brighten brights brilliance brilliant brilliantly brim brimful brimstone brine bring i. i. f. para yedirmek.. Bana iki bira ısmarladı. ask. (gen.dili (bir yere) canl (otomobil farlar ına ait) uzunlar. k. daha hoş ve sevimli bir hava katmak. 3. tu ğgeneral. tuğgeneral. rüşvet. ask.. tertiplemek. i. güvey. kiremit rengi.

o. 1. birinin aklını başına getirmek. k ıllı. meydana ç ıkarmak. başarıyla yapmak. k.o. en önemli destekçileri getirmek. home to s. dili ba şarmak. kızmak. birinin (bir işe) katılmasını sağlamak. bir şeyi sonuçland -i rezil etmek. 2. -i dava etmek. 2. 1. down bring s. arzetmek. 3.. çok alk ışlanmak. 1. bir grubun mevcudunu tamamlamak. karar noktas ına getirmek.o. domuz kılı. ailesini geçindirmek.o. k. doğurmak.o. sebep olmak. 1. to pass bring shame on bring through bring to a head bring to light bring to mind bring up bring up one´s big guns bring/file suit against brink brisk briskly bristle bristle with bristly Britain (anne) (çocu ğu) dünyaya getirmek. (doktor/ebe) (çocuğu) ğurtmak. birini (bir işe) katmak. 1. 1. dili bir şeyi birinin kafasına dank ettirmek. akla getirmek. to his/her knees bring s. in on bring s. . k. 2. i. -i zorlamak. i. hesap toplam ını nakletmek. s. ı yaptırdı. birinin yüreğini burkmak. to bring s. dodili k. hakk ında birine haber getirmek. f. birini yola getirmek. dili ailesinin geçimini sa ğlamak. -i (çekingen sıkıştırmak. 2. -i dava etmek. (felaket için) e şik. to bear on bring s. birinin (bir hastalığı/zor bir durumu) atlatmasını sağlamak. ayıltmak. up to date bring s. 2. kazanmak. 1.. dili bir alk ış tufanı kopartmak. k. word of bring s.t. birinin) konu şup rahat davranmasına sebep olmak. k. birine diz çöktürmek. birini ayıltmak.o. s. seyircileri kırıp geçirmek/çok güldürmek. i. bahsetmek.o. 3. 1. 2. meydana getirmek. bring s. 2. Generale biraz bask ırmak. (jüri) karara varmak. yetiştirmek. hatırlamak. büyütmek. -i açmak.t. 1.o. (yeni bir şeyi) yapmak/yayımlamak.o. sıraya sokmak. doğurmak.t.´s throat bring a unit up to strength bring about bring along bring an action/suit against bring around/round bring down the house bring down the house bring forth bring forth bring forward bring home the bacon bring in bring into disrepute bring into line bring into relief bring off bring on bring out bring pressure to bear on bring s. gün ışığına çıkarmak. 1. huk. 2. 2. kıyı. getirmek. (uçurum için) kenar. aydınlatmak. istenilen hızda hareket eden. (yargılanmak üzere) birini mahkemenin önüne çıkartmak. z. sebep olmak.bring (a child) into the world bring a lump to s. ileri bir tarihe almak. 3. dili birinin keyfini bozmak. geli ştirmek. yanında getirmek. en önemli dayanaklar ı/kanıtları ileri sürmek. to justice bring s. birini çok duyguland ırmak. ileri sürmek. .o. 1. -e bir şeyi uygulatmak: He brought some pressure to bear on the general. sebep olmak. to reason bring s. hareketli. 2. sertçe esen (rüzgâr). hatırlatmak. 2. (para) kazand ırmak. -e gölge dü şürmek. Britanya. ikna etmek. 2. belli etmek. açığa çıkarmak. birini en son olaylardan/geli şmelerden haberdar etmek. istenilen hızda. (hoş olmayan bir şeyle) dolu olmak. çok alkış toplamak. meydana çıkarmak. meydana getirmek. dikleşmek. sert k ıl. meydana getirmek. birine boyun e ğdirmek. 1. canlı. canlı/hareketli bir şekilde. tüylerini kabartmak.

erkek karde ş. 1. dü şünceye dalan. 2. ızgara yapmak. kararmak. enişte. kuluçka. z.harap. açık fikirli. süpürge sopas ı. kitapçık. . f. katlanmak. (tohum) saçmak. i. bot. tunç.beat. i. 1. f. i. çoğ. 4. break. saplı süpürge. beraberlik. bozulmuş. kaş. (brow. i. kayınbirader. genel. derin derin dü şünmek. s. Britanya´ya ait. bir kuruluşun üyeleri. i. hoşgörülü. s. erkek karde şe özgü. gevrek. alın. i. i. i. şive. k. ızgarada kızartmak. 2. broşür. tıb. İngiliz. bronşit. f. 1. kuluçkaya yatmak. dili paras ız. 2. argo eksik etek. tahammül etmek. dilbilgisi kurallarına uymayan (bir yabancının umudunu yitirmi . uzun atlama. --en) gözünü korkutmak. i. karde şlik.. i. bacanak. f. bronz. i. katırtırnağı. s. bitik. 1. k ırık. i. s. Britanyalı. kuluçkaya yatmak isteyen. et/balık suyu. herkese söylemek. (broad. s. ağabeyce. f. çay. (kötü bir olaydan sonra) ş. 1. s. birader. bak. kadın. 4. dayanmak. karartmak. i. birlik. 3. yabani at. bir çeşit erkek ayakkabısı. f. k.cast) 1. k. 1. 1. banker. ızgaralık piliç.britches British Briton brittle broach broad broad bean broad jump broad jump broadcast broaden broadly speaking broad-minded brocade brochure brogue broil broiler broiling hot broke broke broken broken-down broken-hearted broker bronchial tubes bronchitis bronco bronze brooch brood brooder broody brook brook broom broomstick broth brothel brother brotherhood brother-in-law brotherly brought brow browbeat brown i. 2. çekmek. radyo/televizyon yay ını. spor uzun atlama. i. f. y ıldırmak. i. meteliksiz. engin. f. bakla. 1. k ırılgan. yamaç. s. 1. i.. brokar. broş. 2. genelev.. fırında et kızartmaya özgü ızgaralı kap. 1. düşünceye dalmak. i. ırmak. s. (bir konuyu) açmak.. i. k. 2. kuluçka makinesi. 2. dili pantolon. i. çehre. 2. ayrıntılara girmeyen. bak. anat. f. yakla şık. bozuk. genişlemek. dili çok s ıcak (hava). işi bitmiş s. dili (hava) çok sıcak olmak. kalbi k ırık. s. komisyoncu. 3. f.. ehlile ştirilmemiş at. yaymak. (radyo/televizyon arac ılığıyla) yayımlamak. yüz. 2.. geniş. bring. kabaca. kahverengi. 2. bron şlar.. 3. i. 2. genişletmek. i. i. kırılmış. i.

çürük. 2. frenklahanası. yetişmekte olan: a budding physicist yetişmekte olan bir fizikçi. fırça. fundalık. (tokal ı bir şeyi) bağlamak. bak. burkulma. z. Brüksel. s. fokurdamak. toka. i. Brunei´ye özgü. . (tüfek için) saçma. karabu ğday. 2. başından atmak. kabarc ık. Bruneili. i. gonca vermek. buru şma. --ding) tomurcuklanmak. dili ç ırılçıplak. f. vah şi. hafifçe dokunmak. s.brown sugar brown sugar brownish browse bruise brunch Brunei Bruneian brunette brunt brush brush brush against brush aside brush off brush up brush up on brushoff brushwood brusk brusque Brussels Brussels sprouts brutal brutality brutally brute brute force bubble buccaneer buck buck buck buck for buck naked buck up bucket buckle buckle down buckle on buckling buckshot buckwheat bud Buddhism Buddhist budding esmerşeker. 2. 2. s. ezmek. brüksellahanas ı. i. yabani. Bruneili.´nin) en ağır/şiddetli kısmı. i. savmak. zam v. kaynamak. f. -e sürtünmek. 1..b. i. 1. i. 2. karşı gelmek. ald ırmamak. 2. erkek hayvan. bere. ciddiyetle/gayretle çalışmak. değinmek. bot. sert. çalılık. çürütmek. ret. tozunu almak. i. Budizm. i. i. i. kahverengimsi. 1. tomurcuk. (at) s ıçramak. s. dili dolar. (terfi. 1. 1. mek. baskı v. vahşilik. k. i. 1. 2.. İng. 3. 1. through -i şöyle bir okumak/karıştırmak. i. vah şi adam. i. k. ters.. i. f. erkek geyik. i. z. s. i. flambaj. f. kova. Brunei. 2. önemsememek. dili ne şelenmek... 2. i. dili ö ğleye doğru yenen ve kahvaltı ile öğle yemeği yerine geçen yemek. (--ded. f. fırçalamak. f. brusque. geri çevirme. kaba. yer yer kabarmak/kamburlaşmak. korsan. 1. s. çökmeye ba şlamak. çalı çırpı. esmerşeker. i. i. 1. (saldırı. berelemek. i. 1. i. vahşice. sık çalılık. gonca. otlamak. i. (bilgiyi) tazelemek.b. Brunei. merhametsiz. k. kaba kuvvet. ezik. f. i. hayvan.´ni) elde etmeye çal ışmak. 3. s. fundalık. i. k. esmer kad ın. 2. Budist. (bilgiyi) tazelemek. (tokalı bir kayışla) (bir şeyi) takmak/giymek. -e göz gezdirmek. ku şluk yemeği. azarlama.

argo oyalanarak vakit geçirmek. i. dili patlak gözlü. Bulgar. inşaat. f. İng. kurdu. f. müteahhit. bü ğlü. (--ged. about bugger s. borazan. dili muhabbetkuşu. yapım. 3.b. yap ı. mermi. 2... İng. f.) merakl ısı. i. boğa. örselemek. yap ı yapmak. inşaat ruhsatı. yapmak. inşa. fizik. i. f. boru (askerlere işaret vermek için kullanılan çalgı). i. (bir k. İng. dili gizli dinleme ayg ıtı.. zool. i. i. söyle şi. 5. i... buldozer. 1. kurmak. 2. borazanc ı. br ıçka. cüsseli. dozer. oylum. zırva. hacim. böcek. 1. argo 1.buddy budge budgerigar budget budgie buff buff buffalo buffer buffer state buffer zone buffet buffet bug bug off bug-eyed bugger bugger about bugger all bugger off bugger s. kurşun. boru işareti. İng. i. argo bir şeyin içine etmek. tampon devlet.. bak.. k. 2. İng. çok zor bir şey. zool.. f. müz. 2. (bir şeyi) yumuşak bir şeyle parlatmak. (araba.. dili (makinede) bozukluk. (insan için) yap ı.. (built) 1. ıaatç . mikrop. ar ıza. muhabbetkuşu. i. argo hiçbir şey. in ş i. i. i. yoldüzer.. argo Siktir! s. 2. üstünden buldozer geçirmek. 1. f. İng. k.t. kaba arkadan sikmek. arkada ş. 1. .. dili 1. 1. hareket etmek.o. bünye.. 2. bütçe. i. böcekli. bilg. kımıldatmak. i. k. İng. 4. site. hacimli. Bulgaristan. up Bugger you! buggy buggy bughouse bugle bugle call bugler build builder building building complex building permit built bulb Bulgaria Bulgarian bulge bulk bulky bull bull session bulldog bulldoze bulldozer bullet i. yaratmak. i. build. 2. f.. inşa etmek. iri. 1. İng.. i. argo tımarhane. f. dili toz olmak. virüs. radyo v. çiçek so ğanı.. hata. argo saçma. bel vermek. i. --ging) k. 1. s.. i. gitmek. i. böcek dolu. i. bina. i.. tampon bölge. elektrik ampulü. Bulgarca. bizon. argo zor kullanarak bir şeyi yapmaya mecbur etmek. i. 2. f. i. argo sıvışmak. s. k. hantal. (about) h ırpalamak.. i. İng. herif. s. toz olmak. buldok. 2. yarenlik. büfe.. tampon. argo birine zorluk çıkarmak. ahbap. fayton. İng. k ımıldamak. ço ğunluk.

kan ıtlama zorunluğu.iyi 1. i. zırva. 2. 2. off bundle up bung bung up bungalow bungle bunion bunk bunk bunny buoy buoy s. serseri s ısı. başkalarının ırt ından geçinen kimse.. çarpmak. dili. i. (aynalı ve alçak) ş i. i. yığın. i.ifoniyer. s.. külfetli.. 1. you´d better bundle sıkı giyinmek. dili 1. Berkant bundled her to an asylum. ış 1. büro. huk. burglarize. i.bulletin bulletin board bulletproof bullfight bullhorn bullion bully bulwark bulwarks bum bumblebee bumf bump bumper bumper crop bumph bumpy bun bunch bundle bundle s.o.. altın/gümüş çubuk. 2.. vuru ş. k. i. bak. f. al bereketli mahsul. ısını n delili ği resmen tasdik up. mebzul. yazıhane. a ğzına kadar dolu kadeh/bardak. İng. i. den. f. tümsekli. i. 2. tı kapamak. s.ıyor. takım. otlakçı. tıpalamak. 3. i. i. dili 1. boğa güreşi. tampon. ranza. bindirmek.o.olur. s. ısı so ğ uk.. i. kim. hevenk. (--med. topuz: She wears her hair in a bun. 2. İng. yüzen. f. toprak yabanar i. birini neşelendirmek.2. serseri. i. çörek. ışılandan çok daha bol. saçma. f. tavşan. i. bohçalamak. ev/bina h ırsızı. i. 1.. f. kıç. -i 2. 1. İng. Kar sar ınıpoff sarmalanmak: It´s cold out. k ırtasiyeci. --s/--x (byûr´oz) i. f. 2. devlet memurları. 1. i. ağırlık. çarpma. dövmek. sıkıntı vermek. zorbalık etmek. 2. yüklenmek. argo 1. k. istihkâm. dili megafon. ağzını tapa/tıpa ile i. grup. aptalca hatalar yaparak (bir şeyi) becerememek. saçma laflar. i. vurmak. bülten. tapalamak. Saç ını hep topuz yap i. yumru. 2. hiçbir işe yaramayan kâğıtlar. h ırsızlık. bildiri. ba şıboş adam. ne şeli. şiş. 2. f.. bumf. toplamak. toslamak. 1. s. 2. zorba. i. muhafaza alt ına almak. küpe şte. i. kabadayılık etmek. anaforcu. 1. zool. f.. h ırpalamak. ev/bina soyma. sık D pa. şamandıra. dili (evi/binayı) soymak. up buoyant burden burden of proof burdensome bureau bureaucracy bureaucrat bureaucratic burette burger burglar burglarise burglarize burglary burgle i. k. deste. İng. batmaz. i. siper ile korumak.. dili hamburger. s ıkıcı. ini şli çıkışlı. 2. 1. s. f. makat. k. k. saçma. f. (ayak parma ğında oluşan) şiş. bürokrat. i. s. çoğ. kurşun geçirmez.. i. siper. bürokrasi. bungalov.. büret. i. k. yüklemek. i.. k ırtasiyecilik. kabadayı. f.. 1. salk ım. -e epey hasar vermek. 1.ar tapa. --ming) 1. dili. tümsek. birini apar topar göndermek: As soon as his wife was certified insane. yük. engebeli. bak. demet. tavşancık. 2. belleten. bohça. ilan tahtas ı. bürokratik. . k. külçe altın/gümüş. dili (evi/binayı) soymak. 2. daire. k. i. 1. fııçgiyinsen ı deliği. f. i. yara bere içinde b ırakmak. oto.

bozulmak. Burkina Faso. 2. What do you mean bursting in on us like this? Ne diye patlam pat diye girmek: ı za böyle diye giriyorsun? odam almak. patlak. ticaret. gizlenmek. yanıp kül olmuş. f. çalı. içini yakmak. yakmak. Burkina Faso.çok mahvolmak. 2. i. 3. 4. i. s. otobüs terminali. dili birini k ızdırmak/sinirlendirmek.nese) Burkina Fasolu. 1. Burkina Faso. çalı gibi olma. 1. yan yanıp kül olmak. yak ıp yok etmek. (ticari) iş. yanmak. Burkina Fasolu. 1. out burn out burn s. f. 1. 1. tünel kazmak. parlatmak. i. ileri atılma.ünlü olmak için yan ıp tutuşuyor. (çoğ. i. 3. otobüs. alev pat kahkahayı koyuvermek. birden ağlamaya başlamak. 2. Burkina Faso´ya özgü. büyük: She has a burning desire to become rich and famous. 2. yan ık. yanan. tar. Burundi.burial Burkina Faso Burkinese Burkinian burlap burly Burma Burmese burn burn down burn o. in effigy burned down burned to a crisp burner burning burnish burnisher burnt burp burrow bursar burst burst in on/upon burst into flames burst into laughter burst into tears burst out crying Burundi Burundian bury bury the hatchet bus bus station bus stop bush bushel bushiness bushy business business hours business transaction i. 2. s.b. bir oyukta/yuvada i. gömme. iriyarı. Burundi. i.. çatlama. 2. oyuk. 2. gür (saç. Bur. Burundili. yuva. muhasebeci. 2. İng. defnetmek. The house burned down. perdahçı.ki. bak. çalı gibi. s. (burst) patlamak. i. s.mese) 1. kaş.o. . kile. yeri. f. protesto olarak sevilmeyen birinin kuklas ını yakmak/asmak. iş. Burundi´ye özgü. i. gece yarısına kadar çalışmak. burn. mühre. up burn the candle at both ends burn the midnight oil burn up burn/hang s. Birman. patlama. (çoğ. i. Burkina Fasolu. yanmış. perdah kalemi. gizlemek.Birmanyal yan ık. çuval bezi. f. 1. i. i. birden ağlamaya başlamak.s. s. okul veznedar ı.ık 3. ış. Birmanca. i. Burkina Fasolu. i. Zengin ve ık. s. örtmek. parlakl i. i. kendini tüketmek. 1. bak. saklamak. tutuşmak. Birman. Myanmar. 2. cilac ı. i. Burundili. Birmanya´ya özgü. ı. defin. otobüs dura ğı. Birmanyalı. çalıyla kaplı. Bur. 2. 4/5 kile. fazla çalışmak. f. i.. k. 5. f. s. mesele. 1. yan ıcı. i. cila. (--ed/--t) yanmak. 1. meslek. hold a –– He doesn´t hold a candle to her. şiddetli. 1.o. oyuk açmak. geğirmek. 1. in. Ev yan ıp kül oldu. gömmek. i. problem. brülör. Birmanca. 2. cüsseli. kuyruk v. yakıp kül etmek. f. barışmak.). s. yuva yapmak. geğirme. 2. tamamen yanıp (kendi kendine) sönmek. iş saatleri. cilalamak. 1. Onun eline su dökemez. yar ılmak. yakmak.. 2. geğirtmek. görev. Birmanya. 2. s. çalılık. tamamen yanmak. hararetli. 1. i. yak ıp yok etmek. Burkina Faso´ya özgü.

süsmek. f. düğme. f. rezil etmek. k. çenesinidü kapamak. i. -e burnunu sokmak. dili malı görmeden satın almak. araya girmek. patlatmak. 5.ness. alay konusu kimse. yakasına yapışmak. i. k. gene ra ğ i. k. f. 4. k ırım. ayak.. ciddi. 1. k.. pencere hariç. girip aramak. eşek gibi çalışmak.. 2. sayesinde. iliklenmek. 2. dili. berbat etmek. f. satın almak. dili (bir yerden) s ıvışıp kaçmak. büst. koşuşturmak.. ğmelenmek: Button your shirt! Gömleğini düdili şmamak. 2. bozulmuş. argo popo. Bugün çok meşguldüm. dili 1. with hemen her i şi ı: But for hersilmek relationship the hemen boss she . -e dalkavukluk etmek. s. been fired long ago. 2. k. f. 1. savuşturmak. 4. ğmelemek. tereyağı sürmek. kar ışmak. i.. 1. edat -den gayri. izmarit. 1. f. hisse almak.ness. süt kayma ğı. sistemli. 1. kırılmış. işlek. i. olmasayd Ş efle ili ş kisi olmasayd ı çoktan i ş ten would have de. sır vermemek. 1. dipçik. çok meşgul.en (bîz´nîswîmîn) i.. tereyağı.. dili 1. f. iri gö ğüslü (kadın).business trip businesslike businessman businesswoman bust bust bust a gut bust one´s ass bust out of busted bustle bust-up busy busy as a bee busy signal busy signal but but for but what butane butcher butchery butler butt butt butt butt in butt in on butter butter up buttercup butterfat butterfingers butterfly buttermilk buttocks button button one´s lip button up buttonhole buttress buxom buy buy a pig in a poke buy a pig in a poke buy in buy off iş seyahati. düğme. dili sakar kimse. i. (--ed/bust) k.men (bîz´nîsmen) i. 2. neşeli. bak. uç. 1. i. fırıştüketmi ş. men. but. . -den ba şka: The new maid will do almost anything but wash windows. busi. burnunu sokmak. i. 3. desteklemek. i. s uşturma. i. rüşvetle defetmek. alma. katletmek. k ırmak. i. kafa atmak. 2. çoğ. dili -e ya ğ çekmek. canlı. 1. baş uşak. -i yağlamak. s. düğme iliği. iflas etmiş. elektrik düğmesi. susmak. ortak olmak. dili bo şanma. mezbaha. yayık ayranı. 3. busi. iş kadını. s. 1. 2. aceleyle topu atmhareket ış. k ıç. f. 2. telefon me şgul sesi. 1.. kâhya. -e karışmak. almak. 2. 2. 3. button one´s lip. up (bir çift) gibi çalışrütbesini) mak. kaba et. ilik. k. çekici. boynuzlamak. 2. işadamı. körü körüne alışveriş etmek. bütan. kasapl ık hayvan kesmek. k. alış. sap. kalça. çoğ. i. . sıhhatli. 3. etme. popo. k. göğüs. k ırık. kelebek. f. i. meşgul: I´ve had a busy day. s. bir şeyi görmeden satın almak. patlamış. dili eşek kaba k ıçını yırtmak. katliam. i.. (up) iliklemek. meşgul işareti. tutuklamak. (askerin indirmek. bir evin ba ş hizmetkârı. birbirinden ayrılma. tos vurmak. i. 1. hareketli. payanda. bozuk. konu k. (bought) satın almak.. dü ğünçiçeği. patlak. ki. buton. aceleyle hareket i. k ıç. kasap. i. rüşvetle elde etmek. bozmak.wom. destek. i. 2. bot. Yeni hizmetçi. kelepir. 2. salhane. . etli butlu.ıko etmek. i. i.

ile. 5. (birini) rü şvetle satın almak. kazara. k. yak k ıl payı. az kaldı. -den. Onu tezahüratla ba şkan seçtiler. sıvışmak. elbette. derece derece. alıcı. gündüzün. Onlar kat kat daha iyi. İng. birkadar. taraf 2. 3. yakınında. notas ız. -e göre.t.buy on impulse buy on installment buy on margin buy out buy over buy s.t. taksitle satın almak. bir şeyi ortaklaşa satın almak: They bought the house between them. . müşteri. kazara. ne pahasına olursa olsun. bir tür akbaba. bağırarak.. oybirliğiyle. -in sayesinde. i. 4. izniyle. alıcı piyasası. hiç. 6. elle. Vallahi! zorla. vızıltılı elektrik zili. 2. k.t.. yak ında. ortakla almak.. tesadüfen. kulaktan. hakkı z. Evi a satın ald ılar. bir kenara. bir tempo ile. i. (öbürlerinden) kat kat daha . hakkında. sayesinde. müz. vibratör. tezahüratla: They elected her president by acclamation. genellikle. 1. yanından. Vallahi! çok fazla. düzensiz gayet düzensiz bir şekilde: I´ve worked on this by fits and starts for twenty years. i. ezbere. yanlışlıkla. 1. Bunun üzerinde gayet düzensiz bir şekilde yirmi yıl çalıştım. ne şekilde olursa olsun. 7. dili bir yolunu bulup. zool. ıtas ıyla. çok geçmeden. rastlantı sonucu. vızıltı. 2. dili toz olmak. between themselves buy s. kapatmak. tesadüfen.: They´re by far the best. sight unseen buy up buyer buyer´s market buzz buzz off buzzard buzzer By golly! by (main) force by by by a hair´s breadth by a narrow majority by a vote of thirteen to twelve by accident by acclamation by air by all accounts by all means by and by by and large by any means by chance by common consent by courtesy of by day by degrees by dint of by ear by fair means or foul by far by fits and starts by fits and starts By gosh! by half by hand by heart by herself by hook or by crook düşünmeden satın almak. alkışlayarak. az bir ço ğunlukla. ne yap ıp yapıp. on ikiye kar şı on üç oyla. bütün hisselerini almak. ından. yan ında. kendi ba şına.. yakınından. 2. kendi kendine. bir şeyişveresiye bir şeyi hiç görmeden satın almak. herkesin dediğine göre. f. -e vas ın. nezdinde. 1. edat 1. tedricen. i. yana. tümünü satın almak. yalnız ihtiyat akçesi yatırarak satın almak. rasgele çal ışarak. on credit buy s. her ne pahas ına olursa olsun. vızıldamak. uçakla.

ünlem 1. 2. 1. nöbetle. nöbetleşe./Hoşça kal. Onu ancak ismen tan ıyorum. ilk posta ile (cevap).. baypas. elek. ünlem. O bize s ıcak davranmadı. i. hafta hesabına göre. 1. izninizle. ikişer ikişer. ara seçim. f. (tüzükte) ek madde.s. i. 2. geçmiş şey. dili k ıl pay k. bak. but by the same token we haven´t been ı. ismen: him name only. genel istek üzerine. nöbetleşe. i. İng. çevre yolu.. dili aln ının teriyle. baypas. Hiç problem ğil!/Çok Hiç de zahmet değil! de gelmiş2. aslında. haftalığına. baypas ameliyatı. kendi kendinize. by order of by popular demand by reason of by request by return mail by return of post by return post by rights by rota by rote by stealth by the gross by the job by the piece by the same token by the skin of one´s teeth by the sweat of one´s brow by the way by the way by the week by turns by twos by virtue of by way of by weight by your leave by yourself bye bye-bye by-election Byelorussia Byelorussian bygone bylaw by-line bypass ne yapıp edip. fakat biz k. 2.. 2. aklıma gelmişken. çoğ. bak. ken . t ıb.. -den dolayı.. ışknow tan. kendi kendine.. ağır ağır. eski. kendi kendine. -in emri gere ğince.. . yolu ile. aynen: He hasn´t been friendly to us. baypas: heart bypass kalp baypası. kendiliğinden: The büyük h ızla.. baypas yol. doğrusu. ilk posta ile. rica/istek üzerine. acele. ezberden. Allaha ısmarladık. -den. very friendly to him. nöbetle.. . aynı şekilde. baypas yoluyla -den . yaradılI geceleyin. nedeniyle. It´s no sweat!/No sweat! k. geçmiş.. katiyen. götürü. asla.. i. -in emrine göre. yavaş yavaş. yalnız. 1. (yard ım görmeden) kendi başına: That cat can open the window by itself. bye-bye. parça ba şına. mekanik olarak. Belarussian. İng. Belarus.. Obir kedi pencereyi kendi ba şına açabilir. sıra ile. aracılığıyla. gizlice. i. dikkati çekmeden. Bana ismimle hitap etti. s.by hook or by crook by inches by itself by leaps and bounds by main force by means of by name by nature by night by no means by o. dü şünmeden. 3. bak. tic. i. . vasıtasıyla. adıyla. i. s. tartı ile. yazar ad ının verildiği satır. yüzünden. ha aklıma kolay! sırası gelmişken. güle güle. do ğuşby tan. var gücüyle. hırsızlama. ismiyle: He called me by name. sebebiyle. nedeniyle. toptan. dili 1.

i. bilg. kesik kesik gülmek. i. f. bayt. i. Romen rakamlar ı dizisinde 100 sayısı. 1. C c/f ca cab cabbage cabin cabin boy cabin class cabinet cabinetmaker cabinetmaker´s glue cabinetwork cable cable car cable television cablegram caboose cabstand cacao cacao bean cacao butter cackle cactus cad cadaver caddie cadence cadet caesarean café cafeteria caffeine caftan cage cagey cajole i. Bizanslı. i. asansör. k ıs. ince marangozluk. i. 2. f. ta1. copyright. (in şaatlarda) iskele.. f. askeri lise/okul ö ğrencisi. C. ince iş yapan marangoz. lokomotif veya kamyon sürücüsünün oturdu ğu kapalı bölüm. İngiliz alfabesinin üçüncü harfi. 2. yan yol. marşandizin arkasına takılan ve demiryolu görevlilerini taşıyan cumbalı vagon. uyan ık. sesin yava şlaması. centigrade. 2. i. 3. 2. palamar. cesarean. i. Bizans. i. s. Chamber of Commerce. küçük özel oda. kadans. küçük bir yere kapamak. 1. i. kamarot. seyirci kalan. hapishane. hintbademi. i. century. 1. 1. i. türev ürün. i. f. inmesi. bot.. 1. i. kadavra. 1. kafes. kablo. teleferik. 3.. 1. çok kullan ılan bir deyim. 2.by-product bystander byte by-way byword Byzantine Byzantium C C C of C C. 3. na ğ 2. en i. 3. g ıdaklama. k ıs. f. i. kakao çekirdeği. circa. ritim. kablolu televizyon. kabin veya kamarada ya şamak. i. kablo ile çekilen araba. C. i. i. 1. 1. 4. i. bot.. s. küçük lokanta. 2. bak. hapsetmek. kaktüs. 2. 2. 2. gıdaklamak. cent. i. k ıs. Celsius. kakao ya ğı. lahana. Bizans. gizli/özel/karanlık yol. 1. golf oyuncunun sopalar ını taşıyan kimse. city. . i. müz. 2.. gevezelik etmek. s. den. sualtı kablosu ile çekilen telgraf. taksi. kamara. 3. yan ürün. k ıs. kakao çekirde ği. kaftan. kulübe. bakanlar kurulu. gomene. 1. 2. kafeterya. i. 1. kurnaz. 1. 2. circa. i. çok dikkatli. Bizanslı. kafese kapamak. i. i.. aşağılık herif. (camlı ve raflı) dolap. i. küçük erkek çocuk. i. dolaşık yol. gevezelik. i. kabin. ceset. kakao a ğacı. i. c c. ikinci s ınıf. atasözü. 3. 3. i. tatlı sözlerle kandırmak. tek atl ı binek arabası. tutkal. kabine. 2. Bizans´a özgü. tahdit etmek. copy. gürültülü bir şekilde konuşmak. ahenk. carried forward. küçük erkek kardeş veya oğul. perdenin derece derece menin sonu. telgraf. k ıs. golf oyuncunun sopalarını şımak. taksi dura ğı (taksilerin bekleme yeri). i. kafein.

kendisini telefonla ı p bulamayan birine telefon etmek. 2. down call s. 2. vidala. birine tekrar telefon etmek. dobra dobra konu şmak. bağırış. s. benekli. saymak. telefon kulübesi. felaket. dana. 2. telefon konu şmas ı. dili do ğruya doğru. çok kötü. 3. (askerleri. kütüphanelerde kitaplar ı sınıflandıran numara. grevcileri v. çağırma. i. basmadan ılmışsiyah . k. -i iptal etmek. 3. vahim. duydum. (paray ı) ğundan üphe etmek.. kalibre. dili çocukluk a şkı. -e gölge düşürmek. kapasite. jeol. -e son vermek. ayarlamak. 1. İ1. eğriye eğri demek. ve turuncu renkli di şi kedi. hesap cetveli. 1. takvim. 3. üstüne s ıcak kek konulan çubuklu altlık. caliber. 1. 2. Birinin mdat!´´ diye bağırdığı n ı rmak. call number call off call on the carpet call out call s. hesap eden kimse. 1. buzağı. çıkarmak. i. i. şehirlerarası/uluslararası telefonla birini aramak. hesaplama. patiska. İng. afet. çoğ. 1. -i istemek.cajolement cajolery cake cake rack calamitous calamity calcification calcify calcium calculate calculation calculator calendar calendar year calendar year calf calf calf love calfskin caliber calibre calico calico cat calif caliph caliphate call call call a halt to call a spade a spade call box call for call forth call girl call in call in question call into being call it a day Call it what you want. pasta. i. kalkerleşme. --es/--s) 1. hesap etmek. halife. ça demin seslendin mi? He called out for help. f. tahmin. kalsiyum. tıb. baldır. birine k ısaca . i. . 1. i. 2. hesaplamak. (a name) for short call s. i. küspe. -i icap ettirmek. bak. kalkerle i. çap. hesap makinesi. 1. çoğ. 2. jeol. kireçlenme. hesap. ´´ İmdat!´´ diye bağırdı. ´´ ğı bağı rmak: Did you just call me? Bana f. vaketa. 3. (out) seslenmek. çörek. bak. kek. dili birini azarlamak... belal ı. İ ng. yap beyaz.. kireçlenmek.o. i. 1. takvim yılı. dili azarlamak. patiska. 2. paydos etmek. 1. 2. k. ştirmek. (yard ımcı/danışman olarak) (birini) çağırmak. k. felaket getiren. tatlı sözlerle kandırma. 4. -i gerektirmek. calves (kävz) i. (bir şeyin) iade edilmesini istemek. -in do ğrulu yaratmak. halifelik. i.o. bela. Ona k ısaca Memo diyorlar. 1.o. bak. Ne derseniz deyin. anat. yetenek. long-distance i.. 3. 2. gerçekleri sakınmadan söylemek. kal ıp. hilafet. -i kesmek. kireçleşmek. basma. 2. felaket. halketmek. birini geri ça ğırmak. telek ız. bağırma. patiskadan yapılmış. kim. 2. İng. (çoğ. 2. kireçleşme. i.. takvim yılı. i.. tıb. kalkerleşmek. kireçlendirmek. haykırma: I heard a call for help. kalsifikasyon.o.b. calves (kävz) i. 2. pamuklu bez. ortaya çıkarmak.ş(borcun) ödenmesini istemek. basma. demek: They call him “Memo” for short. i. i. i. aray k. i. -i durdurmak. konu şma. kireçleştirmek. İng. f. 2. felaketli. back call s. 3. 1.´ni) devreye sokmak. 1. 1. s. 2. 3. kabiliyet. cajolement. caliph.

f. Kampuchea. hüsnühat. hissiz. Kamerun. names call s. i.. kameraman. tüyleri bitmemi ş (kuş). 2. chameleon. i. bir şeyden şüphe duymak.. ince beyaz pamuklu/keten kuma ş. i. ask. deve. 1. . ştirmek.o. i. i. Kamerunlu. up call s. Ona kötü şeyler söylüyor.t. calf 2. s. come. kamelya.. 3. kamp. sakince. Kamerunlu. patiska. kara çalmak. saklama.o. i. i.. bot. 1.o.. köpek gibi) kötü sözler söylemek: He´s calling her names. sakinleşmek. to mind call the game off call the shots call to mind call to order calligrapher calligraphy calling card callous callously callousness callow callowness calm calm down calmative calmly calorie calory calumniate calumny calve calves cam Cambodia Cambodian cambric cambric tea came camel camel hair cameleer cameleon camellia camera cameraman Cameroon Cameroonian camomile camouflage camp camp birine/biri için (yalanc ı.. durgunluk. calf 1. yatışmak. basık arazi. kartvizit... ordugâh. i. çoğ. buzağılamak. bak. i.a. 2. 2. kalori. yatıştırıcı (ilaç). birini askere ça ğırmak. bot. ald ırış etmeden. 2. birinden hesap sormak. tecrübesizlik. 1. Buranakla hat ırlatmak.. buzağı doğurmak. i. 1. z. hatırlamak. (fırtına) dinmek. ışmak. 2. gizleme. kam. s.. s. calorie. ask... çoğ. f. kamufle etmek. (toplantıyı) açmak. toyluk. kamuflaj. shots around here. z.. iftira.. (birine) bir şeyi hatırlatmak. hattat. chamomile. bak. sıcak su ile süt ve şeker karışımı bir içecek (bazen çay da katılır). 1. çamur atmak. s. durgun. (bir yerin) amiri olmak: He calls the ın şefi o. f. i. bak. i. cam. i. f. duyarsızca. iftira etmek. sakin. into question call s. hat sanat ı. toy. birine telefon etmek. kamp yapmak. nasırlı. dingin. i. f.men (käm´ırımen) i.o. basık.t. fotoğraf makinesi. i. i. i.. katı. aldırışsızlık. sükûnet. i. duyars ızlık. oyunu iptal etmek. 2. s. birinin dikkatini (bir şeye) çekmek. to account call s. nasır tutmuş. deve tüyü. s. zool. i.er. kaligrafi. f. (deniz) sakinle yatıştıyat rmak. f. bak.´s attention to call s. 1. k. getirmek.. Kamerun´a özgü. 1. gizlemek. Kamerun. yat ıştırmak. nasırlanmak. heyecan göstermeden. umursamayarak. kara çalma. duyarsız. kamera.call s. i. dinginlik. bak. hat. i. kaligraf. 2. sözü geçmek. dili borusu ötmek. deveci. mak. i. Kampuchean. i. bak. tecrübesiz. korkak. bak. i. i.

1. zool. . i. kamp sahas ı. i. 2. i. 3. argo şhane. Kanadalı. -ebil-. tatlı dilli. kanarya. için etmek. 1. i. kamp ate şi. 1. iptal etme. baston. şekerleme. hela ta şı. (--ned. şekerkamışı. kamış. i. 1. kampanya yapmak. Şapkam ı bulamad ım. 1. samimi. köpekgillere özgü. 3. astrol. kampç ılık. tarafs ızlık. cancellation. kam mili. z. içtenlik. 2. kodes. karavan gibi kullanılan minibüs/kamyonet.. yardımcı f. açık yüreklilik. ufak kamp karavanı. 2. aç ıklık. kampus. kanser gibi. s. adaylık. i. Yengeç burcu. s. iptal olunan şey. 1. kampanyaya kat . Kanada. kampanyaya ılan mücadele kimse. açıklık. ahç ı. i.ekerlemesi. açık yüreklilik. i. anat.. mum. argo hapishane. memi Ata binmeyi biliyor mu? argo Kes artık! konserve açaca ğı. i. şekerleme haline getirmek. asıl fikrini gizlemeyen.. aday. kampç ı. şamdan. kamp yeri. i. f. as ık. --ing/--ling) 1. içtenlik. silmek. (--ed/--led. İng. 1... yüznumara. f. kâfuru. asıl fikrini söyleme. zool. kampanya. kanal. argo klozet. 1. köpekgillerden bir hayvan. (could) 1. 2. i. dürüst. şekerli: candied orange peel portakal kabuğu ş 2. 1. samimiyet. eksantrik mili. 2.ba ğırması elinde değil. hasırlamak. şeker. de ğnek. 4. baston ile ışla kaplamak. candor. şekerci. 3. 2. dövmek. şekerleme yapmak. 4. it´s just the way she is. 2. bonbon. s. 3. i. 1. i. (Can Bu i. üstüne çizgi çekmek. içten. k ısaltmak. ıl (fikir). iptal etmek. kanser. f. 2. 1. Kanada´ya özgü. aç ık. i. okulda kalma cezas ı vermek. kanepe. 2.. i. Kanadalı. f. namzet. 1. şekerci dükkânı. ılmak. misin? teneke I couldn´t find my hat. i. bak. namzetlik. bambu. i.camp chair campaign campaigner camper campfire campground camphor camping campsite campus camshaft can can Can he sit a horse? Can it! can opener Can you drop by tonight? can`t can´t help Canada Canadian canal canapé canary cancel cancelation cancellation Cancer cancer cancerous candid candidacy candidate candidateship candidly candidness candied candle candlelight candlestick candor candour candy candy store cane cane sugar canine portatif sandalye. mum ışığı. iptal. tarafsız. i. i. 2. samimiyet. seferberlik. bak. i. 3. içtenlikle. 3. dürüstlük. f. 2. yapmak imkânı olmak: Can you do this work? i yapabilirkutusu. Kanada. kâfur. i. 1. cannot.. Onun insanlara i. gerçek. i. kamp yapma... sefer. s. 1. 2. şerbet içinde kaynatmak. açık yürekli.iş konserve kutu. i. -tuvalet.. asıl fikrini söyleme. adayl i. açık yürekle. i. i. kampanyac ı i. samimiyetle. Bu gece bize u ğrar mısın? k ıs. i. i. kam şekerkam ışı ndan elde edilen şeker. s. kanserli. huyu öyle. for kat . f. köpekdi şine ait. 2. çikolata. 2. şekerle kaplı. mak. She can´t help shouting at people. i. mat.

gerekti uyan ık. f. istidat. kahve v. yardımcı f. geleneklere uygun. 1. başkent. 5. majüskül. huysuzluk. matara. azizlik mertebesine yükseltme. Hrist.. eşkin gidiş. güç. takke. büyük harf. burun. kap. i. ba şlık. 5. 2. i. canonization. kapsül. 3. kilise yetkililerinin ç ıkardığı bir kanun. gebreotunun yemi şi. kurallara uygun... konuşma dilinde çoğu vurgulamak 2. büyük harf. hırsızlık. baldaken.olarak açıkgöz. 3. bot. içi çok şey alan. majüskül. aksi. failini ölüm cezas ına çarptırabilen suç. 4. Hrist. konserve fabrikas ı. bir katedrale bağlı olan papaz.canine tooth canister canker canned cannery cannibal cannibalism canning cannon cannonball cannot canny canoe canon canon law canonical canonisation canonise canonization canonize canopy cant cantankerous cantankerously cantankerousness canteen canter canvas canvass canyon cap capability capable capacious capacity cape cape caper caper capillary capital capital account capital assets capital crime capital dividend capital expenditure capital letter köpekdişi. top güllesi. 1. hoplayıp zıplamak. yamyam. geçimsiz. --ping) 1. k. başşehir. 1. azizlik mertebesine yükseltmek. 2. kasket. sayvan. kapari. i. anat. dikkatli. kapari. yetenekli. 3. tedbirli. i. (çay. 1. sermaye masraf ı. 3. 2. i. canonize. hacim. f. dili yaramazlık. branda. s. anamal. huysuzluk yaparak. boş laf. aksilik. 2. istiap haddi. 2. aft. eşkin sürmek. i. tapa.. tabanca mantar i. i. suç.. ehliyetli. top. kapak. branda bezi.b. i. Hrist. markiz. kebere. 3. i. i. (--ped. bak. 1. s ıfat: i. geniş. k ılcal damar. i. s. Bunu başkan sıfatıyla mevki. görev. büyük harf. 1. yetenek. 2. zirve. argo iş. coğr. i. büyük (harf). s. tepe. konulan) teneke kutu. 2. ehliyet. 4. konserve yapılan yer. f. i. derin vadi. şı. kilise hukukuna ait. doruk. kabiliyetli. gebre. f. kabiliyet. 1. konserve yapma. i. i. 3. 1. 1. tuval. 3. i. büfe. hesab sütun ıba . dili sermaye sabit aktifler... pelerin.. kilise hukuku. . -amam. i. İng. büyük. i. güç. konu i. i. s. oylum. 1. iktidar. ı. 1. İng. Hrist. kapital. kapasite. s. 1. 2. yetenek. 2.. gök kubbe. majüskül. -amayız. 4. huysuz. bak. i. ince boru. sermaye kâr ı. pamukçuk. eşkin gitmek. 1. yamyamlık. He did this in his capacity as president. kantin. -amaz. i. laf. ask. (anket yapmak/oy toplamak amac ıyla) (birçok kimseye) gidip şmak. konserve: canned chickpeas konserve nohut. i. 4. iktidar. i. karyola sayvan ı. sermayeye ait. kep. 2. kural. 2. f. k. kano. 1. kanyon. gebreotu. sermaye. i. 2.. -amazlar (Anlamı ğinde can not ayrılır. s. 1. sabit varl ıklar. s. z. -amazsın(ız). 2. f. i. 2.

2. anamalc ılık. yanm ış şeker. zaptetmek. 1. bocurgat. i. sermaye vergisi. -i sermayeye çevirmek. i. karbonhidrat. frenkkimyonu..).. kopya kâğıdı. 2. araba. gazlı içecek. karbon. İng. 2. karbon kâ ğıdı. zoraki dinleyiciler. i. i. 3. reis. 2. i. alabora etmek. karbondioksit. kapitalist. kapris. s. i. k ısa tüfek. İng. k ırat. karbonatla ştırmak. 1. i. şartlı teslim. karamela. i. 1. üstü kapal ı yolcu veya yük arabası. karbonat. teslim olmak. i. karabina.. i. karpit. kervansaray. is. büyülemek. kapitülasyonlar. kaprisli. i. 2. tutsaklık. -den faydalanmak. f. i. oto yıkama yeri. kaptanlık etmek. vagon. kopya kâğıdı. zaptetme. -e sermaye sa ğlamak. 2. i. 2. alabora olmak.. k ıs. k. i. ırgat. 1. f. majüskül. esas sermaye hisse senedi. devirmek.. karbon kopyas ı. i. otopark. karavan. 1. 1. i. esir dü şmüş. f. f. manşet. -i büyük harfle yazmak. devrilmek. Karaman kimyonu. çoğ. f. tutsak. i. kapitalizm. i. ele geçirmek. başlık. . lamba isi. astrol. karbon kâ ğıdı. 1. i. anamalc ı. ölüm cezas ı. cezbetmek. f. kopya. 2. tutsak etmek. kapsül. i. bak. yüzbaşı. f. otomobil. i. silahlar ı bırakmak. 3. kim. ayar (1 kırat = 200 mg. capitalize. deniz albayı. O ğlak burcu. kaptan. çoğ. ele geçirme. i. 2. ele geçiren kimse. karbonmonoksit. f. i. dili büyük harfler. -i kendi menfaatine çevirmek. capital letters. i. kervan. s. 1.. i. İng.capital letter capital levy capital punishment capital stock capitalise capitalism capitalist capitalize capitalize on capitulate capitulation capitulations caprice capricious Capricorn caps caps capsize capstan capsule captain caption captivate captive captive audience captivity captor capture car car park car wash caramel carat caravan caravansary caraway carbide carbine carbohydrate carbon carbon black carbon copy carbon dioxide carbon monoxide carbon paper carbonate carbonated drink büyük harf. esir.. kumanda etmek. 3. i. 1. tutsak eden kimse.

3. karikatürünü çizmek. özen. 2. 2. i. kalp ilacı. 2. (motorlu araç) bir yandan bir yana hafifçe sallanarak bir yana yatmak. kargo. 2. itina. mukavva. 2. i. mide a ğzına ait. i. dikkatsizlik. İng. He left him in his sister´s care. ceket. itinal ı. kart fihristi. 1. zarftaki ismimin alt f. karikatürcü. 2. i. belli ba şlı. karikatürist. asal sayılar. 1. ölçülü. anat. i. s. kalp hastalığı. i.b. . 1. dikkatle. hileci. okşamak. kartotek. karbüratör. kumar masas ı.b. f. kariyer. bina iskeleti. 1. kalp kas ı. kaygısız. karikatür. z. (h ızla giderken) (motorlu araç) yan yatarak kö şeyi dönmek. çıban. ceset. i. dikkatsiz. care istemek: Would you care for some tea? Çay içmek ister ığında eliyle: Write me of Cengiz Göksel. dikkatli olma. kardiyoloji. üçkâ ğıtçı. kucaklamak. tasas ız. i. karde ine emanet etti. den. dikkatli. kart katalo ğu. i. İng. bakım: He´s in intensive care. 3. 1. kakule. karina gitmek/ilerlemek. önemli. enkaz (gemi v. -e bakmak: Who will care for us in our old ş age? Ya şlılığı kim bakacak? 2. kart. i. hırka. yük. (motorlu araç) bir yandan bir yana hafifçe sallanarak ilerlemek. s. kayg ı. leş. i. Karayip. kalbe ait. 2. kalp krizi.). dikkat. i. i. geçici hükümet. 1. s.carbonated water carbuncle carburetor carburettor carcass card card catalog card index card index card table cardamom cardboard cardiac cardiac arrest cardiac disease cardiac failure cardiac muscle cardigan cardinal cardinal numbers cardiogram cardiologist cardiology cardsharp care care for care of careen careen around the corner careen down the road career carefree careful carefully carefulness careless carelessly carelessness caress caretaker caretaker government careworn carfare cargo Caribbean caricature caricaturist soda. karton. dert.. ana. tasa. maden sodas ı. ihmal. bak. şirpençe. ok şama. 1. 2. sevmek. 1. dikkatsizce.´ne bakan) bekçi. O yoğun bakımda. kardinal. dertsiz. 2. Onu k ız mızda bize 1. 1. kardiyolog. i. z.. 1. dikkat. isk. i. 1. (otobüste) bilet paras ı. 2. i.. 4. kalple ilgili. i. iskambil kâ ğıdı. özenli. i. s. kalp krizi. kardiyogram. kardiyak. carburetor. i. i. i. s. endişeden bitkin. tedbirli. parlak kırmızı. kucaklama. itinayla. kalp hastas ı. ev v. 2. 3. f. kapıcı. i. 3. bilgisiz. 1. özenle. kayıtsız. Bana mektup postalad ı na Cengiz Göksel eliyle diye yaz. 3. i. (sahibi yokken malikâne. s. 2. i. s. kalbi uyaran.

f. posta güvercini. (kara ta şıtının sallanmasından ileri gelen) mide bulantısı. marangoz. Sözünü yerine getirdi. i. bir şeyi yerine getirmek. heyecanlan kap üstün kazanmak. katliam. Bu kamyon yirmi tonluk bir yük ta şıyabilir. yenirce. 4. vagon dolusu. i. şı i. ıp aşırıya kaçmak. zool. bir şekilde 4. 5.ula aşı rtıırmak. şamata (k biriniba ba şr ar ı bir sonuca ş (bir şdavranmak. ızgş ıey) nlıktan) ğı ıpılça ğırmak. ma. 1. Onlar carry weight carry/bear/have a grudge against birine karşı kin beslemek. etçil.. İng. i. sazan. yanları açık garaj. dili 1. i.1. at arabas ı. işi sürdürmek. 2. duruş biçimi. i. araba dolusu. (bir şeyin) ı etkilemez o. İng.. 1. s. sürüklemek. marangozluk. içki içip şamata yapmak. nakliye ücreti. ılıp gelmek. i. kartograf.caries carload carmine carnage carnal carnation carnival carnivore carnivorous carob carol carouse carp carpenter carpentry carpet carpet sweeper carport carriage carriageway carrier carrier bag carrier pigeon carrion carrot carry carry an amount forward carry away carry coals to Newcastle carry on carry one through carry one´s point carry out carry out/take reprisals carry s. içki âlemi yapmak. karanfil çiçe ği. 2. leş. haritac ılık. dülger. uygulamak. kartografi. too far carry the day carry the day carry through i. k ızıl. i. haritac ı. i. taşıt şeridi. (to) hesaptaki miktar alıp götürmek. şerit. at arabası ile taşımak. nakliye. karnaval. yolcu vagonu. İng. k. -i bitirmek: She carried through on her sayesinde (bir işi) promise. i. halı. dili tereciye tere satmak. taşımak. taşıyan.(karayolunda) duruş.. s. 2. do ğramacı. el arabası. kan dökme. keçiboynuzu.t. devam etmek. 2. lal. ı (ba şka sütuna/sayfaya/deftere) nakletmek. aşırı gitmek. 2. şehevi. (dişte/kemikte) çürüme. f. nakliyeci. etobur. i. through carry s. tatbik etmek. taşıyıcı. büyük torba/poşet. çürümüş et. f. sızlanıp durmak. k. cinsel. cartilage cartographer cartography i. gitmek. 2. bot. dili kazanmak. gerçekten yapmak. istedi ğini elde etmek. yerine getirmek. Sabr ı sayesinde bu işi başarır. (birini/bir misillemeşyapmak. f. Noel ilahisi. 3. 3. i. İng. Noel ilahisi söylemek. i. etobur. galip gelmek. bedensel. dili bir şeyin dozunu kaçırmak. i. (işi) sürdürmek. . taşımak: Carry her on your back! Onu sırtında taşı! This truck can carry a load of bir twenty tons. i. 1. gırgır (süpürge). nakliye şirketi. 1. 2. i. gerçekten yapmak. s. 2. i. yol. carrycot i. i. zool. ey) birini ayakta tutmak: (bir Her patience will carry her through. 2. carsickness i. k ıkırdak. ta İng. (on) -i yerine getirmek.. (saplı) portbebe. 2.. cart götürmek. ına ulaş mak. i. atlı yük arabası.t. eyi) dışarıya taşımak. havuç. 1. bot. k. 1. etkili/önemli olmak: It´ll carry no weight with them. harnup. k ırım.. i. 1. 3. i. k. 1. get carried away kendini kapt ırmak. karanfil.. amac 1. 2.

hastaya baktım. 2. sand ğraf makinesi mahfazası. 1. İng. çizgi film. taş v. pe şin para. karikatürist. i. 1. biladerağacı. dilb.sabah kutu. mukavva kutu. kavun. toprak/cam kapta pişirilen yemek. s. 2. nakit para. para. 1. 2. kutuya koymak. f. bir varil dolusu. 1. 2. tapyoka. kasa. 2. dış görünü ş. i. oyularak yap ılmış eser. 4. 2. -den kazanç sa ğlamak. 1. fişek. bir fıçı dolusu. kanatlı pencere. 1.b. durum. tabut. camera i. 2.´ni) çevirmek. (oy) vermek. -e büyü yapmak.D.2. yana dayanmalı aşma. karikatürcü.b. 2. i. 2. fıçı. çizgi film çizen sanatç ı. f. dili nakit para. vaziyet. tesliminde ödenecek. 1. kın. f. 2. C. 2. 2. foto. matb. 2. (büyük bir satış yerinde) kasa yeri. 3. 3. kartuş. (mermi için) kovan.carton cartoon cartoonist cartridge cartridge belt cartridge case cartridge pen cartwheel carve carver carving carving knife casaba casaba melon cascade case case case ending casement cash cash cash dispenser cash in on cash on delivery cash on the barrelhead cash point cash register cashew cashier cashmere casing casino cask casket Caspian cassava casserole cassette cassette player/deck cassock cast cast cast a horoscope cast a shadow cast a slur on cast a spell on cast a spell upon i.O. 1. 3. büyü yapmak. (k ırık kemiğe) alçı. kasa. 1. kasiyer. (çek) bozdurmak. (kızarmış eti) dilim dilim kesmek. oymacılık. i. i. i. i. kavun. (bir tiyatro oyununda/filmde) rol alan maket.´ni) oymak. kaşmir yün. 1. karikatür. 4. 3. i. karton kutu. mahuncevizi. 1. fişeklik. veznedar. k. 2. 1. kaplama. kaset. -e leke sürmek. 2. ödemeli. çemberleme. 2. case foto ı. (ağaç. i. palaska. i. bakmak. 3. f. i. yazarkasa. çerçeve. k ıs. 2. f ırlatmak. 1. 1. mücevher kutusu. büyük resim tasla ğı. -i lekelemek. film kutusu. vaka: murder case cinayet Bu be ş frengili ık. i. kal ıp. mahfaza: violin case a keman kutusu. (sofrada kullan ılan) et bıçağı. amerikaelmas ı. 1. dilimlemek. 1. varil. hal. el yard ımı ile yanlamasına atılan takla. oyma. 3. s. (bankada) vezneci. savurmak. kaset. oyma. kasadar. ka i. 5. kaşmir: cashmere sweater şmir kazak. i. tak i. kaşmir kumaş. yöneltmek. atma. kartuşlu dolmakalem. şelale. 6. bot. 1. (cast) 1. rol taksimi yapmak. paraya çevirmek. kasa. pencere kanadı. 1. gölge yapmak. i.oynayanlar. i. fırında kullanılan toprak/cam kap. dili -den yararlanmak/faydalanmak. manyok. küçük kutu. zayiçesine atfetmek. kaşmir. manyok kökünden ç ıkarılan nişasta. -i büyülemek. 2. i. tahsil etmek. çağlayan. (bak ış v. 3. hasta: I had five cases of syphilis this morning. 4. 3. kumarhane. kimseler. bankamatik. çerçeve. güveç. papaz cüppesi. İng. kutu. i. i. i. bot. . 5. atmak. i. k. oymac ı. i. kasetçalar.

katalog. tıb. reddetmek. 2. catechism. iğdiş etmek. 2. 1. den. ince tozşeker. k ıs. ilgisizlik. adrift cast/drop anchor castanet castaway caste caster caster sugar caster/castor sugar castigate castigation cast-iron castle castle in the air/castle in Spain castor castor castor oil castrate castration casual casual clothes casualness casualty casualty ward/department cat cat cat nap catafalque Catalan catalog catalogue Catalonia catapult cataract oy vermek. catalog/catalogue.o.. i. şato. Katalan. kaza. 2. katarakt. perde. şekerleme. çöpe atmak. iğdiş etme. İng. 2. azarlamak. bak. -i düşünmek. 1. 2. i. kayıtsızlık. f. demir atmak. cat-and-dog fight kedi köpek kavgas ı. i.. dili kar şılığını beklemeden iyilik etmek. hulya./cast one´s lot cast s. dili -in kaderine ba ğlanmak. İng. i. İng. İng. (kazada/sava şta) ölen. Katalonya. kale. 2. bir şeyi akıntıya bırakmak. aksu. sapan. mancınık.. can ını sıkmak. 1. çok sağlam. 4. İng. caster. katapult. ilgisiz. çözmek. i. 2. f. günlük elbiseler. acil servis. kayıtsız.t. kast. bak. 2. demir atmak. 1. i. i. 1. pik. şelale. deniz kazas ına uğrayıp ıssız bir kıyıda mahsur kalan kimse. ayırmak. lakayt.o. (mobilyaya tak ılan) küçük tekerlek.. 1. 1. çok dayanıklı. 2. -i tasarlamak. hintyağı. azarlama. yaralı. pikten yap ılmış. i. alarga etmek. pudraşeker. i. 1. i. s. 1. i. i.. Tasarrufun ucu ona İ ng. pek dikkatli olmayan: He gave it a casual glance. s. was a casualty of the spending cutback. 1. akbasma. hayal. düşünüş şekli. font. hadım etmek. 1./cast in one´s lot with s. İspanyol çalparası. katalo ğunu hazırlamak. ıssız adada bırakmak. katalog yapmak. kas ıtlı olmayan. i. s. i. Katalanca. yaralanan. tesadüfen olan. f. k. catalog. . kura çekmek. i. 2. rasgele. dökme demir. paylamak. Ona şöyle bir göz attı. kedi. i. çavlan. hadım etme. 3. Heservis. k ınamak. biriyle işbirliği yapmak/bir olmak. 2. devirmek.cast a vote cast about cast anchor cast away cast down cast in one´s lot with cast iron cast iron cast loose cast lots cast of mind cast off cast one´s bread upon the waters cast one´s lot in with s. acil i. 2. katafalk. i. pik. f. kastanyet. i. paylama. demirlemek. k. büyük çağlayan. 3. ölü. 1. dökümcü. satranç kale. pudraşekeri.

. bölüm.. 2. müz. tutmak. k. dinlenmek. k. kategorik olarak. . yayınbalığı. kesin. s ınıflandırmak. f. i. 2.. i. tırtıllı palet. 3. s. müshil. ateş almak. ilmihale dayanarak din dersi vermek. i. i. k ısa bir süre uyumak. (trene/vapura/uça ğa) yetişmek. tutuşmak. nefes almak. yakalama. tutmak. tabaka. birini suçüstü yakalamak. i. tutma. katarsisle ilgili. i. rahats ız edici duyguları dışa vurarak onlardan kurtulma. f. sıkışmak: I caught my sleeve onpartide the door handle. s. 5. birini gafil avlamak. with -e yetişmek: He´s so far ahead of me I can´t possibly catch up memin imkânı yok. tutuşmak. kiriş.. dili kestirmek. yakalamak. tırtıl. yemeklerin haz ırlanmasını ve servisini üstüne almak. napping catch s. dinlenmek. sâri. feci.. kategorik. s... off guard catch s. k.o. k. kilit dili. felaket.catarrh catastrophe catastrophic catch catch catch at catch cold catch fire catch fire catch forty winks catch it catch on catch one´s breath catch one´s breath catch one´s eye catch s. red-handed catch s. bir yakalanan av/bal ğ ş olarak dü ş ünülen uygun ki ş i. gözüme iliş At that moment I caught sight of her. soluk almak. boğaz veya burunda balgam/sümük toplanma. zümre. z. bak. k. çakmak. katarsis. dikkatini çekmek. parça. f. 2. anlamak. birinin dikkatini çekmek.o. s. -in gözüne ilişmek. s ınıf. Gömle imin tak ık. yakalayan şey/kimse. 1. 4. 2. k. dili fena halde ha birini gafil avlamak.. 1. i. ilmihal. kategori. dili 1. bula şıcı..o. yiyecek tedarik etmek. ılmak. f. Hrist. i. katedral. ili -in 1. beysbol vurucunun arkasında durup topu tutan oyuncu. İng. Seda şmek: ti. 2. kati. nezle olmak. i. (caught) 1. dili papara/zılgıt yemek. birini suçüstü yakalamak. soluk almak. Katolik.o. av. birini haz ırlıksız yakalamak. Hrist. felaketli. felaket.hoşuna gitmek. i. 1. Hrist.. off guard catch s. i. vasıflandırmak. birini gafil avlamak. s. soluklanmak. afet. zool. gözüne çarpmak. s. 2. f. 1. categorize. 2. f. unawares catcher catching catchy catechise catechism catechize categorical categorically categorise categorize category cater caterpillar caterpillar tread catfish catgut catharsis cathartic cathedral Catholic i. i. adamak ıllyeti ı birşz ılgıt yemek. bölüm. moda olmak.o. katarsise yol açan. on with him. hoş ve kolaylıkla akılda kalan. 6. kurt. catechize. 3. Benden o kadar ileride ki ona şlanmak. birini gafil avlamak.o. tırtıl. O anda gözüme gözüne ili şti.´s attention/eye catch sight of catch sight of catch the fancy of catch up catch/get hell catch/take s. bak. İng. müshil. birdenbire farketmek: I caught sight of Seda. in the act catch s. dili dili müstakbel e -i yakalamaya/tutmaya çal ışmak.o.

i. k. compact disk. cauterize. neden olmak. tıb. i. i. ikaz etmek. kompakt disk çalar. f. huk. herkesin ilgisini çekmek. at -e itiraz etmek: I won´t cavil about it with onu tart ış şluk. dişçi. 2. ihtiyatlılık. 3. i. f. s. karga gibi ötmek. dili iğneli söz söyleyen. atlı şövalye. 1. f. kedi gibi. bak. i.mam. 1. kostik madde. karga sesi. s. mağara adamı. tedbir.ry. yak f. 3.al. tedbirli. uyarma. oyuk. 2. carbon copy. uyarıcı. i. ihtiyatla. ketchup. umumi. dava. büyük ma ğara. 2. ikaz. 2. bak. bak. Kafkas. Katolik kilisesi. z. laubali. (göl/bataklık üzerinden geçen) uzun köprü/kazıklı yol... i. neden.. dağlamak. illet. hedef. f. cürmü meşhut halinde yakalanmış. it really cause my camellias to bloom earlier? Gerçekten birini ne? günaha 1. gak. Kendini adamaya de ğer bir f. i. 2. f. 2. uyar ı. Katoliklik. cave. s. i.. nedeni olan. İng. i. havyar.. uyarmak. sebep.men (käv´ılrimîn) i. . 1.catholic Catholicism catsup cattle catty Caucasia Caucasian Caucasus caught caught in the act cauldron cauliflower causal causality cause cause cause s. mağara. gaye. caviar. ğ kostik. liberal. heyecan yaratmak. süvari s ınıfı. tıb. ikaz. dikkatli. kazan. gaklamak. 2. çoğ. arnavutbiberi. i. i. 1. evrensel. Kafkasyal ı. ambar gibi (yer). cav. cause worthy of sebep one´s devotion. kocaman. kendini beğenmiş. amaç. ba 1. ihtiyatlı. sansasyon yaratmak. serbest. s. ülkü: That´s a dava.. i. İng. karnabahar. bo f. 2. nedensel. s. 4. yol açmak: What´s caused this? Buna yol açan Will sokmak. Kafkasya. ihtar. i. to sin cause/create a stir causeway caustic cauterise cauterize caution cautionary cautious cautiously cautiousness cavalier cavalry cavalryman cave cave in caveat caveman cavern cavernous caviar caviare cavil cavity cavort caw cayenne cayenne pepper cc CD CD player s. i. 3.kabard acı (söz). k. i. suçüstü yakalanm ış. 1. k ıs. olmak. i. iki kara ın ı birbirine layan ve deniz ığında suyla kaplanan parças ıcı. you. neden olu şturan. k ıs. çoğ. (önemsiz şeyler üzerinde) tartışmak. 2. i. sakıngan. çürük. oynamak. genel. nedensellik.. 1. s. s. s.o. 2. f. anat. i.. yakmak. i. 1. sığırlar. çökmek.. arnavutbiberi. oyuk. çoğ. süvariler. süvari. sıçramak.men (keyv´men) i. i. i. kibirli. i. catch. i. 1. aç ık fikirli. cubic centimeters. bak.Seninle kavite. dili i ğneli (söz). ihtiyat.

gökkutbu. 1. Church of England. merkez. ünite. Corps of Engineers. 1. ünlü. i. gözesel. i. i. 3.. betonyer. toplamak. sansürcü. centennial. viyolonselist. bak. Kelt. i. göçermek.. i. 3. dini nedenlerden dolayı) evlenmeme ve cinsel ilişkide bulunmama. me şhur. Civil Engineer. cep telefonu. i. i. sapkerevizi. 1. bodrum. central. göğe ait. kınama. i. kutlama. ile dostluk 3. sent (Amerikan dolar ının yüzde biri). ask. s. i. i. son vermek. beton kar ıştırıcı. 2. ateş kesmek. durmak. hücreli. beton ile kaplamak. 2. semavi. i. şarap stoku. ortaya gelmek. (gen. s. i. mahzen. hücresel. i. devretmek. yüzüncü yıldönümü. eleştirmek. sansür işleri. selofan.. gözeli. devam etmemek. sağlamlaştırmak. z. 2. s. bırakmak. f. kesilmek. ün. century. (gen. hücre. ünlü. kökkerevizi. hız. azami fiyat. bitmek. 2. Keltçe.. yüzyıl. s. 1. f. eleştirme. i. 2. 1. yap ıştırmak. sürat. . k ıs. çimento ile s ıvamak. ara vermeden. pil. f. ortada olmak. mezarlık. viyolonsel. aralıksız. çimento. f.. da ğservisi. sürekli. centigrade. santigrat termometresi. ilahi. kereviz. i. kurmak. göze. küçük oda. me şhur. sona ermek. i. durmadan. 1. dili cep telefonu. Keltçe. tavan fiyatı. sansür memuru. 3. i. Keltlere özgü. i. yüz yıllık. k ınamak. 2. terketmek. 2. i. 2. 1. kabristan. dini nedenlerden dolayı) evlenmeyen ve cinsel ilişkide bulunmayan (kimse). 4. yüz yılda bir olan. 1. 4. 3. Kelt. 1. 2. tavan. i. selüloz. 1. Chemical Engineer. sedir. 2. f. 2. 1. 1. şöhret. dikkat merkezi. sansürlemek.. i. bir merkezde ı almak. sayım. sansür. ortalamak. sansürden geçirmek. b ırakmak. s. göksel. şarap mahzeni. ortas ın 1. i. i. ate şkes. spor santr. i. orta. kutlamak.CE cease cease fire cease-fire ceaseless ceaselessly cedar cede ceiling ceiling price celebrate celebrated celebration celebrity celerity celery celery root celestial celestial pole celibacy celibate cell cellar cellist cello cellophane cellular cellular phone/telephone celluloid cellulose Celsius thermometer Celt Celtic cement cement good relations with cement mixer cemetery censor censorship censure census cent cent centenary centennial center center of attraction k ıs. ortaya almak. çimentolamak. selüloit. bodrum kat. kutsal. çekim merkezi. i. şöhretli. i. s. elek. s. betonkarar. 4. 2. kiler. nüfus sayımı. i. f. 2. i. f. 1. 2. asır. k. bayram yapmak. 2. s. i. 3. bot. 5. 1.

çoğ. şahadetname. bak.. i.. kaç ınılmaz. anat. f. merkeze do ğru yaklaşan. tahıl. resmi. i. z. i. do ğrulamak. s. i. i.. beyincik.. katiyet. merkezi ısıtma. tek. bak. törensel. 1. certified. merkezkaç kuvveti.. çanak çömlek. ussal. s. kesinlik. belli ba şlı. belirli. 1. 5. 2. 1. santigram. anat. anat. (-in doğruluğunu/gerekliliğini) belgelemek. baz z.. merkezde toplamak. 1. f. 3. i. telefon santralı. kesinlik. i.center of gravity center of gravity centigrade centigrade thermometer centigram centigramme centiliter centilitre centimeter centimetre centipede Central central Central America central bank central heating centralisation centralise centralization centralize centrally centre centrifugal centrifugal force centripetal century ceramic ceramic tile ceramics ceramist cereal cerebellum cerebral cerebrum ceremonial ceremonially ceremonious ceremoniously ceremony cert certain certainly certainty certificate certify certitude cervix ağırlık merkezi. santigrat termometresi. 1. muayyen. törensel. i.. rahim boynu. 3. centigram. 2. teklifli. tahıl bitkisi.. 1. bak. 2. i. 2. katiyet. s. i. tasdikname. tören. i. törensel olarak. bak. s.. ayin. i. kati. beyinsel. k ıs. çini. tasdik etmek. sertifika.. ağırlık merkezi. protokol. s. çinici. zool. İng. seramik e şya. diploma. i. 3. f. merkezkaç. kalorifer. anat. santimetre. (m ısır gevreği gibi) tahıldan yapılmış kahvaltılık yiyecek. k. tabii... s. merkez bankas ı. f. karo fayans. s. seramik. centiliter. resmi. İng. santrifüj. şüphesiz.. merkezcil. merkezile ştirmek. 1. santigrat. 4. belge. certify. zahire. resmiyet. 2. s. santral memuru. k ırkayak. dili entelektüel. seramikçi. ı. 1. ayin. bak. 2.. ana.. 2. ruhsat. i. . çinicilik. merkezi. merasimle ilgili. kesin. center. hububat. 3. 2. çini. i. vesika. 1. i. i.. teyit etmek. merkezileştirilme. 2. merasim.. dili -in ak ıl hastası olduğunu resmen tasdik etmek. ş üstüne. 1. s. muhakkak. bak. 2. i. s. i. yüzyıl. s. z. 3. çıyan. centralize. z. centralization. tahıl türünden. merasim. 6. İng. entel. 2. i. i. ba i. Orta Amerika. 2. İng. emin. asır. boyun. 3. santilitre. elbette. 1. İng. seramik sanat ı ve tekniği. beyin.. merkezile ştirme. centimeter. i. orta. çini işleri. tören. İng. 4. tahıla ait. i. k. fayans. 4. certificate. merkezileştirilmek. çok resmi bir şekilde.

4. i. chain. i. (ayinde kullan ılan) kadeh. f. Çad. sandalye. meydan okuyan kimse. mahkeme. chapter. peş peşe (sigara) içmek. komuta zinciri.. hayal rıkl ığına u ğratmak. i. kürsü. f. oda orkestras ı. (ayakkabı) vurmak. meydan okumak. Hrist. 2. i. i. çoğ. ği. Çad´a özgü. i. iç sıkıntısı. 2. sinirlendirmek. f. yasama meclisi. 1. 3. tebeşir. i. k ıs. oda müzi oda müziği. çoğ. 5. 2. sezaryen. kim. chair. s.. k ıs. özel oda. cgm ch Chad Chadian chafe chafe at the bit chaff chagrin chain chain letter chain of command chain reaction chain smoker chain store chain-smoke chair chair lift chairman chairmanship chairperson chairwoman chaise longue chalcedony chalice chalk challenge challenge match challenger chamber chamber music chamber music chamber of commerce chamber of commerce chamber orchestra chamber pot chambermaid chambers i.. 3. İngiliz kamara. Sri Lankan. dili işlerin gecikmesinden dolayı huzursuz olmak. oda. Çad. zincir. i. saman. iskemle. up (sayı/puan) kazanmak/kaydetmek. Çadlı.men (çer´mîn) i. 4. chafing dish (sofrada yemek ısıtıcıçöp. sigara tiryakisi. hayal k ırıklığı. . i. centigram(s). cost. compare. durma. 2. child. 1. kurul ba şkanı. kullan kabu ğu. i. i. spor çelenç. şezlong. freight. s. k ıs. komisyon. zincirle bağlamak. rezil etmek. i. k. i. church. peş peşe sigara içmek. f.cesarean cesarean section cesium cessation cesspool Ceylon Ceylonese cf CF CFI cg. makam. oda hizmetçisi. ticaret odas ı. daire. 2. zincirlemek. başkan. silsile (da ğ).. cost and freight. utanç. sezaryen. k ı1. i.. yatak odas ı.en (çer´wîmîn) i. sı. kad ıköytaşı. başkan. f. lazımlık. and insurance. Sri Lanka. kalseduan.. i. 3. (kadın) kurul başkanı. zincirleme reaksiyon. i. k ıs. sezyum. i. kurul ba şkanı. fişek yatağı. bak. chancery. Çadlı. 1. i. 4. ticaret odas ı. Çat. zincirleme mektup. chair.. 1. chief. i. başkan. utandırmak. başkanlık. tahılılan) i. s. ink ıta. (erkek) kurul başkanı. f. hâkimin oturum dışı konularda çalıştığı yer. lağım çukuru.wom. i. ovarak ısıtmak. çoğ. meydan okuma. kesilme. telesiyej. başkan. k ıs. aynı mağazalar zincirine bağlı mağaza. ovarak aşındırmak. bak.

2. i.. 2. yol. şapel. müdafaa etmek. (ciltte) çatlak. şampiyon. 2. rizikolu. bir şeyi f. k. yanardöner. there. i. kanal açmak. yüzü k ızarmak. parças i. monoton bir melodi e şliğinde söylenen sözler. 3. 1.. 2. zool. i. (kitapta) bölüm.bozukluk. nöbet de ğiştirmek. değişkenlik. (from/to) (bir uygulamadan ba şka bir uygulamaya) geçmek. dili kesin olmayan. kavurmak. kaos. i.t. (taşıtta) f. sahip de ğiştirmek. 2. (kad ın) hademe. 5.4. 1. karga şa. şampanya. i. değişmek. 1. 2. değişim. 2. hizmetçi. monoton bir melodiyle söylemek. i. yenilik. 3. 1. hiç de ğişmeyen. ateşe kömürle ın.b. şampanya rengi. 1. bozuk para. f. dili ağız değiştirmek. --ring) 1. akak. dili (bir riski) göze almak. katır kutur/kıtır kıtır/hart hurt/çıtır çıtır yemek. şarkı söylemek. ızartmak. yüzü k ızarmak. değı iş ikli ğe uğramak. 4.´ni) yarmak. şampanya rengi. (madeni yüzeyleri parlatmak için kullanılan) güderi ı. i. zool. tahvil bozuk. -e tesadüf etmek. savunucu. monoton bir melodi. tesadüfen olmak: She chanced to be ı. müdafi. s. dili adam. şampiyonluk. İng. papatya. delikanl (toprak. bukalemun. şanjanlı. i. 2. 3. i. 6. f. şampiyona. el değiştirmek. f. destek olmak. i.ı. şans. fırsat. k ısım.. taraf ını tutmak. başbakan. üstünü bato şınchange ı değiştirmek. 2. caymak. bo ğaz. dönüşüm. da ğkeçisi. başkasının eline geçmek. nehir yatağı. 2. fikrini/karar ını değiştirmek. TV kanal. çok sab ırsızlanmak. 3. i. tilavet. dönüşme. 1. bak. k. into chant chant chaos chaotic chap chap chapel chaperon chaplain chapter char char i. oymak. adres de ğişikliği. 5. 2. i. i. hava de ğişimi. s. i. şaperon. yüzü solmak. 1.. s. mecra. sertle ştirmek. küçük kilise. (soğuk) (cildi) çatlatmak. değişme. i. s. i.kad yanarak kömürle şmek. k. bozuk para çantas ı. el değiştirmek. 1. 4. f. i. paran ın üstü.1. k. karmakar ışık. 1. 2. Tesadüf eseri oradayd -e rastlamak. kararsız. bot. ordu veya hastanede) papaz. yar ık.. tahavvül. talih. kavrulmak. (Almanya´da) şansölye.. (bir yere) vermek/dökmek/akıtmak/kanalize etmek. i. riziko. avize. s. i. 3. f. i. 3. değ aktarma yapmak: You´ll have trains in Ankara. kader. şampiyon. 2.chameleon chamois chamomile champ champ at the bit champagne champion championship chance chance chance on/upon chancellor chancy chandelier change change change clothes change color change color change hands change hands change of address change of air change one´s mind change one´s tune change over change purse change the guard changeability changeable changeableness changeless changeover channel channel s. düzensiz. değişken. 2.. ufakl iştirmek. üstünü de 1.monoton kar ışıklık. etmek. k. i. 1. ask. Ankara´da ğiştirmek. (bir uygulamadan ba şka bir uygulamaya) geçiş.tahta v. f. yakarak kömürle ştirmek. su yolu. --ping) 1. 1. rektör. 1. s. çatlatmak. risk. şarkı söyleyerek kutlamak. ihtimal. s. changeability. (--ped. -in dışını yakarak ştirmek. savunmak. 1. değişiklik. (--red. çocuk. ses tonu. hizmetçi . 2. 3. radyo. 2. k İng. 2. şans eseri olan. istikrarsız. (okul.

. 2. ı birinin hesab ına) geçirmek. f. 1. saf. iffet.faires (şarjeyz dıfer´) maslahatgüzar. hizmetçiyard kadı ım n. 1. 1.sis (şäs´iz) i. yardımseverlik. 2. beş. çekici. i. karakter. 1. vas ıf. plan göstermek. hay İng. 4. . kira kiralamak. 2. f. uslandırmak. sevimli. bot. deniz haritas ı. tablo. muska. dartakip. tar. menkul. 2. yola getirmek. i. tic. characterize.. sade. bozulmam için cezaland ırmak. 5. aç çoğ. geveze. İng. i. i. cezaland ırmak. ho şbeş etmek. 3. 2. 2. 3. ihtiyatl ı. i. i. şasi. --ting) sohbet etmek. 1. pe şine düşmek. karizma. 3. i. hususiyet. dü i. gevezelik etmek. 1. çoğ. hizmetçi. f. şovenizm. f.wom.´ni) i. nitelendirmek. büyülemek. konuşkan. of -i esirgeyen.. nitelemek. yasaklanmış cinsel ilişkilerde bulunmama. 1. ucuz. kovalamak. char. s. 2. elek. f. i. cezbetmek. özellik. saflık.. 1. çene çalmak. i. çoğ. f. kiralanm ış ucuz tarifeli uçak. nitelendirme. cana yakın. s. characterization. hücum. ho ş. çekicilik. f. takip etmek. özyap ı.. 1. karakteristik. 2. elek. i. merhamet. s. hayır işi.plan (uçak. pazı. karakalem. büyü. yasaklanm ış cinsel ilişkilerde bulunmayan. (hizmet kar şılığında ödenen) ücret. bak. 2. adi. İng.en (çar´wîmîn) i. 2. char. 3. i. hamle.gés d´af. tipik. sadaka. i. basit. ır cemiyeti. konuşkanlık.. sohbet. ı k hesap. derneği. izlemek. hücum etmek. 2.´nde) kişi. i. tedbirli. i. grafik. 3. tip bir kimse. (roman. i. (--ted. f. 3. imtiyaz. i.character characterisation characterise characteristic characterization characterize characterless charcoal chard charge charge charge account chargé d`affaires chariot charisma charitable charity charlady charlatan charm charming chart charter charter flight charter member charter plane charwoman chary chase chasm chassis chaste chasten chastise chastity chat château chattel chatter chatterbox chattiness chatty chauffeur chauvinism chauvinist chauvinistic cheap i. nevi şahsına münhasır bir İng. dillidüdük.. özel şoför. kanyon. 1. karakterize etmek. portolon. i. harf. (kadın) hademe. -ingemi haritas ı. 2.3. derin yarık. i. itham etmek. oyun v. oto. çarter seferi. s. ınıkontrat yapmak. s. t ılsım. taşınır mal. ş arjedafer. peşine şme. 2. mangal kömürü. karakter. döverek cezalandırmak. şahıs. bo ğaz. sili. yapmak. cazibe. şovence. s. iffetli. ıslah etmek f. şoven. gevezelik. i. hayırseverlik. 2. 5. s. dikkatli. bak. ho şş ato. i. temizlik. karaktersiz.b. gemi v. hizmetçi kadın. namuslu. s. çizge. 1. berat. i. şarj. (bir masraf suçlamak. top kızağı. şarj etmek. işgüder. suçlama. 2. i. kovalama. karakter. (kadın) hademe. iki tekerlekli sava ş/yarış arabası. çenebaz. 4. f. hizmetçi. görevlendirmek. 5. 1. hikâye. i. barut hakkı.b. tutmak. berat/imtiyaz/patent vermek. 4. şarlatan. kaydetmek. çene çalmak. s. 1. patent. chas. hayırsever. baya ğı. lekesiz. çizelge. 1. 4. kurucu üye. i.. ış. karakterize etme. itham. 4. f. 1. izleme. yardımsever. 3.

neşelilik. i. i. aldatmak. f. the roof. neşeli. anat. kopyac i. 2. kopya çekmek. i. i. küstahlık. çek hesab ı. 3. yava şlatmak. elmac ıkkemiği. f. doland ırmak. birini neş2. cıvıldamak. kış tezgâh ı. 2. 2. i. ğıtçıı . tam yenilgi. 3. i. k. i. That defeat checked their advance.. (kontrol etmek amac ıyla) bakmak.. İng.b. This arayarak (bir şeyi) kontrol etmek: I´m checking for leaks in (belirli bir şeyi) ı n ak ı p akmad ığı n ı kontrol ediyorum.. hilekâr. dili yüzsüzlük.b.. şen. vestiyer. ket. durdurmak. şey) (ba şka bir do ıyla) -e bakmak. göz atmak. Keyfine bak!/Geçmiş olsun! s. 1. dili cüret. keyifli. (sözle) tezahürat yapmak. İng. (sözle yap ılan) tezahürat. ket vurmak: f.o. (bir şeyin) olmad ıı nö ığ ödeyip (otel. k.. v. çedar (bir çe şit peynir).v. z. çek valf 1. fren görevi yapan yava gem vurmak. keyifsiz. ç i. cik cik ötmek. pansiyon 1. küstah.. ekose.cheapen cheapskate cheat cheater check check check for check in check into check on check out check up on check valve check with checkbook checkered checkers check-in check-in counter/desk checking account checklist checkmate check-out check-out counter checkpoint checkroom checkup cheddar cheek cheek by jowl cheek by jowl cheekbone cheekily cheekiness cheeky cheep cheer cheer s. i. i. s. neşesiz. satranç mat. 2. arsız. birini/bir hayvan ı (sözlü) tezahüratla teşvik etmek. keyif. nı yapt ırıp bir oda tutmak. elendirmek. İng. şlatma. sıkı fıkı. 1. . kaydını (otel./an animal on cheer up Cheer up! cheerful cheerfully cheerfulness cheerio cheerleader cheerless f. amigo. 1. 2. s. 1.ğ (kontrol etmekığı amac olup olmad ı. ucuzlamak..´nden) ayrılmak. kontrol listesi. muayene. cıvıltı. neşeyle. engelleme. dili yüzsüz. f. i. 1. kareli. çekap. i.o. hava terminalinde bilet ve bagaj ın kontrol edildiği tezgâh. dama oyunu. satranç mat etmek. yenmek. neşe. i. de ğişik olaylarla dolu. (bir şeyin) doğru olup ığın renmeye çal ışmak. cimri. durdurma. 2. f. yanak. 2. ket vurma. gemengellemek.b. i. i. ığını öğrenmeye çalışmak.. k.ıkontrol noktas i. neşelenmek. İng. Hoşça kal! i. küstahlıkla.´nde) kayd 1. ı. (birine) dan ışmak. pansiyon v. (süpermarketteki gibi) al ınan malların hesabının yapılıp ödendiği tezgâh. kontrol. kopya çeken. gözden geçirme. 1. argo pinti. 2. vurma. z. ne şelendirmek. k. yan yana. with (bir 2. dili yüzsüzce. O yenilgi ilerlemelerini durdurdu. hesab ru olup olmad nı öğ renmeye çalışmak. emanet.. ucuzlatmak. i. avurt. genel sa ğlık kontrolü. i. arsızlık. 1. (birinden) izin almak. engel. (bir şeyin) doğru 1. İng. üçkâ i. çek defteri. (otel İlk ı önce otelin resepsiyonunda the hotel´s reception desk. up cheer s. s. ünlem. 2. dolandırıcı. 1..´ne Dam girince) kayd ını yaptırmak: First you have to check in at 1. yan yana. 2. -e göz atmak. 1. yüzsüzlük.

2. kimyasal sava ş. korkak. s. aziz tutmak. az para. çizburger. kad ın iç gömleği. kusur bulmak. kimya. i. s. ödlek. ahçıbaşı. vişne. i. argo genç k ız. f. checkered. şen. 1. civciv. piliç. 1. peynirli kek. (chid/--d. Acinonyx jubatus. suçiçeği. k. s. i. 1. chemical. i. tıb. 2. gütmek. s. peynir k ıvamında. keyifli. i. i. bak. 2. zool. kimyasal madde. f. ahçı. İng. i. i. şık. chemistry. . güne ğik. sandık. kombinezon. çiğnemek. s. peynirli hamburger. şike. kemoterapi. kestane rengi.o. satranç tahtas ı. kimyasal reaksiyon. bot. chess. nohut.. dili birini azarlamak. i. 3. out chew the cud chew the fat chewing gum chic chicanery chick chicken chicken feed chicken pox chicken-hearted chickpea chicory chide ünlem. şifoniyer. üzerine titremek..men (çes´mîn) i..den/--d) azarlamak. neşeli. asıl branşı kimya olan öğrenci. f. şıklık. İng. modaya uygun. out argo korkudan çekinmek. kutu. kimyevi. i. satranç. tülbent. argo çene çalmak. k ıs. 3. hile. i. i. kimyager. hindiba. i. peynire benzeyen.. kimyasal bile şim. i. çiklet. 1. çek. 1.. kestane rengi. 2. kimyasal. dili derin derin düşünmek. i. kestane. f. ba ğrına basmak.. 2. çoğ. (teşekkür olarak) Sağ ol! s. beslemek. i. piliç. kimya mühendisi.Cheers! cheery cheese cheeseburger cheesecake cheesecloth cheesy cheetah chef chem chemical chemical compound chemical compound chemical engineer chemical engineering chemical reaction chemical warfare chemise chemist chemistry chemistry major chemotherapy cheque chequered cherish cherry chess chessboard chessman chest chest of drawers chestnut chew chew s. i. peynir. chid. kimyasal bile şim. kiraz. tavuk eti. şef. i. 1. i. satranç taşı. k. eczacı. kestane. Hoşça kal! 3. göğüs. chemist. kimya mühendisliği. i. i. i. 1. çita. s. Şerefe! 2. İng. i. İng. argo bozuk para. geviş getirmek. 2.

(saat/zil/çan) ahenkli bir sesle çalmak. Tamias. 2. üşütücü. zool.. seramik. cıvıltı. şempanze. centilmen. baf. şef. 3. i. 1. dan ıştay başkanı. baş. i. 2. 1. kolay iş. kalem. cırıldamak. çocuksuz. Şilili. bebek. ü ğuk iliğ ine geçmiş . melodi. Şilili. 2. 1. child. çocukça. i. Anthropopithecus troglodytes. cips. i. porselen. baca. ana. centilmenlik. yonga. dili lafa kar ış s. yonga. f. mak. chil. lamba şişesi. 1. 2. şümek. Şili.chief chief justice chief rabbi chiefly chieftain chilblain child child´s play child´s play childbirth childhood childish childishly childless childlike childminder children Chile Chilean chili chili pepper chill chilled to the marrow chilli chilliness chilly chime chime in chimerical chimney chimney sweep chimpanzee chin China china china closet Chinese chink chip chip in chipmunk chirp chisel chitchat chivalric chivalrous chivalry i. 2. çatlak. i. so ğuk. ahenk. cırıltı. çentmek. 2. madeni çubuklardan olu şan zil. soğuk. soğuk davranış. 3. 3. bak. Çin. çocu ğumsu. z. i. i. 2. krater. çok kolay iş. huk. para bilg.. uyum. (yiyecek/içecek) soğutmak. s. 1. k. 2. (--ped. en çok. i. çocukluk. 4. şövalye gibi. çip. 1.. çocuk gibi. çoğ. zil sesi. soğuk. reis. 1. i. üşütücü. çene. 2. 1. çentik. ba şkan. şövalyelik. çocuksu kimse. gerçek olmayan.. dili (sohbette geçen) sözler. yontmak. s. cesaret. çocukça. anat. kızarmış patates. 1. 2. i. s. üşüme.. cesur. kabile reisi. Chi. 3. i. chivalrous. s. yarenlik. i. ufak aç ıklık/yarık. 2. ço ğ. başlıca. f. --ping) 1. s. z.nese) Çinli. keski. i. (çoğ. 3.dren (çîl´drın) i. şekil 1. serin. hayali. 2. İng. amerikasincab ı. 1. çocu ğu olmayan. yürekli. çoğ. ü ütmek. 1. çocuksu. kalemle oymak. bak. baş. bak. 1. hahamba şı. 3. şef. k. Çin. Şili. çocuksu. çene çalma: Enough of this chitchat.. Bu kadar muhabbet s.. 2. .. zool. i. 2. ürperme. i. çocuk. tabak dolab ı. çan sesi. i. Şili´ye özgü. Çince. muhabbet. baca temizleyicisi. Çinli. titreme. 1.. İng. patates kızartması. 2. çini. k ırmızıbiber. evlat. s. s. 2. 2. en yüksek rütbede olan. 3. yüreklilik. i. s. f. c ıvıldamak. çocuk. i. Çince. İng. lafa kar ışmak. doğum. soğuk. ürpermek. (soğuktan dolayı) el/ayak parmağındaki şişkinlik. 1. nazik. 1. çocukluk dönemi. ğış ta bulunmak. 1. budamak. yanardağ ağzı. we´d better get to work. z.ş ili ğine kadar üşümüş. çocuk bakıcısı. f. i. i.. 2. i. cömertlik. chili. i. 1. çocuk ruhlu. çocuk oyunca ğı. 2.. amir. Çin´e özgü. so i. s. çocuk oyuncağı. vermek. nezaket. soğuk bir şekilde. cömert. belli başlı. 1. i. i. İng. i. cırlamak.

vaftiz etme. 1. çikolatal ı. i.. tıkanmak. seçiş. (balta ile) k ırmak. i. i. 3. istemek. --ping) 1. s. ı tutmak. (müzik eseri) koro. koro. seçti i. 1. 1. boğulmak. Hristiyan. ısoyad ı Burney. i. kiriş. heyecandan konuşamamak. koreograf. bak. f. i. nutku tutulmak. dili yemek. bak. 2. şarkının koro bölümü. f. koro için yazılmış. küçük bir iş. dopdolu. müz.. çırpıntılı (deniz/göl). koro. ad. koregrafi. zor be ğenen. s. f. 2. akort. s. bir evin/çiftliğin günlük işleri. çare: You´ve no other choice. 3.. s. kolera. bak. kloroformla uyutmak. tgözya şlar ınoto. 1. tıkamak.. kilise korosu. ğacı) kesmek. i. i. seçilen kimse/şey: He was our choice. çikolata: a piece of chocolate candy bir çikolata. i. 1. 2. ağzına kadar dolu. seçilmi ş. koregraf. yön değiştiren (rüzgâr). Noel. i.. Mesih. choosy. Hristiyanl i. ilk ad.. i. takoz. koral. tercih etmek. 3. s. isim: Her Christian name is Fanny. nefesini kesmek. vaftiz töreni. 3. koro taraf ından söylenen. 2. çikolatalı kek. ı Fanny. 2. klor.. 2. i. 2. 1. 1. 2. i. boğmak. k. s. cho. alternatif.. s.. bak. Noel günü. satır. 1. dopdolu. kim. müz. dili. kolesterol. İng. vaftiz etmek. (a i.. öfkesini bastırmak. f. i. kim. 2. çoğ. i. s. i. s. choose. ıkanma. Ad k. güç ve tatsız iş. f. 2. f. değişken. i. i. i. boğulma. frenkso ğanı. i. koro toplulu ğu. 1. dili titiz. argo helikopter. klorlamak. k ısa saplı balta. jikle. seçmek. (Uzakdo ğuda kullanılan) yemek çubuğu. (up) ince ince kıymak/doğramak. i. seçme. (--ped. koro ile ilgili. Hristiyanlık. koreografi.koro. şık. 2. Hristiyan âlemi. 3. müşkülpesent. İsa. . pirzola: lamb chop kuzu pirzolas ı.. seçenek. and her family name is Burney. kloroform. i. i. k. çalg ı teli. f. (chose. f. tıkanmak. Bizim ğimiz oydu. choose. k.sen) 1.chive chlorinate chlorine chloroform chock chock full chockablock chockfull chocolate chocolate cake choice choir choke choke back one´s tears choke down one´s rage choke up cholera cholesterol chomp choose choosey choosy chop chop down chopper choppy chopstick choral chorale chord chore choreographer choreography chorus chose chosen chow Christ christen Christendom christening Christian Christian name Christian name Christianity Christmas Christmas Day i. İng. champ. f.

i. budala. 2. at kolan ı. ayin. Noel ağacı. k. tombul. dili 1. çama şır/çöp atılan) baca. İng. 1. kıkırdamak. çok memnun. i. i. dili sıkıca tutma. 2. kromatik. birini d ışarı atmak/kapı dışarı etmek/sepetlemek. i. i. topak. atmak. kronometre. and freight sif. dili mutlu. insurance. kaba. dili bir işi bırakmak. i. çiğnemek. 2. yığın. 4. cemaat. İng. s. sinema salonu. renklerle ilgili. çoğ. 2.Christmas Eve Christmas tree chromatic chrome chromium chromosome chronic chronicle chronological chronologically chronology chronometer chrysanthemum chubby chuck chuck it up Chuck it! chuck s. i. 2. kromozom. cüruf briketi. kronolojik. Külkedisi. cüruf. 1. k. 1. k ıs. (üst kattan alt kata inen. 2. çakmak. --ming) 1. i. k ıkır kıkır gülmek.tıkilise. s. kronik. dili i. i. i. sigara. dili 1. kilise avlusu/bahçesi. birini işten atmak. krom. terbiyesiz. zool. aynı oday s. Central Intelligence Agency. i. bir işten ayrılmak/vazgeçmek. tarih s ırasına göre. kül. elma suyu. elma şarabı. k ıs.. çantada keklik. k. i. kim. Onu çöpe at!/At onu!/At gitsin! 2. Onu b ırak!/Ondan vazgeç! k. kaba adam. 1... süre ğen. kronik. i. kromatik. kilise ayini. güzelli ği ve değeri anlaşılmamış kız. k. 1. yayık. Hrist. 2. 4. 2.o. kıkırdama. s. dili 1. mezhep. 3. 1. a ğustosböceği. f. i.. out chuckhole chuckle chuffed chum chummy chump chump chunk church church service churchwarden churchyard churl churlish churn chute CIA CIF cicada cider cigar cigarette cigarette lighter cinch cinder cinder block Cinderella cinecamera cinema Noel arifesi. cost. i. müz.. k. . dili aptal. i. (out) çöpe atmak. k. külçe. 1. 2. puro. süt kabı.. yak ın arkadaş. i. i. kalın bir parça. f. kamera. i. (--med. 2. s. f. krizantem. dost olmak. dili büyük bir miktar. s. müzmin. kütük. kas ımpatı. krom. k.. dost. (sütü) yayıkta çalkalamak. 3. bot. z. köylü. i. süreölçer. ı paylaşmak. ibadet. kavrama. kilise idame amiri. f. ahbap. 1. i. sinema. kronoloji. k. 1. i. i. kıkır kıkır gülme. i. i. f. tarih.. dili elde bir. yanm ış kömür artığı. 3. İng. 2. s. i. (yolda olu şan) çukur. k. 2. f ırlatmak. knaz adam.

