İNGİLİZCE

a a bad egg a bad lot a bad mark a bad sailor a bad turn a bare chance a bit a bitter pill a black eye a bottle of milk a broken reed a can of worms a cappella a cappella a card up one´s sleeve a case in point a chip off the old block a citizen of Turkey a contradiction in terms a couple of a couple of minutes a crack shot a cursory glance a cut above a dab of a dark day a dead loss a demanding boss a demanding job a desperate situation a drain on the resources a drink of water a drive for funds a drop in a bucket a dry speech a fainting fit a fat chance a feast for the gods a feather in one´s cap a feather in one´s cap a feeling of insecurity a few a fifth a figment of the imagination a fine distinction

TÜRKÇE s. (ünsüzlerden önce) 1. bir, herhangi bir: We went on a sunny day. liğbir gittik. They´ve bought a house. Ev aldılar. In this Güne eri günde beş para etmez adam. argo ş ci k. dili sa ğlam ayakkabı değil, sütü bozuk; it kopuk. k ırık not, kötü not. deniz tutan kimse. kötülük. zayıf bir ihtimal. biraz. acı bir reçete/ilaç, beraberinde zorluklar getiren bir çözüm yolu. morarm ış göz. bir şişe süt. k. dili güvenilmez kimse/ şey. k. dili içinden ç ıkılması zor bir durum; çözümlenmesi güç bir problem. z. herhangi bir çalg ının eşliği olmadan, çalgısız, enstrümansız (şarkı söylemek). s. 1. çalg ı eşliği olmadan şarkı söyleyen (koro). 2. çalgısız, enstrümansız (müzik). k. dili kurtar ıcı. söz konusu edilen şeyin bir örneği. k. dili hık demiş babasının burnundan düşmüş. Türk vatanda şı. sözlerde çelişme. 1. iki. 2. birkaç. birkaç dakika. keskin nişancı. göz gezdirme. k. dili -den bir gömlek üstün. azıcık: Put a dab of the ointment on the wound. Yaraya merhemden biraz sür. 1. karanlık gün. 2. kötü gün. bir işe yaramayan nesne/kimse. çok iş bekleyen patron. çok emek isteyen iş, zahmetli iş. vahim bir durum. bütçeye yük olan şey. bir bardak su. para toplamak için aç ılan kampanya. k. dili devede kulak. yavan söz, tats ız konuşma. have s.t. dry-cleaned bir şeyi kuru temizleyiciye vermek, bir şeyi 2. (güçlü bir temizletmek. duygunun patlak verdiği) an: He threw it baygınlık nöbeti. away in a fit of anger. Bir hiddet an ında onu çöpe attı. argo çok zayıf bir ihtimal.

şahane bir ziyafet. k. dili koltuklar ı kabartan başarı. övünülecek ba şarı.
güvensizlik duygusu. birkaç. A.B.D. (içki ölçüsü) galonun be şte biri, 84 santilitre. hayal ürünü, hayal mahsulü. ince fark.

a fit of nerves a flight of stairs a fool´s errand a friend of mine a friend of ours a fright a full week a gleam of hope a glimmer of hope a good a good command of a good deal a good deal/a great deal a good distance off a good loser a good many a good provider a good turn a good turn a good way a great many a hard act to follow a hard nut to crack a hard/tough nut to crack a heavy sea a hell of a lot a horse of another color a host of a howling success a kilo of bananas a kind of millionaire a knockout à la carte a labor of love a labor of love a large proportion of the profits a lasting impression a leading question a length of piping a little a little bit a little terror a live issue a long face a long haul a long shot a long shot

sinir krizi. bir kat merdiven. saçma bir iş. bir dostum. dostlarımızdan biri, bir dostumuz. k. dili korkunç derecede çirkin, tuhaf veya insan ı şoke eden kimse: She looked fright in 2. that wig. O dolu perukla görünümü korkunçtu. 1. tam a bir hafta. olaylarla bir hafta. bir ümit ışığı. bir ümit ışığı. 1. epey, epeyi, bir hayli; birçok: He was there a good while. Orada epey ı. A good (bir many of the camellias were in bloom. Birçok kamelya çiçek kald (a language) dili) rahat konu şabilme. 1. çok: That cost him a good deal. Ona pahal ıya mal oldu. Its climate is a good deal Cairo´s. Havas ı Kahire´ninkine çok benziyor. 2. k. dili birçok, bir like hayli. epey uzakta. oyunu kaybedince k ızmayan kimse. birçok, hayli. ailesine iyi bakan kimse. bir iyilik: He did me a good turn. Bana bir iyilik etti. iyilik. k. dili 1. hayli mesafe. 2. iyi bir çare/yol. pek çok. aşılması/ulaşılması zor bir başarı. k. dili 1. ba şarılması zor iş. 2. çetin ceviz. k. dili çetin ceviz. dalgalı deniz. argo çok fazla. tamam ıyla farklı bir konu. bir sürü. büyük bir ba şarı. bir kilo muz. milyoner gibi bir şey. k. dili çok güzel/fevkalade biri/bir şey. alakart. hatır/zevk için yapılan iş, gönüllü yapılan iş. k. dili hatır için yapılan iş. kârın büyük bir bölümü. derin bir iz; büyük bir etki. verilecek cevab ı belirleyen soru. (belirli uzunlukta) bir boru parças ı. biraz: Give me a little time. Bana biraz zaman verin. azıcık, bir parça. k. dili çok yaramaz/ha şarı çocuk, canavar. günün önemli sorunu. ek şi yüz. 1. uzun ta şıma mesafesi. 2. uzun süren zor bir iş. ufak bir ihtimal. başarı ihtimali az olup gerçekleşince kazancı çok olan bir iş.

a long way off a lot a lot of a man in my position a man of few words a marked difference a marked man a matter of indifference a matter of life and death a matter of life and death a matter of two dollars a mess of a minus quantity a modicum of a month hence a month of Sundays a new lease on life a number of a pack of cards a pack of lies a pair of denims a pair of dungarees a pair of scales a pair of scissors A penny for your thoughts. a piece of cake a pillar of society a play on words a plum job/post a poor shot a pretty penny a priori a private person a proud day for us a quick one a raft of a ray of hope a ready pen a remote chance/possibility a request for help a ripple of conversation A rolling stone gathers no moss. a round peg in a square hole a run of luck a running battle a safe bet a scrap of evidence

çok uzakta. çok: They like her a lot. Ondan çok ho şlanıyorlar. She´s a lot better. O çok dahaçok iyi. ( şey): She bought a lot of books. Çok kitap aldı. çok/pek benim durumumda olan bir adam. az konuşan adam. belirgin bir fark. mimli adam, mimlenmiş adam. ilgilenmeye de ğmeyen sorun. ölüm kalım meselesi. ölüm kalım meselesi. iki dolar meselesi. bir yemeklik (ye şillik). sıfırdan aşağı miktar. 1. zerre kadar, bir nebze: There´s not a modicum of truth in it. Onda zerre kadar hakikat 2. az bir miktar; pek az: He drank only a modicum of bundan bir ayyok. sonra. çok uzun bir zaman. (hastalıktan/üzüntüden sonra) yeniden hayata başlama. birtak ım, birkaç. iskambil destesi. bir sürü yalan. kot pantolon, cin; blucin. blucin, kot. terazi. makas. k. dili Ne dü şünüyorsunuz? k. dili çok kolay bir iş. topluma dayanak olan kimse, nüfuzlu kimse; bir yerin e şrafından olan biri. kelime oyunu. çok iyi bir iş, herkesin istediği bir iş. nişancı olmayan kimse, hedefi iyi vuramayan kimse. k. dili epeyce para, külliyetli miktarda para. s. önsel, apriori. kendinden bahsetmekten kaç ınan kimse. bizim için övünç dolu bir gün. k. dili çabuk içilen/içilmi ş bir içki. bir yığın, bir sürü, pek çok. umut ışığı. iyi yazı yazma yeteneği. uzak bir ihtimal, ufak bir olas ılık. yardım dileme. dalga gibi yükselip alçalan konu şma sesi. Yuvarlanan ta ş yosun tutmaz./İşleyen demir pas tutmaz. bulunduğu yere hiç uygun olmayan kimse. clothes-peg i., İng. çamaşır ı. mandal şans zinciri. uzun süren bir ihtilaf. elde bir. çok ufak bir delil.

a sea of faces a sense of responsibility a shade a shot in the arm a shot in the dark a sight a spate of a square deal a stomach upset a stormy passage a tissue of lies a trifle a twist of the wrist a vintage year a wad of gum a wee bit a week off a whale of a a white lie a whole lot of a wodge of a world power A, a A1 AA AB aback abacus abaft abaft abalone abandon abandon abandon hope abandon o.s. to abandon ship abandoned abandonment abase abase o.s. abasement abash abashed abashedly abate abatement abattoir

insan kalabalığı. sorumluluk duygusu. biraz, azıcık: Lower your voice a shade. Sesini biraz alçalt. birine birdenbire moral veren bir şey. körü körüne bir deneme. k. dili çok daha: It´s a sight dirtier than I thought it´d be. Tahmin ğimden çok daha kirli. etti pek çok, bir sürü. k. dili adil bir anla şma. mide bozuklu ğu. fırtınalı deniz yolculuğu. bir sürü yalan. biraz, azıcık. hüner, ustalık. 1. kaliteli şarabın elde edildiği yıl. 2. başarılı bir yıl. pabuç kadar çiklet. k. dili 1. azıcık, birazcık. 2. oldukça. 1. bir haftalık izin. 2. bir hafta sonra. k. dili 1. çok büyük: a whale of a difference çok büyük bir fark. 2. müthi ş, şet,ız çok güzel: a whale of a novel müthiş bir roman. deh yalan. zarars k. dili pek çok: A whole lot of people don´t approve of this. Pek çok ki şi şn, görmüyor. bunu ho ığı bir sürü: He laid a wodge of papers on the table. Masaya bir 1. bir y sürü evrak koydu. 2. koca/iri bir güç. bir parça: a wodge of chocolate koca bir pol. dünya çap ında i. 1. A, İngiliz alfabesinin birinci harfi. 2. müz. la notası. 3. en yüksek not veya kaliteyi harf. f, klas; çok kaliteli. s., k. en dili iyi birinci s ınısimgeleyen k ıs. Alcoholics Anonymous. i. Adsız Alkolikler (alkolizmle savaşan bir grubun ad ı). ıs. Artium Baccalaureus. i. lisans. k z. i. sayıboncuğu, abaküs, çörkü. z., den. k ıçta, kıç tarafında. edat, den. gerisinde, arkas ında: abaft the beam kemerenin gerisinde. i., zool. abalon (bir deniz kabuklusu), Haliotis. f. 1. terketmek, b ırakmak: Don´t abandon me here! Beni burada bırakma! Şamanizmi bş ıku. rakıp He and kap became Muslim. şeye) kaptırma, ılma, a kendini bırakma. 2. co i. 1.abandoned kendini (bir shamanism ümidi kesmek. kendini (bir şeye) kaptırmak/vermek: She abandoned herself to the music. Kendini müziğe kaptırdı. You´ve abandoned yourself to drink. gemiyi terketmek. s. 1. terkedilmiş, bırakılmış, metruk. 2. coşkulu, coşkun. 3. ahlaksız; utanmaz. i. 1. terk, b ırakma. 2. bak. abandon 2. f. -in kibrini k ırmak; alçaltmak. kendini alçaltmak. i. (-in) kibrini k ırma; alçaltma. f. utandırmak, -in gururunu incitmek. s. utandırılmış, gururu incitilmiş. z. utanarak, gururu incitilmi ş bir halde. f. 1. azalmak; hafiflemek: The wind had abated. Rüzgâr hafiflemi şti. 2. şi düşürür. azaltmak; hafifletmek: This will abate the fever. Bu ate i. 1. azalma; indirilme; hafifleme. 2. azaltma; indirme; hafifletme. i., İng. mezbaha, kesimevi.

abbess abbey abbot abbr abbreviate abbreviation ABC´s ABCs abdicate abdication abdomen abdominal abdominal cavity abdominal region abduct abduction abed abelia aberrant aberration abet abetment abetter abettor abeyance abhor abhorrence abhorrent abide abiding ability abject abjure Abkhas Abkhas Abkhasia Abkhasian Abkhasian Abkhaz Abkhaz Abkhazia Abkhazian Abkhazian abl ablative ablative ablaze

i. (kadınlar manastırında) baş rahibe. i. manastır. i. (erkekler manast ırında) başkan, başkeşiş. k ıs. 1. abbreviation kıs. (kısaltma). 2. abbreviated kıs. (kısaltılmış). f. k ısaltmak. i. 1. k ısaltma, bir sözcüğün veya söz grubunun kısaltılmış şekli. 2. ısaltma, ısaltma işi. alfabe. 2. abece, alfabe, bir işin en önemli bilgileri: k dili 1. abece, i., çoğ., k. k He still learned the ABC´s of the job. İşin abecesini hâlâ sökemedi. ğ., hasn´t k. dili, bak. ABC´s. i., ço f. 1. (kral/kraliçe) tahttan çekilmek, tac ını ve tahtını terketmek; yüksek bir ını ve tahtını) mevkiden çekilmek. (kral/kraliçe) çekilmek, (tac ını ve tahtını(tahttan) terketme; yüksek bir mevkiden i. 1. tahttan çekilme, 2. tac çekilme. 2.kar (tahttan) çekilme; (yüksek bir mevkiden) çekilme. 3. ın. 2. (böcek gövdesinde) kar ın. i., anat. 1. s., anat. 1. karna ait. 2. (böcek gövdesindeki) karna ait. karın boşluğu. karın bölgesi. f. (birini) kaç ırmak. i. (birini) kaç ırma. z., eski yatakta. i., bot. abelya, Abelia. s. 1. anormal. 2. istisnai. i. 1. (doğru/doğal/normal olandan) sapma. 2. ruhb., gökb. sapınç, b. yardakç sapkı. ılık etmek; kışkırtmak, tahrik etmek. 2. yardımda aberasyon. 3. tı f. (--ted, --ting) 1. bulunmak. i. 1. yardakç ılık etme; kışkırtma, tahrik etme. 2. yardımda bulunma. i., bak. abettor. i. 1. yardakç ı; kışkırtıcı. 2. yardımda bulunan biri. i., huk. 1. uygulanmama: That rule has since fallen into abeyance. Sonra ın--ring) uygulanmas ından vazgeçildi. 2. sahipsiz kalma/olma, o kural iğrenip uzak durmak. f. (--red, iğrenmek; i. iğrenme; iğrenip uzak durma. s. iğrenç. f. 1. by -e göre hareket etmek/davranmak; (vaade/karara) sad ık kalmak. 2. by ı -e -e riayet etmek. 3. çekmek, tahammül etmek; -e cı,uymak, daimi; baki. s. kal i. yetenek, kabiliyet; dirayet. s. 1. rezil, berbat (bir durum); son derece kötü: She had never seen such He was an abject liar. Son abject poverty. öyle bir sefalet görmemi şti. f. yemin ederekHiç vazgeçmek/reddetmek/inkâr etmek. i. (çoğ. Ab.khas) bak. Abkhaz 1. s., bak. Abkhaz 2. i., bak. Abkhazia. i., bak. Abkhazian 1. s., bak. Abkhazian 2. i. 1. (çoğ. Abkhaz) Abhaz. 2. Abhazca. s. 1. Abhaz. 2. Abhazca. i. Abhazya. i. 1. Abhaz. 2. Abhazca. s. 1. Abhaz. 2. Abhazca. k ıs. ablative. s., dilb. -den haline ait; -den halindeki. i., dilb. -den halindeki sözcük/sözcük grubu. s. 1. yanmakta olan, alevler içinde; tutu şmuş. 2. ışıl ışıl ışıldayan; pırıl pırıl parlayan.

able able-bodied ablute ablution ably ABM abnegate abnegation abnormal abnormality abnormally abnormity abo aboard aboard abode abode abolish abolition A-bomb abominable abominate abomination aboriginal aboriginal aborigine aborigines abort abortion abortionist abortive aboulia abound about about about About face! About ship! about-face about-face about-ship about-turn about-turn above above above above

s. yetenekli, kabiliyetli. s. sağlıklı, sıhhatli. f., şaka y. 1. yıkanmak. 2. yıkamak. i. aptes, gusül, yıkanma. z. ustaca, ustalıkla. k ıs. antiballistic missile. f. 1. feragat etmek; vazgeçmek; feda etmek; (sorumluluktan) kaçmak. 2. inkâr etmek, reddetmek. i. 1. feragat etme; vazgeçme; feda etme; (sorumluluktan) kaçma. 2. inkâr etme, reddetme. s. anormal. i. anormallik. z. anormal bir şekilde. i., bak. abnormality. i., aşağ. yerli, ataları çok eski çağlardan bu yana Avustralya´da yaşamış olan şıt için) içinde, -de; (taşıt için) içine, -e: All aboard! Haydi binin! z. (tabiri. edat (taşıt için) içinde, -de: He was aboard the train. Trendeydi. i. 1. ikametgâh, ev. 2. (bir yerde) ikamet etme, oturma. f., bak. abide (4), (5), (6). f. kaldırmak, lağvetmek, ilga etmek; feshetmek. i. kaldırma, lağıv, ilga; fesih. i. atom bombas ı. s. 1. iğrenç, menfur. 2. çok kötü, berbat, pis. f. 1. iğrenmek, nefret etmek. 2. hiç sevmemek, nefret etmek. i. 1. iğrenç/menfur bir şey. 2. iğrenme, nefret etme. i. asıl yerli, ataları çok eski çağlardan bu yana belirli bir yerde yaşamış olan s. 1. biri. çok eski ça ğlarda var olan; çok eski çağlardan kalan. 2. ataları çok lardan bu1. yana belirli bir yerde yaşamış olan. eski çağ i., bak. aboriginal i., çoğ. asıl yerliler, ataları çok eski çağlardan bu yana belirli bir yerde şam ış olanlar. ya f. 1. (dölütü) dü şürtmek/almak; -in dölütünü düşürtmek; (dölütü) şürmek. 2. (henüz başlanm ışken) -e son vermek. 3. düşük yapmak. 4. dü şürtme/alma, kürtaj. 2. (dölütü) düşürtme/alma. 3. i. 1. dölüt dü

şarısızl ba ı.ık. 4. ask., bilg. (uçuşu/işlemi) yarıda kesme. 5. ask., bilg. i. kürtajc s. başarısız.
i., İng., ruhb., bak. abulia. f. (in/with) (bir yerde) bol/çok olmak. edat 1. hakk ında, ile ilgili, üzerine, üstüne: I know nothing at all about you. ında ı hiçbir şey bilmiyorum. I have doubts about them. Senin hakk ağı yukar , yakla şık, az çok; hemen hemen, neredeyse: at Onlar about z. 1. aş ı sular ı nda. Come about midnight. Gece saat on iki six o´clock saat alt s. ask. Geriye dön! den. Alesta tiramola! i. 1. ask. geriye dönü ş. 2. eskiden savunduğunun tersini savunmaya lama. baş f., ask. geriye dönmek. f. (--ped, --ping) den. tiramola etmek. i., İng., bak. about-face 1. f., İng., bak. about-face 2. edat 1. üstünde; üstüne: She was then living in a room above the store. O ın üstündeki odada oturuyordu.That was above and zamanlar ıda; yukar ıdaki: Shebir lives above. Yukarıda oturuyor. He was z. 1. yukardükkân ı daki dalda oturuyordu. 2. yukar ı ya: sitting on the branch above. Yukar yazılanlar; (bir yazıda) eserin bundan A i. 1. the (bir sayfada) yukar ıda

ıki, lanlar: As soon as you´ve readıthe above, give daha me a önceki call. öncesinde yazı yukar ıdaki, (sayfan ın) yukar sında bulunan; s. 1. the yukar (bölüm/paragraf/sat ır/sayfa): The above picture depicts the city in 1782.

above all above all above average above average above par above sea level aboveboard aboveboard aboveground above-mentioned abovementioned abovestairs abrade abrasion abrasive abrasive abreast abridge abridgement abridgment abroad abroad abrogate abrogation abrupt abruptly abruptness abscess abscess abscessed abscissa abscond absence absence of mind absence without leave absent absent absent o.s. absent without leave absentee absentee absentee ballot absentee landlord absentee voter absenteeism absently absentminded

her şeyden önce, her şeyden çok. bilhassa, özellikle. ortalaman ın üstünde. vasatın üstünde. tic. yazılı değerin üstünde. deniz seviyesi üstünde. s. 1. dürüst: Be aboveboard with me! Benimle aç ık konuş! 2. yasal, olmayan: It´s completely aboveboard. Tamamen yasal bir kanuna ayk şıekilde. z. dürüst birır s. yerüstü, zemin üstündeki. s. the yukar ıda söz edilen/adı geçen; daha önce söz edilen/adı geçen: It İçinde, yukar ıda contains an illustration of the picture. ıda söz edilen/ad ı above-mentioned geçen şey/kişi; yukar ıda ad ı geçenler; daha i. the yukar

ı geçen şey/kişi; daha önce adı geçenler. önce edilen/ad bak. upstairs. z., s., söz i., İng., f. aşındırmak.
i. 1. s ıyrık. 2. aşındırma; aşınma; abrasyon. s. 1. sinirlendirici, rahats ız edici. 2. aşındırıcı, abrasif. i. aşındırıcı, abrasif. z. yan yana, ayn ı hizada; başabaş. f. 1. (yazılı bir eseri) kısaltmak. 2. azaltmak. i., İng., bak. abridgment. i. 1. yazılı bir eserin kısaltılmış şekli: I don´t read abridgments of novels. ın nda, kısalt ılm ışıda; şeklini okumam. 2. (yaz ı bir eseri) kısaltma.Hiç 3. Romanlar d ışar yurtd ışına: Have youılever been abroad? z. 1. yurtd ışı ışı na ç ı kt ı n m ı ? 2. ev d ışı nda; ortada: That animal ventures abroad yurtd i. yurtdışındaki yerler, yurtdışı: Is there any news from abroad?

ışı ndan bir haber varkald m ı?ırmak. Yurtd f. iptal etmek, feshetmek; i. iptal, fesih; kald ırma.
s. 1. ani, birdenbire oluveren, apans ız, ansız: They made an abrupt ve ters: He me 3. andik/sarp abrupt reply. departure. Gitmeleri ani birden. oldu. 2.2. k ısa ve ters birgave şekilde. bir z. 1. aniden, birdenbire, k ısa ş ekilde. i. 1. anilik. 2. k ısa ve ters oluş. 3. diklik, sarplık. i. apse. f. apse olmak. s. apseli, apse olmu ş. çoğ. --s (äbsîs´ız)/--e (äbsîs´i) i., mat. apsis. f. (bir suçtan dolayı) kaçmak, sıvışmak. i. 1. yokluk, bulunmama: We felt her absence. Yoklu ğunu hissettik. He returned dalgınlık.after an absence of six months. Alt ı aylık bir aradan sonra ask. (tekrar dönmek üzere görev yerinden) izinsiz olarak ayr ılma. s. 1. (bir yerde bulunmas ı gerekirken orada) bulunmayan (kişi); (orada artık) bulunmayan (kişi): How many people are absent today? Bugün kaç f. 1. ç ıkmak, gitmek: I shall absent myself. Çıkacağım. He absented himself for adönmek few days. Birkaç gün yoktu. 2. izinsiz from -den uzak durmak, -e ılmış olan. ask. (tekrar üzere görev yerinden) olarak ayr i. (bir yerde bulunmas ı gerekirken orada) bulunmayan kişi/şey, hazır olmayan kişi.bulunmas ı gerekirken orada) bulunmayan (kişi). s. (bir yerde posta yoluyla verilen oy. kiraya verdiği gayrimenkulden uzakta yaşayıp onunla pek ilgilenmeyen mülk postasahibi. yoluyla oy veren seçmen. i. 1. (işe, okula v.b.´ne) devamsızlık. 2. kiraya verdiği gayrimenkulden şayıı p onunla pek ilgilenmeme. uzakta yadalg n. z. dalgın s. dalgın.

absinth absinthe absolute absolute majority absolute majority absolutely absolution absolutism absolutist absolutist absolve absorb absorbable absorbed absorbency absorbent absorbent absorber absorbing absorption absorptive abstain abstainer abstemious abstemiously abstemiousness abstention abstinence abstinent abstract abstract abstract abstract art abstract expressionism abstract number abstracted abstraction abstruse absurd absurd absurdity absurdly Abu Dhabi abulia abundance abundant abundantly

i., İng., bak. absinthe. i. apsent. s. 1. tam, eksiksiz: His trust in them was absolute. Onlara olan güveni ı. ğ 2. pol. mutlak, saltık, sınırsız: absolute monarchy mutlak monarşi. tamd unluk. salt ço salt çoğunluk. z. 1. (äb´s ılutli) (nitelediği sözcükten önce gelince) çok, bayağı: You´re ısın! We´re absolutely famished! Çok ıktık! 2. absolutely right! Çok hakl ından affedilme; (günah için) af. 2. ac aklama, i. 1. Hrist. (günah) Allah taraf beraat ettirme. fromıyet. (bir sorumlulu ğu/yükümlülüğü) yerine getirmekten ılık, 3. mutlak i., pol. saltç s., pol. saltç ı. i., pol. saltç ı. f. 1. Hrist. Allah ad ına (günahı) affetmek. 2. affetmek. 3. aklamak, beraat ğu/yükümlülü ü) yerine getirmekten ettirmek. 4. from (birini) (bir sorumlulu ı/gaz ı/ışığı /sesi) so ğurmak, içine çekmek, ğ emmek, absorbe f. 1. (s ıvıy 3. (dikkati/enerjiyi/zaman ı/paray ı) almak; (enerjiyi) etmek. 2. ö ğrenmek. emilebilecek; soğurulabilen, emilebilen. s. soğurulabilecek, s. tüm dikkatini bir şeye vermiş. i. soğurganlık, emicilik. s. soğurgan, emici, absorban: absorbent cotton hidrofil pamuk. i. soğurgan, emici, absorban. i. soğurucu, emici, absorplayıcı. s. insanın tüm dikkatini toplayan; sürükleyici. i. 1. soğurma; soğrulma; absorpsiyon. 2. öğrenme. 3. ı/parayı) alma; (enerjiyi) emme. 4. içine alma, (dikkati/enerjiyi/zaman s. soğurucu, emici. f. 1. from (bir şeyi) yapmamak: He´s decided to abstain from alcohol. İçki içmemeye karar verdi. oy vermemek, çekimser kalmak. 3. içki i. 1. içki içmeyen biri. 2.2. oy vermeyen biri, çekimser kalan biri. s. (özellikle yeme içme konusunda) kendini tutan; a şırıya kaçmayan; şı rılıklar bulunmayan. a z. (özellikle yeme içme konusunda) kendini tutarak; a şırıya kaçmadan. i. (özellikle yeme içme konusunda) kendini tutma; a şırıya kaçmama, riyazet. i. 1. çekimser oy; oy vermeme, çekimser kalma. 2. from (bir şeyi) kasten yapmama. i. 1. (from) (bir şeyi) yapmama, riyazet; (yeme içme konusunda) kendini tutma. 2. içki içmeme. 3. cinsel riyazet. riyazetçi. s. nefsini k ıran, s. soyut, abstre. i. 1. özet. 2. soyut sanat eseri. f. 1. (äb´sträkt) özetlemek, özet haline getirmek. 2. (äbsträkt´) kafas ını şgul etmek. 3. (äbsträkt´) çalmak, aşırmak. 4. (äbsträkt´) soyutlamak. me soyut sanat. soyut ekspresyonizm. mat. soyut sayı. s. dalgın. i. 1. soyut kavram, soyutlama. 2. soyutlama, soyutlama eylemi. 3. ınlık, düşünceye dalm ış olma. 4. güz. san. soyutluk. 5. soyut sanat dalg ı zor, anla şılmas ı güç. s. kavranmas s. saçma, abes, absürd. i. i. 1. saçma olma, saçmal ık, abeslik. 2. saçmalık, saçma söz/davranış. z. 1. saçma bir şekilde. 2. k. dili çok, feci derecede: She´s absurdly rich. Feci Dabi. derecede zengin. Abu i., ruhb. abuli. i. 1. bolluk, çok olma. 2. bereket, bolluk. 3. refah, varl ık ve rahatlık. s. 1. bol, çok. 2. bereketli; feyizli. z. bol/çok miktarda: The fruit trees were now bearing abundantly. Meyve ağaçları artık çok verimli olmuştu.

abuse abuse abuse o.s. abusive abut abutment abysmal abyss AC acacia academic academic academician academy acanthus accede accede to the throne accelerate acceleration accelerator accent accent accentuate accept

i. 1. yetkiyi/görevi kötüye kullanma, suiistimal; do ğru olmayan bir şekilde kullanmama; istismar. 2. kötüleme. 3. kötü kullanma; gere ği gibi ğru olmayan bir f. 1. (yetkiyi/görevi) kötüye kullanmak, suiistimal etmek; do ş ekilde kullanmak; gere ğ i gibi kullanmamak; istismar etmek. 2. mastürbasyon yapmak. s. 1. kötüleyici; kötü sözlerle dolu; kötü sözler söyleyen. 2. kötü ). (davran f. (--ted,ış --ting) 1. (on/upon) (-e) biti şmek, bitişik olmak. 2. against -e dayanmak. i. 1. (köprünün k ıyıya dayandığı yerdeki) ayak. 2. bitişme yeri. 3. bitişme. 4. s., dayanma. k. dili çok kötü, feci. i. dipsiz gibi görünen yer; uçurum. k ıs. alternating current. i. dalgalı akım. i., bot. 1. mimoza, akasya, Acacia. 2. akasya, yalanc ı akasya, Robinia pseudoacacia. s. 1. akademik. 2. teorik, kuramsal. 3. pratik de ğeri/önemi olmayan. 4. resmi, kitabi. i. üniversite ö ğretim görevlisi. i. 1. üniversite ö ğretim görevlisi. 2. akademi üyesi, akademisyen. i. akademi; yüksekokul. i., bot. ayı pençesi, akantus, akant, Acanthus. f. to 1. -e razı olmak. 2. (hükümdar) (tahta) çıkmak. tahta ç ıkmak. f. hızlandırmak; hızlanmak, ivmek. i. hızlandırma; hızlanma, ivme. i. gaz pedalı. i. 1. dilb. vurgu, aksan. 2. dilb. vurgu i şareti. 3. şive. f. vurgulamak. f. vurgulamak.

f. 1. kabul etmek; razı olmak; kabullenmek. 2. (bir şeyi) teslim almak. accept/assume responsibility for -in sorumlulu ğunu üzerine almak. s. kabul edilir, makbul. acceptable i. 1. kabul. 2. (bir şeyi) teslim alma. acceptance i. 1. giriş, geçit. 2. to (biriyle) görüşme imkânı; (bir şeyden) faydalanma access ı/imkân ı: He 2. has access him. İstedi ğinde görüşebilir. hakk şılabilirlik. kolayl ıkla to ula şılabilir olma. 3. onunla görüşülebilir olma. 3. 4. i. 1. ula accessibility accessible accessible to the public accession accessory accessory after the fact accident accident victims accidental accidentally accident-prone acclaim acclaim acclamation acclimate acclimation acclimatise acclimatization acclimatize

ıkla görüşülebilir olma. 5. to -den etkilenebilir olma. 4. kolaylıkla kolayl şılabilir. 2. kolayl ıkla ula şılabilen. 3. görüşülebilen. s. 1. ula şülebilen. görü halka aç ık. 5. to -den etkilenebilir.

i. 1. (tahta) ç ıkma. 2. (bir müze veya kütüphanenin koleksiyonuna) yeni ınan eşya, kitap v.b. These are accessories for the new machine. al i. 1. aksesuar, eklenti: ı. 2. (kad ın giysisini bütünleyen) Bunlar yeni makinenin aksesuarlar sonra suç orta ğı olan kimse. huk. suç işlendikten i. 1. kaza (kötü olay). 2. rastlant ı. 3. fels. ilinek, araz. kazaya u ğrayanlar. s. 1. kaza eseri olan, yanl ışlıkla olan. 2. tesadüfen meydana gelen. 3. fels. ilineksel. z. 1. kazara, yanlışlıkla. 2. tesadüfen. s. hep kazaya u ğrayan; sakar. f. 1. bağırarak/alkışlayarak/tezahüratla (birini) (bir şey) ilan etmek: They acclaimed emperor. Büyük bir tezahüratla onu imparator ilan ettiler. . 2. tezahürat. i. 1. övme, him alk ış i. 1. bağırarak/alkışlayarak/tezahüratla ilan etme. 2. tezahürat. 3. övme, ışal . ıştırmak, intibak ettirmek: I´m acclimating myself to the customs alk f. 1. ış tırıyorum. (to) (-e) alışmak, intibak here. buradaki âdetlere al ıştırma, intibak ettirme. 2. al ış ma, intibak2. etme. i. 1. alKendimi f., İng., bak. acclimatize. i. 1. alıştırma, intibak ettirme. 2. alışma, intibak etme. f. 1. alıştırmak, intibak ettirmek. 2. alışmak, intibak etmek.

accolade accommodate accommodate o.s. to accommodate one´s pace/step to accommodate their differences accommodating accommodation accommodation ladder accompaniment accompanist accompany accomplice accomplish accomplished accomplishment accord accord accordance accordant according as according to according to all accounts according to Hoyle according to one´s own lights according to plan accordingly accordion accordion accost account account book accountable accountant accounting accounts payable accounts receivable accrue accumulate accumulation accuracy accurate accusation accusative accusative accuse accused accustom

i. 1. ödül. 2. övgü: It received accolades from all the newspapers. Tüm . gazetelerden övgüler ald ıThe ındırmak: cell had lastly accommodated a drunkard. f. 1. almak, bar şı bar ı nd rm ıştı. This room can accommodate four Hücre en son bir ayya lamak. -e ayak uydurmak, -e uyum saığ birine ayak uydurmak. aralarındaki anlaşmazlıkları uzlaşma yoluyla gidermek. s. uysal, yumu şak başlı. i. 1. kalacak yer: In that region accommodation for the traveler is hard to find. O bölgede konaklama yeri zor bulunur. 2. uzla şma: Have you den. borda iskelesi. i. 1. müz. e şlik. 2. to -e eşlik eden şey: It´s a nice accompaniment to the roast. Rostoyla beraber kişi, egüzel. şlikçi. i., müz. e şlik eden f. 1. eşlik etmek, refakat etmek, beraberinde gitmek. 2. müz. eşlik etmek, refakat etmek. ğı. 3. ile beraber (bir şey) yapmak: He accompanied the curse i. suç orta f. başarmak, becermek, üstesinden gelmek. s. 1. işini iyi bilen, usta. 2. sosyetenin görgü kurallarını ustalıkla uygulayabilen. i. 1. başarma, becerme, üstesinden gelme. 2. başarı, başarılan iş. 3. marifet. i. 1. (iki devlet aras ında olan) anlaşma. 2. uyum, ahenk. 3. uyuşma, mutabakat. f. 1. with -e uymak, ile ba ğdaşmak, -e uygun olmak/gelmek. 2. with -e ışmak, -e uygun gelmek/dü şmek. 3. vermek: He accorded them for that yak i. verme: The accordance of these privileges to them were delayed five years. Bu imtiyazlar ın onlara verilmesi beş senelik bir gecikmeye s. bağ. -e göre. z. 1. İki seçeneği olan bir durumu belirtir: You can stay or go, ıl istersen. It can according as you Kalabilirsin veya gidebilirsin, nas edat 1. -e göre, -elike. uygun olarak: Arrange yourselves according to your

ına girin! 2. -e göre, (birinin) dedito ğine/gösterdi ğine göre, height! Boy s ıras ıklar ına göre: He was drunk, according all accounts. Tüm tüm anlatt ıklar ına göre sarhoştu. anlatt usulüne göre, usulen.
kendi inançlar ına göre. planlandığı gibi, planlanana uygun bir şekilde. z. 1. ona göre, öyle, öylece: He told me to shoot him, and I acted accordingly. i. akordeon. Kendisini vurmam ı istedi; ben de öyle yaptım. 2. bu yüzden, s. akordeon gibi aç ılıp katlanan, akordeon: accordion door akordeon kapı. f. 1. yakla şıp/gidip (birine) bir şey söylemek. 2. para karşılığında seks teklif etmek. i. 1. hesap. 2. röportaj; (birinin) anlatt ığı. f. for -i anlatmak, -i açıklamak, -i izah etmek. hesap defteri. s. sorumlu. i. muhasebeci. i. muhasebe. tic. alacaklılar hesabı. tic. borçlular hesab ı. f. 1. birikmek. 2. to -e gelmek: What advantages will accrue to us from this? Bunun biriktirmek; bize ne gibi toplanmak, faydalar ı olacak? f. toplamak, birikmek, y ığılmak. i. 1. birikim, birikme. 2. birikinti. i. 1. doğruluk. 2. yanlış yapmamaya özen gösterme. s. 1. doğru, tam. 2. yanlış yapmamaya özen gösteren. i. suçlama. s., dilb. -i haline ait; -i halindeki. i., dilb. -i halindeki sözcük/sözcük grubu. f. suçlamak, itham etmek. s. sanık. f. alıştırmak.

ace ace an exam acetone acetylene ache achieve achievement acid acknowledge acknowledgment acne acorn acoustics acquaint acquaint o.s. with acquaintance acquiesce acquire acquisition acquisitive acquit acquit o.s. well acquittal acre acrid acrobat acrobatic acrobatics acronym across across the board across the way act act as act in unison act on a suggestion act on s.o.´s advice act up acting action activate activation active active service active verb activism activist

i. 1. isk. as, birli. 2. k. dili uzman, eksper. s., k. dili i şinin ehli, as. f. k. dili s ınavda (dokuz ila on arasında) yüksek bir not almak. i. aseton. i. asetilen. i. ağrı, sızı, acı. f. ağrımak, sızlamak, acımak. f. başarmak, yapmak; elde etmek, kazanmak. i. 1. başarı. 2. elde etme, kazanma. i. asit. s. 1. asit. 2. i ğneleyici: an acid remark iğneleyici bir söz. f. 1. (bir gerçe ği) kabul etmek. 2. (bir şeyin alındığını/farkedildiğini) bildirmek. i. 1. (bir gerçe ği) kabul etme. 2. (bir şeyin alındığını/farkedildiğini) bildirme. ndı. 3. tic. alı i. akne, ergenlik. i. meşe palamudu. i. akustik. f. 1. bilgi vermek, haberdar etmek. 2. tan ıtmak: This book is designed to acquaint readers with new developments in the field of genetic bilgi edinmek. hakk ındaits i. tanıdık, tanış. f. boyun e ğmek, katlanmak, kabullenmek. f. 1. elde etmek, edinmek, almak. 2. kazanmak: acquire a bad reputation kötü bir şöhret i. 1. elde etme,kazanmak. edinme, alma. 2. kazanma. 3. elde edilen şey, edinti. s. bir şeyler elde etmeye çok hevesli, mal canlısı, açgözlü. f. (--ted, --ting) aklamak, temize ç ıkarmak, beraat ettirmek. yüzünün ak ıyla çıkmak. i. aklanma, beraat. i. 0,404 hektarlık arazi ölçü birimi. s. acı, ekşi, keskin. i. akrobat, cambaz. s. akrobatik. i. akrobatlık, cambazlık. i. birkaç kelimenin ba ş harflerinin veya ilk hecelerinin birleşmesiyle meydana kelime: NATO, öbür tarafıUNESCO. na: He stretched a rope across the river. edat 1. birgelen taraf ından ı ndan öbür taraf ı na bir ip gerdi. 2. karşısında: Serra lives Nehrin bir taraf ı derecede etkileyen (ücret/vergi). herkesi ayn yolun öte taraf ında, karşı tarafta. i. 1. hareket, eylem. 2. kanun, yasa. 3. tiy. bölüm, perde. 4. rol yapma, oyun. f. ı1. rol yapmak,yapmak. oynamak. 2. harekete geçmek. 3. davranmak, nın vazifesini başkas birlikte hareket etmek. yapılan teklife göre davranmak. birinin sözüne uymak, birinin sözüne göre hareket etmek/davranmak. yaramazlık etmek, gösteriş yapmak. i. oyunculuk. s. vekâlet eden, vekil: acting president ba şkan vekili. i. 1. hareket, eylem. 2. etki. f. 1. harekete geçirmek, hareketlendirmek. 2. harekete geçmek, hareketlenmek. i. 1. harekete geçirme, hareketlendirme. 2. harekete geçme, hareketlenme. s. 1. faal, hareketli, aktif. 2. dilb. etken. askerlik hizmeti. dilb. etken fiil. i. eylemcilik. i. eylemci.

activity actor actress actual actuality actually acumen acupuncture acute acute angle acute angle AD ad adage Adam adamant adamantly adapt adapt o.s. to adaptable adaptation adapter adaptor add add fuel to the flames add spice to add up add up to addendum addict addict adding machine addition additional additive addled address address a remark to addressee adduce adept adequacy adequate adhere adherence adherent adhesion

i. faaliyet, etkinlik. i. aktör, oyuncu. i. aktris, kad ın oyuncu. s. gerçek, do ğru. i. gerçek, hakikat. z. aslında; gerçekten. i. çabuk kavrama yetene ği, keskin zek-â. i. akupunktur. s. 1. keskin. 2. t ıb. akut, hâd. 3. tiz. geom. dar aç ı. geom. dar aç ı. k ıs. Anno Domini M.S. (milattan sonra), İ.S. (İsa´dan sonra). i. ilan, reklam. i. atasözü. i. Âdem Baba, Âdem. Adam´s apple anat. âdemelmas ı. s. son derece kararlı, katı. z. inatla, katı bir şekilde. f. 1. uyarlamak, adapte etmek. 2. al ışmak, intibak etmek. -e kendini alıştırmak. s. yeni ko şullara adapte olabilen/uyarlanabilen. i. 1. uyarlama, adaptasyon. 2. al ışma, intibak. i. 1. elek., mak. adaptör. 2. uyarlay ıcı, adapte eden. i., bak. adapter. f. 1. eklemek, ilave etmek; katmak. 2. toplamak. k. dili yang ına körükle gitmek. k. dili -i canland ırmak, -i ilginçleştirmek. 1. toplamak. 2. k. dili makul olmak, akla yak ın olmak. 1. -e varmak, (bir yekûn) tutmak. 2. k. dili ... anlam ına gelmek: What it adds up to is that you´re not coming. Gelmeyeceksin anlam ına geliyor. ğ. ad.den.da (ıden´d ı) i. ilave, ek; ilave edilecek şey/söz. ço i. bağımlı, müptela; tiryaki: drug addict uyuşturucu bağımlısı. cigarette addict sigara tiryakisi. f. alıştırmak. hesap makinesi. i. 1. ekleme, ilave. 2. ek, ilave. 3. mat. toplama. s. biraz daha, ilave edilen, eklenilen. i. 1. katk ı. 2. katılan kimyasal madde, katkı maddesi. s. toplamsal, ilave olunacak. s. 1. sersem, şaşkaloz. 2. cılk (yumurta). i. 1. (veya ä´dres) adres. 2. söylev, nutuk. f. 1. hitap etmek. 2. adres yazmak. (birine) bir söz yöneltmek. i. alıcı, kendisine mektup/paket gönderilen kimse. f. (kanıt) ileri sürmek. s. (at/in) usta, çok becerikli; mahir. i. (ä´dept) usta, i şinin ehli. i. yeterlilik, kifayet. s. yeterli, kâfi. f. to 1. -e yap ışmak. 2. -e sadık kalmak, -e bağlı kalmak. i. 1. yapışma. 2. bağlılık. i. taraftar, yanda ş. i. 1. yapışma. 2. to -e bağlı kalma, -e sadık kalma, -e uyma.

adhesive adhesive tape adj. adjacent adjective adjoin adjoining adjourn adjust adjust o.s. to adjustment administer administer an oath administration administrative administrator admirable admiral admiration admire admirer admiring admissible admission Admission free. admit admit of admittance admonish admonition admonitory ado adolescence adolescent adopt adopted child adopted child adoption adorable adoration adore adorn adornment adrift adroit adsorb adsorbent

s., i. yap ışkan, yapıştırıcı. (yapıştırıcı) bant. k ıs. adjacent, adjective, adjustment. s. (to) (-e) bitişik, bitişikteki; komşu. i., dilb. s ıfat. f. bitişik olmak. s. bitişik, bitişikteki, yan, yandaki. f. 1. oturuma son vermek. 2. (toplant ı/oturum) sona ermek, bitmek. 3. (bir şka yere) geçmek. ba f. ayar etmek, ayarlamak. kendini -e alıştırmak. i. 1. ayarlama. 2. kendini al ıştırma. 3. tic. tazminat miktarının sigortalı ve ı aras ında etmek. kararlaştırılması. sigortac f. yönetmek, idare yemin ettirmek, ant içirmek. i. yönetim, idare. s. idari, yönetimle ilgili, yönetimsel. i. yönetici, idareci. s. takdire de ğer, beğenilecek, çok güzel. i. amiral. i. takdir, be ğenme. f. takdir etmek, be ğenmek; hayran olmak, hayran kalmak. i. takdir eden, be ğenen; hayran. s. takdir ettiğini belirten; hayran, hayranlık gösteren. s. kabul edilebilir. i. 1. içeri alma; kabul; giri ş. 2. giriş ücreti, giriş. 3. itiraf. Giriş serbest. f. (--ted, --ting) 1. içeri almak, almak; kabul etmek: They won´t admit you. Seni içeri sokmazlar. 2. itiraf etmek. imkân vermek. i. kabul; giriş. f. tembih etmek; kula ğını çekmek. i. tembih; kula ğını çekme. s. uyarı niteliğinde. i. insanı yoran hazırlıklar; koşuşmalar. i. ergenlik, ergenlik ça ğı. s., i. ergen, ergenlik ça ğında olan (genç). f. 1. evlat edinmek. 2. edinmek, benimsemek. evlatlık, manevi evlat. evlat edinilmiş çocuk, evlatlık. i. 1. evlat edinme. 2. edinme, benimseme. s. tapınılacak, çok güzel ve sevimli. i. tapınma, çılgınca sevme. f. 1. tapınmak, tapmak, çılgınca sevmek. 2. (Allaha) tapınmak, tapmak. f. süslemek, donatmak, donamak. i. 1. süsleme. 2. süs. s. s. usta, çok becerikli. f., kim. adsorbe etmek. i., s. adsorban.

adsorption adult adulterate adulterer adulteress adultery adv. advance advanced advanced in years advanced in years advancement advantage advantageous advent adventure adventurer adventuresome adventurous adverb adversary adverse adversity advertise advertise for s.o. advertisement advertising advertising agency advertize advertizement advertizing advice advisable advise adviser advisor advisory advisory committee advocate advocate adz adze Aegean aerial aerial view aerobics aerodrome

i., kim. adsorpsiyon. s., i. yetişkin; huk. ergin, reşit. f. içine yabanc ı madde katmak. i. zina yapan erkek. i. zina yapan kad ın. i. zina. k ıs. adverb. i. 1. ilerleme, ileri gitme. 2. yakla şım; teklif. 3. tic. avans. f. 1. ilerletmek; ilerlemek. artmak; art ırmak. 3. avans vermek. 4. ileriye almak. 5. , ileri. s. ilerlemiş2. yaşlı. a child who´s advanced for his age yaşına göre çok bilgili bir çocuk. yaşlı. i. ilerleme. i. 1. avantaj, üstünlük sa ğlayan şey. 2. yarar, fayda. s. avantajlı, yararlı, faydalı. i. geliş, varış. i. macera, serüven. i. 1. serüvenci, macerac ı. 2. dolandırıcı, dalavereci. s., bak. adventurous. s. 1. macerac ı, maceraperest. 2. maceralı. i., dilb. zarf, belirteç. i. 1. spor, isk. rakip. 2. dü şman. s. 1. kötü, elverişsiz. 2. menfaatine aykırı, aleyhte. i. 1. zorluk, güçlük, s ıkıntı. 2. sıkıntılı bir durum/zaman. f. 1. reklam ını yapmak. 2. ilan etmek. ilan arac ılığıyla eleman aramak. i. ilan, reklam. i. reklamc ılık. reklam ajans ı. f., bak. advertise. i., bak. advertisement. i., bak. advertising. i. nasihat, ö ğüt, tavsiye. s. ak ıllıca, makul, doğru. f. 1. tavsiye etmek, ö ğütlemek. 2. tic. bildirmek. ill-advised s. ak ılsız, tedbirsiz. i. danışman, müşavir; akıl hocası; rehber, kılavuz. i., bak. adviser. s. danışma kurulu. f. desteklemek, savunmak. i. 1. savunucu. 2. huk. avukat. i. keser. i., bak. adz. s. Ege. i. 1. anten. 2. havai. havadan görünü ş. i., s. aerobik. i., İng. havaalanı, havalimanı.

aerogramme aeroplane aerosol aesthete aesthetic aesthetics aestival afar afar off affable affair affect affect ignorance affectation affected affection affectionate affidavit affiliate affiliate affiliate o.s. with affiliated affiliation affinity affirm affirmation affirmative affix affix afflict afflicted affliction affluence affluent afford affront Afghan Afghanistan afield afire afloat afraid afresh Africa African after after a fashion

i. hava mektubu. i., İng., bak. airplane. i. sprey tüpü, aerosol. i. estet. s., i. estetik. i. estetik. s. yaza özgü. z. çok uzakta. s. rahat, dostça ve sokulgan. i. 1. sorun, mesele, iş. 2. k. dili şey (makine/eşya). 3. k. dili olay, skandal. f. 1. etkilemek, tesir etmek; dokunmak. 2. (hastal ık) zarar vermek: My ık koluma yayıldı. 3. gibi görünmek, yalancıktan arm is affected. Hastal cahillik taslamak, bilmezlikten gelmek. i. sahte tavır, yapmacık. s. 1. (hastalıktan) zarar görmüş. 2. sahte, yapmacık, yapmacıklı. i. muhabbet, şefkat, sevgi. s. sevgisini gösteren; şefkatli, sevecen, sevgi dolu. i., huk. yeminli ve yazılı ifade. f. bağlamak. i. (başka bir şirkete) bağlı olan şirket. ile bağ/ilişki kurmak. s. bağlı. i. bağlantı, ilişki. i. 1. benzerlik, benzer taraf. 2. sempati; sevgi. f. doğrulamak, tasdik etmek. i. doğrulama, tasdik. s. olumlu. i. olumlu cevap. f. 1. takmak; yap ıştırmak. 2. (imza) atmak; (mühür) basmak. i., dilb. önek veya sonek. f. 1. ac ı vermek, ıstırap vermek. 2. başına bela olmak. s. (zihinsel/bedensel bak ımdan) özürlü. i. dert; hastalık. i. zenginlik, refah. s. zengin, gönençli. f. 1. mali gücü yetmek, (bir şey için) parası olmak. 2. (bir şeyi) zarar görmeden yapabilmek: You can´tış afford to make him angry. Onu davran . f. hakaret etmek, küçük dü şürmek. i. hakaret, küçük dü şüren i. Afganlı, Afgan. s. 1. Afgan. 2. Afganlı. i. Afganistan. z. k ıra, kırda, evden uzak. s. tutuşmuş; alevler içinde. z. s. z. yeniden. i. Afrika. i. Afrikalı. s. 1. Afrika, Afrika´ya özgü. 2. Afrikalı. edat 1. -den sonra. 2. için, yüzünden; -den dolay ı. 3. ardından: After them came giraffes. Onlar ın ardından zürafalar geldi. s. sonraki. z. sonra. a şöyle the böyle.

after all after all after the dust has settled after the fashion of afterlife aftermath afternoon aftershave aftertaste afterthought afterward afterwards again against against nature against s.o.´s will agave age age limit age limit aged ageless agency agenda agent agent provocateur agglomerate agglomeration aggrandise aggrandisement aggrandize aggrandizement aggravate aggregate aggression aggressive aggressor aggrieved aghast agile agility agility of mind agitate agitated agitation agitator aglow

bununla birlikte, yine de, buna ra ğmen. nihayet. 1. toz da ğıldıktan sonra. 2. ortalık sakinleşip herkes kendine geldikten ık yat ıştıktan sonra. sonra, ında. ... gibi,ortal ... tarz i. ahret, öbür dünya. i. (kötü) sonuç. i. öğleden sonra. i. tıraş losyonu. i. ağızda kalan tat. i. sonradan akla gelen dü şünce. z., bak. afterwards. z. sonra, sonradan. z. tekrar, yine, bir daha. edat 1. kar şı: against the current akıntıya karşı. a vaccine against the flu şı bir gribe karayk ırı.aşı. 2. aleyhinde, karşı: a vote against the president doğaya birinin iste ğine karşı. i., bot. agave, agav, Agave. i. 1. yaş. 2. çağ, devir. yaş haddi. yaş haddi. s. 1. (eycd) ya şında: a girl aged four dört yaşında bir kız. 2. (ey´cîd) yaşlı, llanmış; eski. 2. eskimeyen. ihtiyar. (ey´cîd) yı şlanmayan, ihtiyarlamayan. s. 1. ya3. i. 1. acente; ajans: travel agency seyahat acentesi. news agency haber ı. 2. devlet dairesi. ajans i. gündem. i. 1. acente, temsilci. 2. ajan. çoğ. a.gents pro.vo.ca.teurs (^jan´ prôvôk^tör´) provokatör, k ışkırtıcı ajan. i. aglomera. i. aglomerasyon. f., İng., bak. aggrandize. i., İng., bak. aggrandizement. f. büyütmek. i. büyütme. f. 1. kötüle ştirmek, zorlaştırmak, ağırlaştırmak, şiddetlendirmek: Don´t scratch that 2. sore; you´ll aggravate it. O yaray ı kaşıma, azdırırsın. i. 1. toplam. agrega. i. saldırganlık. s. saldırgan. i. saldırgan, saldıran. s. incitilmiş; mağdur. s. dehşet içinde, donakalm ış. s. çevik. i. çeviklik. zekâ k ıvraklığı. f. 1. çalkalamak, çalkamak; kar ıştırmak. 2. heyecanlandırmak. 3. ruhb. ajite 4.ı.sallamak. 2. ruhb. ajite. s. 1. etmek. heyecanl i. 1. çalkalama, çalkama; ajitasyon. 2. heyecan. 3. ruhb. ajitasyon. 4. sallama. i. 1. k ışkırtıcı, tahrikçi, provokatör; eylemci, kampanyacı. 2. ajitatör, ıcı, karıştırıcı: washing machine agitator çamaşır makinesi çalkalay s. parlak.

tavır. uçak gemisi. hava boşluğu.. hava kirliliği. uçak postas ı. z. ni şan almak. klima. rahats ız olmak.). 4. tıb. ünlem 1. amaçs ız. 1. hava kompresörü. na ğme. uçaklar. 2. Vay! (Şaşkınlık belirtir. 3. yardım etmek. geçinmek. uçmakta olan. amaç. 2. önce. i. havaalan ı. zirai. tarım kredisi. niyetinde olmak. hava kuvvetleri. tic. agonize. ıstırap. i. havadan gelen (mikrop. 1. ileri. 3. uçak. Ah! (Özlem/be ğenme/pişmanlık/öfke/sevgi belirtir. 1. ziraat. hava sald ırısı. yolcu uça ğı. s. rıza göstermek. tarımsal. (silah ı) (birine/bir yere) doğrultmak. hasta. i. i. i.. i.. s. razı. s.şho i. (bir şeyi) (bir yere) fırlatmak. i. k ıs. i. f. bak. hasta olmak. 2. f. 1. 3. Ah!/Of! ı belirtir.. iyi. f. hava yoluyla ta şımak/götürmek. i. (bir şey) (başka bir şeye) uymak. i. i. hava kuvvetleri. bak. ileride. f. maksat. . s.. AIDS. çiftçi. gaye. anlaşma. mak. hava bas ıncı. s. yard ım.3. hastalık.). rahats ız. i.b. f. havayolu. hava freni. hava üssü.. mutabık olmak. toz v. herkese söylemek. (Ac z. . İng. f. i. s. i. Anno Hegirae hicri. tarım. razı olmak. 1. 2.ago agonise agonize agony agree agreeable agreement agricultural agricultural credit agriculture agriculturist aground AH ah ahead ahead of time AIDS aid Aids ail ailing ailment aim aim at aim to aimless air air base air brake air compressor air filter air force air force air pollution air pressure air raid air shaft airborne air-conditioned air-conditioner aircraft aircraft carrier airfield airlift airline airliner airmail z. ıstırap çekmek. klimalı. erken. havalandırmak. hava filtresi. yardımcı.. i. sözleşme. 1. hemfikir olmak. i. iyi2. f. 2. 2. havalı fren. (bir şey) anla ş. evvel: a long time ago çok zaman önce. havadan nakledilen. aydınlık.). tıb. 2. f.). 1. hava köprüsü. AIDS. rahatsızlık. hava.

tahsilli de olsa. alkolik. albeit painfully. inmek. uyanık. 1. çoğ. suçun işlendiği sırada başka yerde bulunduğu şeklindeki di1. z.k. z. uçak kazas ı. mazeret. uzaklaştırmak.. 1. Onlara eşit s.san ığın. 4.. i. She´s learning French. İng. i. ak şın.gae (äl´ci) i. i. i. kendine birdili hava 6. çevik. a boor. f. i. iddias ı. alkolizm. 2. 1. takma isim. namı diğer: Cavit alias the Bear Cavit nam ı ğer Ayı. birbirine benzer: We´re alike in many ways. with alignment alike alimentary alimentary canal alimony uçak mektubu. i. benzer. i. ı. 1. alkollü içki. Cezayirli. korku.. Cezayir. az açık (kapı). geçenek. s. s. 2. açık hava. havayollar ı. korkutmak. i. neşe ve çeviklik. ecnebi. Cezayirli. açık havada yapılan. s. alkol. Cezayir´e özgü.airmail letter airplane airplane crash airport airstrip airtight airways airy airy-fairy aisle ajar akin alabaster alacrity alarm alarm clock alarm clock alas Albania Albanian albeit albino album alcohol alcoholic alcoholism alcove ale alembic alert alfresco alga algebra Algeria Algerian alias alibi alien alienate alight align align o. 1. i. z. tehlike işareti: fire alarm yangın zili. i. 2. çal ım satan. alarm. tetikte olan. albüm. i. alkol. 3. tehlikeden haberdar etmek. z. 1. Arnavutça. hava gibi hafif. imbik. uçak. biri. 2. canl hiç veren. yak ın: Her speech is akin to poetry. in short. . anat. i. sıralar arası yol. aynı hizaya getirme. s. i. i. albatr. bağ. f. şevk. s. hücre gibi ve kapısız ufak oda. de olsa: He is. s. e şit bir şekilde: Treat them alike. 2.. oyuk. albeit an educated one. Birçok bak ımdan birbirimize benziyoruz. 2. havaalanı. huk. al. besleyici. i. çalar saat. ı. alg.. beslenmeye ait. i. havaliman ı. dehşete düşürmek. Söyledikleri şiire benziyor. alkollü. ba şka ad. albinos. i. Cezayir. s. dili bahane. 2. 5. hödü albino. 1. s. Arnavutluk. bir çeşit bira. havadar. aralık. cebir. k. 1. yabanc f. i. 2. alarm çalar ısaat. i.. i. 2. açık havada. pratik olmayan. aynı hizaya getirmek. s. ş en. 1. ünlem Eyvah!/Yazık! i. nafaka. deh şet. hayal mahsulü. (duvarda bulunan) niş. soğutmak. f. i. havai. kaymakta şı. .s. hava geçirmez. sindirim ayg ıtı. konmak. yangın . s. fantezi. i. uçuş pisti. hayali. ğünçapar. birinin saff ına geçmek. i. Kısacası. sıraya koyma. i. sıraya koymak. mat. Arnavut. i.

ba ğlılık. birden. tüm. -den ba şka.. bununla birlikte. (bir şeyin) girdisi çıktısı. k. bütünüyle. başından beri. ani olarak. ans ızın. hepsi: All of us went. birdenbire. bitmiş. (bir konunun/işin) tüm ayrıntıları. her zaman. sabaha kadar. pek çok yeteneği olan: an all-around student dört dörtlük ö ğrenci.´s fears birinin endişelerini yatıştırmak. alegori. Hepimiz gittik. s. az daha. baştan. -den gayri hepsi. her şey göz önünde tutulursa. 1.: He´s the Minister of Defense and the Minister of Education her çeşit. dili Peki. tamamen.. s. k. birdenbire. hepsi bir. I´ll come.. bütün gece. belirli bir müddetin ba şından sonuna kadar: She wasn´t surprised because she´d known it all the while. i. all round All that glitters is not gold. tamamen. 2. birdenbire. (bir yerin) ı/yeri. dili Aferin!/Ya şa be!/Çok iyi!/Harika! k. kim. boyunca. sadakat. gelirim. her ş gibi gelen bir gece boyunca. All the best! all the better all the ins and outs of all the livelong night all the rest all the same all the same all the time all the way all the while all the year round all there all things considered all told all too soon All´s fair in love and war. az kalsın. altüst. hepsi: All roses have thorns. hep böyle. Allah all-around allay allegation allege allegiance allegorical allegory all-embracing s. yekûn olarak. hep birden. hayatta. i. dili aklı başında. 2./Görünüşe aldanmamalı. rmak. tüm yıl boyunca. 2. ans ızın. Parlayan her şey altın değildir. hem . 1. hafifletmek: allay s. k. 1.o. Bütün güller dikenlidir. bütün gün. Yolun aç ık olsun! daha iyi./Tamam.. Allah. f. s. her şeyi saran. s. tekrar. i. Peki.: All right. i. Hem Savunma Bakan ı. alegorik. her şey göz önüne alınırsa. i.(mektubun sonunda) En iyi dileklerimle! 2. yatıştıbir i. Adaylar ın ikisi dışında hepsiyle görüştük. birden. başından sonuna kadar. aniden. d ışında hepsi: We have interviewed all but two of the candidates. 2.. her zaman. bütün. all in one. worked day. Aşkta ve savaşta her şey mubahtır. f. diri. karmakar ışık. Ba ştan bildiği için şaşırmamıştı. sağ. aniden. her alanda ba şarılı. 1. . zamans ız. pek erken. dili ba ştan. hep. . Bütün gün çal öteden all beri. hem de Eğitim Bakanıdır. iddia. daima. 1.. iddia etmek. He ıştı.. hem de .alive alkali all all along all along all along the line all at once all at once all but all but all day all in a tumble all in one all manner of all night long all of a sudden all of a sudden all over All right! All right. alkali. hiç taraf bitmeyecekmi kalanların hepsi. sıra boyunca. canlı.

Geç All kald s. 1. soğuk. ayrılmış/tahsis edilmiş şey. cazibeli. s. edat boyunca: along the river ırmak boyunca. all-right. uzak. z. yapılmasında sakınca olmayan.). bak. gitti. k. Az kaldı i. ima etmek. 2. tahsis etmek. z. s. i. f. sadaka. i. 1. with/to alma mater almanac almighty almond almost alms alone along alongside aloof aloud alphabet alphabetic alphabetical alpine already alright s. ayırmak. alfabe. bak. f. (--ted. i. ile birleşmek. 1. alfabetik. pay.s. i. anıştırma.b. with/to -e bağlı. ittifak. all-around. (süre) vermek/tanımak. yapılması uygun görülen. amerika timsah ı. be all right. f. hafifletmek. i. müttefik. 2. i. ara yol. albeni. to üstü kapalı bir şekilde -den bahsetmek. lise veya üniversite. k ısmen gidermek. yalnız. ın. 1. çekicilik.): You´re too late. s. tek başına. bir kimsenin mezun oldu ğu okul. dükkân v. neredeyse: He almost died. --ting) ayırmak. edat 1. müsaade etmek. cazibe. alaşım. All right. i. k. ayırma. already dili. 2. her şeyi kapsayan. z. 3. s. s. az kalsın. alphabetical. alımlı. yüksek da ğlara z. s. harçlık. with ile beraber: He came along with Bizimle beraber geldi. halen (Türkçede genellikle çevirisiz kalır. az daha.. dili bütün gece süren bir olay.. abece. kafadar. order. pol. bak. anla şma. k. uzak duran. az kald ı. s. ına. alerjik. her alanda başarılı kimse. right!. i. s. i. alerji. Beklenenden he´s gone. İng. müttefik. 2. i. alfabe s ırasına göre dizilmiş: The words are in alphabetical göre ş. i. f.. bordasına. bütün gece aç ık olan (lokanta. tahsisat. pek çok işe yarayan. her şeye gücü yeten. 2. bütün gece süren (bir olay). birle şik. çok kullanışlı. müttefiklik. dar sokak. pol.daha erkeni . tahsis etmek. kastetmek. den. İng. Kelimeler alfabe s ıras özgü. yenibahar. 2. s.. kafa dengi. uzakta. yanında. i. s. ıştırmak. tahsis. s.ına ağaç sındizilmi ırının üstündeki bölgeye özgü. f.allergic allergy alleviate alley alliance allied alligator all-inclusive all-night all-nighter allocate allocation allot allotment allow allow for allowable allowance alloy all-purpose all-right all-round all-rounder allspice allude allure alluring allusion ally ally o.. 1. azaltmak. birleşme. -i hesaba katmak. Bu resim hemen hemen bitti. benzer. s. s. yalnız başına. i. i. yüksek sesle. bordasında.. şimdiden.. an i. yalnız. with/to ile beraber. dili iyi. mubah. izin vermek. s. kimsesiz. z. i. z. çekici. almanak. 2. 4. 1. hemen hemen: This picture´s almost done... yanus. badem. 2. i. 1.

almaşık.): 2:30 A.ni (ıl^m´nay) i. nöbetle şe. ise de. i. f. diğer. bot.. 2. f. kim. insanı hayrete düşüren. ambiyans. çoğ. hayret. (kad ın) elçi. izleme.00 arasındaki saatler için k ı l ı r. sıra ile. birbirini sırayla izlemesini sağlama. -in birbirini sırayla izlemesini f. a. saat 24. bir okul. İng. bir de: You´ll need pliers. birbirini s ırayla izleyen (şeyler). 1. nöbetle şe/sırayla yapma. iki elini ayn ı şekilde kullanabilen. alma şık akım. f. bir ın ürünü olan. Although I tried hard it didn´t do dancer.nae (ıl^m´ni) i. i. -i nöbetle ğ lamak. s. 2.00. birden fazla anlama gelebilen. i.M. alternatif. saat 2. i. i. bir okul. elek. atmosfer.lum. lise veya üniversite mezunu kız. You´ll also need tape. lise veya üniversite mezunu erkek. 2. kı ısaltmas s. 12 A. Ya şyükseklikölçer. i. alüminyum. 1. amatör. i.. değiştirmek. Başka çaremiz i. i. hava. çoğ. rahat rahat yürümek. s. birbirini s ırayla şık: We had no alternative. amalgam. irtifa. (uzun zamandır güdülen) büyük amaç. ante meridiem öğleden evvel (24. altimetre. Artium Magister (hümaniter bilimlerde master derecesinin ı). tamam ıyla. büyükelçi. i. sefire.M. şeyi başarma/elde etme tutkusuyla yanıp tutuşan veya dolu. i.also Alt key altar alter alterable alteration alternate alternate alternately alternating current alternation alternative alternator although altimeter altitude altogether alum aluminium aluminum alumna alumnus always always excepting am AM AM. pusuya dü şürme.Levent. ambülans.. birden fazla anlama gelme. ıştı. f. z. değişmek. Sana kerpeten laz ım. kullan i. z.lum. bir şeyi başarma/elde etme tutkusu. büyük. hayrete düşürmek. hariç: Everybody came on time always excepting f. s. yükselti. birleştirmek. 1. alternatör. ba şe/s yapmak. rak ım. bağ. f. değişiklik. i. 2. birbirine zıt hisleri f. sefire. değişme. i. bak. i. her zaman oldu ğu gibi . pusuya düşürmek. biriktirmek. daima. Hava so ğuktu ve bir de bilg. be. belirsizlik. olmakla beraber: Although he´s old he´s a good lı olduğu halde iyi dans eder. yedek. i. hayrette b ırakmak. Her zaman oldu ğu gibi Levent hariç herkes vaktinde k ıs. şap. başka. Bir de bant. 1. bütünüyle. i. 3. 2. bak. (with) birbirini s ı rayla izlemek/takip etmek: In her speech she sa z. karışı k hisleri olan. cankurtaran. i.00-12. with ile birleşmek. şka.. 1. kalmam i. malgama. . and it was also wet. şaşırtıcı. s. It was cold u. 1. seçenek. değiştirme. i. 1. her zaman. büyük bir amac olan. elçi karısı.. i. insanı şaşırtan. s. 2. değişken. aluminum.30. şaşkına çevirmek./Yapacak başka bir şey yoktu.. s. -diği halde. sunak. elek. ne oldu ğu belirsiz. ek karakter tu ş i. değiştirilebilir. yükseklik. s. alternatif. 2. alternatif. s.. başkas ını ırayla n yerine geçebilen kimse. a. am amalgam amalgamate amass amateur amaze amazement amazing ambassador ambassadress amber ambidextrous ambience ambiguity ambiguous ambition ambitious ambivalent amble ambulance ambush z. kehribar.

. i. ampermetre.. Amerikan. bak. i. i. ünlem âmin. Bu otelde her tür konfor var. amoeba. s. i. n ışadırruhu. amorti etmek. 1.. dostça. f. edat. 2.. amid. bak. amnezi.. amorf. arkada şlık. cephede geçici cephanelik. i. i. i. amibe ait.. edat ortas ına. uysal. Amerika. to 1. amfiteatr. ask. i. düzeltmek. elek. s. bak. yumu şak başlı. İng. f. iki ya şayışlı hayvan. miktar. bellek yitimi. Amerikalı. arkada şça. i. i. ahlakd ışı. i. s. i. amortisman. toplamı (belirli bir miktar) olmak: It amounts to fifty kap i.. iyileştirmek. 2. hayatı kolaylaştıran şey. şehvet dolu. amplifikasyon. 1. s. edat aras ına. dostluk.. bak. amper. 2. bol. cephane. (kural ı/tasarıyı) değiştirmek. f. . i. 2. zool.. bak.. i. i. ortasında.. yüzergezer. arasında. iyileştirme. içinde. genel af. 2. yükseltme. edat. amortization. 2. i. i. 1. ıslah. ile e şanlamlı olmak: It amounts to the same thing. amipli. 2. amip. zool. rahatlık: This hotel has all sorts of amenities. bak. s. Amerika. i. i. yükselteç. ammeter. şehvetli. mühimmat. 2. (kuralı/tasarıyı) değiştirme. i. Aynı ıya ç ıkar. İng. biçimsiz. bol bol yetecek kadar. cana yak ın. amibe benzeyen. the amenities görgü kurallar ı. 1. among. daha uzun/ayr ıntılı bir şekilde söyleme. amfibi. jaguar. amfetamin. s. i. sınırları belli olmayan. s. amphitheater. sevimli. ikna edilebilen. f. 1. i. i.ameba ameliorate amelioration amen amenable amend amendment amends amenity America American American leopard amiable amicable amid amidst amiss amity ammeter ammonia ammunition ammunition dump amnesia amnesty amoeba amoebic amok among amongst amoral amorous amorphous amortisation amortise amortization amortize amount ampere amperemeter amphetamine amphibian amphibious amphitheater amphitheatre ample amplification amplifier i. şekilsiz. amonyak. 1. iki ya şayışlı. i. amperölçer.. zool. Amerika´ya özgü. geni ş. f. s. kim. 1. biyol. amortize. İng. zool. arasına. arasında. amipten ileri gelen. amfibi. amplifikatör. s.. s. düzeltme. bak. z.

tıb. Anadolulu. amok. çözümsel. İng. paralel. İng. k ıs.. ağrı kesici. s. analitik. analjezi.amplify amplitude amply amputate amputation amputee amuck amulet amuse amusement amusing an an accomplished fact an odd fish an off street an open question an open question an open secret anachronism anaemia anaesthesia anaesthesiologist anaesthetic anaesthetist anaesthetize anal analgesia analgesic analogous analogue analogue computer analogy analyse analysis analytic analytical analyze anarchic anarchism anarchist anarchy anathema Anatolia Anatolian anatomical anatomy anc f. eğlendirmek. s. f.. 1. i.. bol bol yetecek kadar. benzerlik. oyalamak. (bir uzvu) kesmek. gövdebilim.. tıb. i. anesthetize. bak... i.. bak. dili tuhaf bir adam.. i. anemia. anesthetic. i. çözülmemiş sorun. tahlili. güldürmek. i. tahlil. anatomik. bak. analyze. analiz etmek. çözümlemeli. i. 2. bak. eğlendirici. anesthesiologist. i. nazarlık. 2. f. bolluk. Anadolulu.. f. i. 1. i. bak. i. benze şim. i. çözümlemek. s. analytic.. anarşi. anarşist. anakronizm. i. İng. olmuş bitmiş bir şey. analiz. Anadolu´ya özgü. tıb. sapa bir sokak.. çözümlenmemiş sorun. bak. anesthesia. aforoz. i. İng. i. i. gövde yap ısı. paralellik. f... s. anesthetist. anarşik. (sesini) kuvvetlendirmek. İng.. tahlil etmek. s. i. aforoz edilmi ş kimse. analjezik. 2. örneksel bilgisayar. s. anarşizm.. tıb. anatomi. İng... s. s. 1. 1. k. z. f. güldürücü. i. ampütasyon. ancient. acı yitimi. i.. benzer şey. s. anatomiyle ilgili.. s. i. bir uzvu kesilmiş kimse. muska. eğlence. tılsım. (ünlülerden önce) bir. benzer. bak. s. bak. benzeş. i. oyalayıcı. i. İng. anal. benze şen. i. Anadolu. 2. i. bak. genişlik.. herkesçe bilinen bir s ır. lanetleme.. . çözümleme. daha uzun/ayr ıntılı bir şekilde söylemek.. Anadolu.

filan. öfke. 4. ata.s. eski Yunanl ı: the ancient Greeks Grekler. Anglikan. 3. 2. eski Yunan. k. s. melek gibi. 1.. k ızdırmak. i. solucan. ve benzerleri: Orange trees.b. anemi. soysal. 1. ve ba şkaları.. bir daha. k. He looked and ıl! ran away. çok eski. TV (kadın) sunucu. Hem de nas . anestezik. i. zool. dili vesaire. bir çeşit kalp hastalığı. and İhmalkârl ığı ndan dolayı onu azarladı ve haklıydı da. Grek. eski Yunanca. demirleme yeri. palms. dili bakış açısı. ve. tekrar. narkoz vermek. vesaire. v. 2. what´s and what´s more more. ayr ıca: She was wearing a pink cape and.. Angolalı. Anglosakson. and vice versa... TV sunucu. v. i. uyu şturmak. ançüez. and such should be kept under glass in winter. demiri. Grekçe. .. f.. oltayla balık tutan kimse. s. cet.ancestor ancestral ancestry anchor anchor man anchor person anchor woman anchorage anchovy ancient ancient Greek ancillary and And how! and rightly so and so forth and so forth and so on and so on/forth and such and suchlike and vice versa i. i. görüş açısı. fıkrashe anecdotal anecdote anemia anesthesia anesthesiologist anesthetic anesthetist anesthetize anew angel angelic anger angina angle angle angle iron angler angleworm Anglican angling Anglo-Saxon Angola Angolan i. ve aksine: The bigger the fish. knife and fork bıçakla çatal. f. i. 1. i. i. öfkelendirmek. s. dili ve benzerleri. was carrying a pink poodle. dili ya şlı. bir de. 3. ihtiyar. fıkra. hikâye.. narkozitör. ve haklıydı da. kansızlık. palmiyeler ve benzeri ağaçlar serada k. Greklere özgü. anekdot. so. s. Bakt ı ve kaçtı. s. i. 3. oltayla balık avlamak. gene. yine. melek. atalara ait. the blander its taste. Grek dili. 2. 1. s. rightly falan. tıb.. tıb. Pembe bir pelerin giymi şti ve tarz ında. vesaire. yardımc bağ. K ışın portakal ağaçları. s. 2. Angolal ı. çal şebent köış i. f. . Angola´ya özgü. ve iyi de etti: He scolded him for his negligence. 1. for (bir şeyi) kurnazlıkla elde etmeye mak. aç ı.. ile: mice and men fareler ve insanlar. i. yeniden fakat de ğişik bir şekilde. hiddet. çok eski bir zamandan kalma. Balık büyüdükçe tadı yavanlaşır ve tersine. 1. hem de. çapa. Grek. duyum yitimi. Grekçe. i. z. oltayla balık avlama. lenger. ve benzerleri. s. yeniden. i. TV (erkek) sunucu. Angola. i. demir. i. Angola. (bir cisme ait) köşe. soy. i. i. ve benzerleri. i. i. and what have you/and what not k. anestezi. 2. üstelik. ve tersine. geom. i. filan. antik. anestezi uzman ı. s. vesaire.. eski ı. 2. i.