2. ihtiyatlı. 3. i. tiraj. yurttaşlık. ağaçkavunu. turunçgillerden bir meyve. ça ğrı. 1650 ında yap ılm ış. dolambaçlı. hisar. ko şul. i. sirk. (nüfuz açısından) önemsiz biri. Çerkezce. -in etrafına daire çizmek. 3. dolaylı olarak. 2. tabiiyet. İng. f. (para için) tedavül. kösteklemek. cited. belediye meclisi. huk. i. hal. sünnet etmek. uyruk. k ıs. takdirname. -in2. su deposu. 1. z. s. i. (hava/ss devridaim. 1. takriben. edat dolaylar ında. yuvarlak testere. ayr ıntılı. 1. daire çizen yol. -in etraf ına daire ı çizmek. grup. i. sünnet. dolaylılık. huk. 4. citizen. huk. 1.ın ring seferi. i. i. tamim. (bir yerin üstünde devre kesici anahtar. ş. 3. belediye ba şkanı. devre. 1.cinnamon cipher circa Circassian circle circuit circuit breaker circuitous circuitously circuitousness circular circular note circular saw circulate circulation circumcise circumcision circumference circumflex circumnavigate circumscribe circumspect circumspection circumstance circumstantial circumstantial evidence circumvent circus cistern cit citadel citation citizen citizenship citric acid citron citrus citrus fruit city city block city centre city council city councilor/father city hall city manager city planner city-state i. 1. 3. vaka. f. mahzen. i. 1. dolaylı. kale. 2. atlatmak. gösteri. k ısıtlamak. vatanda şlık.. çember. kaç ınmak. tur. s ıfır. inceltme işareti. etraf i. s. yuvarlak. i. 2. 4. (havan ın/s vın(motordaki ın) akımını/dola şımını (motordaki ıv ı ıiçin) akım. tebaa. durum. daire. 1. 3. i. elek. uyrukluk. -i kaynak/örnek olarak gösterme. i. dairesel. dolambaçlı. sürüm. kader. ihtiyat. aşağı yukarı: It was built circa 1650. (ço ğ. tekerine çomak sokmak. i. şehir devleti. muhit.rus) turunçgillere ait ağaç/meyve. sak ıngan. f. 1. 1. sitrik asit. s. ikinci derecede önemi olan. f. i. 1. i. ikinci derecede kan ıt. belediye binas ı/konağı. denizden etraf ını dolaşmak. 2. kent merkezi. solda sıfır. genelge. citation. celp kâğıdı. Çerkez. (kan/hava için) dola şıım. İng. vaziyet. belediye meclisi üyesi. şehir mimarı. 1. 2. (havan ın/sıvının) akımı/dolaşımı olmak. bir tür kredi mektubu. i. 1. numara. sıvı için) i. 2. f. s. 1. sarnıç. kesişen sokaklarla ayrılan blok. 1. s. sirküler. 3. hemşeri. ıv ) devridaim yapmak. s. 3. çember. devir. şehir. keyfiyet. 2. i. tarç ın. daire çevresi. f. dikkat. i. 2. çevre. . -in etraf ını dönmek. belediye. olay. 2. i. uzatma işareti. genelge. turunçgillere ait. yurttaş. tedbirli. site. 2. 2. meydan. 1. 3. dolaylar i. 1. vatanda i. çizmek. şart. 3. durumla ilgili. (kan/hava) dolaşmak. halka. sirküler. 2. celp. cit. şifre. 2. 1. 2. dikkatli. daire. dolayl ı. 2. hiç. kent.

güçlükle tırmanmak. 4. şehre ait. kehanet. gürültülü. 2. elle vurmak. iddia. f. 1. gizli. medeni. medeniyet. i. f. elle vuruş. 2. mahkeme. İng. gizlice. feryat etmek. s. vatanda şlık hakları. bireysel. ho ş. soğuk ve nemli.. 1.. çınlamak. talep sahibi. 1. boy. yurttaşlık ile ilgili. 1. kenet. 1. vatanda şlarla ilgili. 1. nazik. i. 1. f.. el alt ından. devlet memurlu ğu. i. i. s. yap ış yapış. klan. i. medeni hukuk.b. tarak. hak iddia eden. gaipten haber verme. yurttaşlık bilgisi. el altından yapılan. İng. f. şaplak indirmek. hak talep etmek. ferdi. s. medeni nikâh. f. f.. kâhin. inşaat mühendisi. şıngırdamak. medeni hukuk. 2. medeni. 1.. nazik. civilize. ç ınlama. s. f. 1. 2. nlatmak. mengene ile sıkıştırmak. i. 3. i. istemek. bak. z. 5. i. yurt bilgisi. el ç ırpma. i. sahip ç ıkmak.. milli. İng. 2. madeni ses... 1. sigorta poliçesi üstünden ödenecek para. 1. alk ışlamak. hak. i. terbiyeli.. clamor. zool. bak. gürültü.ışı i. 6.´nin bulunduğu şehir merkezi. f. 2. İng. feryat. inşaat mühendisliği. sivil. tazminat talebi. 1. devlet memuru.. İng. s ıkıştırıcı. edep. hükümete ait. 2. medenileştirmek. nezaket. uygar. talep. yaygara koparmak. hükümet binalar ı. kıskaç. i. insan haklar ı. tazminat davas i. kibar. (--ped. kibarl ık. davac ı. 1. ı. uygarla ştırmak. uygarlık. i. belediye ile ilgili. kabile. 2. edepli. aydınlatmak. f. i. dili -i görmek. i. --ping) 1. 3. 2. mengene. İng. k. clothe. s. s. iç savaş. yaygara. terbiye. kibar.. hayk ırmak. iddia etmek. sivil savunma. f. bak. bak. i. deniz tara ğı. 2. tangırtı. bak. şaplak. sivil. el çırpmak. tangırdamak. tırmanmak. 3. gök gürlemesi/gürültüsü. hayk ırma. madeni ses çıkarmak. medeni nikâh. civilization. f. kütüphane v.. . 2. civilized. 2. 2. uygar. i. terbiyeli. 2.civic civic center civics civil civil defense civil engineer civil engineering civil law civil law civil liberty civil marriage civil marriage civil rights civil servant civil service civil service civil war civilian civilisation civilise civilised civility civilization civilize civilized clad claim claim for damages claimant clairvoyance clairvoyant clam clamber clammy clamor clamorous clamour clamp clan clandestine clandestinely clang clank clap clap clap eyes on clap of thunder s. Roma hukuku. ç ngırtı. sivil devlet memurlar ı.

açıklığa f.dövü tokaşile tutturmak. i. f. kil. (madeni şeyler) birbirine çarpmak. açıklık. tabaka. i. f. 4. açıklanmak. balç ık. temizleyici madde. madde. patırtı. mek. 1. kusursuz. berraklık. 7. -i sınıflamak. zümre. f. i. k. bulutsuz. i. 2. sınıf. 2. 3. net. temizleyici madde. 3. cümle veya yancümle ya da ı geçmi ş zaman sıfat-fiilleri gibi bir özne ve ona ait bir fiilden oluşan baz ği. çarpışıp sava şmak. tak ırdatmak. -i (kategorilere) classify. 1. (hastalık) geçmek. köprücük. çözülmek. 2. dili (gazetede) küçük ilanlar. çok yorgun. f. s ınıflama. 5. kuru temizleyiciye gönderilen giysi v. k. yenebilir (av eti v. 2. 2. 3. pestili çıkmış. k. 1. s. 1. 2. vicdan rahatl k. klarnetçi. takım. ders. tüymek. dilb. ışmak. ar ı. s. i. 1. çat2. biçimli. kategori. 1. kucaklamak. masum. ş. 3. -i tasnif etmek. aydınlatmak. çözmek. saydam. kopça. i. büyük çak ı. engelsiz. temizlemek. derslik. takırdamak. kolayl ığı . 1. domuz tırnağı çekiç. açıklık kazanmak. temizlikçi. f. 2.b. s ınıf. 4. temizlemek. aç ıklığa kavuşturmak. 2. i. halis. müz. açıklığa kavu i. 1. bir grubun içinde) saymak. bak. 1. dili s ıvışmak. 2. 2. 3. temizce. -i s ınıflamak. 2. tür. şart. bölümleme. ışmak. z. f. aç ıklama. aç ıklamak. f. aç şekilde anlatmak. temiz ahlaklı. f. 3. i. temizlemek. klasik. pençe. temizlik. . İng. ıklık getirmek. i. sar ılmak. i. 1. temizlikçi kad ın. 5. (hastalığı) gidermek. aç ık biraç şturmak.. takırtı. pürüzsüz (cilt). halletmek.. ıklanma. classic. 2. 1. tırnak. temizlemek. açık. s. şüpheleri gidermek. ıkla anla şılan/duyulan. dili. toplayıp atmak. anat. -i (belirliclassification. sofrayı kaldırmak. kast. tüymek. s. aydınlatma. külüstür. 2. dili 1. 1. temiz bir şekilde. çarp ılma. bölümlenmi k. sınıflandırılmış. tasnif edilmiş. i. i. sınıflanmış. kuru temizleyici. sar kopçalamak. 1. sustal i. i. -i (kategorilere) ayırmak. pak. aç ıkl ığa kavuaç şma. gizli (bilgi). (madeni şeyleri) birbirine çarpmak. bitkin. gürültü. çatırdatmak. toka. 1. -i sınıflandırmak. mantıklı düşünen kimse. açık (gök). i bölümlemek. açıklığa kavuşturma. 2. saf. hüküm. 4. kucaklama. i.clapped-out claret clarification clarify clarinet clarinetist clarity clash clasp clasp knife class class classic classical classification classified classified ads classified advertisements classifieds classify classmate classroom clatter clause clavicle claw claw hammer clay clean clean out clean up cleaner cleaning cleaning fluid cleaning woman cleanliness cleanly cleanse cleanser clear clear conscience clear off clear out clear the air clear the table clear thinker clear up s. s. 1. bent. açık: His instructions were quite clear. hurdası km ışı... klasik eser. k ıs. 2. tırmalamak. 1. grup. şeffaf. temizleme. düzgün. i. (gazetede) küçük ilanlar. classified advertisements. ıklık kazanma. klasik. yırtmak. vuzuh. kategorilere ayr ılmış. dili s ıvışmak. temizlik. sınıf. 2.). açıklık getirme. 1. i. pençe atmak. sınıf arkadaşı. temiz. çık ırm i. sınıflandırma. dershane. klarnet. duru. leke giderici (s ıvı) ilaç. ı bıçak.zı Bordo şarabı. f ıkra. tasnif. ayd ınlanma.. klasik. çeşit. 6. sınıf.b. sabun. i. mücadeleye 2. köprücükkemi i.

t. 1. bak. sa ğlama bağlamak. 1. 2. f. uçlarını kesmek. k ırkma. 4. 1. 2. (tüfekte) şarjör. tıkırdamak. tıkırdatmak. 2. güre mak. i. 2. bölmek. -den ılmamak/ç ayr ır. 1.gy. f. s. güreş. kırpmak. (saç/tırnak/çim kesmek için) makas. güneşli ve ılık (hava). papaza ait. çatlama. --ping) 1. klinik.men (klır´cimîn) i. f. f. 2. 3. ıklatmak. 4. şa. havanın güneşli ve ılık olması. s. 2. i.o. mü şteri. 2. z. --d/clo. 2.. 1. i. yar ılmak. iklim. doruk. . tırmanacak yer. boks birbirine sarılmak. dili toplumda yükselmek isteyen kimse. 6. 2. perçinlenmi çivi. f. 2. 1. 2. (gazete. şefkatli. kesmek. bot. yar ık. ıkmamak. açıklık. tıklamak. orgazm. (yumru ğunu/dişlerini) sıkmak. f. tırmanış. 2. 3. i. f. 4.. f.. alan açığı a karma. çıt sesi. 3. tutunmak. 3. tezgâhtar. çoğ. 2. 3. 2. bağlı olmak. i. cüruf parças ı. mü şteriler. klipsli kâ ğıt altlığı.´nden) kupür kesmek.b.. çıkmak. şıngırdatmak. 3.bir takas. net. klinikle ilgili. i. ula rmanmak. (--d/clove/cleft. s. i. 2. zirve. 3. müz. hızlı bir yelkenli gemi. 2. sekreterlik. 1. 1. tıkırtı. aç ğ açl ı k )ç tııra şlama 3. t i. aç ıklık yer. 1. müvekkiller. i. 1. s. anahtar. 2. i. f. perçinleme.ıstreç film. 4. (a 2. (clung) 1. i. 2. i. i. doruk noktas ı. -e yap ışmak.ı boks birbirine sarılma. bölünmek. cler. 1. 2. tokuşturma. s. onto clipboard clipper clipping i. i. i. i. tık. k. f.´s wings clip s. 3. 1. i. zeki. k. matb. 2. k ırkmak. i. şı i. i. kupür. mandal. 3. bir şeyi -e ataşla/klipsle tutturmak. . sıkıca yakalamak. çatlak. merhamet. k ıskı. balta. 2. klişe. tık sesi. dergima v. 1. geminin ı terketme liman ık. (ceza olarak) birinin hareket alan ını sınırlamak. becerikli.b. den. i. papaz. ak ıllılık. 1. 1. sekretere ait. 2. i. çoğ. kavramak. 1. ataş5. 1. basmakalıp söz. klişe. papazlar. clue. 1. i. hava. kesmek. çıtırtı. uçurum. tırmanıcı sarmaşık. i. 2. 1. i. bak. 2. takoz. doruğa ulaşmak. klips.´ne) (hat İ ng. (--ped. -e sadık kalmak. yap ış ra v. sarp kayalık. 1. ak ıllı. klinik. dili hızla gitmek. sş ık ca sar ılmak. 1. 1. vurmak. şıngırdamak. i. sekreter. yarık. 2. 1. f. ngırtı. meydan. inmek. 2. aydınlatma. tık sesi çıkarmak. i. 5.ven/cleft) yarmak. (--d/clove/clave) to 1. temizleme. zekice. koçboynuzu. kırpma. çıt sesi çıkarmak. çıt. ayrık. (ağaçlık bir alandaki) tüm ağaç ve çalıları s. müvekkil. perçinlemek. temizleme işi. i. 1. f. . kama.izni. cleave. doruğa şttıırmak. şefkat. kesin. merhametli. ak ıllıca. 2. kesme. (kadının) göğüs arası. 1. kesik. tırmanma. beceriklilik. sat i. (bardak/kadeh) tokuşturmak. tek. çarpmak. 1. 2. i. f. 1. gümrük muayene belgesi. yakınında ş olmak. 2. 1. yarılma. kliring. i. 2. papaz.clearance clear-cut clearing cleat cleavage cleave cleave cleaver clef cleft clemency clement clench clergy clergyman cleric clerical clerk clever cleverly cleverness clew cliché click client clientele cliff climate climax climb climb down climber clinch cling cling film clinic clinical clink clink clinker clip clip clip s.

kesek. 1. takunya. şıyeri) kapanmak. top top olmak. yüklük. hemen hemen. kapatmak.. engel. yakın (arkadaş). manastır. helata şı. 3. --ging) 1. i. (--ged. dili paçayı zor kurtarma.. 2. i. hemen hemen. yak ından. 1. 2. pıhtılaşmak. s. 2. i. 1. köstek. 2. bir şeyi (başka bir şeyin) kisvesine büründürmek. gizli komünist. s. beraberliğe yakın oyun/yarış. havasız. tahta ayakkabı. kapatmak. s. i. 4. birbirine yakla şmak. i. 7. 1. i.. sabo. eli s ıkı. kemeraltı. i. toprak/çamur parças ı. dar. 1. kapalı. manastıra rmak. ılmış. k -in etraf ını çevirmek. cimri.t. lavabo. 2. s. i. gizli homoseksüel. f. hepsini satmak. 2. engel olmak. saat. k. s. üste oturan (giysi). şyeri) kapanmak. kapalı devre. klik. gizli tutulan. f.clique clitoris cloak cloak s. dili paçayı zor kurtarma. tıkanmak. i. --ting) 1. sinekkayd ı tıraş. kapanmak. (gard ırop işlevi gören sandık odası gibi) gömme dolap. i. in a guise of cloakroom clock clock in clock out clockmaker clockwise clockwork clod clog clog cloister close close close by close call close call close combat close contest/game close down close haircut close in on close on close out close resemblance close shave close shave close the deal close to close up close up shop closed closed circuit closed circuit closed season closed shop close-fisted close-fitting close-mouthed closet closet communist closet homosexual close-up clot i. 2. k. İng. f. İng. göğüs göğüse çarpışma. anlaşmaya varmak. k. i. k. anat. saatin makinesi. k. avlanman ın yasak olduğu mevsim. saat yelkovan ı yönünde. sıkı. revaklı avlu. 3. s. puantöre kaydettirerek paydos etmek. 1. sersem. 2. kapalı. 5. 1. 1. birbirine yakın. f. 1. dar. 3. indirimli satmak. . (i şyerini) kapamak/kapatmak. 1. puantöre kaydettirerek i şbaşı yapmak. kapamak. sıkı ağızlı. z. (i şyerini) kapamak/kapatmak. yak ında. 2. (i bitiminde) işyerini kapatmak. vestiyer. klozet. sinekkayd ı tıraş. kapatmak. köstek vurmak. kapalı devre. saat tutmak. ağzı sıkı. 1. 2. 2. (i sa saç tıraşı. revak. kapat i. nalın. ay 2. pıhtılaştırmak. 2. kapamak. f. kapanmak. pıhtı. 6. 2. aleni olmayan. dili paydos etmek. engellemek. (iş gününün s. t ıkamak. dar kurtulma. saatçi. hizip. dili budala. f. pelerin. yak ın benzerlik. (--ted. dili gizli. ısamimi. yak ın. i. yalnız sendika üyelerini çalıştıran fabrika. (süt) kesilmek. 1. tecrit etmek. klitoris. sıkı ağızlı. tuvalet. yak ından çekilen fotoğraf. b ızır.

bulanmak.töhmet nüfuz. bulutlu. bulutlu. ıs. yığın. 4. bez. alt f. 2. 1. İng. k ıs. i.. 1. düzensizce yayılmış eşya. cleave. yürümek. kekilde k ıs. . i. tokat ı zla vurmak. buland ırmak. 1. grup. tokat. çomak. tutam. İng. ispati. palyaço. dili olmayacak duaya k. küme. düzensiz bir ş doldurmak. hevenk. i. i. elbiseler. hantalca. kulüp. s ıkıca2. hantallık. 2. olmayan. güve. sinek. sakar. 2. spor antrenör. giydirmek. üstünü örtmek. anahtar. debriyaj pedalâmin demek. 1.mak. 2. sopa. i. ında. kumaş. company. bulutla kaplamak. kaplamak. 3. k. k. s ı k ı ca tutmak. s. bulutsuz.cloth clothbound clothe clothes clothes basket clothes moth clothes moth clotheshorse clothesline clothes-peg clothespin clothing cloud cloudburst cloud-capped cloudless cloudy clout clove clove clove clover clown clownish clownishness club clubfoot clubfooted cluck clue clump clumsily clumsiness clumsy clung cluster clutch clutch at straws clutch at straws clutch pedal clutter cm CO Co co. 2. i. 3. 1. f. karanlık. pıhtılaştırmak. kenet. i. f. otobüsü. soytar ı. i. 1. soytarı gibi. yolcu i. bez ciltli.. örtmek. (--d/clad) 1. kümelenmek. demet yapmak. s. ambreyaj. yumruk. cling. -i çalıştırmak. 1. gıdaklama. bulanık. dernek. f. 1. soytarılık etmek. f. (--bed. iz. debriyaj.(topa) h i. bulutlarla kapl ı (dağ tepesi).. salk ım. tutma. darmadağınık etmek. 2. f. (sarımsakta) i. çamaşır askısı. county. 3. k ıs. f. 1. ipucu. sakarlık. pıhtılaşmak. 1. küme. hantal. 3. f.. yolcu vagonu. 3. 5. 2. mandal.6. giysiler. ı. salk ım haline getirmek. yumru ayak. cop. oto. soytarılık. 3. çamaşır sepeti. isk. 2. kararmak. i. at -i kavrama. f. i. 2. beceriksiz. 1. i. i. vasıtasıyla. leke. bulutlanmak. 1. f. 3. dalgal ı (mermer). dumanlı. oto. ı . s. yumru ayaklı. yığmak. 2. s. 4. -i yetiştirmek. i. care of eliyle. kavramak. sonraki sayfaya/sütuna nakledilen (toplam). dağınıklık. bulut. çal ıştırıc İ ng. mandal. 2. f.. ağır ağır atılan adımların sesi. s. i. s. özel öğretmen. i. i. yonca. sopalamak. karışıklık. carried over muh. gölge i. debriyaj pedalı. kümelemek. 2. giyim eşyası. f. güve. f. i.2. 2. 2. Commanding Officer. beceriksizce. i. bak. c/o coach coagulate i. beceriksizlik. örtü. dili ümitsizlik içinde her çareye ba şvurmak.. otobüs. a ğır adımlarla z. f. i. demet. sakarca. dili 1. atmak. çamaşır ipi. duman veya toz bulutu. gıdaklamak. giysiler. 1. sağanak. 3. bak. çoğ. d. yığmak. kavrama. 1. açık şüphe alt ında. karanfil (baharat). centimeter(s). i.y. elbiseler. 1. düzensizce atmak. karartmak. -bing) coplamak. s. 2. 2. k. dili yumruk indirmek. 1. beysbol diş. bir araya toplanmak.

tabaka. horoz ötü şü. birleşmek.. birleşme. i. f.b. argo penis.o. adi. kakao ya ğı. i. s. k ıyı boyu. mayısböceği. pedal çevirmeden bisiklet sürmek. valf. 1. paltoluk kuma ş. kat. 1.. 1. tabaka. kaldırım taşı döşemek. kabalık.coal coal mine coalesce coalescence coalescent coalition coarse coarsely coarsen coarseness coast coast guard coastal coaster coastline coat coat hanger coat of paint coat rack coating coax coax s. argo küfelik. baya ğı. i. i. ayakkab ı tamircisi. kukuriku. bir olmak. kaba (dokunmu ş kumaş). kendine fazla güvenen. görgüsüz. züppe. 1. sahil koruma. vana. yekvücut olmak.) sürmek. 3. i. 2. örümcek a ğı. tabaka askı. sahil. sahil.t. kobra yılanı. k. birle şme. 2. i. kömür oca ğı. i. f. tüfek horozunu çekmek. kendinden fazla emin. 1. den. kakao. hindistancevizi. (hayvan ın derisindeki) tüyler. 3. gönlünü yapmak. kaplamak. 1. parke ta şı. kaldırım taşı. kaba saba. sütlü kakao. s. kokteyl. i. kıyısal. yap i. kaldırım taşı. i. 1. pilot kabini. kor. ayakkabı tamir etmek. k ıyı boyunca gitmek. iri taneli. out of s. i. i. den. i. tüfek horozu. 2. yavru horoz. musluk. erkek ku ş. alçak güverte. horoz dövü şlerinin ıldığı yer. 1. birini tatlı sözlerle kandırarak bir şey elde etmek. çarpık. ask ılık. birleşmek üzere olan. eğri. horoz ibiği. portmanto. horoz. f. i. i. kakao tohumu. horozibiği. i. m ısır koçanı. k ıyı. f. 2. 2. kokpit. i. 2. den. kabalaştırmak. kömür. kabala şmak. şaşı gözlü. koster. ince olmayan. 1. 3. bardak altl ığı. s. argo saçma. (kayakla/bisikletle) yokuş aşağı kaymak/inmek. 3. f. kaba. erkek (kuş). s. i. 3. i. i. deniz k ıyısı. f. kakao rengi. kokpit. 1. i. 1. sı. 2. 2. 2. 2. tabanca horozu. kaba. i. s. kobalt. koalisyon. . 2. kat. altlık. s. horoz dövü şü. kam ış. 3. palto. i. ği. 1. i. i. 2. 3. 4. kokain. z. zool. i. f. 4. 4. birleşim. 2. dil dökmek. terbiyesizlik. dili kendini be ğenmiş. hamamböce i. yana yat ırmak. elbise ask ıbir bir kat boya. kabaca. 1. (boya v. 3. 2. şapkayı5. ceket. 1. bot. cob cobalt cobble cobbler cobblestone cobra cobweb cocaine cock cock one´s hat cock-a-doodle-doo cockchafer cockerel cockeyed cockfight cockpit cockroach cockscomb cocksure cocktail cocky coco cocoa cocoa bean cocoa butter i. i. tatlı sözlerle kandırmak.

i. s. yapışmak. hindistancevizi. i. dişli çark. 2. koza. s. k. cod coddle code code of honor codeine codger codification codify coed coeducation coeducational coefficient coequal coerce coercion coercive coexist coexistence coffee coffee bean coffee cup coffee grounds coffee mill coffee of a kind coffee shop coffee spoon coffee store coffee table coffeepot coffer coffin cog cogency cogent cogitate cognac cognisance cognisant cognition cognizance cognizant cogwheel cohere i. i. morina. zorlayıcı. tasarlamak. i.. bir arada var olu ş. eşit. sandık. k. kahve telvesi. i. kahve. kanyak.. 1. s. dili moruk. diş. kurukahveci dükkân ı. sehpa. 2. cognizant. ahlak kurallar i. ı. ruhb. tabut. çark dişi. k. karma e ğitime ait. kanun. 2. 2. kahveye benzer bir şey. 1. fark ına varma. biliş. s. cognizance. i. 2. i. üstüne titremek.. kodein.. i. zorlamak. i. i. i. zorlama. eş. i. katsay i. cash on delivery. i. collect on delivery. kodlamak. İng. kahve demliği. 1. kasa. coeducational. bask ı. . f. tutarlı olmak. k ıs. i. sandviç ve hafif yemekler sunan lokanta. düşünmek. kanun haline getirmek. 1. i. f. kanunname. 2. 2. İng. inandırıcı. f. şifre. müsavi. hafif ate şte kaynatmak. 3. kahve çekirde ği. konyak. hindistancevizi a ğacı. birbirini tutmak. dili. eğ ı. karma eğitimin uygulandığı bir okulda okuyan. uyuşmak.. bir sisteme ba ğlamak. denk. f. büyük hindistancevizi. s. i. ikna kuvveti.coconut coconut palm cocoon cod COD. s. 1. ikna edici. kahve.. mecbur etmek. kurukahveci. tatlı. i. inandırıcılık. f. i. şifre ile yazmak. pinpon adam. 1.. 1. i. kaynaşmak. i. s. tatlı kaşığı. kanun halinde toplama. bir arada var olmak. cod-liver oil bal ıkyağı. i. dili karma bir üniversitede okuyan k ız öğrenci. uyum içinde olmak. ihtimam göstermek. düşünüp taşınmak. bak. karma itim uygulayan. kavrama. kutu. karma e ğitim. çay. bak. bak. f. kahve de ğirmeni. f. akran.. kanun halinde toplamak. (alafranga) kahve fincan ı. kod.

soğukluk. birlikte çalışan kimse. i. 3. 1.. yakas ına yapışmak. 1. i. destekçi. halka şeklinde vrılmış saç. i. havanın aniden soğuması. 3. tutarlılık. soğukkanlı. i. yıkılmak. 2. tali. kok. ac ımasız. 3. yard ımcı. söğüş et. bak. 1. saç biçimi. yağlı krem. yakalamak. 3. 3. tıb. süzgeç. i. yap ışmış. tıb. madeni basmak. dili kolalı içecek. çatışmak. 2.´ne dayalı) gelen. uçuk. kalınbağırsakta ve karın boşluğunda duyulan sancı. köprücükkemi ği.ı. f. uyum sağlayan.b. frigo. 1.. mat. 1. s. s. tahvil. 2. 2. 1. tahvil.´ne dayal ı) teminat. rastlantı eseri olan. den. 2. i. i. tasma. kolit. 2. işbirliği yapan kimse. ikincil. i. tutarlı. (insanlardan şan) grup. uymak. 1.coherence coherent coherently cohesion cohesive cohort coiffeur coiffure coil coin coincide coincidence coincidental coincidentally coition coitus coke coke colander cold cold cream cold cream cold cuts cold fish cold snap cold snap cold sore cold war cold wave cold-blooded coldhearted coleslaw colic colitis collaborate collaboration collaborationist collaborator collage collapse collapsible collar collar stud collarbone collate collateral collateral security i. i. aynı soydan şı gösterilen ve bir mülk. i. soğuk. 2. işbirliği yapmak. nezle. s. i. i. kalınbağırsak iltihabı. merhametsiz. kolik. f. 4. aynı zamana rastlamak. i. işbirliği. harmanlamak. taraftar. tesadüfen. 1. kar s. 1. soğuk. 1. soğuk savaş. yaka. uyuşma. ık düğmesi. soğuk kimse. 3. sar ılmak. cinsel ilişki. 1. i. merhametsiz. f. 2. 2. roda. hempa. i. . z. kolaboratör. duygusuz. 2. köprücük. 3. yaka takmak. para. tutarlı olarak. 5. 2. açılıır i. birleşmiş. (sözcük/söz) türetmek. tesadüf. şevreli. 2. mantıklı. (sayfalar ı) sıraya koymak. uyum içinde olma. yakal i. 2. şans eseri. kangal. bobin. 1. tutarlık.b. i. k. f. olu i. s. çökertmek. (borca kar şı gösterilen karşı teminat. kolaboratör. kolaj. anat..f. suç orta ğı. kevgir. elek. koherent. i. kohezyon. işbirlikçi. 2. saç tuvaleti. 3. bir sonuca bağlanmadan kapan ır. işbirlikçi. birlikte çalışmak. (iskemle/masa) açılır r kapan olmak. biyol. yan yana olan. rastlant s. 1. 2. s. birlikte çalışma. k ımadeni i. (borca kar ve bir mülk. 1. kolay anlaşılır. argo kokain. yapışıklık. i. mantıklılık. bir olmak. 3. fiz. aniden gelen so ğuk hava. s.kangallamak. yandaş. 4. yüz kremi. 1. senet v. senet v. tesadüfi. çak ışmak.. kangal şeklinde boru. yap ışkan. kolaboratör. yıkmak. katı yürekli. (formaları) harman etmek. coitus. kohezif. with ile rastla şmak. 2. soğuk dalgası. sarmak. cilt kremi. 1. çökmek. fiz. yapışma. 1. i. e z. fiz. tamamlayıcı. kok kömürü. halka. tasma takmak. f. katlanabilir. (proje/plan) suya düşmek. kad ın berberi olan erkek. para f. ani soğuk. lahana salatas ı. kuaför. 1. şılaş tırarak okumak. gerdanl ık.

colonize. İng. -de koloni/koloniler kurma. s. k ıs. 4. 1. koloni. i. 2. topluluk ad ı. i. collect one´s thoughts collected collection collective collective agreement collective bargaining collective farm collective memory collective noun collective noun collective ownership collector college collide collie collier collision colloq colloquial colloquialism colloquially colloquy Colombia Colombian colon colon colonel colonial colonialism colonialist colonise colonist colonization colonize colony color color filter color photograph color photograph color photography color printing color television/TV i. boyamak. They don´t collect trash on ödemeli telefon konustamps. renkli foto ğraf. i. çarpışmak. 2. 3. koloni haline getirme. yüzü kızarmak. koleksiyoncu. yüksekokul. kolektif çiftlik. i.s. hep bir arada. ortakla şa. sömürgeci. koleksiyon. 2.b. 1. Kolombiyalı. İng. toparlamak. 2. renk de ğiştirmek. çarpışma. colloquial. kendini toparlamak. kolonide ya şayan. koloni haline getirmek. 1. iş arkadaşı. kömür madeni işçisi. biriktirmek. koloni. derlemek. iki nokta üst üste (:). 1. İskoç çoban köpeği. koloni kuran. al ımcı. f. sömürgecilik yanl ısı. (işverenle işçi temsilcileri arasında) toplu görüşme. ödemeli telefon konu şması. renk filtresi.ş2. ruhb. sömürgeci. Kolombiya. -de3. topluluk ismi.. z. birikmek: He collects şması. i. mimari v. 1. ortak. ortaklaşa iyelik. 2. toplanmak. s. 2. 3. anat. sömürgele ştirme. renk.). kolonyal (sanat. 2. 1. 2. çoğ. sömürgele i. 3.. tirmek. renklendirmek. (anayurdundan ayr ı) bir kolonide ya şayana özgü. 1. sancak. 1. i. dev şirmek. renkli foto ğraf.. s. f. 3. üniversite. bak. i.colleague collect collect call collect call collect o. i. 1. 2. matb. (kilisede toplanan) s. 3. 2. toplama. foto. sömürge. meslekta ş. i.. s. kömür gemisi. kolektif. 1. Pul biriktiriyor. ortak mülkiyet. koloni/koloniler kurmak. Kolombiyalı. kolektör.. 2. i. toplu sözle şme. Kolombiya´ya özgü. toplu. sömürgecilik. albay. kolon. i. konuşma diliyle. 1. toplamak. renkli bask ı. tahsildar. f. i. koloni haline sömürgele şme. karşılıklı konuşma. i. . 3. gelme. i. fakülte. 1. konuşma diline özgü. bayrak. kafas ını toplamak. toplaç. Shakespeare´in toplu eserleri. akl ı ba i. konuşma dilinde kullanılan sözcük/söz. ortak bellek. i. mükâleme. 3. canl ılık. 1. renklenmek. renk. f. i. s. renkli televizyon. renkli foto ğraf çekme. i. para. iane. boya. with -e çarpmak. colloquialism. dilb. toplanm ış: the collected works of Shakespeare şında. f. Kolombiya.

(came. boyama kitab ı. geri gelmek.´nde) ibik. 2. i. dövüşçü. 1. savaş.color-blind color-blindness colored colorfast colorful coloring coloring book colorless colossal colour colt column columnist coma comatose comb comb out combat combat combat troops combat zone combat zone combatant combative combination combination lock combine combine combustible combustion come come about come across come along Come along. kaba zenci. yanma. muharip. dövüşmek. petek. ım. renksiz. kö şe yazarı. 2. gazet. meydana -e rastlamak. s ıpa. renkkörü. 3. kocaman. iyile şmek. bak. 2. çökmek. s. gelmek. 3. ateşli bir tartışmaya katılan kimse. tarak. -e ulaşmak. i. 3. i. 1. bal pete ği. i. (birini) eskisi kadar (kendi malının) fiyatını düşürmek. sağlığı gittikçe düzelmek. 2. i. soluk. 5. ız. renk. sütun. muazzam. (fırsat) çıkmak. kolay tutuşan madde. 2. 2. -e varmak. birleştirme. 2. yıkılmak. ırmak. (kilitte) şifre. s. 1. muharebe alan ı. koma. i. tarafs ız. dili beli gelmek. bileşim. 2. gerçekçi olmak. 3. direk. (fiyat) dü şmek. yans ız. sald 1. sava şçı. ilerlemek. devasa. tay. renkli. şifreli kilit. u ğramak. solgun. kavgac ı. yar ı baygın. birleşmek. i. 4. i. 1. 2. düşmek. 4. 3. Temmuz ğinde denize gelmek. ask. f. boşalmak. dövüşme. i. to (bir kişiden/bir zamandan) (başka birine/başka bir zamana) kalmak. 1. 1. birlik.b. 1.. kendine gelmek. -i keşfetmek. savaş alanı. 3. biçerdöver. 2. dövüşken. 2. mim. tutu şma. gazet. sava şmak. elde etmek.. ayırmak. Az kald ı tepesi atacaktı. 1. i. akla gelmek. taramak. dediğine gelmek. 3. beraber gelmek. u ğramak. 3. color. vuruşma. mücadele etmek. (horoz v. renkli. 3. boya. birle şme. ateşli bir tartışma. komada. birleşim. ile kar şılaşmak. s. s. Come July and we´ll be swimming. siyah. geri dönmek. akromatopsi. kol. f. tekdüze.. muharebe. 3. kombinezon. (biri) (eskiden sahip oldu ğu) para ve prestijini kaybetmek. f. s. monoton. çarpışma. renkkörlü ğü. 2. -e rast gelmek. tic. hayal kurmaktan vazgeçmek. birleştirmek. aralarına girmek. taramak. canl ı. (--ted. donuk. kö şe yazısı. kartel. 2. 1. fıkra yazarı. solmaz. 1. 4. fıkra. renksiz. 3.. girmiş olacağız. daltonizm. 2. sava şma. saymamak. kolay tutu şan. kim. 1. 2. 1. üstüne yürümek. Hadi can 1. renkli. . --ting) 1. 2. 5. k. 4. f. yanıcı. come) 1. i. s ıkıcı. 1. 2. f. anlams s. çok büyük. (bir şeyin) fiyatı düşmek. renksiz. 1. s. He came close to losing his temper. muharip birlikler. i. -e erişmek. i. kolon. orgazm geldi olmak. i. s. 2. ask. İng. silik. come around come at come back come between come by come close to come down come down in one´s opinion come down in one´s price come down in price come down in the world come down to earth s.

ortaya ç ıkmak. görünmeye ba şlamak. felakete u ğramak. -e özenmek. ortaya ç ıkmak. kendine gelmek. rıklığına uğratmamak. 2. yay suskunlu ğu bıç rakmak. uyu şmak. dili 1. k. ç ıkmak. (bir şeyi) bilhassa yapmak. görünmek. 2. karara varmak. (leke) ıkmak. ba gerekeni/beklenileni yapmak/becermek. 1. durmak. görünmek. belli olmak. 2. iş başına geçmek. ç ıkmak. belasını bulmak. dönüm noktas ına varmak. kullanılmaya başlamak. başarısızlığa uğramak. başı darda olmak. çok uzaklardan ne olursa olsun. 1. herkesin dikkatini çekmeye ba şlamak. kullanılmaya başlamak. en çok zarara u ğramak. . (yarışma sonunda) (belirli bir ırada) olmak: He came in first. k. dört ayak üstüne düşmek. 2. Haydi! 2. 2. son noktaya varmak. sahneye ç ıkmak. (av köpe ği) ferma yapmak. girmek: Come in! İçeri gir!/Buyrun! 2. ş dili (beklenileni) ayılmak. kafas ına dank etmek. gözükmek. bir karara varmak. 3. 2. 1. gerçekle şmek. 1. dili (f ırsat) eline geçmek. 2. iktidara geçmek. bütün zorluklara ra ğmen. stop/istop etmek. kendini göstermek. (zor bir durumdan) sağ olarak ba k. dili 1. şarılı olmak. göğüs göğüse dövüşmek. girmek. dili 1. 2. 1. (yayın) mlanmak. 3. başarılı bir sonuç almak. 3. yenilmek. etkili olmak. tamamen durmak. altta kalmak. kopmak. varmak. (mirasa) konmak. dili Yalan ı bırak!/Bırak! k. yumruk yumru ğa gelmek. açıılmak. fermaya oturmak. kendinden bekleneni yapmak. kedi benim demedi. do ğmak. Yok can ım! k.come down with a cold come forward come from afar come hell or high water come home to come in come in handy come into come into collision with come into force come into play come into possession of come into power come into prominence come into sight come into the picture come into the world come into use come into view come of come off Come off it! come off worst/get the worst of it come on Come on! come one´s way come out come out of one´s shell come out on top come through come through come through with come to come to a dead stop come to a decision come to a head come to a head come to a point come to a point/ make a point of come to a stop come to an agreement come to blows come to blows come to close quarters come to fruition come to grief come to grief nezle olmak. yumruk yumru ğa gelmek. muzaffer ç ıkmak. kalar ını hayal kıyapmak. Birinci oldu. ile çarpışmak. iş 1. 2. düşmek. Kimse ç ıkıp da ogelmek. yürürlüğe girmek. -in sahibi olmak. 1. meydana gelmek. -den ç ıkmak. 1. dünyaya gelmek. kat ılmak. (belirli bir amaçla) ortaya ç ıkmak: Nobody came forward to claim that cat. ön plana çıkmak. 3. k. meydana ç ıkmak. -e özen göstermek. gelmek: Has the s e yaramak. birinci olmak. (haber) yayılmak. cenkleşmek. olmak.

çare. rahatlık. çözülmek. (with) anla şmaya varmak. itidalini kaybetmek. 2. etekleri tutuşmak. meydana gelmek. bulunmak. aklına gelmek. kuyrukluyıldız. açılmak. hayal kırıklığı. 1. ayılmak. s. Artık burada kalacak. -e tesadüf etmek. hatırlamak. comedian i. ile ciddi bir şekilde ilgilenmek. k. öne geçmek. düşüş. 1. komedi yazar ı. 2. keşfedilmek. -e rastlamak. 2. gerçekle şmek. -e rastlamak. dövüşmeye başlamak. i. 2. aklını başına toplamak. comedienne comedown comedy comely come-on comet comfort comfort station i. (belirli bir seviyeyi) tutturmak. 2.o. 2. dili (bir plan. i. 1. i. (birinin) para ve prestiji artmak. . komedi. comeback i. 2. sivrilmek. (-in yetki alan ına) girmek. anlaşmak.´ni) bulmak. (belirli bir hizaya) kadar gelmek. with (sevmediği bir şeyi) güçlükle etmek. birinin imdad ına yetişmek. açmaza düşmek. 1. rahat ettirmek. başarısız kalmak. ferahlık.´s rescue come to stay come to terms come to terms come to terms with come to the fore come to the point come true come true come under come undone come unglued come untied come up against come up in the world come up to come up with come upon come what may come what may come/draw to a close come/run across (with) (ile) kap ışmak. kadın komedyen. 1. çözülmek. dili ç ıkmaza girmek. bitmek. ile kar şılaşmak. aklı başına gelmek. 1. come/run up against a blank wall k. aç ılmak. teselli. f. sona ermek. eski formunu bulma. varmak. 1. gerçekleşmek. komedyen. mutabık kabul (kabul edilmesi zor olan bir şeyi) kabul etmek/kabullenmek. gelmek. 1. suya düşmek. ne olursa olsun. (bir yere) devamlı yaşamak amacıyla gelmek: He´s come to stay. ç ıkmak. cevap v. -e çatmak. k.come to grips come to grips with come to grips with come to hand come to life come to life come to light come to mind come to naught come to nothing come to nothing/naught come to one´s senses come to pass come to rest come to s. teselli etmek. dili tela şa kapılmak. konfor. alımlı. sadede gelmek. 2. kalmak. doğru çıkmak. olmak. -in esaslar ını ele almak. argo zekice ve yerinde cevap. umumi hela. boşa çıkmak. i. i. durmak. canlanmak. mutabık kalmak. ne olursa olsun.b.

2. teselli edici kimse/şey. teslim etmek. i şlemek. komutan. emir. i. 2. on ındatefsir. şube müdürü. 1. 1. 2. i. atamak. yetki. s. başlangıç. i. fikrini söylemek. komik. s. virgül. geliş. ac ıma. i ş. çizgi roman. övgüye de ğer. ticaret. 2. 3. etkili. 2. kurul. aç ımlama. sal ık vermek. i. 4. eylem. 1. f. kumandan. görev. emanet etmek. yorgan. 3. 3. -in derdini payla şmak. 3. buyruk. (gezici) satış temsilcisi. tayin etmek. i. eşit. başlama. f. atk . yorum. 1. (birinin/bir şeyin) anısına yapılan. yaklaşma. komando birliği. i. karışmak. tenkit. deniz binba şısı. i. hükümranl ık. yapmak. s. anma töreni. i. z. yorumcu. ele ştirmen. 1. hatıra pulu. vazife. tavsiye etmek. egemenlik. karıştırmak. 1. i. 1. subay. s. hakkında yorumda bulunmak. (--ted. önümüzdeki. kumandanl ık: hizmete Air search command arama komutu. 2. i. tefsir. anma. orantılı. İng. i. 3. f. 2. TV reklam. s. rahatça. rahatlatıcı şey. diploma töreni. komisyon üyesi. 1. 6. 5. radyo.. teselli. ka şkol. 2. i. görevlendirmek. i. Allaha kar şıba suç işlemek. kauçuk meme. hatırasını yad etme. güldürücü. 1. f. komik. emanet etmek. rahat. f. f. hakk i. 1. s. 5. f. komando. 1. 1. commercialize. İng. söz söylemek. ticaret hukuku. bant-karikatür. komedi oyuncusu. 2. söz vererek sayg ısızlık etmek.. 2. ıkomedi ile ilgili. hâkim. ğlamak. s. eleştiri. 2. f. emzik. i. i. --ting) 1. emreden. İng. bak. övmek. 1. yaklaşan. katmak. f. -i ticaret arac ı yaparak bayağılaştırmak. komut. 1. operakomik. 4. alım satım. 4. konforlu. emir. 1. bant-karikatür. gülünç.. işleme. 3. (askeri hizmette kullanmak üzere) el koymak. komut: ık. 2. komisyon. f. s. yüzdelik. i. .comfortable comfortably comforter comic comic book comic opera comic strip comical comics coming comma command commandeer commander commander in chief commanding commandment commando commemorate commemoration commemorative commemorative stamp commence commencement commend commendable commensurate comment commentary commentator commerce commercial commercial law commercial law commercial traveller commercialise commercialize commingle commiserate commiseration commission commissioned commissioned officer commissioner commit commit an impiety commit an offense s. i. gelen. yorum. bilg. 2. komisyon ücreti. İng. 2. başkomutan. ticaret hukuku. başlamak. 2. anmak. s. askeri bir mecbur etmek. 2. 3. i. ticari. 3. gelecek. komutanl f.

complete. konu3. görü ş.b. i. pudralık. aklıselim. söyle şmek. 2. (k ısa ve resmi) bildiri. f. sözleşmek. bulaşıcı. hapsetmek. dilb. (bir konuda) ne dü şündüğünü söylemek.şcumhuriyet. lazımlık iskemlesi. iletişim. gürültü patırtı. haberleşme. 1. komünikasyon. 1. ortak mal sahipliçevirmek. kısa.: There´s no common ground between ın hiçbir ortak yanı yok. toplumsal. 1. 3. (cezay ı nda her gün gidip gelmek. kesif. to söz vermek: You´ve committed yourself to doing this. i. teslim etme. 2. i. çoğunlukla. i. komünist. oto. amme. iletili haber.. 1. radan bir ey. i. ezberlemek. pudriyer. 4. klozet. k ıs. 4. compare. olağan. ortak mal. i. 2. ulus. not. telgraf gibi iletilen)4. 2. sokaktaki adam. şkan. şamata. 3. Hrist. s. 2. 2. s. s. adi kesir. i. cins isim. sözlü anlaşma. beraber yapılan: common defense ortak savunma.komite. 1. komisyon. cins ismi.ı1. 2. sözleşme. common common enemy ortak ğı dü kesir. companion. sıradan insan. klişe. mal. iletmek. s.commit o. s ıradan. compiled. karışıklık. common-law marriage resmi nikâhs ız beraber ya şama. 2. kurul. iletim. s. kamu. sağduyu. kesin karar. taahhüt. ulaşım. yoğun. müşterek. ba ğlılık. örf ve âdete dayanan hukuk. 2. bildirmek. genellikle. halk. iletilme. encümen. 1. 2. 3. çoğ. nakletmek. örf ve âdet hukuku. 2. adi hisse senetleri. i. umumun mal ı olan. (ile) iletişim kurmak. them. staple commodities başlıca satış ürünleri. ettirmek. i. vaat. i. haberleşme. commit suicide commit to memory commit to prison commit to writing commitment committee commode commodious commodity common common fraction common ground common knowledge common law common law common man Common Market common noun common noun common property common sense common sense common stock common touch commonly commonplace commonwealth commotion communal commune commune communicable communicate communication communicative communion communiqué communism communist community commute commuter comp compact compact compact 1. teslim sadakat. cins ad ı. komünyon. özlü. 1. baya ortak bir zevk. 4. s i. iletme. ı) hafifletmek. basmakalıp söz. (hastal ığı) bulaştırmak. 1. ortak. fikrini söylemek. 2. toplumla ilgili. i. f. 2. banliyödeki evi ile şehirdeki işyeri arasında her gün gidip gelen kimse. olma. eşya. sirayet şş mek. mü şterek ği. tutku v. üstenme. komünizm. beylik laf. 1. Onlar bilinen gerçek. Hrist. katılma. s. z. sağduyu. mat. 1. common grave ortak bir mezar. (with) (ile) haberle . Bunu yapmaya söz intihar etmek. bayağı. toplum. payla şma. sık. heyet. . 4. sempatiklik. mezhep. Ortak Pazar. i. eyalet. 2. cemiyet.s. s. 1. komün. halka ait. iletişmek. i. banliyödeki ev ile şehirdeki işyeri f. 1. i. geniş. şman. (mektup. i. aras i. sıkı. sohbet etmek. 3. söz. küçük araba. 2. topluluk. f. yazmak. 1. tasarruf. 3. s. 1. ferah.

3. 2. başkalarına acıyan. f. kompart ıman. 1. i. yakınma. i. yumuşak. misafir. compensate s. 1. acıma. arkada la tır4. yumuşaklık. s. karşıla dilb. 3. 2. kifayet. fikir alışverişinde bulunmak. 3. 4. 3. takdimci. s ınır. dilb. tazmin etmek. arkada şlık.o. karşılaştırmalı. s. topluluk. 2. tamamlamak. davacı. şefkatli. arkadaşlar. compere compete competence competent competition competitive competitor compile complacency complacent complain complainant complaint complaisance complaisant complement complement f. görüş alışverişinde bulunmak. ask. -e benzemek. 1. with tic. fayda. kumpanya. d. mukayese. kumpanya. bölmelere ayırmak. şikâyet. (ile) ba ğdaşan. f. s. compensate compensate for one thing by/with bir şeyi başka bir şeyle telafi etmek: She compensates for her occasional another rudenesses by frequently making us laugh. lış k. yoldaş. zarflar ştırmal ı anatomi. karşılaştırmalı dilbilim. olumlu compensation taraf. 1. 6. 5. for i. 2. eş. yetenek. eşlik. 4. karşılaştırma. 2. tic. elkitabı. 1. 1. üstünlük derecesi. 2. i. f. karşılaştırmalı dilbilim. pusula iğnesi. i. (with) (ile) uyumlu. (--led. cana yak ın. kendinden ho şnut. bölme. ba şkalarıyla rekabet edebilir. 1. 1. i. yumuşak başlı. rekabete dayanan. ehil. i. s. refakat. kabiliyet. (sıfat veya ın) üstünlük derecesini gösteren. 1. telafi. 2. i. i. orantılı. s. merhamet. hastalık. saha. uyma. ile rekabet etmek. tümleç. sokulgan. dilb. i. benzer. bedelini ödemek. arkada ş. mukayeseli. 3. yetkili. 3. s. merhametli. sevecenlik. karşış s. 1. beraberindekiler. 2. i. uyum. with ile yar ışmak. sunucu. pergel. for için yarışmak. i şin üstesinden gelebilen. tazminat. 2. 1. misafirler. faydalı taraf. yetenekli. to -e benzetmek. şirket. tazminat paras ı. i. yakınmak. 2. 2. yalpak. kompakt disk çalar. i. 2. ehliyet. vatanda ş. yumuşak başlılık. 1. mecbur etmek. telafi etmek. bölüm. 2. 5. pusula. 2. i. görüş alışverişinde bulunmak. 3. nispi. rakip. i.y. i. Bizi s ık sık güldürerek arasıra -in bedelini birine ödemek. şefkat. yetki. geçimli. tic. yeterlik. kendinden ho şnut olma. yurttaş. s. 2. 1. tamamlayıcı. rehber. f. (with) (ile) kar şılaştırmak. yarışma. i. alan. ba ğdaşma. f. yar ışmacı. eşlik.1. f. uyumluluk. ılabilir. 2. i. i. refakatçi. --ling) zorlamak.compact disk compact disk player companion companionable companionship company comparable comparative comparative anatomy comparative degree comparative linguistics comparative linguistics compare compare notes compare notes comparison compartment compartmentalize compass compass needle compassion compassionate compatibility compatible compatriot compel kompakt disk. şikâyet etmek. pusula ibresi. yeterli. rekabet. s. ortaklık. i. f. 1. 1. şikâyetçi. 1. sevecen. derlemek. çevre. . 2.

tıb. tam. i. karma şık. (on) tebrik etmek. eleman. i. Sonuçlar bekledi davranmak. s. 2. ho şaf. bileşik/karışık şey. bitme. kavranabilir. 1. i. güçleştirmek. sakinlik. ılımlılık. kat ıksız: I´m in complete sympathy with what you´re saying. soğukkanlılık. 2. 1. güz. içine almak. 2. karma şık. bileşik faiz. şiir yazmak. güçlük. karışık. 3. kapsamlı. uyma. compose compose o. f. tamamen. ekon.s. övgü dolu. ten. çetrefilleştirmek. i. içinde binalar bulunan etraf ı duvarla çevrili yer. 4. 3. eserler: the complete works of Hüseyin Hüseyin Rahmi´nin bütün eserleri. i. anlamak. karmaşık. 3. 2. kapsam. hareket etmek: She always herself with dignity. i. with -e uymak. kompleks. s. bitirme. mat. görünüm. i. beste yapma. 1. anla kendine hâkim kendine gelmek. çürümü ş yaprakla karışık gübre. şıklık. tenin rengi. san. f. kompozitör. riayet. 2. karmaşıklık. karma ştırmak. bestekâr. i. birle şik cümle. s. 1. kompleks. uysal. i. boyun e ğme. -e uygun olmak: The results comport with our ğimiz gibi comports oldu. sıkıştırmak. . bile şik. cilt. 3. komposto. 2. komplikasyon. 1. karma şık. itaat. i. uyma. (bir işe giriştikten sonra ortaya çıkan) engel. karışıklık. bile i. f. şim. suç ortaklığı f. kim. iltifat. 2. çapraşık. bir kitapl ıkla beraber beş Rahmi milyar liraya alabilirsiniz. 2. geniş. İng. terkip. zorlaştırmak. tamamlayıcı. iltifat etmek.complementary complete complete with complete works completely completion complex complex complex sentence complexion complexity compliance compliant complicate complicate complicated complication complicity compliment compliment complimentary compliments compliments of the season comply component comport comport o. şiir yazma. tebrikler. composer composite composition compositor compost composure compote compound compound compound interest compound sentence compound word comprehend comprehensible comprehension comprehensive compress compress s. tamamlayan. f. ücretsiz. birle şik sözcük. kavrayış. i. her zaman a f. kompleks. çetrefil. iltifat eden. itaatkâr. oluşum. pürüz. i. kompliman yapmak. i. expectations. kavramak. s. 1. anla şılabilir. 4. dilb. sona erme. karmaşa. 4. tebrikler. tamamlama. zorluk. sayg ılar. i. (müzik/şiir) yazmak. i. kompozisyon. f. dilb. kapsamak. 1. i. itidal. Senin dediklerine tamam ile beraber: You can buyıthe books complete withas a book case for five ı. komposto. unsur. uysallık. 3. besteci. bileşim. billion Kitaplar bütün liras. 6. 2. 2. çetrefil. 5. 1. parça. dizgici. tamamlanma. i. (aralarındaki şmazl ıkları) olmak. s. 2. s. 1. övücü.s. (yazılı ödev olarak) kompozisyon. karma . gidermek. s. 1. kompliman. s. cüz. beste yapmak. girişik cümle. paras ız. öğe. yla kat ılıyorum. It came a complete surprise. 1. O ğı rba ş l ı bir ş ekilde davran ı r. mürettip. yerine getirme. karma şa. z. bileşimde bulunan. 1. i. s. bütünüyle. 2. selamlar. görünü ş. i. kutlamak. bileşik. 2. hediye olarak verilen. anlayış. etraflı. çözülmesi güç. anlaşılması güç. with -e uymak. yumu şak başlı. karmaşa. 1. karma. beste. -e riayet etmek. tümleyici. s. kompleks. karma şık hale getirme. s. 1. dilb. 1. ruhb. 2. kompres.

ilgilendiren ile ilgilenmek. mefhum. with concerned concerning sıkıştırılmış hava. 1. koyula yoğ şş ik. i.. edat ile ilgili olarak. f. dayan ılmaz bir istek. kibir. 2. idrak etmek. yoğ un. obruk. bilgisayar. hakk ında. i. teslim etmek. mecburi. içbükey. i. getirme. i. i. s. düşünceyi/dikkati/gücü bir s. aleyhte. kand ırmak. 1. vicdan rahats ızlığı/azabı. i. (bir konuda) uzla ş ile uzlaşmak. bilgisayar programlamas ı. gizlemek. f. içtepi. 2. dikkati bir noktada toplama. şılıklı ödün vererek 1. konsantrasyon. ına gelmek. kibirli. uzlaştırmak. 3. i. bir araya ığma. anlamak. ba şlangıç. tasarlamak. 2. toplamak. bak. i. 3. uzlaşma. 1. konsantrasyon. 2. itiraf etmek. bilgisayar programc ısı. i. kabul etmek. bilgisayara geçirmek. basınç. s. bilgisayar program ı. kendini be ğenme.a 4. 2. dü şünmek. derişim. 2. i. kar mak. bilgisayar donan ımı.. alakalı. f. ilgi: I understand the reason for your concern. zorlayıcı. İng. hesap etmek. ilgili. ortak merkezli. f. 2. toplaşım. computerize. b ırakmak. 2. ı. 1. (birini) ilgilendiren şey: It´s one of our major concerns. -den olu şmak. 1. 2. dü şünülebilir. düşünce. --ning) aldatmak. gizli tutmak. 2. kavram. 2. bilgisayar operatörü. 1. -e dair.s. (--ned. akla gelebilir. ştırmak. bir araya unla şmak. sistem operatörü. içermek. görüş. ile meşgul olmak. (taraflar ın karşılıklı ödün vererek yaptığı) anlaşma. oluşturmak. tasavvur etmek. zorgu. anlaşmaya varmak. zorunlu. uzlaşmak. ruhb. görü ş. gebe kalma. bilgisayar yazılımı. kompüter. hayal edilebilir. saklamak. karşı. i. 3. vermek. 1. gurur. uyuşma. merkezleri bir. ruhb. endişeli. bilgisayarla donatmak. bilgisayar mühendisliği. sıkıştırma. i. arkadaş. 1.deri deri tirmek. Bizi en çok şeylerden biri. 2. f. kapsamak. yoğunlaştırmak. s. örtmek. tazyik. 4. s. içbükey yüzey. bilgisayar mühendisi. ile uyuşmak. 3. getirmek. 1. kompresyon. konkav. f. kavram. Ona karşı düşünmek.––d ı. toplama y kamp s. 4. toplanmak. 3. gebe kalmak. kavramak. s. .compressed air compression compressor comprise compromise compromise on compromise with compulsion compulsive compulsory compunction compute computer computer chip computer engineer computer engineering computer hardware computer operator computer program computer programmer computer programming computer software computerise computerize comrade con con concave concave conceal concede conceit conceited conceivable conceive conceive of concentrate concentrated concentration concentration camp concentric concept conception concern concern o. zorgulu. zorlama. düşünceli. z. kompresör. fikir. i.toplanma. yoldaş. içimde bir nefret uyand f. f. fikir. 1. s. f. bilgisayar çipi. dislike I haveakl conceived a dislike for him. kendini be ğenmiş. konsantre. hesaplamak. 1. toplama. 1. f. y ığmak. 2.

s. 3.ç biti i. ayn ı fikirde olmak. 1. 2. i. (buhar/gaz) sıvılaşmak. 3. k ısaltma. yo ğunlaştırmak. mahkûm etmek. 2. i. beyin sars ıntısı. ayıplamak. -e vesile olmak. nihayet. uzlaştırmak. f. to/toward -e neden olmak. ı/gazı) sıv ılaştırmak. meydan. ödün. i. suçlu çıkarma. veciz. beton kar ıştırıcı. uzlaştırma.. 1. kim. fiz. huk. (hikâye/yalan) karıştırma. anlaşma. k ınamak. birlik. itiraf. karar. i. görmezlikten gelmek. teslim. 1. kati. 1. dilb. 5. 2. antlaşma. 5. s. prezervatif. karar sonuç ş. kondansatör. buğulaş ma. malaksör. şarta bağlı satış. 1. aynı olan. 2. ıkarmak. 4. i. büyük deniz kabu ğu. az ve öz. 2. f. i. dinleti. betonkarar. toplanma. Anlaşmanın ş artlar ından biri. tenezzül etmek. 1. mahkûm ştırma. ayn ı zamana rastlayan. z. betonyer. What are conditions there? Oradaki hayat şartl ı. fiz. bir karara varmak. sona ermek. 4. yat ıştırma. karışım. birlikte yap ılmış. i. 3. 1. i. beton. göz yummak. kabahatli bulma. 1. 3. 2. tenezzül. 2. ş arta ba ğlıliving . (--red. bumahkûmiyet. koyulaştırmak. kayıtl ı. 4. beton. fiz. koyulaşmak. s. 1. kamulaştırmak. with ba şsağlığı dilemek. i. f. i. sonuç. 1. şart kipi. f. ılmasını etmek. kabul. 1. aynı zamana rastlama. kamula ğu. dilb. f. aynı zamanda. tenezzül eden. f. k ınama. s yo ğunlaşmak. bitirmek. s. ahenk. uyum. (buhar şekerli konsantre süt. z. 1.. 2. imtiyaz. lütfetmek. bar ış. yemeğe çeşni veren şey. başsağlığı. sona erdirmek. yo ğunlaştırma. sonuca varmak. i. s. son. özet. birlikte planlanmış. çat i. birbirine kar ıştırarak hazırlamak. kaput. 2. 2. resmen yasaklamak. 5. bitmek. --ring) 1. 2. yapmak. 2. istimlak. 3. etme. aynı zamana rastlamak. ayıplama.uydurmak. 1. i. kesin. s. ında/garda) büyük yolcu salonu. f. nihai. kim. s ı v ı la ş ma. uyuşan. koşullu. f. s. şart. (havaalan s. i. 2. istimlak in kullan idama mahkûm i. s. yoğuşturucu. 3. birlik. 2. suçlu çıkarmak. özlü. koşul: It´s one of the conditions of the agreement. 2. ı v ı la ş t ı rma. tertip etmek. k ısa. i. 4. sözde alçakgönüllülük göstermek. izin. izdiham. yoğunlaşma. gönül alıcı. 3. 2. taziye. kondansasyon. i. şiddetli sarsıntı. i. yo ğunlaç. (bir işin) sonunu getirmek. . yatıştırıcı. 3. (yazıyı/sözü) 2. 1. taziyede bulunmak. 1. k ısaca. 2. konçerto. ış(fikir) mak. 2. netice. kim. 1. yat ıştırmak. 2. 1. taviz.concert concerted concerto concession conch conciliate conciliation conciliatory concise concisely conclude concluding conclusion conclusive concoct concoction concord concourse concrete concrete mixer concur concurrence concurrent concurrently concussion condemn condemn to death condemnation condensation condense condensed milk condenser condescend condescending condescension condiment condition conditional conditional mood conditional sale conditionally condole condolence condom condone conduce conducive i. bir araya gelme. ahenk. gönlünü almak. 1. konser. 1.düzmek. somut. uyuşma. son. kalabal ık. ayn ı olma. 1. şartlı olarak. huk. az ve öz. 1. uyum. gönlünü alma. son. 2. şlike art kipi. z. i.. s. uyuşmak. f. f. 1. 2.

i. dert ortağı. hareket. ştş ıeyi) rmak. kamula ış toplama. birleşik. (silahlı) çatışma. iletken. düzen. birleştirmek. toplant ı. i. haczetmek. pudra şekeri. kamula ın. to -e hapsetmek. kondüktör. konfigürasyon. (--red. 2.. anlaşmazlık. 3. Partide iyi davrand i. idare etmek: You´ve conducted this siege well. koni. suç ortağı. geçirgen. 1. s. to -e hasretmek. i. sonrasıteyit yatakta kalma süresi. i.y. 2. nakletme. 3. I have confidence in him. f. madde. fiz. s. 2. 3. sır olarak. şekerleme. konfedere. önder. 3. (with) (ile) görü şmek. şekerleme imalathanesi. mak.s(eve/yata ırland ırma. papazın verdiği ilmihal derslerine devam etme ve kiliseye üye ba müzmin f. (yasaklanm tırma. idare. yürütmek. biçim. k ılavuz. iletme. i. inanan. 4. bilg. 4. birleşik. ma. (yasaklanm ış şeyi) toplamak. hapsedilme. görü ş f. sınırlamak. s. do ğum etmek. 2. i. görünüm. 2. lider. büyükşyang i.. Ona güvenirim. --ring) 1. şekerleme. 2. conferred with on the matter. to (s ırrını) -e söylemek. (dondurma için) külah. sağlama ğlama. tasdik. i. kozalak. 1. 1. birine s ırrını söylemek. 1. -emala haciz koymak. 3. i. 1. confectionery.. pudraşekeri. s. güvenle. üçkâğıtçı. 1. bağlaşık. withçat ile ış uyu . -i müsadere. conduction conductive conductivity conductor cone confection confectionary confectioner confectioner´s sugar confectioners´ sugar confectionery confederacy confederate confederate confederated confederation confer conference confess confession confessional confessor confidant confide confide in s. to (bir hastal ık) (birini eve/yatağa) ğlamak. el koyma. 2. 2. ruhb. için) i. kongre. i. 1. iletici. teyit. konfederasyon. 4. 2. doğrulama. confidence confidence game confidence in confidence man confident confidential confidentially confidently configuration confine confinement confirm confirmation confirmed bachelor confiscate confiscation conflagration conflict conflict i. kesinleştirme. ınırlandırmak. harp. uyuşmazlık. ittifak. birleşmek. i. itiraf etmek. bağlaşık. f. i. 2. itimat. f. bak. birle şik devletler.. z. üçkâğıtçılık. i. -i müsadere etmek. 1. (rezervasyonu) konfirme f. birlik. yönetim. 2. 1. i. kozak. him konferans. (belirli bir şekilde) ı . şef. günah ç ıkartmak. hapis. You can´t conduct such experiments Bu kuşatmay davranmak: He conducted himself well at the party. günah ç ıkartma. geçirme. 1. bağlaşmak. haciz. f. geçirgenlik. tavır. 3. ı çok iyi yürüttünüz. iletkenlik.bekâr. şmamak. geom. geom. istimlak etmek. z. ihtilaf. i. i. i. 2. 2. Bu aram ızda kalsın. d. sın tasdik etmek. geçirici. bot.. yönetmek. müzakere yapmak: Ime. s. güven. f. konfedere. gizli: This is confidential.o. 3. gizli kalmas ı gereken. müzakere etmek. sa ğ lama ba ğ lamak. günah ç ıkartan papaz. 1. konfirmasyon.s. 1. günah ç ıkartma hücresi. 1. 3. 2. kesinle i. (orkestra/koro şef.conduct conduct conduct o. koni biçiminde makara. 2. fiz. 1. -e kapatmak. pudraşeker. emin./Ona itimad ım var. dolandırıcılık. 3. dolandırıcı. 1. ile çelişmek. 3. savaş. ile çatışmak. şekerci. biletçi. davran ış. 1. konfederasyon. istimlak. i.Meseleyi onunla görü ştüm. iletken iletken. şeker. i. 2. (mala) el koymak. sınırlama. ş tirmek. f. sırdaş. i. 4. fiz. itiraf. doğrulamak. (birini) kutsayarak kiliseye etmek. düzenleniş. ba ğa) ba ğlı kalma.

i. 2. 1. 1. pol. (san ığı. kafas ını ş eyle/biriyle) kar tı rmak. -in Bana gelip meseleyi ı. s. ba f. with (bir şeyi/birini) (başka f. tıkanıklık. konik. s. 1. 2. s. kan toplanması. f. i. s. kongreye ait. yaradılıştan. büyü yoluyla (ruh) . toplamak. düzensiz.go. tebrik.D. A. kalabalık. i. 2. i. hokkabazlık yaparak -i yapmak: She conjured a dove out of the box. konformizm. san ı. i. (to) (-e) uymak. Kongo.. bir şeyi/birini i. ay ışı kl ığı . birikinti. varsayım. şaşırtmak. karışıklık.. konformist. i. çoğ. tıkanık. kutlamak. i. Meclisi üyesi (kad s. farazi. şirketler grubu. 2. sevimlilik.. kanuni ihtilaf. s. yerinde. ı meydan okuma.. meydan okuma. 1. con. karman s. karışık. toplanmak. dilb. 3. 2. dilb. kalabalık. Hokkabazlık yaparak kutudan güvercin çıkardı. 1..B. 1. s. s. i. varsayımsal. 1. zan. 1. ışış m ış . 3. küme. (çoğ. toplama. i. mat. with -e gidip söylemek/anlatmak: He confronted me with the problem. konjonktiv iltihabı. izdiham. 2. 2.. fiil çekimi. tıb. i. anlatt kar şılı şttirme. f. i.en ı n). Temsilciler çoğ. kl2. farz. 2. 3. tahmini. sevimli. jeol. f. donmak. sanmak. düzensizlik. Temsilciler Meclisi üyesi (erkek). f. dondurmak. ş aşkınlseçilemez. önünü huk. tıb. kafas ı kar ı rt edilemez. 1. kar ıkocalığa ait. 1. bak. 3. 1. çelişkili. bot. karşısına çıkmak. tic. 1. uygunluk. uygun. kafa kar ş ka ş ey/biri sanma. Kongo´ya özgü. gökb. 3. 1. dilb. doğuştan.. i. dili kör olas ı. 1. Allah kahretsin! s.. tahmin. Kongolu. kendisini i. mat. bir araya gelmek. f. pıhtılaşmak. 1.men (kang´grısmîn) i. konglomera. (-e) riayet etmek. Tebrikler!/Tebrik ederim.B.wom. . congruent. şaşkına dönmüş. 1. 2. kozalaklı ağaç. çekmek.. suçlayanla) yüzle karış ırmak. uyma. tebrik etmek. tıb. zannetmek. kongre. f. pol. evlilik ile ilgili. şaşırtmak. yığın.lese) Kongolu. konjonktivit. çorman. kan toplamış. con. A. benzer. s. uygunluk. kahrolası. kutlama. yığışım. f.. i. 2. birlik. kan hücumu. dilb. cemaat. bir araya getirmek. f. i. i. birleşme. 2. kesmek. uymac ılık. (kang´grıswîmîn) i. 3. ho ş. şaşkına çevirmek. s. p ıhtılaştırmak. tıklım tıklım. Con. toplant ı. sempatik. tahmin etmek.gress.conflict of interest conflict of laws conflicting conform conformism conformist conformity confound Confound it! confounded confront confrontation confuse confused confusion congeal congenial congeniality congenital congested congestion conglomerate conglomeration Congo Congolese congratulate congratulation Congratulations! congregate congregation congress congressional congressman congresswoman congruent congruous conic conifer conjectural conjecture conjugal conjugate conjugation conjunction conjunctive conjunctivitis conjure çıkar çatışması. 2. birikmek. ba ğlaç. i. sempatiklik. ba ğlayıcı. küme. i. 2. uymac ı..gress. münasip. k. 2. s. 3.D. 2. farzetmek.. kavuşum. s. ık.

binaenaleyh. 1. bağ 1. i. faktör. . vicdanlı. 2. -i bilme. kutsama. rıza: They´ve finally given their consent. dili her şey göz önünde tutulursa. biyel/piston kolu. mat. ilişki. limonluk. 3. korumak. 1. f. ba . 2. sihirbaz. 2. bilinci yerinde. f. anlam ına gelmek.. s. -e (with) bağlı. s. kutsamak. bağlama. i. bile bile. 5. kutsama töreni. bağlamak. 1. connection. bilinçli. eksper. 1. 1. hiç a şırıya kaçmayan. with 3. tanıdık. 6. i. s. with ile dolap/entrika çevirmek. 2. göz önünde tutmak. akraba. i. 2. i. 3. muhafazakâr.together in the plot. icat etmek. art arda. 4. at -i görmezlikten gelmek. (belirli ile ilgili. şuuru yerinde. 1. 2. i. yananlam. özenle. tutuculuk. 3. bu/o nedenle. 1. muhafaza etmek. 1. s.. itina ile. sayg ı. 1. f. 2. askere almak. f. doğal kaynakları koruma yanlısı. i. 2. itinalı. 2. -e göz yummak. etken. himaye. z. bu/o yüzden. 1. 1. i. hayal etmek. suç ortakl ığı. üzerinde düşünme. z. düşünmek. uyand i. göz önünde tutulursa. 1. bedel. 3. 2. reçel. ifade etmek. s. bak. 1. ırı sayılır. hürmetkâr. ard ıl. k. yenmek. İng. oldukça çok. şuur. karşılık. -i an ımsatmak. zaptetmek. 4. hokkabaz -i yapıvermek. bir sözcü ğün çağrıştırdığı şey. to -e i. askere alma. sera. 3. (birine) dini bir törenle (belirli bir unvan) vermek. arkadaş. işine bağlı.. of -in fark ında olma. fethetmek. vazifeşinas. arka arkaya gelen. özenli. How ızasını nasıl alabiliriz? She can´t do it can we gainnetice. fazla. We connived i. sonuç. akla getirmek. 3. z. f. 3. mecburi askerlik. i. 1. s. bağlı olmak. zafer. 2. üzerinde dü şünmek. f. vicdan ına dayanarak. 1.2. hayli. (iki lı.gibi büyücü. i. 2. dolayısıyla. oto. 2. s. 2. -i ırmak. ılımlı. (with) şey aras ında) bağ ş kurmak. bağlanmak. vicdanl ılık. ardışık. vicdanen. 1. h ısım. savaşa karşı olduğu için askerlik yapmayı reddeden kimse. erbap. s. nazik. -i akla getirmek. biyel.conjure up conjurer connect connected connecting link connecting rod connection connexion connivance connive connoisseur connotation connote conquer conqueror conquest conscience conscientious conscientious objector conscientiously conscious consciously consciousness conscript conscript conscription consecrate consecration consecutive consecutively consensus consent consequence consequently conservation conservationist conservatism conservative conservatory conserve conserve consider considerable considerably considerate consideration considering 1.ğ önem. 2. düşünce. düşünceli. ilgi. zapt. 2. 1. Nihayet rıza gösterdiler. do ğal kaynakları koruma. 2. adamak. 2. oldukça. muhafazakârl ık. koruma. semere. hokkabaz. f. tutucu kimse. fatih. itibar. 2. 2. 2. 1. i. f. 2. birle ştirilmi . addetmek. fikir birliği. 3. halka. i. ard ışık olarak. edat. hat z. demeye gelmek. 1. birleşmek. bağlantı. birleştirmek. her consent? Onun i. fetih. birleştirme. takdis etmek. bağ. Komployu birlikte haz ırladık. saygılı. büyük. hesaba katmak. 1. -eseferle) ait. dikkate almak. 1. askere alınmış (kimse). 2. sayg ınlık. bilinç. epeyce. i. 1. bilinçli olarak. z. oybirliği. i. z. vicdan. ücret. konservatuvar. 5. 2. 1. (iki şey arasındaki) bağlantı. i. 1. göz yumma. r önem. bir bağlantılı olmak. tutucu. farkında olan. göstermek. i. i. önemli. saymak. 2. 2. bağlantılı sefer. i. nezaket.. arka arkaya. uzman. i. 1.

of -den meydana gelmek. koyuluk. i. konsolosa ait. 1. bünyesel. f. consignor. 2. 1. i. i. dar geçit. ile uyumlu. inşaat. teslim etmek. 2. gõkb. i. göze çarpan. seçim bölgesi. f. 1. daima. konsolide sa i. İng. s. 1. inşaat. komplo. 2. polis teşkilatı. devamlı olarak. yap ı. fahri konsolos. mal gönderen kimse. sabite. s. 1. ğlamlaş mak. in -e lı ık. konsorsiyum. bina etmek. 2. bütünü olu şturan. başkonsolos. yapı. 1. 2. 1. 1. ğişmez nicelik. sürekli. ahenkli. 1. tefsir. mat. s ıkma. hayret. teselli mükâfatı. olu şturmak. tertip. de ğişmezlik. s. 2. 2. 2. 3. f. çizim. konsolos. sabit sayı. sebat. tutarlık. teselli etmek. 1. 1. 1. konson. kıvam. 2. yorumlamak. komplocu. bileşim. i. vermek. 2. olumlu. sürekli. atamak.. s. sabit şey. i.etmek. i. daraltmak. zorlamak. kurmak.consign consignee consigner consignment consignor consist consistency consistent consistently consolation consolation prize console consolidate consonant consort consortium conspicuous conspiracy conspirator conspire constable constabulary constancy constant constantly constellation consternation constipation constituency constituent constitute constitution constitutional constrain constrained constraint constrict constriction construct construction construction site constructive construe consul consul general consular consular agent f.1. yapmak. tüzük. yap ıcı. sabit. yap ısal.. -den olu şmak. 1. İng. sıkıştırmak. konsüle ait. i. dilb. tutarlı. 2. i. ünsüz. inşa. engellemek. i. with ileuyumlu. 2. mecbur etmek. 3. avundurmak. yapım. inşaat 5. birleştirmek.. alan ı/sahas ı. değişmez. kabızlık. yorum. 3. kendini tutma. seçmen. yapı. i. 4. i. vefa. 2. tertip etmek. mana vermek. meydana getirmek. s. emanet etmek. i. dikkati çeken. s. tahdit. avutmak. f. korku. tefsir etmek. sadık. pekişmek. to/with -e uygun. öğe. i. 1. s. 1. 2. i. dayanmak. büzmek. peklik. s ınırlama. 2. 1. anayasal. gönderilen mal. 2. i.. 2. i. geom. f. f. çizmek. arkada şlık etmek. terkip. 1. sürekli olarak. 1. 2. z. . -den ibaret olmak. geom. unsur. 2. s. pekiştirmek. i. kurmak. dehşet. boğaz. teşkil etmek. malın gönderildiği kimse. müspet. mal gönderme. devamlı. 3. teselli. 2. anlamak. i. avunç. sevk ıyat. 1. i. takviye etmek. birleşmek. anayasa. ba ğ tutarl ıl insicam. tayin etmek. sağlamlaştırmak. tutarlı bir şekilde. sağlık için yapılan yürüyüş. 2.-e s. 2. 3. f. 2. f. (eski Roma´da) konsül. bak. 1. tesis etmek. polis memuru. f. f. tak ımyıldız. bünye. komplo kurmak. konsonant. i. i. yapısal. 1. 2. i. sıkmak. i. 3.nizamname. sessiz. in şa etmek. zoraki. 4. 1. inşa. tic. olmak. büzme. polis. de z. göndermek. (cümleyi) tahlil etmek. 1. menetmek. bir seçim bölgesindeki seçmenler. şaşkınlık. mütemadiyen. yoğunluk.

müş avir. muasır. 2.. 2. hor görme. ilişki. başvurmak. s. memnun etmek. i. with ile görü şmek. mutlu. düşünüp taşınma. düşünüp taşınmak. ileri miktar: This coal has a high sulfur content. i. kontekst. . i. izleri ta şımak. 2. f.. s. tamamlamak. düşünceye dalmış. ışyar mak. 3. 2. 2. mükemmel. tüketim. i. 1. akran. dört dörtlük. münakaşa. Havayla hiç temas kontakt lens. s. tasarlamak. yakıp yok etmek. iddia. uzun uzun dü şünmeyi seven. içindekiler. kapsamak. i. yo ğaltmak. dokunma: It mustn´t have any contact with the air. konsolosluk. lens. 1. şBu f. . zehir v. (bir şeye) itiraz edip yanlış olduğunu ispatlamaya çalışmak. dört dörtlük. i. yaşıt. niyetinde olmak. huk. düşünme. s. rahat. tüketmek.b. yo ğaltıcı. ile) kirletme/kirletilme/kirlenme. lens. i. tüketim maddeleri. danışmanlıkla ilgili. (kutu. çağdaş. tıb. 1. tasarlama. sürmek. k ıskançlıktan deliye dönmüş. 1. 2. 1. istişare. (mikrop. f. hor gören. hoşnut etmek. bağlantı: Have you kontakt lens. danışma.. 1. f. dikkatle i. i. de ğme. 2. ikmal etmek. yo ğaltma. f. f. bağlam. içerik. içermek. izleri/havası olmak: This story has political overtones. müzakere. 2. 1. çabuk yayılan. i. 3. düşünmek. konsoloshane. irtibat. ile çağdaş. 1. konteyner. 1. kontrol alt ına almak. seyretme/izleme. hakir gören. 1. 2. f. i. 1. bulaşıcı. Bu kömürün ı yüksek. çekişmek. 2. s. rahatlık. müracaat etmek. istişari. 2. çoğ. sâri. tatmin etmek. hoşnut. yarışmacı. temas.. 2. mahkemeye itaatsizlik. bula ştırma. 1. bula ştırmak. kavga. i.siyasi 2. konsültasyon. zehir v. 1. s. 3.consulate consult consultant consultation consultative consultative committee consume consumed with jealousy consumer consumer durables consumer goods consumer nondurables consummate consummate consummate consumption cont contact contact lens contact lens contagious contain contain/have overtones container contaminate contamination contemplate contemplation contemplative contemporaneous contemporary contemporary with contempt contempt of court contemptible contemptuous contend content content contented contention contentment contents contest contest contestant context i. rezil. 3. içerik. 2. istihlak. alçak. küçük görme. dayanıksız tüketim malları. temas. aynı zamanda olan. s. continent. içine almak. ile) kirletmek. i. tez. dikkatle seyretmek/izlemek. istihlak etmek. continue.b. memnuniyet. memnun. s. contents. tutmak. yar ışma. memnun. 2. memnuniyet. with ile uğraşmak. danışman. mükemmel. hoşnutluk. i. işe hikâyede v. sormak. i. for için yar ışmak. danışmak. -de . tam. aşağılık. yar ışma. iddia etmek.) kap. dayanıklı tüketim malları. mücadele. 1. tıb.. çağdaş.b. tüketici. danışma kurulu. i. bulaşkan. 1. 3.ı olmamalı. mücadele etmek. f. k ıs. i. f. çağdaş. tam. sav. bir hava var. hesaba katmak. hoşnut. 2. müsabaka. (mikrop. çekişme. kükürt miktar s. s. i. göz önünde tutmak. s. 1. muhteviyat. dalgın. tefekkür.

s. i. idrarını tutabilen. sözle me yapmak. süreklilik. dergi v. Avrupa k ıtasındaki ülkelere özgü. 1. i. gebeliği önleyici (hap/alet). üstlenici. sürekli. kaçakçılık. 2. s. s. (aradaki fark ı göstermek üzere) karşılaştırmak. yazı. şuk. katk ıda bulunmak. f. idare etmek. dış hatlar. i. uydurma. -in payı f. i. denetlemek. çevre. burulma. tövbekâr. devam etmek. devam etme. z. s. kasmak. büzmek. s. aksini iddia etmek. --ling) 1. 2. ihtimal. k vermek. -in tersine/aksine. (--led. pay. f. aksi. e ğilme. sözle şme. çelişkili. 2. 2. 3. dü şmek. nın kasılmas ı. z. mek. sürekli. k ıta. beklenmedik olay. f. (a way of/a means of) -in yolunu bulmak.çekilme. i. aralıksız. tartışmalı. i. akit. için bir yol bulmak: She contrived a way to get herself invited to the party. aykırı. kaçak mal. bağışçı. 1. nekahet döneminde olmak. k ıtasal. kontrol. sık sık. (kan´treri) ters yönden esen (rüzgâr). bükmek. -i çarpıtarak tuhaf/anormal bir ş ekle sokmak.. 1. 1. denetim. 2. ithal veya ihrac ı yasaklanmış. (kan´treri) z ıt. 1. devamlı. k ısaltmak. 1. aksi. -i çarpıtarak tuhaf/anormal bir şekle sokma. s. ters. kasılmak. karşıt. çelişki. bükük. hâkimiyet. 1. çarpıtmak. s. devam. 1. katkıda bulunan kimse. 1. dergi v.´ne) yaz i. mukavelename. habire. nekahet. yönetim. çekmek. müteahhit. yalanlamak. i. . çekişmeli. (kan´treri) karşıt. kaçak. çeli ırılık. f. e ğmek. ters2. mukavele. devamlı. 2. z. çekişme. tutarsız. 2. 2. i. 3. buru i. s. bağırsaklarına hâkim olabilen. zıt. 3. f. bağış(-e) lamak. k ıntrer´i) aksi (kimse). yardım. kas ılma. devamlılık. nadim. s. anlaşmazlık. kontrat. kontrol kulesi. 2. aksi. sürekli. daralmak. katkı. 2. ters dü şmek. yalanlama. do ğumşs ıras ında i. f. 3. zıtlık. 1. şekil.Continent continent continent Continental continental contingency contingency fund contingent continual continually continuation continue continuity continuous continuously contort contorted contortion contour contracontraband contraception contraceptive contract contract contraction contractor contradict contradiction contradictory contrary contrary to contrast contrast contribute contribution contributor contrite contrive contrived control control control tower controversial controversy convalesce convalescence i. f. 1. daralma. zıt.3. gebelikten korunma. tartışma. i. i. yüklenici. olas ılık. s. durmadan. ihtiyat fonu. bağış. sürmek. daraltmak. 1. devamlı. 2. (gazete. 3. 1. kontrast. i. makale. idare. i. foto. önek karşı. tutarsızlık. 2.b. kısalma. çelişme. sürme. i. (bir veya birkaç harf atılarak yapılan) rahim kaslar ıüstenci. i. karşıtlık. pişman. (gazete. Kendisini partiye davet s. s. 1. sözleşme metni. 2. devamlı. dilb.ıyas (to) etmek. bükülme.b. i. aralıksız. çelişik. olmak.´ne) yazı yazan kimse. salmak. on/upon -e ba ğlı. sürekli. mukayese etmek. uyduruk. egemenlik.olarak) (with) (ile) çelişmek. hâkim olmak. iyile şmek. (hastalık) kapmak. s. f. boyuna. büzülmek. büzülme. 2. i. tekzip etmek. k ı1. kontrol etmek. anakara.şayk s. i. (ba ğış ı vermek. burmak.

ahçı. ters. s. dışbükey. 1. çoğ. (kumru/güvercin) ötmek. f. ikna etmek. 3. inandırıcı. i. mühtedi. mahkûm. nakil. çırpınma. kim. i. kanaat. 2.. hoşş f. i. s. konvertibl (para).. iletmek. 1. uygun. konveksiyon. i. f. 1. 3. 3. iletim. ıspazmoz. konvansiyon. neşeli. sohbet etmek. f. çırpınmalı. i. 1. -in can ına okumak. aşçı. inand ırmak. dili (hesaplar) üzerinde oynamak. mahkûm etme. değiştirilebilir.o. mahkûmiyet. f. aksi. conveyor. i. tuvalet. ihtida. ba şka duruma getirilebilir. 2. basmakal ıp. geleneksel. zıt. i. f. 2. 1. ısı yayımı. me. 1. f. taşıma. sohbet. eğlence. kumru ötüşü. toplantıya davet etmek. şiddetle sarsmak. karşıt. i. devretmek. çevrilebilir. konveyör. i. pişirmek. şenlik ve ziyafet. konvansiyon. 2. gelenek. temlikname. 2. k. i. devretme. bir noktaya yönelmek. (from) (to/into) (-den) (-e) çevirmek. çevrilme. s. değiştirme. âdet. taşıma kayışı. şen. müsait. 1. s. din de ğiştiren f. i. üstü aç ılabilen araba. 1. 2. rahatlık. çekyat. kullanışlı. dili uydurmak. geom. s. WC. beylik. s. huk. hükümlü. 1. 1. i. i. elverişli. (toplantı) yapılmak. taşıt. huk. din değiştirme. 3. bildirmek. ku ğurmak. lavabo. konfor. konu sohbet i. with -e a şina. 2. (with) (ile) konu şmak. 1. s. çevirme.. 2. kadınlar manastırı. 3. i. f. 3. dili işini bozmak. İng. konu şmaya özgü. (-e) de ğiştirmek. nakletmek. hüküm giydirmek. keyifli. 2. biri. taşıyıcı kayış/bant. konuşmaya hazır. yemek kitab ı. hüküm giydirme. 1. konveks. 2. i. dönü kimse. (bir durumdan) (ba şka duruma) getirmek. toplanmak. fiz. inanç. devir. dönü şme. kongre. k. anla şma. 2. i. rahat. kan. s. 1. f. s. götürmek. bir durumdan ba şka duruma getirme. taşımak. taşıyıcı. -i iyi bilen. i. i. bak.convalescent convection convene convenience convenient convent convention conventional conventional weapons converge conversant conversation conversational conversationalist converse converse conversion convert convert converter convertible convex convey conveyance conveyer conveyor conveyor belt convict convict conviction convince convincing convivial conviviality convoke convolution convoy convulse convulsion convulsive coo cook cook cook one´s goose cook s. çevirgeç. i. ştürme. 2. nekahet dönemindeki hasta. feragatname. ğişdönme. elek. uygunluk. de2. nekahet döneminde olan. i. konuşma dilinde.´s goose cook up cookbook s. suçlu bulmak. (-e) dönüştürmek. 3. üveymek. iletmek. pişmek. eğlenti. bantlı konveyör. 4. sıradan. k. 1. elverişlilik. karşıt anlamlı söz/sözcük.. (toplantıya çağırarak) toplamak. nakletme. s. . 1. konuşma. kolaylık. f. 2. yak ınsamak. 2. i. i. k ıvrım. ihtilaç. konvoy. mahkûm etmek. konvansiyonel silahlar. dili -i mahvetmek. i. k. 1. 2.

birlikte çalışmak. s. fettan. kordon altına almak. i. yürekten. i. çoğ. likör. tane. bilg. içtenlik. 2. kadife pantolon. koordinat. (s ınavda) kopya çekmek. birbirine göre ayarlamak.. (çalg ı için) tel. 1. gökb. k ırk beş dakika bekletti. kümes... müşterek. kopyalamak. candan.ğukkanlı. fırın (üstü ocak. kordon. taklit etmek. i. (yaz ılı eserler için) nüsha. koordinasyon. fitilli kadifeden yap ılmış. i. corner. f. k. i. 2. correct. 4. k ıs. telif hakk ı. içten. aynas ız. İng. bereketli. birlikte çalışma. s. i. samimi. dili beklemek: He made me cool my heels for at least forty-five minutes. fettan kad ın. yemek pişirme sanatı. i. f. serinkanl k. çok. baltalık. bak.. iple bağlamak. i. i. fotokopi makinesi. k. 2.. 1. Beni f. 1. bak ırcı. i. işbirliği yapan. telif hakkı almak. -e t ıkmak. adet. sakin. dili polis. soğuk. kordon (görevli veya araçlardan olu şan dizi). (fitilli) kadife. f. ip. i.. i. dili -e kapatmak. kopya. (tatlı) bisküvi. 2.. aynı derecede. copse. i.. i. i. cool water serin su. insan ı serin ı. mercan kayalığı. işbirliği. s. e şgüdümlemek. k. ilgisiz: He gave me k. i. . a ğaçlık. bak ır. bolca. i. s. koordine etmek. f i. i. f. mat. bakır. i. i. altı fırın olan mutfak aleti). kim. ortak. yemek pişirme sanatı. s. so tutan 3. dili helikopter. soğukkanl ı. dili(giysi). kooperatif. s. altı fırın olan mutfak aleti). (tatlı) çörek. z. candan. dili Sakin ol!/A ğır ol! k. yemeklik. 2. ufak para. 4. corpus. i. kurabiye. -e hapsetmek. 1. f. i. (with) (ile) ba ş etmek. 1. (tatlı) kuru pasta. bakır renginde. bak. 2..cooked rice cooker cookery cookie cooking cookstove cooky cool cool as a cucumber Cool it! cool one´s heels coop co-op coop up in cooperate cooperation cooperative coordinate coordinate coordination cop cope copier copious copiously copper coppersmith coppice copse copter copulate copy copy copyright coquette coquettish cor coral coral reef cord cordial cordiality cordially cordon cordon off corduroy corduroys pilav. yemek şıirmede kullan ılan. cookie. sicim. serin: a cool wind serin bir rüzgâr. i. kaytan. samimiyet. 1. i. 2. (ile) başa çıkmak. den. 1. çiftleşmek. birbirine göre ayarlama. i.. aşçılık. işbirliği yapmak. pi rın (üstü ocak. correspondence. e şgüdüm. samimiyetle. (-in) üstesinden gelmek. i. dili kooperatif. i. kopya etmek. bol miktarda. z. koru. f.. en az sokmak. s. eşit. s. bol. s. yemek pişirme/pişme. serinkanl ı. 3. coroner. 1. kümese i. k. 2.. s. cilveli. mercan. f.

merkez. 1. 3. m ısır püskülü. i. ceset. ıslah. iç. 2. i. m ısır ekmeği. i. İng. ıslah etmek. kalple ilgili. karşılıklı ilişki.. köşeye sıkıştırmak. anat. korniş. taçdamar. İstihkâm Sınıfı. bedensel. 3. hububat. korner. s ınıf. s. i. 1. Phalacrocorax. 2. kolordu. köşe başı. 2. s. futbol korner vuru i. ask. doğru kullanış. İng. i.. 1. f. öz. köşe atışı. buğday. düzeltme. i. 2. esas. m ısır gevreği. 1. müz. i. kişniş. şekö atş ışı . korner vuruşu. İng. nasır. m ısır unundan yapılan ufak. tahıl. i. koroner tromboz. 2. ıslah edici. onba şı. 2. saydam tabaka. birbiriyle ilgisi olan şeylerin her 2. cismani. 3. saçak silmesi. m ısır kabuğu. şirket. (dondurma için) külah. dayak. futbol korner. f. doğru. bedensel ceza. anonim şirkete ait. 1. aras . kolektif. i. yerinde. 1. i. yanlışsız. nüve. koroner oklüzyon. mantar. aptal. 1. futbol ın ın kö dört esinden biri. mısır nişastası. şmiş. i. 1. i. tashih etmek. 2. i. (mantarme şesinin kabuğu olan) mantar. m ısır. ortak. mat. doğru olarak. mantarla tapalamak. birle i. do ğrultmak. tashih. k ızılcık. i.. i. ask. düzeltici. bedeni. 2. 4. i. köşe. mim. iri taneli m ısır unu. karabatak. teşkilat. 2. 2. tıb.core coriander cork corkscrew cormorant corn corn corn bread corn muffin corn silk corn syrup corncob cornea cornelian cherry corner corner kick cornet cornetist cornflakes cornflour cornhusk cornice cornmeal cornstarch corny coronary coronation coroner coronet corporal corporal corporal punishment corporate corporation corps Corps of Engineers corpse corpuscle correct correct correct usage correction corrective correctly correctness correlate correlation i. tapa burgusu.. 1. i. şüpheli ölüm olaylarını araştıran memur. aralarında uygunluk sağlamak. koroner damar. (etli meyvelerde) göbek. i. doğruluk. yuvarlak ve tuzlu bir ekmek türü. 1. m ısır koçanı. m ısır nişastası. yuvar. 1. ölü. i. 1. birleşik. küçük taç. s. koroner.. i. s. korniş. doğru. f. anonim i. s. tirbuşon.ey/sonuç/rakam) 1. mantar tapa. i. kornet. z. zool. i. ba ğş lı laşı m.. 2. i. m ısır pekmezi. yerinde kullanma. 1. kornea. f.. 2. karşılıklı ilişkisi olmak. kornetçi. i. i. (iki ş ında ili ki kurmak. anat. s. i. İng. tüzelkişi. düzeltmek. korelasyon. 1. belediye. şirketleştirilmiş. taç giyme töreni. 2. i. oyun alan şu.

teyitmadde) etmek. vetçi. to (biri/bir şma. (birini) doğru s. çürütmek. f. güçlendirmek. 3. kosinüs. evrensel. (kad demeti. Kosta Rika.. çok pahalı. ış dolu (metin). 1. kortej. k ıyafet balosu. çürütücü. (bir şeyin) fiyatı (belirli bir miktar) olmak: How much does this cost? Bunun fiyat ı ne? It costs ten million liras. kimyasal çürümek. 2. marul. korteks. anat. cenaze alayı. i.). kozmik. k ırıştırmak. evren. insurance and freight Costa Rica Costa Rican costly cost-of-living index costume costume ball cosy f. şınma/a şındırma. desteklemek. k. koridor. ahlaksızlık. i. mektupla i.. f. rüşvet yiyen. masraf. f. korse. harcanan para. s. 1. (dili) yozla ştıolarak rma. 1. (bir muhabiri influence a corresponding rise in that of Holland. bak. 2. korozyona u ğramak. That with -e uygun: It was correspondent with her Paris´te şeye) karvar şılıkm olan: century saw a lessening of Spain´s s. tekabül etmek: It corresponds with what she şey) (başka birinin/başka bir said. s. kostüm. geçim indeksi. bir malın bedeli. korozyon. kozmonot.. yemek.. 2. hayat pahalılığı. 2. ayartma. benzerlik. dehliz. marul. i. 2. oluklu (saç. O yüzy ılda i. 4. 1. (birini) do ğru yoldan saptırma. maliyet cetveli.correspond correspondence correspondent corresponding corridor corroborate corrode corrosion corrosive corrugate corrugated corrugated iron corrupt corruptible corruption corsage corset cortege cortex cortisone cos cos lettuce cos/romaine lettuce cosine cosmetic cosmic cosmonaut cosmopolitan cosmos cost cost cost a bomb cost a pretty penny cost an arm and a leg cost of living cost of living cost price cost price cost sheet cost. Kosta Rikalı. kortizon. Kosta Rika. korozif. s.. kozmopolit. 2. Kosta Rika´ya özgü. s. korozyon. beyinzar ı. göğüs veya bele taktığı) çiçek/çiçek ahlaks ınlar ın süs i. epey pahalıya mal olmak. 1. buruşmak. ahlaks ız. s. i. Onun dediklerine uyuyor. bozuk. ahlak kurallarına uymayan. maliyet fiyatı. 2. i. ş 1.b. 2. kozmetik. oluklu saç. ayart i. benzer taraf. jeol. i. maliyet. kozmos. elbise. muhabir: Does your paper have a correspondent in Paris? Gazetenizin ı? s. i. 1. sigortası ve navlunu ile birlikte maliyeti. 1. -e mal olmak. Kosta Rikalı. ız olma. 2. kâinat. s. karton v. 1. 4. maliyet fiyatı. 1. yanl rü ılabilir. a s. s. ifade v. korsaj. rüşvetçilik. i. i. (cost) 1.´ni) pekiştirmek. dili pahal ıya patlamak.yozla rüşvet almaya haz ır. fiyat. i. buruşturmak. yaşam maliyeti.. k. i. i.. mat. f. i. 3. 1. i. do f... 2. (bir dü şünce. (pas veya kimyasal maddeden ileri gelen) çürüme. Fiyatı on İ ng. soysuz. and geçit. dili çok pahalı olmak. i. s. 3. i. (pas. masraflı. sif. . k ıyafet. i. cozy. mektuplar. korozyona u ğratmak. 1. tic. (to/with) (-e) uymak. İng.b. i. ğrulamak. şm ış (dil).

say suçlama.. 2. dili bir yerde hazır bulunanları saymak. dili birini (bir işe) katmak: If that´s what you´re up to. 1.. denkleştirmek. öğüt vermek. i. 3. aksine. -e güvenmek. ğ.. kurul.o. kulübe. çehre. . görünü ş. 2. karşı s. grup. destek. çoğ. -i beklemek. 2. could not. 1. (kauntırbäl´ıns) 1. zümre. k. 1. f. belediye meclisi üyesi (kadın). coun. tasvip.. i. 1. aksi yönde.cot coterie cottage cotton cotton candy cotton gin cotton wool cottonseed couch couch cougar cough cough drop cough up could could do with couldn`t council Council of Ministers Council of State councillor councilman councilor councilwoman counsel counselor counselor-at-law count count count count down count noses count on count one´s chickens before they´re hatched count out money count s. rehber. denk. -in fark ına ketenhelva.o. İng. (üzerine bez gerili) portatif karyola. ğ. (to) -e şı. argo vermek. dan ışma kurulu. f. fi i. İng.cil. i. don´t count me in! planlad ığı n ız katmamak: oysa beni oYou işe katmay ın! me out of that! Beni o Yapmay e) can count 1. Danıştay. s. k. . fikir. (hidrofil) pamuk. i.sel. pamuk. geriye do ğru saymak. i. 2. i. zıt. i. nasihat vermek.şı -in tersine. huk. kanepe. ifade etmek. f. 2. ters. İng. pamuk ipliği. karşılık. pamuklu. bak. ketenhelvas çırçır. etmek. ım. 3. belediye meclisi üyesi. paraları birer birer saymak. onama. 1. councilor. diliıbirini (bir iş katma! on saniye içinde birden ona kadar sayarak boksörün nakavt işe ğru sayma. görü ş. i. ihtiyar heyeti üyesi. i. sökülmek. ı. (karşılıklı olarak) dengelemek. ise iyi olur. Banyo yapsa iyi olur. divan. Kabine. kurul üyesi. öksürük. i. k. kar koymak. puma. 1. belediye meclisi. sedir. k. f. 2. 2.önlemek. (dava dilekçesi iddianamede sayılan) i. tavsiye. i. f. k ıs. 1. tezgâh. konsey üyesi. yüz. İng.. İng. karşı. ço i. 1.ors-at-law (kaun´sılırz. Ancakveya birden ona kadar sayabiliyor. coun. onamak. 3. uçlanmak. i. küçük ev. öksürük pastili. yüz ifadesi. bak. dili ayıyı vurmadan postunu satmak. bebek karyolası. Devlet Şûrası..en (kaun´sılwîmîn) i.. pamuklu. aksi. İng. i. ihtiyar heyeti. 1. i. 1. kont. mukabil. -i hesaba katmak. nasihat. karşı saldırı. Bakanlar Kurulu. 1. avukat. 2. çiğit. i. 2. (hidrofil) pamuk. z. desteklemek. i. ş. komisyon. Felis concolor. geriye do2. sayma. can. uygun bulmak. sayfiye evi. ise fena olmaz: He could do with a bath. sola (dönmek). sima. 2. zool. -e denk olmak. marka. yardımcı f. 2.hale tersine. 2. f. out countdown countenance counter counter counteract counterattack counterbalance countercharge counterclockwise countercurrent i. pamuklu kumaş. müsamaha etmek. 1. komisyon üyesi. dili kurul üyesi. in count s. avukat. 1. coun. etkisiz getirmek. f. 1.ätlô´) i. konsey. 1. (on) (to) -i kavramak/anlamak. 2. ters ak ıntı. 2. sayı saymak: Do you know how to count? Saymayı biliyor musun? She can only count from one to ten. komisyon üyesi. i.wom. sayaç. 2. karşıt şey. belediye meclisi üyesi (erkek). 3. dan ışman. . f. suçlama.men (kaun´sılmîn) i. 2. s. f. 1. kar i. 1. k. yazl ık ev.cil. ço i. beyan etmek.. (kaun´t ırbälıns) eş ağırlık. saytasvip ıcı. z. karşı koymak. öğüt. avukat. konsey üyesi. saat yelkovan ının ters yönünde. öksürmek.

3. 2. mertlik. i. kontes. s. bitiştirmek. . rmänd) iptal emri.. f. ı k mahkeme. kur yapmak. f. kurs (dersler dizisi). i. 1. 1.´ni) saray soytar huk. 1. not counting the children. 1. rota. kort. i. yürekli. kalpazan. nazik. . hastal v. ta şralı. sarayla ilgili. zarif. ask. hemşeri. 1. vatandaş. i. yi ğitlik. s. yürek. çift. ülke. ı. kopya. hükümet darbesi. f.servis. izlenen yol. zucchini. (kauntırmänd´) (yeni bir emir ile) (önceki emri) iptal etmek. That´s sixteen people. hesaps ız. sahte. 1. yemek. adliye sarayı. ilçe merkezi. i. sayısı i. h huk. huk. zenginlerle dü şüp kalkan fahişe. kırsal bölgede bulunan.. cesur. 2. sahtesini yapmak. İng. kap. ilçe hükümet binası. istinaf mahkemesi. karşı öneri. taş ğ . ı. s. memleket. i.. çift. mukabil. hükümdar ın maiyetinde bulunan kimse. on alt ı kişi z. 1. i. asliye mahkemesi. 1. 4. (kaun´t tedbir. i.men (k^n´trimîn) i. i.saray. Ben dahil on ki şi eder.. 2. müz. sayg ılı. k ırsal yerler/bölgeler. 1. kalp. i. Çocuklar hariç.. coun. f. çoğ.. cesaretli. 2. huk. 1.try. ilçe. ço i. i. vatan. 2. avlu. taklit etmek. f. kontrpuan. bağlamak. kurye. A. kar ı koca. 1. 2. askeri darbe. İng. ızla akmak. 2. z. yol. courts-martial (kôrts´marşıl) i. countless country countryman countryside county county seat county town coup coup d´état couple coupling coupon courage courageous courageously courgette courier course court court fool court of appeals court of common pleas court of first instance court of first instance courteous courtesan courtesy courthouse courtier courtly court-martial courtroom i. plan. 4. s. karşı casus. karşı casusluk. i. asliye mahkemesi. gidi ş. 2. i. ikinci nüsha. darbe. i. 2. birleştirmek. ğlant ı kurmak. raya özgü.. kontluk. pek çok. mahkeme salonu.B. çiftleştirmek.D. i. i. kavrama. ba ğlama. arazi. mertçe. hükümdar ve maiyeti. 2. kalp para basmak. karşı gösteri. kibar. karşı ı i. s. dahil: That makes ten. 1. s. cesaretle. taklit. f. 2. ba i. kar şı saldırı. (tasdik için) (bir belgeye) imza atmak. mert. suret. 3. askeri mahkemede yarg ılamak. counting me. kibarlık. karşılık. huk. yurt. mahkeme binası. iç bahçe. jüri. ulak. ince. medeni hukuk mahkemesi.counterdemonstration counterespionage counterfeit counterfeiter countermand countermeasure counteroffensive counterpane counterpart counterpoint counterproposal countersign counterspy countess counting . i. huk. 2.b. i. i. 2. cesaret. yön. ahç i. yüreklilik. 3. i. askeri mahkeme. tayda ş. ile flört etmek. yarg ıcılar kurulu. nezaket. 3. İng. yi ğit. bak. i. yatak örtüsü. (tehlike. nazik. kupon. incelik. i. ilçe merkezi.. kırsal. seyir. 3. i. köpekle (av) kovalamak.ıs 1. f. (ku deyta´) hükümet darbesi. i.

gizlice. 4. sindirmek. --bing) m ızırdanmak. Yengeç burcu. kırmak. TV bir konuya/olaya ayrılan yer i. ödlek. kuzen. i. 1. i. yengeç. kıs lbiti. ödlek.. 2. 2. bak.. with ile örtmek. den. gizlemek. compare. açgözlü. şaka etmek. cover letter. gazet. s. f. kırılmak. i. samimi. çatlak. amca oğlu/kızı. İng. şaka yapmak. i. ne yaptığını/ne ğın ı gizlemek. i. f. homurdanmak. korkaklık. çatlatmak. korkak. kapak. kas s. yapaca He read the book from cover to cover. dümenci. çatlamak. nazlı. korkup çekilmek. O tencereyi birparavana. ızıldanmak. s ıcak. kar kulübüne) giri ş ücreti. sözle şme. sigorta miktar ve zaman. k ıs. kovboy. f. teyze oğlu/kızı. 2. ızlanmak. şaklama. i. bak. dayı oğlu/kızı. (lokantaya/gece kapak k ızı. bot. sözleşmek. avlu. 5. I´ve got you covered! pırdama. f. kuzin. utangaç. 3. 2. f. s. i. the astrol. 3. hızlı darbe. açıklayıcı mektup. örtü. 1. ği bir bezle ört. Primula veris. Don´t move. züppe. göz dikmek. 4. s. a bar ınak.courtship courtyard cousin cove covenant cover cover cover charge cover girl cover ground cover letter cover one´s tracks cover to cover cover up cover up for coverage coveralls covering covering letter coverlet covert covertly covet covetous covetousness cow cow coward cowardice cowardliness cowardly cowboy cower cowslip coxcomb coxswain coy cozy cp CPA Crab crab crab louse crabby crack crack a joke crack a joke i. g ıpta etmek. dili 1. . z. örtbas etmek.. kendini ele verebilecek şeyleri gizlemek.. (belirli bir) konu hakkında bilgi vermek. 1. s. i. yol katetmek. dik yamaçlarla çevrili koy/körfez/vadi. Certified Public Accountant. maske. 1. k. mukavele. ödleklik. h ırslı. 2. Cover that lid. örtülü. imrenmek. i. s ığırtmaç. (--bed. yüreksiz. huysuz. i. kur yapma. çatırtı. ı1. gözünü korkutmak. i. gizli. hala oğlu/kızı. kapak. rahat. örtü. çekingen. perde. i. iç bahçe. yıldırmak. f. s ıkbiti. tic. i. yar ılmak. 1. 2. filika veya kik serdümeni. i. şaka yapmak. 2. h ızlı gitmek.. i. elimdesin! K ı ve kapsamı. ile kapatmak/kapamak: Cover the bread with a cloth.pan s ığıwith şı l ı k. (giysi olarak) tulum. i. mahcup. akdetmek. f. çarpma. k ıs. 2. bir çeşit eroin. takılmak. korkak. 3. i. yatak örtüsü. çaydanlık örtüsü. Kitab ı başından sonuna kadar okudu. 1. yarmak. 1. cilt. pavurya. cilveli. i. hoş. kapakla Ekme nak. i. akit. cowardice. açgözlülük. i. sinmek. çuhaçiçe ği. haris. s. örtü. inek. (birinin) hatas ını/suçunu gizlemek. i. yar ık.

i. emekleme.. s. garip. yemek. şeytanca.. zanaat. f. vinç. ücret vermeden girmek. sürünmek.crack down crack up crackdown cracked cracked wheat cracker crackle cradle craft craftily craftiness craftsman craftsmanship crafty crag cram cramp cramp cranberry crane crank crank up crankshaft cranky cranny crap crape craps crash crash crash course crash diet crash helmet crash of thunder crash repairs crash the gate crash-land crass crate crater crave craving crawfish crawl crawl stroke crayfish crayon (on) k. i. i. çok istemek.. sıkı rejim. kaba. İng. 1. rica etmek. beşiğe yatırmak. kurnazlık. s ıkramp. 2. i. dili 1. pastel. i. tatl ısuıstakozu. mengene. büyük bir gürültü. bomban ın açtığı çukur. f. -e can atmak. i. 2. f. hilekâr. kerevides. Taşın üstünde böcekler kayn ıyordu. zanaatç ılık. i. (uçak) zorunlu iniş yapmak. i. üstüne gitme. (son vermek için) -in üstüne gitmek. k. krepon. 2.. i. s. 1. kenet. f. f. bisküvi. yabanmersini. krank mili. (boynunu) uzatmak. (arabayı) kazada paramparça kaza i. mak. tıka basa nav öncesi ineklemek. -e içi gitmek. deli. görgüsüz. vinçle kald ırmak. k. vermek4. kask. eksantrik. (kaza sonucu gelen büyük iflas. incelikten yoksun. i. şiddetli karın ağrısı. i. kurnaz. karoser tamiratı. 1. 1. oynatmak. k. dili (motoru/makineyi) fayrap etmek. sıkıştırmak. f. f. çatlak. 3. i. 2. i. 1. kas ı i. kulaçlama yüzü ş. 2. ı k. ımında kullan ılan kaba bez. 2. gemi. kurnazca. (--med. vazgeçip sert davranmaya ba ş 1. özlem. (hareketi/geli şimi) kısıtlamak. f. s. i. hızla f. sınırlandırmak. kasa. pastel. z. dili garip fikirleri olan kimse. şangırtı. krankla hareket ettirmek. i. şeytan. istirham etmek. . crayfish. tekne. ––ed with The rock crawled with insects. çift zarla oynanan bir oyun. hüner. 3. 1. s. i. sarp kayalık. izinsiz/davetsiz girmek/kat ılmak. 2. müsamaha etmekten lamak. gürleme. çatırdamak. Astacus fluviatilis. 1. aldatmakta usta olan. maçuna. beşik. k. 1. 2. kol. bak. zool. i. yarık. f.men (kräfts´mîn) i. 1. kasalamak. krater. i. dili delirmek. havlu ve perde yoğun kurs.yap 4. çıtırtı. dalkavukluk etmek. 1. sürünme. İng. --ping) argo s ıçmak. emeklemek. zanaatçı. kravl. el sanat ı. acayip. i. i. kasmak. kerevit. sandıklamak. 1. 2. krank. mum boya ile yap ılan resim. crafts. 2. huysuz. f. çatlak. tıkıştırmak. i. f. şiddetli arzu. f. 2. ters. gülmekten kat ılmak. 2. argo bok. --ming) 1. karavide. araba kazası. olarak) i. sandık. mum boya ile resim yapmak. 2. 3. kraker. zool. 1. için) -ingeçirmek.. tuhaf. (--ped. mum boya. k. nç. zanaatkâr. keçiyemişi. ar ıza. hareket ettirmek. dili kaç yarma buğday. f. bilg. çoğ. gemiler. tıkınmak. t ıkmak.. kasılmak. gök gürültüsü. i. 1. dili (son etmek. çatlak. 2. çatırtı. manivela. i. 2. 2. turna. i. 1.

yaratıcılık. yaratma. grubun felsefesini yans koy. 2. 3. i. kaymak. kat yeri. sevilmeyen birinde (olumlu bir niteli ğin olduğunu) kabul etmek. i. yumu krem şrengi. z. Annen baban seninle iftihar edebilir. i. yaratıcı. f.meydana buruşturmak. saflık. i. i. ütü çizgisi. aç ık ak beyaz peynir. sayg ınlık. puan. 2. tic. yapmak. You´re a credit to your parents. sessizce gitmek/hareket etmek. buruşuk. kremal ı tatlı. ç ılgınlık. tic. dere. gıcırtı. 2. 1. 1. 1. 3.´s account credit and debit credit balance credit card credit line credit rating credit s. bir miktar parayı birinin hesabına geçirmek. sürünmek. 2. yaratan. buru şmak. çay. kaymaklı. çılgın. yaratıcı bir şekilde. gıcırdamak. s. çoğ. bir dinin temel ilkelerini içeren ifade. en iyisi. geçici moda. f. evren. 3. (crept) 1. 2. i. matlup bakiyesi. deli. i. her şeye inanma. çizgi. kredi. krem tartar. i. i. 2. 5.. pli. yapmak. kredi de ğerlendirmesi. alacak ve verecek. 3. alacaklı. i. 1. tic. yaratı. k ırma 3. süthane. kaymak kıvamında olan. i. 1. bir şeyin en âlâsı. 2. s. kredi açan kimse/kuruluş. delice. 5. s. getirmek. f. i.o. 4. çıldırtmak. yaratık. argo k ıl/gıcık/pis herif. sin. balık sepeti. itibar. beyaz tartar. 2. itimat. k ırma. f. yarat ılış. i. emeklemek. çılgınca. sütlük. güvenilir. (üniversitede ders geçme sonucunda verilen) kredi. kreş. 2. saf. the Yaradan. güvenilirlik. ço ğ. 4.2. yaratmak. bir tür krem tartar. öz. tic. kimliği gösteren belgeler. en bej. 1. i. 1. s. with credit to creditor credulity credulous creed creek creel creep f. güven. krema. itimat. yuva. körfez. mahluk. 3. i. kredi limiti. i. 1. Allah.o. her şeye inanan. amentü. tic. uyuz karı. yaratıcı. kaç ık. 1. inanılır. z. i. kâinat. i. i.. beyaz sos. İng. mucit. sütçü dükkân ı. delilik. emniyet. kat. çocuk yuvası. i. kreatör. i. kreasyon. f. olu şturmak. . kaymak gibi. 3. i. tic. (merhem olarak) krem. s. pasta. iyisi. güvenirlik.craze crazily craziness crazy creak cream cream cheese cream of tartar cream of tartar cream of the crop cream of the crop cream pitcher cream sauce creamer creamery creamy crease create creation creative creatively creativity Creator creator creature crèche credence credentials credibility credible credit credit credit an amount to s. i. güven. (ufak sürahi biçiminde) sütlük. ürpermek. birinin veya bir ıtanküçük ilkeler.. kredi kartı. katlanmak. Tanr ı.

kıvırmak. Kırım. f. s. i. gevrekleşmek. 2. 3. i. 2. k ıstas. tak ım. s. Kırım´a özgü.ri. s. 2. the İslam âlemi. k i. çoğ. tere. yemlik. 1. 1... (buzdolab s. sinmek. f. buz yarığı.. kösteklemek. sakat etmek. değerlendirme amacıyla yapılan. eleştirel. krepon kâ ğıdı. ölçüt. i.. tenkitçi. 1. bot. korkuyla çekilmek. s. f. çaprazlama kesişen doğrular. gevrek. sürüngen bitki. creep. suç. kesi ğ. . kritik. 2. sorguç. rışıklık. yaltaklanmak. i.ınavda (--bed. 1. ayça. buruşukluk. 2. (dağ için) sırt. İng.kopya --bing) 1. hilal.şcri. gevrek. . s. 1. kriminoloji. 2. 2. 1. 4. i. i. kusur bulmak amac ıyla söylenen/yap ılan. cre. 1. tepelik. kızıl. s kopya çekmek. çaprazlama gidip gelmek. i. kırıştırmak. tepe. 4. (s ınavda) şı rmak. yılgş i. ıtopal. cürüm. f. tenkitçi. f. i. koyu k ırmızı. süngüsü düşük. tayfa. /dalga için) tepe. 1. taptaze ve sulu (meyve/sebze). 1. tutulma. suçbilim.te. kriminolog. ar ızalı. hilal şeklinde. kuru ve so ğuk (hava). krematoryum.. çaprazlama en doğrular çizmek. dalgalandırmak. i. yarık. 1. tıb. (yoku ın. kusur bulmaya meyilli. dalga.ma. sakat. (mi ğfere takılan) sorguç. bak. kas ılma. günah. ceza kanunu..ri. i. buruşturmak. 2. kırışık. tahıl ambarı. 1. s. ekip. çekmek için haz ırlanan kopyakopya kâğıdıetmek.. fesrengi. çabuk ve ıkendinden emin. (yanlar ı yüksek) bebek karyolası. ço i. çaprazlama kesişen. 3. i. (ölüyü) yakmak. taptaze ve sulu (meyve/sebze). i. i. buhran.ses (kray´siz) i. kötürüm. zool. 2. i. f. hotoz.a (krim ıtor´iyı)/--s (krim ıtor´iyımz) i. 1.creep up on creeper cremate cremation crematorium crepe crepe paper crept Crescent crescent cress crest crestfallen crevasse crevice crew crew crew cut crib crib crib sheet crick cricket cricket crime Crimea Crimean criminal criminal code criminal court criminal law criminologist criminology crimp crimson cringe crinkle cripple crippled crisis crisp crisper crispy crisscross criterion critic critical -e hissettirmeden yakla şmak. s. krep. i. i. kriz. cri. 3. ele ştirmen. i. nda) sebzelik. s. olumsuz noktalar üzerinde duran kimse. c ırcırböceği. 2. bak.a (kraytîr´iy ı) 2. çalmak. ağır ceza mahkemesi. bunalım. Gryllus. 2. crow. sakat. Crucifer. 2. buruşmak. ölüyü yakma. (bir parça) cips. alabros tıraş. suçlu. suçbilimci. i. topal. i. i. 1. f. i. f. ac ımaya yol açacak kötü davranış.. kriter.to. 4. k ıvrım. i. sakatlamak. nöbet. kopya çekmek için hazırlanan kopya kâğıdı. 3. çoğ. i. f. kriz. f. büyük yar ık. s. asker tıraşı. 2. a ınavda s i. mürettebat. çatlak. kırışmak. i. ceza hukuku. suça ait. İng. spor kriket. ibik.

öfkeli. f. (kontrolden geçirilmi ş bir şeyi) kontrol etmek. 1. argo cartayı çekmek. kollarını kavuşturmak. cefa. i. 3. değerini belirtmek için -i incelemek. huysuzlanm ı r ı esen (rüzgâr). düzenbaz. aksi. kafadar. i. the 1. alçak şarkı söylemek. olan. Hırvatça. (with) (biriyle) atışmak. tenkit. haç çıkarmak. 1. tenkit etmek. i. 2. kros kayaz. f. f. -in olumsuz noktalar ı üzerinde durmak. madrabaz. i. çarp düzenbaz.. İng. kurba ğa sesi. dili ırıldanmak. 2. k. ıstavroz. ölmek. 2. 1. üstünü çizerek iptal etmek. 2. 2. cavlamak. sürgü. . H ırvatistan. -i tenkit etmek. i. k.bir kayak krosu. mdoland i. bot. 2.s. ğı eğ ırıcı. kıvırmak. ayçöreği. binici k ırbacı. kritik nokta. s. timsah gözyaşları. kroşe. çaprazlamak. çapraz işareti. bak.. 2. birdenbire olu şmak/ortaya çıkmak. i.. i. f. 3. Kar ış. melez. kesip kısaltmak. f. s. ğı. 3. 3.. ters. dili içindedalavereci. 1. 3. 2. bacak bacak üstüne atmak. ülkeyi baştan başa kateden. 1. (--ped. kıvrım. kroşe yapmak.bred) melezlemek. i. i. k. yak ın arkadaş. 1. 1. çaprazlamak. kros. aklından geçmek. i. 1. uçtan öbür uca. kol demiri. virajl ı. haç. melez. gaklamak. tç ı. çile. gaklama sesi. dili dolandırıcı. i. ürün. i. ele ştirmek. bak. karalamak. f. (iş). 2. i. kritik. 4. eleştiri. sahte gözya şları. üçkâ ri. tenkit. 2. kırpmak. hilekâr. Haç (Hristiyanlığın simgesi). H ırvat. s.critical point criticise criticism criticize critique croak Croat Croatia Croatian crochet crochet hook crochet needle crockery crocodile crocodile tears crocus croissant crone crony crook crooked croon crop crop crop up Cross cross cross cross cross my heart cross o. sorguya çekmek. f. çanak çömlek. tığ ile işlemek. mahsul. put. 1. f. ık. kursak. 1. tığ. ğın rotas ına s. (cross. ayk vallahi. i. tığ. sağlamasını yapmak. rekolte. mat. 2. -de kusur bulmak. kar şıdan karşıya geçmek. 1. ayak ayak üstüne atmak. f. kocakar ı.. ağız kavgası etmek. vıraklamak. kesmek. dönülmeyecek bir karar vermek. vırak. cross one´s arms cross one´s fingers cross one´s legs cross one´s mind cross out cross section cross swords cross swords with cross the Rubicon crossbar crossbred crossbreed crosscheck cross-country cross-country skiing cross-examine nazik nokta. 2. hilekâr. kros kayağı. timsah. i. --ping) k ırkmak. Croatian. kesit. i. 2. Crocus. ele ştiri. İsa´nın çarmıhta ölümü. çarmıh. melez. 1. 2. şans dilemek. Hz. asa. ekin. hatırına gelmek. 1. i. ıstavroz çıkarmak. zool. f. -i geçmek: Look both şıdan kar şıgeminin/uça ya geçmeden önce iki ways before crossing the street. tığla işlenen dantel. ile çekişmek. bir dalavere hileli bükmek. criticize. s. kayak krosu. sapı kıvrık baston. i. f. kızg ın. gak. 4. üçkâ ğısesle tçı. çoban de ğneği. çiğdem. tığ işi. i. silmek. k ır koşusu. ile kavga etmek. kusur bulma.

kald ıraç. boğak. s. at cross-purpose. 1. ham ham petrol. krup hastalığı.cross-eyed crossing cross-legged cross-purpose cross-reference crossroad crossroads crosswalk crosswise crossword puzzle crossword puzzle crotch crotchet crotchety crouch croup croupier crouton crow crow crowbar crowd crowd into crowd out crowded crown crucial crucifix crucifixion crucify crude crude oil crudely crudeness cruel cruelly cruelty cruise cruiser crumb crumble crumple crunch crusade crusader crush crush s. karga. zool. bir davan ın şı hararetli taraftar ı. çökmek.bak. dolanmak. s. s. s. against -e kar savaşım vermek. ham. ezme. tepesini 6. ac ımasızca. 1. çarm ıha gerilmiş İsa heykeli. 1. 1. i. derme çatma. 3. 2. huysuz. parçalanmak. 2. şı Haçl f. (gemiyle) dolaşmak. (çorbaya konulan) küp biçiminde do ğranmış kızarmış ekmek. dayanılmaz. f. kuron. i. zerre. i. f. i. acı. 1. 3. ac ımasızlık. bulmaca. 3. sıkıştırmak. 1. geçiş. can alıcı. pantolon . f. diş çi. (birine) yer bırakmamak. kabalık. sit cross-legged. ağı i. taç giydirmek. 3. zalimce. kritik. yaya geçidi. 3. kırışmak. çarm ıha germe. 3. 2. (--ed/İng. kırıştırmak. çat seferi. 2. levye. 1. ırtı ıile ezmek. kampanya. şaşı. ç ıtır çıtır yemek. hükümdar. 2. 1. çömelme. k. baş. f. f. i. tamamlamak. z. zulüm. ufalamak. 2. çaprazlama. izdiham. 2. doluşmak. 1. insafsızca. 2. ekmek kırıntısı. z. geçiş yeri. 2. f. çökmek. 4. 2. i. ara yol. 1. bulmaca. krüsifi. . -e doluşmak. 2. toplanmak. acayip. 2. 1. doldurmak. 3. 2. 2. (kitapta) gönderme. i. i. 2. üstünkörü yapılmış. ufalamak. petrol. bak. i. i. 2. Corvus. f. dörtyol. (horoz) ötmek. f. ar ıtılmamış. garip dü şünce. kruvazör. dönüm noktası. ı f. kaba. katır kutur yemek. i. parça. zalim. i. 1. i. 1. 1. i.sava çatırt 2. haçl m. şmak. i. yan yol. i. çömelmek. 2. yaya geçidi. harap olmak. f. kalabalık. ac ımasız. i. 1. buruşmak. i. crew) 1. kasık. 2. çatal. geçit. terz. i. 7. (polis. 1. 1. d ırdırcı. 3. önemli. z. 1. (over) (-den dolayı) çok sevinmek. 1. 3.ı. gezinmek. z. ı. kalabalık. ufalanmak. dörtlük nota. sava . çarm ıha germek. İsa´nın çarmıhta ölümünü gösteren resim. s. i. anat. i. tepe. birikmek. 1. tuhaflık. 4. taç. çok diştac s. polis arabası) (etrafı kolaçan dola i. i. ekmek içi. kav şak. s ıkıştırarak çıkarmak. kabaca. i. dörtlük. aynı hızla uzunca bir süre gitmek. 5. dili güç durum. kron (para birimi). i. 2. f. hart hurt yemek. tuhaf. 1. ezmek. dışarıya itelemek. din uğruna yapılan ş. 2. manivela. k ırıntı. hükümdarl ık. buru şturmak. i.cihat. çapraz. 3. İng.. Hz. dal ile gövdenin birle ştiği yer. 2. kalabalık. çat ırdamak. un ufak olmak. kıtır kıtır yemek. krupiye.

-e çok ihtiyac ı olmak: This country is crying for a -i çok gerektirmek. (birbirine) sokulmak. küp biçiminde nesne. 2. 2. 1. kabukla ğu. i. i. 3. kabuk bağlamak.. çomak. küp biçiminde. 1. küp biçiminde kesmek. 1. s. küp şeker.028 m3). 2. bilardo isteka. 2. yavrukurt. kuyruk. -e sokulup yaslanmak. 2. guguk. i. kapal ı. huysuz.crust crust of the earth crustacean crusty crutch crux cry cry for cry on s. yalandan imdat istemek. i. i. yeter artık demek. şifreli. f. Cuculus canorus. (birbirine/birine) sokulmak. kriptos. s. kesmeşeker. billur. i. 1. boynuzlanm ış koca. i. cubic. kripta. s. bağırmak. 1. haykırış. crystallize. mat. 1. 1. i. çözülmesi zor sorun/durum.. i. 2. haykırı. Küba´ya özgü. Küba. salatalık. 1. 1. billurdan yap ılmış. billurla ştırmak. kristal. Bu bir lidere büyük bir ihtiyac ı var. 2. f. 1. 2. geom. püf . -e karşı yüksek sesle protestoda bulunmak. mim. kristal. 2. ayak küp (.´s shoulder cry one´s heart out cry out cry out against cry out for cry quits cry wolf crypt cryptic crystal crystalline crystallise crystallize cu cub cub scout Cuba Cuban cubbyhole cube cube sugar cube sugar cubic cubic centimeter cubic foot cubic inch cubic meter cubical cubicle cuckold cuckoo cuckoo clock cucumber cud cuddle cuddle up cuddle up to cudgel cue i. 1. dönüm noktas ı. 2. f.. hücre. billur gibi. 2. kabuklanmak. kesmeşeker. leader. (hayvan) bağırmak. geviş. yalandan imdat diye ba ğırmak. argo kaçık. kabuk. hıyar. 3.4 cm3).. hüngür hüngür a ğlamak. f. 1. kübik. küp. ağı (hayvana ait) ses. 2. İng. 1. 2. deli. 1. -e sokulup sar ılmak.. noktas lamak. kuca ğına alıp okşamak. saat cam ı. f. i. s ıra. i. kritik an. küp. 2.. i. 1. gugukku şu. kabuklu (hayvan). küpşeker. odac ık. sopa çekmek. (yazıhanede/dolapta) önü açık ufak göz. örtülü.. k ıs. inç küp (16. i.o. . (bir sayının) kübünü almak. f. i. Kübalı. mat. Küba. odac ık. yavru (tilki/ayı/aslan). kübik. sopa. (--bed. 1. i. kabuklu. s. santimetre küp. guguklu saat. sopalamak. Kübalı. s. s. s. s. birine dert ülkenin yanmak. bak. f. yerkabukaplamak. f. f. koltuk de ğneği. billurlaşmak. metre küp. gizemli. i. cry for. zool. feryat. kabin. destek. 2. kabine. i. berrak. boynuzlu koca. aksi. (kocasını) boynuzlamak. sopa atmak. ekmek kabu ğu. gizli. i. 2. --bing) yavrulamak. bak.

i. i. yetiştirme.. 2. i. kültürlü. zaptetmek. s. işlenmiş (toprak). vantuz çekmek. i. suluk. cultivable. 2. suçlu. f. tokatlamak. elverişsiz. i. 1. en yüksek ğuna yükselmek. mutfakla ilgili. yetiştirme. tokat atmak. kupa. 3. 2. (--ped. 4. i. hırs. f. kümebulut. stajyer papaz. kabahatli. hin. i. *am. kültür. f. i. açgözlülük. zirve. engel. tamah. it. kald ırımın kenar taşı. şeytanlık. birikmi ş. ile son bulmak. s. 3. birikerek artan. it herif. şeytan. kıcı. i. spor kupa. i. 1. yemek pişirme ile ilgili. i. yenmek. hantal. görgü. 1.. 2. oyuncunun sözü arkada şına bırakmadan önceki son söz veya hareketi. i. f. kültive inci. dostluk dostluk kurmaya çalışmak. 1. f. s. mutfak. i.. suçluluk. sufle. kupa galibi. yemek pişirme sanatı. kol a ğzı. geliştirme. it. kolluk. bak. *siki şme. tarım. s. 1. müze/kütüphane müdürü. bardak. 3. 3. çıkmaz sokak. doruk. son. yetiştirilebilir. i. 2. 1. kült. ağır. s. i. geliştirmek. kaba 1. kümülatif. tedavi edilebilir. s. (topra ğı) işleme. sıkimyon. 1. bilardo topu. 3.. kurnaz. lenduha gibi. kabahat. tutmak.cue cue ball cuff cuff link cuisine cul-de-sac culinary culminate culmination culottes culpability culpable culprit cult cultivable cultivatable cultivate cultivate a friendship cultivated cultivation cultivator cultural culture culture gap culture shock cultured cultured pearl cumbersome cumin cumulative cumulus cuneiform cunning cunt cup cup cup final cup one´s hands cup winner cupboard cupidity cupola cur curable curate curator curb i. (toprağı) işlemek. in ile sonuçlanmak. iyile şebilir. pantolon-etek. s. fren. avuçlarını bitiştirerek çanak gibi açmak. döküm oca ğı. i. fincan. 4. i. 2. görgülü. mikrop üretmek. biyol. ekilebilir. s. 1. kültür. 1. s. şirin. i. kusur. sufle etmek. i. 2. 2. 2. ile sona ermek. frenlemek. hacamat yapmak. geliştirme. İng. kültürel. 1. çiviyazısı. kurnazlık. sokak köpe ği. kol düğmesi. i. litrenin dörtte biri. kültür yapmak. ufak kubbe. yetiştirici. (biriyle) kurmaya çal ışmak. sevimli. kullan ışsız. 2. . kültür şoku. 2. yetiştirmek. biti i. --ping) şişe çekmek. kupa finali. f. dolap. 4. kusurlu. 3. havaleli. 2. f. i. doru ş. 1. 236 cm3. en yüksek nokta. mücrim. s. sonuç. 2. kültür. kadeh. 2. yemekte/mutfakta kullanılan. ekici. i. sille. tiy. 1. hâkim olmak. 1. s. kültürlü. gem zinciri. i. 4. yüklük. 1. tokat. noktaya varmak. 2. laboratuvarda kültür fark ı. (tarlayı) sürmek. durdurmak. manşet.

dili -e yaranmak. bugünkü. bukle yapmak. reverans yapmak. kıvırmak. sövme. sövüp saymak. eğrilme. 1. sokağa ç i. i.b. lanetlenmi beddua. revaç. ak ım. piyasa fiyat ı. bela. acayip. korkutmak. kıvır kıvır. s. kaşağılamak. kişniş. güncel. küfretmek. kanını dondurmak. büklüm. yaltaklanarak (birinin) gözüne girmeye çal ışmak. cari hesap. f. 2. s. nakit. merak. k ısaltmak. s. f. bigudi. sürüm. 1. cereyan. k ını k ıvırmak. 1. tedavül. k ıvrım. 3. tic. özgeçmiş. beddua etmek. ilaç. kesmek. i. rayiç. gelişigüzel.curd curd cheese curdle curdle one´s blood cure cure curfew curiosity curiosity shop curious curl curl one´s hair curl up curler curling iron curly currant currency current current current account current account current events current expenses current market rate current price currently curriculum curriculum vitae curry curry curry favor with curry favor with curry powder currycomb curse cursed cursed cursor cursory curt curtail curtain curtain ring curtain rod curtsy curvature i. dili deh şete düşürmek. tedavi. ters ve k ısa (söz). 2. k. 1. f. baharat karışımı. geçer. kürsör. f. 2. bükülmek. günlük giderler. f. ş. i. lanet. 4. garip. üstünkörü. iyile ştirmek. bukle. i.. 2. bükmek. f. nadir şey. azaltmak. s. z. 1. tuhaf şey. s. 3. sövmek. kesmik. müfredat program ı. i. i. hediyelik e şya dükkânı. ışıklı gösterge. 1. i. -e çözüm getirmek. perdelemek. 1. eğrilik. i. 1. cari hesap. saç k ıvrılmak. şu anda.sövgü. 2. şifa vermek. halen. geçerlik. perde rayı. . cari fiyat. yürürlükte olan. lanetli. derman. kür. kesilmek. f. k. saç maşası. i. ilenç. sağaltmak. yaltaklanarak (birinin) gözüne girmeye çal ışmak. melun. i. 2. körolas s. cari. küfür. 1. perde halkas ı. meraklı. aktüel. i. 2. tütsülemek. tuzlamak. ilenmek. pıhtılaşmak. reverans. ilenme. s. güncel olaylar. nakit para. 2. dili yüreğini oynatmak. lor. perde. tuhaf. ıkma yasa ğı. 1. akıntı. lanet etmek. sürüm de ğeri. sa ğaltım. günlük masraflar. k. toz haline getirilmiş kimyon. zerdeçal v. 1. 2. kaşağı. 3. i. ı. tedavi etmek. 1. korniş. şifa. ıvr ılmak. kuşüzümü. bugünlerde. bilg. 2. frenküzümü. 2. lor peyniri. lüle. para. kurutmak. tımar etmek. pıhtılaştırmak. -e çare bulmak. şimdiki. 2. i. i. 2. 1. k ıvırcık. imleç. f. i. çare.

k. from (bir yerden/gruptan) ayr ılmak. dili önemi/etkisi olmamak. dili Yapma!/B ırak! 1. vesayet. azaltmak. dili yeterince -i azaltmak. yarıya bölmek. 7. k. gümrük. 2. biçmek. gümrük resmi. geçirmek 4. k. konferans v. dili gayrete gelmek. 1.yarma. i. âdet olan. azaltmak. kesim. baskı v. çok dikkat çekmek. 2. kesinti. i. koruma. sorumlu kimse. 3. dili 1. 3. -i kesmek. 1. koruyucu. kıvırmak. Dişlerimi kamaştırdı. kesim. küfür. benzeyen bir tatl i. f. i. 3. süt. alışılmış. kıvrılmak. tırnaklarını dibine kadar kesmek. cuts kesik. dili hisse.8. kristal. k. 4. --ting) 1. kesilmek: This stone easily. i. 1. ısmarlama. minder. yolazaltmak. yastık. -i azaltmak. eski bir giysiden (yeni bir şey) yapmak. 3. al ışkanlık. gözetim.´nden) ı kurtarmak/sıyırmak. kesmek. kesip k ısaltmak. mutat. kestirmeden gitmek. küfretmek. 3. pay. (birinin) sözünü kesmek. hem aleyhine olmak. dili önemli olmamak. s. kıvrım. âdet. hem lehine. -i azaltmak. müşteri. altına/arkasına masas şi. (bir müşterinin yaptığı) alışveriş.curve curve cushion cuspid cuss custard custodian custody custom customary customary usage customer custom-made customs customshouse cut cut cut cut a big/wide swath cut a tooth cut a tooth cut across cut across all boundaries cut an alcoholic drink with water cut and run cut back cut both ways cut corners cut corners cut down a piece of clothing into cut down a tree cut down on cut glass cut in cut in half/cut into halves cut in on cut into Cut it out! cut loose cut loose cut no ice cut no ice cut of meat cut off cut off one´s nose to spite one´s face cut off one´s nose to spite one´s face cut one´s nails to the quick i.´ni) ş. f. k. fason. viraj. itiyat. (ders. 1. bükülmek. sınır tanımamak. eğri. biçim. 2. gelenek. kapıcı. ilişkiyiın k. i. aşka gelmek. 1. dili sövmek. araya girmek. 2. go halves yarı yarıya bölüşmek. 2. çok nüfuzlu olmak. hafifletmek. (bir işte) kestirme yollara başvurmak. diş çıkarmak. 2. 1. yakas kesmek. i. It set my teeth on edge. parça. geri dönmek. sövgü. bırakıp kaçmak. 1. f. (denetim. dili en kolay ve en ucuz yollara ba şvurarak yapmak. ız. 2. krem karamele ı. k. 2. kesilmi k. için aç ılan yar. bilardo ının lastikli iç kenarı. k. gümrük. do a thing by halves bir işi yarımyamalak yapmak. s. . (kasaplık hayvanın gövdesinden belirli bir şekilde kesilen) et parçası. 2. muhaf i.. eğilmek. s. şeker ve yumurta ile hazırlanan bir sos. 2. dili gâvura k ızıp oruç bozmak. 2. eğmek. 5. âdet. kesmek. dili 1. bükmek. k.b. kesme cam. içkiyi suland ırmak. kesme. 3. 1. kesik. 1.. 2. herif. Bu ta ş kolayca kesiliyor. 1. i. 6. go off half-cocked k. 5. 2. 3. indirim. i. (cut.b. 2. bir darbenin hızını kesen tampon. kavis. k. köpekdi f. i. (çocuk) diş çıkarmak. dilim. dili gâvura k ızıp oruç bozmak. k. ağaç kesmek.

mürekkepbal i. silindirik. -i kesip ç ıkarmak. 1. . s. -i kesmek. servi. i.. to the quick cut s. ığı. kesinti. dili içine işlemek. s. silindir. i. dili -i kesmek. 3. s. kalitesiz. katil. b birini öldürmek. i. i. sinik. k. kinik. içini yakmak. s. tırnakların etrafını çevreleyen deri.o. 2. bir şeyi dilimlemek. 2. k. indirimli. isim belirten sonek: fluency ak ıcılık. k ısa kesmek.. i. -i ırakmak. sinik. 2. 1. 3. ıcı (söz).´s feet cut the melon cut the wheels cut to the quick cut up cutback cute cuticle cutlery cutlet cutoff cutoff point cut-price cut-rate cutter cutthroat cutting cuttlefish cutup cwt -cy cyanide cybernetics cyclamen cycle cyclist cyclone cylinder cylindrical cymbal cynic cynical cynicism cypress Cyprian Cypriot Cyprus Cyrillic k. ız. geriye dönü ş. dili şaklabanlık yapmak. 2. tenzilatlı.D. bak. indirimli mal satan. kesici: wire ı. 2. bot. 3. Cypriot.5 kg. off cut s. azaltma. i. (birinin) dayanak noktalar ını çürütmek.t. 2.. keskin.. s. 1. s. i. 1. dönme. motosiklet. k ıyastel i. birinin yolunu kesmek. (of an automobile) sol yapmak. aşı kalemi. Kıbrıslı. siyanür. 100 libre.. Kıbrıs´a özgü. Cupressus. i. kesim. cani. 2. 1. i. 1. 1. acı. k. k ırzool. i. yaklaşık 50 kg. i. i. dili şirin. den. into slices cut short cut the ground (out) from under one´s feet cut the ground from under s. çatal b ıçak takımı. (belirli bir şeyi) kesen kimse. cutters makas ıya. motosikletçi. siklon.eyler 1. müz. 1. birini (ac ı sözlerle) derinden yaralamak. amans s. sibernetik. i. sert (rüzgâr). buhurumeryem. incitici. kotlet. birinin laf ını kesmek. i. Cyclamen. tenzilatlı. silindirsel. sona erme noktas ı. İng.o. i. kesme. tav şankulağı. parça parça kesmek. 2. birinin savundu ğu noktaları çürütmek. i. birine miras olarak on para/hiç para b ırakmamak. 2. kinik. f. Kıbrıslı. 1. 2. dili kendi kendine zarar vermek. şaklaban. 2. i. bir şeyi dilim dilim kesmek. 3. anat. indirimli. 2. Sepia. Kıbrıs. 1. komik ş yapmak. bisiklet. devre. niteliksiz.B. i.. hundredweight 1.. argo kârı paylaşmak. i. i. s. dönü ş. 45. 2. bahç. i. selvi. 3. short cut s. kesiş.o. sevimli.o. bisikletçi.. Kıbrıs.o. acı vermek. bisiklete binmek. sin. do ğramak. kesici alet. acı. kestirme yol. kinizm. kiklon. sona erme tarihi. sinizm. bot. s.cut one´s own throat cut out cut s. k ıs.. 2. 1. kotra. s. devir. üstderi. down cut s. büyük zil. (giysi) biçmek. i. sa ğ yapmak. eksiltme. elek. 1. 112 libre. şakacı. k. sin. A. siklamen. bindi ği dalı kesmek. kasap. kibernetik. indirimli mal satan.

oyalanmak. 2. oynaşmak. Çekoslovakyal k ıs. f. (--med. mandıra. titizlik. tar. k.. hafifçe ıslatmak. i. babac ığım. İngiliz alfabesinin dördüncü harfi.. vakit öldürmek. k ıs. tar. huk. i. tıb. amatör. 1. D. i. 2. 1. 1. December. dili baba. hasar. i. bak. day. Benin. k ıs. 1. bak. k ıs. 2. 1.y... --bing) hafifçe vurmak. Beninese. hasar yapmak. i. bozmak.. küçük vadi. 1. bir işe heves duyup girişme eğiliminde olan kimse. dair. bot. 1. i. fulya. s. d D. i.. nazik.. i. Çek. Doctor.. i. zerrin. her gün. Dutch. daughter. z. ı. . haylazl ık etmek. dokunma. zarif. --ming) -e set çekmek. i. süthane.. hafif vuru ş. deli.. i. D. 1. bak.men (der´imîn) i. kama. 1. date. i.. saçma. k. s. sağmal inekler.Cyrillic alphabet cyst cystitis czar Czech Czechoslovak Czechoslovakia Czechoslovakian D d D. diameter. çoğ. ziyan. çar. s. f. mastı. 2. Çekoslovak.. dili masraf. süt ürünleri. i.. in ile amatörce uğraşmak. i. cilveleşmek.. dead. days. babac ığım. dili baba. zarar vermek. 2. zarafetle. i. i. died. tıb. 2. i.. gündelik. i. (--bed. i. su serpmek... Department. sistit.. set. bak.. nezaket. tipula sine ği. baraj. hevesli. Çekoslovakyalı. d DA da dab dabble dabbler dachshund dad daddy daddy-longlegs daffodil daft dagger dahlia Dahoman Dahomean Dahomey Dahomeyan daily daintily daintiness dainty dairy dairy cattle dairy farm dairy products dairyman daisy dale dally dally away dally with dam dam up damage damages Kiril alfabesi. day(s). gündelikçi (hizmetçi). f. daughter. i.. 2. s. f. Beninese. papatya. su bendi. 1. Çekçe. bak. -i frenlemek. Çekoslovak. Czechoslovakian. 2. vakit öldürmek. Beninese. Dahlia. s. re notası. i. kist. s. i. i. yıldızçiçeği. fiyat. i. dokunmak. i.. kaç ık. İngiliz alfabesinin dördüncü harfi. i. sütçü. gündelik gazete. z. i. s. zarafet. s. i. tar. 1. tar. i. zarar. 2. -i bast ırmak. k. tazminat. İng. müz. sütçü dükkânı. f. s. günlük. Çekoslovakya. District Attorney. kafadan kontak. i. hançer. 2. mand ıra. zool. narin. 2. nergis. titiz.

. 2. 1. yaşokumak. 3. bakla k ırı. s. sevimli. 1. i. 2. s. i. beddua etmek. ho ş. . örülerek onarılmış delik. (titre şimi) f. karartmak. 1. sevgili. koyu. 2. balo. oynamak. 4. 2. dansör. Danca. f. 4. 3. konak. fırlama. benekli. nemli. 2. çapraşık. koyula ık. s. cici. 3. cesaret etmek. çok. defne. en iyisi. esmer. en tuhaf. f. lanet etmek. i. 1. Tuna. asıp sallamak. fırlatmak. z. raks. gizli. 1. 1. 3. i. esmerleşmek. nemli. anla şılması zor hale getirmek. iğneyle örerek onarmak. foto. i. dans ettirmek. karanlık. harika. kalk ışmak. cesaret. 1. dansöz. latmak. küçük ok. i.. 1. cüret. ıslatmak. i. s. f. damasko (kuma ş). 2. i. karanl lacivert. yiğit. yava ş ıslatmak. Danca. cehalet içinde. sark ıtmak. as ılı durup sallanmak. 2. cehennem cezas ı. hamle. beneklemek. gözü pek. kahrolası. atılmak. züppe. i. dili birinin i. atmak. Danimarkal ı. Lanet olsun! i. mükemmel. karanl i. şık. azaltmak. bot. hoplatmak. 1. nemlenmek. nem. ınemlendirmek. s. i. Şam. dans etmek. k ırmak. 2. i. 6. z. lanet Allah belas ını versin!/Allah kahretsin! i. rutubet. 2. sevgilim.´s enthusiasm k. 2. nemlendirmek. f. 3. koyu renk. i. Danimarkalı. zarif. esrarlıık. rutubet. dansç ı. lanetlemek. s. Lanet olsun! s. benekli hayvan. 2. i. boğmak. 3. 1. argo kad ın. dans etme. 1. karahindiba. oynatmak. ok gibi f ırlamak. 1. gölge. s. f. alaca kır (at). kadınlara verilen şövalyelik ayarında bir asalet unvanı. grizu. i. bela. muğlak. f. 1. benek. böceğin iğnesi. f. tehlike. durdurmak. lanetli. 2. cüret etmek. i. ileri at ılma. i. lanet. 3. sarkmak. en acayip. f. oyun. damnedest damp dampen dampness dance dancer dancing dandelion dandle dandruff dandy Dane danger dangerous dangerously dangle Danish dank Danube daphne dapper dapple dapple-gray Dardanelles dare daredevil daring dark dark dark blue darken darkness darkroom darling darn darn Darn it! dart i. 2. dans. kararmak. f. kepek. f. 1. Danimarka. rutubetli. rutubetli. s. nem. s. 1. dans. f. 1. Biliyorsam kahrolayım. lanet. 2. zıplatmak. i. yiğitlik. tehlikeli bir şekilde. söndürmek. s. lanet. melun. pek. tehlikeli. sevgili.Damascus damask dame damn Damn!/Damn it!/Damn him!/Damn her! damnation Damnation! damned Damned if I know. eski han ım. Danimarka´ya özgü. i. 5. 2. 2. s. kaçırmak: dampen s. 3. i. ya ş. kör olası. s. i. Taraxacum officinale. akşam. Tuna nehri. 1. yaş. cüretkâr. i. hatun. slanmak. Allah ın belası. i. i. çok iyi. karanlık oda.o. . terz. şmak. küf kokulu. pens. lı kadın. 2. 3.

dartboard darts dash dash off dash off a letter dash s.o.´s hopes dash to pieces dash water on one´s face dashboard dashing data data bank data base data file data processing date date date date line date palm dated dative datum daub daughter daughter-in-law daunt dauntless davenport dawdle dawn dawn on day day after day day by day day by day day in day out day laborer day of reckoning day school daybreak daydream daylight daytime daze dazed dazzle

i. ok atma oyununda kullan ılan nişan tahtası. i. ok atma oyunu. f. 1. hızla koşmak: She dashed to the child´s rescue. Çocuğun imdadına ştu. 2. hızla ilerlemek, ko acele gitmek, f ırlamak. atılmak, fırlamak: I dashed to the window but bir mektup karalamak. bir kimsenin ümitlerini k ırmak, birini hayal kırıklığına uğratmak. çarpıp paramparça etmek. yüzüne su çarpmak. i., oto. kontrol paneli, pano. s. 1. atak, atılgan, cesur. 2. gösterişli, şık. i. 1. çoğ. veya tek. bilgi. 2. veriler, data. bilg. veri bankas ı, bilgi bankası. bilg. veri taban ı, bilgi tabanı. bilg. veri dosyas ı. bilg. bilgiişlem. i. hurma, arabistanhurmas ı. i. 1. tarih, zaman. 2. randevu. 3. flört, flört edilen ki şi. f. 1. tarih koymak, tarih atmak. 2. tarihlendirmek. 3. ile ç ıkmak, ile flört etmek. coğr. gündeğişme çizgisi. hurma a ğacı. s. 1. tarihli. 2. modas ı geçmiş, demode. s., dilb. -e halindeki. i. -e halindeki sözcük. çoğ. da.ta (dey´tı, dä´tı) i. veri. f. 1. sürmek, s ıvamak. 2. bulaştırmak. 3. lekelemek, kirletmek. i. 1. harç, çamur. 2. leke. kız. i. k ız evlat, i. gelin. f. yıldırmak, gözünü korkutmak. s. gözü pek, yılmaz, korkusuz. i. kanepe, sedir, divan; çekyat. f. işini ağırdan alarak vakit kaybetmek, ağır davranmak, oyalanmak. i. 1. seher, tan vakti. 2. şafak, tan. f. görünmeye başlamak, aydınlanmak. anlaşılmak, sezilmek. i. 1. gündüz: We´ve been working night and day on this project. Bu proje üzerinde gündüz çalışıyoruz. 2. gün: the second day of the month her gün, gece günlerce. günden güne. günbegün, günden güne. her gün. gündelikçi. hesap günü, k ıyamet günü. gündüzlü okul. i. seher, tan vakti. i. hayal. f. hayal kurmak, dalmak. i. gün ışığı.daylight-saving time yaz saati. i. gündüz. f. sersemletmek, sersem etmek, serseme çevirmek. i. sersem bir hal, sersemlik. s. sersemlemiş, serseme çevrilmiş. f. göz kama ştırmak.

deacon deaconess dead dead ahead dead beat dead center dead end dead heat dead language dead letter dead loss dead set dead set against dead tired deaden deadline deadlock deadly deaf deaf mute deafen deaf-mute deal deal in deal with dealer dealings dealt dean dear Dear me! dearly dearly love to dearth death death rate death sentence death squad death toll death warrant deathbed deathless deathlike deathly deathly cold deathly pale deathly silence

i. diyakoz. i. kilisenin hayır işleriyle görevlendirdiği kadın. s. 1. ölmü ş, ölü. 2. cansız, hareketsiz; sönük. 3. ölü (renk). dosdoğru. çok yorgun, bitkin. tam merkez, tam orta. 1. ç ıkmaz sokak. 2. çıkmaz. spor berabere biten yar ış. ölü dil. 1. geçersiz yasa. 2. sahibine ula ştırılamayan mektup. bir işe yaramayan nesne/kimse. k. dili kararlı. -e tamamen kar şı, -e muhalif. bitkin, yorgun. f. 1. hafifletmek, azaltmak, zayıflatmak; (ses, ağrı v.b.´ni) kesmek. 2. ığını gidermek, donuklaştırmak. parlakl i. son teslim tarihi. i. çıkmaz. f. çıkmaza sokmak; çıkmaza girmek. s. 1. öldürücü; ölümcül. 2. ölü gibi. s. 1. sağır. 2. kulak asmayan. sağır ve dilsiz kimse. f. sağır etmek. i. sağır ve dilsiz kimse. i. 1. anla şma, mukavele. 2. iş. 3. miktar. 4. iskambil kâğıtlarını dağıtma. f. (--t) (iskambil kâ ğıtlarını) dağıtmak. ... ticareti yapmak. 1. ile ilgilenmek. 2. -i idare etmek. 3. -in üstesinden gelmek, -in ından bir gelmek. -e değinmek, bahsetmek. 5. şterisi hakk şeyin)4. ticaretini yapan -den kimse, tüccar, sat ıcı-in : a mü dealer in old i. 1. (belirli ı c ı s ı . 2. iskambil kâ ğı tlar ı n ı da ğı tan kimse. stamps eski pul sat ışveri ş. 2. iş ilişkisi; ilişki. i. 1. iş, al f., bak. deal. i. 1. katedralin ba şrahibi. 2. dekan. i. sevgili. s. 1. sevgili, aziz. 2. de ğerli, kıymetli. 3. pahalı. Olur şey değil! z. (bir şeyi) çok arzu etmek. i. yokluk, k ıtlık. i. ölüm. ölüm oran ı. idam hükmü. ölüm mangas ı. ölü sayısı. huk. idam hükmü. i. ölüm dö şeği. s. baki, ölümsüz. s. ölüm gibi. s. ölümsü. çok soğuk: It´s deathly cold outside. Dışarısı çok soğuk. beti benzi atm ış. ölümsü bir sessizlik.

debacle debar debase debatable debate debilitate debility debit debit an account debit and credit debit balance debris debt debt of gratitude debt of honor debtor debug debunk debut Dec dec decade decadence decadent decaffeinate decaffeinated coffee decal decamp decanter decapitate decathlon decay decease deceit deceitful deceitfully deceitfulness deceive deceiver December decency decent decently deception deceptive deceptively deceptiveness

i. çöküş, yenilgi, yıkım. f. (--red, --ring) (from) engellemek; menetmek. f. 1. değerini düşürmek, ayarını bozmak. 2. alçaltmak, şerefini lekelemek. tırmak. 3. yozla ışış labilir. s. tart f. 1. tartışmak. 2. çok düşünmek, düşünüp taşınmak: He debated with ı vermeden önce çok himself before reaching the decision. Karar ın ürmek, zay ıflatmak, takatini kesmek. f. kuvvetten dü ş i. halsizlik, bitkinlik, güçsüzlük, zayıflık. i. borç. f. 1. borç kaydetmek. 2. birinin borcuna kaydetmek. bir hesab ı borcuna kaydetmek. borç ve kredi. borç bakiyesi. i. yıkıntı, enkaz; döküntü. i. borç. teşekkür borcu, gönül borcu. namus borcu. i. borçlu. f. (--ged, --ging) 1. (bir yerden) gizli dinleme ayg ıtını sökmek. 2. (bir aygıt ıntaraflar ı gidermek. 3. bilg. hatasızlaştırmak, ayıklamak. veya sistemin) kusurlar yanlış ını aç ığa vurmak. f., k. dili (bir şeyin) i. 1. başlangıç. 2. (sahneye) ilk çıkış. 3. bir genç kızın sosyeteye ilk defa takdimi. k ıs. December. k ıs. deceased, decrescendo. i. on yıl. i. çökme, çökü ş, yıkılış. s. çökmü ş. f. kafeinini ç ıkarmak. kafeinsiz kahve. i. çıkartma. f. 1. kamp ı bozup ayrılmak. 2. k. dili sıvışmak, savuşmak, tüymek, kaçmak. i. sürahi. f. başını kesmek, boynunu vurmak. i., spor dekatlon. f. 1. çürümek, bozulmak; çürütmek. 2. azalmak. i. 1. çürüme, bozulma. 2. azalma. i. ölüm, ölme, vefat. f. ölmek. i. 1. aldatma; hile, yalan. 2. hilekârl ık, düzenbazlık, dolandırıcılık. s. 1. hilekâr, hileci. 2. aldat ıcı. s. hilekârlıkla, yalancılıkla. i. hilekârlık, yalancılık. f. aldatmak. i. aldatıcı, hilekâr. i. aralık. i. 1. terbiye, edep, nezaket. 2. ılımlılık. 3. iffet, namus. s. terbiyeli, nazik; temiz, iyi. z. 1. terbiye ölçüsünde. 2. yeterince. i. 1. aldatma; aldanma. 2. yalanc ılık. 3. hile, düzen, dolap. s. aldatan, aldatıcı. z. aldatarak, aldat ıcı bir biçimde. i. aldatıcılık, düzenbazlık, hilekârlık.

decide decide against s.t. decide for s.t./decide in favor of s.t. decide to take the plunge decided decidedly deciduous decigram decigramme deciliter decilitre decimal decimal fraction decimal fraction decimal point decimal scale decimal system decimate decimation decimeter decimetre decipher decision decisive decisively decisiveness deck deck deck chair deck of cards deck out declaim declaration declaration of residence declare declare bankruptcy declare war on declension decline declivity declutch decode decompose decomposition decorate decoration decorative

f. karar vermek, kararla ştırmak, hüküm vermek. bir şeyin aleyhinde karar vermek. bir şeyin lehinde karar vermek. (bir şeyi) yapmaya karar vermek. s. 1. kesin. 2. kararl ı, azimli. 3. kararlı, ölçülü. z. kesinlikle, katiyetle. s. k ışın yapraklarını döken (bitki). i. desigram. i., İng., bak. decigram. i. desilitre. i., İng., bak. deciliter. s., mat. ondalık. i. 1. ondalık sayı. 2. ondalık kesir. ondalık kesir. mat. ondalık kesir. ondalık virgülü: 1.07 (Türk sistemine göre 1,07). ondalık hesap cetveli. ondalık sistem. f. büyük bir k ısmını yok etmek. i. büyük bir k ısmını yok etme; büyük bir kısmı yok olma. i. desimetre. i., İng., bak. decimeter. f. (şifreyi) çözmek. i. karar; hüküm. s. 1. kesin, kati. 2. kesin sonuca ula ştıran: the decisive victory in that war şı kesin sonuca ulaşıtıbir ranbiçimde. zafer. 3. kararlı. o z. sava 1. kesin olarak. 2. kararl i. 1. kesinlik. 2. kararl ılık. i., den. güverte. f. donatmak, süslemek. şezlong. isk. deste. donatmak, süslemek. f. 1. hararetle söylemek/konu şmak. 2. (hitabet kurallarına göre) söylemek; şekilde söylemek. resmi bir 2. i. 1. ilan. demeç. 3. bildiri, deklarasyon. ikamet beyannamesi. f. 1. ilan etmek. 2. bildirmek, deklare etmek. iflas ilan etmek. -e savaş açmak/ilan etmek. i. 1. dilb. ad çekimi. 2. çökü ş, çökme. f. 1. aşağıya meyletmek. 2. azalmak, düşmek. 3. çökmek. 4. reddetmek, geri çevirmek. , meyil. 5. dilb. çekmek. i. 1. meyil, ini ş. 2. azalma, düşüş; gerileme, i. iniş f. debriyaj yapmak. f. (şifreyi) çözmek. f. 1. ayrıştırmak. 2. çürütmek; çürümek. i. 1. ayrışma. 2. bozulma. f. 1. süslemek, dekore etmek. 2. ni şan vermek. i. 1. süsleme, dekorasyon. 2. süs. 3. ni şan, madalya. s. süsleyici, süslü.

decorator decorous decorously decorum decoy decrease decree decrepit dedicate dedicated dedication deduce deduct deduction deductive reasoning deed deem de-emphasise de-emphasize deep deep in debt deep in thought deep sea deep trouble deepen deepfreeze deep-fry deep-rooted deep-seated deer def deface defamation defame default defeat defecate defect defective defector defence defend defendant defender defense defenseless defensive

i. dekoratör. s. görgü kurallar ına uygun. z. görgü kurallar ına uygun bir biçimde. i. adaba uygun olma, terbiyeli olma. i. tuzak yemi. f. 1. away from -den hile ile uzakla ştırmak; into -e hile ile ğa dü şürmek. azaltmak, düşürmek. i. azalma, düşüş. çekmek. 2. dü tuza şmek, küçülmek; f. azalmak, i. 1. resmi emir. 2. karar. 3. kararname. f. 1. emretmek, buyurmak. 2. karar vermek. ş, yıpranmış. s. eskimi f. 1. adamak, vakfetmek. 2. to -in ad ına sunmak, -e ithaf etmek. s. 1. ithaf olunmu ş. 2. adanmış. 3. kendini işine adamış. i. adama, ithaf. f. sonuç ç ıkarmak. f. çıkarmak, hesaptan düşmek. i. 1. sonuç ç ıkarma. 2. man. tümdengelim. 3. sonuç. 4. hesaptan düşme. 5. kesinti: tümdengelimli usavurma. i. 1. eylem, iş, fiil. 2. huk. senet, tapu senedi. f. to -e senetle devretmek. f. saymak, addetmek. f., İng., bak. de-emphasize. f. önemini azaltmak. s. 1. derin. 2. anla şılmaz. 3. şiddetli, ağır. 4. koyu (renk). 5. kalın, boğuk, pes (ses). z.ış into . 1. derinlerine kadar; derinliklerine kadar: It sank deep borca batm derin dü şünceye dalmış. derin deniz. vahim bir durum. f. 1. derinle şmek; derinleştirmek. 2. artırmak. 3. (rengi) koyulaştırmak. i. 1. dipfriz. 2. dondurup saklama. f. (deep.froze, deep.fro.zen) dondurup saklamak. f. bol yağda kızartmak. s. 1. kökleri derinlere inen (a ğaç/çalı). 2. köklü, kökleşmiş (âdet/inanç). s. 1. derin, derinden gelen; derinde olan. 2. köklü, kökle şmiş. i. (çoğ. deer) geyik; karaca. k ıs. defective, defendant, defense, deferred, defined, definite, definition. f. (bir şeyin yüzeyine) zarar vermek. i. karalama, kara çalma, lekeleme. f. karalamak, kara çalmak, lekelemek. i. 1. (bir yükümlülü ğü) yerine getirmeme. 2. bilg. varsayım. f. (bir ü) yerine u getirmemek: They defaulted yükümlülü ğratmak. i. bozgun, yenilgi. on their loan. Borçlarını f. yenmek,ğbozguna f. büyük aptesini yapmak, d ışkılamak. i. kusur, noksan, eksiklik. s. 1. kusurlu, sakat, eksik, noksan. 2. dilb. baz ı çekim şekilleri olmayan. i. karşı tarafa kaçan kimse. i., İng., bak. defense. f. 1. savunmak. 2. from -den korumak. i., huk. davalı. i. savunucu, savunan; koruyucu. i. 1. savunma, korunma. 2. spor savunma, defans. s. savunmas ız, korunmasız. s. 1. savunmayla ilgili. 2. (hedef al ındığını zannederek) savunmaya geçen. 3. koruyucu. 4. spor defansif.

defensive alliance defer deference deferential deferment deferred defiance defiant deficiency deficient deficit defile define definite definite article definitely definition definitive deflate deflation deflect

savunma anla şması. f. (--red, --ring) 1. sonraya b ırakmak, ertelemek. 2. to -e boyun eğmek. i. riayet, (sayg ıdan kaynaklanan) itaat. s. riayetkâr; sayg ı ve itaat gösteren. i. erteleme. s. ertelenmiş. i. 1. meydan okuma. 2. kar şı koyma. s. 1. meydan okuyan. 2. kar şı koyan. i. eksiklik, noksanlık; yetersizlik. s. eksik, noksan; yetersiz. i. (bütçe, hesap v.b.´nde) aç ık; zarar. f. kirletmek, pisletmek, lekelemek, bozmak. f. 1. tanımlamak, tarif etmek. 2. belirlemek, sınırlamak, tayin etmek. s. 1. kesin. 2. belirli, belli. dilb. belirli tan ımlık: the. z. kesinlikle. i. 1. tanım, tarif. 2. tanımlama. s. kesin, son, tam. f. 1. havas ını/gazını boşaltmak, söndürmek; sönmek. 2. gururunu k ırmak. 3. ekon. para arzı ını/gaz ın nı ı azaltmak. boşaltma, söndürme; sönme. 2. gururunu k ırma. 3. i. 1. havas

ekon. deflasyon. f. yönünü de ğiştirmek; başka yöne çevirmek; yönü değişmek. deflect s.o. from his/her purpose birini amac ından çevirmek. yönünü de ğiştirip -e çevirmek. deflect s.t. into f. biçimini bozmak, biçimsizle ştirmek. deform i. 1. biçimsizlik. 2. t ıb. biçim bozukluğu, bozunum. deformity defraud defray defrost deft defunct defy degenerate degenerate degradation degrade degrading degree dehumidifier dehumidify dehydrate dehydrated deify deign deity dejected dejection delay f. doland ırmak, elinden almak. f. ödemek; (giderleri) kar şılamak. f. buzlarını çözmek/eritmek; buzları çözülmek/erimek. s. becerikli, usta, marifetli. s. 1. ölü. 2. feshedilmi ş. f. meydan okumak, kar şı gelmek, karşı koymak. s. yoz, yozla şmış, soysuz, dejenere. f. yozlaşmak, soysuzlaşmak, bozulmak, dejenere olmak. i. 1. aşağılık bir durum; itibarsızlık. 2. aşağılaşma. 3. rütbeyi indirme. f. 1. alçak bir duruma dü şürmek. 2. rütbesini indirmek. s. alçaltıcı, onur kırıcı. i. 1. fiz., geom. derece. 2. derece, basamak, a şama, rütbe, mertebe. 3. diploma. i. nem gideren alet. f. nemini gidermek. f. 1. suyunu almak, kurutmak. 2. su kaybetmek. s. susuz, kurumu ş. f. tanrılaştırmak. f. tenezzül etmek. i. 1. tanrı, ilah. 2. tanrısal varlık. s. keyifsiz, morali bozuk; hüzünlü. i. keyifsizlik, moral bozuklu ğu; hüzün. f. 1. ertelemek, sonraya b ırakmak. 2. geciktirmek. 3. oyalanmak. i. gecikme, geç kalma.

delegate delegation delete deletion deliberate deliberate deliberately deliberation delicacy delicate delicately delicatessen delicious delight delightful delimit delineate delinquency delinquent delirious delirium deliver deliver the goods deliverance deliverer delivery delivery note delivery order delivery receipt delivery time deliveryman dell delta delude deluge delusion delusive deluxe delve demagogue demagogy demand demand deposit demean demeanor demeanour demented

i. (del´ıgît, del´ıgeyt) delege, temsilci; elçi; vekil. f. (del´ıgeyt) 1. havale etmek, devretmek. görevlendirmek. i. 1. delegasyon. 2. 2. yetki verme. f. silmek, ç ıkarmak. i. 1. silme, ç ıkarma. 2. yazıdan çıkarılan parça. s. 1. kas ıtlı, maksatlı, önceden tasarlanmış. 2. temkinli, ölçülü, dikkatli. f. 1. düşünüp taşınmak, ölçünmek, tartmak. 2. görüşmek, müzakere etmek. z. kasten, mahsus, bile bile. i. 1. üzerinde dü şünme, düşünüp taşınma. 2. görüşme, müzakere. i. 1. incelik, kibarlık. 2. lezzetli şey. s. 1. kolaylıkla kırılabilen, kırılgan, nazik. 2. hassas (alet). 3. hassas ı), narin. hafif (koku/tat). 6. hafif, (konu); nazik (durum). 4. ince (yapbüyük z. 1. incelikle. 2. dikkatle, ihtiyatla, bir5. özenle. i. şarküteri, mezeci. s. lezzetli, leziz, nefis. f. 1. sevindirmek; sevinmek. 2. in -den zevk almak. i. 1. sevinç, zevk, keyif, 2. sevinç , güzel; zevkli. veren şey. s. hoşhaz. f. sınırlandırmak, tahdit etmek. f. 1. şeklini çizmek. 2. betimlemek. i. 1. (çocuklarda) suç i şleme. 2. borçların ödenmemesi. s. 1. suçlu, suç işleyen (çocuk). 2. ödenmemiş (hesap, vergi, borç v.b.). 3. ınııklayan. ödememi şı .lg i.ına çocuk suçlu. borçlar 2. ç dönmü ş. s. 1. say i. 1. sayıklama. 2. çılgınlık. f. 1. teslim etmek, b ırakmak, vermek: They will deliver the furniture tomorrow morning. şeyi Mobilyay yapmak.ı yarın sabah teslim edecekler. 2. (gazete, k. dili istenilen i. 1. kurtarma; kurtulu ş. 2. hüküm. i. 1. kurtar ıcı. 2. teslim eden kimse. 3. dağıtıcı. i. 1. teslim; da ğıtım. 2. doğurma; doğum. 3. konuşma tarzı. 4. beysbol servis. topa vuru ş,beyan ı. tic. teslim tic. teslim emri. tic. teslim makbuzu. tic. siparişlerin teslim süresi. çoğ. de.liv.er.y.men (dîlîv´ırimen) i. satılan malı eve teslim eden kimse. i. küçük vadi, korulu vadi. i. delta, çatala ğız. f. aldatmak, yan ıltmak. i. 1. sel, tufan. 2. şiddetli yağmur. i. 1. aldanma, yan ılma. 2. ruhb. sabuklama. s. aldatıcı, yanıltıcı. s. lüks, ihtişamlı. f. into -i ara ştırmak. i. demagog, halkavc ısı. i. demagoji, halkavc ılığı. i. 1. istem, istek; talep. 2. tic., ekon. talep, ra ğbet. 3. huk. talep, hak iddia etme. f. 1. talep etmek, istemek. 2. gerektirmek. 3. huk. mahkemeye vadesiz mevduat. f. alçaltmak, küçültmek. i. davran ış, tavır. i., İng., bak. demeanor. s. deli, kaç ık, çılgın.

demerit demidemijohn demilitarise demilitarize demilitarized zone demise demobilisation demobilise demobilization demobilize democracy democrat democratic democratically demolish demolition demon demonstrate demonstration demonstrative demonstrative adjective demonstrative pronoun demonstrative pronoun demonstrator demoralise demoralize demote demotion demur demure den denatured alcohol denial denigrate denim denims Denmark denomination denominator denote denounce dense density dent dental dental floss

i. (okulda) ihtar, tembih. önek yarım, yarı. i. damacana. f., İng., bak. demilitarize. f. askerden ar ındırmak. askerden ar ındırılmış bölge. i. ölüm, vefat. i., İng., bak. demobilization. f., İng., bak. demobilize. i. seferberliğin bitmesi; terhis. f. terhis etmek. i. demokrasi, elerki. i. demokrat. s. demokratik, halkç ı. z. demokratik olarak. f. yıkmak. i. yıkma; yıkılma. i. 1. cin, kötü ruh, şeytan, iblis. 2. kötü kimse, iblis. 3. enerjik kimse. f. 1. kanıtlamak, ispat etmek: He has demonstrated his loyalty to the firm. Ş olan bağispat. lılığını2. kan ıtladı. 3. 2. tan göstererek tanıtmak: demonstrate a ıtlama, gösteri. ıtım gösterisi. i.irkete 1. kan s. 1. kan ıtlayan, gösteren. 2. duygularını açığa vuran. dilb. işaret sıfatı. dilb. işaret zamiri. işaret zamiri. i. 1. göstererek tan ıtan kimse. 2. uygulama öğretmeni. 3. gösterici. f., İng., bak. demoralize. f. cesaretini k ırmak, moralini bozmak, yıldırmak. f. aşağı dereceye indirmek, rütbesini indirmek. i. indirme. f. (--red, --ring) kabul etmemek, itiraz etmek. i. s. 1. çekingen. 2. a ğırbaşlı, ciddi. i. 1. in, ma ğara. 2. k. dili tekke, yatak. 3. k. dili dinlenme odası, sığınak. mavi ispirto, kar ışık ispirto. i. 1. inkâr, yads ıma. 2. yalanlama. 3. ret. f. iftira etmek, leke sürmek, karalamak, kara çalmak, çamur atmak. i. kot (kuma ş). i., çoğ. kot pantolon, cin; blucin. i. Danimarka. i. 1. ad, isim. 2. mezhep. 3. adland ırma. 4. değer/ölçü birimi. i. payda. f. göstermek, belirtmek. f. 1. (insan, fikir, davran ış v.b.´nin) kötü/zararlı taraflarını açığa vurmak. 2. şman ın) kald ırılaca ğın3. ı duyurmak. ihbar etmek. 3. (anla ğun, kesif. 2. s ık (orman, saç v.b.). anlaşılması güç, ağır (yazı). s. 1. yo ı n kafal ı , mankafa. 5. foto. koyu (negatif). 4. kal i. 1. yoğunluk, kesafet. 2. (orman, saç v.b. için) sıklık. 3. (yazıda) ağırlık. 4.ufak foto.çukur; koyuluk. i. çentik, çöküntü, girinti. f. çentmek; çökertmek. s. 1. dişlerle ilgili. 2. dişçilikle ilgili. 3. dilb. dişsel. i. dişsel ünsüz. diş ipliği.

dental surgery dentist dentistry dentures denude denunciation deny deodorant deodorise deodorize depart department department store departure departure gate departure lounge departure terminal depend depend from Depend upon it. dependable dependence dependency depict depilate depilation depilatory deplete deplorable deplorably deplore deploy deployment deport deport o.s. deportation deportment depose deposit deposit account deposition depositor depository depot deprave depraved depravity

diş cerrahisi. i. diş hekimi, diş tabibi, dişçi. i. diş hekimliği, dişçilik. i. takma diş. f. soymak; ç ıplaklaştırmak, çıplak bırakmak. i. 1. (insan, fikir, davran ış v.b.´nin) kötü/zararlı taraflarını açığa vurma. 2. şman ın) ıkald ırı2. laca ğını duyurma. ihbar. 3. (anla mak. yalanlamak. 3. reddetmek. 4. -den yoksun f. 1. inkâr etmek, yads

esirgemek, vermemek. bırakmak, s., i. deodoran, koku giderici. f., İng., bak. deodorize.
f. kokusunu gidermek. f. 1. ayrılmak, gitmek. 2. hareket etmek, kalkmak: At what time does the 3.kol. ölmek, vefat ıetmek. 4. from bus depart? Otobüs saat sım, şkalk ube,ıyor? daire, 2. bakanl k, vekâlet. i. 1. departman, bölüm, k ıkaçta büyük ma ğaza, bonmarşe. i. 1. gidiş, ayrılış, terk. 2. hareket etme, kalkış. 3. değişiklik, yenilik. 4. 5. vazgeçme. sapma, ayr ısı ılma. . çıkış kap çıkış salonu. çıkış terminali. f. on/upon 1. -e güvenmek. 2. -e ba ğlı olmak: The number of people who will come depends on how many tickets we can sell. Geleceklerin say ısı -den sarkmak. Emin olunuz. s. güvenilir. i. 1. güven, güvenme. 2. ba ğlılık. 3. bağımlılık. i. 1. bağımlılık. 2. sömürge. 3. ek bina. f. 1. resmetmek, resmini çizmek. 2. betimlemek, anlatmak. f. tüyleri gidermek/dökmek. i. depilasyon, depilaj, tüyleri giderme/dökme; epilasyon. i. depilatuar, depilatif, tüy dökücü krem. s. depilatif, tüy giderici/dökücü. f. tüketmek, bitirmek. s. acınacak durumda, içler acısı. z. acınacak biçimde. f. 1. -e çok üzülmek, -den ac ı duymak. 2. -e yerinmek, -e yazıklanmak. f. 1. plana göre yerle ştirmek. 2. ask. yayılmak. i. 1. plana göre yerle ştirme. 2. ask. yayılma f. sınırdışı etmek. davranmak, hareket etmek. i. sınırdışı etme. i. davran ış, tavır. f. 1. tahttan indirmek. 2. görevden almak, azletmek. 3. yeminli ifade vermek. i. 1. emanet. 2. depozit, depozito; kaparo, pey akçesi: The salesman asked for hesab a thirty ı.million lira deposit. Sat ıcı otuz milyon lira depozit istedi. mevduat i. 1. tahttan indirme. 2. görevden alma. 3. yeminle yaz ılı ifade. 4. depozit olarak verme. 5.ıran (tortu) b ırakma. kimse. i. mudi, para yat i. depo, ardiye. i. 1. depo, ardiye. 2. istasyon; durak. 3. ask. depo. f. baştan çıkarmak, ahlakını bozmak. s. ahlak ı bozuk, baştan çıkmış. i. 1. ahlak bozuklu ğu. 2. doğru yoldan ayrılma.

deprecate depreciate depreciation depress depressed depression deprive dept depth depth of winter deputation deputise deputize deputy derail derailment derange deranged derangement derelict deride derision derisive derisory derivation derivative derive dermatitis dermatologist dermatology derogatory dervish descend descendant descendent descent describe description descriptive desecrate desecration desegregate desegregation desensitise desensitize desert desert

f. onaylamamak, protesto etmek. f. 1. fiyatını kırmak, değerini düşürmek. 2. ucuzlatmak; amortize etmek. i. 1. değerini düşürme; değeri düşme. 2. aşınma payı, amortisman. f. 1. -i bastırmak, -e basmak. 2. üzmek, canını sıkmak, moralini bozmak. zayı2. flatmak. ğerini/miktar ını azaltmak. 3. 1. kuvvetten dü şürmek, düde şürülmü ş. 3. durgun s. morali bozuk, keyifsiz. de ğeri 4. (piyasa/ekonomi). i. 1. moral bozuklu ğu, keyifsizlik. 2. piyasada durgunluk, ekonomik kriz. 3. alanı. -den etmek: This work ruhb. depresyon, çöküntü. 4. alçak bas ınç etmek, ırakmak, -den mahrum f. of -den yoksun b ş bizi sa ğ l ığı mızdan edecek. will us of our health. Bu i ıs. deprive department. k i. 1. derinlik. 2. derin yer. k ış ortası, karakış. i. 1. temsilciler heyeti, delegasyon. 2. temsilci atama. f., İng., bak. deputize. f. 1. vekil olarak atamak. 2. for (bir kimsenin) yerini doldurmak. i. 1. vekil; yard ımcı, muavin. 2. polis. 3. milletvekili. f. (treni) raydan ç ıkarmak; (tren) raydan çıkmak. i. (treni) raydan ç ıkarma; (tren) raydan çıkma. f. 1. düzenini bozmak, altüst etmek, kar ıştırmak. 2. delirtmek. s. deli. i. 1. düzensizlik, kar ışıklık. 2. delilik. s. 1. terkedilmiş, sahipsiz. 2. kayıtsız, ilgisiz, ihmalkâr. f. alay etmek, alaya almak. i. alay, istihza. s. alaylı, alaycı. s. 1. alaylı, alaycı. 2. gülünç, kepaze, devede kulak gibi. i. 1. türetme. 2. köken, kaynak. i. türev. f. from 1. -den sa ğlamak, -den elde etmek, -den almak: He derives his income from his Gelirini yat ırımlarından sağlıyor. He derives yang ısinvestments. ı. i., tıb. deri i. dermatolog, deri hastal ıkları uzmanı, cildiyeci. i. dermatoloji, cildiye. s. küçültücü, küçük dü şürücü, aşağılayıcı. i. derviş. f. 1. inmek; (ku ş, uçak v.b.) alçalmak; (karanlık, sis v.b.) çökmek. 2. from in soyundan gelmek. 3. on/upon inip -e sald ırmak; -e sökün etmek, i. torun; of (birinin) soyundan gelen kimse. i., bak. descendant. i. 1. iniş; alçalma; çökme. 2. on/upon inip -e saldırma; -e sökün etme; ın. ı3. soy. betimlemek, tarif etmek. 2. anlatmak. bask mlamak, f. 1. tan i. 1. tanımlama, betimleme, tarif. 2. cins, çeşit, tür. 3. eşkâl: The police were obtain a description of the thief. Polis h ırsızın eşkâlini ımlayıcıto , betimsel. s. tanunable f. (kutsal bir şeye) saygısızlık etmek. i. (kutsal bir şeye karşı) saygısızlık. f. ırk ayrımını kaldırmak. i. ırk ayrımının kaldırılması. f., İng., bak. desensitize. f. uyuşturmak. i. hak edilen şey, layık olunan şey. He got his deserts. Hak ettiğini buldu. i. çöl, sahra. s. 1. çorak, çöllük. 2. bo ş, ıssız.

desert deserter desertion deserve deservedly deserving deserving of praise design designate designation designer desirable desire desirous desist desk desktop desktop computer desktop publishing desolate desolate desolation despair despairingly desperate desperately desperation despicable despicably despise despite despondent despot despotic despotical despotism dessert dessert spoon destination destined destiny destitute destitution destroy destroyer destruction destructive

f. 1. terketmek, b ırakmak. 2. ask. askerlikten kaçmak. 3. kaçmak, firar etmek. i. asker kaça ğı. i. 1. terketme, terk. 2. askerlikten kaçma, firar. f. hak etmek, layık olmak. z. haklı olarak; hak ettiği gibi. s. of -i hak eden, -e layık. övülmeye layık. i. 1. tasar ım, dizayn, tasar çizim. 2. tasarlama. 3. plan, proje. 4. desen. 5. ımını isimlendirmek. yapmak: Selda3. amaç, maksat, hedef. 6. entrika, komplo. f. adland 1. tasar belirtmek. 2. ırmak, f. 1. göstermek, işaret etmek,

ırmak, -e ayıs rmak, (to/for) -e atamak, -e tayin tayin etmek. 4. for 2. için ayisim, ıfat. -e tahsis i. 1. atama, tayin; atanma, edilme. ad, unvan, i. 1. tasar ımcı. 2. desinatör. 3. modelist, stilist.
s. arzu edilen, istek uyand ıran, çekici, cazip. i. 1. arzu, istek. 2. rica, dilek. 3. şehvet. f. 1. arzu etmek, arzulamak, istemek. rica etmek. s. istekli, 2. arzu eden. f. from -den vazgeçmek, -i b ırakmak. i. 1. yazı masası. 2. sıra. 3. kürsü. 4. daire, şube, masa. From her desk the teacher could see the desks of all her students. Ö ğretmen i. masaüstü. masaüstü bilgisayar. masaüstü yayımcılık. s. 1. terkedilmiş, metruk; ıssız, tenha, boş. 2. harap, perişan. 3. kimsesiz, ız. etmek, perişan etmek. yaln f. harap i. 1. haraplık, perişanlık. 2. kimsesizlik, yalnızlık. 3. keder. i. umutsuzluk, ümitsizlik. f. of -den umutsuz olmak, -den ümitsiz olmak. z. umutsuzca, ümitsizce. s. 1. umutsuz, ümitsiz. 2. her şeyi göze alabilen; gözü dönmüş. z. umutsuzca, ümitsizce. i. umutsuzluk, ümitsizlik. s. alçak, a şağılık, rezil. z. alçakça. f. küçümsemek, hor görmek, adam yerine koymamak. i. nefret, kin, garaz. edat -e kar şın, -e rağmen: He was generous despite ğuna karşın eli açıktı. his poverty. Yoksullu s. umutsuz, ümitsiz, meyus. i. despot, tiran. s. despotik, despotça. s., bak. despotic. i. despotluk, despotizm. i. (yemeğin sonunda yenen) tatlı, yemiş, soğukluk. tatlı kaşığı. i. 1. gidilecek yer. 2. var ış yeri. 3. hedef. s. i. talih, k ısmet, kader, alınyazısı, yazgı. s. 1. yoksul, muhtaç, fakir. 2. of -den yoksun. i. yoksulluk, fakirlik. f. yıkmak, harap etmek, yok etmek, ortadan kaldırmak; öldürmek. i. 1. yok edici şey/kimse. 2. destroyer, muhrip. i. 1. yıkma, yok etme; yıkılma, yok olma. 2. yıkım. s. yıkıcı, zararlı.

desultory detach detachable detached detachment detail detailed detain detect detection detective detective story detector detention deter detergent deteriorate deterioration determinant determination determinative determine determined deterrence deterrent detest detestable dethrone detonate detour detract detriment detrimental deuce devaluation devalue devastate devastation develop developing developing country development developments deviate deviation device devil

s. 1. gelişigüzel, rasgele. 2. rabıtasız, bağlantısız. 3. amaçsız, gayesiz. f. ayırmak, çıkarmak, sökmek. s. ayrılabilir, çıkarılabilir, yerinden sökülebilir. s. 1. tarafs ız, yansız, objektif. 2. müstakil (ev). i. 1. ayırma, çıkarma, sökme. 2. ask. müfreze, müfrez birlik. 3. tarafs ızlık, ızlıık, objektiflik. yans ntı , detay. 2. ayrıntılar, detaylar, tafsilat, teferruat. 3. ask. özel bir i. 1. ayr ş için seçilmi ş grup, i ı nt ı l ı , detayl ı. müfreze. s. ayr f. 1. alıkoymak. 2. geciktirmek. 3. gözaltına almak. f. 1. sezmek, farketmek. 2. bulmak, ke şfetmek. i. bulma, ke şif. i. dedektif, hafiye. polisiye roman. i. dedektör, detektör, bulucu: mine detector may ın dedektörü/detektörü. i. 1. alıkoyma. 2. gecikme. 3. gözaltına alma. f. (--red, --ring) from -den vazgeçirmek, -den cayd ırmak. i. deterjan. f. kötüle şmek, kötüye gitmek, fenalaşmak, bozulmak. i. kötüleşme, kötüye gitme, fenalaşma, bozulma. s. belirleyici, tayin eden. i. belirleyici etken. i. 1. azim, kararlılık. 2. belirleme, tayin; tespit, saptama. s. belirleyici, tayin eden. i. belirleyici şey. f. 1. belirlemek, tayin etmek; tespit etmek, saptamak: We have not yet determined the ıprice of that book. O kitab ın fiyatını henüz saptamadık. . s. azimli, kararl i. 1. cayd ırma. 2. caydırıcılık. s. caydırıcı. i. caydırıcı şey. f. nefret etmek, iğrenmek, tiksinmek. s. nefret uyand ıran, iğrenç, tiksindirici. f. tahttan indirmek. f. patlamak, infilak etmek; patlatmak, infilak ettirmek. i. varyant (yol). f. varyanttan gitmek. f. from -i azaltmak, -e gölge dü şürmek. i. zarar, ziyan. s. zarar veren, zararlı, muzır. i. 1. isk. ikili. 2. (zarda) dü. 3. tenis beraberlik, berabere kalma. i., ekon. devalüasyon, de ğer düşürümü. f., ekon. devalüe etmek, de ğerini düşürmek. f. 1. harap etmek, mahvetmek, viraneye çevirmek. 2. peri şan etmek. i. 1. harap etme, mahvetme; harap olma, mahvolma. 2. peri şan olma. 3. ım, zarar. y ştirmek; gelişmek: He is working hard to develop his Italian. f.ık 1. geli

İtalyancas ını geli ştirmek için çok çalışıyor. develop an idea bir fikri olan. s. gelişmekte gelişmekte olan ülke.
i. 1. geliştirme; gelişme, gelişim. 2. genişletme; genişleme. 3. (âdet) edinme. i. olaylar.4. (f ırtına, basınç alanı v.b.) oluşma, oluşum. 5. kalkınma, f. sapmak, ayr ılmak. i. sapma, ayr ılma. i. 1. alet; ayg ıt. 2. plan, yol, yöntem. 3. hile, oyun. 4. arma, ongun. i. şeytan, iblis.

devil´s advocate devilish devil-may-care devilment devious devise devoid devolve devote devoted devotee devotion devotional devotions devour devout dew dewdrop dewy dexterity dexterous dextrous diabetes diabetic diabolic diabolical diagnose diagnosis diagonal diagram dial dial direct to dial tone dialect dialectics dialing tone dialog dialogue dialysis diameter diametrically diametrically opposite diamond diamond cutter diamond jubilee diaper diaphragm

tartışma olsun diye zayıf tarafı savunan kimse. s. şeytanca, şeytan gibi. s. kimseye ald ırmayan, pervasız. i. muzırlık, yaramazlık. s. 1. dola şık, dolambaçlı. 2. sinsi, hilekâr. 3. hileli. f. tasarlamak, planlamak, düzenlemek, tertiplemek. s. of -den yoksun, -den mahrum. f. on -e geçmek, -e kalmak, -e devrolmak. f. to -e adamak, -e vakfetmek; -e ay ırmak, -e hasretmek: He has devoted ın himself serving poor. Kendini yoksullar -e içten ba ğlı. 2. -e düşkün; -i hizmetine seven. adadı. He s. (to) 1.to -e sad ık, the i. 1. düşkün, meraklı, tutkun. 2. dinine çok bağlı olan kimse, zahit. i. 1. sadakat, içten ba ğlılık. 2. adama, vakfetme; hasretme. s. ibadete özgü, ibadetle ilgili. i. k ısa bir ibadet. i. ibadet. f. 1. (yeme ği) silip süpürmek, bir çırpıda yiyip bitirmek; (avı) parçalayıp yutmak. 2. bir solukta okumak. 3. (bir (birini) yiyip bitirmek. 4. s. 1. dindar, dini bütün, mütedeyyin. 2.duygu) samimi, içten, yürekten. i. çiy, şebnem. i. çiy damlas ı. s. üzerine çiy dü şmüş, çiyle kaplı. i. el çabuklu ğu, beceri, ustalık. s. eli çabuk, eli uz, usta. s., bak. dexterous. i., tıb. şeker hastalığı, diyabet. s., tıb. diyabetik. i., tıb. şeker hastası. s. şeytani, şeytanca. s., bak. diabolic. f. teşhis etmek, tanılamak. i. teşhis, tanı. s. köşegenel. i. köşegen, diyagonal. i. 1. diyagram, grafik. 2. plan, şema. f. diyagram ile göstermek; ını çizmek. diyagram i. 1. kadran. 2. (saatte) mine, kadran. f. (--ed/--led, --ing/--ling) (telefon ını) çevirmek. numaras -i direkt aramak. (telefonda) çevir sesi. i. diyalekt, lehçe, a ğız. i. eytişim, diyalektik. İng. (telefonda) çevir sesi. i. diyalog. i., İng., bak. dialog. çoğ. di.al.y.ses (dayäl´ısiz) i., tıb. diyaliz. i. çap, kutur. z. 1. çap boyunca. 2. tamamen. taban tabana zıt. i. 1. elmas. 2. baklava biçimi. 3. isk. karo. 4. beysbol iç alan; oyun alan ı. elmastıraş. altm ışıncı veya yetmiş beşinci yıldönümü. i. çocuk bezi. f. çocuk bezini sarmak/de ğiştirmek. i. 1. anat. diyafram kas ı, diyafram. 2. zar, böleç. 3. diyafram.

diarrhea diary dice dicebox dicker dictate dictation dictator dictatorial dictatorship diction dictionary dictum did Did she hurt herself? Did you ever? Did your ears burn? didactic didn`t die die die away die down die of boredom die off die out diehard diet dietician dietitian differ difference difference of opinion different differential differentiate differently difficult difficulty diffidence diffident diffraction diffuse diffuse diffusion dig dig down

i. ishal, sürgün. i. 1. günce, günlük. 2. hat ıra defteri. i., çoğ. oyun zarları. f. 1. küp şeklinde doğramak. 2. zar atmak. i. zar atma kab ı. f. (with) (ile) pazarlık etmek. f. 1. dikte etmek, yazd ırmak. 2. emretmek. 3. zorla kabul ettirmek. 4. gerektirmek. 5. belirlemek. i. 1. dikte. 2. emir. i. diktatör. s. diktatörce, amirane. i. diktatörlük. i. 1. diksiyon, söyleyim. 2. sözcük seçimi, sözcükleri kullanma şekli. i. sözlük, lügat. çoğ. dic.ta (dîk´tı)/--s (dîk´tımz) i. 1. otoriter hüküm/söz. 2. özdeyiş, atasözü. 3. huk. mütalaa. f., bak. do. Bir yerini mi incitti? k. dili Allah Allah! Kulaklarınız çınladı mı? s. didaktik. k ıs. did not. f. (--d, dy.ing) 1. ölmek, vefat etmek. 2. (makine) birdenbire durmak, stop ş) sönmek. canoyun atmak, etmek. p, (ate matris. 2. (çoğ. 4. dice) zarçok ı. istemek: Altan is dying to i. 1. kalı3. (gürültü) yava ş yavaş kesilmek, (ses) azalmak. (rüzgâr/f ırtına/yağmur) hafiflemek; (ateş/yangın) sönmeye yüz tutmak; (alev) azalmak. dan patlamak. sıkıntı birer birer ölmek. yok olmak, ortadan kalkmak. i. inatla tutuculu ğunu sürdüren kimse. i. 1. diyet, rejim, perhiz. 2. beslenme biçimi. 3. yiyecek. f. perhiz yapmak, rejim yapmak. i., bak. dietitian. i. diyet uzman ı, diyetisyen. f. 1. from -den ba şka olmak, -e benzememek, -den farklı olmak, -den ılmak. 2.fark. with 2. ileanla aynş ı mazl fikirde ayr ık.olmamak. i. 1. ayrılık, fikir ayrılığı. s. 1. (from) farklı, başka, ayrı. 2. çeşitli, değişik. i. diferansiyel. f. 1. ayırmak, ayırt etmek. 2. farklılaşmak, farklı olmak. z. başka şekilde, başka türlü. s. 1. güç, zor. 2. geçimsiz. i. 1. güçlük, zorluk. 2. s ıkıntı, problem. make difficulties zorluk çıkarmak. i. çekinme, utangaçlık, çekingenlik. s. çekingen, utangaç, s ıkılgan. i., fiz. k ırınım, difraksiyon. s. 1. fiz. da ğınık, yayınık, difüzyona uğramış. 2. zaman zaman konu dışına meseleyi uzun uzad ıya anlatan. ç yay ılmak, dağılmak. f.ıkarak yaymak, da ğıtmak; i., fiz. yayınma, yayınım, difüzyon. f. (dug, --ging) 1. kazmak, bellemek. 2. kaz ı yapmak. 3. dürtmek. 4. argo enmek, hoşlanmak. 5.sökülmek, argo -den kendi anlamak. i. 1. be ını(arkeolojik) ödemek. kazı. 2. k. ğ dili elini cebine atmak, paras

dig in dig one´s heels in dig out dig up digest digest digestion digestive digestive troubles digit digital digital computer digital computer dignified dignify dignitary dignity digress digression dike dilapidate dilapidated dilapidation dilate dilatory dilemma dilettante diligence diligent diligently dill dillydally dilute diluted dim dime dimension diminish diminishing returns diminutive dimmer dimple dimwit din dine dine out diner

1. ask. siper kazmak, avc ı çukuru kazmak. 2. (bir şeyi) kürekle toprağa ıştırmak. 3. k. dili yemek yemeye ba şlamak, yumulmak: Dig in! Haydi kar k. dili inat edip hiç yapmamaya karar vermek. 1. arayıp çıkarmak. 2. (gömülmüş birini/bir şeyi) kürekleyerek çıkarmak. kazıp çıkarmak. i. 1. özet. 2. derleme. f. 1. sindirmek, hazmetmek; sindirilmek. 2. özümlemek, özümsemek: I´ve read the poem, but I haven´t yet digested it. Şiiri okudum fakat henüz i. sindirim, hazım. s. 1. sindirime ait, sindirim. 2. sindirimi kolayla ştıran. i. sindirimi ştıbozuklu ran ilaç.ğu, hazımsızlık. kolayla sindirim i. 1. parmak. 2. s ıfırdan dokuza kadar tamsayıların her biri, rakam. s. dijital, sayısal. dijital bilgisayar. dijital bilgisayar. s. ağırbaşlı. f. 1. onurland ırmak, şeref vermek. 2. büyütmek, yüceltmek. i. rütbe/mevki sahibi, kodaman. i. 1. itibar, sayg ınlık. 2. vakar, asalet. f. konu d ışına çıkmak, konudan ayrılmak. i. 1. konudan ayr ılma. 2. konu dışı söz, arasöz. i. 1. hendek, suyolu, ark, kanal. 2. set, bent. 3. argo lezbiyen, sevici. f. harap etmek, tahrip etmek; harap olmak. s. harap, köhne, yıkık dökük, yıkkın, viran. i. harap olma. f. genişletmek, büyütmek; genişlemek, büyümek. s. 1. işi ağırdan alan, geciktiren. 2. ağır, yavaş. i. 1. man. ikilem, dilemma. 2. güç durum, ç ıkmaz, açmaz. i. hevesli, heveskâr, amatör. i. özenle ve sebat ederek çal ışma. s. özenle ve sebat ederek çal ışan (kimse); özenle ve sebat edilerek ılan (iş ). sebat ederek. yap z. özenle ve i., bot. dereotu, yabant ırak, Anethum graveolens. f., k. dili oyalanmak; karars ızlık yüzünden vakit kaybetmek; ıvır zıvırla vakit kaybetmek. ırmak, su katmak; hafifletmek. f. suland s. suland ırılmış, su katılmış. s. (--mer, --mest) 1. lo ş, donuk, sönük. 2. belirsiz. 3. bulanık. f. (--med, -ming) 1. ( ışığı) azaltmak; (ışık) azalmak. 2. söndürmek, azaltmak; i. on sent. i. 1. boyut. 2. ço ğ. ebat, boyutlar. f. azaltmak, eksiltmek, küçültmek; azalmak, eksilmek. ekon. azalan verim. s. küçücük, ufac ık, minicik. i., dilb. 1. küçültme. 2. küçültme eki. i., elek. dimmer, azalt ıcı. i. gamze. i., k. dili aptal, budala, al ık. i. gürültü, patırtı. f. 1. günün esas yeme ğini yemek. 2. akşam yemeği yemek. 3. ziyafet ğe davet etmek, yemek vermek. yemeyemek. yemek dining car vagonvermek. restoran. dining hall yemek dışarıda 4. ı . salonu. dining room yemek odas i. 1. yemek yiyen kimse. 2. vagon restoran. 3. vagon restorana benzer lokanta.

dingy dinner dinner jacket dinner party dinner service/set dinner table dinnertime dinnerware dinosaur dint dip dip into a book diphtheria diphthong diploma diplomacy diplomat diplomatic diplomatic corps diplomatic immunity diplomatic relations diplomatic service diplomatically dipper dipstick dire direct direct direct call direct current direct current direct dialing direct object direct object direct tax direction directions directive directly director directory dirge dirt dirt cheap dirt cheap dirt poor dirt road

s. 1. rengi atm ış, kirli. 2. karanlık, sönük. i. 1. günün esas yeme ği. 2. akşam yemeği. 3. ziyafet. smokin. yemekli davet. sofra tak ımı, yemek takımı. sofra. i. yemek vakti. i. yemek tak ımı. i. dinozor. i. f. (--ped, --ping) 1. bat ırmak, daldırmak, banmak; batmak, dalmak. 2. şağı ya do ğru meyletmek. i. 1. dalma, batma. 2. ani iniş, çukur. a ı gözden geçirmek. bir kitab i., tıb. difteri, kuşpalazı. i. ikili ünlü, diftong. i. diploma. i. 1. diplomasi. 2. ba şkalarıyla ilişkide ustalık. i. 1. diplomat. 2. ilişkilerinde ustalık gösteren kimse, diplomat. s. 1. diplomatik. 2. ba şkalarıyla ilişkide usta. kordiplomatik. diplomatik dokunulmazlık. diplomatik ilişkiler. dışişleri memurluğu, hariciyecilik. z. diplomatça, diplomatik bir şekilde. i. kepçe. i., oto. ya ğ çubuğu. s. 1. korkunç, deh şetli, müthiş. 2. acil. s. 1. direkt, do ğrudan, dolaysız. 2. açık, kesin. 3. toksözlü. z. doğrudan ğruya, doğruca, direkt. do f. 1. yönetmek, idare etmek. 2. yöneltmek, çevirmek, do ğrultmak: The astronomer directed telescope toward the Milky Way. Astronom şma. otomatik/direkt konuhis elek. do ğru akım. doğru akım. direkt arama. dilb. nesne, dolays ız tümleç, düz tümleç. dilb. nesne. dolaysız vergi. i. 1. yön, istikamet, taraf. 2. yönetim, idare. i. 1. talimat. 2. kullanma talimat ı. i. direktif, yönerge, talimat. z. 1. doğrudan, doğrudan doğruya. 2. hemen. i. 1. yönetici, müdür, direktör. 2. yönetmen, rejisör. i. 1. rehber. 2. bilg. rehber, dizin. i. ağıt, mersiye. i. kir, pislik; çamur; toz. k. dili çok ucuz, sudan ucuz. k. dili sudan ucuz, bedava. k. dili çok yoksul, çok fakir. toprak yol.

ters. i. yetersizlik. i. görülebilir. sezmek. ortadan kaybolma. f. pis iş. k. hayal k ırıklığı. borç ödemek. havari. 2. i. sakatlık. 1. elektrik akımını boşaltma. tatsız işler. f. pisletmek. 1. -i onaylamamak. düzensizlik. doğru bulmama. (in) -e inanmamak. mürit. güvenini kazanmak. dağıtmak. feci. zeki. zararsız duruma getirmek. 1. 3. dökülme. 1. 3. 2. s. 2. atmak. onaylamama. s. elverişsiz. 1. kaybolmak. akmak. is discharging sewage2. reddetmek. 2. ayırt etmek. f. -i kınamak. anlamak. dili kötü bir bak ış: He gave her a dirty look. i. inanmayış. f. 1. 1. farkedilebilir. elek. afet bölgesi. 1. sak ıncalı. i. 2. maluliyet. 1. çıkarma. ret. 1. yıkım. hile. dağılmak. (para) da ğıtmak. pis. 2. zarar. mahzurlu. (para) harcamak. akma. f. f. karıştırmak. i. boşalmak. 1. i. naho i. hoşa gitmeyen. afet. ödeme. iğrenç. inanmama. 2. s. fark ına varmak. f. 1. of -i do ğru bulmamak. i. Raporlar kazan ş. ortadan kaybolmak: My pen has i. 1. görmek. Ona kötü kötü baktı. f. s. s. sert. 1. bela. sakatlamak. (--red. silahs ızlandırmak. insanı pisleten iş. anla şmazlık. yok yok olma. . felaket getiren. gözden kaybolmak. kınama. into the river. O yükü bo şaltma. karışıklık. diskaro. felaket. f. çirkin. akıtmak. s. --ring) huk. s. bak. silahs ızlanma. (tarım makinelerinde) disk. f. yok olmak: Too many forests have disappeared. dökülmek: discharge cargo şaltmak. boşalma. anlayışlı. çelişmek: The reports disagree on the cause konusunda çeli şiyor.pipe boşalma. with -e of the accident. 3. kirletmek. 2. dış arboru ı i. çekişme. f. akThat ıtma. f. çömez. ayırt etme. f.dirty dirty look dirty work disability disable disabled disabuse disadvantage disadvantageous disagree disagreeable disagreement disappear disappearance disappoint disappointed disappointment disapproval disapprove disarm disarmament disarrange disarray disaster disaster area disastrous disastrously disavow disavowal disband disbar disbelief disbelieve disburse disbursement disc disc harrow disc jockey discard discern discernible discerning discernment discharge discharge discharge/pay a debt disciple s. 2. 2. ateş verme. i. i. anlayış. 4. i. 2. aksi. mahzur. i. Pek çok orman oldu. i. barodan ihraç etmek. 3. hayal k ırıklığına uğratmak. huysuz. diskcokey. uymamak. sakat. feci halde.nedeni 2. uyuşmazlık. 2. düzenini bozmak. hayal k ırıklığına uğramış. tan ımamak. f. sahtekârlık. gözden kaybolma. 1. ödenen para. dili 1. boşaltmak. sak ınca. ümidi kırılmış. 2. f. dezavantajlı. seziş. dezavantaj. k. z. dağıtmak. f. silahsızlanmak. ıskartaya çıkarmak. 3. bo olma. tatsıın z. diskli tırmık makinesi. uyuşmamak. kirli. tediye de şarjetmek. disk. (birini) (yanlış düşüncesinden) vazgeçirmek. f.

soldurmak. f. sağduyu. tekzip tekzip. ıskonto etmek. takdir yetkisi. mak. 2. ifşa. rahats ızlık. bilim dal ı. reddetmek.. disko müziği. f. 2. i. yalanlama. zevk. i. ayırım yapma. ifşa etmek: disclose a secret bir sırrı ifşa etmek. i. s. f. nutuk. İyi ı kötülerinden ayırt edemez. indirim. f. disiplinle ilgili. hor görme. ayıran. keşfetmek. huzursuzluk. 2. farkl s. -den söz etmek. güvenini sarsmak. 2. anlaşmazlık. i. i. dili disko. ihtiyari.e inkâr 2. kabaca. s. hevesini kırmak. ayrım. etmek. yads yalanlamak. altüst etmek. şüphe. 3. -i ele almak. fark. f. şmazl ık. s. (telefon. devam etmemek. rengini bozmak. 1. avutulamaz. saygısızlık. düzenini bozmak. küçük görme. 1. bulmak. hor görmek. 2. i. -e karşı s. müz. vazgeçmek.ç2. i. kesmek. 2. s. ayrılık. buluş. sayg ısızca. sıkıntı. f. ayırım. 2. ağzından çıkana dikkat eden. . durdurmak. kabul etmemek. spor 1. sayg ısız. ıskonto. 3. görü şmek. ile ba ğlantısını kesmek. zevk sahibi. isteğe bağlı. k. from -den ayırmak.. söylev. tartışma. f. i.disciplinarian disciplinary discipline disclaim disclaimer disclose disclosure disco disco music discolor discolour discomfort disconcert disconnect disconsolate discontent discontented discontinue discord discordant discothèque discount discount discourage discouragement discourse discourse discourteous discourteously discourtesy discover discovery discredit discreet discrepancy discrete discretion discretionary discriminate discriminate against discriminating discrimination discus discus thrower discuss discussion disdain i.. 1. diskotek. f. 4. itaat. zor beğenen. 1. 1. 2. 1. fark gözetmek. rahatsız etmek. 1. 1. ayırt etme. 1. nezaketsiz. gaz v. 1. güvensizlik. hoşnutsuz. 3. 2. şürmek. tepeden bakmak. ortaya ç ıkarinvestigations ılan şey. 2. i. cezaland ırma. f. bulgu. 1. hevesin k ırılması. i. ığa ç ıkarmak. 1. ortaya ıkarmak: Our have disclosed the aç ığ a çıkarma. i. from elek. i.. muh. ayırım kitaplar ayırım yapmak. (bono/senet) k ırmak. 2. meydana çıkarma. kaba. 1. 1. s. uyuşmazlık.. farklılık. 2. keşif. 3. disk atma. tutarsızlık. düzence. 5.. ırabilme yetisi. 2. çelişme. disiplin yanl ısı. titiz. tartışmak. itibardan düşürmek. 2.b. itimatsızlık. 1. görüşme. tenzilat. hoşnutsuzluk. i. i. 1. f. gözünü korkutmak. f. 3. boyun ımak. disiplin. ayrı tutmak. 1. talim. ayırt eden. ahenksiz. yar ıda bırakmak. ğme. ayr i. 2. 1. aç ığa vurmak. İng. 2. 2. lekelemek. 3. f. bak. ciddi ve ayr ıntılı bir konuşma/yazı. akortsuz. ayırmak: He can´t discriminate good books from bad. şaşırtmak. s. f. 2. i. f.ı. 1. cesaretsizlik. indirim yapmak. cesaretini k ırmak. 1. itibars ızlık. sıkıntı vermek. meydana çıkarmak. s. ağız sıkılığı. güzeli çirkinden ay ğ. müz. ortaya çıkarmak. tepeden bakma.etmek. uyu ı. ciddi ve ayr ıntılı bir şekilde konuşmak/yazmak. gözden ıs ıüpheye kı. dü tedbirli. kabalık. akortsuzluk. küçük görmek. discolor. s. --es (dîs´kıs ız)/dis. aç i. beğeni. disiplin 3. nezaketsizlik. f. fark gözetme. fark. f. i. cereyan. f.´ni) kesmek. (from) -den vazgeçirmek. s ıkıdüzen: military discipline askeri disiplin. sert amir.ci (dîs´ay) ço spor diskçi. ayırt etmek. z. disiplin. a ğz i. ş düşürmek. hesaptan düşmek. disk. uyumsuz. 3. denli. i. çok kederli.

dezenfektan. dezenfekte etmek. hasta. mikroplardan ar ındırmak. i. s. f. şerefini lekelemek. (bir şeyden/birinden) soğutmak. teker. bozunum... i. 1. ahenksizlik. 2. 2. f. sayr ı. s. dürüst olmayan.iğ brenç. yüzkarası. girdi. 1. f. ilgisini kesmek.. savaş alanından çekmek. 2. 2. 1. yalancılık. i. sahtekâr. f. tarafs i. Kral tan tiksinti. 1. bulaşıklık. i. 1. serbest ırakmak. rezil etmek. 1. i. 1.. hayal k ırıklığı. 2. 1. s. s. s. bıkk ık. giyim v. serbest.. 2. 1. canı sıkkın. uyumsuzluk. biçimsizle ştirmek. 1. bula şıkçı. yansı z. sayrılık. bulaşık bezi. f. i. parçalamak. i. i. yüz k s. olarak k ılık değiştirmek: The king disguised himself as a ınmamak için dilenci kıınl lığı na 2. 1. i. out da ğıtmak. bak. bezdirmek. bulaşık tası. i. itibardan düşme. hayal k ırıklığına uğratmak. gözden dü şme. i. hoşnutsuz. vermek. 2. açmak. İng. 2. iğrendirmek. tiksindirmek. kurs. alçak. . f. s. f. dü ızart ıcı. fiz. çözülmek. f.disdain to do s. alçaklık. tabak. çirkinleştirmek. a ğırşak. bulaşık damlalığı. ba ğlantısını kesmek. bir konuyla hiçbir ilgisi olmayan. çanak. s. darmada i. (kimse). 1. from -den kurtarmak. iğrenme. f. illet. tabak dolusu. 2. i.. parçalanmak. s.. bak. İng. gözünü açma. b ğlantısız. f.´ni) darmada ğınık etmek. ba(askerleri) f. 3. as .t. karaya ç ıkarmak/çıkmak. umudunu kırmak. çözmek. karmakarışık. yüzkaras ı. hevesini kırmak. utanç kaynağı. f. gözden dü şürmek. cesaretini k ırmak. i. müz. f. bezginlik.. parçalama. güvenilmez. biçimini bozmak. itibardan şürmek. gözden dü şme. anat. gözünü açmak. i. i. 1. 2. gizlemek. f.. rezalet. disdainful disease diseased disembark disenchant disenchantment disengage disengaged disentangle disfavor disfavour disfigure disgrace disgraceful disgruntled disguise disgust disgusting dish dish drainer/rack dish rack disharmony dishcloth dishearten dishevel disheveled dishful dishonest dishonesty dishonor dishonorable dishonour dishpan dishwasher dishwater disillusion disillusionment disincline disinfect disinfectant disinherit disinheritance disintegrate disintegration disinterested disk bir şey yapmaya tenezzül etmemek. karmakar ık. up tabağa koymak. f. bulaşık suyu. (seyyar) damlalık. dürüst olmayan. aç ılmak. gözünü açmak. tiksindirici. dishonor. (--ed/--led. bozunma. 2.. 1. bir konuda hiçbir ç ıkarı olmayan ız. 1. f. parçalanma. disfavor. bölmek.b. gözü açılma. mirastan yoksunluk. ışığı kn etmek. hastalık. 2. f. bilg. disk. fiz. ıktırmak. --ing/--ling) (saç. f. i. salıvermek. bozunmak. 2. yemek. s. mikropsuzlandırmak. 2. yalanc ı. bölünmek. s. i. rezil. bulaşık makinesi. utanç verici. hastalıklı. saklamak: beggar. sahtekârlık. i. mirastan yoksun b ırakmak. i. caydırmak. spor.

sadakatsiz. disket. Ba şbakan aklından i. görevden uzaklaştırmak: The Prime Minister çı karmak. 2. 3. -e itaat etmemek. s. bak. f. işten çıkarma. tarafs ızlıkla. bozukluk. defetmek. ciddiye ı reddetme. s. sadakatsizlik. bak. vefas ızlık. f. i. -den şlanmama. hıyanet. sönük. ba ının huzurunu kaçıran davranış.. itaatsizlik. kar ışıklık. dehşet. ne şesiz. kederli. f. sevketme. parçalara ayırmak. yansız. of/for -i sevmeme. 3. küçük dü şürme.´nden) inmek/indirmek. da -den vazgeçmek. s. soğukkanlı. f. düzensiz. düzensizlik. 1. 2. kötüleme. 1. (kuraldışı bir şeyin yapılması için verilen) özel izin. f. (birinin) yolunu şaşırtmak. 4. i. 2. 2. f. s. (ilaç) hazırlamak. tarafs ız. vazgeçilebilir. i. perişan etmek. 3. işten çıkarılma. 1. uzuvlar ı bedenden ayırmak.b. 1. disk sürücü. evlatlıktan reddetmek. f. verme. hain. çıkık. f. (davayı ) reddetme. i. -den ho şlanmamak. s. zorunlu olmayan. vermek. farklı. . 2. bilg. kar ışıklık. i. genelev. (telgraf/faks) çekme. diskcokey. 2. yerinden ç ıkarmak. i. İng. 1. sakin. f. ho f. 1. 1. tıb.. eşyasını boşaltmak. mesaj. bilg.disk brake disk crash disk drive disk jockey diskette dislike dislocate dislocation dislodge disloyal disloyalty dismal dismantle dismay dismember dismiss dismiss from one´s mind dismissal dismount disobedience disobedient disobediently disobey disorder disorderly disorderly conduct disorderly house disorganisation disorganise disorganization disorganize disorient disown disparage disparagement disparate disparity dispassionate dispassionately dispatch dispel dispensable dispensary dispensation dispense dispense with dispense with the need for disk freni. görevden almak. 1. 2. -i gereksiz k ılmak. kovmak. (bir dinin etkili oldu ğu) ğıtmak.. f. karmakar ışık etmek. kargaşa. i. serinkanlı. 2. disorganization. 1. 1. kavga çıkararak) şkalar ıkalar nın huzurunu kaçıran. almay f. f. i. vefas ız. 3. 5. mafsaldan çıkarmak. s. i. uzuvlarını kesmek. düzensizlik. dehşete düşürmek. bisiklet v.. 3. yerinden ç ıkarmak. (--led. mak. f. bozmak.. itaatsiz. -i sevmemek. (hayvan. dönem. -i dinlememek. dağıtma.two members of her cabinet. 2. 2. zihnini karıştırmak. hastalık. i. i. 2. ihanet. yerinden atmak. i. intizams ız. altüst etmek. fark. 1. tanımamak. yadsımak. itaatsizce. 2. itaatsizlik etmek. asi. gidermek. düzenini bozmak. akl ından çıkarma.1. kötülemek. 2. küçük dü şürmek. 2. altüst etmek. i. gönderme. disorganize. bilg. ğıtmak. Karargâhtan bir mesaj ald ık. 1. (bağırıp çağırarak. -i ekarte etmek. 1. 1. 2. ba şkaldırma. gitmesine izin verme. rapor: We have received dispatch from headquarters. f. --ling) a da s. baş huk.. tıb. eşitsizlik. karıştırmak.has düşdismissed ünmemek. i. disk kazas ı. işten çıkarmak. -e uymamak. f. 2. dispanser. apayrı. z. z. parçalamak. sökmek. 1. İng. kasvetli. 1. huk. sökmek.

memnuniyetsizlik. 2. yerinden ç ıkarmak. 3. s. tabiat. i. (ışınları) ayırmak. i. görüntüleme. göstermek. ış. morali bozuk. s. dağılmak. i.t. dağıtma. 2. yok etme. 3. ho şnutsuzluk. münakaşa. 2. yarad ğı tma. doğruluğundan ş etmek. evinden ç ıkarmak. farklı. 2. ılış. 2. spor diskalifiye etme. (resmi giysisini) ç ıkarmak. dağılma. to ile orantılı olmayan. saygısız. tartışma. 2. to -den farklı. s. parçalara ayırmak. anlaşmazlık. i. 1. 2. kesilme. (toplantının) kesilmesine yol açmak. fiz. ırakmak. 2. kullanım. ış d ışı b ı rakmak. 4. i. hoşnutsuzluk. sinirlendirmek. mizaç. münakaşa etmek. sat4. saygısızlık. hiçe saymak. f. görüntülemek. f. huk. i. i. yerini değiştirmek. imha etme. sergileme. 1. gerçeği gizlemek. 2. 1. 2. aksama. bölücü. i.kimse. ihtilaf. 3. 2. da f. 2. elden ğütücü. i. tatminsizlik. tatmin edememek. (gerçeği) gizlemek. yerleştirme düzeni. yaymak. s. tasarruf. huk. yar endişe vermek. 1. 1. 1. yerle ştirme. bilg. önemsememe. f.satmak. f. bir şeyden 2. 2. f. from 1. 2. (zaman. oransb f. f. i. cesareti k ırık. yoksun ız. ayrı görüşte olan kimse. 1. soyunmak. 2. önemsememek. s. ayrımlı. hürmetsizlik. 1. gösteri ş. altüst etmek. spor diskalifiye etmek. 1. bozulmas ına yol açmak. i. adı kötüye çıkmış. rahats ız etmek. hoşnutsuz. 1. yerle ştirme. 1. imha etmek. s. gösterme. i. çöp öç f. i. yerini almak. diskalifiye f. s. ziyan. i. tartışmak. para v. dağıtmak. yaymak. f. olarak) yetkisini elinden almak. tez.´ni) (belirli bir biçimde) harcamak. boş vermek. çürütmek. mal ve mülküne el koymak.ayr kabul etmeyi ı görü şte olan i. f. -den ayrılmak. 3. birliği bozan. gerçeği gizlemek. ıkarma. satma. i. 1.dispenser dispersal disperse dispirited displace display displease displeased displeasure disposable disposal disposal unit dispose dispose of disposition dispossess disproportionate disprove dispute disqualification disqualify disquiet disregard disrepair disreputable disrepute disrespect disrespectful disrobe disrupt disruption disruptive dissatisfaction dissatisfy dissect dissemble disseminate dissension dissent dissenter dissertation disservice dissident dissimilar dissimilarity dissimulate dissimulation i. f. huzursuzluk. karışıklığa/kargaşaya yol açan. 3. bilg. f. gerçeği gizleme. kabalık. verme. 1. ho şnut etmemek. 2. ald ırmazlık. ald ırmamak. i. tahliye etmek. zarar. 1. işleri aksatan. travay. karşıt görüşlü. endişe. 2. 1. resmi giysisini çıkarmak. muhalif. (ceza olarak) yetkisini elinden alma. 1. ş. dağıtma aracı/makinesi. kullan ıldıktan sonra atılabilen. (gerçeği) gizlemek. saçmak. i. -den ayr ı görüşte olmak. muhalif. 2. bak ımsızlık. ne şretmek. aksatmak. f. hiçe sayma. yok etmek. (ceza olma. i. f. f. s. huzurunu kaçırmak. f. sergilemek. 4. -i kabul etmemek. elden çıelden karma.üphe 1. 1. boş verme. canını sıkmak. i. hazırlamak.b. ayrı görüşte olan. değişik. memnun etmemek. aksatan. öfke. 2. dağıtıcı. i. inceden inceye incelemek. s. dağıtan kimse. farklılık. with s. (belirli bir düzene göre) yerle ştirmek. f. aksini kan ıtlamak. be dissatisfied memnun olmamak. ayrılık. i. 1. yerle ştirmek. .

badana. çok ş eli. f. f. bölge.. i. üzüntü. başka çarp anlam vermek. farklı. dağılma. zor bir durum. from dissolute dissolve dissonance dissonant dissuade distance distant distant relative distaste distasteful distemper distemper distend distil distill distillation distilled distillery distinct distinction distinctive distinguish distinguish o. sivrilmek. 2. üstünlük. 1. f. f. 2. uzak akraba. nahoş. mahalle. güvenmemek. gerçek anlamından i. s. s. dam ıtık. biçimini bozmak. damıtılmış. altüst etmek. gerçek ından bozma. i.dissipate dissipated dissipation dissociate dissociate o. tehlikeli bir durum. distill. mesafe. badanalamak. s. üzücü. s. ba şka yöne çekmek. yaymak. 1. israf etmek. s. i. s. 4. resmiyet. 1. s. f. israf edilmiş. (with) dikkatini (-den dolay i. sapt f. güvensizlik. bayi. mesafe. i. kargaşa. -den ayrılmak. 1. f. 3. ırak (yer/zaman). i. dağılım. 2. f. m ıntıka. 1. çarpıtma. 1. i. uyumsuz. i. oto. 1. 2. dağılmak. 1. 1. from -den cayd ırmak. sefahat. f. güvensiz. uzak. zamanla kaybolmak. dağıtım. 3. başka. 1. 2. endişelendirmek. dikkatini etme. ayırmak. imbikten çekilmek. şaşkına dönmüş. kireç boya sürmek. dağıtıcı. 2. ayırmak. erimek. -den vazgeçirmek. ac ıklı. biçimini (yüzünü) ırma. endi ğı şey. saptırmak. i. ara. rahats s. uzak yer. endişelendirmek. huzurunu kaçırmak. sefih. dağıtma. dağıtmak. 2. fark. 2. anlam ıtma. güzide. 2. i. 4. with -den dolay ı deliye ş. itimats ızlık. 2. 1. 2. distribütör. sefih. ayırt etmek. 1. itimatsız. dağıtılmış. . çözmek. çok endişeli. f. ahenksizlik. b s. i. da ğıtmak. f. 2. i. karıştırmak. da ğı ı)tma. 1. savcı. seçkin. uzak. itimat etmemek. i. (ruhen/aklen) dengesiz. s. ac ı. karışıklık. 2. 1. f. dam ıtık içki fabrikası. uzaklık. dam ıtmak. mesafeli (kimse). 2. dikkati da tan çekme. ayırt etme. f.s. son vermek. belli. i. rahats ız etmek. kireç boya. (by) (-den dolayı) dikkati dağılmış.s. Beni meşgul s. paye. 2.. 3. 2. distinguished distort distortion distract distracted distraction distraught distress distressing distribute distribution distributor district district attorney distrust distrustful disturb disturbance disturbed f. akortsuz. israf. f. yok olmak. 1. 3. s. 2. ızlık. 3. 1. (yüzünü) çarp ıtmak. soğuk. şişirmek. üzmek. hoşlanmama. çılgına dönmüş. oyalay ıcı şdönmü ey. beğenmeme. eritmek. çapkın. 2. şişmek. 4. endişe. açık. s. İng. sivrilmi ş. f. dam ıtma. s. kolaylıkla ayırt edilebilen. huzursuzluk. feshetmek. dikkatini dağıtmak: Don´t distract me. ahenksiz. çarpıtmak. bak. ayrı. dağıtmak. dikkatini başka yöne i. tats ız. 1. 1. uyumsuzluk. i. farklı. imbikten çekmek. geride ırakmak. bulaşıcı bir köpek hastalığı. eğlence. başkalarına güvenmeyen. 3. 1. 2. kendine özgü. ahlaks ız. hoşa gitmeyen.

3. başı dönen. 1. 2. oyalamak. kehanette bulunmak. dört k ısma ayırmak. bak. f. 3. birbirinden uzaklaşmak. s. ayrı. 1. -i yok etmek. ilahiyat fakültesi. implantasyon yapmak. 1. ayrılmak. 9. s. çeşitlilik. sapt f. s. 1. k. kanal. k ısım. i. ilahe. 3. şiir divan. tramplen. bölen. bölünmek. ayrılık. --d) f. pike. davranmak. s. ark. 2. sersemlik. 1. i. ırlamak. 1. (did. tanrısal. i. i. i. kopukluk. 2. uzaklaşma. (bir kimseye. diving board atlama tahtas ı. dikkati başka yöne çeken şey. boşanmak. yapmak. gözü kararmış. dal ış. şaşırtmaca. -i ortadan kaldırmak. baş döndürücü. ırmak. 2. boşamak. k ıs. 2. 2. sezmek. dörde bölmek. 2. sersem. tamamlamak. -i öldürmek. sersemletici. 2. 1. ılmak. -e dağıtmak. denden işareti. Tanrıbilim. s. 4. haz ından gelmek. etmek. f. başarmak. bölme. seksiyon. 1. 7. 2. 2. hissetmek. boşama. i. i. hendek. denden. bölücü. şaşkın.. bölünme. ıltmaca. i. tanrıça. işbölümü. ifşa etmek. i. pergel.´ne) zarar vermek. s. hav. bölüm. yan ka yöne çeken. (--d/dove. 1. sedir. 1. i. eğlence. boşanma. 1. ikiye bölmek. ülkeye v. çeşitlendirmek. ay şanmayr ış erkek. bölünen.b. açığa vurmak. mat. divergence. 1. i. teoloji. taksim etmek. deoxyribonucleic acid DNA. 2. çeşitli. ilah. saptırma. s. i. 2. 2. becermek.disunity disuse ditch ditto divan dive diver diverge divergence divergency divergent diverse diversify diversion diversionary diversity divert divest divide divide down the middle divide into quarters divide up among divided dividend dividers divine divinity divinity school divisible division division of labor division sign divisive divisor divorce divorcé divorcée divulge dizziness dizzy DNA do do a food justice do an implant do away with do badly do disservice to i. mat. yetmek. f. 5. ayrılık. farklı. ba şa çıkmak. dalmak. dikkati ba ş i. çeşit çeşit. among -e da ğıtmak. hav. dalg f. pike yapmak. kullanılmazlık. 2. boşanmış kadın. i. 1. ilahi. 3. bitirmek. mat. s. İng. dikkatini ba şka yöne çekmek. . tanrısallık. bölünmü ş. ilahiyat. ayrılma. i. ilahilik. bölüm. departman. 2. eğlendirmek. kâr payı. rmak. dikkatini dağıtmak. of ı -den yoksun b ırakmak. 2. i. bo i. 3. -i ortadan kald ırmak. suya dalmak. bölmek. ayrılma. farklı. 3. tanrı. f. ıç. f. 1. divan.4. durumu kötü olmak. i. kullanılmama. çevirmek. baş dönmesi. --ne) 1. bölünebilir. Hrist. bir yemeğin hakk tıb. i. i.. varyant (yol). divan. 3. papaz. oyalayıcı şey. büyük meclis. bölme. 4. 1. f. farklılık. f. dili batakhane.. i. 6. bölme işareti. mat. taksim. 8.

süslenip püslenmek. birinin hakk ını vermek. temizlik İng. dili süslenmek.o. çok don´t iyi gelmek. . 1. Dün geceki konserde her zamanki performans ını k. çalıyor. birinden gizli yapmak. doktor. çok yard ım etmek. 1. elinden geleni yapmak. 2. -i bozmak. onarmak. doktor.o. a favor do s. (kötü birtat amaçla) de ğiştirmek. bulaşık/bulaşıkları yıkamak. alışverişini yapmak. elinden geleni yapmak. halim selim. durumu iyi olmak.o. -i yapmak: What have you done with my book? Kitab ımı ne yaptın? 2.o. elinden geleni yapmak. birine gurur vermek. to (bir şeyi) gerektiği gibi yapmak: Thatperformans painting doesn´t do justice the valley´s beauty. f. dili 1. argo öldürmek. with feeling do the cleaning do the washing-up do violence to do well do with do without do wrong do yeoman service Do you have any practical experience? do/go without do/go without s. bir şeyi duyarak yapmak: He plays the piano with feeling. görevini yerine getirmek. (kuyru ğunu) kısaltmak. the hard way do s. birine bir iyilik etmek/yapmak. havuz. r ıhtım. s.t. ıma yanaşmak. k. birine iyi gelmek. ş etmek: What are we going to do with you? Seninle nasıl baş (biriyle) baetmek. r i. 2. i. dirt do s. hekim. huk. yumu şak başlı. -siz idare kötülük etmek/yapmak. k. birinin haberi olmadan bir şey yapmak. (daha kolay bir çözüm varken) bir şeyi zor bir şekilde yapmak.o.t. biri/bir şey olmadan idare etmek/yapmak: Can you do without meat? Et yemeden yapabilir misin? If you have the money to buy a parrot. behind one´s back do s. justice do s. 1. Piyanoyu duyarak yapmak. 2. yeni baştan yapmak. 3. 2. (ücretten) kesmek. kesmek. gemi havuzu. 2.s. saçını yapmak. çok yardımı dokunmak. ğe)etmek. (bir şey katarak) vermek. birine hakça davranmak.o. good do s. birine kalle şlik etmek./s. dili (birine) çok yaramak. dili birine kötülük etmek. havuza girmek. k. justice do o. do/work wonders for docile dock dock dockyard doctor doctor up doctor´s degree -i şereflendirmek. iskele. elinden geleni yapmak. f.o. dili birine kahpelik etmek. bir günah ı bağışlatmak için papazın önerdiği kefareti yerine getirmek. 2. saçlarını düzeltmek. dok. k. adalet dağıtmak. O tablo ı göstermek: Heto didn´t do himself justice in the her zamanki concert last night. 2. an injustice do s. up do one´s best do one´s best do one´s damnedest do one´s duty do one´s hair do one´s own thing do one´s shopping do one´s stuff do one´s utmost do over again do penance do s.t. k. doktora sahibi.t. sanık yeri. -e şeref kazandırmak. birine haks ızlık etmek.t. uysal.o. proud do s.s.t.do honor to do in do justice do o. bir şeyi gizlice yapmak. havuza çekmek.ıht tersane. tabip. f. dili marifetini göstermek. 1. k. Hiç tecrübeniz var m ı? onsuz yapabilmek. (with) (yeme doktora. in secret do s.o. 1. tamir 3. dili ba şkalarına pek aldırış etmeden kendi seçtiği bir yolda gitmek. adil bir şekilde davranmak. suç/günah i şlemek. 1. a dirt do s. i. unbeknown to s. do s. birini çok iyi a ğırlamak. 1. tedavi etmek.

direngen. giyinip ku şanmak. k. i. yunusbalığı. hayvanlar ın dişisi. up dollar dolly dolphin dolt domain dome domed domestic domestic animal domestic animal domestic flight i. sayfa kö şeleri kıvrık/buruşuk. bilgi alanı. dili havhav. i. 4. tamir/yap ı işlerini kendi başına yapmak isteyenlere göre malzeme ve alet ılan dükkân. i. evcil hayvan. up doll s. s.b. ev ile ilgili. ehli hayvan.peşini bırakmamak. 2. yurtiçi uçu ş. köpek f. i. i. f. öğreti. i. doktora. dili yavru köpek. kaçamak atlatmak. s. i. i. ç. 1. doktrin. i. 1. inakç ılık. kurnazlıkla/hileyle ıkla/hileyle atlatma. aile ile ilgili. iç. i. 1. 3. i. i. belgesel. bak. 3. 2. --ging) 1. s. kıran kırana rekabet edilen. dokümanter. belgesel. k. tamir/yap i. 1. dogmatizm. does not. yapmaya cesareti var m ı? k ıs. f.doctorate doctrine document documental documentary documentary film documentation dodge doe does Does he dare do it? doesn`t dog dog dog collar dog-ear dog-eared dog-eat-dog dogged doggie doggy dogma dogmatic dogmatism dog-tired doily doings do-it-yourself do-it-yourself store do-it-yourselfer doldrums dole doleful doll doll o.. çoğ. k ıran kırana rekabet. i. ho şaf gibi. sat ı işlerini kendi yapan kimse. s. İO yi iiş şiyapar. köpek. f. işler. i. belgelemek. evcil hayvan. i. birini süsleyip püslemek. inatç ı. 2. evcil. 3. yurtiçi.o. 1. s. kurnazl an v. keçi. 1. dogma. 1. inaksal. s.. nüfuz bölgesi. s. evcimen. ahmak. i. i. oyuncak bebek. do fiilinin geniş zamandaki üçüncü şahıs tekil şekli: He does good work. dolar. dik kafalı. O benim alan ım dışında. dokümanter. hüzünlü. süslenip püslenmek. bitkin. f. kubbeli. (bir iste ğin üstüne düşerek) (birini) rahat bırakmamak. hizmetçi. i. ilgi alanı: It´s not in my domain. i. kukla. kubbe. . doküman. kesatlık.s. i. 2. 3. inak. 2. it. (--ged. 3.. okyanusların ekvator dolaylarındaki durgun veya az ık ısımlar eş leksel durgunluk alanı. 2.. belgesel film. i. i. i. dogmatik. (kötütasmas bir şey) ı. f. rüzgârl yard ımıı . dokümanter film. 2. ac ılı. den. durgunluk. tekerlekli kriko. mankafa. iki tekerlekli yük ta şıyıcısı. bebek. belge. s. s. s. geyik. yunus. birinin kendi ba şına yapabileceği/monte edebileceği (şey). dantel/işlemeli altlık. bir yana kaç ıp -den kurtulmak. nüfuz alan ı. kederli. 2. işsizlik s. f. tav birşyana kaçma. tic. out dağı tmak. sayfa kö şelerini kıvırmak/buruşturmak. bir yana kaçmak. dili çok yorgun. k. belgesel. aile içi. belgeleme. doggy. budala. dili köpek. i.

/Şansını zorlama. i. iç pazar. iyi pişmiş. i.men (dor´men. hükmetme. egemenlik. 1. Don´t stand out there in the wet! Don´t trouble yourself. Don´t move a muscle! Don´t overestimate his abilities. i. hükmeden. 1. 1. do not. otoriter./Zahmete girmeyin. i. Dominikli. dor´m ın) i. do. 1. Sende hiç terbiye yok mu? f. şı. i. Orada ya ğmurun altında durma! Zahmet etmeyin. i. f. 2. bağışçı. eşik. s. tıb. Bir şey değil. ba şatlık./Estağfurullah. f. 2. f. despotça hükmetmek. Kıpırdama!/Kımıldama! Yeteneklerini abartma. i. ikametgâh. 2. ev ev dola şarak satış yapan satıcı. bak. i. dili çok yorgun. bitmiş. egemen olmak. k ıyamet günü. doorman. i. k ıvamında pişmiş. i. biyol. bağışlama. . 2. 2. Tamam!/Oldu!/Kabul! i. iyi pişmiş (et). kapı tokmağı. 1. tam karar ında pişmiş. ba şat. hâkim.domestic flights domestic industries domestic market domestic politics domestic trade domesticate domicile dominance dominant dominate domination domineer domineering Dominican dominion dominoes don`t Don´t bother! Don´t look a gift horse in the mouth. s. Zahmet etmeyin! Bahşiş atın dişine bakılmaz. egemenlik. hâkimiyet. kapıcı. Şansına fazla güvenme. i. konut. 2. door. Don´t push your luck. i. f. hâkim durumda olmak. iç politika. hâkimiyet. kapı. (talihin belirlediği) kötü son. yerli sanayi. 1. hâkimiyet. paspas. s. evcille ştirmek. 1. k. tepeden bakmak. kapı zili. Don´t mention it. kapıdan kapıya servis. 2. Dominikli. bak. hükmetmek. i. egemen. iç ticaret. Dominik Cumhuriyeti´ne özgü. üstünlük. s. 1. i. dominant. korkunç son. hâkim olmak. hibe. eşek. f. verici. (bir yere) hâkim olmak. bitkin.. Dominik Cumhuriyeti vatanda i. biyol. bağış. Don´t you have any manners? donate donation done done in done through done to a turn done to a turn Done! donkey donor doom doomsday door door salesman door service doorbell doorkeeper doorknob doorman doormat doorstep iç hatlar. domino oyunu. mesken.. k ıs. Dominik. tamamlanm ış. 2. dominyon. bağışlamak. i. hibe etmek. çoğ.