2. 1. s. --ling) (yasa. açısal. yarg ı. yok etme. şanı. 4. coşku. spiker. feshetme. ilan etmek. tarihi olaylar. neşeli. (bir metne) notlar eklemek. 1.b. s ıkıntı vermek. f. 2. sözleşme v. i. i. alışılmışın dışında. k ısa çorap. i. her yıl yapılan. tuhaf. yıllher bir. fesih. 1. hiddetli. k ızgın. belirli bir süre için her yıl ödenen ve emek karşılığı olmayan maaş.´ni) bozma. halhal. anason tohumu. sinirlendirmek. yok etmek. düşmanlık. ilhak etmek. yıllık. imha etmek. f. s. i. yılda bir yapılan.. i.. angora yün. ağrı kesici. i. ıstırap. yatıştırıcı. 1. angora. (yasa. bir ılılda için. 2. s. feshetmek. bildirmek. canlılık. bir yıllık ömrü olan bitki. vücut s ıcaklığı. i. ek bina. uygunsuz. sinir. canlıcılık. bildiri. s. sinirine dokunmak. canlandırma. f. canlılık. hayvani. 2. 1. hayvanca. 3. (--led. öfkeli. z. tiftik. anot. yıldönümü. i. i. i. ilhak. hayat vermek. baş belası. imha. hayvan besleme. keder. meshetmek. hayvansal. bela. sözleşme v.angora angry anguish anguished angular animal animal breeding animal heat animal husbandry animal kingdom animal lover animal magnetism animal spirits animate animated animated cartoon animation animism animistic animosity anise aniseed ankle anklet annals annex annex annexation annihilate annihilation anniversary annotate announce announcement announcer annoy annoyance annoying annual annually annuity annul annulment anode anodyne anoint anomalous i. 1. sinir bozucu. i. eklemek. beklenene ters düşen. 2. i. gücenik. çelişkili. hayvanlar âlemi. i. ankarakedisi. i. yılın olaylarını anlatan kitap. kızdırmak. s. animist. ayak bile ği. yıl. s. canland ırmak. husumet. vakayiname. canlıcı. k ızgınlık. çizgi film. 2. kemikli. hayvanc ılık. 3. anason. f. (kutsamak için) (ba şına) yağ sürmek. canlı. kronik. kin. i. animizm. şoset. 1. yarg ı. i. anason. s. fiz.b. ık. kederli. mat. sıkıntı veren şey/kimse.. dargın. i. i. acı dolu. 2. canlıcılıkla ilgili. ilan. f. yıllık. s. kemikleri belirgin. hayvan. bot. i. 1. acı. sıkıntı veren. 1. çekicilik. i. hayvansever. f. katmak. 2. artı uç. taciz etmek. i. ankaratav s. bot. katma. mü ştemilat. 2. s. kurald ışı. f. . f.yy i. köşeli. ankarakeçisi.´ni) bozmak.

antropoloji. seçki. öndeki. anti-. ilahi. 1. s. to -e uymak: This man does not answer to the kar küstahça cevap 2. i. k ızdırmak. çare. ikinci bir: This is going toyan be ıanother another t. f. 1. tuhaf davranışlar. (änten´i) duyarga. İng. muhalif. -den önce davranmak. s.. i. insanbilimci. detonasyon kesici (madde). lık. hesabını vermek: You´ll have his safety. anomali. kapıya bakmak: Who´ll answer the door? Kapıya kim bakacak? telefona bakmak: The telephone´s ringing. k. antikorosif. s. ön. vermek. antibiyotik. . dili beklemek. 2. i. insanbilimsel. i. önceden tahmin edip ş ona göre davranma. i. kar şısefer. ço ğ. i. bak. (to) -den önce olan. uçaksavar. bak. füzesavar. husumet. eceğ ini tahmin etmek/kestirmek.cevap bir. önceden tahmin edip ona göre davranmak. s. i. -den önce davranma.. f. i. anonim. dili -e kar şı. çoğ. kin. i. İng. i. counterclockwise..anomaly anonymity anonymous anorak another answer answer back answer for answer in the affirmative answer the door answer the telephone answering machine ant antagonise antagonism antagonist antagonize Antarctic Antarctica antecedent antecedents antelope antenna antennae anterior anteroom anthem anthology anthropological anthropologist anthropology anti antiantiaircraft antiballistic antiballistic missile antibiotic anticipate anticipation anticlockwise anticorrosive antics antidepressant antidote antifreeze antihistamine antiknock i. antropolog. 2. dili dört gözle (birz. antihistamin. 1. 3. cevap. bir ( şey) daha: another match bir kibrit daha. i. s. Güvenli olumlu cevap vermek.. panzehir. f. bekleme odas ı. maskaralıklar. vermek. önek karşı. imzas ıismini i. i. 1. will you answer it? Telefon ıyor. isimsiz. i. zool. i. antidepresan. önceki. 2. Antarktika.. gerçek ismini saklama: The writer used a pen name to preserve his anonymity. s. i. anorak. 2. tlamak. i. s. İng. antidot. başka. i. s. 2. 1. s. gerçekle i. Antarktik. atalar.. dü şmanlık. antoloji. i. 2. antagonize. hakk ında teminat vermek.. i. düşman etmek. i. sorumluluğunu üstlenmek: I´ll answer for ğini üstüme alıyorum. insanbilim. 1... antifriz. başka bir: şka 3. bakar mısın? çal telesekreter. f. Yazar gerçek saklamak için takma ad kulland ı.. anten. anten. tıb. edat.. hasım. karınca. şeyin olabilece ğini) önceden tahmin etme. antilop. 1. s. -in aleyhinde. antropolojik.. z.time yan ıba şılık vermek. s. -den önceki. s. cevaplamak. k. k. i. s.

artık: Belma doesn´t live here any more. antik. kendine güvenme. neyse. 2. bir şeyin tam karşıtı. ilk çağlar.. ilk ça ğlardan kalma. çoğ. i. uydurma. --es (ey´peksız)/a. 2. 1. zam. antikite. karşı tez. i.antimissile antipathy antiperspirant Antipodes antiquated antique antique dealer antique shop antiquity antiseptic antisocial antithesis antithetical antithetically antlers antonym anus anvil anxiety anxious any any longer any more any old thing anybody anyhow anyone anyplace anything anyway anywhere AP Ap apace apart apart from apartment apartment house apathetic apathy ape aperture apex aphrodisiac apiece aplomb apocryphal s. -den his drinking. i. aralık.. bir yer: He never goes anywhere. ilgisizlik.pi. 1. antika. 2. i. 1.. s. ter kesici. i. 1. her birine: The books are ten dollars apiece. fazla. bir tarafa./Kitaplar ın her biri on dolar. 2. sarf ınazar edilirse. an. karşıt olan.ses (äntîth´ısiz) i. süratle: The project is proceeding apace. endişe. z. herhangi biryine kimse. z. maymun. s. açıklık. Apostle. 1. lakaytlık. 2. Ona ra bak. z.dairesi. -den başka. anywhere. k k ıs. afrodizyak. antisosyal. Artık Belma burada oturmuyor. istemem. makat. i. 2. antika. Do you need anywhere to stay? Kalacak bir yere ihtiyac ın var mı? I couldn´t find it ıs. 2. çoğ. z. i. kayıtsız. s. so ğukkanl s. antika dükkân ı. 1. 1. sonradan uydurulmuş. daha: I can´t stay any longer. . 2. birbirinden ı: The two man. zaten. houses are from Di ılmazsa. erlerinden ayr ı duruyordu. anüs. s.. I don´t ır. antikacı. 2. f. 2. i. Hiç yardım have Hay dahaany. bir şey: Do you want anything? Bir şey istiyor musun? I don´t şey neyse. h ızla. i. tasalı. s. zirve. 1.ces (ey´pısiz) i. bak. kayıtsızlık. de: I did it anyhow. ona ra ğ men yapt ı m. kaygı. i. s. ayrı. karşıt olarak. antikac ı. 1. Proje çabuk ilerliyor. delik. doğruluğu kabul edilmeyen.ğsay İçki içmesini saymazsak iyi bir adam.. doruk... gene de. antik ça ğlar. want anything. zam. lakayt. endişeli. hiç: Do you have any candles? Sende hiç mum var m ı? No. özgüven. 1. bir tarafta: He stood apart (from the others). parça ba şına. çabuk.e.. antitez. Hiçbir yere gitmez. April. 1. bir yana. Daha fazla kalamam. kimse: Is anybody at home? Kimse var m ı? I couldn´t find ım. roketsavar. s.tith.. ruhb. s. daha fazla: Don´t give me any more! Bana daha fazla ne olursa olsun. antipati. ılıyor. her neyse. Associated Press. i. antik çağlardan kalma bir şey. bende hiç yok. örs. bir yana:ayr He´s a good apart 1. tasa. antikite. insanlardan kaçan. Kitaplar onar dolara sat ılık. 1. i. öykünmek. karşıt anlamlı sözcük. i. i. apartman apartman. s. s. her biri. i. 1. kaygılı. zam. antiseptik. her neyse. Hiçbir z. i. anybody. i. z. i. i. sahte. herhangi bir şey: Anything´ll do. Hiç kimseyi bulamad ğmen. z. ilgisiz. He did it without any help. z. anybody. i. i. 2. çağdışı. herhangi bir şey. köhne. geyiğin çatallı boynuzları. 2. taklit etmek.

hakk s. s. görünme. f. 1. İng. appall. ödün vermek.. tıb. cihaz. f. elma. ilave. zirve. çekicilik. görünürdeki. peydahlay ıvermek. k. i. özür dileyerek. anat. i. 1. albenili. i. şehvet. f. f. doruk. (açlığı) bastırmak. apologize. berbat. ait olmak. kesme işareti. 1. 3. göze çarpan. sempatik. 3. z. k. 2. be in apple-pie order k. 2. 3. i. müracaatta bulunma. aygıt. özür dilemek: I apologized to him for being late. (her i. İng. meze. ba ğlı olmak. 2. eklenti. s. (dininden/prensiplerinden/inançlar ından) dönmek. dehşete düşürmek.. 2. Gecikti ğim için ondan özür diledim. s. i. (dininden/prensiplerinden/inançlar ından) dönen kimse. f. 2. tıb. i.´nde) ç ıkmak. i. görünü çıkma. z. belli. gözükmek. 1. sevimli. dış görünüş.. f. birdenbire peyda olmak. pol. belirmek.. iştah. dili dalkavuk. f. 2. cihaz. (dininden/prensiplerinden/inançlar ından) dönme. bir hareketin lideri. özür dileyen. şoke etmek. bak. meydana i. İng. eklemek. (12 ounces) 373 gram. meydana ç ıkmak. şey) yerli yerinde olmak.apogee apologetic apologetically apologise apologize apology apoplexy apostasy apostate apostatise apostatize apostle apostrophe apothecaries´/troy pound appal appall appalling apparatus apparel apparent apparently apparition appeal appealing appear appear in concert appear out of thin air appearance appease appeasement append appendage appendectomy appendicitis appendix appertain appetite appetizer appetizing applaud applause apple apple polisher applesauce appliance applicability applicable i. (açlığı) bastırma. i. apandis. 2. 1. ili ştirmek. temyiz: the right of appeal temyiz . lezzetli. (to) (-e) uygulanabilir. ıvermek. iştah açıcı.-e yalvaran (bak ış). bak. elbiseler. 1. gözükme. elma püresi. to çekici gelmek. alk ışlamak. f. f.. 4.. 2. i. apopleksi. i. giysiler. (gazete. apandis çıkarımı. taviz verme. cazibe.. görünüşe bakılırsa. 4. s. baş vurma. 2. korkunç. 2. i. özür dileme. Hz. ek. 1. (to) (-e) uygulanabilme. apandisit. pol. on konser vermek. 2. 2.b. gökb. deh şet verici. in (oyunda/filmde) oynamak. aşikâr. peydahlan ş. İsa´nın on iki havarisinden biri. dili birdenbire ortaya ç ıkmak. görünmek.. 1. 1. 1. 1.(bir f. yatıştırmak. alk ış. i. s. yatıştırma. i. i. dergi v. 1. yeröte. k. 1. i. ı çekici. taviz vermek. cazip. i. dili (bir yer) çok düzenli olmak. hayalet. uzantı. arzu. istek. ilave etmek. . görünüm. 3. bak. dili çok kötü. huk. 3. f. i. çerez. görünü şe göre. çağrı. i. i. aygıt. 1. apostatize. i. i. aç ık. ödün verme. 2. 3. f. (belli bir amaç için kullanılan) aygıtlar/makineler. önder.

3. değer biçme. uygun bulmak. anlamak. takribi. ayırmak. 1. 2. 2. 1. önlük (giysi). (to) (-e) atamak. müracaat. kıymet takdir etme. bölüştürmek. şeyin ğeri) artmak. f. f. müracaat formu. (tarih. anlayış. kendine mal etmek. yaklaşım tarzı: We need to change ourbulma. aşactual i. f. 3. i. 1. i. yanaşma. başvuru. atama. çırak. f. nisan. ayırma. yaklaşık olarak. f. 1. 3. kayısı. korku. to/for -e ba şvurmak. endişe. yakalama. tutuklamak. i. takdir etmek. onaylamak. 2. tespit etmek. to apply sanctions appoint appointee appointment apportion apportionment appraisal appraise appraiser appreciable appreciate appreciation appreciative appreciatory apprehend apprehension apprehensive apprentice apprenticeship apprise approach approbation appropriate appropriate appropriately appropriation approval approve approximate approximate approximately approximation apricot April April fool apron apropos i. onaylama. 3. uygun. değer biçmek. 2. f. uygulamak. 2. tayin. -e ait. -e yak ın olma. i. i. pol. 2. yakla şık olarak değerlendirmek. kıymet takdir etmek. atanan kimse. randevu. uygulamalı. tutuklama. tahsisat. 1. 3. yaklaşma. kavray şeli. -e yakın bir şey. uygulamalı bilimler. 1. tahsis etmek. -e yakın olmak: The measurements of this room closely approximate (to) my ağı yukar ı. takdir eden. . müracaat formu. 2. hakk ında. . 2. bir nisan şakası. (bir şeyin ğerini/önemini/gereklili ğini)şanlamak. i. 1. (bir de şeyin i. yerinde. 2. tatbik etmek: You şturmak. i. i. tatbiki. (bir şeyin değeri) artma. stajyer. kadir ğerini/önemini/gereklili ğini) anlama. haberdar etmek.b. approach to this problem. f. yaklaşmak.´ni) kararla ştırmak. 3. 1. i. bütün dikkatini (bir işe) çevirmek. tahmin etmek. Ba ştabipliğe başvurun. aday. i. s. i. nisanbalığı. uygulama. z. 2. başvuran kimse. değer biçen kimse.applicant application application form applied applied linguistics applied sciences apply apply a match to apply an embargo apply o. şükran.s. saptamak. yaptırımlarda bulunmak. s. yakalamak. f. uygun bir şekilde. 1. Bu soruna yakla şım uygun tasvip. de ğerbilirlik. tayin etmek. bölüştürme. evhamlı. staj. kavramak. -e müracaat etmek: Apply to the head physician´s office. takdir etmek. beğenme. de s. 2. s. 1. de ğerbilir. 1. ödenek. yaklaşık. pay. 3. tahmin. tasvip etmek. f. kendini (bir işe) vermek. z. minnettar. 1. 1. takdir. uygulamalı dilbilim. oldukça çok. tayin etmek. s. kuruntu. paylaştırmak. uygun. ba şvurma. i. s. tahsis etme. evham. farkedilebilecek derecede. i. gün v. f. kendine mal etme. i. 2. atan ılan görev/makam. f. edat ile ilgili. kadirşinas. s. i. -i kibritle tutu ambargo koymak. yanaşmak. s. 1. be ğenmek. tasvip. endiış i. (bir2. bölüp da ğıtma. de inaslık. takdirkâr. 2. çıraklık. yerinde.

kavis çizmek. i. s. f. ark. kanun yerine birinin karar ına bağlı olan.. arkeolojik. su sporlar ı. s. s. kartal gibi. architect. suda ya şar. s. Arapça. arabulucu. arabulucu. 2. i. . i. 2. i. Kova burcu. O kitap yığını devrilir. bak. Arap. arkeolog. Arapça. i. f.apt aptitude aptitude test aptness aquamarine aquarium Aquarius aquatic aquatic sports aqueduct aquiline aquiline nose Arab Arabia Arabian Arabic Arabic numerals arable arbiter arbitrary arbitrate arbitration arbitrator arbor arboretum arbour arc arc lamp arcade arch arch arch arch one´s eyebrows archaeological archaeologist archaeology archaic archaism archangel archbishop archbishopric archdeacon archdeaconry archduchess archduke archenemy archeological s. i.. 2. architecture. mat. i. yay olu şş eytanca. arkaizm. arboretum. ba şmelek. arşidük. i. üzerinde kemer gibi uzanmak. atari salonu. arabulucu karar i. bak. kaşlarını kaldırmak. s. i. s. 1. mavimsi ye şil. i. i. i. i. Arap at ı. s. 2. i. 2. arşidüşes. 1. i. k ıs. arkaik. archaeological. başpiskopos. hakem. başpiskoposun makam ı/idaresi altındaki bölge. kartal gagas ı gibi kıvrık. ayak kemeri. keyfi.. i. (iki taraf aras ında) hakemlik yapmak. başdiyakozun makamı/idaresi altındaki bölge. kemer. uygunluk. 2. meseleyi) tarafs halletme. 1. 2. 2. Arap. i.. i. to -e e ğilimli olma. 3. 1. arabuluculuk yapmak. 1. 1. i. s. s. (bir ızıyla birinin kararına bağlayarak halletmek. arkeoloji. gaga burun. sucul: aquatic plants sucul bitkiler. yay. ark lambas ı. 2. i. 1. 1. İng. i. Sık k geç kalı r. akıllı sıyetenek. 1. işlenebilir (toprak). arkat. Arabistan. Arap at ı. (havada) kavis çizmek. s ırakemerler. i. yay çizmek. i. Arap. tak. i. astrol. şeytan. 2. 2. istidat testi. akvaryum. i. Hrist. i. Arap rakamlar ı. i. over/above üzerinde kemer turmak. archaism. 1. hakem. elek. Arap. Muhtemel bir durumu belirtmek için kullan ılır: He´s apt to be late. baş düşman. 1. That pile of books is apt to fall. 2.. ark. yay. f. çardak. i. sürülüp ekilebilir. 1. archaic. kavis. sukemeri. i. başdiyakoz. kabiliyet. s. arbor.

bölüm. that -i savunmak. ağız dalaşı. kurak (toprak). Koç burcu. okçuluk. gayret. arise. i. i. silahlandırmak. There are a number k ıs. Arjantin´e özgü. s. kavga. i. aleyhinde aleyhinde konu şmak. f. f. 2. argue s. Arjantinli. müz. i. kol kola. f. tartışarak birini bir şey yapmaya ikna etmek. i. kavga etmek. i. olmak. astrol. çetin. aristokrat. f. asilzade. atışmak. . --n) (from) (-den) meydana gelmek. s. silahlanmak. tartışma. i. i. s.t. kol. 2. Arjantinli. aristokratik. 2. mimari. i. içinde çok ada olan deniz. münakaşa etmek. 1. i. i.archeologist archeology archer archery archetype archfiend archipelago architect architectural architecture archives archivist archway Arctic arctic ardent ardor ardour arduous are Are you serious? area aren`t arena Argentina Argentine Argentinean Argentinian argue argue against argue for argue s. i. s. s. bak. ateşli. Arjantin. çekişmek. kutu. gayretli. şeytan. sandık. (iklim/hava için) kuruluk. arşivci. bak. O çayırı park alanı olarak kullanacağız. s. dal. mimarlık. (a. kol. mimari.. i. archaeology. bak. bak. (toprakta) kurakl ık. arketip. atışma. ilk örnek. 2.o.. i. i. bak.. çok so ğuk. m ıntıka. be.. i. i. 2. mimarlığa ait. i. i. argument aria arid aridity Aries arise arisen aristocracy aristocrat aristocratic arithmetic ark arm arm in arm i. kuru (iklim/hava). civar.. arena. s. i. ardor.. kemerli giriş/kapı. Arjantinli. 1. s. sav. into s.. okçu. alan. archaeologist.rose.. aristokrasi. Arktik. kemerli geçit. i. 1. arşiv. i. lehinde olmak. 4. şevk. Arjantinli. 1. Arjantin´e özgü. 1. 2. Argentinean. bak. i. Arjantin. Ciddi misin? i. 2. 3. tak ımada.t. İng. münakaşa.. aritmetik. lehinde konu şmak.o. 1. tartışmak. Arjantin. mimar. out of s. i. -e alamet olmak. saha. i. 2. s. i. are area. i. -i iddia etmek. bölge. iddia. güç. s. 3. ateş. arya. yöre: We will use that meadow as a parking not. 1. i. çekişme. -e belirti olmak. 2. 1.. 1. k ısım. tartışarak birini bir şeyden vazgeçirmek. 1. ç ıkmak. buz gibi. f. şevkli.

düzenleme. (askeri birlikleri) sıralamak. ordu. 3. giydirmek. 2. i. i. i. f. (kuvvetli ve ho ş) koku. . k ıs. i. küstah ve kibirli. s. tevkif etmek. (eşyayı) (belirli bir şekilde) yerleştirmek: Elif´s going to arrange the furniture in this room. rotor. aranjman. s. tutuklama. i. aromalı. Ermeni. 2. etraf ına: He looked around. i. 1. (san ığı) mahkemeye çağırmak. s. aromatik. Bu odan ın mobilyalarını Elif yerleştirecek. işgal ordusu. i. silahlı kuvvetler. terz. koltuk altı. 3. arise. suçlamak. kim. kol boyu.´s attention arrival arrive arrive at a decision arrogance arrogant arrogate güvenlik kuvvetleri. Ermenice. kara ordusu. 2. i. 2.arm of the law arm of the sea arm´s length arm´s reach armada armament armature armchair armed armed forces armed forces Armenia Armenian armful armhole armistice armor armored armpit arms arms control arms race army army of occupation aroma aromatic arose around around arouse arr arraign arraignment arrange arrange flowers arrange for arrangement array arrears arrest arrest s. suçlama. gelmek: When will we arrive? Ne zaman varaca ğız? Has the mail arrived? Posta geldi mi? karara varmak. i. i. 2. i. birinin dikkatini çekmek. armatür. silahlanma. i. vaktinde ödenmemiş borçlar. 2. (bir ülkede toplam) askeri güç. i. f. aşağı yukarı. silahlanma yar ışı. i. edat 1. silahlar. 2. silahlı. tevkif. f. 5. 1. 1. 2.. silahland ırma. f. i. new arrival yeni gelen. huk. 1. arranged. 2. n etrafında. ateşkes. çiçek aranjman ayarlamak: I´ll arrange for a taxi.(çiçek düzen.. giymek. s. 3. (san ığı) mahkemeye çağırma.. ı yapmak. yaklaşık. etraf ı nda: somewhere around Naples Napoli civarında bir yerde. aroma. civarında.. i. silahlar. 1. 1. 1. 2. bak. körfez. 4. f. 1. varış. için) aranjman. 2. 2. kucak dolusu: an armful of oranges kucak dolusu portakal. kim. ış. silahlanma kontrolü. silahlı kuvvetler. küstahça bir kibir. tutuklamak. koltuk (mobilya). tertip. i. (haks ız yere) benimsemek. Ermenistan. elin yetişeceği mesafe. müz. arrived. uyandırmak. i. i. durdurmak. düzen. aromatik bile şik. huk. s.. donanma. endüvi. zırhlı. Bir taksi ayarlar ım. arrival. orada etraf f. kuvvetli ve hoş kokusu olan. f. çoğ. s ıralan6. 1. nda: around 6 o´clock saat alt ı suları suları ında: around the table masan ında. Etrafına baktı. kolevi. s. yerle ştirme.. 1. giyini ş. i. 1. döneç. anlaşma. kuvvetli ve ho ş (koku). geliş. varmak. zırh.o. f. elek. i. z.

dili sonçderece. gibi Zehir gibi h ı. ekilde etmek. saflık. sanatl ı. She asas smart all get-out. 1. i. anat. 1. mühimmat deposu.men (artîl´ırimîn) i.. sanatsız. yapma. He ıwas driving as fast as all seriously get-out.: As the time grew shorter so his excitement mounted. 2. 1. i. 2. 1. kundakç ı. cephanelik. 1. aç ık ı(ifade). zanaatç ı. bir zekâsı var. kundakç ılık. i. açık bir ş İng. arsenal.. anüs. suni/yapay böbrek. dilb. i. enginar.. -irken. yapay tatland ırıcı. tüzel kişi. 2. ar. s. eklem. silahhane. eşya: şitli giyim eedebilen. i. kaba. bo ğumlu. çoğ. dilb. tıb. 2. anat. tan mlık (a... o kadar . hilesiz. i. hüner.. 4. hilesizlik. s. şyası. 2... sanatsal yönü olan: She is also ılık. i. 2. i. Onun sanat yönü de var. saflıkla.ifade/telaffuz eklemli. sanatkârane. atardamar. hile. f. yapay ışık. aç ıksözlü. topçu. 1. damar sertliği. i. i. anat.. 1. i. yapay solunum. (bir anlaşmada bulunan) madde. so . (telaffuz).ler. atardamara ait. as all get-out as . 3. düş oynaklı. the). yazı. 4.. artezyen kuyusu. various articles of clothing üncelerini açık bir çe şekilde ifade 2. i.artistic. ğum.til. i. aç ık bir şekilde dile getirme.net an. s. s. beceriksizce yapılmış.: As she loves cats. ılan oynak. şey. arter. bağ. z. ok başı. He´s taking life more as he gets Kap ı son k. sanat. s. i. ne kadar . Arabay ızlazamanki sürüyordu. 2. artrit. anayol. sanatç ı.arrow arrowhead arse arsenal arsenic arson arsonist art arterial arteriosclerosis artery artesian well artful arthritis artichoke article articulate articulate articulated lorry articulation artifact artifice artificial artificial fertilizer artificial flower artificial insemination artificial kidney artificial light artificial lighting artificial person artificial respiration artificial sweetener artillery artilleryman artisan artist artistic artistry artless artlessly artlessness arty as as . TIR kamyonu. tıb. i. as ever as .. toplar. insan eliyle bo yap eseri.. beceri. makat. kaba 1. -dikçe . as a general rule i. suni/yapay dölleme. makale. i. suni/yapay gübre.. . sanatkâr. ok. yapay aydınlatma. 3.. huk. 1. sanatç s. -dikçe: I nabbed him as he was going out the door.. i. ıdan ıkarken çok: yakalad m..y. i. yapma çiçek. sahte. suni. TIR. arter.. suni solunum/teneffüs. 2. topçu sınıfı. huk. 2. saf.. temren. büzük. 3. özellikle ilk insanların meydana getirdiği sanat i. 1. oyun. ustal ık. Zaman ıkça heyecanı arttı. yapay. k ıç. sanatçı ruhuna sahip. so azald genellikle. mafsal iltihabı. boğumlanma. anat. s. arteriyoskleroz. kurnaz. sanatkârane. hilesiz bir şekilde. arsenik. net telaffuz. (top gibi) a ğır silahlar. i. her gibi: as is fast everas her zamanki h ızl 1.

k. 1. -e göre: as far as I can see gördüğüm kadarıyla. yapabildiği kadar: I´ll help as ğiıyla. çok sa ğgibi -miş gibi.. şimdiki haliyle. bana gelince. kadar yardım edeceğim. lying down bir şeyi alttan şeyin alt ında you kalmak. şartıyla: live. as from now bundan böyle. . bir elmanın iki yarısı.. tüm gücümle.. ama overlooks some details. aslında: It´s not a medicine as such. -cesine: We behaved as though we´d known each other for r tanışırmış gibi davrandık.. çok kolay.. Önerin asl -e göre: It´s fine important as far as I´m concerned. as far as it goes. -den itibaren. dili bir lahzada. bir an önce. 3. kadar iyi: He writes well. o durumda.. kuzu gibi. en k ıtelefon 1. sanki.t. henüz. 1. hem . dili büyük bir küstahl ıkla. bir esasen: What propose is good. ise: As for me. turp gibi. ve onu öyle tan ıyor. ona kalırsa. âdeta... k.. is concerned as far as that goes as fit as a fiddle as for as for me as for the rest as from as good as as good as gold as if as if as is as it were as like as two peas as long as as luck would have it as meek as a lamb as much again as much as one can as nearly as I can tell as one man gayet tabii olarak. as quick as a wink ile ilgili olarak. olduğu gibi. Bana göre iyi. 2. her zamanki 1. Bana kalırsa . ında iyi. kadarıyla. çok güvenilir. 2. gibi.. aslında. elimden geldiği kadar. much as can. dahi: I´m going as well. I´m not going. geri kalan ına gelince. elinden geldiği kadar. It was as though he´d never years. doğal olarak. ona sorarsan. konusunda. 2. -e gelince. da. -den ba şlayarak: as from that date o tarihten itibaren. ayr ıca. apaç ık. simsiyah. hakk ında. Sanki ş gibi duruyor. dili 1. -er -mez: I´ll call you as soon as I reach Istanbul. as far as I´m concerned bana göre. but it aslında. Elimden kI olarak. zift gibi. o zaman. herkes dili dosdo sanki. çok terbiyeli. -diği sürece: You won´t get so much as a penny from me as long as I şadığım sürece benden bir kuruş bile alamayacaksın. şimdiki halde. as plain as the nose on your face besbelli. öyle/şöyle/böyle: He´s a teacher and is known as such. 1. O öğretmendir 2. tıpkı birbirine benzer. güya. İyi yazıyor. bazı önemli k.He was smiling as if he´d received some good tic. uysal. as regards as regards/to as safe as houses as soon as as soon as possible as such as the crow flies as though as usual as well as well as as yet -e gelince: as to him ona gelince. -e (benzemek): He looks as if he´s asleep. hem de .as a matter of course as a matter of course as a matter of fact as affairs stand as black as pitch as bold as brass as easy as pie as far as as far as he is concerned As far as I can see . Ben de gidiyorum. sana edece ğ sa zamanda. . almak. ama ref kadar iyi de ğil. İng. bildiğimgeldi kadar yaklaşı hep birlikte. 2. o halde. göz aç ıp kapayıncaya kadar. as far as in me lies as far as it goes as far as s. ayr ıca. k. sanki. gibi. gibi (olmak): We´ve as good as finished. It´s as good as new. take s. gücü yettiği kadar. ğru gidecek olursak. sa ğlığı yerinde.. Yeni oldu. lam. Bitirmi ş gibiyiz. -cesine. de.o. 2.. . aslında. k. sözde. zaten.. Bense gitmiyorum. İstanbul´a varır varmaz im. Ya şans ıma. dili çok emniyetli... Yıllardıgibi. bir misli daha. uyuyormu güya.: He gave me money as well as E şş imdiye kadar. bir çırpıda. but not as well as E şref.

dişbudak kerestesi. k ıs. Bekçiler uykudayd ı. ç ıkış. sürece. çok solgun. Amac ı ünlü olmaktı. f. 2. dişbudak ağacı. 2. 2. i. s. kötü bir karşılık gerektiren bir davranışta bulunmak. s. Asian.. henüz. i. dili ka şınmak. 2. 2.. 2. ASCII (Bilgi Alışverişi için Standart Amerikan Kodu). -dikçe. yemek duas ı yapmak. z. tırmanış. 1. çileci. uykuda: The guards were asleep. karaya. 1. f. istemek: He asked to be excused from the table. -den ba ş kimse bunu yapamaz. z. Asyalı. yükselen. ku şkonmaz. s. nüfuz. Asyalı. hâkim. aç ı. amyant. 3. belayı satın almak. (hükümdar) (tahta) çıkmak. kül tenekesi. yukarı çıkmak. f. 1. American Standard Code for Information Interchange bilg. z. i. k. eğri.. s. itibar. 1. 2. asbest. çarpık. -mek koşuluyla. i. ç ıkmak. i. Asya´ya özgü.. askorbik asit. dili bela aramak. i. to -e atfetmek. bakım: Let´s consider this aspect of the problem. dişbudak. belirlemek. üstünlük. kimsin i. çok soluk. nefsinin isteklerini k ırarak çok sade bir hayat yaşayan kimse. bot. bir yana. bayır. 2. i. i. f. She´s asking a lot for this poodle. 1. i. (araştırma yoluyla) tespit etmek. Asya. aseptik. z. 3. karada. i. uyuşmuş. bir yana: sen? No one. i. just who are you? Ş aka bir yana. boğmak. . i. sormak. s. Asya. külrengi. yükselme. saptamak. hüküm. aside from Esat. 1. s. Asparagus officinalis. i. küllük. üstün. yükseliş. 2. asfaltlamak. yokuş. yön. i. s. kül. can do this. Bu Sofradan ayr -e ricada bulunmak. nefsinin isteklerini k ırarak çok sade bir hayat yaşama. görünüş. 2. bir yana: Joking aside. kıyıda. s. Paskalya´dan önce gelen büyük perhiz süresinin ilk çar şambası.as yet as you please as/so long as asbestos ascend ascendancy ascendant ascendent ascension ascent ascertain ascetic asceticism ASCII ascorbic ascorbic acid ascribe aseptic ash ash ash can Ash Wednesday ashamed ashen ashore ashtray Asia Asia Minor Asian Asiatic aside aside from ask ask a favor of ask for it ask for trouble ask/say the blessing askance askew asleep asparagus asparagus spear aspect asphalt asphyxiate aspirant aspiration daha. oksijensiz bırakmak. asfalt. i. f. 2. f. 1. s. bot. 1.. ufukta görünmeye ba şlayan. s. dişbudak. tiy.. i. Anadolu. k ıyıya.. 1. ka. i. kuşkonmaz filizi. oyuncunun alçak sesle söyledi ğibir söz. ı lmak için izin istedi. ascendant. 2. istekli. bak. nasıl isterseniz. Meselenin bu yönünü dü şünelim. çöp tenekesi. k. bak. i. çilecilik. 1. bir kenara. 1. kül tablas ı. Esat yana. 1. i. -mek şartıyla. (uzun zamand ır güdülen) büyük amaç: It was his aspiration to become famous. riyazet.

i. (para eighty dollars. çözümlemek. 1. dethousand şünce. çözümleme. 1. 2. toplanmak. kongre. 2. assertion assertive assess assessment assessor asset assets asshole assiduous assign assignation assignment assimilate assimilation assist assistance assistant assistant professor associate associate associate professor association assort assorted assortment assuage assume f. yat ıştırmak. ile ilişkide bulunmak. anüs. 3. sald i. f. toplantı salonu. bir araya toplama. 1. with .. onaylama. 3. tayin etmek. 2. sınıflandırmak. denemek. ili şki. i. 1. yardım. i. topluluk. mal. tahlil etmek. f. (emin bir şekilde) ileri sürmek. hücum etmek. puşt. -i hatırlatmak. suikast. asimilasyon. 3. 3. i. toplantı. i. f. analiz. (bir iddiayı) öne sürme. 2. ırgan.aspire aspirin ass assail assailant assassin assassinate assassination assault assault and battery assay assay assemblage assemble assembly assembly line assembly room assent assert assert o. O koku . s. kaba büzük. to/after -i amaçlamak. öne sürmek. dindirmek. f. Eralp´in öyle yapaca ğını farzetmekle pekâlâ yanılmış . f. -i arzu etmek. 2. 4. with 1. atama. 4.. 2. müessir fiil. i. çağrışım. tahlil. çeşitli. varsaymak: You´re assuming too much where Eralp´s concerned. s. i. suikastç ı. saldırmak. f. to -e razı olmak. Evlerine dolar ğer biçme. 2. mevduat. 2. değer biçmek. f. 1. tahsis etmek. bir araya toplanma. farzetmek. hafifletmek. de değ ğer erlendirme. i. kendini göstermek. kıymet takdir etmek: He assessed their house at biçti. tic. muhtelif. aktif. analiz etmek. yardımcı. 4. rıza. -i akla getirmek: I şı associate smell with the back streets of Warsaw. makat. saldırı. büzük. 1. ile görü şmek. huk. 1. toplamak. i. i. i. f. kararlaştırma. i. ayırma. 2. servet. türlü çe şitleri içeren bir bütün. f. 2. varl ık. 4. kaba 1. ayırmak. i. 2.s. yağmuruna tutmak: She assailed him with questions. f. 1. i. anüs.. 1. azaltmak. kurum. i. ma). monte etmek. 1. Onu soru ya ğmuruna tuttu. sald ırmak. otoritesini kabul ettirmek. merkep. saldıran kimse. fikir: What´s your assessment of the situation? Durum dü ğer biçen: tax assessor tahakkuk memuru. iddia. i. dikkatli ve devamlı (bir ışatamak. montaj. ödev. f. 2. çal f. 1. f. f. a şağılık herif. 1. montaj hattı. meclis. bezmeyerek çalışan. -i onaylamak. asistan. dernek. (para miktarıseksen nı) tayinbin etme. -e sahip olmak istemek. 2. kendini hissettiren. yardım etmek. 1. toplantı. -i amaç edinmek. asimile etmek. iş ortağıthat . f. i. 3. i. aspirin. eşek. 3.. i. 2. (birine) (belirli bir) görev vermek: I assigned you to do kararla i. görev. k ıymetli şey. dangalak. muavin. ş t ı rmak. s. randevu. i. iş arkada doçent. i. kalabalık. suikast yapmak. 2. de i. 2. dikkatli ve devamlı çalışan. emval. 1. kaba kıç. tayin. 1. değerli bir nitelik/erdem/beceri. 1. analiz edilecek bir örnek. tayin etmek. it herif. birlik. 2. montaj. meclis.

hayrette b ırakan. 2. den. 1. i. astronomik. hızla. gökbilimci. ak ıllı. kendine güvenen. astımlı. i. astronomical. z. müneccimlik. cin. astım. asimetrik. astımla ilgili. s. z. yıldız işareti (*). faraziye. tımarhane. asteroit. i. f. uzak bir yerde. demir atm ış. varsayım. at the station istasyonda. edat 1.. i. s. hayret. s ığınma yeri. 2. 2. 1. arkaya. ayakta. mutlaka. z. şoke eden. cin fikirli. astronom. rahatlatıcı bir şekilde. sa ğlama bağlanmış. i. müneccim. s. s. hiç. hayali. kendine güven(me). i. demirli. z. s. sanı. f. sağlama bağlamak. çok büyük. astronomik (rakam/büyüklük): astronomical prices astronomik fiyatlar. bak ışımsızlık. s. i. s. astrolojiye ait. Bir zaman ı belirtmek için kullanılır: at five o´clock bir hamlede. gökbilimle ilgili. zan. takma (ad). astrolojik. 2. asimetri. melce. uzakta. z. sığınak. astronomi. küçük gezegen. astroloji. Bir yeri belirtmek için kullan ılır: at my office benim büroda. hareket halinde. sıkıştırıcı. akıl hastanesi. 2. astrolog. i. 2. 2. geriye. (rahatlat s. büzücü. şaşkınlık. rahatlatıcı/ikna edici söz. i. sigorta: life assurance hayat sigortas ıcı/ikna ediciı. 1. i. gökbilim. s. bak ışımsız.assumed assumption assurance assure assured assuredly assuringly asterisk astern asteroid asthma asthmatic astigmatic astigmatism astir astonish astonishing astonishment astound astounding astray astride astringent astrologer astrological astrologically astrology astronaut astronomer astronomic astronomical astronomy astute asunder asylum asymmetric asymmetry at at a bound at a clip at a distance at a glance at a stroke at a stroke at all at all costs/at any cost at anchor s. gerisinde. 2. parça parça. z. heyecan içinde. s. 2. z. yıldız falcılığı. şoke etmek. astigmatizm.. 2. 3. i. gökb. 1. farzolunan. bir bak ışta. i. astronot.. geminin k ıçına. İng. 1. 1. 1. lokal olarak doku ve damarları büzen ilaç. s. i. kurnaz. 1. ne pahas ına olursa olsun. 1. yıldız falcısı. bir anda. bir hamlede. s. f. sözlerle) temin etmek. . astrolojik olarak. astigmatik. i. bak. i. şaşkına çevirmek. (ata binmiş gibi) bacakları birbirinden ayrı olarak. birbirinden uzak/ayr ı. hayrette bırakmak.

2. her ne hal ise: At any rate. nihayet. göğüs göğüse. doruğunda. 2. Her tür -e a makineden anlar. bari. en çok. çok yak ından. ilk bak ışta. zirvesinde. aralarla. son süratle. Most of the party immensely. 2. detaylarıyla. 3. tam kapasiteyle.at any price at any rate at any time at best at best at bottom at close quarters at close quarters at close range at cross-purposes at dark at death´s door at death´s door At ease! at every turn at first at first sight at four o´clock sharp at full blast at full gallop at full length at full speed at full tilt at great length at heart at home at home in at home with at intervals at issue at its zenith at large at large at last at last at least at least at leisure at length at liberty at long last at long last at most at most at no time at odd moments at once her ne pahas ına olursa olsun. evvela. ayrıntılarıyla. 1. dörtnala. genellikle. derhal. en a şağı. hiçbir zaman. önce. son süratle. bir aya ğı çukurda. bir ayağı çukurda. tam gazla. yakın mesafeden. serbest. İş dünyasını ından ır. olsa olsa. boylu boyunca. hiç olmazsa. son sürat. söz konusu olan. 2. we enjoyed your şumuza gitti. evde. aralıklı. çok yak ından. Her neyse. ortada dola şan. en fazla. her neyse. 1. en az. ölmek üzere. her ne ise. saat tam dörtte. kendi evinde. en az ından. uzun uzad ıya. boş zamanı olan. boş zamanlarda. 1. . (bir konuda) bilgili: He´s at home in the business world. en azından. yak şina. ayrıntılarıyla. ta ş çatlasa. özgür. üzerinde konu şulan. en sonunda. bütün ayrıntılarıyla. ak şam olunca. esasında. sonunda. hiç olmazsa. serbest. 1. neyse. nihayet. hemen. en sonunda. tan -i iyi bilen: He´s at home with machines of all kinds. ölümün e şiğinde. ask. hava kararırken. (bir yerde) kendini rahat hisseden. zaman buldukça. Rahat! her keresinde. aslında. sizin parti çok ho her an: She could come at any time. aslında. olsa olsa. Her an gelebilir. yak ından. en sonunda. hakikatte. 2. 2. olsa olsa. 1. 1. her defas ında. fark ında olmadan apayrı amaçlar peşinde (olmak/çalışmak).

. y size uygun bir zamanda. halihazırda. dili avazı çıktığı kadar. onun üzerine: Once again she refused. and at that he left. k.. 2. bazen.. bir vuruşta. eat. şu an. i. 1. o reddetti. . istenilen zamanda.. tesadüfen. Bir daha ı. o s ırada: şamaya gelince: At that point add the eggs. atletik. dili bir defada. istedi ğinde. .. s. ateistik. ateizm. barış halinde. Tanr ıtanımaz. mümkün oldu ğu kadar yakın bir zamanda. sporcu.. . 2. k. pahas ına. k. -i görür görmez. dili son anda. istediği zaman. bir kalemde. son dakikada. Tanr ıtanımaz. en az. en çok.at once at one blow at one scoop at one whack at one´s command at one´s leisure at one´s peril at one´s pleasure at par at peace at present at random at that at that point at the drop of a hat at the eleventh hour at the end of the day at the expense of at the instance of at the latest at the moment at the outside at the rate of at the risk of at the same time at the sight of at the top of his lungs at the top of one´s lungs/voice at the utmost at the very least at this juncture at times at value at will at worst at worst at your convenience at your risk at/in one fell swoop ate atheism atheist atheistic athlete athlete´s foot athletic athletics 1. isteğine göre. bak. İng. madura aya ğı. bir darbede. şu ara. en kötü ihtimalde. ziyan oldu ğu takdirde sizin hesabınıza. dili eninde sonunda. 2. all he´ll get is a year in jail.. boş zamanlarında. şimdilik. ateist. Tanr ıtanımazlık. 1. en kötü ihtimal: At worst. hızla: at the rate of one hundred meters per second saniyede yüz metre hızla. pahas ına. ayn ı anda. en geç. sırada çıktım. huzur içinde. rasgele. bu noktada. s. 2. istenilen şekilde: The aerial can be rotated at will. 2. f. 1. tehlike sorumluluğu size ait olmak üzere. başına gelebileceklerden kendisi sorumlu olarak. avazı çıktığı kadar. sporcu. spora özgü. emrinde. dili hemen. 1. i. sportif. bir vuruşta. başabaş. piyasa fiyatına göre değerlendirilmiş. dili en fazla. 1. k. 2. k. azami. En kötü ihtimal. o noktaya gelince. en aşağı. atletizm. İng. bir çırpıda. aras ıra. bir ıl hapis yer. olsa olsa. şu an. spor. -i görünce. hemen. 2. o da onun ç ıktO At that üzerine point I left. olsa olsa. birden. O aşamaya gelince a k. 1. derhal. zındık. (birinin) iste ği üzerine. derhal. zındıklık. i. istediği gibi. ateist. i. zındık (kimse). aynı zamanda. Anten istenilen yöne çevrilebilir. tic.

1. tasdik etmek. canavarlık. 2. 1. atom bombas ı. 1. i. canavarca. -e dikkat etmek.Atlantic atlas atmosphere atmospheric atom atom bomb atomic atomic age atomic bomb atomic energy atomic nucleus atomic number atomic pile atomic power atomic waste atomic weight atomise atomize atomizer atone atonement atrocious atrocity atrophy attaboy attach attaché attaché case attached attachment attachment for/to attack attain attainment attempt attend attend to attendance attendant attention attention span attentive attenuate attest attic attire attitude s. elde etmek.. 2. 2. atomize. ataşe. ermek. Atlantik. hafifletmek. 2. 1. hücum etmek. . eden dikkat genişliği. eri şmek. giysi. hazır bulunma. haczetmek. 2. menfur. f. (bir hizmette bulunan) görevli: shop attendant tezgâhtar. püskürteç. nükleer enerji. atom. bağlamak. 3. atom reaktörü. tedavi hizmet etmek. yer ask. elde etme. marifet. 1. s. atom bombas ı. vurmak. bağlı. berbat. i. i. atlas (harita kitab ı). tavır. i şçi. kazanmak. dikkatli: an attentive worker dikkatli bir2. (sıvıyı) püskürtmek. nükleer atıklar. Bond çanta. giydirmek. atomik güç.. i. kefaret. ilgili. f. iltifat. -e bakmak. atomizör. hazır bulunanlar. da ğa tırmanmay 2. zerre. i. ilişikteki. O etmek. kalkışmak: ı denedi. teşebbüs etmek. s. atmosferik.attempted hazır bulunmak. bir şeye takılabilen parça. atomik. s. You He to climb mountain. bak. to -i göstermek. ilgi. f. atmosfer. flight attendant 3. 2. 2. inceltmek. i. s. zay f. -e delalet do ı. (bir suç. 1. berbatlık. theater attendant biletleri veya gösteren görevli. f.´ni) affettirecek harekette bulunmak. i. 1. davran ış. elbise. 2. esas duru ş/vaziyet. telafi etmek. k. tutum. atomlara ayırmak. haciz lılık. (bir belgeyi imzalayarak bir şeyin ğruluğuna/gerçekli ğine) şahadet etmek. İng. 1. f. dumura u ğramak. i. i. f. kazanma. 1. ünlem. çok kötü. ba şarı. dili Aferin sana! f. tavanaras i. 2. ıflatmak. 4. k ılık. f. 1. kontrol bak ım. körelme. 3. 1. 2. 2. dikkat. atomik ağırlık. atom ağırlığı. f. i. azaltmak. hücum. çalışmak. dikkat eden. nükleer reaktör. 2. saldırı. iliştirmek. köreltmek. f. nöbet. 1. denemek. i. i. varmak. 1. 1. i. f. 1. huk. 3. kefaret etmek. nükleer enerji. -e sevgi. atom enerjisi. iğrençlik. iğrenç.that bakmak.b. huk. i. atom çağı. 2. dikkatle izleyen: an attentive audience dikkatle izleyen seyirciler. 3. takmak. kabahat v. tecavüz etmek. sevgi bağı. sald ırmak. atom sayısı. s. dumur. dumura uğratmak. -e bağkoyma. girişimde bulunmak. el koyma. 2. atom çekirde ği. değerini düşürmek. i. doğrulamak. ilişik. 1. körelmek. aksesuar. el koymak. sevgiyle bağlı. i. kriz.

i. s. O benim halam. (off) açık artırma ile satmak. s. i. i. i. yorma. 2. sertlik. Avusturyalı. vasıf. teyp kaseti. i. sade ve süssüz. s. küstahl ık. i.. 3. zayiat. ya i. sıfat. 1. k ıs. i. August. f. 1. 2. yüce ve çok sayg ın. f. (hesaplar ı) denetleme. işitilebilecek şekilde. hakiki. çekmek. konforsuz. z. mezatç ı. kumral. s. izleyiciler. alımlılık. matkap. s. mezat. 2. cezbetmek. sert. patlıcan. burgu. işitme kanalı. artırmak. -e yormak. 2. Avustralya´ya özgü. aşınma. 2. 2. yıpranma. i. -e mal etmek. aşındırma. hala: She is my paternal i. f. alımlılık. (bir nedene) ba ğlamak. işitme ile ilgili. Avustralyalı. s. i. Avustralyalı. Avusturya.. O benim teyzem. f. s. 1. fiz. s. akort etmek. cüret. duyulabilir. yenge: Aunt Aliye is my uncle´s wife. Avustralya. (hesapları) denetlemek. i. konser salonu. s. çekim. alımlı. gerçek. f. çekici. güvenilir: How authentic is this news? Ne derece güvenilir bir haber bu? tasdik etmek. aunt. 1. s. avukat. konforsuz ve dünyevi zevklerden yoksun bir şam. çoğ. 1. küstah. kontrolör. i. bağlama. i.attorney attorney general attract attraction attractive attractiveness attribute attribute attribution attrition attune aubergine auburn auction auctioneer audacious audacity audible audibly audience audiocassette audiovisual audit auditor auditorium auditory auditory canal Aug auger aught aught augment augmentation augur August august aunt auspices auspicious austere austerity Australia Australian Austria Austrian authentic authenticate i. ağustos. cazibeli. başsavcı. -e al ıştırmak. (iyi/kötü) bir işaret olmak: This augurs well for us. atıf. dinleyiciler. i. görsel-işitsel. toplantı salonu. Avustralya. 1. i. gerçeklemek. i. müzayede. 2. işitsel. cüretli. f. nitelik. Bu bize iyi bir işaret. sıfır. i. i. hayırlı. -e atfetmek. 1. delgi. i. . denetçi. s. 2. 1. 1. 2. işitilebilir. to -e uydurmak. doğrulamak. Avusturya. ha şinlik. açık artırma. 1. İng. anat. Avusturya´ya özgü. odyovizüel. f. i. 2. yıpratma. uğurlu. artırma. i. 2. 2. seyirciler. f. i. i. i. s. 2. to 1. 1. Avusturyalı. teyze: She is my maternal aunt. i. çekicilik. sade. cazibe. 1. otantik.

heyelan. otomat. otokrat. yard ımcı fiil..s. i. fayda. cadde. f. yetki. i. i. yardımcı fiil. var. otokratik. s. otoriter. bir kimsenin el yazısı. otomatik transmisyon. para canlısı. itaat etmeye yönelten. bak. otomobil. s. i. i. para hırsı. i. autobiographical. s. ç ığ. güz. s. otorite. the authorities yetkili ki şiler. 3. -den faydalanmak. otomatik olarak. otonomi. 2. 2. authorization. k. otonom. dilb. i. otokrasi. otomotiv sanayii. otobiyografi. hav. öcünü ç ıkarmak. z.. sonbahar noktas ı. İng. i. i. yaramak. otomasyon. 2. 4. i. güvenirlik. otomatik vites. otomatik tabanca/tüfek. çok güvenilir ( şey). 1. 1. bak. s. otomatlardan yemek al ınan kafeterya... otomatik pilot. otomatik. f. otomat. authorize. -den yararlanmak.. 2. var olma.. izin. i. otomatikle s. yarar. otistik. 3. f. imza. bir canlının yapabileceği bazı ştirmek. i. saygı uyandıran. güz ılımı (21 Eylül´e rastlayan ekinoks). i. sonbahara ait. özerklik. 2. otomatik. s. öcünü almak. elde edilebilir. otomobil. i. f. İng. otantiklik. 1. s. i. otobiyografi yazar ı. yetke.. 2. 1. s. i. i. elde edilebilme. dili oto. özya şamöyküsü. otomotiv.authenticity author authorisation authorise authoritarian authoritative authority authorization authorize autistic auto autobiographer autobiographic autobiographical autobiography autocracy autocrat autocratic autograph automat automate automatic automatic pilot automatic transmission automatically automation automobile automotive automotive industry autonomous autonomy autopsy autumn autumnal autumnal equinox auxiliary auxiliary verb auxiliary verb avail avail o. . özerk. parayla çalışan yiyecek içecek da ğıtma makinesi. izin vermek. amirane. yedek. i. s. s. otopsi. otoriter. 1. otomatikman. otobiyografik. i. gerçeklik. f. sonbahar. s. s. yetkilendirmek. yard ımcı. yazar. 1. i. of availability available avalanche avarice avaricious avenge avenue i. i. bak. müellif. i. i.

kundurac ı bizi. ortalama. uçak kullanmak. 2. çok. 1. of 1. şuradan. bot. huşu. i. uyand ırmak. sak İngiliz ve Amerikan ağırlık ölçü sistemi. 2. -i önlemek. balta. dili müthiş. bak. zaman söyler. z. s. i. 1. z. bir yana: Put thatmaç away! ı. 3. f. s. s.woke. -den kaç ınma. -den kurtulmak. (resmi bir kararla) vermek.t. f. münasebetsiz. s. 1.aver average averse aversion avert aviary aviate aviation aviator avid avocado avocation avoid avoidable avoidance avoirdupois avoirdupois pound avow avowal avowed await await s. s. haberdar. berbat. beklemek. çarpık... Bir süre beklemen ım. i. Pekiştirmek için deplasman. s. önlemek. ax. uyanmak. hantal.wok. avokado. oradan: Go away! Git buradan! 2. 2. 2.o. insan ı huşu içinde bırakan.. vasat. uyanık. sakar. 3. öne sürmek. bir süre. den s. 1. hiç hoşlanmama. . 1. ırakan. i. -den ınma. amerikaarmudu. dehşet. -i önleme. ortalama.. (a. i. --d/a. 3. s. birinin as ıl işi dışında yaptığı bir iş. 1. bir tarafa. s. kuşhane. f. s. 1. i. -den kurtulma. itiraf etmek. (16 ounces) 453 gram. 1. k. i. ödüllendirmek. bir yere. 2. huşu içinde. z. 2. -den çekinmek. laz s. itiraf. eğri. sakarlık. açıkça söylemek. pek çok: That´ll take an awful lot of work. tığ. i. to -in fark ına varmak. haz ır olmak. mat. u içinde rakmak. hantal bir şekilde. -den çekinme. f. müthi ş. 2. kaç ınılabilir. oldu f. bir müddet: You´ll have to wait awhile.. vasati. 2. 3. sak önlenebilir. deplasman i.en) 1. tente. uygunsuz. f. deh şet verici. birini/bir şeyi dört gözle beklemek. -i ı hub şı u içinde b2. hobi. hevesli. s. Monarşist ğunu hergözlemek. pilot. uyanmak. 2. şete dü şürmek. f. beceriksizlik. 2. zor. hu 1. açıkça söyleme. mat. ş insan s. uyanmış. i. -i aç ıkça ilan edilmiş olan (biri): He´s an avowed monarchist. z. uyand ırmak. 1. korkuyla karışık şaşkınlık. buradan. 1. i. k. olağan. -den kaç ınmak. bak. kullan ılması zor. with anticipation awake awake awaken award aware awareness awash away away game awe awe-inspiring awesome awestricken awestruck awful awfully awhile awkward awkwardly awkwardness awl awning awry ax axe f. fark ında. O çok i ş ister. z. (--red. dili çok fazla. awestruck. mükâfat. dehşet. 2. s./s. --ring) (emin bir şekilde) ileri sürmek. ödül. fark ında olma. f. f. dehşet verici. beceriksizce. i. i. 1. ınmak. yamuk. vasati: average annual rainfall yıllık ortalama yağış. beceriksiz. havac ılık. Onu bir yere kald ır! 3. 2. başka tarafa çevirmek. korkuyla kar ışık saygı. i. to -in farkına varmak. i. f. 1. biz. mat. orta. hantall ık. coşkun. i. dehşet içinde. yön değiştirmek. i. 1. -in s. korkunç. 2. 1. havac ı. i. -i deh2.

s. 2. ba. arka koltuk. i. 2. çocuk bak ıcısı.by-sat. ax. bakara. dili k ız. i. k ıs. çoğ. isk. i. sütdişi. eksen. 2. caymak. anla şılmaz sözler söylemek. Azeri. bak. (ba. bir iddiadan vazgeçmek. s. 1.. i. k.S. meleme. belitsel. i. süt mavisi. habe şmaymunu. geveze.li (bısîl´ay) i. i. azelya. gökmavisi. (dergi/gazete için) eski sayı/nüsha. f. hay hay. bebek. z. isk.. 3. bekâr erkek. (su) çağlamak. i. aye. s. dili sevgili. futbol bek. belit. i. kaşağı. 1. i. 1. biberon. s. B. . ikinci mevki/rol. saçmalamak. --ting) ana babalar ı evde olmadığı zaman çocuğa bakmak. (birine) a şırı bir özenle bakmak. s. arka yer. f.cil.. gevezelik etmek. B. Azerbaycan. -e arka olmak. dingil. muhakkak. emzik. İngiliz alfabesinin ikinci harfi. f. s ırt. aksiyomatik. i. Bachelor of Arts. 1. k ıs. bekâr. i. bak. Azerice. mil. -i desteklemek. evet. i. açelya.es (äk´siz) i. Rhododendron.axiom axiomatic axis axle ay aye azalea Azerbaijan Azerbaijani azure B. edebiyat fakültesi diploması.. bebek. anat. z. şboğazlıbo k etmek. bir derginin eski sayılarından biri. çocuk. her ihtiyac ını karşılamak.. piliç. i. bo şboğaz. 2. çocuk arabas ı. ileri geri. basil.. 1.. aks. sözünden dönmek.A. i. zool. fen fakültesi diploması. çoğ. baccarat. 1. i. bebeklik devresi. f. bot. aksiyom.. -e yard ım etmek: Akif´s company is backing ileri geri. arka taraf. belkemiği. arka.3. kreş. 2. ücret veya maa şın ödenmesi gecikmiş kısmı. f. çocuk ve bebekler için ücretli bak ımevi. mihver. k ıs. 2. B. k. açalya. k ısa kuyruklu piyano. çocuk bak ıcısı. bebek gibi. melemek. b BA baa babble babbler babe baboon baby baby blue baby bottle baby carriage/buggy baby farm baby grand baby sitter baby tooth babyhood babyish baby-sit baby-sitter baccara baccarat bachelor Bachelor of Arts degree Bachelor of Science degree bacillus back back and forth back and forth back country back down back number back number back out back pay back scratcher back seat back street i. arka sokak. i. taşra. 1. yavru. i.

istenilenin aksi olmak. k. geri tepmek. 1. birikmiş iş. bakterisit. ileri geri. dili yasad ışı. elin tersi öne gelecek şekilde yapılan vuruş.romatizmas bilg. f. tersine. (back. destekçi.. ı. lumbago. anat.. i. elinin tersiyle.. i.slid/back. i. bilg. tuzlanmış/tütsülenmiş domuz böğrü/sırtı. 1.back talk back to back back up backache backbit backbite backbitten backbone backbreaking backcomb backdoor backer backfire backgammon background backhand backhanded compliment backing backlash backlog backpack backpacker backpedal backrest backside backslid backslidden backslide backspace backstage backstitch backstroke backtrack backup backup copy backward backward backwardness backwards backwards and forwards backwards and forwards backyard bacon bacterial bactericide bacteriological bacteriological warfare küstahça kar şılık verme. kompliman gibi(vuru gözüken ele söz. i. f.gücü. arka taraf. arka plan. k. bak. 1. s. i. desteklemek. maneviyat. dili caymak. 3. backward 2. i. 1. taraftar. bel f. (back. geri sürmek. i. 2. 2. s. i.slid. bir kimsenin geçmi şteki görgü. bak. i. letters. i. 3. arkalık. i. geç kavrayan. O birikmi ı. i. bakteriyolojik. arka arkaya.den) (iyi yoldayken) kötü yola sapmak. geriye do ğru. zemin. f. ileri geri. 4. iğneardı dikiş. f. geri tepme. k. geri gitmek. en önemli destek. arka çıkmak. müz. beyk ın.. i. (daktiloda/bilgisayarda) geri gitmek. çok yorucu. (motorun ate şi) geri tepmek. f. back. elin tersi öne gelecek şkompliman ekilde yapılan ş v. evin arkas ındaki bahçe. bak. temel. back. i. kulis. i. 3. sırt çantas i. e şlik eden. belkemi ği. f.ten) arkas ından çekiştirmek/kötülemek. backbite. destek. 2. 2. yedek kopya. yürek ıcı. geri geri. 1. tornistan etmek. (saçları) tersine taramak. 2.. bak. geri kalm ış. yedek. geri kalm ışlık.. i. iğneardı dikiş yapmak. geç kavrama. f. 2. olup olmadığı belli olmayan ştiri. makat. f. yıprat f. backbite. . z. s ırt sırta. (kan ıtla) desteklemek. i. belkemiği.). yığılmış iş: You should work on that backlog of unanswered ş mektuplar ı cevaplamaya bakmalısın. gerilik. z. çevre ve tahsili. bakteriyolojik sava ş. f. pedalı geri çevirmek. 2. s. 1. (siyasal/toplumsal bir geli şmeye karşı) güçlü tepki. omurga. 1. 2. backslide. 2. omzunda sırt çantasıyla gezmek.bit. sırtüstü yüzme. s. i. i. s. tavla. s. geriye do ğru yapılan. bak. geldiği yoldan geri dönmek. z.slid. arka. f. i. fon. perde arkas ı. s. dili k ıç. omzunda s ırt çantasıyla gezen kimse. f. arka bahçe. backslide. yedek. bakteriye ait. 1. yedeklemek.b. sırt ağrısı. 1. karakter kuvveti.bit. 2. 1.

Bahamalı./s. --ging) 1. kapan yemi. müz. f. (worse. 2. porsuk. bac. 2. Takım fena halde yenildi. çanta. ı. kabartma tozu. i. kese. olta yemi.b. alınamayan alacak. Bahama. 2. nişan. kesekâ ğıdı. 2. i. bozulmu ş (yiyecek). fırıncı. çoğ. (bir) pişim. 2. furgon. başının etini yemek. bakteri.. dili kötülemek. 3. torba. f. (--ged. yolcu e şyası. yemlemek.a (bäktîr´iyı) i. s. 1. i.b. bakteriyoloji. 1. fırında patates. şanssızlık. pastane. i. i. ters. huysuz. kâhya. f.. on üç.ri. 2. torba gibi sarkan. emanet.te. şapşal duran (pantolon). 1. huk. uzmanlık alanı. Bahreyn. s. Onlar birbirine dü şman. Bahama Adaları´na özgü. 1. f. k. zool. i. evde yapılmış kek. Bahreyn´e özgü. 1. i. f. s. torbalamak. 1. ekmekçi. 2. Bahamalı. i. 1. için i. Bahreynli. şaşırtmak.. i. out (tekneye) tekneye girenederek suyu kova. rozet. icra memuru. fırın. s. kötü. hoş olmayan. bak. bagaj. i. out bailiff bailiwick bait bake bake sale baked beans baked potato baker baker´s dozen bakery baking baking powder i. gayda. tulum. bozuk. O f. bütün eşyasçuvala tüm eşyasını bir torbada taşıyıp sokaklarda yaşayan kadın. s. maşrapa v.i. fena bir şekilde: The team was badly beaten. ünlem Tu! s. şüpheli alacak. pasta gibi şeylerin satışı. i. yetki alanı. ekmek f ırını. hiç rahat b ırakmamak. birine kefalet tahliyesini sa ğv. kötü. kefaletle tahliye edilme. s. i. vahim. fena halde. ıyla. bakteriye ait.t. sözlerle eziyet etmek. z. eldeki imkânlar. 2. aksi. bid. koymak. worst) 1. 2. f. bakteriyolog. yük vagonu. s. i. Bahama Adalar ı´na özgü. 2. 1. şaşırtıcı. ma şrapa lamak.o. 2. fırında pişirilmiş kuru fasulye. 2. 1. çok: That child badly needs a new pair of shoes. heybe. i. hasta/sakat 4. Bahreyn. fırında pişirmek.. 1. k. ahlaks ız. kefalet. çuval. kullanılan) kova.. (av ı) yakalamak.o. aldatıcı. 6. i. 1. f. kurabiye. ciddi. i. f. Bahreynli. (san ığın tahliye edilmesi için verilmesi gereken) teminat akçesi. out bail s. kötü. engel olmak. dili birini/bir şeyi (zor bir durumdan) kurtarmak. 5. fırında pişirme. hatal There bad blood between them. bir sürü yalan dolan. 2. (tekneye giren suyu bo şaltmak ile boşaltmak. is niteliksiz. . kumpir.bacteriologist bacteriology bacterium bad bad blood bad debt bad debt bad luck bade badge badger badly bad-mouth bad-tempered baffle baffling bag bag and baggage bag lady bag of tricks baggage baggage car baggage room baggy bagpipe bah Bahama Bahamas Bahamian Bahrain Bahraini bail bail bail s. Bahama.

1. yumak: a ball of yarn bir yumak iplik. bale. balerin. bail 2. rayiha. bilye. s. 1... roket. 1. 2. d. 1. f. uğursuz. 2. 2. safra. k. f. patırtı. oğulotu. tükenmez kalem. balo. balkon. i..baking soda baking soda baksheesh balance balance a tire balance of a debt balance of payments balance of power balance of trade balance sheet balanced balcony bald bald-faced baldness bale bale baleful balk balky ball ball ball and chain ball bearing ball cock ball of the foot ballad ballast ballerina ballet ballet dancer ballistic ballistic curve ballistic missile ballistics balloon balloon tire ballot ballot box ballpark ball-point ball-point pen ballroom balls ballsy ballyhoo balm karbonat. ithalat ve ihracat aras ındaki değer farkı. tükenmez. i. 3. İng. şamandıra ile işleyen kapama valfı. dans salonu. bilanço. kabartma tozu. k. bilanço. 2.. i. dengeli. husyeler. dazlak. ilaç olarak kullan ılan birkaç çeşit yağ. gürültü. ağrı veya sızıyı dindiren . meşum. sade. ayak parmaklar ının kökü. i. s. dengeli olmak. balad. 3. 2. mak. bir topak hamur. balast. göt. argo 1. bakiye. i. balon gibi şişmek. ğin balans ayarını yapmak. s. 3. melisa. 4. bahşiş. 1. ask. 2. i. yalın. i. tüysüz. i. s. 1. dansör. balya. sodyum bikarbonat. inat eden (hayvan). dazlaklık. 2. türkü. up k. denklem. balyalamak. balistik e ğrisi. bot. balistik. 5. İng. i. i. dili 1.amata. i. i. f. denge. zırva. k ılsız. cesaret. ş velvele. ödemeler dengesi. i. 2. top. balistik. i. balo salonu. 3. 2.. atış bilimi. sodyum bikarbonat. güzel koku. balerin. ta şaklar. barefaced. 2. topak: a ball of dough i. yürümemekte direnmek. dili (bir şeyin) içine etmek. (uluslararas ı ilişkilerde) kuvvetler dengesi. f. balon lastik. lasti borç bakiyesi. s. ticaret dengesi. taşak. i. s. oy pusulas ı.. dili i. terazi.y. i. s. f. kokulu merhem. heyecanlı ve şamatalı propaganda/reklam. yürümemekte direnen. bak. balon. 3. küre. i.. 5. saçma. dengelemek. fasa fiso. 1. oy sandığı. tükenmez kalem. pranga. argo baya ğı cesur: She´s one ballsy female! Amma taşaklı karı yahu! i. bale trupu. bir engel kar şısında duraklamak. pelesenk. bak. i. 4. den. 1.

2. i. gürültü. banal söz. i. banka.okumak: ına You can use my car. şerit testere. sürgün. bayağı. Band-aid. pat ırtı.´ne ait) k ıyı. yumu şak ve ılık (hava). i. i. bando şefi. tırabzan. gürültülü birdare şekilde sansasyon. i. bir banka taraf ından diğer bir banka üzerine çekilen poliçe. sürmek. f. i. s. yığılmak. i. çarliston biber. (bir fikri) ortaya atmak. doland ırmak. 2. sevinç. tırabzan küpeştesi. k. s. i. f. sargı. plaster. 3. çemberlemek. (set gibi duran. sargı. s. s ıradanlık. i. s. şerit. i. 2. s. pelesenk. yanları hafif meyilli/dik) toprak kümesi.. dili geçici: a band-aid solution geçici bir çözüm. 2. f. zararlı. i. uzakla ştırmak. bant. i. 1. 1. korkuluk. banal. 1. muz cumhuriyeti. s. kötü. . 2. perçem. banal şey. olay. aldatmak. bambu. 1. k ırkma. bir cins salam. 2.balmy baloney balsam Baltic balustrade bamboo bamboozle ban banal banality banana banana pepper banana republic band band band saw band together bandage Band-aid band-aid bandit banditry bandmaster bandstand bandwagon bandy bandy about bandy words with bandy-legged bane baneful bang bang up banger Bangladesh Bangladeshi bangs banish banishment banister bank bank bank account bank bill bank discount bank holiday bank note s. banknot. z ırva. i. (bir sözü) çok iyi biliyormu ş gibi kullanmak.. kurdele. açık havada çalan müzik topluluklarına özgü ve çoğu zaman üstü kapalı platform. şaşırtmak. 2. haydutluk. menetmek. kayış. i. kemer. çarp i. f.kümesi. tak ım. kâkül. 4. Bangladeşli. f. dili sosis. 3. fasa fiso. bak. çarliston. 1. 1. cumartesi ve pazar günleri dışındaki resmi tatil. be bandied about ağızdan ağıza ile at şmak. i. ama canına okuyayım deme! i. ı kullanabilirsin. yasak. --ning) yasaklamak. bant. (bulut) ırmak. i. 1. (nehir. söylenmek. y ığmak. Banglade şli. k. patlama. bir araya toplamak. tırabzan. banallik. dola ık bacakl ı. bağlamak. but don´t you mahvetmek. 2. Çat!/Bom! 2. bir tahtası eksik. bankaya (para) 3. 2. Bangladeş´e özgü. i. zümre. (--ned. müz. ile ağız kavgası yapmak. bando. kenar. canf.. (bir haberi) ışmak. s ıradan. birleştirmek. yara band ı.b. heyecan. i. bir senedin banka tarafından kırılması. İng. 1. 2. i. i. dili 1. 2. kovmak. uzun çizgi. haydut. kolan. dili saçma. muz. f. kâ ğıt para. birleşmek. k.yaymak. bir araya toplanmak. i. k. göl. banka ıskontosu. (yarayı) sarmak. 1. Bangladeş. v. f. i. şiddetle çarpmak/kapanmak. i. banknot. 3. 1. dili kaçık. 1... f. yat banka hesab ı. Baltık. i. İng. Banglade ş. bang it up! Arabam k.. i. e şkıya. sürgüne göndermek.

huk. para getiren. Barbados.. 3. i. batırmak. s. bear 2. s. s. 1. 2. 4. müz. i. i. kanca. i. baptize.. z. i. eski. medeniyetsiz. s. şakalaşmak. iğneli (söz). Desteklerine bel ba ğlad haddi.. takılma. ölçü çizgisi. 1. f. (--red. dikenli. ziyafet. i. s. çubuk. z. aletsiz. berber dükkân ı. bar (içki içilen yer). barbarca. kızartılan et. baro. man şet. çoraps ız. ancak. faiz banka ıskonto banka kasas ı. tıraş etmek. istisnaskum sabun kalıbı. i. (hayvan) dişlerini göstermek. z. batkın. s. 1.. halter. berber. i. ozan. i. hesap cüzdanı. apaç ık. takılmak. etin bu şekilde s. banka cüzdan ı. engel. sancak. Düpedüz yalan bu. eldivensiz. vah şi. oranı. ayr ıksız. iflas ettirmek. --ring) 1. 3. resmi ziyafet. şakalaşma. güçbela. i. i. açmak. s. i. 1. çıplak bacaklı. Barbados´a özgü. İng. i. f. soymak. i.. . ç ıplak. vaftiz etmek. 2. f. s. f. Barbados. 2. müflis. bankac ılık. (bankan ın çıkardığı) kredi kartı. i. berber. k. 3. ancak yetecek kadar. i. dili kâr getiren. i. 2. barbar. silahs ız. yalınayak. dikenli tel. z. i. barbekü. 2. batk ı. (gelecek bir tarihe ait) evlenme ilan ı. vah şi. vahşet. 1. saz şairi. s. (et k ızartmak için dışarda kullanılan) ızgara. 1. bankac ı. Barbadoslu. f. 2. ık. sürgülemek.. i.. 2. Barbadoslu.bank on bank rate bank vault bankable bankbook bankcard banker banking bankrupt bankruptcy banner banns banquet banter baptise baptism baptize bar bar none bar of soap barb Barbadian Barbados barbarian barbaric barbarism barbarity barbarous barbecue barbed barbed wire barbell barber barbershop bard bare bare bare its teeth bare living bareback barefaced barefoot barefooted barehanded bareheaded barelegged barely -e bel ba ğlamak. 1. gazet. barefoot. 2. i. -e güvenmek: We are banking on their support. iflas etmiş. başı açık. barbar. 6. iflas. üstüne ı bir kancal sos dökülerek ızgarada baharatl ı. bayrak. bak. s. i. f. i ğneleyici söz. alem. ız. barbarlık. 2. s. z. f. çengel. i. s. f.. su içindeki seti. düpedüz: That´s a barefaced lie. i. vaftiz. k ıt kanaat geçinme. 5. vah şi.. bak. 1. bak. s ırık.

barf bargain barge barge in bark bark bark up the wrong tree barkeep barkeeper barley barmaid barman barmy barn barnstorm barnyard barnyard fowl barometer baron baroness baroque barracks barrage barred barrel barrel organ barrel vault barren barrette barricade barrier barrister barroom barrow bartender barter base base base of operations base s.t. on baseball baseboard baseless basement baseness bash bashful

f., argo kusmak. i. kusmuk. i. 1. iş anlaşması. 2. kelepir. f. 1. pazarlık etmek. 2. for/on -i ummak, -i beklemek: i. mavna. I hadn´t bargained on that. Öyle bir şey beklememiştim. burnunu sokmak, işe karışmak. i. havlama. f. havlamak. i. kabuk; a ğaç kabuğu. k. dili yanlış kapı çalmak. i., bak. barkeeper. i. barmen. i. arpa. i. barın tezgâhında çalışan kadın, barmeyd. çoğ. bar.men (bar´mîn) i. barmen. s., İng. kafadan kontak, kafası bir hoş, çatlak. i. ahır, çiftlik ambarı. f., k. dili ta şrada temsil vermek. i. çiftlik ambar ı yanındaki avlu. kümes hayvan ı. i. barometre. i. 1. baron. 2. çok zengin i şadamı, kral: an oil baron petrol kralı. i. barones. s. 1. barok. 2. şatafatlı, çok süslü. i. k ışla. i., ask. yo ğun yaylım ateşi, baraj ateşi. s. 1. parmaklıkla kapalı. 2. yasaklanmış. i. fıçı. laterna. mim. be şiktonoz. s. k ısır; meyvesiz; kıraç, verimsiz. i. saç tokas ı. i. barikat. f. barikat yapmak: They barricaded the street. Sokakta barikat ılar. yapt i. (çit, duvar, korkuluk gibi) engel; bariyer. i., İng. en yüksek mahkemelerde dava görebilen avukat. i. bar. i., İng. 1. işportacı arabası. 2. el arabası. i. barmen. f. değiş tokuş etmek, takas yapmak, trampa etmek. i. değiş tokuş, takas, trampa. i. 1. temel, esas. 2. ask. üs. 3. kim. baz. s. alçak, adi, rezil. harekât üssü. bir şeyi -e dayandırmak. i. beysbol. i. süpürgelik. s. asılsız, temelsiz. i. bodrum katı, bodrum. i. alçaklık; alçakça bir davranış. f. kuvvetle vurmak, h ızla vurmak. i. 1. hızlı vuruş; kuvvetli darbe. 2. k. dili ş atafatl ı parti. s. utangaç, s ıkılgan, çekingen.