2. cansız. çift. çatı penceresi. ikiye katlamak. 1. 1. evrak dosyas ı. puan. nokta. 2. dili en ufak ayr ıntıların üzerinde titizlikle durmak. ev ev dola şarak yapılan. spor üst üste yap ılan iki karşılaşma. i. f. 1. iki yüzlü. s. 2. s. kapı aralığı. i. -in dublörlü ğünü yapmak. dozaj. ranza. f. payla s. e ş. Gerdan ı çıkmaya şlad ı. s. ikiz: Ayşe so resembles her annesine o kadar benziyor ki mother that she could beiki her double. --ting) noktalamak. benmari. çift kay iki film birden. 3. on/upon -in üstüne titremek. (otelde) çift yataklı oda. i. sahtekâr. iki misli olmak. (--ted.. bunaklık. kaz ık atmak. 2. yo ğunluk.. kapı tamponu. 2. çifte yo ğunluklu. hem lehte hem aleyhte olan. fare dü ğmesine iki kez basmak. ıt sistemi. uyu şuk. benek. s. tekrar kontrol etmek. kapıdan kapıya. k. bunak. dili yatakhane. nokta. ikiyüzlü. 2. muh. i. iki taraf ı keskin. bunamak. ko ğuş. iki misli. ayn ı suç için ikinci defa yargılanma. 2. f. argo bilgi. 1. 1. narkotik.. misli yapmak. aynı. huk. ikircil ba bilg. i. 2. argo s. çifte kontrol yapmak. 1. 1. çifte söz. benzer. iki katlı tencere. çifte standart. benmari. i. budala. 2. iki büklüm etmek. Ay şe ına çıkarmak. double entendre iki tarafa çekilebilecek söz. i. i. i. 2. k. iki kat. 3. i.(ceket). 1. 1. 4. 1. iki büklüm olmak. lastikli söz. eğilmek. öğrenci yurdu. 1. with ile aynı odayı şmak.. doland ırıcı. uyuşturucu madde. çift camlı. (insanda) gerdan: She´s developing a double chin.. i. iki taraflı zatürree.doorstop door-to-door doorway dope dopey dorm dormant dormer dormer window dormitory dosage dose dossier dot dot the i´s and cross the t´s dotage dotard dote dotted line double double double back double bed double boiler double boiler double chin double density double entry double feature double for double header double jeopardy double pneumonia double room double standard double up double-breasted double-check double-click double-cross double-dealer double-decker double-density double-edged double-edged compliment double-faced double-glazed i. iki katlı otobüs. i.. kruvaze f. uykuda. iğneli kompliman. i. -e çok dü şkün olmak. argo kazık atma. iki kat çarpmak. bir belgenin imza yeri. uyu şturucu etkisinde. f. doz. yatakhane. . 2. argo sözünden dönerek aldatmak. argo budala. 1. 2. s. iki tarafl ı (kumaş). bilg. giriş. iki ile f. ahmak. i. geri dönmek. bilg. s. makine ya ğı. aynı yoldan iki kişilik karyola/yatak. i.

rüzgâr yönüne. güneye doğru. 1. hırpani. aksi. perişan bir durumda. drahoma. a ğaç çivi. 2. geçme. 1. s. ış aş a ğı kat. ku i. dili son ana kadar: They worked right down to the wire. s. s. i. z.. s. alt kat. aç ıksözlü. 1. i. f. 2. olan. i. cesareti k ırılmış. haksızlığa uğramış. alaşağı etmek. i. the mountain da ğıu ram ış bezgin. dive. dediklerinden s. hamur gibi. üzgün. düşüş. kuşkulanmak. 2. tamamen. 1.. düpedüz: a downright insult düpedüz bir hakaret. (İnternet üzerinden bilgisayara program) yüklemek. kuşku. şırınga etmek.! çal Kahrolsun s. kuşkulu. ince ku ş tüyü. 1. hızlı yürüyüş. k. aşağıda. belirsiz. s. gerçekçi. i. büsbütün: He´s dürüst. morali bozuk. şüpheli. aşağıya. hızlı yürümek. kumru. karamsar. çarşı tarafında. asık yüzlü.´s word doubtful doubtless douche dough doughnut doughy dour dove dove dowel down down down and out down at the heel down at the heels down in the mouth down in the mouth/dumps down on his luck down on one´s luck down payment down to the wire Down with . 3. pey akçesi. çeyiz. aşağı doğru. i. talihsiz. alçaltmak. rüzgârla birlikte. 2. barışçı. 1. aşağıya yönelmiş. s. bilg. yonda. f. çöküş. uygulanabilir..o. çökme. hamur. uyand şkusuz.. aşağı indirmek. tıb. 1. bak. yağda kızarmış şekerli çörek. 2. aş ıa a şdaki. ters. çarşıya. katta. haşin. i. dili üzüntülü. kata. alt kata. edat -in aşağısında: down nğa şağı s. i. mang ır. (yağmur) boşanma. f.. kuşkulu. i.! downcast downfall downgrade downhearted downhill download download downpour downright downstairs downstream down-to-earth downtown downtrod downtrodden downward downwards downwind dowry çift camlı pencere. z. 2.double-glazed window double-quick doubles double-space doubt doubt s. downtrodden. 1. bahts ız. şüphe. şırınga. üzgün.. 1. yokuş aşağı. z. karanl ık. aşağı. ak ınt s. 2. f. 1. şbirinin üphelenmek. s. şüpheli durum. downward.. Dürüstlüğünden kuşku şüphe etmek. alt1. inişli. 1.. barış ısı. f. z. talihsiz. tenis çiftler. ezilmiş. 2. çarşı. sava ş aleyhtarı. f. pejmürde. çok çabuk. i. 2. s. indirmek. s. z. bak. i. f. ilk ödeme. kuşku ıran. 1. h ızlı. yanl f. aşağıya. şehrin merkezi. meyilli. k. ğı i. aşağıda. kuşku duyan. herhalde. aşağıya. şüphesiz. muhakkak.ına doğru. yıkılış. . z. şüphe etmek: I doubt his integrity. aşağı katta. f. tam. kuşku duymak. 2. aşağı3. z. hayatta yenilgiye perişan kılıklı. 1. bitkin. s. gerçekle ştirilebilir. argo para. sağanak. 3. kuşkulandıran. i. aç ık. z. hayal k ırıklığına uğramış. . derecesini indirmek. bak. 1.. ak a ş ağı . kaparo. ağı. sözünü esirgemeyen. pol. Son ana kadar ıştılar. alt katta z. ayaklar alt ında çiğnenmiş. z. beyaz güvercin. morali bozuk. (daktiloda/bilgisayarda) çift aral ıkla yazmak.. 2. 2. kesinlikle. şehrin merkezinde olan.

kumaşla örtmek. tasarlamak. (piyangoda) bo ş çıkmak. akaç. dramatize etmek. kestirme. 2. 2. dram. çarp ıcı biçimde. (su) çekmek. f. 4. (--ged. ak ıtmak. sürüklemek. suna. ödeme emri.. dramlaştırmak. uzatmak. soba borusunun çekmesi. şarısı zl ığa uğramak. tasla ğın ım. dili hiçbir cevap ba ıkarmak. f. tüketmek. dramatize. i. draftsman.duygular dramatik sanat şku veren. çekilmek. 2. f. 3. teknik ressam. 1..men (dräfts´mîn) i. --best) 1. --ging) 1. sürünmek. 1. k. piyes yazarı. çizim tahtas ı. dramatik hale sokmak. sonuç ç -i benzetmek.teknik müsvedde. akaçlama. drafts. çekiş. dramatik. kamç z. çekme. 1. f. çoğ. 1. hava almak. s. 1. f. şekerleme yapmak. i. bulaşık damlalığı. geride kalmak. kurutmak. dramatik durum. ilgi şey/olay/kimse. sürükleme. çeken f. 3. i. tasar i. çoğ. --n) 1. başarısız olmak. bak. çekme. suyunu çekmek. 2. yudum.doze doze off dozen dozer Dr drab draft draft draft drafting drafting board draftsman drafty drag drag on drag one´s feet drag one´s heels drag out dragon dragonfly drain drainage drainboard draining board drainpipe drake drama dramatic dramatically dramatise dramatist dramatize drank drape drapery drastic draught draughtsman draw draw draw a bead on draw a blank draw a conclusion draw a parallel between draw ahead draw away draw back i. suyunu tma.men (dräfts´mîn) i. gen. bula şı k damlal ığı . ejderha. çekme. k. dramatik f. ölü (renk). i. boşaltma. 2. kendini çekmek. ğı) taramak. dö ı k. fıçıdan çekilen (bira). 3. 1. 1. bak. f. eli boş dönmek. draft 2. buldozer. perde. i. drape. dramatikco olaylar dizisi. lağım i. Drive. erkek ördek. san. He çekicilik. drama. i. s. i. i. uyuklamak. Yemek tepsisini taba -e nişan almak. 2. 3. düzine. f. soğuk hava akımı olan. drenaj yapmak. drenaj. uzayıp gitmek. süzmek. his plate. (drew. 2. kalın perde. 2. tiyatro ı. drink. zorunlu askerlik. atık su borusu. 2. 1. dramatize etmek.. s. f. cereyan. 3. poliçe.. -i kar şılaştırmak. 5. resim. askere almak. s. i. Doctor. sürümek. süzülmek. tiyatro ile ilgili. draft 1. akmak. bak. güz. drama. cereyanlı. ı özellik. . ı çizmek. k ıs. şekerleme. s. (sabit) damlal İng. sürüklemek. hava ak ımı.. örtü.. (topra sürmek. oluk. (piyangoda) çekiliş. ılayan. müsveddesini haz i. dili işi ağırdan almak. draughts. (--ber. dili dozer. sert. ejder. çekmek: drew the tray of food closer to beraberlik. tiyatro edebiyat ı. 1. f. s. oyunla ştırmak. yavaş yavaş öne geçmek. 6.. berabere biten oyun. ayaklar ı geri geri gitmek. 2. k. dili sonuç alamamak. i. ğı na do ğ ru çekti.bir biçimde. geri çekilmek. f. İng. 3. ak ı3. sürüklenmek. (silah) çekme. İng. i. yusufçuk. i. uyuklama. kasvetli. i. kestirmek. dram. s ıkıcı. oyun. hafif uyku. 4. 3. k. şiddetli. dram.ırlamak. kura. 2. 2. çekmek. çoğ. geri çekmek. uykuya dalmak. 4. çek. draft 3. oyun yazar ı. İng. çekim. akaçlamak. i. uyuklamak. ş emi. i. taslak. (sabit) damlalık. kanalizasyon. 2. istemeyerek gitmek veya kabul etmek. i. dramatik. bak.... 1. 3. zorlayıcı.. çizim. i. 1. büyük k ızböceği. piyes. bitirmek. çekmek. 1.

i. 2. kaldırma köprü. i. uçkur. 1. i. i.´ni) haz ırlamak. (liman ı) tarakla temizlemek. spor dripling yapmak. 3. (salata için) sos. 2. k.b. yaklaşmak. resim pergeli. ırmak v. uzatmak. senet v. telve. (k ızarmış hindi ile yenilen) ekmek kırıntılarıyla ılan baharatl ı bir yemek. -i rüyas ında görmek. çizim. -i reddetmek. tuvalet masas ı. draw. çekmece. yazmak. t ırmık. yaklaşıp durmak: A limousine up in front of the mansion. robdö şambr. kasvetli. lamak. f. 3. 2. .b. 2. s. 5. Kö şkün önüne bir limuzin mahzur. dü şçü. dehşet. hulya. hayalci. giydirmek. yap İng. resim. dili iki dirhem bir çekirdek. s. söyletmek. dili azarlamak. 6. hesap v.drew i.´nden) para çekmek. terzilik. i. açmak. sabahl ık.b. tarak dubası. süprüntü. (yaraya) yapmak. i. damla damla ak ıtmak. f. i. (saça) şekil vermek. (kontrat. ask.. hayal gibi. (bir fon. rüya görmek. göl. konu şturmak. korku ve endi şe duymak. don. 2. draw. f. İng.. deh şetli. tortu. i.. (deniz. 2. giyinmek. çok korkmak. dili hayalinde yaratmak. 1.draw blood draw close draw interest draw lots draw near draw on draw out draw the line draw the line at draw up drawback drawbridge drawer drawers drawing drawing board drawing compass drawing pin drawn drawstring dread dreadful dream dream dream about s. çok kötü. k. salyas ı akmak. s ıkıcı. dream that dream up dreamer dreamlike dreamt dreary dredge dregs drench dress dress down dress rehearsal dress up dressed up fit to kill dresser dressing dressing gown dressing table dressmaker dressmaking drew dribble kan ak ıtmak. i. hayal kurmak. göz. f. i. ufak akıntı. i. birini/bir şeyi rüyasında görmek. raptiye. 1. 1. s. sak ınca. 2. kura çekmek. çekili ş. 4. karakalem resim. faiz getirmek. i. 2.o. düş. süslemek. dezavantaj. (--ed/--t) 1. piyango. k. bak. (at) bir s ınır koymak. bak. bir hizaya getirmek. f./s. rüya. f. rüya gibi. 2. i. -i yapmamak. çöp. 2. büyük korku.. külot. f. tarama aygıtı. ha şpansuman tiy. sırılsıklam etmek. 1. 3. i. sızıntı. dream. kadın terzisi. eskiz.t. k. i.´nin) dibini taramak. düzenlemek. korkunç. pansuman. f. mak. 1. (topu) sürmek. dili berbat. tarak. giyinip süslenmek. 1. yaklaşmak. şifoniyer. hayalperest. hayal. 1. 1. kostümlü prova. bak. 3. çizim tahtas ı. damlatmak. f.

. (--ped/--t. 3. dili birini ç ıldırtmak. ape drive s. f. kovmak. kurutucu madde. 2. 2. bak. ütü istemeyen f. birini iflas ın eşiğine against the wall getirmek. salyas ı akmak. 3. 2. i. birini iflasa sürüklemek. içki içme. 1. birini çılgına çevirmek. 2. bananas (damlalar) akmak. kurutucu. drive s. birini çok kızdırmak. to -in içmek.o. i. 1. ask. sıkı bir sıkı bir pazarlık yaparak fiyatı çok indirmek. sürükleniş. k. straight drink to excess drinking drinking cup drinking straw drinking water drip drip-dry dripping dripping wet drive drive a hard bargain drive a hard bargain drive at drive away/off drive back drive by drive into a corner drive mad drive out drive s. i. al3. kurutulmu ş.o. içecek. (birinin) s ıhhatine/şerefine fazla içki içmek. -i kastetmek. i. arabayla geçmek. sürüklenmek. drive s. 4. (içkiyi) sek içmek. dry. drive s. suların sürüklediği ağaç dalları. i. sürücü belgesi. şoför. içme suyu. kadeh. demek istemek. --ing/--ling) 1. f. 1. enerjik.o. (drove. arabayla geri dönmek. 2. 1. sürücü. anlam. içmek. 2. kuma ıp donmu ş yağ damlası. dinamik. saçmalamak. i. çok az miktar. 2. dili birini döndürmek.. 2. 2. talim. --ping) damlatmak. 1. geri dönmek zorunda b ırakmak.dribble down driblet dried drier drift drift apart driftwood drill drink drink a toast to drink like a fish drink s. dili sarho ş olmadan içki içebilme konusunda birini gölgede bırakmak. seyircilerin ı içinde oturarak film seyrettikleri açık hava sineması. 1. ehliyet. müşterilerine arabalarında servis yapan lokanta. kuru. sürüklenme. sürme. 2. wild drive-in drive-in window drivel driven driver driver´s license driveway driving driving rain i. k. delgi. süzülmek. 2. içki. şiddetli yağmur. 1. 1. birini deliye çevirmek. içki içmek. arabayla önünden geçmek. saçma sapan f. 1. k. ütü (kumaş). sürü ş. (su) s ızmak. ğmur suyunu akıtan çıkistemeyen ıntı/yiv. 5. 4. (matkapla) delmek.o. birini ç ıldırtmak. damla. (araba) sürmek.o. f. damlal ıkya ılmadan kurumak. matkap. kıstırmak. püskürtmek. dryer. Araba kullanmas pazarl ık sonucu birçok ey elde etmek. arabalar arabalar ında hizmet veren banka gişesi. büyük zevkle şerefine içmek.uzakla (rüzgâr şmak. ıştin ırma yaptbir ırmak. köşeye sıkıştırmak.söz. under the table drink s. 1. bir seyretmek/dinlemek. canlı. al ıştırma. s.deliye birini çok zor bir duruma kö şeye sıkıştırmak. i. yönelim. s. damlama. 2. bak.. defetmek. . yöneli ş. 1. içkiyi fazla kaç ırmak. i.. defetmek. to the wall/drive s. evin garaj ını sokağa bağlayan yol. (drank. müşterilerine f. k. demek istenilen sürüklenme. i. ı düşmek. 2. drive. amaçsızca ın yığtedricen dığı) kar ayr birikintisi. k. i. to distraction drive s. kullanmak: He doesn´t know how to ınışbilmiyor. bilg. talim 2. 3. bak. s. dili 1. kovmak. up k. (--ed/--led. 1. birini zsokmak. 1. i. 2. dili birini delirtmek.o. araba ile gitmek: I drive to and drive a car. i. arabayla uzakla şmak/ayrılmak. birini deli etmek. şiddetli. uyumcu. eriyerek sırsıklam. f. sert. 2. f. alıştırma ask. sırılsıklam.o. up the wall 1. 3.t. yapmak. suyu ıs ştan ak yap ılm ış (giysi). s.. ıvanadanbirini çıkarmak. talim drunk) yaptırmak. i. 3. kayma. damlamak. birini iflas ettirmek. --n) 1. çıldırtmak.o. kam ış.

varil. sarhoşluk. f. susuzluk. 2. damla: a drop of water su damlas ı. 4. susuz. ğ hapç ı. i. Would you like a drop of brandy? Bir konyak ister misiniz? 2. eczac ı. sarho ş. f. ilaç. geri kalmak. ğe) uyuşturucu ilaç katmak. f. hap. --ging) 1. 4. 1. uykulu olma. kör (kuyu). (bir sesi) (daha yüksek bir sesle) bast ırmak. düşmek. trampetçi. 1. dokundurmak. artık. i. (--med. kuru temizleme. i. 1. 2. ağır ve sıkıcı iş. ıdrink. davul. 1. 3. i. 3. i. 7. dili pot k ırmak. bir damla su.ğı (yiyece e/içece uyu turucu ba mlısı. monoton ses. 2. 1. k. i. homurdanmak. vızıltı. uykulu. serpiştirmek. ahçı. maden posas ı. başarı sevinciyle kendinden geçmiş. sarhoş. 1. 2. f. 1. sürü. kuru pil. pusula göndermek. 5. anat. -e uğramak. 2. uyku veren. f. ekti. içkili. 2. kuru temizleyici. s. i. cüruf. i. -i ziyaret etmek. i. i. 2. azalma. 6. f. uyu şukluk. f. ya ğmursuz. uyu uyuşturucu bağımlılığı. kurumuş. çam devirmek. inmek. fışkın. i. (üyelikten) ayr ılmak. süt vermeyen. eczane. 2. 1. i. 2. uyuklamak.ız aığ f... davulcu. angarya. drive. --ming) davul çalmak. susam ış. ayyaş. çisenti. . kuraklık. bak. kulakzar ı. uyuyakalmak. s. suyu ş. 1. 2. dik iniş. 1. eğmek. davul sesi. kurak. 2. trampet. e ğilmek. sütü kesilmiş (inek). çıkmak. i. okulu b ırakan öğrenci. (kümes nda) bacak.. i. i. davul sesi. boğmak. hayvan f. okula devam etmemek. i. i. (yağmur) çiselemek. pineklemek. ağır ve sıkıcı bir iş yapmak. i. iniş: a drop in prices gaf yapmak. imada bulunmak. f. 2. 1. dışık. i. uyu şturucu madde. i. v zı sulanmak. trampet değneği. azalmak. (bitki/çiçek) boynunu bükmek. dü şüş. dümbelek. içkili. içkici. 1. sarkıtmak. süprüntü. erkek ar ı. çiseleme. 1. (suda) bo ğulmak. iki satır yazıvermek. ecza. (--ged. değersiz şeyler. bükülmek. çekilmi kuru pil. s. asalak. s.drizzle drone drool droop drop drop a brick drop a hint drop a line/note drop asleep drop behind drop down drop in at drop in on drop off drop out drop-off dropout dross drought drove drove drown drown out drowse drowsiness drowsy drudge drudgery drug drug addict drug habit druggist drugstore drum drumbeat drummer drumstick drunk drunk with success drunkard drunken drunkenness dry dry cell dry cell dry cleaner dry cleaning f. dü şme. kulakdavulu. 2. ldamak. davul tokma ğı. 3. kuru. 1. sarkmak. ilaçla şş turmak. baget. parazit. bak. ağır ve sıkıcı bir işte çalışan kimse. 2. sert. i. dü şmek.

den. çifte. 1.. 2. k. budala. i. kararsız. anat. dili tutulmu ş. ördek yavrusu. hakkıyla. 3. 4. başını çabucak eğip kaldırmak. f. tükenmek. 5. damperli i.. dük. borçluyu sıkıştırmak. mankafa.b. zindan. f. tic. (du´plıkît) 1. çoğ. çift. sahte şey. aidat. 1.101 litre. ördek. gereken: This matter is at last being given due attention. terz. 1. gerekti gibi. 2.. doland ırmak. çift amaçlı. (başını/vücudunu) suya sokup çıkarmak. toptan ucuza satmak. i. (akla/kanunlara/toplumca makbul say ılana) uygun olan. manken. kurumak.. i.kamyon. patlamayan mermi/bomba. s. düo. aldatmak. i. 1. s. uygun olarak. 2. i. i. blucin. ğ siık ince. düet. onikiparmak ba ğırsağı. bo çöplük. kanal. i. 4. kesmez (bıçak. çift. matb. 5. maket. --bing) dublaj yapmak. f. i. kalın kafalı.. safdil. suya dalmak. düello. ikili. çoğ. atmak. 1. kopya etmek. kuşkulu. A. 2. kör. kurutma makinesi: hair dryer saç kurutucusu. i. dubleks. filmi çekimden sonra seslendirmek. şaşırtmak.düzenbazl suretini ç ııkarmak. enayi. düello etmek. hayvan tersi. toz hardal. çift yönlü. dald i. i. ahmak. duo. tam zamanında. 1. f. f. tic. taklit.dry cough dry dock dry goods dry mustard dry quart dry up dryer drying rack dual dual-purpose dub dubious duchess duck duckling duct dud duds due duel dues duet dug duke dull duly dumb dumbfound dumfound dummy dump dump truck dumping dumps dun dunce dune dung dungarees dungeon dunk duo duodenum dupe duplex duplicate duplicity kuru öksürük. hile. bak. kurutucu. ödenti. manifatura. yapay. sahte. 1. kot. . i. s. mus. dili sersem. gere s. i. belirsiz. k. damping. s. 2. kopyasını yapmak. f. f. k. kafasız. eş. i. z.. s. 1. emzik. i. 2.D.. gübrelemek.). çama s. ikiyüzlülük. 2. 3. 2. Bu mesele i. banmak. kurutmak. taklit. kuru havuz. dumbfound. 3. f. i. İng. f. çoğ. düo. (du´plıkeyt) 1. hak ettiği. palaz. dilsiz. meme. i. ıcı. (--ned. 2.. sessiz. tüp. ba şarısız kimse. gübre. f. 1. aptal. çoğ. tüketmek. şaltmak. i.. damping yapmak. kopya. 1. 1. mensucat. şüpheli. 1. sönük (renk). 3. çift. ikili. dili giysiler. i. güvenilmez. çöp yığını. s. blucin tulum. makas v. fiyasko. i. s. dig.f. hardal tozu. i.B. f. --ning) alaca ğını istemek. düşes. (--bed. kasvetli. 2. 2. i. blucin pantolon. i. clothes dryer şı rrkurutma çama şı askısı. 2. sersemlemek. f. kot pantolon. batırmak. 2... bak. anlayışsız. budala. dişi ördek. makinesi. gabi. kumul. 4. hayretler içinde b ırakmak. ğ duygusuz. suya ırmak. 1. donuk.

1. tanesi. 1. Hollandaca. on (bir konu) üzerinde durmak. hareketli. 2. Eastern. 2. 1. istek.. mesken. -de oturmak. Hollandalı erkek. kanlı basur. faraş. f. her biri. edat boyunca. 1. f. sakin. ödev. birbirini. dispepsi. hevesli. bak. 1. 1. s. 3. süreklilik. -de ikamet etmek. giderek küçülmek. 1. i. bask ı. s. 1. i. ev. dustcloth dustheap dustpan dusty Dutch Dutch treat Dutchman Dutchwoman dutiful duty duty to/towards duty-free dwarf dwell dwell in dweller dwelling dwindle dye dyestuff dying dyke dynamic dynamite dynamo dynasty dysentery dyspepsia E E. akşam karanlığı. eskimez. dili masraf ın Alman usulü bölüşüldüğü eğlenti. i. boyamak. görev. cüce. hanedan. sürekli. süresince. 2.durability durable duration duress during dusk dusky dust dust cover/jacket Dust has settled on everything. Hollanda. i. 2. i. dizanteri. 3. i. hazımsızlık. her. ikamet etmek. İngiliz alfabesinin beşinci harfi. toz bezi. i. f ırçalamak: She is dusting the furniture. i. i. dinamit. 1. tıb. e ea each each one each other eager eager beaver eagerness i. two million liras each tanesi iki milyon lira. toz/süprüntü yığını. each. gümrüksüz. dinamitle havaya uçurmak. her bir. i. boya. dinamik. English. k.men (d^ç´mîn) i. toprak. zarfında. dayan ıklı. f. k ıs. devamlı. 1. sağlam. toz gibi.. yava ş yavaş azalmak. gümrük vergisi. 1. çoğ. 2. vazife.en (d^ç´wîmîn) i. s. cücele ştirmek. E.wom. dinamo. dinamik. Hollandalı. 2. i. süreklilik. sayg ılı. küçük göstermek. can atan. Hollandaca. 2. ceket. s. toz. her biri. i. z. renk. canl ı. 2. Hollandalı kadın. devam. ikametgâh. s. boyanmak. konut.. Hollanda´ya özgü. tozlu. 2. f. argo görevine fazlas ıyla bağlı kimse. boya maddesi. devimsel. gittikçe ufalmak. -de. Hollandal ı. dinamitlemek. dayan ıklılık. s.. Dutch. i. i. canlılık. oldukça karanlık. tozunu almak. s. önemini kaybetmek. alacakaranlık. çoğ. die. koyu esmer. zorlama. 2. 1. ödevcil. i. Her şey tozlandı. devam. arzu. i. East. esnas ında. 2. s. 2. . istekli. tıb. süre. cüce. s. (dwelt/--ed) 1. oturan. bodur. oturmak. i. i. i. 1. f. -e karşı sorumluluk. i. 2. bak. i. mekanik gücü olan. gümrük resmi. 2. şömiz. şevk. Dutch. i. s. toz serpmek: dust a cake with sugar keke şeker serpmek.. zam. k ıs. f. Hollandalı. f. dike.

papara. yer solucan ı. i.. dili 1. çanak çömlek. s. eski. fikirleri altüst eden. i. i. k. s. toprak. doğu yönünde. i. i. doğusal. z ılgıt. rahatça. 5. doğuya doğru.. maa ş. i. z. 1. . doğudan esen. pey akçesi. hayvanlar ın kulaklarına takılan marka. 1. yumuşak davranış. yumuşaklık. i. rahat rahat. erken kalkan kimse. 2. incelikten yoksun. deprem. topra ğa benzer. kont. doğudan. topraksı. erken uyar ı sistemi. ştırmak. doğuya doğru. 4. s. kolay. keskin gözlü. 2. headphone. i. s. 1. 3. rahat. z. kaba. doğuya doğru. yavaş yavaş hareket ettirmek. kazanç. gelir. kulakdavulu. k. vaktinden evvel. a ğırbaşlı. s. 1. yersars ıntısı. topraktan yap ılmış. başak. (bir şeyin) esas niteliği. rahat ettirmek. doğu yönünde. 2. kulak kiri. s. ciddi. 1. z. kazand (biri/bir hayvan) yapt ığı hizmetle kendi masrafını çıkarmak/karşılamak. i. i. doğuya ait. z. s. kulakzar ı. s. teminat akçesi. şark. doğu.eagle eagle-eyed ear ear eardrum earful earl earlobe early early riser early warning system earmark earn earn one´s keep earnest earnest earnest money earnings earphone earring earshot earsplitting earth earthen earthenware earthly earthquake earthshaking earthworm earthy earwax ease ease ease off/up easel easily easiness east Easter Easter egg easterly eastern eastward eastwardly eastwards easy easy i. 2. 1. i. dünyevi. doğuya yönelen. i. dünyaya ait. bir yana koymak. s. 1. 2. 2.. Paskalya yumurtas ı. dili kolayca. ırmak. s.. bak. s. şövale. i. dünya. kulakmemesi. sağır edici (ses). doğuya bakan. i. toprak. kolaylıkla. inançları kökünden sarsan. doğudan. f. s. kazanmak. kolayca. Paskalya yortusu. 2. vakitsiz. azar. 1. doğu. kulak. beklenmedik bir sürü laf. toprak. f. sıkıntısızlık.. doğudan esen (rüzgâr). doğuya doğru. i. gündoğusuna bakan. 2. kolayla gevşetmek. 1. kolaylık. karaku ş. z. doğuya yönelen. 2. zamans ız. küpe. kolaylık. f. rahat. anat. s ıkıntıdan kurtarmak. z. s. 2. 3. i. toprak. doğuya doğru. 3. 1. i. doğuya. Paskalya. i. zelzele. i. işitme duyusu. erken. 1. ilk. (ağrıyı) yatıştırmak. dikkatle yerleştirmek. elek. doğu. i. s. topraktan yap ılmış. kartal. i. z. i. 1. belirli bir maksat için ı ay rmak. 2. kâr. z. bir sürü dedikodu. İng. s. ressam sehpas ı. 2. 2.

s. i. esrik. ekonomik.. Ekvador.easy chair easy mark easy money easygoing eat eat humble pie eat one´s fill eat one´s heart out eat one´s words eat s. f. gökb. the European Community. tuhafl eksantrik. s. tasarruf etmek. 1. k. s. f. iktisat.. yemek. s. s. ekonomi. dili kolayca aldat ılabilen kimse. i. ekonomik. kendinden geçme. kolay kazan ılmış para. 2. rahip. (on) -e kulak misafiri olmak. s. ekolojist. tıb. dışmerkezlilik. tutulma. kabahatini itiraf edip af dilemek. seçmecilik. s.. iktisadi. (birini) gölgede bırakmak. bak. i. ekolojik. f. (ate. l. --en) 1. 2. sevinç dolu. i. ekonomi yapmak. 2. i. i.o. economy. i.. ışığını karartmak. çevrebilimsel. s. inik deniz. i. co şkun. s. 1. (çoğ. Ekvador. çevrebilim. i. tükürdü doyurmak. d ışmerkezli. eksantriklik. yankılanmak. çevrebilimci. seçmecili i. ekler (bir çe şit pasta). k ıs. cezir.. çok üzülmek... esrime. iktisatç ı. seçmeci. k. economize. kibri k ırılmak. ekonomist. 1. ask. economic. 2. yemek yemek. tüm kiliselerin birle şmesini mayasıamaçlayan. 2. f. bak. Ekvadorlu. kiliselerin tümünü temsil eden. eksantriklik. iktisat yapmak. k. s. yumu şak başlı. 2. i. i. 1. dili aşırı miktarda yiyerek birinin bütçesini altüst etmek. dili kendi kendini yemek. 1. garip bir i. kademe. ki ık. i. 2. çeşitli sistem ve kaynaklardan derlenmiş. Ekvadorlu. (deniz) çekilmek. ekoloji. 1. tasarruf. i. egzama. deniz sular ının çekilmesi. abanoz. i. i. tekrarlanmak. 1. fels.. vecit. tuhaf. --es) yankı. i. papaz. dili sözünü geri almak. eksantrik. 2. out of house and home eat up eaves eavesdrop ebb ebb tide ebony ebullient EC eccentric eccentricity ecclesiastic echelon echo éclair eclectic eclecticism eclipse ecological ecologist ecology econ economic economical economics economise economist economize economy ecosystem ecstasy ecstatic Ecuador Ecuadoran Ecuadorean Ecuadorian ecumenical eczema rahat koltuk.. seçmeci.. kaynayan. içi içini yemek. co şu. f. Ecuadorian.. s. burnu sürtülmek. i. i. 2. iktisat. fels. ünü yalamak. k ıs. karnınığ k. f. economics. . 2. taşan (sıvı). ekonomiyle ilgili. ekonomi bilimi. i. hesaplı. s. (birinden) üstün çıkmak. tutumluluk. bak. kiliseye veya kilise örgütüne ait. acayip. 1. i. kendinden geçmi ş. yiyip bitirmek. Ekvador´a özgü. şevkli. tekrarlamak. ekosistem. ekonomi. tüm kiliselerin kabul etti ği. eksantrik. çok mutlu. İng. Ecuadorian. s. i. 2. uysal. garip. dini. i. ş 1. i. saçak. s. ğe ait. 1.. içi kaynayan. f. tutumlu. aksetmek. fels.

etkili. s. efektif. sinirleri gergin. yarar. eğitimli. s. (çoğ. sinirli. i. emir. efor. k ıs. --s/eel) yılanbalığı. 2. 3. atık su. tahsilli. s. redaksiyon yapmak. s. atık madde. i. redaktör. i. efemine. dikkatleri üstüne çekmemeye çal ışmak. çoğ. f. edam.s. Edam. 2. atık su. i.. kadınsı. i. 2. kolay. kenar ına bordür yapmak. s. redaktörlük. eğitsel. etki. ferman. 1. i. bas ım. f. s. okutmak. eğitim. istenilen sonucu veren. ahlakça yükselten. efervesan. s. etki. kabarmak. dışarı akma. tesirli. randımanlı. f. Hollanda peyniri. kenar suyu. eğitmek. i. yerine getirmek. 2. etkili. yürürlükte. burgaçlanmak. edited. silmek. the European Economic Community. i. eğitici. 2. s. 1. atık madde.şyandan.. eğitimci. çevri. i. i. i. i. i. 1. f. dantel. hızlı ve verimli çalışma. akıntı. 2. yan do yan. 1. fayda. i. f. s. 1.. bak. yenebilir. eşya. k. gayret. i. i. bitkin. bozmak. redaksiyon. anaforlanmak. tarafa ına. e ğrim. güçsüz. eğitimsel. i. 2. i. hızlı ve verimli çalışan. başarmak. tic. i. effect effective effects effectual effeminate effervesce effervescent effete efficacious efficacy efficiency efficient effigy effluence effluent effort effortless k ıs. ahlakça yükseltmek.ed Edam Edam cheese eddy edema edge edgewise edginess edging edgy edible edict edifice edify edifying edit editing edition editor editorial editorship educate educated education educational educator EEC eel efface efface o. anafor. efemine. editör. f. gerçekle ştirmek. edition. dili avantaj. kenar. editörlük. mal. (bir ğru) yavaş yava gitmek. z. halsiz. edisyon. s. yiyecek. i. nakit. burgaç. f. büyük yap ı. s. yok etmek. ödem. çaba. tesirli. . yanlamas i. i. i. 1. 1. etkili. 2. 1. sinirlilik. üstünlük. köpürmek. f. tıb. k ısır. zahmetsiz. i. editor. gidermek. s. başmakale. eğitmen. sonuç. verimsiz. istenen sonucu veren. i. suta şı. i. girdap. s.

sekiz rakam ı (8. XVIII). i. 1. i. (bir şey yapmakla) (yetersiz bir şeyi) artırmak. f. kuş s. benlikçilik. yüzsüzlük. i. karmaşık. i. s. 2. i. egosantrik. dışarı atmak. s. egoist. s. seksende bir. i.. sekseninci. sekizinci. çıkarmak. birdenbire yüksek bir sesle söylemek. taşkın. sekizlik. eh? Şanslı bir herif. exempli gratia (for example) mesela. On either of him sat a cat. i. yumurta kabu ğu. s. 2. girişik. i. s. 1. esnek. ejektör. 1. entelektüel. 2. f. . k. lastik. 2. f ışkırtıcı. M ısırlı. patlıcan. i. VIII). eight-hour day günde sekiz saat çalışma sistemi. Mısır. Her iki taraf ında bir kedi oturuyordu. yumurta ak ı. yumurta kabı. i. Ne?/Ha?: ´´Come here!´´ ´´Eh?´´ ´´I said ´Come here!´ ´´ ´´Buraya tüyü yorgan. meni gelmek. onsekiz. egoizm. fışkırtmak. mak. İkisini de sevmiyor.. yumurta ak ı.. yumurta ç ırpacağı. dili 1. şevk. 2. defetmek. elastiki. yumurtalık. benlik.. bo şalma. i. 2. f. örneğin. i. bencillik. i. 2. ikisi de. küstahlık. (on) ayr ıntılarına girmek. lastikli şerit. ünlem. f. i. 1. s. k ıt kanaat geçinmek. onsekizinci. 2. i. k ışkırtmak. seksen rakam ı (80. egotizm. seksen. f. i. canlılık. egosantrizm. kovmak. 1.effrontery effusive eg egg egg egg white egg white eggbeater eggcup egghead eggplant eggshell ego egocentric egocentricity egoism egoist egotism egotist egregious Egypt Egyptian eh eiderdown eight eighteen eighteenth eighth eighth note eightieth eighty Eire either either this or that ejaculate ejaculation eject ejector eke eke out eke out a living El Salvador elaborate elaborate élan elapse elastic i. 1. her ya bu side ya o. argo entel. her iki: She doesn´t like either one. i. akmak. yumurta. lastikli. onsekiz rakam ı (18. i. çok ayr ıntılı ve çok iş isteyen. s. 2. s. korkunç: an egregious mistake korkunç bir yanl ış. onsekizde bir. sekiz. sekizlik nota. elastik. 1. meninin atılması. k ıs. coşkun. beniçincilik. ben. i. beniçinci.. bencil. Mısır´a özgü. Mısırlı. de ğil mi?: He´s a lucky guy. i. 1. s. ego. ünlem. İrlanda Cumhuriyeti. i. sekizde bir. i. i. s. 1. s. El Salvador. s. i. bo şalmak. on tahrik etmek. LXXX). zam. değil mi? 2. girift. müz. i.. (zaman) geçmek. . bencil. fevkalade kötü. M ısır. f.

i. büyük. rahatça hareket edilebilecek yer. s. elektrikli. elektriklemek. elektrik ak ımı. mürver. seçimle elde edilen (bir makam).. ağabey. elektrolit. 1. abla. i. k. dirseklemek. elektrikle ilgili. 2. çok ne şelendirmek. i. sevinçli. i. elektriklendirme. i. seçmen. i. vantilatör.elasticity elate elated elation elbow elbow grease elbowroom elder elder elder brother elder sister elder sister elderly elders eldest elect election electioneer elective elector electorate electric electric arc electric arc electric chair electric current electric eye electric fan electric guitar electric light electric meter electric motor electric power electric shaver electrical electrical appliance electrical engineer electrical engineering electrician electricity electrification electrify electrocardiogram electrocute electrode electrolysis electrolyte i. 1. çoğ. elektrik ark ı. elektrot. i. elektrogitar. dili alın teri. i. seçmek. elektrik mühendisi. seçmeli ders. . elektrikli alet. elektrikli tıraş makinesi. i. elektrikli sandalyede idam etmek. heyecanland ırmak. f. elektriklendirmek. s. elektrik mühendisliği. f. elastiklik. elektrik cereyanı. f. 2. elektrik lambas ı. 1. elektrikli sandalye. elektrikli göz. elektrikli ayg ıt. s. heyecan vermek.. 2. seçmenler. elektrik motoru. elektrikçi. elektrikle öldürmek. oldukça ya şlı. dirsek. seçim propagandas ı yapmak. k ıvanç. 3. f. abla. i. ite kaka yol açmak. k ıvançlı. elektroliz. elektrik. s. elektrik saati. s. elektrokardiyogram. geni ş yer. mürver a ğacı. i. fiz. (yaşça) büyükler. elektrik yayı. emek. i. yaşlı/itibarlı kişi. esneklik. f. iste ğe bağlı. 1. tıb. elektrik kuvveti. (yaşça) en büyük. i. s. sevinç. i. yaşça büyük. 2. i. f. i. i. 1. 2. seçim. çok sevindirmek. s. dirsekle itmek/vurmak. elektrik tesisatç ısı. elektrifikasyon. elektrikli. elektrik ark ı. elastisite. elektrikle ilgili.

1. f. öğe. i. i. s. s. uzatma. uzatmak. f. 4. yükseltme. çoğ. i. sağlamak. i. s. i. 1. elips. cüce ve yaramaz cin. s. eleman. yok etme. eliptik. f. gruplar. elektronik müzik. 3. i. ilkel. dilb. k.. 2. etkili ve güzel (sözler. kim. frenlenmemi ş. elektronik müzik. s. i. a ğıt... dizginsiz. 1. elektroşok. on birde bir. 1. 1. elit. tıb. on birinci. 1. eleji. 3. konu şma tarzı). unsur. evlenmek için evden kaçmak. yükselti. i. f. avrupamusu. başlayanlar için: elementary French course yeni başlayanlar için ızca kursu. temel ilkeler. z. son dakika. 1. uygunluk. s. etkili ve güzel konuşma tarzı. 2. seçkin. i. XI). (gerçe ği) ortaya çıkarmak. 2. the doğa güçleri. on bir. on bir rakam ı (11. 1. başka . â şığıyla kaçmak. eksilti. i. elit. 2. Frans ilköğretim. 1. kolay. eksiltili anlatım. elektrom ıknatıs. çoğ. gidermek. fil. başka: What else can he do? Başka ne yapabilir? Who else was there? şka kim ı? Where else can they be? Başka nerede Orada ba yere. (for) -e uygun. elektropozitif. i. elektron. s. elektronik. s. -e neden olmak. s. 2. yok etmek. 1. elektronik. 3. i. elves (elvz) i. f. zarif. ilkel. zool. 1. doğal. terfi ettirmek. i. söz söyleme sanat ı.. kanadageyiği. coğr. kald ırmak. 2. i. 3. i. 3.lip. 2. 2. i. i. element. basit. etkili ve güzel söz söyleyen. 2. el. başvard ka yerde. dili öldürmek. asansör bo şluğu. (yar ışçıyı) eleme. 2. (bilgi) edinmek. -e yol açmak. i. elektromanyetik. s.ses (îlîp´siz) i. kald ırma. i. 3. seçkinler. karaağaç. giderme. 2. asansör. silo. 2. temel. 1. etkili ve güzel söz söyleme yetene ği. öğe. z. 2. s. i. temizlemek. terfi.electromagnet electromagnetic electron electronic electronic music electronic music electronics electropositive electroshock elegance elegant elegy element elemental elementary elementary education elementary school elements elephant elevate elevation elevator elevator shaft eleven eleventh eleventh hour elf elicit eligibility eligible eliminate elimination elite elixir elk ellipse ellipsis elliptical elm elocution elongate elongation elope eloquence eloquent else elsewhere i. parça. ilköğretim okulu. çoğ. 1. doğadaki güçlere özgü. s. iksir. zarafet. i. yükseltmek. (bir yar ışçıyı) elemek.

f. -e başlamak. 2. zimmetine para geçiren kimse. bir tehlikeyi) atlatmak. -e girişmek. (anlat ılan bir öykü veya kabul olayı)etmek. ış işlemek. f. çoğ. from f. zümrüt yeşili. (bir teklifi) i. kabartma desenle süslemek. 3. --es) ambargo. biyol. (metne ait) düzeltme. . embriyon. zimmete geçirme. işleme.. f. (açlıktan/hastalıktan) çok zayıflamış. i. kakmak. i. 3. 1. utandırmak. aklına ehrin ı aklıma gelmiyor.. (bir metnin) yanlışlarını düzeltmek. 1. süs. i. gömmek. mumyalamak. i. 2. acil durum. yakalanmas i. 4. (emanet para veya mülkü) zimmetine geçirmek. hadım etmek. 2. 1. i. meydana çıkmak. f. kendisi: She is the embodiment of elegance. zor. zümrüt ye şili. s. i. kor. tıb. bak. süslemek. 2. kurtuluş. kapsamak. (bir kabul etmek. açıklamak. utanma. 3. (çoğ. güç durumda.. 1.ı Ş ı zor. o ğulcuk. mahcup olma. s ıkışmış. yüreklendirmek. s. i. in (belirli/somut f. 1. f. armalarla donatmak. süsleme. karıştırmak. süslemek. --ding) (in) (içine) iyice yerle ştirmek. sefaret. burmak. toprak set. köz. 1. gemiye binmek. -den fışkırmak. s. i. gemiye binme. f. (birini) kucaklamak. 2. bir halde) d ışa vurmak. (izleyenleri. gelmemek: The name of tarifi the town me. f. i. i. kucaklaşmak. acil ç ıkış kapısı. özgürlüğüne kavuşturmak. hat ırlayamamak. hayalinden bir f. f. -den akmak. elf. 2. (bir şeyin) somut hali. sunucu. 2. kabartmak. cesaret vermek. simge. 1. tezyin etmek. utanç duyma. amblem. i. elçilik. 2. 2. 1. 1. serbest b ırakma. 2. mahcup etmek. i. zümrüt. dini) üzerine nak şeyler katarak süslemek. f. kutlamak. 2. s. i. (birine) sar ılmak.. özgürlük. f. (bir dine) girmek. kapsamak. kuvvetten düşürmek. nak ış kasnak. enemek. azat etmek. 2. izahat vermek. tahnit etmek. kalm f. serbest b ırakmak. f. i. i. 1. 1.elucidate elude elusive elves emaciated emanate emancipate emancipation emasculate embalm embankment embargo embark embark on/upon embarkation embarrass embarrassment embassy embattled embed embellish embellishment ember embezzle embezzlement embezzler embitter emblazon emblem embodiment embody embolden embolism emboss embrace embroider embroidery embroidery frame embroil embryo emcee emend emendation emerald emerge emergency emergency door/exit f. i. 3. eludes anlaşılmas zor. i. açıklamada bulunmak. sıskası çıkmış. f. ad çabucak geçen. (birini) (zor bir işe) sokmak. f. i. from den kurtarmak. Zarafetin ta kendisi. çıkmak. bir deri bir kemik ış. azat etme. (--ded. hayata küstürmek.-den ç ıkmak. f. amboli. . 1. f. -den yayılmak. f. (bir program ın) sunuculuğunu yapmak. (bazı ımları çıkararak veya sansür ederek) (bir yazıyı) kuşa k ıs f. i.

İng. k. ısrarlı. 2. çalışan. boşaltmak. i. s. iş bulma bürosu. vurgu. 1. yayma. imparator. i. 3. z. işveren. iş verme. yüksek (yer). i. f. heyecan. s. görevli. i. giderken. ruhb. üzerinde durarak.. imparatorluk. 2. i. i. i. taklit etmeye çalışmak. imparatoriçe. ampirizm. yüksek yer. i. boş. yüksek bir mevki. maa ş. f. çıkan. ampirik. 1. s. f.emergency landing emergency treatment emergency ward emergent emeritus emery emery board emetic emigrant emigrate emigration émigré eminence eminent emissary emission emit emollient emolument emotion emotional empathy emperor emphasis emphasise emphasize emphatic emphatically emphysema empire empirical empiricism empiricist employ employee employer employment employment agency empower empress emptiness empty empty words empty-handed emulate emulsion en route mecburi iniş. yükseklik. bak. 1. i. ünlü (kişi). i. s. i. i. s.. 2. em. siyasi göçmen.pha. s. f. i. i. benzerini veya daha iyisini yapmaya çal ışmak. acil tedavi. frapan. s. özel bir görevle gönderilen ki şi. kusturucu (ilaç). göze çarpan. boş laf. 2. ücret. boş. s. patron. tıb. i. --ting) ç ıkarmak. deneycilik. istihdam etmek.. i. zımparalı tırnak törpüsü. 2. i. f. emphasize. işçi. iş ve işçi bulma kurumu. çoğ. 3. göçmen. i. 1. ampirist. i. eli boş. i. yolda. of -den yoksun. yetki vermek. 1. yumuşatıcı. his. ç ıkarma. boş şey. mal. bo şalmak. vurgulamak. vurgulanarak söylenen. kazanç. (--ted. s. f. i. yumuşatıcı ve acıyı dindiren merhem. önem. f. 1. meydana çıkan. dökülmek.. duygulu. duygu sezgisi. yaymak. (hastanede) acil servis. dili aç. istihdam. bir ba şkasının duygularını anlayabilme. f. vurgulama. fışkırtmak. yüksek (mevki). kullanmak. dökmek. deneyci. emeritus (emekli bir üniversite ö ğretim görevlisine verilen unvan). tepe. anfizem. 3. emisyon. 1. duygu. kesin olarak.ses (em´fısiz) i. boşluk. s. i. deneysel. göç etmek. 2. i. heyecanl ı. i. i. 2. duygusal. . bir hizmet veya i şte kullanmak. 2. zımpara. tan ınmış ve üstün. göç. emülsiyon.. 1.

etraf ını çevirmek. büyüleyici. v. birlikte 2. endearing endeavor endemic ending endive endless endlessly endlessness endorse endorse a bill endorsement endow (an rut´) yolda. gayret etmek. in (bir yer veya halka) özgü: That disease is endemic in India. ciro etmek. f. İng. 2. (duvar. ku şatmak. i. i. sevimli. i. k. yüreklendirici. çevrili olan yer. nihayet. 1. amaç. (bir şeyi) (bir mektupla aynı zarf içine) koymak: I´ve enclosed a ğrafile) gönderiyorum. 1. f. f.. k. bak.b. --ing/-ling) 1. s.. s. durmadan. sona ermek. s. f. i. upon (ba şkasının hakkına) tecavüzde bulunmak. 1. f. 4. photograph this çit letter. f. kapsamak. (bir yeri)with (duvar. tehlikeye atmak. özendirmek. i. 1. 5. 2. 2. bitirmek. son. ölüm. 1. kaplamak. 3. uç. çit v. sonsuzluk. yapmaya çalışmak. i.. masa. f. 1. hastal i. f. 1. çeki ciro etmek. örtmek. i. f. enclosed. acımarul. 2. 1. s. emaylamak. sonsuz. çaba. son vermek. te şvik edici. dilb. emaye. (mektupla ayn ı zarf içinde) gönderilen şeyler. çocuk. yetki vermek. f. (di şlere ait) mine. bis. with -e ba ğışta bulunmak. çok güzel. niyet. f. cesaret verici. ipotek. küçükson. ünlem Bravo! i. f. emaye. yasala ştırmak. O ık Hindistan´a özgü. ümitlendirici. nihayet. sağlamak. i. hindiba. i. i. 1. ansiklopedi. 1. 3. sehpa. Meksika mutfa ğına özgü böreğe benzeyen acılı bir yemek. 1. teşvik etme. 2. fevkalade. f. 1. f. imkân vermek. 2. onaylamak. ak ıbet. tatlı. 1.Bu ile)mektupla çevirme. z. s. İng. f. f. rastlamak. enclosure. . yük. 2. teşvik etmek. özendirme.. 1. huk. maksat. ansiklopedik. büyülemek. sonek. to s. (başkasının hakkına) tecavüzde bulunma. s. mine. 2. yüreklendirmek. özendirici. 2. mümkün k ılmak. 1. cesaret verme. bitmek tükenmek bilmeksizin. kendini birine sevdirmek. 2. 3. f. çalışmak. 2. cesaret vermek. (--ed/--led. bir foto i. emay. 2. i. ciro. minelemek. bitmek. 2. yüreklendirme. dili harika. onay. ilişiktekiler. encyclopedia. sevdirmek. kuşatmak.o. gaye. tak ı.s. 2. k ıs. f. 3. umut verici. 3.b. dili (birinin) çok ho şuna gitmek. i. f. son. gayret. (bir tehlike veya zorlukla) kar şı karşıya gelmek. 1. s. 2. i. f. yabanimarul. f. s. mec.en route enable enact enamel enameled enamor enamour encase enchant enchanting enchilada encircle encl enclose enclosure enclosures encompass encore encounter encourage encouragement encouraging encroach encroachment encrust encumber encumbrance encyclopaedia encyclopedia encyclopedic end end table endanger endear endear o. bak. enamor.

uzunluğuna. İng. uygulamak. hakkâk işi. katlamak. dayan ıklı. tahammül. dik. çarkç ı. film v. kucaklamak. söz vermek. do ğuştan gelen özel yetenek. İngiliz. s. birbirine geçirmek. endways. 2. i. İngiliz. f. hakkâkl ık. hakketmek. çok sürükleyici (roman. gravür. tenkıye.lish. erke. meydana getirmek. 1. 1. yasaklamak. 1. nişanlanma. i. dayanmak. 1.´ni) -e aşılamak. işe almak. nişanlı. İngiliz. 1. kazımak. bağışlardan oluşan toplu sermaye. İngilizce. 2. ılabilir. çekmek. düşman. tutmak.men (îng´glîşmîn) i. . lavman. tembih etmek. f. 1. yerine getirmek. ba ğışta bulunma. 3. muamma. 2. yutmak. yükseltmek. oymacılık. s. Eng. f. f. i. gravürcü. bak. 1. vaat. s.. i.endowment endurable endurance endure enduring endways endwise enema enemy energetic energise energize energy energy crisis enervate enfold enforce enforceable enforcement enfranchise Eng engage engage in engage s. oy hakk ı vermek. enerji. 3. f. s. 5. 2. enerji krizi. çarpışmak. taahhüt. çekici. mühendis. İng. oymac ı. ş. 2. çoğ. (dü şünce. 1. 2. 2. 2. lokomotif. birbirine girmek. tahammül etmek. i. d. 2. güç vermek. 2.y. sevimli. i.. olu şturmak..´ni) artırmak. motor.b. planlayıp düzenlemek. kuvvetten düşürmek. f. birbirine geçmek. mühendislik. f. makinist.b. emretmek: I enjoined him to leave. 3. şgul olmak. uç uca. 2. s. 2.en (îng´glîşwîmîn) i. ile me birinin kafas ını meşgul etmek. 1. English. güç. dikine. makinist. i.). k ıs. 2. ucu ileriye do ğru. enerji. angaje etmek. i. 3.b. çarpışma. bilmece. f. f. f. f. 1. İngiliz erkek. alışkanlık v. f. enerji vermek.o. 2. 3. 4. İngiliz kadın. 4. dayan i. randevu. içine çekmek. s. 1. tıb. Gitmesini tembih ettim. 1. 1.lish. tatbik etmek. -in içine iyice çektirmek/geçirtmek. İngilizce. 2. (değer. enerjik. meşgul (telefon). kald ırmak. 3. z. i. 1. uygulama. sarmak. 2.´s attention engaged engagement engaging engender engine engine driver engineer engineering England English Englishman Englishwoman engrain engrave engraver engraving engross engross one´s thoughts engrossing engulf enhance enigma enjoin i. in 1. Allah vergisi. ba ğrına basmak. kuvvet. s. Eng. z.. ho belirli bir süre için ücretli i ş.wom. faal. 1. dayanma gücü. f. s. dövüşme. kafas ını bütünüyle işgal etmek. den. i. f. zayıflatmak. İngiltere. taahhüt etmek. çoğ. bak. energize. uygulanabilir. d. fiyat v. f. devamlı. söz. mak. i. f. England. i. hakkâk.. i. doğurmak.y. sürekli.

kocaman. tuzağa düşürmek. s. in (olumsuz bir şeye) tırmak.enjoy enjoy good health enjoy o. girmek. 1. tak ısayg ın bir yere koymak. zevkli.the ensuing year ertesi sene. deftere yazmak. foto. 1. f. aydınlatma. karmakarışık etmek. aydınlanma. yeterli. i. zenginleştirmek.s. temin etmek. 2. canland f.. i. f. meydana gelmek. gerektirmek. izlemek. esir etmek. 2. eğlenceli. f. giri şmek. büyütme. aydınlatmak. f. zengin etmek.. -e başlamak. soylular s ınıfına almak. i.ırmak. f. döpiyes. zevk almak. 2. in (birini) (olumsuz bir duruma) dü şürmek. sa f. i. büyüme. -in aklına gelmek. teşebbüs. topluluk. başlamak. kâfi. band ıra. yazılmak. f. sa f. ünlem Yeter! Yeter artık! f. eğlenmek. 1. s. büyük kötülük. kaydetme. muazzamlık. birkaç parçadan olu şan kadın m. f. i. değerini artırmak. f. inquire. kaydetmek. mânia. kostümü. büyümek. 2. s. askere kaydolmak/yaz ılmak. girişim. çıkmak. yerleştirmek. tiy. kâfi derecede. den. husumet. bilg. f. köle yapmak. 3. f. 2. 2. dola klık. anlaşmaya girmek. bilgilendirme. büyülteç. ardından gelmek. in ensemble enshrine ensign ensign enslave ensnare ensue ensure entail entangle entanglement enter enter into enter into an agreement enter on/upon enter one´s head enterprise f. 4. -e girişmek. 1. foto. 2. . enjoyable enjoyment enlarge enlarge upon enlargement enlarger enlighten enlightened enlightenment enlist enliven enmesh enmity ennoble enormity enormous enough enough and to spare Enough! Enough´s enough.. tatlı. müz. aydın (kimse). garanti etmek. 1. “Enter” -e giri şmek. kar ışıklık. genişletmek. muazzam. yeter de artar bile. i. bilgilendirmek. 2. bayrak. kaydolmak. 1. yardımını ğlamak. 3. daha ayrıntılı bir şekilde anlatmak. 1. s. agrandisman. i. bütün. 1. içine girmek. 1. 4. 2. kaydını yapmak. askere kaydetmek/yazmak. f. trup. 2. kaydetmek. zevk. -e yerleşmek. f. 1. i. ho şlanmak. hoş. yeterli miktar. sağlığı yerinde olmak. bula ştışı rmak. genişlemek. i.s. i. düşmanlık. bilgilenme. hiddetlendirmek. yüceltmek. aste ğmen. zenginle ştirmek. z. hoşça vakit geçirmek. ğlamak. sancak. enquire enrage enrich enroll enrollment ensconce ensconce o. asalet unvanı vermek. agrandisör.ış kar f. bak. -i -in içinde i. büyütmek. f. öfkelendirmek. i. -e başlamak. f. dola ştırmak. tu şuna basarak (bir komutu) gerçekleştirmek. engel. büyüklük. şer. i. kayıt.

f. siper. f. örtmek. 3. tamam ıyla. müteşebbis. istek. eğlenceli. . şevk. girme. (--ped. 2. eğlendirici. f. enumerate enunciate envelop envelope enviable envious s. i.) (bir şeyin) etrafına dolanmak. f.t. giriş yeri. yakarış. girişimci. 2. müteşebbis. f. büsbütün. mektup zarf ı. ziyafet. (about/over) göklere ç ıkarmak. birer birer saymak/söylemek. giriş ücreti. cazip. tüm. balo. beraberindekiler. heves. çekici. ağırlamak. 2. İng. 2. eğlendirmek. giriş yeri. baş yemek. çekicilik. yılan v. f. entomoloji. tamamen. s. bütün. yalvar ış. tahta ç ıkarmak. giriş izni. çok övmek. 1. 1. antre. gömmek. gıpta edilecek. i. giriş hakkı. f. 2. (başkan) bir teklifi kabul edip kurula sunmak. giriş yeri. giriş. aras lam yenilen bir şekilde yerleştirmek. i. 1. bütün. böcekbilim. s. maiyet. f. f. f. s. i. kayıt. s. ku şatmak. açıkgöz. hepsi: the entire group grubun hepsi. hak vermek. girişken. i. (around) bir şeyi (başka bir şeye) dolamak. giriş. şevkli.b. misafir etmek. i. i. hararetli. giriş. 3. giriş ücreti. --ping) tuza ğa düşürmek. davet. z. büyülemek. giriş kapısı. f. f. 3. çekici ancak tehlikeli şey. yakalamak. girme. antrepo. giriş. k ıskanç. (birini) tatlılıkla (kötü bir şey yapmaya) ikna etmek. f.. ikram etmek. i. 1. giriş. tamam. i. i. varlık. yalvarma. 3. f. i. parti. i. f. balıkla baş yemek ında yemek. s. (bitki. i. i. giriş. sarmak. i. s. yetki vermek. mezara koymak. saymak. giriş. uyanık. yalvarmak. i.enterprising entertain entertain a motion entertaining entertainment enthrall enthrone enthuse enthusiasm enthusiastic entice enticement enticing entire entirely entirety entitle entity entomb entomologist entomology entourage entrails entrance entrance entrance examination entrance fee entrap entreat entreaty entrée entrench entrenchment entrepôt entrepreneur entrust entry entryway entwine entwine itself around entwine s. 1. zarf. telaffuz etmek. 1. 2. entomolojist. böcekbilimci. sağ i. büyülemek. giriş sınavı. bağırsaklar. baştan çıkarma. ask. i. emanet etmek. f.

(Yeni Ahit´te yer alan) mektup. depremin merkezi. kıskanmak. f. ça ğ. kafas ında canlandırmak. diplomat. epizodik. 1. s. s.. i. i. s. 2. s. f. epaulet.. i. i. 2. f. ılım. dolay. çok kısa ömürlü. tasavvur etmek. i. sara. i. 1.. i. i. i. eşit işareti f. (=). i.. İki artı iki eşit dört. s. (övücü veya hakaret edici) söz.. i. epilog.. (olaylar zincirinde) olay. f. s. muhit.. 2. s. saralı. equalize. 2. 2. i.. destans ı. f. salgın: flu epidemic grip salgını. destan. Ekvator Ginesi. i. Hrist. edeb. i. eşitlik. bak. salgınlaşmış. 1. TV (dizide) bölüm. epiderm. 2. radyo. i. rahat. çevresel. eşitlemek. devir. epik. emsali olmak: No one equals her. i. gıpta. deprem öze ği. denklem. çoğ. i. Emsali yok. çevreci. eşit olmak: Two plus two equals four. epizot. civar. k ıskançlık.. 6 Ocak´ta kutlanan bir yortu. saralı. edeb. itidal. temkin. i. apolet. 1. s. s. ile eşit saymak. i. epik. delege. laf. haset. salgın. i. Hrist. elçi. i. tıb. i. 1. sakin. biyokim.. s. i. ekvator. i. jeol. aynı düzeyde olmak. piskoposlarca yönetilen. piskoposlara ait. 1. mezar kitabesi. ılıman (iklim). nükteli söz.. 1. 2. gıpta etmek. bak. İng. gelip geçici. s. çevre. kolayca k ızmayan. bak. tasavvur etmek. f. eşit. i. çevrecilik. temsilci. aynı düzeyde. sonsöz. i. 1. 2. epilog. i. 1. çok k ısa süren. eşit. nükte. i. enzim. kafas ında canlandırmak. . ekvatoral.environment environmental environmentalism environmentalist environs envisage envision envoy envy enzyme epaulet epaulette ephemeral epic epicenter epidemic epidermis epigram epilepsy epileptic epilog epilogue Epiphany episcopal episode episodic Epistle epistle epitaph epithet epitome epoch Epsom salts equable equal equal equal sign equalise equality equalize equanimity equate equation equator Equatorial equatorial Equatorial Guinea i. 2. İng.. i. İngiliz tuzu. sara hastalığına özgü. mektup. i.

ayakçı. paçayı kurtarmak. sertle i. patlak verme. --ping) donatmak. i. gereçler. i. s. 1. penisin i. jeol. (--ped. i. ne evet ne de hayır demek. 1. i. s. kökünden söküp atmak. 2. s. 2. 1. ça ğ. 1. s. i. 2. 2. silgi. bundan önce. firar etmek. çok bilgili. kurma. bilgin. aya ğa kalkmış. i. kaçamaklı. istikrars ız. i. tic. donatım. 2. yükselmek. hatalı. 2. ayak işi. silmek. s. as. i. 1.b. Ekvator Gineli. firar. (heykel. kaç ış. f. Ekvator Gineli. tıb.kurtulmak. şa a etmek. devir. 1. i. 2.´s grasp i. aşındırma. f.. dikelmiş. edat. ılım. adaletli. 2. Eritrea´ya özgü. f. kurtulmak. dik. Eritrea. f. i. f. yok etmek.´ni) dikme. hata etmek.Equatorial Guinean equestrian equidistant equilateral equilibrium equinox equip equipment equitable equity equivalence equivalent equivocal equivocate era eradicate erase eraser erasure ere ere long ere now erect erection Eritrea Eritrean ermine erode erosion erosive erotic eroticism err errand errand boy erratic erroneous error erudite erudition erupt eruption escalate escalator escapade escape escape from s. aşındırıcı. (heykel. s. adalet. çok geçmeden. yapma. gün tün eşitliği. dimdik. 1. bağ. Eritrea. Eritre. 1. atlı (heykel/portre): an equestrian statue of Napoleon heykeli. âlimlik. erotik.´ni) zıştırmak. birden değişiveren. yanlışlık. eşit uzaklıkta. ekinoks. ayakta duran. adil.´ni) dikmek. denge.b. Napolyon´un atlı ayn ı mesafede olan. etme. kaçma. 3. 1. iki anlama gelebilen. ıyürüyen merdiven. 2. i. (yanarda ğ) püskürme. macera. kaçmak. s. muvazene.o. 2. f. direk. 3.b. Eritrealı. eşkenar: equilateral triangle. s. f. eşitlik.b. i. dengesiz. 1. 1.. şiir evvel. 2. yanlış. döküntü. i. 1. i. s. 3. a şınma. f. dikilmiş. patlak vermek. s. kızışmak.. (fiyat v. i. silinmiş yer. eşkenar üçgen. s. 2. (yanarda ğ) püskürmek. f. --s/er. âlim. önce. v. i. Ekvator Ginesi´ne özgü. özsermaye. kurmak. 2. Eritrealı.. in in ş ş mesi. yanlış. anlaşmazlık v. yok etmek. f. silinti. aşınmak. net varl ık. birinin pençesinden . gökb. 2. ayak işlerine bakan kimse. muh. (çoğ. i. atlatmak. direk v. k i. 1. (sava ş. yapmak. s.´ni) yükseltmek. gidermek. jeol. gözünden kaçmak. a şındırmak. i. kaçamaklı konuşmak. Ekvator Ginesi. erozyon.mine) ermin. biniciliğe ait. 3. hata. 1. akl ından çıkmak. s. erotizm. s. bilginlik.

2. ve benzeri. casusluk.. z. içrek. i. i.. 1. 2. gezinti yeri. 1. (es´t ımît) tahmin.. birbirinden ayr ılmış. f. itibarlı. steyşın. kestirme. s. v. -den sak ınmak. (bir grup içindeki) birlik ruhu. i. ğerlendirmek. as ıl. -den kaçınmak. (koruma/gözetim için) e şlik eden.. aesthetic. 2. Estonyalı. esans. araların s. i. gezi. (es´tımeyt) 1. armalı kalkan.. i. Estonya. 2. bak. s. deneme. bence. 1. 2. f. Eskimo. f. f. soğutmak. et cetera. kuruluş. i. 3. ayrı yaşayan. nadir. i. kurma.. i. destekleme. İng. bak. öz. kurum. 2. şılmas ı zor. . k ıs. 2. k ıs.. i. vesaire. i. i.. özel. aslında. özellikle. i. 4. Esquire. z. olağandışı. Estçe. insana gündelik hayat ı ve dertlerini unutturan çok sürükleyici (roman/film). huk. 3. ancak ufak bir grupça bilinen. ve “bay” anlam türü). 2. i. s. kavalyelik etmek. s. 1.escapist eschew escort escort escort vessel escutcheon Eskimo Eskimo dog esophagus esoteric especial especially espionage esplanade espousal espouse espresso esprit esprit de corps Esq Esquire essay essay essence essence/spirit of peppermint essential essentially establish establishment estate estate agent estate car esteem esthete esthetic estimable estimate estimation estival Estonia Estonian estrange estranged estuary et cetera etc etch s. tespit edilme. 1. f. kavalye. Eskimo köpe ği. Eskimoca. yemek borusu. b ırakıt. itibar. 1. coğr. müessese. 3. i. f. 1. aesthete. haliç. saptamak. anla s. i.s. esas. bilhassa.b. f. ğerlendirme. kurulu ş. tereke. hususi. Estonya. 2. 2. aestival. ufak bir gruba özgü. İng. takdir. saygı. s. düş1. zaruri. 1. i. s. Eskimo dili. gerekli. i. Estçe. refakat gemisi. yapmaya kalk ışmak. İng.ı açmak. i. yapmaya kalkışma. kordon. temel. 1. bak. (desen hakketmek için) (madeni bir yüzeyi) asitle oymak. malikâne. i. 2. desteklemek. ekspreso kahve. (birisi hakk ındaki) bana göre. esas. 2. i. ana. denemek. v. bat ıni. Estonya´ya özgü. i. Esq. -e sayg ı duymak. s. i. 2. i. tespit etme.. eşlik edenler. emlakçı. 1. ı. anat. ıtır. 1. Eskimoca. de fikir. tespit etmek. mektup zarfı üzerine isim ve soyadından sonra kısaltılarak yazılan ına gelenı bir unvan: Marmaduke Wigglesworth. temel. ünce: in my estimation benim de gözümde. 2. 2. 1. as ıl. (korumak/gözetmek amac ıyla) eşlik etmek. Eskimo. tahmin etmek. gizli inançları olan. 1.. deneme (bir düzyaz f. Estonyal f. naneruhu. (k ıymetini) takdir etmek. saygıdeğer. kestirmek. ekspreso. kurmak.

yaklaşım v. i. 2. dünya görüşü. 2. eter. 1. kim. boşaltım.. i. ebedi ve ezeli. ı. s. buharlaştırma. i. Habeş. hararetli. Etyopya. rsakları)ı)bo şaltmak. k ıs.). on his/her/its own merits evaluation evangelical evangelise evangelist evangelize evaporate evaporation evaporator asitle oyarak (madeni bir yüzeye) desen hakketmek. . f. bir mesaj ı yaymaya çalışan kimse. i. semavi. i. (bir yeri) boşaltmak. i. i. i. Etiyopyalı. 2. 2. kökenbilimsel. buharlaşmak. de ğerler sistemi. i.ğı (insanlar ğı rsaklar ı) boşaltma. Avrupa. s. İncil´e ait. 1. Avrupa´ya özgü. değerlendirme. i. hadım. anat. 3. mesaj bak.etch a design on etching eternal eternally eternity ether ethereal ethic ethical ethics Ethiopia Ethiopian ethnic ethnography ethnology ethos etiquette etymological etymology EU eucalyptus Eucharist eulogise eulogize eulogy eunuch euphemism euphony Euphrates Eur Eurasia Europe European Eustachian tube evacuate evacuation evade evaluate evaluate s. evaporatör. (birinin sorusuna. göksel. i. the European Union. İncil´in ına uyan/sad ık. 2. buharla ştırıcı. 1. ınıbelirli bildirmek/ö ğretmek/yaymak. asitle oyulmu ş resim. ruh. Etiyopya. ses ahengi. 2. (bir yeri) boşaltma. ahlak sistemi. boş altım. i. ahlak bilimi. i. östaki borusu. methiye. s. etimoloji. i. i.t. etnik. İncil´de bulunan. değerlendirmek./s. Habe şistan. ahlaki. f. İng. Europe. İng. etik. birine) cevap vermekten kaçmak. i. birini/bir şeyi kendi yeteneklerine/özelliklerine göre değerlendirmek. Avrupalı. i. örtmece. i. i. k ıs... (bir bahaneyle) kendini (bir yükümlülükten) kurtarmak.. ateşli. ateşli vaazlar veren gezici Protestan. değer ve inançlar sistemi. çal mesaj3. övgü. i. Avrupa. f. ebediyen. i. adabımuaşeret. ba şı ve sonu olmayan. 1. bak. kökenbilim. s. İncil´in mesajını yaymaya ışan kimse. Avrupai. 1. İncil´in f. ebediyet. etnografya. evangelize. Etyopyalı.b. törebilim. etnoloji. i.o. daima. 3. European. f.. Etyopya´ya özgü. Avrasya. Habeş. i. (bir f. s. s. i. okaliptüs. (ba f. i. i. lokmanruhu. 1. buharla şma. f. 2. görgü kurallar ı. (insanlar ı) (bir yerden) almak. Etyopya. i. 1. son derece Protestanca (bir ö ğreti. -den kurtulmak. etimolojik. götürmek. buharla ştırmak. ölümsüz. Etyopyal s. eulogize. övmek. z. (ba (bir yerden) alma. s. etik. i. edebi kelam.

En ufak noktaya herkes. 2. düzlemek. gene de: “That book contains some mistakes. düzle z. her bir. 1. arada bir. i. temkinli. daima. smokin. olsa bile. sürekli. arada bir. frak. s. başkaları. 1. ak şam. 1. düz. s. çal ız. zam. meydana gelmek. her: She remembers every single mistake they made. 1. her. tam (sayı). olmak. 2. s. 2.ıştığı halde sınavı veremedi. 2. her günkü. birkaç günde bir. er geç olan. ak şam gazetesi. güna şırı. kör olası: You and your everlasting typewriter! Sen ve senin kör olas ı daktilon! z. s. i. 4. itidalli. gene de.evasion evasive eve even even even if even so even so even though evenhanded evening evening dress evening paper event even-tempered eventful eventual eventuality eventually eventuate ever ever after ever changing evergreen everlasting evermore every every few days every four days every inch every jot and tittle every man jack every now and then/every now and again every once in a while every one every other day every other day every other day every other person every single every so often every which way everybody everybody else everyday Everyman everyone i. dikkat eder. herkes. her iki kişiden biri. s. arife. ebediyen. gün aşırı. 3. zam. -den kurtulma. 1. kaçamaklı. z. her biri. s. herhangi bir kimse. tepeden tırnağa. i. Yapt ıkları her hatarada ırlıyor. ya daima de ğişen. dört günde bir. s. k. arife gecesi. 3. iki günde bir. yine de. gece elbisesi. sokaktaki adam. he de couldn´t pass -e rağbuying. -diğ i halde: Even he studied hard. her dem taze (ağaç/çalı). z. bir düzeyde. cevap vermekten kaçan. ara s ıra. hadise.” “Even so.” the exam. çift (say ı). iki günde bir. tuvalet. yine de. hatta. ştirmek. sonunda. hep: They lived happily ever after. it´s still yanlışlar var. herkes. s. f. itidal sahibi. yine almaya worth “O kitapta baz ıthough men. engebesiz. olaylı. 2. olay. nihayet. Ondan sonra hep mutlu şadılar. nihai. i. (bir işte) yan çizen. (bir bahaneyle) kendini bir yükümlülükten kurtarma. bile. ilelebet. günaşırı. yapra ğını dökmeyen. en sonunda olan. s. her tarafa. er geç. ihtimal.” “Olsun. vaka. hiç: Have you ever been to Eyüp? Hiç Eyüp´e gittin mi? ondan sonra. ak şam. çok dayan ıklı. dili her yöne. . öbürleri. en ufak her şey: She´s particular about every jot and tittle. tarafs i. her gün. 2. tesviye etmek. 3. i. f. in ile sonuçlanmak. ile son bulmak. i. sonsuz.. hatay ara sııra. s. Çok yans ız. 1. hadiseli.sırada.

abartılı. yavaş yavaş geliştirmek. 1. k ıs. 1. doğru (bir şey). 1. 4. zorla/tehditle almak. f. co şkunluk. huk. 1. i. f. eksiksizlik. i. tamamen. ekskavatör. kötülük eden kimse. kazıyıp ortaya çıkarmak. z. her yerde. . abart ı. yavaş yavaş gelişmek. her yer. kötü niyetli. i. kazı yeri. i. çok. s. göstermek. açığa vurmak. s. f. abartma. f. kazı makinesi. i... (kötü durumdaki bir şeyi) artırmak. f.. aklına getirmek. abartılmış. kem göz. example. hafriyat yapmak. evrimsel. huk. except. vecit. kesinlik. daha kötü bir duruma sokmak. eksiksizlik. aynen. sorgu. f. 2. kazı yapmak. yüce. dikkatle gözden geçirmek. son derece. 1. i. (of) (birtak ım şeyleri) akla getiren. koparmak. belli. 3. kesin. 2. i. s. a şmak. f. birtakım çağrışımlar yapan. s ınav. 2. işin titizlikle yapılmasını isteyen (kimse). çileden ç ıkarmak. tahliye ettirmek. kanıt. f. 1. huk. geçmek. i. 2. imtihan. imtihan eden kimse. fazlas ıyla. i. i. mübalağalı. nazar. --ling) -den üstün olmak. her şey. s. i. f. çok kötü. sorguya çekmek. huk. dili s ınav. şerir. k. examination. yüceltmek. yüceltme. z. her yere. misal. şerir. delil. tetkik etmek. tahliye ettirme. ulu. i. s. 2. kusursuzluk. mübalağa. kazı. s. evrim. s. 2. f. i. dişi koyun. i. i. k ızgınlık. hatas ız. abartmak. titizlik isteyen (bir i ş). huk. i. marya. çok kızdırmak. tam. s. i. s. f. f. kötülük. z. açık. imtihan. incelemek. kusursuzluk. sorguya çeken kimse. i.everything everywhere evict eviction evidence evident evil evil eye evildoer evil-minded evince evocative evoke evolution evolutionary evolutionism evolutionist evolve ewe ewer ex exacerbate exact exact exacting exactitude exactly exactness exaggerate exaggerated exaggeration exalt exaltation exalted exam examination examine examiner example exasperate exasperation excavate excavation excavator exceed exceedingly excel zam. (--led. ibrik. kesinlik. f. göstermek. evrimcilik. 1. örnek. i. tam. 2. mübala ğa etmek. i. muayene etmek. çağrıştırmak. şer. f. evrimci.

üstünlük. kesip ç ıkarmak. s. dayanılmaz derecede acı veren. i. 2.. mazur görmek.. istisna. ziyadesiyle. dışında. f. s. değiş tokuş etmek. ünlem işareti (!). i. trampa. except this. (birini) (bir şeyi yapmaktan) muaf tutmak. salgılama. özür. aşırılık. 1. fazlalık. 2. (from) -in d ışında bırakmak. i. (vücuttan) ç ıkarmak. heyecanla. fazla. s. i. f. (bir kitaptan/yazıdan) seçilmiş parça. değiştirilebilir. 2. Ekselans: His Excellency Ekselanslar ı. f. karşılıklı olarak birer el silah atmak. diye bağırmak. s. 1. mükemmel. kolay heyecanlanan. değiştirmek. i. 2. ziyade. i. s. d ışı nda. değiş tokuş. z. 1. i. s.. borsa. heyecan. Your Excellency Ekselans. 1. f. i. . d edat -den ba şka. kolay tela şa kapılır. ç ığlık atmak. I´d be there. olacakt edat -den ba şka. affetmek. -den başka: He can do everything şmaktan baolmasayd şka her şeyi yapabilir. yumrukla şmak. (from) (bir şeyin) dışında bırakılma. trampa etmek. bak. z. f. heyecan verici. . uyand ırmak. 1. indirimli gidiş dönüş bileti. çok iyi. bağ. -in dışında tutmak: He excepted Harun from this. döviz kuru. heyecanland ırmak. s. tüketim vergisi. tahrik etmek. kışkırtmak. 3. aşırı olarak. (bir duygu/tepki) s. 1. i. aforoz. telaşa vermek. i. i. kiliseden aforoz etmek. i. s. telefon santralı. tic. ancak özel seçilmiş bazı kişilere açık olan. i. a şırı. pasaj. üstün. -den ba ş ka: Everyone was there except for him. hariç. s. 2. f. hariç. değiştirme. k ısa yolculuk. f. dışkı. fazla. ünlem. Excellency. kesmek. artan.Excellence excellence Excellency excellent except except except for excepting exception exceptional excerpt excess excessive excessively exchange exchange exchange blows exchange rate exchange shots exchangeable exchequer excise excise excitable excite excited excitedly excitement exciting exclaim exclamation exclamation point/mark exclude exclusion exclusive excommunicate excommunication excrement excrete excretion excruciating excursion excursion ticket excusable excuse excuse excuse from i.. mazeret. Harun´u bunun ışında tuttu. i. 2. ola ğanüstü. f. 2. except speak Çince konufor ı:Chinese. kambiyo. affedilebilir. dışında. i. gezinti. f. heyecanlı. 3. salg ı. olmasayd ı m. (bir şeyin) dışında bırakma. s. i. ifrazat. Bu ı orada 1. ifrat.

varoluş. 1. s. kullanma. 2. 3. sergilemek. f. geniş kapsamlı ve ayrıntılı. i. idari. 2. f. i. yürütme kurulu. 2. f. var olmak. 2. 1. mezardan ç ıkarmak.b. f. ında ıt) ibraz (dava s ıras i) gösterme. (dava sırasında i. bitkin. uygulamak. sürgüne göndermek. 2. f. sürgün edilen kimse. emek. yerine getirme. egzersiz. idareci. icra eden. çıkış. export. express. s. s.´ni) ç ıkarmak.Excuse me. (bir belge/kan duygu veya niteli ğetmek. (cin. çok keyiflendirmek. (egzoz. 1. s. yorgun. gayret. varolu şçuluk. egzistansiyalist. f./Beni ba ğışlayın. idam./Affedersiniz. fiz. 1.. hareket ettirmek. f. idam ın infaz (manevra/hareket) yapma. nefes vermek. f. aklamak. genleşmek. (bir yarg ıyı) infaz etmek. uygulama. i. 1. çıkış kapısı. huk. 3. -i örnekle göstermek. 2. teşvik etmek. i. ç ıkış. varolu şçu. cellat. 1. 1. i. f. beraat ettirmek. sergi. genişletmek. s. 1. -e örnek olmak. s. i. f. belge/kan zindeleştirmek. icrai. egzoz. 1. i. f. bitirmek. idam etmek. çal ıştırmak. f. çok yormak. fels. k ıs. (gayret) sarfetmek. çaba. uygulama. s. çok ne şelendirip i. örnek niteliğinde olan. ba ğışıklık. s. 1. tükenme. f. huk. yürütme yetkisi. 1. gayret sarfetmek. 2. yönetici. hayat. uygulamak. yorgunluk. sürgün. yerine getirmek. örnek. i. yöneticiye ait.. yaşam. i. 2. i. çıkış. 3. 2. kullanmak. gitmek. i. (manevra/hareket) yapmak. f. varolu şsal.´ni) dualarla defetmek. varlık. teşvik edici söz. 2. neşe ve zindelik. f. 2. . çıkmak. s. egzotik. exertion exhale exhaust exhaust exhaust pipe exhausted exhaustion exhaustive exhibit exhibition exhilarate exhilaration exhort exhortation exhume exile exist existence existential existentialism existentialist exit exodus exonerate exorbitant exorcise exotic exp expand Özür dilerim. 2. büyütmek. fels.s. 2. büyümek. teşvik etme. i. 1. u ğraşmak. yabanc ıl. i. ıt) ibraz etme. izin istemek. örnek.. çabalamak. fahiş (fiyat). i. yerine getirme. 2. mevcut olmak. i. muafiyet. tüketme. genleştirmek. s.. duman v. f. i.s. 2. sergi. execute execution executioner executive executive committee executive power executor executory exemplar exemplary exemplify exempt exemption exercise exert exert o. excuse o. bitkinlik. ı. 3. 1. 2. egzoz duman ı. 1. 1. (güç) kullanmak. tüketmek. tükenmiş. bütün kuvvetini tüketmek. 2. yönetimsel.b. al ıştırma. 1. kötü ruh v. egzoz borusu. 3. i. yerine getirmek. i. 1. fels. temize ç ıkarmak. egzistansiyalizm. (bir duygu veya niteli ği) göstermek. aşırı yüksek. genişlemek. infaz.

(bahane öne sürerek bir şeyi) mazur/makul göstermek. . kendisinin ne demek istedi ğini anlatmak. 2. engin. uzmanl ık. f. masraflı. (belki doğru olmayan şli bir çare. s. deneme. 2. pahalı. acı v. İng. atmak.b. deneyimli.´ni) çekmek. 2. yanl ış olduğunu göstermek. tecrübeli. enginlik. büyüme. kolayla f. sömürücü. 1. --ling) 1. büyütme. 1. patlamak. deney yapmak. deneysel. s. k. anlatmak. 3. bitiş. (keşifte bulunmak amacıyla) (bir bölgeyi) dolaşma. s. i. beklenen şey. açıklayıcı. sarih. 2. açıklama. beklemek. patlatmak. içten. z.. sona erme. genle s. geniş alan. (keşifte bulunmak amacıyla) (bir bölgeyi) dolaşan kimse. i. beklenti. ç ıkarmak. i. (belki do ğru olmayan fakat) elverişli bir çareye başvurma. samimi. deney. expatriate. istismar. 1. fiz. masraf hesabı. inceleme. kendisinin niye öyle ığınıizah. s. 2. 1. 3. f. 2. 1. başından geçmek. s. sanmak. tecrübe. (süre) dolmak. (kendi ç ıkarı için) kullanmak. 2. Benden yap şece ğini ummak. sona ermek. izahat vermek. i. hamile kad ın. f. i. i. s.expanse expansion expansive expat expatriate expect expect the worst expectancy expectant expectant mother expectation expedience expedient expedite expedition expel expend expenditure expense expense account expensive experience experienced experiment experimental expert expertise expiration expire expiry explain explain away explain o. dili. uzman. s. f. açıklanabilir. (belirli bir alandaki) bilgi. (--led. tecrübe. açıklamada bulunmak.s. i. masraf. s. i. açıkça. sınırdışı etmek. sömürmek. açık bir şekilde. istismar etmek. (birinden) (bir şeyin lmasihtimalin ını) beklemek: He expects me to carry out the garbage. hızland i. aç ıklamak. deneyim. f. 1. genleşme. i. kendi vatan ından başka bir ülkede yaşayan kimse. 1. açık. genişletme. kahramanca davranış. en ı kötü gerçekle i.. izah etmek. i. anlatılabilir. i. ümit. f. (sıkıntı. i. harcama. (bir konuyu) şt ırma. i. son nefesini vermek. (ke ş t ı rmak. 1. eksper. i. i. davrand izahat. sona erme. gider hesab ı. sürenin dolmas ı. 2. s. sürenin dolmas ı. genişleyen. i. f. dü şünmek. kahramanlık. i. ara i. i. bitiş. (bizzat) ya şamak. anlatmak. incelemek. f. fakat) elveri ırmak. gider. sömürme. (bir konuyu) f. (özel bir amaçla yap ılan) uzun yolculuk. zannetmek. geniş. harcamak. 1. 1. ara şifte bulunmak amacıyla) (bir bölgeyi) dolaşmak. i. beklenti. kovmak. süresi dolmak. sarfetmek. 2. ölmek. usta. genişleme. ştırmak. (belki do ğru olmayan fakat) elverişli (bir çare). 2. masraf. umut. çürütmek. izahat vermek. ümitle bekleyen. bilirki şi. f. (ayrıntılı bir şekilde) açıklamada bulunmak. explanation explanatory explicable explicate explicit explicitly explode exploit exploit exploitation exploiter exploration explore explorer i. ştirme. sömüren. 2. kendi ç ıkarına kullanma. f. bak. sömürü. açılan.

2. i. z. f. beyan etmek.b.´nin) müstehcen/sak ıncalı bölümlerini çıkarmak. başka sözlerle anlatmak. 1. f. uzama. 2. kovma. acele. geniş. çıkarmak. güzelli s. 3. foto. i. f. üstel. ekspres (taşıt). ihracat. tam. pozlandırma süresi. mevcut. özellikle. ifade. ihracat vergisi. İng.. vurmak. ask. i. belli. ını paylaştığını ş belirtmek. (yüzdeki) ifade. deyim. Evin cephesi güneye bak ıyor. (yard ım. 1. 1. uzatmak. üst. uzatma kablosu. ekspres. ihraç etmek. f. (birinin) ac ıs ekkir olduğunu belirtmek. çok büyük (ac ı/mutluluk). acele posta. ince bir ğe sahip. to (birine) taziyede bulunmak. patlayıcı. 2. (malı) yurtdışına satmak. ış için) sergilemek. ihraç etme. izah etmek. 4. d ışsatım. dışarıya mal göndermek. mat. f. 1. z. 1. 3. 2. aekspresle. mükemmel. bilhassa. kamula ştırma. for (görü şü/fikri) anlayıp paylaşmak. kahkaha tufan ı. açıklamak. kovulma. ıcı madde. irticalen. istimlak etmek. sergileme. ifadesiz. ifade etmek. paralel telefon. deyim. mat. 1. oyun v. 2. silmek. 1. s. 3. 2. man. teşhir etmek. f. kredi v. express one´s sympathy express one´s thanks expression expressionless expressive expressly expressway expropriate expropriation expulsion expunge expurgate exquisite extant extemporaneous extemporaneously extempore extend extended order extension extension cord extensive extent extenuate i. ihracat lisans ı. manalı. (bir kitap. gizli işleri i. manasız. etkisine açık bırakma. s. 4. 2. 2. . 2. 1.b. i. i. anlams s. ihracatç ı. 1. i. i. 4. doğaçlamayla. maruz kalma.b. s. ihracatç ılık. doğaçtan.ış savunucu. f. İng.The house has a southern exposure. dağınık düzen. poz süresi. boyut. z. ifade. (yard ım. d ış İng. maruz b ırakma. herkese duyurmak. doğaçtan. istimlak. ihracat yapmak. ihraç edilme. açabilen (konu). 2. fuar. s. i. şükranlarını ifade (to) (birine) minnettar/müte etmek. kapsamlı. anlatmak. mat. süper. pozometre. s. paralel. sergi. büyük. doğaçlamayla söylenen/yapılan. foto. i. foto. ihraç etme. aç ıkça. 5. maruz b ırakmak. etkisine açık bırakmak. 1. f. ekspres tren. aç ık. anlat ım. ekspres yol. patlayıcı. extenuating circumstances huk. (filmi) ışıklamak. infilak. dışavurum. (sat açığa vuran makale/kitap. i. doğaçlamayla söylenen/yapılan.s. anlamlı. hafifletici sebepler. f. tabir. s. sergilemek. tıpkı. 3. ız. uzatma. meramını ifade etmek.explosion explosion of laughter explosive exponent exponential export export export duty export license exportation exporter expose exposé exposition exposure exposure meter exposure time expound express express express delivery express in other terms express o. f. patlay tart i.) verme. ihraç malı. i. 4. maksadını anlatmak. sürmek.) vermek. kredi v. s. otoyol. i. yorumlamak. irticalen. 2. z. 2. üstün. 2. üs. 1. özel. uzatma kordonu. özel ulak. patlama. ışıklama süresi. 1. şiddetli malara yoltaraftar. uzamak. acele posta.. doğaçlamayla. hakkında şiddetli tartışmalar yapılan (konu). 3. s. 1. 3. kamula ştırmak. i.

çoğ. (bitkilerde) gürlük. 1. i. 2. f. harici. 2. Work extraevlilikd hard! Çok ışı. itiraf ettirmek. 2. 1. dışişleri. (--led. nesli tükenmiş.1. 2. s. haraca kesme.. ola ğanüstü: extraordinarily beautiful fevkalade güzel. insanı haraca kesen. d ışdeğerbiçim. a şırı. (diş) çekme. 1. sızıntı. z. (bir kitap v. f. i.. fazlalık. para sızdıran. bak. çok canlı ve neşeli. 1. harici. söyletmek. ç ıkarma. müsrifçe. 2. yok etmek. uzatmak. s. (para) s ızdırmak. 2. ifrata kaçan kimse. s. s. sınır. aşırılık. ç ıkarmak.b. i. savurganlık. f. zorla alan kimse. aşırı derecede. haraçç ı. 1. konu d ışı. israf. i. öz. i. uç. ç ıkarmak. a şırı. 3. ekstrapolasyon. fazla: Do you have an extra pencil? Fazla kalemin var m ı? 2. s. f. aşırı.exterior exterior angle exterminate external external affairs externals extinct extinct volcano extinguish extinguisher extirpate extol extoll extort extortion extortionate extortioner extortionist extra extraextract extract extraction extracurricular extradite extradition extraneous extraordinarily extraordinary extrapolation extravagance extravagant extravagantly extreme extreme case extreme point extremely extremes extremist extremity extricate extroversion extrovert extrude exuberance exuberant exudation s. sönmüş yanardağ. dışadönük. zahiri. i. hariç. mat. fahiş (fiyat). abartı. a şırı. imha etmek. 2. z. 1. s. 2. söndürmek. f. 1. i. 4. 1. dış. savurgan. --ling) övmek. 3. uç. önekfevkalade: dışında: extramarital i. özet. dış. ek ücrete tabi şey. zorla alma.. s. çok. zorla almak. mat. çok çok. abartılı. aşırı uçlar. söküp atmak. i. bak. 1. 1. f. s. d ışadönük kimse. kurtarmak. suçluların iadesi. çıkmak. (bilgi) almak.´nden koparmak. i. f. i. 2. müsrif. dış. yabancı (madde/cisim). 1. uçta olan. kökünü kaz ımak. extortioner.. i. seçmek. (özünü/suyunu) ç ıöz. s. i. (to) (suçluyu) (suç i şlediği ülkeye) iade etmek/ettirmek. 2. dışlar. (para) karmak. f. kökünden sökmek. 2. dış taraf. 2. fevkalade. i. 1. olağanüstü bir örnek. ders program ı dışında kalan. f. 1. gür (bitkiler). i. canlılık ve neşelilik. i. 1. çok çal ış! i. the extremities eller ve ayaklar. z. para s ızdırma. dışarı sızan şey. (haraç) almak. d ışadönüklük. ruhb. i. extol.. 2. olağanüstü. 2. 1. çok fazla. yangın söndürme aleti. dış açı. s. i. aşıt noktası. 2. s ınır. yüzeysel. 5. mat. ruhb. . ruh. 1. fazla. f. esans.. i. ç ıkarmak. har vurup harman savurarak. s. ekstrem nokta. fevkalade. 2.

üretim. nominal de ğer. müz. güzel kız. f. 2. 4. doku. 2. yapmak. 2. uydurmasyon. süper. i. göz banyosu. 5. göz alıcı şey. i. süzmek. 2. aydınlatıcı/şaşırtıcı olay/haber. anat. dili 1. ayna. kadran. göz çukuru. bakmak. yüz masaj ı. i. kaplamak. gözyuvas ı. yüzükoyun. 4. f. i. i. ön yüz. i. 1. -i cesaretle kar şılamak. karşı sında olmak/durmak. sızmak. görme duyusu. gözevi. 3. 1. following. imal. gözkapa ğı. kuma ş. göz yorgunlu ğu. efsanevi. z.. yüz. cephe. (karşısındakini) bir durumu oldu ğu gibi kabul edip ona göre davranmak. fabl. fa notası. vaziyeti kurtaran. uydurmacı. (ta şın) yüzünü yontup sindirmek. al ın. s. Fahrenheit. bünye. çehre. fluid. i. 2. i. kaş. alımlı. anat. f. itibari değer. sima. i. f fable fabric fabricate fabrication fabricator fabulous fabulously face face face down face the issue face the music face to face face up to face value facedown face-saving facet facetious facial facile facilitate f. süper. (bir zaferden sonra) çok sevinmek. argo kendisini ele ştirecek/cezalandıracak insanların önüne çıkmak. s. s. görü ş. 3. inan ılmaz.. i. . kar tahammül etmek. k ıs. olağanüstü. i. sevinme. kolayla ştırmak. dokuma. i. k ıs. göz. yalan söylemek. kolay. s. faseta. i. çok güzel. 2. i. i. k. s. yalancı. görgü tan ığı. yapı. astarlamak. kaş kalemi. 1. folio.. mad. 3. dili inan ılmaz derecede. i. i. imal etmek. İngiliz alfabesinin altıncı harfi. i. i. üretmek. gözalıcı. 5. 1. şakacı. fine. kirpik. göz kalemi. imalatç ı. Friday. enfes. s. yüz yüze.exude exult exultation eye eye eye shadow eyeball eyebrow eyebrow pencil eye-catching eyeful eyeglasses eyelash eyelid eyeliner eye-opener eyesight eyesocket eyestrain eyewash eyewitness F F f F. harika. k. i. 1. 2. surat. yüze ait. frequency. yap ım. feminine. bez. f. uydurmak. k ıs. (saatte) mine. i. 2. i. February. tic. France. gözlük. i. göz yuvarlağı. yalan. Fellow. 1. göz küresi. masal. 2. 1. (bir duruma) dayanmak. yüzüstü. geom. z. far. façeta. gözyuvar ı. şılamak. yüz. göz far ı.. F. f. 1.

duyu. 3. al i.. (bir ö ğretim kurumundaki) personeli. sin. geçici bir moda/heves. sınıfta kalmak. z. ık. 3. kanıt toplayan. fuar alanı. 2. kuvveti kesilmek. yap ım. kopya. 1. uygun rüzgâr. out fagot Fahrenheit faience fail failing failing failing that failure faint fainthearted faintness fair fair fair and square fair game fair to middling fair wind fairground fairly fairness fairy i. gerçek. solmak. edat olmad ığı takdirde. yetenek. gerçeklere dayanan. 2. He failed to come. etmen.ılm tıpk i. argo homoseksüel erkek. maskeleyen dış i. (yap ş . gösteremeyen kimse. f. ihmal.facility facsimile fact fact-finding faction factional factionalism factious factitious factor factor cost factory factual faculty façade fad fade fade away fade in fade out fade-in fade-out faecal faeces fag fag s. f. iflas etmek.. sahte. 1. mat. 1. hizipçilik. hizipler aras ı. . i. i. fayans. ıkşve güne şli (hava). ay tic. i. duyum. faktör fiyat ı. 3. mat. i. temiz (kopya). 1. tambölen. fuar. beceremeyiş. f. İng. güzel. grup. kavgac ı. yavaş yavaş yok olmak.. dürüstçe. kurallara uygun. peri.. görünü i. adil.. sin. ğinde/ibelirsiz. 2. 1. güzellik.. fair-weather friend iyi gün dostu. kusur.o. dili fena olmayan. i. ş hayatında hiç şarıın. adaletli/adil bir şekilde. TV aç ılmak. çalı çırpı demeti. 1. faks. f. 4. 3. baygınlık. donuk. i. oldukça iyi. ıza: power mesle 2. fiyasko. sin. âdeta: He flew down the stairs. kabiliyet. peri gibi. s. servis. bak. i.. sar ışınl ı ml ı l ı k. bak. i. Gelmedi. 1. 4. TV aç ılma. yapmayış. f. 6. uydurma.. (özel bir hizmet için ışı)bas tesis. i. 2. i. başarısızlık. 2. (açıkta olan) fuar yeri. (--ged.. 1. s. s. çini. 4. 1. s. s. bay ılma. soldurmak. 1. 2. 2. 1. Merdivenlerden âdeta indi. (bir ön cephe. s. 3. başaramamak. TV kararma. ibne. yetenek. 2. dürüstaç bir kolaylıkla eleştirilebilecek veya alay konusu olabilecek kimse/durum. (özel bir) hizmet. s. k. güçten dü şmek. birinin tur şusunu çıkarmak. (gerçe ği kadrosu. faksimile. adaletli. baygınlık. i. zayıf. 1. öğ retmen (bir bir) üniversitenin) tüm öğretim ılarda) ön yüz. ar bay ılmak. 5. 4. faktör. perilere ait. çarpan. fahrenhayt. 1. s. İng. TV kararmak.fairly adaletlilik. çekingen. yer. iflas. feces. 2.5. s. 2. sarışın. sınıfta i. 1.. açıuçarak k tenlilik. i. açık tenli.. okulun)2. i. 7. oldukça: fairly big oldukça büyük. 4. --ging) birini çok yormak. i. s. i.ba bayg i. fena olmayan. s. i. çarpanlara ırmak. ekilde. etken. 3. aksi takdirde. sin. becerememek. fecal. hizip. 2. fabrika. kolaylık. hizipçi.. bayılma. yüreksiz. zaaf. yeti. kurallara uygunluk. i. 2. rengi atmak.

dü 5. -e sald ırmak. i. i. i. güre ş düşüş. s. me. 4. 2. sahte bir şey. talep. (güvenilecek bir kimseye/yere) ba şvurmak. 2. ask. i. Hz. düşmek. olupbitti. çok beğenmek. kendini çok istekli göstermek. 2. 1. çökmek. -e kapılmak. Bu ay ğının üstüne dürastlad şmek. 1. aldatılmak. i.s. çekilmek. aldatıcı. 3. ask. geri kalmak. k. vefakârlık. 3. uydurma. sadakatsiz. dolandırılan kimse. f. i. tuzağa düşmek. bozulmak. 2. güven. s ıraya girmek. sıradan çıkmak. üçkâğıtçı. ın yirmisi cumaya . bırakılmak. sadakat. işten vazgeçmek. fall overboard fall prey to fall prostrate peri masalı. başarmak. azalmak. geri çekilmek. s. sadık olmayan. hataya dü şmek. dü şmek. 3. adı kötüye çıkmak. hastalanmak. kavga etmek. yağmak. dü şmek. ısı v. s. oldubitti. ıatlatmak. vefakâr. terkedilmek. sahtekâr. uykuya dalmak. dizilmek. umulan ra ğbeti hiç görmemek. düşüş. -e hücum etmek. itikat. düşmek. güz. üçkâğıtçı. şahin. âşık olmak. yıkılmak. dört aya 1. 2. dökülmek. 1. dili -in pençesine dü şmek. (çare olarak) -e ba şvurmak.b. yüzüstü dü şmek. inanç. sözüne sad ık. 3. şmek. vefas ız. sıyrılmak. Âdem ve Havva´n ın işlediği günah ve sonuçları. This month the twentieth fell on a Friday. kapanmak.fairy tale fait accompli faith faithful faithful to his word faithfulness faithless fake faker falcon fall fall fall asleep fall asleep fall away fall back fall back on fall back upon fall behind fall by the wayside fall down fall down fall down in a fit fall flat fall for fall foul of fall guy fall ill fall in fall in battle fall in love fall into a trap fall into disfavor fall into disrepute fall into disuse fall into error fall into the clutches of fall of man/the Fall fall off fall on fall on one´s feet fall out fall over fall over o. . keriz. sonbahar. başkasının cezasını çeken kimse. yağış 4. ile çatışmak. 5. yüzükoyun kapaklanmak. enayi. 6. k. f. sava şırken ölmek. argo 1. dü . emrivaki. uydurmak. i. kullanılmaz olmak. din. sahte. (fell. -in tutsağı olmak. (gemiden) denize dü şmek. bozu şmak.´nde) düşüş. gerilemek. 1. 1. dili işi bırakmak. ş (kale) zaptolunmak. gözden dü şmek. (fiyat. 2. uykuya dalmak. itimat. fenalık geçirerek yere düşmek. 6. 2. sadık. 2. bayılmak.en) 1. fall. çökme. doğan. dolandırıcı. iman.

düşmüş kadın.´nde) tahrifat yapmak. i. ekilmemiş. i. bildik. 2. 2. 3. soyağacı. i. sendelemek. (of) yeterli olmamak. vefas ız. soyadı. 2. aşina. açlık. s. çürük.şbak. tanınmış. f. k ıtlık. 1. f. 2. hataya düşebilir. titrek bir sesle i. şelale. çoluk çocuk. yanlış fikirlere dayanan..s. laubalilik. iyi bilinen. s ığın. 4. gücünü/hızını kaybetmek. gerçekleşmemek. sahte. s. İng. -e koyulmak. aile babas ı. kayıt. safsata. etmek. 3. iyi . i. aile adı. 2. Suratı ıldı. Plan suya ştü. 2. nam. yalan söyleme. belge v. s. me şhur. şecere. ünlü. fall. yanlış düşünce/inanç. alageyik. f. samimiyet. aşinalık. güvenilmez. i. bak. yalan. 1. aile planlamas ı. s. ünlü.. aile. z. dili çok iyi. hastalanmak. mantık kurallarına ırı sav. (ses) titremek. 1. i. yanıltmaca. ayk f. yetmemek. dü şmek. 2. dü yeme -e saldırmak. Benim payıma düştü.. s. dili suya dü şmek. zool. His eye fell upon me. s. temelsiz. f. 1. falso. radyoaktif serpinti. 1. çağlayan. ün. devetüyü rengi.. ailevi. sahtelik. devetüyü. iyi tan ınan. fahişe. 2. umdu ğu gibi çıkmamak. akanyıldız. k. Gözü bana ilişti. man. arkada familiarize. bot. -e başlamak. ev bark sahibi. (bir şey) hakkında bilgi edinmek.fall short fall short fall sick fall through fall through fall to fall upon fall victim to fall/be in love with fallacious fallacy fallen fallen woman fallible falling star fallout fallow fallow fallow deer falls false false pride false step false teeth falsehood falseness falsify falter fame famed familial familiar familiarise familiarity familiarize familiarize o. It fell to my lot. familya. boş gurur. tereddüt sendeleyerek yürümek. suya düşmek. aile muhiti. k. şöhret. yanlış davranış. takma dişler. (gerçekleri) ıtmak. 1. ğe/savaşa başlamak. gerçekleşememek: The plan fell through. i.. samimi. tanıdık. eksik gelmek. nadasa b ırakılmış. akrabalar.b. teklifsizlik. (bir şeyi) herkese tanıtmak. s. me şhur. 1. çarp f. i. 2. s. as i. (hesap. soyadı. teklifsiz. with family family circle family man family name family name family planning family tree famine famish famous famously (of) 1. -e âşık olmak. 1. azalmak. -e kurban gitmek. s. His face fell. aile çevresi. . aileye ait. yanılabilir.

dili k ıç. dili münasebet. dü şünmek. pervane kanad ı. çok süslü. s. 1. çok me şhur. mutaassıp.fan fan fan fan belt fan blade fan the flames fanatic fanatical fanciful fancy fancy fancy dress ball fancy o. i. 1. 1. çiftlik. 3. çiftçi. uzak. fantastik. i.. s. i. 2. k ışkırtmak. . üstün maddeleri). fars. hayal gücü. 1. far off faraway farce farcical fare fare fare badly fare well farewell farewell dinner far-famed farfetched far-flung farina farm farm farmer farmhand farmhouse farming farmost farmstead farmyard far-reaching farsighted fart i. süper. f. fantezi. 1. 2.: He´s far and away the best. hayal etmek.şgerçekd z.. i. (--ned. 3. i. i. yiyecekler.ız hayal veya hayali. veda yeme ği. gülünç. (yırtıcı hayvanlarda) köpekdişi. (birisi) için kötü olmak: He fared badly. k ıyafet hayallerinde kendini ( şöyle veya böyle) görmek. dili hayran: She´s one of your fans. s. çiftlik binalar ı arasındaki meydan. yelpaze. yol paras ı. yelpaze biçimindeki herhangi bir şey.. çiftçilik. s. taksi müşterisi. çok kişi veya şeyi etkileyen. 2. almaz./Bilakis. zannetmek. hipermetrop. k. 4. 3. s. popo. s. osurmak. They didn´t go far. Hayranlar ınızdandır. yılanın zehirli dişi.. 2. s. -den uzak. ba ğnaz. düşlemsel. sanmak. 1. inan ılmayacak kadar büyük (miktar). kaliteli (g ıda f. 2. i. fantezi. bak. istemek. s. balosu. uza ğa. f. 1. vantilatör. sını rs. fanatik. f. ba ğnaz. beysbol meraklkay mak. saçmal ık. pervane mak. 2. maskaralık. ırgat. 1. fantezi. tıb. k. s. 1. k. i. i. öngörülü. i. i. 2. Öbürlerinden kat katNe daha iyi. i. i. rençper. s. ileri görü şlü. mutaassıp. veda. 2. irmik. Onun için kötüydü. gerçek payı çok az olan. hayal. çiftçilik yapmak. (birisi) için iyi gitmek. i. 2. -den hoşlanmak. müz. kaba osuruk. enfes. 3. uzakta: He´s never journeyed far from Istanbul. çiftlik evi. hayal gücü. i. 1. çiftlik ve içindeki binalar. fang fanny fantastic fantasy far far afield far and away Far from it. f. ak ıldışı lem. 1. Uzağa dışında. tiy. bilet ücreti. dü. çiftlik avlusu. ışı. i.s. körüklemek. İkonu stanbul´dan uzağa hiç seyahat etmedi. hayalperest. yemekler. --ning) yelpazelemek. ak ıl ışı 4. baseball fan ısı.. s. (öbürlerinden) kat kat daha . dü şlem. s. 1. 2. lüks. s. fanatik./Tersine.. 2. harika. uzaklara yayılmış. ünlem Elveda! i. dalg ın (bakış). 1. 2.. 3. çok uzak. hayali. i. farthest.

şekil. en uza ğa. kaderci. (kuma ş boyası için) sabitlik. f. oruç tutmak. Peder (papazlara verilen unvan). hafifme ış. tutturulmak. şişman. 1. fastener fastidious fastness fat fat cat fatal fatalism fatalist fatalistic fatality fate fated fateful father Father Father Christmas father-in-law fatherland fatherless fathom fatigue fatten s.o. -e saplanmak. 2. 1. s. kopça. 2. çengelle bağlamak. 2. revaçta olan. (kaza sonucu olan) ölüm. 1. babas ız. suçu birine yüklemek. 1. daha uzaktaki. i. en uzakta. fatalite. seri. f. Noel Baba. s. 2. -e tak ılmak. fatalizm. şık. fatalist. s. z. şrep. i. tez. 1. faşizm. çabuk. en ilerde. 1. tarz. i. (birinin) ilgisini/merak ını çok çekmek. ölümcüllük. . çıtçıt. 4. yağlı. biçim. s. i. yazg ı. büyük merak. i. kalın. (hamburger. 1. bitkinlik. İng. i. i. oruç. fasikül. 2. 2. kayınpeder. f. daha uzak. pizza gibi) hazır yiyecekler. şekil vermek. 3. en uzak. s. daha ötedeki.farther farthermost farthest farthing fascicle fascinate fascinating fascination fascism fascist fashion fashion designer fashion model fashion show fashionable fast fast fast asleep fast color fast food fast lane fastback fasten fasten on/upon fasten the blame on s. öteki. yapmak. rağbette olan. kadercilik. f. 3. sabit (renk). i. semirmek. 2. yağ. korunak. s. semirtmek. fast-food restaurant hazır yiyecek satan lokanta. alınyazısı. şişmanlamak. 1. anavatan. s. faşist. yormak. ücra yer. defile. üstünde durmak. zor be ğenen. sabitlik derecesi. (--ter. bağlayan şey. hızlı. s. moda. kavramak. on (gözü) (bir yere) dikmek. peder. 2. şişmanlatmak. 2. i. 1. çok ilginç. manken. anayurt. i. ötedeki. kaderci. bağ. z. şeridi. yorgunluk. s. i. 2. bağlamak. çeyrek peni (eski bir İngiliz parası). titiz. en ötede. 1. öldürücü. f. hızlı yaşayan. s. yazg ıcılık. 3. süratli. çok enteresan. 1. s. i. baba. kaderde olan. mahfuz yer. i. s. moda olan. (otoyolda) sürat i. argo zengin adam. yazg ıcı. anlamak. arka kaportas ı yatık spor araba. yazg ıcı. bağlanmak. iskandil etmek. --test) 1. en ötedeki. i. daha ilerdeki. derin uykuya dalm solmaz renk. ölümcül. öldürücülük. çengellemek. f. i. vahim. mukadderat. kader. i. dolgun. kulaç (uzunluk ölçü birimi). semiz. fatalist. en uzak.. -i kafasına takmak. i. cazibe. modac ı. i. 2. tutturmak. 2. s. solmaz. suçu birinin üstüne atmak. i. f. i. uçarı. 3. vahim.

yağlı. favor. February. kendini ak ıllı sanan budala. i. hebenneka. dehşetli. 1. yağ asidi. ku ştüyü ile kaplamak. ço ğ. ıc ılıen k. 1. 2. falso. s. onay. f. s. 2. İng. alageyik yavrusu. uzun makale. f. (cesaret veya bedensel i. budalaca. defolu. 1. bak. bayram. aşağ. 1. 1. kusursuz. özellik. 1. kuştüyü yatak. çok sevilen kimse/ şey. yar ıı r. Onu hiç etkilemedi. gözde. noksans ızlık. korku. sevgi. iyilik. i. korku veren. i. s. verilen) ho şa giden. sempati. f.. doyas ıya yemek. --s (fô´nız)/--e (fô´ni) i. s. dili küpünü doldurmak. faks makinesi. 2. en kötü ihtimalin gerçekle şmesinden korkmak. uygulanabilir. f. 2. korkusuz. faks. 2. i. kuş beyinli. tüylü. bak. jeol. (birinin karakterinde) kusur. f. tüy. i. yortu.. fakslamak. f. 3. yüz. budalalık. as ıl film. fizibilite. s. yanl ışsız. 2. korkunç. 1. f. yap ılabilirlik. the Federal Bureau of Investigation. dobiş. dalkavukluk etmek. dışkıya ait.. korkmak. yılmaz. direy. yap ılabilir. 1. tarafını tutmak. tüy takmak. bak. i. noksan. mümkün. gözü pek. 1. 2. hediye. kay i. güç isteyen) ba şarı. kayırma. noksans i. yanlışsızlık. ılanlara ufak iyi. gözde. tercih (bir s. 1. favori. 5. i. sa ğlam bir temele dayanmayan. 2. 1. musluk. sevgili. 1. yılmadan. i.. 2. broad bean. i. i. .. k ıs. f. i. Hrist.davete uygun. 2.4. ziyafet. 3. s. yüz hatları. korkunç.kat müsait. korkak. beğenme. yaltaklanmak. çoğ. kabahat. korkusuzluk. tenis servis hatasıı z. favori. i.bulmak. i. f. 4. 1. k. korkusuzca. 2. 1.. fauna. -de önemli bir rolü olmak: This ıs. tüys ıklet. şişko. 1. kim. z. 4. s. 2. s. sar ımsı kahverengi. pot. yanl ış. broad bean. çehre. 1. kırık. iltimas. i. s. 2. 3. ziyafette yiyip içmek. faksla gelen mesaj. 2. s. s. yüzdeki organlardan biri. ziyafet vermek. çürük. faks. kusurlu. . kazanacağına inanılan ışç s. k. 2. -de kusur fay. f. k i. i. i. hebennekalık. şubat. lütuf. dili etkilemek: It didn´t faze him at all. çok sevilen. geyik yavrusu. fizibilite raporu.fatty fatty acid fatuity fatuous faucet fault faultless faultlessness faulty fauna faux pas fava fava bean favor favorable favorite favoritism favour fawn fawn fax faze FBI fear fear fear the worst fearful fearless fearlessly fearlessness fearsome feasibility feasibility study feasible feast feat feather feather feather bed feather one´s nest featherbrained feathered featherweight feature Feb February fecal s. i. sima.

be fed up with argo -den b ıkmış olmak. (felt) 1. (for) -den utanç duymak. anlamak. i. fötr şapka. s. f. içine doğmak. sudan/denizden ç ıkmış balığa dönmek. 2. el yordam ıyla ilerlemek. -e çok üzgün olmak... . kendini tur şu gibi hissetmek. i. biberon. 3. canı yapmak istemek. f. s. s. k. 2. fidbek. zayıf. 2. i. kuvvetle hissetmek. federasyon haline getirmek. -e ac ımak. beceriksiz. 2. (hayvan) beslenmek. kendini iyi hissetmemek. obliged to feel one´s oats feel one´s oats feel one´s way feel pity for feel queasy feel rotten feel shame feel sick at/about i. on ile beslemek. i. (fed) 1. gibi uyand ığı) his. bak. yem torbas ı. kendini beğenmek. içi rahat etmek. illallah demek. f. doktor ücreti. duymak: I feeldokununca good.. geribesleme. f. elleri ile yoklamak. Kendimi iyiırd hissediyorum. kuvvetsizce. ongyemek. -in çektiklerini anlamak. argo sarho ş olmak. bak. 1. 1. dokunma. yemek. yerinde duramamak. i. yem. i. 2. 2. yemek vermek. kendini (bir şeyi yapmaya) mecbur hissetmek. yad ırgamamak.. federasyon. elinden i ş gelmeyen. dili üzülmek. geribildirim. kendini rahat hissetmek. fiz. i. federal. 1. el sürmek. keyfi olmamak. i. giriş ücreti. zayıf. vizite. dili 1. zayıflık. z. ücret. 2. coşmak. başı dönmek. morali bozuk olmak. dili baya ğı sarhoş olmak. 1. kendini iyi hissetmek. amirane tavırlar içinde olmak. federalizm. ıda.. fötr. 1.s. feel low feel no pain feel no pain feel o.. feed. hafifçe. federalize. 2.feces feckless fed federal federalise federalism federalist federalize federate federation fedora fee feeble feeble-minded feebleness feebly feed feed feedback feedbag feeder feeding bottle feel feel feel an affinity for feel at ease feel at home feel bad feel for feel giddy feel in one´s bones feel keenly feel like a fish out of water feel like doing feel like o.. pol. yem kab ı. cansız. i. birinin bir şey hakkındaki düşündükleri/izlenimleri. geri zekâlı. k. yiyecek. i. s. k ıpır kıpır olmak. dışkı. (bir şeyin (birini) çok çekici bulmak. 2. i. 4. çok ihtiyatlı davranmak. kuvvetsiz. dokunmak. (devletleri) federasyon haline getirmek. beslemek. f. 3. 1.s. İng. 1. zayıf bir şekilde. f. hissetmek. k. zilzurna sarhoş olmak. midesi bulanmak. federalist. kuvvetsizlik. 4. 2. s. yedirmek. ile beslenmek. yemlik. .

. fötr. ba şının çaresine bakmak. isabetli. i. i. -i uzakla ştırmak. dokunaç. vatanda ş.. ek şime. min. i. 1. i. duygu. hemşehri. f. 2. rezene. i. suçlu. üzülmek. feminizm. f. 2. mutlu. i. his. i. f. i. kadınsı. i. 2. kendini (belirli bir şeyi) yapacak kadar güçlü hissetmek. münasip. keçeli kalem... fend off fender fennel fenugreek ferment utanmak. i.. 1. sersemlemek. i. 2. yan ıltma hareketi. Birdenbire içinde para kazanma tutkusu uyand ı. f.üyelik. fall. -i parmaklıkla/tahta perdeyle/çitle ayırmak. yere sermek.feel small feel suicidal feel up to feel up to par feel woozy feel/be troubled feel/get/have an/the urge to feeler feeling feet feign feign madness feint feldspar felicitous felicity fell fell fellow fellow citizen/countryman fellow sufferer fellow townsman fellowship felon felony felt felt felt-tipped pen/felt pen fem female feminine femininity feminism feminist fen fence fence fence off fencer fencing fend fend for o. bot. kesip devirmek. 4. iç âlemi. dilb. i. mahcup olmak. f. zool. dü şürmek. kadınlık. yanıltma hareketi yapmak. kad ına özgü. merak etmek. keçe. mesut. arkadaş. 2. bak. çoğ. saadet. çamurluk. 2. his dünyası. 1. çit veya parmakl ık malzemesi. huk. çit. dili kendini iyi hissetmek.s. k. hem şeri. i. feminist. a ğır suç. s. feminine. (bir şey yapmayı) çok istemek: He suddenly got the urge to make money. 2. arkada şlık. 1. f. 1.. 1. tahta perde.. 1. (bir bilim kurumunda) i. şöminenin önüne konulan alçak parmaklık. -i kovmak. s. i. (in) -i parmaklıkla/tahta perdeyle/çitle çevirmek. 2.. çalıntı mal alıp satan kimse. midesi bulanmak. huk. dişi. yerinde. 1. maya. bak.. dişilik. adam. (yapar) gibi görünmek. female. burs. uygun. 1. yurttaş. i. grup. eskrimci. kardeşlik. eskrim yapmak. 2. ço ğ. mutluluk. i. (bir bilim kurumunda) üye.. k ıs. s. 2. çemen. i. bataklık. yanıltma. 2. f. intihar etme arzusu duymak. cemaat. parmaklık. 2.. deli numaras ı yapmak. raziyane. s. eskrim. kendini geçindirmek. i. bak. başı dönmek. kişi. numaras ı yapmak. dert orta ğı... dişil.. i. feldispat.. 1. feel. 1. i. 3. foot. i. 1. mayalanma. . i. ask.

çok nadir. i. i. f.. 1. 1. 1. vahşi. engel. neşeli. --zes) fes. hararetli. kayık. ate şlilik. i. f. i. 2. 2. verimli. i. i. araba ın işlediği yer. 1. f. az. ate şli. i. k.. bağlamak. füjer. vahşet. . i. feston. az miktar.b.. hararetli. yırtıcı. i. i. gen. i. ayağına zincir vurmak. cenine ait. s. bak. i. (çoğ. hararet. ihtilaflı olmak. engellemek. çekici. kan davası. s. s. döllemek. gübrelemek. s... 1. hararet. ateş. azmak. böyle bir taşıtla vapuru. betonarme. ateş. arayıp taramak. feodalite. hâsılat getirmek. s. 1. kutlama: What kind of festivities will there be? Ne gibi kutlamalar olacak? i. s. i. gübre. elini ayağını ba i. 2. i. ate şli. aşk merdiveni. eril nişanlı.. 1. ateşli. hararetlilik. hararetli olan. buka ğı. heyecanlı. f. ek şimek. s. arasında araba/insan şıyan i. uzun süren dü şmanlık. irinlenmek. fermantasyon. bayram. 1. i. i. 2. feodalizm. 2. çoğ. zool. (birilerini) k ışkırtmak. şli. f. vapur. i. hararetli. 3. ateşli. f. 2. şen. iki k ıyı arasında araba/insan taşıyan gemi. i. bot. 2. humma. fetişizm. bereketli. vahşilik. f. İng. dönme dolap. yortu. mayalanma. kavga etmek. iltihaplanmak. i.. iki k ıyı feribot. arayıp tarayıp bulmak. s. koku şmuş. ğlamak. i. feodal. bayrama ait. Büyük bir heyecanla ba ğırıyordu. i. 3. şenlik.ferment ferment trouble among fermentation fern ferocious ferocity ferret ferret ferret out Ferris wheel ferroconcrete ferry ferryboat fertile fertilise fertility fertilize fertilizer fervent fervid fervor fester festival festive festivity festoon fetal fetch fetching fetid fetish fetishism fetter fettle fetus feud feudal feudalism feudality fever fevered feverish few few and far between fez fiancé fiancée f. dili cazibeli.. 2. 1. cenin. s. festival. fetiş. e ğreltiotu. dişil nişanlı. al ımlı. da ğgelinciği. Duygu yoğunluğu belirtir: He was shouting in fever of excitement. getirmek. 2. 1. telaşlı. alıp getirmek. i. f. i. a ate s. fertilize. 2. pis kokan. s. böyle ta bir ta şıttekne. s. sal v. ateşi çıkmış. verimlilik. gelir sağlamak. mayalanmak.

ateş gibi. fictionalize. sahra topu. k ıta tatbikatı.. XV). oyalanmak. otlak. on be şinci. farzolunan İng. roman ve hikâye edebiyat ı. feldmareşal. k. fırdöndü. i. 2. 2. be şinci. 1. s. saha. zırva. hayali. uydurma. i. dili düşkün. i. beşte bir. f. zebani. vakit geçirmek. ateşli. s. s. i. 1. 2.. 2. spor bayram ı. 2. ask. f. vakit geçirmek. i. . keman çalmak. rahat oturamamak. i. İng. 3. kara manevras ı. küçük yalan. 3. 1. uydurmak. mera. ç ask. şturucu. sadakat. co i. on beş. tiryaki: a tennis fiend tenis hastas ı. festival.fiasco fiat fib fiber fiberglass fibre fibrous fickle fiction fictionalise fictionalize fictitious fiddle fiddle around fiddle away Fiddle! fiddle-faddle fidelity fidget fidgety fief field field artillery field day field events field exercise field glasses field hockey field hospital field maneuver field manual field marshal field mouse field officer field officer field trip fieldpiece fieldwork fiend fiendish fierce fiery fiesta fifteen fifteenth fifth fifth wheel i. sahra topçu s ınıfı. bak. hercai. sahra hastanesi. vefa. i. oyalanmak. galeyana 5. atmak. bayram. ateşli. 2. deli. hercai.. fiyasko. barut gibi. şehvet dolu. i. ask. saçma sapan sözler. on beş. hikâye/roman şekline sokmak. 2. gereksiz şey/kimse. alan. cam elyaf ı. 1. şeytani. şiddetli. fiber. kızgın. s. an opium fiend afyonkeş. değişken. vahşi. (çifte) dürbün. hasta. 1. k.. durmadan k ımıldamak. --bing) yalan söylemek. f. k. karar. lif. on beşte bir. (aşkta) vefasız. dili keman. i. (öğretimde) gezi. 2. (bir spor tak ımını) sahaya ıkarmak. s.. s. (zamanı) boş geçirmek. kolaylık olsun diye gerçek gibi şey. i. dönek. 1. üstsubay. 1. s. alan yarışları. çabuk öfkelenen. ask. meraklı. f. i. f.. i. üstsubay. tarla faresi. bak. tarla. emir. i. i.getiren. s. 1. k ıpır kıpır. s. 4. şeytan. lifli. sahra talimatnamesi. yortu. ifrit. 1. çayır.. çim hokeyi. (bilgi toplamak için yap ılan) alan araştırması. ask. kaypak. 2. tımar. 2. s. dili 1. huk. i. 1. zeamet. f. on beş rakamı (15. şeytanca. (--bed.. yerinde duramamak. 2. rahat durmayan. sert. ünlem Hay Allah! i. i. mevhume.

tel. L). törpülemek. incir a ğacı. 3. 3. fileto. ihtiyac ını karşılamak. u ğraşmak. geçici olarak bir i şte çalışmak. filing cabinet evrak/dosya dolabı. 2. avc ı bombardıman uçağı. k. 1. f. (formu) doldurmak. 2. 2. toplamak. i. dövüş horozu. 1. çalmak. kavga. yarı yarıya. yürütmek.. mecaz. mecazi. işini görmek: This´ll fill the bill. endam. elli. i. savaş. . 2. ı. 3. i. önemli bir rol oynamak. i. 1. dosya. eğe.´s shoes fill the bill s. i. doyurmak. eğelemek. 3. dolmak. elek. dosyalamak. dövüşmek. elli rakam ı (50. reçetedeki ilaçlar dolgu yapmak. dolgu. dosyaya koymak. numara. i. artistik patinaj. 2. Fijili. s. sava şç avcı uçağı. figür pateni. doldurmak. boksör. evlada yak ışır. -i hesaba katmak. -i planlamak. 1. a şırmak. 1. dosya (bir şyaz eyle/ki şiyle ilgili belgeler). 1. fill out fill s. zannetmek. k. artistik patinajc ı. evrakları dosyalayan görevli. f. fileminyon. f.o. 2. k ıs. ı vermek. dövü ş. 2. boy bos. figurative. 2.. i. gemi aslan ı. dolgu toprak. sayı. Fiji. klasör. sava mücadele etmek. s. İşimizi görür bu. f. 3. -e güvenmek. f. (bir hesab ı) toplamak. 1. rakam. ellinci. evrak/dosya dolab ı. iplik. dili 1. i. 2. eğe talaşı. (fought) 1.fiftieth fifty fifty-fifty fig fig fight fighter fighter plane fighter-bomber fighting fighting cock figment figurative figure figure figure of speech figure of speech figure on figure out figure skater figure skating figure up figurehead Fiji Fijian filament filbert filch file file file a complaint file clerk filet filet mignon filial filings fill fill a prescription fill a tooth fill dirt Fill her up! fill in fill in for Fill me in on the situation. elli. ellide bir. oto. 1. i. 3. filaman. dolguyla meydana getirilmi ş yer. 1. Fiji Adalar ı´na özgü. huk. 1. i. i. mücadele. ılı olarak şikâyet etmek. -i anlamak. i. figure. törpü. lif. 1. bot. Fiji. mak. doldurmak. Fiji´ye özgü. k. mecaz. 1. 2. 2. ercik sap ı. kilo almak. 2. Depoyu doldur! 1. 2. Durumu bana aç ıkla. dolgu maddesi. s. s. s. fındık. i. i. (birinin) yerine çalışmak. bilg. i. 1. avc ı uça ğış . dili birinin yerini doldurmak. dili sanmak. 4. çoğ. Fijili. figür. i. 2. incir. i. dosya. dolgu. -i çözmek. i. evlada ait. i. 2. 2. f. kavga etmek.

s. sigara filtresi. . 5. son şeklini vermek. spor final: final match final maç ı. son. nihayet. k. 1. z.fill the bill fill up filler fillet filling filling station filly film film speed film star filter filter paper filter paper filter tip filter-tipped filth filthy filtrate fin final final heat finale finalise finalist finality finalize finally finance finances financial financial pressure financial year financier financing finch find find employment find fault find fault with find guilty find o. tête-à-tête with find out Find out if he came. (jürinin verdiği) karar. aç ık. s.. filtreden geçirmek. foto. biri/bir şey (birinin) tuhafına gitmek: I find him strange.t. iş bulmak. i. güzel. yüzgeç. müz. mali yıl. benzin istasyonu. 2. f. kesinlik. i. i. 1. İng. filtreli sigara. 1. 1. i. huk.. film yıldızı. i. 2. çok pis. 2..s. ince örtü. find s. âlâ.. 2. i. 1. Gelip gelmediğini öğren.. fileto. öğrenmek. 1. halis. f. i. bütçe yılı.t. f. zarif. i. s. 6. 1. 2. 2. i. ke şfetmek. finalize. Problem paras ızlıktı. ince ruhlu. dolgu macunu./s. dolgu. yatırımcı. suçlu ç ıkarmak. bir şey birinin hoşuna gitmek: She didn´t find his ways sympathetic. i. 1. filtre. filtre kâğıdı. sömestr sonu veya kurs sonu s ınavı. finanse etmek. (found) bulmak. süzüntü. -e kusur bulmak. 1. doldurmak. doldurma. finansç ı. Onun mali durumu iyi. 2. k ısrak. 2. O benim tuhafıma gidiyor. filtreli (sigara). maliye. filme almak. filtreli sigaralar. zar. dili. Onun ışları ho şuna gitmedi. di şçi. yıl sonu. dili ihtiyac ı karşılamak. bulunmu s. 2. hassas. kesin. finansman. 3. strange find s. ince tabaka. 4. üstün. zool. bak. sonunda. 1. f. finalist. i. i. film duyarlığı. saf. ispinoz. s. mali durum: His finances are in good shape. final. ince. 1. film çekmek. 1. i. pislik. güzel (hava). katk ı maddesi. boyacılık filler. kendini (biriyle) ba ş başa bulmak. i. 2. filtre kâğıdı. kemiksiz et/balık. 2. 1. spor final. 2. ince. dolma. para: A lack of finances was the problem. (with) kusur bulmak. i. i. sympathetic finding fine k. bitirmek. mali. davran ş/ke şfedilmi ş şey. saç band ı. sonuncu. duygulu. i. finans: ministry of finance maliye bakanl ığı. sin. film. final spor final ko şusu. f. 1.o. f. kat ışıksız. i. mükemmel. i. 2. para s ıkıntısı. 2. filtrat. ço ğ. dolgu. finansman.

top atbir bir el silah atmak. (kurşun. İng. i. 2. para cezas ı. ateşli silahlar. f. (bir iş için) (birini) şevke getirmek. sona ermek. i. mat. güzel sanatlar. titiz. dili öldürmek. i.fine fine arts fine arts finery finesse finger fingernail fingerprint fingertip finicky finish finish line finish off/up finish with finite finite verb fink Finland Finlander Finn Finnish fiord fir fire fire fire a salute fire a shot fire alarm fire brigade fire department fire engine fire escape fire escape fire extinguisher fire hose fire hydrant fire insurance fire questions at fire s. 2. parmak tırnağı. yangın söndürme gemisi. bitirmek. bak. (silah) ateş almak. mahdut. tırnak. dili bitirmek. top. sonlu. gammaz. 3. (tüfek. 4. with enthusiasm for fire s. Finlandiya. fjord. ilk silah atan olmak. i. go over the matter with a fine-toothed i. Finlandiyalı. f. süslü giyim. güzel sanatlar. 2.b. O onu kullanmak istiyorum. k. (motoru) çal ıştırmak.b. s ınırlı. 1. Finli. v. yangın söndürme aleti. 1. yangın musluğu. i.´ni) ate şlemek. parmak izi. f. para cezasına çarptırmak. k. k. spor finiş. k ılı kırk yaran. yangın merdiveni. köknar. (birini) soru ya ğmuruna tutmak. itfaiye. i. yangın kulesi. s. ile işi bitmek: If you´ve finished with that computer. ellemek. itfaiye binas ı. 1. yangın. bitmek. I´d like to use it. i. i şini bitirmek. ustalık. 1. bitirmek. (soba. yangın zili. Fin. dilb. itfaiye te şkilatı. ile ilişkisini bilgisayarla işin bittiyse 2. 1.. ihbarc ı. 2. (birini) gayrete getirmek. i. up fire s. top. dili işten ışıyla selamlamak. yangın sigortası. 3. 2. i. fine-toothed comb ince di şli tarak. . hain.o. yangın hortumu. parmak ucu. belirli el silah) atmak. sona erdirmek. i. s. s. Fin. 1. i. i. 2. Fince. f. ateş. up fire station fire the first shot fire tower fire truck firearms fireboat i. i. el sürmek. comb ince eleyip s ık dokumak. Fince. kalorifer v. itfaiye arabas ı. itfaiye. yangın merdiveni. çekimli fiil. ustalıkla durumu idare etmek. ispiyoncu. bitiş. parmakla dokunmak. itfaiye arabas ı. parmak.o. f. i. yangın alarmı. incelik. 2.. tamamlanmak. s. tamamlamak. (toprak e şyayı) (fırında) pişirmek. argo 1. ispiyon. i.t. grev kırıcı. 1.´ni) fayrap etmek.

ilk. (taşıtta) birinci mevki. birinci s ınıf. ferman.ım. i. pelte. zemin kat. önce. gecenin ilk nöbeti. çikolata v. zemin kat. poligon. 1. s. ateşleme iğnesi. ocak ba şı. 1. i. kestanefişeği. 2. i. i. yanmaz. ortalığı karıştıran delifişek. ilkin. fiyatı değişiklik göstermeyen (hisse senedi. at ış. s ıkı. yangın musluğu. silah) atma. 2. 3. 2. kundakç ı. 2. ilk izlenim. tahvil tic.firebrand firebrick firebug firecracker firefly fireman fireplace fireplug fireproof fireside firewood fireworks firing firing line firing mechanism firing pin firing range firing squad firing squad firm firm firm offer firmament firman firmness first first aid first aid first and foremost first class first class first floor first floor first impression first lady first lieutenant first lieutenant first name first night first person first person first watch firstborn first-class firstly first-rate firth i. dilb. ateşböceği. i. A. evvela. sağlam. (A. i. üste ğmen. itfaiyeci.). ateşlenme. dilb. en başta. pelte. 2. birinci tekil veya ço ğul şahıs. mükemmel. 4. birinci mevkie ait. k.b. ekstra. ilk. birinci kat.b. sıkılık.b. birinci şahıs. s. i. 4. ateş alma. ask. z. fire.B.D. firma. ilk yardım. 2. üstün. odun. birinci mevki. birinci kat. 3. belirli bir el ı. çikolata v. .´ni) ate şleme. ask. ilk do ğan. 2. ilk çocuk. önce. üsteğmen. 2. çatapatlar v. ilkin. 1. birinci s ınıf. 1. pişim. 1. üstün. birinci mevki. atış mangası. kesin teklif. atış alanı. i. i.´ne özgü) donmu şluk. şömine. kaymayan. i. ateşleme tertibatı.b. ba ş. sağlamlık. ocak. aç ılış gecesi. en büyük. i. (fiyatlarda) istikrar. birinci s ınıf. gala. İng. birinci mevkide. sallanmayan. s. ateşleme pimi. İng. ilk ad. mükemmel. 1. donmu ş (jöle. (toprak eşyayı) pişirme.men (fay´ırmîn) i. i. ilk: When we first came here it was a village. z. top. 4. i.D. (jöle. s. idam mangas ı. z. yanan odun parças ı.´de) cumhurba şkanının karısı. çoğ. ilkönce. top v. evvela. ilkönce. havai fişekler. 3. birinci. kestanefişekleri. i. İlk geldiğimiz ilk yard tıb. (tüfek. i. s. s. 1. (İskoçya´da) haliç.B. i. (kurşun. birinci. gök kubbe. yangın tuğlası. dili ateş hatt ateşleme mekanizması. i. ekstra. 1.

-e yak ışmak. küplere binmiş. dili bir şeyi yapmak ya da ondan tamamıyla vazgeçmek: You must either fish or cut hikâye. s. 2. fish. 2. hiçbir işe yaramaz. -e göre olmak. i.o. olta kam ışı. out for fit to be tied fitful fitness fitter fitting five fivefold fix fix fix a place up fix o. s. s. haz i. Bu işte bir bityeniği var. s. be . 1. dövüşme. up with fix s. spor yapmaya haz ır. 2. ya da bu diyardan gidersin! palavra. i. düzensiz. bulanık suda balık avlamak. k. (bedenen) formda olma.er. kendini süslemek. 1. 1. dili 1. i. balık avlamak. ince çatlak. balıkçı. i. uygun. 4. balık ağı. 2. mali. borucu. i. içinde balık tadı olan.men (fîş´ırmîn) i. f. 2. birinin hakk ından gelmek. 1. beş kat. gözünü -e dikmek. i. 2. bait! Ya bu deveyi güdersin. 2. up fix on fix one´s attention on fix one´s eyes on fix s. kesintili. olta. k. kararla ştırmak. sabit. babalar ı tutmuş. --ting) 1. i. tesisatç ı.fiscal fiscal year fiscal year fish fish fish for fish in troubled waters fish or cut bait fish story fishbone fisherman fishing line fishing pole fishing rod fishing tackle fishnet fishnet stocking fishy fissile fission fissure fist fisticuffs fit fit fit fit for nothing fit like a glove fit s. 1. 2. (bedenen) formda olan. s. tayin etmek. olta çubu ğu. miktar bir yeri tamir v. aşırı düşkünlük. k. cent store/dime store/five-and-ten ucuz e şya satılan mağaza. -i seçmek. 3.o. dili çok öfkeli. k. k. i. masal. mali yıl. f. -e karar vermek. z.o. olta tak ımı. terz. olta ipi. ş(bir) aksesuar. file çorap. fish. fiz. yumruk. fitings. balık kılçığı. misina. (kahvaltı/öğle süslenmek. yar ılabilir. s. yerleştirmek. beş misli. (--ted. k ılçık.s. -in uymas beş para etmez. tamir etmek. birini mahvetmek.´s wagon fixation fixed s. beş rakamı (5. i. dolaylı bir şekilde istemek/aramak. yumrukla şma. uyand s. (sabitle ştirecek bir şekilde) takmak. 1. uygunluk. 1. değişik türler için fish. de ğişmeyen. (çoğ. balık tutmak. isk. aşırı bağlılık. dili birine (bir şey) ayarlamak/sağlamak. man şon gibi) tesisat işlerinde kullanılan parça. uygun. yar ılım.es) balık. k. (rakor. dili şike/rüşvet yoluyla ayarlanmış. 3. ğ. zıvanadan çıkmış. i.V). çoğ. balık kokan. prova. 3. -e uygun olmak.´ni) etmek... 1. mali yıl. beşli. dili şüphe ıran: There´s something fishy about this. uygun olma. nöbet. k ısa aralıklarla bölünen. i. f. çobe ş. dikkatini -e çevirmek. i. bölünebilir. five-and-ten-cent store/tens. balığı çok.b. -i ını sağlamak: This job fits you uydurmak. spor yapmaya ır olma. kriz: a fit of coughing öksürük nöbeti. tıpatıp uymak. bölünüm. . birine (bir şey için) gerekli şeyleri sağlamak/tedarik etmek. i. (tarih. -i ayarlamak.

b. ani bir ı t ı .) dalgalanma. 3. ask. Şikago Hiltonu. yanyapmak. 2. tabaka i.. yan hareketi. yanıcı. flanel. 1. flabir ş. çakmak. a şırı davranışlarından dolayı göze çarpan (kimse). ayd 2. up parlamak. ışı ldamak. meşale. s. spor müsabaka. karbonatlı (içecek). küçük dilini yutturmak. f. (çad ıra ait) etek. 1. İng. 1. k ısa fakat önemli bir haber. (işaret vermek için) (ışıklar ı) ıyak ıp söndürmek. f. 1. flamingo. i. kabarmak. yalaz. s. (bir yap ıya/odaya ait) sabit eşya. foto. out k. alev. gönder. 2. sancak. amiral gemisi. palavra. den. fluid ounce(s). f. fiyort. fışırdamak. büyük bir hpar 2. f. 1.the Hilton chain of hotels. ask. i. 2. 2. (etekler) f. geriye dönü ş. bayrak. (kaskette) kulakl ık. göze çarpan (renk). 2. --ging) (down) bayrak/el ı) durdurmak. saplantı. birden aklından geçmek. dili iyi ba s. flanş. i. i.fixed asset fixed idea fixed price fixings fixture fizz fizzle fizzy fjord fl oz flabbergast flabby flaccid flag (down) a taxi flag flag flag flag flagpole flagrant flagrante delicto flagship flagstaff flagstone flair flake flambeau flamboyant flame flamethrower flamingo flammable Flanders flange flank flank attack flanking action flannel flannelette flap flare flash flash flash flood flash in the pan flash through one´s mind flashback sabit de ğer.. 4. parlamak. Flandra. büyük ve yass ı kaldırım taşı. (uçağın (zarfa ait) kapak. ince bir tabaka halindeki kar tanesi. 3. k ıs. saçma. 1. dili çok şaşırtmak. f. İng. saman alevi gibi bir şey. (çoğ. s. 2. yan yan saldtaarruzu ask. an için göstermek. 2. 1. 1.. (köpüren gazoz. yandan kuşatmak. büyük ve yass ı kaldırım taşı.. 1. i. i. i. zambak. 1. şampanya v. f. s. 4. gönder. k. 1. ışı k saçmak. 4. alev makinesi. k. bot. (bayrak. sabunluk. ayg aniden gelen sel. kuvveti kesilmek. alevlenmek. ruhsuz. cansız.b. bir şirket grubundaki en önemli şirket: The Chicago Hilton is the flagship ği. i. --ging) yorulmaya ba i. (gazoz. böğür. i. içgüdü. ask. (--ged. dili sevgili. bak.´nin düşmek. bak. yetenek. pazen. i. 1. 2.3. (off/away) (boya tabakalar ı v. i. 1. çırpış. süsen. Hilton i. alev alev yanmak. f şlayıp sonradan suya v. i. cep feneri. göze batan (kötülük/ahlaks ızlık). i. flama. parlamak. flaş i. f.. 4. 3. frapan. yelken v.. nlatma cephanesi. f. bayrak direof i. 2. z. gevşemiş. k. pervasız (suç işleyen kimse). flabby. 5. bayrak dire ği. öfkelenmek. gevşek (adale/doku). i. . kabiliyet. i.) fış fış/fışır fışır köpürdemek. i. --s/--es) zool. 1. (--ged. yan. fla ş . fışırtı.b.) kabarıp dökülmek. soda. 3. dili (bir et yemeğini tamamlayan) diğer yemekler. sönük.b. 1. band ıra. ask. 1. 2. bir vas ıtay şlamak. ırısı. İng.. i. çoğ. in flagrante delicto. yan saldırısı yapmak. i. sallayarak (birini... pazen. i. soda çıkardığı) fışırtılı ses. sabun bezi. çırpıntı. i. f. taksi çevirmek. (--ged. (şimşek) ızlaıldama. --ging) bu taşlarla döşemek. s. sabit fiyat. 6. (kanat) ç ırpma. 2. i. elbezi. 4. ince bir tabaka halinde olan parça. 2. taarruzu. f. geçmek. güçsüz.

firar etmek. i. 1. göz önüne sermek. s. 2. i. koltuklamak. geçici. düzlük. i. i. fani. göze çarpan. f. i. bir işe yeni şlayan kimse. s. (hile uzunile) tüylü yünle i. bot. düztaban. f. ba f. 1. i. hızlı. i. dili soyup sokapl ğana yünün tümü. i. s. pohpohlamak. flütçü. (derisini) yüzmek.. yassıltmak. kusurlu. f. lezzetli. 2. 4. i. f. zü ğürt. ketentohumu. 3. i. 1.. apartman dairesi.. s. i. aç ık yük vagonu. filo. ya ğmur sularına karşı konulan saç örtü. ı. bemol. i. i. İng. 2. lezzet. 2. yavan. f. daire. tatlandırıcı. 1. --test) 1. 1. f. defolu. 2. 4. kim. 2. alabros saç. sarı. 3. k. k. i. f. . uçup giden. bak. i. müz. i. patlak lastik. frapan. lezzetli bir tat. el feneri. tek fiyat.. defosuz.. i. s. yassılatmak. flavor. d. ütü. Flaman. (duyum olarak) tat. Flaman. s. s. flee. i. i. 2. Flamanca. (kuma şta/giyside) defo. müz. s. tatsız. fla ş ampulü.. matara. bemol. s. lepiska. flaş. (bir koyunun üstünde biten) yünün tümü. ezmek. (bir koyundan k ırkılan) 2. foto. foto. ha şlamak. (--ter. 1. fla ş lambası. 1. 1. keten. balon (cam kap). cep şişesi. çe şni. etek.. donanma. (koyunu) k ırkmak. tüyleri henüz bitmiş yavru kuş. dili meteliksiz. bak. i. kusur. i. 2. sergilemek. 2. müz. i. nokta. dili acemi çaylak. Flamanca.y. pohpohlama. yatalak. i. et.flashbulb flashgun flashing flashlight flashy flask flat flat flat flat broke flat on one´s back flat rate flat tire flatcar flat-footed flatiron flatten flatter flatterer flattery flattop flaunt flautist flavor flavorful flavoring flavour flaw flawed flawless flax flaxen flaxseed flay flea fleck fled fledgling flee fleece fleecy fleet fleet fleeting Fleming Flemish flesh i. uzun tüylü yün kümelerine benzeyen. fena halde azarlamak. gazı ş (meşrubat/bira/ şampanya). samimi olmayan iltifatlarda bulunmak. çok ufak parça.. yass ılaştırmak. yass ı. pohpohçu. k. 2. 1.. geniş düz yer. Onlar ın dondurmasının yirmi çeşidi var. düz. i. yemeğe tat veren şey. gitmi i. benek. çabuk geçen. pire. çeşit: Their ice cream comes in twenty flavors. leke. s. (fled) kaçmak. 1. s. kusursuz.

into flint flip flip a coin flip one´s lid flip one´s lid flip-flop flippant flipper flirt flit float floating floating assets floating capital floating dock floating population flock floe flog flood flood plain flood tide floodgate floodlight floor floor lamp floor plan floor show ten rengi. 1. -den h ızla erkeklere i. taş/tahta şemek. su yüzünde/havada yüzmek/gitmek. vücudunun bir parças ını) geri veya bir yana çekmek. 2. el ilan i. (--ped. (bir şeyin) su yüzünde yüzerek s. keçileri kaçırmak. i. (kadın) (erkeğe) cilve nlara âşık oraya rolü yapmay ı seven erkek. 1. 1. esneklik. sahanl s. fly. elastiki. ufacık bir belirti: He suddenly felt a flicker of hope. 1. derme çatma. 2. i. 3. balıklama dalmak. (motoru) ambale etmek. -e hayran olmak. cilve f. saygısız. f ırlatmak. olta mantar ı. 2. denizde yüzen üstü düz buz kütlesi. 2. 2. 1. sürü halinde toplanmak. (binadaki) kat. 1. f. 1.. sel gibi akmak. 2. (bir kattan merdiven ığına kadar giden) merdiven bölümü. tokyo. taş/tahta döşeme. tura yazı k. zemin. (bir kattan ba şka bir kata giden) merdiven. 1. için kullan f. oto. çıldırmak. 2. 3. --ting) oradan uçmak. i. fiske atmak. (kollarını) savurmak. pilot. sel basmak. over -e hayran olmak. yapmak. s. kat plan ı. 1. (gemiyi) yüzdürmek. yer. titreyen i. çok k ızmak. titreme. dili 1. dili ç ıldırmak. dili (sinema salonunda fiskeçabuk atmak. k. 3. i. co kabarma. bak. (flung) 1. i. i. over diliatmak. dili sayg ısız. (with) (erkek) (kad ına) âşık gibi davranmak. (ışık/gölge) oynamak. ta şkın yata ğı. f. s. havai. 1. küçük dilini dö ı lamba. (bir işe) dört elle sarılmak. f. taşkın. kaprisli. 2. uçuş. 2. hercai. abajur.flesh color flew flex flexibility flexible flick flick one´s fingers flick one´s wrist flicker flier flight flight of fancy flight of stairs flighty flimsy flinch fling fling back open fling o. küstah. i. su bask ını. gelip geçici nüfus. i. (--ged. flotör. küstah. hızla atmak. bent kapa ğı. f. tepesi atmak. ğr. vurup yere yıkmak. çürük. i. . uyduruk. elastikiyet. küplere binmek. esnek. yüzer havuz. f. kaçış. su basmak. 1. 2. duba. ık bir Birdenbire ufac ı. geçmek. k. uydurmasyon. 3. döner sermaye. 3. f. uçma. keçileri ırmak. hayal. f. dayan ıksız. i. 1. 1. şamandıra. çabuk bir sallama hareketi: a flick of the fingers bir fiske. k. sürü. 2. sel. f. s. firar. çakmakta şı. (deniz kaplumba ğalarında ve yüzen memelilerde) yüzgeç. çabuk ve kesik bir şekilde elini sallamak. 2. k. s. ayakl mim. 2. (kas ı) bükmek. titreşim. cari aktifler. uydurma olduğu belli. 2. f. tic. (--ted. 2. hayal kurma. eğlence programı. --ping) 1.s. umut duydu. kad ı1. i. 2.. 2. f. (yüzmek ılan) palet. --ging) k ırbaçlamak. a flick of the wrist ve kesik bir el sallama. f. 3. i. projektör. (darbe yememek için) (vücudunu. i. i. (pencereyi/kap ıyı) hızla açmak. kaç argo ç ıldırmak. dili şaşırtmak. tic. met. su yüzünde/havada yüzen. k.

1. 1. i. i.. 1. 3.. (halıdan/kumaştan dökülmüş) hav. 2. çiçekçi. berdu lar ınfiyasko. reddetmek. sıvı. yükselip alçalmak. tic. çiçekoturmak. 3. duman yolu. süslü (yazı/sözler/üslup). tic. 1. fly. çoğ. ç ırpınmak. bilg. 2. çiçek çiçek tarh ı. kaldığı otel. yükselip alçalma. s. k. çiçeklenmek. döşemelik. f. saks ı. i. f. ak ıcı.. into -e bir h ışımla girmek. 3. (saç) sarkmak. s. grip. flora. (bir) şans. f. inip ç ıkmak. disket. --s (flor´ız)/--e (flor´i) i. ak ıcı. fırfır. s.B. 28. dili şatafatlı. dili başaramamak. i. i. ak ıcı (yazı/üslup). sallamak. un. akan. 3.. (elbise/kuma ş) (belirli bir şekilde) i. i. itaat etmemek. 1. z. dü şmek. bak. bocalamak. s. kesme çiçek sat ılan dükkânı işleten kimse. dola i. dökülmek. yumuşak ve kenarları sarkık.. inip ç ıkma. (senetleri) ihraç etme.57 cc. --ping) 1. 2. çiçekli.41 cc. gelişmek. f. bata çıka ilerlemek. (diş aralarını) iplikle temizlemek. i. f. diş ipliği. akıcı bir şekilde konuşan (biri). akışaçmak. 2. akışkan. nikâh töreninde çiçek taşıyan küçük kız. yüzme. (sokakta çiçek satan) çiçekçi. dalgalanmak. çiçe ği çok. f. (tüylerini/saçını) kabartmak. i. s. 1. 1. ç ırpınmak. gösterişli bir hareket. 2. denizde yüzen veya k ıyıya vuran şeyler. değişme. bak. i. dalgalanma. i. ğ k. büyümek. f. hor görmek. durmak. A. i. şans eseri. k. f. 2. bitey. berdu s. dili (motorlu taşıtın) gaz pedalına sonuna kadar basmak. 2. i. f. . i. fahişe. fazla süslü. İng. yüzdürme. tüyleri kabar ık. i. i. i. (bir şeyi) birden rak ıvermek. out bir hışımla çıkmak. 1. 3. büyük ma ğazalarda işi idare eden ve müşterilere yardımcı olmak üzere an hayat görevli. i. . 2. 2. döşeme tahtası. 1. kükürtçiçe ği. (--ped. i. akışkan. debelenmek.. çiçek. i. tumturaklı (yazı). f. 29. i. sertçe b şılar ın kalabilece i yurt.D. esnek disk. i. akmak. fling. 2. 2. (dilde) ak ıcılık. k. değişmek. dili ba şarısş ızl ık. çiçeklere ait. s.floorboard flooring floorwalker floozy flop flophouse floppy floppy disk flora floral florid florist floss flossy flotation flotsam flotsam and jetsam flounce flounce flounder flounder flour flourish flout flow flower flower bed flower girl flowerpot flowers of sulfur flower-seller flowery flowing flown flu fluctuate fluctuation flue fluency fluent fluently fluff fluffy fluid fluid ounce fluke flung i. 2. büyük bir baca içindeki birkaç ayr ı duman yolunun her biri. f. f. 1. k. çiçekçi k ız. ak ıcı bir şekilde. tic. s. ilerlemek. dilbalığı. i. kırmızı (yüz/yanak). f. alabildiğine gazlamak. bitki örtüsü. s. ş dili kad ını. farbala.. 1. vermek.

i. 1. amaçtan sapmak. 2. 1.. birinin emirlerine ko şan. uçup gitmek. dilişüzerinde bol para olan. tay do ğurmak. uçup gitmek. mim. uçan. birdenbire üstüne sald ırmak. out flush s. pilotaj. . dili 1. sineksıklet. k. f. yükseli i/inişi. flüt. floresan. uçurtma uçurmak. sineklik. havac mim. çok k ızmak. tic. b şarısızlıktan dolayı okulu bırakmak zorunda kalmak. f. (yüzü) k ı zarmak. s ıvışmak. i. i. 2. i. i. uçurma. alçaktan uçmak. 1.. i. 1. lıkla ilgili. kim. (tecrübesizlik veya birtak ım eksiklikler yüzünden) sadece içgüdülerine dayanarak idare etmek. ku birini sakland ığı yerden çıkarmak. 5. s. i.. küplere binmek. (bayrak) dalgalanmak. 2. 1. birine birdenbire (sözlerle) sald ırmak. 1. pilotluk. ak ış.kayn ş unu) ürkütüp uçurmak. dili kaçmak. flown) 1. sifonu çekmek. havacılık. down the toilet flush tank flush the toilet fluster flute fluted column fluting flutter flux fly fly fly a kite fly at fly at s. ayr s.. 3. uçurmak. piyon. ç ırpınır gibi düşmek. 4. i. 5. erkek pantolonunun önündeki fermuar veya dü ğmelerle ılıp kapanan bölüm: Your fly´s open. mim. borsada hizada olan. i. i. (zaman) ak ıp gitmek. flüorür. ısa ısüren bir fiyat 2. aç f. uçma. flavta. (hiddetten) ba ğırıp çağırıp tepinmeye başlamak. ba i. k ısa süren hafif bir kar yağışı. 2. k. f.o. çabuk çabuk sallamak. çok çabuk 4. 1. sinek kâ ğıdı. f. boks sineka ğırlık. 2. gitmek. 2. çaktırmak.. tepesi atmak. köpük. 1. (tuvalete ait) rezervuar. yivli sütun. çırpınmak. (flew. s. düz. dili hemen öfkelenmek.´s throat fly away fly blind fly by the seat of one´s pants fly in the face of fly into a rage fly into a tantrum fly into a temper fly low fly off fly off the handle fly off the handle fly swatter fly the coop fly/go off on a tangent fly-by-night flyer flying flying buttress flying saucer flypaper flyweight flywheel foal foam f. tüymek. (sütundaki) yiv. dalkavuk. i. i. kemeri. (birini) heyecanland ırıp şaşırtmak.o. küplere binmek. flier. (sınıfta) kalmak. güvenilmez. 2. floresan ışık. k. sinek. (sütundaki) yiv/yivler.t. kör uçmak. (yanaklarını) kızartmak.flunk flunk out flunky fluorescent fluorescent light fluoride flurry flush flush s. uçakla gitmek. 3. 2. (rüzgârda) titremek veya hafifçe i. müz. heyecanlı ve şaşkın bir hal. 2. mim. dalgalanmak. kısa süren bir heyecan/telaş. f. ım eksiklikler yüzünden) sadece içgüdülerine (tecrübesizlik veya birtak dayanarak idare etmek. uçmak. volan. -i hiçe saymak. 1. bak. i. dili zıvanadan çıkmak. k. uşak. 3. (sınıfta) ırakmak. i. tay. tepesi atmak. 1. hiddetlenmek. bir şeyi tuvalete atıp sifonu çekmek. 2. floresan lamba. ıdayanma uçan daire. (kanatlar ını) çırpmak. köpürmek. köpürmek. i. Pantolonunun önü aç ık. düzenteker. (av s. 2. 2. k. floresan. k. (s ınavda) çakmak. uçu ş. dili (önemsiz/ilgisiz bir şeye takılarak) asıl konudan ılmak/uzaklaşmak. 1.

b. zaaf. yaprak. i. -den sonraki. fiz. aynı şeyi yapmak: When Derya got herself a telephone. misil. i. i. yanda ş. fetid. yeşillik. katlamak. odak. k ıvrım. on -e zorla kabul ettirmek. 1. sezgileriyle/sezgilerine dayanarak hareket etmek. akordeon kapı. i. çoğ. 1. bak. zayıf yön. gitmek. Hülya followed suit. i. odaksal. ş 1. bir işi birinin ş kakalamak. 3. düşman. 1. 2. 2.. madenleri döverek şturulan) varak. halk oyunu. i. 2. çok öfkeli olmak. 2. i. armonik kapı. yava ş yavaş katmak.ci (fo´say) i. s. bak. körüklü kapı. ço ğ. 1. iflas etmek. fetal. -i müteakip. dosdo ğru gitmek. 2. ana baba. halk. ağzı köpürmek. --ging) bu ğulanmak. kavramak. in/into -e sokuşturmak. s. 1. sünger. dosya. kere: fivefold be f. 2. --es (fo´kısız)/fo. (saman/ot gibi) hayvan yemi. I don´t have the foggiest idea. bir kimsenin izinde olmak. kalay v. hasım. k. bro şür. s. bak. 2. topu atmak. 2. 2. anlamak. 3.. (--ged.o. i. kimseler. edat -den sonra. kat. (bir şeyi) tamamlamak. i. sis. (i l. 2. i. olu i. önlemek. s. taraftar. sis düdü ğü. -in ba şına yıkmak: foist a job (off) on s. odak noktas ı. bir ka bir takip şey yaparak) (ba i. free on board tic.o. aile. dili akrabalar. insanlar. i. on (bir işin) sonunu getirmek. bitki yapraklar ı. birinin ard ından 1.. izlemek.. 2. k ıs.o.´s advice follow suit follow the lead of s. jeol. beş kat. katlanır kapı. f. 2. çoğ. eskrim flöre. takip etmek. harekete geçerek düşmanı sıkı şş ekilde etmek. f. spor (belirli bir beden hareketini) sonuna kadar yapmak.o.foam at the mouth foam rubber foamy fob focal focal point focus focus one´s attention on fodder foe foetal foetid foetus fog foggy foghorn fogy foible foil foil foil foist -fold fold fold fold one´s arms folder folding chair folding door foliage foliage plant folk folk dance folk literature folk song folklore follow follow in s. follow through follow through follow up follower following 1. dili yeri) kapanmak. aşağıdaki. 1. . folyo. s. f. i.. i.. katlanmak. Derya kendine telefon al ınca Hülya da aynı şeyi yaptı. (bir işin) sonunu getirmek. ağıtemelli kollarını kavuşturmak. fob (gemide/trende teslim). 4. örümcek kafalı kimse. i. yapraklarının güzelliği için yetiştirilen süs bitkisi. f. (--ed/--sed. ask. k. buğulandırmak. Hiç fikrim yok. taraftarlar. mihraki. köpürmek. s. set çekmek. 1. -e dikkatini çevirmek. birinin sözünü dinlemek. misli. f. i. (alt ın. folklor. on -e 3. sisli. katlanır iskemle. sonek kat. s. halk şarkısı. alüminyum folyo. fetus.´s footsteps follow one´s nose follow s. halk edebiyatı. koyun sürüsü. 1. köpüklü. sarmak. --ing/--sing) odaklamak. yanda şlar. 1. başına yıkmak.

s. sıradağların veya bir dağın uzantısı olan tepeler. bilg. -e. matb. İng. i. kendini/diğerlerini boş yere tehlikeye atan. bağ. i. ayaklı: a four-footed animal dört ayaklı bir hayvan. i. i.). s. 3. i. 2. hayaller üzerine kurulmu ş mutluluk. k ışkırtıcı. s. k ışkırtmak. sevmek. çok sağlam. besin. çünkü. (karyolanın) ayakucu. 2. s. budalaca. vaktini çalışacağına eğlenmekle geçirmek. i. şerefine. font. İng. aldatmak. güzel hatıralar. 1. ayak izi. dört dörtlük. z. i. -e karşı. fondü. 4. yaya gitmek. 3. s. f.folly foment fomenter fond fond memories fondle fondly fondness fondue font font food foodstuff fool fool fool around fool´s gold fool´s paradise foolhardy foolish foolishness foolproof foot foot foot it foot the bill foot the bill football footboard footbridge footed foothills foothold footing footlights footlocker footloose footnote footpath footprint footsore footstep footway footwear fop for for (all) the world i. 2. ahmak. i. i. 2. fazla müsamaha. i. (karyolan ın) ayakucundaki tahta. i. i. 1. s. delilik. budalalık. 2. şaka yapmak. 1. dili paras ını vermek. çoğ. 3. budala. f. züppe. f. aptal (kimse). vaftiz kurnas ı. serbest. mükemmel.. ahmakça. i. 2. aptalca ( şey).4 cm. (dağ/tepe için) dip. yaya kaldırımı. 2. ayak sesi. ahmaklık. 2. dili 1. i.. ayağa giyilen şeyler. hesabı ödemek. enayi. i. küçük sand ık. f. ahmak. Ona hiç f. tahrikçi. . i. için. adım. k. şefkatle. u ğruna. vaktini bo şa geçirmek. i. 2. sağlam ve kullanılması kolay. i. Amerikan futbolu. aptal. s. ı verseler: She wouldn´t do that for the world. yiyecek. i. yaya köprüsü. yiyecek. 3. ramp ışıkları. patika. 2. yemek. dili dünyay verseler onu yapmaz. tiy. çoğ. dipnot koymak.. zira. g ıda maddesi. 1. 1. ba şıboş. sevgi dolu. edat 1. ayak izi. sevgiyle. düşkünlük. g ıda. futbol. 1. fazla müsamahakâr. I wouldn´t touch that with a ten-foot pole. kaldırım. ayak basacak yer. i. 1. ayakkab ılar. feet (fit) i. with bir hobi olarak (bir şey) ile pirit. -den dolayı. 4. i. aptallık. with ile oynamak. i. k. teşvik etmek. Dünyayı k. fut (30. dipnot.. i.. 1. i. budalalık. yürümekten ayaklar ı şişmiş/yaralanmış/ağrıyan. ayak. 5. ok şamak. budala. ayak basacak yer.

daima. bana kalırsa. kendi hesab ıma.. for na. kesinlikle. örneğin. 2. boşuna. ek olarak. 1. kesin: That´s for sure! Oras ı kesin! .. dili ilkin. k. bildiğim kadarıyla: She´s still in Rome for aught I yaps ğime benim ğime göre hâlâ Roma´da. Evvela d ışarısı fazla Allahand a şk ı for pity´s sake pratik davranmamak. Gitmek istemiyorum. temelli olarak.. sonsuza dek. dili var kuvvetiyle/gücüyle: She was running for all she was worth. dili ilelebet. sonsuza kadar. şakadan. hatırım için. 2.: cold. zevk için. bedava. uğur getirsin diye.another I´m tired. kuvvetiyle ko ğmen. ilelebet. k..o. Allah aşkına! Allah aşkına. For one thing it´s too . korkusundan. boş yere. 1. senelerce... Var şuyordu. 1.. yok pahas ına. T ıpkı büyükbabas için. to be impractical satılık. dili vargücüyle. muhakkak. uzun bir zaman.. know. bildi bana ne! göre.. gösteriş için.. bir kere. Benim bildi iyi de olsa. ömür boyu. for once For one thing . bir kerelik. for sale For shame! for starters for sure Ne ayıp! k. kötü de olsa. -den korkarak. temelli olarak. k. ebediyen. dili gerçekten/hakikaten . mesela. evvela. bence. and for another Sebepler s ıralanırken kullanılır: I don´t want to go. her şeye ra k. grandfather. çoktan beri. fazladan. paras ız. sonuna kadar. çok ucuza. korkusuyla. çeşitli nedenlerden dolayı. resmen. dili bedava.. 2. örneğin. kesinlikle. mesela. anca beraber kanca beraber. for s. bana ne.for a change for a song for a variety of reasons for ages for all one is worth for all that for all the world like for appearances´ sake for aught I care for aught I know for better or for worse for certain for dear life for effect for ever for ever and a day for ever and ever for example for fear of for free for fun for good for good for good measure For goodness sake! for heaven´s sake For heaven´s sake! for hire for instance for keeps for life for luck For mercy´s sake! for months for my part for my part for my sake for nothing for once değişiklik olsun diye. görünüşü kurtarmak . her zaman için. k. ebediyen. . bana kalırsa. beni hiç ilgilendirmez: He can do it for aught I care! Vars ın ın. Aman!/Allah a şkına! aylarca. Allah aşkına! kiralık. bu sefer. paras ız. gibi: He looks for all the world like his ına benziyor.

sert. -mek amac ıyla.. genellikle. angarya. s. mecbur etmek. --den. hav. f. i. bak. ask. karıştırarak aramak. ırmakta yürüyerek geçilen sığ yer. (merhametten/ şefkatten dolayı) (bir şeyi) alıkoymak. aramak. ön.. k. umumun refah ı için. aşkına. yapmamak. kuvvet. kamu yararına. . forseps. s. baskın. zorlayıcı neden. önceki. önek ön. yasaklanm ış. anat. şimdilik. tabancayla/tüfekle birini zorlamak. güç. 2. dili işinize yarar mı. (for. bilmiyorum: Here´s what I heard.. farz edelim ki.. sığ yerden yürüyerek geçmek. bak.. 1. ak ın. cebri yürüyü ş. for. i. korku veren. ama duyduğum bu. bak. z. anlaşılsın diye. geçit. zorlamak. s. for whatever it´s İşinize yarar mı. f. 2. varsayalım ki.. haftalarca. --ding) yasaklamak. zor.: If you want to use my boat on Mondays. worth. 1. (from) kendini (bir şey yapmaktan) f. tıb. önkol. ha şin.. mecburi iniş. 1. güçlü. . ata. s. i.it´s yours for the asking.for that matter for the asking for the birds for the life of me for the life of me for the love of . istersen: It´s yours for the asking. hatırı için. mecburi satış. 2. etkili.bore. f. i. zora dayanan. kapıyı zorlamak. fors majör. önceden haber vermek. (özellikle u ğursuz bir şeyi) önceden hissetmek.borne) 1. ürkütücü. 1. kolun dirsekle bilek aras ındaki bölümü. bilmiyorum. at gunpoint force the door forced labor forced labor forced landing forced march forced sale forceful forceps forcible forcibly ford fore foreforearm forebear forebode 1. zorla gülümsemek. toplamak. 1. (for. ne yaptıysam. f. 2. hatta. forbear. güçlü. k. i. zorla. dili saçma. . for the most part for the most part for the present for the public weal for the purpose of for the sake of argument for the sake of clarity for the time being for weeks for what/whatever it´s worth for/on sale forage foray forbade forbear forbid forbidden forbidding forbore forborne force force force a smile force majeure force s. dalma. s. 2. angarya. i. satılık.. çoğunlukla.. öndeki. cet. şimdilik. forbid. girme.bade. f. i. zorla çalıştırma. kuvvetli. hiç. Alabilirsin.o. ona gelince. Teknemi pazartesileri kullanmak vallahi. önceden. f. forbear. 2.. yasak etmek. f. 2. f. 1. 2.. yasak.

dışişleri bakanı.saw. (birinin/bir şeyin) habercisi olmak. 1. adli tıp. döviz. yabanc ı. 1. ilk isim. --n) önceden görmek. i. i. f. önceden dü şünme. i. mahkemeye ait. münazara sanatı.told) önceden haber vermek. öngörü.. önceden bilme. Dışişleri. s. sünnet derisi. (fore. s. f. hep. ormanla devlet ormanlar f. ön ayak. sağgörü. f. dış ticaret. f. öncel. işçibaşı kadın.. yabanc ı/dış ülkeler.cast/--ed) önceden tahmin etmek. ormanc ı. ecnebi. ştırmak.. erken davran ıp önlemek. i. önceden sezmek.ında görevli ormancı. 2. i. ata. huk. hitabetle ilgili. f. fore. i. anat. selef. s. i. . en öndeki yer. basiret. i. ba ş kasarası. dış. a ğaç dikip orman haline getirmek. fore. i. durmadan. z. yabanc ı. i. 1. 1. ağaçlandırmak. (hayvanlarda) ön ayak. i. huk. i. ormancılık. s. i. (fore. z. i. i. kehanette bulunmak. orman. ebediyen. önceden belli olan sonuç. önceden alınan tat. ön oyun. parayı ödemediği için ipotekli malı sahibinin elinden almak. 2. 2. ecnebi. i. sağ vuruşla yapılan. kötü bir şeyin meydana geleceğini önceden hissetme. ileri görü ş. i. başta. i. çoğ. başta gelen. ön plan. dışişleri. i. i. i. s. en öndeki. den. ustabaşı. tenis sa ğ vuruş. f. önden gelen. peşrev. sonsuza kadar. i. tahmin.. i. f. ön plan. çoğ. işçibaşı.foreboding forecast forecastle foreclose forefather forefinger forefoot forefront foregone foregone conclusion foreground forehand forehead foreign Foreign Affairs foreign affairs foreign exchange foreign exchange foreign minister foreign parts foreign trade foreigner foreknowledge forelady foreleg foreman foremost forename forensic forensic medicine forensics foreplay forerunner foresee foreshadow foresight foreskin forest forest ranger forestall forester forestry foretaste foretell forethought forever forewarn i. haberci. cinsel ilişkiden önce oynaşma. 2. döviz.men (for´mîn) i. önsezi. münazaraya ait. orman mühendisi.feet (for´fit) i. işaret parmağı. jüri başkanı. alın. önceden uyarmak/ikaz etmek. (fore. küçük isim. cet. orman mühendisliği.

formatlıformatlamak. disket. biçim. bellemek. çatal. unutmak. f. s. terkedilmiş ve harap. bak. forgive. demirci oca ğı. forklift. çatalla ı.. dövmek. resmiyet. --s (fôr´myılız)/--e (fôr´myıli) i. çatal. İng. --ing/--ting) bilg. s. biçimlendirme. bot. 1. biçim. i. çatall i. 2. s. âdet edinmek. bir şeyin 3. 1. f.. 1. bak. 1. biçim/şekil vermek. 3. 1. 1. 4.gave. forget. şmak. resmi. i. birbiri ardınca sıralanmak. 3. ceza. (for. f. (okullarda) sınıf. doldurulmak üzere hazırlanmış ılı belge.got. tek s ıra olmak. unutkan. şekil. kadın jüri şkanı. öne geçmek. yapmak. güç. 1. 2. Formoza.sak. vazgeçmek. for. 2. İng. ba i. biçimlendirmek. ümitsiz ve üzgün. evlilik d ışı cinsel ilişkide bulunmak. bak. aşılması zor. for. şekil verme. f. f. f. f. b ırakmak. 1. i. işçibaşı kadın. (--ed/--ted. Formoza´ya özgü. oluşturma. (for. resmile ştirmek. biçim verme. eski. i. f. bahç. --ting) s. alışkanlık edinmek. 2. i. yolun/nehrin çatalla şan yer veya kolu.gone) vazgeçmek. ba ğışlamak. kesin ve aç ık olarak belirtmek. s. 2. ekil düzen. kalpazanl f.. yüzüstü b ırakmak.forewoman foreword forfeit forgave forge forge forge ahead forger forgery forget forgetful forgetfulness forget-me-not forgive forgiven forgivingness forgo forgone forgot forgotten fork forked forklift forlorn form form a government form a habit form a line form a single file form an opinion formal formalise formality formalize format formated diskette formation formative former formerly formidable Formosa Formosan formula formulate fornicate forsake çoğ. 2. --n) affetmek. biçim vermek. s.wom. forgo. i. f. 2. f. zor. sahtekâr.ık. bahç. sahte ş ey. spor form. biçimlemek. terketmek. i. bak. format etmek.. Formozalı.en (for´wîmîn) i. ilk.got. 1. Formozalı. 1. s.. şekil vermek. hızla ilerlemek. format. 2. i. oluşturmak. f. 2. 2. 3. formül. demirhane. ş ask.. mü şkül.en) 1. 1. bas hükümet kurmak. bak. the birinci. 2. reçete. biçim veren.. 3. i. işçibaşı. ceza olarak kaybetmek.went. formalite. f. sahtesini yapmak.sook. unutkanlık. eskiden. fikir edinmek. zina etmek. for. 2. kim. 2.. biçimlendiren. bedel. bağışlama. unutmabeni. forgive. (for. .ten. önsöz. bir şeyin sahtesini yapıp orijinal olduğunu ileri süren kimse. çoğ. i. mat. bilg. sıraya girmek. f. veren. 2. f. 1. biçimsel. f. form. i. s. i. 1. (for. 1. 1. demiri ocakta k ızdırıp işlemek. kalpazan. f. 2. Formoza. ilk söylenen. f. 2. huk. yaln ız. formalize. sahtekârlık. i. resmiyete dökmek. i. önceki. oluşma. bel. sıra olmak. af. 1. 2. f.. z. fore.. forget. 1. bak. teşkil. sahtesini yapıp orijinal olduğunu ileri sürme.

.. 1. beslemek. 2.forsaken forsook forswear forswore forsworn fort forte forth forthcoming forthright forthwith fortieth fortification fortify fortitude fortnight fortress fortuitous fortunate fortunately fortune fortuneteller forty forty winks forum forward forward forward forwarding agent forwards forwent fossil fossilise fossilize foster foster child foster parents fought foul foul foul play foulmouthed found found found foundation founder f. z. 1. kurum. z. f. forward. dışarıya doğru. tahkimat. küstah. metanet. 1. şanslı. ile kar ışmak. i. . spor f. şekerleme. f. i. 4. f. bak. falc ı. spor faul yapmak. sevketmek. göndermek. bak. tesadüfi. büyük kale. s. kader. s. i. faul. 2. z. for. iğrenç. iki hafta. 3. 2. bak. i. bak. -de tahkimat yapmak. Allahtan. i. 2. ta şıl.. fight.. ileri. s. 1. ileri. (for. nakliye acentesi. k ırk. -e moral vermek.). f.ra (for´ı) i. --s (for´ımz)/fo. pisletmek. kirletmek. büyütmek. forum.. i. birinin asıl uzmanlık alanı. i.. vak ıf. evlatlığa bakan ana baba. bak. talihli. ağzı bozuk. bak. i. 2. forswear. f. fondöten. temel. ön.. 1. doğrudan. bereket versin. futbol forvet. k ısa süren uyku. tövbe etmek. 2. z. bak.. büyük hisar. kırkta bir. zincirler v.. d ışarı. 1. ileride olan. i. tiksindirici.. ask.. kurmak. i. şans. kırk rakamı (40. gelecek. i. önümüzdeki. XL). ileri. k ısmet. evlatlık. k ırkıncı. derhal. kötü. fossilize. 1. z. taşıllaştırmak. f. f. f. birbirine karışmış (ipler. f.. ileri do ğru. kurma. 2. fosil. fena. bak. taşıllaşmak. temel. aç ıksözlü. rastlantı sonucu olan. 2. f. suikast. bakmak.b. kurucu. s. 3. cinayet. kırk. çok şükür. s. s. 3. esas. 1. öndeki. ilerletmek. 5. f. forswear. tesis etme. s. içten. çoğ.. i. find. fosilleştirmek. f. İng.sworn) b ırakmak için yemin etmek. 1. iyi ki. forsake. küfürbaz. s. kale. servet. on be ş gün. samimi. pis. yeni adrese göndermek.. kalıba dökmek. s. kirli. 3. şımarık. i.swore. f. birinin en iyi yaptığı iş. fosilleşmek. hemen. bak. 2. hisar. talih. 4. tahkimat yapma. i. f. 2. forsake. forgo. 1. i.

s.founder foundling foundry fount fountain fountain pen fountain pen fountainhead four four corners of the earth foursquare fourteen fourth fowl fowling piece fox foxglove foxy foyer fracas fraction fractious fracture fragile fragility fragment fragrance fragrant frail frailty frame frame frame of mind frame-up framework framing franc France franchise frank frank frank frankfurter frankly frankness frantic fraternal i. s. 2. bak. argo suçu (asl ıya ait) kasa. IV). k ırma. ince ve zayıf nahif olma. 1. çerçeve. s. dala ş. s. dört. i. kırık. tilki. 4. (vücuda ait) bünye..´nde) asi. i. dört rakam ı (4. açıksözlülük. kumpas. tilki gibi. memba. 1. tertip etmek. mis kokulu.b. 2. zayıf (umut. kaynak. kesir. s. birine) yıkmak. kaynak. asıl kaynak. 2. kurnaz. 1. 3. i. yapmak. aldatmak. av tüfeği. k. içten. tasarlamak. durum: I left him in a cheerful frame of mind. tuzak.. düzenlemek. . dördüncü. kümes hayvanı. z. güzel kokulu.b. pınar. kumpas kurma. (posta pulunu) damgalamak. on dört rakam ı (14. i. i. çerçeveletmek. dört. s. açıksözlü. 1. yüksükotu. i. Onu ne şeli ş raktım. kardeşlere özgü. 2. 2. i. ince ve güçsüz. 2. i. f. halde bı i. s. hafif ve kırılgan. tilki. i. telaro. argo suçu (aslında suçsuz olan birine) yıkma. frankfurter. hafif ve k ırılgan olma. fıskıye. fowl/--s) 1. dolmakalem. çok acele ve telaşlı. 1. posta ücretinin ödenmi i. kuş. (Fransa. (çoğ. naziklik. 1. karkas. zaaf. 2. i. yap bir (ruhi) hal. dökümhane. 1. karkas. arbede. (binaya ait) iskelet. 2. on dört. 1. i. i. terkedilip sokakta veya ba şka bir yerde bulunan bebek. i. açıkkalpli. XIV). (binaya ait) iskelet. kolay k ırılan. i. çerçevelemek. i. s.ans 1. 1. güvenilir ve inançl ı. dökümcü. ında suçsuz olan2. stilo. kırık. İsviçre para birimi) frank. Fransa. huysuz. i. i. dörtte bir. kamyon v. (bir şeyden) küçük bir parça. i. 2. ş v. karkas. (binaya ait) iskelet. pınar başı. şans v. kurnaz kimse. i. dökmeci. 1. 2. kolay k ırılma.. dili. güzel koku. i. (otomobil. cesur. i. kırılgan. gürültülü kavga. f. i. ince ve zayıf nahif. düşüncelerini/duygularını açıkça gösteren. 2. çeşme. çılgın. 2. 1. s. i. 3. f. fuaye. s. ç ılgına dönmüş. i. tavuk/hindi/ördek eti. bir şeyin kırılan yeri. s. ince ve güçsüz olma. dünyanın dört bucağı. i. i. kırılganlık. kırılma.b. karde şçe. bot. 2. tilki kürkü.´nde) zayıflık. (umut.. açıkça. dolmakalem. 1.). the oy hakk ı. buluntu. k ırık parça. on dört. Belçika. samimi. (zarf ın üstüne) posta damgasını veya ş olduğunu gösteren bir işareti basmak. 2. açıkyürekli. 3. irade zayıflığı . aksi. i. 3. bir çeşit sosis. (pencereye/kap ı . (şirketin bayie tanıdığı) imtiyaz. mat. s. 1. çeşme.

delisi: a soccer i. ın ıeratla şlıkık. (gazeteci/yazar/fotoğrafçı) ışmak. serbest. 2.. özel giri -siz: free from error hatas ız. frezya. tic. 2.arkada sahtekârl hile. çılgına s. free from pain ağrısız. saçaklanmak. serbest. s.zen) 1. kanü . (kuma şı/ipi) yıpratmak. s. dövüşme. boş. serbest bölge. -den muaf: free of tax vergiden muaf. freak futbol hastas ı. hürriyet. çil. 2. buz tutmak.. 2. teklifsiz. z. hür irade. i. serbestlik. garip bir olay. k. fraternize.. rahat. etmesi yasak. f. serbest 1. serbest çalışan (gazeteci/yazar/fotoğrafçı). hileli iflas. 1. 2. out argo 1. i. serbest vuru ş.fraternise fraternity fraternize fraud fraudulent fraudulent bankruptcy fraudulent bankruptcy fraudulent transaction fraught fray fray frazzle freak freckle freckled free free free and easy free enterprise free from free kick free kick free of free of charge free on board free pass free port free will free will free zone freedman freedom freedom of the press freeholder free-lance freeload freeloader freely freemason freesia freestyle freestyle swimming freestyle wrestling freeway freewheel freeze freeze one´s blood f. serbestçe. serbest güre ş. hür irade. özgürlük. ıs z. mezhebi ş. çevre yolu. i. dili çal otlamak. 1. arbede. bo ğuşma. otlakçı kimse. s. hileli iflas. f. savaşma. 3. bedava. bedava. 1. spor frikik. 4. atışma. i. pedal çevirmeden gitmek. 1. yıpranmak. bot. dondurmak. i. hür te şebbüs. serbest liman. İng. fels. çılgına döndürmek. f. serbest f. bedava. çok 2.. özgür. nakliyecinin arac ına ücretsiz teslim. hileci. 1. i. laubali. parasız. çok korkutmak. huk. tapu sahibi. f. kurtarmak.otlakç ılık etmek. otoyol. serbest vuru ş. İng. Subaylar rıcılık. farmason. garabet. çoğ. hileli muamele. hür. 2. i. mason. azatlı. kölelikten azat edilmiş kimse.. etrafa ald ırmadan ğlamak. donmak: I´m freezing! Donuyorum! i. ekon. paras ız. arka tekerle ği zincirden güç almadan serbest dönen bisikletle gitmek. sert olmayan. z. i.. freed. buz ba şıümek. hileli. frikik. 1. saygb ıı rakmak. 3. azat etmek. bak. fels. çilli. i. f. s. hafifme şrep (kadın). geni şim. paras ız giriş kartı. tic. 3. münakaşa. mülk sahibi. çok toleranslı. 1. i. s. (froze. i. f. dolandırıcı. fob. basın özgürlüğü. donmak. aç ık liman. hareket etmek. desise. arkada şlık etmek: Officers are forbidden to fraternize with enlisted men. meşgul olmayan. fro. donma. çok ın dondurmak. huk. f. 2. aldatma. argo hastas ı. hilkat garibesi.men (frid´men) i. dili bedavac ı kimse. (ile) dolu: a journey fraught with danger tehlike dolu bir seyahat. serbest yüzme. çok ho şgörülü. doland sahtekâr. 2. karde şlik. k. erkek üniversite öğrencilerine ait birlik.

c ıvık. donma noktas ı. 1.. i. s. Fransız kadın. navlun. sapak. 2. 2. çılgın (bir olay). artmak. f. i. aksi. . ovuşturma. i. dipfriz. anla elek. sıklık.wom. s. z. 1. çılgın.. canlı. şilep. i. . 2.ters. s. Hrist. fresk. yeni yap ılmış. 1. i. k ızarmış patates. k. Fransız Guyanası. --ting) mim. yeni. (--ted. endi s. navlun. taze. Frans ız kornosu. mim. (kolejde/üniversitede) birinci sınıf öğrencisi. --ting) 1. yeniden yapılan. dondurarak kurutmak. ovma. Fransız. dondurucu. patates tava. kanatlar ğ. kızartılmış. 1. t ıb. sık sık. taşıma ücreti. fiz. i. sürtüşme. fret. dili buzdolab ı. ihtilaf.men (frenç´mîn) i. (küçük şeyler yüzünden) sinirlenmek. (bir yeri) daha güzel ve daha çekici bir hale sokmak. 3. şeyehuysuz. f. (rüzgâr) kuvvetlenmek. i. yüzünü yıkayıp kendine bir çekidüzen vermek. taze (hava). zinde. s ık sık tekrarlanma. Fransız. 2. s. (telli çalg ıların sapı üzerindeki) perde. sulu. 4. marşandiz. s. sahanda yumurta. fretler.. frekans. çok heyecanlı. i. 2.men (fre ş´mîn) i. mim. sapaklar. French. camlı ve çift kanatlı kapının kanatları. i. (bir yere) s ık sık gitmek. müz. çok so ğuk. (buzdolabının içindeki) buzluk. Frans ızca. f. yumurtaya batırılıp tavada kızartılmış ekmek. yağda pişirilmiş. f. düşürmek. 2. kızmak. Friday. çoğ s. friksiyon. fresh. sık sık tekrarlanan. dili fazla samimi davranan. 5. çılgın bir hal. tela şlı. müz. Fransız erkek. (küçük şeyler için) endişe etmek. 3. çılgınlık. nakliye. k ıs. şmazl ık. 2. i. fretlemek. korno. Fransız. 1. (buzdolab ının içindeki) buzluk. (-ted.freeze over freeze-dry freezer freezing freezing compartment freezing point freight freight car freight train freighter French French doors French fried French fries French Guiana French horn French toast French windows Frenchman Frenchwoman frenetic frenzied frenzy frequency frequent frequent frequently fresco fresh fresh air freshen freshen up freshman freshwater fret fret fretful fretsaw fretwork Fri friar friction friction tape Friday fridge fried fried egg üstü buz tutmak. 1. i. yük vagonu.en (frenç´wîmîn) i. 1. k. izole bant. (balkon. 1. rahip. fretleme i şi. yük treni. tatlı su. teras veya bahçeye aç ılan) camlı ve çift kanatlı kapının ı. sinirli. yağda kızartılmış. 2. i. (erkeklere özgü baz ı dini tarikatlarda) frer. ço çoğ. 2. French. ücretle taşınan mal. sürtünüm. tatlı suya ait. s. endişelendirmek. fretaj. sürtünme. uyuşmazlık. s. cuma. Fransızca. i. f. k ıl testere. i. taze hava.

kurbağa adam. k. soı ğ t . gülüp geçmek. i. s.. s. sıçrayıp oynamak. O ı. 2. ahbap. kadın elbisesi. kanı sıcak. --king) 1. k. yerinde duramayan. arkada ş.. f. şen. a ğızdan ağıza. korkutucu. fryer. cana yakın olmayan. saçak. arada s ırada. deh şet. friz. baştan sona kadar. soğuk. f. ıb. c s. (bir yer)den. baştan itibaren. i.. 3. (sosyal sigorta. perçem. buzdolab i. saçma. ciddiyetten yoksun hareket/söz. cana yak ın. 1. dili Anlad ığım kadarıyla durum vahim. ahbaplık. oynak. cızırdatarak kızartmak. 3. 3. (kad ızırdamak. i. emeklilik sigortas ı gibi) işçiye ücreti dışında sağlanan şey. dilden dile. zaman zaman. rop. dost. s. 1. i. korkunç. efriz. s. 2. arkadaşça. i. korkunç bir şekilde.. kenar. neşeli. parça parça harcamak. . i. 2. frijit. uzaktan. 1. eğlence. kıvır kıvır (saç). (birinin) üstünü aramak. i. z. fırfır.men (frag´men) i. bak. s. z. bir güçlükten diğer bir güçlüğe. s. müthiş. maa f. baştan aşağı. firkateyn. çok so ğuk. frijider. i.o. kapı kapı (dolaşma). dili ta ba şından beri. mim. korku. (bir ba şlangıç noktasın)dan: He´s from Manisa. eğlence. püsküllü saçak.friend friendly friendship frier frieze frigate fright frighten frighten s. k. 2. herhangi ş dışıbir nda verilen haklar. 1.o. k ıvırcık. 2. redingot. 2. saçak takmak. havai (kimse). kâkül. He jumped from the branch. edat 1. 1. delişmenlik. (--ked. s. out of his/her wits/frighten the wits out of s. 1.uk. dostluk. frightening frightful frightfully frigid frigidaire frill fringe fringe benefit fringe benefits frisk frisky fritter fritter frivolity frivolous frizzle frizzly frizzy fro frock frock coat frog frogman frolic frolicsome from from a distance from afar from beginning to end from day to day from end to end from head to foot from mouth to mouth from pillar to post from the first From the sound of it things are pretty bad. frizzy. gözlemeye benzer bir çe şit börek. frog. 2. f. away azar azar çarçur etmek. Her ranking rose Manisal uzaktan. içten olmayan. 1. kurbağa. çoğ. 1. arkada şlık. dostça. 2. i. 2. Daldan atladı. den. tepeden tırnağa (kadar). f. (mutlu bir şekilde) sıçrayıp oynamak. i. hoppa ın). f. dili çok. 2. birinin ödünü koparmak/patlatmak. korkutmak. önemsiz. ciddi olmayan. i. günden güne. s. farbala. buz gibi. i. sıcakkanlı. bak. from the word go from time to time i. bo ş. havailik. bir uçtan bir uca. 1.

(evin iç dekorasyonunda) ufak aksesuarlardan olu ş i. (belirli bir zaman) be here within an fethedece şta) içinde: cephe. s. cephe. soğuktan donma. meyve vermek. tutumluluk. içten.b. 2. kaş çatma. 1. soğuktan donmuş. edat ön 1. i. frumpy. kenar. bütünüyle. 2. i. (bir uzuv) so ğuktan yanma. direkt. tepeden tırnağa. s. ket vurulmuş. içeriden: We´ll take the city from within. 1. s ınır. 2. cephe taarruzu. 1.´ne ait) k ask. i. tül veya an) aşı rı süs. verimlilik. k ırağı. f. f. baştan ayağa. ümitleri suya dü şbozucu: s. soğuktan yanmış (uzuv). 2. İng. bak. dondurulmu ş yiyecek. hüsrana ğratmak. dolu. 2. f. 1. bak. alna ait. kösteklemek. engellemek. 1. kırağılı. cephe.They´ll 3. 2. 3. Bu çok sinir ş . i. s. f. (sava ı y ı . (göl. yeraltı don seviyesi. 1. köpükçük kümesi. k ırağılı. 2. hüsran. i. hüsran ı yans ıtan. freeze. 1. hudut. 2.b. s. buzlucam. 1. i. 1. kırağı düşmek. meyve. f. tepeden tırnağa. Bu araba önden çeki şli. 3. arsanın sokağa/denize/göle/nehre bakan tarafı. gösteri şsiz. k ılıksız kadın. i. bak. s. 2. i. kitabın başındaki resimli/süslü sayfa. ket vurmak. Şehri içten ğiz. baştan aşağı. -i uygun görmemek. 4. s. demode giyimli kadın. kösteklenmiş. 3. cevap v. gerçekle şme. kösteklenme. taraf. soğuk (tavır. i. keklerin üzerine konulan şekerli karışım. ön cephe. ayaz. f. deniz v. s. i. 2. dondurulmu ş fiyatlar.). verimli. nafile. ön. s.from top to bottom from top to toe from top to toe from within front front line front page front sight frontage frontal frontal attack frontier frontispiece frost frost line frostbite frostbitten frosted frosted glass frosting frosty froth frothy froufrou frown frown on froze frozen frozen food frozen prices frugal frugality fruit fruiterer fruitful fruitfulness fruition fruitless fruity frump frumpish frumpy frustrate frustrated frustrating frustration fry baştan başa. s. ön. sade ve ucuz. (eteklerin ç ıkardığı) hışırtılı ses. 1. i. s. hüsran müş. 2. ık. içinden. (fırfır. set çekilme. dona çekmiş (hava). i. front-wheel drive oto. şekerli bir karışımla kaplı (kek). köpükçükler ç ıkmak/akmak. (tüfekte) arpac i. öne ait. fazla na ğmeli (insan sesi). önden çekişli: This car´s got frontwheel drive. üstü köpükçüklerle kapl ı. donmu ş. bir i engellenme. (keki) şekerli bir karışımla kaplamak. hudut bölgesi. 2. kaşlarını çatmak. s.. f. u s. 4. s. on -e bakmak. engellenmiş. moral This work is very frustrating. istekleri gerçekle şmemi ş. manav. i. ba ş sayfa. faydas ız. i. . gazet. cepheye ait. set çekmek. set çekilmiş. i. küçük. netice. öndeki... cephe hatt ı. f. köpükçükler. tutumlu. binanın cephesi. sinir bozucu. i. ileri hat. s. 1.. sonuç. freeze. ön. demode giyimli. (havaya ait) cephe. meyvemsi. don. 1. 3. hışırtı.

s. yanmas ın sağlamak. yapma. orgeneral.. foot. biraz uydurmak.. bayağı problemli/kompleksli. kaba sikmek. tam üyelik. dili a şırı titiz ve örümcek kafalı kimse. (--ed/--led. tam: full member tam üye. Siktir git! ünlem Allah kahretsin! s. kaçan. isli. is renkli. 2. kaba sikişme. işin içine etmek. Bardak suyla doluydu. dili a şırı titiz ve örümcek kafalı kimse. -den i. s. i. İng. ıup yakıt almak. aşırı titiz ve örümcek kafalı. bir şeyin içine etmek. over fuck s. k. şakalaşmak. i. i. i. 2. 1. f. i. 1. s. fulfillment. hiçbir şey.koku şmuş.. kaba 1. The glass was full of water. Siktir git! birini sikmek/düzmek.. 2. kesin bir tav f. yerine ğ an doİng. full to overflowing/full to the brim ağzına kadar dolu. tam sürat. 1. i. 2. firari. İng. yerine getirmek. kafayı yemiş. i. i.memnuniyet. f. akaryak fuel-oil. İng. küpeçiçe ği. vakit geçirmek/öldürmek.t.. nokta (noktalama işareti).. işi berbat etmek. 2. k.. İng. ufak--ing/--ling) bir hile yapmak. dolunay. (of) (ile) dolu: The glass was full. yozlaşmış. fulfill. firari. dangalaks Allah kahretsin! i. kafayı üşütmüş. k ıs. müz. 1.3. ıştırmak. f. herif. yak ıt. yapmak: fulfill an obligation bir görevi yerine şekilde getirmek.. is renginde. 1. piliç. birine çok a şağılık bir şey/bir kahpelik/bir puştluk yapmak. up fuck up Fuck you!/Get fucked! Fuck! fucked-up fucker fucking Fucking hell! fuckup fud fuddy-duddy fudge fuel fuel gauge fuel oil fuel pump fuel tank fugitive fugue fulfil fulfill fulfilling fulfillment fulfilment fuliginous full full dress full fare full general full measure full membership full moon full speed full stop full stop f. a full hour ılarda giyilen elbise. . içindeki potansiyelini iyi kullanmaktan i.fry fryer frying pan ft fuchsia fuck fuck fuck about/around fuck all Fuck off! fuck s. tatmin edici. kaba tam bir fiyasko. bot. ya ğyakıt. kaçak. ufak çapta bir ırı almamak. s. tam ölçü. çok resmi toplant tam bilet. bak. is dolu. yak ıt deposu. kaba rezil.. bir şeyin içine sıçmak. 1. tava... tavada k ızartmak/kızarmak. Vurgulamak için kullan ılır: You´re a fucking idiot! Tam bir ın! 2. füg. yalan söylemek. feet. düzmek. 2. bak. (insan) içindeki kendini tatmin edecek bir tatmin İşin seni s... mak. s. kahrolası. nokta. berbat. doyurucu: Dopotansiyelini you find your work fulfilling? ediyor mu?getirme. 2. bir şeyi berbat etmek. i. 2. i. yakmak.. dopdolu. f. düzüşme. çal t göstergesi. yumuşak ve çikolatalı şekerleme.o. Bardak doluydu. yak ıt pompası. kaçak. kaba 1. 1.

tamam ıyla büyümüş. tamam ıyla. f^ng´gay)/--es (f^ng´gısız) i. s. (baz ı yumuşak tüylü hayvanlara ait) tüyler: the cat´s 2. 1. yetişkin. s. 2. tam bir. i. (against) (-e) ate ş püskürmek. işlevsel. f. mantar öldürücü ilaç. kürklü giysi. f. f. with ile döşeli. İng. tören. kırışık. bot. asıl. fonksiyon. i. tamamen. şüpheli..fullback full-blooded full-blown full-fledged full-grown full-length full-time full-time job fully fulminate fumble fume fumes fumigate fun fun fair function functional functionary functioning fund fundamental fundamentally funeral funeral march funereal fungicide fungus funicular funnel funnies funny funny bone funny business funny paper fur furbish furious furl furlough furnace furnish furnished furnishings furniture furrier furrow i. kırıştırmak. 1. bir şeye çarpınca kolun karıncalanmasına sebep olan ği hilecilik. fon. 1. i. yer. sert. gerçek. güldürücü. kürkçü. cenaze törenine yak ışan. s. mobilya. tam gelişmiş. garip. tam. s. i. huni. eğlence. 2. görevli. fonksiyon. 1. z. s. ifonksiyonel. zevk. çok öfkeli. çoğ. mobilyalı. füniküler. 3. (oyunda) topu düşürmek. s. öfkeli olmak. komik. . i. esaslı. şanat. f. 1. tam boy (portre). mantar veya mantar türünden bitki. merasim. i. büyük ocak. 1. çalışmak. f. 2. 2. çoğ. saban izi yapmak. acayip. 1. i. möble. mat. işler durumda.gi (f^n´cay. işlev. 2. ehliyetli. görev. kürk. e ğlendirici. (yelken/bayrak) sarmak. saban ın açtığı iz. mefruşat. sağlamak.. i. i. para. 1. buharla dezenfekte etmek. temelde. i. (gazetede) bant-karikatürlerin bulundu ğu sayfa. gerçek bir. fonlar. (--ned. fun. 2. düzenbazl ık. küplere binmi ş. --ning) k. lunapark. i. 2. 1. kasvetli. z. gözü dönmüş. f. parlatmak. 2. döşemek. möbleli. ço ğ. izin.. yoklamak. s. el yordam ıyla aramak. yenile s. 2. f. i. i. cenaze mar şı. 2. iş. ştirmek. s. esas. 3. vazife. temel. dili şaka etmek. futbol bek. 2. f. kürk. 1. çoğ. tamgün bir çalışma gerektiren iş. 2. s. 1. s. s. pis kokulu gazlar. işlemek. 1. i. safkan. i. s. topu şürme. tamgün. çoğ. (demirhanede) ocak. temel. i. tuhaf. f. 4. tamamen açm ış. vazifeden izinle ayr ılma.. kalorifer oca ğı. (bir iş/kimse için) para sağlamak. cenaze töreni. 2. (vapurda) baca. şlev. i. şiddetli. memur. 3. fur kedinin tüyleri. pis kokulu gazlar ı yaymak. i. donatmak. sinirin yalan geçti dolan. üphe dirsekte uyandıran. özünde. i. 1. (çaydanl ıkta/borularda oluşan) kireç. f. fultaym. 1. faal. 3. dü f.

gazap. deli. erime. i. 2. küflenmi ş. s. artma. 4.furry further furtherance furthermore furthermost furthest furtive fury fuse fuse fuselage fusion fuss fussy fusty futile futility future fuze fuzz fuzzy G. (Further ço ğunlukla miktar ve derece. h ızı artmak. dili budala. uçak gövdesi. en çok. çabuk ve anlaşılmaz şma. dili çene çalmak. i.. elek. abes olma. fitil. f. 1. tüyleri kabar ık. daha i. gelecek. aka. (çoğ. 2. art ış. argo polis. atsineği. kıvırc ık (saç). 2. müstakbel. fiz. i. boş. f. boşuna olma. İngiliz dolar. 2.. küflü. füzyon. i. bak. 1. kazanç lamak. s. mesafeyi kapatmak. on şi/şey) yakla şmak. s. i. . 3. gelecek. uzaktaki. k. eritmek.ese) Gabonlu.ş(haberin) yayılmasına engel olmak. i. i. çabuk ve anla şılamayacak bir şekilde konuşmak. 1. çok tüylü (köpek v. 1. çok alfabesinin yedinci harfi. s. (top mermisine ait) tapa. 1.. yapmak. s. daha öteye. i. en uzak. en ötedeki. s. i. ğ büyümek. f. ötedeki.b. gabardin. i. --ding) about/around ba şıboş dolaşmak. eski. --bing) k. 2. 2. sa 1. i. nafile. i. eriyip kayna şma. ağzını tıkamak. cüppe. 2. farther ise mesafe için kullan ılır. 1. Gabon´a özgü. şenlik. aradaki (takip eden şkasıki ndan) daha kuvvetli olmak. 3. argo bin i. (--ged. Gabon. gereksiz tela ş/heyecan/öfke. i. istikbal. i. hav. 2.). f. 1. eritme. i. müz. 4. i. --ging) 1. i. ufak yaran. sinsi. 1. s. i. (askerler) ilerlemek.. 2. ayrıca. (hastan ın durumu) iyiye gitmek. k. -i elde etmek. beşikçatı. alet. 3. neşelilik. ufak meseleleri sorun şeyler telaşa düşmek. -e sahip olmak. kazanç. z. 1. dili çene çalma. çokyüzünden titiz. sigorta. susturmak için a ğıza sokulan tıkaç. 2. eriyip birbiriyle kayna şmak. susturmak. çene çalma. i. s. 1. 1. (bir ba rağbet kazanmak. Ga. s. ayva tüyü. 2. ince tüylerle kaplı. g gab gabardine gabble gaberdine gabfest gable gable roof Gabon Gabonese gad gadfly gadget Gaelic gaffe gag gag gag on gaga gage gaiety gain gain an advantage over gain ground gain ground gain momentum s. (--bed. i. ince tüyler.bon. ilerlemesini sa ğlama. 2. gizli. f. İrlandaca. büyük öfke. i. bina duvar ının beşikçatı ile birleştiği yerdeki üçgen bölüm. 1. (--ded. k ıvırcık saç. kâr. i. 2. ilave olunan. i.. i. flu. İskoçça. 2. ı (kuma ş). gülüt. (bir şey) boğazını tıkamak. 3. 1. yaygara. f. neşe. gauge. küçük ayg ıt. erimek. f. konu i. bundan ba şka. gaf. Gabonlu. tüylü. Gaelce. havl G. 5. havlanmak. abes. 2. f. hatları belirsiz. daha uzak. demode. 1. i.) z. küf kokan. sol notası. Gabon. s. şiddet. k ılı kırk s. f. s.

galaksi. spor. i. Gambiya. Orada ğürtlenden bö ş. i. 2. f. hayvan cesur. Gambiyalı. dörtnala gitmek. kumar oynama. game? futbol oynayaca ğız. i. (domuz budundan yapılmış) jambon. bol: You can find blackberries galore there.. mad. s. . s. tozluk.. bora. büyük para için kumar oynamak. gidiş. i. (bazı oyunlarda) parti. balkon. 1. 3. sakatBiz (bacak). (--ed/--led. kumar. i. kahramanlık. 3. 1. her tür. kadırga. i. (gain. kuvvetli rüzgâr. k. gezip tozmak.said) inkâr etmek. e ğlence. i. kaloş. 2. safra kesesi. 2.. sinirlendirmek. safra ta şı. sinir etmek. kumarbaz. Gambiya´ya özgü. i. i. 1. avantaj (birinde) olmak. s. darağacı. --ing/--ling) s ıçrayıp oynamak.B. galeri. kumar oynamak. 1. oyun. gallon. efendi. dili iş. Gambiyalı. galon. f. i. i. dörtnala gidi ş. i. İng. gökb. av. f. şişmanlamak. (of) her çe şit. yiğitlik. getr. çok miktarda..gain the upper hand gain time gain weight gain weight/put on weight gainsay gait gaiter gal gal galaxy gale gall gall gallant gallantry gallbladder galleon gallery galley galling gallivant gallon gallop gallows gallstone galore galosh galvanise galvanize Gambia Gambian gamble gamble for high stakes gambler gambling gambling den gambol game game game game preserve gamekeeper gamma gamma rays gammon gammy gamut avantaj (birine) geçmek. k. faaliyet. sakat (bacak). avlak bekçisi. i. galo f. f.78 litre. f. meslek.geçilmiyor. sinir edici. i. i. (saat) ileri gitmek. 1. 2. Sen de var mısın? s. A. İng. İng. av hayvanlar ı için ayrılmış yer. sinirlendirici.D. s. gamma ışınları. i. oyun. dili kad ın.. Are you s. kilo almak.55 litre. i. 1. centilmen. k ıs. i. İsteklilik belirtir: We´re going to play football. 2. i. i. sanat galerisi. f. vakit kazanmak. 3.. gemi mutfağı. zıplama.. gökada. 4. anat. kumar. hemen harekete geçirmek. i. f ırtına. galeri.2. i. safra. 1. İng. sıçrayış. Gambiya. yürüyüş. kalyon. i. i. lastik. 4. kilo almak. 2. k. galvanize. i. kumarhane. f. dili çok riskli i ş. karşılaşma. s. galvanizlemek. yiğıit. i. i. av . bak..

çöp arabas ı. i. ğalgaz. açılmak. aralık. (midede) gaz. i. gaz sayac ı. i. grena. i. ağzı açık bir şekilde hayretle/şaşkınlıkla bakmak. elbise. iskele tahtas ı. tavanaras ı. benzin. i. çöp kamyonu. A. f.. sürme iskele. 1. tıb. çöp. lafazan. giysi. çenebaz. 1. cırlak. s.. tavanarasındaki oda. eksiklik. i. erkek kaz. gardenya. dili bak ış. leylek gibi. (--sed. 1. çiğ.. ünlem Destur!/Yol ver! i. evde istenilmeyen e şyayı satmak amacıyla garajda/bahçede düzenlenen ış sat lı. s. k ı i. i. çete. çöp tenekesi. bak. i. 1. geveze. bostan. İng. garajda b ırakmak. garnitür. gardenparti. 2. 2. lal ta şı. gangster. i. kocaman. f. 2. gazla zehirlemek.gander gang gang up on gangling gangplank gangrene gangrenous gangster gangway gantlet gaol gaoler gap gape garage garage sale garb garbage garbage can garbage man garbage truck garbanzo garble garden garden party gardener gardenia gargantuan gargle garish garland garlic garment garner garnet garnish garret garrison garrulous garter gas gas mask gas meter gas meter gas station gas station gas up i. parlak (renk). çiçeklerle uğraşmak. i. cafcaflı. 1. sarımsak. i. ask. garnitürle süslemek. i. --sing) 1. i. i. bahçede çal ışmak. güruh. 2. gaz saati. i.B. 3.. nohut. giysiler.. 2. i.. i. sarm ısak. 4. garaj. do gaz maskesi. cart. f. sald rığı ıgibi. gedik. (birine) kar şı cephe oluşturmak. s. f.. kangren. kıyafet. 2. havagazı/doğalgaz sayacı. f. havagazı.. f. 2. f. İng. 2. bak. gargara yapmak. i. gauntlet. süprüntü. tak ım. 1. kangrenli. i. (çoğ. dili çene çalmak. çöpçü. çelenk. benzin istasyonu. fasulye s ıhaz i. k. 1. çok büyük. jail. . iskele. pis ve de ğersiz şey. garnizon. jartiyer. i. s. k. bahç ıvan.D. jailer. boşluk. s. gargara. bahçe.. k. yanlış bir şekilde anlatmak/nakletmek. 2. f. i. toplamak. i. (birkaç kişi) toplanıp (birine) karşı ırmaya rlanmak. benzin istasyonu. f. benzin deposunu doldurmak. bot.. gaz. bak. --es/--ses) 1. i.

2. i.. iş eldiveni. 1. k ıs. sağlanan) hâsılat. s. 2. i. gaf yapan. s. kapı dikmesi. soluk tıb. aval aval bakmak. 1. biçimsiz ve hantal. düzen. bön bön bakmak. give. ceylan. 1. f. gastrit. çap. şanzıman. (atlasta) yer adları dizini. f. ölçme aleti. d. güzel manzaral ı kameriye. s. 1. i.. avalğaval bakmak. bacakları uzun. i. bir araya gelmek. i. pot k ıran. 2. ölçümlemek. f. seyretmek. 1. 2. vitesi vitesi yükseltmek. f. f. ray açıklığı. gişe hâsılatı. 5. homoseksüel. iyi yemek yeme ve yemekten anlama sanat ı. dişli çark. s. ahu. 4. aygıt. nefesi kesilmek. gazhane. büzmek.. toplamak. solumak.y. kolları. f. parlak ve güzel renkli. ölçü. i. i. resmi gazete. 2. s. 3. 2. gaz bezi. anlamak. i. şen. parlak ve güzel (renk). k. canlı. 3. i.v. i. şanjman. 4. eşcinsel. 1. toplantı. kalınlık. 3. 2. e f. bak. i. (irin) dev hızşkazanmak. kanal kapağı. kapı (kapı aralığını kapayan kanat). 2. -i kesmek. i. 1. vites kolu. (toplantıda oturumun açıldığını ilan etmek için başkanın masaya u) tokmak. sıska. çiğ renkli. aşırı ve zevksiz bir şekilde süslü. ölçmek. conta. 3. i. kapı aralığı. mideye i. belveder. i. i.b. i. neşeli. i. i. yer adlar ı sözlüğü. bir araya getirmek. vurdu f. 2. 2. General Agreement on Tariffs and Trade. gazlı bez. i. -de derin yara açmak. giriş. nefes. toplanmak. i.´nde dili paras i. gazlı. 2. s. uygunsuz. gaz ışığı. i. (maç. benzin. sonuç çıkarmak. kapı. dik bak ış. ünlem (At/öküz sürerken “Sa ğa git!” veya “İleri git!” anlamında kullanılır. çok zayıf ve kuru. midevi. nefesi daralmak. gazal. sirk bilet sat ışındangiren ız/davetiyesiz kimse. tertibat. gastronomi. homoseksüel. münasebetsiz. vites. gaz gibi. solu ğaait. 3. gastronom. çark. bön bön bakmak. dişli azaltmak.gaseous gash gasket gaslight gasoline gasp gastric gastritis gastronome gastronomic gastronomy gasworks gate gatecrasher gatepost gateway gather gather speed gathering GATT gauche gaudy gauge gaunt gauntlet gauntlet gauze gave gavel gawk gawky gawp gay gaze gazebo gazelle gazette gazetteer GB gear gear down gear up gear wheel gearbox gearshift gearshift lever gee s. k ıs. derin yara. i. tıb. gastronomik.. cinsel. irmek. söylemek. 1. vites. konser. i. 1. toplamak. pavyon. çardak. Great Britain.ş(at) gözünü dikip bakmak. bir yapının üzerindeki teras/pavyon. s. (at) ağzı açık bir şekilde seyretmek. kapı sövesi. 1.) Deh!/Haydi! . vites kutusu. çiğ (renk). i. i. i. soluma. (belirli bir iş için kullanılan) eşya/takım/giysi. 3. soluk solu ğa kalmak. 1.

. tıb. İng. değerli taş.. --es) 1. gen. f. 4. i. genetik. jeneratör. ambalaj ında üreticinin adı/markası bulunmayan (gıda maddesi). güleryüzlü. ask.. üreme organları. s.. i. bak.e. iğdiş etmek. şecere.. i. i. genellik. cana yak ın. pratisyen. i. genelleme içeren söz. 2. değerli nesne. pratisyen hekim. i. tıb. dilb.. İng. İkizler burcu. İng. geyşa. z. çoğ. kuşak.. s. enemek. pratisyen doktor. kuşaklar arasındaki fark.. i. pratisyen. generalization. jandarma.. genelleme içeren söz. f. i. mücevher.. yetenek. jelatin. dilb. dili cinsiyet. iyi huylu.ses (cen´ısiz) i. i.. i.swell! i. yontulmam ış değerli taş. genetik. genel grev. i. i. meydana getirme. -e yol açmak. biyol.. i. -in halindeki. 1. 2. Allah Allah! 2. iğdiş edilmiş at. genel seçim. -in halindeki sözcük. meydana getirmek. genelleme. kuşak farkı. i. Gayger sayac ı. üretmek. 3. 2. 1. biyol. general. 3. s. cömertlik. genelle ştirmek. istidat. deha. bak. i. s. biyol. pratisyen hekimlik. i. s. goose.. genel. pelte. i. cins. 1. tıb. arkadaşça davranan. çoğ. i. Gümrük Tarifeleri ve Ticaret Genel Anla şması.gee geese Geiger Geiger counter geisha gel gelatin gelatine geld gelding gem Gemini gemstone gendarme gender gene genealogy general General Agreement on Tariffs and Trade general election general of the army general practice general practitioner general practitioner general staff general strike generalisation generalise generality generalization generalize generally generate generation generation gap generator generic generosity generous genesis genetic genetics genial genital genitals genitive genius ünlem 1. . jel. soyağacı. çoğ.. ask. cömert. i. ço ğunluk. genellikle. i. Birinin veya bir şeyin beğenildiğini gösterir: Gee you´re Sen bir harikas ın! bak. i. 2. üretim. nesil. i. yumuşak (iklim). 2. i. kurmay s ınıfı. 1. genelle ştirme. s.. başlangıç. tıb. k. 2. cinsel organlar. gen. rütbesi orgeneralden yüksek bir general. özellik. astrol. 1. dâhi. üreme organlarına ait. 2. i. genelleme.. i. eli aç ık. 1. değerli kişi. cevher. (çoğ. bak. gelatin. f. generalize. s. dinamo.. f.

2. Musevi olmayan. i. jorjet. i. i. i. i. tohum. s. çoğ. gerçek.. dili erkek. dalakotu. yumu şak ve nazik. ışan.e. 1. içten. (birkaç türden meydana gelen) cins. gentleman´s/gentlemen´s agreement yak centilmenlik anla şması. geodezi. z. i.ilgili. meyli çok az (yokuş). genom. bot. bot. geodezik. sardunya. yerbilimsel. 2. jenosit. s. k. s. gerbera. 1. i. hafif (rüzgâr/yağmur). i. tohumun özü.. nevi. tür. s. hakiki. 2. Musevi olmayan kimse.genocide genome genre gent genteel gentian gentile gentle gentleman gentlemanly gentleness gently gentry genuflect genuflection genuine genus geodesic geodesic dome geodesy geographer geographic geographical geography geologic geological geologist geology geometric geometry geophysics geopolitics georgette Georgia Georgian geranium Gerber Gerber daisy geriatric geriatrics germ German German measles germander germane Germany germicide i. samimi. jeoloji.. 3. i. 1. geriatrik. gen. kurtluca. (ibadette) diz çökmek. gen.. yavaşça (yükselen yoku ğ). i.men (cen´tılmîn) i. esi. biyol. s. k ızamıkçık. i. yerme s. s. 3.. 1. Gürcistan. efendice. (özellikle ibadet ederken) diz çökme. Almanya. bak. coğrafya uzmanı. şçarpanlı: geometric series geometrik seri. biyol. i. bot. 1.. i. geodeziyle ilgili. jeofizik. efendi. 2. jeodezik.. centiyana. i. centilmene i. Gürcüce. geometrik. i. jeodezi. i. 3. i. mikrop öldürücü. i.tle. adam. coğrafya. 2.ra (cen´ırı) i. uzambilgisel: geometric figure geometrik şekil. geriatri. çoğ. yerpalamudu.. centilmen. . s. antiseptik. çoş f. yumuşaklık. hafifçe (esen). s. e uzambilgisi. i. s. kantaron. 1. nezaket. yumu şak ve nazik bir şekilde. geographical. 1. s. (to) ş (ile) i. .. s. 2. bot. jeolojik. jeolog. sosyal statüsü iyi olanlar. içten gelen. s. geological. tarz. efendilik/kibarlık taslayan. centiyan. geodezik kubbe.. jeriyatrik. Alman. i. geometri. 2. coğrafyacı. jeriyatri. 1.. Hrist. Almanca. i. yerbilim. i. jeopolitik. yerme şesi. 2. soyk ırım. i. geometrik. s. Gürcü. coğrafi. i. s. bak. mikrop. centilmence. ba şlangıç.. 3. yerpalamudu. i.

(tohum) çimlenmek. dayak yemek. (birinin) ba şıyakalamak. (got. (a part of one´s body) k. dili kendini bir şey zannetmek. dili dalga geçerek birini k ızdırmak.. başlamak. 1. 2. i. jest. 1. seyahat etmek. dili bir kad ını hamile bırakmak. el/kol/ba ş hareketi. (haber) yay ılmak. (zaman/yaş) ilerlemek. elde etmek. bir yol bulup -den bir yol bulup (birini) atlatmak. dili (yap ılan iş) yanına kâr kalmak: He´s gotten away with it. güzel davranış. i. 1. başı dönmek. dili ya şlanmak. 1. idare etmek. 2.ten/got. What he said obviously didn´t get across to them.t.o. yürümek. 2. f. kastetmek. -e ula ş gul olmak. get a rise out of s. gebelik. (haber/söylenti) yayılmak. kaçmak. dilb. ile anla şmak. Yaptığı yanına kâr kaldı.o. dili darbe yemek: She got a bang on her head. el/kol/ba ş hareketi. (tohum) çimlenme. (tohumu) çimlendirmek. iş hayatında ilerlemek. 2.s. k. i. k. gezmek. k. 1. dili birinin bamteline dokunup a ğzını açtırmak. jest. hareket etmek. k. Zorla elde sat nı belaya sokmak. 3. başarılı olmak. zarar vermek. (çok ilginç/güzel/tuhaf birine veya bir şeye) bakmak. dola şey sanmak. i. basında/medyada iyi bir şekilde yansıtılmak.o. (s. kendine gelmek. (seçim bölgesini) bir siyasi partinin ç ıkarlarına uygun düşecek şekilde ayarlamak. Ne demek ğini anlatamad ı. get across get after get ahead get ahead get along in/on in/up in years get along with get along/on get an erection get around get around to get at get away get away with f. (bir şeyle) 1. ruhb. ayr ılıp gitmek. jest. ç ıkmak. 3. Ba ılmak. --ting) 1. anlatmak. el/kol/ba ş hareketleri yapmak. argo -e göz atmak.s. f. f. k. ima etmek.germinate germination gerrymander gerund gestalt gestation gesticulate gesticulation gesture Gesundheit get get (s. çabuk olmak. 2. bo ğazı düğümlenmek. 3. ğümlenmek. 2. 1.. acele etmek. almak. gitmek: I´m getting along just fine. şmak. i. ge ştalt. k. çıkışmak. gebelik süresi. (tohumu) çimlendirme. 2. ırıpkurtulmak. dili 1. Her şmek. get a hard-on get a hustle on get a kick out of get a load of get a load of get a lump in one´s throat get a lump in one´s throat get a move on get a move on get a rise out of s. 2. (bir şeyi) yapmak: When will you get around to answering my vakit ay p mektubuma cevap yazacaks ın? letter? Ne zaman ayırı2. (maddi aç ıdan) daha iyi bir duruma girmek. (üzüntüden) -in bo 1. k. demek istemek. -den bir nefes çekmek. istedi paylamak. el/kol/baş hareketi yapmak. 4. dili acele etmek. para biriktirmek.). i. ın almak. (belirli bir şekilde) olmak. jestler yapmak. -e bitmek. got. f. I won´t let him get away with this. -den zevk almak. çok gezmek. 2. k. aç ıklamak: He couldn´t get his point across.) k. jest şayın! (Hapşıran bir kimseye söylenir. ele geçirmek: He got it with difficulty. şına darbe yedi. tasarruf etmek. kendini bir 3. k. penisi sertle 1. edinmek. -in kuşu kalkmak/uyanmak. 1. get a sniff of get a swelled head get a whipping get a woman into trouble get about get above o. (çok şeyi) ilginç/güzel/tuhaf bir ğaz ı düdinlemek. 4. ile geçinmek. -e vakit erişmek. 3. kendine hâkim olmak. me 1. geçinmek.) into hot water get a bang on get a bang out of get a fright get a good press get a grasp on o. fiilden türetilen isim. 4. dili -ebir bay korkmak. dili acele etmek. şımarmak. (bir hastalıktan sonra yeniden) çıkıp şmak. of (rakibi) geçmek. -in penisi beton olmak/dikelmek. 2. ünlem Çok yayapmak. kötülük etmek. k. 1. kazanmak. dili çok duygulanmak. Bunu yanına . 2. gitmek. jestler yapma.

sıkıya gelmek. Ödemelerinde gecikti. eteği ğına dolaşmak. kendini zor bir duruma sokmak. k. (bir şeyi) durumu kurtaracak yapmak: I can get by this year with these lamak. They´ve gotten behind in their work. -in i şlerini aksatmak. gereksiz yere tela şlanmak/heyecanlanmak. 1. (bir işte) gecikmek. birinden bir şeyin öcünü almak. dili meselenin esaslar ını ele almak.get away with murder get back at s. fırçayı yemek. –– with a fever He is down with a fever. (birini) cezadan kurtarmak: How can we get him off? Onu cezadan nas ıl kurtarabiliriz? 4.. 2. dili as ıl işe gelmek/bakmak. dili -e torpille girmek. aya k. dili zılgıt yemek. dili. 3. başlatmak. ile geçirmek. 2.s. dili (birinin) gözüne girmek. dili bir işin havasına girmek.´s hair get in through/by the back door get in with get into a predicament get into a scrape get into mischief get into one´s stride/hit one´s stride get into the swing of things get into trouble get it get it in the neck get it into one´s head that . kızdırmak: Don´t get him going! Onu ba şlatma! 1. 1. (bir işin) gerisinde kalmak: He´s gotten behind in his payments. k. dili (birinin) arkada şlığını kazanmak. k. geçmek. ciddi olarak işe koyulmak. with -in şldili ığın ı kazanmak. asıl meseleye gelmek.. çok endişeli/heyecanlı/sinirli bir hale girmek. dili 1. ile idare etmek. ba şı belaya girmek. ile atlatmak. k. 2. belaya çatmak. 1. (arabaya) binmek. bak. k. 2. k. Ate -den intikam almak. 1. hava kararmak. k.o. (birini) bulmak. ne oldu şğ emek. (birinin) gözüne girmek.s. 2. k. -i eline geçirmek. dili tela şa/endişeye düşmek. dili 1. dili işlere alışmak. dili bir işe başlangıçta katılmak. dili -den öç almak. şmek. for s. k. dili (gayretle) ba şkadar ak şam olmak. k. Onun o i şteki rolü hiç dikkate ınmad ı. dili -e engel olmak. asıl işi ele almak. arkada İng. 2. couthed up get o. dili kibiri b ırakmak. kibirli davranmaktan vazgeçmek. He got no credit for what he had done. (bir yere) girmek/gelmek/gitmek. in a fix get off k. dili -e musallat olmak. gününü görmek: We´re going to get it now! Şimdi ık belaya! çatt k. şten yatağa düşmüş. k. gev yolunu kaybetmek. k. -i kafas ına koymak. ba şından ayrılmayarak -i rahatsız etmek. put in one´s two cents worth. k. dili (bir işe) bakmak/başlamak. yaramazlık etmek. from (i şten) izin almak. 2. k. (gayretle) ba şlamak. k. ısınmak. a ğır bir darbe yemek. dili 1. get it together get loose get lost get no credit for get o. k. alabandayı yemek. k. 3. k. 1. dili birine bir şeyi ödetmek. k. inmek. 2.o. hayatın unu kavramak. get behind in get better get bogged down in get by get cracking get dark get down off one´s high horse get down to get down to brass tacks get down to brass tacks get down to brass tacks/get down to business get down to work get even with get even with get going get hold of get hot get in get in a state get in a stew get in a tizzy get in good with get in on the ground floor get in one´s hair get in one´s two cents worth get in one´s way get in s. k. birini rahats ız etmek. . kaçmak. kızmak. zor duruma dü şmek. ne yapmak istedi ğine karar verip ona göre yaşamak. al k. iyile (bir yerde) saplan ıp kalmak. k. paçayı kurtarmak. dili süslenip püslenmek. dili bir kötülü ğün cezasını çekmemek.. dili as ıl konuya geçmek. dili 1. öfkelenmek. 2. eli ayağı dolaşmak.t. k.

o.´s back vazgeçmek. in shape get s. dili ödenen paran ın karşılığında iyi mal almak: You get your money´s in paranın karşılığında iyi mal worth that store. (biriyle) temasa ışmak/intibak etmek. Çabuk ol! k. dili ba şarılı bir şekilde başlamak. ç ıkmak. dili ba şlamak. dili 1. Birbiriyle iyi geçiniyorlar. dili birini kö şeye sıkıştırmak.o. azarlamak. get one´s second wind get one´s back up get one´s ducks in a row get one´s feet wet get one´s goat get one´s hands on get one´s knickers in a twist get one´s knickers in a twist get one´s money´s worth get one´s number get one´s way get one´s wind up get one´s wits about one get onto get oriented get out get out of a scrape get out of debt get out of hand Get out! get over get ready for get rid of get rid of get s. üstünden geçmek. k. wrong k. uyan ık olmak. k. under one´s thumb get s. (bir hastal ık) geçmek: Have you gotten over your cold? Nezlen geçti mi? 3.o. (bir üzüntüyü) unutmak. O dükkânda ğunu ğ anlamak. dili birinin moralini bozmak. Defol! 1.o.o. etkisiz hale getirmek. k. -i defetmek/kovmak: How ı nasıl-iba şından etmek. (koşucu v. 2. 1. out of the way get s. down get s. idare edilememek. (bir i ş) başlamak. İng. over a barrel get s. k. (bir işe) bakmak.´s tail 1. dili birçok kişinin yaptığı bir şeye katılmak. (bir işle) meşgul olmak. dili sinirlendirmek. get off the ground get off easy get off the ground get on get on one´s nerves get on one´s nerves get on s. (for) birini/bir şeyi hazırlamak.o.k. -i yakalamak. beladan kurtulmak./s. geçinmek: They get on well. k. k. dili endişeye/telaşa kapılmak. (bir konuya) girmek. 2. dili ba şlangıçta birini kızdırmak. dili heyecanlanmak. ( şaşırtıcı bir olaya) için/-e hazırlanmak. dili 1.t. ucuz kurtulmak. aklını başına toplamak. al (bir konudan) bahsetmeye ba şlamak.b. Hep onun istediği olur. k. dili öfkelenmek.) (ilk kez yorulup soluğu kesildikten sonra) soluklanıp tekrar eski formunu kazanmak. denemek.´s good side get on the ball get on the bandwagon Get on the stick! get on the wrong side of s. 2. birinin gözüne girmek. k. dili hazırlıklarını yapmak. k. k. birini devred ışı etmek. dili birini (zor bir durumdan) kurtarmak.o. borçtan kurtulmak. 3. sinirlenmek.o. 2./s.o. . dili birini k ızdırmak.o.. off the hook get s. 2. k. k. k. -i eline geçirmek. 1. birini kenara çekmek. dili dikkat etmek.o. çığırından çıkmak. birini/bir şeyi yanlış anlamak. korkuya kap ılmak. birinin sinirine dokunmak. yakayı kurtarmak. 2. 2. -i sinir etmek. dikkatli olmak.t. 2.o. couthed up get s. get off on the wrong foot with s. dili in birinin ne menem biri olduödedi istediğini yaptırmak: She always gets her way. k. (taşıta) binmek. into trouble get s.o. dili toparlan ıp yeniden gayrete k. -e sahip olmak. (bir işi) ele almak. k. İng. k. 1. birinin ba şını belaya sokmak. k. savdın? did you get rid-i of them? Onlar bertaraf -i yok etmek. -i ba şından savmak/atmak. k. dili birini rahat b ırakmak. dili birini süsleyip püslemek. 2. 3. get off s. k. k ızdırmak. bir yere/çevreye 1. 4. yayımlamak. (uçak) havalanmak. -den kurtulmak. ortadan kald ırmak. dili birini rahat b ırakmak.o. korkmak. Dikkat et!/Akl ını başına topla!/Kendine gel!/Uyan! 2. k. dili birini istediği gibi idare etmek/kullanmak. k. dili 1. çıkarmak. birini azarlamaktan/eleştirmekten get off s. dili hafif bir cezayla veya cezas ız olarak kurtulmak.. 1.

t. izin almak. get the hang of get the hang of get the jitters get the jump on get the jump on s. Yirmi dört saat içinde vücudun bu zehri atar. 1. -i yenmek. -i yenmek. dili işten atılmak. birğş ğ ru anlad ı n m ı ? 2. galip gelmek. off one´s chest get s. -i anlamak. through s. Bana şı so ğuktu. argo anlamak. dili titremeye ba şlamak. dili ya ğmura yakalanmak. . k. üstün olmak. sinirlenmek. dili (bir şeye) kızmak.t. bir şeyi bitirmek. (birinin) vücudu bir şeyi atmak: You´ll get this poison out of your system in twenty-four hours.t. bir ş eyi birinin kafasına sokmak: He can´t get bir şeyi this through her head. -in usulünü ö ğrenmek. k. argo sepetlenmek. dili biri hakk ında elinde kuvvetli deliller olmak: We´ve got the goods on ında elimizde kuvvetli deliller var. bir şeyi bir şeyi bitirmek. k.t. -in s ırtını yere getirmek. out of the way get s. argo 1.o. içini dökmek/bo şaltmak.t. k. argo kaçamak cevap almak.o. k. -i alt etmek.get s. dili so ğuk bir davranışla karşılaşmak: I got the cold shoulder. right get s. k. over get s. get the message/get the picture get the nod get the push get the red carpet treatment get the runaround get the sack get the sack get the shaft get the shakes k. out of one´s system get s. -e alışmak. bir şeyi ezberlemek. dili şatafatlı bir şekilde karşılanıp ağırlanmak. dili -den önce davranmak. k. titreme nöbetine tutulmak. You´ve right this time! BuŞkez istedi eyi doğ ru anlamak: Have yougot gotitthis straight now? imdi bunu 1. dili sepetlenmek/işten atılmak.t.´s goat get s.t. do ş eyi anlamak/kafas ı almak: Why can´t you get this through your bir ıyor? head? Kafan bunu alm birineniçin anlatmak. dili birinden önce davranarak avantajl ı duruma girmek. çakmak. 2. k. through one´s head get s. kap ı dışarı edilmek.t. across to s. dili (from) so ğuk bir davranışla/sözle kovulmak. işten ıkar ılmak.t. İng. dili bir şeyi birine anlatabilmek. Onun hakk -in esas ını kavramak.t. kar uk bir şekilde karşılanmak. Bunu tam im gibi yapam ıyorum. dili işten kovulmak. k. 2. k. sepetlenmek. Bunu onun kafas ına sokamıyor. get s. sepetlenmek.t.o. ç k. k. soğuk bir karşılık görmek: got the brush off from her. kenara çekmek. soğ -e alışmak. seçilmek. dili -den kurtulmak. dili efkârlanmak. k. sinirli olmak. korku duymak.. k. yılan sokmak. 1. dili içini dökmek. i tersinden yapmak. straight get s. Bana so ğuk davrandı. k. -in havas ına girmek. -i kavramak. (bir yeri) bir düzene/düzenli bir hale sokmak. ç k. argo (birinin) can ı yanmak. him. k. 2. hazırlanmak. bir şeyi yapıp bitirmek. over with get s.´s head get set get shot of get showered on get shut of get snakebit get steamed up about get the ax get the ball rolling get the best of get the better of get the better of/get the best of get the blues get the boot get the brush off get the cart before the horse get the cold shoulder get the cold shoulder get the feel of get the feel of get the goods on s. dili işten/okuldan atılmak. dili birIiş k.t. dili derdini dökmek. dili ba şlamak.o. soğuk bir karşılık almak. bir şeyi tam istenilen şekilde yapmak: I can´t get this right. k. dili birini sinir etmek/k ızdırmak. k. kıçına tekmeyi yemek. sepetlenmek. off one´s chest get s. -den kazançlı ıkmak. k. dili -den kurtulmak. -i alt etmek. bir şeyi bitirmek.o. işleri başlatmak. by heart get s. 1.

uyumak. dili payına pek az bir şey düşmek. 3. üstün ç kmak. dili en az be ğenilen şey birine düşmek: I got the short end of the stick. biriktirmek. k. get the worst of get the short end of the stick get through get through to get to get to know get to the bottom of get to the bottom of get to the finals/make it to the finals get to the heart of get to the point get to work get together get under one´s skin get under s. (havagazıyla/doğalgazla çalışan) şofben. hak ettiği cezayı yemek. dili -denır! haber almak.´s skin get up get up on one´s soapbox get up on the wrong side of the bed get up the nerve to get what´s coming to one get what´s coming to one get wind of get wind of get wise get wise to get with it get worse get/catch a whiff of get/go to sleep get/have cold feet get/have one´s way get/have s. --s/--es) getto. (Mastarla ılır./s. farkına varmak. -i duymak. ına girmek: I think gotten throughbirlikte to him.o. -i tangot (meselenin) özünü ö ğrenmek: How can we get to the bottom of this? Bu ğrenebiliriz? meselenin nas ıl öbulmak. müstahakk ını bulmak. 4. i. s. k. hazırlamak. 2. -e ula şmak: Owing to the snow no buses have gotten ı. 2. çok kötü. k. hortlak. 1. dili nutuk ba şlamak. iş başına! 1. k. (çoğ. get the upper hand 1. lazım olmak. sadede gelmek. Gana´ya özgü. k. 1. kaynaç. -i ö ğrenmek. 2. öne geçmek. get the upper hand dizginleri ele geçirmek. şüpheler duymaya şlamak. gerekmek. düzenlemek. mutabık kalmak. asıl sebebini (işin) kökenine inmek. cezasını bulmak. 3. birinin ne mal oldu ğunu öğrenmek/anlamak. İng. gayzer. 3. 1. out of one´s mind birini/bir şeyi aklından çıkarmak/unutmak. dili (birinin) ne yapt ığının farkına varmak. through Bugün kar yüzünden buraya hiçbir otobüs şey anlatmak: I can´t get through to her. dili tereddüde dü şmek.´s number 1. (bir şeyin) özünü finale kalmak -in özüne inmek. adaylık seçimlerini kazanmak. ştü. şart ımak. Gana. -e birtoday. -den kazançlı çıkmamak. k ıyafet. Konu şmaya başladılar. Ganalı. 2. i. toplamak. dili ters taraf ından kalkmak. 2.k.t. bulu şmak. getup geyser Ghana Ghanaian ghastly ghazi gherkin ghetto ghost i.söylenir. (on) maya varmak. 2. kılık. yataktan kalkmak. 1. dili (-in) fark ına varmak. (to) -e varmak. dili uyanmak. 3. 2. get/win the nomination i. get/put s. 1. aya ğa kalkmak. i. (to) k. .kullan Nihayet anladı 2. (bir durumun) ne olduğunu (bir durumun) ne kendine oldu ğunun k. (üzerinde) anla -i ş sinir etmek. layığını bulmak: She got what was coming to her! Müstahakt k.o. i. beti benzi atm ış. leri başlatmak. yenilmek. En kötü pay banaiş dü şlamak. dili ba get the show on the road ı galip gelmek. Ona bir varamad şey anlatamam.o. dili berbat. kararsızlığa kapılmak. hayalet.kafas -e varmak/gelmek. -in esas anlam ını kavramak.it´s dili finally ba şlamak They to talking.). Ganalı. -i duymak. (birinin) ne yaptığını çakmak. gazi. 2. sokmak: She got herself up as a mouse. k. get the short end of the stick/of it k. i. işe başlamak: Get to work! Haydi. -den haberdar olmak. (bir şey yapmak için) cesaretini toplamak.): 1. -i k ızdırmak. -in kokusunu duymak. Gana. (birini) (belirliçekmeye bir k ıyafete) k. alt edilmek. ba kendi istediğini yaptırmak. korkunç. kornişon. k. gelmek (Mecazen daha kötü olmak. i. s ırtı yere getirilmek. dili birinin sinirine dokunmak. bir araya gelmek. s.

z. alay etmek. idare merkezi.ghost town ghostwriter ghoul GHQ GI giant giaour gibber gibberish gibbet gibe giblets Gibraltar Gibraltarian giddiness giddy gift gifted gigantic giggle gigolo gild gild gilding gill gilt gimmick gin gin ginger ginger ale gingerbread gingerly gingham ginkgo ginseng Gipsy gipsy giraffe gird gird o. 2. Allah vergisi. for gird o. k ızsaçı. 2. yetenek.b. (on) (kılıç v. i. istidatlı. i. 1. jigolo. k ızıl (saç). 2. i. 2. hediye. i. 1. 2. 2. kocaman. büyük bir dikkatle. ginseng. i. kendini -e iyice hazırlamak. hoppa. i. i. -i kuşanmak. zencefilli. i. --ning) (pamuğu) çırçırdan geçirmek. paçaları sıvamak. ginko. -i tak ınmak. f. terelelli. bak. Gypsy. dev. pekmezli kurabiye. f. i. 2.o. potrel. Cebelitarıklı. (--ed/gilt) yald ızlamak. havai. korse.. kıkırdama. 1.s. 2. çizgili/damalı pamuklu kumaş. f.. kemer.´ni) kuşanmak. pekmezli kek. s. 1. f. with gird one´s loins gird one´s loins gird s. yaldız.. terelellilik. s. başkumandanlık karargâhı. s. 1. dev gibi. i. kolları sıvamak. ku şak. i. . yald ızlı.. ask. i. s. zencefilli gazoz. konuşmaya benzeyen anlamsız sesler. gulyabani. arma ğan. s. i. -i takmak. çoğ. Amerikan erlerine özgü. i. çırçır (makine). with girder girdle ölü kent. alet. f. i. i. çevrelemek. bak. i. (kümes hayvanlarından elde edilen) sakatat. i. (--ned. i. baş döndürücü (yükseklik veya dönme hareketi). putrel. darağacı. bak. (--ed/girt) 1.. Cebelitarık´a özgü. zürafa. cin (içki). General Headquarters 1. yetenekli. i.. konuşmaya benzeyen anlamsız sesler çıkarmak. k ıs. gâvur. kıkır kıkır gülmek. Cebelitar ık. bak. i. f. i. terkedilmiş yerleşim yeri. solungaç. havailik. i. dili Amerikan askeri/eri. k ıkırdamak. 2. s. guild. dev gibi. merkez. i. numara. dokunaklı/incitici söz söylemek. yaldız. Cebelitar ıklı. bir diğerinin hesabına ve onun ismi altında kitap yazan kimse. zencefil. birine (bir şeyi) vermek/bahşetmek. hoppalık. k. dokunaklı/incitici söz. i. gild. i. baş dönmesi. s. i. Cebelitarık. (zor bir işe) hazırlanmak. istidat.s. 1. trük. s. f. ku şatmak. zencefilli. i. 1. gypsy. i. i. i. kocaman. i.