BASIC basic basically basil basin basis bask basket basketball bass bass bass clef basswood bastard bastardise bastardize baste bastion bat bat batch bated bath bath chair bath towel bathe bathhouse bathing bathing suit bathrobe bathroom bathroom fixtures bathtub baton battalion batten batter batter batter batter s.t. down batter s.t. in battered battery battery-operated batting battle battle cry

k ıs. Beginner´s All-purpose Symbolic Instruction Code bilg. BASIC (bir programlama dili).2. kim. bazal. s. 1. esas, temel. z. aslında, esasında. i., bot. fesle ğen. i. 1. leğen. 2. havuz. 3. havza. çoğ. ba.ses (bey´siz) i. 1. temel. 2. kaynak. 3. ana ilke. f. güneşlenmek, tatlı bir sıcaklığın karşısında uzanmak. i. 1. sepet; küfe; zembil. 2. spor say ı, basket. i. 1. basketbol, sepettopu. 2. basketbol topu. i., zool. levrek, hani. i., mus. basso, bas. fa anahtar ı. i. ıhlamur ağacı. i. 1. piç, gayrime şru çocuk. 2. alçak herif, it. f., İng., bak. bastardize. f. alçaltmak; de ğerini düşürmek. f. 1. teyellemek. 2. (kurumamas ı için) (pişen etin üstüne) sıvı dökmek/sürmek. i. kale burcu; tabya. i., spor (beysbol, kriket v.b.´nde) sopa. f. (--ted, --ting) 1. spor sopayla topa vurmak. 2. (göz) k ırpmak. i. yarasa. i. 1. bir pişimde pişirilenler. 2. takım; grup; parti: a batch of books bir parti kitap. s. i. 1. banyo. 2. hamam; kapl ıca. 3. film banyosu. f., İng. yıkamak; ıkanmak. yng. İ (üstü bazen kapalı) tekerlekli sandalye. banyo havlusu. f. 1. yıkamak, banyo etmek; yıkanmak, banyo yapmak. 2. ıslatmak; suya ırmak. bat i. 1. (plaj, göl v.b. kenar ında) kabinli bina. 2. (halka açık) banyo/hamam. i. 1. banyo yapma, yıkanma. 2. deniz banyosu, yüzme. mayo. i. bornoz. i. 1. banyo. 2. tuvalet. banyoya ait sabit e şya. i. banyo küveti. i. değnek. i., ask. tabur. i. ince tahta parças ı, tiriz. f. sert darbelerle vurmak; h ırpalamak; dövmek. i. sulu hamur. i., spor sopayla vuran oyuncu. (yerle bir etmek için) bir şeye vurmak. (delmek/çökertmek için) bir şeye vurmak; bir şeye vurup delmek; bir şeye vurup çökertmek. ı çıkmış, ezilmiş. 2. dövülmüş (kimse). s. 1. hurdas i. 1. elek. pil; akümülatör, akü. 2. ask. batarya. 3. huk. dövme, dayak. 4. dizi, seri, tak ım. s. pilli. i. tabaka halinde pamuk. i. 1. muharebe; meydan sava şı. 2. mücadele, büyük uğraş. f. 1. şmak, dövü mek. 2. mücadele etmek, çok uğra şmak. sava ş naras ı. ş 2. herhangi bir kampanyada kullan ılan slogan. 1. sava

battle fatigue battle royal battle-ax battlefield battleground battleship batty bauble baulk bauxite bawdily bawdiness bawdy bawl bawl out bay bay bay bay leaf bay tree bay window bayberry bayonet bayou bazaar BB BB gun BBC BC be BE be vexed with s.o. be (caught) between a rock and a hard place. be ... shy be a bad judge of be a basket case be a big deal be a byword for be a disgrace to be a good judge of be a hard worker be a match for be a nervous wreck be a nuisance to be a part and parcel of be a past master at be a physical wreck

savaş görmüş kimselerde görülen ruhsal çöküntü. 1. (birkaç kişi arasındaki) büyük dövüş. 2. büyük kavga, büyük şa. münaka i. 1. cenk baltas ı, teber. 2. argo huysuz kocakarı. i. savaş alanı. i., bak. battlefield. i. savaş gemisi, zırhlı. s., argo çatlak, kaç ık. i. gösterişli süs, gösterişli fakat kullanışsız şey. f., bak. balk. i. boksit. z. açık saçık bir şekilde. i. açık saçık oluş. s. açık saçık, müstehcen. f. 1. bağırmak. 2. yüksek sesle ağlamak. argo azarlamak, ha şlamak, paylamak. i. koy, küçük körfez. i. uluma. f. ulumak. i., bot. defne, defne a ğacı. defne yapra ğı. bot. defne a ğacı. 1. cumba. 2. k. dili göbek, ya ğ bağlamış karın. i., bot. muma ğacı. i. süngü. i. bir nehir veya gölün batakl ıklı kolu veya çıkış noktası. i. pazar, çar şı; kermes. i. hava tüfe ğinin saçması. hava tüfe ği. k ıs. British Broadcasting Corporation BBC, B.B.C. (İngiliz RadyoTelevizyon Kurumu). ıs. before Christ M.Ö. (milattan önce), İ.Ö. (İsa´dan önce). k f. (--en, --ing) (kurald ışı çekimleri: şimdiki zaman I am; he/she/it is; we/you/they are; eski thou art. geçmi ş zaman I/he/she/it was; eski thou k ıs. bill of exchange. birine k ızmak. k. dili iki ate ş arasında kalmak; iki arada kalmak; iki cami arasında kalmış beynamaza dönmek; iki arada bir derede ği olmak:kalmak. We´re only twenty dollars shy (birinin) (belirli bir miktarda) eksi of a million. Bir milyona varabilmek için yaln ızca yirmi dolar eksiğimiz var. -den anlamamak. k. dili 1. berbat bir halde olmak. 2. ambale olmak, do ğru dürüst şünemez haldeolmak. olmak. düdili k. çok önemli mec. ile e şanlamlı olmak. -in yüzkaras ı olmak. -den anlamak, -in ne oldu ğunu bilmek. çok çalışkan olmak. (birinin) dengi olmak. k. dili sinirleri bozulmu ş olmak. -in başının belası olmak. (bir şeyin) önemli bir öğesi olmak: These words are now part and parcel of the language. sözcükler (bir konuda) çok Bu usta olmak. art ık dilin önemli bir parçası oldu. sağlığı bozulmuş olmak.

be a picture of health be a be a be a be a be a

turp gibi olmak.

yenilince k ızıp küsmek. poor loser shadow of one´s former self 1. (biri) epeyce çökmü ş olmak. 2. (biri) epeyce çaptan düşmüş olmak. 3. eski halinden dü şmüş olmak. ısı çok olmak. -in yabanc stranger to ... konusu olmak: She was a subject of gossip throughout the village. subject of/for Köydeki dedikodu konusu idi. artık geçmi şe ait bir şey olmak. (bir şey)herkesin thing of the past k. dili (bir konuda) çok becerikli olmak, (bir i şin) ustası olmak. 1. -e iğrenç gelmek. 2. -e son derece ters/ayk ırı gelmek. 1. (kötü bir şey) kol gezmek: Smallpox was about in the town. Şehirde çiçek geziyordu. 2.olmak. ayakta olmak: That morning she was about at the üzerekol olmak; me şgul bir şey yapmak, bir şeyle meşgul olmak: What are you about? Sen ne ıyorsun? You´veIbeen long enough about it! Amma uzun sürdü! yap dan ç ıkmak He -mek üzere olmak: was about to go out the door. Kap ı üzereydim. I knew by heart the poems about to be read. O s ırada ştirilemez olmak. ele -den şüphe edilemez olmak: He´s above suspicion; he couldn´t have been there when it happened. Ondan şüphe edilemez; olay sırasında şüpheden uzak olmak. her türlü 1. yurtdışında olmak. 2. artık sır olmaktan çıkmış olmak: How´d it get abroad that I was here? Burada bulundu ğum nasıl keşfedildi? 3. ev dışına eye) vermi ş olmak. tüm dikkatini (bir ş -de bol/çok olmak: The forest was abundant in game. Ormanda av ı çoktu. hayvan -e uygun olmak; ile uyumlu olmak. -e alışkın olmak. 1. ile tan ışmak, -i tanımak. 2. -i bilmek, -e aşina olmak. (of) (-den) beraat etmek, temize ç ıkmak. (bir şeyin) bağımlısı/tiryakisi olmak. ak ıntıyla sürüklenmek. z. Tavsiyeleri pekiştirmek için kullanılır: Great caution is advisable. Son derece dikkat edilmeli. olmak. -e bağlı -den mustarip olmak. 1. su üstünde yüzmek. 2. (mali aç ıdan) ayakta kalmak, zarar etmemek: The (-den) firm is korkmak. afloat. Şirket masrafını çıkarıyor. 3. (söylenti) dolaşmak: (of) kendi gölgesinden korkmak. peşinde olmak. (birine) yabanc ı gelmek. -in fark ında olmak. kaynamak, çok miktarda bulunmak. -den dolayı çok üzgün olmak. kulak kesilmek, dikkatle dinlemek. gözünü dört açmak. -i candan desteklemek, -e taraftar olmak. k. dili pestili ç ıkmak; çok yorgun olmak. çok heyecanlı olmak; endişe içinde olmak. 1. iyi olmak, zarara u ğramamış olmak: Are you all right? İyi misin? 2. iyi ı fena ğil. 3. uygun olmak, fena olmamak: His grades are all right. Notlar gelince beceriksiz olmak. 2. atde (belirli bir k. dili 1. elleriyle iş yapmaya konuda) beceriksiz olmak. k. dili çok yan ılmak. k. dili 1. tamamen yanl ış olmak. 2. yanılmak, yanılgıya düşmek. gelmek. k. dili (iş için değil) eğlenmek/vakit geçirmek için (hazır) bulunmak. gerektiği gibi olmamak.

be a whiz at be abhorrent to be about be about be about s.t. be about to be above reproach be above suspicion be above suspicion be abroad be absorbed in be abundant in be accordant with be accustomed to be acquainted with be acquitted be addicted to be adrift be advisable be affiliated with be afflicted with be afloat be afraid be afraid of one´s own shadow be after be alien to be alive to be alive with be all broken up over be all ears be all eyes be all for be all in be all keyed up be all right be all thumbs be all wet be all wet be along be along for the ride be amiss

be an old hand at be anathema to be angry about be angry at be angry with s.o. be annoyed with be answerable for s.t. be answerable to s.o. be anxious about be anxious for s.o. to be anxious to be as good as one´s bond be as good as one´s word be as good as one´s word/promise be as thick as thieves be ashamed be asleep be assailed with doubts be assassinated be associated with be astonished at be at be at a disadvantage be at a loss for words be at a loss for words be at a low ebb be at a standstill be at bay be at cross purposes be at daggers drawn be at fault be at hand be at loggerheads be at loose ends be at loose ends be at odds be at one´s back be at one´s best be at one´s elbow be at one´s wit´s end be at one´s wits´/wit´s end be at rest be at risk be at s.o.´s beck and call be at s.o.´s disposal be at s.o.´s disposition be at s.o.´s service

(bir konuda) baya ğı tecrübeli olmak. ... taraf ından nefret edilen biri olmak: She was anathema to the leftwingers. Solcular ondan nefret ettiler. -e sinir olmak. -e k ızgın olmak, -e kızmak. birine gücenmiş olmak. (birine) k ızgın olmak. bir şeyden sorumlu olmak. birine karşı sorumlu olmak. -i merak etmek. (birinin bir şeyi yapmasını) çok istemek. k. dili -i çok istemek. son derece güvenilir olmak. sözünü tutmak, sözünü yerine getirmek. sözünü tutmak, sözünde durmak, sözünü yerine getirmek. k. dili s ıkı fıkı olmak, canciğer kuzu sarması olmak. utanmak. uyumak. kuşkular içinde olmak. suikasta u ğramak, suikasta kurban gitmek. ile ilişkisi olmak; ile ilgisi olmak. -e hayret etmek. -de bulunmak, -de olmak. dezavantajlı olmak. ne diyece ğini şaşırmak/bilememek. ne diyece ğini şaşırmak, söyleyecek söz bulamamak. 1. (birinin) morali bozuk olmak. 2. çok azalm ış olmak. durmak, durmu ş vaziyette olmak; kesilmek, kesilmiş vaziyette olmak. çok zor bir durumda olmak. -in amaçlar ı birbirine ters düşmek/birbiriyle çelişmek. kanlı bıçaklı olmak. kabahatli olmak. el altında olmak; yakında olmak. (with) (ile) ihtilafa dü şmüş olmak. k. dili 1. me şgul olmamak, boş olmak. 2. boşta gezmek. serbest olmak, (birinin) bir i şi olmamak. 1. (birilerinin) aralar ı açık olmak. 2. with -e aykırı olmak. bir kimseye arka ç ıkmak. en iyi durumda olmak, formunda olmak. yanı başında olmak, yanında olmak. ne yapaca ğını bilmemek, şaşırmak. k. dili ne yapaca ğını şaşırmak. hareketsiz olmak, hareket etmemek. tehlikede olmak. her an birinin emrinde olmak. birinin emrinde olmak: While I´m away my house is at your disposal. Ben yokken evim emrinizde. birinin emrine amade olmak. birinin hizmetinde olmak.

be at sea be at the end of one´s rope be at the end of one´s tether be at the end of one´s tether be at the mercy of be at the point of death be at variance with be at war be at work be averse to be avid for be awake to be aware of be awash be bad for be bad news be badly off be baffled be bang on be based on be behind the eight ball be behind the times be beneath s.o. be bent on/upon be bent out of shape be beset by/with be beside the point be beside the point/question be besotted with be better off be beyond belief be beyond dispute be beyond one´s ken be beyond s.o.´s grasp

1. denizde olmak; (aç ık denizde seyreden) gemide olmak. 2. k. dili şçaresiz aşkına dönmü ş olmak. kalmak. son kozunu oynam ış olmak. k. dili çok zor bir durumda olmak, ne yapaca ğını şaşırmış olmak. -in insafına kalmış olmak. ölmek üzere olmak. 1. ile uyu şmamak, ile araları bozuk olmak. 2. -e ters düşmek, ile şmek. çeli ş halinde olmak. sava işte olmak, iş başında olmak. 1. -den ho şlanmamak: He is averse to hard work. Çok çalışmaktan şlanm yor. 2. -e kar şı olmak: were olmak. averse to our plan. Planımıza ho şeyi ıelde etmek için) çok hıThey rslı/arzulu (bir -in fark ında olmak. -in fark ında olmak; -den haberdar olmak. 1. suyla kaplı olmak, sular altında olmak. 2. (bir şey) su içinde yüzmek. 3. with ile dolu olmak; bol miktarda bulunmak. ı olmak. -e zararl k. dili hiç iyi biri/bir şey olmamak. k. dili fakir/yoksul olmak. şaşırmak.

İng., k. dili tam isabet etmek, taşı gediğine koymak.
-e dayanmak. argo zor/mü şkül bir durumda olmak. çağın gerisinde kalmak. birine yak ışmamak, birinin tenezzül etmeyeceği bir şey olmak: That´s maz. beneath you. O sana yakşış ına koymu olmak. -i kafas ına/akl k. dili küplere binmek, ç ıldırmak. 1. -in (olumsuz yönleri) çok olmak: This project´s beset with problems. Bu proje problemlerle dolu. 2. ş -i kaplamak, ey olmak. -i istila etmek: I was suddenly konuyla ilgisi olmayan bir -in (konu şulan şeyle) hiç ilgisi olmamak: That´s beside the point. Onun ı kap yok. alakas İng. -e ılmak, ... sevdasına kapılmak, kendini -e kaptırmak. daha iyi durumda olmak. inanılması mümkün olmamak, inanılmaz olmak. tartışma götürmemek. (birinin) hiç bilmediği bir şey olmak. 1. birinin kavrayışının dışında olmak. 2. birinin elinden kurtulmuş olmak: ık onlara dokunamaz. 3. birinin elde They´re beyond his grasp now. Obir artş ey olmamak. hiç kabul olunacak/onaylanacak

be beyond the pale be beyond/without a shadow of a zerre kadar şüphe kalmamak. doubt 1. -in program ı dolu olmak. 2. -in tüm yerleri dolu/rezerve olmak. be booked up k. dili s ıkıntıdan patlamak/çatlamak. be bored stiff be born with a silver spoon in k. dili zengin bir ailenin çocu ğu olmak. one´s mouth -mesi kesin gibi/kesin olmak: He´s bound to win. Kazanmas ı kesin gibi. be bound to paramparça olmak. be broken to smithereens yangın yüzünden sokakta kalmak. be burned/burnt out be cast adrift be caught short be centrally located be chary of be close to

ak ıntıya bırakılmak. 1. paras ı çıkışmamak. 2. of yanında yeterli miktarda (bir şey) olmamak. İng. sık ışmak, aptesi gelmek. 3. şehrin merkezinde bulunmak. merkezi bir yerde olmak, (bir konuda) son derece ihtiyatl ı davranmak/dikkatli olmak: Be chary of ızı 2. o ş-in irkete rmadan investing your money in that company. Paran olmak. yakyat ını ıolmak. 1. (belirli bir zaman veya yerde) -e yak ın

be closeted with be cognizant of be comparable be composed of be concerned about be conditioned by be conducive to be congenial be conscious of be consoled be contrary to be convulsed with laughter be crazy about be cross with be cursed be damaged in shipment be delayed be delighted with be desirous of be destined be destined for be disdainful of s.t. be disenchanted with be disgusted with be disposed to be done for be doomed to be down in the dumps be down on be down to the wire be dressed in tatters be dressed up fit to kill be due be enamored of be encased in be enchanted by/with be encrusted with be encumbered with be endowed with be engrossed in be enmeshed in be enshrined in be entitled to be equal to be equivalent to be exempt be expecting

görüşme amacıyla (birisi) ile odaya kapanmak. -den haberdar olmak, -in fark ında olmak, -i bilmek. 1. to -e benzemek. 2. with ile kar şılaştırılabilir olmak. -den olu şmak, -den ibaret olmak. -den kayg ılanmak, -den endişe duymak, -i merak etmek. (bir şey) (başka bir şeye) bağlı olmak: Your spending capacity is ın gelir ına conditioned by the size of your income. Harcamalar etmek/sevketmek, -e müsait olmak: This ismiktar a place that´s insanı -e davet ş üncelere dalabilir. conducive reflection. Burada insanolmak. derin dü gelmek. 2. with -e uygun 1. to -e ho şto -in fark ında olmak, -i bilmek. avunmak. -e zıt olmak, -e ters düşmek. gülmekten katılmak. -e bayılmak. -e dargın olmak. lanetli olmak. (mal) yoldayken hasar görmek. gecikmek, geç kalmak. -e çok sevinmek. -i arzu etmek, -e can atmak. for/to talih taraf ından bir şeye yöneltilmek: He was destined for greatness. Kader onu büyük bir adam yöneltti. He was destined ğru) yol almak/gitmek; (bir olmaya yere doğ ru) gidecek olmak: The to (bir yere do ğ ru yol al ı yordu. ship was destined for China. Gemi Çin´e do bir şeyi hor görmek. gözünden dü şmek: I´m disenchanted with him. O, gözümden düştü. -den bıkmak. ... eğiliminde olmak. k. dili 1. mahvolmak; belaya çatmak. 2. pestili ç ıkmak, canı çıkmak. (kötü bir şeye) mahkûm olmak. çok neşesiz olmak, canı sıkkın olmak. -e karşı olmak. k. dili (bir şeyi yapmak için tanınan mühlet) bitmek üzere olmak; (bir işin) mşı ış y olmak: down to the wire. Bu işin sonuna sonuna ırtık pıWe´re rtık olmak, yırt ık pırt ık giysiler içinde olmak. (birinin)yakla üstü ş ba iki dirhem bir çekirdek olmak, çok süslenmi ş olmak. 1. to -den kaynaklanmak/ileri gelmek, -e borçlu olmak. 2. -in verilmesi/ödenmesi gerekmek/laz ım olmak: When is this note due? Bu -e âşık olmak. ile kaplı olmak; ile örtülü olmak. -e bayılmak, -i çok sevmek: She is enchanted with her new house. Yeni ılıyor. evine bay ınca bir tabaka) ile kaplı olmak. 2. (mücevherler) ile süslü olmak. 1. (kal 1. ile yüklü olmak. 2. ile doldurulmu ş olmak. Allah (birine) (bir şeyi) vermek: He´s endowed with a good memory. Allah ona iyiıp bir haf ıza vermiş. gitmek. -e dal (olumsuz bir duruma) dü şmek: He was enmeshed in his own intrigues. ı çok ayağı na dolanm ıştıolmak: . Kendi entrikalar içinde sayg ın bir yeri It´s an expression that´s (bir şeyin)

ız dilinde çok saygın bir yeri enshrined French usage. O deyimin Frans ı olmak. 2. -i yapmaya yetkisi olmak. 1. -e hakkin (bir işin) üstesinden gelmek.
-e eşit olmak. i. 1. karşılık, eşit. 2. dilb. eşanlamlı sözcük, eşanlamlı. (from) -den muaf olmak. f. muaf tutmak. k. dili hamile olmak, gebe olmak.

be fagged out be familiar to be familiar with be famished be fascinated by/with be fast be few and far between be fluent in be flushed with be fond of be for the benefit of be found wanting be free of be free to be free with one´s advice be free with one´s money be from be frozen hard be fucked up be full of beans be given to be going strong be going to be good at be good enough to be good for be good/bad at figures be greedy for be green with envy be guilty of be halfway through be halfway to be hand in/and glove with be happy with be hard at hand be hard at it be hard by be hard hit by be hard of hearing be hard on be hard on the heels of be hard put to be hard put to be hard up be hard up for money be hell on be here to stay

çok yorgun olmak, tur şu gibi olmak. i., argo 1. sigara. 2. homoseksüel erkek, ibne, tekerlek. olmak. -e aşina -i iyi bilmek. çok ac ıkmış olmak. -e kendini kaptırmak. (saat) ileri gitmek/olmak. nadir rastlanmak; çok seyrek olmak. (bir dili) ak ıcı bir şekilde konuşmak. (bir şeyin) verdiği heyecanla dolu olmak. -i sevmek. -in yararına olmak: This concert´s for the benefit of Darüşşafaka. Bu şşafaka´nın yararına. konser Darü kusurlu bulunmak. 1. (birinden) kurtulmu ş olmak. 2. (bir yerden) çıkmış olmak. -ebilmek: She´s now free to marry. Art ık evlenebilir. You´re free to go. Gidebilirsiniz. sorulmadan ö ğüt vermek. paras ını cömertçe harcamak. -den gelmek, -li olmak. donup kaskatı olmak. 1. kafayı yemek, kafayı yemiş olmak; kafayı üşütmüş olmak. 2. (iş/işler) berbat olmak, rezil olmak. ı ve hevesli olmak. k. dili çok canlmahvolmak, (bir şey yapmak) itiyadında olmak. enerjik bir şekilde çalışmak. 1. Niyet gösterir: She´s going to register for that course. O ders için ınıbir yapt ıracak. 2. Zorunluluk gösterir: You are radios. going to get that job, kayd şeyi) iyi yapmak: He´s good at repairing Radyo tamirini (belirli iyi yapar. bir iyilik edip de (bir yard ımda bulunmak): Will you be good enough to ım eder help me? bir Bir süre iyilik için) edip dayanmak: de bana yard 1. (belirli That rug´smisiniz? good for another twenty

yirmi yıl daha dayanır. 2. (belirli bir işe) yaramak: It´s years. halı birolmak. ı iyi/kötü hesabO gözünü (bir şey) hırsı bürümek.
1. çok k ıskanmak, kıskançlıktan çatlamak. 2. gıpta etmek. -in suçlusu olmak, -den suçlu olmak. -in yarısını bitirmiş olmak. -e giden yolun yar ısında olmak: We were halfway to Alanya. Alanya´ya ısındayd ık. giden yolun yar ın ilişki içinde olmak. ile yak -den memnun olmak. kapıda olmak, kapıya dayanmış olmak. k. dili çok çalışmak. -in çok yak ınında olmak; -e çok yakın olmak. -in çok zarar ını görmek: We were hard hit by the cold weather in December. Aralık´taki soğuk bize çok zarar verdi. ağır işitmek/duymak. k. dili 1. (bir şeyi) hor kullanmak. 2. (bir şeyi) çabuk eskitmek/mahvetmek. 3. ndan gelmek. -in(birine) hemen sert ard ıdavranmak. (bir şeyi) zorla/çok zor yapmak: They were hard put to finish it on time. Onuşeyi) vaktinde bitirmeleri çok zor oldu.I was hard put to give her an zorlukla/güçlükle (yapmak): (bir answer. Ona zor cevap verdim. k. dili (birinin) pek paras ı olmamak, (biri) züğürt olmak. para s ıkıntısı çekmek. -i hor kullanmak, -i hoyratça kullanmak. kalıcı olmak, vazgeçilmez olmak: Computers are here to stay. Bilgisayar artık hayatımızın vazgeçilmez bir parçası oldu.

be honeycombed with be hooked on be hungry be ignorant of be imbued with be implicit in be in be in the ascendant be in a (tight) spot be in a bad humor be in a bad mood be in a bad way be in a brown study be in a fix be in a flap be in a good humor be in a good mood be in a hurry be in a pickle be in a pinch be in a be in a be in a be in a

ile dopdolu olmak. k. dili 1. -in tiryakisi/ba ğımlısı olmak. 2. -e vurgun/âşık olmak. 1. aç olmak, karn ı aç olmak. 2. for -i çok özlemek; -i çok arzu etmek, -e susamak. -den haberi olmamak; ... hakk ında bilgisi olmamak. ile dolu olmak: He was imbued with a strong sense of duty. Görev a şkıyla doluydu. -de saklı olmak, -in içinde olmak: That´s implicit in what I said. O, ı. dediklerimde 1. evde/ofiste sakl bulunmak. 2. moda olmak. 3. (mevsimi geldi ği için) (sebze/meyve) ç ıkmak. doğu ufkunda görünmek. 2. (birinin) yıldızı parlamak; 1. (yıldız/gezegen) egemen olmak. k. dili zor bir durumda olmak. -in sinirleri/huyu/heyheyleri üstünde olmak. sinirleri tepesinde/üstünde olmak. 1. ağır hasta olmak. 2. çok zor bir durumda olmak. k. dili dalıp gitmek. zor bir duruma dü şmek. k. dili tela ş içinde olmak. -in keyfi yerinde olmak. keyfi yerinde olmak. 1. -in acelesi olmak, acele etmek: I´m in a hurry. Acelem var. Don´t be in too big a hurry. Fazla acele etme. 2. to (bir şeyi) çabuk/bir an evvel k. dili zor bir durumda olmak.

k. dili zor bir durumda olmak. (aslında istenilmeyen/orada bulunması yasak olan biri) (başkasının) place on sufferance /görmezlikten gelmesidurumda sayesinde bir yerde bulunmak: You müsamahas şeyler yapabilecek olmak. position to do s.t. (about) (bir konuda) ıbir ne yapaca ğını bilememek. quandary değişmek, değişim içinde olmak. state of flux k. dili tela ş/endişe içinde olmak. k. dili somurtup durmak. k. dili endişe içinde olmak. k. dili tela ş içinde olmak. k. dili tela ş içinde olmak. k. dili öfkesi burnunda olmak. İng., k. dili endişe/telaş içinde olmak. 1. (with) (ile) anla şmak. 2. with -e uymak; ile uyumlu olmak. hemfikir olmak; mutab ık olmak. aynı hizada olmak. (birinin) vaktinde ödenmemi ş borçları olmak. -in gözünden dü şmek. (bir davran ış) (birinin) karakterine uymak. (of) -in sorumlusu olmak, -e bakmak: Who´s in charge here? Buraya kim ıyor? olmak, -e uymak. bak -e uygun çok güç durumda olmak. çok zor bir durumda olmak. gözden dü şmüş olmak. gözden dü şmüş olmak. görünmek; görünürde olmak. (kötü bir şeyi) geçirmek üzere olmak. yürürlükte olmak. k. dili (bir şey) en hareketli zamanında olmak, hızını almak; yoluna girmek.

be in a stew be in a sulk/be in the sulks/have a fit of the sulks be in a sweat be in a swelter be in a swivet be in a temper be in a twist be in accord be in agreement be in alignment be in arrears be in bad odor with be in character be in charge be in conformity with be in dire straits be in dire/desperate straits be in disfavor be in disgrace be in evidence be in for be in force be in full swing

be in good taste be in good with be in good working order be in high spirits be in hopes of be in hot water be in hysterics be in juxtaposition be in keeping with be in labor be in league with be in limbo be in line with be in low spirits be in need be in need of be in neutral be in no hurry to be in on be in on the secret be in one´s element be in one´s glory be in one´s right mind be in order be in poor health be in possession of be in possession of o.s. be in power be in practice be in print be in progress be in quotes be in rags be in ruins be in rut be in s.o.´s debt be in s.o.´s grasp be in s.o.´s power be in s.o.´s shoes be in s.t. up to one´s eyes be in session be in shape be in short supply be in short supply be in sight be in step be in stitches

(bir şey) uygun düşmek, yakışık almak, yerinde olmak: That remark was ızdı. not in good taste. O lafgirmi yak ışı ş ks olmak. k. dili (birinin) gözüne iyi işler durumda olmak. keyifli olmak, keyfi yerinde olmak. -i ummak. k. dili ba şı dertte olmak, güç durumda olmak. 1. k. dili gülmekten kat ılmak, gülme krizi geçirmek. 2. isteri krizi geçirmek. birbirine yak ın bulunmak; yanyana bulunmak. -e uygun olmak. doğurmakta olmak. -in müttefiki olmak. iki cami aras ında kalmış beynamaza dönmek. 1. -e uymak. 2. ile bir hizada olmak. keyifsiz olmak. yoksul/fakir olmak. -e ihtiyac ı olmak; istemek.. (motor) bo şta çalışmak, rölantide durmak/çalışmak. (bir şey yapmaya) can atmamak. 1. -e dahil olmak/kat ılmak, -de payı olmak. 2. -i bilmek, -den haberi olmak. sırra ortak olmak. k. dili kendini rahat hissetti ği bir ortamda bulunmak. kendinden çok ho şnut olmak. aklı başında olmak. 1. düzenlenmiş/sıralanmış durumda olmak. 2. (işler) yolunda olmak. -in sağlığı iyi olmamak. -e sahip olmak, -si olmak. kendine hâkim olmak, kendine sahip olmak. (parti) iktidarda olmak. formda olmak. (kitap) yayımcısında mevcut olmak, kitapçılarda bulunmak. devam etmek, sürmek, yap ılmak: The battle was still in progress. Muharebe hâlâ devam ediyordu. The hearing is now in progress. ırnaklar içinde olmak. tırnak işaretleri/t (birinin) giysileri yırtık pırtık olmak. 1. harap/yıkık dökük bir halde olmak. 2. mahvedilmiş olmak. (hayvan) k ızışmak, kösnümek. bir kimseye borçlu olmak. birinin pençesine dü şmüş olmak. birinin elinde olmak. k. dili birinin bulundu ğu durumda olmak, birinin yerinde olmak. (yasadışı) bir işin içinde olmak, bir işe fena halde bulaşmış olmak. (mahkeme/toplant ı/kongre/parlamento) toplantı halinde olmak; yılınaolmak, girmiş kondisyonu olmak: Court´s in session now. (okul/üniversite) ö ğretim formda iyi olmak: The right players (for) (-e) hazır olmak; are in shape. az olmak; az Oyuncular bulunmak. formda. az miktarda bulunmak. 1. yak ın olmak, ufukta olmak: Victory is in sight. Ufukta zafer görünüyor. 2. (with) görülmek, gözle seçilmek. ına) adım uydurmak. 2. with -e ayak uydurmak: We´re 1. (ba şkalar ğa ayak uydurduk. in step with the times. Biz çatlamak. k. dili gülmekten kas ıklarıça

be in store for be in straitened circumstances be in substantial agreement be in sympathy with be in sync be in tatters be in tears be in the black be in the clear be in the doldrums be in the employ of be in the know be in the lead be in the limelight be in the making be in the market for be in the mood to/for be in the pink be in the pipeline be in the process of be in the red be in the right be in the running be in the same ballpark be in the soup be in the swim be in the throes of death be in the way be in the wind be in the wrong be in town be in transit be in trouble be in vogue be in with be in with be in work be in/under one´s charge be incapable of be inclined to be included be inconsistent with be incumbent on be indicative of be indifferent to be ineligible for be infatuated with

(bir şey) (birini) beklemek: A surprise is in store for you. Seni bir sürpriz bekliyor. yoksulluk içinde ya şamak, darlık içinde olmak. temelde anla şmak, temel noktalarda hemfikir olmak. (görüşü/fikri) anlayıp paylaşmak/desteklemek. senkronik olmak, senkronize edilmi ş olmak. 1. lime lime olmak, yırtık pırtık olmak. 2. (ad, şöhret v.b.) mahvolmak. ağlamak. borcu kalmamak, borçlu olmamak. şüphe altında olmamak; masumluğu ispatlanmış olmak. f. 1. (bir şeyi) (bir tırmak/yok Clear table! Sofray ı yerden) kald ırmak/uzakla ın esmediğişbir bölgede etmek: bulunmak. 2. the (birinin işleri) kesat 1. den. rüzgâr

ık ıntısı çekmek; efkârlı olmak. olmak. 3. can ış mak. (birisi için) çals (bir konuda) ço ğu kimsenin bilmediği şeyleri bilmek.
önde/başta gitmek. ilgi odağı olmak. hazırlanmakta olmak; oluşmakta olmak: There´s a new age in the şmakta. making. Yeni niyetinde bir devir olu olmak. -i satın alma canı (bir şeyi) yapmak istemek: I´m not in the mood to go there. Canım oraya gitmek istemiyor. I´m not the mood company. Kimseyle ğlam olmak, turp gibi in olmak. 2. enfor güzel halinde olmak. 1. sapasa k. dili hazırlanmakta olmak. sürecinde olmak, -mekte olmak. borçlu olmak. haklı/doğru olmak. adaylardan biri olmak. -e yak ın olmak. s. kabataslak, yaklaşık: Give me a ballpark figure. Bana kabataslak bir rakam söyle. olmak. k. dili ba şı dertte (of things) k. dili faal bir hayat sürmek; faal bir sosyal hayat ı olmak. can çekişmek. engel olmak, ayak alt ında olmak. k. dili (bir şeyin) (gerçekleştirilmeden önce) sözü edilmek: It´s been in the sözü ediliyordu. wind for some time now. Epey zamand suçlu/kabahatli olmak: You were in theır wrong. Kabahat sendeydi.

şehirde olmak.
(insanlar/mallar) yolda olmak; (insanlar) bir yerden ba şka bir yere geçmekte olmak; (mallar) bir yerden ba şka bir yere taşınmakta olmak. olmak. başı belada 1. moda olmak. 2. ra ğbette olmak. 1. ile arkada ş olmak, ile arası iyi olmak. 2. (birinin) gözüne girmiş olmak. k. dili (biriyle) çok iyi geçinmek; (birinin) gözüne girmi ş olmak. k. dili çalışmak, işi olmak, iş sahibi olmak: He´s been in work since May. ıstan beri çal ışıyor. May ğu alt ında olmak. sorumlulu -i yapamamak, ... yetene ğinin dışında olmak. -e meyli olmak. (in) -e dahil olmak/edilmek. ile çelişmek. -in sorumlulu ğu -e ait olmak, -e düşmek: It is incumbent on you to educate your children. etmek. ının eğitiminden sen sorumlusun. i. -i göstermek, -e işaret Çocuklar -e karşı ilgisiz olmak, -e ilgi göstermemek: He´s indifferent to her. Ona şı ilgisiz. kar uymadığı için) -e alınamamak/katılamamak. (şartlara -e deli gibi â şık olmak.

be infested with be informed about be inherent in s.t. be insensible be insensitive to be intended for be intent on be interested in be intimate with be into be intrinsic to be involved in be involved with be itching to be jealous of be keen on be lacking be laid up be late be leery of be left holding the bag be left holding the sack be left stranded be liable be littered with be loath to do s.t. be located in be long on be lost on be lousy with be low in be low on be low on one´s list be mad about be mad on be marooned be master of be mindful of be misguided be mistaken be mixed up be mixed up in be mixed up with be mounted on be much sought after be mysterious about be nauseated

-in içinde/üzerinde çok olmak, ile dolu olmak: The area´s infested with bandits. Bölge olmak. haydut dolu. -den haberdar bir şeyin aslında var olmak. 1. to -i hissedememek. 2. to -e kar şı ilgisiz olmak; -e aldırmamak. 3. of (tehlikeden) habersiz olmak; farkedememek. olmak; -e ald-i ırmamak. 2. -e duyarlı/hassas olmamak. 1.-e karşı ilgisiz için amaçlanmak, için olmak: This book is intended for children. Bu kitap . is intent on solving the problem. Sorunu çözmeye çocuklar için yazılmış ı olmak: He 1. -e kararl ı . 2. -e dalm ış olmak: He was so intent on his work that he Edebiyata lost all kararl She is interested in literature. -e ilgi duymak, -e merakl ı olmak: ilgi My uncle is interested in reptiles. Amcam sürüngenlere ile duyuyor. samimi olmak. k. dili (bir işle) uğraşmak; merakı (bir şey) olmak. Dividing two into twelve gives six. On iki bölü iki e şittir altı. -e özgü olmak. 1. -e kar ışmak: She was once involved in a scandal. Bir zamanlar bir ıştı.olmak. 2. ile meşgul olmak, ile uğraşmak: He´s involved in a skandala kar şk ış ilim şkisi k. dili ile a -e can atmak. -i k ıskanmak.

İng., k. dili -e çok hevesli olmak, -e meraklı olmak, -e düşkün olmak: be ğe hevesli olmak. keen on acting aktörlü 1. ... olmamak; ... eksik olmak: Something´s lacking here. Burada bir eksiklik var. 2. in -de ... olmamak: He´s in intelligence. Onda ak ıl ık v.b. nedeniyle) 1. biriktirilmek, ilerisi için saklanmak. 2.lacking (with) (hastal ğ a mahkûm olmak. yatakta/evde kalmak zorunda olmak, yata (for) (-e) geç kalmak, (-e) gecikmek.
-den çekinmek. k. dili 1. kabak ba şına patlamak. 2. avucunu yalamak. k. dili 1. kabak ba şına patlamak. 2. avucunu yalamak. bak. be stranded. 1. for -den sorumlu olmak. 2. to (biri) ... e ğiliminde olmak. 3. to ... ihtimali olmak: He´s get caught. Onun yakalanma atliable ılmış (to şeyler) ile darmada ğı nık olmak. ihtimali yüksek. gelişigüzel 1. bir şeyi yapmayı hiç istememek. 2. bir şeyi yapmaktan çekinmek. -de bulunmak/olmak. -in fazlas ı olmak. -i etkilememek. k. dili 1. ile dolu olmak, ile kaynamak. 2. (birinde) bir şey çok olmak: He´s çok. lousy with money. OnunIt´s paras ı az olmak: lowı in cholesterol. Onun kolesterolü az. -in ... miktar k. dili (bir şeyin stoku) az olmak: We´re low on wood. Az odunumuz kaldı. k. dili -in önemli sayd ığı işlerden olmamak: That´s low on my list right now. imdi için sevmek, ön planda de ğ il.ınca âşık olmak. 2. -e bayılmak. O lg k.şdili 1.benim -i deli gibi -e çı

İng., k. dili, bak. be mad about.
(on) (-de) mahsur kalmak. -in ustas ı olmak. 1. -i hatırında tutmak. 2. -e dikkat etmek. 1. (insan) yan ılmak. 2. yanlış olmak. yanılmak. zihni karışmak. -e karışmak, -e bulaşmak. ile ilişkisi olmak. (binek hayvan ına) binmiş olmak. çok aran ılan/istenilen bir şey/biri olmak, çok rağbette olmak, çok rağbet görmek. k. dili -in ne oldu ğunu açıklamaktan kaçınmak; ... hakkında konuşmaktan ınmak; ... konusunda doğru dürüst cevap vermemek. kaç midesi bulanmak.

be necessary be no great shakes be no slouch at/as a be noncommittal be none the worse for be nonplussed be notable for be noted for be nothing but skin and bones be noth-ing to write home about be nuts be nuts about be o.s. be obliged be obliged to do s.t. be oblivious of/to be obsessed by/with be of capital importance be of one mind be of prime importance be of service to be of the same mind be of use be of use for s.t. be of value be of/in two minds about be off be off guard be off in one´s calculations be off one´s nut be off one´s rocker be off one´s trolley be off sick be off the air be off the beaten track be offended be OK, OK be on be on a better footing than ever be on a diet be on a par with be on an even keel be on display be on edge be on familiar ground be on fire be on good terms

gerekmek, lazım olmak/gelmek, icap etmek. k. dili üstün biri olmamak. k. dili (belirli bir konuda) hiç fena olmamak, baya ğı iyi olmak: He´s no ğı iyi. slouch as an artist. Ressamrengini olarak belli baya belirli bir cevap vermemek; etmemek. (bir şeyden) (birine) hiç zarar/halel gelmemek: They were none the worse ı olmadı. for it. Onlara hiç şaşk ına dönmü ş zarar olmak. ile tanınmak, ile meşhur olmak; ... için önemli sayılmak. ile tanınmak, ile meşhur olmak; ... için önemli sayılmak. k. dili bir deri bir kemik kalmak. k. dili tamah edilecek bir matah/mal olmamak. aklını oynatmış olmak, kafadan kontak olmak. 1. -in delisi olmak. 2. -in hayran ı olmak, -e deli olmak. kendisi gibi davranmak, normal bir şekilde hareket etmek. memnun olmak: I´d be obliged if you´d come early. Erken gelirsen memnun olurum. mecbur olmak. bir şeyi yapmaya (etrafında olup bitenlerin) farkında olmamak. -i aklına takmak, aklı -e takılmak. çok önemli olmak, çok önem ta şımak. hemfikir olmak, ayn ı fikirde/düşüncede olmak. çok önemli olmak. -e yardımı dokunmak, -e yardım etmek. hemfikir olmak, ayn ı fikirde/düşüncede olmak. yardım etmek. bir şeye yaramak. değerli olmak. -in hakk ında kesin bir karara varamamak. 1. gitmek; yola ç ıkmak. 2. (elektrik/su/gaz) kesik/kesilmiş olmak; ışık) söndürülmüş/kapalı olmak; (makine/aygıt) kapalı olmak: The (elektrik/ tetikte olmamak. hesabında yanılmış olmak. k. dili aklını kaçırmış olmak, aklını oynatmış olmak. k. dili ç ıldırmış olmak. k. dili kafadan kontak olmak. hastalık nedeniyle işe gelmemiş olmak. (radyodan/televizyondan) yayımlanmamak; yayımda olmamak. k. dili her yerden uzak bir yerde olmak, da ğ başında olmak. gücenmiş/alınmış olmak. iyi olmak. 1. (elektrik/su/gaz) aç ık olmak; (elektrik/ışık) açık olmak. 2. ıt) çalışmak, aç ık olmak. (makine/ayg daha iyi olmak. araları her zamankinden perhiz yapmak, rejim yapmak. ile aynı/eşit derecede/değerde olmak. 1. başta ve kıçta çektiği su aynı olmak, (gemi) dengede olmak. 2. k. dili şey yolunda olmak. her sergilenmek. sinirleri gergin olmak. 1. bildiği bir yerde/yörede bulunmak. 2. bildiği bir konuyla ilgilenmek. yanmak. (with) (biriyle) aras ı iyi olmak: Ece´s on good terms with Ayşen. Ece´nin Ayşen´le arası iyi.

be on guard be on its way out be on one´s hands be on one´s last legs be on one´s mettle be on one´s own be on one´s own responsibility be on one´s toes be on one´s way out be on overtime be on pins and needles be on probation be on s.o.´s side be on s.o.´s trail be on s.t.´s trail be on show be on skid row be on speaking terms be on strike be on tap be on target be on television be on tenterhooks be on the air be on the alert be on the ball be on the decline be on the defensive be on the go be on the high (low) side be on the house be on the level be on the make be on the mend be on the point of be on the right road be on the road be on the safe side be on the shelf be on the skids be on the spot be on the table be on the telephone be on the tip of one´s tongue be on the tip of one´s tongue be on the up-and-up be on the wane

1. nöbet tutmak. 2. tetikte olmak. -in devri kapanmak üzere olmak. (yük sayılan bir şey/biri) -in başında olmak, -in sorumluluğunda olmak. ömrü/miad ı dolmak üzere olmak. elinden geleni yapmaya hazır olmak. 1. başkasından yardım görmeden geçinmek/rızkını kazanmak, kendi nın çaresine bakmak. 2. yalnız başına kalmak. kendini ba şı şeyden) kendisi sorumlu olmak. (yaptığıgeçindirmek, k. dili uyan ık/dikkatli olmak. çıkmak: We were just on our way out. Biz şimdi çıkıyorduk. fazla mesai yapmak, mesaiye kalmak. k. dili diken üstünde olmak, endi şe içinde olmak.

şartlı tahliyeden sonra gözetim altında olmak. 1. birinden yana olmak, birinin taraf ını tutmak. 2. birinin lehinde olmak, ı olmak: Youth is on your side. Genç olman lehinedir. birine yararl birinin izini takip etmek; birini aramak.
1. (av köpe ği) avın izini takip etmek: The dogs´re on the trail. Köpekler iz eyi takip etmek; bir şeyi aramak. sürüyor. 2. bir şolmak. sergilenmekte k. dili serseri ve sefil bir hale dü şmüş olmak. (with) (biriyle) selamla şıp konuşmak. grev yapmak. 1. k. dili hazır bulunmak. 2. (bira) fıçıdan alınıp satılmak. 1. (bir tahmin) do ğru çıkmak. 2. (bir iş) belirlenen süreye uygun olarak ilerlemek. televizyonda olmak; televizyona ç ıkmak. endişe içinde olmak. (radyodan/televizyondan) yayımlanmak; yayımda olmak. tetikte olmak. argo ak ıllı ve dikkatli olmak. (kuvvetli/yüksek bir durumdan) dü şmekte olmak: The birthrate is on the ğum oranı olmak. düşmekte. The Roman Empire was on the decline. decline. Do savunma durumunda birtak ım işlerle meşgul olmak. oldukça pahalı (ucuz) olmak. ... işyerinin ikramı olmak, ... şirketten olmak: Your meal tonight is on the house. Bu geceki yeme ğiniz lokantamızın ikramı. ğruyu söylemek. k. dili do k. dili 1. kö şeyi dönmeye çalışmak; statüsünü yükseltmeye çalışmak. 2. ki için eş aramak. cinsel iliş şmek. (hasta) iyile -mek üzere olmak: He was on the point of going. Gitmek üzereydi. doğru yolda olmak. 1. yolda olmak, seyahat etmek. 2. yola ç ıkmış olmak. 3. to -e doğru ilerlemek. ihtiyatlı davranmak. 1. k ızağa çekilmiş olmak; emekliye ayrılmış olmak. 2. (kadın) evde kalmış olmak. k. dili kötü bir durumda olmak, kötüye gitmek. olayın geçtiği yerde bulunmak. 1. teklif edilmiş olmak. 2. (tasarının/meselenin) görüşülmesi/tartışılması ılmış olmak. ileri birtelefonda tarihe b ırak şmak. k. dili olmak/konu k. dili dilinin ucunda olmak: It was on the tip of my tongue. Dilimin ı. ucunda olmak. ucundayd k. dili dilinin k. dili yalans ız konuşmak; dürüst bir şekilde davranmak: I think he´s on the up-and-up. Bence numara yapm ıyor. azalmakta/batmakta/sönmekte/sonuna yakla şmakta olmak.

be on the watch be on the wing be on to be on top of be on top of the world be on top of the world be on top of things/the news be on trial be on vacation be one jump ahead be one with be one´s own man be one´s own man be one´s own master be onto a good thing be open to dispute be operated on be opposed to s.t. be oriented towards be out be out and about be out for s.o.´s blood be out in force be out in left field be out in one´s reckoning be out of be out of a job be out of character be out of character be out of commission/kilter/whack be out of control be out of earshot be out of favor (with) be out of it be out of line be out of luck be out of one´s mind be out of one´s mind be out of order be out of place be out of place be out of plumb be out of practice be out of practice be out of print be out of print be out of reach

1. tetikte olmak, kulak kesilmek. 2. nöbette olmak. uçmakta olmak, uçmak. k. dili (birinin) ne halt/haltlar yedi ğini/karıştırdığını bilmek. k. dili (duruma) hâkim olmak. k. dili çok mutlu olmak, sevinçten uçmak. k. dili sevinçten uçmak, ayaklar ı yere değmemek, bastığı yeri bilmemek. k. dili olup bitenlerden haberdar olmak. 1. yargılanmak. 2. denenmek. tatilde olmak, tatil olmak: Schools are on vacation. Okullar tatil. k. dili 1. (of) (-den) önce davranarak avantajl ı durumda olmak. 2. of -den ım ilerideolmak. olmak. iki ı fikirde ile ad ayn başına buyruk olmak. yerini korumak. başına buyruk olmak. k. dili yağlı bir iş bulmuş olmak. (bir şey) tartışılabilmek, tartışmaya açık olmak. ameliyat olmak. bir şeye karşı olmak, bir şeyin aleyhinde olmak. -e yönelmiş olmak. 1. dışarıda olmak: He´s out at the moment. Şu an burada değil. 2. (belirli ığı I had to buy them lunch, and bir miktar para) gitmek; (para) aç ı/soka ğa çıolmak: kıp gezmek. (nekahetten sonra) d ışar k. dili birinin hakk ından gelmek istemek. k. dili ortalıkta çok olmak. argo çok yan ılmış olmak. hesabında yanılmak. 1. (bir şey) tükenmiş olmak, kalmamak: We´re out of gas. Benzinimiz bitti. By the time he reached the top of the hill he was out of breath. Yoku şun olmak. işsiz (bir davran ış) (birinin) karakterine uymamak. (bir davran ış) birinin her zamanki davranışlarına uymamak. k. dili bozulmu ş olmak. 1. kontrolden ç ıkmış olmak, frenlenemez olmak. 2. (biri) dizginlenemez olmak. (uzakta oldu ğu için) işitememek, duyamamak. (birinin) gözünden dü şmüş olmak. argo başka bir dünyada yaşamak, hayal dünyası içinde olmak. 1. yersiz/uygunsuz/yak ışıksız olmak, yakışık almamak. 2. sıradan çıkmış olmak. şansı olmamak, şansı yaver gitmemek. 1. aklı yerinde olmamak, aklını kaçırmış olmak. 2. çok öfkeli olmak. k. dili aklını kaçırmış olmak, delirmiş olmak, keçileri kaçırmış olmak. 1. (makine/ayg ıt) bozulmuş/bozuk olmak, çalışmamak. 2. düzensiz ırı olmak. 4. uygunsuz olmak. olmak. 3. usule ayk ışıksız olmak, 1. (her zamanki) yerinde olmamak. 2. yersiz/uygunsuz/yak ışı k almamak. yak 1. (fiilen) yerinde olmamak. 2. uygun dü şmemek.

şakulünde olmamak, şakulden kaçmak. (uzun zamandan beri bir şeyi yapmadığı için) (onu) iyi yapamamak. formda olmamak; formdan dü şmüş olmak. (kitabın) baskısı tükenmiş olmak. (kitap) yayımcısında mevcut olmamak, kitapçılarda bulunmamak, ın) bask ısı tükenmi olmak. (kitab ında olmamak. 2.şeri şilemez olmak. 1. el alt

be out of season be out of shape be out of shape be out of sorts be out of sorts be out of step be out of stock be out of sync be out of the hole be out of the picture be out of the question be out of the running be out of the running be out of the woods be out of the woods be out of this world be out of this world be out of touch be out of touch with be out of work be out of work be out on maneuvers be out on strike be out on the end of a limb be out on the town be out on the town be out to be out to lunch be over be over and done with be over one´s head be over s.o. be over the hump be overcome by/with be overdrawn be overgrown with be overjoyed be overwhelmed by/with be overwhelmed with be par for the course be parallel with/to be peeved at be peopled by/with be perishing be pertinent to be pissed be pleased to do s.t.

-in mevsimi bitmiş olmak. formunda olmamak. 1. formda olmamak, formdan dü şmüş olmak. 2. şeklini kaybetmiş olmak, ıpssinirleri ız olmak. kal k. dili ayakta olmak. k. dili can ı sıkkın olmak, keyfi kaçmak/bozulmak. 1. (with) (ba şkalarına) adım uydurmamak. 2. with -e ayak uydurmamak. stokta bulunmamak. senkronik olmamak, senkronize edilmemi ş olmak. k. dili borçtan kurtulmu ş olmak. k. dili (biri) sahneden çekilmi ş olmak, işin içinde olmamak. k. dili söz konusu olmamak, dü şünülmemek, uygun sayılmamak. (yarışmadan) elenmiş olmak. adaylıktan elenmiş olmak. (hasta) hayati tehlikeyi atlatm ış olmak. k. dili tehlikeyi atlatm ış olmak. argo çok güzel/harika/süper olmak. k. dili süper/fevkalade güzel/fevkalade/harika/harikulade olmak. 1. (with) (biriyle) iletişim içinde olmamak. 2. dünyada olup bitenlerden şmeler hakkında bilgisi haberi olmamak. 3. with (bir konuya) ait yeni geli 1. ile temasta bulunmamak. 2. -den habersiz olmak. işsiz olmak. işsiz olmak. ask. manevra yapmak. grevde olmak. desteksiz kalmak. şehirde yiyip içip eğlenmek. k. dili şehirde zevk peşinde koşmak. (bir amaç) pe şinde olmak; (bir şey) için fırsat kollamak: He´s out to get ından gelmek fırsat kolluyor. They´re to win him. Onun hakk le yeme ği yemeye çıkmışiçin olmak. 2. argo kafas ı izinliout olmak. 3. the argo 1. öğ

pek çalbitmek, ışmamak. kafas şı olmak, sona ermek: The concert´s over. Konser bitti. It´s bitmi zda her şey bitti. over between us. Aram olmak. k. dili tamam ıyla bitmiş ı
1. (su) boyunu geçmek/a şmak. 2. (birinin) bilgisi/yeteneği dışında olmak. birinin amiri olmak; birinden daha yüksek bir görev/makam/rütbe sahibi olmak. işin en zor tarafını atlatmış olmak, düze/düzlüğe çıkmak. -den (kötü bir şekilde) etkilenmek: She was overcome by the smoke. ı kendinden2. geçti. He was overcome emotion. Öyle Dumandan dolaygöstermek. ından fazla para with çekmi ş olmak; 1. borç bakiyesi hesab ş olmak. (hesaptan) fazlav.b.) para çekilmi olmak. (yabani bitkiler ile kapl ı/örtülü çok sevinmek. 1. (duygulara) yenik dü şmek, yenilmek. 2. (sorumluluk, ağır bir iş v.b.) ezilmek. alt -e garkolmak. -eında boğulmak, k. dili normal sayılmak. 1. -e paralel olmak. 2. -e benzemek. -e sinirlenmek, -e sinir olmak. (bir yerin) halk ı/personeli -den oluşmak/ibaret olmak. 1. çok ü şümek. 2. (hava) çok soğuk olmak. ile ilgisi olmak, ile ilgili olmak. 1. off k ızmış/sinirlenmiş olmak. 2. İng. fitil/çok sarhoş olmak. (bir şeyi) memnuniyetle yapmak: I´d be pleased to do it. Memnuniyetle yaparım.

. fiyatı . -e uygun/özgü/ait olmak. k.. afallamak. (to) (ile) akrabalık bağı olmak: He´s not related to them. -den kurtulmak: We´re rid of them now! Onlardan kurtulduk artık! This building is ridden with rats. k. -e iyi uymak. 1. . to. 1. (-den) emin olmak. Onun dürüst bak. düpedüz. kirli olmak. tutkusuyla yan ıp tutuşmak: He was possessed with a desire to see görme tutkusuyla yan ıp tutuş uyordu. -e meyilli olmak. Africa. 1. kayn çok ı yayg İng. kendinden memnun olmak. dayalı -e meyilli/e ğilimli/yatkın olmak. -ehonest akrabal u ba san . k. Onu çok ğilimi olmak. oldu ğu ilgili söylenmek: He is reputed to 3. resign o. dili gerçekten. to tıb. Çabuk ol/olun! 1. dili -in az vakti olmak. sıkışık olmak. şakullemek. birinin s ırdaşısat (bir eylemi) defalarca yapmak: She was profuse in her praise of him.. emekli/tekaüt olmak.. k. to -e duyarlı/hassas olmak. ile övünmek. sıkışık bir durumda olmak. çok iyi bir şey olmak. olmak. yok. şakulünde olmak. şakulüne (çukurlar) ile 3. ın olmak. şaşırmak. (kuş) havada hareketsizmiş gibi durmak... Onlar ılıyor..be pleased with be pleased with o. dili keçileri kaçırmış olmak. olağanüstü bir şey olmak: It is quite şmsomething ış olmak. person. 2. -e zararlı olmak. ile iftihar etmek. to be made a countess these days. Bu binada fareler ile dolu olmak: yor. 2. -e karşı dayanıklı/dirençli olmak. -e hazır olmak. 2. birbirine zıt olmak. f. -e satılmak: They´re priced at a million liras each.o. birinin hakk ı olmak. sava şa hazır bir şekilde beklemek. be plugged into be plumb be pocked with be poised for be poised for battle be poised in the sky be poles apart be polluted be positive (of/about) be possessed of be possessed with be predicated on be predisposed to be prejudicial to be prepared be prepossessed by be pressed be pressed for time be pretty well suited to be priced at be privy to s. Onlarla ık ğıılmak.o. cevap vermeye istekli olmak. delirmiş olmak.. 3. 2. ask. -e eövdü. dili (bir sisteme) ba ğlı olmak.´s secrets be profuse in be prone to be proof against be proper to be proud of be provoked at be pushed for money be pushed for time be puzzled Be quick about it! be quite something be quits be related be reputed to be . -e kendini kaptırmak..s. dili hesapla 1.s. (to) (ile) olmak. beto an .getirmek.. be resigned to be responsive be retired be revolted by be rid of be ridden with be rife be round the bend be rumored be s. -den olumlu bir şekilde etkilenmek. -in vakti çok daralm ış olmak. a ğızdan ağıza dolaşmak. 2. dolu olmak. dili para s ıkıntısı çekmek. -den gurur/k ıvanç/övünç duymak. olduğ ğ u söyleniyor. (ile) ilgisi olmak. . -e sahip olmak. z. k.. hazır/hazırlıklı olmak. k.ş olmak. bir insan oldu 1. 2. birer milyona olmak. to -e razı olmak. söylenilmek. iskandil etmek. -e k ızmış/sinirlenmiş olmak. -den kurtulmu ş olmak. zamanı dar olmak. -den tiksinmek.´s due -den memnun olmak. Afrika´yı-e olmak. herkese nasip olmamak. (tedaviye) cevap vermek.. -in üzerine kurulmu -e dayanmak.

Monday. be somewhat of a . (bir yerde) bulunmak: The town´s situated on a river. programda olmak. pek on -işa akl ına koymak: He´s set on going. 2. gibi bir şey olmak. esirgemek: Don´t be sparing with the ğınıHe esirgeme! He´s in hisşmek praise. He´s one ç ı olmak. k. dili çok zor bir durumda kalmak/bulunmak. programa göre (belirli bir zamanda) olmak. (belirli bir şeyin) kısaltması/kısas 1. Şehir bir nehrin ındaiyi bulunuyor. I´m He´s actually a conservative in disguise. butter! Tereya şınmak: is spoiling for sparing a fight. ı tutuyor.” “Üzüldüm. hasta olmak. hakk ında hiçbir şey dememek/söylememek/yazmamak: The law is silent point. -den kurtulmak.. 1.. olmak: She´s something of . olmak: He´s somewhat of a philosopher. -i çok özlemek. dili sarhoIşwas (bir şeyi) çok az yapmak/kullanmak. bizim (biri) kendi ında bir . 1. 2.” “Yusuf öldü. Fincanlar gelmek. (belirli bir miktarı) (s. ile dolu olmak. Görüşlerin tamamen birleştiğini belirtir: Alibeyköy is solidly for our man. Örümceklerden korkuyorum. 2. 2. k. Alibeyköy´de adamçap olmak. kardan mahsur kalmak. -in taraf ını tutmak.. ayrılmak. Çok az över. tarifeye göre (belirli bir zamanda) Oturunuz. O aslında ının bir lütfudur. k. Bende beş kitap eksik. Kendi ılarının (bir tutsa ğıyd ı. . dili iliklerine kadar ıslanmak. a poet. (bir giysi) (birine) k ısa olmak: He´s short on ği smarts. Onda pek kafa yok. dili on iyi this durumda k. 2. bulunmak: The village was set deep in the mountains. humor. Şair gibi bir şey o. dili -e fazla yumu şak davranmak. yetmemek. -den bahsetmekten çekinmek. 2. k. O gizli bir Tanr (of) (-den) korkmak: scared of spiders. üzgün olmak: “Yusuf died. bir şey kılığına girmiş olmak: That´s a blessing in disguise.´s shadow be s. büyük bir side... k. (belirli bir konuda) birinin eksikli i 1.. kusmak.. 1. ın/gücenik olmak.. -den çekinmek. in disguise be scared be scheduled Be seated. (bir işin) ustası olmak. üzülmek. k. dili işten başını kaldıramamak...olmak.t. birinin yan ından ayrılmamak. I´m sorry I´ve olmak. Gitmeyi ortas ğu düzenden şmayan biri olmak.” “I´m sorry. olmak: His flight is scheduled to arrive at three o´clock in the huk. 1. dili (birinin) her şeyi tıkırında olmak. about -e ilgi göstermek. k. İng. -de personel eksikli İng. be separated be set be set in one´s ways be shackled by be short be short for be short of be short on be shorthanded be shot of be shot through with be shy about be shy of be sick be sick and tired of be sick at one´s stomach be sick for be sick of be silent on be sitting pretty be sitting pretty be situated be skilled in be slanted towards be slated be slumped to one side be snookered be snowed in be snowed under be soaked in be soaked to the skin be soft on be solicitous be solidly for be something of a .. kenar yapmak. k. başını kaşıyacak vakti olmamak. Plana göre in şaat ış ılm ış/yaslanm olmak: He was sitting slumped to one bir yana kayk ılm ış oturuyordu.. gibi bir şey herkes şey çap o. önyarg şey) (belirli bir miktarda) eksik olmak. kendi kurdu -in tutsa ğı olmak: She was shackled by her prejudices.. (varolan şeyler/birileri) kâfi gelmemek. Gitti ğine üzüldüm. Bu konuda kanunda yaz ılı bir şey yok. ında bir . ayrı yaşamak. be sore about be sorry be soused be sparing in/with be spoiling for be spread-eagled birinin gölgesi olmak.be s..t. köşeye sıkışmak. Bir yana kayk İ ng. to (bir şey) yapmak istemek. eksik olmak: We´re ım ız kâfi de ğil.. planda olmak: Construction is slated to start on pazartesi günü ba şlayacak.o. Köy da ğların ında bulunuyordu. olmak. k.” sorry to see her go. . Dövü için kaşı nıyor. -i merak etmek. Filozof (biri) gibi bir kendi . -den bıkmış olmak. dili -e k ızg 1. dili -den illallah demek: I´m sick and tired of this! Bundan illallah! midesi bulanmak. dili ka kol ve bacaklar ı yana açılmış durumda yatmak.) (birinde) ı k ış t ı ramamak: I´m short five books. (bir yerden) (belirli bir uzaklğ ıkta) short of cups. (bir şeyde) (bir öğe) yer yer bulunmak: Her poetry is shot through with Şiirlerinde yer yer mizah var. (bir şeyi) -den yana olmak.

mahsur kalmak: We were stranded at the airport for fifteen hours. (belirli bir) izlenim bırakmak. Bu meclisin aş ağı kalmak. dili hık demiş (birinin) burnundan düşmüş olmak. k. 2. (bir yer) (birine) yabanc ı olmak. ile aynı olmak.. -den daha az önemli (bir şeyden) şkas ın ın) emrinde olmak. Onların evi misafirlerle dolup fazla k. -den sonraby gelmek. çok şaşırmak. lazım olmak: You´re girdi ile dopdolu olmak. ile eşanlamlı olmak. ile courtyard was thick with smoke. (bir şey için) kolay bir hedef olmak: This place is susceptible naval attacks. diliiş (birine) â şık olmak. -e tabi/ba ğlı olmak: This income is subject to taxation. (bir ış . duvar gibi olmak. (bir şey) çok bulunmak. olmak.birlikte 2. 2. var olmak: Two hours later the pain was still there. çok miktarda .. buz gibi olmak. (yüzey) yap ış yapış olmak. nemli olmak. 1. 2. (bir hastalığa) karşı direnci olmamak. dili meteliksiz olmak. ş ünmek. Gözleri ya şla doluydu. 1. destek vermek. 1. dili tamamen sa ğır olmak. (belirli bir olaydan) sonra olmak/vuku (belirli bir bulmak. ş olmak. k. gerekmek. olmalı? yeterli olmak. k. O ğinde aya ğa kalkmanız bekleniyor. 1. 2. -in hizmetinde olmak: Should faith be subservient to reason? İnanç aklın hizmetinde mi yetmek. k. k. -den hoşlanmak. (belirli bir renge) boyanmak. oturmuş birbirine zıt olduklar 1. 2. be ş parasız olmak. süre kapal k. (biriyle) do ğru/yalansız konuşmak. -den etkilenmek. içinde boğulmak: He´s swamped with work. (görüşü/fikri) anlayıp paylaşmak/desteklemek. . On ş saat boyunca havaalan nda mahsur kald ık. ı dili (bir konuda) ç ıış kald ıktan sonrazorluk bunalm olmak. Ne ihtiyac ın olsa vard ı olmak: This table´s with dust. (at/by) (-e) şaşakalmak. (hava) yapış yapış karmak. -in ölümüne neden olmak. (belirli bir konuda) iyi/yetenekli olmak. Bu gelir vergiye tabidir. yapışkan olmak. intihar etmeyi dü -e uygun olmak. Bu zaman masa toz içinde. (bir . -i çok be ğenmek. Sevgiden yoksun kalm 1. hastalanmak. olmak. 2. -e teğet geçmek. söyleyecek sözü kalmamak. 1. Buras ı denizden şku duymak. The 1. Avlu duman içindeydi. (bir şeyin) yabancısı olmak. -in kurban ı olmak.be square be starved for be sticky be stir crazy be stone broke be stone cold be stone deaf be straight with be stranded be strange bedfellows be strange to be strong for be strong in be strong on be studded with be subject to be subordinate to be subsequent to be subservient to be sufficient be suffused with be suggestive of be suicidal be suitable for be supportive be supposed to be surcharged with be sure of o. be surrounded by/with be susceptible to be suspicious of be swamped with be sweet on be sympathetic to/towards be tailor-made for be taken aback be taken ill be taken up with be taken with be talked out be tangent to be tantamount to be the death of be the spitting image of/be the spit and image of be the victim of be there be thick with 1. etrafı (bir şey/birileri) ile çevrili olmak. k. (iki duymak: kişi) fit olmak. 2. Çok i var. İki saat sonra hâlâ ağrı ı. (baolay ı) takip etmek.s. kişi) hesapla şmış dili (bir hesap) görülmü şeyin) eksikli ğini/yoklu ğunu çok He´s (iki starved for affection. (birine) dürüstçe davranmak. This is subject to confirmation the assembly. (biri) için biçilmiş kaftan olmak. yer yer bulunmak. about k. -den ku aşırı miktarda olmak. şey) (bawith şka bir şeyi) akla getirmek. -den şüpheto etmek.. with k. hissini vermek. 2. -i çok desteklemek. ile kaplanmak. ile meşgul olmak. 1.. dili (biriyle) aç ık konuşmak. dili tamam ıyla soğumuş olmak. (birine) doğru söylemek. kendinden emin olmak. (gemi) karaya be ı halde ıbelirli bir amaç için çalış mak. beklenmek: You´re supposed to stand up when he walks in. dili bir yerde uzun 3. kapl She´s always there whenthick you need her. dili -i çok sevmek. 2. They´re swamped with guests. (biri/bir şey) için özel olarak yapılmış olmak. 1. ile dolu olmak: Her eyes were suffused tears.

1. (of suspicion) şüphe altında olmak. dili birinin kontrolü alt ında olmak. (para) yönden) ancak belirli birkaç amaç için kullan ılabilmek. -den dolayı cesareti kırılmamak: She was undaunted by the difficulty of the task. dili 1. alkollü olmak.´s discredit be tolerant be too much for be true to be true to one´s word be tuckered out susamak: I´m thirsty. -den b(hukuki suçlusu olmak. 1. -den yılmamak. -den âciz olmak: She was unable to come. be -unashamed -in fark ında olmamak. için çok-e zor olmak. -in nüfuzu alt ında olmak. topa tutulmak. (birinin) (belirli bir yere) gösterilmesi planlanmak. . -e sad sözünü tutmak. 2. İşin zorluğu karşısında cesareti yasaklanmak. Susad ım. -e susamak. dili 1. ıkmak. -ememek.be thirsty be thirsty for be thoughtless of/for be through be thrown back on one´s own resources be thunderstruck be ticketed for be tickled be tied to be tied to a woman´s apron strings be tied up be tired of be to blame for be to s. birinin aleyhine olmak. 2. zannetmek. old man. 1. çok yorulmuş olmak. k. çok e -e bağlı olmak. Mark ınının tahakkümü altında olmak. tutuklu olmak. -in gücünü a şmak: These stairs are too much for an şlı bir adamın bu merdivenleri çıkması çok zor. birinin şerefini lekelemek. -den habersiz olmak: He is be unaware of unaware of ıhis Çevresindekilerin fark ında değil.) -e tahammül etmek. Sabah erken kalkmaya al ışık değil. göz hapsi altında olmak. varsaymak. (birinin) bir yere) uygun bir k. be unable to be unable to bear/stand the sight Gelemedi. birinin zarar ına olmak. (bir şeyin) (belirli bir şeye/yere) verilmesi planlanmak. -e hiç tahammül edememek. yaln şaşırıp kalmak. k.´s thumb be under stress be under suspicion be under the assumption that be under the influence be under the sway of 1. yeminli olmak. sözünü yerine getirmek. 2. (manevi) bask ı altında olmak. ğ lenmek. me şgul olmak. ık Ya kalmak. inşaat halinde olmak. k. -in egemenliği altında olmak. 2. (with) k. 1. saldırılara maruz kalmak. dayanmak. farzetmek. of be unable to get a word in karşısındakinin fazla konuşmasından dolayı ağzını açamamak. -i çok istemek. koruma altında olmak. sanmak. stres içinde olmak. -amamak. I am unable to make the decision by myself.o. görüşülmekte olmak. dili 1. dili içkili olmak.b. (of) (-den) utanmamak/utanç duymamak. -den rahats be uncomfortable with be undaunted by be under a ban be under a cloud be under arrest be under attack be under consideration be under construction be under custody be under discussion be under guard be under house arrest be under oath be under pressure be under repair be under s.o. 2. (biri) işe 1. Karar ı yalnız -i hiç çekememek. -den haberi olmamak. in (para) (belli bir şeye) yatırılmış olmak. They are zlıksurroundings. (yap ı) fazla yük altında bulunmak. dili pestili ç ıkmak. tutuklu olmak.ş(with) (-i) bitirmi şi araszorunda ındaki iliş ki bitmiş olmak: Sevda yaramaz olmak. (of) (-e kar şı) hoşgörülü olmak.´s disadvantage be to s. dili bir kad k. 3. k. turşuya dönmek. edgewise -e alışık olmamak: He is unaccustomed to getting up early in the be unaccustomed to morning. dili iki ki ızca kendi yetenekleriyle idare etmek kalmak. 3. 2. 2. tamir edilmek. donakalmak. duymak. -e tabi olmak: The value of the mark is tied to the value of değeri sterlininkine bağlı. zan altında bulunmak. of (organizma v. -den usanmak. aday son derece memnun olmak: I´m tickled (belirli to hear they´re coming. hayretler içinde kalmak. 2. Geleceklerini duymak beni son derece memnun etti. -i hiç dü şünmemek: Don´t be thoughtless of the future! Geleceği ün!/Gelece ği dü şünmezlik etme! dü ş olmak: Are you through? Bitirdin mi? 2. the pound.o. tamirde olmak. k. üzerinde dü şünülmek.

t. -e alışık/alışkın olmamak.´s alley be up to be up to date be up to one´s eyes in be up to par be up to scratch be up to snuff/the mark be up to the mark be upset be used up be vested in be vexed at s. bir işe uygun niteliklere sahip olmamak. 2. (kötü bir şeye) açık/maruz olmak. 3. üzgün olmak. (belirli bir şey yapabilmek için) yaşı tutmamak. Bugün şmelerden haberdar olmak. -i yapabilmek. k. (to) (-e) razı olmamak. hakkında tereddüt içinde olmak. köşeye ıkışmak. right up your alley. 5. Dans He´s etmeyi öğrenmek raz ış olmak. 1. polis taraf ından aranmak. ate k. 1. -e çatmak. 1. tükenmek. -de iyi/usta olmamak. -den şikâyetçi olmamak. (-i) istememek: He was unwilling to go.be under the weather be under way be underage be uneasy about be unequal to a task be unfamiliar with be uninterested in be unlucky be unmindful of be unqualified for a job be unqualified to do s. dili ayaklanm ış olmak. Belediye up gitmek isteyen var m ıkontrat ş bir kadro. He´s unwilling to learn how to dance. k. 2. son modaya uymak. en sonmisin? olaylardan/geli ğ i ş iklikleri kapsamak. -i göz önüne almamak. istenilen derecede olmak. -den endişe duymak. dili 1. Saat yediden önce hiç yataktan kalkmaz.o. çok sıkışık bir durumda olmak. İng. isyan halinde olmak. en son de ile çok me şgul olmak. 1. dili zor durumda olmak. . Gitmeye değildi. -i bilmemek. (yetki. bir şeye canı sıkılmak. . tic. dili biri için biçilmiş kaftan olmak. dili istenilen düzeyde/nitelikte olmak. dili (bo ın elinde kal ır. iflas ın eşiğinde olmak.) olmak: adaylara aç ıkup olmak: This contract´s k. s sabahlamak. be victorious be vulnerable to be wanted by the police be wanting be wary of be washed up k. k. k. dili hasta/rahats ız olmak. iflasla karşı karşıya olmak. k. -e ilgi duymamak. bir işi becerememek. 2. k. bitkin alabora şmek. sahip olmak.b. k.t. She´s never up k. işi bitmiş olmak.. Bu ihale ş püskürmek. hak v. dili zor durumda kalmak/olmak. şansı olmamak. 1. dili 1. 1. -i iyi bilmek. (mide) bozuk olmak. dili istenilen seviyeye varmak. hakk ında kararsız olmak. her zamanki seviyede olmak.b. 1. noksan olmak: A few pages of this book are wanting. eksik olmak. -den sak ınmak. 2. 2. be unsettled about/as to be unskilled in/at be untroubled by be unused to be unwilling be up be up a creek be up a gum tree be up a gum tree be up against be up against the wall be up all night be up and about/around be up for be up for grabs be up in arms be up in arms be up on be up s.) -e verilmi ş olmak. (uykuya) yatmam ış olmak: never up 1. zor bir durumda olmak. bir şeyi yapmak için gereken niteliklere sahip olmamak. dili ile kar şı karşıya olmak/kalmak.. dili hastalıktan kurtulmuş olmak. sinirli olmak. bitmek. 2. -e dikkat etmek. dili mahvolmu ş olmak. 2. altüst olmak. (bir şey yapmayı) istemek: Who´s up for a movie? Sinemaya ? 2. ı yataktan kalkm before seven. -e aldırmamak. tükenmek. İng. 2.. Bu ın birkaç sayfas ı eksik. harcanmak. kapan öfkelenmek. 2. galip gelmek.. saymaca de ğerini bulmak. -in üstesinden gelebilmek: Are you up to this? Bunu yapabilir I´m not up to talking to him today. . k. for grabs. k. hareket halinde/ilerlemekte/devam etmekte olmak. öngörülen standarda uymak. ayağa kalkmış olmak. -den haberi olmak. in -den yoksun olmak: That man is wanting kitab 2. (tam) birine göre olmak: This job is göre. (favori rakip) yenilmek. dü olmak. 4. -i dert etmemek. -e aday He is for mayor. Bu i ş tam sana 1. enonunla son teknolojiye 1. -i merak etmemek. k. dili 1. 3. ne yapacağını şaşırmak.. v. ayaklanmak.

b. -den çok üstün olmak. ğ u yüzünden ak ı yordu. genellikle (belirli bir şekilde davranmak/hareket etmek): He is wont to come early. çok işe yaramak. (yak ın olduğu için) işitebilmek. sahil.be way out in left field be weary of be weighed down be wide of the mark be wild about be willing to be winded fena halde yan ılmak. k. elinin altında olmak. ği acıuzak doluydu. dili çok endişeli olmak. be within arm´s reach be within earshot be within reason be within s. 1. -e bayılmak. dersi asmak. 2.´s grasp be wont to be worked up be worried sick be worried sick be worth be worth one´s keep be worth one´s salt be worth one´s while k. dili ald ığı maaşın karşılığını vermek. kıerken zgın/öfkeli 1. -in k ıymeti/değeri (belirli bir miktar) olmak. dili çok de ğerli olmak. dili tehlikeli/çok rizikolu bir durumda bulunmak. Orada çalışanlara yorum. haritadan silinmek.. k. birinin vaktini ayırmasına değmek: It´s worth your while to learn Spanish. plaj arabas ı. hastalık v. Kendi entrikalar ının içinden ında ya şamak. s ırılsıklam k. ac k. -e değmek. kendi dünyas ölümle kalım arasında olmak. okyanustan ıy ıya vuran büyük dalga. -e razı olmak. with/by (dert/keder) yüklü olmak: He was weighed down by his sorrow. can midesi bulanmak. -den bıkmış/usanmış olmak. dili 1. k. yüzünden akmak: His innocence was written all over his face..b. be wiped off the map k. ı O genellikle gelir. k ıyı. (with) (ile) arkada ş olmak. (durumun) ne olduğunun be wise to ında olmak.) belini bükmek: Yüre hedeften olmak. Suçsuzlu ı istememek. ı dili (kendini) bir ho ş/tuhaf hissetmek. dili (birinin) ne yapt ığının farkında olmak. kumsal. 2. up (karma şık bir durumun) içinden çıkamamak: He´s all tangled up in those intrigues of his own devising. k kıyılar ı üzerinde ele geçirilen çıkarma yeri. dili -e hayran olmak. ıskalamak. nefesi kesilmiş olmak. -e ac ımak: I feel sorry for those who work there. ask.. iki ateş arasında kalmak.o. olmak. 1. 3. (birine) dili .olmak. plaj. (belirli bir miktar) değerinde olmak: This worth approximately thirty million liras. with/by (bir görev. i. Bu ığı candlestick´s maaşın karşılığı nı vermek. ağırlığınca altın değmek/etmek.) yüzünden çok çekmek: His body had been be wracked by/with ıtmadan çok çekmi şti. şe) kapts ırm ış olmak. dili birinin ne demek istedi ğini anlamak. dili birinin harcad ığı zamana değmek. 1. duyabilmek. 1. birinin elde edebileceği bir şey gibi olmak. işinin ehli olmak. kararından hiç vazgeçmemek. dü şman . i.o. be worth s. 2.o.´s while İ spanyolca ğrenmeye değer. -e layık olmak. ö be worthy of (ağrılar. birinin kavrayışı içinde olmak. 2. 2. vazifeden kaçmak. dili ald k. be wiped off the face of the earth yeryüzünden silinmek. dili 1. be worth one´s/its weight in gold k. i. heyecanl çok endişeli olmak. wracked by malaria. 1. k. k. k. kendini (bir iVücudu be wrapped up in be written all over be/feel disinclined be/feel nauseous be/feel sorry for be/feel under the weather be/get chummy with be/get tangled be/live in a world of one´s own be/live on the razor´s edge be/make friends be/play truant be/skate on thin ice be/stand firm be/stand head and shoulders above beach beach buggy beachcomber beachhead âşık olmak. hayatını kıyılardan topladığı enkaz ile kazanan kimse. ak ıl kârı olmak. 2. dili ça ğı be with it be with s. nefes nefese kalm ış olmak. (düşüncelere) dalmış olmak. ile ahbap olmak. okulu k ırmak. çağı yakalamak. k. sorumluluk v. k. fark n hiç gerisinde kalmamak.

vurmak. (bore/eski bare. -e sabır göstermek. f. 1. sakals ız. darbe. kemere. davranış. -in sorumlusu olmamak.b. hayvanca. 2. 4. 1. tane. k. kerteriz. geniş ağızlı büyük bardak. çarpmak. -e do ğru gelmek/ilerlemek. boncuk gibi: beady eyes boncuk gibi gözler. boncuk. 4. -i ak ısın.b. hal./s. s. tanıklık/şahitlik etmek. Silah taşıma Senin akatlanmak. çekilebilir. İyi dayanıyor. gaga. (kalp) atmak. tohum. s. 2. baskı v. 1. -e hiç benzememek. vuru ş. i. i. dili çok yorgun. pestili ç ıkm i. sevinçle parlayan (yüz). müz. Bu vergi fakirleri baya ğı ılda tutmak: You should bear in mind. i. saçmak ( ışık). (yüzü sevinçle) parlamak. hatıl. tav ır. tempo. putrel. 5. 2.´nin) en ağır/şiddetli kısmını çekmek: She ık´s wrath. polis memurunun devriyesi.beacon bead beads beady beak beaker beam beam beaming bean beanpole bear bear bear a loss bear down bear down on bear in mind bear no relation to bear no resemblance to bear no responsibility for bear on/upon bear s. fasulye s ırığı. sakal. darbe sesi. unutmamak. 1. i. (beat. -in suçunu üzerine almak. i. . bore brunt of Tar rı. boncuklar. yatak. 2. ışın. i. vazgeçmek. f. 1. elinde bulunduran kimse. yenmek. 4. ış. kaldırmak: It won´t bear your weight. gelmek. ta şımak. birini/bir şeyi doğrulamak/gerçeklemek. i. 3. işaret ışığı. azarlama. s. aklında tutmak. -i unutmamak. i. (bir şeye) delalet etmek.´nin) en aığı şiddetli ısm ını çekmek. zarara gayret etmek. i. k. (yaygı olarak kullanılan) ayı postu. fener. üzerinde ta şıyan kimse. (saldırı. 3. dövmek. dili pazarlıkla fiyat indirtmek. (bir şeyin) kanıtı/delili olmak. 2. s. They have the right to bear arms.o. mertek. ğırlığını kaldırmaz. kaçmak. i. k. i. araba/saban oku. -i çok etkilemek: This tax bears down on etkiliyor. ile ilgisi olmak. 1. 2. sakallı. çakar. (silahta) arpac ık. ayı. hayvan. 1. -in izlenmesi gerekmek. ipe dizilmiş boncuk. i. Tar ık´ n r/ gazab ınıken çok o çekti. (saldıthe (under) (zor bir duruma) dayanmak: She´s bearing up well. mil yatağı. dili bin dereden su getirmek. kiriş. geri çekilmek. fasulye. 1. hesaba katmak. bask ı v. s. --en) 1. out bear the blame for bear the brunt of bear the brunt of bear up bear watching bear with bear witness bear witness to bear/keep in mind bearable beard bearded beardless bearer bearing bearskin rug beast beastly beat beat beat beat a retreat beat a retreat beat about/around the bush beat down the price i. 1. 2. s.also fazla bastthis ırmak: Don´tBunu bear the poor. 2. 3. azarlama. parlak. tahammül edilebilir. den. yaymak. 2.. da ilgisi unutmamal ile olmamak. 2. borne) 1. den. geri çekilmek. dikkate almak. s. direk. çalmak (davul). 2. sırık gibi kimse. 1. 5. 1. 2. -in töhmeti alt ında kalmak. f. 3. galip (yumurta) ç ırpmak. 3.t.

(be. (down) -e yatacak bir yer vermek. bak. beaten nenmi ş. dili birini öldüresiye dövmek. ışı felce kutuplaşmak. yak ışmak. 3. all hollow beat the air beat the bushes beat the rap beat time argo Defol! k. 2. münasip. birini tekme tokat dövüp iyice h ırpalamak. yatak. merak etmek.o. orsas ına seyretmek. dili bo şuna uğraşmak. --s/--x (boz) i. 2. k. felç olmak. 2. kunduz. güzellik kraliçesi.o. kadın berberi. güzel kad ın. dili her yerde aramak. 2.b. ço beau beautician beautiful beautifully beautify beauty beauty contest beauty parlor beauty queen beauty salon beauty shop beauty sleep beaver became because because of beck beckon become become paralyzed become polarized become/get anxious become/get hysterical (over) become/get suspicious becoming bed bed and board bed and breakfast bedbug bedclothes i. 1. kunduz kürkü. güzellik uzmanı. 2. (çok) güzel.came. kuşkulanmak. cezadan kurtulmak. endişelenmek. nehir yata ğı. black and blue beat s. i. k.. birinden daha üstün olmak. yaraşmak: That tie yor. i. şüphelenmek. havanda su dövmek.o. k. haybeye kürek çekmek. birini büyük bir yenilgiye u ğratmak. 1. f. i. to -e yak ışan. f. bak. k erkek. 1. sana yak 1. dövülmü ş. f. down beat s. birini ezmek. 1. güzelle ştirmek. (bir şey) (karşısında) çılgına dönmek. down yatıp uyumak. k. olmak. birinin pöstekisini sermek. 2. s. dili birine fiyat indirtmek. saldırıyı tamamen püskürtmek. i.b. dili birini fena halde dövmek. 2. meraklanmak. kastor. nedeniyle. dili kovmak.t. çırpılmış (yumurta v.Beat it! beat off beat off the attack beat s. 3. dövme (metal). bağ. 1.yol âşıv. dili 1. sevgili.u ğramak. 2. argo 1. k. için. tam pansiyon...come) 1. üzerinden geçilmi çiğğ . s. birinin posas ını/leşini çıkarmak. güzel şey. becomes you. temize ç ıkmak. 1. güzellik salonu/enstitüsü. k. be. zool. beat to windward beat/bang/hit one´s head against k. k. yatak ve kahvalt ı. güzellik. uygun. all hollow beat s. birini cebinden ç ıkarmak. (kad ına) âş şı(patika. s. sinirleri boşanmak. beauty shop.o. . den. 3. güzelce. kötürüm O kravat olmak. güzellik uykusu. birini pes ettirmek. beat/break the record f. tahtakurusu. tempo tutmak. birini dövüp çürükler çok içinde b ırakmak. 2. el/baş işaretiyle çağırmak.). beat. 2. -den dolayı. dili bir şeyden çok daha üstün olmak. yatak takımı. bak. güzellik yarışması. çünkü. z. i. beauty shop. i. become. dili bo şuna uğraşmak.o. 2. karyola.). to a pulp beat s. 1. up beat s. aklanmak. -diği için. çoğ. f. f. -i yat ırmak. defetmek. (bahçedeki) tarh. bak. (kad ınlar için) kuaför salonu. a stone wall rekoru k ırmak. kuaför. k.

. f. sebep olmak. i. dürülü yatak. bulmak. 1. i. huzurunda. be. i. tek odalı apartman dairesi. ikâyet etmek. i.. pancar..Ö. (be. --ning) 1. işe yeni ba .got. (be. bedpan bedridden bedroll bedroom bedside bed-sit bed-sitter bedsore bedspread bedstead bedtime bee beech beef beef up beefsteak beehive beekeeper beeline been beer beer on draft beeswax beet beet sugar beetle beetroot befall befit befitting before before Christ before long before the wind beforehand befriend beg began beget beggar beggar description begin beginner i. (çoğ. yak ışan. (çoğ.got. tercihen. fıçı birası. önce. --ting) 1. yatak tak ımı. i. --ging) 1.ten/be. yatağın başucu. biftek. yard ım etmek. karyola. yak ında. şlayanvücut kimse. i. -den önce. f. i.. (çoğ.. çok gürültülü ve kargaşalı bir yer. İng. i. i. -den rica etmek. z.. balmumu.) milattan önce (M. beet. İsa´dan önce (İ. önceden. çapk ın. yatma zaman ı. i. 3. İng. i. i. başlatmak. f. i. f. i. arıcı. i. 1. arı yetiştiricisi. 2. be. argo şk. ön ayak olmak. sefalete düşürmek. yatak örtüsü.Ö. i. rüzgâr yönünde. dilenci. 2. f. 2. evvel. 2. i. edat 1. önünde. bak. k ınkanatlı böcek. of -den dilemek. ba ğ (B. s. cephesinde. mahvetmek. balarısı. bed-sitter. yalvarmak. yatak odas ı. arı. kestirme yol. beeves) sığır.. f.. dili kuvvetlendirmek.).bedding bedfellow bedlam Bedlam broke loose. anlatmaya sözcükler yetmemek. sızlanıp durmak.gan. pancar şekeri. be. i. kayın. i. begin. 1.. tarifi imkâns ız olmak.root) İng. yerine. . Kıyamet koptu. --s) argo şikâyet. pancar. s.gun. f. f. 3. uygun olmak. meydana gelmek. 2. önce. (--ted. yol açmak. i. yatak yarası. dilenmek. bira. sakaroz.). çabuk. 1. banyosuz. 2. arı kovanı. tımarhane gibi bir yer.got. i.C. f. 2. düz çizgi. i. kayın ağacı. babas ı olmak. (yatakta kullan ılan) sürgü. tıb. bot. i.fell. (be. i. z. 2. i. s ığır eti. ba şlamak. --en) ba şına gelmek. bak. dostça davranmak. zool. bak. f. yatalak. düz hat. i. (--ged. --ting) yak ışmak.

İng. f. perde arkas ında. i. varoluş. 4.. s. bak. behoove. begin. i. kaynak. etrafını sarmak. çan kulesi. f. Terbiyeni tak ın! i. bak. görmek. gecikerek. oldu i. sanmak. davranış. -in arkas ından. f. belabor. geğirme.beginning begonia begot begotten begrudge beguile begun behalf behave behave o. püskürtmek. inanç. We left them far behind. 1. terbiyeli davranmak. parmakl ıklar arkasında. ayartmak.. gerekmek. aklın f. bak.. i. hareket etmek. i.ing) 1. f. kuşatmak. 1. fırlatmak. emir. 1. bak.. gizlice. bot. saptırmak. demode. i. f. 2. beget. i. z. be. 2. kellesini uçurmak. i. inanılır. geç kalmış. s. -in gıyabında. 2. 3. varlık. 1. beget. i. bak.ly. O nokta üzerinde fazla durma.s.. f. f. 2.. gecikmiş. 2.. s. i. f.held) 1. behavior. dili hapiste. geğirmek. k. yanlış/sahte ğunu göstermek. (bir şeyi) (birine) fazla görmek: You don´t begrudge me this vacation. iman etmek. esas. (bir şeyi) do you? Bu tatili bana fazla görmüyorsun. güçlü bir inanç duymak. çağın gerisinde. gözlemlemek. (somut anlamda) pe ş koşuyordu. üzerinde fazla durmak: Don´t belabor the point. vaktinden sonra. perde arkas ında. Belçika. 1. (sahte bir şey) (gerçek bir şeyi) örtmek. Beyaz Rus. bak.. cezbetmek. Beyaz Rusya. 2. Beyaz Rusça. Onları behind. yaratık. başlangıç. ğil mi? 2. 1. 3. ısrar: She would sometimes sing at the şinden. (be. f. etrafını çevirmek. davran ış tarzı. i. i. borçlu. İng. minnettar. -meli. Arkada The children were running z. f.. parmakl k. i. İng. bak. i. f. buyruk. (--d. f. oluş. bej. 2. 2. Belçikalı. bakmak. 2. 2. 2. s.. davran ışçılık.. i. f. davranmak.. muhasara etmek. bak. 1. dili hapiste. yakışmak. içeride.. yak ışık almak. begonya. f. s. s. behaviorism. . 1. 1. 2. larının geride: ısrarlı istekleri üzerine bazen şarkı behest of friends. inanmak. 1.. 1.. Belçika. insan. f. seyirci. İng. Behave yourself! behavior behaviorism behaviour behaviourism behead beheld behest behind behind bars behind bars behind one´s back behind the scenes behind the scenes behind the times behold beholden beholder behoove behove beige being belabor belabour Belarus Belarussian belated belatedly belch beleaguer belfry Belgian Belgium belie belief believable believe i. 1. ısrarlı istek. baş. Belçikalı. Belçika´ya özgü. de ı çelmek. boynunu vurmak. içeride. Çocuklar pe şinden ıklar arkas ında. behold. f. i.

bot. küçültmek. i. rakkase. i. 1. 1. i. aşağıya: from below aşağıdan. Aşağıdaki deniz maviydi. Beliz´e özgü. 1. kayış.. otellerde oda hizmetçisi çocuk. bak. dövüşkenlik. Beliz. 2. i. f. 1. to -in üyesi olmak: Bahri belongs to the Moda i. oryantal dansöz. sıra. ço i. kemer tokas İng. ı. kemer. bükülmek. 1. şiddetle vurmak. -e inanmak. çan. saymaca de ğerinin altında.. bank. Beliz. zil. üzüntüsünü 2. Oryantal dans.. edat aşağılık. kuşak. ço ğ. i. dirsek. s. göbek atma. aşağıda. i. two floors below iki kat aşağıda. 2.believe in believe in s. den. i. kolan. z.. 3. 1. şaşkın. kampana. göbek çukuru. 2. çançiçe ği. k şeye) 2. Believe me! believer belittle Belize Belizean bell bell pepper belladonna bellboy belle bellflower bellhop bellicose belligerence belligerent bellow bellows belly belly dancer belly dancer belly dancing bellyache bellybutton belly-up belong belongings Belorussia Belorussian beloved below below average below par belt belt buckle Belt up! bemoan bemused bench bench mark bend bend to/towards bendable bends beneath beneath contempt 1. bükülür. vasatıa tic. çevirmek. f. inanan.. (birine) ait olmak: That table belongs to me. dalgın.o. dövüşken. e ğmek. s. i. bot. aşağıda. karın ağrısı. A şağıdan bir ses geldi. O (kimasa şisel) e şya. bükmek. bağlamak. Belizli. s. dili göbek. z. kavgac ılık. güzel kad ın. s. Belizli. röper noktas ı. 2. eğrilir. belirtmek. beneath there came a voice.. denektaşı. f. i.. i. i. i. ğ. s. dansöz. akl ı yatmak. 1. dolmalık biber. dönemeç. s. savaşçılık. alçaltmak. 2. 1. to (bir şey) (birinin) malı olmak. kuşatmak. güzelavratotu. f. kıstas.. k. eğilir. kemerle ba ğlamak.. 2. eğilmek. benim. (bir s. sevgili. röper. kavgac ı. sızlanmak. dili yumruk indirmek. dilber. i. i. 3. (bent/eski --ed) 1. (bir şeyden) ağlayıp sızlayarak şikâyet etmek. belladonna. aziz. kavgac ı. 2. dili şikâyet etmek. aşağıya: The sea beneath was blue. viraj. dili Sus!/Çeneni kapa! f. k. z. kıvırmak. birine güvenmek. Sözüme inan! i. the river flowing ağı da akan nehir. Oryantal dansöz.From . i. 2. i. ölçüt. Belarus. i. bak. 4. mümin.. savaşçı.. 2. kıvrım. küçümsemek. aşağıdan. k.. aşağıdan. bak. bellboy. rezil. karın.. -e güvenmek. 2. körük. ıvrılmak. tek. ç ıngırak. 1. f. 1. i. inleyerek yakınmak. seviye işareti. i. sevgili. dövüşken. böğürmek. f. i. Belarussian. bağırmak. those below below nşalt ında. k.

i. en ho ş. 2. kaybetme. s. çılgın.. 2. Be. İng. edat 1. bağış. yard ımseverlik. başına üşüşmek. 1. 2. -in etrafını sarmak/çevirmek. yas. ısmarlama. i. 2. hayır işine bağışlanan para. -in yarar ına olmak. 1. 2. k. yaslı. takdis. etli ve zarlı kabuksuz meyve. s. f. bereketli (toprak). 2. vasiyet etmek. Benin. (be. i.set. k. bağışçı. 1. kâr gayesi gütmeyen (kurum v. yard ımsever... (ölüm nedeniyle) kayıp. i. . 2.). kendinden geçmiş. 1. yaslılar. ısmarlama iş yapan. yard ımseverlik. yumuşak (hava)../My bet is . i. yararlanan kimse. sersem. 1. miras olarak b ırakmak. iyi huylu. bak. 1. çatlak. hakk ından gelmek. en iyisi. 4. beseech. iyi. gemici ranzas istirham f.. kutsama. yarar. --ting) 1. bağış. s. konu dışı. matem. z. yararlı bir şekilde. mirasç ı. f. s. den. 3. i. (be. i. hayırlı. baskın çıkmak. yenmek. iş. yakayı bırakmayan.. 2. f. bak. s. 2. s. iyi. s. 1. eğri. azarlamak. dili o biçim. beside the mark beside the question besides besiege besmear besotted besought bespoke best best best bet i. k. 2. i. -den ba şka. f. yanı sıra. 1. bere. s. hayır işine bağışlanan para. düzenbaz.sought/--ed) yalvarmak. Benin. benzin. görev. i. Bahse girerim ki . I´ll bet . selim (tümör). dili hilekâr. -in dışında. matemli. cömertlik.b. from yararlanmak. yumu iyicil. f.nin. -den istifade etmek: This m amac ıyla düzenlenen konser. -i kuşatmak. matemliler. s. hay şak huylu.rü şvetçi. 3. yitirme. (çoğ. (good ve well´in enüstünlük derecesi) en iyi. kim. ırl ı. s. yararlı. -e yararlı olmak. yalvararak. 1.. en iyi yol/çare. 3. rıhtımda ı. 2. yard ımsever. etrafını almak. Benin´e özgü. hırsız. vasiyet.. f. -den yoksun kalm ış: bereft of strength kuvvetten düşmüş. den. bend. vâris. 1. ha şlamak. 2. s. geçmek. i. benzen. cömertlik. -den faydalanmak. f. edat 1. bulaştırmak. hiç güvenilmez. -e nazaran. (gemiyi) rıhtıma palamar yeri.s. 4. 1. -i ku şatma altında tutmak. 1.. yanında. 5. ısmarlama yapılmış. cömert. etmek. i. z. -e s ıkıntı vermek. sarho ş.ese) Beninli. yardı-den i. (taşıtlarda) yatak. f.. s. konu dışı. yan ına. aptal. İng. bükülmüş.. 2./I´m willing to bet ... i. 1. s. i. en uygun. üçkâğıtçı. 4.. kirletmek. faydalı. ayrıca. 3. 2.. çılgınca hareket eden.benediction benefaction benefactor beneficence beneficent beneficial beneficially beneficiary benefit benefit concert benevolence benevolent benign Benin Beninese bent bent benzene benzine bequeath bequest berate bereaved bereavement bereft bereft of beret berry berserk berth beseech beseechingly beset besetting beside beside o. f. üstelik. 2. 2. ranza. -in yanında. i. dili deli. cömert. f. kıvrık. fayda. hayırlı. bağış. hayır işine para bağışlayan.. hayır işine para bağışlama. i. -e yararı dokunmak. z. Beninli. manevra alanı. den.

1. -e iltifat etmek. Oradan öte da ğdan başka şey yok. daha iyisi. Butan´a özgü. bacaklar ını ayırarak binmek. Butan. i. hayvanca. bet he´s there. (good ve well´in üstünlük derecesi) 1. yerinden oynatmak. z. üstünlük. mama önlü ğü. şüphesiz. öteye. kuşkusuz. son derece. dili söz aram ızda. bias me against him. sak ınmak. hayvan gibi. ötesinde. verev. cezbetmek. 2. sayısız. 2. 2. Butan. 2. 1. f. çoksatar. -den öte. kuşkusuz.ese) Butanlı. ilâ: laf/söz aram söz aram ızda. hayvana ait. f. (birini) (belirli bir şekilde) etkilemek: They tried ılıto . kalabalık bir grup: That bevy of beauties made the house ring with yla çınlattı. şev. pahlanm ış kenar. 1. şüphe götürmez. me şrubat. 3. daha çok. betide betray betrayal betrayer better better and better better half better half Better late than never. be. (birinin) ba şına gelmek: Woe betide them! Başlarına taş yağsın! 2. ele verme. Bhu. z. tartışmasız. sayılamaz. (çoğ. s. 1. f. 2. önyargı. . f. dili eş (kadın/erkek): Where´s your better half? Eşin nerede? Hiç olmamaktansa vars ın geç olsun. 1. i. f. i. s. sersemletmek. arasında. dili Emin olun. f. i. hain. önyarg i. dili eş. --ing/--ling) pahlamak. bahis tutu Ik. 1. vahşice. yetişilmez. daha iyi bir ş gittikçe daha iyi. Bence orada olmas ı kesin. ekilde. kuvvetle sanmak: f. -e ayrıcalık tanımak. (on/upon) (-e) vermek. paha biçilmez. büyü yapmak. bahis. vah şi. edat 1. ötesi.strid) 1. laughter. f. gözünü açmak. Beni onun aleyhine çevirmeye s. 2. i. edat 1. s. k. --ring) harekete geçirmek. hayra göstermek. 2. şaşkınlık. i. f. i. k. ihanet eden.den/be. 1. içecek. i. 2. O güzeller evi kahkahalar ıflanmak. -e alamet olmak: It betides good. ihsan etmek. s. (bet/--ted. (be. k. aras ında: between Kadıköy and Üsküdar Kadıköy ile Üsküdar ında. erişilmez. e ğilim. öbür dünyada. çok dikkat etmek. 2. büyülemek. 1. 1. kabaca. (--ed/--led. (--red. Butanlı.strode. kurtarılamaz. i. O alamet. ele vermek. z. bahse girmek. -e hay f. f. şaşırtmak. 2. pah. ötede. pahlanm ış. büyüleyici. between aras ızda. ihanet etmek. hıyanet.tan. 3. iddia. -den sonra: Beyond there there´s nothing but mountains. the two of them ikisi arasında. aldatmak. hayvana yak ışır şekilde. --ting) ı1. 2. f. kaba. s. i. daha iyi. i.strid. daha güzel. (bir şeye) ağılamak. between between you and me between you and me and the gatepost you and me and the between lamppost bevel beveled beverage bevy bewail beware bewilder bewilderment bewitch bewitching beyond beyond doubt beyond measure beyond number beyond price beyond question beyond the veil beyond/out of reach beyond/past redemption Bhutan Bhutanese bias biased bib sağdıç.best man best seller bestial bestially bestir bestow bestow favors on bestride bet Bet your boots. her nda bulunmak/uzanmak: Istanbul bestrides two iki tarafında/yakas şmak. şüphesiz.

i. i. kaynakça. yapmak.. huysuzluk. bak. söylemek. i. çoğ. karina. s. iki kenarlı. 1. i.. etkili. iki yılda bir olan. safraya ait. z. safra. f. demek. tekumanda f. bağnaz. s. ters.. k. dili kodaman. 1. öde ait. resmen evliyken ba şka biriyle yasadışı olarak evlenme. dar görüşlü kimse. f. kocaman. birine veda etmek. öneri. 3. bifokal. aç ık artırmada fiyat artırmak. f. (kapalı) bisiklet park yeri. bak. s. önermek. --ding) 1. (bade/bid. s. s. 2. aksilik. bağnazlık. i. resmen evliyken ba şka biriyle yasadışı olarak evlenen kimse. --d) 1. bibliyografya. 2. (bid. i.. ayaklı tabut altlığı.. 2. f. farewell bide bide one´s time bide one´s time biennial bier bifocal bifocals big big business big gun big shot big shot/wheel big wheel bigamist bigamy bighearted bigness bigot bigoted bigotry bigwig bike bikini bilateral bile bilge Bilge can´t help but win. dev şirketler. büyük. bisiklet kullanarak gitmek. i. sintine. önemli.Bible Biblical biblical Biblically biblically bibliography bicarbonate bicarbonate of soda bicentenary bicentennial biceps bicker bicycle bicycle shed bid bid bid farewell bid s. i. mutaassıp. 3. 1. bağnaz. k. iri. bisiklet. bi. taassup. büyüklük. 2. münakaşa etmek. emretmek. karbonat. dayanmak. s.. 1. s. i. çekişmek. k. dili kodaman. i. dili kodaman.ceps) anat. uygun zaman ı beklemek. beklemek. dili bisiklet. iki yüzüncü yıldönümüne ait. s. . cömert. den. dili kodaman. veda etmek. s. --den/bid. bilingual bilious i. --ding) 1. atışmak. Biblically. k. Kitabı Mukaddes´le ilgili olarak.. i. i.. i. briç deklarasyon şebbüs. pazı. (çoğ. k. z. çift odaklı. kin. yıkılmamak. s. i. sabretmek. huk. i. etmek.2. i. bak. terslik. öd. garaz. s. 2. i. huk. saçmal ık. Kutsal Kitap. 2. argo kodaman. aksi. bifokal gözlük. 2. i. iki yüzüncü yıldönümü. iki taraflı. dili Bilge´nin kazanmas ı kesin. giri şim. mutaassıp. eli aç ık. bicentennial. Biblical. oturmak. bisikletle gitmek.o. huysuz. Kitabı Mukaddes. 1. s. bir şeyin zamanını beklemek. tabut taşımak için kullanılan tekerlekli sedye. i. (--d/bode. Eski ve Yeni Ahit. bikini. Kitabı Mukaddes´e ait. k. iki dilli. bikarbonat..

biyografi yazar ı. (duman) buram buram çıkmak. f. tah ıl v. fazla sıkmak. İng. 2. poliçe. kambiyo senedi. biyolojik olarak. yemek listesi. i. i. biyolojik sava ş. konşimento. biyokimya. çok (duman) (yelkeni) s.bilk bill bill bill of exchange bill of exchange bill of fare bill of fare bill of health bill of lading bill of lading bill of rights bill of sale billboard billfold billiard billiards billion billow billowy billy billy goat bimonthly bin binary bind binder bindery binding Bing cherry binge binoculars biochemistry biodegradable biographer biographical sketch biography biological biological clock biological warfare biologically biologist biology biped bipedal birch bird bird cage f. zorlayıcı. kambiyo senedi. A. biyolog. f. (büyük) dalga. s. sağlık belgesi. 1. ya şambilimci. (dar ız etmek. bilardo. 1. i. Betula. milyar.´ni saklamak için) kap. ciltevi. cüzdan. biçerba i. insan haklar ı beyannamesi. iki ayaklı. . sarmak. (yelken) şişmek. bilyon. i. (kömür. (bound) 1. i. fatura. hayat hikâyesinin özeti. ayda iki kez olan. 3. i. sandık. dalgalanmak. i. yer: coal bin kömürlük. s. biyolojik. erkek keçi. i. 1. Napolyon kirazı. kuş kafesi. çok fazla içki içilen süre: He goes on a weekend binge every now and hafta sonu boyunca içki içmekten başka bir şey yapmaz. gaga.D. 2. i. 2. –– hall bilardo salonu. trilyon. 1. i. dirimbilimsel. iki ayda bir olan. i. 2. tutkal. 2. yemek listesi. 4. s. 3. 1. bağlayıcı. ba ğlamak. z. 1. i. then.rahats 2. 1. biyolojik aç ıdan. teke. kanun tasarısı. kâ ğıt para. dalgalı. f. i. 2 kenarını tutturmak. 3. cilt. hesap.. i. bir giysi) ğlar. wood odunluk. (iki gözle bak i. 1. kenar şeridi. i. ciltlemek. biyoloji. ya şambilim. i. yaşamöyküsü. şişirmek. dirimbilimci. kandırmak. –– ball bilardo topu. i. s. fatura. 3. s. Napolyon.b. i. teke. fatura çıkarmak. biyografi. çevreye zarar vermeden toprakta çözünebilen. 1. ciltleme. dirimbilim. menü. aldatmak. bot. 2. ikili. ciltçi. ilan tahtas ı. hu ş. konşimento. dalgaland ırmak. Aras ıra ılabilen) dürbün. k. dili cop. iki ayaklı hayvan. poliçe. manifesto.bin çift. s. ya şambilimsel.B. i. erkek keçi. i. doland ırmak. biyolojik saat. i. kuş. 2. 2.

s. lokma. k. şiddetli.. ba şından bite off more than one can chew ık. ziftli. 2. i. i. bit. madenkömürü. 2. i. dili bir yerde ancak geçici bir süre için kalan kimse. i. k. dili (zor bir) karar almak. İng. ırd ır etmek. şirret. 3. dili huylar ı birbirine benzeyen kimseler. kirli. f. tükenmez. 1. soy. ikicinslikli. çörek. i. acı (söz). hem ac ı hem tatlı. satranç fil. nüfus kâ ğıdı. f. (bal ık) oltaya vurmak. biseksüel. başlangıç. 2. zenci. geveze. i. çift cinsiyetli. s. i. bitüm. zift. keskin. 4. kuş gözlemcisi. bo ğaz. tükenmez kalem. (nüfusa göre) do ğum oranı. 1. 1.ten) sırdili ık. ısırmak. 2. bo şboğazlık etmek. sert. ikie şeyli. bitter (çikolata). s. her iki cinse erotik istek kar i. 2. kuş cenneti. matkap. kara. bit. tuhaf. doğuş. (öfkesini/üzüntüsünü belli etmemek için) duda ğını ısırmak. garip.. 1. (--bed. azar azar. i. katran. 2. girişmek/kalk ışmak. bak. s. boş s. lokma. bite one´s lip bite s. k ırıntı. kuş evi. biçimsiz. gem. i. 1. 2. 3. kasvetli. bitümlü. doğum kontrolü. iyi ve kötü. bak.. (soğuk) yakmak. yava ş yavaş.o. k. 2. (çoğ. zenci. 1. delgi. i. kancık. bite. bi. k. dili şikâyet p durmak. i. 2. ac ı. 2. ısırıcı (rüzgâr). acı.bird in the hand bird of passage bird of passage bird of prey bird of prey bird sanctuary bird watcher birdcall birdhouse birds of a feather birds of a feather bird's-eye bird's-eye view biro birth birth certificate birth control birth defect birthday birthmark birthplace birthrate biscuit bisexual bishop bison bit bit bit bit by bit bitch bite k. 1. göçmen ku ş. bisküvi. göçebe kimse. 1. f. 1. kuş ötüşü. parça. yırtıcı kuş. 3. parça. f. duyan.. şekersiz. d 2. 1. 2. 2. (soğuk veya rüzgâra özgü) büyük şlere/işesertlik. bilg. kuşbakışı. siyah. i. kaynak. karanl ık. etmek. acayip. s.son) zool.. doğum lekesi. k.şı piskopos. i. i. f. doğum yeri. doğum. 2. (bit. i. kara. s. siyah. bite. s. doğma. göçmen ku ş. biseksüel. 2. kafadarlar. doğum günü. i. dişi köpek. bizon. keskin. i(içkide) 3. s ızlanı1. 1. kuşların avlanması yasak olan yer. 1. doğuştan olan özür. dili elde olan yararlı şey. 1. 2. i. i. --bing) gevezelik etmek. ac ı.´s nose off bite the bullet biting bitten bitter bittersweet bitumen bituminous bituminous coal bizarre blab Black black birine ters cevap vermek. . elde olan fırsat. zift gibi. s. dili cadaloz kadın. 1. zenci. 1. İng. yırtıcı kuş. yaş günü.

i. i. kısa süren şuur kaybı. iftira etmek. -i kara listeye almak. f. suç. küfretmek. karabiber. 1. i. 2. şantaj yapmak. kara ısırgan. demirci. siyah beyaz: black-and-white television siyah beyaz televizyon. kabahat. karatavuk. 1. 2. i. i. f. edepsiz. f. i. siyah papyon kravat. k ısa bir süre için şuurunu kaybetmek. i. karartma. karaborsa. 2. 3. bir suç veya ba şarısızlığın sorumluluğu. 2. 1. s. şantajcı. yazı. morarm ış göz. ailenin yüzkaras ı. (kötü bir amaç için yap ılan) büyü. 2. siyah pars. alçak. i.. f. f. i. siyah beyaz resim. 1.. köpekotu. ince uzun yaprak. (kürekte) pala. dili grev kırıcı.black and white black belt black book black box black coffee black cumin black eye black horehound black leopard black list black magic black market black mulberry black out black pepper black pepper black plague black sheep black tie black-and-blue black-and-white blackball blackberry blackbird blackboard blacken black-eyed pea. nalbant. 1. 1. kara listedekilerin kayıtlı olduğu defter. 2. k. 1. karabiber. 1. i. bezdirici. cop. 2. börülce. başı siyah olan sivilce. İng. masum. kara tahta. göz kararmas ı. suçsuz. kimsenin dikine gitmeyen. i. kara kutu. gözü kararmak. dili saçma. s. . kara liste. sövüp saymak. i. f. (kabu ğunu soymak için) (bademi) biraz haşlamak. s. karadut. suçu (birinin) üstüne atmak. f. i. (--ped. asfalt. karalamak. can s ıkıcı. k. ayıplanacak. i.. 2. kabahatli. 1. f. böğürtlen. s. karartmak. hav. tadı bebek maması gibi ve hazmı kolay olan (yemek). judo siyah ku şak. paluze. i. çöreotu. i. kara leke. --ping) asfaltlamak. sidik torbas ı. siyahlık. smokin. sütsüz kahve. 2. çürük. 1. morarm ış. benzi atmak. anat. 2. i. s. i. siyah göz.. s. (bıçak) ağzı. sütlü pelte. 3. rezil. s. kara liste. mesane. şantaj. i. töhmet. i. karartmak. kara veba. 2. bot. 4. karalık. lekelemek. cowpea blackguard blackhead blackjack blackleg blacklist blackmail blackmailer blackness blackout blacksmith blacktop bladder blade blah blame blameless blameworthy blanch blancmange bland 1. kılıç. karşı oy kullanmak. alçak kimse.

harap. 3. blazer. kör olası. kusur. bezgin. kanamak. s. ş numara. apaç ık. f. açık.: every blessed day her Allah ın ş. k. blender. 1. 1. arma. out Bless you! blessed blessing i. f. maden oca (roket) uzaya f ırlatılmak. İng. i. i. karıştırmak. . i. teşhir etmek. 2. Allah kahretsin! s. i. ıkmak. 3. 1. açık ciro. 1. 1. bleary. hayırdua. s. tahrip etmek. 1. yanan şey. not defteri. geçi şe tutmak. ç ığı 1. f. 1. Allah hakk ında kötü konuşmak. anlamsız. k. infilak. takdis etmek. yava şça katmak. kutsama. ile uyumlu olmak. 2. i. aş i. 2. 1. 2. kandırmak için söylenen veya edilen iltifat. Çok yaşa! be blessed with (Allah) (birine) belirli bir nimeti bağışlamak: ı ihsan etmi You´re blessed these 3. sızlanma. i. karışım. i. 2. ğuk/sıcak) (bitkiyi) kavurmak. 1. 2. 2. bak. bir tür aç ık tribün. 3. kötü. 4.blandishment blank blank cartridge blank check blank endorsement blank verse blankbook blanket blankly blare blasé blaspheme blasphemy blast blast furnace blast off Blast! blasted blasting cap blatant blaze blaze a trail blaze a trail blaze away at blaze up blazer blazon bleach bleachers bleak blear bleary bleary-eyed bleat bled bleed bleeding bleep blemish blend blend in blender bless bless s. meleme. m ızırdanma. boru gibi ses ıkarmak. dili ac ımak. f. 2. children. rüzgârdan korunmasız. yazısız. öfkeli parlama. ünlem. küfretmek. s. rüzgâra açık. dili Allah ın belası. 5. usanm ış2. s. 2. beyaz. yüksek ses. sana bu çocuklar ış. s. gözleri sulanm ış/çok çapaklanmış/kızarmış. herkese ilan etmek. gürültü yapan. i. boş boş. 2. kutsal. z. küfür. kutsanm günü. f. 1. harmanlamak. kurusıkı fişek. hata. (göze çarpan bir ğeyle) artmak. yüzünden akan. (yolık. f. kan ağlamak: My heart bleeds for tlık olas kurbanlar ı için içim kan ağlıyor. melemek. bleed. k. ongun. 1. f. beyazlatmak. uymak. ıcı olmayan. piyangoda bo ek. 2. 1. 2. 1. m ızırdanmak. sergilemek.. Allah hakk ında kötü konuşma. i. 2. ç ığır açmak. dili kör ı. 2. f. sulanm ış/çok çapaklanmış/kızarmış (göz). k. 1. bo i. 1. battaniye. alevler: the blaze of the fire yang ının alevleri. i. patlama. dili the victims of the Kı ng. f. 1. eritme yakmak. 2. (bled) 1. -e boş ş bakmak. iç aç s. (so y ğı . Allahın Allah . 3. dinamit tapas ı. sızlanmak. 1. 2. 2. bip.. f. İdrought. boş. s. spor ceket. i. ağaçların gövdelerinde çentikler açarak yeni bir yolun yerini işaretlemek. donatmak/kaplamak. f.with 2. bip sesi çıkarmak. i. -işate birden parlamak. (--ed/blest) kutsamak. k. yangın. söylemek. dili birini ha şlamak/azarlamak. olmayan bir yerde) yol 2. i.. 1. çok tiz ve anlık elektronik ses. kanayan. s. harman. dili çok e ğlendirici bir şey. boru sesi. çamaşır suyu.. f. -e ateş etmek. f. bak. 2.o. soğuk ve kasvetli (hava). 3. 1. borununkine benzer ses.. (göze çarpan bir şekilde) ilan etmek. 3. kar ıştırıcı. yapmak. kurus ıkı fiş açık çek. nimet. sar ıp sarmalamak. 1. atın alnındaki beyaz leke. s. i. -i hararetle yapmak. i. kafiyesiz on heceli nazım şekli. takdis. alev alev parlakl r açmak. k. boş gözlerle: look blankly at -e anlamamış gibi bakmak. ç . leke. yazısız kâğıt.

. 1. kör etmek. f. i. ç ıkmaz k. soy. 2. gözlerini ba ğlamak.leş).. i. tasasız. pol. i. İng. blitz. gözünü almak.. ştırmak. stor. 2. abluka. göz kırpma. k. z. kan bankas ı.. i. dili kör gibi. i. blokaj. s. 3. i. çoç ğı . dili yağ tulumu. jaluzi. kan sayımı. kabartmak. afet. dangalak. i. s. z. kesmek. İng. ç ıkmaz (sokak). ablukaya almak. 2. tipi. gözü ba ğlı. k. blok. f. 1. kurutmak. sarışın (erkek). şişirmek. âmâ. avcıların avlarından gizlendiği kama sokak. kan. kabartmak. gözbağı. arkadaş. sinyal lambas ı. f.blessing out blest blether blew blight blind blind alley blind as a bat blind date blind in one eye blind spot blinder blindfold blindfolded blindly blindness blink blinker bliss blissful blister blithe blithely blitz blitzkrieg blizzard bloat bloated blob bloc block block and tackle block letter block print block up blockade blockage blockhead bloke blond blonde blood blood bank blood bank blood bath blood count blood feud k.b. sarı (saç). tıkanma. şen.kmaz. den. i. (devamlı) yanıp sönen sinyal ı. büyük parça. at gözlü ğü. dili ha şlama. şişko. konu. f. şişmiş. neşeli. oto. blok.. f. mantar. büyük s. göz k ırpmak. abluka etmek.. 3. palanga. kan bankas ı. bir gözü kör. soldurmak. saçmalamak. açmaz. (kumaşı/kitabı) kalıpla basmak. f. two blobs of mustard i. yıldırım saldırı. 4. s. çakar. mutluluk. gamsız. 2. (deliği/boşluğu) doldurarak kapamak.´ne gitme. şiş (karın. kan davas ı. azarlama. f. İng. İng. çok mutlu. kitap yazısıyla yazılan büyük harf. 1. i. 2. pürneşe. i. 1.iki s ıkım hardal. i. (retinada) kör nokta. blow. körlük. f. dili adam. s. 2. tıkamak.. bak. lokanta v. bless. su toplamak. i. i. office block (bürolar ın bulunduğu) iş hanı. s. . kendi önyarg ısının insanı anlamaktan ğ i ü. f. 1. 1. k ıvamı koyu iri bir damla: a blob of paint bir boya damlası. k. tıkamak. kabarc ık. neşeli/şen/tasasız bir şekilde. i. tıkama.. engelledi ğ i. 1. katliam. 1. parsel. 3. i. bak. sarışın (kadın). kör gibi. blok. 2. 1. İng. f. s. fiske. saçma. i. i. küf. mahvetmek. 1. önceden tan ışılmayan biriyle eğlence yeri. 2. at gözlü f. 2. kavurmak.. lambas i. büyük bina: block of flats apartman. i. i. 2. dili mankafa. 2. bak. eksiksiz bir mutluluk. anat. kör. kabarmak. 2. 1. 1.

3. k. kurutma kâ ğıdı. dili (rüzgâr) çok sert esmek. diyet. sümkürmek.. 4.. kan zehirlenmesi.o. 1. 2. f. i. sigortay k. 1. dili birinin gerçekte kim oldu ğunu göstermek. dili 1. kan şekeri. kan gibi. dili kör ı. i. dili kendi borusunu çalmak. 2. olas İng..o. böbürlenmek. duraksamak. kendi reklam ını yapmak. bozmak. argo kör olası: That blooming telephone! O kör olası telefon! i. i. k. tansiyon. kan nakli. darbe. f. k. birini çok şaşırtmak. çiçek vermek. (lastik) patlamak. kusur. s.. tansiyon.´s cover blow s. çok k ızmak. külahını uçurdu. 3. dili tepesi atmak. 1. k. fiske. 2. esmek. k. üfleyip söndürmek. bahar açmak. 1. f. meyve üzerindeki bu ğu. s. bak. 2. 2. mürekkep lekesi. k. dili karars ız olmak. anat. i. kiralık katillere verilen para.. dili 1. İng. 4.o.´s mind kan davas ı. s. kan nakli. 2. 2. 1. papyebuvar. bluz. tazelik. k. k. dili tepesi atmak. f. 2. kan dökme. k. away blow s. lekelemek. dili ans ızın gelmek. 1. 2. Rüzgâr ı att ırmak. silmek. tüyler ürpertici. kana susamış. i. zalim. kanlı. kurutma kâ ğı 1. kan bas ıncı. ayıp. --n) 1. İng. çiçek açm ış. unutulmak. (açılmış) çiçek. 2. (blew. k. 1. hunhar. 2. (fırtına) dinmek. ba şına kurşun sıkmak. diliı. leke. lekelenmek. dıortadan ile kurutmak. k. kana susam ış. uçmak: The wind has ınöfkelenmek. kan tahlili. kabart ı. blotting paper. düşmek. inatç aksi. k. kan damar ı. s. leke. yok etmek. çiçek açmak. i. birini vurmak. kan grubu. s. dili k. geçmek. s. lekelemek. k. 2. birine çok keyif vermek. 2. k. birini çok heyecanland ırmak. birini çok şaşırtmak. 3. gaddar.blood feud blood group blood money blood poisoning blood pressure blood pressure blood sugar blood test blood transfusion blood transfusion blood type blood vessel bloodcurdling bloodshed bloodshot bloodthirsty bloody bloody-minded bloom blooming blossom blot blot out blotch blotter blotting paper blotting paper blouse blow blow blow a fuse blow great guns blow hot and cold blow in blow one´s brains out blow one´s cool blow one´s nose blow one´s own horn blow one´s own horn blow one´s own trumpet blow one´s top blow one´s top/stack blow out blow over blow s. kan çana ğına dönmüş (göz). dili tepesibacan atmak. 1. 2. canlanmak. (--ted. kan grubu. 2. i. gençlik. 2. 1. övünmek. parlamak. üflemek. kurutma kâ ğıdı. --ting) 1. dili 1. dili tepesi atmak. 3. bahar. gömlek. . blown off the chimney cowl. 1. çiçek. dili kendi reklam ını yapmak. k ızmak. baya ğı. geli şmek. solumak. f. adamakıllı. canavar ruhlu. vuru ş. ateş ederek birini öldürmek. uçurmak. başına kurşun sıkarak intihar etmek.

proje. s. dili patlamak. kurusıkı. kör. tok sözlü. böbürlenme. k. borda. i. göztaşı. balina ya ğı.blow s. den. ayrıntılı. ağır bir cisimle vurmak. fart furt etmek. hüngür hüngür a ğlamak. to smithereens blow the lid off blow up blow-by-blow blow-dry blowjob blowout blowtorch blowup blubber blubber bludgeon bludgeon s. f. bataklık v. havaya uçurmak. blöf. zool. bulanıklaşmak. k. s. 2. patlatmak. 3. 1. mavimsi. soylu kimse. 2. 5. i. pansiyoner olmak. rüzgârın çıkardığı) uğultu. f. 1. --ring) bulan ıklaştırmak. dili birini hayrete dü şürmek/şaşkına çevirmek. bir şeyi/birini paramparça etmek. s. pansiyon. k. Campanula. şişirmek. yüzü k ızarmak. mavi kopya ç ıkarmak. oyun tahtas ı. 1. 2. aristokrat. çayüzümü. keskin olmayan. birini bir şey yapmaya zorlamak. supet. fart furt. sözünü sak ınmayan. i. i. yat ılı öğrenci. tasarlamak. 1. mavi renk. f. i. f. i. i. kaba penisi a ğızla uyarma. i. herhangi bir alanda en büyük ödül. mavi. çançiçe ği. mavi renkli. bot.b. dili büyük parti. f. i. yatılı okul.o. 1./s. f. f. pürmüz. f. k ısa ve kalın sopa. f. i. (şiddetli i. yabandomuzu. yatılı okul. kızarıklık. küplere binmek. cop. out ağzından kaçırmak. (blow-dried) kurutma makinesiyle kurutmak. 1. i. 4. yönetim kurulu. gaf yapmak. dili (insan vücudundaki) yağlar. (vapura/trene/otobüse/uça ğa) binmek. . mavi kopya.b. işçi sınıfına ait. i. (--red. belirsiz bir şekil. 2.t. pürmüz lambas ı. f. i. k. pansiyoner. 2. f. üzerindeki) tahta yaya kaldırımı.t. gaf. agrandisman yapmak. patlama. kereste. 1. i. 2. s. süpet. aristokrat.´s mind blow s. dili efkârl ı. yönetim kurulu. hüngürdemek. pot. 4. blöf yapmak. s. into doing s. i. azaltmak. (kum. üstüne tahta çakarak kapamak.o. i. 1. kurus ıkı atmak. f. mavimt ırak. plan. körletmek. mavi. birinin aklını başından almak. 2. 1. 1. asilzade. s. 1. 1. bir çeşit küflü peynir. bulanık. kavga. i. 2. blucin. kızartı. 3. büyütmek. 2. satranç v. 1. 2. lastik patlamas ı. çivit. 2.... sarp ve yüksek k ıyı/kaya. tepesi atmak. yönetim kurulu. (rüzgâr) şiddetle esmek. 2. s. dili aç ığa vurmak. çivitlemek.o. patlamak. i. 2. şatafatlı davet. i. pot k ırmak. f. blue blue blood blue blood blue cheese blue jeans blue ribbon blue vitriol bluebell blueberry bluecollar blueprint bluff bluff bluing bluish blunder blunt blunt blur blurry blurt blush bluster boar board board of directors board of managers board up boarder boarding house boarding school boarding school boardwalk k. 1. 2. k. tahta. i. 3.

. 1. k sıkk. (--ged. kaynama noktas ı. 3. -e delalet etmek. Bolivya. Bolivya. 1. ask. kilit dili. kaba kenef. 1. f. . yastık. i. dili tepesi atmak. k.. s. s. 2. haşlamak. hela. Bu otel iki yüzme havuzu ve bir saunas ıyla s. minder. fırtınalı. bilg. yüreklilik. kitle: A lake is ıa özgü fermuarl torba. z. 2. serkeş. -ging) f. Bolivyalı. demiri. 2. ölü sayısı.boast boastful boat boathouse bob bob bob bobbin bobby bobby pin bobsled bode bode bode ill bode well bodice bodily body body bag body building body count bodyguard bog boggle boggle the mind bogus boil boil boil away boil down boil over boiler boiler suit boiling point boisterous bold boldface boldfaced boldly boldness Bolivia Bolivian boloney bolshy bolster bolt bolt of lightning f. f.. kolgüçlendirmek. korsaj.. z. yapma. sandal.. koruma. i.. cüretli. (çoğ. insanı hayrete düşürmek. dili ı şp ilin. s. kaynamak. 2. 2. body of water. kaçış. bobin. i. İng. ha şlanmak. 3. sahte. gözüpek. çekülün ucundaki a ğırlık. yüznumara. tuvalet. fırlama.. -e sahip olmaktan gurur duymak: This hotel boasts two swimming pools and a sauna. f. vapur. kayıkhane. 2. miktar: a body of information bir miktar bilgi. 1.. kaynayarak buharla şıp yok olmak. s. karoser. köpürmek. İng. bak. Yeni bir sandalım var. i. k. 2. buhar kazan ı. i. alagarson saç. 4. bedensel. Bolivyalı. --bing) 1. k 1. 3. 5. arka arkaya bağlı çifte kızak.. matb. yat gibi) tekne: What time does the boat leave? Vapur kaçta kalk ıyor? I´ve got a new boat. bataklık. desteklemek. ıng. s. 1. i. i. ufak i ğ. i. i. sürgü. 2. beden. tulum (giysi). 1. (gemi. k. kaynayarak suyunu çekmek. İng. sürgülemek. siyah harfler. uzun yastık. 4. 2. ı kütle. alçal yükselmek. i. i. (saçı) alagarson sallanmak. s. dili asi. i. f. baloney. kısmak. gövde. fırlayıp kaçmak: When the pickpocket saw the yıldırım. siyah (harf). i. ısaltmak. dili polis. madeni saç tokas ı. kazan. i. tümüyle. bak. özü kalana kadar kaynamak. 1. i. i. f ırlamak. 1. bob)sİ i. at ılgan. çabuk eğilip kalkmak. 2. kötüye işaret/delalet etmek. Bolivya´ya özgü. at/over -e tak ılıp tereddüde düşmek. sık sık e f. çıban.. cesaret. s. övünmek. 1. f. kurallara karşı gelen. (up) 1. 2. şiddetli. çabuk eğip kaldırma veya ilip kalkma hareketi. bilg. 2. bütünüyle. matb. yarışta kullanılan kızak. Göl bir ceset taşımaya vücut geliştirme. matb. 2. vücut. 1. (kaynarken) ta şmak. 1. gürültülü. siyah (harf). -e işaret etmek. 4. kaynatmak. i. çabuk e ğip kaldırmak. How i... cesaretle. kad ın yeleği. cesur. yastıkla beslemek. iyiye işaret/delalet etmek.. bide. 2. ceset. düzme. İng. olta mantarı. bilg. 3. övüngen. i. ceset torbas . tamamen.ğ (--bed. koruma görevlisi. 1. f. makara. 2. c ıvata.

argo büyük gaf/pot. 2. f. 2. dili aptalca hata. f. argo -i sikmek. prim. falso yapmak. kemiksiz. gümrük antreposu. farlar. 2. i. 3. 2. 3. tahvil. 1. (yer) ayırtmak. f. senet. falso. bono. i. 2. 1. hafızlamak. sıhhatli. 1. aptalca hata. 1. bombalamak. s. hakiki. aşk yapmak. i. bonds.. k ılçık. en kötü oyuncuya verilen ödül. 4. balina (çubuk). k. budala. 1.kulübü. 2. iyi cins yazı kâğıdı. İng. 2. ku içine kemik külü kat ılarak yapılan porselen tabak. k. s. 2. k ılçıksız.sevişme. gerçek. f. i. sınava hazırlanmak. kefalet. İvuru i.. k ılçıklı. açık havada yakılan ateş. kölelik. 2. kefil olmak. f. üzerine varmak. k. i. 2. anlaşmazlık sebebi. tahvil sahibi. argo ayvalar.. iyi yolculuklar. k. argo 1.. k ısa zamanda bir konuyu çalışıp öğrenmek.. güzel. i. hoş.. İng. i. çıkıkçı. 1.men (bandz´mîn) i. (polis) (san ığı/cezaya çarptırılan birini) kayda geçirmek. dili ng. f.. 4. şlamak. oto. rezervasyon yaptırmak. bir deri bir kemik. falso. köle. 1.. kemikli. i.. s. kupkuru. i. darbe.bolt upright bomb bombard bombardier bombardment bombastic bomber bombshell bon voyage bona fide bonanza bond bond paper bondage bonded warehouse bondholder bondsman bone bone bone china bone for an exam bone meal bone of contention bone up on a subject bone-dry bonehead boneless boner bonesetter bonfire bonito bonk bonkers bonnet bonny bonus bony boo boob boob tube boo-boo boobs booby booby prize booby trap book book club dimdik.. topa tutma. İng. 1. bombard ıman. dili aptalca hata yapmak. bombalamak. s i.. göze hoş görünen. bombard ıman uçağı. şenlik ateşi. memeler. kırıkçı. i. beklenmedik kazanç. çoğ. gürbüz. İng. (bombard ıman uçağında görevli) bombacı. f. sevişmek. zool. (bir yere) bomba atan/yerleştiren kimse. bomba: blonde bombshell sar ışın bomba. yolunuz aç ık olsun. i.. s. bubi tuza ğı. s. dili ı bomba etkisi yapan. falso yapmak. ikizler. i. tumturaklı. mankafa. 2. kaput. kemik tozu.. f. dili çok çalışmak. 2. s ıska. argo aptal. argo sikme. palamut. 1. argo aptalca hata yapmak. ık ıştırmak. bombac i. yuhalamak. kitap . İng. 1. bomba. dili kafadan kontak.. i. i. . İng. cilt. ş k. kitap. i. çatlak. 1. ikramiye. kemiklerini/k ılçıklarını ayıklamak. zarif. argo televizyon. f. k. 1. ask. i. dili vurmak.. kemiksi. bağ. i. İng. ahmak. topa tutmak. bombard ıman etmek. s. 2. . kemik... k. aptal. i. salak. 2. bağcıklı bone. i. i. ilişki. kaporta. kefil. 3. leh. çoğ. ampuller.. 1.

kitap ele ştirisi. 2. çardak. gümbürdemek. f. i. (fuarda/sergide) stand. ı. 2. . kitapçık. artış . i. çanak yalamak. rezervasyon. 1. 2. i. bak. sayfa işareti. dalkavukluk etmek.) h ızla yükselmek. kitapta son okunan sayfayı bulmak için araya konulan karton. i. çizme giydirmek. 1. defter tutma. i. i. --ping) vurmak. i. v. 1. sınırlamak. itelemek. i. f. kibrit paketi. k. i. i. 2.. kitabevi. i..o. nimet. muh. defter tutan kimse. maliyet. biletçi. k. ciltçi. (bir yerin ticaret. i. i. nüfus v. destek.b. 1.. k.b. s. çanak yalayıcı. patlama yak ın arkadaş. İng. f. vuru ş. ganimet. (--ped. boraks. 1. İng. gazete kulübesi. kim. s. hudut. kenar. to s. kitap raf ı. i. yaltakçı. İng. patlamak i. 2. kitapçkurdele i. lütuf. muh.. köylü. bilet gişesi.artma. i. i. kitaplık.t. dalkavuk. çapul. İng.. biri için otelde rezervasyon yapmak. darbe. İng. 2. (fiyat) artırmak. kaba ve görgüsüz kimse.o. yard ım. kitabevi. defter de ğeri.2. bilgisayar ın belleğine komutlar okutarak sistemi f. kaba bir şekilde. kitap konulan raflı mobilya. dili içki. 3. (ticaret) hızla artmak. 2. 3. iyilik. 1. ayrılmış. i. bahisleri kabul eden bayi. kabalık. defterde kayıtlı. yaltaklanmak. s ınır. 2. argo tekmelemek. 3. (olumlu bir şekilde). nota kitab ı. bir şeyi birinin hesabına yazmak. 1.1. İng.. içki kaçakç ısı. i. kaba. 2. broşür. ya ğma. alkollü içecek. f.. çizme. rezerve edilmiş. i. motor. ganyan bayii. check in. bahisleri kabul eden bayi. i.. ı. i. rezervasyon yapma.. (birinin hesabına) yazma.book in book of matches book of music book review book s. f. kenar süsü. dili kafa/kafay ı çekmek. çizme şeklindeki aletle işkence yapmak. 1. z. f. propagandac i. gürlemek. bot. i. i. 1. (rokette) ek i. i. i.´s account book value bookbinder bookcase booked bookie booking booking clerk booking office bookkeeper bookkeeping booklet bookmaker bookmark bookseller bookshelf bookshop bookstall bookstore boom boon boon companion boondock boonies boor boorish boorishly boorishness boost booster boot boot boot booth bootlegger bootlick bootlicker booty booze bop borax border İng. into a hotel book s. 4. yaltak. lehinde konu şarak yardımcı olmak. dili ganyan bayii. i.. f.

can s ıkıntısı. i. çap. dar geçit. Bosna´ya özgü. f. Bosporus. both of us her ikimiz. (ç ıkarma işleminde) ödünç almak. başkalarına hükmetmeyi seven. i. 4.o. s ınır komşusu olmak. Hasan tam s ınırda.. Boşnakça. hem . botanikçi. s. i. 3. vadi. ödünç alan. tekne. dar bo ğaz. i. 1. f. i. can s ıkıcı. 3. i. i. kaza. oymak. Botsvanalı. ıslahhane. i. bitkibilimci. her ikisi. kaynak. s. dip. başını ağrıtmak. Bosna-Hersek. bear 2. engel. bağı koyun.. kim. sıkıntı. birinin canını çok sıkmak. ilçe. and as . mat. ı duyuyorum. şef. yönetmek. s. botanik. Bosna. k. i. zam. rahatsız etmek. alt. ıslahevi. 2.. Botsvana. i. Bosnia-Herzegovina. i. olarak: ´´Yes. fail him as we could pass him. yabancı sözcük/kelime. bak. both as .. Botsvanalı. i. Boşnak. İng. 1. f. Bo ğş üs. . (bir fikri) az ıcık çürütmek. 2.. i. s. Bosna. Hem hoca.. Botsvana´ya özgü. 1. 1. amirane. Boşnak.border on borderline borderline case bore bore bore bore a hole in bore s. bak. birine karşı amirane davranmak. şişe açacağı. Boğaz. i.f. Her ikinizin de hayat ı tartışılıyor. i. bitkisel. f. i. kalibre.. 1. i. i. nak.o. patronvari. bak. ödünç almak.. 2. f. her iki kategoriye de girebilecek bir durum: Hasan´s a borderline case. sine. şişelemek. Boşnakça. sıkıcı. 1. around bossy botanical botanical garden botanist botany botch both 1. hem . canını sıkmak. botanist. bother bothersome Botswana Botswanan bottle bottle opener bottleneck bottom s. Boğaziçi. temel. sınır. karina.. botanik bahçesi. ´´Did the packages come?´´ both came. bor. i. can yolda şı. biberon. bak. 1. asil bir aileden gelen.´´ ´´Paketler mi?´´ ´´ Evet. hem insan olarak ona sayg Both your lives are in the scales.. Bosnal ır. I respect her both as a teachergeldi and as a person. s. 1. birine emir yağdırmak. delmek. 2. bitkibilim. s. 1. botanik. rahatsız edici. . gö samimi dost. -de delik açmak. s. yabanc ı bir dilden alınan sözcük/kelime. f. dili önceden tasas ını çekmek. zahmet. doğuştan: a born preacher doğuştan vaiz. Botsvana. can sıkıcı kimse. kasaba. doğmuş. s. i. 2.. Bosnalı. şişe. to death/tears boredom boring born born to the purple borne boron borough borrow borrow trouble borrower borrowing borstal Bosnia Bosnia and Herzegovina Bosnia-Herzegovina Bosnian bosom bosom friend Bosphorus Bosporus boss boss s. we could as easily i. 2. bear 2. 2. i. ikisi de: both of them her ikisi. .. i. i. samimi. canını sıkmak. eğiliminde olmak. 2. i. borç almak. 2. 1. esas. 2. hudut. 2. f. patron. (bir işi) berbat/rezil etmek. bitkibilimsel. f..

birini şaşırtmak. 1. sekmek. 1. i. buy. derinlikleri. i. kutu. 2. bak. zıplamak. kuşatmak. s. (zararlı bir hayvanın yok edilmesi ı için devletçe veya bir suçlunun özgü koku. s. i. fırlamak. s ınırsız.bottom dollar bottom land bottomless Bottoms up! bough bought boulder boulevard bounce bound bound bound bound boundary boundless bounds bounteous bounteously bounteousness bountiful bounty bouquet bourgeois bout boutique bovine bow bow bow bow and scrape bow out bow tie bowel bowels bower bowl bowl bowl along bowl s.. kentsoylu. 3. prim. i. sığır cinsinden. i. 1. ba ğırsaklar. s. papyon. s ıçramak. süratle gitmek. i. 2. bağlı. a ğır bir topla oynanan bir oyun. . 2. f. iri kaya parças ı. 1. barço ba ğı. for -e giden. birini yere devirmek. tas. bolluk.canl sekmek. ciltlenmiş. bowling oynamak. kiriş. ciltli. demet. over bowlegged bowline bowling bowshot bowstring box box box number son kuru ş. hastalık: He´s just recovered from a bout of pneumonia. el pençe divan durmak. zıplay ış. i.. i. f. ılık. 2. sıçramak. kâse.. çok derin. güreş. emekliye ayr ılmak. çok. borina. aşırı saygı gösterisinde bulunmak. i. i. 1.. i. den. baş eğerek selamlama. i. 2. i. f. sektirmek. cömert. 2. 2. 2. den. cömert. 1. buket. sand ık. sonsuz. 2. 1. kayıtlı. 2. f. bol. f. dili (çek) karşılıksız kmak. iç kısımlar. eli aç ık. zıplatmak. Zatürreeden yeni kalkt ı. cömertlik. (yayl ı çalgı için) yay. 1. hudut. 1. 1. boks. fiyonk. 2. i. 2. verilen) para. 1. 1. bak. i. f.o. reverans yapmak. 3. sınırsız. yakalanmas 2. bowling. z. sınırlar. (ağaçta) büyük dal. pruva. f. dipsiz. i. birini şaşkına çevirmek. bulvar. ba ş. derinlikler: the bowels of the earth yeryüzünün i. box s. cömertlik. 2. 1. papyon kravat. eli aç ık. 1. çıs ıçrayış zıplama. posta kutusu numaras ı. butik. kutulamak. anat. çardak. geri tepme. s ınırlamak. 1. cömertçe. birini yere yıkmak. 2. reverans yapma. ok menzili. ba ğırsak. eli aç ıklık. s. f. sıçrayış . iple boğmak.. anat. s. loca. f. kameriye. bind. 1. 1. (ok atmak için) yay. 3. boks yapmak. i. 2. kriket top atmak. f. s. sonsuz. cadde. i. baş eğerek selamlamak. nöbet. bol. 3. kısa süren hummalı faaliyet. çok. sınır. burjuva. i. 1. dili Fondip! i. i. k. 2. sınır. of -den çekilmek. ovalık arazi. s.. s. k. on the ear birinin kula ğına tokat atmak. i. i. 2. bir şaraba i.o. kutuya koymak. çarpık bacaklı.

dirsek. boks maç ı. övüngen kimse. çoğ. (--ged. erkek izci. kafas ına ağır bir darbe indirmek. İng. genç uşak. s. kuşak. f. yüksekten atan kimse. desteklemek. boykot etmek. i. dayanak.. -den övünerek bahsetmek. bölüm. 2. ac ı (su). 1. (erkek için) çocukluk. örülmüş ş ey. zindele i.ş. (böğürtlen gibi) dikenli bitki. . f. d. 2. bağ. zinde yapan: bracing mountain air insan ı ştiren dağ havas ı. i. i. ayraç. f. hafif tuzlu.y. kısım.. böğürtlen (yemişi/çalısı). saç örgüsü. i. (üniformaya tak ılan) kordon. i. İng. s. i. kö şeli parantez.. kafasız.. 2. i. fren balatas ı. (nehre ait) kol. fren pabucu. 1. kol. f. 2. erkek çocuk. boks. i. k. 3. bir grup dan ışman. 1. fren kampanas ı/tamburu. kollara ayrılmak. f. dal budak bran ılmak. 2. 2. birbirine tutturmak. kapalı yük vagonu. yirmi altı Aralık. akılsız. i. s. oğlan gibi. 1. bilezik. kenet. matkap kolu. beyin. şimşir. köşeli ayraç. i. s. o ğlan. fren yapmak. ak ıl. dişçi. i. ku ş beyinli.box office boxcar boxer boxing Boxing Day boxing glove boxing match boxwood boy boy friend boy scout boy scout boycott boyhood boyish bra brace bracelet braces bracing bracket brackish brag brag about/of braggart braid braided brain brain trust brain wave brainchild brainless brains brainstorm brainwash brainy brake brake drum brake fluid brake lining brake pedal brake shoe bramble bran branch branch off branch out into (tiyatroda/sinemada/stadyumda) bilet gi şesi. 2. çocukluk dönemi. i. i. fren yağı. i. kepek. akıllı. s. 1. bu ğday kepeği. 1. 1. sağlamlaştırmak. yumrukoyuncusu. delikanlı. s. İng. beyinsiz. fren. i. destek. (kol ş olarak) ayr (asıl faaliyetine devam ederken) (yeni bir faaliyete) girmek. i. destek. erkek izci. i. i. fren pedalı. tel. f. ask. dili birinin kafas ından çıkan düşünce. raptetmek. şube. boykot yapmak. i. 3. boks eldiveni. boykot.salmak. (ağaca ait) dal. 1. 3. kafalı. erkek arkada ş. örmek. dal. dili aniden gelen parlak fikir. . İng. örgü. f. beynini yıkamak. pantolon askısı. örgülü. i. sütyen. parantez. i. dili aniden gelen parlak fikir.. f. 2. yumrukoyunu. k. k. zekâ. örülmü i. boksör. 3. --ging) övünmek.

2. sar ı. 1. s. cesaret. sütyen. i. k. velet. ihlal. Brezilya. sallamak. ancak masrafını karşılamak. İng. Brezilya. arsız çocuk. bak. iş molası: They took a break. i. i.brand brand name brand spanking new brandied brandish brand-new brandy brash brass brass band brass knuckles brassed off brassiere brassy brat bravado brave brave the elements bravely bravery bravo brawl brawny bray brazen brazier Brazil Brazil nut Brazilian breach bread bread and butter bread bin bread box bread crumb breadbasket breadboard breadth breadwinner break break a habit break a promise break a record break cover break down break even break ground i. 1. bozulmak. i. dili biraz kızgın. konyakla konserve edilmi ş (meyve). bando. yepyeni. g ıcır gıcır. m ızıka. i. f. yepyeni. 2. i. verdiler. 1. ara. kasları gelişmiş. arbede. cesur. mangal. Brezilyalı. 1. f ırsat. marka. s. s. fasıla. i. utanmaz. ekmek. gedik. 2. 1. s. bread box. 2. insanı geçindiren iş/para. dili ekmek kap ısı. (bir ürüne ait) özel ad. kabadayılık. açıklık. bro. cesaretle. i. hamur tahtası. Brezilya kestanesi. z. damgalamak. aralık. ruhen yıkılmak. İng. i. genişlik. küstah. törenle temel atmak. k ırık. f. 2. kötü havada d ışarıda bulunmak. Brezilyalı.. kırmak. f. en. i. i. yüzsüz. savurmak. i. 1. ışkanl ıktan kurtulmak. s. ç ığır açmak. i. 2. biraz sinirlenmiş.. kurusıkı atma. (broke. marka. k ırık. gizlendiği yerden çıkmak. tah ıl ambarı. s. fazla at ılgan. k. anırma. anırtı. s. kötü alMola sözünde durmamak. dili gıcır gıcır. 2. 2. gö ğüs germek. mec. (k ızgın demirle yapılan) dağ. ekmek sepeti. lekelemek. 2.. 2. bir aileyi geçindiren kimse. anırmak. adaleli.ken) 1. çatlak. şımarık çocuk. pirinç mu şta. huk. i. f. sözünden dönmek. ekmek kutusu. pirinç. ğlamak. 1. pirinç gibi. 3. i. gürültücü ve kaba (kad ın). sallama. sar ı. pirinç. da (bir ürüne ait) özel ad. 1. k. i. piç kurusu. ekmek tahtas ı. yüzsüz. yarık. argo mide. ünlem Aferin!/Bravo! i. 3. kâr ve zarar ı eşit olmak. i. rekor k ırmak. şans. konyak. savurma. f. cesaretli. 2. 1. Brezilya´ya özgü. s. 1. i. s. yüzsüz. 1. 4. ekmek k ırıntısı. .

kendini kurtarmak. i. 2. 2. soluk. sinir bozuklu ğu. 2. patlak vermek. çok hızlı. kırılan şeylerin tutarı. zorla girmek. 1. 1. 2. nefes almak. k ırmak.break in break into break loose break off break one´s faith break one´s fast break one´s neck break one´s word break open break out break the ice break the law break the news to break to pieces break up break wind break wind break with breakable breakage breakdown breaker breakfast breaking breakneck breakthrough breakup breakwater breast breast stroke breastbone breast-feed breath breathe breathe down one´s neck breathe hard breathe in breathe one´s last breathe out breathless breathtaking bred breeches breed breeding breeze breezy 1. zorla açmak. kendini paralamak. soluk almak. 1. 3. (bilimde) büyük buluş. Don´t breathe a word of this to anyone. 2. 2.. dağıtmak. lakayt. patlamak. ayrıntılı hesap. çoğ. gönül. son nefesini vermek. 2. kalp. yeti ştirmek. 3. 1. s. tür. 1. 1. f. birden -e ba şlamak: The horse broke into a run. k ırılma. 2. f. breed. paralanmak. f. rüzgârlı. solu ğu kesilmiş. meme. birden ko şmaya 1. yetiştirme. i. nefes. canlı. nefes nefese. sona erme. lafa kar ışmak. üremek. i. dili sak 1. 4. hafif rüzgâr. in ile kaplanmak. i. from -den kopmak. umursamaz. terbiye. 2. - kopmak. imbat. -e zorla girmek. parçalanma. i. orucunu açmak/bozmak. . i. den kopup sarkmak/sallanmak. s.. dağılmak. 2. kopmak: War has broken out in Asia. -den ayr ılmak. ın şı kimseye söyleme. i. (k ıyamet) rılıp ayr ılmak. sabah kahvalt ısı. 2. bozulma. 2. nefes kesici. kahvaltı.fed) (bebe ği) emzirerek beslemek. parçalanmak. k ırma. bozuşmak. dişini tırnağına takmak. k ıyıya vuran büyük dalga. göğüs.. 1. anat. çok heyecan verici. 2. kırılma. gaz gaz çıkarmak. 2. rahat bırakmamak. ba ı ndan takip etmek. (bred) 1. araya girmek. 1. (breast. i. cepheyi yar ıp geçme. kanuna karşı gelmek. i. alıştırmak. çökme. 1. hareketli. 1. 3. s. pantolon. yak solumak. 1. s ık ve kesik soluklar alıp vermek. gö ğüs kemiği. i. 2. k ı sözünde durmamak. ilgisini kesmek. s. esinti. kişi) ç ıkarmak. dalgak ıran. havay suç işlemek. durmak. k. teneffüs etmek. teklifsiz. i. 2. mendirek. k ırılır. cins. durma. dökmek: She´s broken out Asya´da sava ı yumu şatmak. (birine) (kötü) haber vermek. 1. meltem. f. 1. 2. nefes vermek.. bozulma. kendini kurtar ıp kaçmak. ask. 1. i. yol açmak. 3. s. sine. i. . kurbağalama (yüzme tekniği). osurmak. boynu k ırılmak. 2. i. 3. başında beklemek. birdenbire 3. At başlad ı. resmiyeti gidermek. sözünü tutmamak. ilk defa bir işe giri şmek. ili şiğini kesmek. bak. ş patladı. 3. (aralarında sevgi bağı olan iki ayr ılmak. ölmek. Bunu nda dikilip durmak. i.. parça parça etmek. yellenmek. büyük (bir hız): a breakneck pace çok hızlı bir tempo. 3. sebep olmak.