çevre: The tree´s girth was ninety centimeters. bak. çevre ölçüsü. kızlara özgü. k ızlık çağı.s. 3. i. 2. 2. (semere ait) kolan. give an edge to give away give back give back give birth to give birth to give chase give credence to give ear to Give her my love! Give her my regards. 2.en) 1. kız izci. razı olmak. elinden geleni yapmak. ğini birine hediye etti. İng. giv. 2. 1. (çocuk/yavru) do ğurmak. k. şeytana uymak. -i bilemek. i. 1. ana fikir. -in dizginini salıvermek. k ız gibi. (keyif.s.´ni) yaymak. i. in order of priorities önem sırasına göre. Bitkiler havaya oksijen verir. -i gıcıklamak. -i doğurmak. It gave him a shock. (iştahı) açmak. 2. give in give in to temptation/yield to temptation give it one´s best shot give no leg to stand on give notice give o. dar ıltmak. airs give off give offense give offense give one a black eye give one a tickle in one´s throat give out give preference to give priority to give rein to give rise to i. i. dili kız arkadaş. esneklik. Varlığı ona mutluluk veriyor. Bugün iyi sava ştı. 2. buhar v. Onu şoke etti. 1. k ız izci. teslim olmak. vermek.s. A ğacın çevresi doksan santimetreydi. (gave. -i başıboş bırakmak.b. gücendirmek. baş -e inanmak. -i tercih etmek. incitmek. give a play give a roundup of the news give a slip give a wide berth to give affront to give an account of o.girl girl friend girl guide girl scout girl scout girlhood girlish girth gismo gist give give give a good account of o. bir piyes oynamak. bitmek. 1. meydana getirmek. kızlık. 1. -i k ızdırmak. -e yol açmak. kovalamaya lamak. s. (koku. -den kaç ınmaya dikkat etmek. airs give o. hediye etmek: She gave her dog away. 1. esas anlam. . i. ele vermek. (av köpe ği) avın kokusunu alıp peşine düşmek. f. -e kulak vermek. ba şlıca fikirler. Köpe geri vermek. çalım satmak. k ız arkadaş. geri vermek. hediye olarak vermek. bel ölçüsü. k ız izci. doğurmak. gücendirmek. 2. bildirmek. k. önemli haberleri özet halinde vermek. iade etmek. ç ıkarmak: Plants give off oxygen. Ona sevgilerimi söyle! Ona benden selam söyle. -i gücendirmek.b. -e öncelik tan ımak. gizmo. öfke v. sinirlendirmek. Kendine dü şen işi iyi yapmak anlamına gelir: He gave a good account of himself on the battlefield today. -e gıcık vermek. tutunacak bir dal b ırakmamak. k ız. çok yorulmak.. sebep olmak: Her presence gives him pleasure. 1.´ni) artırmak. bel. 2. -i dinlemek. kabul etmek. dili s ıvışarak birinin elinden kurtulmak. -e sebebiyet vermek. burnu havada olmak.s. bir gözünü patlatmak. kendisi hakk ında hesap vermek.

birine bir f ırsat vermek/bir şans tanımak. dili İşleri birine telefon etmek. credit for give s.o. 2. k. a start give s..o. birine verip veriştirmek. 1. k. 1. pause give s.o. birini pişman ettirmek. birine zevk/haz/keyif vermek. a hard time give s.o. k. custody of give s.o.o. k. the bum´s rush -e yol açmak.give rise to give s. one´s illness give s. birinin hayata atılmasını sağlamak. money under the table give s.o. credit for give s.o. birine haks ızlık etmek.o. birini kendi haline bırakmak. . a bath give s. a ride give s.o. dili birine rü şvet vermek. k. birinin k ıçına şaplak atmak. argo birini sepetlemek.o. birine adaletli/dürüst bir şekilde davranmak.o. dili birine a ğzına geleni söylemek. dili birini fena halde ha şlamak. 1. dili birine sapartayı çekmek/vermek. birine çullanmak. shelter give s. no quarter give s.o.o. dili birinin ba şını döndürmek. birinin saç ını şampuanla yıkamak.o. a swelled head give s. birine hastalığını bulaştırmak/geçirmek: Don´t give me your cold! Nezleni tırma! bana bula birine sözşvermek. -in hakk ını vermek. ştırmak. a fright give s. a tickle give s. a lift give s. biriniçok arabas birinin ağzının payını vermek. a blessing out give s. birine haks ızlık etmemek. a piece of one´s mind give s.o.o. -i meydana getirmek. saksofon çalmak. birini soğuk karşılamak. birini şımartmak. birinin penisini a ğızla uyarmak. k. k.o. k. atmak.o. k. a cold welcome give s. birini dili birini yaka paça çıkarmak. a ring give s. the bum´s rush give s.o. birini irkiltmek. 2. dili el işaretiyle birine ´´Siktir!´´ demek. a sporting chance give s. birine s ığınma hakkı tanımak. birinin düşünmesine yol açmak. k.o.o. a piece of one´s mind give s. -e neden olmak.o.o. birinin kıçına tekmeyi çıkarmak. a fair shake give s. 2. 2. his due give s. birini kap ı dışarı etmek. pleasure give s.o. a spanking give s. birini korkutmak.o. asylum give s.o. birini âdeta kapı dışarı etmek.o. işten İ ng. birini yıkamak.o. birini (at/bisiklet/araba ile) götürmek: Will you give me a ride to Bursa? Beni Bursa´ya kadar götürür müsünüz? He is riding high. birini alk ışlamak. dili 1. a start in life give s. a free hand give s. supet/süpet yapmak. birini düşündürmek. dili birine yumruk indirmek.o. birini gıdıklamak.o. the benefit of the doubt give s. k. a round of applause give s. dili birini yaka paça etmek/götürmek. a belt on give s. (alay/tenkit etmek için) biriyle u ğraşmak.o. the boot give s. birine verip veriştirmek. a blowjob give s.o.o. a break give s. k. birine yard ım etmek. a warm welcome give s.o. dili birine kazanma imkân ı tanımak. birine aman vermemek.o.o. a hand give s.o. k.o. birini korkutmak. rope give s. pol.o.o. a scare give s. hell give s. birine geniş yetki vermek.o. birine (birinin) vesayetini vermek. birini u ğra ına almak.o. (bir şeyden dolayı) birini takdir etmek. the bird give s.o.o. birini korumak. birini nezaket ve içtenlikle kar şılamak. birine adamakıllı bir zılgıt vermek. a shampoo give s. one´s word give s. birini alkışlamak. dili birinin kötü/olumsuz bir şey yapmadığını farzetmek.o. birini serbest b ırakmak. (birinin) arabas ının motorunu çalıştırmak. a raw deal give s.

2. a trial give s. -i gücendirmek. dili birini işten atmak. to understand s. the pip k. k. the shivers give s..t. birinin tüylerini diken diken etmek. birinin tüylerini ürpertmek. birinin tepesini att ırmak. k.t. k. dili bir şeyi denemek: Give it a whirl! Onu bir dene! bir şey üzerinde düşünmek. etrafı şöyle bir düzeltmek. son nefesini vermek. şükretmek. the benefit of the doubt give s. tit for tat give s. karadan çok uzakta bulunmak. the push give s. -e pas vermek.t. 2.o.t. the willies give s. dili s ıvışarak birinden kaçmak/kurtulmak. give s.o. birine so ğuk davranmak.t. 1.o. birine zılgıt vermek. birinin sinirine dokunmak.o. a whirl give s. a swirl give s. the cold shoulder give s. birine dayak atmak. -i ifade etmek. k. the jumps give s.o. birinin canını sıkmak. vazgeçmek. -i aklından çıkarmak. birinin tüylerini ürpertmek/diken diken etmek. some thought give s. give s.o.t. the shirt off one´s back give s. k. the sack argo birinin can ını yakmak.o. 1. 2. bir şeyi iyice düşünmek. İng.o. birini konu şturmak için işkence yapmak. tehlike işareti vermek. one´s consideration give s. spor start vermek. the come-on give s.o. ölmek. birini tepeden tırnağa süzmek.t. bir şeyi yalapşap/yalap şalap yapmak. 1. the red carpet treatment k. the cold shoulder give s. 1. -i belli etmek. dili birini sepetlemek/i şten atmak. bak. 1. dili bir şeyin kötü/olumsuz bir sonuç vermediğini farzetmek.o.o. dili birini şatafatlı bir şekilde karşılayıp ağırlamak.o. dili birine so ğuk davranmak. bir şeyi ön plana çıkarmak. a press give s. bir şeyi karıştırmak: Give that stew a stir! O güveci bir karıştır! bir şeyi çalkalayarak döndürmek. birini ha şlamak. bir şeyi gözden geçirmek.o.o.t./s. -i anlatmak. pes etmek. dili 1. k. ölmek. birini sepetlemek. the once-over give s. the third degree give s. birine ayn ı biçimde karşılık vermek. bir şeyi çabucak/şöyle bir ütülemek. son nefesini vermek.o. (bir işin yapılması için) çok az zaman vermek.o. (makine/motor) bozulmak. the creeps give s. birinin tüylerini ürpertmek. dili birine misilleme yapmak. argo birini çok sinirlendirmek. birine davetkâr bir bak ış yöneltmek.o. -in yalan/yanlış olduğunu göstermek. . -i dile getirmek. the slip give s. prominence give s. give s.o. İng. give s. the once-over give short notice give solace to give thanks give the alarm give the land a wide berth give the lie to give the start signal give umbrage to give up give up the ghost give up the ghost give up thought of give vent to give voice to give witness çok cömert olmak.o. the shaft give s. 2.t. what for give s. 1. 2. k. a lick and a promise give s. (makine/motor) bozulmak. -i göstermek. a stir give s.o. birine pas vermek. 2. sahte bir s ıcaklıkla el sıkmak/selam vermek.t.o.o.t. 2. the glad hand give s. -e teselli vermek. birini sıkı bir sorguya çekmek.t. birine bir şeyi ima etmek.give s. birini/bir şeyi denemek. -i teselli etmek. the glad eye give s. bear witness.

İng. i. i. alet. gözlük çerçevesi. ta şlık. cam fabrikas ı. i. donuk (bak ış). a helping hand give/make a speech give-and-take given given name gizmo gizzard glacial glacier glad glad glad rags glad rags glad to meet you gladden glade glad-hand gladiator gladiolus gladly gladness glamor glamorise glamorize glamorous glamour glamourise glamourize glamourous glance glance off gland glare glaring glass glass glass cutter glass in glass wool glassblower glasses glasses frames glassful glasshouse glassware glassworks glassy birine yard ım elini uzatmak. k. bardak dolusu. bak. glamorize. sahte bir s ıcaklıkla el sıkmak/selam vermek. s. i. romantik bir çekicilik. glad. i. 4.... sevindirmek. i... i.. i. İng. buz gibi. küçük isim. cam. s. f. ters bakış. 1.. --dest) mutlu. i.i. göl v. elmastıraş. ıklar. çok so ğuk. 1. gözlük. 2. s. i. 1. i. bayramlI´ll k. bardak: a glass of water bir bardak su. karşılıklı fedakârlık. Onu memnuniyetle yapar ım. ştırıcı par . sera. bak. bak. f. aygıt. -i sıyırıp geçmek.b. f. bak ış.li (glädiyo´lay) i. f. dili kar şılıklı özveri. memnun: He was glad to see us. camlamak. romantik ve çekici bir şekilde tarif etmek. f. 2. s. Tan ıştığımıza memnun oldum.kama göz kama ters bakan. i. 3. f.. (--der. bak. bir konu şma yapmak. k. veri. beze. Bizi gördü ğüne sevindi.give/lend s. çok göze çarpan. glamorous. üfleyerek cam ve şişe yapan kimse. İng. at -e ters ters bakmak. çok parlak. barda f.o. orman içindeki aç ık alan. z.. çoğ. katı.. buzullara ait: glacial lake buzul gölü.. 2. i. i. i. at -e göz atmak. 1. memnuniyet.. 2. .. kuzgunkılıcı. 1. bak.. elmas. ters göz şt ırıcıılt . 2. bez. s. i. dili.o. I´m glad to meet you. a water glass su ğı . İng. iyito giysiler. şaka mide. biyol. i. 2. glamorize. İng. be en glad do it. f.. glayöl. cam yünü. i. s. romantik ve çekici bir hava vermek.çiğ (renk). 1. çoğ. zücaciye. -i camla kapatmak. romantik bir çekiciliği olan. cam takmak. gladyatör. bak. memnuniyetle. i. give. f. belirli.. durgun ve par ıldayan (deniz. 2. bot. cam fabrikas ı. 1. göz kama ştıracak bir şekilde parlamak. gudde. anat. 2. 3. İng. 1. dili süslü giysiler. i. cam gibi. gladiolus. s. glamor.). i. f. muayyen. bak. 1. buzul. glamorize. ı2.

damla. pırıltı. over yanl . f. f. i. (--ber. 1. s. neşeli. hüzünlü. parlamak. fevkalade güzel. kısa bakış. i. glikoz. küre. “Oh olsun!” demek. hasattan sonra (tarladaki) ekinleri toplamak. 2. f. torpido gözü. 4. 1. 1.s. topak. neşe. (birini/bir şeyi) bir an için görmek. ı klama. 2. i. f. hamdederek (Allah ı) yüceltme. 1. i. zamklamak. Piyasa şalgama ğ f. somurtuk. parıldamak. parıltı. 1. bananas. (seramik nesneleri) s ırlamak. (lamba için) karpuz. küçük vadi. i. ı ters bakgibi i. küre. i. parıldamak. pırıldamak. (--ted. Armutları tıka -i t basa yediler. 1. parıldamak. f. ihtişam. over -den şeytanca bir zevk duymak. 2. aç ıklamak. 1. süzülmek. i. hasattan sonra ekin toplamak. planör. anlık bakış. ters ters bakmak. i. 3. (--mer. tüm dünyayı kapsayan/ilgilendiren. kasvet. in 1. 2. (pencereye) cam takmak. neşe dolu. zamk. 2. pırıldamak. yeryuvarla ğı. bot. 1. i. obur. (seramikte) sır. medarı iftihar. f. 1. harikulade. doğru gloss. 1. azar azar (bilgi) toplamak. (kor) parlamak. süzülerek gitme. yap i. 1. i. f. f.. f. parıldamak. kor gibi parlamak: The cat´s eyes glowed in the dark. kasvet veren. 2. kta kor Kedinin gözleri karanl ış.glaucoma glaze glazier gleam glean glee glee club gleeful glen glib glide glider gliding glimmer glimpse glint glisten glitter gloat glob global globe globe-trotter gloom gloomy glorification glorify glorious glory gloss gloss glossary glossy glove glove compartment glow glower glowworm gloxinia glucose glue glum glut glut o. global. as ık suratlı. f. pırıltı. 1. loş. lügatçe. camc ı. (birinin başarısızlığını) zevkle seyretmek. parlıyordu. pırıldamak. i. hüzün. glokom. 2. hamdederek (Allah ı) yüceltmek. ateşböceği. 2. i. i. şan sevinmek. yerküre. hafifçe p ırıldamak. i. muhte ve şeref. i. parlak. -e çok i. yeryuvarı. donukla i. tutkala benzer. (bakış) şmak. pırıltı. (yüzü/yanakları) f. süzülme. sık sık dünyay i. i. Piyasayı ış yap . kasvetli. i. i. aşırı miktar: There´s a glut of turnips on the market. 2. 2. hafif pırıltı. aç ıklay(bir ıcı yaz ı ışı eklemek. 1. ı dolaş an kimse. s. süzülerek gitmek. f. i. s. pırıldamak.. s. kolaya kaçan ve içtenliksiz (cevap/söz). . 3. aç i. kitab ın sonundaki sözlük bölümü. i. f. yüceltilmeye değer. s. 2. çok sahte bir dış görünüm: Her politeness was merely a i. çok şerefli. --ting) bo ıuldu. --best) 1. görkem. övünmek.ile 2. s. s. koro. cerbezeli. karanlık. 1. ka basa yemek: They glutted themselves on pears. i. --mest) 1. yorum. yerküreyi simgeleyen model. 1. with/on glut the market with glutinous glutton i. parlakl2. f. 2. 2. f. i. Onun nezaketi sadece bir gösteri şti. 3. f. sessizce ve kay ıyormuş gibi gitmek. karanlık. ı (aşırı miktarda mala) boğmak: He glutted the market with piyasay muza boış ğdu. s. gloksinya. 2. 1. eldiven. dere. karasu. planörcülük. tıb. loşluk. 2. f. yuvarlak. yüceltmek. yüceltme. yuvar. 2. 2. ık. şem.

-e aykırı olmak. 1.gluttonous gluttony glycerin glycerine GMT gnarled gnash gnat gnaw gnome GNP go (the) whole hog go (the) whole hog go go go a long way towards go aboard go about go about a task go abroad go after go against go against the grain go aground go ahead go ahead Go ahead and smoke! Go ahead! Go ahead! go all out go all the way go all the way go along with Go along! Go along. (insan) kötü yola sapmak. (sonuç) -in aleyhinde olmak. Greenwich Mean Time. yapt ığını affettirmeye bayağı den. için deli olmak. of -den önce gitmek. Haydi. k ıs. -e ç ıkmak: She´s gone shopping. i. 2. sürüden ayrılmak. i. 3. git! Hadi git. Devam et! 2. Buyur! Devam et! k. f. (diş) gıcırdatmak. ters gitmek. k. boğum boğum. hiçbir şeyi atlamadan yapmak. They´ve gone aS walk. Onlar yürüyüşe çıktı. gone) 1. i. f. s. Buyur. (birinin) tabiat karaya oturmak. (of) -den önce gitmek. (bir şeyin) yeri ç İng. . -e saldı gitmek. (yakalamak/almak için) pe şinden gitmek. kemirmek. 2. (with) -e devam etmek. obur. 2.o.. sözünden dönmek. -i kabul etmek. cinsel ilişkide 1. herkese yetmek. ına aykırı olmak. sözünden dönmek. do ğru yoldan sapmak. 3. 2. gross national product. -e karşı olmak. (went. gliserin. tamam ıyla hemfikir olmak.making up for what you did. son haddine varmak. dili elinden geleni yapmak. gitmek. .. (with) 1. karaya 1. ayr ılmak. 3. getirmek. (bir işi) tamamıyla yapmak. 1. 1. ile beraber gitmek. 2. 1. (hayvan) sürüden ç ıkıp kendi başına gitmek. bak. her naneyisevi yemek. i. 1. with ile arkada ş olmak. s. bir işe başlamak. ıra sende. tatarc ık. 2. yanlış yapmak. dışarı gitmek. sıra: It´s yourfor go. birine ihanet etmek. (birinin) tüm isteklerini yerine şmek: They´ve gone all the way. go ape over go around go ashore go astray go at go away go awry go back go back on one´s promise/word go back on one´s word go back on one´s word go back on s. tiramola etmek. ile birlikte olmak. 1. Alışverişe ıkt ı. -e kar şı gelmek. k ıs. 3. (peri masallar ında) cüce.bulunmak. hata rmak. dili -e bayılmak. yurtdışına gitmek. i. çok yararlı olmak: This´ll go a long way towards binmek. 2. dönmek. -e raz ı olmak.. Bu. 2. k) çok kişiye bulaşmak. i.. (bir şey) çok katkıda bulunmak. sigaran ı iç! 1. esaslı bir ş(bir ekilde tam yapmak. kovalamak. f. glycerin. oburluk. 3. 2. 2. titrersinek. bir işi ele almak. devam etmek. sözünden dönmek. işi) yapmak. (hastalıç ıkmak.

(başarı. k. kar tarihe geçmek. iflas etmek. k. -i seçmek. kötüyken daha kötü olmak. çok başarılı olmak. boşa gitmek. 1. (iş. dili iflas etmek. (bir iş) için (belirli bir süre) harcanmak: Five years of work mek. Teklif iyi sönmek. batmak. (güne ş/ay) bulutla örtülmek. (şiş/sular) inmek. k. 4. -i elde etmeye çalışmak. k. (fırsat) kaçırılmak. istenilmemek.b. girmek. (bir şeyi) yapmaktan hoşlanmak. 2. ra ğbet görmemek. Yallah! boşa gitmek. 2. dili (para) bo şuna harcanmak. heder olmak. topu atmak. (bir şeyde) biriyle ortak olmak. bozulmak. ayrıntılara girmek. 3.) suya mek. dili 1. geçmek: Several hours went by. gezmeye gitmek. -den ho şlanmak. k. çıldırarak etrafı kırıp geçirmek. çok başarılı olmak. dili topu atmak. ziyan olmak. 2. yürüyüşe çıkmak.o. önünden hiç geçmedim. boşa gitmek. -e sald ırmak. 5. gitmek. sap ıtmak. Evinin 2. sağlık v.) düşüş göstermek. gone into the preparation of this project. dili benzi atmak. iflas etmek. için geçerli olmak: I´m fed çok ucuza satılmak. k. ayrıntılara girmek. çılgınca davranmak. harekete geçmek. Birkaç saat geçti. Bu projeyi kuvvetten dü şhave (araba) kaymaya ba şlamak. 4. -in ötesine geçmek. üleşmek. on go into go into a decline go into a skid go into action go into detail go into details go into effect (yiyecek) bozulmak. iyice azmak. batmak. makul s ınırların dışına çıkmak. dili (bir e ğlentide) masrafı Alman usulü bölüşmek. -i tercih etmek. 1. I´ve never gone by your house. vazgeçilmek. geçip gitmek. bozulmak. yürürlüğe girmek. dili ç ılgınlaşmak. 3. dili ç ıldırmak. s ıfırı tüketmek.b. 2. gittikçe/giderek kötüle şmek. (bir şey için) deli olmak. dü 1. 1. 3. delirmek. (bir mesle ğe) girmek. -e kefil olmak. k. -in üstüne varmak. 2. tasarı v. yürüyüşe çıkmak. k. dili payla şmak. girmek. baş aşağı gitmek. k. bırakılmak.go bad go bad go bail for go bananas go bankrupt go begging go belly-up go berserk go beyond go beyond reason go bust go by go by go by the board go by the board go down go down in history go down the drain go down the drain go downhill go Dutch go far go far Go fly a kite! go for go for a song go for a walk go for a walk/take a walk Go for it! go for nothing go from bad to worse go from bad to worse go gaga over go green around the gills go halves go haywire go hog wild go in go in for go in with s. . 1. Don´t let that chance go by! O kaçmak. kötüye gitmek. (bir şeyin) meraklısı olmak. uymak.ş(seviye/kalite) dü şmek. Çek araban ı! 1. (fırsat) (iyi şeyler) yok olmak. (lastik) şı lanmak: The proposal went down well. bozulmak.

k. 2. -i tekrar 3. greve gitmek. one better go shares go shares with go shopping go short go soft in the head go sour go stag go steady go steady go steady with go straight go sugary go swimmingly kabuğuna çekilmek. kaybetmek. 2. çalışmamak. (ışıklar/kalorifer) sönmek. ık´s started to go out with Derya. tiyatrocu olmak. dili birbirinden ba şka kimseyle çıkmamak/flört etmemek. go out of sight go over go over the top go overboard for/about go places go places go round go s. 1. dili aklını kaçırmak/oynatmak. kendi ba şına hareket etmek/yaşamak. dili özel bir sarfederek bir şeyi gözden kaybolmak. bal v.ıklamak. (yemek) bozulmak. çok kızmak. liras. işlemez olmak. 4. go around. ( ışıklar/kalorifer) yanmaya şlamak. köpürmek. ıkmak. raydan çkendini 1. (evlilik) bozulmak. (with) ile Taryapmak. dili aklını oynatmak. oynatmak. k. patlamak. birinin yaptığından daha iyisini yapmak. -i tekrar geçirmek. 2. 3. Onlara yetecek kadar ekmek var. dili 1. over the top by seventy million k. . dili sadece (belirli biriyle) ç ıkmak/flört etmek. (i şyeri) topu atmak. Haydi gayret! yerliler gibi davranmaya/dü şünmeye/giymeye başlamak. çalmaya ba şlamak.. mesleğinde ilerlemek. k. k. oyuncu olmak. dili (bir erkek) (bir e ğlenceye/partiye) damsız gitmek. (-i) kasıp kavurmak. 2. k. ç k. -i tekrar anlatmak. dili kendini fazlas ıyla kaptırmak. susup insanlarla konuşmamak. -i kontrol etmek. çıkmak. 2. 1. dili ba şarıya ulaşmak. olmak. (bir ayg ırlı ksız iş görmek. (tiyatro toplulu ğu) turneye çıkmak. iflas etmek. 1.t. -i incelemek. turneye ç ıkmak. kudurmak. başarılı olmak. ile çaba gezmek. paylaşmak: I´ll go shares with you in this. k. k. 2.b. k. ba Parti gece boyunca devam etti. perhize grev yapmak. eğlenmek için dışarı çıkıp insanlarla buluşmak. (bir ıt) durmak. yürürlüğe girmek. ile ç ıkmak: k. ını oynatmak. 1. oynatmak. 1. dili -e fazla tutkun olmak. 2. ahlaklı bir şekilde şamak. Koş! 2. kendini bir i şe fazlasıyla kaptırmak. düz/do ğru gitmek. TV yayına son vermek. k. 5. (belirli bir ş ekilde) aç ı aşmak: We went 4. Amaçlad k.go into one´s shell go into operation go it alone Go it! go native go off go off at half cock go off one´s chump go off the air go off the deep end go off the deep end go off the rails go on go on a diet go on strike go on strike go on the rampage go on the road go on the rocks go on the stage go on the stage go on tour Go on! go one´s way go out go out of one´s way to do s. Aman sen de!/Haydi can ım sen de! kendi yoluna gitmek. bak. alışverişe çıkmak. ile payla şmak. 1.o. doğru yoldan ayrılmamak. çarşıya çıkmak. 2. devamlı olarak tek bir kişi ile flört etmek. with ancak (belirli biriyle) ıkmak/gezmek. radyo. haz İng.) şekerlenmek. bildi ğini okumak. dili (işler) çok iyi/tıkırında gitmek. birini geçmek. ya (reçel. flört etmek. dili akl 1. bozulmak. kötüye gitmek. Bunu seninle paylaşırım. 2. kafayı üşütmek. ek şimek. dili 1. (through) (-i) yak ıp yıkmak. k. (of) (birine) yeterli miktarda (bir şey) olmamak: They won´t go short of bread. dili amaçlanan s ınırgözden ığı m ı zdan yetmi ş milyon lira fazla elde ettik. devam etmek: What´s going on? Ne oluyor? The party went on all night. ile üleşmek. tiyatro oyuncusu olmak.

gerçekleştirmek. 1. 2. birbirine uymak. f. ile cinsel ilişkide bulunmak. çok olmak. bak ımsızlıktan harabeye dönüşmek. 2. batmak. şehre gitmek. hızlı çalışmak. dili Cehennem ol! ifrata kaçmak. 1. 1. her çareyi kullanmak.b. 2. 1. fele k. okula gitmek. harabeye dönmek. Onu elde etmek için şeye başvurur. . (gazete v. 3. döndürmek. tasar ı.) şekerlenmek. her yatmak. mahvolmak. Orada neler bulabilirim diye bir bakmaya gittim. Cehennem ol! ölmek.b. her şeye başvurmak: He´ll go to any extent to get it. çok masrafa girmek. (reçel. dili çok başarılı olmak. (parayı) harcamak. bo şa gitmek. dili 1. 2.b. her çareye ba şvurmak. çok başarılı olmak. kendini bir şey zannetmesine sebep olmak. (gece uykusuna yatmak üzere) yatmak. (içki) şı na ba şı nı vurmak. 2. k. k. ahlaken çökmek. dili hız ve gayretle çalışmak. dili iflas etmek. ba (bir olay kar şısında) kendini tutamayıp ağlamaya. gizli dili (kendini) da ğı berbat olmak. deniz yolculu ğuna çıkmak. 1. denizci olmak. ileri gitmek.b. rezil olmak. sinemaya gitmek. (planlanm ış bir şeyi) gerçekten yapmak.´ni) geçirmek. büyük zorluklar atlatmak. k. 3. dili (film seyretmek için) sinemaya gitmek.go the round go through go through go through the mill go through the roof go through with go to all lengths/go to any length/go to great lengths go to any extent go to bed go to bed go to bed with Go to blazes! go to extremes go to great expense go to great expense go to hell Go to hell! go to one´s glory go to one´s head go to one´s head go to pieces go to pieces go to pot go to pot go to press go to press go to rack and ruin go to school go to sea go to sea go to see go to seed go to seed go to sugar go to the dogs go to the dogs go to the flicks go to the movies go to the wall go to town go to town go to waste go to wrack and ruin go together go too far go under go under ağızdan ağıza dolaşmak. tohuma kaçmak. okula/üniversiteye devam etmek. -i kontrol etmek. iflas etmek. -i gözden geçirmek. başını döndürmek. (tasar ı gereken bir yerden) durmadan geçmek. 2. 2. mahvolmak. batmak. (bir kanun ısı v. (hastalık.b.) bask ıya girmek. 1. dili bozulmak. 1. batmak. bal v. bozulmak. batmak. (bir şeyi yapmak için) çok masraf etmek. -i (durulmas ğin çemberinden geçmek. heder olmak. onaylanmak. büyük bir gayretle çalışmak. fazla olmak. 2. parçalanmak. dili çok k ızmak. 2. tahsil/e ğitim görmek. harap olmak. büyük masrafa girmek. -in ziyaretine çaptan dü şmek. 4. -i incelemek. 1. 1. iflas etmek. (bir taşıt) 1. k.) onaylanmak. 2. k. cehennemin dibine gitmek. bask ıya girmek. ziyan olmak. iflas ın eşiğinde olmak. fenalıklar geçirmeye şeyi ifşa etmeye başlamak. teklif v. k. k. 1. denizci olmak. dili 1. 2. ile sevişmek. veya o zamana kadar tuttu ğu her tmak. 2. sıkıntı v. k. küplere binmek.) (meclisten) geçmek. (belirli bir amaç için) (bir yere) gitmek: I went to see what I could find there. k. 3. 2.

teke. çok. kaleci. 3. cin (göze görünmeyen efsanevi yarat ık). 1. maksat. beti benzi atmak. i. 1. ço ğ. -e uymak. i. i. dindar. parça. dili 1. sporveya gol. aksamak: After that everything began to go wrong. What went wrong? Aksayan neydi? 2. yanıp kül olmak. üvendire ile dürtmek. 2. dini bütün. dürtmek. yok olmak. Allah senden razı olsun! Allah korusun! Allah yard ımcımız olsun! Allah bilir! inşallah. i. 2. mütedeyyin. (bir şeyin olacağını) zannederek harekete geçmek/harekete geçmiş olmak. 3. tiy. k. . -e uygun olmak. f. artmak. 2. -e uymamak.. 2. tamam ıyla yanmak. 2. 1. itmek. enerjik şken. yeni yöntem ve giri i. 1. tanrı. i. i. i. k ışkırtmak. kadeh.gaye. benzi atmak/uçmak. i. hindi sesi. 1. cinlerin cirit oynad ığı (yer). 1. 2. baba hindi. i. üvendire. s. i. ç ıkmak. ile flört etmek. 2. yükselmek. (perde) kalkmak. -siz söylemeye lüzum olmamak: It goes without saying that you must be ğ unu söylemeye lüzum yok. (sanığa) kefil olmak. at ıştırmak. kale vuru şu. 2. arac ı.go under the name of go underground go up go up in flames/smoke go up in smoke go white as a sheet go wild go with go with the crowd go without go without saying go wrong go/be on the dole go/get off scot-free go/run counter to go/stand bail for go/work on the assumption that goad go-ahead goal goal kick goal line goal posts goalie goalkeeper goat goatee gob gobble gobble gobbler go-between goblet goblin god God bless you! God forbid! God help us! God only knows! God willing godchild goddamn goddess godfather God-fearing godforsaken godhead adıyla tanınmak. arabulucu. erek. 2. k. punctual. keçisakalı. başladı. hedef. ünlem Kahrolsun! s. işsizlik k. dili (san ık) hiçbir ceza yemeden serbest bırakılmak. dili kaleci. enerji ve girişim. i. Ondan şey sonra her yard ımaksamaya ı almak. acele yemek. f. i. çıldırmak. -siz yapabilmek: She yemekten mahrum kald ı. yeraltına kaymak. enerji ve inisiyatif. 1. tanrıça. the izin. (sanığın) kefaletini yatırmak. 1. vaftiz babas ı. amaç. ilah. -e zıt gitmek. 2. büyük miktar. 2. 2. f. grubun iste ğine uymak. aut atışı. faaliyetlerini gizli olarak sürdürmeye ba şlamak. sefil. spor kale. uluhiyet. tanrılık. Üç gün yaşayabilmek. s. spor kale direkleri. müsaade. 1. çok tenha. 1. kahrolas ı. gol çizgisi. i. -den mahrum kalmak: He´s gone without food for three days. i. i. s. No smoking. bozulmak. i. keçi. dili sapsar ı/bembeyaz kesilmek. -e ayk ırı düşmek. -e yak ışmak. enerjik ve inisiyatifini kullanan. Vaktinde gelmenizin gerekli oldu 1. Sigara içilmez. hindi gibi sesler ç ıkarmak. ilahe. i. k. vaftiz çocu ğu. 1..

iyi.. iyi. i. hizmetli. go.. kar veya rüzgârdan koruyan gözlük. bak. bak. iyilik. bak. 1. 1. ünlem 1. s. itimat.. i. kendi işini şkalar ına b ırakmak. çoğ. havuzbalığı. i. i. k. What are you going to be when you grow up? Büyüyünce ne olacaks ın? i. i.. Aferin! Hrist. 1. i. tıb. gözleri toz. Bu kitab ı ş.. i.. Yolun o bölümünden zor. 2.. galosh. çürümüş olmayan. Aman yarabbi! Allah Allah! Allah Allah! Aman yarabbi! . golf alanı. odacı. 1. 2. Tanrısal.. golf kulübü. işini üstünkörü yapmak. belsoğukluğu. baya İyi günler! İyi akşamlar! İyi akşamlar. argo erkeklerden para s ızdırmaya çalışan kadın. i. s. Bayağı kızmıştı. altın kuyumcusu. golf oyuncusu. vaftiz anas ı. altından yapılmış. altın. good faith Good for you! Good Friday Good God! Good gracious! Good grief! Good heavens! s. 2. zool. i. altın. s. altın.. guatr. s. i. argo (işyerinde) ayak işlerini yapan kimse. i. dilihay iyice. çoğ. Tanrısız. su. sakaku şu. yapışkan madde. i. s. 2. kâr eden ticari kurulugeçmek şimdiki fiyat. i. ayrılış. i. f. İng. 1.. gidiş. k. niyetin ciddiliği. Carassius auratus. She was yarar. Allah yard ımcın olsun! 2. sa ğlam. tıb. iyilik. i. zool. f. 2. i. işten kaçmak. best) 1. H ızır gibi yetişen devlet kuşu. golfçü. ba alt ından yapılmış. i.. good and mad. k ırmızıbalık. goiter. i. taze. dili yerf ıstığı. (birine kar şı beslenen) güven. olup bitenler. golf oynamak. beklenmedik nimet. This book´s heavy going.. ğı: menfaat.godless godlike godly godmother godsend Godspeed gofer go-getter goggles going going concern going price going to be goings-on goiter goitre gold gold digger goldbrick golden goldfinch goldfish goldsmith golf golf club golf course/links golfer golly golosh gondola gone gong gonorrhea goo goober good good and Good day! Good evening! Good evening. 2. Paskalya yortusundan önceki cuma. gondol. ünlem Hay Allah! i. dindar. Allahs ız. gayretli ve tuttu ğunu koparan kimse. kaytarmak. tıb. altın renginde. saka. (bet. golf sopas ı..ter. iyi. golf. gonk. ır. i. 3. ilerleme hızı: That part of the road is hard going. f. İyi yolculuklar! i.

k. epey büyük (bir miktar). kargo. dili haylazlıher s. kaz yavrusu. hizmetli. çok ho ş. f. i. dili poposuna parmak atmak. kanlı. erdemlilik. kan. s. geese (gis) i. çok güzel. goril. k. ünlem Hay Allah! i. İng. 1. k. i. 4. iyi huylu. f. 2. kaz palazı. fedai. Aferin! şaka kaldırabilen kimse. yük katar ı. on gorgeous gorilla gory gosh gosling go-slow Aman yarabbi!/Allah Allah! yak ışıklılık. s. mallar. s. dili 1. güzel. i. e İş ng. (bir yemekteki) besleyici de ğer veya lezzet. faziletlilik. çoğ. güzel. 3. argo goril. iyi huylu. (up) k. Allah Allah! arabuluculuk. boynuzla yaralamak. good -bye. i. 1. the Grand Old Party (the Republican Party).. dili aptalca bir hata yapmak. Günaydın! 1. 1. zool. iyilik.. i. Allah bilir! i. (ticari) itibar. yapış yapış. dili adam. i. vıcık vıcık.. İng.. i. k. menkuller. i.. taşınırlar. işi yavaşlatma. 2. ya. k. s. i. .. 2. dili yap ışkan madde. bak. dili aptal. ünlem.. 2. hayır işleri.s. yumu şak başlı. k. 1. bektaşiüzümü. midesini (bir şey) ile tıka basa doldurmak. Amerikan yersincab ı. i. hata yaparak k etmek. istenilen bir şey. hiçbir işe yaramayan/yaramaz. 1. yak ışıklı. s. kuma ş. argo (işyerinde) ayak işlerini yapan kimse. İyi ki gitti!/İyi ki gittiler! Hele şükür kurtulduk!/Oh olsun! ak ıllılık. 1. koruyucu. İyi geceler! 2. tüyleri diken diken olmu ş deri. işi yavaşlatma grevi. yük. s. k. çoğ.. İng. f. menkuller ve gayrimenkuller. i. f. lezzetli (özellikle tatl ı) bir yiyecek. harika. ahmak. güzel şey. odac ı. i.. aylaklık etmek. k ıs. 2. s. dili çamur gibi yap ışkan bir karışım. k. i. şandiz. aptalca bir şeyi bozmak. iyi niyet. goril. 2. güzellik. ünlem Allaha ısmarladık. s. dili aptalca bir hata. 2. iki dağ arasındaki geçit/boğaz. kaz.Good Heavens! good looks Good morning! Good night! good offices Good riddance! Good riddance! good sense Good show! good sport good works good-by good-bye good-for-nothing good-looking goodly good-natured goodness Goodness knows! goods goods train good-tempered goodwill goody gooey goof goof off goofy gook goon goop goose gooseberry gooseflesh GOP gopher gore gore gorge gorge gorge o.mar 3. yapışkan. i.

f. mezuniyet töreni. giderek. i. nakledilen doku. mezun olma. makam v. s. yönetim.. 1. 2. 1. ince. 2. zarafetten yoksun. 3. sabahlık (giysi). 2. 1. s. 3. k ıs. i. 2. zerre. 2. yava ş yavaş olan. yavaş. inayet. derece derece olan. f. çok ince bir tür bürümcük. Hrist. hafif. a şı. yolsuzlukla elde etme. i. 1. k ıs. 1. dört İncil´den biri. (doku) (doku) nakledilmek. f. iskarpela. temel 3. para. cüppe. 1. çal (Allaha özgü) ş ükran duas ı . 1. z. kaba. (bir üniversiteye ait) lisansüstü e ğitim birimi. bir tondan diğer bir tona geçme. 3. grafiti. incecik. yolsuzlukla elde edilen ş vet. iktidarda bulunmak. 4. rütbe. (arpa. 1. hükümet. regülatör. yavaş yavaş. (ilköğretimde) sınıf: He´s six years old and in the first grade. graffiti. i. hububat. mürebbiye. yönetme. idare. 2. s ınıf. 2. mezuniyet töreni. f. Hristiyanlığın esasları. lisansüstü ö ğrencisi. dili mezun. 2. about -in i. 2. bak. ilköğretim okulu. sukaba ğı. i. i. great. 1. idareci. Alt ı yaşında ve birinci sınıfta. 2. i. i. (elle) ışmak.b. havada uçan ince örümcek a ğı. (bir ağaç parçasının içindeki) . 1. f. aşılamak. dedikodu yapmak. 3. dedikodu. bu ğday. f. gut. derece. tıb. gross. 3. a şama. uzun etekli kad ın elbisesi.. 4. --bing) 1. Hrist. 1. eğim. mısır v. geçiş. 2. doku nakli. i. 1. İncil. ho ş. f. 1. (--bed. zarafet. 1. meyil. ertelenme süresi: I´ll give you a önce/sonra söylenen) s. 2. i. get. derece derece. 2.ılara as ıl özgü dini müzik türü. 1. 2. 2. zarif. 2. vali.b. from -den mezun olmak. tıb. idare. 3. i. yönetici.Gospel gospel gospel music gospel truth gossamer gossip got Gothic gotten gouge gourd gout govern governance governess government governmental governor governorship gown gr gr wt grab grace graceful graceless gracious grad gradation grade grade crossing grade school grader gradient gradual gradually graduate graduate graduate school graduate school graduate student graduation graduation ceremony graffiti graft graft grain i.´ni nakletmek.b. kalite. iskarpelayla oymak. gross weight. tutmaya i. mim. (yemekten tutmak. kapmak. 2.) tane: three grains of wheat üç buğday tanesi. i. 1. çabucak ve zorla elinden almak. 3. bahç. s. -i (elle)incelik. yönetmek. grade. i. idare etmek. lanmak. ill-gotten gains haks ız kazanç. s. Amerikal asıl gerçek. 3. s. s. derece. 4. (öğretmenin hemzemin geçit. i. valilik. tıb. grain(s). (bir üniversiteye ait) lisansüstü e ğitim birimi. bak. duvardaki yazılar. Hz. dedikoducu kimse. gecelik. f.. atletafet. Gotik. hükümete ait. makam v. i. greyder. mezun. aşı i. bir inanç sisteminin gerçek. görgüsüz. ünlem Hay Allah!/Allah Allah! i. İsa´nın öğrettikleri. 1.. dedikodusunu yapmak. devlet yönetimi.. -i mezun etmek. para. oyma kalemi. i. çirkin. latif. 1. 2. tah ıl. k. 2. mezun kimse. siyah ilkeleri. i. gravity. kibar. grammar. i. get. (sukabağından yapılmış) su kabı. cins. mak.. group. gittikçe. i. gram(s). i. yönetim. idari. damla hastalığı. rü i. bahç.

1. 2.. bir ricayıRicas birini kefaletle/kefaleten tahliye etmek. 2. k. dili. harika. sadrazam. pikap. büyüklük.. k. s. k. i. İng. büyük jüri. dili kuyruklu piyano. i. 3. k. i. i. i. anneanne. f. tahkikat heyeti. nine. argo bin dolar.. k. şatafatlı. gram. dede. 3. muhte şem. büyükbaba. kitab 1. (genel) toplam. bak. en eski. i. dede.. k. k. i. dili nine. cafcaflı. büyükbaba. 1.. ihtişamlı. 2. tozşeker. İng. . k. i. ğretim okulu. k.dren (gränd´çîldrın) i. gramer ı. 1. gram. I request. büyük. büyükanne. i. dili. dili 1.. 2. İng. fazlas ıyla büyük ve görkemli. kabul etmek. görkem. tozşeker. gramer aç ısından ifade. en büyük. tumturaklı. i.. büyükbaba. plak. tahıl ambarı. yerine getirmek: She granted his ın ı yerine getirdi. k. (öğrencileri üniversiteye hazırlayan) lise. k. dilbilgisel. 2. gramere ait. Granting the truth of what you´re saying. büyükanne. granddad. i. babaanne. kabul etmek. bak. erkek torun. dolaplı saat. büyükanne.. büyükbaba. sandıklı saat. kuyruklu piyano. i. dili (bebek) torun. ilkokul. dili çok güzel. azamet. granit. granulated granulated sugar granulated sugar i. i. s. dili dede. s. i. büyükanne. fonograf. gramatikal. 2.. i. gramer. i. granddaddy. dilbilgisi kitabı. büyükanne. 1. 1. (cevaben) Evet. 2. 1. (öğrencileri üniversiteye hazırlayan) lise. İng. ayaklı duvar saati. i.gram grammar grammar school grammar school grammatical gramme gramme gramophone gramophone record gramps gran granary grand grand duchess grand duke grand jury grand piano grand total grand vizier Grand Vizier grandad grandaddy grandbaby grandchild granddad granddaddy granddaughter grandeur grandfather grandfather clock grandiloquent grandiose grandma grandmother grandpa grandparent grandson grandstand granite granny grant grant a request grant s. İng. heybet. ilkö 1.. şes.chil. dili dede. 2. bak. i.. i. görkemli.o. dili dede. gramer kurallar ına uygun. bail Granted. s. grandüi. grand. spor kapalı tribün.. dili nine. bak. gram. çoğ. soru şturma kurulu. i.. r ıza göstermek. huk. s. sadrazam. büyükbaba. i. dilbilgisi. i. i. k. grandük. k ız torun. mühim... torun. ihtişam. dili nine.. büyükbaba. gramofon.

i. 3. bir yere gitmi i. yerçekimiyle hareket etmek. zevk. canlı ve açık şekilde yazan. s ıkı tutmak. -e sürtünerek/çarparak ses ç ıkarmak. üzüm. i. f. 2. zevk veren şey. i. (bomba/ şarapnel içindeki) misket. paras ız. a ğırbaşlılık. i. i. kavray ummak. grafikle ilgili. (towards/to) -e yönelmek.yönelik. haris. s. kocası geçici olarak 1. çekirge. kareli kâ ğıt. kavramak. çim. with ile bo ğuşmak. 1. asma. s. 1. ızgara. 2. greyfurt. 1. ot. i. 3. haz. çimenlik. memnuniyet. sokaktaki kişiler. s ıradan insanlardan kaynaklanan. ask. 2. 1. i. çökmek. . s. çimen. 2. yönelme. çökelme. ızgara. paras ız. 2. s. dili uçananlamak. yerçekimiyle hareket etme. 2. gereksiz.granule grape grapefruit grapeshot grapevine graph graph paper. i. ciddiyet. 2. z. k. tanecik. sıradan insanlara 2. çimenli. ı 1. 1. 1. greyfrut. graphic graphic design. vahamet. canl ı ve net. çökelmek. s. tatmin etmek. 2. mezarlık. 3. 1. f. i. 4. kızmemesi. 5. dişlerini gıcırdatmak. sinirine dokunmak. s. fiz. --ing/--ling) çak ıl döşemek. i. bir yere gitmi şanm ış ş veya ıs ndan ayrı yaşayan adam. i. i. i. dili s ıradan insanlar. yerçekimi. yerçekimiyle ilgili.. 1. minnettar. çökme. çizge. f. i. (--ed/--led. boşanm olankar kad ıı n. kurutulmu veya kocas ndan ayrı ya şayan kad ın. i. grafit. i. mezarc ı. i. minnettarlık. k. 2. greypfrut. i. 2. 2. s. bahşiş. grafik. ış. grafik seçik grafikbir dizayn. 2. 2. rendelemek.. ağırbaşlı. bedava. ku ştan medet zor bir probleme çözüm yolu bulmak. bedava. f. çimenle kaplamak. tüm ayrıntıları gösteren. yazılmış/çizilmiş/kazılmış. i. vahim.. z. 1. i. pençe. f. kavramak. çimlemek. alt ıntop. memnun etmek. grafiker. s. 1. i. 1. 2. 4. 3. anlayış. ciddi. minnetle. tamahkâr. rende.. ho şnut etmek. 3. bo ş olan adam. çarpıcı. 1. s. graphite grapple grasp grasp at straws grasp the nettle grasping grass grass widow grass widower grasshopper grassroots grassy grate grate grate on grate on one´s nerves grate one´s teeth grateful gratefully grater gratification gratify grating gratis gratitude gratuitous gratuity grave grave gravedigger gravel gravestone graveyard gravitate gravitation gravitational gravity i. yakalamak. i. graphic designer. f. demir parmaklık. karısı geçici olarak 1. mezar. argo (sigara halinde içilen) hintkenevirinin ş ış yapraklar ı. demir parmaklık. yerçekimi. mezar ta şı. çak ıl. açgözlü. a ğır. f. ortadirek. at kapmaya çalışmak.

f. çoğ. Rumca. 1. lamak. Yeşiller Partisi Ye fasulye. 1. i. cesur. hırs. selam. Yunanca. fevkalade. sürü halinde yaşamayı seven.´s palm grease s. ı. s. 2. dili müsaade. i. dili mükemmel. açgözlü. k. önemli. 1. s. f. k. s. k. yeşil biber (olgunlaşmamış biber). limonluk. dolar. dolmalık biber. 2. k. ya k. dili acemi. Greenwich ortalama zaman ı. i. Grönland. i. 1. yeşil biber (olgunlaşmamış biber).gravy gray gray matter graze graze grease grease s. (trafik lambas ında) yeşil ışık. i. Danua cinsi köpek. İng. olgunlaşmamış. et yağı. Yunanlı. 2. dili (yapraklar i. 3. ak ıl.o. selamlaşmak. f. 3. gres. ı. sıyrık. yeşil. i. i. 1. Grönland. selam vermek. başkalarıyla beraber olmayı seven. 2. yiğit. Yunanistan. 1. Greenwich ortalama zaman ı.. muazzam. et suyu. i. i. Rumca. k. 1. tamahkâr. 2. birine rü şvet vermek. i. i. tebrik kartı. i. yeşillik. Yunanl henüz s.. 3. bezelye. kar şılamak. k. manav. i. Rum. i. gresyağı. 1. 2. 2. yağlanmış. Grönlandca. s. yeşil renk. ye şil 1. yeşil soğan. Grönlandlı. dolmalık biber. harika. Grönland´a özgü. büyük. i. 1. . otlamak. çimenlik. büyük (derece/miktar). otlatmak. f. taze fasulye. 1. z. çok. torun çocuğu. 2. Greenwich. acemi kimse. 2. sıyrılmak. fazlas ıyla. s. yeşil. tamah. Rum. great-grand.ğdili birine rü şvet vermek. i.. taze soğan. sera. 3. ham (meyve).chil. 2. yağ. h ırslı. 3. ye şil. s. Yunan. ser. acemi çaylak. 4. sıyırıp geçmek. 2. yağ sürmek. i. büyük nine. Büyük Britanya. i. s. büyük dede. şiller Partisine ait.´s palm greasy great Great Britain Great Dane great-grandchild great-grandfather great-grandmother great-hearted greatly greatness Greece greed greedy Greek green green bean green light green onion green onion green pea green pepper green pepper greenback greenery greengrocer greenhorn greenhouse Greenland Greenlander Greenlandic greens Greenwich Greenwich Mean Time Greenwich Mean Time greet greeting greeting card gregarious gremlin i. dili papel.. toy. yeşil ışık. açgözlülük. Grönlandl ı çiğ/haşlanmış olarak yenilen) yeşil yapraklı sebzeler. izin. Yunanca. selamlamak. Grönlandca. sıyırmak. i.o. 2. makineyağı. büyüklük. gri. (makineleri bozdu ğuna inanılan) cin. 1. çok. cömert. i. sos. sürücül. dili beyin. s. i.dren (greyt´gränd´çîldrın) i. pek çok. yağlı. içyağı. girgin.

2. i. ızgara. (alet/makine). s ıkı tutmak. (çark ile döndürülen) bile f. öğütücü ş. kum tanesi. dili verici. sırıtma.. 1. zihni kar ışık. 1. gri. 2. 3. zool. korkunç. i. (aletle/makineyle bir şeyi) öğüten/çeken/döven kimse. havan. ızgara (alet). kat ı. f. (birinin) dikkatini çekmek.´s imagination gripe grisly grist gristle grit grit one´s teeth grits gritty grizzly grizzly bear groan grocer groceries grocery grocery store groggy groin groom groove grope grope for words i. i. i. 2. metin. zool. i. s. (Kuzey Amerika´ya özgü) korkunçay ı. 1. 2. (elle) sarkıntılık etmek.´nde) ğ 2. (--ted.. 1. bakkal dükkân ı. öğütülecek/öğütülmüş tahıl. bakkaliye. i. rutin.. kumlu.. ufak lokanta. dili metin olmak. 2. 1.. metanet. büyük bir üzüntü içinde olmak. (ground) 1. değirmentaşı. i. büyük üzüntü. 2. --ping) 1. bakkal. kum tanesi gibi ta ş parçacığı. bak. (alçak kenarlı. f. k. anat. 3.grenade grew grewsome grey greyhound grid griddle gridiron grief grief-stricken grievance grieve grievous grill grim grimace grime grimy grin Grin and bear it! grind grind to a halt grinder grindstone grip grip s. 2. g i. 2. güvey. kavramak. (--ned. s. -e ac ı vermek. yiv açmak. i. gruesome. (mide) sancımak. i. boz. k ıkırdak. demir) tava. Gülümseyip sineye çek! f. yakınma. dayan ıklı. i. inilti. 2. kelimeleri zor bulmak. (midede) ı. bakkal. s.o. 1. i.. kas ık. sersem. i. cırdayarak yavaş yavaş stop stop etmek. demir) tava. f. bak. 1. çoğ. i. 2. grow. 2. di şini sıkmak.. i. çoğ. grizzly bear. 2. (--ped. yakınmak. şikâyet.b. dili sorguya çekmek. tazı. el bombas ı. dibek v. s. f. i. şekli. bakkal dükkân ı. ğ 4. i. 1. yüzünü buruşturmak/çarpıtmak. s. bak. (about/at) k. yiv. korkunç. bakkaliye. i. s. 3. durmak. i. kirli. k. i. (alçak kenarlı. şikâyet.. s. ac ı. gray. idare: Get a grip on yourself! Kendine f. ızgara. (mutfak ö ıütmek/çekmek/dövmek. ı zgarada şirmek. pi --mest) 1. sert. (ketmek. s. ağır (masraf). inlemek. amansız (mücadele). uyku sersemi. i. bileği çarkı. dili Amerikan futbol sahası. f. f. f. büyük bir üzüntü içinde olan. kumlu gibi. i. 2. f. yakınma. 1. kirlilik. bakkaldan alınan gıda maddeleri. el yordam ıyla aramak/ilerlemek. grid. (--mer. çok büyük (yanlış/zarar/kayıp/acı). kontrol. s. i. -i tutma/kavrama alıp götürmek. mahmur. i. bakkal. ıyma makinesinde) (et) çekmek. (de ğirmen. tüyler ürpertici. aman bilmez. Ursus horribilis. s. 1. 1. bak. f. şikâyete yol açan durum. 2. bileyici. --ning) s ırıtmak. kabuksuz mısır tanelerini kaba bir şekilde öğüterek yapılan ezme. i. i. --ting) k. ö ğütücü di ita şı. içki sersemi. . keder. -e büyük üzüntü vermek. k. 2. tımar etmek. yüz buru şturma/çarpıtma. 1. 1. 2. 1. kur şuni. deh şetsanc i. dili şikâyet etmek.. f. kir.

3. 4.. da ğsıçanı.o. grup. i. artmak. temelsiz. yetiştirici. olmak: She´s yeti şkileri azalmak. 1. büyümek. pop müzik toplulu ğu üyelerinin peşinde koşan kız. 3. i. dırdırcı.. büyüdü ğü için (bir giysiyi) giyememek. koru. yerde sürünmek. ön hazırlıklar. brüt ağırlık. 1. grind. okul. f. bak. temel atma töreni. çığır açan (olay v. 2. büyüyüp/olgunlaşıp (kötü bir şk. i. gülünç. --ing/--ling) 1. dili yumurtadan ç ık 1. (havaalan ında) yer mürettebatı. temel kural. (bir f. sığır kıyması. küme sa ğaltımı. 1. grupland ırmak. yetişmek.-den 3. (--ed/--led. görgüsüz. k. grup terapisi. 2. dili şikâyet etmek. karaya karaya oturtmak. f. kıtıpiyos. kara kuvvetleri. meydana gelmek.). kırtıpil.. fon. kirli. oturmak.grown ugly. 2. zemin katı. şikâyetçi. s. on iki düzine. büyümek. Çocuklu ğu bırak! i. (birini) (ceza olarak) (ev. toprak. k. f. 2.b. k. 3.. toprak.gross gross gross income gross national product gross profit gross weight grotesque grotty grouch grouchy ground ground ground ground beef ground crew ground floor ground floor ground forces ground glass ground meat ground rule ground s. birine (bir konunun) temel ilkelerini ö ğretmek. eskimek.). 2. --n) 1.. Yere dü ştü. dili 1. geli şmek.b. grup sigortas ı. zemin. ekon. kaynaklanmak. 1. dili her zaman şikâyetçi olan kimse. i. (meyve a ğaçlarından oluşan) bahçe: orange grove portakal bahçesi. (uçak) (hava ko şullarından ı) uçamamak. (bir e)ya alş ış mak. brüt gelir. sinirli. Çirkinleşti. kırtıpil.. 3. 2. brüt kâr. çok şişman. pasaklı. k. elek.. göze batan veya tahammül edilmez (kusur. olmak. yerfıstığı. gayrisafi milli hâs ıla. s. toprak teli. zool. ğersiz. zamanla birinin ho şuna gitmeye başlamak. (grew. zool. üretici. eyden) vazgeçmek. 5. zamanla büyüyüp (bir giysinin) ölçülerine uymak. yer (yerin yüzü): He fell to the ground. ihtiyarlamak. güldürecek kadar acayip. ile ş ili 1. 4. yaltaklanmak. grosa. f. 3. buzlucam. in ground wire groundbreaking groundbreaking ceremony groundhog groundless groundnut groundwork group group insurance group therapy groupie grouse grouse grove grovel grow grow away from grow into grow old grow on s. i. 6. pis. brüt. . 2. ço ğ. . (bitki/sebze/meyve) tirmek. binaya/kurulu şa ait) arazi/bahçeler. i. i. i. s. f. k ıyma. dili 1.. grow out of grow too big for one´s boots grow up Grow up! grower i. s. i. dolay f. 2. iş lanmak. 2. (uçağı) uçurtmamak. dırdırcı. s. walnut grove cevizlik. 1. hata v. gruplaşmak. elek. 2. 1. İng. çok garip. vuku bulmak. zemin kat./Çirkin oldu. asılsız. İng.o. kıtıpiyoz. 2. gayri safi (miktar/a ğırlık). kaba. s. de i. i. s. uzakla şmak... ıp-den kabu ğunu beğenmemek. kendini alçaltmak. ormantavu ğu. brüt para toplam ı.. 2.

i. 1. deh şet verici. tahminde bulunmak. s. grow. s. f. s. larva. 1. 2. s. i. cevap. f. Guatemala. 3. i. boks gard.b. garaz.. Guatemala.. İng. konuk. i. 1. tümör. . i. f. ask. homurtu. ur. vasi. korumak. hırlamak. cumbal ı (söz. 2. f. büyüme. yeti şkin. tahmin. s. s. korkuluk. sulu yulaf v. 5. (--bed. lapas ı. h ınç. gelişme. koruma görevlisi. şikâyet. i. 1. i. çok zor. i. yetişkin. gerilla. pansiyon. (bir tutukluyu) alt ında biletçi. çoğ. marşandizin arkasına takılan ve demiryolu görevlilerini taşıyan ı vagon. i. gerillac ı. i. up kazarak/belleyerek -i ç ıkarmak/sökmek. 2. Guatemalalı. grueling.). s. garanti. dili ( şovlarda dansçıların giydiği) minicik tanga. f. sır tutmak. -e karşı önlem almak. katı. gerilla sava şı. tahmin etmek. i. yiyecek. i. çeteci. 1. 1. 2. bak. s. kurtçuk. konuk sanatç ı. s. bak.growl grown grown-up growth grub grub grubby grudge grudgingly gruel grueling gruelling gruesome gruff grumble grumpy grunt G-string guarantee guarantor guaranty guard guard guard a secret guard against guard of honor guard one´s tongue guard´s van guarded guardian guardian angel guardianship guardrail guardsman Guatemala Guatemalan gubernatorial guerilla guerrilla guerrilla warfare guess guesswork guest guest artist guest of honor guest room guesthouse f. Guatemalalı. İng. hırlama. ağzını sıkı tutmak. 3. f. istemeyerek. garanti etmek. otel/pansiyon mü şterisi. 1. sert. 2. vasilik.. 1. zorlu. koruyucu melek.men (gardz´mîn) i.. 1. kazmak. savunma duru şu. gözetim tutmak. kirli. İng. aksiliği tutmuş. dilini tutmak. bir bitkiden süren dallar/sürgünler/yapraklar. (bir şeyi) (birine) çok görmek. k ıskanmak: Do you grudge me this? Bunu bana çok mu görüyorsun? i. 2. f.. zannetmek. bak. s. i. tahmini iş. sevimsiz. muhaf ız. 2.. şeref konuğu/misafiri. hırçınlığı üstünde. i. dili3. f.. bellemek. muhafızlar. şikâyet etmek. nöbetçi. davetli.b. (yol kenar ındaki) bariyer. (bir yerdeki) kökleri kazarak sökmek. guards. homurdanmak. i. 2. (trende) 4. i. basketbol gard. misafir. tahmine dayanan sonuç/sonuçlar. ihtiyatl i. muhafız. misafir odas ı. şeref kıtası. Guatemala´ya özgü. valiye/valiliğe ait. k. i. domuz gibi ses ç ıkarmak. huk. 2. korkunç. kin. kefil. huk. i. k. vesayet. rapor v. 2. garanti. artma. --bing) 1. guerrilla. i. s. z. koruyucu. i. i. sanmak. pis. i.

i. gırtlak. esnaf birliği. kurnaz. i. s. gitar. birine rehber. i. sak ız.. f. 2. nahoş bir kahkaha. yirmi bir şilin değerindeki eski İngiliz altını. suçsuz. gözleri görmeyen rehberlik eden köpek. idare etmek. 2. 1. rehber. Gine. 1. rehber kitabı. gitarist. sel yata ğı. s. i. bir şeyi yutuvermek. k. beçtavu ğu. rehber kitab ı. okaliptüs. 2. (--med. 1. beçtavu ğu. bamyalı yahni.t. dış görünüş. i.guff guffaw Guiana Guianan Guianese guidance guidance counselor guide guide dog guidebook guided missile guideline guild guile guileful guileless guillotine guilt guiltless guilty guilty conscience Guinea guinea guinea fowl guinea fowl guinea pig Guinea-Bissau Guinea-Bissauan Guinean guise guitar guitarist gulch gulf gull gullet gullibility gullible gully gulp gulp s. beçtavuğu. i. kobay. vicdan azab ı. s. Gine-Bisavlı. 1. kurnazlık.. Gine. 1. rehber ö ğretmen. 2. i. küçük kanyon. martı. 1. çiklet. i. f. f. i. i. dili bo ş laf. Frans ız Guyanas ı´na özgü. ço ğ. i. i. güdüm.nese) i. Gineli. açıkgözlük. yol gösterme. Guyana bölgesi. gen. Gine-Bisav´a özgü. 1. ask. 2. bak. Frans ız Guyanalı. s. i. i. i. körfez. 1. 1. 2. 1. i. suçlu. s. aç ıkgöz. yutuverme. . Guyanası.. i. güdümlü mermi. i. s. yol göstermek. s. nahoş kahkaha atmak. zamklamak. çok derin kanyon. (bir projedeki) ana hatlar. dişeti. down gum gum gum gum mastic gum tree gumbo i. giyotin. rehber. 2. 2. rehberlik etmek.zGui. boğaz. i. s. i. yutuvermek. saflık. Guyana Frans s. f. 2. Gine-Bisav. Guyanalı. 2. 2. (çoğı. i. 1. i. i. k ılık. Gine-Bisavlı. martaval. Gine-Bisav. Frans ız Guyanası. i. 2. Guyana. kolay aldatılabilir. k ılavuz. art niyetsiz. Guyana. 2. palavra. saf. --ming) zamk sürmek. i. Gineli. kolay aldatılma. Guyana bölgesi halkından biri. (çam reçinesinden ba şka herhangi bir) reçine. giyotin ile idam etmek. 1. f. rehberlik. Guianan. 1. i. (çamdan başka herhangi bir) reçineli ağaç. s ıtmaağacı. lonca. suçluluk. rehber köpek.a. yönetmek. i. i. i. Gine´ye özgü.

çoğ. dili fazlas ıyla istekli.kuma ş parças i. s. Guyana. eski İngiliz Guyanası. fışkıır. k. silah atışı. k. up gust gustatory gusto gut gutless guts gutsy gutter guttural guy Guyana Guyanese guzzle gym gymnasium gymnast gymnastic i. çağıldamak. guru.gumboot gumdrop gummed gumption gun gun for gun rack gun s. 1. i. s. jimnastik salonu. tüfekçi. İng. (ateşli silaha ait) menzil. Guyana. i. 2. gun. i. fışkırma. ateşli silah taşıyan kimse. i. i. f. jimnastik salonu. rüzgârın ani ve sert esmesi. atış ilmi. i. down gunboat gunfight gunfire gunge gung-ho gunk gunman gunner gunnery gunnysack gunpoint gunpowder gunrunner gunrunning gunshot gunsmith gurgle guru gush gusset gussy gussy o. mür şit. 2. eski İngiliz Guyanal f.s. agu. s. (okullarda) beden e ğitimi. ku f. çağıltı.men (g^n´mîn) i. 1. i. 2. (belirli bir yeri) elde 1. kanivo. dili yüreksiz. topçu.a. dili cesaret. çoğ. jelatinli şekerleme. tat alma duyusuyla ilgili. barut. atım. zamklı. silah kaçakç ılığı. İng. Guyana bölgesi halkından biri. (içki) çokça içmek. 1. i. k. k. 2. dili inisiyatif ve cesaret. 1. i. k.. bağırsaklar. jimnastikçi. lastik çizme. eski İngiliz Guyanası halkından biri. (bebek) agulamak. (about) hayranlığını abartılı bir şekilde anlatmak. i. i. 2. i. topçuluk. ı) birdenbire tam gaz sürmek.. ya ş. i. i. bak.o. (çoğ. s. tüfeklik. dili -i süslemek. k. birini (ate şli silahla) vurmak. s. 2. (kaldırım kenarındaki) oluk. erim. k. i. ateş. f. spor salonu. s. gazla çalıştı ına(arabay ot tıkamak için fırsat kollamak. 1. i. fışkırtı. 1. zevk. i. i.. tüfek ve tabanca yapan veya tamir eden kimse. dünden hazır.. jimnastiğe ait. top. dili vıcık vıcık şey.nese) 1. gırtlaksı (ses). tabanca. ateş etme. i. yürek: He´s got guts. ı verev takılani. 2. gambot. tüfek. çuval. s. silahlı kimse. (birinin) çan etmek için bütün gayretiyle çal ışmak. 2. i. ı. i. i. f ışkırmak. --ning) (motoru) birdenbire tam rmak.. up k. süslenip püslenmek. Guyana. i. Guyanalı. dili cesur. Guyana bölgesi. . i.. 1. gunk. i. bağırsak. yürekli. s.. Guy. (çatı/dam kenarındaki) oluk. silah kaçakç ısı. spor salonu. i.. i. f. i. 1. (--ned. (iki kişi arasındaki) silahlı çatışma. dili adam. 2. i. rehber. ateşli silah. ğlay p ballamak. 1.ış.. 2. i. Bayağı cesur o.

basmakalıp. 2.. k ıymak. --ping) aldatmak. hacı. k ıl. . i. f. hour. bayat. 1. jinekolog. s. melengiç. ya2. tüy. f. (--ped. 2. s. 1. 2. taksi dura ğı. tuhafiyeci. jips. i. yontmak. i. yak ın arkadaş. jimnastik. z... öksürük. Hrist.gymnastics gynaecologist gynaecology gynecologist gynecology gyp gyp joint gypsum Gypsy gypsy gyrate gyration gyropilot gyroscope H. 2. tuhafiye dükkânı. have. i. dönerek sallanma. gynecologist. büyücü kadın. kiralık atlı araba. 3. f. dili üçkâ ğıtçı. bak. ünlem kah-kah. kaz i. 1. k. İng. yorgunluk ve açlıktan bitkin. bir yer. daimi. i. bak. alışıldığı şekilde. alç ıtaşı. ısmarlama yazı yazan yazar. argo becermek.. Roman gibi ya şayan kimse. İng.. atı. 1. had not. ça ğırmak. bitkin. sıkı pazarlık etmek. dili taksi. i. gynecology. mezgit. k. seslenmek. yaşlı çirkin kadın. erkek giyimi satan i. i. automatic pilot. İng. i. i. dolu halinde ya ğmak.. bak. i. i. dönmek. 2. i. 1. bilgisayar korsan ı. kiralık binek i. i. bir şeyin doğal yeri. 1.. bak. 3. 1. âdet üzere. çentmek. hayvan veya bitkinin yeti ştiği doğal ortam. den. habitat. alışkanlık meydana getiren. şlı kuru at. nisaiye. i. selamlamak. sahtekâr. İngiliz alfabesinin sekizinci harfi (Honor. kocakarı. 1. hac. 2. i.. i. f. argın. 1. f. f. çentik. k ıs. herkesle çabuk ahbap olan kimse. din görevlilerine özgü kıyafet. i. f. kelime veya hecenin sonunda telaffuz kelimelerin ba şında ğaza. Çingene. . 2. kih-kih (gülme sesi). mutat. i. Roman. yapmalı. İng. jiroskop. alışılmış.. i. h haberdasher haberdashery habit habitat habit-forming habitual habitually hack hack hack hack stand hackberry hacker hackle hackneyed had had best do haddock hadj hadji hadn`t hag haggard haggle ha-ha hail hail hail fellow well met hail from hailstone hailstorm hair i. niteliksiz yazar. 2. kuru kuru öksürmek. saç.. âdet.. i. çekişe çekişe pazarlık etmek. itiyat. hav. i. vasat. çitlembik. hileci. i. yapsa daha iyi olur. i. yarmak. (hayvan dövüşmeye hazırlanınca dikleşen/kabaran) tüyler. s. kazıkçı. cayroskop. dolu fırtınası. klişe. i. i. 1. liman ından kalkmak. s. niteliksiz (iş). 2. dolu tanesi. s. ıı k kaz katmak. alışkanlık. 3. dönme. i. tuhafiye. i. çoğ. jinekoloji. 2. H. --s çoğ. dolu. herb gibi bazı ve ma herhangi birİng. şapka dükkânı. 1. dönerek sallanmak.

U şeklinde kıvrılan. s. saç tıraşı. işin çoğu. 4. 2. düzine. yarım bilet. yar ılanma süresi. 1. ara. melez. gönülsüz. yar ı yolda. 2. argo çok zor. saç kurutucusu. 1. Haiti. 2.. 3. 1. tüyler ürpertici. i. vücudun yukarı kısmını gösteren resim. Bodrum. kadın kuaförü. i. kılı kırk yaran.. Halikarnas. spor hafbek. f. 2. üvey erkek karde ş. i. keskin viraj. s. kutsamak. s. fiz. . yarı pişmiş. 1. spor haftaym. yar ım ağız. --s) saç tuvaleti. yarım. saç spreyi. iyi düşünülmemiş. yeterli olmayan tedbirler. çoğ. 2. 1. s. yar i. 2. Haiti. i. i. s. 2. i. 2. 1. yetersiz. 5. çiftlikteki kö şk. yarı: Two halves make a whole. s. saç şekli. saç fırçası. yarı yolda bulunan (yer). firkete. 1. saç kurutma makinesi. k ılsız. okul/üniversite binas ı. k ıllı. i. (ayakkab ıya) yarım pençe vurmak. yarım günlük (iş/çalışma). saçsız. üvey k ızkardeş. turp gibi. istemeye istemeye. i. saçın kesilme biçimi. tüysüz. s. yarımay. s. i. bayrağın yarıya indirilmesi. yetersiz olarak. Orada ım gün çalışıyor. Half the students have come. i. yar ım gün: She works there half time.. 1. yarım pençe. yarımeder. kutsalla ştırmak. i. ortada. s. i. i.hair curler hair dryer hair net hair spray hairbrush haircut hairdo hairdresser hairless hairpin hairpin turn hair-raising hairsplitter hairsplitting hairy Haiti Haitian hale hale and hearty half half a dozen half brother half fare half glasses half measures half sister half sister half sole half the battle half time halfback half-baked half-breed halfhearted halfheartedly half-length half-life half-mast half-moon half-sole half-time halfway half-witted Halicarnassus hall hallow Halloween bigudi. budala. i. yarım ağızla. hortlakların ortalığa çıktığı gece (31 Ekim). İki yarım bir bütün half an apple yar ım elma. i. gönülsüzce. yarım boy. yarım gözlük. argo tehlikeli. koridor. s. z. s. hayaletlerin. kadın berberi. Haitili. tüylü. işin yarısı. s. Haiti´ye özgü. İng. 1. k ılı kırk yarma. f. i. korkunç. halves (hävz) i. malikâne. isteksizce. k ılı kırk yaran kimse. 2. 1. saç tokas ı. (eski bir inan ışa göre) cadıların. 2. salon. hol. ahmak. 1. işin en zor tarafı. 2. erkek berberi. isteksiz. s. s. üvey k ızkardeş. saç filesi. 3. z. sapasa ğlam. Haitili. i. (çoğ.

spor hentbol. f. ayla. el çantas ı. sakat. handikap. 2. i. başkasına vermek. çekiçle çakmak. engel. vermek. yarıya bölmek. 1. dizardı kirişini koparmak/kesmek. --ming) argo abartarak oynamak. 4. i. i. f. f. i. teslim etmek. 1. el sanatı. i. el yazısı.. çamaşır sepeti. çekiç. i. (--ped. rençper. durmak. sakatl ık. el ele. argo abartarak oynayan oyuncu. 1. işçi. 2. k. 5. laterna. 3. engel olmak. el ilanı. s i.o. bak.. (saatte) akrep/yelkovan. elverişli bir şekilde. (çoğ. el ile yap ılan iş. hammer away -e şekil vermek. devretmek. bak. f. kapaklı büyük sepet. dizardı kirişi. (--med.´s head çekiçle durmadan çalışmak. ağıl. jambon. uzatmak: Please hand me that book. şlemek. i. hammer throw hammock hamper hamper hamster hamstring hamstrung hand hand hand down hand grenade hand in hand in hand hand labor hand on hand organ hand out hand over handbag handball handbill handbrake handcuff handful handgun handicap handicapped handicraft handily handiness i. 2. isk. i. f. kösteklemek. eltopu. kelepçe. i. yarıya indirmek. vermek. engellemek. 1. halojen. hamak. kelepçelemek. durma. --s/--es) hale. 1. 1. teslim etmek. hamster. 2. mezra. elle vermek. ırgat. 1. özür. özürlü. mola. durdurmak. 2. tokmak. hamburger. ele avuca maz çocuk. 2. f. 2. tayfa. kelepçe vurmak. (ham.. 3. kolayca. el bombas ı. 2. k. hamstring.. i. i. 2. i. bir fikri ibirinin kafas ına sokmak. hol. i. f. duru ş. i. sanr ı.hallucinate hallucination hallway halo halogen halt halter halve halves ham hamburger hamlet hammer hammer f. i. f. i. koridor. hammer out spor çekiç atma. el freni. avuç dolusu. ymas ı. 1. i. s. sanrılamak. dağıtmak. güçle ştirmek. az miktar. i. O kitab ı bana uzatır ı s ı n ı z? m kuşaktan kuşağa devretmek. 1. i. el. c ırlaksıçan. 4. tayfadan biri. f. 2. . ruhb. i. 3. çoğ. çekiçlemek. çekiçle vurmak. yular. half. spor handikap.. i. dili idare edilmesi zor biri. -ping) engel olmak. dili amatör radyo operatörü. çekiçle dövmek. babadan o ğula geçirmek. z. i.strung) 1. s ığır kıf. 3.ığ tabanca. beceriklilik. 2. hammer an idea into s. i. den. 1. 6. el. ufak köy. i.

birine) sap. s. k. kullan ılış ıştıtarz ı. hang. kabza. parma ğını kıpırdatmadan. sarkan. 3. cömert. dayanmak. (--ed) ipe çekmek. ürkek. 1. 3. 5. i. kangal. sarkmak. şli. Dokunma!/Elini sürme! Eller yukar ı! i.men (häng´mîn) i. i. nazik bir durumda olmak.o. 3. i. 2. 1. 2. k. elişi. bol. hang. i. el yapımı. hazır.1. becerikli. dili ba şıboş gezerek beklemek. çok. 3. ço f. s. satmak. 1. el sürmek. 2. i şleme tarzı. i. i.´s every word Hang on.handiwork handkerchief handle handle s. çengel. şını ). i. iş. elişi. s. 2. için yanıp tutuşmak. meydana gelmek. muallakta olmak. tak ınak. 2. kullanılmış elbise/eşya. elden düşme. hang out/up one´s shingle hang up hangar hangdog hanger hanger-on hanging hangman hangnail hangover hangup hank hanker haphazard hapless happen happen across/on/upon happen by i. -e tutulmak. yün/ipek çilesi. 2. ellemek. asmak. şans. asılmak. (ba ş döküm. yap rmak. kulp. korkak. f. bahtsız. 2. -e tesadüf etmek./Bir dakika.o. merdiven parmaklığı. z. i. ılgan/sinirli son derece dikkatli davranmak. büyük. güçlük. 1. tehlikede olmak. cellat. ipe çekme. sinsi adam. elişi. (çok k ır i. tutamaç. askı kancası. (to) (-e) s ıkı tutunmak. yak ışıklı. 1. şeytantırnağı. elle dokunma. engel. with kid gloves handlebar handling handmade hand-me-down handrail hands down Hands off! Hands up! handshake handsome handwork handwriting handy handyman hang hang hang hang around hang back hang fire hang in the balance hang in the balance hang on hang on s. dili birinin her dediğini can kulağıyla dinlemek. idam. . (hung) 1. asılı olmak. rastlantı. u ğramak. -i çok beğenmek. gelişigüzel. çile. (çoğ. eli işe yatkın. kullanışlı(hän´dimen) . şüphesiz. idam edilmek. salland ırmak.ers-on) beleşçi kimse. s. apaçık: He was hands down the best. idare etmek. içki sersemliği. (avukat) kendi ıhanesini açmak. as ılı. f. 1. asmak. talihsiz. yaz telefonu kapamak. i. i. ele almak. -e rastlamak. takmak. s. e ğmek. dili (tıp doktoru) özel muayenehanesini açmak. anlam. (bisiklette/motosiklette) gidon.men i. 1.y. i. kullan ılmış. 2. 2. i. hand. Onun en iyi oldu ğu apaçıktı. ask ı. asma. -e kafas ını takmak. elveri ğ. duru k. hangar. çoğ. alçak. i. 4. özlemini çekmek. asma. dokunmak. s. 1. sallanmak. geri kalmak. 2. 3. 2. gelmek. 2. (after/for) arzulamak. i. kaplamak. tereddüt etmek. geçmek. 1. f. i. katlanmak. i. 1. şanssız. el altında. kolaylıkla. i. 2. kullanmak. idam etmek. s. f. sarkma. 2. Bekle. i. elinden her iş gelen işçi. 3. el s ıkma. mendil. çekinmek. marifetli. asılış. tırabzan. olmak.. rasgele. yakın. be hung up on 1. -e bayılmak. 1. habis. as ılmak. el yazısı. usta. s. 4.

4. i. sıkıntı. çetin ceviz. bereket versin ki.. bak. kendi çı i. nalbur dükkân ı. kararlı. i. . yolundan şaşmaz. 2. harbor. dirençli. i. ünlem Dinle!/Dur!/Sus! (geçmişe. şey kalmam ışıtıbile . kalpsiz. 3. kuvvetlenmek. uzun ve tumturaklı konuşma. tirat söylemek. liman. rahats ız etmek. -e rastlamak. 1. zorluk. ba şına gelmek. bizar etmek. kuş beyinli. z. f. çok şükür. hemen hemen: Hardly anything was left. pek. bir şeye aldırmaz. acımasız. katı yürekli. bak. olmak.. sert. darlık. dayanıklı. kurt. sertleşmek. 1. şanssızlık. (çimento) donmak. s. 1. şen. s. taciz barınd ırmak.happen in happen to happen to meet happening happily happiness happy happy-go-lucky harangue harass harbor harbour hard hard hard cash hard currency hard disk hard drink hard hat hard labor hard labor hard luck hard row to hoe hard-boiled hard-core harden hardheaded hardhearted hard-line hardly hardly to have time to breathe hardness hard-nosed hard-on hardship hardware hardware store hardwood hardy hare harebrained harelip harem haricot haricot bean hark hark back to uğramak. katı. yabani tavşan. katılık. neşeli. katı. 1. neşeli. girmek. mesut. ımasızl ac ık. şiddetli. kask. madeni e şya. z. 1. büyük bir gayretle: They worked hard. taciz etmek. s. İng. tirat. önceki konuya) dönmek. zor iş. 2. acı. kuru fasulye. s. sert içki. (söz). sabit disk. etmek. kuvvetle: The wind´s blowing hard. ağır iş cezası. 6. miğfer. tılar. sert 5. s. 1. cinsel organları ve me hareketlerini 3. katıla şmak. 2. boyun eğmez. i. kafasız. 2. 3. ş sertle kuvvetlendirmek.. çok. s. ask. aral sığı nak. uzun ve tumturaklı bir şekilde şmak. pekişmek. ağır iş cezası. güçbela. k. misafir etmek. konu f.. iyi. i. vaka. -e tesadüf etmek. . 2. sertlik. Allahtan. f. uzlaşmaz. 3. i. f. f. s. 2. pekiştirmek. yerinde. Try hard! z. çetin. acımasız. 1. eski olaylardan) söz etmek. (geçmişten. mutluluk. sert. şiddetli. huk. delisi: girl-happy kız delisi. z beslemek. k. güç. harem. 1. inatçı. şiddetle. çok soğ ukış (mevsim/hava). I hardly knewçok her. rahat vermemek. katıyak laştıından rmak. güçlükle. i. kaygısız. kuvvetli. i. sert kereste. karını düşünen. 3. 2. zor. bar ınak. silah. bilg. kerestesi sert a ğaç. donanım. olay. s. hırdavat. Tan ışıkl ığımız Hemen hemennefes hiçbiralacak olmamak. (fiziksel olarak) kat ılık. 1. f. i. i. s. 1. 3. bilg. 2. güçlük. 1. makul dü şünen. i. katı (yumurta). katı. 2. 1. 2. lop. Çok çal Çok gayret nakit para. sert. s..gösteren. 1. dili kül yutmaz. dinlemek. sevinçle. 2. me şgul olmak. haricot. güçlük. Rüzgâr sağlam döviz/para. 2. tavşandudağı. 1. dili (birinin) zaman i. 2. i. çıkarcı. mutlulukla. sevi ştirmek. s. sertlik. mutlu. tedirgin ı ks ı sald ırılarla etmek. et! 2. 3. zorla. ağır. yarık dudak.

2. to (atı) (arabaya) koşmak. çabuk. çekme. ahenkli. (plan) yapmak. kesek k ırma makinesi. 3. kendini be ğenmişlik. hintkenevirinden çıkarılan esrar. uyum sa ğlamak. ambar a ğzı. zıpkınlamak. (doğal bir gücü dizginleyerek) (öküzleri) (sabana) i. ziyan. 1. şapka kalıbı. harmonize. armonika. 2. müz. k ızıl geyiğin erkeği. 2. s. 4. i. müz. müz.. f. 3. harp. 2. civciv ç ıkarmak. (rüzgâr/gemi) yön iştirmek. nefret etmek. 2. s. mak. 1. şmak. sonuç. nefret edilen. i. 3. (ayn ı şeyleri) tekrarlayıp durmak. 3. de şlamak/azarlamak. 4. arp. hasat zaman ı. altüst 3. den. hasat. 2. i. s. s. (kumpas) kurmak. zararlı. 3. ac ı.. kibirli. armonik.ko harp çalmak. den. kuşbaşı doğramak. 2. klavsen. Acele işe şeytan karışır. ambar kapağı. kesek kırmak. bak. i. 2. nefret dolu. arkada kap ısı olan küçük araba. 1. kötülük etmek. 1. dönmek. tapanlamak. m ızıka.. i. hasat. ğ dili birini ha . 3. i. f. kendini be ğenmiş. -in üzerinde çok durmak. s. i. 1. ta şımak. zarar vermek. aceleyle. i. 2. uyumlu. 1. hasten hastily hasty hat hat press hatch hatch hatchback hatchet hatchway hate hateful hatred haughtiness haughty haul haul s. i. haşin. dü şüncesiz. 2. küçük balta. kötülük. 2. nefret. k. kibirlilik. 2. ambar a ğzı. s. orospu. i. tapan çekmek. i. acele. 2. zıpkın. dü şmanlık. lombar ağzı. armoniye ait. semere. tırmık çekmek.. haşiş.. sert. f. 1.o. erkek geyik. f. 1. f. huysuz. uyumlu. ahenkli. f. ürün. 1. tartışma.. armoni. bir ağda çıkarılan balıklar. i.. 1. ters. 1. karmakarışık şey. i. den. acele etmek. biçmek. asma kilit köprüsü. i. güçlük. s. asap bozucu. üzücü. tapan. acele. bak. 2.harlot harm harmful harmless harmonic harmonica harmonious harmonise harmonize harmony harness harp harp on harpoon harpsichord harrow harrowing harsh hart harvest has hash hash over hasheesh hashish hasn`t hasp hassle haste Haste makes waste. şey. k. rekolte. f. 2. tez. uyum. telaşçı. s. 1. müz. have. has not. f. kaba. mahsul. fahişe. hasat etmek. argo haşiş. yumurtadan çıkmak. vira etmek. çekiş. 4. i. mağrur. f. i. bozmak. nefret. armonize etmek.. zarars ız. 2. acele ettirmek. ivedilik. f. çekmek. i. i. koşum takımı. 1. 2. z. hasar. 2. s. k ıs. 1. orak mevsimi. f. (ata) koşum takmak. f. bak. i. bozulmu dili tartışş i. i. i. i. f. şapka. f. 3. 1. aceleci. i. over the coals i. kuşbaşı doğranarak yeniden pişirilen et yemeği. oto. İng. kin. hashish. 1. 1. ahenk. zorluk. uymak. zarar. 1.

kalça. k. verece ğim geliyor. -e bakmak.o. 1. (öfkeden) deli olmak. dili birine fena halde tutulmak. k. k. -e niyeti olmak. -esi gelmek: I have a mind to go there this instant. dadanmak. bayram etmek. k.. i. babalar ı tutmak. 3. etmeye merakl We had a puncture. we. (hortlaklar/ruhlar) s ık sık uğramak. -in dilinden anlamak: She has a feeling for animals. Oraya hemen gidesim geliyor. have a feeling for have a field day have a finger in the pie have a fit have a fling have a fling at have a gander at have a go have a good grasp of have a good head on one´s shoulders have a good head on one´s shoulders have a good mind to have a good press have a green thumb have a hand in have a heart Have a heart! have a kip have a line on have a losing streak have a lot of brass have a lucky/winning streak have a mind to have a mind to have a narrow escape have a one-track mind have a penchant for have a puncture birini azarlamak/ha şlamak.o. . dili bir fikri kafas ına takmış olmak. İnsaf be! İng. f. gurur. dili bitkileri iyi yetiştirebilen biri olmak. k. 2. çok ç ın2. çok önde olmak. dili uyumak. s. (at) denemek: Have a go! Bir dene! -i iyi kavramak. bir konuyu tutturmak: You´ve got a one-track mind. -e iyice vâk ıf olmak. hakk ında bilgi almak/bilgisi olmak. dili biriyle payla şacak kozu olmak. Lasti ğimiz patladı. 2. ak ıldan çıkmayan. Hemen terbiyesini bak. he. kurtlar (bir şey yapmayı) denemek.. tekin olmayan. zor unutulan. 2. ile payla şılacak kozu olmak. -esi gelmek: I´ve a good mind to tell him off right now. have a bowel movement/have a BM have a change of heart have a chip on one´s shoulder have a chip on one´s shoulder have a crush on s. deli olmak. dili . dili çok e ğlenmek. k.o. usandırmak. -e eğilimi/meyli olmak: He has a penchant for fixing things. sağrı. aklı başında biri olmak. hav. getgidip a good press. -eceği gelmek. akıldan ıkmamak. bitkilerden iyi anlayan biri olmak. (had.haul s. with -i makaraya almak. büyük aptes bozmak. sürekli yanında bulunmak. ço ğ. Eşyaları tamir ı. insaflı davranmak. sağduyu sahibi olmak. geçmiş zaman had 1.ing) kurald ışı çekimleri: şimdiki zaman I. 1. dili (birinin) şansı rast gitmemek. sahip olmak. 1. over the coals haunch haunt haunted haunting hauteur have have a ball have a bearing on have a bee in one´s bonnet have a big lead have a blast have a bone to pick with have a bone to pick with s. sık perili. ç s. but. popo. i. 5. kıç. ı dökmek. -si olmak. f. she it has. ile ilgisi olmak. dili çok e ğlenmek. -i sarakaya almak. they have. argo çok yüzsüz olmak. halledilecek davası olmak. k. kibir. neredeyse zil tak ıp oynamak. dili (birinin) şansı rast gitmek. zıvanadan ıkmak. -eceği gelmek. k. you. küplere binmek. sık gitmek. çok alıngan olmak. almak.. Hayvanlar ın dilinden anlar. 4. k. 1. k. ucuz kurtulmak. -i etkilemek. mest olmak. i. 2. Akl ın fikrin hep onda. fikir veya davran ışlarını değiştirmek. 3. k. dili her zaman kavgaya haz ır olmak. çorbada tuzu bulunmak. (bir işte) parmağı olmak.

k. olmak. 1. deli olmak. kaza geçirmek. artık yetmek: He´s been cheating me . Artık bıktım. (birinin) midesi a ğrımak. dili biriyle kolaylıkla arkadaş olabilmek/iletişim kurabilmek. dili tatl k. dili bir tahtas ı eksik olmak. Çabuk öfkelenir. k. bo ğazı yanmak. (bir yerde) torpili olmak. -i çok sevmek. dili bir tahtas ı eksik olmak. biriyle konu şmak. k.o. kürtaj olmak. müşfik olmak. Şimdi zor bir biriyle atışmak. 2. k. dili (bir şey yapmayı) arzu etmek. bir şeyi belirli bir süre içinde alma/reddetme hakk ı olmak. bak. trafik kazas -i arzu etmek. -den nefret etmek. para hırsı olmak. aklı başında olmak. -e yetene ği olmak. İng. midesi sağlam dayanıklı olmak. dili çok e ğlenmek.. argo 1. elinde kozu olmak. aklından zoru olmak. k. dili bir şeyden anlamak. have a screw loose have a screw loose have a share in have a shit have a short memory have a soft heart have a soft spot for have a soft spot for have a sore throat have a sore throat have a stiff neck have a stomachache have a strong stomach have a sweet tooth have a temper have a thing about have a tickle in one´s throat have a voice in have a way with s. dili (birine) zaaf ı olmak.have a rough time Have a round of drinks on me. have a whale of a time have a whale of a time have a whip-round have a word with s. k. kazaya u ğramak. 2. have a run-in with s. (bir şeyi) iyi kötü kullanabilecek kadar bilmek: They have a working knowledge of Russian. b ıkmak: I´ve had it. çocuk ald ırmak. (kendisiyle evli olmayan biriyle) bir a şk ilişkisinde bulunmak. bitirmek. Bir Rusla iyi kötü anla şabilecek kadar Rusça ı geçirmek. 2. zor bir hayat benden geçirmek: They´re having Herkese birer bardak içki. ıkorkunç görüntülere kar şısevmek. k. k. dili görmü ş geçirmiş olmak. tatlı yiyecekleri k.o. anjin olmak. have a way with s. başkasına göre avantajlı bir durumda olmak. dili çok e ğlenmek. (birinin) bo ğazı gıcıklanmak. sevmek. kafadan kontak olmak. dili yumu şak kalpli olmak. para toplamak. -de gözü olmak. have a working knowledge of have a wreck have a yearning to/for have a yen to have an abortion have an accident have an ace up one´s sleeve/have an ace in the hole have an advantage over s. have a green thumb. have an affair with have an aptitude for have an in have an itching palm have an option on s. boynu tutulmak. sıçmak. zor/sıkıntılı bir dönemden geçmek. çabuk unutmak. k. -de söz sahibi olmak.o. boğazı ağrımak/yanmak.o. -i hiç sevmemek. kocamdan boşanacağım. dili 1.t. -de sözü geçmek. haf ızası zayıf olmak. (birinin) midesi kolaylıkla bulanmamak/bozulmamak. dili çabuk öfkelenen biri olmak: He´s got a temper. -de payı olmak. gıcık duymak. k. k. gerçekçi ve pratik bir şekilde düşünmek. dili (birine/bir şeye) (birinin) zaafı olmak. a rough time right now. k. I am going to divorce my husband.t. işi tamamlamak. anjin olmak. have bats in the belfry have been around have both one´s feet on the ground have designs on have done with have green fingers have had it zor/sıkıntılı bir dönem geçirmek.

2. -e göz koymak. 1. he´s only got himself to şar ılı olamad ıysa suçlu olan sadece kendisi! thank for it! Ba şaka etmek. Nasıl istersen öyle yap! argo içini kurt kemirmek.o. 2. elleri bo ş olmak. 1. dili. (right/the right way) akl ı başında biri olmak. başka bir işi olmak. bir davayı kavga ederek/tartışarak sonuçlandırmak. Sevda.have half a mind to have half a mind to have hard feelings about have in mind have it coming have it in for have it in for have it in one have it made have it out Have it your own way. sokmaya hiç hakkın yok. (birinin) (biri/bir -den nefret vakti etmek/tiksinmek. Bunun seninle hiçbir ilgisi yok. elinde ne yapt (bir şeyin) suçlusu olmak: If he didn´t succeed.. dili (birinin) önünde zor bir i ş olmak. -e başvurmak. onu vuraca ş olmak. Bir yandan ğım geliyor. k./Nas ıl isterseniz öyle olsun. k. -e izin vermemek. Bunun için (birım´ ona borçluyuz. (birinin)ş-e 1. argo işi iş olmak.s. dili -e gücenmi hatırında tutmak. 2. tercih hakk ına sahip olmak. have no stomach for have no thought of have no time for have no use for have no use for have none of have nothing to do with have nothing to do with have nothing to show for it have o. dili kafadan kontak olmak. bir ayağı çukurda olmak. k. to thank for have on have one foot in the grave have one´s back to the wall have one´s eyes on have one´s fill of have one´s guard down have one´s guard up have one´s hands free have one´s hands full have one´s hands full have one´s head screwed on have one´s wits about one have one´s wits about one have one´s work cut out for one have other fish to fry have preference have recourse to have resort to have rocks in one´s head have s. harcayacak olmamak. tetikte olmak. ş ey) için vakti olmamak. (birinin) bir şey yapmaya hakkı olmamak: You have no business burnunuolmamak. on a string have s. dili çaresiz kalmak. dokuz do ğurmak. boş olmak. 1. k. k. -e ihtiyac ı olmamak.o. Siz bilirsiniz. under one´s thumb. dili -den b ıkmak. interfering in bir my ş affairs. -esi gelmek.. geçmemi ti. aklında olmak. dili -den hiç ho şlanmamak. çok meşgul olmak. işleri tıkırında olmak. bak. to thank for have s. Have it your way! have kittens have many irons in the fire have no business doing s. -i kabul etmemek. k. bir taraftan -ece ği/-esi gelmek: I´ve half a mind to shoot him. fazla me şgul olmak. tetikte olmamak. k. meşgul olmamak. doğru dürüst düşünebilmek. kafas ı yerinde olmak. dili -e kin beslemek. -e hiç niyeti olmamak: He´d had no thought of hiç aklından2. ısmarlamak. . -i hak etmek. dili (belirli . 2. 2. (birine) kin beslemek. 1. get s. k.o.t. -den illallah demek. -e başvurmak. -den hoşlanmamak. k. işi başından aşkın olmak. i şlerime ey için)Benim (birinde) hiç istek/arzu k. ığını gösterecek hiçbir şey olmamak. 1. under one´s thumb -eceği gelmek. ile hiçbir ilişkisi olmamak. giyinmek. becoming a teacher. dili k ırk tarakta bezi olmak. Ö ğretmen olmak -i hiç sevmemek. k.o. -i gereksememek. ı parma ğında borçlu oynatıyor. Kâz şey için) (birine) olmak: We´ve her to thank for this. bak. gözü -in üzerinde olmak. ile hiçbir ilgisi olmamak: This has nothing to do with you. yeteneği olmak. hiç aklından geçmemek. dili birini parma ğında oynatmak: Sevda has Kâzım on a string.

/s. i. dili ortalığı toz pembe görmek. ile ilgisi olmak. as Plato has it Eflatun´un deyi şiyle. 1. bir şeyi çok iyi bilmek. 2.t. k. gözleri mor halkalarla çevrili olmak./s. i. have s. 1. k. k. sonunda ba şarmak. serbestçe kullanabilmek. biri/bir şey aklında olmak. had better -se iyi olur: I had better go. banyo yapmak. Gitsem iyi olur. (istem dışı) düşük yapmak. biriyle bir şeyi paylaşmak: I have nothing in common with him. at one´s fingertips have s. S ınıfının birincisi olmak için gerekli niteliklere ışmak. have second thoughts have sex have shadows around one´s eyes have some say in have stars in one´s eyes have sympathy for have the best of it have the blues have the courage of one´s convictions have the face to do s. dili ishal olmak. 1. galip gelmek. biri/bir şey kafasını meşgul etmek. 1. birine isteri krizi geçirtmek. tahribat. in mind have s. 1. inandığı şeyi yapma/söyleme cesaretini göstermek. have not. ishal olmak. (bir yere) rahatça girip ç ıkabilmek. hakk -meli.t. k. (bir şeyden) dolayı vicdanı rahatsız olmak/sızlamak. 1. (birinin) halini anlamak. have s. k. 2. çok güzel bir vakit geçirmek. mecliste söz söyleme hakk ı olmak. üstün olmak. eğlenceli vakit geçirmek. yarış alanının en iç kısmına yakın olmak. kavga etmek. daha elverişli durumda olmak. zarar ziyan. s ığınak. Onunla şeyim yok. (bir yerde) (birinin) mülkiyet ı olmak. çoğ.t. (bir tartışmanın/ağız kavgasının sonunda) son söz birinin olmak: He always has the last word. içi gitmek. seks yapmak. in (bir şey olma) potansiyeli olmak: He2. kestirmek. in common with s. dili çok e ğlenmek. i.have s. dili şekerleme yapmak. bir şey yapmaya yüzü olmak/cüret etmek. in hysterics have/suffer a miscarriage have/take a bath have/take a crap have/take a spill have/take a zizz haven haven`t haves havoc birini/bir şeyi düşünmek. ishal olmak. k ısa bir uyku çekmek. on one´s mind have s. aklı birine/bir şeye takılmak.. dili efkârlı olmak.o. (about) (daha önce verilen bir karar hakk ında) tereddüt etmeye başlamak.o. k. çocuk düşürmek. dili gereken niteliklere sahip olmak: She´s got what it takes to be number one in at her class. ihtiyat olarak saklamak. -de söz sahibi olmak. Son söz hep onun. Onda iyi bir avukat olma potansiyeli (bir yeri)var. dili birini çok güldürmek. k. dili (belirli bir şeyi) yapacak kadar küstah olmak.t. liman. içi sürmek/gitmek: He´s got the runs. 2. has the konuda) makings nihai of a good -de (belirli bir lawyer. elinde suçlay k. (bir mülkün) tapusunun sahibi olmak. 2. sevişmek. dili içi sürmek. k. bir şey elinin altında bulunmak. on s. vicdani nedenle bir şeyi yapmaktan çekinmek.o.t. yıkanmak. argo s ıçmak. Gitmeliyim. birini gülmekten öldürmek.o. on the brain have scruples about doing s. dibi tutmamak. have the floor have the gall to have the inside track have the last laugh have the last word have the makings of have the run of have the runs have the shits have the squirts have the time of one´s life have the time of one´s life have the trots have title to have to have to do with have what it takes have words have/feel qualms about have/hold/keep in reserve have/put s. (görü şü/fikri) anlayıp paylaşmak/desteklemek. k ıs. atın sırtından düşmek. hasar. k. dili bir şeyi kafasına takmak. k. -malı: I have to go.t. 1. dili ishal olmak.t. 2. 2.o.t. İshal olmuş. çok sevinçli olmak. ortak hiçbir ıcı delil bulunmak. .