. gemi hapishanesi.. nedime. köprü yapmak. brier.. i. i.. e şkıya. i. 2. (ata) başlık takmak. gemlemek. i. 3. i. çoğ. 1. brik. 2. neşelendirmek. 3. tu ğgeneral.yapmak. 1. i.. harikuladelik. şapka kenarı. deha. k ısa. parlak.dili (bir yere) canl (otomobil farlar ına ait) uzunlar. 1. i. 2. i. i. parlak. briç. huk. i. (otomobil farlar ına ait) uzunlar. tuğla harmanı. brifing. ak ıllı. kükürt.. 2. i. parlaklık. 1. ağzına kadar dolu. tuğgeneral. pırıl pırıl. mükemmel. (çay) demlemek. frenlemek. s.p parlak bir şekilde. dili bira: He bought me two brewskies. 1. 2. 2. f. z. den. ımcıs ı.. deliksiz/bo şluksuz) tuğla. haydut. . geline ait. k. i. i. (gen. parlak renk. f. tuğla örerek kapatmak. f. f. köprü. z.. 2. s. i. k ısalık. i. göz alıcı.. bardak a ğzı. evrak çantas ı. bira yap i. vurmak. i. Bana iki bira ısmarladı. i. 2. çoğ. kiremit rengi. ask. 3. zeki. i. duvak. dâhice. tertiplemek. salamura. aydınlık olmak. rüşvet vermek. brifing s. dili tam formunda.. i. i. tuzlu su. göz alıcılık. 1. f. bot. i. ask. tugay. 2. harika. (brought) getirmek.brethren brevity brew brewer brewery brewski briar bribe bribery brick brick red brick up bricklayer brickyard bridal bridal veil bride bridegroom bridesmaid bridge bridge bridgehead bridle brief briefcase briefing briefly briefs brier brig brigade brigadier brigadier general brigand bright bright color bright lights brighten brights brilliance brilliant brilliantly brim brimful brimstone brine bring i. i. 1. k. nikâha ait. gelin. çoğ. daha hoş ve sevimli bir hava katmak. köprü kurmak. i. 1. parlatmak. silme. (herhangi bir) dikenli yabani çal ı. bot. i. para yedirmek. i.. rüşvetçilik. bira fabrikas ı. mükemmellik. (çay/kahve) içmeye haz ır olmak.. köprüba şı. rüşvet. hazırlanmak. i. 1. s. i. i. duvarc ı. 3. güvey. kardeşler. i. (bira/kahve) yapmak. slip (erkek külotu). f. parlayan. s. 2. neşe ılık vermek. 1. bright-eyed and bushy-tailed k. ırlanta. tuğla örücü. harikulade.. ayd ınlanmak. deniz suyu. 3. f. parlak. (gem ve dizginlerin tak ıldığı) at başlığı. i. bak. i. k ısaca. (kötü bir şey) hazırlamak. 4. gelinin nedimesi. olmak. ask. ba şını hafifçe kaldırarak öfkesini davanıngem özeti.

o. . Generale biraz bask ırmak. 1. açığa çıkarmak. en önemli dayanaklar ı/kanıtları ileri sürmek. -i dava etmek. 2. 2. tüylerini kabartmak. 2. hesap toplam ını nakletmek. z. dili ba şarmak. 2. ailesini geçindirmek. istenilen hızda. i. i. en önemli destekçileri getirmek. kazanmak. hareketli.´s throat bring a unit up to strength bring about bring along bring an action/suit against bring around/round bring down the house bring down the house bring forth bring forth bring forward bring home the bacon bring in bring into disrepute bring into line bring into relief bring off bring on bring out bring pressure to bear on bring s. hatırlatmak. 2. to reason bring s. to justice bring s. meydana getirmek. -i zorlamak. sert k ıl. s. birinin aklını başına getirmek.o. birinin yüreğini burkmak.o. (hoş olmayan bir şeyle) dolu olmak. 2. ı yaptırdı.t. (felaket için) e şik. bring s. to bear on bring s. birine boyun e ğdirmek. (para) kazand ırmak.o. bir grubun mevcudunu tamamlamak. -i (çekingen sıkıştırmak. doğurmak. canlı/hareketli bir şekilde. -e bir şeyi uygulatmak: He brought some pressure to bear on the general.t. 1. kıyı.. 2. büyütmek. birini en son olaylardan/geli şmelerden haberdar etmek. to bring s. 2. home to s. 1. 2. gün ışığına çıkarmak.o. karar noktas ına getirmek. dili birinin keyfini bozmak.o.o. meydana ç ıkarmak. 1. birini (bir işe) katmak. huk. ayıltmak. 1. dodili k. hatırlamak. sertçe esen (rüzgâr). akla getirmek. word of bring s. birini yola getirmek. seyircileri kırıp geçirmek/çok güldürmek. 2. -e gölge dü şürmek. (uçurum için) kenar. ileri sürmek. birinin (bir işe) katılmasını sağlamak. arzetmek. canlı. in on bring s. f. kızmak. 1. meydana getirmek.o.t. 3. k. i. to his/her knees bring s. 1. k. bir şeyi sonuçland -i rezil etmek. 2. yetiştirmek. çok alk ışlanmak. istenilen hızda hareket eden. 1. to pass bring shame on bring through bring to a head bring to light bring to mind bring up bring up one´s big guns bring/file suit against brink brisk briskly bristle bristle with bristly Britain (anne) (çocu ğu) dünyaya getirmek. birinin (bir hastalığı/zor bir durumu) atlatmasını sağlamak. Britanya. k ıllı. birinin) konu şup rahat davranmasına sebep olmak. birini çok duyguland ırmak. sıraya sokmak. dikleşmek. (jüri) karara varmak. birine diz çöktürmek.o. up to date bring s.o. ikna etmek. -i dava etmek. sebep olmak. -i açmak. meydana çıkarmak. 1. k. k. 3. birini ayıltmak. yanında getirmek. down bring s. sebep olmak. geli ştirmek. 1. 3. ileri bir tarihe almak. s. sebep olmak. (doktor/ebe) (çocuğu) ğurtmak. 1. dili bir alk ış tufanı kopartmak. bahsetmek.. 2. getirmek. (yeni bir şeyi) yapmak/yayımlamak. hakk ında birine haber getirmek. meydana getirmek. çok alkış toplamak. domuz kılı. doğurmak. k. aydınlatmak. dili ailesinin geçimini sa ğlamak. başarıyla yapmak. belli etmek. (yargılanmak üzere) birini mahkemenin önüne çıkartmak. dili bir şeyi birinin kafasına dank ettirmek. . 1.bring (a child) into the world bring a lump to s.

bring. bacanak. radyo/televizyon yay ını. 2. 2.. dili (hava) çok sıcak olmak. Britanya´ya ait. i. et/balık suyu. k ırılgan. 2. break.cast) 1. yüz. 2. s. s. İngiliz. (tohum) saçmak. f. k. tahammül etmek.. i.. dili pantolon. 4. kaş. kitapçık. i. birlik. bir çeşit erkek ayakkabısı. yabani at. y ıldırmak. s. (brow. ehlile ştirilmemiş at. alın. k ırık. (broad. i. 1. derin derin dü şünmek. --en) gözünü korkutmak.beat. spor uzun atlama. bir kuruluşun üyeleri. i. i. yakla şık. s.. 1. i. dayanmak. 1. s. banker. brokar. erkek karde ş. enişte. bot. s. f. f.. broş. karartmak. erkek karde şe özgü. k. ızgara yapmak. engin. bronşit. düşünceye dalmak. kuluçka makinesi. i. birader. anat. açık fikirli. . katlanmak. bozulmuş. kararmak. genişletmek. çay. 1. bron şlar. (kötü bir olaydan sonra) ş. kahverengi. f. çehre. tunç. ırmak. kabaca.britches British Briton brittle broach broad broad bean broad jump broad jump broadcast broaden broadly speaking broad-minded brocade brochure brogue broil broiler broiling hot broke broke broken broken-down broken-hearted broker bronchial tubes bronchitis bronco bronze brooch brood brooder broody brook brook broom broomstick broth brothel brother brotherhood brother-in-law brotherly brought brow browbeat brown i. k. i. şive. geniş. dili paras ız. beraberlik. f. uzun atlama. i. dilbilgisi kurallarına uymayan (bir yabancının umudunu yitirmi . gevrek. bak. hoşgörülü. i. Britanyalı. dili çok s ıcak (hava). genel. 2. 1. kayınbirader. kuluçkaya yatmak. katırtırnağı. çekmek. tıb. süpürge sopas ı. i. 2. ayrıntılara girmeyen. ızgarada kızartmak. f. kalbi k ırık. bitik. yaymak. 1. 2. 3. karde şlik. kuluçkaya yatmak isteyen. bak. k.. (bir konuyu) açmak. i. i. 1. 3. bakla. i. i. bronz. (radyo/televizyon arac ılığıyla) yayımlamak. genişlemek. kırılmış. z. kadın. f. 2. ağabeyce. i. s. işi bitmiş s. 2. i. s. saplı süpürge. 1. yamaç.. meteliksiz. 1. genelev. i. 4. broşür. i. argo eksik etek. 2. i. f. s. herkese söylemek. çoğ. 2. i. bozuk. komisyoncu. kuluçka. f. ızgaralık piliç. 1. fırında et kızartmaya özgü ızgaralı kap. dü şünceye dalan.harap. 3. i. f.

2.b. i. (tüfek için) saçma. çökmeye ba şlamak. Budist. s. geri çevirme. esmerşeker. 2. bot. through -i şöyle bir okumak/karıştırmak. s. Brüksel.. 1. dili dolar. (bilgiyi) tazelemek. yer yer kabarmak/kamburlaşmak. i.. i. korsan. 2. i. ald ırmamak. i. i.. erkek geyik. i. fırçalamak. i. burkulma. 1. vahşice. s. i. f. 3. i. i. f. ret. yabani. k. erkek hayvan. (tokalı bir kayışla) (bir şeyi) takmak/giymek. s. 1.. 1. f. sık çalılık. brüksellahanas ı. 2. f. Brunei´ye özgü. s. 2. --ding) tomurcuklanmak. çürütmek. Bruneili. f. savmak. esmer kad ın. f. Budizm. önemsememek. -e göz gezdirmek. hayvan. gonca. buru şma. 2. i. İng. gonca vermek. bak. (--ded.´ni) elde etmeye çal ışmak. merhametsiz. berelemek. i. çalılık. i. ters. tomurcuk. ezmek. başından atmak. -e sürtünmek. vahşilik. s. i. çalı çırpı. fundalık. azarlama. k. 2. baskı v. brusque. fundalık. dili ne şelenmek. i. i. mek. 1. dili ç ırılçıplak. z. karşı gelmek. i. karabu ğday. i. i. 2. 3. i. kaba. k. 1. fırça. hafifçe dokunmak. Bruneili. otlamak. i. k. kahverengimsi. kaynamak. 1. z. 2. (at) s ıçramak. (tokal ı bir şeyi) bağlamak. . Brunei. 1. (saldırı. ku şluk yemeği.´nin) en ağır/şiddetli kısmı. i. kaba kuvvet. fokurdamak. f. vah şi adam.brown sugar brown sugar brownish browse bruise brunch Brunei Bruneian brunette brunt brush brush brush against brush aside brush off brush up brush up on brushoff brushwood brusk brusque Brussels Brussels sprouts brutal brutality brutally brute brute force bubble buccaneer buck buck buck buck for buck naked buck up bucket buckle buckle down buckle on buckling buckshot buckwheat bud Buddhism Buddhist budding esmerşeker. 1.. kabarc ık. ezik. toka. 1. flambaj. değinmek. çürük.b. vah şi. s. bere. 2. (terfi. yetişmekte olan: a budding physicist yetişmekte olan bir fizikçi. sert. dili ö ğleye doğru yenen ve kahvaltı ile öğle yemeği yerine geçen yemek. zam v. kova. i. (bilgiyi) tazelemek. ciddiyetle/gayretle çalışmak. Brunei. frenklahanası. tozunu almak.

k ımıldamak. i. virüs. (araba. i.o. i. argo tımarhane. (bir şeyi) yumuşak bir şeyle parlatmak. k. (insan için) yap ı. dili gizli dinleme ayg ıtı. argo zor kullanarak bir şeyi yapmaya mecbur etmek.) merakl ısı.. i. 2. çiçek so ğanı. 2. f. Bulgaristan. 1.. yapmak. mermi. (bir k.. bel vermek. İng. ıaatç .. 1. i. argo saçma. dili toz olmak. s. ço ğunluk. site. yap ı yapmak. 2. fizik. kımıldatmak.b. i. i. elektrik ampulü. yapım. s.. hacim. söyle şi. (--ged. i. tampon devlet. büfe.. tampon. 2. in ş i. gitmek. kurşun. bü ğlü. Bulgarca... f. yarenlik. üstünden buldozer geçirmek. 1. arkada ş. buldozer.t. bizon. 1. kurdu. yap ı. İng. ar ıza. argo bir şeyin içine etmek. toz olmak. up Bugger you! buggy buggy bughouse bugle bugle call bugler build builder building building complex building permit built bulb Bulgaria Bulgarian bulge bulk bulky bull bull session bulldog bulldoze bulldozer bullet i. inşa etmek. --ging) k. 1. i.. İng. tampon bölge. f. müteahhit.. f. dili 1. i. hacimli. dili muhabbetkuşu. radyo v.. dili patlak gözlü. zırva. hareket etmek. i. İng. İng. 2. müz. f. oylum. i. argo hiçbir şey. İng. 1. i. argo oyalanarak vakit geçirmek. 2. iri. k. (about) h ırpalamak. buldok. fayton. build. cüsseli. i. İng. k.. herif. hantal. inşa. hata. İng. boru (askerlere işaret vermek için kullanılan çalgı). i. argo sıvışmak. dozer. bünye. böcek dolu.. argo Siktir! s. boğa. zool. . i.. İng.. about bugger s. f. yaratmak. inşaat. i. bütçe. 2. i. bilg. 5. borazanc ı.buddy budge budgerigar budget budgie buff buff buffalo buffer buffer state buffer zone buffet buffet bug bug off bug-eyed bugger bugger about bugger all bugger off bugger s. kurmak. inşaat ruhsatı. 4.. i. böcek. boru işareti. f.. dili (makinede) bozukluk. borazan. İng. örselemek. böcekli. argo 1. zool. s. 1. 2. yoldüzer. (built) 1.. argo birine zorluk çıkarmak. k. f. bina. i. muhabbetkuşu. i. 2. bak. kaba arkadan sikmek. mikrop.. br ıçka. i. 3.. i. Bulgar. ahbap. f. çok zor bir şey.

i. up buoyant burden burden of proof burdensome bureau bureaucracy bureaucrat bureaucratic burette burger burglar burglarise burglarize burglary burgle i. 1.iyi 1. dövmek.. s. 1. vurmak. yığın. tümsek. ış 1. i. yüzen. büro. k ırtasiyecilik. sık D pa. Berkant bundled her to an asylum. tümsekli. sıkıntı vermek. f. k. k. off bundle up bung bung up bungalow bungle bunion bunk bunk bunny buoy buoy s. f. 2. f. kıç. kim. 2. bürokrasi. i. zırva. yazıhane.olur. argo 1. f. bak. kabadayılık etmek. bülten. i. i. bungalov. 2. ini şli çıkışlı. tıpalamak. boğa güreşi. k ırtasiyeci. istihkâm. 3. i. aptalca hatalar yaparak (bir şeyi) becerememek. i. 1. i. çoğ. siper. k. saçma. zorbalık etmek. bürokrat. i. k. (--med.. f. 2. 2. toprak yabanar i. ne şeli. birini neşelendirmek. vuru ş. batmaz. devlet memurları. otlakçı. tavşancık. başkalarının ırt ından geçinen kimse. fııçgiyinsen ı deliği.. yüklenmek. bak. h ırpalamak. toplamak. i. k... belleten. muhafaza alt ına almak. tavşan. (aynalı ve alçak) ş i. daire. takım.ıyor. 2. bumf. i. --s/--x (byûr´oz) i. İng. tapalamak. ağırlık. salk ım. oto. yumru. 1.. 1. f. dili (evi/binayı) soymak. 1. h ırsızlık. 2. s ıkıcı.. s. 2. tampon. saçma laflar. dili. bindirmek..bulletin bulletin board bulletproof bullfight bullhorn bullion bully bulwark bulwarks bum bumblebee bumf bump bumper bumper crop bumph bumpy bun bunch bundle bundle s. Saç ını hep topuz yap i. i. bildiri. f. ışılandan çok daha bol. f. grup. 2. f. .. saçma. i. ısını n delili ği resmen tasdik up. i. anaforcu. dili hamburger. kabadayı. i. s. dili 1. i. deste. k. huk. f. zool.o. 2. 1. İng.ifoniyer.. külfetli. ısı so ğ uk. çarpma.2. you´d better bundle sıkı giyinmek. f. 2. demet. dili. al bereketli mahsul. serseri s ısı. i. i. birini apar topar göndermek: As soon as his wife was certified insane.. ağzını tapa/tıpa ile i. 2. ev/bina h ırsızı. 2. i. a ğzına kadar dolu kadeh/bardak. burglarize. bürokratik. külçe altın/gümüş. ilan tahtas ı. ba şıboş adam. s.. hevenk. --ming) 1. altın/gümüş çubuk. büret. den. i. kurşun geçirmez. yüklemek. kan ıtlama zorunluğu. i. 1. dili (evi/binayı) soymak. f. -e epey hasar vermek. i. bohçalamak. yara bere içinde b ırakmak. toslamak. küpe şte. s. İng. dili 1.. i. topuz: She wears her hair in a bun. k. dili megafon. engebeli. ranza. hiçbir işe yaramayan kâğıtlar. çarpmak. i. tı kapamak. şamandıra. makat. zorba. k. 1. İng. serseri. yük. 1. s. bohça.o. (ayak parma ğında oluşan) şiş. çörek.ar tapa. ev/bina soyma. i. -i 2.. şiş. Kar sar ınıpoff sarmalanmak: It´s cold out. mebzul. siper ile korumak.

otobüs dura ğı. 2. 2. perdahçı. s. (ticari) iş. çuval bezi. 2. Burundili. Burkina Faso´ya özgü. tünel kazmak. parlatmak. i. Burundi´ye özgü. yanıp kül olmuş. ileri atılma. Bur.b. problem. yeri. gizlenmek. (çoğ. çalı. çalılık. çatlama.çok mahvolmak. hold a –– He doesn´t hold a candle to her. çalı gibi. içini yakmak. saklamak. yakmak. Onun eline su dökemez. 1. yanmış. 1. bak. 1. Myanmar.o. out burn out burn s. çalıyla kaplı. İng. 2.. up burn the candle at both ends burn the midnight oil burn up burn/hang s. bir oyukta/yuvada i. i. s. Birmanyalı. yuva yapmak. s. 2. tamamen yanmak. i. cüsseli. birden ağlamaya başlamak. 2. patlak.nese) Burkina Fasolu. görev. 1.. yuva. yar ılmak. 2. 1. otobüs. bozulmak. yakıp kül etmek. gece yarısına kadar çalışmak. 2. 2. perdah kalemi. 1. yan ıcı. 4. Burkina Faso. Burkina Fasolu. çalı gibi olma. meslek. şiddetli. . birden ağlamaya başlamak. i. (--ed/--t) yanmak. 1. i. cila. büyük: She has a burning desire to become rich and famous. cilalamak. mesele.Birmanyal yan ık. yak ıp yok etmek. gömme. s. i. yak ıp yok etmek. tutuşmak. f. oyuk. Bur. s. tar. 1. gömmek. f. yan yanıp kül olmak. i. 1. s. tamamen yanıp (kendi kendine) sönmek. yanmak. i. yanan. protesto olarak sevilmeyen birinin kuklas ını yakmak/asmak. i. yakmak. defin. Ev yan ıp kül oldu. i. kuyruk v. dili birini k ızdırmak/sinirlendirmek. 2. 2. hararetli. i. yan ık. kendini tüketmek. gizlemek. barışmak. i. Burkina Faso.mese) 1. Burundi.). burn. mühre. ticaret. s. geğirtmek. k. defnetmek. iş. Birmanya´ya özgü. Burundili. i. okul veznedar ı. The house burned down. kile. 3. Burkina Fasolu. muhasebeci. oyuk açmak. f. Burkina Faso. 5. 4/5 kile. parlakl i. fazla çalışmak. f. (çoğ. geğirme.ık 3. 1. 2. Birman. ış. Birman. cilac ı. in effigy burned down burned to a crisp burner burning burnish burnisher burnt burp burrow bursar burst burst in on/upon burst into flames burst into laughter burst into tears burst out crying Burundi Burundian bury bury the hatchet bus bus station bus stop bush bushel bushiness bushy business business hours business transaction i. f. iriyarı. Birmanca. What do you mean bursting in on us like this? Ne diye patlam pat diye girmek: ı za böyle diye giriyorsun? odam almak. s. Burkina Faso´ya özgü. i. 1. 2. iş saatleri. ı. in. Birmanca. i. f. s. brülör. Zengin ve ık.. kaş. i. Birmanya. Burundi. 1. Burkina Fasolu. alev pat kahkahayı koyuvermek. 2. patlama.burial Burkina Faso Burkinese Burkinian burlap burly Burma Burmese burn burn down burn o. gür (saç. (burst) patlamak. otobüs terminali. f. 3. örtmek. bak.ünlü olmak için yan ıp tutuşuyor.s.o. 1. i. geğirmek.ki. i.

(bought) satın almak. etme. bir evin ba ş hizmetkârı. s. meşgul işareti. 1. with hemen her i şi ı: But for hersilmek relationship the hemen boss she . süsmek. susmak. (askerin indirmek. kalça. uç. eşek gibi çalışmak.wom. katletmek. çekici. kelepir. k ırım. 2. ortak olmak. 3. boynuzlamak. 1. k. kaba et. (--ed/bust) k.. 3. tereyağı. koşuşturmak. yakasına yapışmak. 2. araya girmek.. çoğ. iliklenmek. k. -i yağlamak. f. i. 2. 1. f. göğüs. 1. button one´s lip. i. 2. k. izmarit. i. gene ra ğ i. dili 1. 1. bak.. katliam. 1. bozulmuş. 5. süt kayma ğı. iş kadını. kafa atmak.. i. busi. 4. bozuk. .ness. kâhya. sıhhatli. alay konusu kimse. 3. 2. alma.ness. ğmelemek. i. alış. -den ba şka: The new maid will do almost anything but wash windows. s uşturma. f. kasap. işadamı. bir şeyi görmeden satın almak. f. salhane. hareketli. hisse almak. k. meşgul: I´ve had a busy day. iri gö ğüslü (kadın). buton. ilik. rüşvetle elde etmek. argo popo. 3. . 1. kelebek. çenesinidü kapamak. sap. körü körüne alışveriş etmek.ıko etmek. 2. 2. busi. popo. rüşvetle defetmek. ğmelenmek: Button your shirt! Gömleğini düdili şmamak. s. k ırık. yayık ayranı. (up) iliklemek. neşeli. berbat etmek. i. konu k. 1. etli butlu. k ıç. i. kar ışmak. düğme iliği. satın almak. dü ğünçiçeği. ayak. ciddi.. aceleyle topu atmhareket ış. 2. bütan. 2. dili (bir yerden) s ıvışıp kaçmak. baş uşak. k. dili eşek kaba k ıçını yırtmak. telefon me şgul sesi. dili sakar kimse. . pencere hariç. sistemli. patlamış. i.. dili 1. tereyağı sürmek. dipçik. i. sayesinde. but. desteklemek. canlı. f. patlatmak. 2. almak. dili bo şanma. i. Bugün çok meşguldüm. k ıç. f. i. k. patlak. i. bozmak. dili malı görmeden satın almak. i.. i. k ırmak. men. 2. sır vermemek. büst. elektrik düğmesi. k. burnunu sokmak. destek. fırıştüketmi ş. olmasayd Ş efle ili ş kisi olmasayd ı çoktan i ş ten would have de. bot. s. s..men (bîz´nîsmen) i. kırılmış. 2. iflas etmiş. k.business trip businesslike businessman businesswoman bust bust bust a gut bust one´s ass bust out of busted bustle bust-up busy busy as a bee busy signal busy signal but but for but what butane butcher butchery butler butt butt butt butt in butt in on butter butter up buttercup butterfat butterfingers butterfly buttermilk buttocks button button one´s lip button up buttonhole buttress buxom buy buy a pig in a poke buy a pig in a poke buy in buy off iş seyahati. birbirinden ayrılma. edat -den gayri. -e karışmak. kasapl ık hayvan kesmek. 1. rezil etmek. mezbaha. i. been fired long ago. tutuklamak. çoğ. i. f. tos vurmak. işlek. 1. dili -e ya ğ çekmek.. i.en (bîz´nîswîmîn) i. 4. savuşturmak.. 2. düğme. 1. i. çok meşgul. payanda. girip aramak. f. aceleyle hareket i. f. Yeni hizmetçi. -e dalkavukluk etmek. -e burnunu sokmak. up (bir çift) gibi çalışrütbesini) mak. düğme. ki. dili.

bir tempo ile. vızıldamak.. 1. k. ne şekilde olursa olsun. kendi kendine. ından. tesadüfen. az kaldı. müşteri. her ne pahas ına olursa olsun. yana. kazara. (birini) rü şvetle satın almak.: They´re by far the best. 1. alıcı piyasası. -den.t. gündüzün.buy on impulse buy on installment buy on margin buy out buy over buy s. vızıltılı elektrik zili. kapatmak. ne yap ıp yapıp. edat 1. yan ında. notas ız. elle. i. bir şeyişveresiye bir şeyi hiç görmeden satın almak. düzensiz gayet düzensiz bir şekilde: I´ve worked on this by fits and starts for twenty years. tümünü satın almak. Onu tezahüratla ba şkan seçtiler.t. ne pahasına olursa olsun. . (öbürlerinden) kat kat daha . ortakla almak. taksitle satın almak. on ikiye kar şı on üç oyla. yakınından. Evi a satın ald ılar. nezdinde. on credit buy s. hiç. 7. yakınında. 3. Vallahi! çok fazla. yalnız ihtiyat akçesi yatırarak satın almak. rasgele çal ışarak. Onlar kat kat daha iyi. f. i.. sıvışmak. sight unseen buy up buyer buyer´s market buzz buzz off buzzard buzzer By golly! by (main) force by by by a hair´s breadth by a narrow majority by a vote of thirteen to twelve by accident by acclamation by air by all accounts by all means by and by by and large by any means by chance by common consent by courtesy of by day by degrees by dint of by ear by fair means or foul by far by fits and starts by fits and starts By gosh! by half by hand by heart by herself by hook or by crook düşünmeden satın almak. uçakla. ıtas ıyla. hakkında. dili toz olmak. 2. ile. 2. -e göre. herkesin dediğine göre. kazara. bağırarak. birkadar. vibratör. k. i. tezahüratla: They elected her president by acclamation.. 5. zool. vızıltı. sayesinde. İng. bir kenara. 6. yanlışlıkla. taraf 2. oybirliğiyle. yak k ıl payı. alıcı. izniyle. az bir ço ğunlukla. dili bir yolunu bulup. derece derece. kulaktan. i. bir tür akbaba. yak ında.t. bütün hisselerini almak. genellikle. Vallahi! zorla. bir şeyi ortaklaşa satın almak: They bought the house between them. between themselves buy s. kendi ba şına. 1. rastlantı sonucu. çok geçmeden.. müz. hakkı z. alkışlayarak. Bunun üzerinde gayet düzensiz bir şekilde yirmi yıl çalıştım. elbette. 4. -e vas ın. yanından. 2. ezbere. tesadüfen. tedricen. -in sayesinde.

ünlem 1. -in emri gere ğince. i. aklıma gelmişken.. bak. nedeniyle. ken . bak.. baypas ameliyatı.. nöbetleşe. . ışknow tan. -den.. acele. kendi kendine. ismiyle: He called me by name. hırsızlama. by order of by popular demand by reason of by request by return mail by return of post by return post by rights by rota by rote by stealth by the gross by the job by the piece by the same token by the skin of one´s teeth by the sweat of one´s brow by the way by the way by the week by turns by twos by virtue of by way of by weight by your leave by yourself bye bye-bye by-election Byelorussia Byelorussian bygone bylaw by-line bypass ne yapıp edip. yüzünden. 2. izninizle./Hoşça kal. genel istek üzerine. nedeniyle.s. yaradılI geceleyin. 2. 1. katiyen.. ezberden. vasıtasıyla. yolu ile. İng.. ünlem. parça ba şına. very friendly to him. nöbetleşe. Hiç problem ğil!/Çok Hiç de zahmet değil! de gelmiş2. sebebiyle. Belarussian. götürü. baypas. tartı ile. İng. aynen: He hasn´t been friendly to us. i. t ıb. It´s no sweat!/No sweat! k. adıyla.. dü şünmeden. toptan.. 1. 2. Belarus. Obir kedi pencereyi kendi ba şına açabilir. geçmiş. kendi kendine. kendi kendinize. i. do ğuşby tan. . Allaha ısmarladık. O bize s ıcak davranmadı. nöbetle. ha aklıma kolay! sırası gelmişken. aynı şekilde. s. var gücüyle. ara seçim. . bak. doğrusu. baypas. -den dolayı. i. i. Onu ancak ismen tan ıyorum. Bana ismimle hitap etti. çevre yolu. yavaş yavaş. sıra ile. geçmiş şey. fakat biz k. kendiliğinden: The büyük h ızla. baypas: heart bypass kalp baypası. yalnız. dikkati çekmeden. 3. tic. ikişer ikişer.. aslında. dili aln ının teriyle. rica/istek üzerine. aracılığıyla. ağır ağır. yazar ad ının verildiği satır. ilk posta ile (cevap). but by the same token we haven´t been ı. ilk posta ile. elek. eski. 2. -in emrine göre.by hook or by crook by inches by itself by leaps and bounds by main force by means of by name by nature by night by no means by o. baypas yol. hafta hesabına göre. dili 1. çoğ. nöbetle. s. ismen: him name only.. bye-bye. i. i. 1. gizlice. f. dili k ıl pay k. güle güle. (yard ım görmeden) kendi başına: That cat can open the window by itself. asla. baypas yoluyla -den . (tüzükte) ek madde.. haftalığına. mekanik olarak..

kabine. 1. 1. f. 2. ince marangozluk. sualtı kablosu ile çekilen telgraf. asansör. gıdaklamak. kakao ya ğı. copyright. kamara. kadans. gürültülü bir şekilde konuşmak. Chamber of Commerce. 1. 2. hapishane. i. 1. i. tek atl ı binek arabası. 1. i. bak. ikinci s ınıf. kabin veya kamarada ya şamak. kablolu televizyon. 2. lokomotif veya kamyon sürücüsünün oturdu ğu kapalı bölüm. i. circa. s. i. kurnaz. ahenk. C c/f ca cab cabbage cabin cabin boy cabin class cabinet cabinetmaker cabinetmaker´s glue cabinetwork cable cable car cable television cablegram caboose cabstand cacao cacao bean cacao butter cackle cactus cad cadaver caddie cadence cadet caesarean café cafeteria caffeine caftan cage cagey cajole i. . i. çok kullan ılan bir deyim. teleferik. 1. 3. c c. k ıs. 3. gizli/özel/karanlık yol. müz. Bizanslı. kabin. carried forward. Celsius. bot. kadavra. kafein. 1. uyan ık. Bizans. f. kakao çekirde ği. k ıs. den. i. 3. İngiliz alfabesinin üçüncü harfi. bot. 3. hintbademi. palamar. yan ürün. golf oyuncunun sopalar ını taşıyan kimse. i. C. kakao a ğacı. Bizanslı. küçük özel oda. lahana. f. centigrade. ta1.. i. dolaşık yol. 2. bayt. kaftan.. i. i. Romen rakamlar ı dizisinde 100 sayısı. s. kamarot. i. 1. en i. i. 2. 2. tatlı sözlerle kandırmak. i. askeri lise/okul ö ğrencisi. 3. f. 2. kablo. i. kaktüs. sesin yava şlaması. circa. i. ritim. gomene. marşandizin arkasına takılan ve demiryolu görevlilerini taşıyan cumbalı vagon. golf oyuncunun sopalarını şımak. küçük erkek çocuk. copy. Bizans´a özgü. aşağılık herif. i. kulübe. kafes. perdenin derece derece menin sonu. seyirci kalan. i. 3. Bizans. kesik kesik gülmek. k ıs. i. küçük lokanta. küçük erkek kardeş veya oğul. i. i. 2. kafeterya. taksi. 2. türev ürün. tutkal.. i. gevezelik. s. 2. i. i. bilg. f. gevezelik etmek. inmesi. telgraf. g ıdaklama. century. 2. 1. (in şaatlarda) iskele. k ıs. taksi dura ğı (taksilerin bekleme yeri). cent. i. city. atasözü. tahdit etmek. C. ince iş yapan marangoz. cesarean.. çok dikkatli. (camlı ve raflı) dolap.by-product bystander byte by-way byword Byzantine Byzantium C C C of C C. i. kafese kapamak.. i. hapsetmek. na ğ 2. 1. 4.. kablo ile çekilen araba. 2. bakanlar kurulu. 3. yan yol. i. 2. küçük bir yere kapamak. 1. ceset. 1. i. k ıs. i. 1. kakao çekirdeği.

(askerleri. 1. dobra dobra konu şmak. kalkerleşme. 3. çoğ. üstüne s ıcak kek konulan çubuklu altlık. İng. çörek. felaket. aray k. demek: They call him “Memo” for short. -i icap ettirmek. 1. kalsiyum. 3. kendisini telefonla ı p bulamayan birine telefon etmek. kapasite. vaketa. 2. çıkarmak. s. bela. takvim yılı..ş(borcun) ödenmesini istemek. -in do ğrulu yaratmak. 1. tahmin. kireçleştirmek. i. ştirmek. i. i.. dana. k. halifelik. i. 3. i. 1. gerçekleri sakınmadan söylemek. afet. ´´ ğı bağı rmak: Did you just call me? Bana f. hesap.. (bir şeyin) iade edilmesini istemek. 2. tıb. 2. ayarlamak. bak. basma. kal ıp. dili birini azarlamak. basmadan ılmışsiyah . down call s. -i iptal etmek. i. Ona k ısaca Memo diyorlar. calves (kävz) i. 2. çap. 2. i. hesap makinesi. (çoğ. telek ız. 1. 2. Birinin mdat!´´ diye bağırdığı n ı rmak. duydum. saymak. --es/--s) 1. i. grevcileri v. (paray ı) ğundan üphe etmek. kireçlenme. 3. çoğ. patiska. ve turuncu renkli di şi kedi. -e son vermek. 1. dili do ğruya doğru. (a name) for short call s. i. İ ng. -i istemek. 2. patiskadan yapılmış. 2. tatlı sözlerle kandırma. küspe. f. ça demin seslendin mi? He called out for help. 2. hesaplama.b. vidala. çağırma. hilafet.. 2. jeol. felaket getiren. kireçleşme. baldır. birini geri ça ğırmak. 1. i. İng. pasta. 1. i. -i durdurmak. -i gerektirmek. şehirlerarası/uluslararası telefonla birini aramak. telefon konu şmas ı. kalkerleşmek. kalsifikasyon. halketmek. buzağı. back call s. 2. kütüphanelerde kitaplar ı sınıflandıran numara. kalkerle i.o. 2. felaket. -i kesmek. kek. eğriye eğri demek. 4. kim. dili azarlamak. İng. call number call off call on the carpet call out call s. i.o. halife. konu şma. İ1. yetenek. takvim. 2. -e gölge düşürmek. long-distance i. 2. vahim.o. s. k. 2. i.´ni) devreye sokmak. belal ı. 1. hesap etmek. basma. tıb. bak. ´´ İmdat!´´ diye bağırdı. paydos etmek. 3. 1. caliber. bağırma. birine tekrar telefon etmek. takvim yılı. Ne derseniz deyin. calves (kävz) i. birine k ısaca . kireçlendirmek.cajolement cajolery cake cake rack calamitous calamity calcification calcify calcium calculate calculation calculator calendar calendar year calendar year calf calf calf love calfskin caliber calibre calico calico cat calif caliph caliphate call call call a halt to call a spade a spade call box call for call forth call girl call in call in question call into being call it a day Call it what you want. . anat. hesap cetveli. pamuklu bez. 1. haykırma: I heard a call for help. (yard ımcı/danışman olarak) (birini) çağırmak. ortaya çıkarmak. çok kötü. 3. felaketli. bak... cajolement. hesap eden kimse. kalibre.. caliph. hesaplamak. dili çocukluk a şkı. (out) seslenmek. 3. patiska. bağırış. 1. yap beyaz. benekli. 1. kireçleşmek.o. telefon kulübesi. i. kireçlenmek. k. f. jeol. kabiliyet. i.

mak. kartvizit.... hat. dili borusu ötmek. hüsnühat. ştirmek. i. kaligraf. nasır tutmuş. Buranakla hat ırlatmak. kamp yapmak.o. s. ald ırış etmeden. bak. dinginlik. i. patiska. kamera. sükûnet. toy. calorie. 1. birini askere ça ğırmak. köpek gibi) kötü sözler söylemek: He´s calling her names. s. i. i. katı. bak.. i. saklama. oyunu iptal etmek. durgun. i. Kamerunlu. i. basık arazi. i. 2. ask. i. sıcak su ile süt ve şeker karışımı bir içecek (bazen çay da katılır). 2. come. gizlemek. korkak. 2... to account call s. kamelya. yatıştırıcı (ilaç). bot. sakin. sözü geçmek. hissiz. f. kalori. zool. i. f. z.. kameraman. deve tüyü. yatışmak. 2. deveci. i. ask.a. (birine) bir şeyi hatırlatmak. çoğ.. i. f. getirmek. Kampuchean. 3. (toplantıyı) açmak. i. kamufle etmek. bak. fotoğraf makinesi.. durgunluk. aldırışsızlık. s. ince beyaz pamuklu/keten kuma ş.men (käm´ırımen) i.. 2. kara çalma. duyarsızca. çoğ. sakinleşmek. tecrübesizlik. Kampuchea. Ona kötü şeyler söylüyor. nasırlı. k.. kam. birine telefon etmek. i. cam.t.. hattat. bot. Kamerun. i. i. (deniz) sakinle yatıştıyat rmak. buzağılamak. chameleon. deve. gizleme. calf 2.o. bak. (bir yerin) amiri olmak: He calls the ın şefi o.´s attention to call s.call s. to mind call the game off call the shots call to mind call to order calligrapher calligraphy calling card callous callously callousness callow callowness calm calm down calmative calmly calorie calory calumniate calumny calve calves cam Cambodia Cambodian cambric cambric tea came camel camel hair cameleer cameleon camellia camera cameraman Cameroon Cameroonian camomile camouflage camp camp birine/biri için (yalanc ı.. çamur atmak. i. shots around here. into question call s. 1. i. kamuflaj. chamomile. s. Kamerun´a özgü.o. i. i.. nasırlanmak.t. 1. sakince. umursamayarak. bak. f. 1. kamp. z. (fırtına) dinmek. i. buzağı doğurmak. heyecan göstermeden. . 2. i.. ışmak. f. duyars ızlık. 1. bir şeyden şüphe duymak. Kamerunlu. ordugâh. s. hat sanat ı. kaligrafi.o. toyluk. 2. dingin. tüyleri bitmemi ş (kuş). iftira etmek. f. bak. up call s. birinden hesap sormak. f. s. iftira.er. calf 1. 1. bak. Kamerun. names call s. birinin dikkatini (bir şeye) çekmek. tecrübesiz. i. i. yat ıştırmak. i. kara çalmak.. 1. duyarsız. hatırlamak. basık.

i. eksantrik mili. namzetlik. asıl fikrini gizlemeyen.. 1. içtenlik. samimi. açıklık. 1. 4. i.. mum ışığı. asıl fikrini söyleme.. i. 1. ıl (fikir). köpekgillere özgü. s. i. 4.. ahç ı. namzet. 3. 2. baston. sefer. (Can Bu i. f.ba ğırması elinde değil. şekerle kaplı. iptal. kampanya. baston ile ışla kaplamak. bak. -tuvalet. için etmek. Kanada. kanser. 3. samimiyet. samimiyetle. 1. zool. içtenlikle.camp chair campaign campaigner camper campfire campground camphor camping campsite campus camshaft can can Can he sit a horse? Can it! can opener Can you drop by tonight? can`t can´t help Canada Canadian canal canapé canary cancel cancelation cancellation Cancer cancer cancerous candid candidacy candidate candidateship candidly candidness candied candle candlelight candlestick candor candour candy candy store cane cane sugar canine portatif sandalye. gerçek. cancellation. 1. 3. 2. i. kam şekerkam ışı ndan elde edilen şeker. i. Kanada´ya özgü. 1. kamp ate şi.. i. bambu. 2. adaylık. içtenlik. argo şhane. şamdan. 1. f. kanarya.. zool. i. memi Ata binmeyi biliyor mu? argo Kes artık! konserve açaca ğı. i. i. kanserli. i. şekerleme. 2. seferberlik. i. 2. bonbon. s. hasırlamak. iptal olunan şey. 2. i. candor. üstüne çizgi çekmek. yapmak imkânı olmak: Can you do this work? i yapabilirkutusu. şekerleme haline getirmek. okulda kalma cezas ı vermek. it´s just the way she is. i. kampus. s. 1. karavan gibi kullanılan minibüs/kamyonet. kanal. kâfur. çikolata. i. 2.iş konserve kutu. yüznumara. kampç ı. açık yüreklilik. mak. 1. anat.. z. Şapkam ı bulamad ım. s. silmek. huyu öyle. for kat . 2. ufak kamp karavanı.ekerlemesi. kanser gibi. şekerkamışı. f. şekerci. Yengeç burcu. hela ta şı. 3. 1. iptal etmek. 3. i. asıl fikrini söyleme. açık yürekle. aday. kampanyaya ılan mücadele kimse. -ebil-. şekerleme yapmak. i. aç ıklık.. f. Kanada. i. i. 2. argo klozet. k ısaltmak. kâfuru. misin? teneke I couldn´t find my hat. bak. iptal etme. i. dürüstlük. 1. mat. kampç ılık. içten. kampanyaya kat . 2. açık yüreklilik. 1. tarafsız. f. f. kamp yeri. cannot. i. argo hapishane. She can´t help shouting at people. de ğnek. kanepe.. Kanadalı. mum. 3. astrol. (--ed/--led. Onun insanlara i. 1. . Kanadalı. 2. yardımcı f. kamış.. şekerli: candied orange peel portakal kabuğu ş 2. tarafs ızlık. şeker. dürüst. kampanya yapmak. (could) 1. 2. (--ned. şekerci dükkânı. i. i. Bu gece bize u ğrar mısın? k ıs. köpekdi şine ait. as ık. i. kamp yapma. şerbet içinde kaynatmak. i. 2. dövmek. kamp sahas ı. köpekgillerden bir hayvan. samimiyet. s. i. açık yürekli. 1. aç ık. kampanyac ı i. kam mili. kodes. İng. i. ılmak. adayl i. i. tatlı dilli. 2. --ing/--ling) 1.

f. 2. gebre. s. istiap haddi. kurallara uygun. kap. suç.. huysuzluk. 1. 1. tapa. eşkin sürmek. tabanca mantar i. tuval. yetenek. (çay. sermaye masraf ı. (anket yapmak/oy toplamak amac ıyla) (birçok kimseye) gidip şmak. s. pelerin. kapasite.. i. i. --ping) 1. matara.b. konuşma dilinde çoğu vurgulamak 2. 4. baldaken. kilise hukukuna ait. 3. 1. f. i. 1.. konserve fabrikas ı. ask. yamyam. aft. 1. Hrist. huysuz. azizlik mertebesine yükseltmek. kasket. kantin. 2. kabiliyetli. 3.. kano.canine tooth canister canker canned cannery cannibal cannibalism canning cannon cannonball cannot canny canoe canon canon law canonical canonisation canonise canonization canonize canopy cant cantankerous cantankerously cantankerousness canteen canter canvas canvass canyon cap capability capable capacious capacity cape cape caper caper capillary capital capital account capital assets capital crime capital dividend capital expenditure capital letter köpekdişi. 2. konulan) teneke kutu. 5. i. i. dili yaramazlık. 3. i. s. kilise yetkililerinin ç ıkardığı bir kanun. 3. kilise hukuku. . bir katedrale bağlı olan papaz. eşkin gidiş. majüskül. 1. -amaz. i. failini ölüm cezas ına çarptırabilen suç. markiz. s ıfat: i. i. i. kebere. doruk. 4. geçimsiz. k. gebreotunun yemi şi. sayvan. 3. 2. içi çok şey alan. istidat. dili sermaye sabit aktifler. bot. anamal. f. f. i. argo iş. i. kep. bak. büyük harf. büyük harf. takke. s. ince boru. huysuzluk yaparak. kapari.. i. 2. boş laf. s. 2. şı. hesab sütun ıba . büyük. branda bezi. kapari. i. s. i. coğr. f.gerekti uyan ık.. başkent. 1. sermaye kâr ı. (--ped. kanyon. i. canonization. 2. 1. k ılcal damar.. top. geleneklere uygun. z. 1. yardımcı f. karyola sayvan ı. konserve yapılan yer. konserve yapma. dikkatli. iktidar. anat. s. f. eşkin gitmek. Hrist. i. 1. büyük (harf). büfe. He did this in his capacity as president. ehliyet. -amazsın(ız). i. canonize. 2. majüskül. bak. güç. -amazlar (Anlamı ğinde can not ayrılır. i. büyük harf. aksilik. -amam. 2.. 2. yamyamlık.. majüskül. zirve.olarak açıkgöz. i. kapak. 1. derin vadi. 1. 1. ba şlık. ı. laf. 4. 2. konserve: canned chickpeas konserve nohut. iktidar. Hrist. tedbirli. i. yetenek. İng. sabit varl ıklar. İng. 5. kapital. kapsül. Hrist. i. i. kabiliyet. oylum. konu i. geniş. ehliyetli. 2. Bunu başkan sıfatıyla mevki. kahve v. 2. azizlik mertebesine yükseltme. görev. i. hoplayıp zıplamak. yetenekli. aksi. başşehir. 3. branda. pamukçuk. gebreotu. 4. burun. hacim. 2. i. sermayeye ait.. 1. hırsızlık. tepe. -amayız. sermaye. i. 1. kural. gök kubbe. 3. güç. k. top güllesi.

otomobil. ele geçiren kimse. 1. tutsak etmek. tutsak. otopark. kapitalizm. 2. karbon kâ ğıdı. 2. 1. devrilmek. i. kaprisli. i. devirmek. karbonat. kapitülasyonlar. yanm ış şeker. -i sermayeye çevirmek. i. capital letters. kapris. i. şartlı teslim. frenkkimyonu. alabora olmak. cezbetmek. bak. i. f. s. karbondioksit. i. i. kaptanlık etmek. k ısa tüfek. dili büyük harfler. f... -den faydalanmak. kumanda etmek. kervansaray. deniz albayı. i. -i büyük harfle yazmak. bocurgat. araba. i. i. i. astrol. i. karbonmonoksit. karbonatla ştırmak. i.. oto yıkama yeri. 2. ele geçirme.. kopya kâğıdı. i. karpit. ölüm cezas ı. i. İng. vagon. i. İng. silahlar ı bırakmak. i. i. 3. kapitalist. karbon kopyas ı. 3. i. capitalize. ırgat.. esas sermaye hisse senedi. teslim olmak. karavan.. i. i. f. 1. i. sermaye vergisi. majüskül. . tutsaklık. 2. çoğ. 3. -e sermaye sa ğlamak. alabora etmek. kopya kâğıdı. f. 2. 2. k ıs. i. s. karabina. anamalc ı.. esir dü şmüş. k ırat. i. zoraki dinleyiciler. -i kendi menfaatine çevirmek. i. 1. zaptetmek. ele geçirmek.capital letter capital levy capital punishment capital stock capitalise capitalism capitalist capitalize capitalize on capitulate capitulation capitulations caprice capricious Capricorn caps caps capsize capstan capsule captain caption captivate captive captive audience captivity captor capture car car park car wash caramel carat caravan caravansary caraway carbide carbine carbohydrate carbon carbon black carbon copy carbon dioxide carbon monoxide carbon paper carbonate carbonated drink büyük harf. kopya. f. O ğlak burcu. Karaman kimyonu. 1. başlık. manşet. karamela. kaptan. i. 1. karbon. İng. f. zaptetme. 2. yüzbaşı. büyülemek. çoğ. 1. kapsül. tutsak eden kimse. kim.). kervan. 2. esir. is. reis. k. karbon kâ ğıdı. lamba isi. 1. f. 2. f. gazlı içecek. üstü kapal ı yolcu veya yük arabası. 1. anamalc ılık. karbonhidrat. ayar (1 kırat = 200 mg.

karikatürünü çizmek. i. hırka. s. 2. kucaklamak. kalp krizi. bakım: He´s in intensive care. f. s. i. i. itina. 2. 2. 1. tasas ız. okşamak. kalp hastalığı. kardiyolog. carburetor. 4. s. dikkatle. tedbirli. kardiyak. geçici hükümet.. z. i. i. Karayip. itinal ı. ceset. i. 1. ihmal. üçkâ ğıtçı.carbonated water carbuncle carburetor carburettor carcass card card catalog card index card index card table cardamom cardboard cardiac cardiac arrest cardiac disease cardiac failure cardiac muscle cardigan cardinal cardinal numbers cardiogram cardiologist cardiology cardsharp care care for care of careen careen around the corner careen down the road career carefree careful carefully carefulness careless carelessly carelessness caress caretaker caretaker government careworn carfare cargo Caribbean caricature caricaturist soda. sevmek. 3. (sahibi yokken malikâne. kalp kas ı. -e bakmak: Who will care for us in our old ş age? Ya şlılığı kim bakacak? 2. i. . kaygısız. i. yük.. kart. i. kalple ilgili. s. kardiyoloji.´ne bakan) bekçi. itinayla. karde ine emanet etti. kalp hastas ı. şirpençe. ev v. 2. 2. 1. 1.). i. İng. tasa. Bana mektup postalad ı na Cengiz Göksel eliyle diye yaz. kucaklama. karikatür. i. parlak kırmızı. i. çıban. 3. 2. kalp ilacı. i. dikkatsiz. i. kartotek. anat. bilgisiz. O yoğun bakımda. i. dert. özenli. kakule. i. 2. belli ba şlı. i. dikkat. den. endişeden bitkin. (otobüste) bilet paras ı. mide a ğzına ait. zarftaki ismimin alt f. Onu k ız mızda bize 1. kardiyogram. ölçülü. z. 1. karikatürcü. s. hileci. kargo. (h ızla giderken) (motorlu araç) yan yatarak kö şeyi dönmek. kapıcı. i. kalp krizi. 1. maden sodas ı. s. s. mukavva. iskambil kâ ğıdı. karbüratör. (motorlu araç) bir yandan bir yana hafifçe sallanarak ilerlemek. ok şama. f. kayıtsız. kalbi uyaran. özenle. 1. care istemek: Would you care for some tea? Çay içmek ister ığında eliyle: Write me of Cengiz Göksel. i. 2.. kumar masas ı. 1. kart katalo ğu. dertsiz. i. karina gitmek/ilerlemek. 1. i. önemli. bina iskeleti. asal sayılar. ana. kayg ı. bak. karikatürist. kart fihristi. leş. kalbe ait. isk. dikkatsizce. ceket. 3. 1. 2. 1. dikkatli olma. İng. enkaz (gemi v. 2. i. kariyer. 1. 3. i. özen. karton. dikkatli. (motorlu araç) bir yandan bir yana hafifçe sallanarak bir yana yatmak. He left him in his sister´s care.b. 3. i. dikkatsizlik. dikkat. 2.b. kardinal. 2.

. İng. bir şeyi yerine getirmek. k ızıl. get carried away kendini kapt ırmak. yol. dili tereciye tere satmak. i. 1. Bu kamyon yirmi tonluk bir yük ta şıyabilir. (saplı) portbebe. sazan. taşıyan. dili kazanmak. 2. i. karanfil çiçe ği. karanfil. İng. i. çürümüş et. (to) hesaptaki miktar alıp götürmek. eyi) dışarıya taşımak. nakliyeci. i. 1. Noel ilahisi söylemek. etkili/önemli olmak: It´ll carry no weight with them. i. Sözünü yerine getirdi. marangoz. i. büyük torba/poşet. 1. yerine getirmek. (on) -i yerine getirmek. s. araba dolusu. marangozluk. 2. i. galip gelmek. haritac ılık. 2. 4. haritac ı. i. i. şerit. 1. Sabr ı sayesinde bu işi başarır. amac 1. gerçekten yapmak. sürüklemek. 2. (kara ta şıtının sallanmasından ileri gelen) mide bulantısı. cinsel. 2. yenirce. taşımak: Carry her on your back! Onu sırtında taşı! This truck can carry a load of bir twenty tons. tatbik etmek. dülger. 5. kan dökme.. 3. (dişte/kemikte) çürüme. atlı yük arabası. through carry s. 3. 2. 2. ta İng. ey) birini ayakta tutmak: (bir Her patience will carry her through. i. i.. (işi) sürdürmek. 2. carsickness i. katliam.(karayolunda) duruş. gerçekten yapmak.caries carload carmine carnage carnal carnation carnival carnivore carnivorous carob carol carouse carp carpenter carpentry carpet carpet sweeper carport carriage carriageway carrier carrier bag carrier pigeon carrion carrot carry carry an amount forward carry away carry coals to Newcastle carry on carry one through carry one´s point carry out carry out/take reprisals carry s. i. şehevi. aşırı gitmek. leş. İng. Onlar carry weight carry/bear/have a grudge against birine karşı kin beslemek. ızgş ıey) nlıktan) ğı ıpılça ğırmak. at arabası ile taşımak. f. f. 3. dili bir şeyin dozunu kaçırmak.. 2. kartografi. duruş biçimi. k ıkırdak. i. i. Noel ilahisi.. dili 1. i. f. 2. k. istedi ğini elde etmek. heyecanlan kap üstün kazanmak. k. i. zool. bot. şamata (k biriniba ba şr ar ı bir sonuca ş (bir şdavranmak. s. devam etmek.ula aşı rtıırmak. ılıp gelmek. k. . posta güvercini. gitmek. yolcu vagonu. gırgır (süpürge). yanları açık garaj. ı (ba şka sütuna/sayfaya/deftere) nakletmek. vagon dolusu. at arabas ı. too far carry the day carry the day carry through i. içki âlemi yapmak. ıp aşırıya kaçmak.. zool. içki içip şamata yapmak. i. karnaval. 1. İng. uygulamak. işi sürdürmek. ma. -i bitirmek: She carried through on her sayesinde (bir işi) promise. ına ulaş mak. 1. nakliye şirketi.t. taşıt şeridi. bir şekilde 4. do ğramacı. nakliye. lal. nakliye ücreti. halı. harnup. i. keçiboynuzu.1. carrycot i. f. el arabası. şı i. (bir şeyin) ı etkilemez o. cart götürmek. etobur. s. k ırım.t. sızlanıp durmak. kartograf. 2. taşımak. (birini/bir misillemeşyapmak. 1. k. etobur. bedensel.. taşıyıcı. cartilage cartographer cartography i. 1. havuç. etçil. i. bot. i.

dilimlemek. 3. kasiyer. çerçeve. 2. s. 2. 2. 3. bot. dili -den yararlanmak/faydalanmak. yöneltmek. ka i. fişeklik. (cast) 1. vaka: murder case cinayet Bu be ş frengili ık. bir fıçı dolusu. 2. tahsil etmek. el yard ımı ile yanlamasına atılan takla. f ırlatmak. taş v. veznedar. mukavva kutu. 1. i. atma. İng. İng. 1. çağlayan.oynayanlar. kavun. 2. 1. 1. i. 2.carton cartoon cartoonist cartridge cartridge belt cartridge case cartridge pen cartwheel carve carver carving carving knife casaba casaba melon cascade case case case ending casement cash cash cash dispenser cash in on cash on delivery cash on the barrelhead cash point cash register cashew cashier cashmere casing casino cask casket Caspian cassava casserole cassette cassette player/deck cassock cast cast cast a horoscope cast a shadow cast a slur on cast a spell on cast a spell upon i. 2. kaplama. -den kazanç sa ğlamak. 3. 1. 2. tabut. dili nakit para. i.O. -e leke sürmek. kartuşlu dolmakalem. 1. kutuya koymak. zayiçesine atfetmek. s. bir varil dolusu.´ni) oymak. -i büyülemek. tak i. nakit para. büyük resim tasla ğı. dilb. 3. case foto ı. kaşmir: cashmere sweater şmir kazak. çizgi film çizen sanatç ı. manyok kökünden ç ıkarılan nişasta. rol taksimi yapmak. toprak/cam kapta pişirilen yemek. (ağaç. film kutusu. k. 5. 2. fişek. paraya çevirmek.D. karikatürcü. oyma. C. i. savurmak. kaset. 2. pe şin para. i. i. (mermi için) kovan.´ni) çevirmek. para. palaska. 3. 1.b. k ıs. pencere kanadı. fıçı. 2. bot. (büyük bir satış yerinde) kasa yeri. kaşmir kumaş. kasetçalar. i. 2. (kızarmış eti) dilim dilim kesmek. 4. (bir tiyatro oyununda/filmde) rol alan maket. i. 3. mücevher kutusu. kın. 3. kartuş. 1. şelale. f. papaz cüppesi. 2. -e büyü yapmak. çerçeve. (oy) vermek. dış görünü ş. bankamatik. (bankada) vezneci. hal. mahfaza: violin case a keman kutusu. i. varil. çizgi film. 1.b. kavun. güveç. i. f. fırında kullanılan toprak/cam kap. i. 4. sand ğraf makinesi mahfazası.2. (sofrada kullan ılan) et bıçağı. kaset. 2. 1. 1. 3. küçük kutu. (k ırık kemiğe) alçı. vaziyet. ödemeli. camera i. oyularak yap ılmış eser. 1. kasa. mahuncevizi. kaşmir. karton kutu. i. biladerağacı. kasa. 2. i. manyok. (çek) bozdurmak. -i lekelemek. oyma. kimseler. amerikaelmas ı. 1. i. kasadar. 1. bakmak. gölge yapmak. kanatlı pencere. i. i. matb. yazarkasa. k. yana dayanmalı aşma.sabah kutu. tapyoka. 1. 2. karikatürist. 1. hastaya baktım. 2. büyü yapmak. 4. karikatür. atmak. i. kaşmir yün. (bak ış v. f. 5. oymac ı. 1. i. i. durum. 2. kasa. foto. i. kumarhane. i. . kal ıp. tesliminde ödenecek. çemberleme. kutu. hasta: I had five cases of syphilis this morning. 6. 1. oymacılık. f.

hadım etme. 2. sapan. hintyağı. 2. i. tıb. i. dökme demir. Tasarrufun ucu ona İ ng. kedi. s. kura çekmek. 2. yaralanan. adrift cast/drop anchor castanet castaway caste caster caster sugar caster/castor sugar castigate castigation cast-iron castle castle in the air/castle in Spain castor castor castor oil castrate castration casual casual clothes casualness casualty casualty ward/department cat cat cat nap catafalque Catalan catalog catalogue Catalonia catapult cataract oy vermek. bak. i. alarga etmek. k. 2. 2. . den. pik. acil i. (kazada/sava şta) ölen. 2. Katalonya. pikten yap ılmış. günlük elbiseler../cast one´s lot cast s. lakayt. kaza. f. kas ıtlı olmayan. şato. f.. i. hadım etmek. acil servis. aksu. paylama. akbasma. şekerleme. rasgele. i. -i düşünmek. s. i. i. s. dili -in kaderine ba ğlanmak. çavlan. 1. katalo ğunu hazırlamak. catalog. katapult. demirlemek. 4. 2. dili kar şılığını beklemeden iyilik etmek. font. tesadüfen olan. Ona şöyle bir göz attı. pik. -i tasarlamak. i. kale. çok sağlam. 2. satranç kale. 1.t. i. 1. catechism. i. dökümcü. bak. catalog/catalogue. 1.o. i. 1. İspanyol çalparası.o. i. 2. şelale. k. ıssız adada bırakmak. 1. cat-and-dog fight kedi köpek kavgas ı. azarlama. kayıtsız. 3. can ını sıkmak. bir şeyi akıntıya bırakmak. ilgisiz. katafalk. k ıs. 2. f./cast in one´s lot with s. hulya. k ınamak. caster. katalog yapmak. pek dikkatli olmayan: He gave it a casual glance. ince tozşeker. çok dayanıklı. Katalan. 2. azarlamak. 2. perde. (mobilyaya tak ılan) küçük tekerlek.. reddetmek. katalog. çöpe atmak. 3. i. demir atmak. deniz kazas ına uğrayıp ıssız bir kıyıda mahsur kalan kimse. 1. demir atmak. katarakt. iğdiş etmek.. kast. Katalanca. Heservis. çözmek. ilgisizlik. İng. 1. i.cast a vote cast about cast anchor cast away cast down cast in one´s lot with cast iron cast iron cast loose cast lots cast of mind cast off cast one´s bread upon the waters cast one´s lot in with s. İng. 1. i. hayal. 1. i. kayıtsızlık. devirmek. biriyle işbirliği yapmak/bir olmak. 1. 1. pudraşeker. İng. f. mancınık. was a casualty of the spending cutback. ayırmak. yaralı. İng. düşünüş şekli.. İng. pudraşekeri. kastanyet. büyük çağlayan. i. iğdiş etme. i. ölü. paylamak.

yakalayan şey/kimse. birini suçüstü yakalamak.. yayınbalığı. s. 5. 3. tutmak.o. Gömle imin tak ık. f. sâri. with -e yetişmek: He´s so far ahead of me I can´t possibly catch up memin imkânı yok. kiriş. rahats ız edici duyguları dışa vurarak onlardan kurtulma. soluk almak.o. dili dili müstakbel e -i yakalamaya/tutmaya çal ışmak. f. zool. sıkışmak: I caught my sleeve onpartide the door handle. s ınıflandırmak. 1. katedral. kategorik. tırtıllı palet. off guard catch s. tutuşmak. dili papara/zılgıt yemek. k ısa bir süre uyumak. Hrist. tırtıl. 2. ateş almak.o. k. catechize. tutma. 1.o. z. İng. 6. i. ilmihale dayanarak din dersi vermek. müshil. 2. kategori. s. 2. unawares catcher catching catchy catechise catechism catechize categorical categorically categorise categorize category cater caterpillar caterpillar tread catfish catgut catharsis cathartic cathedral Catholic i. çakmak. i. i. O anda gözüme gözüne ili şti. birinin dikkatini çekmek. bölüm. gözüme iliş At that moment I caught sight of her. soluk almak. i.o. i. s.catarrh catastrophe catastrophic catch catch catch at catch cold catch fire catch fire catch forty winks catch it catch on catch one´s breath catch one´s breath catch one´s eye catch s. dinlenmek. 2.´s attention/eye catch sight of catch sight of catch the fancy of catch up catch/get hell catch/take s. felaketli.. soluklanmak. s. vasıflandırmak. . red-handed catch s. bak. 4. (caught) 1. k. ilmihal. 3.. napping catch s. bula şıcı. dikkatini çekmek. tutuşmak. ılmak. gözüne çarpmak. i. kesin. f. tutmak. k.o. kati. hoş ve kolaylıkla akılda kalan. off guard catch s. boğaz veya burunda balgam/sümük toplanma. katarsis. anlamak. on with him. (trene/vapura/uça ğa) yetişmek. yakalama.. birini gafil avlamak. i. f. birini haz ırlıksız yakalamak. katarsisle ilgili. bölüm. tırtıl. adamak ıllyeti ı birşz ılgıt yemek. yemeklerin haz ırlanmasını ve servisini üstüne almak. yakalamak. in the act catch s. müshil. nezle olmak.. yiyecek tedarik etmek. birini gafil avlamak. kilit dili. müz. 2. Benden o kadar ileride ki ona şlanmak. dili kestirmek. kategorik olarak... zümre. dili fena halde ha birini gafil avlamak. i. birini suçüstü yakalamak. katarsise yol açan. dinlenmek. parça. k. İng. bak. 1.o. birini gafil avlamak. s. i. feci. 1. Hrist. i. s ınıf. i. f. k.. categorize. ili -in 1. 2. felaket. afet.. i. kurt. felaket. -in gözüne ilişmek. Hrist. Seda şmek: ti. tabaka. Katolik. birdenbire farketmek: I caught sight of Seda. moda olmak. beysbol vurucunun arkasında durup topu tutan oyuncu. f. k. s.hoşuna gitmek. nefes almak. bir yakalanan av/bal ğ ş olarak dü ş ünülen uygun ki ş i.. av. dili 1. 2.

ihtiyat. oyuk. nedeni olan. 2. dava. ambar gibi (yer). ikaz. 1. dikkatli.. catch. cav. caviar. f. sebep. neden. f. 3.men (keyv´men) i. cürmü meşhut halinde yakalanmış. çoğ. i. s. Kendini adamaya de ğer bir f. süvari s ınıfı. s.. iki kara ın ı birbirine layan ve deniz ığında suyla kaplanan parças ıcı. Kafkas.catholic Catholicism catsup cattle catty Caucasia Caucasian Caucasus caught caught in the act cauldron cauliflower causal causality cause cause cause s. dili i ğneli (söz). tedbir. herkesin ilgisini çekmek. it really cause my camellias to bloom earlier? Gerçekten birini ne? günaha 1. (göl/bataklık üzerinden geçen) uzun köprü/kazıklı yol. i. Katolik kilisesi. karga gibi ötmek. 2. compact disk. i. 3. i. 1. olmak. 1. bak. s. i. süvari. 2. i. cave. 1. cauterize. umumi. genel. f. kendini beğenmiş. uyarmak. s. cubic centimeters. havyar. s. anat. liberal. you. İng. 2. i.. mağara. gaye. suçüstü yakalanm ış. huk. 3. dili iğneli söz söyleyen. uyar ı. gaklamak. 2. laubali. k. yol açmak: What´s caused this? Buna yol açan Will sokmak. ketchup. sakıngan. oyuk. 2. z. 1. süvariler.ry. f. i. cause worthy of sebep one´s devotion. bak. 2. s. s. i. (önemsiz şeyler üzerinde) tartışmak.al. kibirli. k ıs. mağara adamı. Kafkasyal ı. tedbirli.kabard acı (söz). sığırlar. yak f.. k ıs. at -e itiraz etmek: I won´t cavil about it with onu tart ış şluk. i. atlı şövalye. 4. i. neden olmak. tıb. oynamak. bo f. heyecan yaratmak. bak. ba 1. kompakt disk çalar. . arnavutbiberi. ihtar. f. ihtiyatlı. i. 2. sıçramak. ihtiyatlılık. k. i. i. ikaz.. büyük ma ğara. tıb.. ikaz etmek. Kafkasya. 1. i. s. çürük. uyarma. 1. yakmak. i. arnavutbiberi. nedensellik. İng. kocaman. çoğ. bak. gak. kazan. nedensel. ğ kostik. kostik madde. f. i. ihtiyatla. çökmek. neden olu şturan. i. uyarıcı. dağlamak. evrensel. kedi gibi.mam. serbest. aç ık fikirli. i. carbon copy. sansasyon yaratmak.. i. 1. ülkü: That´s a dava. hedef. amaç. i. 2. karga sesi. illet. i.. Katoliklik. to sin cause/create a stir causeway caustic cauterise cauterize caution cautionary cautious cautiously cautiousness cavalier cavalry cavalryman cave cave in caveat caveman cavern cavernous caviar caviare cavil cavity cavort caw cayenne cayenne pepper cc CD CD player s. karnabahar.Seninle kavite. i.. çoğ.men (käv´ılrimîn) i.o. 2. i. dişçi.

(gen. 1. selüloit. bir merkezde ı almak. yüz yıllık. k ınamak. yüzyıl. ortaya gelmek. bodrum. (gen. s. 4. göçermek. f. pil. elek. s.. i. 1. ile dostluk 3. sent (Amerikan dolar ının yüzde biri). selüloz. 1. i. dili cep telefonu. 2. s. dini nedenlerden dolayı) evlenmeme ve cinsel ilişkide bulunmama. centennial. 3. 2. ortas ın 1. toplamak. 5. semavi. f. hücresel. ortalamak. bayram yapmak. ilahi. 2. ateş kesmek. f. nüfus sayımı. kutlama. sürat. 2. aralıksız. şarap stoku. Corps of Engineers. 1. asır. i. Keltçe. k ıs. şöhretli. i. me şhur. i. 1. 2. beton kar ıştırıcı. kurmak. 4. sapkerevizi. kabristan. kesilmek. 2. sayım. sona ermek. ortaya almak. sedir. betonyer.. i. i. ask. hücre. durmak. dini nedenlerden dolayı) evlenmeyen ve cinsel ilişkide bulunmayan (kimse). eleştirmek. sansür. i. f. da ğservisi. 2. bodrum kat. i. 1. eleştirme. kutsal. son vermek. bitmek. gözeli. 2. mezarlık. kınama. Civil Engineer. tavan fiyatı. 1. 4. Chemical Engineer. me şhur. ortada olmak. spor santr. 1. . central. 2. Kelt. göksel. hız. i. b ırakmak. sansürcü. merkez. terketmek. kökkerevizi. i.. sansürden geçirmek. s. s. centigrade. 2.. 1. 1. i. kereviz. 1. göze. s.. küçük oda. yap ıştırmak. i. 1. tavan.CE cease cease fire cease-fire ceaseless ceaselessly cedar cede ceiling ceiling price celebrate celebrated celebration celebrity celerity celery celery root celestial celestial pole celibacy celibate cell cellar cellist cello cellophane cellular cellular phone/telephone celluloid cellulose Celsius thermometer Celt Celtic cement cement good relations with cement mixer cemetery censor censorship censure census cent cent centenary centennial center center of attraction k ıs. i. 2. k. ünlü. sürekli. f. i. ünite. çimento ile s ıvamak. kiler. durmadan. ün. gökkutbu. beton ile kaplamak. 1. sansür işleri. i. mahzen. sansürlemek. cep telefonu. 2. ünlü. 2. 3. devretmek. sansür memuru. ate şkes. i. i. yüzüncü yıldönümü. yüz yılda bir olan. Kelt. 1. bot. Keltlere özgü. 2. selofan. i. betonkarar. çekim merkezi. i. s. devam etmemek. century. i. 2. f. 3. sağlamlaştırmak. çimento. şöhret. s. i. f. i. viyolonsel. azami fiyat. göğe ait. Keltçe. 3. şarap mahzeni. santigrat termometresi. orta. ara vermeden. kutlamak. gözesel. i. 3. i. Church of England. hücreli. i. bırakmak. bak. z. i. i. çimentolamak. dikkat merkezi.. i. viyolonselist.