1. He is past hope. f. 1. He suffered a violent death. kafadan atmak. alıç. riziko. He takes his whisky on the rocks. Ölümü korkunçtu. Kendinde de ğil. Boş bulunup ağzından kaçırdı. erkek: he-goat teke. 1. alıç.. ince duman. He numbers eighty years.. i. He didn´t let any grass grow under his feet. Seksen ya şında. 2. rizikolu. He had better not./Kötü şöhreti var./Aklı başında biri. Ona vız gelir. i./Umurunda değil. s. 2. say. i. işportacı. 2. He tilted back in his chair. i. kuru ot. Bilmiyor ki . He walks home to save carfare. Ümitsiz durumda. sisli. doğan. 2. s.. otu biçip kurutmak. otluk. a thousand dollars. Diyelim ki bin dolar ı vardı. işportacılık yapmak. belirsiz. samanlık. Elinden geleni yapt ı.. i. f. fındık ağacı. tınaz../İplemez. Onun kafas ı çalışıyor. 1. i. He treated me to a beer. He has a good head on his shoulders. Hiç vakit kaybetmedi. saman nezlesi. Ezilmekten zor kurtuldu. He is not himself. ela (göz). atmaca. He has a bad name. He doesn´t give a damn. He just missed being run over. Belasını arıyor. Yol paras ından tasarruf etmek için eve yürüyerek gider. He is welcome to come and go at his pleasure. şansa bırakmak. şans. Yaşı yetmişi geçti. kestane rengi. Artık buraya gelmiyor. Bana bir bira ısmarladı. fındık.. Ödediğin para karşılığında sana iyi mal verir. (kurutmak için) ot biçmek. tehlikeli. tınaz. He was the life of the party./Yetmiş yaşına bastı. Adı kötüye çıkmış. k. 2. çaylak. i. He is riding for a fall. kuru ot yığını. s. İstediği zaman gelip gidebilir. kuru ot konulan parmakl ıklı raf/tekne. Kayk ılarak sandalyesini arkaya doğru yatırdı. i. kuru ot yığını. tahmin etmek. s. tehlikeye atmak. He has turned seventy. Beni iyice inceledi. otluk. eril o. He looked me through and through. 1. . He had. puslu. otluk. He gives you good value for your money. O işi yapmayacak kadar aklı olmalıydı. He no longer comes here. Yapmazsa daha iyi eder. 3. i. dumanlı. He said it in an unguarded moment. anlaşılmaz./Beni süzdü. zam. f. saman. He little knows . pus.. He should have known better than to do it. bulanık. -e cesaret etmek. dili Viskiyi buzlu içer. Toplantıyı canlandıran o idi. i.haw hawk hawk hawker hawthorn hay hay fever hay rack hayloft hayrick haystack haywire hazard hazard a guess hazardous haze hazel hazelnut hazy he He can´t see the woods for the trees. Ayrıntılara takılıp kaldığı için durumu bir bütün olarak göremiyor. s. He did what little he could. şahin. hafif sis. i. i. otluk. tehlike.

başba taraf. bant. 1. i. çal i.f. 2. Prensip sahibi bir adam. özel okul müdürü. he had. 2. dik başlı. z. Aklı fikri sekste. i. şef. he has. i. ön baş: Go şto the matematik bölümü ba olan. pervas ızca. far.. He/She can stew in his/her own juice! he`d he`ll he`s He´s a good speller. bir şeyin yolunu kesmek. dili Ne hali varsa görsün! k ıs. baş ağrısı. bir şeyin ilerlemesini engellemek. i. inatç ı. i. başlık. başı önde. kafa. 2. Onun sonu iyi olmaz. merkezde ışanlar. kelle.. I had him there. karargâh.o. başlık. apar topar. 1. koltuk ba şlığı. he is. burun. 2. kafa kafaya. manşet. He´s always thinking about sex. k. 2. coğr. -in birincisi olmak: argo tepetaklak perende atma.He will amount to something. i. karyolan ın başucundaki tahta. Ondan ba şkası yok mu bu dünyada? i. spor avantaj. balıklama. He will come to no good. z. 2. 3. O noktada onu mat ettim. off head start head up head wind headache headband headboard headdress header headfirst headgear heading headland headlight headline headlong headmaster headmistress head-on headphone headquarters headrest Heads or tails? headstrong headwaiter Başarılı bir adam olacak. pruva rüzgâr ı. oto. dert. this outfit? Buran ın başkanı kim? 2. He´s a man of few words. sırılsıklam âşık. i. baş belası. I had rather go. balıklama (dalma). Gitmeyi tercih ederdim. k ıs...t. baş. 2. Az konu şan biri o. He´s a man of principle. i. Onun imlas ı iyi. birinin yolunu kesmek. i. head. bir şeyi engellemek. baş. 1. saç band ı. baş. 3.. birini kösteklemek. k. bildiğini okuyan.. He´s puffed up with pride. 2. . He will have it that . tura mı? s. nı yapmak/ba kan ı s. i. bak. He will not take nay. (bir şeyin) şkanl ığıtaraf. başta olmak: Who şef. s. off head s. 1. 1. k ıs. burun buruna (çarpışma). başkan: the head of the math department kan ı. merkez büro. z. 4. dili ba şkanlık etmek. 1. i. i. şef garson. “Yok” sözünden anlamaz. telefon/radyo kulaklığı. başlık. He´s an object of scorn. he would. he will. i. ba şş a ait. kumanda merkezi. başheads kan. He´s/She´s not the only fish in the sea! head head head honcho head over heels head over heels head over heels in love head s. Kibrinden geçilmiyor. birinin ilerlemesini engellemek. i. 1. -i iddia ediyor. ba ş yer. i. baştan (çarpma). 1. sakınmadan. Yazı mı. (yazıda) başlık. 1. özel okul müdiresi. sayfa ba şlığı. Herkes onu hor görüyor.

i. f. ifadesini almak. kızışma. 2. s ıcaklık. kalp hastalığı. yurt. çoğ. kalp atışı. dili kalabalık. isilik. doğal besin. 3. içten.b. 1. 1. itmek. tıb. f. sağlık sigortası. sonuna kadar dinlemek. silah sesi işitmek. yol alma. s. 5. kuvvetli. çoğ. . kalp. k. sağlık belgesi. 2. i. 2. s. cenaze arabas ı. sağlığa yararlı. (marul. sağlıklı. 6. dili çok miktar. s. sa ğlam. kalpsiz. hiddet. kalp krizi. 7. sert. enerji. i. sağlık. sağlığa yararlı. i. i. samimi. s. 2. Hear! Hear! İng. 1. candan. candan. i. i. büyük acı veren kimse/şey. yığın. öz. üfürükçü. aile ocağı. kuvvetli. yürekten. i. 2. 1. duruşma. 5. ışı. işitim. ısı. yürek parçalayıcı. acı. 3. k. mide ekşimesinden dolayı yemek borusunda veya midede duyulan yanma hissi. (hediye/hakaret) ya ğdırmak. 4. iyileşmek. yürekler acısı. yığmak. tav. enginar v. yürekten. sağlıklı. çok acıklı.. cesaret. kalp nakli. 2. katkısız. aç ık. 1. sağlığa yararlı. keder. hear. 1. 2. insanları iyileştirdiğini öne süren kişi. kalp yetmezliği. küme. 1. can. 8. f. kuvvet.. sağlık sigortası.headwaters headway heady heal healer health health certificate health food health insurance health insurance health officer healthful healthy heap hear hear a shot hear of/about hear out heard hearing hearing aid hearsay hearsay evidence hearse heart heart attack heart disease heart failure heart transplant heartache heartbeat heartbreak heartbreaking heartburn hearten heartfelt hearth heartless heart-rending heartstrings heart-to-heart hearty heat heat heat conduction heat rash heat rash i. s. büyük ac ı/keder. isilik. huk. 1. i. i. kalp ağrısı. celse. dedikodu. yürek. s. üzüntü. söylenti. 4. kasap. 1. merkez. kafa tutan. iş mektup almak. 3. 4. 2. ısı iletimi. 3. iyileştirmek.. 2. f. huk. s. 2. (heard) 1. s. f. merhametsiz. cesaretlendirmek. 1. büyük ac ı veren. ocak. 2. işitme cihazı. öfke. inatçı. ırmağı besleyen kaynaklar. sağlam. eleme koşusu/yar ısınmak. 2. sorguya çekmek. yürek.. i. duymak. sağlıklı. oturum. kulak vermek. işitme. kümelemek. yüreklendirmek. gönül. yürek vuruşu.´nde) göbek. dinlemek. şömine. i. i. kösnü. -i duymak. sağlık memuru. can damar ı. bak. i. f. ac ımasız. i. spor eleme. haber almak. ısıtmak. başkalarından işitilerek öne sürülen delil. kulaklık. 1. ilerleme. içten. çarp ıcı (esans/içki). orta. s. -den haberi olmak.

heat stroke heat wave heat wave heated heater heath heathen heather heating heating coil heave heave heave a sigh Heave ho! heave to heaven heavenly heavenly body heavily heaviness heavy heavy guns heavy industry heavy industry heavy metals heavy water heavy-duty heavy-handed heavy-hearted heavyweight Hebrew heck heckle hectare hectic hedge hedgehog hedgerow heed heedless heehaw heel heel hefty heifer height heighten sıcak çarpması. 1. Tanrısal. i. i. 2. s. kuvvetli (yağmur/rüzgâr/fırtına). elek. hektar. s. hararetli (tartışma). s. s. ilahi. ocak. öfkeli. dili 1. ağırlık. eli ağır. boy. fundalık. ı ile çevirmek. rüzgârı başa alıp gemiyi durdurmak. şiddetli. 5. ünlem. beceriksiz. 1. f. dikkatsiz. ah çekmek. 6. s. 4. üzgün. yeğinlik. 3. fı4. f. doruk. 2. 1. dikkat etmek. şiddetle. i. k ızışmış. i. sakar. 2. kâfir. 2. f. çoğaltmak. rlatma. ısıtma. faça edip durmak. 2. gökcismi. 3. 2. i. ekilmiş çalılardan/ağaçlardan oluşan çit. süpürgeotuna benzer bir çal ı. ağırsıklet. çalı çit. sık ağaçlardan/çalılardan oluşan çit. büyük bir güçle atmak/f ırlatmak. 2. kald içini çekmek. (borsada) çok miktarda (alım tabakas ağır silahlar. 1.. gö ğe ilişkin. anırma. 1. 1. şiddet. ağır su. f. s. s. 1. hea. 3. s. kâfirlere özgü. artmak. . gökle ilgili. çekmek. 2. yukar ırma. yükselmek. (--d/hove) 1. s. kefere. i. dayanıklı. 3. 1. 2. Yisa!/Vira salpa! 1. f. etrafına çalı dikmek. ısıtıcı. 1. ağır. küffar. 2. ökçe. 2. z. s. yükselti. soba. kuvvetli. göksel. ağır metaller. kabartmak. süpürge çalısı. sarmak. ı kald ırmak. 1. en yüksek nokta. i. kâfir. sıcak dalgası. i. do ğurmamış genç inek. kirpi. eşek anırması. ağır bir şekilde. çoğalmak. 1. f. 2. 4. topuk. fırın. cennet gibi. 1. kaldırmak. İbrani. pervas ız. soru yağmuruna tutmak. ağır sanayi. kalın (kar ı). kâfirler. ökçe takmak. (konuşmacının) sözünü kesmek. 1. ağır iş için elverişli. s. yükseltmek. i.. kaçamak cevap çal i. 2. argo Kahrolas ı.then/--s) 1. i. i. 2. yükseltmek. ağır sanayi. k. 3. (çoğ. İbranice. i. (deniz) kabarmak. 2. kim. funda. önemsemek. argo alçak herif. sıkıştırmak. i. yükseklik.. art ırmak. telaşlı. 4. den. oldukça a ğır. i. düve. i. i. i. i. sıcak dalgası. 5. rezistans. iriyarı. önemseme. kuşatmak. 2. s. 3. dikkat. kederli. kızışık. 2. çevirmek. bol. heyecanlı. cennet. çok miktarda (oy kullanımı). 3. dinlemek. çok güzel. ısıtıcı. süpürgeotu. s.

s. kask. tıb. z. i. bot. f. ajur. i. 3. i. 1. i. yardımsever. antika. yararlı.. hemofili. hepatit. z. to help out help s. 1.. ağıotu. etmek. yard birine yard ım etmek: Can you help her out with her French? ızcas ına yardım edebilir misin? Frans ıyor. bundan böyle. elbise veya paltonun etek kenar ı. çevirmek. Eleman aran ünlem İmdat! i. katkıda bulunma..s. s. hemoglobin. karaciğer iltihabı. cehennem.. 2. kanama. i. terz. çoğ. emoroit. tıb. tiksindirici. tıb. dümen. kuşaktan kuşağa geçen değerli şey. korkunç. 1. kuşatmak. çırak. helpful. z. i. i. i. i. basur. kullanışlı. 1. ünlem Kahrolsun! i. bundan sonra. savunmas ızlık. out Help wanted. i.. i. ıl yardıservis m edeyim bilemiyorum. âciz. dolayısıyla. 1. kendir.. helikopter. kötü. gelişigüzel. Kekten bir dilim ald ı. Alo. 1. i. i. 2. s. k ılıbık. etek. faydalı. baskı. savunmas ız. dümenci. âcizlik. i. i.o. henceforth. faydas ı olmak. s ıçandişi. iğrenç. (--med. den. i.men (helmz´mîn) i. f. çöpleme.heinous heir heiress heirloom held helicopter heliotrope helium hell hellebore hellish hello helm helmet helmsman help help o. 1. i. i. tıb. hemofil. dümen yekesi. 2. kümes. 2. elbise kenar ı. bot. yardımcı: You´re not being ımcı olmuyorsun.. berbat. i. . çirkin. porsiyon. helms. i. yarıküre. vır vır etmek. ahçı. tela şla. yard ım etmek. başının etini yemek. s. --ming) kıvırıp kenarını bastırmak. z.. (belirli bir zaman) sonra. 2. mirasç ı. Yard ım etme.. yard s. dişi kuş. 2. dır dır etmek. muavin. i. Help! helper helpful helping helpless helplessness helter-skelter hem hem in/about hemisphere hemline hemlock hemoglobin hemophilia hemophiliac hemorrhage hemorrhoid hemp hemstitch hen hence henceforth henceforward hencoop henpeck henpecked hepatitis s. içine almak. tavuk. aciz. bak. Merhaba. i. bundan dolayı. helyum. ımda of bulunmak. yardımcı. 2. bu nedenle. f. i. miğfer. apar topar. kalıtçı.. baldıran. s. vâris. buradan. karmakarışık. 2. katkıda bulunmak: I don´t see how I can help you. tolga. kadın mirasçı. kötü. i. bambulotu. kenevir. Sana nas (kendi kendine yaparak) (yiyeceklerden) almak: Hefayda helped himself to a piece the cake.. ünlem 1. bak. alelacele. f. i. etek boyu. hold.

çoban. sürü. irsi. (çoğ. bununla.men (hırdz´mîn) i. tereddütlü. miras yoluyla geçen. i. buras ı. i.. kahraman. 2. baş karakter. i. 2. z. f. kahraman. onun: He loves her. ona. çavşır. buraya. at her. bitkisel. i. 3. i. i. ondan. edeb. gütmek. 1. haber vermek. i. ikircimli. kahraman. Ha. felsefi/siyasi doktrinlere kar şı ş doktrinlere kar şı olan kimse. bu vesile ile. 1. That damn goat of kendi. s. 2. s. dişil kendisi. hertz/--es) fiz. eroin. irsiyet. buralarda. burada. herbisit. İşte başlıyorum. kahramanlık. z. müjdeci. boyutlar s. 2. 2. bunun üzerine. s. z. i. hertz. s. çekinmek. İşte! z. It pleased her.. hereabouts hereafter hereby hereditary heredity herein heresy heretic heretical heretofore hereupon herewith heritage hermit hernia hero heroic heroical heroin heroine heroism heron herring hers herself hertz hesitant hesitantly hesitate zam. gerçek ından çok büyük (heykel/resim). şimdiye kadar. bundan sonra. dince kabul olunmu ş inançlara aykırı düşünce. orada burada. i. eating my roses. muazzam. duraksayarak.. şifalı bitki. kabul olunmu s. protokol görevlisi. hayvan sürüsü. Başlıyoruz!/Haydi bakalım! 1. dişil onunki. Ona bakt ı. hers isbizzat. i. bak. z. ringa. i. 2. i. kavlıç. i. i. bunun içinde. san. O onun. ot. f. f. karars ız. 1. herds. . Ondan nefret ettiler. haberci. 1. i. 1. Onunkini al. i. kalıtımsal. duraksamak. Onu seviyor. bundan önce. edeb. kalıt. soyaçekim. münzevi. --es) 1. z. 1. They ı kendisini rahats ız etti. Onun o kör olas ı keçisi zam. ilişikte. ilan etmek. z. (çoğ. tereddütle. z. fıtık. 1. yiğit. 2. balıkçıl. otçul hayvan. avam. 2. 1. ayaktak ımı. dalalet. tereddüt etmek. 2. Herkül. That´s hers.her Her conscience pricked her. i. te şrifatçı. otlardan yap ılan. 3. yaln ız başına yaşayan kimse. kahramanlarla ilgili. Vicdan i. onun: Take hers. al.. otçul. duruksun. miras. z. kalıtım. yemeklere tat vermek için kullan ılan bitki. geldin mi? 3. kahramanca. güz. He looked hated her. sürü halinde gitmek. şurada burada. herald herb herbal herbicide herbivore herbivorous Hercules Hercules´ allheal herd herd instinct herdsman here here and there Here goes! Here goes! Here you are. kadın kahraman. zool. otlara ait. sürü içgüdüsü. s. 2. i. Buyur. çoğ. kabul olunmu ş doktrinlere karşı olan. cesur. zam. kal ıtsal. topluluktan kaçan. bunda. dişil onu. yabanc ı ot öldürücü. ikircikli. ileride.. çavşırotu. hâkim olan gelen düş ünce. heroic.

. s. hıçkırmak. hiyeroglif. 2. eski kafalı. Hey! i. 8.a. yüce. 2. i. s. yüksek atlama. 2. hiyerarşi. zengin fakir. s. yüksek yo ğunluk.. ikircim. post. müz. dili ta şralı.tus) aralık. f. in hiding sakl ı. heteroseksüel. duraksama. f. tamasalak. bot. Merhaba! 2. karya. i. i. bak. en parlak dönem. geom. zahmetle meydana getirmek. hıçkırık. iğrenç. yontmak. Haydi! 3. çingülü. k ış uykusuna yatmak. His/Her Highness. i. korkunç. balta ile kesmek. 2. karşı cinse ilgi duyan. coğr. k ıs. f. high fidelity. s. bak. fasıla.. i. . hayvan derisi.. (--ed. 1. altıgen. hew.. kokmuş (et). 1. hide 2. bak. cümbüş. kutuplara yak ın yerler. i. hewn) 1. hiccup. lüks (ya şant 1. k ış uykusu. yarmak. Hey!/Baksana! 2. kapal ı. gizlenmek. ünlem 1. boş yer. i. kendini be ğenmiş. saklanmak. 2. saklamak. kesmek. sesi çok do ğal bir şekilde verme. i. her yerde. hideaway. i. 1. ikircik. en h ızlı vites. saklambaç. oto. hide 2. gizlemek. i. tiz. ara. s. 1. i. (çoğ. hödük. kutuplara yakın. heterojen. bak. yüksek. f. ünlem 1. yatak. k. s.. perdeden. dar görü şlü. hid.. bak. A! i. 2. gizli. 3. hiyerarşik. açıklık. şamata. i. s. i. altın çağ. yüksek ı). His Holiness. İng.. 3. yontarak şekil vermek. i. 7. herkes. deri. bilg. zula. 1. hanzo. f. f. (polisten) saklanmak. 2. 5. bak.. i. f. kibirli.. (polisten) saklanacak yer. s. 4.den) saklamak. f. gizlenecek yer. tereddüt. yüksek frekans. 6. saklanacak yer.. (ağacı) kesip devirmek. sesi çok doğal bir şekilde veren (radyo/pikap/hoparlör). çok çirkin. saklanmak. kıro.hesitation heterogeneous heterophyte heterosexual hew hew down hew out hewn hexagon hey heyday HH hi hiatus hibernate hibernation hibiscus hiccough hiccup hick hickory hid hidden hide hide hide away hide out hide-and-seek hideaway hidebound hideous hide-out hiding-place hierarchical hierarchy hieroglyph hi-fi high high and low high density high fidelity high frequency high gear high jinks high jump high jump high latitudes i. i. --es/hi. (hid. yüksek atlama.

´ni) soymak. i. 2. 2. önemli bölüm. 2. bayır. i. denizin kabarması. birinci s ınıf. i. ilgi çekici olay. s. art yapan i. k. en önemli/heyecanlı nokta. s. i. s. bilg.. yüce gönüllü. 1. azami kabarma. 2. haydut. i. 1. derece. pek çok. çoğ. f. dili kaliteli. s. yamaç. yücelik. hızlı tren. (kamyon. yüksek kabartma. çoğ. i. 1. s. çok tiz. 1. i. s. aç ık deniz. sinirleri gergin. çok. ekstra. 1. son -i vurgulamak. 1. ırmak. 1. s. f. yüksek yo ğunluklu. yüksekö ğrenim. dili ileri teknolojinin ürünleriyle donat ılmış/yapılmış. en ınçok ı çizmek.b. i.way. olumlu s. i. i. s. foto. tepe. s.b. i. k ılıç kabzası... met zaman ı. k. i. yüksek oktanlı benzin. tepelik. parlak nokta.. ş uzun ve kimse. met hareketi. üstün nitelikli. san. 1. ta şkın. (eteğini) toplamak. güz. i. kahkaha. high. yüksek bas ınç. (resimde) ışıklı bölüm.men (hay´weymîn) i. (yüksek) mama iskemlesi. 1. . 2. çetin yürüyüş. yüksek fiyat. i. s. 2. en üstün başarı düzeyi. (fiyatı) yükseltmek. 1.high living high octane gasoline high places high point high price high relief high school high school high seas high tech high tide high tide highbrow highchair high-class high-density higher higher education high-grade highlands highlight highly high-minded highness high-pitched high-pressure high-rise highroad high-speed high-speed train high-strung high-tech high-water high-water mark highway highwayman hijack hijacker hike hiker hilarious hilarity hill hillside hilltop hilly hilt lüks hayat. s. suyun azami kabarma noktas ı. gürültülü ve ne şeli. f. yüksek mertebeler. yükselme. büyük h ızla giden. lise. doruk. zorla yapılan (satış). doruk. enginler. k. 2. i. z. kabarma. 2. kabza. anayol. met. 2. i. 1. uzun yürüyü ş yapmak. yüksek (bina/apartman). daha yüksek. 2. (uçak/gemi) kaç ırmak. -ebir dikkati çekmek. (kamyon. zorlayıcı. 3. 2. 2. s. kaliteli. eşkıya. tren v.´ni durdurarak soyan) soyguncu.. -in alt şekilde. dağlık yer. entelektüel. uzun yürüyü s. i. tren v. yokuş. anayol. neşe. met hali. 1.. çok iyi. artış. uçak korsan ı. dili ileri teknoloji. lise. sinirli. 3.

-i ima etmek. iç bölge.a. ı (Ekümenik Patrik kullan ılır. s. şe. ıslıklamak.. karşı tarafta aynı yeri işgal eden kimse. s. His blood is up. s. i. i. tarihi. dili Baya ğı kızdı.. çıtlatmak. -i kiraya vermek. His eyes rested on it. kendi. 1. birini ıslıklayarak sahneden kovmak. --es (hîpıpat´ımısız)/hip. 2. onun: I don´t want his. 2. i. f. --most/--er. çoğ. e ba söz. dili Ne varsa dilindedir. s. menteşe takmak. eril onu. historian. i. anat. ima etmek. onun kuvvetli taraf ı. histoloji. His face was wreathed in smiles. s. 2. . i. Başı dönüyor. tarihi an. His Holiness his opposite number his strong point His/Your Highness hiss hiss s. -e ıdayanmak.po. önemli.. Hintçe. zam. tarihçi. s. 1. dokubilim. Hindu. Hinduizme özgü. k ıs. 2. Take his için outside. geride olan. 2. on/upon i. s. 2. en arkadaki. Papa Cenaplar ı. dini Hinduizm olan kimse. out hire out hirsute his His All Holiness His bark is worse than his bite. hinterlant. -i dokundurmak. engelleme. ücret. f. dişi geyik. kalça kemiği. 1. i. Hindu. historical. kira ile tutmak. zam.him himself hind hind hind legs hind quarter hinder hindermost Hindi hindmost hindrance Hindu hinge hint hint at hinterland hip hipbone hippie hippo hippopotamus hire hire o. saçlı sakallı. His heart is in the right place. kira. tıslama. 1. ıslık çalarak yuhalamak. off the stage hist histoid histology historian historic historic moment İyi niyetlidir. 1. k. 1. i. hippi. His face became purple. kalça. tıslamak. en gerideki. 1. Yüzünde büyük bir tebessüm vard ı.s. (--er. reze. Tüyleri ürperdi.. art. üstü kapal -i hissettirmek. i. i. i. dini Hinduizm olan. tüylü. Onunkini istemiyorum. eril kendisi. i. f. Patrik Cenaplar k. arka ayaklar. Ekselanslar ı. His head is spinning. eril onunki. tarihsel. dili suayg ırı. engel.o. ıslık. 2. hindmost..pot. dokusal. bizzat. Gözleri ona dikildi. i.. O köpek onun. ücretle çalışmak. i. -i üstü kapal ı söylemek. His hair stood on end. i. k.. Onunkini d ışarıya çıkar. s. en sondaki. zam.most) arkadaki. history. Öfkeden mosmor kesildi. mente ğ l ı olmak. dönüm noktas ı. but (et). bak. f. 2. ona. engellemek. f. k ıllı. dayanak noktası. ima. suaygırı. ücretle tutmak. s.mi (hîpıpat´ımay) i.). kiralamak. 1. That dog´s his.

boğuk seslilik. f. çarpıp kaçan (şoför). i. 1. tahmini do ğru olmak. tarihle ilgili. His/Her Majesty´s Service. s. ak. i. k. vurma. ip ile ba ğlamak. otostopçu. i. takmak. uyuşmak. dili en yüksek h ıza/dereceye ulaşmak. f. hedefi vurmak. isabet etmek. z. tarihi roman. i. rasgele bulmak. beri yandaki. i. söz. dili kiralık katil. k ır. ar ı kovanı. i. şimdiye kadar. 1. tepesi atmak. mec. 3. bak. volta. f. biriktirmek. i. kurdeşen. çarpmak. istiflemek. k. 1. 3. taşı gediğine koymak. 1. to (atı) -e koşmak. istif.vurmak. 2. 2. engel. i. 3. k ıs. dili (bir şeyi arayan biri) aradığını bulmak/kendisini çok umutlandıran bir şk. (birine) kahpelik 1. tam bilmek. istifçilik. yukarı çekmek. büyük bir başarı kazanmak. kovan. dili turnayı gözünden vurmak. argo şişeyi devirmek. 1. k. yerinde vuru ağı usulsüz 2. 2. 2. stok etmek. i. i. k ırağı. boğuk. 4. boğuk sesle. şimdiye dek. dili küplere binmek. istifçi. anlaşmak. argo 1. . z. ağarmış. bir ileri bir geri. tarihi. eydili bulmak. bağ. iki/bir seksen uzanmak. 2. 3. dili 1. umulmadık bir anda başarı kazanmak. tarih. adi -e bağlamak. k. darbe. 1. 2. 2. çekelemek. ineklemek. z. turnayı gözünden vurmak. tıb.. dili yatmak. 1. s. f. olarak başarı. horehound. tarihe göre. şuraya buraya. ürtiker. ancak en önemli noktalara de ğinmek. i. ba ğlantı parçası. --ting) 1. biriktirilmiş şey. boğuk sesli. iliştirmek. s. ancak en önemli şeyleri görmek. 2. 1. oraya buraya. topallamak. z. k. k. 2. 4. haksızlık etmek.historical historical novel historically history hit hit below the belt hit below the belt hit it off hit man hit one´s stride hit pay dirt hit the books hit the bottle hit the ceiling hit the deck hit the high spots hit the jackpot hit the jackpot hit the mark hit the nail on the head hit the roof hit the sack hit the sack/sack out hit the spot hit the trail hit upon hit-and-run hitch hitch on to hitch up hitchhike hitchhiker hither hither and thither/yon hitherto hive hives HMS hoard hoarder hoarding hoarfrost hoarhound hoarse hoarsely hoarseness hoary s. ş. bağlamak. vurmak. tam isabet kaydetmek. His/Her Majesty´s Ship. boğukluk. s. beriki.. etmek. biriktirip saklayan kimse. i. argo yatmak. otostop yapmak. k. aksama. k. k. isabet ettirmek. boks kemerden a ş2. dili (yiyecek/içecek) çok makbule geçmek. tarihsel. 1. dili yola koyulmak. buraya. kalleşlik etmek. isabet. 2. argo tepesi atmak. (hit. 2. yataktan kalkmak.

oyun. aylak. zaptetmek. -in taraftar ı olmamak. f. i. -e tutunmak. (held) 1. (bayrak) çekmek. 2. dili i. topallama. buka ğı. kimseyle görü ştürmemek. 1. sayg ı göstermek. ileri sürmek. karmakar ışık şey. 2. konu şmamak. buka ğı vurmak. 3. f. 2. yetmek. özel 1. k. dili tutmak. uzakta tutmak. back i. nutuk söylemek. içine almak: How wateriç will this ı. yukar ı kaldırmak. zaptetmek. 4. kösteklemek. başkalarıyla görüşmesine izin vermemek. yerini korumak. yakla ştırmamak. rehine koymak. dilini tutmak.o. f. devam etmek. (çoğ. baskı altında tutmak. hakir görmek. birini bir şey ile durmadan tehdit etmek. 1. 1. 2. i. aksama. geçerli olmak. 1. dü şkü. f. 1. çapa. dili dilini tutmak. yularını elden bırakmamak. i. 3. susmak. çapalamak. şaka. 2. bir şey söylememek. uzak durmak. ertelemek. (suçu) -e yüklemek. boş gezenin boş ı. 2. birinden gizlemek. 2. topallamak. saplant ı. b ırakmamak. 1. 1. i.o. dert. yük asansörü. tutmak. rehin olarak tutmak. 2. oyun etmek. rehin. 2. geminin taraf ı. ertelemek. 3. gulyabani. 2. --es/--s) 1. eski durumunu korumak. i. inanmak. 1. f. dili Dur!/Bekle! durumunu korumak. (telefonda) beklemek. önermek. direnmek. süregelmek. ayak zevk. 2. tutmak: Hold my hand. köstek. 4. hobi. 1. much 2. . (başarısız bir durumu) ameliyat masasına yatırmak. kalabalığı zaptetmek. tutmak.hoax hobble hobby hobgoblin hobo hock hockey hodgepodge hoe hog hog wild hoist hold hold hold a child back a year hold a crowd back hold a postmortem hold a thing over s. k. 1. yersiz korku. 2. dili (bir işi) yürütmek. hold against hold aloof hold at bay hold by hold down hold forth hold good hold good hold in hold in contempt hold in esteem hold in leash hold in pledge hold incommunicado hold no brief for hold off hold on hold on to Hold on! hold one´s ground hold one´s own hold one´s own hold one´s peace hold one´s peace/tongue hold one´s tongue hold out hold out on one hold over hold s. topal etmek. dayanmak. arada mesafe b ırakmak. gemi ambar çocuğa (okulda) aynı sınıfı tekrarlatmak. yukarı çekmek. 2. yüzüne vurmak. argo ç ılgın. -i tutmak. yakla şmamak. Elimi tut.. k. i. k. saymak. büyük domuz. glass hold? Bu bardak ne kadar su i. hokey. 3. 1. hile. f. 3. öne sürmek. gezici rençper. i. 4. 1. hor görmek. konu şmamak. türlü yemeği. dayanmak. geçerli olmak. k. işletmek. yaklaştırmamak. aksayarak yürümek. aldatmak. -in savunucusu olmamak. ayak diremek. ifrit. latife. ilişki kurmamak. 2. kalfas i. i. serseri. birinin ilerlemesini durdurmak/engellemek. uzun uzad ıya konuşmak.

üstünlüğünü korumak. i. f. bot. evde oturmayı tercih eden kimse. i. engellemek. eve ng.. dinlenmek ışmadan geçirilen süre. 1. 3. vatan. İng. dili ba ğırmak. dili -den kalma bir şey/kimse. cigarette nesne/kap: candle holder şun sahip olduholder ğu) sigara ağızlığı. 2. ev ekonomisi. bir şeye i. sahte. s. geçidi tutmak. i. tatil. büyük yang ın. 1. 1. delik açmak. arzetmek. oyuk. anayurt. memleket. 2. 4. yolunu kesip soymak. saklanmak. 1.. evsiz barks ız. değişikliğe karşı olmak. from k. demirleme liman ı.´ne gösterilen) sayg ı. birine/bir şeye saygı duymak. yurt. 2. i. çukur. oyuk. rahat. İüs. içine bir şey konulan nesne/kap. aile oca ğı. i. 1. gösterişsiz. anavatan. çukur. korumak. k ıpırdamamak. Kitabı Mukaddes. gülhatmi. 2. tatil günü. kutsal. 5. dili berbat yer. olmak.o. ev gibi. boş başarı .hold s. kaldırmak. i. ev. dili Dur!/Bekle! i. k. telefonu kapatmamak. . yuva. 2. s. haykırmak. göstermek. i. (ifade) tutarlı olmak. i. i. s. s. hürmet. in high regard hold still hold sway hold the field hold the line hold the pass hold the purse strings of hold together hold up hold water hold with Hold your horses! holder holding holding company holdover holdup hole hole up holiday holidaymaker holiness Holland holler hollow hollow victory holly hollyhock holocaust holster holy Holy Scripture Holy Week homage home home base home economics Home Office home office home port Home Secretary homebody homeland homeless homelike homely birini kuca ğında tutmak. kasanın anahtarı (birinde) olmak. i. Paskalyadan önceki hafta. 2. i. çirkin. i. İng. ev ile ilgili. kutsiyet. yaramayan zafer. f. sade. 1. bağırış. (şirketin) idare merkezi.b. cana yakın. i. İng. out oymak. bayram günü. i. 3. rahat. 2. 1. s. içişlerine ait. 3. imha. çobanpüskülü. 2. tabanca k ılıfı. soygun. dili geçerli4. tatil. evsiz. delmek. içi bo ş. İng.o. 1. 3. 2. 3. delik. yortu günü. k. derin. i. 1.t. İng. gecikme. kutsallık. i. (hükümdara v. yalan. 1. 2. 1. (birinin/bir kurulu hisseler/emlak/mülk/mallar. yank ı yapan. tutma. bo şluk. 1. bot. in one´s arms hold s. için çaltatile çıkm ış kimse. s. tutmak. Hollanda. boşluktan gelen (ses). ile aynı fikirde olmak. holding. k. ayr ılmamak. geciktirmek. 3. haykırış. kulp. 2. İçişleri Bakanlığı. egemen olmak. 2. 1. yardımda bulunmak. İçişleri Bakanı. kira ile tutulmu ş arazi./s. k.. 4. merkez. 2. mukaddes. makul olmak. çökük. 3. içinde bir şey saklanabilen şamdan. çukur. f. i.. para (birinin) elinde olmak. bir arada tutmak. özgü. basit.

homojenize: homogenized milk homojenize süt. homojen. yabankazı sesi. 2. Honduraslı. k. k. 1. 2. i. homojenle ştirmek. Dürüstlük en iyi yoldur. s. şerefli. Honduras. f. 1. e şadlı.i. z. hilesizce. Honduras. honey in the comb honeybee honeycomb honeymoon honeysuckle honk honky-tonk honor honor a debt honor roll honorable honorable mention honorable mention honorarium honorary i. vatan/ev hasreti çeken. Honesty is the best policy. s. 1. fahri. i. i. mansiyon. çiftlik ve eklentileri. e şcinsel. -i şereflendirmek. evde dokunmu ş. i. i. adam öldürme. homoseksüel. Honesty. bilemek. mansiyon. i. hilesiz. k ıs. homogenize. 1. i. klakson sesi. iffet.. evde yap ılmış. ev ve eklentileri. han ımeli. honey petek balı. namuslu. f. s. i. honorary. k ıs. Honduras´a özgü. was not Şeref şöyle dursun. homojenlik. sahiden. dövüp kıvamına getirmek. gurbet çeken.homemade homemaker homeroom homesick homesickness homespun homestead homeward homeward bound homeward bound homework homicide homogeneity homogeneous homogenise homogenize homogenized homogenizer homologous homonym homosexual Hon hon Honduran Honduras hone honest honestly honesty s. sahibine hizmet kar2. evine/vatan ına dönmekte olan. 2. 2. ücret. f.. s. (bono/çek) kabul edip karşılığını ödemek. i. bağdaşık hale getirmek. in him. s. homolog. serbest meslek şılığı nda verilen para. dürüstlük. türdeşlik. memleket yolunda. onur. 2. s ıla hasreti. iftihar listesi. 1. gurbet çekme. let alone honor. 1. s. i. Honorable. can ım. 1. 2. şeref. dili pavyon. ün.. onda dürüstlük nam ına bir şey yoktu. i. balarısı. bal. cinayet. s. i. 1. kaz sesi çıkarmak. i. i. i. 2.. i. namus. i. nam. s.a (anırer´iyı)/--s (anırer´iyımz) i. Honduraslı. bot. türdeş. 2. (okulda) esas dershane. . 2. f. şöhret. dili sevgilim. f. şeref vermek. klakson çalmak. dilb. honorably. eve do ğru. s. bak. f. balayına çıkmak. i. 2. ev kad ını. e borcunu ödemek. s. gerçekten. ba ğdaşıklık. ücretsiz yap ılan. f. 2. İng.. homojenle ştirici. 1.o. dürüst. katil. hon. balayı. i. z. namus. 3. ba ğdaşık. (ballı/balsız) petek. dürüstçe.rar. adi bar. 1. 1. onursal. 1. çoğ. ödev. i.. ev ödevi. sade. basit.

i. hormon. dans etmek.. İng. i.. f. ı dünyasından biri. f. k. i. bak.. çengel şekline sokmak. dili serseri. 3. k. i. korna. müz. İng. ümitle. i. k. umut. s. f. bak. k.. 1. down hoover hooves hop hop hope hope against hope hope for the best hopeful hopefully hopeless hopper hopping mad hopping mad hopscotch horde horehound horizon horizontal hormone horn i. i. zool. bak. bak. şerbetçiotu. k.. k. uçak seferi. seksek oyunu. köpekotu. 4. kaput. 1.. --ping) sekmek. İng. sekme. umutsuz.. kopça. dili 1. 2. aldatmak. korna. elektrikli süpürge ile temizlemek. boru. dili çok k ızmış. motor kapağı.. kah kah gülmek. çavu şkuşu. hayırlısı demek. yatay.. hookah. kalabal ık. ümit vermeyen. kanca. taban tepmek. 1. 1. (--ped. çalmak. İng. 3. çengelli. f. f. yaya gitmek. silo. ümit verici. line and sinker hooka hookah hooked hooked nose hooker hooky hooligan hoop hoopoe hoopoo hooray hoot hoot of laughter hoot s. i. i. dili şamata. i. göz boyamak. 3. ünlem.. kancayla ba ğlamak. sıçrama. ibibik. olta ile (balık) tutmak. 2. ba şlık. ile evlenmek. çevren. (bayku ş. elektrikli süpürge. dili çok öfkeli. kahkaha. f. i. kara ısırgan. f.. ümit etmek. Upupa epops. çengelsi. orak. ümit. zool. k. i. ümitsiz. çember. birini yuhalayarak susturmak. k. i. i. honorable. (korna. 2. 3. köpekayası. horda. i. f. s. 2. vapur/tren/sis düdüğü) ötmek. İng. 2. ümitli. i. i. patırtı. 1. bot. 1. dili in şallah. kabadayı. Masalımı olduğu gibi yuttu. 2.. kabadayı.. gaga burun. 1. line and sinker. nargile. boynuz. ile ilişki kurmak. köpürmüş. yatay düzlem/çizgi. fahi şe. --s (hûfs)/hooves (huvz) i. toynak.. s ıçramak. 2. 2. çoğ. oldu ğu gibi: He swallowed my story hook. birleştirmek. i. z. i. i. i.. sarp ın. çoğ. kopça. s. s. s. çengel ile yakalamak. i. 1. 1. 1. f. 1. ummak..honour honourable hood hoodlum hoodwink hoof hoof it hoo-ha hook hook and eye hook up hook up with hook. çengel. klakson. oto. 2.. i. her şeye rağmen ümitli olmak. 2. hoopoe. 1. çemberlemek. argo 1. 2. ğilamak.. hoof. vapur/tren/sis düdüğü için) ötüş. i. kukuleta. dünyas ı. bak. 2. kabaday f. i. yeralt i.2. dili uçuş. i. (bayku ş) ötmek. dili orospu. hüthüt. çengel şeklindeki. 2. ufuk. tutmak. honor.o. dili tamamen. kasnak. erkek veba diş 1. k. hurrah.. yeraltı ından biri. çekmek. 2. . bak.

. s. tutak. bak. İng. 3. . hastaneye yatırmak. büyük e şekarısı. hospitalize. 3.konuk çokluk. yılgı. i. davet vermek.. argo seks yapma arzusuyla yan ıp tutuşan. i. 2. kaba ve k ırıcı. at.. 1. i. 1. ev sahipli ği yapmak. çiçekçilik. öğüt veren. horticulture. İng. etmek. abaza. çok kaba ve k ırıcı bir şekilde. gürgen. f. i. 1. 1. i. hortative. dili korkunç.. mak. misafirperverlik. 2. ev sahibi. bahçecilik.. (ekmek ve şarap ayinindeki) ekmek. çok kötü. ikramc ılık. horse. ın ölene kadar bakıld ölümcül hastalar ı. 2. konuksever. 1. rehine. iğrenç. 1. dilişçok kötü. f. misafirperver. abazan. çok k. bak. zayiçe. i. 2. i. at s ırtı. at k ılı. 1.ığı bakımevi. dehşete düşüren. ağı ık. 2. s. i.men (hôrs´mîn) i. 4. boynuzlu. bakla. 1. dehşetli. davet veren kimse.kötü. beygirgücü. deh şet verici. i. (--ped. i. korkunç. binici. fena. 2. istavrit. cı dili bir ş ekilde. hose) çorap. k ıs.ız falı. f. z. (çoğ. süvari. i. k. bot. 1. s. dili çok korkunç. i. hoyratlık. i. dili çok kötü. korkutmak. meze. y s. 2. sunucu. 3. çok fena. çorapçı. k ırık. at nalı.. çerez. çok fena. kalabal i. i. çok şır ı bir ekilde. sunuculuk yapmak. ıı rl ı. kötü. i. 1. (çoğ. nal ile oynanılan oyun. f. eşek şakası. 2. Fr. İng. 2. berbat. i. korkunç.. ğrenç. fena ihalde. 3. çorap fabrikas ı. 1. k. çoğ. i.. 2. 1. beygir. çok kötü. 1. korkunç/deh şetli bir şçok ekilde. atkestanesi. a 3. i. s. i. kırbaç. rlamak. özellikle rahipler/rahibeler taraf ından idare edilen misafirhane/yurt. k. Hrist. öğrenci yurdu. konukseverlik. s. beygir. mensucat. çokçok fena. k. i. --s) hortum. 2. genç turistler için ucuz otel.horn of plenty hornbeam hornet horns of a dilemma horny horoscope horrendous horrible horribly horrid horridly horrific horrify horror hors d'oeuvre horse horse chestnut horse mackerel horseback horsebean horsehair horseman horsemanship horseplay horsepower horseradish horseshoe horsewhip hort hortative hortatory horticulture hose hose hosier hosiery hospice hospitable hospital hospitalise hospitality hospitalize Host host host hostage hostel bereket boynuzu. ordövr. i. ikramc i. s. yüreklendirici.. at kılından dokunmuş kumaş. korkunç. 2. binicilik. kamç ı. bayırturpu. --ping) kamçılamak. i. çokve kaba ve z. 2. s. nasihat dolu. i. bahç ıvanlık. korku. hastane. i. kaba k ırıc ı. birinin seçilmesi gereken iki güç seçenek. spor atlama beygiri. nal şeklinde şey. teşvik edici. dehşet. mensucat fabrikası. dili berbat. 2.. çoraplar. gayret verici. çoğ. f. nas ld i. 1.

1. barınacak yer.b.h. hot-water bottle sıcak su torbası. 3. 2. hodgepodge. ırmak. saat ba şı. i. elektrik oca ğı. argo bo sütlü kakao. ev hırsızı. (--ter. derme çatma şey. bak. kaplıca.b. öfkeli kimse. tazı ile ava gitmek. i. gece yatısına gelen misafir. bir çe şit sosis.hostess hostile hostility hot hot air hot chocolate hot dog hot line hot pepper hot plate hot spring hotbed hot-blooded hotchpot hotchpotch hotel hothead hothouse hound hour hour hand hourglass hourly house house house dog house martin house of cards housebound housebreaker housecoat housedress houseguest household household word householder housekeeper housekeeping houseman housetop housewarming housewife housework housing housing estate housing project hove i.wives (h^z´îfs) İng. i. tazı. buyot. bu sosisle yapılan sandviç. 2.men (haus´mîn) i. çoğ. 1. f.. i.). dam. çoğ. hanedan. (h^z´îf). kızgın.. konut sitesi.. 1. (cinsel aç ıdan) ateşli.). eve ait. 2. barındırma. . 1. k. 1. 5. gen. kutu. çoğ. house. İ ng. şiddetli. i. bak. 1. 1. ev sahibi. house. . kum saati. i. konsomatris. 2. ev işi. konutlar. s. 2. pencerekırlangıcı. işleri yapan erkek) hizmetkâr. heave. düşman. 2. ev sahibesi. 3. 2. ev. 2. 2. 2. 3. s. 2. 1. k. çabuk parlayan (kimse). saat.b. sabahlık (giysi). stajyer doktor. i. 1. 4. hükümet meclisi. i. (evde temizlik v. i. 1. ev idaresi. direkt telefon hatt ı (özellikle devlet başkanları arasında). 4. bak. (saatte) akrep. izlemek. 2. kayna s. 5. alçak herif. kâhya kad ın. çatı2. dili şini bırakmamak. zaman. ev halk ı. i. tiyatro. çoğ. i. 1. iskân. acı (biber v. i.wives (haus´wayvz) ev hanımı. taze (haber v. aile. düşmanlık. yeni. av köpeği. hostes. f. (hastalık v. 2. her zaman cevap veren imdat telefonu. barınd tents. s ıcak. i. z. camekânda bulunan gübreli toprak. dili it. ser. toplu konutlar. atmasyon. her gün kullan ılan kelime. acı biber. 6. 1. i. --test) 1. yan (tel). ev. i. 1. 2. s. karter: clutch housing debriyaj karteri. yerleştirmek: The government housed the refugees in f. sert. i. -de bulunmak: That ği. i. i. elektrikli ocak. saatte bir. 3. s. vakit. ev halk ı. 4. hodgepodge. limonluk. sosisli sandviç. garson kad ın. sosyal konutlar. Hükümet s ığınmacıları çadırlara yerleştirdi. i. aile. b. i. dayanıksız iş. 6. saldırgan. otel. aile reisi. ticarethane. düşmanca. silahlı çatışmalar. çabuk k ızan kimse. radyoaktif. sera. nedeniyle) evde hapis olan. dikiş kutusu. house. ev k ıyafeti. i. mak. i. 4. (fesat/kötülük/huzursuzluk) ğı/yuvas ı.b. yüksek gerilimli ak ım taşı ş laf. 1. pe i. martaval. i. ev köpe evk ırlangıcı. yeni bir eve ta şınmanın kutlanışı. İng.

seyyar sat ıkış mak.?: How ever did it come about? Nasıl oldu? Ne var ne yok?/Ne âlemdesiniz?/ İşler nasıl? Çok naziksiniz. Ne? 2. (of) merkez. dev gibi. 1. f ıstık. 1. (--ged. f. k. sımsıkı tutmak. nız? de ğil mi? Nas k..). 3. k ıs. 3. 1.ğlenduha s. How about .hovel hover Hovercraft hovercraft how How about it? How about that? How are you? How come? How did he measure up? How do you do? How do you do? How ever . İşler nasıl gidiyor? ünlem.. ne kadar. durmak. horsepower. k ızgınlık. bir tüccar. tür. Çok ilginç. (ceviz. kucaklama. Çok güzel. (renk için) ton. ulumak. 2. aç ık ağıl. kucaklamak. araya s3. nasıl.. iri ve hantal kimse/ şey. i. z. hoverkraft. ekilde do rulmak. 3.´nin) kabuğunu .. çok büyük ve kaba gemi. (tahta) baraka. gibi. i. fazla hareket etmeden üzerinde ve etraf ında uçmak. i. tekne (geminin temel bölümü). 1. başlıca amacı para kazanmak olan ıcı. i. ünlem 1. reklamc ı (Küçümseme belirtir. i. 1. jant kapa ğı. nargile. dili merhaba.). dili gülünç hata. 1. öfke: She left the room in a huff. kocaman. 1. k ıs. k ıs. (içini ç ıkarmak için) (ceviz. 2.! (Küçümseme belirtir. tekerlek göbe ği. 2. high school. 2. sar ılma. oto. f.? (1). ne kadar: No matter how much I try. i. Çok ılsıkötü. bağrışma. 1. i. 3. sar ılmak. 1. değil mi? 3. --ging) 1. kimse.. bağrına basmak. 2. i. 2.. budalaca yanl ışlık.. dola i. Hışımla odayı terketti.? How goes it?/How is it going? How good of you! how much How so? How´s about . k ıs. inleme. renk. den. etrafında şıp hovercraft. 2. poyra. Ne olacak. ancak. kamburüzüm. 3.. i. k ıs. How much money do you u lğ olabilir? Niçin?/Nas k. inlemek. Ne kadar ğraşırsam ı u raşayım. birbirine sokulup sarılmak. hantal bir veşhantal. yine de yapamam. k. tereddüt etmek. 2. i. uluma. curcuna.´ne ait) kabuk. I just can´t do it. k ıs. 1. 1. up1. e ş. muazzam. 2. de ğil mi? 2. hayhuy. bağrış çağrış. f. bezelye v. 2. height. bezelye v. k. nas ıl: How did it happen? Nasıl oldu? How will he do this? Bunu nasıl yapacak? How does it work? Nas ıl çalışıyor? 2. dili koca. i. .? How´s it going? howdy however howl howler HP HQ hr hrs HS ht hub hubble-bubble hubbub hubby hubcap huckleberry huckster huddle hue hue hue and cry huff hug huge huh hulk hulking hull i. iriyar ı i. fıstık. Headquarters... bak. bununla birlikte. 2. s. z. bak. benimsemek.b. hurda gemi. ama. i. derme çatma ev.. dili Niye?/Nas ıl olur? Diğerlerine göre nasıldı o? Nasılsınız? Nasılsınız? Nasıl . Home Secretary. high pressure. çe şit. f. i. yaln ız. değil mi? 4.. şamata. f. i. Çok şaşırtıcı. f.. dili. i. hour. hours..b. heat. ne kadar: How long must Ne dersiniz? 1.

f. güldürü yazar ı. insanoğlu. 2. zırva. ın doğasını oluşturan niteliklerin hepsi. 1. alçakgönüllülükle. insan kalabalığı.. siki rt. i. insana yak ışan bir şekilde. hümanizm. 3. 2. i. k. birinin kibrini k ırmak. i. 1. kambur. i. human insan tabiatı. rutubetli.. i. insani: human insan tabiatı. huy. komik.. i. güldürü. hile. 1. kimse. s.. olağanüstü şey/kimse: That was one humdinger of a storm! O ne ırtmonoton. kambur. i. bak. suyuna gitmek. alçakgönüllülük.. i. alçakgönüllülük. i. 4. z. saçma. insan haklar ı. rutubet. (Düşündürücü bir durumla karşılaşınca söylenir. gülünçlük. sezinleyi ş. velvele.. kambur. insanlara yardım etmek isteyen kimse. küçük dü şürme. resources insan kaynaklar ı.). komiklik. kibrini kırmak. 2. insani. i. vuru mak. s. insan sevgisi. 1. sahtekârl ık. i. z. 1. mizah. i. ayak ı. f. humidity. argo çok büyük.). insanca. pat ırtı. 2. nüktedan. çok utandırmak. i. utandırma. f. the insanl k. gürültü. kocaman. burnunu ırmak. mizahi. i. kaprisine boyun e ğmek. f. (--med. hörgüç. gülünç. tümsek yer. şakac s. i. sahtekâr. 3./Hı . alçakgönüllü.o. İng.). v ızıldamak.. i. kambur kimse. 5. 2. insanoğlu. s.hullabaloo hum hum human human being human nature human rights humane humanely humanism humanist humanitarian humanity humankind humanly humble humble apology humble s.. 1. k. mütevaz ı. dili sezinleme. kapris. nemlendirmek. ık. human psychology s. rutubetlendirici. s. hakir. f. i. 2. tevazu. üstünden/üzerinden geçmek. 3.. Hım! (Kuşku belirtir. insaniyet. insani. âciz. kambur s ırt. dolap. 4. s. bahç.´s pride humbleness humbly humbug humdinger humdrum humid humidifier humidify humidity humidness humiliate humiliation humility hummingbird humongous humor humorist humorous humour hump humpback humpbacked humph humus hunch hunch one´s shoulders/back hunch over hunchback hunchbacked i. taşımak. içedo 2. ınaydı öyle! f s. f.. küçük dü şürmek. mırıldanmak. ğma. --ming) 1. keyif. insanca.. H ıh! (Bir şeyin/birinin hiç beğenilmediğini belirtir. i. 2. insanc ılık. k. rezil etme. insanl ı k. f. 3. tekdüze. kambur durmak. içedo uşkambur . insanlıinsan z. sikmek. yavan. tevazu. i. i. tepe. yaş. i. tevazu ile. humus. insanoğlu. 3. -in üstüne abanmak. 3. be şer. sezinme. insanlık. s.ğ s. i. nem. . argo mek. insan olarak. gibi dili faaliyette olmak: The nature office was humming. 2. ünlem H ım .şkambur s ış s. nemlendirici. f. s ırtını kamburlaştırmak. 2. ünlem 1. human rights insan insan. 1. 6. humor. rezil etmek. be psikolojisi.. binmek. sinekku şu. tabiat. yalan dolan. nüktedanl ık. (şarkı) mırıldamak. Büroda herkes ar ıinsan şeri. İng. k alçakgönüllülükle özür dileme. yeknesak. 2. hayhuy. insanlığa yakışan. hümanist. 1. s ıradan. insanlara yard ım etmek isteyen. 1. bak. sezinti. nemli.

f ırlatmak. arayıcı. susturmak.o. m ısır başağının dış yaprakları. bak. açlık. kasırga.. i. hat ırını kırmak. kısiış k 3. s. yaralayıcı. yağdırmak. kabuklu. dü şmek/yuvarlanmak. ızlandet!/Çabuk ırmak. susmak. s. s. s. çiftçilik.. f. çoğ.´s pride hurtful hurtle husband husbandry hush hush money hush up Hush! hush-hush husk husky husky s. k. s. aç. laterna. yüz. f. i. 1. (yarışlarda) engel. -i çok arzu etmek. f. f. i. for -i aramak. 2. k. acele içinde olan. i. engelli yarış: high hurdles 1. i. (gelecek zamana kalmas ı için) kullanmamak. i. açlık z. acele ettirmek.koca. idareli kullanmak. “Yaşa!” diye bağırmak. (tehdit. yakalayıncaya kadar peşini bırakmamak. 1. hunting knife av bıçağı. 3. i. yüz. ıgüçlü kuvvetli. 2. Macaristan. karn ı aç. engelli.´ni) savurmak. i. av atı/köpeği. yüz misli. rüzgâr feneri. 2. 2. ünlem. 1. yüksek engel. aceleyle götürmek/getirmek. (bazı tohum ve meyvelerde) (dış) 3. uçmak. bak. i. i. acele. low hurdles 1. Macarca. engelci. asılı. küfür v. i. alçak engel. av mevsimi d ışında avlanmak. n güçlü s. birinin gururunu k ırmak. hızla f. ği. 1. iri parça. yüzde bir. grevi. yüzüncü. susmalık. 2. 2. ğuk. z. as ılmış. kuvvetle/h ızla fırlatmak/atmak/uçurmak. i. idareli kullanma. birinin onuruna/haysiyetine dokunmak. 2. (mı sır başağı ın) kabuk. 2.. 2. (bir uzvu) yaralamak/incitmek/zedelemek: gücendirmek. açlıkla. avc ı. bulmak. aceleyle yap ılan. kararında oybirliğine varamayan jüri. engelli/manial i. 3.b. gemici feneri.. urağan. acıkmış. 2. hurrah. eskimoköpe . f. maniacı. aramak. f. acı veren. 1. yüksek engelli 110 metrelik ko şu. 1. 1. i. avlamak. 1. av mevsimi. yak ışıklı adam. Macar. for -e duyulan büyük özlem/hasret. -e susamak. k ırıcı. i. 1. av: hunting dog av köpeği. h Acele ol!/Haydi! f. büyük gizlilik. kapç ık. dili 1. savurmak. dili çok gizli. ünlem Susun! s. i. acele etmek. idarecilik. dili iriyar ı. 1. bir şeyin e(ses). (bir uzva) zarar vermek. i. örtbas etmek. 2. derin sessizlik.o. 3. yaramayan dış kısm .. (hurt) 1. 2. 1.´s feelings hurt s. Are you hurt? Sana bir şey oldu mu? Is birini k ırmak/yaralamak. f. kapatmak. engelli ko şuya katılan yarışmacı. s. avlanmak. i. 2. k. yüz kat. yüz rakam ı (100. son sürat gitmek. 1. hang 2. çabukla ştırmak. 2. sus payı. for -i çok özlemek. s. bo kuvvetli kimse. mania. 1. C). boylu boslu. 2. f. i. f. büyük bir arzuyla. ı ko şu. 2. 1. 3. i.hundred hundredfold hundredth hung hung jury Hungarian Hungary hunger hunger strike hungrily hungry hunk hunt hunt down hunt out of season hunt up/out hunter hunting hunting season hurdle hurdle race hurdler hurdy-gurdy hurl hurrah hurray hurricane hurricane lamp hurried hurry Hurry up! hurt hurt one´s feelings hurt s.. s. ünlem Yaşa! f. avc ılık. 2.

hibrit. 3. into hustle s. i. hidrofobi. suya inebilen uçak. deniz uça ğı. hibrit. baraka. sümbül. deniz otobüsü.. hidrojen peroksit. . hidrat. hidrosefali. hidrojen. i. i. i. hybridization. birini apar topar (bir yere) götürmek. 1. i. ko şuşacele birini apar topar (bir yere) sokmak. numaracı. birini apar topar (bir yerden) ç ıkarmak. İng. hileci. s. hidroterapi. hybridize... subilimci. i. hidrosfer. hareketlilik. i. hidro-. hidrodinamik. fındıkçı. dümenci. iki ayağını bir pabuca sokmak. hidrokarbon. acele etmek. bak. tıb. k.. i. hidroelektrik. kulübe. ettirmek. hidrojen bombas ı. i. sırtlan. bak. s.o. off to hustle s. i.. i. ortanca. s. dili gözünü dört aç ıp çok çalışmak. ko şuşturma. turma. i. s. hidrobiyoloji. argo fahişe. şırfıntı. i. bot. f. i. i. melezle şmek. melezlemek. dili gözünü dört aç ıp çok çalışan kimse. i. klorhidrik. s. 2. suölçer. i. su içinde bitki yetiştirme. k. hidroloji.. su korkusu. out of hustler hut hutch hyacinth hyaena hybrid hybridisation hybridise hybridization hybridize hydrangea hydrant hydrate hydraulic hydraulics hydrohydrobiology hydrocarbon hydrocephalic hydrocephalus hydrocephaly hydrochloric hydrochloric acid hydrodynamic hydrodynamics hydroelectric hydrofoil hydrogen hydrogen bomb hydrogen peroxide hydrologist hydrology hydrolysis hydromechanics hydrometer hydrophobia hydroplane hydroponics hydrosphere hydrotherapy hyena i. i. 2. hidrolik. i. tıb. bak. suyuvar ı. 1. hidrolik. kim. melez. melezleşme. tıb.o. İng. oksijenli su. argo üçkâ ğıtçı.. hidromekanik. i. çabuk olmak. hibritleşme.. hidrometre.. i. hidrosefal. hidrodinamik.. i..hussy hustle hustle and bustle hustle s. hidroliz. 2. i. i. hareketlilik. ahlaksız kadın. f.. subilim. f. melez hayvan/bitki. bak. hydrocephalus. tavşan kafesi. hyena. f. civelek kız. yangın musluğu. 1. su tedavisi. i. i. i. i. hidroklorik asit. s. önek suya ait. hidrolog. i. i. i. suküre. i. su ile kar ıştırarak bileşik meydana getirmek.o.

e. çördükotu. s. hyperbolic 2. hipotetik. i.. hiperbolik. i. higrometre. i. s. z. 1. i.. geom. bak. ipnotize etmek. önek aşırı. ikiyüzlü. hipertrofi. ilahi okuyarak kutlamak veya ifade etmek. hiper-. varsayımsal. sa ğlık bilgisi. tıb. 2. ikiyüzlü kimse. f. ilahi okumak. aşı iğnesi. tire. i. f. s.. 2. enjeksiyon iğnesi. hipnotizma. isteri. bak. i. yüksek tansiyon.. i.. aşırı derecede eleştiren. hipertermi. s.poth. hiperboloit.ses (haypath´ısiz) i. s. İng. --e (haypır´bıli)/--s (haypır´bılız) i. i. hastalık hastası. 1... i. i. i. higroskop. çoğ. hipotansiyon. i. histeri. iğne. hijyenik. 2. irileşmek. çoğ. irileşim. f. hiperbol. tıb. bak. abartmalı. geom. hijyen. s. i. bot. i. ipnotizmac ı. i. faraziye. tire ile birle ştirmek/ayırmak. uyu şturucu. s. irileşme. ikiyüzlülük. enjektör.. k ısa çizgi. geom. varsayımlı. abartma. s. iğne. hypnotize. tireli. i. 1. ipnoz. hy. tıb. aşırı duyarlı. hiperboloidal. alerjik. i. ilahi kitab ı. enjektör. s. ipnotizma. s. s. enjektör şırıngası. himen.. i. hipodermik. tıb.. geom. i. . enjektör iğnesi.hygiene hygienic hygrometer hygroscope hymen hymn hymnal hyperhyperbola hyperbole hyperbolic hyperbolic hyperbolical hyperbolical hyperboloid hyperboloidal hypercritical hypersensitive hypertension hyperthermia hypertrophy hyphen hyphenate hyphenated hypnosis hypnotic hypnotise hypnotism hypnotist hypnotize hypochondria hypochondriac hypocrisy hypocrite hypocritical hypodermic hypodermic needle hypodermic needle hypodermic syringe hypoglycemia hypotension hypotenuse hypothesis hypothetical hypothetically hyssop hysteria i. s. hipotez. hastalık hastalığı. i. geom. 2. hipertansiyon. i. hipnoz. mübala ğa. anat. varsayımlı olarak. yüksek.. ilahi.. hipoglisemi. i. s. f.. zufaotu. hyperbolic 1. f. hipotenüs. i. sa ğlıksal... uyutucu. varsayım. 1.. i. geom. k ızlık zarı. tıb.. hiperboloit. farazi.

zam. Fevkalade!/Harika! 2. I don´t mind. Orası kesin! 3.. Hiç ku şkum yok ki .. Hiç param yok. Bunu biraz da bekliyordum.. I don´t think he´s all there. Romen rakamlar ı dizisinde 1 sayısı. I feel refreshed. 1.. İzi tozu yok. isterik... I haven´t a penny to my name. isterik bir şekilde. I don´t give a toot! I don´t like the sound of it. I for one do not believe it. k. k. I can´t make heads or tails of it. I myself am doubtful. dili çok komik.. Onu tan ımakla iftihar ediyorum.: I should Onu tan ımış olmanızı isterdim. . have liked youthought to have. İng. san ırım..: known I should have I should Daha yaşlı olduğunu zannederdim.. Bana çok pahalıya mal oldu. dili Bana ne!/Bana v ız gelir! k. dili 1. Ben bile ku şkulanıyorum. 2. I kind of expected it. dili çok komik: a hysterical joke çok komik bir ş aka. belki.. Bana vız gelir. I can´t seem to solve this problem. deli gibi. I am proud to know him.. Benim için farketmez.. hysterical. k. Ondan hiçbir şey anlayamıyorum. I should like . s.. k. çoğ.. I don´t doubt that I don´t feel like myself. k. I seem to hear .. I heard it on the grapevine.hysteric hysterical hysterically hysterically funny hysterics I I I shouldn´t think so. k./Umarım öyle olur. Hayret! . I am much obliged. I for one I had better go...! won´t work. Haydi yap bakalım. diyebilirim ki. I couldn´t help smiling. İnşallah. dili Kula ğıma geldi... I feel like resting. ç ılgınca. ben.. Kendime geldim... isteri krizi. Zannetmiyorum. benden söylemesi/sana söyleyeyim: This plan .!/Bak . I dare say I dare say I dare you./. I have had enough of him. zannedersem. I paid through the nose for it. 1..!/Baksana İng./Keyfim yok. Canım dinlenmek istiyor. kriz. z. I beg your pardon. I say! s. Kendimi gülümsemekten alamad ım.. bana kalırsa. I have no idea. pek sanmam. I promise you! Bu plan İng... Hiçbir şey anlayamıyorum. 1. işitir gibi oluyorum. Kendi hesab ıma ben inanmıyorum. Burama kadar geldi.... I promise you! I say . I haven´t seen hide or hair of him.. histerik.: I should like to Senden özür dilemek istiyorum.. i. I´d like to buy a novel. . I should have liked . Roman almak tell you I´m sorry. I don´t give a darn. istiyorum. İtirazım yok. .. I doubt whether ../İşin içinden çıkamıyorum. Hem de nas ıl! I should say so! . I can´t make head or tail of it. 2.. bak. dili Bana iyi bir şey gibi gelmiyor. 2. pek sanm ıyorum.. Yemin ederim!/Vallahi do ğru! 2. Çok minnettar ım. İyi değilim.. 1. have thought her to be older.. Bu sorunu çözebilece ğimi sanmıyorum. I hope so. Affedersiniz.. Hiçbir fikrim yok. dili Bence bir tahtas ı eksik. k.. Gitsem iyi olacak. dili Dinle .

. I was on the verge of leaving when he arrived. I´m surprised at you. i I`d I`ll I`m I`ve I´d just as soon stay here.. it. If it´s just the same to you. k. Elimden geleni yapar ım. İzlandaca. i. 1../I Benzerini hiç görmedim. 2. k ıs. s.../Sözü uzatma. I´ll do my level best. O geldiğinde ben gitmek üzereydim. Aşkolsun! I´ve a sinking feeling you´re right. . She is on the verge of accepting our İş teklifimizi kabul etmek üzere. I think so.. k ıs. İzlanda. İşin ayrıntılarına girmeyeceğim. İzlanda´ya özgü. Iceland Icelander Icelandic ID card If he hasn´t done it again! If I only knew! i. i. dili Vay anas ına! Bir iki dakikaya kadar gelece ğim. Tanıştığımıza memnun oldum. I should think so. İzlandaca. Öyle zannediyordum ki . I´m pleased to meet you. I´ll go Senin için farketmezse onlarla giderim. Zaten bunu bekliyordum. I swear . Ölmeyi tercih ederim! İng. I will not labor the point.. I will/shall. dili Bu İng.. 1. k ıs./ İzin verirseniz . Paraya k ıyıp kendime yeni bir elbise aldım.. Üçkâ şe burnunu sokmazsan iyi olur! k. İngiliz alfabesinin dokuzuncu harfi. Keşke bilseydim! Siz olmasayd ınız ./Bilmiyorum. kimlik kartı. yine ayn ı şeyi yaptı. I have../Hiç şaşırmadım. 3. I would not know! I wouldn´t know./Herhalde. Hay Allah. Burada kalmayı tercih ederim. beğenmesen de. If you don´t mind../Bana öyle geliyordu ki . I´ll go along now.. Kabul etmem./İzninizle ./Herhalde. Korkarım haklısın. I want no more of it. I... kimlik. I had. I would like to take this occasion to thank you all. argo Hay Allah! Olur şey değil!/Allah Allah! k. . yukarı tükürsem bıyığım. Öyle zannediyorum. I´d sooner die! I´ll be buggered! I´ll be damned! I´ll be jiggered! I´ll come in a minute or two. Ne bileyim ben! Hiçbir bilgim yok. Bu vesileyle hepinize te şekkür etmek istiyorum.. with them. If you don´t like it you can lump k. I want a haircut. I am. Bir sözü pekiştirmek için kullanılır: I swear I didn´t do it! Vallahi ım! yapmad Öyle zannediyorum.. I thought as much. If it weren´t for you .I should say so.. İ. I treated myself to a new dress. I would/should. dili ğı da igeldim. dili Be ğensen de bir. I won´t hear of it. argo Pestilim çıktı!/Bittim! Aşağı tükürsem sakalım. Öyle zannediyorum. Müsaade ederseniz . k ıs. İzlandalı. I´ll have his head/hide! I´ll thank you to keep out of this! I´m buggered! I´m on the horns of a dilemma.. 2.. i.. Saçımı kestirmek istiyorum. never saw the likes of it.. I´ve half a notion to give you a Sana dayak atas ım geliyor! hiding! I´ve never seen the like of it... İzlanda.. Bu kadar ı yeter.. I was under the impression that ... job offer. dili Kellesini uçuraca ğım!/Derisini yüzeceğim! I´ve been had... İzlandalı.. 1. k. 2. Yaptığına şaşırıyorum. Gidiyorum artık.

chi. İsrail. Hindistan. İrlandaca. Demirperde. pastırma yazı. Iraklı. Hindistan´a özgü.B. İrlandalı. çoğ. Hint-Avrupa dil ailesine ait. i. İrlandalı. Hindistan.ILO IMF Indeed! Independence Day India India ink Indian Indian corn Indian file Indian hemp Indian lotus Indian meal Indian rice Indian summer Indian yellow Indochina Indochinese Indo-European Indo-European languages Indonesia Indonesian Inner Mongolia International Standard Book Number Internet Interpol IOU Iran Iranian Iraq Iraqi Ireland Irish Irish coffee Irish Gaelic Irishman Irishwoman Iron Curtain Is he the man for the job? ISBN Islam Islamic Islamise Islamize Israel Israeli It appeals to the eye. It comes to the same thing..men (ay´rîşmîn) i.wom. k ıs. Hint. İndonezya. 2. İslamize. Endonezya. International Standard Book Number (Uluslararası Standart Kitap ı). 1.en (ay´rîşwîmîn) i. İsrailli. 2. s. K ızılderili. Kızılderili. 1. Göze hoş geliyor. hintfulü.rish. İrlandaca. Hintli. 2. k ıs. İrlandalı. 2. Irak. i. . In. Kızılderililere özgü. İran.nese) Çinhintli. İsrail. 1. i. i. i. i. 2. i. İslamlaştırmak. çoğ. I. Çinhindi´ne özgü. İslamlaşmak. Numaras İslam. s. i. Çinhindi. Hint-Avrupa dilleri. Irak. i. I. i.D. Müslümanl ık. Endonezya´ya özgü. tek s ıra (yürüyüş). 1. s. uluslararas ı standart kitap numarası. İrlanda kahvesi. s. İng. çini mürekkebi. Endonezya. İsrail´e özgü. Ba ğımsızlık Günü (4 Temmuz). 2. İrlanda. İranlı. Müslüman. İrlandalı kadın. 3. Irak´a özgü. i. İran. i. i. s. f. İslami. s. Çinhintli. K İng. Aynı kapıya çıkar.do. 3. İrlandaca. 1. 2. O bu işin adamı mı? k ıs. mıısır unu. İsrailli. mısır. İslam. f. İnterpol. İç Moğolistan. Çinhindi. tar. hintsarısı. üstüne krem şantiyi konulan viskili ve şekerli kahve. İrlanda. ızılderili. 1. İrlandalı erkek. 4. hintpirinci. k ıs. i. Endonezyalı. (çoğ. s. borç senedi. the International Monetary Fund (Uluslararası Para Fonu). I owe you size olan borcum. i. İrlanda´ya özgü. s. Hintli. Öyle mi? A. 1. İslamiyet. s. 2./Göze güzel görünüyor.rish. Iraklı. i.. International Labor Organization (Uluslararası Çalışma Örgütü). 1. bak. İran´a özgü. i. İranlı. Endonezyalı. İng. hintkeneviri.

. dili Yüzde yüz olacak bir şey!/Sağlam bir iş bu! Onun hayatta kalmas ı bir mucize.. It has seen better days. It´s a real pity! It´s a sure thing! It´s a wonder she´s still alive. It would seem that . Nihayet! (Sitem belirtir.... gibi görünüyor. It rings a bell It says here that .. It seems as if/as though . Müstahaktır!/Oh olsun! Müstahaktır!/Oh olsun!/Ettiğini buldu! (that) . Bana zevk veriyor.../Rumor has it that . Kuvvetle tahmin edilen bir şey için kullanılır: “Will she come?” “It stands reason she will./Mesele onda de ğil. Aksilikler hep üst üste gelir. Çok yazık! k.. It´s become indispensable.. Kısmen doğru.. -e göre tabii ki .. It still hasn´t penetrated.. k... Yak ışık almaz../Her şey iyi güzel de ... değil mi? do this./Ho şuma gidiyor.: mi?” Unless you neden pay him a decent salary../Bana bir şey hatırlatıyor. It´s a bit thick of you to ask me to İng. It isn´t done.It dawned on me. It is neither here nor there./Galiba . It is beyond my power. It was just one of those things... Burada (gazete. Ne yapalım? Kısmet! Böyleydi. Böyle yapmak âdettir. It was like this. Elimde de ğil.´nde) diyor ki . Artık eskidi. Sadece bir zaman meselesi. It is more than probable that .. It is reported that .. Sanki . It was nothing of the kind! Kafama dank etti../Bana v ız gelir. It doesn´t matter.. Farketmez. Ona makul bir maa k. It is half past one. .. It gives me a kick.. dili Çok kolay bir şey!/İşten bile değil! It´s a cinch! Yazıklar olsun! It´s a crying shame! It´s a deal! It´s a pleasure... It´s about time! It´s all very well but .).. 1. It makes no difference. It looks like rain.. Kesin olarak kimse bilmiyor... dili Benden bunu istemen biraz fazla. It is an ill wind that blows nobody good. Beni etkilemiyor.. It never rains but it pours. It serves him right! It serves him right! It stands to reason It stands to reason that .” “Gelecek “Tabii. Söylentiye göre . Anlaştık! Benim için bir zevktir. Artık onsuz olmaz. It is only a question of time. k...... dili Tan ıdık gibi geliyor. 2. Büyük bir olas ılıkla ... It has seen better days.. imi ş gibi. It´s a change for the better. It is usual to do so.). dili Jeton hâlâ dü şmedi... It isn´t worth a farthing. -diği söyleniyor.... Onun önemi yok. Tüylerimi ürpertiyor.. It´s anybody´s guess. It makes my flesh creep. Eskisi kadar işe yaramaz. Mantıkto ş vermedikçe it stands to reason he won´t work hard. kitap v. Saat bir buçuk. It leaves me cold./Hiç hoş bir şey değil./.b. Hepsi iyi ho ş ama . Hiç de öyle de ğildi! ... It requires qualification. Beş para etmez. isn´t it? İyi ettiniz! (Cevaben söylenir.. (with me).. Önemi yok. k... Allah verince ya ğdırır. gelmesin?” diyor ki ..... Yağmur yağacağa benziyor. It is rumored that ./Farketmez. Her işte bir hayır vardır.

It´s no joke. i. i. aysberg. It´s prohibitively expensive. f. üstüne soda dökülmü ş dondurma. buz pateni alan ı. k. buzul. 1. i. İtalyan. 4. he won´t change his mind. 2. 1. dili İnsanoğlu bunu yapamaz. 2. buzlarla kaplı. Fildişi Kıyısı´na özgü. It´s just the thing! It´s my treat. It´s no joke. Italian Italy IUD Ivorian Ivory ice ice cream ice cube ice field ice hockey ice hockey ice pack ice pick ice rink iceberg icebound icebox icebreaker icecap ice-cold ice-cream soda iced iced-tea iced-tea spoon i. dili Tam arad ığımız şey! Ben ısmarlıyorum. Fildişi Kıyısı. uzun saplı tatlı kaşığı. i./Şakaya gelmez.külah ı. It´s not within her capacity. 1. buzlu: iced tea buzlu çay. küçük She buz was kalıbeating isfilt. intrauterine device. üzerine krema sürmek. 1. 2. the other. i. k. Olmuyor.It´s Greek to me. İtalya. k ıs. Pek bir özelliği yok./Yanına yaklaşılmaz. buzk ıran. 2. 2. 1. 5. cone 1. ice-cream3. dondurma külah: an ice-cream cone. Fildişi Kıyılı. Külah içinde dondurma ı. k./Ha Ali Hoca. Kolay iş değil. i. It´s no go. It´s not within reach. Okul zaman ı geldi. s. Kapasitesi ona yetmez. s. s. dili Bundan sonras ı kolay. Hiç anlayam ıyorum. It´s no skin off my nose! It´s no wonder he took to drink. dili O bana göre de ğil. O kadar pahalı ki kimse alamaz. donmak. üzerine krema sürülmü ş (pasta/kek). It´s high time. It´s not my cup of tea. 2. It´s one o'clock. 1.: It´s no go. s. buz hokeyi. El altında değil. It´s not humanly possible. buz k ıracağı. buz tutmuş (liman). . Olmuyor. Fildişi Kıyılı./İkisi aynı kapıya çıkar. moda! şHoca imdi çok O It´s the rage these days! It´s time for school. buzda so ğutmak. buz. dili Aralar ında hiç fark yok aslında. dili Bana ne! Kendini içkiye vermesi şaşılacak bir şey değil./Şakaya gelmez. It´s no laughing matter. buz gibi. buz hokeyi. İşin şakası yok.. k. İtalyanca. k. i. It´s six of one and half a dozen of k. s. It´s time for Sıra sende. Tam vakti. ha Ali. It´s plain sailing from here on. Saat bir. buzda ğı./Şakası yok./Zaman ı geldi de geçti bile. Şakaya gelmez. dondurmak. It´s nothing special. buzlu şerbetten yapılan tatlı.. etraf ı buzlarla çevrili (gemi). It´s your turn. s. Aslında şehrin sınırları dışında. buz torbas ı. It´s outside the city proper. dondurmayla dolu dondurma. k. dili buzdolab ı. karar ından vazgeçmiyor. (over/up) buzlanmak. i. 2./Ahım şahım bir şey değil.

s. sanem. f. 1. kurumlara karşı çıkan/saldıran. 2.. ikon. boşta. dangalak. pastoral.o. 1.h. 3. idilik. ikon k ırıbuz s. saplantı. idealist. s. 2. idefiks. boş.ikonoklast. eksantriklik. ideal olarak. with leştirmek. (motor) rölantide/avarada çalışmak. ask. 4. 2. (bir dilin) ifade tarzına uygun olarak. with identity identity card identity crisis identity disk ideological ideologist ideology idiom idiomatic idiomatically idiosyncracy idiot idiotic idle idle away time idle hours idler idol idolater idolatry idolise idolize idyl idyll idyllic i. 1. (kolye zincirine tak ılı) künye. 2. boş vakit. putlaştırmak. i. 2. kimlik kartı. s. 1. buzlu. kendini (biriyle) özde şeyin . ikonoklazm. geri zekâlı. 1. mak. fels. birinin/bir i. ask. bak. kar dişi. dü şünce. bak. s. z. mak. fels. b. sabit fikir. (biriyle) özdeşleşmek. ikon k ırıveya şmiş inanç. i. cılık. ülküsel. 1. kimlik cüzdanı. ülkücü. tembel. f. geri zekâlı. ruhb. ikon k ırveya şmi ş inanç. tuhaf özellik. ayn ı şekilde. ile ş ilgili olduğunu düşünmek. ideolojik. i. mükemmel. 1. aylak. yerle şmiş inanç. idealist. i. kimlik bunalımı.. 2./s. 2. a ğız. s. putperest.. ikonoklast.h. tabir. İng. İng. idealle ştirmek. 1. i. ideolog. ideoloji. f. avara kasnağı.. 2... hüviyet. avara dişlisi. dangalak. i. idealizm. boş (vakit). i.h. gelenek s. i. 5. tar. putperestlik. (bir gruba özgü) dil.. kurumlara karşı çıkan/saldıran kimse. boş gezen kimse. aynen. lemeyen (makine). ülkücü. ideal. özde şlik. saçak buzu. bak. mat. 2. buz salkımı. idil. 1. . 2. b. -in kim/ne/kimin oldu ğunu tespit etmek/saptamak/söylemek. 1. özdeş. kimlik. idealize. işsiz. tuhaflık. f. sanki bir idilden al ınmış. s. put. 1. idyll. fikir. mat.. 1. i. çok sevilen kimse/ şey. özdeş ikizler.. kapl ı. s. yerle ıcı.. tar.b. asılsız (söz/vaat/tehdit). gelenek veya kurumlara karşı çıkma/saldırma. (bir dilin) ifade tarzına uygun. ikona. ideal. ülkücülük. buz. i. i. fels. buz saça ğı. idolize. ideal. i. gelenek i. f.t. ayrıksılık.. iş zaman öldürmek. ülkü. i. 1. buz gibi. deyim. 3. (with/to) (ile) ayn ı. 2.icicle icing icon iconoclasm iconoclast iconoclastic icy idea ideal idealise idealism idealist idealistic idealize ideally idée fixe identical identical twins identically identification tag identify identify s. z. i. i.. i.. b. (pasta ve kek üzerine sürülen) krema v. tapınmak. i. z. f. künye. s. yerle cı. 2. i. tar. 2.

yüz k ızartıcı. i. rahats ız. ateş almak. belirsiz. yasad ışı. kötülük. s. alçakça. dili şüpheli. terbiyesiz. s. i. okuma yazma bilmeyen. worst) 1. olmazsa. 1. iguana. 1. s. şerefsiz. şart. okunaks ız. cahillik. yasad ışı. tutuşturmak.ie if if ever if need be if not if only if perchance if push comes to shove/if it comes to the push if worst comes to worst if you please iffy igneous ignite ignition ignition key ignition switch ignoble ignominious ignominy ignoramus ignorance ignorant ignore iguana ileum ilex ill ill at ease ill will ill will ill-adapted ill-advised ill-bred ill-disposed illegal illegibility illegible illegitimate ill-fated illiberal illicit illiterate ill-judged ill-mannered ill-natured illness illogical k ıs. 2. 2. uğursuz. 1. yasadışı. 2. s. soysuz. yanlış.e. bilgisiz. evlilikdışı. cahil. ald ırmamak. kötü niyet. oto. . oto. oto. alçaklık. a şağılık. hastalık. 3. il. çobanpüskülü. huysuz. şayet. 1. fenal huzursuz. mantıksız. 1. id est yani. bot. s. k. 2. 1. içi ırahat olmayan. şayet.. mantığa aykırı. okumam ış. s. namussuzca.. s. ateşlemek. tutu şma. p ırnal. 2. tutuşturma. okunaks ızlık. düzensiz. kötü huylu. gerekirse. kıvrımbağırsak. bağ. bayağı. 1. ateşleme.a (îl´iyı) i. kara cahil. kaba. s. kontak. 2. en kötü ihtimal gerçekle şecek olursa/gerçekleşirse: If worst comes to worst. boş vermek. uygun olmayan. yanlış düşünülmüş/tasarlanmış. always live in the cave. s. bilgisiz. s. k. keşke: If only I had known. haram. s. yeşilmeşe. s. s. dar görü şlü. Keşke bilseydim. bahts ız. fena. i. 2. caiz olmayan. yolsuz. yolsuz. ate şleme düzeninin açılıp kapanmasını sağlayan aygıt. cahil. pırnar. yanmak. gayrime şru. kötü. s. 3. 2. demek ki. illegal. rahatsızlık. s. ise. zool. 2. hintkertenkelesi. ters. 1. zarar.. şayet. pek bilgisi olmayan. cimri. de ğilse. tutuşmak. s. bilgisizlikten ileri gelen. i. kontak anahtar ı. ters. i. bilgisizlik. bilmezlikten gelmek. eğer. we rica can ederim. ateşleme tertibatı. i. alçak. 1. i. hasta. 2.. kültürsüz. talihsiz. lütfen. (worse. f. çoğ. cehalet. f. husumet. s. 2. uymayan. i. yanlış. k. dili çok gerekirse. yakmak. 2. 2. aksi takdirde. i. 1. terbiye görmemiş. 1. rezalet. isterseniz. s. püskürük (kütle). sakıncalı. anat. serke ş. En kötü ihtimal gerçekle şecek 1. eğer. s. s. Iguana iguana. s. i.

s. jeol. aptallık. içkinlik. önemsiz. so ğurmak. s. imaj. hayali. hayal etmek. tertemiz bir şekilde. 3. tasar ımlamak. örneklemek. hayal edilebilir. i. s. 2. 1. 2. kapmak. 4. 1. s. ölçülemeyecek kadar büyük/çok. 1. illüzyon.ill-omened ill-starred ill-timed ill-treat illuminate illuminating illumination illusion illusive illusory illustrate illustration illustrative illustrator illustrious illuvium image imagery imaginable imaginary imagination imaginative imaginatively imagine imagism imagist imbalance imbecile imbecility imbibe imbue imitate imitation immaculate immaculately immanence immanent immaterial immature immaturity immeasurable immediate immediate cause immediately immense immensely immensity s. z. göz önüne getirilebilir. i. s. derhal. yarat ıcı. 1. 2. 2. tertemiz. (kitabı/yazıyı) tezhip etmek. aptal. asılsız. çoğ. geri zekâlılık. s. 1. imgelem. i. dengesizlik. s. taklit etmek. f. 2. with (fikir) a şılamak. sonsuz. 3. imgesel. i. yanılsama. s. ıcı. 3. hayal. aldatıcı.. z. lekesiz. f. 2. 2. görüntü. emmek. hemen. hayal. f.. i. içmek. i. 1. 2. s. zannetmek. kocaman. s. ışıklandırmak. 2. mevsimsiz. s. s. 2. 1. şerefli. aydınlatmak. gayet. talihsiz. i. örnek. 1. 1. tahmin edilemeyecek boyutlarda. z. f. 2. betimleme. hayal gücüne dayanarak. aydınlat i. illüstrasyon.. s. ham. uğursuz. toy. özümsemek. konu d ışı. i. imgeci. 1. . resim. hayal gücü.lu. zamans ız. 1. 3. (birini/bir konuyu) ayd ınlatmak. sanmak. taklidini yapmak. 2. 2. hayal. 1. acil. 2. imgelemek. 4.. lekesiz olarak. illüstratör. f. asılsız. örnekleyen. f. (birini) örnek almak. ölçülemez. olgunla şmamış. resimlemek. öğrenmek. 3. bahtı kara. 1. s. do ğrudan doğruya. geri zekâlı. put. s.. çok büyük. 3. 1. i. şimdiki. aydınlatma. şanlı. 3. i. iyi planlanmış. içkin. hayal ürünü. i. s. maddi olmayan. taklit. ünlü.vi. ilüvyon. tezhip. haml ık. kötü davranmak. uçsuz bucaks ız olma. olgun olmama. f. yakın. çok büyük olma. imge. kusursuz. z. s. i. imgecilik. 2. 1. 1. fels. fels. il. me şhur. kuruntu. aldatıcı. olmamış. çizer. gelişmemiş. hayal gücü kuvvetli. 2. i. taklit etme. s. 2. (bir şeye) doğrudan yol açan neden. uçsuz bucaks ız. s. 1. 2. 3. 1. 2. vakitsiz.a (îlu´viyı)/--s (îlu´viyımz) i. i. toyluk. i. pek çok. 1.

i. s. sabit. 2. immunize. f. kazığa oturtmak. suya batırmak. sabit. 1.. coşkulu. edepsiz. 3. utanmaz. s. 3. 1. f. k ımıldamaz. to -e vermek. 2. daldırmak. f. göç etme. f. immortalize. değişmez. f. s. heyecanland heyecanlı. 2. f. kazıklamak. 2.. hareketsizlik. (against) (-e kar şı) bağışık kılmak. tarafs ızlık. dalgın. s. a şılmaz. dalma. bak. değişmez. dokunulmazlık. s. (to) (-e) bildirmek. 2. k. s. dald ırma. şeytanın art ayağı. kızdırmak. paras ız. söylemek. elektrikli su ısıtıcısı.. tespit etmek. yak ında olmasından korkulan. sonsuz. yerinden oynamaz. i. etkilenmez. k ımıldayamaz duruma getirmek. kusursuz. ahlaka aykırı. çileden çıkarmak. afacan çocuk. ars ız. bak. bağışıklık. f. i. huk.. f. hırslandırmak. 2. çene kemiğine kaynamış diş. zayıflatmak. çarpışma. haddini bilmez. hareketsiz. ebedileştirmek. etki. ölümsüz. s. 2. i. kördüğüm. İng. duygularını açığa vurmayan. ırmak. muhacir. ta ba ğışık. batırma. aşırı. gayrimenkul. f. göçmen. İng. ateşli. yansız. f. 3. i. pekiştirmek. 2. açmaz. s. dili elektrikli su ısıtıcısı. İng. kazığa vurmak. ahlaks ız. tarafs ız. immobilize. bak. i. f. 1. geçit vermez. kolay şınmaz. 1. i. İng. s. to -e kar şı4. ölümsüzlük. suçlamak. yakın. i. göç etmek. ölümsüzle ştirmek. i. s. derin düşüncelere dalmış. 2. ahlaks ızlık. 1. dişçi. from/to -den muaf. 1. İng. i. s. engellemek. s. batma. s. coşturmak. (devlet memurunu) mahkeme önünde suçland ırmak. çıkmaz. s. f.immerse immersed in thought immersion immersion heater immigrant immigrate immigration imminent immobile immobilise immobility immobilize immoderate immodest immoral immorality immortal immortalise immortality immortalize immovable immune immunise immunity immunize immutable imp impact impact impacted tooth impair impale impart impartial impartiality impassable impasse impassion impassioned impassive impatience impatient impatiently impeach impeccable impecunious impede f. geçilmez. açık saçık. i. sıkıştırmak. i. z. küçük şeytan. sabırsızlıkla. s. yansızlık. f. 1. 1. s.. sabırsızlık. ölümsüz varl ık. bozmak. . 2. sabırsız.. k ımıldatılamaz. vuru ş.. 1. f. i. 1. tez canlı. ölçüsüz. ebedi. huk.

s. amansız (düşman). eksik. taklit etmek. terbiyesiz.b. taklit etme. i. ifade lan. hissedilmez. (ö ğüt. kesin: implicit trust tam güven. 1. f. özür. 2. soğukkanlı. keçisakalı. içinden geçilmez (kale). küstahlık.b. f. 1. temkinli.edilmeden anla şılan. 1. geçici. s.şı dolayl f. 3. 1. 1.). to (ö ğüt. plan v. engel. s. mim. girilmesi olmama. i. tıb. 3. implantasyon. 1. s. s. f. to (su. söz. münasebetsizlik. i. s. dilb. 2. i. imparatora özgü. mecburi. ima edilen. istifini bozmayan. münasebetsiz. 3. şahane. görülmez. i. 1. f. s. s. 1. piimkâns şmanlıkız duymama. yatıştırılmaz (öfke. amirane. 1. s. 2. i. kusurlu. küstah.b. farkedilmez. s.b. i. beraberinde getirmek: s. belli belirsiz. --ing/--ling) tehlikeye atmak. yürütme. alet. sevketmek. pişmanlık duymayan. v. yayılımcı. saklı. terbiyesizce. delinmez. (bir şeyin içinde) saklı olan anlam. 1. nefret v. 3. seçilmez. noksan. olmas ı yakın. 2. yürürlü ğe koyma. 2. aceleci.). 1. hava v. temsil etmek. tam. i. anla ı olarak. zorunlu. uygulamak. (--led. araç. tlamak/dikmek. s. ima etmek. i. çabuk. (orman). Allaha kar şı saygısız. yayılımcı. yalvarmak. 2. 3. z. s. 1. güç. kusur. zorunluk. 1. 2. 4. içermek: Smoke implies fire. çözülemeyen (sav. ele ştiri v. implantasyon yoluyla şı a ıb. 2. 1. tamam ıyla. implantasyon. dürtü. impertinence. 3. sugeçirmez.´ni) yürürlü i. 1. pişman 4. emreden. 2. 1. dilb. emretmeyi seven. 2. imparatorluk sistemi. kaba. yok olmaz. emperyalist..´ni) yerine getirmek. 3. buyurgan. 3. 2. 5. pişman olmayan. ele yap ılan. 2. emperyalist. 2. f. 2. 2. f. kalıcı olmayan. canland ırma. karar ğe koymak. bozulmaz.b. 1. şiddet. çürümez. i. to (ya ğmur/hava) geçirmez. dolaylı olarak kar s. 1. hızl ı. Allaha kar şı saygısızlık. itmek. s. aplikasyon. ağırbaşlı. 2. 4. nüfuz edilemeyen. bitmemi ş bir eylemi gösteren (zaman/fiil).b. (birini) (olumsuz bir şeye) karıştırmak. 1. s. canland ırmak. s. uyarı. eksiklik. bak. mâni. 1. i. . (birini) (olumsuz bir şeye) ışt ırma. to (korku. aşılamak. f. zorunluluk. yay ılımcılık. (taahhüt. engel. --ling) sürmek. 2. 2. kişilikdışı. i. emir. sert. i. imparatorlu ğa ait. 1. i. 1.. (yasa. zor. Duman ate şi içerir.´ni) dinlemez.´ni) geçirmez. on/upon -i etkilemek. s. terbiyesiz. f. hava geçirmez. tıb.b. -e işaret etmek. sır v. akl ına sokmak. yerine getirme. defolu. (dolaylı olarak) göstermek. 2.impediment impel impending impenetrable impenitence impenitent imperative imperceptible imperfect imperfection imperial imperialism imperialist imperialistic imperil imperious imperishable impermanent impermeable impersonal impersonate impersonation impertinence impertinency impertinent imperturbable impervious impetuous impetus impiety impinge impious implacable implant implant implantation implement implement implementation implicate implication implicit implicitly implore imply impolite impolitely i. kaba bir şekilde. i. (--ed/--led. güdü. dikmek.´ne) asmaz. kişisel olmayan. s. 2. geçirimsiz (toprak). emperyalizm. s. 2. emir belirten. zorunlu şey. 2. z. 3. s. ştiri v. şiddetli. kulak dü şünmeden i.

imkânsız. i. kim. 2. güçsüz. ithalat kotas ı. i. i. 2. 1. s. yap ılamaz. 1. s. s. itibar. 2. emprenye etmek. on/upon 1. ız etmek. pratik olmayan. s. heybetli. i. çok ısrarlı. i. 2. hapsetme. hapsetmek. f. izlenim. titiz olmayan. s. önem. ithalat izni. yoksulla ştırmak. kuvvetini kesmek. ithalat ve ihracat. 4... döllemek. 2. 4. hapis. bask ı. f. sahtekâr. z. harç. 2. çetin 2. 3. i. s. f. 2. 2. 3. ağırlığı olmayan. uygulanamaz. empoze etmek. . zahmet vermek. fakirleştirmek. elverişsiz. (ceza) vermek. -e (vergi) koymak. kabalık. önemli. 1. with (fikir) a şılamak. uygunsuz. özensiz. izlenimci. 1. 1. kanunen el koymak. nak şetmek. s. bask ı. olanaks ız. 2. etkilemek. 1. güçsüzlük. izlenimcilik. i. yük. (damga/mühür) basmak. isabetsiz. pratik olmayan. i. 3. i. ceza. i. f. gebe b ırakmak. (zihnine) sokmak. yap ılamaz. (zorla) yüklemek. anlam. iktidarsız (erkek). s. a ğıla kapamak.impoliteness impolitic imponderable import import import duty import license/permit import permit import quota importance important importation importer imports and exports importunate importune impose imposing imposition impossibility impossible impossibly impost impost impostor impotence impotency impotent impound impoverish impracticable impractical imprecise impregnable impregnate impress impression impressionable impressionism impressionist impressionistic impressive impressively imprint imprint imprison imprisonment i. empresyonist. 1. s. 2. 3. iz. itibarl ı. (kitapta) yayınevinin adı. olanaks s. vergi. 2. 1. d ışalım. z talep. önem. 3. 2.(yol). 2. nüfuz. mim. 1. f. üzengita şı. 6. permi. impotence. 1. imkâns ız bir şekilde. 1. ısrarla istemek. hassas. dikkatsiz. doland ırıcı. kullanışsız. nüfuzlu. ithal etmek. 2. 5. ithalatç ı. etkileyici bir şekilde. terbiyesizlik. i. haczetmek. s. etken. kesin olmayan. zaptedilemez. kazan ılamaz. i. kolayca etkilenen. resim. 5. 3. geçilmez. hile. 6. izlenimci. elverişsiz. önceden kestirilemeyen f. s. i. etkileyici. 2. ithal izni. mantıksız. f. ithal malı. z. 1. f. i. imkânsızlık. aşırı duyarlı. etki. (vergi) koyma. tartıya gelmez. on/upon akl ına sokmak. 1. empresyonist. 6. i. 2. i. zayıf. damga. etki. rahats s. izlenim. s. 1. 2. şaşırtıcı derecede. i. ölçülemeyen. beceriksiz. etki. haks ızlıık. uygulanamaz. 3. zorla kabul ettirme. ithalat. duyguları etkileyen. zorla kabul ettirmek. 7. zahmet. 1. 4. 1. 3. (on) 1. bak. 3. (damga) basmak. emdirmek. âciz. 4. ithalat vergisi. 2. 1. etkili. f. iktidars ızlık. 4. 1. empresyonizm. damga. 2. görkemli. 5. 4. isteğinde çok ısrar eden.

olmayacak. iç. kar ışık. monoton bir şekilde. yani. 3. -in karşılığı olarak: in acknowledgment of his years of service yıllarca i hizmetin kar-da: şılığıin olarak. (hazırlık yapılmadan) o anda yapılan. şında. gelişmek. dili heyecanlı. yüzsüz. s. haz çirkin. Cebine koy. arsızlık. katışıklık. your pocket. uydurup yapmak. -de. i.gözde. 1. üstüne yıkmak. içeriye. 2. tehlikede. k. kolaylıkla. iktidardaki. 3. the box kutuda. 5. yetkili kişi. sesini alçaltıp yükseltmeden. 1. tedbirsiz. dili çoktand ır. s. Parasının hepsini şinen ödeyebilirim. i. 5. düzeltme. 2. piston. 1. yap ışıksız. ilerletmek. yıldırım hızıyla. 2. s. 1. dili karga şalık içinde. k. 1. 3. -de. 3. atfetmek. anında uydurmak. saflığı bozan şey. k. yoluna koymak. ihtiyats ız. dili küçük çapta. iffetsiz. k. içine. gelişigüzel. çabuk çabuk. karınca kararınca. kötü bir durumda. improving. ihtimal d ışı. görev ba3. gelmiş. k. dili büyük çapta. tepi. dolaylı olarak. katışık. pislik. düşünmeden. 1. dili 1. dolaylı yoldan. ilerleme. düzelmek. murdarl ık. 1. 2. azıcık. 1. dili bir anda. yalanc ı çıkarmak. 3. tedbirsizlik. dolambaçlı yoldan. -da. z. doğaçtan/irticalen ılan. kirlilik. s. içeride. düşüncesizce davranan. bir ç ırpıda. ihtiyats ızlık. 2. ars ız. 3. 2. bir anlamda. yüklemek. pe bir anlamda. kirli. düzeltmek. 2. az ve öz olarak. dili torpil. tepisel. i. 1. yak i. ırlıksız. verdi edat ğ 1. f. sersem sepelek. doğaçtan çalmak. ruhb. içinde. hazırlıksız. çok moda olan. i. aceleyle. in the envelope zarf ın içinde. s. -a: Put it in içine. içinde. yabancı . geli şme. itici güç. 1. geli ştirmek. 3. k. . küstah. geli f. peşin ve taksitsiz olarak: I can pay for it in a lump sum. içeri do ğru yönelen. çok hasta. 2. 2. 4. 2. z. baştan savma. ihtiyats ız. madde. f. k. yola girmek: Özhan´s health is ın sağ2. epeydir. -e. 2. hemen. elinde. pis. doğaçtan. cezadan muaf olma. f. i. çıplak. Özhan´ ştirme. katışkı2. s. 2. moda. düzelme. i. uygunsuzluk. s. 1.improbable impromptu improper impropriety improve improvement improvise imprudence imprudent imprudent impudence impudent impugn impulse impulsive impulsively impunity impure impurity impute in acknowledgment of in in in in in a bad way in a big way in a breeze in a coon´s age in a daze in a ferment in a flash in a good light in a hurry in a jiffy in a lather in a lump sum in a manner of speaking in a monotone in a nutshell in a roundabout way in a sense in a slapdash manner in a small way in a small way in a state of undress in a trice s. küstahlık. uygunsuz. evde. vermek. irticalen. (bir şeyi) iyimser olarak (görmek). 2. i. lığı düzeliyor. k. hazırl ıks ız olarak. ani bir istek. 3. yüzsüzlük. 1. 4. çabucak. tedbirsiz. 1. mevsimi z. s. murdar. birdenbire. itki.

tamam ı. bir bak ıma. -e göre. büyük bir ihtimalle/olas ılıkla. son olarak. çiçek açm ış. danışman olarak.yazılı olarak. Gerekti ği takdirde geç vakte kadar çalışabilirim. hepsi. (bir şeyin gerçekleşebileceği) düşüncesiyle. ne olursa 1. her halükârda. in case of bas acil bir durumda. 2. kâh d ışarıda. 1. ayr ıca. vard -e uyarak.in a twitter/all in a twitter in a way in a word in a/one body in absolute privacy in abundance in accord with in accordance with in actuality in addition to in advance in aid of in all in all in all probability in alphabetical order in an advisory capacity in and out in anticipation of in any case in any case in any event in any shape or form in apple-pie order in bad/ill repair in between in black and white in bloom in brief in broad daylight in broad daylight in bulk in camera in case in case of in case of emergency in cipher in cold blood in cold blood in command in commission in company with in comparison with in compliance with in concert in conclusion in conference k. her halükârda. alfabetik olarak dizilmi ş. birlikte. şifreli. gerçekten. ambalajsız. mucibince. 2. hakikaten. gizli celsede. güpegündüz. sözün k ısası. uyarı niteliğinde bülten/duyuru. k ılını kıpırdatmadan. 2. meşgul. halinde: In case of fire press this button. 2. işe hazır. açık. amir. ileride. Yang ın anında bu düğmeye ı n. k. özetle. tamamen aralar ında kalmak üzere. hep birlikte/beraber. ile beraber. fazla olarak. dili heyecan içinde. -e uygun olarak. her halde: In any event I´ll see you at Billur´s ekilde. pe şin olarak. kötü durumda. takdirde: In case it´s necessary. birlik içinde. k ısaca. aralarında: two houses with a yard in between aralarında bir bahçe olan iki dili ev. sefere hazır (gemi). menfaatine. zaten: In hiçbir şdinner. -e ek olarak. -e nazaran. her halde: In any case you be there. -e uygun olarak: Is this in accordance with your wishes? Bu isteklerinize göre mi? I acted in accordance with your instructions. Çok miktarda armut ı. toplam. orada ol. Ne olursa olsun sen olsun. -e ilaveten. . -e göre. soğukkanlılıkla. 2. zaten: In any case you couldn´t have herhalde. 1. bol/çok miktarda: There were pears in abundance. Her halükârda Billur´un yeme ğinde görüşürüz. alfabetik sıraya göre. önde.emergency acil durumda. toplantıda. toptan. kâh içeride. huk. çiçekte. 1. güpegündüz. uyum içinde. yararına. 1. çok düzenli bir şekilde. ne olursa olsun. I can work late. -e yardım için. 2. i. sözü geçen. ne olursa olsun. toplam olarak. 1.

-i hiçe sayarak. iyi durumda. yürürlükte. çap olarak. şüpheli. doğrusu. elde. varl ıklı. -e ayk ırı olarak. çok ra ğbette. aslında. ayrıntılarıyla. zamanı/vakti gelince. 1. ile ilgili olarak. hali vakti yerinde. keyfi yerinde. büyük ra ğbet gören. . ciddi. gerçekte. hazırlanmakta. dili ba şı dertte. iş başında. tutulan. 2. zamanla. -den yana. zamanı gelince. önceden belirlenen zamanda. 2. -den fazla. genellikle. tam göz önünde. sonucunda. 1. 2. vaktinde. ile birlikte. 2. aceleyle. zor durumda. tela şla. biraz erken. kuşkulu. çok revaçta. henüz belli olmayan. süresi gelince. bundan böyle. 2. baya ğı. suçüstü. cürmü me şhut halinde. aslında. aslında. 3. 1. 1. -e meydan okuyarak. gerçekten. nedeniyle. iyi odaklanm ış. tehlikede. çok aranan. bundan sonra. 1. kontrol altında. ayrıntılı olarak. yokluğundan dolayı. genel olarak. dili iyi durumda/vaziyette. k. çok. harap. -i geçen. önünde: in front of the building binan ın önünde. -in lehinde. ciddi olarak. önde. iyi arkada şlarla. formda. z. çok eskiden. tamire muhtaç. -e rağmen. şaşkınlık içinde. 3. iki suret halinde. 1. yokluğunda. başı dertte. çok aranan. ile bir arada. -in taraftar ı. -e karşın. keyfi yerinde. 2. k. şakadan. sadece birinin sözüne güvenerek. tam çekilme durumunda. alevler içinde.in conjunction with in connection with in consequence of in danger in days of yore in deep water in deep water in default of in defiance of in despite of in detail in diameter in disrepair in doubt in due course in due course in duplicate in earnest in easy circumstances/on easy street in effect in excess of in fact in fact in favor of in fine fettle in flagrante delicto in flames in focus in front in front of in full retreat in full view in fun in future in general in good company in good faith in good repair in good season in good spirits in good time in good trim in great demand in great request in hand in harness in haste ile beraber. -in lehine. tam zaman ında.

ı tehlikesiyle karşı karşıya. dili çok çabuk. bana kalırsa. şansı açık. -in yerine. yani. ta ki. sözde. yer yer. 2. rehinde. çok çabuk. daima. Kendi ba şına bir problem de ğil. bana kalırsa. yapraklanm ış. talihli. için s ırada. diye. şahsen. şerefine.bir taraftan. hemen. kan ımca. zincire vurulmu ş. demek.ğ sapa. kafas ında. özünde. de 1. yol üstü olmayan. hayalinde. -in anısına. bana göre. avucunun içinde. ismen. 2. geçerken. 1. bir kerede. her zaman için. hayatı tehlikede. bana göre. Biran ın tümünü bir dikişte içti.in his/her own backyard in hock in honor of in imitation of in irons in itself/in and of itself in jeopardy of his life in jest in leaf in less than no time/in no time/in no time at all in lieu of in line for in luck in memory of in mesh in miniature in motion in my book in my judgment in my opinion in my opinion in name in no time in no uncertain terms in no way in no way. fikrimce. idam cezas şaka olarak. bizatihi: In itself it´s not a problem. -e bedel olarak. birbirine girmiş. k ısım kısım. derhal. -e aday. kanımca. bir seferde: He drank all the beer in one go. other words aram ızda. 1. kesinlikle: He was in no way responsible. -in hatırasına. boş vaktinde: Do it in your spare time! Onu boş vaktinde yap! yürürlükte. our midst k ısmen. nüfuzu altında. için: in order to see görmek için. out of the way in nothing flat in one go in one sense in one´s mind´s eye in one´s pocket in one´s spare time in operation in order that in order that in order to in in in in kendi çevresinde. tesadüfen. kendisi. hareket halinde. -sin diye: in order that he may see görsün diye. minyatür. parça parça. order to keep up appearances ele güne kar şı rezil olmamak için. al ışılmışın dışında. hiç. eli kelepçeli. bizzat. k. O hiçbir şekilde sorumlu ildi. bence. ufak çapta. rehinde. 2. ebediyen. -i taklit ederek. çabucak. k ısmen. part özellikle. sert bir şekilde/açıkça (söylemek). çabucac ık. in particular in parts in passing in patches in pawn in perpetuity in person . bana göre. bir anlamda.

ile ilgili olarak. gerçekte. birinin yerine. çabuk. aslında. pe şinde. tam onortakla saniyede. çok mutlu. . açıkçası. uygulamada. pratikte. -e protesto olarak. alenen. k ıyıya yakın.. kısaca. -in karşılığında. sözün kısası. açıkçası. çarçabuk. k. with regard to. 2. aç ıkça. yapılmakta. açıkça. hakk ında: She said nothing in relation to that matter. gizlice. yerine getirirken. Zorluklara ra ğmen devam ediyor. k ısaca. dili -e gelince. bir dereceye kadar. İdeallerinin peşinde . koordinasyon içinde.. art arda dizilmiş bir şekilde.in place in place of in plain English in plain English in play in point of in point of fact in position in practice in press in private in process of construction in proportion to in protest against in public in pursuance of in regard to in relation to in reply to in respect of in respect to in response to in retrospect in return for in revenge for in s. 2. 1. O mesele ında hiçbir şey söylemedi.. açık seçik bir şekilde. k ısmen. tek s ıra halinde. 1. 2. aç ıdan: Don´t look at the situation in those terms! Duruma o açıdan bakma! 2. pe şinde koşarken. şaka olarak. birbirine bağlı şa. -den öç almak için. 2. -e oranla. herkesin önünde. -e karşılık olarak. s ırayla. -e gelince. 1. basılmakta. 1. gizli olarak. 1. bask ıda. geçmişe bakarak. baş başa. sözün k ısası. birinin nam ına: Çetin can go in his stead. -diği kadar/derecede. mevcut. -e karşılık olarak. hakk -e cevap olarak. tic. aç ıkça. -e göre. -in yerine. aramaya. ba şkaları yokken. aramakta..o. kendini korumak için. -ce/-çe: In terms of money she´s well fixed. art arda. -e karşın: He´s carrying on in spite of the difficulties. 2. birlikte. ile ilgili.´s stead in search of in self-defense in sequence in seventh heaven in shore in short in short course in short order in short order in sight in single file in so far as in so many words in some ways in some measure in spite of in stock in sum in tandem in ten seconds flat in terms of yerinde. . ile ilgili olarak. bak ımından. in pursuance of his ideals. tam yerinde. beraber. 2. bazı bakımlardan. görünürde. gerçekleştirmeye çalışırken: He sacrificed his wealth bak. 1. -e karşılık. k ısaca. inşa halinde. Onun yerine Çetin gidebilir. -e rağmen. olarak. 1.

zamanla. 1.. tam zaman ında. sırasında. k. . halinde. olayların ışığı altında. dalg ın. bak. k. but not in practice.. -in arasında. açmak. 1. habersiz. eninde sonunda. bizzat. tabiatıyla. yarar ına. çantada keklik. takdirde. karanlıkta. tam zaman ında (Gecikmeye hiç yer olmayan durumlar için kullanılır. zamanla.. . çoğunlukla. -diğinden dolayı. doğal olarak. 2. toplam olarak. kavram olarak beğeniyor. son derece. with. aç ığa vurmak. o/bu arada. o takdirde. namına. sonunda. -in yoklu ğunda: In the absence of any guidelines this is what we came up eyler ığı için ancak bunu yapabildik. adına. esnasında. o/bu süre içinde. yaklaşık olarak. zaman geçtikçe. olayların gelişmesine göre. sırasında. -in ortas ında. hayal âleminde.. f. bütünüyle. için. k. dili muhtemel. zamanla.in that in that case in the absence of in the abstract in the aggregate in the background in the bag in the cards in the circumstances in the clouds in the course of in the course of in the course of time in the crunch in the dark in the end in the event of in the extreme in the eyes of in the face of in the family way in the flesh in the hole in the interest of in the interim in the land of the living in the large in the light of the facts in the long run in the long run in the long term in the lump in the main in the matter of in the meantime in the midst of in the morning in the name of in the nature of things in the neighborhood of in the nick of time in the nick of time in the nude in the offing in the open in the presence of in the process of time -diğinden. garantili. bütün kapsam ı ile. olas ı. açılmak. under the circumstances. k. k. -in gözünde. hakkı için. dili borçlu. para kaybetmi ş durumda. Onu uygulamada de ğil. madem. dili emin. başlamak.. sağ. konusunda. aşkına. civarında. ikinci planda. çıplak. uzun vadede. eninde sonunda. -diğine göre. Don´t say that in her presence! Onun yan ında . eninde sonunda. hayatta. dili gebe. 2. Takviyeler tam zaman ında çıplak olarak. çoğu. dili paças ı sıkışınca. esnasında. 3. pomp and circumtance tantana. yak ında. sermek. karşısında. 2. aradaki zamanda. 1. debdebe. Bize yol gösterecek bir ş kavram olarak: He approves of it inolmad the abstract. sabahleyin. açık havada. .): Reinforcements arrived in the nick of time. başı için. hamile. ında/huzurunda: in the presence of a large company (birinin) büyük bir topluluk önünde..önünde/yan 4. başlatmak. uzun vadede. çünkü. pek uzak olmayan (olay). yerine. mademki. yaymak. bütün olarak.

a şa ğı ard yukar ı. 1. yanına varılmaz.): What in the world bu is that? O ne. k ısa vadede. ehliyetsizlik. hareketsiz. i. 1. beraber (yapmak). birlikte. . güçsüzlük. elde olmayan. arkada üç kopya olarak. z. 1. kim. s. i. s. s. 1. s. toplam olarak. 2. Taksim ında 2. sırasıyla. . bir solukta. gerçekten. eksik. dili Allah a şkına. vaktinde. erişilmez. s ıra ile. yanlış. . -diği derecede/kadar. iki k ıdeadly (of a lamb´s tail) k. 1. s. -den dolayı. gereğinde. muharebenin en şiddetli yerinde. boşuna. ondan sonra. 1. bir ç ırpıda. 1. kusurlu. 2. zaman ında (yetişmek/yetiştirmek): Can you finish this in misiniz? We can´t get there in time. hakikaten. etkisizlik. i şlenmemiş durumda. münasebetsiz. -in ından. nöbetleşe: Each charge was mowed down in turn by their fire. k. hep bir a ğızdan. aptal. -i göz önünde tutarak. akortlu. budala. ölü. s. anla şılmaz. 1. dili beraberinde: He had his girl friend in tow as well. bak. görünürde. gerektiğinde. 1. tic. s. s. k. tic. sıkışınca. 2.(kesmek/bölmek/ay Hücuma kalkan her grup onlar ın öldürücü ateşiyle helak sma. i. kas ıtsız. yersiz. 2.. 2.. 4. boş. 2. dolaylar ında. i. yüzünden. ortada. 3..in the raw in the rough in the same breath in the second place in the short haul/term in the short run in the short term in the thick of the battle in the vicinity of in the wake of in the world in this connection in three months in time in total in tow in triplicate in truth in tune in turn in two in two shakes in unison in vain in view in view of in/at a pinch inability inaccessible inaccurate inaction inactive inactivity inadequate inadmissible inadvertent inalienable inane inanimate inappropriate inapt inarticulate inasmuch inasmuch as inattention inattentive inattentiveness 1. donuk. yetersizlik.şk. tamam k. ikinci olarak. 1. beceriksizlik. yeteneksizlik. 2. -in pe inde. k ısa vadede. i. budalaca. kabul olunmaz. durgun. 1. dili 2. uygunsuz.His sonucunda. 1. civarında: She lives in the vicinity of Taksim. ruhsuz. noksan. dilsiz.. ayn ı zamanda. hareketsizlik. hususta. etkisiz. hatalı. -diğine göre. s. s. yetersiz. cans ız. Beraberinde k ız şı da vardı. 1. 2. 1. kim. 2. yakla şık olarak: salary is in civar nda. time? Bunu vaktinde yeti ştirebilir ıyla. hareketsizlik. bütünüyle. ikiye ırmak). Allahı/Allahını seversen (Soru zamirleriyle kullanılır. uygun görülmez. 1. Allah ını seversen? How in the world did bu münasebetle. k ısa vadede. kendini iyi ifade edemeyen. boş yere. aptalca. hep beraber. s. dikkatsizlik. bir lahzada. dili hemen. iyi ifade edilmemiş. -in ard ıoturuyor. -den sonra. 3. dikkatsizlik. 3. inept. mademki. anlamsız. durgunluk. dikkatsiz. satılamaz. s. 2. s. üç aya kadar. dili çıplak. (kişinin) elinden alınamayacak (hak). işlenmemiş. kaba taslak durumda. devrolunamaz. doğal halde. 2.. sönük. 2.