3. 2. z. bak. kesinlik. tahıl. ayin. 1. seramik sanat ı ve tekniği. resmiyet. 2. i. centiliter. ba i. tahıl türünden. teyit etmek. merkeze do ğru yaklaşan. santigrat. merkezileştirilme. i. i. katiyet. 1. teklifli. centigram. emin. s. centralization. s. 1. i.. . i.. elbette. resmi. santrifüj. i. certified. z. İng. rahim boynu. santilitre. (m ısır gevreği gibi) tahıldan yapılmış kahvaltılık yiyecek. belirli. f. şahadetname. k. s. anat. çini. i. merkezcil. bak. çoğ. entel. i. s. çok resmi bir şekilde. telefon santralı. s. s. i. tasdik etmek. törensel. muayyen. 4. merasim. i. f. Orta Amerika. İng. çini.. İng. center. k. santral memuru. anat.. 1. tek. çini işleri. vesika.. centimeter. santigram. tasdikname. beyincik. ussal. s. 2. anat. bak. 4. çıyan. i.. seramikçi. z. 2. 1. merasimle ilgili. fayans. çinici. ı. tören. zool. do ğrulamak. f.. 1. f. ş üstüne. tahıl bitkisi. 1. 2. s. k ıs. 6. sertifika. ağırlık merkezi. katiyet. boyun. dili -in ak ıl hastası olduğunu resmen tasdik etmek. kaç ınılmaz.. santimetre.. orta. karo fayans. bak. santigrat termometresi. (-in doğruluğunu/gerekliliğini) belgelemek. beyinsel. i. yüzyıl. asır. kalorifer. merkezi. 1.. 3. belge. törensel. törensel olarak. s. i. çinicilik. i. tahıla ait. 1. kesin. 3. i. kesinlik. resmi. merkezkaç. merkezde toplamak.. tabii.. centralize. k ırkayak. 3. certificate. 2.. çanak çömlek. merkezkaç kuvveti. i. ruhsat. İng. merkezileştirilmek. protokol. baz z.. 2.. kati. tören. anat. seramik. 2. beyin. 1. şüphesiz. s. i. 5. seramik e şya. merkezile ştirme. hububat. İng. merkezi ısıtma. 2.center of gravity center of gravity centigrade centigrade thermometer centigram centigramme centiliter centilitre centimeter centimetre centipede Central central Central America central bank central heating centralisation centralise centralization centralize centrally centre centrifugal centrifugal force centripetal century ceramic ceramic tile ceramics ceramist cereal cerebellum cerebral cerebrum ceremonial ceremonially ceremonious ceremoniously ceremony cert certain certainly certainty certificate certify certitude cervix ağırlık merkezi. s. bak. 4. merkezile ştirmek. 3. i. zahire.. ayin. 2. 3. i. 2. certify. i. merasim. İng. belli ba şlı. i. dili entelektüel. muhakkak. 1.. merkez bankas ı. ana. diploma.. i. bak. i. 2.

i. (ayakkabı) vurmak. Çadlı. 5. hâkimin oturum dışı konularda çalıştığı yer. Çadlı. s. başkanlık. cost and freight. aynı mağazalar zincirine bağlı mağaza. ticaret odas ı. i. bak.. i. (ayinde kullan ılan) kadeh. peş peşe (sigara) içmek. i. . 2. zincirlemek. Sri Lanka. utanç. ovarak aşındırmak. oda hizmetçisi. daire. ovarak ısıtmak. 4. meydan okuyan kimse. hayal k ırıklığı. lazımlık. kad ıköytaşı. k ıs. yatak odas ı. sigara tiryakisi. sinirlendirmek. 2. iç sıkıntısı. s. sezyum. chapter. i. up (sayı/puan) kazanmak/kaydetmek. compare. kalseduan. utandırmak. durma. Hrist. Çad. zincir. meydan okuma. yasama meclisi. başkan. k ı1. f. fişek yatağı. chief. freight. i. chair. 4. rezil etmek. 4. başkan. 1. zincirleme mektup.. başkan. iskemle. sandalye. s. cost. kurul ba şkanı. i. ticaret odas ı.. i. İngiliz kamara. çoğ. i. 3. f.men (çer´mîn) i. 1. kürsü. chancery. 2. 3. silsile (da ğ). chair. sezaryen. peş peşe sigara içmek. f. i. zincirle bağlamak.en (çer´wîmîn) i. meydan okumak. centigram(s). dili işlerin gecikmesinden dolayı huzursuz olmak. kullan kabu ğu. çoğ.cesarean cesarean section cesium cessation cesspool Ceylon Ceylonese cf CF CFI cg. telesiyej. church. (erkek) kurul başkanı. çoğ. i.. and insurance. i. sı. kesilme. kurul ba şkanı.wom. bak. f. Çad´a özgü. spor çelenç. i. özel oda. oda. i. k ıs. saman. 1. tahılılan) i. tebeşir. kim. i. f. şezlong.. hayal rıkl ığına u ğratmak. 3.. (kadın) kurul başkanı. k ıs. ği. Sri Lankan. chain. 2. komuta zinciri. k.. ink ıta. child. k ıs. lağım çukuru. 1. k ıs. sezaryen. makam. i. cgm ch Chad Chadian chafe chafe at the bit chaff chagrin chain chain letter chain of command chain reaction chain smoker chain store chain-smoke chair chair lift chairman chairmanship chairperson chairwoman chaise longue chalcedony chalice chalk challenge challenge match challenger chamber chamber music chamber music chamber of commerce chamber of commerce chamber orchestra chamber pot chambermaid chambers i. oda orkestras ı. zincirleme reaksiyon. mahkeme. 2. i. i. chafing dish (sofrada yemek ısıtıcıçöp. f. başkan. Çad. Çat. i. i. komisyon. oda müzi oda müziği.

i. s. kararsız. 2. başbakan. paran ın üstü. 2. i. kavrulmak. değişim. istikrarsız. 4. delikanl (toprak. hiç de ğişmeyen. değişmek. 6. ihtimal. dönüşme. s. kader. şampanya rengi. TV kanal. risk. taraf ını tutmak. şampiyonluk. hizmetçi . da ğkeçisi. bozuk para. Ankara´da ğiştirmek. (taşıtta) f. k. akak. -e tesadüf etmek. katır kutur/kıtır kıtır/hart hurt/çıtır çıtır yemek. i. yüzü solmak.chameleon chamois chamomile champ champ at the bit champagne champion championship chance chance chance on/upon chancellor chancy chandelier change change change clothes change color change color change hands change hands change of address change of air change one´s mind change one´s tune change over change purse change the guard changeability changeable changeableness changeless changeover channel channel s. 2. 1. (bir yere) vermek/dökmek/akıtmak/kanalize etmek.t. monoton bir melodi. 2. 1. adres de ğişikliği. bo ğaz. 1. f.. karga şa. şampanya rengi. i. (ciltte) çatlak. i. yenilik. el değiştirmek.ı. şampiyona. 1. mecra. şaperon. bir şeyi f. müdafaa etmek. 1. i. hizmetçi. 5. dili adam. zool. --ping) 1. savunucu. talih.. oymak. (madeni yüzeyleri parlatmak için kullanılan) güderi ı.tahta v. sahip de ğiştirmek. 1. üstünü bato şınchange ı değiştirmek. çok sab ırsızlanmak. müdafi. dönüşüm. radyo. s. el değiştirmek. bot. --ring) 1. değişken. ses tonu. savunmak.. s. ask. şampanya. üstünü de 1. dili kesin olmayan. i. 2. yüzü k ızarmak. bozuk para çantas ı.b. 5. çatlatmak. ordu veya hastanede) papaz. f. 1.´ni) yarmak.monoton kar ışıklık. k. etmek. (--red. parças i. şans eseri olan. k. şans. 1. şarkı söyleyerek kutlamak. there. yar ık. yüzü k ızarmak. i. fikrini/karar ını değiştirmek. tahvil bozuk. i. Tesadüf eseri oradayd -e rastlamak. 1. çocuk.4.1. 2. değ aktarma yapmak: You´ll have trains in Ankara. into chant chant chaos chaotic chap chap chapel chaperon chaplain chapter char char i. rizikolu. su yolu. şanjanlı. 3. s. k İng. i.. nehir yatağı. 2. zool. kanal açmak. -in dışını yakarak ştirmek. 2. i. i. 2.. i. f. changeability. i. monoton bir melodi e şliğinde söylenen sözler. ufakl iştirmek. bak. i. k ısım. şampiyon. f. i. 3. 2. şarkı söylemek. i. k. dili (bir riski) göze almak. 2. 2. yol. (soğuk) (cildi) çatlatmak. papatya. nöbet de ğiştirmek. İng. bukalemun. s. f. monoton bir melodiyle söylemek. (bir uygulamadan ba şka bir uygulamaya) geçiş. caymak. fırsat. yanardöner. f. s. riziko. yakarak kömürle ştirmek. kaos. avize. 3. 3. (kitapta) bölüm. başkasının eline geçmek. i. 3. tesadüfen olmak: She chanced to be ı. düzensiz. şapel.kad yanarak kömürle şmek. (kad ın) hademe. 3. i. 2. (--ped. (Almanya´da) şansölye. dili ağız değiştirmek. şampiyon. 3. ızartmak. değişiklik. rektör. küçük kilise. sertle ştirmek. i. değı iş ikli ğe uğramak. 2. k.bozukluk. değişkenlik. karmakar ışık. 2. tahavvül. 1. destek olmak. 4. hava de ğişimi. (from/to) (bir uygulamadan ba şka bir uygulamaya) geçmek. kavurmak.. 2. ateşe kömürle ın. değişme. (okul. tilavet. 1. 1. 1. 2.. i.

tipik. bak. gevezelik etmek. baya ğı. harf. (kadın) hademe.´nde) kişi. derin yarık. ş arjedafer. 2.3. şarlatan. izlemek. özel şoför. karakterize etmek.. elek. hizmetçiyard kadı ım n. çarter seferi. konuşkan. patent. 3. tedbirli. hayırseverlik. i. t ılsım. barut hakkı. hay İng. hayırsever. taşınır mal. 1. iffetli. 5. top kızağı. izleme. görevlendirmek. f. tip bir kimse. f. çene çalmak. s. derneği. aç çoğ. pazı. cezbetmek. 3. ı birinin hesab ına) geçirmek. i. 1. bozulmam için cezaland ırmak. döverek cezalandırmak. 2. kira kiralamak. characterization. f. i. s. özellik. 4. cazibe. 4. çoğ. of -i esirgeyen.plan (uçak. tablo. karakterize etme. char. sade. 1. nitelemek. imtiyaz. pe şine düşmek.faires (şarjeyz dıfer´) maslahatgüzar. temizlik. karaktersiz. f. peşine şme. 3. kaydetmek. s. bo ğaz. kiralanm ış ucuz tarifeli uçak. ıslah etmek f. şasi. oyun v.. i. saf. 4. ır cemiyeti. 1. i. takip etmek. uslandırmak. kurucu üye. i. i. İng. basit. 1. hücum etmek. elek. İng. 2. 2. chas. (bir masraf suçlamak. dillidüdük. şarj etmek.b. (roman. dartakip. şovence. hikâye. 2. tar. karakter. f. s. 2. f. yapmak. 1. geveze. hususiyet. (--ted. ınıkontrat yapmak. tic. namuslu. 3. karakalem. 5. i. (kadın) hademe. i. şovenizm.. kanyon. yasaklanmış cinsel ilişkilerde bulunmama.character characterisation characterise characteristic characterization characterize characterless charcoal chard charge charge charge account chargé d`affaires chariot charisma charitable charity charlady charlatan charm charming chart charter charter flight charter member charter plane charwoman chary chase chasm chassis chaste chasten chastise chastity chat château chattel chatter chatterbox chattiness chatty chauffeur chauvinism chauvinist chauvinistic cheap i.. ho şbeş etmek. 2. adi. characterize. i. hayır işi. itham. nevi şahsına münhasır bir İng. i. 2. özyap ı.sis (şäs´iz) i. deniz haritas ı. (hizmet kar şılığında ödenen) ücret. ı k hesap.´ni) i. f. büyülemek. i. ho ş. 1. 1. mangal kömürü. i. karakter. kovalamak. f. dikkatli. char. çekicilik. 2. 4. bak.wom. i. büyü.. s. 2. hizmetçi. yola getirmek. 3. karizma. nitelendirme. şoven. 2.. 3. iffet. 1. grafik. s. i. iki tekerlekli sava ş/yarış arabası. plan göstermek. ucuz. 1. konuşkanlık.en (çar´wîmîn) i.gés d´af. yardımseverlik. f. dü i. i. sili. i. i. s. muska. s. s. i. f. merhamet. karakter. 2. işgüder. oto. 1. 1. i. çene çalmak. kovalama. çizge. berat. 3. sohbet. 5. berat/imtiyaz/patent vermek. beş. 2. 2. 1.. menkul. sevimli. çekici. şarj.. çenebaz. gevezelik. i. --ting) sohbet etmek. 1. yasaklanm ış cinsel ilişkilerde bulunmayan. 1. lekesiz. nitelendirmek. hizmetçi kadın. saflık. ihtiyatl ı. . bot. vas ıf. -ingemi haritas ı. sadaka. i. itham etmek. çoğ. şahıs. portolon. 4. cana yakın. suçlama. tutmak. gemi v. hamle. 2. cezaland ırmak. ış. çizelge. ho şş ato. karakteristik. hizmetçi. yardımsever. i. hücum. i.b.

gözden geçirme. i.´nden) ayrılmak. çek valf 1. cıvıltı. arsızlık. 2. kareli. şen.o. şlatma. 2. durdurma. i. elmac ıkkemiği. i. i. elendirmek. z. de ğişik olaylarla dolu. f. muayene. i.ğ (kontrol etmekığı amac olup olmad ı. İng. 3. (otel İlk ı önce otelin resepsiyonunda the hotel´s reception desk. arsız. 3. nı yapt ırıp bir oda tutmak. (birinden) izin almak. That defeat checked their advance. ne şelendirmek. This arayarak (bir şeyi) kontrol etmek: I´m checking for leaks in (belirli bir şeyi) ı n ak ı p akmad ığı n ı kontrol ediyorum. hava terminalinde bilet ve bagaj ın kontrol edildiği tezgâh. ucuzlamak. 2. yenmek.. satranç mat etmek. anat. ekose. 2. i. vestiyer. ığını öğrenmeye çalışmak. amigo. 1. v. 1. üçkâ i. 1. k. 1. i. ğıtçıı . keyif. ket. the roof.. tam yenilgi. (bir şeyin) olmad ıı nö ığ ödeyip (otel. with (bir 2. 2. yanak. (sözle) tezahürat yapmak. cik cik ötmek. pansiyon v. 2. i. i. k. keyifli.cheapen cheapskate cheat cheater check check check for check in check into check on check out check up on check valve check with checkbook checkered checkers check-in check-in counter/desk checking account checklist checkmate check-out check-out counter checkpoint checkroom checkup cheddar cheek cheek by jowl cheek by jowl cheekbone cheekily cheekiness cheeky cheep cheer cheer s. kopya çekmek. gemengellemek. ı. küstahlıkla. ucuzlatmak. çekap. küstahlık.´ne Dam girince) kayd ını yaptırmak: First you have to check in at 1. kaydını (otel. i. dili yüzsüz. f. cimri. İng.. z. genel sa ğlık kontrolü. 1. ket vurma. argo pinti. İng. kontrol. (süpermarketteki gibi) al ınan malların hesabının yapılıp ödendiği tezgâh. (kontrol etmek amac ıyla) bakmak. neşelenmek. (bir şeyin) doğru olup ığın renmeye çal ışmak. satranç mat. çedar (bir çe şit peynir)./an animal on cheer up Cheer up! cheerful cheerfully cheerfulness cheerio cheerleader cheerless f. neşe. avurt. doland ırmak. ket vurmak: f. neşelilik. f.. durdurmak. s. k.. pansiyon 1. engelleme... k. engel. 1. yava şlatmak. ünlem.b. (sözle yap ılan) tezahürat. İng. emanet. Hoşça kal! i. hesab ru olup olmad nı öğ renmeye çalışmak. (birine) dan ışmak. göz atmak. 2. Keyfine bak!/Geçmiş olsun! s. küstah.ıkontrol noktas i. i. keyifsiz. -e göz atmak. kontrol listesi. 2. dama oyunu. (bir şeyin) doğru 1.b. i.. İng. 2. 1. yan yana.. hilekâr. vurma. s. f. dili cüret.v. 1.. i. neşeli. kış tezgâh ı.b. dolandırıcı. birini/bir hayvan ı (sözlü) tezahüratla teşvik etmek.´nde) kayd 1. neşeyle. 2. yüzsüzlük. çek hesab ı. çek defteri. fren görevi yapan yava gem vurmak. 1. şey) (ba şka bir do ıyla) -e bakmak. kopyac i. ç i. yan yana. neşesiz. O yenilgi ilerlemelerini durdurdu. s. i.o. dili yüzsüzce. aldatmak. sıkı fıkı. i. birini neş2. kopya çeken. . cıvıldamak. up cheer s. dili yüzsüzlük. i.

kusur bulmak. suçiçeği. 1. out argo korkudan çekinmek. Acinonyx jubatus.. kestane rengi. tavuk eti. asıl branşı kimya olan öğrenci. i. satranç taşı. i. şef. i. kiraz. Şerefe! 2. i. kutu. şike. chemist. . 1. s. s. şen.o. 1. beslemek.den/--d) azarlamak. peynir k ıvamında. İng. s. kimyager. geviş getirmek.. 2. 2. kimyasal bile şim. i. chemistry. f. i. i. güne ğik. modaya uygun. kestane rengi. kestane. piliç. 1. korkak. chess. kimya. argo çene çalmak.men (çes´mîn) i. nohut. (chid/--d. f. İng. kimyasal madde. ba ğrına basmak. 1. tülbent. çita. i. Hoşça kal! 3. 2. s. i. i. ahçı. i. çoğ. 1. çek. 2. gütmek. ahçıbaşı. chid. vişne.. çiklet. şifoniyer. kimyasal.. i. piliç. i. peynirli kek. k. şık. 2. dili birini azarlamak. kimyasal reaksiyon. peynir. i. şıklık. i. kimyevi. kimya mühendisliği. peynire benzeyen.. dili derin derin düşünmek. kemoterapi. i. sandık. s.Cheers! cheery cheese cheeseburger cheesecake cheesecloth cheesy cheetah chef chem chemical chemical compound chemical compound chemical engineer chemical engineering chemical reaction chemical warfare chemise chemist chemistry chemistry major chemotherapy cheque chequered cherish cherry chess chessboard chessman chest chest of drawers chestnut chew chew s. f. s. checkered. satranç. i. satranç tahtas ı. zool. argo genç k ız. 3. kombinezon. 3. İng. 2. out chew the cud chew the fat chewing gum chic chicanery chick chicken chicken feed chicken pox chicken-hearted chickpea chicory chide ünlem. peynirli hamburger.. göğüs. kimyasal sava ş. i. İng. k. f. eczacı. chemical. çizburger. aziz tutmak. civciv. bot. kestane. kad ın iç gömleği. kimyasal bile şim. i. az para. i. hindiba. hile. tıb. neşeli. 1. çiğnemek. ödlek. k ıs. i. üzerine titremek. bak. i. i. kimya mühendisi. (teşekkür olarak) Sağ ol! s. argo bozuk para. keyifli.

4. Çin. so i. kolay iş. üşütücü. çocuksu kimse. s. 2. kabile reisi. ürpermek. k. başlıca... i. 2. i. 2. hahamba şı. i. 1. dan ıştay başkanı. f. 3. çocuk oyuncağı. 2. çocuk gibi. (çoğ. f. i. 3. çocu ğumsu. Chi. centilmenlik. 2. kızarmış patates. child. s. İng. cırıldamak. Çince. 1. i. 2. 1. soğuk bir şekilde. şekil 1. Şilili. Şili´ye özgü. zil sesi. cırıltı. chil. i. lafa kar ışmak. ana. f. muhabbet. şef. i.. baca. Şilili. i. z. yürekli. 3. Şili. üşütücü. s. çocuk bakıcısı. i. yonga. 1. chili. 2. baş. nazik. çocu ğu olmayan. şövalyelik. çocukça. soğuk. 2. chivalrous. so ğuk. serin. Çin´e özgü. bak. krater. budamak. 1. zool. çocukça. çatlak. şef. 1. 3.chief chief justice chief rabbi chiefly chieftain chilblain child child´s play child´s play childbirth childhood childish childishly childless childlike childminder children Chile Chilean chili chili pepper chill chilled to the marrow chilli chilliness chilly chime chime in chimerical chimney chimney sweep chimpanzee chin China china china closet Chinese chink chip chip in chipmunk chirp chisel chitchat chivalric chivalrous chivalry i. 3. 1. 2. 2. Tamias. ü ğuk iliğ ine geçmiş . cesaret. (soğuktan dolayı) el/ayak parmağındaki şişkinlik. i. ufak aç ıklık/yarık. . çocuk. 2. zool. çini. cesur. 2. i. amerikasincab ı. yüreklilik. ğış ta bulunmak. Şili. ahenk. nezaket. lamba şişesi. porselen. s. (yiyecek/içecek) soğutmak. i. i. mak. yonga. 1. çocuk ruhlu. i. melodi. İng. (saat/zil/çan) ahenkli bir sesle çalmak. soğuk. şövalye gibi. --ping) 1. dili (sohbette geçen) sözler. 1. 2. belli başlı. we´d better get to work. çentmek. İng. 2. reis.. tabak dolab ı. yarenlik. soğuk. 2. evlat. Çin. 1. çocuksu.. bak. 2. i. çoğ. z. 1. çok kolay iş. gerçek olmayan. 1. 3. baş. cömert. i. hayali. huk. ü ütmek.nese) Çinli. uyum. çan sesi. 2. şempanze. k. titreme. çocuk oyunca ğı. (--ped. centilmen. Bu kadar muhabbet s. soğuk davranış. i.. çene çalma: Enough of this chitchat. en çok. kalem. çip. vermek. baf. çocuksuz. s. madeni çubuklardan olu şan zil.. seramik.. i. İng. i. 1. cıvıltı. en yüksek rütbede olan.ş ili ğine kadar üşümüş. şümek. Çinli.. i. ba şkan. s.dren (çîl´drın) i. 2. ürperme. keski. cırlamak. s. çocukluk. cömertlik. 1. çoğ. bebek. bak. dili lafa kar ış s. f. s. i. çene. 1. amir. yontmak.. baca temizleyicisi. k ırmızıbiber. yanardağ ağzı. 1. Çince. 3. i. kalemle oymak. z. çocuk. c ıvıldamak. çentik. 1. 2.. patates kızartması. 1. üşüme. ço ğ. para bilg. s. çocukluk dönemi. anat. çocuksu. i. i. Anthropopithecus troglodytes. i. cips. doğum.

vaftiz töreni. i. tercih etmek. and her family name is Burney. koral. ad. koro toplulu ğu. heyecandan konuşamamak. kiriş. kim.. bak. s. dopdolu.koro. (a i. k ısa saplı balta. i. ağzına kadar dolu. koregraf. i.. 3. f. i. 3. k. çare: You´ve no other choice. 1. i. Ad k. (balta ile) k ırmak. champ. ıkanma. i. seçilmi ş. f. ı Fanny. 1. satır. koregrafi. çikolatal ı. choose. dopdolu. i. 2. Hristiyan. ı tutmak. öfkesini bastırmak. Hristiyanlık. istemek. çırpıntılı (deniz/göl). koreografi. (up) ince ince kıymak/doğramak. küçük bir iş. 2. şık. nefesini kesmek. boğmak. 2. i. frenkso ğanı. 3. müşkülpesent. ısoyad ı Burney. i. 2. s. 2. bak. koro. jikle. 2. seçti i. vaftiz etme. i. i. i. 1. alternatif. kloroform. dili yemek. 3. koro. klorlamak. s. i. çoğ. Bizim ğimiz oydu. ğacı) kesmek. koreograf. zor be ğenen. isim: Her Christian name is Fanny. i. f.. çalg ı teli. dili titiz.. 2. (--ped.. seçenek. cho. . ilk ad.. kim. kilise korosu. bir evin/çiftliğin günlük işleri. akort. s... k. güç ve tatsız iş. değişken. (Uzakdo ğuda kullanılan) yemek çubuğu. 1. kloroformla uyutmak. k. Mesih. koro ile ilgili. tıkanmak. koro için yazılmış. s. Noel günü. i. f.. 2. dili.. s. f. 1. boğulma. şarkının koro bölümü. koro taraf ından söylenen. boğulmak. 2. Hristiyanl i. takoz. i. i. seçme. 1. tıkamak. İsa. i. 1. çikolatalı kek. argo helikopter. f. müz. 3. seçilen kimse/şey: He was our choice. 2. pirzola: lamb chop kuzu pirzolas ı. tıkanmak. s. kolera. İng. çikolata: a piece of chocolate candy bir çikolata. i. Hristiyan âlemi. f. i. vaftiz etmek. kolesterol. f. (chose.sen) 1. i. İng. tgözya şlar ınoto. müz. choosy. bak. 2. (müzik eseri) koro. i. klor. --ping) 1. nutku tutulmak.chive chlorinate chlorine chloroform chock chock full chockablock chockfull chocolate chocolate cake choice choir choke choke back one´s tears choke down one´s rage choke up cholera cholesterol chomp choose choosey choosy chop chop down chopper choppy chopstick choral chorale chord chore choreographer choreography chorus chose chosen chow Christ christen Christendom christening Christian Christian name Christian name Christianity Christmas Christmas Day i. 1. choose. s. yön değiştiren (rüzgâr). seçmek. 1.. seçiş. bak. s. Noel. f.

f. 1. ahbap. ibadet. i. 1. s. 1. i. 1. 2. 2. out chuckhole chuckle chuffed chum chummy chump chump chunk church church service churchwarden churchyard churl churlish churn chute CIA CIF cicada cider cigar cigarette cigarette lighter cinch cinder cinder block Cinderella cinecamera cinema Noel arifesi.. kütük. kalın bir parça. and freight sif. kıkır kıkır gülme. f. (--med. at kolan ı. kaba. dost. f. f. k. İng. i. müzmin. cüruf. yak ın arkadaş. 1. s. elma şarabı. kilise idame amiri. tarih. İng. 3. dili 1. Onu çöpe at!/At onu!/At gitsin! 2. tarih s ırasına göre.. dili i. k ıs. puro.. Hrist. 2. i. cost. İng. dili büyük bir miktar. bot. çoğ. kronik. 1. k. k ıs. terbiyesiz. kronometre. k. yayık. kromozom. tombul. kıkırdama. kronolojik. f ırlatmak. 2. Central Intelligence Agency.tıkilise. kül. çiğnemek. süre ğen. dili elde bir. dili 1. i. --ming) 1. süt kabı. ayin. topak. sinema salonu. i. güzelli ği ve değeri anlaşılmamış kız.. cemaat. sinema. ı paylaşmak. dili 1.o. Külkedisi. dili sıkıca tutma. Noel ağacı. külçe. insurance. çok memnun. i. yığın. i. i. kıkırdamak. i. i. i. kim. 1. Onu b ırak!/Ondan vazgeç! k. k. (üst kattan alt kata inen. 2. k ıkır kıkır gülmek. 2. i. 3. s. a ğustosböceği.. s. 4. (sütü) yayıkta çalkalamak. i.. dili aptal. dost olmak. yanm ış kömür artığı. kilise ayini. cüruf briketi. aynı oday s. zool. 3. 4. kavrama. s. i. 2. kilise avlusu/bahçesi. atmak. kas ımpatı. 2. dili bir işi bırakmak. kronoloji. köylü. (out) çöpe atmak. renklerle ilgili. çakmak. dili mutlu. . 1. s. sigara. kaba adam. müz. i. k. i. i. f. krizantem. kamera. z. kronik. kromatik. i. 2. 2. mezhep. k. kromatik. (yolda olu şan) çukur. krom. bir işten ayrılmak/vazgeçmek. 2. birini işten atmak. i. krom. k. 1. i.. birini d ışarı atmak/kapı dışarı etmek/sepetlemek. elma suyu. i.Christmas Eve Christmas tree chromatic chrome chromium chromosome chronic chronicle chronological chronologically chronology chronometer chrysanthemum chubby chuck chuck it up Chuck it! chuck s. k. çama şır/çöp atılan) baca. süreölçer. i. knaz adam. çantada keklik. i. budala. k. i. i. 2..

celp kâğıdı. mahzen. 2. daire. daire çevresi. etraf i. f. dikkatli. . meydan. 3. durum. 1. ağaçkavunu. daire çizen yol. 1. yurttaş. belediye. İng. sirküler. çember. 1. tur. (nüfuz açısından) önemsiz biri. tarç ın. muhit. cited. -in etraf ını dönmek. 3. s. sarnıç. kaç ınmak. 2. s. dolaylı.rus) turunçgillere ait ağaç/meyve. 3.. k ıs. huk. hiç. yuvarlak testere. -in etrafına daire çizmek. gösteri. tiraj. huk. i. ihtiyat. s ıfır. tabiiyet. İng. keyfiyet. elek. Çerkezce. uyruk. şifre. z. genelge. 1. i. vaka. (para için) tedavül. kösteklemek. sirk. cit. celp. ş. 4. 1. 1. hisar. hal. çember. belediye meclisi. halka. turunçgillerden bir meyve. s. devir. durumla ilgili. 1. inceltme işareti. kader. belediye binas ı/konağı. tekerine çomak sokmak. i. (kan/hava için) dola şıım. f. edat dolaylar ında. i. ıv ) devridaim yapmak. i.ın ring seferi. atlatmak. uzatma işareti. vatanda şlık. 2. 2. i. 2. 1. ça ğrı. 1. vatanda i. dolaylar i. (hava/ss devridaim. f. 1. 3. 1. numara. 3. s. dolayl ı. çizmek. vaziyet. tedbirli. ihtiyatlı. k ısıtlamak. s. 1. turunçgillere ait. (havan ın/sıvının) akımı/dolaşımı olmak. i. kale. f. şehir mimarı. tamim. yurttaşlık. sitrik asit. aşağı yukarı: It was built circa 1650. 2. sünnet etmek. i. f. 2. tebaa. uyrukluk. belediye ba şkanı. 4. olay. takdirname. i. kesişen sokaklarla ayrılan blok. i. ayr ıntılı. kent merkezi. 2. 3. 2. 1. -in etraf ına daire ı çizmek. 3. 2. 2. devre. (havan ın/s vın(motordaki ın) akımını/dola şımını (motordaki ıv ı ıiçin) akım. i. sürüm. şehir devleti. Çerkez. dikkat. i. şehir. 2. s. -in2. i. huk. dolambaçlı. sıvı için) i. hemşeri. sünnet. 2.cinnamon cipher circa Circassian circle circuit circuit breaker circuitous circuitously circuitousness circular circular note circular saw circulate circulation circumcise circumcision circumference circumflex circumnavigate circumscribe circumspect circumspection circumstance circumstantial circumstantial evidence circumvent circus cistern cit citadel citation citizen citizenship citric acid citron citrus citrus fruit city city block city centre city council city councilor/father city hall city manager city planner city-state i. (bir yerin üstünde devre kesici anahtar. takriben. i. kent. bir tür kredi mektubu. su deposu. dolaylılık. 3. (ço ğ. dolambaçlı. çevre. ko şul. (kan/hava) dolaşmak. 1. -i kaynak/örnek olarak gösterme. sirküler. i. şart. belediye meclisi üyesi. 3. sak ıngan. 2. 1. citation. dairesel. i. 1650 ında yap ılm ış. citizen. i. ikinci derecede kan ıt. 1. 1. f. i. site. ikinci derecede önemi olan. denizden etraf ını dolaşmak. solda sıfır. daire. yuvarlak. dolaylı olarak. genelge. 2. grup. 1. 2.

i. medeni hukuk. civilization. uygarla ştırmak. f. sahip ç ıkmak. 1. yurttaşlık ile ilgili. alk ışlamak. 4. şehre ait. 1. vatanda şlarla ilgili. 3. çınlamak. bak. 1. 2. ho ş. nazik. s ıkıştırıcı. i. 2. terbiye. medeniyet. s. gök gürlemesi/gürültüsü. gizlice. edepli. i. 2. medeni nikâh.. aydınlatmak. i. belediye ile ilgili. k. i. s. kehanet. f. 6. civilized. İng. insan haklar ı. clothe. f. gizli. s. i.. civilize. hükümete ait.. kenet. nezaket. sivil devlet memurlar ı. feryat etmek. 2. el alt ından. dili -i görmek. tazminat talebi. edep. yap ış yapış. f. sivil. f. sigorta poliçesi üstünden ödenecek para. İng. nlatmak. f. 2. güçlükle tırmanmak. i. mengene. tarak. kâhin.. f. elle vurmak.. bak. 2. 2. madeni ses. i. i. 1. 2. şaplak indirmek. tazminat davas i. 1. hak talep etmek. 2. i. el ç ırpma. feryat. sivil. i.. f. sivil savunma. medeni. s.b. hak iddia eden. 1. İng. mengene ile sıkıştırmak. inşaat mühendisliği. devlet memuru. . gürültü. s. hayk ırma. şıngırdamak. i. tangırdamak. klan.. kibar. 2. yurttaşlık bilgisi. uygar. mahkeme. 1. --ping) 1. 5. 1. İng. medeni nikâh. davac ı. medeni. kibar. iddia. bireysel.. 1. talep sahibi. devlet memurlu ğu. (--ped. gaipten haber verme. 1. f. 2. hak. i. elle vuruş. f.civic civic center civics civil civil defense civil engineer civil engineering civil law civil law civil liberty civil marriage civil marriage civil rights civil servant civil service civil service civil war civilian civilisation civilise civilised civility civilization civilize civilized clad claim claim for damages claimant clairvoyance clairvoyant clam clamber clammy clamor clamorous clamour clamp clan clandestine clandestinely clang clank clap clap clap eyes on clap of thunder s. el altından yapılan. terbiyeli. el çırpmak. nazik. i. boy. clamor.. talep. bak. uygarlık.ışı i. terbiyeli. 3. z. f. i. kıskaç. 1. kibarl ık. i. yaygara.. zool. hükümet binalar ı. 1. kabile. İng. istemek.. yaygara koparmak. 1. ç ngırtı. tırmanmak. yurt bilgisi.´nin bulunduğu şehir merkezi. şaplak. iç savaş. 2. 2. medeni hukuk. deniz tara ğı. iddia etmek. ı. İng. vatanda şlık hakları. soğuk ve nemli.. 3. ç ınlama. bak. inşaat mühendisi. milli. tangırtı. madeni ses çıkarmak. bak. uygar. hayk ırmak. medenileştirmek. s. ferdi. gürültülü. Roma hukuku. kütüphane v. 2.

sar kopçalamak. tür. düzgün. (hastalığı) gidermek. biçimli. dili s ıvışmak. açık. pençe. f. temiz ahlaklı. açıklık kazanmak. f. tasnif edilmiş. sınıflanmış. 7. aç ıkl ığa kavuaç şma. (hastalık) geçmek. 2.b. engelsiz. k. 3. 2. çarpışıp sava şmak. 3. 1. i bölümlemek. dershane. 1. kucaklama. 1. 2. 3. i. 2. leke giderici (s ıvı) ilaç. açık: His instructions were quite clear. f. köprücük. çözmek. çeşit. sınıf. 6. 2. 1. 4. açıklık. toka. açıklığa kavu i. pak. i. dili s ıvışmak. temizleyici madde. temizlik. tüymek. -i sınıflandırmak. tüymek.. takırdamak. ıklanma. 1. kategori. 2. ders. ışmak. classic. kolayl ığı . 1.. yenebilir (av eti v. aç ıklama. sınıflandırılmış. f. şüpheleri gidermek.. dili (gazetede) küçük ilanlar. temizleme. 1. büyük çak ı. k ıs. 2. tasnif. çok yorgun. bitkin. 5. i. kusursuz. kopça. i. s. s. 2. madde. temizlemek.. kucaklamak. 4. s. sar ılmak. i. 2. (madeni şeyleri) birbirine çarpmak. 1. gürültü. çat2. . vuzuh. ar ı. mek. i. -i sınıflamak. ş. İng. bölümleme. i. klasik. -i (kategorilere) ayırmak. 1. i. tırnak. tabaka. domuz tırnağı çekiç. sınıflandırma. aydınlatmak. sustal i. bent. k. dili. vicdan rahatl k. çözülmek. bir grubun içinde) saymak. 2. 3.zı Bordo şarabı. ı bıçak. temizlik. müz. pestili çıkmış. şeffaf. masum. çarp ılma. temizce. net. zümre. sınıf. i. balç ık. aydınlatma. kil. hüküm. -i s ınıflamak. 2. takırtı. s ınıflama. kategorilere ayr ılmış. saf. ışmak. (madeni şeyler) birbirine çarpmak. 2. açıklık getirme. pençe atmak. anat. 1. cümle veya yancümle ya da ı geçmi ş zaman sıfat-fiilleri gibi bir özne ve ona ait bir fiilden oluşan baz ği. 2. i. k. aç ıklamak. bak. -i tasnif etmek.. ıklık getirmek. dili 1. temizleyici madde. i. tak ırdatmak. sınıf arkadaşı. temiz. bulutsuz. s. temizlemek. açıklığa f. 3. 1. sınıf. grup. temizlikçi. klasik eser. kast. aç ıklığa kavuşturmak. klarnetçi. ıklık kazanma. 3. aç ık biraç şturmak. i. temizlemek. bölümlenmi k. ayd ınlanma. halis. kuru temizleyiciye gönderilen giysi v. 4. klasik. gizli (bilgi). külüstür. aç şekilde anlatmak. f. 1. tırmalamak. şart. patırtı. -i (kategorilere) classify. i. açıklığa kavuşturma. f. çatırdatmak. z. temizlikçi kad ın. sabun. derslik. classified advertisements. klasik. 1. 1. berraklık. toplayıp atmak.dövü tokaşile tutturmak. yırtmak. 1. i. (gazetede) küçük ilanlar. saydam. sofrayı kaldırmak. 1. s ınıf. 5. f ıkra. i. takım. açık (gök). i. f. çık ırm i. 2. 2. mücadeleye 2.clapped-out claret clarification clarify clarinet clarinetist clarity clash clasp clasp knife class class classic classical classification classified classified ads classified advertisements classifieds classify classmate classroom clatter clause clavicle claw claw hammer clay clean clean out clean up cleaner cleaning cleaning fluid cleaning woman cleanliness cleanly cleanse cleanser clear clear conscience clear off clear out clear the air clear the table clear thinker clear up s. dilb. i. açıklanmak. temizlemek. kuru temizleyici. -i (belirliclassification. temiz bir şekilde. duru. halletmek. mantıklı düşünen kimse. 2.b. pürüzsüz (cilt). hurdası km ışı. klarnet. 1. f. ıkla anla şılan/duyulan. köprücükkemi i. s.).

´ne) (hat İ ng. 1. kesmek. (ceza olarak) birinin hareket alan ını sınırlamak. yar ık. 4. perçinlemek. tokuşturma. orgazm. 2. i. 3. kesin. 4. beceriklilik. iklim. sekretere ait. f. çatlak. 1. ıkmamak. i. sekreter. f. matb. koçboynuzu. kavramak. anahtar. (saç/tırnak/çim kesmek için) makas. 1. çıt sesi. 2. 3. 3. 1. ayrık. 1. tırmanma. 6. bağlı olmak. gümrük muayene belgesi. kesik. 2. 1. müvekkiller. ataş5. sekreterlik. çıt sesi çıkarmak. sıkıca yakalamak. 3. 1. müz. 1. 1. 2. meydan. 1. ak ıllılık. (tüfekte) şarjör. 1. 2. cüruf parças ı. çarpmak. 2. 2. kliring. i. s. i. (a 2. papaza ait. klips. 3. k ıskı. 1. i. perçinleme. havanın güneşli ve ılık olması. (bardak/kadeh) tokuşturmak. tıkırdatmak. 2. -e sadık kalmak. 1. basmakalıp söz. tık. müvekkil. s. f. s. bir şeyi -e ataşla/klipsle tutturmak. 2. tek. 2. uçlarını kesmek. klipsli kâ ğıt altlığı. (--d/clove/clave) to 1. bölmek. z. 1. becerikli. i. tık sesi.ıstreç film. 3. i. 2. ıklatmak. --d/clo. klişe. boks birbirine sarılmak. şa. 2. (--d/clove/cleft.o. doruk. tutunmak. 2. bot. (--ped. mü şteri. 2. vurmak. tıkırdamak. temizleme işi. s.gy. 1. ngırtı. 3. şıngırdamak. klişe.clearance clear-cut clearing cleat cleavage cleave cleave cleaver clef cleft clemency clement clench clergy clergyman cleric clerical clerk clever cleverly cleverness clew cliché click client clientele cliff climate climax climb climb down climber clinch cling cling film clinic clinical clink clink clinker clip clip clip s. i. yarılma. tık sesi çıkarmak. 4. f.. bak.t. f. bak. sa ğlama bağlamak. --ping) 1. merhametli. dili hızla gitmek. i. i. k ırkmak. f. i. i. dergima v. f. aç ıklık yer. 2. yarık. çıkmak. f. çoğ.b. hava. cleave. mü şteriler. (clung) 1. aydınlatma. i. papaz. aç ğ açl ı k )ç tııra şlama 3. 3.ven/cleft) yarmak. tırmanıcı sarmaşık. 1.. klinikle ilgili. k. balta. 2. i. kama. yakınında ş olmak. ak ıllı. f. . 2. zekice. i. 5. 1. şıngırdatmak. 1. geminin ı terketme liman ık. 1.bir takas. 2. 1. ula rmanmak. bölünmek. 2. i. 2. güneşli ve ılık (hava). sarp kayalık.´nden) kupür kesmek.b. 2. den. i. s. i. i. f. i. papaz. . tıklamak. i. 1.. . t i. zeki.izni. -den ılmamak/ç ayr ır. 1. 4. sat i. 1. i. tıkırtı. alan açığı a karma. i. -e yap ışmak. i. doruğa şttıırmak. cler. k ırkma. (yumru ğunu/dişlerini) sıkmak. tezgâhtar. ak ıllıca. i.´s wings clip s. merhamet. klinik. k. 2.ı boks birbirine sarılma. 1. sş ık ca sar ılmak. inmek. kesmek. i. güre mak. onto clipboard clipper clipping i. 1. 1. açıklık. yap ış ra v. 2. clue. 3. kırpmak. uçurum. şefkatli. 2.men (klır´cimîn) i. (kadının) göğüs arası. yar ılmak. tırmanacak yer. f. net. 2. f. papazlar. çıt. 1. çatlama. 1. (gazete. çoğ. kırpma. dili toplumda yükselmek isteyen kimse. i. mandal. takoz. tırmanış. 2. şı i. zirve. klinik. güreş. 2. 2. 2. hızlı bir yelkenli gemi. f. temizleme.. doruğa ulaşmak. 2. i. çıtırtı. kesme. kupür. (ağaçlık bir alandaki) tüm ağaç ve çalıları s. perçinlenmi çivi. şefkat. doruk noktas ı.

. 3. (i sa saç tıraşı. sıkı ağızlı. aleni olmayan. k -in etraf ını çevirmek. b ızır. 1. tahta ayakkabı. dili budala. i. klitoris. (süt) kesilmek. engellemek. kapanmak. 2. şyeri) kapanmak. k. gizli tutulan. ay 2. tecrit etmek. i. saat yelkovan ı yönünde. 2. dili gizli. göğüs göğüse çarpışma. (i şyerini) kapamak/kapatmak. 1. i. (--ted. i. engel olmak. s. yak ında. 1. f. yalnız sendika üyelerini çalıştıran fabrika. pıhtılaştırmak. 2. t ıkamak. kapatmak. 1. ılmış. köstek vurmak. s. 1. 6. anat. saatin makinesi. sabo. (iş gününün s. 2. kapamak. ısamimi. üste oturan (giysi). tuvalet. 1. kapalı. i. 2. İng. 2.clique clitoris cloak cloak s. z. kapalı. yak ın. k. kesek. pıhtı. kapatmak. f.t.. eli s ıkı. 3. takunya. 2. yak ından çekilen fotoğraf. dili paçayı zor kurtarma. dar kurtulma. hemen hemen. 2. 2. saat. kapalı devre. avlanman ın yasak olduğu mevsim. i. kapanmak. pelerin. pıhtılaşmak. hepsini satmak. hemen hemen. i. helata şı. f. İng. --ging) 1. vestiyer. (i bitiminde) işyerini kapatmak. klik. sinekkayd ı tıraş. 1. 4. cimri. i. kapat i. yüklük. s. (--ged. dili paydos etmek. i. f. sıkı ağızlı. anlaşmaya varmak.. s. --ting) 1. k. nalın. dili paçayı zor kurtarma. 1. top top olmak. beraberliğe yakın oyun/yarış. 1. 2. lavabo. klozet. gizli homoseksüel. 2. i. s. yak ın benzerlik. sersem. revaklı avlu. toprak/çamur parças ı. kapamak. k. sinekkayd ı tıraş. 5. yak ından. kapalı devre. 1. k. sıkı. dar. yakın (arkadaş). gizli komünist. f. engel. 1. dar. birbirine yakla şmak. 3. şıyeri) kapanmak. tıkanmak. f. 2. ağzı sıkı. s. saat tutmak. manastır. revak. puantöre kaydettirerek i şbaşı yapmak. i. kemeraltı. birbirine yakın. hizip. (gard ırop işlevi gören sandık odası gibi) gömme dolap. (i şyerini) kapamak/kapatmak. i. kapatmak. . havasız. 1. in a guise of cloakroom clock clock in clock out clockmaker clockwise clockwork clod clog clog cloister close close close by close call close call close combat close contest/game close down close haircut close in on close on close out close resemblance close shave close shave close the deal close to close up close up shop closed closed circuit closed circuit closed season closed shop close-fisted close-fitting close-mouthed closet closet communist closet homosexual close-up clot i. köstek. indirimli satmak. 2. puantöre kaydettirerek paydos etmek. bir şeyi (başka bir şeyin) kisvesine büründürmek. 7. manastıra rmak. saatçi.

sonraki sayfaya/sütuna nakledilen (toplam). s. -i çalıştırmak. düzensiz bir ş doldurmak. i. i. county. debriyaj pedalı. kulüp. açık şüphe alt ında. cling. i. carried over muh. dili yumruk indirmek. yolcu vagonu. 1.cloth clothbound clothe clothes clothes basket clothes moth clothes moth clotheshorse clothesline clothes-peg clothespin clothing cloud cloudburst cloud-capped cloudless cloudy clout clove clove clove clover clown clownish clownishness club clubfoot clubfooted cluck clue clump clumsily clumsiness clumsy clung cluster clutch clutch at straws clutch at straws clutch pedal clutter cm CO Co co. iz. kumaş. d. 2. 4. 3. soytar ı. giydirmek. f. karartmak. bulutlu. İng. hantallık. 1. küme. f. giysiler. bulanık. 1. dernek. s ıkıca2. dili 1. soytarılık etmek. bak. giyim eşyası.y. bulut. kekilde k ıs. 2. 1. ambreyaj. i. atmak. tutma. kümelenmek. leke. anahtar.. yumruk. elbiseler. çamaşır askısı. company. darmadağınık etmek. cleave. 2. düzensizce yayılmış eşya. pıhtılaştırmak. k. 2.(topa) h i.6. dumanlı. mandal. hevenk. olmayan. 2.. tokat ı zla vurmak. (--bed. 1. kavrama. s. gıdaklamak. bez ciltli. ı . s. -i yetiştirmek. f. küme. 1. yığmak. s ı k ı ca tutmak. oto. 2. 3. s. beceriksizlik. 2. bir araya toplanmak. 1. mandal. 1. yonca. i. bak. gıdaklama. care of eliyle. çoğ. otobüs. cop. ispati. bulutlu. dalgal ı (mermer). güve. otobüsü. karışıklık. 1. alt f. s. bulutlarla kapl ı (dağ tepesi). 2. dili olmayacak duaya k. tutam. i. f. çomak. sinek. (sarımsakta) i. 3. f. sopalamak. i. (--d/clad) 1. sakarlık. f. s. 1. s.. kararmak. yığın. bulutlanmak. -bing) coplamak. soytarı gibi.. vasıtasıyla. 2. 4. 3. örtmek. kavramak. k.mak. 5. sakarca. örtü.töhmet nüfuz. ağır ağır atılan adımların sesi. 2. salk ım haline getirmek. 2. 1. i. f. ı. yumru ayak. k ıs. 1. kümelemek. buland ırmak. i. i. at -i kavrama. f. sakar. elbiseler. i. yolcu i. demet yapmak. yumru ayaklı. i. i. spor antrenör. palyaço. isk. soytarılık. . f. c/o coach coagulate i. çamaşır sepeti. k ıs. 3. salk ım. üstünü örtmek. bulanmak. bulutsuz. 1. 3. karanlık. i. ipucu.. debriyaj pedalâmin demek. 3. İng. kaplamak. 3. sopa. bez. özel öğretmen. bulutla kaplamak. i. demet. pıhtılaşmak. giysiler. f. hantalca. hantal. 1. çamaşır ipi. yığmak. güve.2. 2. debriyaj. i. kenet. 1. sağanak. tokat. yürümek. Commanding Officer. i. k. beceriksizce. dili ümitsizlik içinde her çareye ba şvurmak. grup. f. gölge i. i. a ğır adımlarla z. i. 2. dağınıklık. düzensizce atmak.. çal ıştırıc İ ng. 2. beceriksiz. 1. duman veya toz bulutu. 2. f. f. beysbol diş. karanfil (baharat). 2. centimeter(s). ıs. ında. i. oto.

2. birleşme. sütlü kakao. i. kabala şmak. iri taneli. sahil koruma. f. 3.t. kaba (dokunmu ş kumaş). 2. s. (kayakla/bisikletle) yokuş aşağı kaymak/inmek. yana yat ırmak.b. i. kam ış. hindistancevizi. k ıyı. kokpit. horozibiği.. görgüsüz. kömür. 2. sahil. terbiyesizlik. deniz k ıyısı. out of s. 2. pilot kabini. erkek (kuş). zool. i. 1. züppe. . sahil.. i. 2. horoz. eğri. 1. i. 1. örümcek a ğı. kaba saba. bot. vana. musluk. dili kendini be ğenmiş. kaplamak. horoz ötü şü. hamamböce i. kor. 2. çarpık. kabaca. 1. 3. ceket. i. kabalaştırmak. palto. kat. 4. i. yap i. kendine fazla güvenen. gönlünü yapmak. 2. kokteyl. kokpit. 4. birleşim. f. birini tatlı sözlerle kandırarak bir şey elde etmek. tabaka askı. kakao ya ğı.) sürmek. kakao rengi. ayakkab ı tamircisi. 3. den. i. i. valf. 3. kat. den. 2. s. 1. kakao. bir olmak. i. s. s. 1. koster. 2. paltoluk kuma ş. baya ğı. horoz dövü şü. s. (hayvan ın derisindeki) tüyler. kaba. f. 2. 3. koalisyon. argo saçma. kaba. kobalt. horoz dövü şlerinin ıldığı yer. tüfek horozunu çekmek. elbise ask ıbir bir kat boya. 4. birleşmek üzere olan. kaldırım taşı. alçak güverte. ask ılık. i. i. i. 2. kıyısal. 3. i. 1. i. i.o. kakao tohumu. f. k. s. 1. f. tüfek horozu. argo penis. kokain. i. bardak altl ığı. horoz ibiği. birle şme. kömür oca ğı. şapkayı5. m ısır koçanı. 1. i. i. yavru horoz. kobra yılanı. kabalık. 1. den. kukuriku. kendinden fazla emin. kaldırım taşı döşemek. 2. i. dil dökmek. ği. tabaka. (boya v. parke ta şı. i. k ıyı boyu. yekvücut olmak. tabaka. adi. k ıyı boyunca gitmek. i. ince olmayan. argo küfelik. altlık. tatlı sözlerle kandırmak. 1. mayısböceği. ayakkabı tamir etmek. portmanto. i. tabanca horozu. 1. 2. kaldırım taşı. 1. 2. pedal çevirmeden bisiklet sürmek.coal coal mine coalesce coalescence coalescent coalition coarse coarsely coarsen coarseness coast coast guard coastal coaster coastline coat coat hanger coat of paint coat rack coating coax coax s. i. i. 3. i. 1. cob cobalt cobble cobbler cobblestone cobra cobweb cocaine cock cock one´s hat cock-a-doodle-doo cockchafer cockerel cockeyed cockfight cockpit cockroach cockscomb cocksure cocktail cocky coco cocoa cocoa bean cocoa butter i. birleşmek. 3. z. f. şaşı gözlü. sı. f. erkek ku ş.

s. karma eğitimin uygulandığı bir okulda okuyan. f. i. cod coddle code code of honor codeine codger codification codify coed coeducation coeducational coefficient coequal coerce coercion coercive coexist coexistence coffee coffee bean coffee cup coffee grounds coffee mill coffee of a kind coffee shop coffee spoon coffee store coffee table coffeepot coffer coffin cog cogency cogent cogitate cognac cognisance cognisant cognition cognizance cognizant cogwheel cohere i. i. kahve. diş. düşünüp taşınmak. 2. i. kanun halinde toplama. i. (alafranga) kahve fincan ı. şifre ile yazmak. biliş. zorlama. f. yapışmak.. kodein. 2. cash on delivery. cognizant. f. i. koza. bir arada var olmak. kahve çekirde ği. cod-liver oil bal ıkyağı. i. bir arada var olu ş. i. inandırıcılık. hafif ate şte kaynatmak. i. kurukahveci dükkân ı. 2. kavrama. büyük hindistancevizi. kahve. morina. bak. kanun halinde toplamak. 1.. 1. k.. uyum içinde olmak. i. zorlamak. kahveye benzer bir şey. çay. k ıs.coconut coconut palm cocoon cod COD. eşit. 1. hindistancevizi. sandviç ve hafif yemekler sunan lokanta. kutu. i. inandırıcı. 2. karma e ğitim. akran. birbirini tutmak. s.. k. konyak. kanunname. İng. dili. kurukahveci. bak. 2.. dili moruk. 2.. bask ı. i... kanun. f. f. tutarlı olmak. s. eğ ı. mecbur etmek. i. coeducational. i. dişli çark. sandık. İng. i. kasa. ihtimam göstermek. ikna edici. bir sisteme ba ğlamak. collect on delivery. s. s. . 1. uyuşmak. s. kahve demliği. ruhb. i. kanyak. bak. f. dili karma bir üniversitede okuyan k ız öğrenci. pinpon adam. tasarlamak. kod. 2. karma e ğitime ait. kaynaşmak. tabut. müsavi. düşünmek. eş. üstüne titremek. tatlı. i. zorlayıcı. katsay i. i. s. cognizance. ikna kuvveti. 1. 3. kanun haline getirmek. kodlamak. sehpa. ahlak kurallar i. çark dişi. şifre. tatlı kaşığı. i. 1. denk. i. fark ına varma. f. i. 1. i. kahve telvesi. kahve de ğirmeni. karma itim uygulayan. k. ı. hindistancevizi a ğacı.

1. yaka takmak. tasma. kar s. soğuk dalgası. koherent. madeni basmak. suç orta ğı. halka. (iskemle/masa) açılır r kapan olmak. soğuk. i. i. i. ac ımasız. rastlant s. 2. merhametsiz. tutarlılık. tutarlık. bak. katlanabilir. para f. i. k ımadeni i. kad ın berberi olan erkek. s. i. 2. yüz kremi.. uçuk. yağlı krem. kevgir. tutarlı.b. . i. (proje/plan) suya düşmek. with ile rastla şmak. (borca kar ve bir mülk. 1. çak ışmak. 2. merhametsiz. 3. bir olmak. 2. tasma takmak. 2. fiz. tali. i. s. destekçi. yapışıklık. kolaboratör. 3. soğukkanlı. halka şeklinde vrılmış saç. uyuşma. yap ışmış. 1. kangal şeklinde boru. (borca kar şı gösterilen karşı teminat. aynı zamana rastlamak. i.´ne dayal ı) teminat. uyum sağlayan. çökertmek. (sözcük/söz) türetmek. hempa. 4. kohezyon. işbirliği yapmak. ani soğuk. olu i. tahvil. senet v. z. 1. 2. 1. yandaş. bir sonuca bağlanmadan kapan ır. 3. 2. f. taraftar. kalınbağırsakta ve karın boşluğunda duyulan sancı. tamamlayıcı. 3. 5. i. 3. 2. 2. 2. 1. 2. senet v. i. soğuk savaş. i. i. birlikte çalışan kimse. 1. 1. yaka. f. (insanlardan şan) grup. kolaj. roda. i. s. 1. i. kolik. soğuk kimse. 3.. yakas ına yapışmak. e z. tesadüf. anat. şılaş tırarak okumak. s. tıb. kohezif. dili kolalı içecek. i. i. yard ımcı. şans eseri. uymak. kolaboratör. i. kuaför. (sayfalar ı) sıraya koymak. biyol. tesadüfi. ık düğmesi. cilt kremi.kangallamak. duygusuz. harmanlamak. saç tuvaleti. kolaboratör. soğuk. soğukluk. rastlantı eseri olan. yakalamak. 2. fiz. birleşmiş. para. yan yana olan. sarmak.b. köprücükkemi ği. 1. işbirliği. 2. yapışma. kalınbağırsak iltihabı. mat. söğüş et. (formaları) harman etmek. kolay anlaşılır. cinsel ilişki. işbirlikçi. yıkılmak.. i. s. saç biçimi. 1. çatışmak. 2. f. yıkmak. kolit. 2. k. aniden gelen so ğuk hava. şevreli. tıb. 1. f. birlikte çalışmak. çökmek. 3. argo kokain. i. kok kömürü. mantıklılık. aynı soydan şı gösterilen ve bir mülk. 1. nezle.´ne dayalı) gelen.. s. den. 4. elek. fiz. 1. uyum içinde olma. f. 1. 2. gerdanl ık. 3. köprücük. tahvil.f. mantıklı. coitus. havanın aniden soğuması. açılıır i. ikincil. 1. bobin. işbirlikçi. yakal i. katı yürekli. kok. sar ılmak. 1. lahana salatas ı. yap ışkan. tutarlı olarak.coherence coherent coherently cohesion cohesive cohort coiffeur coiffure coil coin coincide coincidence coincidental coincidentally coition coitus coke coke colander cold cold cream cold cream cold cuts cold fish cold snap cold snap cold sore cold war cold wave cold-blooded coldhearted coleslaw colic colitis collaborate collaboration collaborationist collaborator collage collapse collapsible collar collar stud collarbone collate collateral collateral security i. işbirliği yapan kimse. 3. frigo. süzgeç.ı. tesadüfen. birlikte çalışma. kangal. 1.

bayrak.b. toplama. f. koloni kuran. Kolombiya. anat. tirmek. 3. koloni haline getirme.). kolektif çiftlik. çoğ. s. -de3. akl ı ba i. ortaklaşa iyelik.. matb.ş2. i. i. 3. 1. mükâleme. para. 2. s. i. 2. toplaç. f. dev şirmek. sömürgecilik yanl ısı. birikmek: He collects şması. renkli televizyon. i. ortak bellek. tahsildar. canl ılık. gelme. Kolombiyalı. toparlamak. bak. çarpışmak. i. kolektör. koleksiyon. 2. iki nokta üst üste (:). hep bir arada. colloquial. 2. i. -de koloni/koloniler kurma. koloni. 3. sömürgele i. renkli foto ğraf. konuşma diline özgü.. foto. i. f. dilb. 4. with -e çarpmak. i. 3. 3. fakülte. ruhb. k ıs. İng. i. toplu sözle şme. sömürgeci. toplanm ış: the collected works of Shakespeare şında. 2. toplamak. Kolombiya. i. s. kendini toparlamak. derlemek. iane. boya. üniversite. 3. 2. 1. kömür gemisi. kolonide ya şayan. 1. konuşma dilinde kullanılan sözcük/söz. kolektif. toplu. topluluk ismi. colloquialism. renk de ğiştirmek. Kolombiya´ya özgü. sömürgeci. 2. collect one´s thoughts collected collection collective collective agreement collective bargaining collective farm collective memory collective noun collective noun collective ownership collector college collide collie collier collision colloq colloquial colloquialism colloquially colloquy Colombia Colombian colon colon colonel colonial colonialism colonialist colonise colonist colonization colonize colony color color filter color photograph color photograph color photography color printing color television/TV i. 2. They don´t collect trash on ödemeli telefon konustamps. ortak mülkiyet. i. kafas ını toplamak. ödemeli telefon konu şması. renk. topluluk ad ı. i. 1. i. toplanmak. koloni/koloniler kurmak. ortak. albay.colleague collect collect call collect call collect o. mimari v. 2. 1. colonize. 1.. 1. (anayurdundan ayr ı) bir kolonide ya şayana özgü. sancak. renk filtresi. 1. 1. sömürgecilik. i. renkli bask ı. yüzü kızarmak. 1. 2. sömürge. çarpışma. meslekta ş. s. Pul biriktiriyor. al ımcı. .. (işverenle işçi temsilcileri arasında) toplu görüşme. yüksekokul. koloni haline sömürgele şme. İng. i.s. boyamak. koloni haline getirmek. 1. renkli foto ğraf. kolonyal (sanat. sömürgele ştirme. i. f. Shakespeare´in toplu eserleri. karşılıklı konuşma. z. iş arkadaşı. ortakla şa. renklendirmek. Kolombiyalı. renklenmek. renk. koloni. i. s. koleksiyoncu. 3. kömür madeni işçisi. biriktirmek. 1. konuşma diliyle.. 2. (kilisede toplanan) s. renkli foto ğraf çekme. f. 1. İskoç çoban köpeği. kolon.

s. sava şmak. şifreli kilit. . meydana -e rastlamak. 5. renkli. color. s ıpa. devasa. 4. taramak. 2. come around come at come back come between come by come close to come down come down in one´s opinion come down in one´s price come down in price come down in the world come down to earth s. muharebe. 1. geri dönmek. 2. solmaz. ateşli bir tartışma. hayal kurmaktan vazgeçmek. 3. gazet. renkli. -e erişmek. Hadi can 1. 4. 3. bileşim. 1. 3.b. -i keşfetmek. çökmek. 2. -e ulaşmak. s. i. İng. f. monoton. dövüşme. (came. saymamak. yanıcı. to (bir kişiden/bir zamandan) (başka birine/başka bir zamana) kalmak. i. sava şma. ız. -e varmak. soluk. i. dili beli gelmek. --ting) 1. 2. 2. birleştirme. anlams s. muharip. 2. boşalmak. s. yans ız. koma. muharip birlikler. s. 2. savaş alanı. ask. kolay tutu şan. çok büyük. i.color-blind color-blindness colored colorfast colorful coloring coloring book colorless colossal colour colt column columnist coma comatose comb comb out combat combat combat troops combat zone combat zone combatant combative combination combination lock combine combine combustible combustion come come about come across come along Come along. kartel. i. kaba zenci. muazzam. (kilitte) şifre. (bir şeyin) fiyatı düşmek. boyama kitab ı. 2. birleştirmek. gerçekçi olmak. geri gelmek. i. s ıkıcı. canl ı. i. 3. orgazm geldi olmak. vuruşma. aralarına girmek. f. 1. mim. kol. s. kolon. dövüşçü. birleşim. Az kald ı tepesi atacaktı. 2. ile kar şılaşmak. renk. 4. (fiyat) dü şmek. ayırmak. ateşli bir tartışmaya katılan kimse. akromatopsi. u ğramak. 1. tarak. yar ı baygın. siyah. 2. kö şe yazarı. sava şçı. renkkörü. 3. come) 1. taramak. düşmek. renksiz. 3. 1. akla gelmek. He came close to losing his temper. f. i. Come July and we´ll be swimming. 3. 2. boya. birleşmek. 3. s. 2. yıkılmak. kocaman. yanma. fıkra. (birini) eskisi kadar (kendi malının) fiyatını düşürmek. 1. solgun. i. 1. birlik. ask. 1. 3. renkkörlü ğü. savaş. sağlığı gittikçe düzelmek. 2. mücadele etmek. kendine gelmek. ım. 1. 1. 1. 4. k. 5. kombinezon. renksiz. direk. kavgac ı. (fırsat) çıkmak. Temmuz ğinde denize gelmek. s. 1. i. gelmek. tarafs ız.. 2. donuk. sald 1. gazet. 2. dövüşmek. iyile şmek. kim. i. bak. i. f. (horoz v. 2. üstüne yürümek. sütun. tutu şma. beraber gelmek. elde etmek. girmiş olacağız. bal pete ği. tekdüze. 2. çarpışma. tay. kö şe yazısı. u ğramak. (biri) (eskiden sahip oldu ğu) para ve prestijini kaybetmek. -e rast gelmek. fıkra yazarı. birle şme. daltonizm. dövüşken. (--ted. 3. muharebe alan ı. i.´nde) ibik... ilerlemek.. renksiz. 1. renkli. 2. biçerdöver. dediğine gelmek. komada. tic. 3. 1. silik. kolay tutuşan madde. petek. i. ırmak. f.

dili Yalan ı bırak!/Bırak! k. yumruk yumru ğa gelmek. -in sahibi olmak. gelmek: Has the s e yaramak. 2. (haber) yayılmak. iş başına geçmek. 1. do ğmak. bir karara varmak. belasını bulmak. kat ılmak. -den ç ıkmak. başarılı bir sonuç almak. en çok zarara u ğramak. -e özenmek. 3. gözükmek. 3. 1. 2. Birinci oldu. dört ayak üstüne düşmek. yenilmek. . görünmeye ba şlamak. 2. cenkleşmek. meydana gelmek. Haydi! 2. olmak. girmek. ç ıkmak. (av köpe ği) ferma yapmak. kalar ını hayal kıyapmak. ç ıkmak. muzaffer ç ıkmak. uyu şmak. dünyaya gelmek. yay suskunlu ğu bıç rakmak. ile çarpışmak. şarılı olmak. dönüm noktas ına varmak. başı darda olmak. 2. (zor bir durumdan) sağ olarak ba k. k. (yayın) mlanmak. iş 1. etkili olmak. rıklığına uğratmamak. kendinden bekleneni yapmak. stop/istop etmek. meydana ç ıkmak. dili 1. yumruk yumru ğa gelmek. birinci olmak. ba gerekeni/beklenileni yapmak/becermek. 1. dili 1. kullanılmaya başlamak. dili 1. -e özen göstermek. ş dili (beklenileni) ayılmak. k. tamamen durmak. (bir şeyi) bilhassa yapmak. Yok can ım! k. kendine gelmek. ön plana çıkmak. görünmek. 2. Kimse ç ıkıp da ogelmek. kedi benim demedi. 3. varmak. (mirasa) konmak.come down with a cold come forward come from afar come hell or high water come home to come in come in handy come into come into collision with come into force come into play come into possession of come into power come into prominence come into sight come into the picture come into the world come into use come into view come of come off Come off it! come off worst/get the worst of it come on Come on! come one´s way come out come out of one´s shell come out on top come through come through come through with come to come to a dead stop come to a decision come to a head come to a head come to a point come to a point/ make a point of come to a stop come to an agreement come to blows come to blows come to close quarters come to fruition come to grief come to grief nezle olmak. (yarışma sonunda) (belirli bir ırada) olmak: He came in first. kullanılmaya başlamak. kendini göstermek. 2. 1. açıılmak. son noktaya varmak. 1. başarısızlığa uğramak. felakete u ğramak. bütün zorluklara ra ğmen. 1. (leke) ıkmak. herkesin dikkatini çekmeye ba şlamak. yürürlüğe girmek. girmek: Come in! İçeri gir!/Buyrun! 2. belli olmak. 2. dili (f ırsat) eline geçmek. 2. altta kalmak. 3. karara varmak. sahneye ç ıkmak. (belirli bir amaçla) ortaya ç ıkmak: Nobody came forward to claim that cat. gerçekle şmek. fermaya oturmak. görünmek. iktidara geçmek. 1. ortaya ç ıkmak. 2. k. çok uzaklardan ne olursa olsun. düşmek. ortaya ç ıkmak. göğüs göğüse dövüşmek. durmak. kafas ına dank etmek. kopmak.

i. argo zekice ve yerinde cevap. komedi. dövüşmeye başlamak. varmak. çare. 1.o. (bir yere) devamlı yaşamak amacıyla gelmek: He´s come to stay. suya düşmek. boşa çıkmak. bitmek. -e rastlamak. f. . öne geçmek. ile ciddi bir şekilde ilgilenmek. olmak. alımlı. 2. birinin imdad ına yetişmek. -e rastlamak. kalmak. 1. 1. (birinin) para ve prestiji artmak. (-in yetki alan ına) girmek. ayılmak. cevap v. gerçekle şmek. (with) anla şmaya varmak. konfor. etekleri tutuşmak. düşüş. gelmek. anlaşmak. mutabık kalmak. komedyen.´s rescue come to stay come to terms come to terms come to terms with come to the fore come to the point come true come true come under come undone come unglued come untied come up against come up in the world come up to come up with come upon come what may come what may come/draw to a close come/run across (with) (ile) kap ışmak. aklına gelmek. kadın komedyen. itidalini kaybetmek. ferahlık. ne olursa olsun. dili tela şa kapılmak. i. 1. 1. 2. 2. -in esaslar ını ele almak. sona ermek. hayal kırıklığı. comeback i. dili ç ıkmaza girmek.´ni) bulmak. sivrilmek. teselli. başarısız kalmak. s. meydana gelmek. çözülmek. k. eski formunu bulma. 2. ile kar şılaşmak. Artık burada kalacak. mutabık kabul (kabul edilmesi zor olan bir şeyi) kabul etmek/kabullenmek. çözülmek. durmak. kuyrukluyıldız.b. 1. i. i. with (sevmediği bir şeyi) güçlükle etmek. doğru çıkmak. açmaza düşmek. -e tesadüf etmek. ç ıkmak. teselli etmek. aç ılmak. açılmak. rahat ettirmek. aklını başına toplamak. (belirli bir seviyeyi) tutturmak. -e çatmak. sadede gelmek. hatırlamak. umumi hela. 1. k. rahatlık. dili (bir plan. i. come/run up against a blank wall k. aklı başına gelmek. 1. gerçekleşmek. comedian i. 2.come to grips come to grips with come to grips with come to hand come to life come to life come to light come to mind come to naught come to nothing come to nothing/naught come to one´s senses come to pass come to rest come to s. bulunmak. canlanmak. comedienne comedown comedy comely come-on comet comfort comfort station i. 2. 2. komedi yazar ı. keşfedilmek. (belirli bir hizaya) kadar gelmek. 2. ne olursa olsun.

4. komutan. çizgi roman.. 3. emir. karışmak. 2. tefsir. anmak. i. yorum. 1. emir. i. İng. gelecek. i. hakk i. gelen.. f. 3. başlama. i. --ting) 1. f. komisyon üyesi. 1. ele ştirmen. yaklaşma. sal ık vermek. hükümranl ık. TV reklam. eleştiri. 4. komut. komisyon. İng. 1. yorumcu. 2. s. atamak. 2. 2. teselli edici kimse/şey. f. f. konforlu. hakkında yorumda bulunmak. 2. i şlemek. 1. i ş. orantılı. başkomutan. 2.comfortable comfortably comforter comic comic book comic opera comic strip comical comics coming comma command commandeer commander commander in chief commanding commandment commando commemorate commemoration commemorative commemorative stamp commence commencement commend commendable commensurate comment commentary commentator commerce commercial commercial law commercial law commercial traveller commercialise commercialize commingle commiserate commiseration commission commissioned commissioned officer commissioner commit commit an impiety commit an offense s. commercialize. i. 1. -in derdini payla şmak. 2. etkili. alım satım. radyo. ticaret. s. yorgan. i. rahat. 1. önümüzdeki. fikrini söylemek. i. atk . 1. komisyon ücreti. 1. emanet etmek. görevlendirmek. ğlamak. 3. (--ted. 2. gülünç. yetki. 3. 1. operakomik. bant-karikatür. f. katmak. tayin etmek. başlangıç. askeri bir mecbur etmek. komik. f. tavsiye etmek. 2. i. kauçuk meme. f. i. f. s. 2. s. i. ticaret hukuku. i. s. ka şkol. 1. 4. tenkit. işleme. komando birliği. . anma. emreden. söz söylemek. şube müdürü. ac ıma. yapmak. bant-karikatür. 1. Allaha kar şıba suç işlemek. -i ticaret arac ı yaparak bayağılaştırmak. i. i. (birinin/bir şeyin) anısına yapılan. hatırasını yad etme. diploma töreni. f. 1. komando. kurul. s. ticaret hukuku. bilg.. 3. buyruk. i. 2. virgül. 3. yorum. i. övmek. yaklaşan. ticari. (askeri hizmette kullanmak üzere) el koymak. bak. geliş. f. komik. eşit. s. 2. ıkomedi ile ilgili. teselli. İng. teslim etmek. s. rahatça. 1. i. egemenlik. i. 1. hâkim. s. 2. 5. z. komut: ık. 3. 3. 2. eylem. on ındatefsir. hatıra pulu. anma töreni. İng. yüzdelik. komutanl f. 5. aç ımlama. vazife. komedi oyuncusu. i. subay. emzik. söz vererek sayg ısızlık etmek. kumandanl ık: hizmete Air search command arama komutu. emanet etmek. 2. kumandan. 1. görev. karıştırmak. deniz binba şısı. başlamak. güldürücü. 2. rahatlatıcı şey. (gezici) satış temsilcisi. övgüye de ğer. 6.

(bir konuda) ne dü şündüğünü söylemek. mü şterek ği. örf ve âdet hukuku. çoğ. gürültü patırtı. radan bir ey. sohbet etmek. oto. 2. müşterek. (hastal ığı) bulaştırmak. 4. 1. katılma. 2. 1. klişe. yoğun. i. 2. sıkı. complete. topluluk. söyle şmek. 3. i. sık. 2. 2. cemiyet. tasarruf. sirayet şş mek. kısa. 2. örf ve âdete dayanan hukuk. 1. tutku v. 4. companion. kesif. iletim. toplumsal. telgraf gibi iletilen)4. Hrist. iletili haber. i. toplumla ilgili. karışıklık. z. toplum. s. dilb. k ıs.ı1. lazımlık iskemlesi. özlü. s. kesin karar. banliyödeki evi ile şehirdeki işyeri arasında her gün gidip gelen kimse. 4. ortak mal. 3. şkan. sıradan insan. . mal. ı) hafifletmek.s. 1. komünist. ortak. şman. (mektup. (k ısa ve resmi) bildiri. nakletmek. s. 3. 3. 1. (ile) iletişim kurmak. ortak mal sahipliçevirmek. küçük araba. f. kamu. banliyödeki ev ile şehirdeki işyeri f. beraber yapılan: common defense ortak savunma. encümen. eşya. f. olma. f. üstenme. vaat.şcumhuriyet. ulaşım. 2. komünyon. 2. komün. sözleşme. staple commodities başlıca satış ürünleri. 1. mezhep. ezberlemek. 1. haberleşme. sözleşmek. 2. i. 4. them. beylik laf. not. common grave ortak bir mezar. sağduyu. iletişim. mat. 1. Onlar bilinen gerçek.b. halk. cins ad ı. Bunu yapmaya söz intihar etmek. 2. cins ismi. i. s. i. ba ğlılık. s. görü ş. taahhüt. 1. bayağı. fikrini söylemek. payla şma. bildirmek. sözlü anlaşma. komünizm. 3. adi hisse senetleri. sokaktaki adam. (with) (ile) haberle . baya ortak bir zevk. pudriyer. i. 2. halka ait. umumun mal ı olan. geniş. commit suicide commit to memory commit to prison commit to writing commitment committee commode commodious commodity common common fraction common ground common knowledge common law common law common man Common Market common noun common noun common property common sense common sense common stock common touch commonly commonplace commonwealth commotion communal commune commune communicable communicate communication communicative communion communiqué communism communist community commute commuter comp compact compact compact 1. genellikle. compare. heyet. teslim sadakat. komünikasyon. compiled. eyalet. cins isim. çoğunlukla. 1. şamata. 1. bulaşıcı. söz. s. i. amme. haberleşme. 2. (cezay ı nda her gün gidip gelmek. i. s i. hapsetmek. sempatiklik. 1. i. aras i. s ıradan. adi kesir. common-law marriage resmi nikâhs ız beraber ya şama.: There´s no common ground between ın hiçbir ortak yanı yok. iletme. pudralık. 2. iletmek. 1.komite.. aklıselim. s. Hrist. teslim etme. i. 2. 2. i. olağan. kurul. komisyon.commit o. s. ferah. sağduyu. Ortak Pazar. basmakalıp söz. i. iletişmek. ettirmek. yazmak. i. klozet. 1. ulus. to söz vermek: You´ve committed yourself to doing this. konu3. common common enemy ortak ğı dü kesir. i. iletilme.

derlemek. f. d. compere compete competence competent competition competitive competitor compile complacency complacent complain complainant complaint complaisance complaisant complement complement f. 1. yumuşak. refakat. yumuşaklık.o. misafirler. s. f. tümleç. eşlik. yetenek. 3. s. 4. ba ğdaşma. arkadaşlar. s. çevre. karşıla dilb. rekabete dayanan. ask. fayda. s. yeterli. 2. 2. 4. 2. saha. i. ba şkalarıyla rekabet edebilir. merhamet. 2. pusula iğnesi. yarışma. uyma. 2. sokulgan. orantılı. telafi etmek. başkalarına acıyan. karşış s. 2. i. dilb. pergel. i. (--led. 2. 1. sevecenlik. arkada la tır4. i. şikâyet. kompakt disk çalar. f. (ile) ba ğdaşan. i. alan. 3. hastalık. for i. karşılaştırmalı dilbilim. tamamlayıcı. 1. sevecen. (sıfat veya ın) üstünlük derecesini gösteren. faydalı taraf. i. yumuşak başlı. karşılaştırma. 6. -e benzemek. s. 2. i. 2. rakip. vatanda ş. pusula. bedelini ödemek. eş. yumuşak başlılık. f. s ınır. kendinden ho şnut olma. şefkat. acıma. 1. i. rehber.1. with ile yar ışmak. ehil. benzer. mukayeseli. 1. yetenekli. lış k. Bizi s ık sık güldürerek arasıra -in bedelini birine ödemek. görüş alışverişinde bulunmak. i. 1. davacı. sunucu. şikâyet etmek. 1. uyumluluk. ehliyet. fikir alışverişinde bulunmak. 1. 2. 2. beraberindekiler. uyum. 2. yakınma. 3. compensate s. takdimci. 3. bölme. yetkili. pusula ibresi. 1. i. yakınmak. mecbur etmek. tazmin etmek. 5. with tic. 5. 2. i. kifayet. kabiliyet.compact disk compact disk player companion companionable companionship company comparable comparative comparative anatomy comparative degree comparative linguistics comparative linguistics compare compare notes compare notes comparison compartment compartmentalize compass compass needle compassion compassionate compatibility compatible compatriot compel kompakt disk. i şin üstesinden gelebilen. ile rekabet etmek. yeterlik. nispi. mukayese. tic. s. yetki. 2. f. for için yarışmak. i. compensate compensate for one thing by/with bir şeyi başka bir şeyle telafi etmek: She compensates for her occasional another rudenesses by frequently making us laugh. i. elkitabı. s. f. tic. karşılaştırmalı dilbilim. geçimli. kendinden ho şnut. karşılaştırmalı. kompart ıman. arkada şlık. cana yak ın. i. 3. rekabet. . yalpak. kumpanya. 1. i. 1. 1. tazminat paras ı. 2. i. ortaklık. 1. merhametli. 2. üstünlük derecesi. 1. arkada ş. şikâyetçi. şefkatli. (with) (ile) kar şılaştırmak. dilb. yoldaş. 1. refakatçi. i. (with) (ile) uyumlu. tamamlamak. olumlu compensation taraf. i. to -e benzetmek.y. 3. --ling) zorlamak. şirket. bölmelere ayırmak. zarflar ştırmal ı anatomi. s. topluluk. misafir. yurttaş. telafi. bölüm. 3. eşlik. yar ışmacı. görüş alışverişinde bulunmak. 2. ılabilir. tazminat. 1. kumpanya. f. i.

kompozitör. z. i. i. uyma. f. tümleyici. 2. bile i. şiir yazma. kompliman. zorluk. ruhb. tıb. kat ıksız: I´m in complete sympathy with what you´re saying. 1. güz. boyun e ğme. iltifat etmek. karma şık. s. tebrikler. 2. -e uygun olmak: The results comport with our ğimiz gibi comports oldu. i. bileşimde bulunan. 1. i. 2. 2. f. mürettip. öğe. 1. kompozisyon. uysal. 1. s. 3. komposto. tenin rengi. görünü ş. soğukkanlılık. kapsam. mat. kim. (bir işe giriştikten sonra ortaya çıkan) engel. birle şik cümle. kompleks. anlayış. yerine getirme. compose compose o. uysallık. etraflı. iltifat eden. i. dilb. 3. kompliman yapmak. uyma. Sonuçlar bekledi davranmak. selamlar. 5. anla şılabilir. i. tam. i. bileşim. ücretsiz. çözülmesi güç. çetrefil. İng. 1. kompres. 2. bütünüyle. O ğı rba ş l ı bir ş ekilde davran ı r. anlaşılması güç. tamamlayan. eleman. (aralarındaki şmazl ıkları) olmak. 2. karmaşıklık. i. s. zorlaştırmak. ılımlılık. 6. karışık. geniş. 3. terkip. paras ız. 1.s. sakinlik. sayg ılar. 1. oluşum. kompleks. dilb. bitme. kutlamak. s. iltifat. dizgici. 4. bitirme. itaatkâr. 1. i. unsur. çürümü ş yaprakla karışık gübre. i. 2. 3. f. karmaşık. karma ştırmak. with -e uymak. eserler: the complete works of Hüseyin Hüseyin Rahmi´nin bütün eserleri. kavrayış. karma şa. 2. s. ho şaf. riayet. i. 1. 1. tamamlama. 1. -e riayet etmek. karma. 1. s. hareket etmek: She always herself with dignity. tamamlayıcı. san. i. hediye olarak verilen. 1. s. bestekâr. 2. itaat. (müzik/şiir) yazmak. bile şik. i. içine almak. çapraşık. i. with -e uymak. içinde binalar bulunan etraf ı duvarla çevrili yer. şıklık. composer composite composition compositor compost composure compote compound compound compound interest compound sentence compound word comprehend comprehensible comprehension comprehensive compress compress s. övgü dolu. tamamlanma. i. expectations. anlamak. s. karmaşa. yla kat ılıyorum. yumu şak başlı. s. çetrefil. şim. dilb. her zaman a f. karma şık. gidermek. 1. . i. kompleks. şiir yazmak. beste yapmak. (yazılı ödev olarak) kompozisyon. bileşik faiz. f. 2. güçlük. ten. karma . f. 2. It came a complete surprise. karmaşa. (on) tebrik etmek. s. görünüm. karışıklık. karma şık hale getirme. s. i. birle şik sözcük. i. sıkıştırmak. 2. övücü.complementary complete complete with complete works completely completion complex complex complex sentence complexion complexity compliance compliant complicate complicate complicated complication complicity compliment compliment complimentary compliments compliments of the season comply component comport comport o. komposto. kompleks.s. cilt. parça. Senin dediklerine tamam ile beraber: You can buyıthe books complete withas a book case for five ı. güçleştirmek. 2. suç ortaklığı f. 4. i. tamamen. çetrefilleştirmek. 3. cüz. pürüz. 4. anla kendine hâkim kendine gelmek. girişik cümle. 1. bir kitapl ıkla beraber beş Rahmi milyar liraya alabilirsiniz. beste yapma. besteci. itidal. tebrikler. bileşik/karışık şey. kapsamak. ekon. kapsamlı. billion Kitaplar bütün liras. kavramak. 2. komplikasyon. bileşik. sona erme. kavranabilir. karma şık. beste.

dikkati bir noktada toplama. 1. bilgisayar programc ısı. uzlaştırmak. i. i. fikir. bilgisayar yazılımı. y ığmak. 2. i. konkav. . toplaşım. i. i. 1. toplama. kand ırmak. fikir. idrak etmek. i. i. konsantre. bilgisayar operatörü. yoldaş. bilgisayarla donatmak. uzlaşmak. gizli tutmak.s. anlamak. 2. ruhb. ına gelmek. vicdan rahats ızlığı/azabı. 2. f. ruhb.compressed air compression compressor comprise compromise compromise on compromise with compulsion compulsive compulsory compunction compute computer computer chip computer engineer computer engineering computer hardware computer operator computer program computer programmer computer programming computer software computerise computerize comrade con con concave concave conceal concede conceit conceited conceivable conceive conceive of concentrate concentrated concentration concentration camp concentric concept conception concern concern o. zorunlu. İng. kibirli. 3. konsantrasyon. 2. i. 2. dayan ılmaz bir istek. oluşturmak. f. Ona karşı düşünmek. kompüter. düşünce. bir araya unla şmak. kabul etmek. toplama y kamp s.deri deri tirmek. bak. görü ş. ortak merkezli. ştırmak. gurur. 2. 1. f. ı. kendini be ğenme. dü şünülebilir. s. gebe kalmak. kar mak. 1. sistem operatörü. obruk. 3. i. 1. kapsamak. 1. hesaplamak. with concerned concerning sıkıştırılmış hava. derişim. tasarlamak. tasavvur etmek.. sıkıştırma. bilgisayara geçirmek. bilgisayar program ı.toplanma. gizlemek. uzlaşma. içbükey. hesap etmek. f. teslim etmek. f. uyuşma. (--ned. içimde bir nefret uyand f. (birini) ilgilendiren şey: It´s one of our major concerns. toplamak. b ırakmak. getirme. şılıklı ödün vererek 1. 2. 1. içbükey yüzey. 1. kibir. 2. s. 1. kavramak. edat ile ilgili olarak. merkezleri bir. -den olu şmak. 1. alakalı. kavram. zorgu. getirmek. endişeli. 4. kompresör. konsantrasyon. 2. kavram. i. koyula yoğ şş ik. yoğ un. bilgisayar programlamas ı. f. f. f. vermek. 3. 2. 1. bilgisayar mühendisi. bilgisayar çipi. tazyik. i. karşı.a 4. ile meşgul olmak. akla gelebilir. anlaşmaya varmak. içtepi. ba şlangıç. 2. toplanmak. ilgilendiren ile ilgilenmek. bilgisayar mühendisliği. saklamak. zorgulu. itiraf etmek. bilgisayar donan ımı. basınç. -e dair. 2. 3. computerize. yoğunlaştırmak. 2. 4. örtmek. ilgili. s. zorlama.. mecburi. ilgi: I understand the reason for your concern. ile uyuşmak. f. kendini be ğenmiş. aleyhte. 1. hayal edilebilir. 3. --ning) aldatmak. (bir konuda) uzla ş ile uzlaşmak. kompresyon. Bizi en çok şeylerden biri. zorlayıcı. bilgisayar. düşünceyi/dikkati/gücü bir s. dü şünmek. s. bir araya ığma. i. düşünceli. mefhum. s. arkadaş. hakk ında. z. gebe kalma. i. içermek. görüş. dislike I haveakl conceived a dislike for him. (taraflar ın karşılıklı ödün vererek yaptığı) anlaşma.––d ı. s.

f. malaksör. etme. i. 2. 4. gönlünü almak. i. dinleti. f. mahkûm etmek. meydan. 2. somut. 2. 2. bir karara varmak. şiddetli sarsıntı. s. uyum. 3. birlik. istimlak in kullan idama mahkûm i. 1. 5. s. f. veciz. i. 1. i. imtiyaz. uyuşma. k ınama. kabul. ahenk. fiz. i. 3. 2. 2. 3. beton kar ıştırıcı. f. bir araya gelme. ış(fikir) mak. s. (bir işin) sonunu getirmek. kabahatli bulma. ş arta ba ğlıliving . resmen yasaklamak. f. beton. s.. aynı olan. f. i. bumahkûmiyet. i. karışım. 2. 5. 4. 2. huk. yoğuşturucu. ayn ı fikirde olmak. mahkûm ştırma. kondansatör. yo ğunlaştırmak. kati. yoğunlaşma. taziye. f. i. kim. aynı zamana rastlamak. 1. 2. 2. kondansasyon. anlaşma. with ba şsağlığı dilemek. 2. s. s ı v ı la ş ma. 2. sonuç. 2. s yo ğunlaşmak. taviz. kamulaştırmak. k ısaca. az ve öz.uydurmak. görmezlikten gelmek. netice. (havaalan s.. aynı zamanda. 1. ahenk. beton.. 1. --ring) 1. 1. i. 3. prezervatif. s. f. betonyer. (hikâye/yalan) karıştırma. nihai. itiraf. ayıplama. 3. taziyede bulunmak. i. koyulaştırmak. 1. karar sonuç ş. tenezzül. s. nihayet. k ısa. şart kipi. buğulaş ma. z. kim. (buhar şekerli konsantre süt. 2. f. kesin. k ınamak. ayn ı olma. bar ış. 1. suçlu çıkarmak. son. koyulaşmak. 2. 4. şlike art kipi. 1. şart. son. 3. tenezzül etmek. koşul: It´s one of the conditions of the agreement. izdiham. konçerto. çat i. sona erdirmek. 1. 4. 1. 1.düzmek. 1. 1. i. aynı zamana rastlama. sonuca varmak. i. i. yo ğunlaştırma. -e vesile olmak. i. i. 2.concert concerted concerto concession conch conciliate conciliation conciliatory concise concisely conclude concluding conclusion conclusive concoct concoction concord concourse concrete concrete mixer concur concurrence concurrent concurrently concussion condemn condemn to death condemnation condensation condense condensed milk condenser condescend condescending condescension condiment condition conditional conditional mood conditional sale conditionally condole condolence condom condone conduce conducive i. uyuşan. 2. yat ıştırma. i. What are conditions there? Oradaki hayat şartl ı. konser. ıkarmak. birlikte yap ılmış. (--red. k ısaltma. yo ğunlaç. tenezzül eden. uyuşmak.ç biti i. 1. beyin sars ıntısı. 1. 1. büyük deniz kabu ğu. (buhar/gaz) sıvılaşmak. yapmak. gönül alıcı. 3. Anlaşmanın ş artlar ından biri. sona ermek. yat ıştırmak. to/toward -e neden olmak. ı v ı la ş t ı rma. ayıplamak. antlaşma. . birlik. şarta bağlı satış. sözde alçakgönüllülük göstermek. yemeğe çeşni veren şey. birbirine kar ıştırarak hazırlamak. 2. huk. ı/gazı) sıv ılaştırmak. yatıştırıcı. az ve öz. göz yummak. başsağlığı. (yazıyı/sözü) 2. son. ılmasını etmek. fiz. f. istimlak. bitirmek. dilb. s. kalabal ık. z. uyum. lütfetmek. 2. 5. ayn ı zamana rastlayan. kamula ğu. z. izin. i. suçlu çıkarma. koşullu. 2. uzlaştırmak. 1. özlü. kaput. gönlünü alma. uzlaştırma. 2. 1. ödün. birlikte planlanmış. teslim. özet. 1. 3. karar. 1. kayıtl ı. ında/garda) büyük yolcu salonu. 1. bitmek. kim. dilb. toplanma. betonkarar. s. fiz. tertip etmek. şartlı olarak.

sa ğ lama ba ğ lamak. d. i. 2. withçat ile ış uyu . 2. haczetmek. kozalak. konfedere. (mala) el koymak. konfederasyon. ittifak. müzakere etmek. gizli kalmas ı gereken. to (s ırrını) -e söylemek.bekâr. 3. i. 1. 3. el koyma. şekerleme. 1. i. to (bir hastal ık) (birini eve/yatağa) ğlamak. i. geçirici. konfigürasyon. koni. ruhb. papazın verdiği ilmihal derslerine devam etme ve kiliseye üye ba müzmin f. 3. birlik. anlaşmazlık.. (--red. yürütmek.s. şmamak. yönetim. do ğum etmek. i. emin. 1. dolandırıcılık. kamula ış toplama. to -e hasretmek. inanan. fiz. görü ş f. 3. 1. bak. haciz. şekerleme imalathanesi. teyit. üçkâğıtçı. 3. sınırlamak. kesinle i. iletken. kamula ın. f. geçirgen. (birini) kutsayarak kiliseye etmek. biçim. fiz. günah ç ıkartma hücresi. i. 1. birleşik.Meseleyi onunla görü ştüm. s. kongre. s. f. 1. i. -e kapatmak. fiz. 2. i. bilg. i. ile çatışmak. koni biçiminde makara. dolandırıcı. doğrulamak. hapis. şekerci. 2. confidence confidence game confidence in confidence man confident confidential confidentially confidently configuration confine confinement confirm confirmation confirmed bachelor confiscate confiscation conflagration conflict conflict i. i. tasdik. 3. birine s ırrını söylemek. 2. geom. You can´t conduct such experiments Bu kuşatmay davranmak: He conducted himself well at the party. 2. 1. him konferans. itimat. (yasaklanm ış şeyi) toplamak. f. to -e hapsetmek. iletken iletken. pudraşeker. birle şik devletler. i. 4. 2. ınırlandırmak. görünüm. müzakere yapmak: Ime. f. 1. kesinleştirme. önder. şeker. 1. 1. günah ç ıkartma. pudraşekeri. 1. ihtilaf. 4. i. günah ç ıkartan papaz. için) i. ştş ıeyi) rmak. 1. confectionery. bağlaşık. sınırlama. s. biletçi. k ılavuz. sırdaş. 2. 2. f. 3. iletici. pudra şekeri. bağlaşmak. konfederasyon. 4. sın tasdik etmek. Bu aram ızda kalsın. yönetmek. -emala haciz koymak. ı çok iyi yürüttünüz. (yasaklanm tırma. birleşmek. itiraf.o.conduct conduct conduct o. (dondurma için) külah. konfirmasyon. 2. s. itiraf etmek. conferred with on the matter. ile çelişmek. geom. Ona güvenirim. s. f./Ona itimad ım var.s(eve/yata ırland ırma. bot. i. sonrasıteyit yatakta kalma süresi. tavır. 3. konfedere. istimlak etmek. günah ç ıkartmak. ş tirmek. I have confidence in him. idare. madde. i. 1.. (belirli bir şekilde) ı . iletme. geçirme. conduction conductive conductivity conductor cone confection confectionary confectioner confectioner´s sugar confectioners´ sugar confectionery confederacy confederate confederate confederated confederation confer conference confess confession confessional confessor confidant confide confide in s. 1. 3. harp. bağlaşık. (with) (ile) görü şmek. toplant ı.. düzen. sağlama ğlama. (orkestra/koro şef. i. suç ortağı. mak. i. 2. büyükşyang i. i. i. --ring) 1. 2. şef. 1. birleştirmek. uyuşmazlık. 2. istimlak. dert ortağı. ma. düzenleniş. iletkenlik. kozak. i. 2. doğrulama. -i müsadere. kondüktör.. -i müsadere etmek. gizli: This is confidential. (rezervasyonu) konfirme f. birleşik. z. geçirgenlik. (silahlı) çatışma. 4. şekerleme. 3. idare etmek: You´ve conducted this siege well. lider. davran ış. 1. 2. hareket. sır olarak. z.y. güven. üçkâğıtçılık. Partide iyi davrand i. nakletme. 2.. savaş. ba ğa) ba ğlı kalma. güvenle. hapsedilme.

men (kang´grısmîn) i. 2. i. A. tebrik. küme. 2. çelişkili. 2. sevimlilik. 3. kafas ını ş eyle/biriyle) kar tı rmak. sempatiklik. ba f. con. izdiham. 2. s. kendisini i. (san ığı.go. 1. bir araya getirmek. anlatt kar şılı şttirme. varsayım. uyma. s. i. 2. dilb. i.. 1. 3.. Meclisi üyesi (kad s. i.. toplanmak. yığışım. zannetmek. kafas ı kar ı rt edilemez. konglomera. çekmek.conflict of interest conflict of laws conflicting conform conformism conformist conformity confound Confound it! confounded confront confrontation confuse confused confusion congeal congenial congeniality congenital congested congestion conglomerate conglomeration Congo Congolese congratulate congratulation Congratulations! congregate congregation congress congressional congressman congresswoman congruent congruous conic conifer conjectural conjecture conjugal conjugate conjugation conjunction conjunctive conjunctivitis conjure çıkar çatışması. f.wom. tahmin. hokkabazlık yaparak -i yapmak: She conjured a dove out of the box. sevimli. bot. tıkanık. pol. bir araya gelmek. farzetmek. birlik.. yığın.lese) Kongolu. çorman. jeol. f.. Con. dili kör olas ı. i. i. donmak. kongre. Kongo´ya özgü. mat. 1. ık. konformist. tıb. düzensiz. tahmin etmek. i. kanuni ihtilaf. 1. kafa kar ş ka ş ey/biri sanma. şaşırtmak. kl2. 2. f. with (bir şeyi/birini) (başka f. f. san ı. Temsilciler çoğ. i. cemaat. dondurmak. 1. doğuştan. i. (çoğ. ay ışı kl ığı . ışış m ış . 2. 3. meydan okuma. toplant ı. tıb. 3. 2. 2. kozalaklı ağaç. Allah kahretsin! s. . tic. kalabalık.D. kan hücumu. dilb. toplamak. şaşkına dönmüş. yaradılıştan. 1. ba ğlayıcı. s. Kongolu. gökb. 2. -in Bana gelip meseleyi ı. tıb. şaşırtmak. 3. karışık. münasip. şirketler grubu. s. with -e gidip söylemek/anlatmak: He confronted me with the problem. kar ıkocalığa ait. kavuşum. pol.D. çoğ. evlilik ile ilgili. kutlama. bak. Temsilciler Meclisi üyesi (erkek). uymac ı. congruent.gress. kutlamak. 2. karşısına çıkmak. dilb. bir şeyi/birini i. fiil çekimi. k. A.. karışıklık. tahmini. f. önünü huk.. con. (kang´grıswîmîn) i. s. tıkanıklık. 1. birikinti. kongreye ait. tıklım tıklım. kesmek. 1.gress. Hokkabazlık yaparak kutudan güvercin çıkardı.B. 2. büyü yoluyla (ruh) . sanmak. (-e) riayet etmek. varsayımsal. suçlayanla) yüzle karış ırmak. 1. konik. i. i. tebrik etmek. ba ğlaç.. 1. konjonktiv iltihabı. f. karman s. i. 2. uygunluk. birikmek. birleşme. f. ı meydan okuma. farazi. uygun. 3. benzer. 1. ho ş.. ş aşkınlseçilemez. zan. kan toplanması. Kongo. yerinde. kahrolası. mat.. küme. s. 1. Tebrikler!/Tebrik ederim. kalabalık. 1. konformizm. 2. (to) (-e) uymak..en ı n). 1. s. s. s. s. kan toplamış. konjonktivit. i. farz. şaşkına çevirmek. toplama.B.. düzensizlik. uygunluk. 3. s. p ıhtılaştırmak. i. 1. i. i. uymac ılık. i. pıhtılaşmak. f. dilb. 1. sempatik. 2.

ırı sayılır. addetmek. oto. göz önünde tutulursa. i. i. fikir birliği. ba . kutsamak. 5. with 3. of -in fark ında olma. oldukça. 2. 1. bedel. özenle. üzerinde dü şünmek. 3. bilinçli. uyand i. tutucu. limonluk. binaenaleyh. 1. z. 2. 1. itibar. bağlantı. i. z. ılımlı. vicdanen. vicdanlı. birleştirme. fatih. i. 2. fethetmek. ardışık. 2. rıza: They´ve finally given their consent. h ısım. k. karşılık. askere alınmış (kimse). 2. 6. ücret. 2. zapt. i. (belirli ile ilgili. How ızasını nasıl alabiliriz? She can´t do it can we gainnetice. bir sözcü ğün çağrıştırdığı şey. icat etmek. vicdan. z. takdis etmek. (iki lı. We connived i. 1. ilişki. kutsama töreni. (birine) dini bir törenle (belirli bir unvan) vermek. hesaba katmak. epeyce. suç ortakl ığı. i. i. farkında olan. with ile dolap/entrika çevirmek. düşünce. biyel. f. dikkate almak. s. koruma.. birle ştirilmi . hayli. dolayısıyla. ilgi. zaptetmek. z. birleştirmek. nazik. bilinç. saygılı. hokkabaz -i yapıvermek. i. i. vicdan ına dayanarak. sayg ınlık. 1. 2. vazifeşinas. 2. 1.. (with) şey aras ında) bağ ş kurmak. demeye gelmek. konservatuvar. 2. işine bağlı. adamak. vicdanl ılık. bilinçli olarak. 2. arka arkaya. sayg ı. dili her şey göz önünde tutulursa. r önem. connection. i. 3. 2. -i ırmak. muhafazakâr. 4. (iki şey arasındaki) bağlantı. 1. semere. büyük. bak. s. halka. hokkabaz. 1. i. f. bir bağlantılı olmak. birleşmek. 2. 2. bağlantılı sefer. biyel/piston kolu. askere alma. her consent? Onun i. tutuculuk. sihirbaz. mat. etken. 1. to -e i. do ğal kaynakları koruma. 5. bağ. 1. i. 1. savaşa karşı olduğu için askerlik yapmayı reddeden kimse. erbap. f. 3. Komployu birlikte haz ırladık. z. bağlı olmak. 1. 1. 1. bilinci yerinde. -i akla getirmek. itinalı. oldukça çok. 3. i. at -i görmezlikten gelmek. itina ile. göz önünde tutmak.ğ önem. -e göz yummak. bağlama.together in the plot. -eseferle) ait. Nihayet rıza gösterdiler. ard ıl. i. f. akla getirmek. 1. yananlam. askere almak. düşünmek. 2. 3. 2.conjure up conjurer connect connected connecting link connecting rod connection connexion connivance connive connoisseur connotation connote conquer conqueror conquest conscience conscientious conscientious objector conscientiously conscious consciously consciousness conscript conscript conscription consecrate consecration consecutive consecutively consensus consent consequence consequently conservation conservationist conservatism conservative conservatory conserve conserve consider considerable considerably considerate consideration considering 1. 1. s. üzerinde düşünme. 2. i. 1. -e (with) bağlı. 1. 4. 2. önemli. oybirliği. akraba. hiç a şırıya kaçmayan. -i an ımsatmak. 1. reçel. i. fazla. i. göstermek. hat z. 2. 2. 1. anlam ına gelmek. himaye. 1. 2. 1. sera. kutsama. 3. s. art arda. arka arkaya gelen. 2. saymak. bu/o nedenle. 2. arkadaş.. muhafaza etmek.2. özenli. mecburi askerlik. korumak.. s. zafer. bile bile. tutucu kimse. i. eksper. i. bağ 1. s. 3. tanıdık. 2. yenmek. uzman. İng. bağlamak. f. f. edat. -i bilme. şuur. 1. 2. sonuç. . hürmetkâr. doğal kaynakları koruma yanlısı. bu/o yüzden. 3. s. nezaket. ifade etmek. f. fetih. faktör. hayal etmek. s. bağlanmak. 1. f. 2.gibi büyücü. 1. şuuru yerinde. ard ışık olarak. göz yumma. muhafazakârl ık. düşünceli. 2.

devamlı. ile uyumlu. z. yapısal. i. 1. teselli. mütemadiyen. sürekli. 1. zoraki. 1. i. avunç. emanet etmek. daima. 1. avutmak. teslim etmek. 1.. 1. alan ı/sahas ı. daraltmak. 1. mal gönderme. yap ıcı. 2. s. teselli etmek. konsüle ait. i. f. s. 2. inşa. 2.. sağlamlaştırmak. i. gõkb. 4. to/with -e uygun. 2. in -e lı ık. 2. tüzük. tertip etmek. fahri konsolos. kıvam. 1. s ınırlama. 2. 1. with ileuyumlu. i. i. i. bileşim. arkada şlık etmek. ğişmez nicelik. yorumlamak. yapı. avundurmak. 2. sıkıştırmak. sadık. 1. i. bünyesel. i. büzme. tic. mana vermek. s. f. 1. 2. müspet. olu şturmak. konsolide sa i. 3. vefa. dayanmak. yapı. 4. tahdit. sağlık için yapılan yürüyüş. komplo kurmak. 3. dikkati çeken. birleşmek. teselli mükâfatı. yapmak. büzmek. şaşkınlık. ba ğ tutarl ıl insicam. çizim. of -den meydana gelmek. 2.etmek. sürekli olarak. yapım. de z. komplocu. konsorsiyum. (eski Roma´da) konsül. i. devamlı olarak. -den olu şmak. i. inşaat 5. s. dilb. 1. f. kabızlık. i. tertip. boğaz. inşaat. in şa etmek. meydana getirmek. hayret. sürekli. kurmak. bina etmek. İng. yorum. 2. 1. bünye. tayin etmek. i. yap ısal. i. gönderilen mal. korku.consign consignee consigner consignment consignor consist consistency consistent consistently consolation consolation prize console consolidate consonant consort consortium conspicuous conspiracy conspirator conspire constable constabulary constancy constant constantly constellation consternation constipation constituency constituent constitute constitution constitutional constrain constrained constraint constrict constriction construct construction construction site constructive construe consul consul general consular consular agent f. 2. f. ahenkli. geom. i. 2. konsolos. 2. sessiz. tutarlı. tutarlık. f. s. anayasal. consignor. tesis etmek. seçim bölgesi.nizamname. göze çarpan. f. polis memuru. de ğişmezlik.1. f. dar geçit. öğe. i. 3. 3. dehşet. 3. i. 1. zorlamak. 2. 2. takviye etmek. 2. 1. 2. sabit sayı. değişmez. unsur. kurmak. menetmek..-e s. sabit şey. komplo. engellemek. anlamak. f. i. pekiştirmek. İng. 2. atamak. i. 1. 2. bak. çizmek. konson. olumlu. tefsir. sevk ıyat. 1. . 3. 2. i. pekişmek. s. polis. göndermek. (cümleyi) tahlil etmek. terkip. seçmen. i. yap ı. 2. sıkmak. 1. konsolosa ait. başkonsolos. i. ğlamlaş mak. i. mat. mecbur etmek. s. f. vermek. malın gönderildiği kimse. 1. tak ımyıldız. tefsir etmek. olmak. 1. peklik. 1. geom.. inşaat. inşa. s. bir seçim bölgesindeki seçmenler. 1. -den ibaret olmak. 2. polis teşkilatı. sabit. teşkil etmek. koyuluk. i. 2. birleştirmek. bütünü olu şturan. sabite. anayasa. kendini tutma. 1. s ıkma. 2. ünsüz. sebat. f. konsonant. yoğunluk. mal gönderen kimse. tutarlı bir şekilde.

s. rahat. tıb. kontrol alt ına almak. tamamlamak. memnuniyet. 1. istihlak.ı olmamalı. 2. seyretme/izleme. i. continue. yo ğaltma. 2. 2. muhteviyat. tam. s. çağdaş. konsoloshane. hoşnut. çağdaş. temas. bağlantı: Have you kontakt lens. . 2. küçük görme. konsültasyon. danışma. temas. 3. hor gören. kapsamak. 1. f. ışyar mak. tasarlama. müş avir. dayanıksız tüketim malları. çekişmek. hoşnutluk. 1. contents. şBu f. izleri ta şımak. hoşnut. yakıp yok etmek. (mikrop. danışman. 2. 1. mücadele. s. i. yaşıt. tam. 2. huk. lens. with ile görü şmek. 2.b. münakaşa. 1.. bulaşıcı. dalgın. i. k ıskançlıktan deliye dönmüş. 3. bir hava var. memnun. i. 1. düşünceye dalmış. hesaba katmak. for için yar ışmak. i. mükemmel. hakir gören. 1. i. içerik. irtibat. tıb.siyasi 2. i. tefekkür. 2. memnun etmek. continent. müsabaka. sâri. 2. akran. hoşnut etmek. çabuk yayılan. sürmek. s. bağlam. 1. rahatlık.b. dikkatle seyretmek/izlemek. i. başvurmak. 1. dikkatle i. 2. tüketim maddeleri. mükemmel.. de ğme. s. yo ğaltmak. kükürt miktar s. uzun uzun dü şünmeyi seven. ileri miktar: This coal has a high sulfur content. 1... işe hikâyede v. 2. tüketmek. s. i. göz önünde tutmak. muasır. mahkemeye itaatsizlik. mutlu. danışmak. aynı zamanda olan. 1. içindekiler. 3. dört dörtlük. dört dörtlük. yar ışma. i. dokunma: It mustn´t have any contact with the air. zehir v. müzakere. çoğ. çekişme. mücadele etmek. 2. 1. 2. s. ilişki. iddia etmek. ile) kirletme/kirletilme/kirlenme. tez. düşünüp taşınma.b. 1. tatmin etmek. f. memnun. aşağılık. içerik. i. zehir v. . dayanıklı tüketim malları. 3. rezil. i. i. 3. bula ştırmak. danışmanlıkla ilgili. 2. f. konsolosluk. içine almak. 1. bulaşkan. sav. ile çağdaş. memnuniyet. f. tutmak. ikmal etmek. düşünme. içermek. yo ğaltıcı. i. konteyner. 1. (mikrop. Bu kömürün ı yüksek. iddia. düşünüp taşınmak. Havayla hiç temas kontakt lens. s. istişari. tasarlamak. lens. f. müracaat etmek. istihlak etmek. niyetinde olmak. kavga. 1. bula ştırma. çağdaş. izleri/havası olmak: This story has political overtones. alçak. f. (bir şeye) itiraz edip yanlış olduğunu ispatlamaya çalışmak. s. danışma kurulu. yar ışma. kontekst. istişare. tüketim. hor görme. düşünmek. 2. k ıs. sormak. i. f. s. ile) kirletmek.) kap. with ile uğraşmak.consulate consult consultant consultation consultative consultative committee consume consumed with jealousy consumer consumer durables consumer goods consumer nondurables consummate consummate consummate consumption cont contact contact lens contact lens contagious contain contain/have overtones container contaminate contamination contemplate contemplation contemplative contemporaneous contemporary contemporary with contempt contempt of court contemptible contemptuous contend content content contented contention contentment contents contest contest contestant context i. i. f. tüketici. -de . (kutu. yarışmacı.. i.

tutarsız. çekişme. katk ıda bulunmak. nekahet döneminde olmak. 2. (--led. 2. kasılmak. daraltmak. çelişkili. (kan´treri) z ıt. 1. 1. dergi v. uydurma. dilb. k ıta. 3. do ğumşs ıras ında i. s. çelişme. 2. i. e ğmek. nadim. z. i. tartışma. büzülmek. ters2. çeli ırılık. 1. büzmek. 1. 2. şekil. z.olarak) (with) (ile) çelişmek. i. kontrol. aksi. yazı. müteahhit. devam. mek. iyile şmek. kontrast. sürekli. bağırsaklarına hâkim olabilen. kaçak mal. 1. 1. 2. durmadan. sürekli. s. aksini iddia etmek. anlaşmazlık. i. katkıda bulunan kimse. beklenmedik olay. sözleşme metni. 3. önek karşı. 3. 2. zıtlık. bağış. --ling) 1. tövbekâr. büzülme.3. 2. için bir yol bulmak: She contrived a way to get herself invited to the party. hâkim olmak. dergi v. sürekli. 1. süreklilik. tutarsızlık. k ı1.şayk s. ihtiyat fonu. hâkimiyet. çevre. s. bağışçı. 1. bükmek. -i çarpıtarak tuhaf/anormal bir ş ekle sokmak. kontrat.´ne) yazı yazan kimse. çekmek. yüklenici.Continent continent continent Continental continental contingency contingency fund contingent continual continually continuation continue continuity continuous continuously contort contorted contortion contour contracontraband contraception contraceptive contract contract contraction contractor contradict contradiction contradictory contrary contrary to contrast contrast contribute contribution contributor contrite contrive contrived control control control tower controversial controversy convalesce convalescence i. sürme. (kan´treri) ters yönden esen (rüzgâr). s. mukavele. (ba ğış ı vermek. kaçak. i. ters dü şmek. bükük. 2. aksi. karşıt.b. (gazete. i.çekilme.ıyas (to) etmek. 2. burmak. s. (bir veya birkaç harf atılarak yapılan) rahim kaslar ıüstenci. 1. . gebelikten korunma. i. yönetim. zıt. i. k vermek. f.b. (kan´treri) karşıt. foto. yalanlamak. ters. s. uyduruk. ithal veya ihrac ı yasaklanmış. buru i. e ğilme. i. sürekli. idare etmek. 2. z. i. zıt. devam etme. (aradaki fark ı göstermek üzere) karşılaştırmak. sözle me yapmak. 1. i. f. f. f. devam etmek. 2. i. habire. çelişik. dış hatlar. dü şmek. 3. 2. tartışmalı. (hastalık) kapmak. s. devamlı. Kendisini partiye davet s. -i çarpıtarak tuhaf/anormal bir şekle sokma. katkı. sık sık. mukavelename. şuk. aralıksız. s. ihtimal. k ıtasal. daralma. (gazete. aksi. Avrupa k ıtasındaki ülkelere özgü. f. s. 3. 1. s. akit. üstlenici. egemenlik. (a way of/a means of) -in yolunu bulmak. gebeliği önleyici (hap/alet). devamlı. i. devamlılık. mukayese etmek. s. burulma. tekzip etmek. kontrol etmek. -in tersine/aksine. i. yardım. anakara.. aykırı. idrarını tutabilen. çekişmeli. i. s. pay. daralmak. denetlemek. nın kasılmas ı. kontrol kulesi. kasmak.´ne) yaz i. sürmek. denetim. çelişki. devamlı. karşıtlık. pişman. i. yalanlama. -in payı f. bükülme. 1. 1. kaçakçılık. devamlı. kısalma. 1. f. k ısaltmak. aralıksız. i. bağış(-e) lamak. 2. olmak. kas ılma. boyuna. nekahet. k ıntrer´i) aksi (kimse). çarpıtmak. salmak. 2. f. idare. on/upon -e ba ğlı. f. makale. olas ılık. sözle şme.

2. taşıyıcı kayış/bant. konvansiyonel silahlar. 3. konvansiyon. keyifli. i. i. taşıma. inand ırmak. (with) (ile) konu şmak. lavabo. -i iyi bilen. ku ğurmak. s. conveyor. s. 3. 3. bak. 2. ba şka duruma getirilebilir. nakletme. i. çevirgeç. konveyör. hoşş f. kumru ötüşü.o. 2. beylik. k.. aşçı. geleneksel. çevirme. 2. ısı yayımı. f. i. i. aksi. f. çırpınma. iletmek. (kumru/güvercin) ötmek. konveksiyon. ahçı. 4. i.´s goose cook up cookbook s. konfor. kullanışlı. 1. ihtida. s. 2. taşıma kayışı. huk. elverişlilik. mühtedi. feragatname. kolaylık. uygun. konvansiyon. inandırıcı. kanaat. dışbükey. dili (hesaplar) üzerinde oynamak. ikna etmek. s. şiddetle sarsmak. sohbet etmek. 2. f. 1. mahkûm etmek. dili uydurmak. devretmek. ters. geom. 2. konvertibl (para). f. 1. hükümlü. dönü kimse. rahatlık. i. anla şma. nekahet döneminde olan. 2. din değiştirme. 1. s. (from) (to/into) (-den) (-e) çevirmek. zıt. (-e) dönüştürmek. 3. 1. mahkûmiyet. f. konu sohbet i.convalescent convection convene convenience convenient convent convention conventional conventional weapons converge conversant conversation conversational conversationalist converse converse conversion convert convert converter convertible convex convey conveyance conveyer conveyor conveyor belt convict convict conviction convince convincing convivial conviviality convoke convolution convoy convulse convulsion convulsive coo cook cook cook one´s goose cook s.. ştürme. konvoy. i. dili -i mahvetmek. f. yemek kitab ı. iletim. âdet. 2. s. k ıvrım. 1. dili işini bozmak. konuşma dilinde. konuşma. ihtilaç. 2. i. götürmek. hüküm giydirme. çoğ. şenlik ve ziyafet. with -e a şina. 1. (bir durumdan) (ba şka duruma) getirmek. çırpınmalı. k. 1. WC. gelenek. 3. 1. üstü aç ılabilen araba. eğlence. f. 1. s. i. i. çekyat. tuvalet. karşıt anlamlı söz/sözcük. 2. 3. i. konu şmaya özgü. i.. rahat. nakil. nakletmek. elverişli. pişirmek. s. bantlı konveyör.. me. f. 1. taşıt. toplanmak. taşıyıcı. i. hüküm giydirmek. 2. mahkûm etme. müsait. dönü şme. kadınlar manastırı. -in can ına okumak. nekahet dönemindeki hasta. kan. i. yak ınsamak. i. çevrilebilir. taşımak. üveymek. 1. devir. 1. sohbet. 1. de2. fiz. inanç. i. ıspazmoz. çevrilme. biri. i. kongre. i. konuşmaya hazır. pişmek. eğlenti. ğişdönme. basmakal ıp. neşeli. (-e) de ğiştirmek. f. 1. s. değiştirme. (toplantıya çağırarak) toplamak. sıradan. mahkûm. karşıt. kim. din de ğiştiren f. şen. 2. 2. 3. bir durumdan ba şka duruma getirme. İng. iletmek. elek. değiştirilebilir. i. k. . devretme. bildirmek. huk. s. i. 2. suçlu bulmak. uygunluk. temlikname. k. i. konveks. bir noktaya yönelmek. i. toplantıya davet etmek. (toplantı) yapılmak. 1.

2. yemeklik. (tatlı) bisküvi. tane. çoğ. i. i. kümes. dili beklemek: He made me cool my heels for at least forty-five minutes. dili kooperatif. i. kordon altına almak. eşit. 2. samimi. kopyalamak. 1. i. 3.. 1. taklit etmek. i.. bol. iple bağlamak. i. kurabiye. koordine etmek. birlikte çalışma. candan. s. 1. den. -e hapsetmek. s. dili(giysi). i. (ile) başa çıkmak. i. kopya etmek. 2. k. samimiyetle. samimiyet. altı fırın olan mutfak aleti). fotokopi makinesi. -e t ıkmak. k. çok. birbirine göre ayarlamak. kim. cookie. Beni f. s. . aşçılık. kadife pantolon. (-in) üstesinden gelmek. e şgüdüm. f. yürekten. corpus. i. mercan kayalığı. dili helikopter. bilg.. i. s. f. (s ınavda) kopya çekmek. i. işbirliği yapmak. ip. i. bolca. kopya. likör. i. e şgüdümlemek. yemek pişirme sanatı. bak ırcı. i. baltalık. correct. 1. kümese i. yemek pişirme/pişme. ortak.ğukkanlı. a ğaçlık. dili polis. sakin. müşterek. fettan. i. pi rın (üstü ocak. s. fettan kad ın. f. 4. f. altı fırın olan mutfak aleti). işbirliği yapan. serinkanl ı. bak. birlikte çalışmak. i.. mat. bak. dili Sakin ol!/A ğır ol! k. kordon. z. z. birbirine göre ayarlama. i. k ıs. s. koordinat. içten... i. kaytan. k ırk beş dakika bekletti. (with) (ile) ba ş etmek. f i. 2. i. 2. s. ufak para. ilgisiz: He gave me k. adet. bereketli.. so tutan 3. s. 2. 2. correspondence. f. fitilli kadifeden yap ılmış. k. dili -e kapatmak. (yaz ılı eserler için) nüsha. gökb. kooperatif.. (tatlı) kuru pasta. yemek pişirme sanatı. cilveli. koru. aynı derecede. copse. 1. i. soğuk. s. i. koordinasyon. f. 1. bakır renginde. insan ı serin ı. i. kordon (görevli veya araçlardan olu şan dizi). coroner. k. işbirliği. sicim. 1. soğukkanl ı.. serin: a cool wind serin bir rüzgâr. i. (tatlı) çörek.cooked rice cooker cookery cookie cooking cookstove cooky cool cool as a cucumber Cool it! cool one´s heels coop co-op coop up in cooperate cooperation cooperative coordinate coordinate coordination cop cope copier copious copiously copper coppersmith coppice copse copter copulate copy copy copyright coquette coquettish cor coral coral reef cord cordial cordiality cordially cordon cordon off corduroy corduroys pilav. cool water serin su. telif hakk ı.. bol miktarda. (fitilli) kadife. 4. çiftleşmek. yemek şıirmede kullan ılan. f. 2. fırın (üstü ocak.. içtenlik. serinkanl k. aynas ız. s. İng. mercan. candan. 1. i. corner.. en az sokmak. bakır. i. i. (çalg ı için) tel. telif hakkı almak. bak ır. i.

1. İng. koroner. yuvarlak ve tuzlu bir ekmek türü. kornetçi. doğru kullanış. 2. doğru. k ızılcık. küçük taç. şekö atş ışı . şirketleştirilmiş. i. futbol korner vuru i. 1. i. tahıl. öz. m ısır koçanı. esas. ıslah etmek. m ısır kabuğu. ıslah edici. z. 3. korner vuruşu. karabatak. nüve.. şmiş. i. dayak. 4. doğruluk. bedensel ceza. 2. tıb. korner. yuvar. m ısır püskülü. karşılıklı ilişkisi olmak. 1. saydam tabaka. düzeltici. ask. anonim şirkete ait. kolordu. i. i. şirket. müz. saçak silmesi. tashih. 3. korelasyon. zool. ask. yanlışsız.. iri taneli m ısır unu. m ısır gevreği. koroner damar. 2. teşkilat. f. koroner tromboz. mantar. ortak. köşe. 2. 1. do ğrultmak. mısır nişastası. 2. iç. s. bedensel. Phalacrocorax. i.. kolektif. futbol ın ın kö dört esinden biri. ıslah. 2. bedeni. (etli meyvelerde) göbek. birleşik. İstihkâm Sınıfı. ceset. i. tashih etmek. taç giyme töreni. köşe atışı. 1. s ınıf. 1. aralarında uygunluk sağlamak.. taçdamar. 2. 1. s. 1. m ısır ekmeği. i. f.. tüzelkişi. İng. f. yerinde. köşe başı. i. 2. mat. hububat. m ısır. 2. belediye. 1. i. birbiriyle ilgisi olan şeylerin her 2. (dondurma için) külah. onba şı. 1. anat. kişniş. nasır. i. 1. i. s. koroner oklüzyon. i. kalple ilgili. m ısır unundan yapılan ufak. i. 1. f. 2. anonim i. aptal. i. m ısır pekmezi. mim. aras .ey/sonuç/rakam) 1. i. doğru olarak. futbol korner.. s. 1. i. 3. şüpheli ölüm olaylarını araştıran memur. tirbuşon. 1. karşılıklı ilişki. düzeltmek. i. İng. i. i. kornet. i. i. tapa burgusu. i. merkez. mantar tapa. anat.core coriander cork corkscrew cormorant corn corn corn bread corn muffin corn silk corn syrup corncob cornea cornelian cherry corner corner kick cornet cornetist cornflakes cornflour cornhusk cornice cornmeal cornstarch corny coronary coronation coroner coronet corporal corporal corporal punishment corporate corporation corps Corps of Engineers corpse corpuscle correct correct correct usage correction corrective correctly correctness correlate correlation i. ba ğş lı laşı m. birle i. i. doğru. 2. düzeltme. korniş.. i. cismani. i. 2. İng. korniş. köşeye sıkıştırmak. (iki ş ında ili ki kurmak. oyun alan şu. s. i. ölü. yerinde kullanma. mantarla tapalamak. (mantarme şesinin kabuğu olan) mantar. 2. m ısır nişastası. s. kornea. buğday.

(bir dü şünce. muhabir: Does your paper have a correspondent in Paris? Gazetenizin ı? s. (pas veya kimyasal maddeden ileri gelen) çürüme. kimyasal çürümek. vetçi. 4. (kad demeti. şınma/a şındırma. and geçit. korozyon. masraflı. kozmopolit. soysuz. ahlaksızlık. rüşvet yiyen. k ıyafet. i. kosinüs. i. 2. i. oluklu (saç... s. epey pahalıya mal olmak. ğrulamak. 3. korozif. ayart i. 2. i. İng. k. f. to (biri/bir şma. evren. çok pahalı. (birini) doğru s. i. insurance and freight Costa Rica Costa Rican costly cost-of-living index costume costume ball cosy f. s. koridor. maliyet cetveli. tic. korsaj. f. hayat pahalılığı. cozy. oluklu saç. mektupla i. maliyet. bozuk. 1. çürütmek. korse. i. i. 1. 1.. teyitmadde) etmek.. evrensel. ış dolu (metin). yaşam maliyeti. maliyet fiyatı. f. korozyona u ğramak. ız olma. i. buruşmak. Kosta Rika´ya özgü. buruşturmak.. i. dehliz. kostüm. ayartma. i. güçlendirmek. 3. 2. a s. harcanan para. 4. k ırıştırmak. O yüzy ılda i. ahlak kurallarına uymayan. 1. anat. 2. mat. benzer taraf. s. kortej. 1. ahlaks ız. (to/with) (-e) uymak. 1. desteklemek. 1. cenaze alayı. 2.b.b. ş 1. do f. maliyet fiyatı. sif. 1. masraf.. Kosta Rikalı. s. That with -e uygun: It was correspondent with her Paris´te şeye) karvar şılıkm olan: century saw a lessening of Spain´s s. (bir şeyin) fiyatı (belirli bir miktar) olmak: How much does this cost? Bunun fiyat ı ne? It costs ten million liras. i. s. i. geçim indeksi.. . 2. i. Fiyatı on İ ng. 2. i. Kosta Rika. kozmetik.. jeol.´ni) pekiştirmek. yanl rü ılabilir. Kosta Rikalı. marul. göğüs veya bele taktığı) çiçek/çiçek ahlaks ınlar ın süs i. i. korozyona u ğratmak. (birini) do ğru yoldan saptırma. s. (cost) 1. (bir muhabiri influence a corresponding rise in that of Holland. s.). k ıyafet balosu. kozmonot. mektuplar.. i. k. (pas. sigortası ve navlunu ile birlikte maliyeti. korteks. 2. 2. 1. ifade v. kozmos. kâinat. korozyon. elbise.yozla rüşvet almaya haz ır. beyinzar ı. 1. benzerlik. i. 2. bak. (dili) yozla ştıolarak rma. kozmik. tekabül etmek: It corresponds with what she şey) (başka birinin/başka bir said. rüşvetçilik. fiyat. yemek. kortizon. bir malın bedeli. şm ış (dil). marul. Kosta Rika. Onun dediklerine uyuyor. -e mal olmak. 3. çürütücü. dili pahal ıya patlamak. 1. f. s.correspond correspondence correspondent corresponding corridor corroborate corrode corrosion corrosive corrugate corrugated corrugated iron corrupt corruptible corruption corsage corset cortege cortex cortisone cos cos lettuce cos/romaine lettuce cosine cosmetic cosmic cosmonaut cosmopolitan cosmos cost cost cost a bomb cost a pretty penny cost an arm and a leg cost of living cost of living cost price cost price cost sheet cost. i. dili çok pahalı olmak. karton v.

i. öksürük pastili. komisyon üyesi. avukat. f. 2. i. coun. 1. coun. (kauntırbäl´ıns) 1. . İng. çoğ. geriye do ğru saymak. Banyo yapsa iyi olur. ço i. 1.. divan. fikir. İng. 2. yüz. 1. 1. kulübe. Ancakveya birden ona kadar sayabiliyor. Kabine. sola (dönmek). 3. ters ak ıntı. marka. beyan etmek. could not. . konsey üyesi. fi i. dan ışma kurulu. rehber. k.sel. 2. i.cil. zool. dili kurul üyesi. f. z. desteklemek. Devlet Şûrası. aksine. ço i. konsey. s. 1. 2. out countdown countenance counter counter counteract counterattack counterbalance countercharge counterclockwise countercurrent i. 2. 1. yardımcı f. f. f. 2. -e güvenmek.. İng. k ıs. f. (on) (to) -i kavramak/anlamak. grup. etkisiz getirmek. (üzerine bez gerili) portatif karyola. 1. 1. zümre. belediye meclisi üyesi (kadın). öksürük. uygun bulmak. pamuklu. karşılık. s. müsamaha etmek. (hidrofil) pamuk. suçlama. ters. 2. onamak. diliıbirini (bir iş katma! on saniye içinde birden ona kadar sayarak boksörün nakavt işe ğru sayma. 3. kar koymak. paraları birer birer saymak. görünü ş. belediye meclisi. saat yelkovan ının ters yönünde. sima. kar i. -i hesaba katmak. 2. kanepe. dili bir yerde hazır bulunanları saymak. puma. bak. onama. (hidrofil) pamuk. -i beklemek. 1. aksi yönde. dili ayıyı vurmadan postunu satmak. say suçlama. f. karşı s. 1. in count s.o. f. karşı koymak.. aksi.. i. tezgâh. nasihat. 1. öğüt vermek. İng.cil. kont. k.şı -in tersine. 1. 1. coun. 2. 2. ifade etmek. yazl ık ev. belediye meclisi üyesi. don´t count me in! planlad ığı n ız katmamak: oysa beni oYou işe katmay ın! me out of that! Beni o Yapmay e) can count 1.o. çehre. councilor. geriye do2. avukat. (dava dilekçesi iddianamede sayılan) i. -e denk olmak. 1. komisyon üyesi. 1.. sayaç. uçlanmak. ğ. i. küçük ev. sayı saymak: Do you know how to count? Saymayı biliyor musun? She can only count from one to ten. sökülmek. İng. komisyon. 1. etmek. konsey üyesi. 3. f. bak.hale tersine. z. kurul. İng.ätlô´) i. karşı saldırı. argo vermek. sayfiye evi. pamuklu kumaş. ğ. denkleştirmek.önlemek. i. tavsiye. ş. ihtiyar heyeti. yüz ifadesi. Bakanlar Kurulu. i. 2. 2.cot coterie cottage cotton cotton candy cotton gin cotton wool cottonseed couch couch cougar cough cough drop cough up could could do with couldn`t council Council of Ministers Council of State councillor councilman councilor councilwoman counsel counselor counselor-at-law count count count count down count noses count on count one´s chickens before they´re hatched count out money count s. i.. ım. 1. ihtiyar heyeti üyesi. . öğüt. sayma. Felis concolor. huk. f. zıt. dili birini (bir işe) katmak: If that´s what you´re up to. öksürmek. sedir. (kaun´t ırbälıns) eş ağırlık. pamuk.. saytasvip ıcı. destek. Danıştay. avukat. -in fark ına ketenhelva. 3. k. ketenhelvas çırçır. (karşılıklı olarak) dengelemek. belediye meclisi üyesi (erkek). (to) -e şı. denk. i. i. ise iyi olur. pamuk ipliği. tasvip. nasihat vermek. i. k. i. i. 2. i.. bebek karyolası. ise fena olmaz: He could do with a bath. i. mukabil. i. görü ş. karşıt şey.men (kaun´sılmîn) i. can. 2. pamuklu. ı. k. karşı. çiğit. kurul üyesi.wom.ors-at-law (kaun´sılırz.en (kaun´sılwîmîn) i. 2. dan ışman. i. 2.

kavrama. i. incelik. countless country countryman countryside county county seat county town coup coup d´état couple coupling coupon courage courageous courageously courgette courier course court court fool court of appeals court of common pleas court of first instance court of first instance courteous courtesan courtesy courthouse courtier courtly court-martial courtroom i. zucchini. kalpazan. avlu. adliye sarayı. rota. medeni hukuk mahkemesi. s. askeri mahkemede yarg ılamak. 3. 1. sayg ılı. asliye mahkemesi. z. f. on alt ı kişi z. İng. yarg ıcılar kurulu. f. i. i. darbe. kalp. kurs (dersler dizisi). hastal v. 3. huk. ilçe. 2.try. karşı ı i. 2. 2. f.B. İng.. 1. Çocuklar hariç. huk. yurt. s. kar ı koca. i. 2. f. i. taklit etmek. 4. 1. ızla akmak. zarif. kur yapmak. ba ğlama. not counting the children. çift. mukabil. (tehlike. yi ğit. counting me. ile flört etmek. ask. ince. i. plan. bitiştirmek. kırsal. karşı gösteri. İng. yüreklilik.men (k^n´trimîn) i. (kauntırmänd´) (yeni bir emir ile) (önceki emri) iptal etmek.saray. mert. i. i. 2. i. mertçe. karşı casus. memleket.ıs 1. kontes. kontluk. ilçe merkezi. i. (tasdik için) (bir belgeye) imza atmak. cesur. ta şralı. çift. . hesaps ız. i. seyir.´ni) saray soytar huk. çiftleştirmek. 2. 3. 2. vatan. sayısı i. ahç i. kibarlık. cesaret. hükümdar ve maiyeti. kopya.. s. 2. (ku deyta´) hükümet darbesi. i. askeri mahkeme. mahkeme salonu. 4. jüri. bak. müz. yürek. ülke. nazik. i. bağlamak. taş ğ . ba i. 1. s. i. s. i. zenginlerle dü şüp kalkan fahişe. h huk. ı k mahkeme. kibar. karşılık. birleştirmek. i. ilçe merkezi. ğlant ı kurmak. yön. 2. ı. 1.. çoğ. s. f. nezaket. huk. (kaun´t tedbir. 1. arazi. 2. That´s sixteen people. tayda ş. kap. cesaretle. ilçe hükümet binası.servis. suret. huk. karşı öneri. i.. k ırsal yerler/bölgeler. taklit.. sahtesini yapmak. mahkeme binası. A. kurye. 2. hükümet darbesi. asliye mahkemesi. rmänd) iptal emri. courts-martial (kôrts´marşıl) i. ı. Ben dahil on ki şi eder. askeri darbe. i. ço i. i. pek çok. i. i. 1.. hemşeri. yatak örtüsü. sarayla ilgili. f. kupon. vatandaş. . yol. 3. gidi ş. kırsal bölgede bulunan.counterdemonstration counterespionage counterfeit counterfeiter countermand countermeasure counteroffensive counterpane counterpart counterpoint counterproposal countersign counterspy countess counting . cesaretli. f. ulak. ikinci nüsha. 1. nazik.. 1. kort. 1. hükümdar ın maiyetinde bulunan kimse. 1. coun.D. yürekli. i. kontrpuan. köpekle (av) kovalamak. raya özgü. 2. iç bahçe. 3. kalp para basmak. kar şı saldırı. mertlik. yi ğitlik. karşı casusluk. 2. sahte. i. i. istinaf mahkemesi. 1. yemek.b.. izlenen yol. dahil: That makes ten.

çekingen. TV bir konuya/olaya ayrılan yer i. yar ık. compare. imrenmek. i. yarmak. 3. hala oğlu/kızı. şaka yapmak. i. akdetmek. ızıldanmak. inek. Cover that lid. i. Certified Public Accountant. maske. 4. O tencereyi birparavana. çatlamak. yıldırmak. açgözlülük. ödleklik. I´ve got you covered! pırdama. the astrol. örtü. i. kıs lbiti. tic. 1. s. i. korkak. f. huysuz. f. ödlek. i. kur yapma. filika veya kik serdümeni. bak. şaklama. 2. elimdesin! K ı ve kapsamı. bir çeşit eroin. dümenci. yar ılmak. kapak. açıklayıcı mektup. kendini ele verebilecek şeyleri gizlemek. ı1. yüreksiz. (birinin) hatas ını/suçunu gizlemek. 2. i. (belirli bir) konu hakkında bilgi vermek. f. s. homurdanmak. i. akit. i. sözle şme. 1. ile kapatmak/kapamak: Cover the bread with a cloth. hızlı darbe. gözünü korkutmak. f. dili 1. dayı oğlu/kızı. çatlak. i. ödlek. bot. (--bed. 1. f. kapak. 2. rahat. i. k. z. mukavele. kovboy. f. (lokantaya/gece kapak k ızı. 1. cowardice. ği bir bezle ört. with ile örtmek.. k ıs. a bar ınak. cover letter. . s ığırtmaç. çatırtı. nazlı. s. İng. Kitab ı başından sonuna kadar okudu. ızlanmak. züppe. gazet. Don´t move. i. 2. s. pavurya. (giysi olarak) tulum. 3. mahcup. sigorta miktar ve zaman. Primula veris. cilveli. kuzen.. gizlemek. i. k ıs.pan s ığıwith şı l ı k. i. perde. örtü. kuzin. sindirmek. utangaç. yatak örtüsü. gizlice. 2. 1. korkup çekilmek. hoş. yengeç. 3. takılmak. korkaklık. korkak. dik yamaçlarla çevrili koy/körfez/vadi. 4. kırmak. samimi. çatlatmak. i. amca oğlu/kızı. s ıcak. örtü. f. s ıkbiti. avlu. i. 1. h ızlı gitmek. yol katetmek. h ırslı.. haris. yapaca He read the book from cover to cover. sinmek. kırılmak. kapakla Ekme nak. kas s. bak.. şaka etmek. çuhaçiçe ği. i. gizli. i. i. örtbas etmek. iç bahçe. 2. g ıpta etmek. şaka yapmak. cilt. kar kulübüne) giri ş ücreti. çaydanlık örtüsü. 5. 1. Yengeç burcu. ne yaptığını/ne ğın ı gizlemek. 2.courtship courtyard cousin cove covenant cover cover cover charge cover girl cover ground cover letter cover one´s tracks cover to cover cover up cover up for coverage coveralls covering covering letter coverlet covert covertly covet covetous covetousness cow cow coward cowardice cowardliness cowardly cowboy cower cowslip coxcomb coxswain coy cozy cp CPA Crab crab crab louse crabby crack crack a joke crack a joke i. teyze oğlu/kızı. den. s. çarpma. i. sözleşmek. açgözlü. 2. --bing) m ızırdanmak. i. örtülü. göz dikmek..

beşik. sürünmek. mum boya ile resim yapmak. gürleme. s. . 1. krankla hareket ettirmek. (arabayı) kazada paramparça kaza i. zanaatçı. dalkavukluk etmek. 1. tıkıştırmak. kurnazca. yemek. çatlak. dili garip fikirleri olan kimse. f. i. tekne. krepon. sınırlandırmak. keçiyemişi. 2. 2. --ping) argo s ıçmak. k. kravl. (--ped. İng. hareket ettirmek. gök gürültüsü. 3. crayfish. kulaçlama yüzü ş. 1. karavide. oynatmak. k. çatlak. 2.. i. zanaatç ılık. Astacus fluviatilis. -e can atmak. çatırdamak. (uçak) zorunlu iniş yapmak. 3. f. hızla f. büyük bir gürültü. çift zarla oynanan bir oyun. maçuna. el sanat ı. nç. 1. kask. özlem. i. f. ı k. incelikten yoksun. 1. gemiler. İng. 2. 1. krank.yap 4. garip.. 1. krater. olarak) i. pastel. çıtırtı. (--med. dili 1. tuhaf. ımında kullan ılan kaba bez. 2. 2. pastel.crack down crack up crackdown cracked cracked wheat cracker crackle cradle craft craftily craftiness craftsman craftsmanship crafty crag cram cramp cramp cranberry crane crank crank up crankshaft cranky cranny crap crape craps crash crash crash course crash diet crash helmet crash of thunder crash repairs crash the gate crash-land crass crate crater crave craving crawfish crawl crawl stroke crayfish crayon (on) k. şeytanca. 1. ––ed with The rock crawled with insects. gülmekten kat ılmak. zanaat. (kaza sonucu gelen büyük iflas. s ıkramp.. vazgeçip sert davranmaya ba ş 1. dili delirmek. f. i. görgüsüz. bilg. sürünme. kaba. kas ı i. mak. kasılmak. yabanmersini. izinsiz/davetsiz girmek/kat ılmak. zool. 1. vinç. bisküvi. şiddetli arzu. mum boya ile yap ılan resim. havlu ve perde yoğun kurs. istirham etmek. i. ters. zool. z. crafts. çatırtı. s. k. şangırtı. sıkıştırmak. f. 2. f. deli. ücret vermeden girmek. turna.. i. huysuz. (hareketi/geli şimi) kısıtlamak. k. s. f. --ming) 1. tıka basa nav öncesi ineklemek. hüner. kenet. 2. çok istemek. emekleme. i. için) -ingeçirmek. i. hilekâr. t ıkmak. kasa. 2. mum boya. f. i. dili (motoru/makineyi) fayrap etmek. zanaatkâr. aldatmakta usta olan. müsamaha etmekten lamak. rica etmek. i. şeytan. (son vermek için) -in üstüne gitmek. i. 3. 1. 1. -e içi gitmek. bak. 2. kol.men (kräfts´mîn) i. vermek4. 2. i. i. bomban ın açtığı çukur. 1. f. i. kurnazlık. mengene. i. şiddetli karın ağrısı. çatlak. sarp kayalık. krank mili. i. dili (son etmek. argo bok. i. sıkı rejim. 1. tıkınmak. 2. yarık. kurnaz. i. çoğ. kerevit. kerevides. beşiğe yatırmak. eksantrik. i. (boynunu) uzatmak. i. i. üstüne gitme.. k. kraker. tatl ısuıstakozu. f. kasalamak. s. Taşın üstünde böcekler kayn ıyordu. sandık. 2. ar ıza. gemi. araba kazası. dili kaç yarma buğday. f. 2. kasmak. i.. 1. acayip. manivela. f. sandıklamak. 2. vinçle kald ırmak. i. f. 2. emeklemek. i. karoser tamiratı.

5. with credit to creditor credulity credulous creed creek creel creep f. beyaz tartar. f. kaymak. z. 1. yapmak. i. sevilmeyen birinde (olumlu bir niteli ğin olduğunu) kabul etmek. puan. pli. f. kat yeri. i. deli. yuva. sütlük. You´re a credit to your parents. i. 3.. en iyisi. bir tür krem tartar. mucit. yarat ılış. yaratma. çılgınca. olu şturmak. 4. kredi kartı. Annen baban seninle iftihar edebilir. grubun felsefesini yans koy. 4. kimliği gösteren belgeler. sessizce gitmek/hareket etmek. i. buru şmak. itimat. İng. delice. yaratan. çizgi. 1. kreş. iyisi. delilik.o. çoğ.meydana buruşturmak. kâinat. bir dinin temel ilkelerini içeren ifade. i. itimat. i. . 2. i. kredi de ğerlendirmesi. gıcırtı. i. i. kremal ı tatlı. i.2.. kredi açan kimse/kuruluş. öz. matlup bakiyesi. getirmek. 1. emniyet. bir miktar parayı birinin hesabına geçirmek. geçici moda. i. the Yaradan. güvenirlik. saf. yaratıcı. k ırma 3. kreatör. i. 1. evren. birinin veya bir ıtanküçük ilkeler. z. sayg ınlık. 1. argo k ıl/gıcık/pis herif. kreasyon. i. kredi limiti. ürpermek. ç ılgınlık. 1. f. yaratıcılık. (crept) 1. i. yaratmak. 3.´s account credit and debit credit balance credit card credit line credit rating credit s. sin. sürünmek. alacaklı.o. amentü. 3. güvenilirlik. i. her şeye inanan. 1. emeklemek. f. yumu krem şrengi. aç ık ak beyaz peynir. (ufak sürahi biçiminde) sütlük. s. çıldırtmak. 2. pasta. tic. 1. 2. yaratıcı bir şekilde. Tanr ı. 2. güvenilir. krema. en bej. (merhem olarak) krem. dere.craze crazily craziness crazy creak cream cream cheese cream of tartar cream of tartar cream of the crop cream of the crop cream pitcher cream sauce creamer creamery creamy crease create creation creative creatively creativity Creator creator creature crèche credence credentials credibility credible credit credit credit an amount to s. s. katlanmak. i. 5. tic. inanılır. kaymak kıvamında olan. i. Allah. i. çocuk yuvası. 2. i. 3. kaymaklı. s. her şeye inanma. yaratık. saflık. krem tartar. i. k ırma. yaratı. alacak ve verecek. gıcırdamak. kat. kaymak gibi. tic. körfez. yaratıcı. 2. uyuz karı. 2. sütçü dükkân ı. tic. 2. kredi. 3. 2. mahluk. güven. i. (üniversitede ders geçme sonucunda verilen) kredi. i. tic. ço ğ. buruşuk. tic. beyaz sos. yapmak. süthane. s. i. 1. f. bir şeyin en âlâsı. kaç ık. s. itibar. çay. güven. çılgın. balık sepeti. ütü çizgisi. 3..

i. c ırcırböceği. ceza hukuku. /dalga için) tepe. Kırım´a özgü. 2. 1. kriminoloji.. i. büyük yar ık. İng. i. 2.ma. s. topal. 2. çalmak. i. çatlak. (ölüyü) yakmak. kesi ğ. ceza kanunu.ınavda (--bed. kızıl. s. 2. i. i. ıtopal. (s ınavda) şı rmak. kriz. s. yaltaklanmak. ölüyü yakma. kırışık. (mi ğfere takılan) sorguç. 2. Gryllus. sakat etmek. ağır ceza mahkemesi. tere. s. krepon kâ ğıdı. 1. cre. alabros tıraş. 2. ölçüt.. 1. fesrengi. çaprazlama kesişen doğrular. kusur bulmaya meyilli. 4. . bot.ses (kray´siz) i. suçlu. bak. 1. . ar ızalı. f. kırışmak. taptaze ve sulu (meyve/sebze). İng. buruşturmak.. 3. Crucifer. k ıvrım. nöbet. hilal şeklinde. kusur bulmak amac ıyla söylenen/yap ılan. gevrek. (bir parça) cips. 2. i.. k ıstas. s. yemlik. olumsuz noktalar üzerinde duran kimse.a (kraytîr´iy ı) 2. ayça. gevrekleşmek. creep. 1. i. 3. tayfa.to. i. 1. i. i. tenkitçi. 2. ço i. tenkitçi. f. krematoryum. i.. 1. 2. 4. tepe. kösteklemek. k i.kopya --bing) 1. yılgş i. i. spor kriket. (yanlar ı yüksek) bebek karyolası. tıb. kötürüm. zool. 1. mürettebat. s. sakat. suça ait. kopya çekmek için hazırlanan kopya kâğıdı. the İslam âlemi. i. sorguç.ri. 2. sürüngen bitki. f. s. çaprazlama en doğrular çizmek. bak. ekip. sakatlamak.te. i. s kopya çekmek.. çoğ. 3. çekmek için haz ırlanan kopyakopya kâğıdıetmek. i. buhran. cri. (dağ için) sırt. dalga.a (krim ıtor´iyı)/--s (krim ıtor´iyımz) i. kıvırmak. tutulma. çoğ. kriminolog. krep. Kırım. i. 2. sinmek. s. (yoku ın. i. sakat. 1. kırıştırmak. çaprazlama gidip gelmek.ri. hilal. tahıl ambarı. nda) sebzelik. buz yarığı. 3. değerlendirme amacıyla yapılan. buruşukluk. yarık.creep up on creeper cremate cremation crematorium crepe crepe paper crept Crescent crescent cress crest crestfallen crevasse crevice crew crew crew cut crib crib crib sheet crick cricket cricket crime Crimea Crimean criminal criminal code criminal court criminal law criminologist criminology crimp crimson cringe crinkle cripple crippled crisis crisp crisper crispy crisscross criterion critic critical -e hissettirmeden yakla şmak. kritik. f. i. 2. rışıklık.. kriter. taptaze ve sulu (meyve/sebze). kriz. 4. bunalım. kuru ve so ğuk (hava). kas ılma. f. koyu k ırmızı. korkuyla çekilmek. asker tıraşı. dalgalandırmak. a ınavda s i. süngüsü düşük. günah.. suç. s. f. çabuk ve ıkendinden emin. ibik. 1. 1. gevrek. f. hotoz. 1. crow.şcri. 1. i. suçbilim. ele ştirmen. tepelik. i. i. f. eleştirel. buruşmak. suçbilimci. 2. f. f. tak ım. ac ımaya yol açacak kötü davranış. i. çaprazlama kesişen. i. (buzdolab s. cürüm.

. çiğdem. s. s. timsah gözyaşları. k. bak. ürün. 2. 2. tenkit. 2. i. 2. tığ. bot. (cross. H ırvat. mdoland i. 1. 1. i. 2. ile kavga etmek. virajl ı. 1. çarp düzenbaz. haç çıkarmak. 1. i. i. hilekâr. 2. i. kroşe yapmak. 1. tığ. f. çoban de ğneği. f. kritik. binici k ırbacı. sağlamasını yapmak. i. Kar ış. dili içindedalavereci. üstünü çizerek iptal etmek. kayak krosu. cross one´s arms cross one´s fingers cross one´s legs cross one´s mind cross out cross section cross swords cross swords with cross the Rubicon crossbar crossbred crossbreed crosscheck cross-country cross-country skiing cross-examine nazik nokta. üçkâ ğısesle tçı. kurba ğa sesi. s. tığla işlenen dantel. çarmıh.. 2. 2.bred) melezlemek. i. i. f.. ele ştiri. İsa´nın çarmıhta ölümü. mat. melez. Crocus. ile çekişmek. 3. tenkit. kesmek. üçkâ ri. İng. sorguya çekmek. değerini belirtmek için -i incelemek. ters. cavlamak. mahsul. aksi.bir kayak krosu. (kontrolden geçirilmi ş bir şeyi) kontrol etmek. kesip kısaltmak. ıstavroz çıkarmak. melez. Hırvatça. Croatian. ğı. ülkeyi baştan başa kateden. the 1. ıstavroz. H ırvatistan. k. 2. kıvrım.critical point criticise criticism criticize critique croak Croat Croatia Croatian crochet crochet hook crochet needle crockery crocodile crocodile tears crocus croissant crone crony crook crooked croon crop crop crop up Cross cross cross cross cross my heart cross o. i. 1. ayak ayak üstüne atmak. 1. 3. f. sapı kıvrık baston. criticize. 3. 3. tenkit etmek. kros. zool. gak. 3. 1. f. i. (--ped. k ır koşusu. kar şıdan karşıya geçmek. i. kıvırmak. karalamak. 1. eleştiri. kros kayağı. kursak. ayçöreği. öfkeli. f. ağız kavgası etmek. tığ ile işlemek. ele ştirmek. ık. kızg ın. 2. k. f. 2. --ping) k ırkmak. vırak. kırpmak. madrabaz. (with) (biriyle) atışmak. sürgü. kafadar. (iş). -i geçmek: Look both şıdan kar şıgeminin/uça ya geçmeden önce iki ways before crossing the street. 4. 2. kritik nokta. Haç (Hristiyanlığın simgesi). uçtan öbür uca. f. -in olumsuz noktalar ı üzerinde durmak. Hz. i. tığ işi. kusur bulma. alçak şarkı söylemek. 1. 2. 1.. i. timsah. olan. 4. i. melez. dili dolandırıcı. yak ın arkadaş.. kollarını kavuşturmak. şans dilemek. put. -i tenkit etmek. huysuzlanm ı r ı esen (rüzgâr). gaklama sesi. bak. rekolte.. gaklamak. f. 1. silmek. -de kusur bulmak. çanak çömlek. asa. ğı eğ ırıcı. f. i. dönülmeyecek bir karar vermek. kros kayaz. çaprazlamak. haç. i. i. hilekâr. kesit. dili ırıldanmak. aklından geçmek. birdenbire olu şmak/ortaya çıkmak. argo cartayı çekmek. sahte gözya şları. cefa.s. ekin. kol demiri. çaprazlamak. kroşe. ğın rotas ına s. tç ı. bacak bacak üstüne atmak. ayk vallahi. kocakar ı. bir dalavere hileli bükmek. f. hatırına gelmek. düzenbaz. çapraz işareti. s. i. 2. vıraklamak. çile. i. 1. ölmek.

3. dörtlük nota. bulmaca. i. zerre. zool. petrol. sava . 1. (kitapta) gönderme. 1. zulüm. buruşmak. 2. 3. çat seferi. geçiş. hükümdar. doldurmak. kruvazör. 1. doluşmak. k. i. s. çok diştac s. dolanmak. 2. ufalanmak. 1. f. kabalık. çökmek. 2. 2. ac ımasız. şaşı. k ırıntı. f. 1. çarm ıha gerilmiş İsa heykeli. buru şturmak. 1. ezmek. ham. sit cross-legged. taç. 3. yan yol. dörtyol. (horoz) ötmek. 1. 2. karga. katır kutur yemek. 1. hükümdarl ık. taç giydirmek. i. s ıkıştırarak çıkarmak. harap olmak. 1. d ırdırcı. 1. 4. i. f. çömelmek. kav şak. 3. 1. İng. dışarıya itelemek. insafsızca. kırışmak. (--ed/İng. ı. terz. ufalamak. din uğruna yapılan ş. 5. i. (polis. 2. 1. 2. kritik. kron (para birimi). Corvus. çat ırdamak. z. 2. acayip. i. ç ıtır çıtır yemek. tepesini 6. -e doluşmak. yaya geçidi. 1. aynı hızla uzunca bir süre gitmek. f. ac ımasızlık. sıkıştırmak. garip dü şünce. haçl m. İsa´nın çarmıhta ölümünü gösteren resim. f. 3. f. çömelme. kabaca. 3. 2. 2. 2. f. can alıcı. 3. i. 1. 4. dönüm noktası. toplanmak. ı f. 1. diş çi. üstünkörü yapılmış. 2. ara yol. s. at cross-purpose. ac ımasızca. kalabalık. kuron. 1. ufalamak. 1. i. dayanılmaz. ırtı ıile ezmek. pantolon . un ufak olmak. i. i.cihat. çökmek. i. manivela. kaba. bak. i. f.ı. ezme. polis arabası) (etrafı kolaçan dola i. önemli. 2.cross-eyed crossing cross-legged cross-purpose cross-reference crossroad crossroads crosswalk crosswise crossword puzzle crossword puzzle crotch crotchet crotchety crouch croup croupier crouton crow crow crowbar crowd crowd into crowd out crowded crown crucial crucifix crucifixion crucify crude crude oil crudely crudeness cruel cruelly cruelty cruise cruiser crumb crumble crumple crunch crusade crusader crush crush s. şmak. krup hastalığı. Hz. 1. s. tamamlamak. krüsifi. i. 2. i. şı Haçl f. 2. f. s. zalim.. krupiye. acı. çarm ıha germek. bulmaca. 1. i. 2. (gemiyle) dolaşmak. geçit. crew) 1. derme çatma. dal ile gövdenin birle ştiği yer. i. 3. bir davan ın şı hararetli taraftar ı. tuhaflık. (over) (-den dolayı) çok sevinmek. parçalanmak. ar ıtılmamış. i. i. yaya geçidi. kalabalık. izdiham. i. hart hurt yemek. ağı i. boğak. çarm ıha germe. . 2. ekmek içi. kald ıraç. 1. zalimce. (çorbaya konulan) küp biçiminde do ğranmış kızarmış ekmek. 2. i. 3. i. 3. 2. gezinmek. 2. i. ham ham petrol. i. parça.sava çatırt 2. çapraz. f. against -e kar savaşım vermek. geçiş yeri. 2. kırıştırmak. ekmek kırıntısı. s. 1. birikmek. çaprazlama. kasık. z. anat. kampanya. i. i. (birine) yer bırakmamak. dili güç durum. kıtır kıtır yemek. huysuz. tepe. levye. baş. z. tuhaf.bak. 7. z. dörtlük. kalabalık. çatal.