2. başlama.inaugural inaugurate inauguration inauspicious inborn inbound inbred incalculable incandescence incandescent incandescent lamp incandescent lamp incapable incapacitate incapacity incapacity for incarcerate incarnate incase incautious incendiary incendiary bomb incense incense incentive incentive pay inception incessant incessantly incest inch inch along incidence incident incidental incidentally incinerate incinerator incipient incise incision incisive incisor incite incitement incivility inclement s. resmen iştöreniyle s. ard ı arkası kesilmeden. i. tedbirsiz. to -e ait olan. s. bak. 1. 1. akkor. 2. i. törenle baş latmak. hesaplanamayan. de şme. yavaş yavaş ilerlemek. kaba davranış. i. otobüs v. s. hakketmek. 3.edinilegelmi ş.. yak ın akraba ile cinsel ilişki kurma. dürtü. kaz ımak. henüz ba şlamakta olan. ensizyon. sürekli olarak. 1. tütsü. 1. -e özgü. 1.gelen. yak ıp kül etmek. f. kesicidiş. k ızdırmak. fırın. s. doğuştan gelen. hadise. of (bir şeyin) meydana gelmesi: The incidence of cholera has been ı azalmakta. z. f. 2. 2. f ırtınalı (hava). âciz. (birini) törenle bir göreve getirmek. s. kasten yang ın çıkaran. s. 1. -e özgü. yeteneksizlik. i. (bir şeyi) yapamama. elektrik ampulü. yeteneksiz. i. 1. yangın bombası. zeki. k ışkırtma. ile beraber gelen. hesap edilemez. başlatmak. kalıtsal. özendirici şey. f. i.54 cm. i. başlang c. yavaş yavaş hareket ettirmek. s. sert. sürekli. tıb. teşvik etmek. 1. nezaketsizlik. 2. açılı ış i. uzun zaman boyunca s. f. 1. güçsüz duruma getirmek. başlangıç. s. haddi hesab ı olmayan. s.). şehir merkezine doğru giden (tren. teşvik. açılış töreni ile ilgili. f. 3. 3. 2. açılış-in töreni. s. ikinci derecede olan/sayılan: incidental expenses yan masraflar. uğursuz. s. ampul. (birinin) tabiat ında olan. kışkırtıcı. çöp fırını. 1. kabiliyetsiz. devamlı. declining. limana/havaalan ına giren (gemi/uçak). dikkatsiz. s.b. keskin. öfkelendirmek. f. s. 1. tesadüfi. aç ılış e başlama. buhur. vaka. inç. 2. f. olay. s. i. Kolera vakalar i. to -e ait olan. tahrik. karışıklık çıkaran. meşum. resmen işe başlatmak. s. tesadüfen meydana şken. i. güçsüz. irsi. 2. akkorluk. 2. tahrik etmek. encase. parmak. ile beraber z. i. aklıma gelmi f. 2. güdü. hapsetmek. ensest. yeni başlayan. teşvik primi. cisimlenmiş. oymak. i. . i ş yapamaz duruma getirmek. 2. 2. göreve ba şlama töreni. insan şekline girmiş. ı açmak. isteklendiren ödül. 1. 2. ba şlamak. i. ardı arkası kesilmeyen. yarma. k ışkırtmak. dü şüncesiz. i. güçsüzlük. i. günlük. kundakçı. kabalık.

1. bildiğini başkalarına söylemeyen. s. meyil. k şmaz. orans ız. noksan. 2. i. anlayışsızlık. güçlük. avutulamaz. heves. rahatsız etmek. beceriksiz. bak.. s.inclination incline incline incline one´s ear incline one´s head inclined plane inclose inclosure include included inclusion inclusive incognito incoherence incoherency incoherent income income tax incoming incommensurate incommunicado incommunicative incomparable incompatibility incompatible incompetence incompetency incompetent incomplete incomprehensible incomprehension inconceivable inconclusive incongruity incongruous inconsequent inconsequential inconsiderate inconsistent inconsolable inconspicuous inconstant incontestable incontinent incontrovertible incontrovertibly inconvenience i. zahmet. istek. s. uygunsuzluk. 2. s. kat ılma. içermek. yersiz. uyuşmazlık. 1. 1. s. 1. uygunsuz. içindeleme. 3. 1. su götürmez. 1. ele geçen. ketum. anlaşılmaz. yetersiz. kavrayamama. sonuçsuz. yöneltti. 2. i. 1. tesellisi olmayan. with/to ile karşılaştırılamaz. kusurlu. s. bak. anlaşılmaz (sözler/sesler). incoherence. ba i. 2. katılan şey. anlaşılmaz. gelir. değişken. i. f. 2. bir sonuca varmayan. 1. to e ğiliminde olmak: His thought inclines to the kulak kabartmak. karars ız. z. 2. yersiz. etkisiz. 2. bağdaşmazlık. eğim. dahil etmek. emsalsiz. uyuşmayan ıs ım/ şey. 2. 2. 2. bağdaşmazlık. s. s. f. rahats ızlık. dahil: The charge is thirty million liras inclusive of service. s. 2. bak. -e yöneltmek. önemsiz. eksik. z. bak. kavran ılmaz. yetersiz. tartışılmaz. tesellisiz. vefasız. 3. yeni (hükümet/y ıl). bitmemi ş. düşüncesiz. ğlantkazanç. z. 1. ile kıyaslanamaz. s. mantıksız. uyu s. 3. bağdaşmaz. ehliyetsiz. tutars ız. tutars ız. kapsamak. katmak. birbirine uymayan. içlemci. gereken yetenekte olmayan. 1. s.. i. 1. tutars ızlık. 1. 1. gelir vergisi. yads ınamaz. başını eğmek. akıl almaz. otuz milyon lira tuttu. anla şılmayan. s. katma. . yads ınamayacak şekilde. k ıservis i. inkâr edilemez. 1. e ğim. tutarsız. meyil. s. s. 2. yersizlik. birbirine z ıt. s. 1. -e sebep olmak: It inclined him to support us. inand ırıcı olmayan. s. 2. içine almak. 2. i. i. s. her zaman aynı seviyeyi tutmayan (iş). dahil olma. 2. i. göze çarpmayan. 2. Onu bizi desteklemeye i. lık değdahil iştirerek. s. kendini tutamayan. 1. s. 1. dahil etme. giren. dahil. f. teselli edilemez. konu dışı. 2.. eğri yüzey. önemsiz. beceriksizlik. enclosure. adla. 2. i. 2. f. saygısız. 1. huk. bağdaşmaz. s. s. farkedilmeyen. itiraz edilemez. 1. yetersizlik. enclose. eğiklik. zahmet vermek. ısız (sözler/fikirler). s. idrar ını tutamayan. of -i kapsayan.. uyuşmaz. rabıtasız. s. eşsiz. eğilim. uyuşmazlık. yaptıkları birbirini tutmayan (kimse). takmaHesap. i. 3. incompetence.

2. i. f. inanmazlık. ak ın. amans ız. uygunsuzluk. s. ı 2. kuluçkaya yatmak. borçlu. çoğalma. ç ıkmaz. zahmetli. 1. kuluçka dönemi. kaba. 2. şifasız. i. kesin olmayan. 3. s. s. büyütmek. yakışık almayan. karars ızlık. cisimlendirmek. 2. 3. saldırı. 2. 2. koku f. i. kuvöz. mü şkül. doğrusu istenirse. 1. yanlış. belgisiz s ıfat: bir (İngilizcede a. edepsiz. --ring) 1. s.. vazife. inan ılmaz. inanmayan. s. artmak. uygunsuz olma. bak. s. 1. . 2. okunmaz. birleştirmek. tan s. akıl almaz. yorulmaz. girmek. belirsizlik zamiri. görev süresi. dilb. uygunsuz. 2. 2. i. yorulmak bilmez. belgisiz. s. 2. sabit mürekkep. 3. belirsiz. silinmez. belgisiz zamir. artış. ilgisiz. 2. 1. aşılamak. kaba. i. ço ğalmak. gerçeği söylemek gerekirse. 2. hücum. dili harika. kuluçka makinesi. i. 1. hâsılat. do ğrusu. s. an). dilb. bozulmaz. k. onulmaz. ımlanmas zor. dilb. yola getirilemez. s. incredulity. sabit (boya/mürekkep). 2. uygun olmayan. borca girmek. s. 1.geli 2. belli olmayan. sökülmez. i. çözülmez. uygunsuzluk. giderilmez (leke/iz). birleşmek. 4. i. kuşku. anonim. uygunsuzluk. s. i. meraks ız. anlatılması imkânsız. huk. kapsamak. s. 1. s. yak ışıksız. artırmak. rüşvet kabul etmez. düzelmez (kimse). kâr. çoğalma. elverişsiz. artış z. i. 5. (--red. şmaz. 1. artma. -e katmak. yak ışıksız. anlatılması zor. 1. çoğaltmak. kabal ık. uygunsuz davran ış/söz. 1. s. 1. kopya kalemi. savunulamaz. düzeltilmemiş. üstüne çekmek. 1. encrust. içermek. artma. 1. f. 2. f.inconvenient incorporate incorporated incorrect incorrigible incorruptible increase increase increasingly incredible incredulity incredulous incredulousness increment incriminate incrust incubate incubation incubator inculcate incumbency incumbent incur incur a debt incurable incurious incursion indebted indecent indecipherable indecision indecisive indecorous indecorum indeed indefatigable indefensible indefinable indefinite indefinite article indefinite pronoun indefinite pronoun indelible indelible ink indelible pencil indelicacy indelicate s. gelişmek. into/in -e dahil etmek. kuşkulanan. z. 2. 1. toplum töresine ayk ırı. karars ız. uygunsuz. belirsiz. 1. gerçekten. maruz kalmak.. 4. 1. s. 2. 1. tekrarlayarak kafasına sokmak. 1. u ğramak. ürün. gittikçe artarak: become increasingly difficult gittikçe zorla şmak. ırmak. münasebetsiz. minnettar. silinmez. biçimsiz. civciv ç ıkarmak. f. verimli olmak. çürümez. 2. 1. 2. anonim ş irket haline getirmek. f. kalıcı (izlenim/etki/duygu). s. ku şkulu. kayıtsız. i. s. bak. öğretmek. . suçlamak. nazik olmayan. 3. te şekkür borçlu. 3. hakikaten. 3. f. 2. s. nezaketsiz. 2. 1. 1. 2. 2. uyand borçlanmak. ştirmek. 3. kafasında (plan) kurmak. adam olmaz. ahlakı bozulmaz. s. 2. 1. 3. büyümek. görev. 1.

çivit mavisi. f. ba s. 2. suçlama. vazgeçilmez. i. bağımsız. pol. ilgisizlik. 1. 1. 2. z. i.ces (în´dısiz) i. bağımsızlık. 3. s. s. çivitotu. imlemek. 1. 1. işaretparmağı. çivit çivitotu. 3. etmek. zarar ını ödemek. 2. gösterge. (sat ır için) içerlek olma. s. dilb. tazminat. birbirini etkilemeden. -e halindeki isim. başına buyruk. for ile suçlamak. (kitap) için dizin haz ırlamak. kontratla/senetle bağlamak. öfkeli. 2. --es (în´deksîz)/in. dolaylı tümleç. fihrist. 1. farkedilemeyecek. ilgisiz. i. i. çivit rengi. gösterge. çivit rengi. ş vermek. boşboğaz. düşüncesizce yapılan. indigo. 1. 2. s. çentmek. f. 1. i. gösterge. (haks ızlıktan dolayı) kızgınlık. kuşkulu. yerli. 1. kendi ız. -i talep etmek. zarar görmeyeceğine dair peşinen kefil olmak. 4. gösterme. 1. belirti. bağımsız. i. Indigofera tinctoria. f. 2. dolaylı ışıklandırma. 3. 1. s. s. s. s ınırsız. ibre. boşboğazlık. to (bir yere) özgü. Indigofera çivit rengi. geliri ileğı geçinebilen. i şaret. 2. ayırt edilemez. rengi. küçük dü şürücü hareket. toplu halde. mide fesadı. i. dü şigüzel. rasgele. (bir yerde) do ğal olarak bulunan/yetişen. dolaşık. ba ğıms msız olarak. çivit mavisi. i. s. bot. 1.di. z. 1. (ekonomik açıdan) bağımsız.. İng. s. tanımlanamaz. hakaret. i. güvence. savca. yoksul. s. 4. öfke. 2. şüncesizce söylenen söz. 1. s. anlatma. anlatılmaz. -i ş 1. dolaylı. hazmedilemez. delil. çividi. talepte sipari siparisipari ş. i. (for) İng. 2. zaruri. f. ay ırt edilmemiş. 2. i. f. fakir. düşünmeden davranan. (haks ızlıktan dolayı) kızgın. 2. s. belirsiz. 2. dizin. kefalet. (kitabın) indeksini fiş.indemnify indemnity indent indent indentation indenture independence independent independently indescribable indestructible indeterminate index index card index finger indicate indication indicative indicator indict indictment indifference indifferent indigenous indigent indigestible indigestion indignant indignation indignity indigo indigo plant indigo blue indigo-blue indirect indirect cost indirect lighting indirect object indirect object indirect tax indirectly indiscernible indiscreet indiscrete indiscretion indiscriminate indispensable f. sıradan. bot. dolaylı tümleç. katalog. sözleşme. (for) İng. içerlek yazma. çividi. iddianame. s. i. i. s. işaret etmek. geli s. s. dava açma. seçilemez. pol. 1. karışık. bildirme. . sindirim güçlü ğü. göstermek. umursamayan. indigo. yıkılmaz. talep. i. paragraf ba şı yapmak. dolaylı olarak. k ısımlara bölünmemiş. dilb. teminat. s. vasat. yok edilemez.. 2. 1. ödence. ald ırmaz. 3. onur kırıcı durum. içerlek yazmak. dolaylı vergi. 2. çivit mavisi. bellisiz. 2. 2. çivit mavisi. 1. 1. düşüncesiz bir davranış. dolambaçlı. düşünmeden davranma. hazımsızlık. indeks. dolaylı masraf. tinctoria. ald ırmazlık. 2. i. çoğ.

kendi . . s. i. 1. industrialize. sözü edilmez. işleyimsel.). f. çalışkanlık. birini askere almak. f. f. s. 1. s.b. (sak ınılması gereken bir şeye) teslim olmak: She indulged her desire Şekermüsamaha. 1. işçi v. sanayici. into the army induction inductive inductive reasoning indulge indulgence indulgent industrial industrial action industrial arts industrial engineer industrial estate industrial school industrialise industrialist industrialize industrious industry inebriate inedible ineffable ineffective ineffectual inefficient f. 1. i. üşengeç. rahats ızlık. elek.b. etkisiz. 1. iç mekânlarda kullan ılan: indoor shoes iç lar. endüstri meslek lisesi. 3.b. man. te şvik. ilaç v. f. 1.. 1. organize sanayi bölgesi. s. tümevar tümevarımlı usavurma. 1.candy. çeri z. s. göreve getirme. belirsiz. indükleme. endüstriyel sanatlar. iç mekânlara uygun. s. tart ışılmaz. istenilen etkiyi uyand ırmayan..b. kapal ı: indoor tennis court kapalı İtenis mekânlarda giyilen ayakkab İçeride kal! She went indoors. boyun eğmez. 2. i. tarifsiz. yeme arzusuna 2. etkisiz (çare. birini resmen -in üyesi yapmak. 2. 1. s. 2. her . indüksiyon. iyice görülmeyen. İng. yüz veren. 1. tümevar ım. z. keyifsizlik.o. ikna etmek. müsamahakâr. s. s. 1. anlatılmaz. vesile. bölünmez. indükleyen. 2. işi yavaşlatma. bireysellik. Bu konuda her acente kendi karar ını verecek. f. 1. s. makine v. f. seçilemez. içeri.(bir in kendine bir şizni ey yapma izni for şey yapma) verme. endüstriyel. sanayi. s. ü şengen. isteksizlik. elek. ımsal.. 1. gayret. 2.. bak. 2. bireycilik. i şleyim. -in beynini yıkamak. İng. 1. 2. müphem.indispose indisposed indisposition indisputable indistinct indistinguishable individual individualism individualist individuality individually indivisible indoctrinate indoctrinate s. kesin. grev.. kendine s. 2. kand ırıp yaptırmak. etkisiz (çare. neden olmak. with indolent indomitable indoor indoors indorse induce inducement induct induct s. ayr ı ayrı. indüksiyon yapan. 1. hasta. i. 1. The individual tiles are each a i.o. içeriye: Stay ıindoors! gitti. gayretli.. man. bak. f. sonuç çıkarma. sarhoş etmek. 2. i. beceriksiz (yönetici. beceriksiz (yönetici. 2. i şçi v. zaman ve enerjiyi ekonomik bir şekilde kullanmayan.o.b. soğutmak. f. s. 1. rahats ız. randımansız (iş yöntemi.). ba şarısız. mest etmek. su götürmez. rahatsız etmek.). 2.). yüz verme. into induct s. 2. ağrısız. hevesini k ırmak. bir dü şünce sisteminin esaslarını öğretmek. birine (bir fikri) a şılamak/telkin etmek. tembel. ilaç v. 4. yenmez.. 2. içeride. endüstri. verimsiz. s. 1. 2. s. 2. ayırt edilmesi olanaksız. bireyci. a ğza alınmaz (kutsal).). yılmaz. in yenildi. ikna. s ınai. i.: This decision will be up to the individual agencies. sanayile ştirmek. neden. s. isteksiz. keyifsiz. 2. tek tek. endüstri mühendisi. s. tıb. çalışkan. s. i. endorse. İng. s.

insafsızlık. pot. açıklanamaz. ucuza. deneyimsiz. 1. s. pahalı olmayan. hesapsız. yersiz. 2. i. ayrılmaz. s.alçaklık. . 2. i. esrarengiz. çoğ. ifade edilemez. çaresiz. bağışlanamaz. kaç ınılmaz. z. (tasar ı. 2. acemi. piyade sınıfı. amans ız. affedilmez. çocukça. piyadeler. 2. 1. hesaba s ığmaz. piyade askeri. zarif olmayan. 2. tıb. 2. acemilik. değiştirilemez. muammalı. yak ışıksız. s. affedilmeyecek şekilde. hareketsiz. acemi. s. incelikten yoksun. kesin olmayan. 1.b. çok çirkin. 3. uyu şukluk. ucuz. paha biçilmez. uygunsuz. 1. 2. 3. bebeksi. in. çocuksu. s. 3.felci.. değişebilirlik. 2. s. yetersiz. 1. çıldırtmak. 1. süredurum. çocuk i. s. (kötü bir şeyden dolayı) meşhur. haks ız. yorulmaz. z. bebeklik. 3. f. eşitsizlik. aç ıklanamayacak şekilde. 2. s. hünersiz. hatalı. 1. anlatılamayacak derecede. anlatılmaz. tecrübesiz. bir anlam/dü şünce ifade etmeyen. s. 1. 1. uygunsuzluk. s. i. i. iş v. ufak bir çocuk gibi. i. fiz. içinden ç ıkılmaz. s.. yanlış. kaç ınılmaz. z. uyuşuk. yanılmazlık. atalet. küçük. haks ızlık. süreduran. z. gaf. çocu ğa özgü. s. 4. 1. piyade. tembellik. i. yava i. tükenmez. s. 3. yanılmaz. çok değerli. (with) (-e) hayranlık. 1. z. çocuk. ayıp. değişkenlik. s. s.inelegant ineligible ineluctable inept ineptitude inequality inequitable inequity inert inertia inescapable inessential inestimable inevitable inevitably inexact inexcusable inexcusably inexhaustible inexorable inexpedient inexpensive inexpensively inexperience inexperienced inexpert inexplicable inexplicably inexpressible inexpressibly inexpressive inextricable inextricably infallibility infallible infallibly infamous infamy infancy infant infantile infantile paralysis infantilism infantry infantryman infatuate infatuation s.fan. inert. 2. rezalet. bitmez tükenmez. hata yapmaz. tecrübesiz. hareket edemeyecek durumda olan. insafsız. s. s. çocukluk. kim. tecrübesizlik. küçüklük. amaca uygun dü şmeyen. 3. adı kötüye çıkmış. delicesine âşık olma.men (în´fıntrimîn) i. s. s. deneyimsizlik. beceriksiz.. 1. masrafı az. farklılık. z. atıl. usta i şi olmayan. nedeni anla şılmaz. s. ş harekete geçen. 2. elverişsiz. küçük emekleme dönemi. i. bebeksilik. içinden ç ıkılamayacak şekilde. s. şaşmaz. 2. z. piyade s ınıfına ait askerler. 1. bebek gibi. 2. aş i. kaç ınılmaz.try. i. çözülmez. girift. tembel. tam do ğru olmayan. s. piyade. acımasız. kim. yava ş işleyen. ruhb. s. kaç ınılmaz şekilde. bebek. i. beceriksiz. s.´nin) başlangıç aması. 1. beceriksizlik. 1. yanılmadan. s. 3. aklını çelmek. insafsız. deneyimsiz. gereksiz. 2. fiz. 2. rezil.

i ğrenç. sonuç çıkarmak. i. into infiltration infinite infinite pains infinitely infinitesimal infinitive infinity infirm infirmary infirmity inflame inflammable inflammation inflammatory inflate inflation inflect inflection inflexible inflexion inflict inflict punishment on inflorescence inflow influence f. 1. etraf ı sarma. dilb. tesir etmek.. i. çekim. 2. geçirmek. i. 4. s. 2. sakatlık f. kâfir. 1. 2. bak. (örgüt. tahrik edici. tutuşmak. bot. . i. parlayıcı. hiç esnek davranmayan. etki. 1. i. 2.. 2. kalitesizlik. tutu şturmak. klinik. aşağılık duygusu/kompleksi. 1. 1. cehennem. i. iltihapland tahrik etmek. çok büyük bir ır. s. hoş olmayan/nahoş söz/davranış. 2. son derece. kolay tutu i. 1. 1. sonsuzluk. 3. 2. 3. 1.´ne) sızma/gerçek kimliğini gizleyerek girme. zina. i. verimsizlik. f. inflection. i. çiçek durumu. (to) (-den) a şağı. öfkelendirmek. ölçülemeyecek kadar küçük. 1. 1. hastalık. 2. mastar. kışkırtmak. i. 2. küfür. 2. halsiz. (--red. aşağılık kompleksi. ğıt para çıkarmak. başkalarına kolay geçen (gülme/neşe). s. 1. (örgüt. alevlendirmek. bulaştırmak.). s. şişirmek. kızarma. kurulu ş v. 1. s.´ne) sızmak/gerçek kimliğini gizleyerek girmek.b. alevlenmek. iltihap. kolay ızdırılır. 3. (bit/kurt/fare) istila etme. 2. 1. 1. 3..infect infection infectious infelicitous infelicity infer inference inferior inferiority inferiority complex inferiority complex infernal inferno infertile infertility infest infestation infested infidel infidelity infiltrate infiltrate s. yangı. çıkarım. enflasyon. 2. sözünü geçirmek. (hava ile) şişirmek. piyasaya çokpara miktarda kâ şişkinli ği. 1. i. bitmez. s. tesir. i. s. 3. k ısır. s. s ınırsız. sonsuzküçük. tıb. iltihaplanma. i. man. daha aşağı bir nitelikte olan. 3. --ring) (from) (-den) 1. çekmek. s. ç ıkarmak. etraf ı sarmak. birini -e s ızdırmak. i. sadakatsizlik. f. 1. bükülmez. sonsuz. İng. dilb. nüfuz. sonuç ç ıkarma. ses tonunu de ğiştirmek.o. hoş olmayan/nahoş (söz/davranış). imans ızlık. i. 2. f.b. 1. 3. 2. kuvvetsiz. f. s. 2. 2. 2. (fiyatları) suni olarak yükseltmek.. 2. etkilemek. f. dikkat v. cehennem gibi yer. infinitezimal. 1. (okulda/fabrikada) revir. ırmak. 1. hastane. 1.b. k ısırlık. (bit/kurt/fare) istila etmek. i. (on) (birini) kötü bir şeye uğratmak: inflict pain acı çektirmek. f. f. sert. bula şıcı. k ışkırtıcı. kalitesiz. verimsiz. zayıf. cehenneme ait. s. kurulu ş v. dilb. daha a şağı bir nitelikte olma. sesin yükselip alçalmas ı. mat. 1. k şan. eğilmez. enfeksiyon. tükenmez. muazzam bir. i. 2. anlamak. 2. 1. 2. katı. içeriye ak ış. bulaştırma. -e ceza vermek/verdirmek. 2. t ıb. 2.. s ınırsızlık. (sab sonsuz gayret. i. i. z. bula şma. zayıflık. çok. i. çorak. s. iltihap. i.

2. s. i. teklifsizce. usta i şi.influential influenza influx inform informal informality informally informant information information booth information desk informative informed informer infraction infrared infrastructure infrequent infringe infringement infuriate infuse infusion ingenious ingeniously ingenuity ingenuous inglorious ingoing ingot ingrate ingratiate ingratiate o. anat. in (bir şeye/birine) özgü/has. i. s. öğretici. içe do ğmalzemesi s. 3. 1. çileden ç ıkarmak. f. bilgili. içeriye akma. içinde oturulur. bilgilendirici. s. mahir. (karışımdaki) madde.o. (of/about/that) -den haberdar etmek. (bir şeyin) mirasçısı/vârisi olmak: She inherited it from her grandfather. eğitici. i. s. kas ıksal. hünerli. with s. kas ık bezi. i. 4. 1. (sigara duman ı v. (çay) demlemek. 1. nankör kimse. kızılaltı. candan. (from) -e (-den) miras kalmak. altyapı. 1. samimi. f. antlaşma v. z. ak ın. jurnalci. 2. i. s. i. resmi olmayan. içine dökülme. damara demlenmi mahirane. demlendirmek.b. öz: inherent rights temel haklar. şerefsiz. iktidara yeni gelen (hükümet)..´ni) bozma. 3. gayri resmi olarak. 1. 2. i. 2. (kurallar ı) bozma. z. i. ustalık. danışma. i. i. birinin gözüne girmeye çal ışmak. ihlal. into içine dökmek/akıtmak. 3. s. f. nefes almak. hakk ında bilgi vermek. 2. i. 2. 2. 1. (bir yerde) oturan kimse. s. ıtma. esas.zerketme. danışma yeri. utand ırıcı. ihbarc ı. on/upon -e tecavüz etme.s. inherence. ayd ınlatıcı. çok becerikli. f. tıb. 1. seyrek. ustalıkla. 2.b. i. 1. 1. grip. Ona .içitim. s.. bak. 2. enfraruj. müracaat. i. tanınmamış. ihlal etmek. s. 1. 1. k ızılötesi. masum. Ona yar ın s. f. enflüanza. içine dökme/ak ş içecek (çay/ilaç).b. muhbir. sakin. (anla f. -e (-den) kalmak. bilgi veren kimse. resmi olmama. maharetli. i. yüz kızartıcı. saf. s.´ni) içine çekme. (bir şeye/birine) özgü olma. i. 2. i. gazaba getirmek. -de oturmak. -i bildirmek: I informed him that I would not come tomorrow. dan ışma. maharet. enfrastrüktür.ne? s. danışma. sözü geçen. demlendirme. kasığa ait. tıb. haberli. haber. nefes alma. asıl. 1. f. bilgi. 1. (anla şma. teklifsizlik. teklifsiz. with -i a şılamak. birinin gözüne girmek. 2. nankörlük. malzeme: What are the ingredients in this cake? Bu kekin ru büyüyen. on/upon -e tecavüz etmek. ingratitude ingredient ingrowing inguinal inguinal gland inhabit inhabitable inhabitant inhalation inhale inherence inherency inherent inherit s. aç ıkyürekli.b. i. nüfuzlu.´ni) içine çekmek. 1. (sigara duman ı v. danışılan yer. i. 2. demleme. antlaşma v. hüner. 2. oturmaya elveri şli. kabaran (deniz). i.´ni) bozmak. külçe. f. into -e aşılamak. şma. mahirane bir şekilde.

. 2. i. zalim. ilkin. 3. ile aynıotel. 1. miras kalan. kalıtsal. adaletsizlik. to -e dü şman: That village is inimical to strangers. i. 1. ba parafe f. inisiyatif. 1. haks ızlık.. iç kısımlara doğru. 2. çok soğuk. işaret. from inhibited inhibition inhospitable inhuman inhumane inhumanity inimical inimitable iniquity initial initially initiate initiate initiation initiative initiator inject injection injudicious injunction injure injured injurious injury injustice ink inkling inkpad inkwell inky inlaid inland inland revenue inland sea inland sea inland waters in-law inlay inlet inmate inn i. başkası evde oturan kimse. i. başlatmak. f. eza. 1. ruhb. birinin (bir şey yapmasına) ket vurmak. 1. -i göstermek. baş langıçta. insaniyetsizlik. soyaçekim. dü en. -e zararlı: His plan is inimical to our s. 2. aşağılayıcı. s. i. ya şanması zor olan (yer/iklim). 2. into -e alıştırmak. 1. kalıt. O köy yabancılara şman. 1. 1. hapishanede/ak ıl hastanesinde bulunan kimse. k. seziş. birinci. acımasız. s. aklını kullanmayan. 2.o. i. 1. yerici. sımlarda. 1. f.laid) içine kakmak. yara. iğne. i. giri ş. i. f. 2. 1. s. merhametsiz. 4. i. i. s. z. iç sular. üzgü. kalıtım. biyol. 4. z. 3. (bir uzvu) yaralamak/incitmek/zedelemek. içdeniz. s. 3. insana göre yap ılmamış/olmayan. i. giriş yeri. 2. inhibe etme. s. 2. (bir karar. katmak. ak ılsızca. 2. eş i. 2. sakin. vâris. kakma. into -i törenle üyeliğe kabul ğe yeni kabul edilmiş kimse. denizden uzak. dili evlilik dolayısıyla yakın akraba olan kimse. birlikte oturan kimse. girişim. koy. kötülük. mirasç ı. kakma i şi. i. ziyan. inhibisyon. haks ızlık. günah. i. to -e ters2. yaralı. i. edilemez.inheritance inheritance tax inherited inheritor inhibit inhibit s. 2. ipucu. uzva) zarar vermek. irsi. 3. (in. şta. veraset vergisi. 2. önce. s. i. 2. 3. s. zarar. miras. 1. iç. başlatma. i. dişçi. han. taklit2. robot gibi. mürekkeplenmiş. 2. 1. Ad ına halel getirebilir. 1. zifiri. 2. kakma yapmak. ilk. dü ş siz. enjeksiyon. vermek: It could injure your reputation. mürekkep. . ülkenin denizden uzak yerleri. i. s. i. baştaki. 2. f. 1. teşebbüs. mahkemece verilen) f. (--ed/--led. kakmalı. kırıcı. zarar. s. birinin adı veya soyadının baş harfi. -e ket vurmak. üyeliğe kabul töreni. zarar/ziyan s. küçük körfez. s. -ing/--ling) etmek. başlatan kimse. 2. 1. işlemeli. i. 2. 1. dokunur. kapalı deniz.-e karşıt. ülkenin iç k ısmı. içdeniz. 1. yurt içinde tahsil edilen vergi. huk. 1. vermek. (birinin bir şey yapmasını/yapmamasını emreden. konukseverlik göstermeyen. mürekkepli. zararlı. s. 1. i. denizden uzakta. i. üyelietmek. enjeksiyon yapmak. i. adaletsizlik. haks ızlık. iç k ı İng. dolgu. ıstampa. şırınga etmek. mürekkep hokkas ı. zalimane. duygularını pek dışa vuramayan. i. insanlıktan çıkmış. ket vurma/vurulma.

. hastanede yatan hasta. 3. değişiklik yapma. olumsuz bir şey ima eden söz. safdil. hesapsız. gen. fels. (resmi) soru şturma. 1. make i. derin/gizli anlam. i. araştırma. i. delilik. s. 1. into hakkında şturma/tahkikat yapmak. ameliyat edilemez. (of) (soru sormak. incitmeyen. 2. zarars s. yenilik. 2. 1. 2. sakl ı (anlam v. s. girdi ayg ıtı. 2. mevsimsiz. (birinin) tabiatında/özünde olan. kal s. (bir şeyin) temelinde/özünde olan. girdi. bilg. 2. i. suçsuz. beysbol her iki tak ımdaki oyuncuların birer vuruş sırası.. 1. sıra. s. masumluk. 3. en içteki. metot/alet. 1. aptal kimse. 3.. f.ıhanc i. yenikimse. aşı. hakk ında bilgi almak istemek. doğu3. iç lastik. 1. ştan olan. Yeni vergi yasas ı hakkında epey soru soran oldu. yenilik yapan i. zarars ız. (birinden gelen) dü şünceler/sözler. k. akın.. zarars ız. sırasız.. s otelci. safl ık. nöbet. giriş verme. 1. ız eğlence.2. 3. zamans ız. uygulanamaz. tahkikat. 1. sorguya çekme. 1. iç. ş. saf. i. f. taş.soru birini sormak. deli. birinin hal ve hatırını s. I received a lot of inquiries about the new tax law. yenilik getirme. şehrin merkezinde yoksulların oturduğu mahalle. girdi. aşılamak.b. masum. çalışmayan. s. i. doymazlık. dahili.o. 2. soru sorar gibi (bak ış/yüz ifadesi). baskın. girdi-ç ıktı. delice. i. açgözlülük.. 2. s. 2. sayısız. i. aşılama. bilg. 1. iç organlar. değişiklik yapmak. meraklı. aşırı. irsi. s. 2. giri verileri. öğrenmeye hevesli. dili iç kısımlar.innards innate inner inner city inner resources inner significance inner tube innermost inning innings innkeeper innocence innocent innocent amusement innocuous innovate innovation innovator innuendo innumerable inoculate inoculation inoffensive inoperable inoperative inopportune inordinate inorganic inorganic chemistry inpatient input input data input device input-output inquest inquire inquire after s. 1. manevi kuvvet. i. incitmeyen. 2. kriket bir tak ımdaki on oyuncunun oyun dışı edilinceye kadar vuruş ralarıı. inorganik kimya. inquiring inquiry inquisition inquisitive inroad insane insane person insanitary insanity insatiability i. yenilik ç ıkarmak. en içerideki. s. 1.iç. ruhsal. başkaları hakkında bilgi edinmeyi seven. s. i. i. (nedeni bilinmeyen ölüm hakkında adli) soruşturma. sa ğlığa zararlı. şturma yaparak -i araştırmak.. ıtsal. çal ıştırılamaz. uygunsuz. 4. 1. anlamsız. 2. suçsuzluk.. ak ıl hastası. değişiklik. . zarars ız. soruşturma. 1. s. f. elek. about -i sormak. 2. s. s. ço ğ. s. s. girdi. bilg. i. düzensiz. giriş-çıkış. çoğ. inorganik.). masum kimse/çocuk. s.. i. pek çok. i. 4. kinaye. işlemeyen. 2. cinnet. yeni şey. ekon. hijyenik olmayan. deli. gizli. i. 2.. katma. bilg. 1. 3.

2. 1. i. (into) (-e) koymak. k. alametler. ısrarlı. i. (için) diretmek. 1. s. içeriden s ızan bir saate kadar. i. obur. iç organlar. yazıt. to/for (bir ı imzalayarak) -e etmek. 3. 2. ithaf. sa ğlam güveni olmama. s. 2. önemsiz. i. 2. i. içinde. sönük. lezzetsiz. (-de) ayak diremek. i.ithaf 2. anlayış. doymaz. K ırmızı i. aciz hali. s. emniyetsizlik. içteki. küstahlık. a şılamak. ısrar edici. anlams ız.ıt kitabe. samimiyetsizlik. ruhb. s. hain. ayrılmaz dostlar.. ufak. değersiz. tehlikede olma. ayak direme. erimez. 1. üstü kapal ı söyleme. kanmaz. iç kısımlar. s. iç taraf: the inside of the box kutunun içi. küstah. aras ına koymak. 2. olmama. 4. samimiyetsiz. içtensizlik. içerisinde: The mouse is hiding inside that piano. çözülmez. hissedilemeyecek kadar ufak. i. ruhb. 1. bak. huk. (rütbeyi/makamı simgeleyen) işaretler. aras şey. iç yüzünü bilen kimse. Fare o piyanonun haberler. direngen. tersyüz. f. içtenliksiz. sa ğlam olmayan: He feels insecure here. dili ba ğırsaklar. madalya veya para üzerindeki yazı. bayg ın. (kötü bir şey) demek istemek. çözünmez. çoğ. iç. edat içine. açgözlü. 2. 2. içinde saklan ıyor. s. 5. içeriye. i. tats ız.. kıyıya doğru. emniyetsiz. 1. ikiyüzlü. araya eklenen şey. i. . böcek ilac ı. böcekçil. i.b. 2. terbiyesiz. 2. dölleme. sinsi. f. tehlikede olan. iç. i. bir ilanın gazeteye bir kez konması. s. ars ız. 1. üstü kapalı (kötü) s. telkin etmek. 1.. hakketmek. 2. 3. s. 2. z. s. 1. f. 1. halledilmez (problem v. 1. içerisine. kendine güveni olmayan. yaz s. She insisted on buying the red dress. z. insatiability. 1. 2. bir şeyin iç yüzünü kavrama. s. ayrılmaz. yavan..). doymak bilmez. 1. 1. z. (in) (-e) sokmak. Burada kendini emniyette hissetmiyor. -diği derecede/kadar. 1. gizlice f ırsat kollayan. (kötü bir şeyi) üstü ı söylemek: Are you insinuating that she´s a liar? O yalancı mı kapal söz. 3. -i tutturmak: ısrar. böcek. ekleme. içeriden biri. (on/upon) (-de) ısrar etmek. 1. f. kaydetmek. 3. 2. 3. değmez. yap ı. hilekâr. f. 3. kendine i. başkalarını düşünmeyen. s. yazmak. döllemek. i. 1. k ıyıya yakın. i. (yaz ıt) yazmak. i. ne anlama geldiği belli olmayan. düşüncesiz. 2. 1. kitap ortasına eklenen sayfalar. (-de) direnmek. 2.insatiable insatiableness inscribe inscription inscrutable insect insecticide insectivorous insecure insecurity inseminate insemination insensible insensitive inseparable inseparables insert insert insertion inshore inside inside inside inside inside information inside of an hour inside out insider insides insidious insight insignia insignificant insincere insincerity insinuate insinuation insipid insist insistence insistent insofar insofar as insolence insolent insoluble insolvency s. dergi/gazete ına konulan ek. s. i. i. eklenen s. i. 2. içeride. ne dü şündüğü belli olmayan. demeye getirmek. pek az.

b. i. kontrol. kere. 2. in/into -e yava ş yavaş aşılamak/telkin etmek. defa. 2. bak. 1. 3. pano. yoklama. 1.ştalimat f. İng. batkın.´ni) uyand ırmak. vermek. i. k ışkırtıcı. kurmak. i. i. öğretici. senet. 1. müfettiş. z. eğitim. teftiş. tahrik etmek.2. telkin. 1. esin. şı fikir aşılama. ani. k ıs. ıl hastanesi. f. i.. yönerge. geldi. 1. -ece ğine: He came here instead. i. belge.b. içgüdüsel.. 2. denetleyici. i. avukat tutmak. institution. 2. i. kiş ık. İng. yitimi. uykusuzluk çeken kimse. okul. ani. 1. k ışkırtma. in/on installation installment installment plan instalment instance instant instantaneous instantly instead instep instigate instigation instigator instil instill instillation instinct instinctive instinctively institute institution institutional institutionalise institutionalize instruct instruct a solicitor instruction instructions instructive instructor instrument instrument panel s. installment. taksit. Oraya ine buraya gidece n üst kısmı. müflis kimse. institutionalize. denetçi. . sevgi v. müessese. (bilgisayar v. solumak. eğitici. 2. 2.) tesisatı şemek. eğitmen. huk. s. atamak. bak. ilham etmek. hemen olan. an. i. bak. hemen. derhal olan. okutman. f. kurma. z. 1. kurumla ştırmak. 1. acil. s. âdet haline getirmek. denetimci. denetlemek. örnek. 2. f./Ba ağım. 3. (öfke. etmek. a şılama. f. i. 1. institute. -diğine göre. kurulu ş. 2. i. f. kurumsal.. durum. ders. i. of -in yerine. (bir ayg ıtı) (bir yere) takmak. yol göstermek. ask. uyuyamazl i. ödeme aczine düşmüş i/şirket. elektrik v. i. aç ıklama.´ne yerle tirmek. teşvik etmek. bilgi. 1. asistan. f. teftiş etmek. instill. mademki. şmiş gelenek. -diği derecede/kadar. batk ın. 2. istikrars ızlık. 4. 2. bölüm. k ışkırtmak. 1.. hemen hazırlanan ında meydana gelen. şimdiki. okutmak. i. sistemi) kurmak. hemen/an z. z. alet.. kurulu şa/kuruma ait. 1. tesis etmek. (kalorifer. i. öığ İng. müessese. i. kontrol paneli. direktif.) tesisatı döşeme. öğrenim. elektrik v. ivedi. uyku i. (bilgisayar v. uykusuzluk. i.b. yerle s. esinlemek. İng. 3. öğretmen. ilham. 1. dakika: at this instant bu anda. içgüdüsel olarak. çalg ı. o kadar ki. 2. bilimsel kurum. öğretme. i. su katılarak (yiyecek/içecek). iflas etmiş. kurulu ş. içgüdü. 3. 1. kontrol etmek. araç.. yoklamak.b. s. denetleme. derhal. f. enstrüman. tayin etmek. belgit. eğitmek. (yeni seçilmiş/atanmış birini) dö -e oturmak. f. with -i yavaş yavaş lamak/telkin a i. 2. slahevi v. şkasının yerine kendisi buraya geldi. enstitü. kurum haline getirmek. 2..insolvent insomnia insomniac insomuch insomuch as insomuch that inspect inspection inspector inspiration inspire inst instability install install o. ak retmek. 3. (bir ayg ıtı) (bir yere) takma. 1. kontrolör. ödeme aczine dü şmüş. instant.b. enstantane. (kalorifer.s. i. kurum. 5. 2. 3. sım. 2. tic. 3. i. 1. 1.b. 2. tesis. 2. ayağığ f. 4. -ecek yerde. k ısistemi) taksit usulü. s. 1.

yenilemez. 1. isyan. hor görmek. 2. bütünlük. itaatsiz. ak ıl. i. temelsiz. intelekt. aşağısama. aracı olan. 1. intransitive. with ile birle ştirmek. başa çıkılmaz. entelekt. sigorta simsar ı. izole bant. hakaret etmek. enstrümantal. bütünlemek. . ba şa çıkılmaz. entegrasyon. ak ıl. s. entelektüel. zeki. ayr ılmış. 1. müz. i. 4. sigorta primi. sigorta olmak. sigorta poliçesi. zihin. s. f. integrasyon. i. anl i. Mektuplar şme. emme supab ı/valfı. dokunulmamış. 1. f. ayd ın. geçilemez. emin olmak. fels. 2. intelligence. yetersiz. izole etmek. adaya özgü. as ılsız. (yemek) yeme. dürüstlük. s. ğlamak. 1. He thebirle letters into his book. tamamlamak. mat. interest. haber. oto. 1. yararlı. anlık. s. etkili. i. kafa tutan. integrasyon. 1. yalıtkan. zekâ testi. i. yetersiz derecede. zekâ. mat. bilgi. 2. doğruluk. asi. 3. against -e kar şı sigorta etmek. ayaklanma.instrumental instrumental music instrumentalist insubordinate insubordination insubstantial insufferable insufficient insufficiently insular insulate insulation insulator insulin insult insult insuperable insurance insurance broker insurance company insurance policy insurance premium insure insurgent insurmountable insurrection int intact intake intake valve intangible integer integral integral calculus integral equation integrate integration integrity intellect intellectual intellectualism intelligence intelligence bureau intelligence quotient intelligence service intelligence test intelligent s. izolatör. international. dokunulamaz. 1. 1.. eksik. elle tutulamaz. tamsayı. eksiksiz. sigorta şirketi. ensülin. anlayış. yenilmez.. 2. çekilmez.the isyanc ı. interjection. i. 3. hakaret. parçalardan oluşan. (bir kuruluşa/camiaya) yeni girenler. 1. 2. ayrı. sağlam. integral hesab ı/kalkülüsü. çalgı çalan müzisyen. istihbarat te şkilatı. s. s. i. zekâ bölümü. internal. s. üstesinden gelinemez. 1. 2.. k ıs. intelektüalizm. 1. i. katlan ılmaz. f. integral. a şağısamak. ba ş kaldıran. fiziksel varlığı olmayan.integrated bütünle şme. 2. i. idrak. el sürülmemiş. 2. anlayışlı. s. ba ş kald s. 2. enstrümantal müzik. zayıf. 2. yalıtım. s. ekon. entelektüalizm. temin etmek: called hotel to insure that I had a saasi. interval. 3. onur k ırma. ıkçılık. i. ış. ak ıllı. 3. hayali. zihinsel. ıran. 2. 3. zekâ sahibi. f. 2. akla ait. kafa Itutan. yardımcı.ına mat. kavranamaz. entelektüel. bozulmam i. s. 1. geçilemez. insulating tape elek. baş kaldırma. z. yalıtım maddesi. sigorta. yalıtım sargısı. dar görüşlü. asi. s. 2. 2. izolasyon. i. ayd ın. hafif. interior. 1. akıl sahibi. i. i. 2. integral denklemi. istihbarat. s. entelektüel. i. 1. yüksek zekâ sahibi. yalıtmak. bir bütünün ayr ılmaz bir parçası olan. i. İng. into -e katmak: ı kitab katt ı. adaya ait. istihbarat bürosu. i..

niyetlenmek. i. birbirine aç ılan odalar. in -e kar ışmak. s. fiz. değiştirmek. 1. 1. 2. 3. ünlem. i. cinsel ilişki. kim. i. içmimar. s. s. f. bilg. yolunu kesip yakalamak. çatışma. çat ışma. elek. yasaklamak. s. birbirine bağhis lanmak. birbirini etkilemek. 3. gözelerarası. şiddetlenmek. birbirine dolamak. birbirine ba ğlamak. merak. 2. arac ı. demek istemek: That´s not what she intended to say. görü şme. 1. aşırı. -e müdahale etmek. değiş tokuş etmek. içerideki. i. taşkın. 3. s. bile bile. fırtınalı. 2. yoğunlaşmak: The ırt ına şiddetleniyor. 1. niyet.intelligible intemperate intend intense intensely intensify intensity intensive intensive care intensive care unit intent intention intentional intentionally inter interact interaction intercede intercellular intercept intercession intercessor interchange interchangeable interconnect interconnecting rooms interconnection intercontinental intercourse interdependence interdependent interdict interdict interest interesting interface interfere interference interim interior interior decoration interior decorator interject interjection interlace interlock interlope s. s. araya girmek. tıb. iç yerler. i. i. birbirine ba ğlı olan. şiddetli (söz). 1. f. i. içmimarlık. f. 1. 2. 3. şiddetle. Amac ı size yardım etmek. niyet. birbirine kenetlemek. i. yoğun bakım servisi. defnetmek. f. kasti. 2. olmak: I Demek istedikuvvetli.. enteresan. sert. etkile şim. s. tıb. bawith kenetlenmek. 1. 4. yoğun bakım. i. aralık. isteyerek yapılan. arabirim. i. müdahale. i. hararetli. ilginç. maksatl ı. karşılıklı dayanışma. f. kasten. 1. i. 2. 1. pay. arada söyleme. interkoneksiyon. has no intention of bile coming. i. yolunu kesip durdurmak. şiddetli. 2. ara. birbirine geçmek. 2. bile yapılan. birbiriyle de ğiştirilebilir. keskin. f. . şiddetli. 2. menetmek. 1. 2. s. i. 1. kazanç. mahsus. Gelmek niyetinde de ğil. interaksiyon. hücreleraras ı. s. arayüzey. f. anlaşılır. yoğun. keskinlik. arada (söz) söylemek. niyetinde olmak. 1. yoğun bir şekilde. iç k ısım. 5. fasıla. kas ıtlHe z. birbirine 3. s. ilgilendirmek. 3. f. 1. yo ğunluk. ği o değil. gergin. F 2. 1. dahili. kâr. 1. kastetmek. with ile ışkar mak. iç. isteyerek. 2. engel. k ıtalararası. f. iç. biyol. konuşma. ç ıkar. ciddikararl olan ı (kimse). 2. i. 2. --ring) gömmek. They intensified their search for storm is intensifying. değiş tokuş etme. f. 1. arac ılık etmek. birbirine ba ğlı olma. yasak. araya girme. 4. 2. birbirine dolanmak. bozuk (hava). merak ını uyandırmak. geçici. 2. 1. 2. s. i. birbirine f. yoğunlaştırmak. etkileşim. f. amaç. başkasının işine karışmak. ı. 1. anlam. with -i engellemek. -e yer yer serpi ğlamak. faiz.. arabulucu. maksat: His intention is to help you. (--red. s. şiddet. değiştirme. f. amaç. in -e ilgi. hisse. -e burnunu sokmak. radyo parazit. f. z. birbirini etkileme. ilişki. f. maksat. şiddetlendirmek. i. birbirine ştirmek: He interlaced writings with geçirmek. dahil. arac ılık. 2. sert.

birbirinin içine geçmek. futbol ara. tiy. yakın akrabalar arasında evlenme. soru zamiri. araya girmek. içişleri. f. birbiriyle ilgili. 1. defnetme. ara dönem. enterne etmek. eklenti. müz. çevirmek. s. içgöç. içten. dahili. 3. başkasının işine burnunu sokan kimse. metne i. 1. i. 2. 1. iki f. aras ya şsözcük/cümle ekleyerek asıl metni değiştirme. i. 1. voleybol. iç. i. engellemek. sorgu yarg ıcı. 3. içilir (ilaç). i. 2. s. intermezzo. tamamen içine geçmek. gözalt ına almak. arac ılık eden. tercüme etmek. haftaym.. uluslararas ı hukuk. 2. 2. f. arada bulunan. yarıda kesmek. (bir gemiyi bir limanda) hapsetmek. 2. s. kesik kesik. soru sorma. mat. karşılıklı ilişki. orta. soru zamiri. aralıklı olarak. tiy. i. çeşitli aileler/milletler arasında evlenme. ıklı. f.. yorumlamak. i. iç yap ı. 3. dahiliye. 2. nüfuz etmek. ortadaki. aradaki. arabulucu. enternasyonal.. sorguya çekme. 2. iç organlar. i. 1. 1. uluslararas ı hukuk. s.interloper interlude intermarriage intermediary intermediate interment intermezzo interminable intermission intermittent intermittent current intermittent fever intermittently intern intern internal internal affairs internal combustion engine internal inflection internal medicine internal migration internal organs internal revenue internal structure international international law international law internationalism internationalist interpenetrate interplay interpolate interpolation interpose interpret interpret s. araya bir şey sokma. tıb. sonsuz. 1. s. devlet geliri. sin. (birinin) sözünü kesmek. basketbol ara. konser ara. uluslararas ıcılık. aral mola. enternasyonalist. soru soran kimse. hayal gücünü şeye) başka bir anlam yüklemeye kalkmamak. sorguya çekmek. intern. 1. ırklararası. soru sormak. i. iç yak ımlı motor. . bir şeyi tam yazıldığı/söylendiği gibi yorumlamak. uluslararas ı. 2. f. i. (ölüyü) gömme. tıb. aç i.. 2. 1.t. tercüman. yaz ş sözcük/cümle. kullanarak (bir ıklama. 2. konser ara. strictly interpretation interpreter interracial interrelated interrelation interrogate interrogation interrogative interrogative pronoun interrogator interrupt i. 1. 2. i. iki şey ına ıba ka bir şey sokmak. 2. dilb. elek. yorum. 2. staj yapan kimse. milletlerarası. enternasyonalizm. soru ifade eden. çevirmenlik yapmak. 1. kesik kesik. belirli aralıklarla gelen ateş. eklenmi ş eyin aras ı na koymak. yorumcu. 3. 3. i. iç bünye. kesikli ak ım. s. s. 2. i. antrakt. aracı. yazıya sözcük/cümle ekleyerek asıl metni değiştirmek. 4. karşılıklı etkileme. 2. s. f. içbükün. 2. uluslararas ıcı. çevirmen. 1. antrakt. tiy. f. 3. 1. staj yapan t ıp öğrencisi. sin. i. 1. s. 1. soru sözcü ğü. bitmez tükenmez. i.. i. z. ara oyunu. 1. sorulu.

1. s. çok yak ın (arkadaş). gözünü korkutmak. birbirine kar ıştırmak. dayan ılmaz. i. 3. üstü kapalbetween z. ba ğırsak. eyaletler arasından geçen otoyol. 2. yola getirilemeyen. kolay kontrol edilemeyen. caba. O uzak bir akraba. kendisini yak ından ı söyleme. geçişsiz fiil. ile(in. tıb. i.D. s. sindirmek.. 2. s. müz. entonasyon. A. f. 2. nesnesiz (fiil). girift. serkeş. to ile tan ıştırmak: She introduced him to her mother. gizlice sevi şmek. sıkı: There is an intimate şk ve nefret arasında çok yakın bir relationship love and hate. s. eyaletleraras ı. hoşgörüsüzlük. karışma. röportaj. damariçi.B.. çok yak ından: He´s a distant relative. zehirlenme. s. in. imlemek. birbirine sar ılmak. entrika. kesişmek. ses tonunun yükselip alçalma şekli.wove. aralık.B. tıb. f. 1. gözünü korkutma. dalavere çevirmek. sindirme. i. yıldırmak. kesilme. ikiye bölmek. i. geom. i. f. to -i tanıtmak: This book introduces preschool children to . i. aras ına serpmek. ara. i. 1. tıb. i. serpiştirme. of -e kar şı hoşgörüsüz. 2. f. 2. cesur. 1. 1. ile görüşme/mülakat yapmak. 3. müz. -e dolamak. içtenlikle. 1. gizli a şk maceras s. merak ını uyandırmak. mülakat. f. 2. sarhoş eden madde. 2. 1. f. katetmek. gözdağı verme. çok yakın. beraber dokumak.. tonötüm. kesmek. kasiçi. birbirine geçmek. şaşırtmak. f. aslında.ter. karıştırmak. s. s. i. ara. s. 1. uzlaşması olanaksız. iki ses arasındaki perde farkı. mest olma.D. i. asıl. 3. korkusuz. i. arac ılık. 1.. samimiyet. üstelik. spiral. entrika çevirmek. A ı söylemek. zehirlemek. 1. 2. kesişme. içeri. intrinsic. 1. 3. s. dilb. kendine özgü. 2. çıtlatmak. f. 1. bağırsaklara ait. I don´t intimately. s. samimi. üniversiteleraras ı.. uzlaşmaz. 1. z. sarho ş etmek. ilgisini çekmek. i. s. -ye.wo. i. with -e sarmak. 2. yılmaz.ter. röportaj yapmak.interruption intersect intersection intersperse interspersion interstate intertwine interuniversity interval intervene intervention interview interweave intestinal intestine intimacy intimate intimate intimately intimation intimidate intimidation into into the bargain intolerable intolerance intolerant intonation intoxicant intoxicate intoxication intractable intramuscular intransigence intransigent intransitive intransitive verb intrauterine device intravenous intrepid intricate intrigue intrigue intrinsic intrinsical intrinsically introduce i.ven) 1. 2. 2. 2. 3. ima. s. f. 2. gözdağı vermek. 1. i. mest etmek. ı. ima etmek. görü şme. kavşak. 1. uzlaşmazlık. 2. süre. -e. anat. 1. karışık. in -e kar ışmak. arakesit. kesinti. üstüknow kapalhim f. tonlanma. yıldırma. 2. çekilmez. samimiyetle. esas. A. inatç ı. özünde. girişik. s. sarho şluk. f. i. çapraşık. sarhoş edici. edat içine. Onu annesiyle tanıştırdı. enterval. samimilik. geçişsiz. 1. s. 2. i. 2. bak. araya girmek. hile. titremleme. s.

su basmak. i. fels. geçersizle ştirmek. sezgici. 3. yaratıcı. i. dilb. -i paylamak. sezgicilik. i. içedönük kimse. hükümsüz kılmak. sabit kalan. f. 1. s. 3. 1. 2. istenilmeyen bir yere izinsiz ve davetsiz i. i. s. fels. sald ırı. s. icat eden. omurgas ız. fels. 3. i. başlangıç ile ilgili. 2. uydurmak. 2. müz. giren kimse. s. tahkikat. 1. sırası değiştirilmiş. zorla girmek. ara ştırıcı. geçersiz. İng. davetsiz misafir. tanıştırma. zorla girme. sald ırmak. s ırasını değiştirmek. akın. tanıtım. başlangıç. tersine dönmü ş şey. 1. in -e (para) yat ırmak. tersine çalış. 1. icat etmek. investigating murder.. f. yaratmak. ters çevirme. izinsiz ve davetsiz giren. 1. yatalak. i. tırnak işaretleri.. yarat ıcı. dilb. i. i. deftere kayıtlı eşya. ters sonuç. 1. i. müz. 1. 2. i. s. küfür. i. 2. sezgici. sezgi. 2. 1. s. ters. ağır hakaret. sezi. against -i şiddetle eleştirmek. sövüp sayma. i. with (sorumluluk. 1. 2. 3. s. s. içebak ışçı. 4. 1. 2. i. içebak ış. in (bir proje için) (para/emek/zaman) harcamak. 2. i. 4. envanter. 1. 1. s. ters dönme. 1. zorla içeriye sokmak. 2. hasta. sezgisel. 1. demirbaş. dedektif. i. Dedektif 2. sel basmak. f. tersyüz etmek. s. i. . garketmek. tırnaklar. sakat. hücum etmek..introduction introductory introspection introspectionism introspectionist introspectionistic introspective introvert intrude intruder intrusion intrusive intuition intuitionism intuitionist intuitionistic intuitive intuitive knowledge intuitively inundate invade invader invalid invalid invalidate invaluable invariable invariably invasion invective inveigh invent invention inventive inventor inventory inverse inversion invert invertebrate inverted inverted commas inverted commas invest investigate investigation investigator i. 1. değişmez. içgözlemsel. omurgasız hayvan. tersine çevirmek. f. 2. z. tersine çevrilmiş. s. f. içgözlem. takdim. hükümsüz. z. 2. içebak ışçılık. tahkikat/soru şturma yapmak: The detective was yetki f. değişmeyerek. s. enversiyon.. içebak ışçı. 2. altüst olma. giriş. 2. istila. i. cinayet hakk şturma. 1. s. f.. the soru i. tırnak işaretleri. sezgiyle. zorla giren. icat. tersyüz edilmiş. istilac ı. hakk ında ı nda tahkikat yapıyordu. 2. 3. buluş. müz. sezgiyle anla şılan/öğrenilen. aynı şekilde. with (bir makama) getirmek. içe do ğma. s.. aksi. 1.. inceleme. 2. paha biçilmez. mat. araştırma. İng. zorlagirmek. izinsiz ve davetsiz girme. sezgiyle edinilen bilgi. i. her zaman. değişmeyen. istila etmek. önsöz. s. çok de ğerli.. s. 1. 2. tanıtıcı. f. 2. f.

iyotlu. 4. İng.. yalvarmak. çiğnenmemiş. f. iyonlaşmak. canını sıkmak.. nebze: There´s not an iota of truth in it. f.. 1. 1. zerre. bot. 3. 1. hiddetli. (sorumluluk. haksız. . z. yatırımcı. İng. iyonlaşma. f...´ni) verme. 3. manevi. 1. 2. bak. bıktırıcı. can s ıkıcı. i. i. hiddet. bak. ele geçirilmez (yer). Ustal ık pratik ister. envestisman. sinirli. çabuk öfkelenen. i. lan. güçlendirmek. s. içe doğru. 1. çi ğnenemez.. 1. tiryaki. İng. davet etmek. düşkün. davet. s. ho ş. s. f. s. i. sokmak: 2.. canland ırmak. koruma v. s. 2. 1. iyotlanm ış. i. -e kar 2. s. içeriye do ğru. bak. iç. İng. i. yatırım. -e bula ştırmak. i. içeride bulunan. i. mal. fatura. iyotlama. gözle seçilemez. sa s. tiksindirici. karış ma. kökle şmiş. ça ğırmak: He invited only his close friends to the arkada şlarını davet etti. iyon. faturas ını çıkarmak.b. öfke. ça ğrı. 2. ionization. dili aşk Don´t ilişkisi. 2. f. (Allaha) yakarmak. 2. cazip. 3. s. 2. s. iyonik. huysuz. 2. i. 1. i. istençsiz. 2. çekici. 1. i. 1. usandırmak. görülmez. yetki v.involve me in your i. süsen. i. 3. iyot. müzmin.. gayriihtiyari. 1. gözükmeyen. 1. yerleşmiş. Iris.o. f. ğlam: His position in the fethedilemez. ıştırmak. istemek: Expertise involves practice. iç k ısım. k ıskandırıcı. bak.. çabuk kestirilemez.. fikir veya ruhun derinliğine doğru. ruhb. iyotlamak. Sergiye sadece yak ın birini buyur etmek. iyonlanma.. bıktırmak. iodization. 3. bozulmam ış. 1. resmi hesaplarda i. birini en içeriye davet etmek. iodize. dokunulmaz. s. (ruh) çağırmak. rica etmek: exhibit. davetkâr. s. s. 1. bozulamaz. 1. başvurmak: yap He ıinvoked his diplomatic immunity. iraded f. ionize.´ni) istemek. gerektirmek. gayet i. s. s. bak.. f. inward 2. gayriiradi. s. iodized. f. sinirlendirmek. zarar görmekten veya yaralanmaktan tamamen korunmu ş. iris. bak. in inviting invoice invoke involuntary involve involvement invulnerable inward inward inwards iodic iodine iodisation iodise iodised iodization iodize iodized ion ionic ionisation ionise ionization ionize ionosphere iota irascible irate ire iridescent iris irk irksome i. 2. görünmez.b. 2. öfkeli. s. bula şma. davetiye. (yard ım. görünmezlik. s. 2. -ek. i. yenilmez. s. bak. istemsiz. İng. z. iyonyuvarı. 2. 2. Onda zerre kadar gerçeklik yok. iyonlaştırmak. ilişki. f. usandırıcı. istemeyerek ışı . k ızgınlık. iyotlu. yanardöner. inilgi. 2. 1. invisibility. k ızgın. ruhsal.investment investor inveterate invidious invigorate invincible inviolable inviolate invisibility invisible invisibleness invitation invite invite s. anat. i. iris.

aksi iddia edilemez. sinirlendirici şey. 2. be. çaresiz. i. tahriş. s. 1. yıkamak.. mütereddit. telafi edilemez. uyuşmayan fikirler. f. lavaj yapmak. s. mantıksız. uzlaşmaz kimse. 2. s. kurtulamaz. sorun v. 2. tahri ş etmek. 3. 1. 2. geri alınamaz. kaşındırma. bir daha ele geçmez. karars ız. demir. bak. tersinmez. 2. 5. s. s. 3. s. s. to ile ilgisi olmayan. yap dökümhane. İng. ak ılsız. i. ütüleme: Have you done the ironing? Çama şırları ütüledin mi? 2. mantıksızca. bastırılamayan. 1. tahri ş edici. istihza. 4. 2. (pürüz. kaderin cilvesi. Çok ütü işi var. kusur bulunamaz. i. demirhane. önüne geçilemeyen. demirk ırı. i. düzensiz. öfke. 1. demir. 2. konu d ışı s. fels. 1. s. ütülemek. k ızgınlık. tahri ş edici. ironi. s. tıb. 1. usdışı.iron iron foundry iron gray iron out ironic ironical ironing ironing board ironmonger ironwork ironworks irony irony of fate irrational irrationalism irrationally irreconcilable irrecoverable irredeemable irrefutable irregular irrelevant irremediable irreparable irreplaceable irrepressible irreproachable irresistible irresolute irresolvable irrespective irresponsibility irresponsible irretrievable irreverence irreverent irreversible irrevocable irrigate irrigation irritable irritant irritate irritating irritation is island i. 4. usulsüz. çok çekici. 2. geri al ınamaz. i. insana alay gibi gelen bir tesadüf. sorumsuz. of -e bakmaks ızın. s. çaresiz. nalbur. s. değiştirilemez. çabuk k ızan. usd ışıcılık. tedavisi olanaks ız. yolsuz. fiz. s. 2. yeri doldurulamaz. s. alayl ı. ada. ikircimli. f. s. saygısızlık. de ğiştirilemez. 1. çözülemez. tıb. i. düzeltilemez.. bak. ba . kim. inceden inceye alay eden. paraya çevrilemez. dilb. i. sorumsuzluk. bedeli ödenerek kurtar ılamaz. 1. uzlaştırılamaz. (topra ğı) sulamak. f. 1. çürütülemez. 2. tahriş edici şey. ütülenecek çama şı ı. lavaj. demirden ılmış. 2. saygısız. s. (topra ğı) sulama. 3. frenlenemeyen. s. maden uçlu golf sopas ı. i. i. 1. 1. 2. aleyhinde söylenecek bir şey olmayan. ters çevrilemez. 1.rlar: She´s got a lot of ironing to do. demirhane. s. zaptolunmaz. 1. i. kusursuz. sinirlendirmek. onulmaz. s. dayanılmaz. i. 2. onarılamaz. 2.b. ironik. kurals ız. 1. akıldışı. . çoğ. şıbozuk (asker). demirler. çaresiz. 2. s. su götürmez. irrasyonel. sinirlendirici. 2. ütüleyerek (buru şuklukları) gidermek. 2. s. s. düz olmayan. s. 1. 2. demir gibi. tamir olunamaz. s. 1. karşı konulmaz. ütü. sinirlendirici. 1.´ni) gidermek. (bir şeye ait) demir kısımlar. 2. gemlenmez. 2. geri alınamaz. s. z. 1. çarpık. 1. i. sinirli. barıştırılamaz. ütü tahtas ı/masas i... yıkama. 1. 3. s. irrasyonalizm. s. 3. ironic. kuraldışı. 1. değişmez.

çabuk çabuk i. 2. erkek e şek.. onu. f. dağıtım. bak. kald ırıcı. e şbiçimli. konu. 2.. bocurgat. tek tük: isolated instances s. italik harflerle basmak. f. s. mak.. e şbiçimlilik. yaln ız bıı. itemize. kaşınma. ı rma. seyahat program ı. yerde ş. argo para. gazet. 3.. sorun. i. 3. hedera. i. adalı. fildişi kule. lan. İng. 5. e şbiçim. . i. sayıihrac ı. onun (it´in iyelik hali).tenhal choleraık. 2.verilen anlaşılmayacak şekilde konuşmak.ırmak. ikizkenar üçgen. oto.islander isle islet isn`t isobar isolate isolated isolation isomer isomeric isomerism isomorph isomorphic isomorphism isosceles isosceles triangle isotherm isotope issue issue of shares isthmus it it`d it`ll it`s italic italicise italicize itch itch mite itchy item itemise itemize itinerant itinerary its itself ivory ivory tower ivy J. 6. 3. 3. mahsur kalan. izomorf. is not. kendisi. 8. izomer. b ız. 2. 2.. of1. f. k ıs. f. f. (bazı oyunlarda) top. ay i. it is. 9. 1. İngiliz alfabesinin onuncu harfi. kendi. tecrit i. i. italik. gezgin. nüsha. f. bak. 1. kıstak. ayrıntılarıyla yazmak. berzah. kaşınan. İng. vale. i. 4. eşek herif.. i. insan ı kaşındıran. 3. (--bed.. ayırma. basım. izole etme. yolculukla ilgili. ayırmak. 3. italik. gen. elek. i. 1. s. 1. adac ık. s. 1. izomorfizm. Canis aureus. f ıkra. s. ona. i. 4. i. 2. f. 4. f. ağaçsarmaşığı. . 2. tek tükızl kolera vakalar yaln ık. zam. dürtme. ço ğ. saplama. duvarsarma şığı. dolaşan. 2. izoterm. i. çakal. 2. hisse senedi i. 7. tek başına kalmış. kaşıntısı olan. f. boşalma yeri. isk. yalnay 4. seyyar. 2. (oyunlarda) ebe. sarmaşık. kaşınmak. s. i. priz. parça. 2. i. 1. sonuç. yayımlama. dili iğne. izobar. kim. fildişi rengi. s. it would. gezginci. e şbasınç. coğr. i.. geom. arzu. kim. 4. madde. seyyar kimse. 4. o. kalem. 2. etme. 1. yol. dürtmek. kriko. haber. izotop. teni dalayan (kumaş/giysi). 8. 1. mesele. çıkış. 1. i. tek. izomorfik. ikizkenar. 1. i. tecrit etmek. kaşıntı. s. j jab jabber jack jackal jackass i. k ıs. 1. i. it has. yolcu rehberi. i. i. k ıs. yayım. e şsıcak. zam. 2. izomerizm. --bing) 1. İng.konu iğneşyoluyla ilaç. it will. saplamak. kim. bot. 1.. J. izole etmek. 1. 1. ada. i. tenha. kaşıma isteği duymak. gemici. 6. itmek. i. oğzool. 2. mahsur ırakmak. adam. 2. ahmak adam. marsıvan eşeği. köylü. bacak. fildişi. 2. boşalma.rakma. 1. 9. k. k ıs. zam. italicize. 3. 5. netice. istek. it had. 2.. yaln ız bırakmak. hesapta tek rakam. adet. uyuzböceği. 3. 7. izomerik. yola ait.

i. Chaenomeles lagenaria. silindir ceketi. düldül. mak. dili 1. t ıkmak. çentmek. kaba kuvvet kullanan kimse. küçükkarga. zorba. isk. f. 1. 2. bot.nese) Japon. bot. zangırdamak. s. gırgır. f.. 2.. tıklım tıklım. kaba kuvvet. 3. jack. firar. 1. i. 1. zangırdatmak. i. (with) (-e) ters düşmek. kapıcı. 2. h ıncahınç dolu. sıkıştırmak. büyük çak ı. Jamaika. 1. --ging) diş diş etmek. i. on parmağında on marifet olan kimse. mahpushane. yafa. (--red. on/upon . i.. yeniçeri. ceket. cazcıların bir araya gelip doğaçtan çaldığı caz müziği. japonayvas ı. Jamaikalı. Japonca. ocak ayı. i. 2. s. --ming) 1. i. tıkmak: They are going to jam all of us into that small room. k ıs. ortada biriken para. i. marmelat. i.. f. 2. bak. bot. düldül. cücekarga. ahenksiz ses. viraj. 2. odacı. yenidünya. bot. s. Japonya. i. jaguar. bazool. 2. elinden her iş gelen kimse. s. i. jalopy. reçel. hapishane. Japonca. trabzonhurmas ı. f. i. japonayvas ı. (ile) çatışmak. ahenksiz ses ç ıkarmak. isteksiz. i. i. frene kuvvetle bas ıvermek. çekişmek. bot. yafa. Corvus monedula. (--ged. çentikli. janissary. 2. hapishane. eğlenti. 2. maltaeriği. 2. jagar. i. 1.. argo cümbü ş. bitkin. hapse atmak. çoğ.knives (cäk´nayvz) i. yafa portakalı.. argo. Prunus salicina. hıncahınç doldurmak. diş. f. Jap. i. Hepimizi o küçük i. k ıs. i. 1. i. Japon. Diospyros kaki. mahpus. yeşim. Japanese. gardiyan. şömiz. b ıkkın. çok yormak. çok yorgun. k. i. 1. yafa portakalı. i. pot. sivri uç. 4. (--med. i. yaşlı ve işe yaramaz at. hapsetmek. mahkûm. i. 1. Acer palmatum. Cryptomeria japonica. cazcıların bir araya gelip doğaçtan çaldığı caz müziği.. i. kriptomerya. Chaenomeles lagenaria.a. January. i. argo külüstür otomobil. kulak t ırmalayıcı bir ses çıkarmak. Jamaika. s. Jamaika´ya özgü. kaba kuvvete dayanan. 1. gürültü. mahpushane. kavga etmek. i. hapishaneden kaçma. 2. dopdolu. japonakçaa ğacı. (vaktiyle hapis yatm ış) sabıkalı. keskin dönü ş. hafifme şrep kadın. dişli. kapı veya pencerenin dik yanı veya kenar pervazı. i. 2. Japan. 1. f. f.jackboot jackdaw jacket jackknife jack-of-all-trades jackpot jade jade jaded Jaffa Jaffa orange jag jagged jaguar jail jailbird jailbreak jailer jailhouse jaloppy jalopy jam jam jam on the brakes jam session jam session Jamaica Jamaican jamb jamboree jam-packed Jan jangle janissary janitor janizary January Jap Japan Japanese Japanese cedar Japanese maple Japanese persimmon Japanese plum Japanese quince japonica jar i. bak.. kaba kuvvetle şkasın ı boyun eğmeye zorlamak. Jamaikalı. 2. 3. (çoğ. s. bot. --ring) 1. sivri uçlu. i. i.

2. argo çene çalma. sarsarak. i. kaygısızca. i. s. s. söylenişi zor sözcük. bak. çölfaresi.nese) Cavalı.. 1. 1. 2. karamsarlık. anat. 2. blucin. z. bak. cirit. ılık olmuş. sars ıntılarla. 1..a. caddeyi trafik kurallar i. i. yasemin. k. düşmanlık. 2. dili 1. zool. alaylı ğır ış/kahkaha. ço ğ. jarse. spazmodik. önyarg f. kötü malzemeyle yap ılmış. ba f. gezinti. dili kararsız kimse. pelteye benzeyen) jöle. kaygısız.. yarg ılanan sanığın cezaya çarpılma ılığı. Cavalı. ğ 2. 1. huk. Kudüs. i. çölsıçanı. k. zool. peltele şmek. f. medüz. 1.. nazik durum. ağız. önyarg s. s.pis/a birdenbire ve şiddetle çekmek. gösterişli. k ıskançlıkla. i. ştirmek.. (yaya) trafik kurallar na uymadan geçen kimse. f. 1. i. 3. cazbant. argo canland ırmak.. ı.jar jargon jasmine jaundice jaundiced jaunt jauntily jaunty Java Javan Javanese javelin javelin throw jaw jawbone jawbreaker jay jaywalk jaywalker jazz jazz band jazz up jealous jealously jealousy jean jeep jeer jell jello jelly jellybean jellyfish jeopardise jeopardize jeopardy jerboa jerk jerk jerk off jerk out jerkily jerky jerry jerry-built jersey Jerusalem i.. düşmanca.. 2. hareketlendirmek. tıb. 2. i. 2. 1. 2.. çenekemi i. f. argo tehditle baskı yapmak. Cava. kavanoz. ına ıuymadan karşı dan kar şıya geçmek. İng. --s i. z. neşeli. çene çalmak. 2. i. peltele şmek. 1. fütursuzca. c ırboğa. sarsıla gitmek. 3. k. karamsar. dili (yaya) yaya geçidi olmayan bir yerde kar şıdan karşıya geçmek. z. 1. denizanas ı. peltele i. cin.bir şeker. f. tehlikeye sokmak. i. i. kıskançlık dolu. içi jöleli fasulye biçiminde i. büzülme. tehlikeye atmak. kıskançlık. belirginleşmek. Cavalı. sars ıntılı. 3. kesik kesik ve h ızlı söylemek. Cavaca. f. süveter. anla şılmaz dil. şiddetli ve ani çekiş. jeopardize. 4. özel dil. cip. Jav. i. cirit. k ıskançlık. s. 1. (reçel veya marmelada benzeyen) jöle. 4. burkulma. 2. dili lazımlık. i. cirit atma. (meyve tad ında. donmak. alakarga. laflamak. silkme. Dipus. (at) ba ğırarak/kahkahalar atarak (ile) alay etmek. caz. sar ılı. sarılık.. 2.. Jasminum. 1. Garrulus glandarius. olas i. i. bak. dili f. şağılık herif. kestanekargas ı. hoşnutsuz. i. tehlike. i. fırlatmak.. çok sert akide şekeri. i. cin pantolon. i. 1. k. silkinme. sarsıla argo otuz bir çekmek. i. bot. salak. argo aptal. gezmek. k. s. İng. şık. İng. 3. pulover.. 2. 2. i. f. cin kuma ş. abaza çekmek. k ıskanç. 1. . 1. i. hoşnutsuzluk. şen. silkip atmak. f. d ırlanmak. oturak. (çoğ. argo 1. i. jello. 3.. i. kazak.. laflama. meslek argosu. 1. Cava´ya özgü. Javanese. i. 3. Cava. i. s. dili biçimlenmek. İng. s. mastürbasyon yapmak. çene. 2. 2. k. 2. Cavaca.

kuyumcu. (--ted. uğursuzluk. jeton. i. --ing/--ling) değerli taşlarla süslemek. latife. s. f. i.. dalgak ıran. değerli şey. motorlu kesilmiş parçaları birleştirerek oynanan resim-bilmece. flok yelkeni. --bing) İng. jet sosyeteden bir kimse. değerli taş. i. jeweler. bot. çıngırtı. 3. (--bed. bak. tekerlemeli ş i. tepkili uçak. 2. cin. i. 2. den. i. i. kuyumcu dükkân ı. mücevherat. ğ tepkili çalıştırma. fışkırma. ünlem Allah Allah! s. cep saatinin içindeki taş. f. düzensizli jet. 1.. tepkili (uçak). salınmak. s. şla/ta şlarla süslü. şıngırtı. f. İsa. ile uyu i. yorgunluk v.. fışkırmak. 1. 2. 1. dili an. 2. değerli i. kimse/ taf. jasmine. uğursuzluk getirmek. fıyolculu skıye. s. ğundan sonra) zaman farkından doğan uyku 2. oyma testeresi. jetli sürüş. kâgir iskele. (--ed/--led. cihat.. s.. lahza. k. dili the a şırı sinirlilik. i. şaka etmek. simsiyah. jeweled. i. dili çok sinirli. cevher. titreme. i. 3. k. itiraz şeyi yapmaktan) çekinmek. Hz. (bir şey hakkında) tereddüde etmek. İng. s.. i. sallamak. jewelry. kapkara. 3. hareketli. mendirek.. (bir f. İng. şıkırtı. 2. i. şeytanelması. İng. i. hile.b. 2. i. yerelmas ı. İng. i. jet uçağı. f. . enerjik. k. k. s. with k. jet gibi h ızlı. argo u ğursuz şey/kimse. i. f. bak. sallant i. (at) (-e) karşı gelmek.. (sevgilisini) terketmek. Musevi. mücevher.. (hırsızların kullandığı) ufak levye. Musevi. f. oyun. jet. alay. maskara. Yahudi. sevgilisini terkeden k ız.. f ışkırtmak. şıngırdatmak.arkı.. f. i. i.. i.. f. (hırsızların kullandığı) ufak levye ile açmak.. f. i. tatula. latife etmek. bak. (tehlike an ında gemiyi hafifletmek için) (yükü) denize atmak. i. simsiyah. i. 1. (tekerleme gibi) kısa şiir.Jerusalem artichoke Jerusalem artichoke jessamine jest jester Jesus Jesus! jet jet jet lag jet plane jet propulsion jet setter jet-black jet-propelled jettison jetton jetty Jew jewel jeweled jeweler jewelled jeweller jewellery jewelry jewelry store Jewish jib jibe jiff jiffy jiggered jiggery-pokery jiggle jigsaw jigsaw puzzle jihad jilt jimmy jimsonweed jingle jinks jinni jinx jitters jittery yerelmas ı. i. bak. jiffy. (uzun bir uçak i. den. şaka. dili katakulli. bumba ile seren veya yelkeni rüzgâr yönünde giderken kavanço ş mak. bak. Yahudi. i. mücevher. dili -e uymak. etmek. hafif ı. 2. çıngırdatmak. dingildemek. ırgalanmak. s. 1. şıkırdatmak. 1. jetle yolculuk yapmak. şaka söylemek.. 3. 1. s. mücevherci. i. --ting) 1... soytarı.

putrel. yava ş koşmak. güzel. mülkiyette/tasarrufta ortak. k. kasap. -e 4. z. suspansuvar.. i. argo afyon s. 6. dili hoş. (--ged. şok. tatlı sözlerle birini (bir şeye) ikna etmek. 1. s.bar. 1. ba lanmak. geçme.için 2. dalavere ile kand ırmak. k. i. müşterek hesap. 2. isk. (kulüp. --ging) 1. mafsallı. i. marangozluk. yava şça sallamak. 4. götürü iş. z. 2. birlikte. argo 2. 1. 2. bir yeri birini tatlı sözlerle teşvik etmek.´ne) lamak. şakacılık. cokey. eklem. z. neşeli. f. dü birle tic. sarsmak. çarp savaşa girişmek. Yapmaktan şka çaresi yok. jujitsu. mü şterek.o. nükte.ık.o. f. sarsma. 1. şakacı kimse. in -de yer almak. İng. s. toptanc ı. ng. lokanta. İng. birinin belleğini canlandırmak. Ürdün. ğum. biti şmi ş. sars i. ba f. yava ırlatmak ipucu vererek) (bir şeyi hat i. şaka. gece kulübü. birle ştirmek. asker yazılmak. şoke etmek. joint-stock company tic. el ele tutu şmak. şaka ederek. f. şaka etmek. 2. i. anat. dürtmek. şen. along jolly s. bot. (bir yarışta) daha avantajlı bir yere geçmeye çalışmak. hafifçe sarsılmak/sallanmak. sars ılmak. sarsmak. dürtme. zerrin. dili ğı. ek yeri. 5. 2. ortakla şa. şaka olarak. i.o. i. şaka yollu. 2. i. mirasta ortak. şaşkına çevirmek. 1. birçok yere üye olma meraklısı. 3. mafsal. bağ ış maya ba şğ lamak. parti v. i. 7. üye yazılmak. i. latife. 1. vazife. k. baya ğı iyi! Jolly good! Çok baya şelendirmek.b. şakayla. 1. do doğ ğramac ramacı ıl. s.o. i. müteselsil borçlular. iş i.´s memory jogging joggle join join battle join battle join hands join up joiner joinery joint joint joint account joint account joint creditors joint debtors joint heir joint owner joint surety jointed jointly joist joke joker jokingly jolly jolly a place up jolly s. İng.jiujitsu job job work jobber jobless jockey jockey jockey for position jockstrap jocular jocularity jocularly jog jog s. birleşmek. 1. 1. Bir sözü pekiştirmek için kullanılır: He´ll jolly well have to. ı. neşe verici. payda ş. sars ılmak. marangoz. . Narcissus jonquilla. joker. k. jogging ş ko şma. müşterek hesap.. tatlı sözlerle birini (bir şeyden) vazgeçirmek. 1. memuriyet. şakalı. kat birden dürtme. bak. büyük et parças ı. z. müteselsil kefil.. kiriş. ğüm. ortak. f. f... parça başına ış an işçi. toptan mal satan tüccar. dili bitişmek. jogging. çal siz. ne gerçekten: Thisbir is jolly İng. 2. 3. 3. geçme ile tutturmak. ek. birçok derne ğe/gruba üye olan kimse. şakacı. ıntfulya. i. görev. into jolly s. 2. şmibo ş. yapmak. eklemli. 2. yeregood! sevimli bir Bu hava vermek. 2. 2. 2. s. 1. bulu şmak. ıntı. hafifçe sarsmak. 5. müteselsil alacaklılar. dili 1. sallama. 6.. 1. yavaş koşma. 1. toptan dağıtımcı. i. itmek. 2. iş. İ i. bot. 3. out of jolly well jolt jonquil Jordan i. i. anonim şirket. şaka yapmak.

dili tak ılmak. Musevi dini. 3. 4. f. 2. Ürdünlü. yarg ıç.. i. bak. kumanda kolu. otomobil gezintisi. mantıklı. argo hapishane. 2. of it! Bir noktas ını bile değiştirmem! Don´t you miss a jot or a tittle! En i. 1. 1. adliye. i. jour. neşe. uçakta manevra kolu. (--ted. f. not etmek. p haz ırlamak. adli. erguvana ğacı. i. 2. 4. dürtüklemek. i. Junior. neşeli. judgment. --ting) down yazmak. f. çene kemiği. i. i.. zerre. coşkulu sevinç. ne şe. f. z. s. i. ne şeli. 1. 1. i. nebze: I won´t change a jotfiz. 2. i. görünü3. ak ıllıca. bot. 1. s. 3. i. şen. karar. bilg. tic. hilekâr kimse. 2. 3. Ürdün´e özgü. i. 3. sevinç. (kulplu) sürahi. s. sefer. judo. tahmin etmek.. s. Yugoslav. vermek. i. testi. jul. Cercis siliquastrum. çoğ. yargılamak. jonglör. türel. yolculuk etmek. 2. 2. günlük. Musevi olma. i. hakem. k ıyamet günü. i. dergi. i. s. yarg ılama ile ilgili. bak.. hüküm. i. Ürdün. yol. hakemlik etmek. k ıs. i. hokkabazlık yapmak. hükmetmek. judocu. Musevi âlemi. yolculuk. İng. alt çene. 1. hokkabazl tırı2. i. s. co şkun. i. ustabaşı. i. itip kakmak. yevmiye defteri. keyifli. den. i. f. neşeyle dolu. ne şeli. aldatmak için hesap defterlerini kar ış i. seyahat. s. Justice of the Peace. hâkim. günlük defter. 1.ney.. bak. hile.. Yiddish. 3. Yahudi İspanyolcası. Musevilik. sevinçli. gazeteci. jübile. şe hüküm dayanarak hükme varmak. sevindirici. bak. hukuki. i. 1. 1. i. kodes. 3. hukuki. Ürdünlü. bilirkişi. erguvan. s. gezi. gazetecilik. k.men (cır´nimîn) i. 2. hile ık.Jordanian josh jostle jot joule journal journalism journalist journey journeyman jovial joviality jovialness jowl joy joyful joyfully joyous joyride joystick JP Jr jubilant jubilation jubilee Judaism Judas Judas tree Judeo-German Judeo-Spanish judge judge by externals judgement judgment Judgment Day judicial judiciary judicious judo judoist jug juggle juggle the books juggler Jugoslav Jugoslavia Jugoslavian i... keyif. alay etmek. .. sevinçli. bak. 2. s. Yugoslavian. i. f. coşku. şenlik. 2. 4. herhangi bir olayın ellinci yıldönümü. s. haz. i. seyir defteri. tedbirli. şaka etmek. çal ıntı araba ile gezme. 1. joviality. s. 2. gazete. adli. sağgörülü. 1. yarg ı.. k ıs. bak. el çabukluğu ile marifet yapmak. yargıçlar. neşeyle. hokkabaz. i. aldatmak. evlilikte altın yıl. günce. s. yapmak. itelemek. Yugoslavia.. sevinçli. 1. itip kakma. Musevilik. i. i.. i.

birine ç ıkışmak. i.. sulu. elektrik. ta) hatal ı çıkış (yar İ ng. ba şlang ı. i. straponten. delgi. i. dili 1. trene atlamak. k. çok büyük. k ıs. (parayla ilgili bir miktarda) ani yükselme. çocuklara giydirilen ın ş için) kazak.o. zıplamak. zıplatmak. (tren) hattan ç ıkmak. 2. vaktinden evvel davranmak. sebze/meyve/et suyu. İng. 1.Jugoslavic jugular jugular vein juice juiceless juicy jujitsu jujube jukebox Jul July jumble jumble sale jumbo jump jump jump a train jump around jump at jump at a conclusion jump down s. rada bekleyenlerin önüne geçmek. ayağa fırlamak. (tren) raydan ç ıkmak. enerji. i.´s throat jump down s. aküsü bitmi ğ layarak (aküsü bitmi ş olan ı n motorunu) çal ış t ı rmak. geçici olarak kullan ılan bağlantı teli. k ıs. 4. (fırsattan) hemen faydalanmaya bakmak. -den atlamak. (kadba ş motorun ka bir motorun aküsüne tel f. tulum. kuru. göbek atmak. elek. özlü. bot. çok sevinmek. i. k. dini/hay ırsever bir kurum yarar ına yapılan kullan ılmış eşkullan ya satıışı . (bir yerden) (d ışarı) atlamak. pulover. 2. oto.. 2. 2. dili herkesin merak etti ği (ayrıntılar). 5.o. 3. temmuz. k. 3. f. hoplayıp zıplamak. argo kuvvet. başlama ı. k. özü/suyu olmayan. özsu. i. fırlama. ip atlamak. spor jiujitsu. birine sapartayı vermek. k. atlama. süveter. 2. hünnap. her şeyi bilmeden/yeterince düşünmeden hemen bir sonuca/karara varmak. 3. şahdamarı. yüreği ğz ınaya gelmek: I nearly out of my skin! Ödüm koptu!/Yüreğim a ğmurdan kaçıp jumped doluya tutulmak. karmakarışık şey. diken üstünde. jumping-off place 1. 2.´s throat jump for joy jump on s. s. dili ba k. boyuna ait. ödü kopmak. s ıçrama. Junior. dili -in üstünden atlamak. dili (kefaletle tahliye edilen san ık) hazır bulunması gereken duruşmaya gelmemek. (tayfa) gemiyi haber vermeden terketmek. (teklifi/daveti) hemen kabul etmek. düzensizlik. s. para ile plak çalan otomatik pikap. k. pantolonlu ceket. argo benzin. birini haşlamak. 2. aküsünden 3. ırsever bir kurum yarar ına sat ılmak üzere biriktirilen lm dini/hay İ ng. 1. acele hüküm vermek. s. birini terslemek. herkesin merak ği ayr ıntılarla dolu. . i. 1. çiğde. dünyanın öbür ucu. bluz/kazak üzerine giyilen kolsuz elbise. kocaman. i şaret verilmeden başlamak. 3. etti i.o. jump one´s bail jump out of jump out of one´s skin jump out of the frying pan into the fire jump over jump rope jump seat jump ship jump the gun jump the gun jump the queue jump the track jump the track jump to conclusions jump to one´s feet jump up and down jump/get on the bandwagon jump/skip bail jumper jumper jump-start jumpy Jun s. dili birini ha şlamak/azarlamak. June. dili birini sert bir şekilde azarlamak. s ıçramak. atlamak. üzerinden atlamak. 1.. argo cereyan. bak. ödü patlamak. 1. Yugoslavic. 1.ış s. düzensiz kar ışım. i. atlayan kimse. atlatmak. 2. July. sinirleri gergin. basinirli. başlanması gereken zamandan önce başlamak.ış hakk ı yokken sıyapmak. s. sıçratmak. İng. kefalet altındayken duruşmaya gelmemek. 1. (fiyat) f ırlamak. noktas şkalar ınııç n yeri/noktas yaptığı bir eyleme katılmak. fırlatmak. 2. k. hoplayıp zıplamak. karışıklık. dili hayretle yerinden s ıçramak.

yiyecek. zaman. b. yetki. 1. ilkokul ile lise aras ındaki 7. 1. i. hukuk ilmi uzman ı. Dairenin durumu hakk ında bilgi tamlike o anda. 5. doğru. i. Biraz önce ılar. 2. bağlantı. Phyllopertha. 2. i. 2. hakl ı. i. hemen hemen: We´re just about finished. 1. i. spor küçük (Babas ı ınıf ö ğretim program ını uygulayan iki genç. haziran. yerindelik. hurdalık. yine de: She described the apartment´s condition. 1. jüri. 1. i. 3. tıpatıp aynı. zool. yakala bakal ım! k. birleşme. sulh hâkimi. ve 9.). elek. tapon mal. yargılama hakkı. ardıç. 5. yla ayn ı ad ı taşı kimsenin adına eklenir. isn´t it? O tam Behzat´ça bir şey. seçici kurul. iki kişiden küçük olanı. cunta. sınıfları kapsayan ortaokul. 2. 1. dikiş yeri. Bir düşün!/Düşünsene!: Just think! This time tomorrow we´ll be in Tibet! ünsene! ın bu saatte Tibet´de olaca ğız! inat bunu yap ıyor. ast. just at that spot tam o noktada. i. Onlara k. adil. tam orada. kayaarmudu. Çin yelkenlisi. yerinde. i. dili Bir just saniye! 1. Jüpiter. i. Just what the fuck do you mean? Ne demek istiyorsun be? i. değil mi? tam benim 1. gene de. 3. 8. huk. 1. kutu. argo uyuşturucu maddeler. bir halde: She keeps her house just so. jüri. Dü -e ş inat: He´sYar doing this just to spite them. yarg ı hakkı. reklam olarak gelen posta. She´s ı: Fehmi looks just like his father. dili son anda. cang ıl. uyuşturucu bağımlısı.. hukukçu. bot.. yaşça küçük. tam o s ırada. i. aynı. doğruluk. 2. bitişme. yarg ıcılar kurulu. hak. atılacak eşyalar. seçiciler kurulu. bitişme. gökb. s. bitirdik. birleşme yeri. in time tam vaktinde. i. kavşak. 1. That´s just what I´ve been looking for. makas. hurdalar: That car´s a piece of junk. dili Haydi.. i. yine de. hükümetin nüfuz dairesi. . biraz önce: They were here just now. Evini çok buradayd 1. 2. 2. adalet. şans ıma. şimdi. 2.men (c^ngk´mîn) i.h. hurdas besin de ğeri az olan tadı güzel.y.junction junction box juncture June June bug Juneberry jungle junior junior college junior high school juniper junk junk junk food junk heap junk mail junkie junkman junkyard junta Jupiter jurisdiction jurisprudence jurist juror jury just just Just a sec! just about just like just my luck just now just so just so just the same just the same just then just there Just think! just to spite Just try and catch me! just under the wire i. eskici. buna ra ğmen. O arabanın ı çıkm ış. argo hurdas ı çıkmış araba. Erendiz. i. hurda deposu. oynak yeri. d. çok dikkatli sisteme göre bir düzenlenmi ş. 3.. belirli bir şekilde/bir 1. Tam ç ıkmak üzereydim. önemli an. k. tıpk That´s just like Behzat. z. tam: just across from us tam kar şımızda. 3. 4.Hemen Fehmi themen ıpkı babas ına benziyor. jüri üyesi. i. i. hurdacı. çoğ. adaletli. i. 3. uyuşturucu. 1. hukuk. aralık. Amelanchier canadensis. kıdemce aşağı. justice justice of the peace justice of the peace sulh hâkimi. haziranböce ği. hakl ılık. cengel. 2. s. çok düzenli şekilde: When you´re with them you muntazam tutuyor. ucu ucuna. eroinman. 4. hükümet. argo ke ş. 2. 2. but just the same I would to see it for myself. üniversitenin birinci ve ikinci syan senelik okul. 2. -mek üzere: I was just about to leave. 1. buat. hukuk ilmi. junk.

i. i. 1. Ke şmirli. yanyana koyma. jüt. merak. alabora olmak. karina. karalahana.justification justify justly jut jute juvenile juvenile court juvenile delinquency juvenile delinquent juvenile delinquent juxtapose juxtaposition k K. ı. 1. 1. kuvvetli. ı karmak. tutmak. 3. k. 1. s. i. Kamboçyalı. --ting) 1. i. ç şekilde. keskinlik. İng. ayar. (--ted. ac ı. Karelya´ya özgü. 2. çocuksu. ıs. 1. i. -i keep a close watch on keep a journal keep a low profile keep a low profile keep a secret günlük tutmak.He 3. alabora etmek. gözü aç ık. f. Kazak. i. çocuk suçlu. Kampuçça. Kâbe. muhliye.. mitoz. argo mahvolmu ş. haklı çıkarma/çıkma. keskin. dili dikkati çekmemeye çal ışmak. adil bir f. Karelyalı. yanyana koymak. i. metnin ğ kenar ını hizalamak. s. Keşmir. çıkık olmak. sa hakl ı olarak. i.. 8. 1. zekâ. kaleydoskop. .. genç. s. i. s. çocuk mahkemesi. tutuyor. 2. 3. 1. f. 2. Kampuçya. capacity. 1. 4. 1. Kamboçya. 1. 3. Kazakhstan. i. suçlu çocuk. i. Karelyaca. 1. bak. Karelya. akıllılık. biyol. tutmak:. çal ışmak. s. i. Keşmir´e özgü. şiddetle. Kampuçyalı. i. i. s. 2. Macropodidae. i. 1. doğrulamak. dili çok hevesli. Karelyaca. i. 7. gerekçe. 5. birden devrilip dü şmek. 2. Kamboç. Ke şmir. altın ayarı.. zool. i. Karelyal i. 2. 2. temize f. i. birbirine yak ın koyma. 2. kanguru. sa haklı çıkarmak. yoğun. gençliğe özgü. 1.. out ç ıkıntı yapmak. s. sert. i. elek. genç. Kazakh. kilogram. 2. 3. keskin. içkale. Kazakistan. 1. Kampuçça. Kazakça. şiddet. (kept) 1. f. 2... göze batmamaya çalışmak. bak. şevkle. i.. sivri. i. 2. karyokinez. k. çocuğun suç işlemesi. Defter tutuyor. dili terbiyeli bir şekilde konuşmak: I´ll thank you to keep a civil tongue ın! in s your head! Terbiyeni tak ıkı bir gözetim altında tutmak. yanyana bulunma/bulundurulma. düşkünlük. k. 2. çiçek dürbünü. i. s. Keşmirli. Karelya. 2. 2. 2. zeki. bilg. Günlük keeps the books. Kampuçya´ya özgü. dili göze çarpmamaya sır saklamak. Kampuçyal ı. k Kaaba kale kaleidoscope Kampuchea Kampuchean kangaroo kaput karat karate Karelia Karelian karyokinesis Kashmir Kashmir´i Kashmir´ian Kazak Kazakh Kazakhstan Kazakstan keel keel over keelage keen keenly keenness keep keep i. matb. z. z.. suçsuzluğunu kanıtlamak. şiddetli. çıkmak. She keeps a diary. Kamboçça. bilg. liman resmi. keskin (göz/zekâ). k i. metnin ğ kenar ını hizalama. 2.. sivri olmamaya çalışmak. adaletle. 2. geçim. 1. Seni s ıcak tutar. haklı neden. uzanmak. birbirine yak ın koymak. gemi omurgas ı. K. himaye. İngiliz alfabesinin on birinci harfi. i. matb. i. s. Kampuçya. 2. 1. karate. keep a civil tongue in one´s head k. karat. olgunlaşmamış. birbirine yak ın bulunma/bulundurma. 3. Keşmirli..It´ll keep you warm. 4. çocuk. 6. Kamboçlu. 3.

telaşa kapılmamak. dili durmadan çalışmak. ciddiyetini korumak. (bir şey için) göz kulak olmak. sözünü tutmak. gözünü dört açmak. dengesini kaybetmemek. durup dinlenmeden çalışmak. unutmamak. sürdürmek. dengesini korumak. saklamak. . kulağı tetikte olmak. 1. erken yatmak. 2. metin olmak. kendine hâkim olmak. 2. parlamentodaki yerini korumak. gözden uzak tutmamak. dili ağzını sıkı tutmak. -den uzak durmak. ile aras ına mesafe koymak. sözünü yerine getirmek. cesaretini kaybetmemek. 1. uzak durmak. kendine dü şen görevi yerine getirmek. 2. 2. ak ılda tutmak.s. günde pek az saat aç ık olmak. içeride kalmak. sürdürmek. tetikte olmak. k.2. -i kaydetmek. çenesini tutmak. s ır vermemek. ile atba şı (beraber) gitmek. saklamak. -e göz kulak olmak. devam etmek. devam etmek. dili 1. (saat) her zaman zaman ı doğru göstermek: My watch keeps good time. patlamamak. içeride al ıkoymak. k. eve erken dönmek. ilerlemek. kendine hâkim olmak.keep a secret keep a stiff upper lip keep a stiff upper lip keep a straight face keep abreast of keep account of keep an account of keep an ear to the ground keep an eye on keep an eye out for keep away keep back Keep back! keep bankers´ hours keep company with keep count keep dark keep early hours keep fit keep going keep good time keep house keep in keep in mind keep in view keep in with keep it up keep o. Kol saatim zaman ı hep doğru gösterir. 3. -i not etmek. ev idare etmek. devam etmek. istifini bozmamak. ile dost kalmak. ile arkada şlık etmek. fikirlerini kendine saklamak. k. kendine düşen payı ödemek. dili şikâyet etmeden soğukkanlılıkla karşılamak. göz önünde tutmak. sözünü tutmak. -i aklında olmak. (son gelişmeler hakkında) bilgi sahibi olmak. k. oturdu ğu yerden kalkmamak. dili 1. saklamak. vücut hatlar ını korumak. tetikte olmak. devam ettirmek. kulağı kirişte olmak. 3. 1. formunu korumak. (of) -in sayısını tutmak. gözünü açmak. Uzak dur! k. -in kayd ını tutmak. günde pek az saat çalışmak. 2. gizlemek. kendini -den uzak tutmak. -den uzak kalmak. sözünden dönmemek. (son gelişmelerden) haberdar tutmak. gözü -in üstünde olmak. -i yakla ştırmamak. sinirlenmemek. 2. aloof from keep off keep on keep one´s balance keep one´s balance keep one´s counsel keep one´s distance from keep one´s end up keep one´s eyes open/peeled/skinned keep one´s eyes peeled keep one´s figure keep one´s head keep one´s mouth shut keep one´s nose to the grindstone keep one´s nose to the grindstone keep one´s own counsel keep one´s promise keep one´s promise/word keep one´s seat keep one´s shirt on sır saklamak. k. gözden kaybetmemek. -i uzak tutmak. sab ırsızlanmamak. 1. 2. 1. sır saklamak. metanet göstermek. dili hiç gülmemek. 1.

-i gizli tutmak. -i takip etmek. -i gizlemek. dili çenesini tutmak. at arm´s length keep s. in sight keep s. -i takip etmek. ile ilişkiyi sürdürmek. -i izleyerek bilgi sahibi olmak. maç v. under one´s hat keep score keep silent keep step with keep tabs on/keep a tab on keep the accounts keep the ball rolling keep the lid on keep the peace keep time keep time keep to keep to the straight and narrow keep touch with keep track of keep track of keep up keep up with öfkeye kap ılmamak. well-advised llı. company keep s. susmak. birini (bir konuda) bilgilendirmek. Yakla şma! -e ayak uydurmak. 4. k. birini bekletmek. from s.keep one´s temper keep one´s trap shut keep one´s wits about one. öfkesini yenmek. ahlaklı bir şekilde yaşamak. hesap tutmak./s. birini yaln ız bırakmamak. Girilmez. dili 1. under surveillance keep s. -e bağlher k. -e ne dersin/dersiniz?: How about a game of tennis? Tenis oynamaya ne dersin? 2. 3. under one´s hat keep s.o. devam etmek. 1. a secret from s. birinden bir haberi saklamak/gizlemek.o.o. birinin ilerlemesine mâni olmak/ket vurmak. sulhu tempo tutmak.t.o. -i takip etmek. k. (ç ığırından çıkmaması için) -i nda tutmak. -e ayak uydurmak.t.o.t. 2.o. waiting keep s. (puan) saymak.o.t. -den ne haber? How about Çetin? What´s he doing? sözünü tutmak. 3.o. at arm´s length keep s. dili bir şeyi gizli tutmak. engaged keep s. 1. 1. birini pek yakla ştırmamak... huk. dili bir şeyi gizli tutmak. 2. birini bir şey yapmaktan alıkoymak. at a distance keep s. -i izlemek.o. gagas ını kısmak.b. (çağa/zamana) ayak uydurmak. 2. 2. guessing keep s. defter tutmak. 2. How about . dışarıda bırakmak. k. down keep s. in perspective keep s. birine refakat etmek. (bir şeyi) aklında tutmak. birini uzak tutmak. hiç görünmemek. s. birini meşgul etmek. tedbirli. keep s. from doing s. yaramazlıktan kaçınmak.? keep one´s word keep order keep out keep out of mischief keep out of sight Keep out! keep pace with keep s.o. 2. -e ayak uydurmak. dili do ğru yoldan ayrılmamak. k. tempo tutmak.´nde) zaman tutmak. disiplini korumak. spor (bir yar ış. (izlerken) gözünü/gözlerini birinden/bir şeyden ayırmamak. (birinin) izini 1. ukıdavranmak. under wraps keep s. -i izlemek. birini doğru dürüst haberdar etmemek.o. waiting keep s. birini bekletmek. -i gözetlemek. itidalini muhafaza etmek. iyi bir işi sürdürmek. birinin samimi olmasına izin vermemek. birini sürekli olarak gizlice izlemek. keep s. 1. 2. bir şeye bir bütün olarak bakmak. sessiz kalmak. bir şeyi gizli tutmak. bir şeyi bir bütünsellik içinde ele almak.o. ile a şık . dışında kalmak.t. birine so ğak (biriyle samimi olmamak için) ona çok mesafeli davranmak.o. bir şeyi birinden saklamak. birini -den haberdar etmek. keep s. (bir şeye) dikkat etmek. denetim altıbozmamak. hiç gözükmemek. (saat) zaman zaman ı doğru göstermek.You ought to keep track of what´s 1.t.o. ı kalmak.t. away keep s.o. kaybetmemek: yüksek tutmak. advised of keep s. 1. (bir şeyi) takip etmek.t.o. ile ayn ı hızda/tempoda gitmek.

gardiyan.. toplantıyı açış konuşması. (sözlükte/ansiklopedide) madde. anahtar. keg(s)... perdesini yükseltmek. s. tanımak. geçimini sa ğlama. to -e5. klavye. görüş ısı . müz. i. anmal ık. i. anahtar ta şı. 1. i. 1. i. i. --ning) İskoç. f. madde ba şı sözcük. dili karşı durmak. 1. gazyağı. i. 2. i. küçük f ıçı. uydurmak. i. Kenyalı. tekmelemek. köpek yetiştirilen aç i. kendini göstermemek. 2. dayanak. (koyu) bej pantolon. koruma. Kenya´ya özgü. 2. (klavyede) tuş. kilitlemek. bak. güğüm. 2. bak. bekçi. köpek yeti ştirilen yer. varek..kar k. i. k ırmız. esmer suyosunu. ses perdesi. 1. 1. uygun müz. bordür taşı. (--ned.keep up with the times keep watch keep/hold s. 4. argo (içkide) kuvvet. önemli yer. 1. bekçilik etmek. i. 1. tekmeleyerek kovmak. 3. i. şifre cetveli. i. (koyu) bej. tutma. Kenya. f. anlamak. çaydanlık. İng. i. duruma 7. i. 4. 3. ana ilke. 3. 2. 2. tekme. Hayber. ruh. mendil. telaş. s. 3. bilmek. 1. Bu .. gaz. öz. -e s. coşturmak. i. Celt. qibla. temel dü şünce. bak.o. kilit taşı. 1. zemberek kurgusu. başörtüsü. köpek kulübesi. i. hatıra.. k ıs. k ırmızmeşesi. i. yetkili anahtar halkas ı. etmek. cevap ı. s. 2. çözüm yolu. bordür taşları. 2. kilogram(s). 2. i. gürültü patırtı. anahtar deliği. i. tekme atmak. Kenya. Celtic. İng. müz. (koyu) bej üniforma. sertlik. heyecanland ırmak. nöbet tutmak/beklemek. k. 2. geçim. i. ilke. tahıl tanesi. yadigâr. i. esas. i. i. i.. i. ana nota. görüş alanı.3. akortmevki. İng. temel taşı. dili şamata. çekirdek içi. bak ıcı. çifte atmak. Kenyalı. uyum. 1. himaye. varil. andaç. 2. keep. birini/bir ı sindirmek. 2. 2.. 4. kurgu.. i. f. 3. cevher. 1. iç. 1. boyun atkısı.. bak. getirmek.. madenk ırmız. 4. çağa ayak uydurmak. yer. se şı gelme. göre ayarlamak. 1. (yol kenarındaki) bordür. 3. çoğ. 1. gaz lambas ı. bak. 1. i. hayvan arka planda kalmak. 2. eşarp. -e 6. anahtar. anahtar f. müz.. kırmız madeni. timbal. i. --s i. 2. dili (uyuşturucu maddenin) kamçılama etkisi: This drink´s got a kick to it.. temel. ğirdim yapmak. (silah) geri tepmek. i. 3. bilgi alanı. i. 1. birini/bir hayvan ı korkutarak yaklaşıp zarar vermesini önlemek. k./an animal at bay keep/stay in the background keeper keeping keepsake keg kelp Kelt Keltic ken kennel Kenya Kenyan kept kerb kerbstone kerchief kerfuffle kermes kermes mineral kermes oak kernel kerosene kerosene lamp kettle kettledrum key key key position key ring key up key word keyboard keyhole keynote keynote address keystone kg khaki khakis Khyber kibla kiblah kick kick çağın gerisinde kalmamak. qibla. 2.

kilogram. eğlenmek. birini işten çıkarmak. kötüye kullanmak. k. konuyu/tart şlama vuru şu. futbol oyuna ba şlamak. öldüren şey/kimse. dili ılmak. 2.. k. --ding) 1. vuran şey/kimse. (zaman ı) geçirmek. 1. k. fiz. kilogramkuvvet. k. k.çok fırın. out kick the bucket kick the habit kick up a row/fuss kick up a row/make a row kick up one´s heels kick up one´s heels kickback kicker kickoff kid kid brother kid sister kiddie kiddy kid-glove kid-gloved kidnap kidney kidney bean kidney machine kill kill off topa vurup gol atmak. fiz. argo çok güldürmek. şünüp şıı nmak. kid-glove. i. i. 1. 2. ihmal etmek. kilojul... kill the fatted calf kill the goose that lays the golden k. s. kilogram. fiz. dili altın yumurtlayan kazı kesmek. mahvetmek. i.. 3. (--ded. fiz. dili. kill two birds with one stone i. böbrek makinesi. letmek. f. büyük kazanç. kill time bir taşla iki kuş vurmak. bak. 1. i. i. yorucu. dalga tak ş. i. k. İng. hoşça vakit geçirmek. k. 5. dili 1. hır çıkarmak. k ılıçtan k. 3.. (tüfek) geri tepmek. kilo. k. argo çok çekici kimse. 1. etkisiz hale getirmek. yok etmek.. i.. i. 2. 2. 3. 2. i.kick a goal kick around kick ass kick at kick back kick off kick over the traces kick s. f. . argo nalları dikmek. i. 2. dili büyük bir kar şılama töreni hazırlamak. mortoyu çekmek. oca ğı. 1. kilogrammetre. keçi yavrusu. argo rü şvet. bir tür barbunya fasulyesi. barbunya. k. kilokalori. (--ped/--ed. 2. geçmek. diyar diyar dola şmak. katil. 2. i. 3. kilogram.. kilohertz. futbol oyuna ba i. tuğla/kireç f. öldürmek. 2. iki işi birden görmek. 2. böbrek. 4. oğlak. öldürme. egg zaman öldürmek. katletmek. dili uyu şturucu bağımlılığından/sigara tiryakiliğinden kurtulmak. k. i. yakınan kimse. 2. gülmekten öldürmek. k. kilosikl. e ğlenceye dalmak. argo rü şvet vermek. kiddy. 4. dili başlama. öldürücü. mortoyu çekmek. f. 1. çıngar çıkarmak. dili dizginleri koparmak. diyaliz makinesi. vurgun (av). ölmek. y ıpratıcı. dili komik. killer killing kiln kiln-dry kilo kilocalory kilocycle kilogram kilogram-force kilogramme kilogram-meter kilohertz kilojoule i. dili çocuk. i. s. argo nallar ı dikmek. dili vurgun. k. k ıyameti koparmak. i. dili şikâyetçi. bak. 1. k. fazla nazik. dili ufakiş erkek karde k. dili kavga ç ıkarmak. birini kap ı dışarı etmek. 3. kilo. --ping/--ing) (fidye için) (birini) kaç ırmak. i. argo ışmayı etkileyecek gizli nokta. ölmek. 1. dili çocuk. dili bazta tekme vurmak. dili ufak k ız kardeş. komisyon. ocakta kurutmak. oğlak doğurmak.. kendini zevke vermek. hepsini öldürmek. k.o. 1. i. dü ılar na dünyanın kaç bucak olduğunu göstermek. s.. bak.

mak. K ırgızistan. 1. bula şık teknesi. 1. 2.. i. iyi. uyku. fiz. 4. z. mağlup olmak. k. f. 1. Kırgızca. kulübe: newspaper kiosk gazete kulübesi. çantas i. 1. en önemli kişi. şekerleme. birbirine benzerlik. 1. Kirghizistan. uyanmak. İng. kilovat. s. Kirghizia. lütfen: you merhametli. isk. kilometre. dili en nüfuzlu ki şi. bak. k.Will iyilik. tutuşmak.. garip fikir. (parkta ve büyük bir kameriyeye benzeyen) k. bir konuda en usta kimse. vurulup ölmek.. cins. yanmak. 1. i. 1. dili seksle ilgili garip ilimleri/fikirleri olan. i. Kyrgyzstan. kinetik. Kir. i. 2. tutu şturmak. iyiliksever. aynı türden. bak. . h ızbilim. 1. kiloliter.. akrabal benzer. kinetik sanat. 2. kinetik enerji. 2. ba şta olan kimse. uyandırmak. yakmak. mü i. İng. i. yak i. i. ateş almak. s. öpmek. --ping) (balığı)İng. akrabalar. iyilik.. öpü şmek. şeker. bak. i. halat. İskoç erkeklerinin giydiği eteklik. kim. iyi niyetli.ıp dili (down) (on) (bir yere) yatıp uyumak. 1. k. 2. âlem. bak.. barış ağrıyı öpücükle geçirmek. i. (çoğ. akrabalık. birbirine i. Kırgızca. iyi. 2. i. 2. i. i. k. 3.. i.. iyilikçilik. iyilikten kaynaklanan. 2. eviye. (çoğ. iskelekuşu. yalıçapkını. i. sevecenlik. 5. fistan.ghiz) Kırgız. i. 1. mutfak dolab ı. biyol. lütuf. Kirghiz. 2. nevi. s. İng. 3. 1. hafif temas. iyilikseverlik.... s.. i. 1. 2. İng. 1. kindling (wood) ç ıra. s. krallık. s. 2. kilometer. i.kiloliter kilolitre kilometer kilometre kilowatt kilt kin kind kind kindergarten kindhearted kindle kindly kindness kindred kinetic kinetic art kinetic energy kinetics king king orange kingdom kingfisher kingpin king-size king-sized kink kinky kinship kiosk kip kipper Kirghiz Kirghizia Kirghizistan Kirgiz Kirgizia Kirgizistan kiss kiss and be friends kiss away the hu