1. Kübalı. 2. s. gizli. huysuz. gizemli. geom. hıyar. boynuzlanm ış koca. --bing) yavrulamak. İng. s ıra. s. küp. aksi. -e sokulup sar ılmak.´s shoulder cry one´s heart out cry out cry out against cry out for cry quits cry wolf crypt cryptic crystal crystalline crystallise crystallize cu cub cub scout Cuba Cuban cubbyhole cube cube sugar cube sugar cubic cubic centimeter cubic foot cubic inch cubic meter cubical cubicle cuckold cuckoo cuckoo clock cucumber cud cuddle cuddle up cuddle up to cudgel cue i. . bilardo isteka. f. kabukla ğu. ekmek kabu ğu. 1. 2. yerkabukaplamak. leader. yavrukurt. ağı (hayvana ait) ses. kripta. i. kesmeşeker. billurla ştırmak. sopalamak. yalandan imdat istemek. Cuculus canorus. 2. 1. kuyruk. feryat. s. (yazıhanede/dolapta) önü açık ufak göz. i. 1. deli. koltuk de ğneği. 2. küp biçiminde kesmek. kriptos. i. -e sokulup yaslanmak.. s. inç küp (16. s. şifreli. kesmeşeker. yavru (tilki/ayı/aslan). 2. 2.. i. 1. -e karşı yüksek sesle protestoda bulunmak. s. f. 2. dönüm noktas ı. 1. hücre. haykırış.. yeter artık demek.o. i. Küba´ya özgü. kabin. 1. 1.028 m3). Kübalı. 1. kapal ı. crystallize. guguklu saat. berrak. gugukku şu. (kocasını) boynuzlamak. 2. küp biçiminde nesne. 1. s. kabuklu (hayvan). santimetre küp. billurdan yap ılmış. geviş. küp biçiminde. odac ık. (bir sayının) kübünü almak. (hayvan) bağırmak. 2. guguk. çözülmesi zor sorun/durum.. i. f. kristal. kabine. i. kabuk bağlamak. bak. 2. salatalık. kabuklu. odac ık. cry for. billur. k ıs. (birbirine) sokulmak. mat. hüngür hüngür a ğlamak.. örtülü. kritik an. i. 2. 2. bağırmak. i.4 cm3). i. (--bed. i. noktas lamak. argo kaçık. f. haykırı. kuca ğına alıp okşamak. Küba. 1. metre küp. 3. birine dert ülkenin yanmak. 1.. kabuk. 3. destek. f. f. sopa. boynuzlu koca. 1. billurlaşmak. f. 1. i. mim.crust crust of the earth crustacean crusty crutch crux cry cry for cry on s. 2. çomak. cubic. i. sopa atmak. 1. s. küp. bak. zool. kristal. ayak küp (. i. i. i. Küba. mat. kübik. yalandan imdat diye ba ğırmak. i. 2. f. Bu bir lidere büyük bir ihtiyac ı var. (birbirine/birine) sokulmak. püf . küpşeker. -e çok ihtiyac ı olmak: This country is crying for a -i çok gerektirmek. billur gibi. 2. sopa çekmek. küp şeker. f. i. 1.. kabuklanmak. kübik. 2. saat cam ı.

yetiştirme. i. i. kültürlü. kaba 1. i. hacamat yapmak. biyol. kurnaz. 1. şeytanlık. f.. . 1. işlenmiş (toprak). (biriyle) kurmaya çal ışmak. ağır. mikrop üretmek. kültür şoku. doru ş. oyuncunun sözü arkada şına bırakmadan önceki son söz veya hareketi. yemekte/mutfakta kullanılan. hin. (--ped. kadeh. (tarlayı) sürmek. gem zinciri. kültür. kültürel. 2. sonuç. 2. i. kültive inci. avuçlarını bitiştirerek çanak gibi açmak. 3.. s. stajyer papaz. kümebulut. birikmi ş. elverişsiz. şeytan. 1. 1. i. noktaya varmak. dolap. tokat atmak. 2. 3. 1. 236 cm3. fincan. spor kupa. dostluk dostluk kurmaya çalışmak. 1. kurnazlık. f. it herif. kolluk. 3. iyile şebilir. --ping) şişe çekmek. ile son bulmak. yetiştirmek. hâkim olmak. mücrim. ufak kubbe. kabahat. kültür yapmak. İng. engel. görgülü. it. kültür. s. bak. fren. hantal. yemek pişirme ile ilgili. hırs. (topra ğı) işleme. i. 3. sille. suçluluk. 2. it. en yüksek nokta. 1. tiy. tedavi edilebilir. kupa. yetiştirilebilir. vantuz çekmek. kupa galibi. litrenin dörtte biri. i. kusurlu. çıkmaz sokak. kullan ışsız. yemek pişirme sanatı. sufle etmek. kültürlü. 1. i. suçlu. *siki şme. yetiştirici. i. kıcı. 2. i. i. 1. ile sona ermek. 2. s. 3. 4. yetiştirme. kol düğmesi.cue cue ball cuff cuff link cuisine cul-de-sac culinary culminate culmination culottes culpability culpable culprit cult cultivable cultivatable cultivate cultivate a friendship cultivated cultivation cultivator cultural culture culture gap culture shock cultured cultured pearl cumbersome cumin cumulative cumulus cuneiform cunning cunt cup cup cup final cup one´s hands cup winner cupboard cupidity cupola cur curable curate curator curb i. s. 4. 2. i. cultivable. i. son. 2. f. geliştirmek. kol a ğzı. kültür. 2. mutfak. pantolon-etek. çiviyazısı. kusur. kabahatli. 3. s.. s. 4. geliştirme. kupa finali. f. 2. 1. i. kald ırımın kenar taşı. frenlemek. tokat. bilardo topu. s. f. 2. döküm oca ğı. tamah. 1. mutfakla ilgili. ekici. i. s.. sokak köpe ği. şirin. sevimli. 2. f. biti i. zirve. geliştirme. i. birikerek artan. 4. 1. 2. sıkimyon. i. manşet. s. i. doruk. i. 1. laboratuvarda kültür fark ı. 2. görgü. ekilebilir. tokatlamak. müze/kütüphane müdürü. zaptetmek. (toprağı) işlemek. s. havaleli. i. i. 2. yüklük. f. i. 1. yenmek. bardak. tutmak. tarım. durdurmak. en yüksek ğuna yükselmek. kült. *am. sufle. s. in ile sonuçlanmak. suluk. lenduha gibi. i. kümülatif. açgözlülük.

z. perde rayı. cari. sövme. merak. eğrilik. nakit. aktüel. i. cari hesap. kür. 3.b. 2. lor. ilenmek. 1. bugünlerde. pıhtılaştırmak. sürüm. s. cari hesap. dili deh şete düşürmek. bigudi. nakit para. şifa vermek. halen. küfür. i. i. ı. lanetlenmi beddua. lanet. 2. i. güncel olaylar. i. -e çözüm getirmek. melun. garip. ş. reverans yapmak. -e çare bulmak. i. azaltmak.. nadir şey. f. kürsör. i. i. kıvır kıvır. 1.curd curd cheese curdle curdle one´s blood cure cure curfew curiosity curiosity shop curious curl curl one´s hair curl up curler curling iron curly currant currency current current current account current account current events current expenses current market rate current price currently curriculum curriculum vitae curry curry curry favor with curry favor with curry powder currycomb curse cursed cursed cursor cursory curt curtail curtain curtain ring curtain rod curtsy curvature i. f. reverans. bükülmek. geçerlik. s. sağaltmak. f. derman. eğrilme. 1. k. çare. ilaç. ilenç. 1. sövmek. dili yüreğini oynatmak. f. 1. bükmek. cereyan. tedavi. zerdeçal v. lanet etmek. bukle. korkutmak. f. gelişigüzel. kuşüzümü. i. 1. kanını dondurmak. 2. pıhtılaşmak. 1. yürürlükte olan. cari fiyat. iyile ştirmek. tütsülemek. tedavül. frenküzümü. s. üstünkörü. sürüm de ğeri. baharat karışımı. sokağa ç i. bukle yapmak. s. 2. 2. dili -e yaranmak. tuzlamak. kurutmak. kaşağı. bilg. k ını k ıvırmak. perde. k ıvrım. 2. f. tuhaf. lor peyniri. imleç. s. perde halkas ı. beddua etmek. 1. 1. i. 1. sa ğaltım. s.sövgü. büklüm. k. akıntı. müfredat program ı. güncel. bela. yaltaklanarak (birinin) gözüne girmeye çal ışmak. acayip. 2. para. 2. 2. f. 2. sövüp saymak. 3. küfretmek. kıvırmak. i. kesilmek. 4. 1. 3. özgeçmiş. . 2. körolas s. şifa. perdelemek. 2. lüle. tic. korniş. f. günlük giderler. yaltaklanarak (birinin) gözüne girmeye çal ışmak. rayiç. tımar etmek. ışıklı gösterge. tuhaf şey. meraklı. ilenme. kesmik. saç k ıvrılmak. bugünkü. 2. i. ıkma yasa ğı. toz haline getirilmiş kimyon. 1. piyasa fiyat ı. şimdiki. lanetli. revaç. ters ve k ısa (söz). k. i. geçer. ak ım. k ısaltmak. i. hediyelik e şya dükkânı. kişniş. tedavi etmek. 1. k ıvırcık. kesmek. i. şu anda. günlük masraflar. kaşağılamak. ıvr ılmak. saç maşası.

. dili önemi/etkisi olmamak.b. 1. (kasaplık hayvanın gövdesinden belirli bir şekilde kesilen) et parçası. go off half-cocked k. k. azaltmak. from (bir yerden/gruptan) ayr ılmak. 3. (bir işte) kestirme yollara başvurmak. kapıcı. dili en kolay ve en ucuz yollara ba şvurarak yapmak. koruyucu. k. f. parça. i. 1. ız. kesmek. 6. âdet. kıvrılmak. (çocuk) diş çıkarmak. 1. bir darbenin hızını kesen tampon. 2. kesim. 3. -i kesmek. s. hem lehine. k. konferans v. 2. k. 1.´ni) ş. biçmek. k. 3. k. k. biçim. küfür. yakas kesmek. küfretmek. dili gayrete gelmek. pay. içkiyi suland ırmak. i. eğri. kesilmi k. kesme cam. krem karamele ı. gelenek. bilardo ının lastikli iç kenarı. 5. go halves yarı yarıya bölüşmek. k. eğilmek. i. yarıya bölmek. 2. baskı v. 1. 2. dili gâvura k ızıp oruç bozmak. dili sövmek. bükmek. eski bir giysiden (yeni bir şey) yapmak. ısmarlama. kesme. koruma. yastık. -i azaltmak. minder. kesinti. eğmek. i. 2. 2. 1.curve curve cushion cuspid cuss custard custodian custody custom customary customary usage customer custom-made customs customshouse cut cut cut cut a big/wide swath cut a tooth cut a tooth cut across cut across all boundaries cut an alcoholic drink with water cut and run cut back cut both ways cut corners cut corners cut down a piece of clothing into cut down a tree cut down on cut glass cut in cut in half/cut into halves cut in on cut into Cut it out! cut loose cut loose cut no ice cut no ice cut of meat cut off cut off one´s nose to spite one´s face cut off one´s nose to spite one´s face cut one´s nails to the quick i. i. 3. sorumlu kimse. muhaf i. hafifletmek. It set my teeth on edge. 2. köpekdi f. (birinin) sözünü kesmek. 1. müşteri. araya girmek. geçirmek 4. 2. dili 1. çok dikkat çekmek. 2.8.. geri dönmek. dili 1. s. 4. âdet olan. hem aleyhine olmak. (cut. dili önemli olmamak. Dişlerimi kamaştırdı. kesik. f. kristal. kıvırmak. kesilmek: This stone easily. (denetim. ilişkiyiın k. dili yeterince -i azaltmak. bırakıp kaçmak. dili Yapma!/B ırak! 1. 1. fason.´nden) ı kurtarmak/sıyırmak. 3. k. kesmek. --ting) 1. vesayet. 2. yolazaltmak. için aç ılan yar. gümrük. s. 2. (bir müşterinin yaptığı) alışveriş. (ders. kesip k ısaltmak. dili gâvura k ızıp oruç bozmak. do a thing by halves bir işi yarımyamalak yapmak. -i azaltmak. sınır tanımamak. altına/arkasına masas şi. kesim. indirim. al ışkanlık. kıvrım. i. mutat. azaltmak. 1. şeker ve yumurta ile hazırlanan bir sos. Bu ta ş kolayca kesiliyor. gümrük. 2. . herif. f. kavis.b. kestirmeden gitmek.yarma. cuts kesik. süt. çok nüfuzlu olmak. alışılmış. 1. tırnaklarını dibine kadar kesmek. ağaç kesmek. dili hisse. 2. 2. dilim. sövgü. aşka gelmek. i. i. itiyat. 5. i. 3. diş çıkarmak. 7. bükülmek. viraj. gözetim. gümrük resmi. âdet. 3. benzeyen bir tatl i. k.

o. 2. 3. s. bot. silindirsel. ız. dili içine işlemek. dili kendi kendine zarar vermek. 1. tırnakların etrafını çevreleyen deri.o. i. i. indirimli mal satan. i. yaklaşık 50 kg. 1. k ısa kesmek.o. s. i. keskin. k. dili -i kesmek. s. 1. . anat.. do ğramak. cutters makas ıya. acı. tenzilatlı. i. A. birini (ac ı sözlerle) derinden yaralamak. azaltma. argo kârı paylaşmak. i.o. motosiklet. 2.5 kg. devir. kinizm. s. Sepia. s.. i.D. silindirik. 3. siklon. into slices cut short cut the ground (out) from under one´s feet cut the ground from under s. 2. indirimli. üstderi. 3. off cut s. 3. kesici alet. sona erme tarihi. incitici. 1. dönme.B. 1. i. i. kasap. 2. selvi. çatal b ıçak takımı. 1. i.o. buhurumeryem. motosikletçi. katil. müz. kesim. servi. 1. 1. elek. İng. niteliksiz. s. siklamen. Kıbrıslı. 2. k. kotra. kesme. indirimli mal satan. kestirme yol. k.t. 1. sinik. eksiltme. bot. s. şaklaban. 3.. şakacı. Cyclamen. sin. 2. Cypriot. içini yakmak. (belirli bir şeyi) kesen kimse. i. i. aşı kalemi. down cut s. 2. kibernetik. den. Kıbrıs´a özgü. 2.cut one´s own throat cut out cut s. i. birinin yolunu kesmek. büyük zil. Kıbrıs. b birini öldürmek. bahç. k. k ırzool. kiklon. 2. birinin savundu ğu noktaları çürütmek. 45. (of an automobile) sol yapmak. Kıbrıslı. sinik. kesinti. k ıyastel i. 100 libre. i. k ıs. i. sert (rüzgâr). bisikletçi. i. siyanür. ıcı (söz). kinik. i. 2. birine miras olarak on para/hiç para b ırakmamak. acı... Kıbrıs. kinik. i. bir şeyi dilim dilim kesmek. sibernetik. tav şankulağı. kotlet. dili şaklabanlık yapmak. hundredweight 1. birinin laf ını kesmek. 2. i. (giysi) biçmek. i. 1. bindi ği dalı kesmek. 2. i.. -i ırakmak. to the quick cut s. silindir. f.. bisiklet. dönü ş. isim belirten sonek: fluency ak ıcılık.eyler 1. sona erme noktas ı. -i kesmek. s. bir şeyi dilimlemek. kalitesiz. sinizm. devre. sa ğ yapmak. dili şirin. acı vermek. (birinin) dayanak noktalar ını çürütmek.´s feet cut the melon cut the wheels cut to the quick cut up cutback cute cuticle cutlery cutlet cutoff cutoff point cut-price cut-rate cutter cutthroat cutting cuttlefish cutup cwt -cy cyanide cybernetics cyclamen cycle cyclist cyclone cylinder cylindrical cymbal cynic cynical cynicism cypress Cyprian Cypriot Cyprus Cyrillic k. indirimli. 1. bisiklete binmek. komik ş yapmak. geriye dönü ş. tenzilatlı.. cani. s. kesiş. Cupressus. 2. parça parça kesmek. 1. 2. kesici: wire ı. sevimli. bak. i. 112 libre. mürekkepbal i. amans s. short cut s.. ığı. -i kesip ç ıkarmak. sin.

Çekçe. huk. oyalanmak. kafadan kontak.. in ile amatörce uğraşmak.. d D. İngiliz alfabesinin dördüncü harfi. Beninese. i. f. bozmak. daughter. su bendi. 1. 2. İngiliz alfabesinin dördüncü harfi. i. zarar. dili masraf. Çekoslovakya. days. -i bast ırmak. tazminat. Beninese. babac ığım. d DA da dab dabble dabbler dachshund dad daddy daddy-longlegs daffodil daft dagger dahlia Dahoman Dahomean Dahomey Dahomeyan daily daintily daintiness dainty dairy dairy cattle dairy farm dairy products dairyman daisy dale dally dally away dally with dam dam up damage damages Kiril alfabesi. k. i. fiyat.. 1. i. her gün. Çek. re notası. hafif vuru ş.. Department. tar. bir işe heves duyup girişme eğiliminde olan kimse. Beninese. tıb.. fulya. Çekoslovak.. bak. süt ürünleri. 1. tipula sine ği..y. ziyan. diameter. --bing) hafifçe vurmak. deli. cilveleşmek. sütçü. hasar yapmak. Dutch. i. nazik. i. f. -i frenlemek. 1. i. tar. bak. i. 2. k ıs. D.. 2. i. hasar. titiz. District Attorney. f. küçük vadi. 2. s.. i. zarafetle. i. dili baba. zarif. i. zool. müz. i. (--bed. 1. --ming) -e set çekmek. bak. s. i. dead. zarar vermek. bak. nezaket. i. çoğ. set.. sütçü dükkânı. dokunma. tar. su serpmek.. s. s. tar.Cyrillic alphabet cyst cystitis czar Czech Czechoslovak Czechoslovakia Czechoslovakian D d D. gündelik gazete. zerrin. Doctor. baraj.. narin. vakit öldürmek. dair. çar. titizlik. nergis. amatör. 1. gündelikçi (hizmetçi). i. tıb. mandıra. i. day(s). hançer. kaç ık. 1. s. i.. Çekoslovakyal k ıs. 2. 2. D. 2. kama. kist. 2. s. zarafet. babac ığım. 1. saçma. ı. i. (--med. f. 2. . Benin. 2. i. December.. sağmal inekler. Çekoslovak. s. dokunmak. papatya. k. z. k. bak. i. 1. i.. day.. i. Czechoslovakian. i.men (der´imîn) i. died. Çekoslovakyalı. i. mand ıra. oynaşmak. süthane. yıldızçiçeği. İng. hevesli. i. dili baba.. f. vakit öldürmek.. Dahlia. i. date. 1. günlük.. bot. daughter. haylazl ık etmek. k ıs. s.. sistit. i. mastı. 1.. i. s. 2. gündelik. z. i. hafifçe ıslatmak. k ıs.

ınemlendirmek. s. s. bot. nemlendirmek. s. 2. koyula ık. oynatmak. dans etmek. f. karartmak. Şam. (titre şimi) f. 2. lanet. i. s. 1. 2. çapraşık. i. z. kalk ışmak. kaçırmak: dampen s. yaş. 1. 1. cehennem cezas ı. as ılı durup sallanmak. söndürmek. zıplatmak. 2. Biliyorsam kahrolayım. 2. argo kad ın. benekli hayvan. 3. hamle. Lanet olsun! i. 2. fırlama. i. raks. dansör. 4. s. rutubetli. dans ettirmek. s. en acayip. 1. çok. foto. 2. Danimarka. cici. 3. ıslatmak. karanl i. lı kadın. . lanetli. i. gölge. konak. zarif. atmak. s. i. ho ş. beneklemek.. benek. i. 1. 3. sevgili. hoplatmak. 2. 3. kepek. rutubetli. rutubet. grizu. 4. slanmak. i. dansç ı. karahindiba. i. 1. i. i. latmak. harika. . rutubet. 2. s. 3. s. balo. f. gözü pek. lanetlemek. i. s. esrarlıık. çok iyi. nem. pek.Damascus damask dame damn Damn!/Damn it!/Damn him!/Damn her! damnation Damnation! damned Damned if I know. 1. f. f. i. k ırmak. 1. yiğitlik. 1.´s enthusiasm k. fırlatmak. oynamak. cüret. züppe. 2. f. kör olası. i. lanet. 1. 2. 1. s. i. ok gibi f ırlamak. Danimarka´ya özgü. Allah ın belası. sark ıtmak. lanet etmek. Tuna. kararmak. 1. hatun. i. nem. küçük ok. örülerek onarılmış delik. en iyisi. i. mükemmel. gizli. ileri at ılma. 1. alaca kır (at).. yiğit. beddua etmek. i. 2. küf kokulu. tehlikeli bir şekilde. 6. dans etme.o. yava ş ıslatmak. 2. karanlık. i. 3. şmak. i. kadınlara verilen şövalyelik ayarında bir asalet unvanı. tehlikeli. koyu. i. 1. melun. defne. cehalet içinde. i. damnedest damp dampen dampness dance dancer dancing dandelion dandle dandruff dandy Dane danger dangerous dangerously dangle Danish dank Danube daphne dapper dapple dapple-gray Dardanelles dare daredevil daring dark dark dark blue darken darkness darkroom darling darn darn Darn it! dart i. f. 3. 5. sevgilim. asıp sallamak. akşam. Taraxacum officinale. damasko (kuma ş). Danimarkal ı. durdurmak. 2. şık. dili birinin i. muğlak. i. bela. 2. cesaret etmek. dans. f. f. sevimli. azaltmak. cesaret. esmerleşmek. boğmak. iğneyle örerek onarmak. cüret etmek. 2. karanlık oda. Danca. karanl lacivert. z. 1. f. f. dansöz. sarkmak. pens. esmer. tehlike. 1. atılmak. benekli. 3. lanet. 3. böceğin iğnesi. anla şılması zor hale getirmek. f. dans. cüretkâr. koyu renk. Tuna nehri. 2. Danimarkalı. lanet Allah belas ını versin!/Allah kahretsin! i. en tuhaf. sevgili. 1. yaşokumak. bakla k ırı. Danca. i. terz. nemli. eski han ım. s. kahrolası. Lanet olsun! s. nemlenmek. nemli. ya ş. oyun.

dartboard darts dash dash off dash off a letter dash s.o.´s hopes dash to pieces dash water on one´s face dashboard dashing data data bank data base data file data processing date date date date line date palm dated dative datum daub daughter daughter-in-law daunt dauntless davenport dawdle dawn dawn on day day after day day by day day by day day in day out day laborer day of reckoning day school daybreak daydream daylight daytime daze dazed dazzle

i. ok atma oyununda kullan ılan nişan tahtası. i. ok atma oyunu. f. 1. hızla koşmak: She dashed to the child´s rescue. Çocuğun imdadına ştu. 2. hızla ilerlemek, ko acele gitmek, f ırlamak. atılmak, fırlamak: I dashed to the window but bir mektup karalamak. bir kimsenin ümitlerini k ırmak, birini hayal kırıklığına uğratmak. çarpıp paramparça etmek. yüzüne su çarpmak. i., oto. kontrol paneli, pano. s. 1. atak, atılgan, cesur. 2. gösterişli, şık. i. 1. çoğ. veya tek. bilgi. 2. veriler, data. bilg. veri bankas ı, bilgi bankası. bilg. veri taban ı, bilgi tabanı. bilg. veri dosyas ı. bilg. bilgiişlem. i. hurma, arabistanhurmas ı. i. 1. tarih, zaman. 2. randevu. 3. flört, flört edilen ki şi. f. 1. tarih koymak, tarih atmak. 2. tarihlendirmek. 3. ile ç ıkmak, ile flört etmek. coğr. gündeğişme çizgisi. hurma a ğacı. s. 1. tarihli. 2. modas ı geçmiş, demode. s., dilb. -e halindeki. i. -e halindeki sözcük. çoğ. da.ta (dey´tı, dä´tı) i. veri. f. 1. sürmek, s ıvamak. 2. bulaştırmak. 3. lekelemek, kirletmek. i. 1. harç, çamur. 2. leke. kız. i. k ız evlat, i. gelin. f. yıldırmak, gözünü korkutmak. s. gözü pek, yılmaz, korkusuz. i. kanepe, sedir, divan; çekyat. f. işini ağırdan alarak vakit kaybetmek, ağır davranmak, oyalanmak. i. 1. seher, tan vakti. 2. şafak, tan. f. görünmeye başlamak, aydınlanmak. anlaşılmak, sezilmek. i. 1. gündüz: We´ve been working night and day on this project. Bu proje üzerinde gündüz çalışıyoruz. 2. gün: the second day of the month her gün, gece günlerce. günden güne. günbegün, günden güne. her gün. gündelikçi. hesap günü, k ıyamet günü. gündüzlü okul. i. seher, tan vakti. i. hayal. f. hayal kurmak, dalmak. i. gün ışığı.daylight-saving time yaz saati. i. gündüz. f. sersemletmek, sersem etmek, serseme çevirmek. i. sersem bir hal, sersemlik. s. sersemlemiş, serseme çevrilmiş. f. göz kama ştırmak.

deacon deaconess dead dead ahead dead beat dead center dead end dead heat dead language dead letter dead loss dead set dead set against dead tired deaden deadline deadlock deadly deaf deaf mute deafen deaf-mute deal deal in deal with dealer dealings dealt dean dear Dear me! dearly dearly love to dearth death death rate death sentence death squad death toll death warrant deathbed deathless deathlike deathly deathly cold deathly pale deathly silence

i. diyakoz. i. kilisenin hayır işleriyle görevlendirdiği kadın. s. 1. ölmü ş, ölü. 2. cansız, hareketsiz; sönük. 3. ölü (renk). dosdoğru. çok yorgun, bitkin. tam merkez, tam orta. 1. ç ıkmaz sokak. 2. çıkmaz. spor berabere biten yar ış. ölü dil. 1. geçersiz yasa. 2. sahibine ula ştırılamayan mektup. bir işe yaramayan nesne/kimse. k. dili kararlı. -e tamamen kar şı, -e muhalif. bitkin, yorgun. f. 1. hafifletmek, azaltmak, zayıflatmak; (ses, ağrı v.b.´ni) kesmek. 2. ığını gidermek, donuklaştırmak. parlakl i. son teslim tarihi. i. çıkmaz. f. çıkmaza sokmak; çıkmaza girmek. s. 1. öldürücü; ölümcül. 2. ölü gibi. s. 1. sağır. 2. kulak asmayan. sağır ve dilsiz kimse. f. sağır etmek. i. sağır ve dilsiz kimse. i. 1. anla şma, mukavele. 2. iş. 3. miktar. 4. iskambil kâğıtlarını dağıtma. f. (--t) (iskambil kâ ğıtlarını) dağıtmak. ... ticareti yapmak. 1. ile ilgilenmek. 2. -i idare etmek. 3. -in üstesinden gelmek, -in ından bir gelmek. -e değinmek, bahsetmek. 5. şterisi hakk şeyin)4. ticaretini yapan -den kimse, tüccar, sat ıcı-in : a mü dealer in old i. 1. (belirli ı c ı s ı . 2. iskambil kâ ğı tlar ı n ı da ğı tan kimse. stamps eski pul sat ışveri ş. 2. iş ilişkisi; ilişki. i. 1. iş, al f., bak. deal. i. 1. katedralin ba şrahibi. 2. dekan. i. sevgili. s. 1. sevgili, aziz. 2. de ğerli, kıymetli. 3. pahalı. Olur şey değil! z. (bir şeyi) çok arzu etmek. i. yokluk, k ıtlık. i. ölüm. ölüm oran ı. idam hükmü. ölüm mangas ı. ölü sayısı. huk. idam hükmü. i. ölüm dö şeği. s. baki, ölümsüz. s. ölüm gibi. s. ölümsü. çok soğuk: It´s deathly cold outside. Dışarısı çok soğuk. beti benzi atm ış. ölümsü bir sessizlik.

debacle debar debase debatable debate debilitate debility debit debit an account debit and credit debit balance debris debt debt of gratitude debt of honor debtor debug debunk debut Dec dec decade decadence decadent decaffeinate decaffeinated coffee decal decamp decanter decapitate decathlon decay decease deceit deceitful deceitfully deceitfulness deceive deceiver December decency decent decently deception deceptive deceptively deceptiveness

i. çöküş, yenilgi, yıkım. f. (--red, --ring) (from) engellemek; menetmek. f. 1. değerini düşürmek, ayarını bozmak. 2. alçaltmak, şerefini lekelemek. tırmak. 3. yozla ışış labilir. s. tart f. 1. tartışmak. 2. çok düşünmek, düşünüp taşınmak: He debated with ı vermeden önce çok himself before reaching the decision. Karar ın ürmek, zay ıflatmak, takatini kesmek. f. kuvvetten dü ş i. halsizlik, bitkinlik, güçsüzlük, zayıflık. i. borç. f. 1. borç kaydetmek. 2. birinin borcuna kaydetmek. bir hesab ı borcuna kaydetmek. borç ve kredi. borç bakiyesi. i. yıkıntı, enkaz; döküntü. i. borç. teşekkür borcu, gönül borcu. namus borcu. i. borçlu. f. (--ged, --ging) 1. (bir yerden) gizli dinleme ayg ıtını sökmek. 2. (bir aygıt ıntaraflar ı gidermek. 3. bilg. hatasızlaştırmak, ayıklamak. veya sistemin) kusurlar yanlış ını aç ığa vurmak. f., k. dili (bir şeyin) i. 1. başlangıç. 2. (sahneye) ilk çıkış. 3. bir genç kızın sosyeteye ilk defa takdimi. k ıs. December. k ıs. deceased, decrescendo. i. on yıl. i. çökme, çökü ş, yıkılış. s. çökmü ş. f. kafeinini ç ıkarmak. kafeinsiz kahve. i. çıkartma. f. 1. kamp ı bozup ayrılmak. 2. k. dili sıvışmak, savuşmak, tüymek, kaçmak. i. sürahi. f. başını kesmek, boynunu vurmak. i., spor dekatlon. f. 1. çürümek, bozulmak; çürütmek. 2. azalmak. i. 1. çürüme, bozulma. 2. azalma. i. ölüm, ölme, vefat. f. ölmek. i. 1. aldatma; hile, yalan. 2. hilekârl ık, düzenbazlık, dolandırıcılık. s. 1. hilekâr, hileci. 2. aldat ıcı. s. hilekârlıkla, yalancılıkla. i. hilekârlık, yalancılık. f. aldatmak. i. aldatıcı, hilekâr. i. aralık. i. 1. terbiye, edep, nezaket. 2. ılımlılık. 3. iffet, namus. s. terbiyeli, nazik; temiz, iyi. z. 1. terbiye ölçüsünde. 2. yeterince. i. 1. aldatma; aldanma. 2. yalanc ılık. 3. hile, düzen, dolap. s. aldatan, aldatıcı. z. aldatarak, aldat ıcı bir biçimde. i. aldatıcılık, düzenbazlık, hilekârlık.

decide decide against s.t. decide for s.t./decide in favor of s.t. decide to take the plunge decided decidedly deciduous decigram decigramme deciliter decilitre decimal decimal fraction decimal fraction decimal point decimal scale decimal system decimate decimation decimeter decimetre decipher decision decisive decisively decisiveness deck deck deck chair deck of cards deck out declaim declaration declaration of residence declare declare bankruptcy declare war on declension decline declivity declutch decode decompose decomposition decorate decoration decorative

f. karar vermek, kararla ştırmak, hüküm vermek. bir şeyin aleyhinde karar vermek. bir şeyin lehinde karar vermek. (bir şeyi) yapmaya karar vermek. s. 1. kesin. 2. kararl ı, azimli. 3. kararlı, ölçülü. z. kesinlikle, katiyetle. s. k ışın yapraklarını döken (bitki). i. desigram. i., İng., bak. decigram. i. desilitre. i., İng., bak. deciliter. s., mat. ondalık. i. 1. ondalık sayı. 2. ondalık kesir. ondalık kesir. mat. ondalık kesir. ondalık virgülü: 1.07 (Türk sistemine göre 1,07). ondalık hesap cetveli. ondalık sistem. f. büyük bir k ısmını yok etmek. i. büyük bir k ısmını yok etme; büyük bir kısmı yok olma. i. desimetre. i., İng., bak. decimeter. f. (şifreyi) çözmek. i. karar; hüküm. s. 1. kesin, kati. 2. kesin sonuca ula ştıran: the decisive victory in that war şı kesin sonuca ulaşıtıbir ranbiçimde. zafer. 3. kararlı. o z. sava 1. kesin olarak. 2. kararl i. 1. kesinlik. 2. kararl ılık. i., den. güverte. f. donatmak, süslemek. şezlong. isk. deste. donatmak, süslemek. f. 1. hararetle söylemek/konu şmak. 2. (hitabet kurallarına göre) söylemek; şekilde söylemek. resmi bir 2. i. 1. ilan. demeç. 3. bildiri, deklarasyon. ikamet beyannamesi. f. 1. ilan etmek. 2. bildirmek, deklare etmek. iflas ilan etmek. -e savaş açmak/ilan etmek. i. 1. dilb. ad çekimi. 2. çökü ş, çökme. f. 1. aşağıya meyletmek. 2. azalmak, düşmek. 3. çökmek. 4. reddetmek, geri çevirmek. , meyil. 5. dilb. çekmek. i. 1. meyil, ini ş. 2. azalma, düşüş; gerileme, i. iniş f. debriyaj yapmak. f. (şifreyi) çözmek. f. 1. ayrıştırmak. 2. çürütmek; çürümek. i. 1. ayrışma. 2. bozulma. f. 1. süslemek, dekore etmek. 2. ni şan vermek. i. 1. süsleme, dekorasyon. 2. süs. 3. ni şan, madalya. s. süsleyici, süslü.

decorator decorous decorously decorum decoy decrease decree decrepit dedicate dedicated dedication deduce deduct deduction deductive reasoning deed deem de-emphasise de-emphasize deep deep in debt deep in thought deep sea deep trouble deepen deepfreeze deep-fry deep-rooted deep-seated deer def deface defamation defame default defeat defecate defect defective defector defence defend defendant defender defense defenseless defensive

i. dekoratör. s. görgü kurallar ına uygun. z. görgü kurallar ına uygun bir biçimde. i. adaba uygun olma, terbiyeli olma. i. tuzak yemi. f. 1. away from -den hile ile uzakla ştırmak; into -e hile ile ğa dü şürmek. azaltmak, düşürmek. i. azalma, düşüş. çekmek. 2. dü tuza şmek, küçülmek; f. azalmak, i. 1. resmi emir. 2. karar. 3. kararname. f. 1. emretmek, buyurmak. 2. karar vermek. ş, yıpranmış. s. eskimi f. 1. adamak, vakfetmek. 2. to -in ad ına sunmak, -e ithaf etmek. s. 1. ithaf olunmu ş. 2. adanmış. 3. kendini işine adamış. i. adama, ithaf. f. sonuç ç ıkarmak. f. çıkarmak, hesaptan düşmek. i. 1. sonuç ç ıkarma. 2. man. tümdengelim. 3. sonuç. 4. hesaptan düşme. 5. kesinti: tümdengelimli usavurma. i. 1. eylem, iş, fiil. 2. huk. senet, tapu senedi. f. to -e senetle devretmek. f. saymak, addetmek. f., İng., bak. de-emphasize. f. önemini azaltmak. s. 1. derin. 2. anla şılmaz. 3. şiddetli, ağır. 4. koyu (renk). 5. kalın, boğuk, pes (ses). z.ış into . 1. derinlerine kadar; derinliklerine kadar: It sank deep borca batm derin dü şünceye dalmış. derin deniz. vahim bir durum. f. 1. derinle şmek; derinleştirmek. 2. artırmak. 3. (rengi) koyulaştırmak. i. 1. dipfriz. 2. dondurup saklama. f. (deep.froze, deep.fro.zen) dondurup saklamak. f. bol yağda kızartmak. s. 1. kökleri derinlere inen (a ğaç/çalı). 2. köklü, kökleşmiş (âdet/inanç). s. 1. derin, derinden gelen; derinde olan. 2. köklü, kökle şmiş. i. (çoğ. deer) geyik; karaca. k ıs. defective, defendant, defense, deferred, defined, definite, definition. f. (bir şeyin yüzeyine) zarar vermek. i. karalama, kara çalma, lekeleme. f. karalamak, kara çalmak, lekelemek. i. 1. (bir yükümlülü ğü) yerine getirmeme. 2. bilg. varsayım. f. (bir ü) yerine u getirmemek: They defaulted yükümlülü ğratmak. i. bozgun, yenilgi. on their loan. Borçlarını f. yenmek,ğbozguna f. büyük aptesini yapmak, d ışkılamak. i. kusur, noksan, eksiklik. s. 1. kusurlu, sakat, eksik, noksan. 2. dilb. baz ı çekim şekilleri olmayan. i. karşı tarafa kaçan kimse. i., İng., bak. defense. f. 1. savunmak. 2. from -den korumak. i., huk. davalı. i. savunucu, savunan; koruyucu. i. 1. savunma, korunma. 2. spor savunma, defans. s. savunmas ız, korunmasız. s. 1. savunmayla ilgili. 2. (hedef al ındığını zannederek) savunmaya geçen. 3. koruyucu. 4. spor defansif.

defensive alliance defer deference deferential deferment deferred defiance defiant deficiency deficient deficit defile define definite definite article definitely definition definitive deflate deflation deflect

savunma anla şması. f. (--red, --ring) 1. sonraya b ırakmak, ertelemek. 2. to -e boyun eğmek. i. riayet, (sayg ıdan kaynaklanan) itaat. s. riayetkâr; sayg ı ve itaat gösteren. i. erteleme. s. ertelenmiş. i. 1. meydan okuma. 2. kar şı koyma. s. 1. meydan okuyan. 2. kar şı koyan. i. eksiklik, noksanlık; yetersizlik. s. eksik, noksan; yetersiz. i. (bütçe, hesap v.b.´nde) aç ık; zarar. f. kirletmek, pisletmek, lekelemek, bozmak. f. 1. tanımlamak, tarif etmek. 2. belirlemek, sınırlamak, tayin etmek. s. 1. kesin. 2. belirli, belli. dilb. belirli tan ımlık: the. z. kesinlikle. i. 1. tanım, tarif. 2. tanımlama. s. kesin, son, tam. f. 1. havas ını/gazını boşaltmak, söndürmek; sönmek. 2. gururunu k ırmak. 3. ekon. para arzı ını/gaz ın nı ı azaltmak. boşaltma, söndürme; sönme. 2. gururunu k ırma. 3. i. 1. havas

ekon. deflasyon. f. yönünü de ğiştirmek; başka yöne çevirmek; yönü değişmek. deflect s.o. from his/her purpose birini amac ından çevirmek. yönünü de ğiştirip -e çevirmek. deflect s.t. into f. biçimini bozmak, biçimsizle ştirmek. deform i. 1. biçimsizlik. 2. t ıb. biçim bozukluğu, bozunum. deformity defraud defray defrost deft defunct defy degenerate degenerate degradation degrade degrading degree dehumidifier dehumidify dehydrate dehydrated deify deign deity dejected dejection delay f. doland ırmak, elinden almak. f. ödemek; (giderleri) kar şılamak. f. buzlarını çözmek/eritmek; buzları çözülmek/erimek. s. becerikli, usta, marifetli. s. 1. ölü. 2. feshedilmi ş. f. meydan okumak, kar şı gelmek, karşı koymak. s. yoz, yozla şmış, soysuz, dejenere. f. yozlaşmak, soysuzlaşmak, bozulmak, dejenere olmak. i. 1. aşağılık bir durum; itibarsızlık. 2. aşağılaşma. 3. rütbeyi indirme. f. 1. alçak bir duruma dü şürmek. 2. rütbesini indirmek. s. alçaltıcı, onur kırıcı. i. 1. fiz., geom. derece. 2. derece, basamak, a şama, rütbe, mertebe. 3. diploma. i. nem gideren alet. f. nemini gidermek. f. 1. suyunu almak, kurutmak. 2. su kaybetmek. s. susuz, kurumu ş. f. tanrılaştırmak. f. tenezzül etmek. i. 1. tanrı, ilah. 2. tanrısal varlık. s. keyifsiz, morali bozuk; hüzünlü. i. keyifsizlik, moral bozuklu ğu; hüzün. f. 1. ertelemek, sonraya b ırakmak. 2. geciktirmek. 3. oyalanmak. i. gecikme, geç kalma.

delegate delegation delete deletion deliberate deliberate deliberately deliberation delicacy delicate delicately delicatessen delicious delight delightful delimit delineate delinquency delinquent delirious delirium deliver deliver the goods deliverance deliverer delivery delivery note delivery order delivery receipt delivery time deliveryman dell delta delude deluge delusion delusive deluxe delve demagogue demagogy demand demand deposit demean demeanor demeanour demented

i. (del´ıgît, del´ıgeyt) delege, temsilci; elçi; vekil. f. (del´ıgeyt) 1. havale etmek, devretmek. görevlendirmek. i. 1. delegasyon. 2. 2. yetki verme. f. silmek, ç ıkarmak. i. 1. silme, ç ıkarma. 2. yazıdan çıkarılan parça. s. 1. kas ıtlı, maksatlı, önceden tasarlanmış. 2. temkinli, ölçülü, dikkatli. f. 1. düşünüp taşınmak, ölçünmek, tartmak. 2. görüşmek, müzakere etmek. z. kasten, mahsus, bile bile. i. 1. üzerinde dü şünme, düşünüp taşınma. 2. görüşme, müzakere. i. 1. incelik, kibarlık. 2. lezzetli şey. s. 1. kolaylıkla kırılabilen, kırılgan, nazik. 2. hassas (alet). 3. hassas ı), narin. hafif (koku/tat). 6. hafif, (konu); nazik (durum). 4. ince (yapbüyük z. 1. incelikle. 2. dikkatle, ihtiyatla, bir5. özenle. i. şarküteri, mezeci. s. lezzetli, leziz, nefis. f. 1. sevindirmek; sevinmek. 2. in -den zevk almak. i. 1. sevinç, zevk, keyif, 2. sevinç , güzel; zevkli. veren şey. s. hoşhaz. f. sınırlandırmak, tahdit etmek. f. 1. şeklini çizmek. 2. betimlemek. i. 1. (çocuklarda) suç i şleme. 2. borçların ödenmemesi. s. 1. suçlu, suç işleyen (çocuk). 2. ödenmemiş (hesap, vergi, borç v.b.). 3. ınııklayan. ödememi şı .lg i.ına çocuk suçlu. borçlar 2. ç dönmü ş. s. 1. say i. 1. sayıklama. 2. çılgınlık. f. 1. teslim etmek, b ırakmak, vermek: They will deliver the furniture tomorrow morning. şeyi Mobilyay yapmak.ı yarın sabah teslim edecekler. 2. (gazete, k. dili istenilen i. 1. kurtarma; kurtulu ş. 2. hüküm. i. 1. kurtar ıcı. 2. teslim eden kimse. 3. dağıtıcı. i. 1. teslim; da ğıtım. 2. doğurma; doğum. 3. konuşma tarzı. 4. beysbol servis. topa vuru ş,beyan ı. tic. teslim tic. teslim emri. tic. teslim makbuzu. tic. siparişlerin teslim süresi. çoğ. de.liv.er.y.men (dîlîv´ırimen) i. satılan malı eve teslim eden kimse. i. küçük vadi, korulu vadi. i. delta, çatala ğız. f. aldatmak, yan ıltmak. i. 1. sel, tufan. 2. şiddetli yağmur. i. 1. aldanma, yan ılma. 2. ruhb. sabuklama. s. aldatıcı, yanıltıcı. s. lüks, ihtişamlı. f. into -i ara ştırmak. i. demagog, halkavc ısı. i. demagoji, halkavc ılığı. i. 1. istem, istek; talep. 2. tic., ekon. talep, ra ğbet. 3. huk. talep, hak iddia etme. f. 1. talep etmek, istemek. 2. gerektirmek. 3. huk. mahkemeye vadesiz mevduat. f. alçaltmak, küçültmek. i. davran ış, tavır. i., İng., bak. demeanor. s. deli, kaç ık, çılgın.

demerit demidemijohn demilitarise demilitarize demilitarized zone demise demobilisation demobilise demobilization demobilize democracy democrat democratic democratically demolish demolition demon demonstrate demonstration demonstrative demonstrative adjective demonstrative pronoun demonstrative pronoun demonstrator demoralise demoralize demote demotion demur demure den denatured alcohol denial denigrate denim denims Denmark denomination denominator denote denounce dense density dent dental dental floss

i. (okulda) ihtar, tembih. önek yarım, yarı. i. damacana. f., İng., bak. demilitarize. f. askerden ar ındırmak. askerden ar ındırılmış bölge. i. ölüm, vefat. i., İng., bak. demobilization. f., İng., bak. demobilize. i. seferberliğin bitmesi; terhis. f. terhis etmek. i. demokrasi, elerki. i. demokrat. s. demokratik, halkç ı. z. demokratik olarak. f. yıkmak. i. yıkma; yıkılma. i. 1. cin, kötü ruh, şeytan, iblis. 2. kötü kimse, iblis. 3. enerjik kimse. f. 1. kanıtlamak, ispat etmek: He has demonstrated his loyalty to the firm. Ş olan bağispat. lılığını2. kan ıtladı. 3. 2. tan göstererek tanıtmak: demonstrate a ıtlama, gösteri. ıtım gösterisi. i.irkete 1. kan s. 1. kan ıtlayan, gösteren. 2. duygularını açığa vuran. dilb. işaret sıfatı. dilb. işaret zamiri. işaret zamiri. i. 1. göstererek tan ıtan kimse. 2. uygulama öğretmeni. 3. gösterici. f., İng., bak. demoralize. f. cesaretini k ırmak, moralini bozmak, yıldırmak. f. aşağı dereceye indirmek, rütbesini indirmek. i. indirme. f. (--red, --ring) kabul etmemek, itiraz etmek. i. s. 1. çekingen. 2. a ğırbaşlı, ciddi. i. 1. in, ma ğara. 2. k. dili tekke, yatak. 3. k. dili dinlenme odası, sığınak. mavi ispirto, kar ışık ispirto. i. 1. inkâr, yads ıma. 2. yalanlama. 3. ret. f. iftira etmek, leke sürmek, karalamak, kara çalmak, çamur atmak. i. kot (kuma ş). i., çoğ. kot pantolon, cin; blucin. i. Danimarka. i. 1. ad, isim. 2. mezhep. 3. adland ırma. 4. değer/ölçü birimi. i. payda. f. göstermek, belirtmek. f. 1. (insan, fikir, davran ış v.b.´nin) kötü/zararlı taraflarını açığa vurmak. 2. şman ın) kald ırılaca ğın3. ı duyurmak. ihbar etmek. 3. (anla ğun, kesif. 2. s ık (orman, saç v.b.). anlaşılması güç, ağır (yazı). s. 1. yo ı n kafal ı , mankafa. 5. foto. koyu (negatif). 4. kal i. 1. yoğunluk, kesafet. 2. (orman, saç v.b. için) sıklık. 3. (yazıda) ağırlık. 4.ufak foto.çukur; koyuluk. i. çentik, çöküntü, girinti. f. çentmek; çökertmek. s. 1. dişlerle ilgili. 2. dişçilikle ilgili. 3. dilb. dişsel. i. dişsel ünsüz. diş ipliği.

dental surgery dentist dentistry dentures denude denunciation deny deodorant deodorise deodorize depart department department store departure departure gate departure lounge departure terminal depend depend from Depend upon it. dependable dependence dependency depict depilate depilation depilatory deplete deplorable deplorably deplore deploy deployment deport deport o.s. deportation deportment depose deposit deposit account deposition depositor depository depot deprave depraved depravity

diş cerrahisi. i. diş hekimi, diş tabibi, dişçi. i. diş hekimliği, dişçilik. i. takma diş. f. soymak; ç ıplaklaştırmak, çıplak bırakmak. i. 1. (insan, fikir, davran ış v.b.´nin) kötü/zararlı taraflarını açığa vurma. 2. şman ın) ıkald ırı2. laca ğını duyurma. ihbar. 3. (anla mak. yalanlamak. 3. reddetmek. 4. -den yoksun f. 1. inkâr etmek, yads

esirgemek, vermemek. bırakmak, s., i. deodoran, koku giderici. f., İng., bak. deodorize.
f. kokusunu gidermek. f. 1. ayrılmak, gitmek. 2. hareket etmek, kalkmak: At what time does the 3.kol. ölmek, vefat ıetmek. 4. from bus depart? Otobüs saat sım, şkalk ube,ıyor? daire, 2. bakanl k, vekâlet. i. 1. departman, bölüm, k ıkaçta büyük ma ğaza, bonmarşe. i. 1. gidiş, ayrılış, terk. 2. hareket etme, kalkış. 3. değişiklik, yenilik. 4. 5. vazgeçme. sapma, ayr ısı ılma. . çıkış kap çıkış salonu. çıkış terminali. f. on/upon 1. -e güvenmek. 2. -e ba ğlı olmak: The number of people who will come depends on how many tickets we can sell. Geleceklerin say ısı -den sarkmak. Emin olunuz. s. güvenilir. i. 1. güven, güvenme. 2. ba ğlılık. 3. bağımlılık. i. 1. bağımlılık. 2. sömürge. 3. ek bina. f. 1. resmetmek, resmini çizmek. 2. betimlemek, anlatmak. f. tüyleri gidermek/dökmek. i. depilasyon, depilaj, tüyleri giderme/dökme; epilasyon. i. depilatuar, depilatif, tüy dökücü krem. s. depilatif, tüy giderici/dökücü. f. tüketmek, bitirmek. s. acınacak durumda, içler acısı. z. acınacak biçimde. f. 1. -e çok üzülmek, -den ac ı duymak. 2. -e yerinmek, -e yazıklanmak. f. 1. plana göre yerle ştirmek. 2. ask. yayılmak. i. 1. plana göre yerle ştirme. 2. ask. yayılma f. sınırdışı etmek. davranmak, hareket etmek. i. sınırdışı etme. i. davran ış, tavır. f. 1. tahttan indirmek. 2. görevden almak, azletmek. 3. yeminli ifade vermek. i. 1. emanet. 2. depozit, depozito; kaparo, pey akçesi: The salesman asked for hesab a thirty ı.million lira deposit. Sat ıcı otuz milyon lira depozit istedi. mevduat i. 1. tahttan indirme. 2. görevden alma. 3. yeminle yaz ılı ifade. 4. depozit olarak verme. 5.ıran (tortu) b ırakma. kimse. i. mudi, para yat i. depo, ardiye. i. 1. depo, ardiye. 2. istasyon; durak. 3. ask. depo. f. baştan çıkarmak, ahlakını bozmak. s. ahlak ı bozuk, baştan çıkmış. i. 1. ahlak bozuklu ğu. 2. doğru yoldan ayrılma.

deprecate depreciate depreciation depress depressed depression deprive dept depth depth of winter deputation deputise deputize deputy derail derailment derange deranged derangement derelict deride derision derisive derisory derivation derivative derive dermatitis dermatologist dermatology derogatory dervish descend descendant descendent descent describe description descriptive desecrate desecration desegregate desegregation desensitise desensitize desert desert

f. onaylamamak, protesto etmek. f. 1. fiyatını kırmak, değerini düşürmek. 2. ucuzlatmak; amortize etmek. i. 1. değerini düşürme; değeri düşme. 2. aşınma payı, amortisman. f. 1. -i bastırmak, -e basmak. 2. üzmek, canını sıkmak, moralini bozmak. zayı2. flatmak. ğerini/miktar ını azaltmak. 3. 1. kuvvetten dü şürmek, düde şürülmü ş. 3. durgun s. morali bozuk, keyifsiz. de ğeri 4. (piyasa/ekonomi). i. 1. moral bozuklu ğu, keyifsizlik. 2. piyasada durgunluk, ekonomik kriz. 3. alanı. -den etmek: This work ruhb. depresyon, çöküntü. 4. alçak bas ınç etmek, ırakmak, -den mahrum f. of -den yoksun b ş bizi sa ğ l ığı mızdan edecek. will us of our health. Bu i ıs. deprive department. k i. 1. derinlik. 2. derin yer. k ış ortası, karakış. i. 1. temsilciler heyeti, delegasyon. 2. temsilci atama. f., İng., bak. deputize. f. 1. vekil olarak atamak. 2. for (bir kimsenin) yerini doldurmak. i. 1. vekil; yard ımcı, muavin. 2. polis. 3. milletvekili. f. (treni) raydan ç ıkarmak; (tren) raydan çıkmak. i. (treni) raydan ç ıkarma; (tren) raydan çıkma. f. 1. düzenini bozmak, altüst etmek, kar ıştırmak. 2. delirtmek. s. deli. i. 1. düzensizlik, kar ışıklık. 2. delilik. s. 1. terkedilmiş, sahipsiz. 2. kayıtsız, ilgisiz, ihmalkâr. f. alay etmek, alaya almak. i. alay, istihza. s. alaylı, alaycı. s. 1. alaylı, alaycı. 2. gülünç, kepaze, devede kulak gibi. i. 1. türetme. 2. köken, kaynak. i. türev. f. from 1. -den sa ğlamak, -den elde etmek, -den almak: He derives his income from his Gelirini yat ırımlarından sağlıyor. He derives yang ısinvestments. ı. i., tıb. deri i. dermatolog, deri hastal ıkları uzmanı, cildiyeci. i. dermatoloji, cildiye. s. küçültücü, küçük dü şürücü, aşağılayıcı. i. derviş. f. 1. inmek; (ku ş, uçak v.b.) alçalmak; (karanlık, sis v.b.) çökmek. 2. from in soyundan gelmek. 3. on/upon inip -e sald ırmak; -e sökün etmek, i. torun; of (birinin) soyundan gelen kimse. i., bak. descendant. i. 1. iniş; alçalma; çökme. 2. on/upon inip -e saldırma; -e sökün etme; ın. ı3. soy. betimlemek, tarif etmek. 2. anlatmak. bask mlamak, f. 1. tan i. 1. tanımlama, betimleme, tarif. 2. cins, çeşit, tür. 3. eşkâl: The police were obtain a description of the thief. Polis h ırsızın eşkâlini ımlayıcıto , betimsel. s. tanunable f. (kutsal bir şeye) saygısızlık etmek. i. (kutsal bir şeye karşı) saygısızlık. f. ırk ayrımını kaldırmak. i. ırk ayrımının kaldırılması. f., İng., bak. desensitize. f. uyuşturmak. i. hak edilen şey, layık olunan şey. He got his deserts. Hak ettiğini buldu. i. çöl, sahra. s. 1. çorak, çöllük. 2. bo ş, ıssız.

desert deserter desertion deserve deservedly deserving deserving of praise design designate designation designer desirable desire desirous desist desk desktop desktop computer desktop publishing desolate desolate desolation despair despairingly desperate desperately desperation despicable despicably despise despite despondent despot despotic despotical despotism dessert dessert spoon destination destined destiny destitute destitution destroy destroyer destruction destructive

f. 1. terketmek, b ırakmak. 2. ask. askerlikten kaçmak. 3. kaçmak, firar etmek. i. asker kaça ğı. i. 1. terketme, terk. 2. askerlikten kaçma, firar. f. hak etmek, layık olmak. z. haklı olarak; hak ettiği gibi. s. of -i hak eden, -e layık. övülmeye layık. i. 1. tasar ım, dizayn, tasar çizim. 2. tasarlama. 3. plan, proje. 4. desen. 5. ımını isimlendirmek. yapmak: Selda3. amaç, maksat, hedef. 6. entrika, komplo. f. adland 1. tasar belirtmek. 2. ırmak, f. 1. göstermek, işaret etmek,

ırmak, -e ayıs rmak, (to/for) -e atamak, -e tayin tayin etmek. 4. for 2. için ayisim, ıfat. -e tahsis i. 1. atama, tayin; atanma, edilme. ad, unvan, i. 1. tasar ımcı. 2. desinatör. 3. modelist, stilist.
s. arzu edilen, istek uyand ıran, çekici, cazip. i. 1. arzu, istek. 2. rica, dilek. 3. şehvet. f. 1. arzu etmek, arzulamak, istemek. rica etmek. s. istekli, 2. arzu eden. f. from -den vazgeçmek, -i b ırakmak. i. 1. yazı masası. 2. sıra. 3. kürsü. 4. daire, şube, masa. From her desk the teacher could see the desks of all her students. Ö ğretmen i. masaüstü. masaüstü bilgisayar. masaüstü yayımcılık. s. 1. terkedilmiş, metruk; ıssız, tenha, boş. 2. harap, perişan. 3. kimsesiz, ız. etmek, perişan etmek. yaln f. harap i. 1. haraplık, perişanlık. 2. kimsesizlik, yalnızlık. 3. keder. i. umutsuzluk, ümitsizlik. f. of -den umutsuz olmak, -den ümitsiz olmak. z. umutsuzca, ümitsizce. s. 1. umutsuz, ümitsiz. 2. her şeyi göze alabilen; gözü dönmüş. z. umutsuzca, ümitsizce. i. umutsuzluk, ümitsizlik. s. alçak, a şağılık, rezil. z. alçakça. f. küçümsemek, hor görmek, adam yerine koymamak. i. nefret, kin, garaz. edat -e kar şın, -e rağmen: He was generous despite ğuna karşın eli açıktı. his poverty. Yoksullu s. umutsuz, ümitsiz, meyus. i. despot, tiran. s. despotik, despotça. s., bak. despotic. i. despotluk, despotizm. i. (yemeğin sonunda yenen) tatlı, yemiş, soğukluk. tatlı kaşığı. i. 1. gidilecek yer. 2. var ış yeri. 3. hedef. s. i. talih, k ısmet, kader, alınyazısı, yazgı. s. 1. yoksul, muhtaç, fakir. 2. of -den yoksun. i. yoksulluk, fakirlik. f. yıkmak, harap etmek, yok etmek, ortadan kaldırmak; öldürmek. i. 1. yok edici şey/kimse. 2. destroyer, muhrip. i. 1. yıkma, yok etme; yıkılma, yok olma. 2. yıkım. s. yıkıcı, zararlı.

desultory detach detachable detached detachment detail detailed detain detect detection detective detective story detector detention deter detergent deteriorate deterioration determinant determination determinative determine determined deterrence deterrent detest detestable dethrone detonate detour detract detriment detrimental deuce devaluation devalue devastate devastation develop developing developing country development developments deviate deviation device devil

s. 1. gelişigüzel, rasgele. 2. rabıtasız, bağlantısız. 3. amaçsız, gayesiz. f. ayırmak, çıkarmak, sökmek. s. ayrılabilir, çıkarılabilir, yerinden sökülebilir. s. 1. tarafs ız, yansız, objektif. 2. müstakil (ev). i. 1. ayırma, çıkarma, sökme. 2. ask. müfreze, müfrez birlik. 3. tarafs ızlık, ızlıık, objektiflik. yans ntı , detay. 2. ayrıntılar, detaylar, tafsilat, teferruat. 3. ask. özel bir i. 1. ayr ş için seçilmi ş grup, i ı nt ı l ı , detayl ı. müfreze. s. ayr f. 1. alıkoymak. 2. geciktirmek. 3. gözaltına almak. f. 1. sezmek, farketmek. 2. bulmak, ke şfetmek. i. bulma, ke şif. i. dedektif, hafiye. polisiye roman. i. dedektör, detektör, bulucu: mine detector may ın dedektörü/detektörü. i. 1. alıkoyma. 2. gecikme. 3. gözaltına alma. f. (--red, --ring) from -den vazgeçirmek, -den cayd ırmak. i. deterjan. f. kötüle şmek, kötüye gitmek, fenalaşmak, bozulmak. i. kötüleşme, kötüye gitme, fenalaşma, bozulma. s. belirleyici, tayin eden. i. belirleyici etken. i. 1. azim, kararlılık. 2. belirleme, tayin; tespit, saptama. s. belirleyici, tayin eden. i. belirleyici şey. f. 1. belirlemek, tayin etmek; tespit etmek, saptamak: We have not yet determined the ıprice of that book. O kitab ın fiyatını henüz saptamadık. . s. azimli, kararl i. 1. cayd ırma. 2. caydırıcılık. s. caydırıcı. i. caydırıcı şey. f. nefret etmek, iğrenmek, tiksinmek. s. nefret uyand ıran, iğrenç, tiksindirici. f. tahttan indirmek. f. patlamak, infilak etmek; patlatmak, infilak ettirmek. i. varyant (yol). f. varyanttan gitmek. f. from -i azaltmak, -e gölge dü şürmek. i. zarar, ziyan. s. zarar veren, zararlı, muzır. i. 1. isk. ikili. 2. (zarda) dü. 3. tenis beraberlik, berabere kalma. i., ekon. devalüasyon, de ğer düşürümü. f., ekon. devalüe etmek, de ğerini düşürmek. f. 1. harap etmek, mahvetmek, viraneye çevirmek. 2. peri şan etmek. i. 1. harap etme, mahvetme; harap olma, mahvolma. 2. peri şan olma. 3. ım, zarar. y ştirmek; gelişmek: He is working hard to develop his Italian. f.ık 1. geli

İtalyancas ını geli ştirmek için çok çalışıyor. develop an idea bir fikri olan. s. gelişmekte gelişmekte olan ülke.
i. 1. geliştirme; gelişme, gelişim. 2. genişletme; genişleme. 3. (âdet) edinme. i. olaylar.4. (f ırtına, basınç alanı v.b.) oluşma, oluşum. 5. kalkınma, f. sapmak, ayr ılmak. i. sapma, ayr ılma. i. 1. alet; ayg ıt. 2. plan, yol, yöntem. 3. hile, oyun. 4. arma, ongun. i. şeytan, iblis.

devil´s advocate devilish devil-may-care devilment devious devise devoid devolve devote devoted devotee devotion devotional devotions devour devout dew dewdrop dewy dexterity dexterous dextrous diabetes diabetic diabolic diabolical diagnose diagnosis diagonal diagram dial dial direct to dial tone dialect dialectics dialing tone dialog dialogue dialysis diameter diametrically diametrically opposite diamond diamond cutter diamond jubilee diaper diaphragm

tartışma olsun diye zayıf tarafı savunan kimse. s. şeytanca, şeytan gibi. s. kimseye ald ırmayan, pervasız. i. muzırlık, yaramazlık. s. 1. dola şık, dolambaçlı. 2. sinsi, hilekâr. 3. hileli. f. tasarlamak, planlamak, düzenlemek, tertiplemek. s. of -den yoksun, -den mahrum. f. on -e geçmek, -e kalmak, -e devrolmak. f. to -e adamak, -e vakfetmek; -e ay ırmak, -e hasretmek: He has devoted ın himself serving poor. Kendini yoksullar -e içten ba ğlı. 2. -e düşkün; -i hizmetine seven. adadı. He s. (to) 1.to -e sad ık, the i. 1. düşkün, meraklı, tutkun. 2. dinine çok bağlı olan kimse, zahit. i. 1. sadakat, içten ba ğlılık. 2. adama, vakfetme; hasretme. s. ibadete özgü, ibadetle ilgili. i. k ısa bir ibadet. i. ibadet. f. 1. (yeme ği) silip süpürmek, bir çırpıda yiyip bitirmek; (avı) parçalayıp yutmak. 2. bir solukta okumak. 3. (bir (birini) yiyip bitirmek. 4. s. 1. dindar, dini bütün, mütedeyyin. 2.duygu) samimi, içten, yürekten. i. çiy, şebnem. i. çiy damlas ı. s. üzerine çiy dü şmüş, çiyle kaplı. i. el çabuklu ğu, beceri, ustalık. s. eli çabuk, eli uz, usta. s., bak. dexterous. i., tıb. şeker hastalığı, diyabet. s., tıb. diyabetik. i., tıb. şeker hastası. s. şeytani, şeytanca. s., bak. diabolic. f. teşhis etmek, tanılamak. i. teşhis, tanı. s. köşegenel. i. köşegen, diyagonal. i. 1. diyagram, grafik. 2. plan, şema. f. diyagram ile göstermek; ını çizmek. diyagram i. 1. kadran. 2. (saatte) mine, kadran. f. (--ed/--led, --ing/--ling) (telefon ını) çevirmek. numaras -i direkt aramak. (telefonda) çevir sesi. i. diyalekt, lehçe, a ğız. i. eytişim, diyalektik. İng. (telefonda) çevir sesi. i. diyalog. i., İng., bak. dialog. çoğ. di.al.y.ses (dayäl´ısiz) i., tıb. diyaliz. i. çap, kutur. z. 1. çap boyunca. 2. tamamen. taban tabana zıt. i. 1. elmas. 2. baklava biçimi. 3. isk. karo. 4. beysbol iç alan; oyun alan ı. elmastıraş. altm ışıncı veya yetmiş beşinci yıldönümü. i. çocuk bezi. f. çocuk bezini sarmak/de ğiştirmek. i. 1. anat. diyafram kas ı, diyafram. 2. zar, böleç. 3. diyafram.

diarrhea diary dice dicebox dicker dictate dictation dictator dictatorial dictatorship diction dictionary dictum did Did she hurt herself? Did you ever? Did your ears burn? didactic didn`t die die die away die down die of boredom die off die out diehard diet dietician dietitian differ difference difference of opinion different differential differentiate differently difficult difficulty diffidence diffident diffraction diffuse diffuse diffusion dig dig down

i. ishal, sürgün. i. 1. günce, günlük. 2. hat ıra defteri. i., çoğ. oyun zarları. f. 1. küp şeklinde doğramak. 2. zar atmak. i. zar atma kab ı. f. (with) (ile) pazarlık etmek. f. 1. dikte etmek, yazd ırmak. 2. emretmek. 3. zorla kabul ettirmek. 4. gerektirmek. 5. belirlemek. i. 1. dikte. 2. emir. i. diktatör. s. diktatörce, amirane. i. diktatörlük. i. 1. diksiyon, söyleyim. 2. sözcük seçimi, sözcükleri kullanma şekli. i. sözlük, lügat. çoğ. dic.ta (dîk´tı)/--s (dîk´tımz) i. 1. otoriter hüküm/söz. 2. özdeyiş, atasözü. 3. huk. mütalaa. f., bak. do. Bir yerini mi incitti? k. dili Allah Allah! Kulaklarınız çınladı mı? s. didaktik. k ıs. did not. f. (--d, dy.ing) 1. ölmek, vefat etmek. 2. (makine) birdenbire durmak, stop ş) sönmek. canoyun atmak, etmek. p, (ate matris. 2. (çoğ. 4. dice) zarçok ı. istemek: Altan is dying to i. 1. kalı3. (gürültü) yava ş yavaş kesilmek, (ses) azalmak. (rüzgâr/f ırtına/yağmur) hafiflemek; (ateş/yangın) sönmeye yüz tutmak; (alev) azalmak. dan patlamak. sıkıntı birer birer ölmek. yok olmak, ortadan kalkmak. i. inatla tutuculu ğunu sürdüren kimse. i. 1. diyet, rejim, perhiz. 2. beslenme biçimi. 3. yiyecek. f. perhiz yapmak, rejim yapmak. i., bak. dietitian. i. diyet uzman ı, diyetisyen. f. 1. from -den ba şka olmak, -e benzememek, -den farklı olmak, -den ılmak. 2.fark. with 2. ileanla aynş ı mazl fikirde ayr ık.olmamak. i. 1. ayrılık, fikir ayrılığı. s. 1. (from) farklı, başka, ayrı. 2. çeşitli, değişik. i. diferansiyel. f. 1. ayırmak, ayırt etmek. 2. farklılaşmak, farklı olmak. z. başka şekilde, başka türlü. s. 1. güç, zor. 2. geçimsiz. i. 1. güçlük, zorluk. 2. s ıkıntı, problem. make difficulties zorluk çıkarmak. i. çekinme, utangaçlık, çekingenlik. s. çekingen, utangaç, s ıkılgan. i., fiz. k ırınım, difraksiyon. s. 1. fiz. da ğınık, yayınık, difüzyona uğramış. 2. zaman zaman konu dışına meseleyi uzun uzad ıya anlatan. ç yay ılmak, dağılmak. f.ıkarak yaymak, da ğıtmak; i., fiz. yayınma, yayınım, difüzyon. f. (dug, --ging) 1. kazmak, bellemek. 2. kaz ı yapmak. 3. dürtmek. 4. argo enmek, hoşlanmak. 5.sökülmek, argo -den kendi anlamak. i. 1. be ını(arkeolojik) ödemek. kazı. 2. k. ğ dili elini cebine atmak, paras

dig in dig one´s heels in dig out dig up digest digest digestion digestive digestive troubles digit digital digital computer digital computer dignified dignify dignitary dignity digress digression dike dilapidate dilapidated dilapidation dilate dilatory dilemma dilettante diligence diligent diligently dill dillydally dilute diluted dim dime dimension diminish diminishing returns diminutive dimmer dimple dimwit din dine dine out diner

1. ask. siper kazmak, avc ı çukuru kazmak. 2. (bir şeyi) kürekle toprağa ıştırmak. 3. k. dili yemek yemeye ba şlamak, yumulmak: Dig in! Haydi kar k. dili inat edip hiç yapmamaya karar vermek. 1. arayıp çıkarmak. 2. (gömülmüş birini/bir şeyi) kürekleyerek çıkarmak. kazıp çıkarmak. i. 1. özet. 2. derleme. f. 1. sindirmek, hazmetmek; sindirilmek. 2. özümlemek, özümsemek: I´ve read the poem, but I haven´t yet digested it. Şiiri okudum fakat henüz i. sindirim, hazım. s. 1. sindirime ait, sindirim. 2. sindirimi kolayla ştıran. i. sindirimi ştıbozuklu ran ilaç.ğu, hazımsızlık. kolayla sindirim i. 1. parmak. 2. s ıfırdan dokuza kadar tamsayıların her biri, rakam. s. dijital, sayısal. dijital bilgisayar. dijital bilgisayar. s. ağırbaşlı. f. 1. onurland ırmak, şeref vermek. 2. büyütmek, yüceltmek. i. rütbe/mevki sahibi, kodaman. i. 1. itibar, sayg ınlık. 2. vakar, asalet. f. konu d ışına çıkmak, konudan ayrılmak. i. 1. konudan ayr ılma. 2. konu dışı söz, arasöz. i. 1. hendek, suyolu, ark, kanal. 2. set, bent. 3. argo lezbiyen, sevici. f. harap etmek, tahrip etmek; harap olmak. s. harap, köhne, yıkık dökük, yıkkın, viran. i. harap olma. f. genişletmek, büyütmek; genişlemek, büyümek. s. 1. işi ağırdan alan, geciktiren. 2. ağır, yavaş. i. 1. man. ikilem, dilemma. 2. güç durum, ç ıkmaz, açmaz. i. hevesli, heveskâr, amatör. i. özenle ve sebat ederek çal ışma. s. özenle ve sebat ederek çal ışan (kimse); özenle ve sebat edilerek ılan (iş ). sebat ederek. yap z. özenle ve i., bot. dereotu, yabant ırak, Anethum graveolens. f., k. dili oyalanmak; karars ızlık yüzünden vakit kaybetmek; ıvır zıvırla vakit kaybetmek. ırmak, su katmak; hafifletmek. f. suland s. suland ırılmış, su katılmış. s. (--mer, --mest) 1. lo ş, donuk, sönük. 2. belirsiz. 3. bulanık. f. (--med, -ming) 1. ( ışığı) azaltmak; (ışık) azalmak. 2. söndürmek, azaltmak; i. on sent. i. 1. boyut. 2. ço ğ. ebat, boyutlar. f. azaltmak, eksiltmek, küçültmek; azalmak, eksilmek. ekon. azalan verim. s. küçücük, ufac ık, minicik. i., dilb. 1. küçültme. 2. küçültme eki. i., elek. dimmer, azalt ıcı. i. gamze. i., k. dili aptal, budala, al ık. i. gürültü, patırtı. f. 1. günün esas yeme ğini yemek. 2. akşam yemeği yemek. 3. ziyafet ğe davet etmek, yemek vermek. yemeyemek. yemek dining car vagonvermek. restoran. dining hall yemek dışarıda 4. ı . salonu. dining room yemek odas i. 1. yemek yiyen kimse. 2. vagon restoran. 3. vagon restorana benzer lokanta.

dingy dinner dinner jacket dinner party dinner service/set dinner table dinnertime dinnerware dinosaur dint dip dip into a book diphtheria diphthong diploma diplomacy diplomat diplomatic diplomatic corps diplomatic immunity diplomatic relations diplomatic service diplomatically dipper dipstick dire direct direct direct call direct current direct current direct dialing direct object direct object direct tax direction directions directive directly director directory dirge dirt dirt cheap dirt cheap dirt poor dirt road

s. 1. rengi atm ış, kirli. 2. karanlık, sönük. i. 1. günün esas yeme ği. 2. akşam yemeği. 3. ziyafet. smokin. yemekli davet. sofra tak ımı, yemek takımı. sofra. i. yemek vakti. i. yemek tak ımı. i. dinozor. i. f. (--ped, --ping) 1. bat ırmak, daldırmak, banmak; batmak, dalmak. 2. şağı ya do ğru meyletmek. i. 1. dalma, batma. 2. ani iniş, çukur. a ı gözden geçirmek. bir kitab i., tıb. difteri, kuşpalazı. i. ikili ünlü, diftong. i. diploma. i. 1. diplomasi. 2. ba şkalarıyla ilişkide ustalık. i. 1. diplomat. 2. ilişkilerinde ustalık gösteren kimse, diplomat. s. 1. diplomatik. 2. ba şkalarıyla ilişkide usta. kordiplomatik. diplomatik dokunulmazlık. diplomatik ilişkiler. dışişleri memurluğu, hariciyecilik. z. diplomatça, diplomatik bir şekilde. i. kepçe. i., oto. ya ğ çubuğu. s. 1. korkunç, deh şetli, müthiş. 2. acil. s. 1. direkt, do ğrudan, dolaysız. 2. açık, kesin. 3. toksözlü. z. doğrudan ğruya, doğruca, direkt. do f. 1. yönetmek, idare etmek. 2. yöneltmek, çevirmek, do ğrultmak: The astronomer directed telescope toward the Milky Way. Astronom şma. otomatik/direkt konuhis elek. do ğru akım. doğru akım. direkt arama. dilb. nesne, dolays ız tümleç, düz tümleç. dilb. nesne. dolaysız vergi. i. 1. yön, istikamet, taraf. 2. yönetim, idare. i. 1. talimat. 2. kullanma talimat ı. i. direktif, yönerge, talimat. z. 1. doğrudan, doğrudan doğruya. 2. hemen. i. 1. yönetici, müdür, direktör. 2. yönetmen, rejisör. i. 1. rehber. 2. bilg. rehber, dizin. i. ağıt, mersiye. i. kir, pislik; çamur; toz. k. dili çok ucuz, sudan ucuz. k. dili sudan ucuz, bedava. k. dili çok yoksul, çok fakir. toprak yol.

into the river. 1. tan ımamak. zararsız duruma getirmek. kaybolmak. anlayışlı. çelişmek: The reports disagree on the cause konusunda çeli şiyor. pisletmek. felaket.dirty dirty look dirty work disability disable disabled disabuse disadvantage disadvantageous disagree disagreeable disagreement disappear disappearance disappoint disappointed disappointment disapproval disapprove disarm disarmament disarrange disarray disaster disaster area disastrous disastrously disavow disavowal disband disbar disbelief disbelieve disburse disbursement disc disc harrow disc jockey discard discern discernible discerning discernment discharge discharge discharge/pay a debt disciple s. ödeme. hayal k ırıklığı. 2. görülebilir. akıtmak. 1. dağıtmak. karışıklık. akThat ıtma. Ona kötü kötü baktı. 1. afet. 2. uymamak. sak ınca. akmak. (tarım makinelerinde) disk. dökülme. güvenini kazanmak. bela. silahs ızlandırmak. kirletmek. O yükü bo şaltma. f. (para) da ğıtmak. . z. f. i. f. f. gözden kaybolma. sakat. atmak. 1. 1. sakatlamak. 2. 3. s. karıştırmak. 2. çirkin. insanı pisleten iş. 4. dış arboru ı i. elektrik akımını boşaltma. fark ına varmak. farkedilebilir. f. elverişsiz. -i onaylamamak. dağıtmak. i. dili kötü bir bak ış: He gave her a dirty look. yetersizlik. hile. -i kınamak. maluliyet. yok olmak: Too many forests have disappeared. f. 1. boşaltmak. diskli tırmık makinesi. hayal k ırıklığına uğramış. 3. doğru bulmama. dağılmak. mürit. borç ödemek. s. Raporlar kazan ş. (birini) (yanlış düşüncesinden) vazgeçirmek. huysuz. ateş verme. dili 1. pis. feci. i. 3. f.pipe boşalma. bo olma. s. i. sezmek. anlayış. i. kirli. ortadan kaybolma.nedeni 2. 1. tediye de şarjetmek. çömez. 1. ümidi kırılmış. f. f. 2. 3. yok yok olma. ortadan kaybolmak: My pen has i. onaylamama. görmek. disk. f. i. afet bölgesi. 2. is discharging sewage2. sahtekârlık. 2. mahzurlu. çekişme. 1. hayal k ırıklığına uğratmak. sak ıncalı. felaket getiren. f. sakatlık. i. dökülmek: discharge cargo şaltmak. 1. barodan ihraç etmek. yıkım. diskaro. 2. ödenen para. uyuşmamak. seziş. 1. düzenini bozmak. zeki. ret. --ring) huk. (para) harcamak. i. anla şmazlık. kınama. ayırt etme. with -e of the accident. f. elek. mahzur. dezavantajlı. gözden kaybolmak. inanmayış. boşalma. reddetmek. inanmama. tatsıın z. i. f. s. 1. akma. dezavantaj. f. f. ayırt etmek. (--red. iğrenç. 2. çıkarma. i. f. 1. i. uyuşmazlık. 3. naho i. i. sert. bak. f. 1. anlamak. düzensizlik. feci halde. hoşa gitmeyen. s. ters. k. 2. 1. s. i. ıskartaya çıkarmak. 2. Pek çok orman oldu. of -i do ğru bulmamak. pis iş. s. (in) -e inanmamak. aksi. k. boşalmak. silahs ızlanma. havari. 2. silahsızlanmak. diskcokey. tatsız işler. 2. zarar.

3. 5. devam etmemek.e inkâr 2. from elek. ayırt eden. disiplin. -i ele almak. avutulamaz. 2. i. 1.ı. ortaya ıkarmak: Our have disclosed the aç ığ a çıkarma. 1. ahenksiz. disiplin yanl ısı. 2. tepeden bakma. f. isteğe bağlı. şmazl ık. İng. ayırt etme. f. diskotek. itimatsızlık. meydana çıkarma. ortaya ç ıkarinvestigations ılan şey. denli. ayırt etmek. cereyan. rahatsız etmek. i. s. küçük görmek. f. tartışmak. 2. durdurmak. 1. i. s. s. titiz. ayrılık. güvensizlik. 2. 1. uyumsuz. şüphe. küçük görme. i. ihtiyari. s. f. görü şmek. ciddi ve ayr ıntılı bir konuşma/yazı. ığa ç ıkarmak. discolor. s. güvenini sarsmak. i. s. 1. keşfetmek. i. kabaca. ayırım kitaplar ayırım yapmak. f. zevk sahibi. ciddi ve ayr ıntılı bir şekilde konuşmak/yazmak. i.b. 1. akortsuzluk.etmek. uyu ı. i. yads yalanlamak. bulmak. beğeni. görüşme.. 1. itibardan düşürmek. i.. ile ba ğlantısını kesmek. sıkıntı vermek. kabul etmemek. soldurmak.. meydana çıkarmak. s ıkıdüzen: military discipline askeri disiplin. çok kederli. reddetmek. itibars ızlık. disiplin 3. z. bilim dal ı. tenzilat. vazgeçmek. f. nutuk. fark. f. 1. huzursuzluk. 2. f. müz. 1. altüst etmek. i. tutarsızlık. sert amir. cesaretini k ırmak. i. disko müziği. akortsuz. (telefon. f. ıskonto. ayırmak: He can´t discriminate good books from bad. -e karşı s. 1. farklılık. . s. hor görmek. etmek. zor beğenen. kaba. rahats ızlık. disiplinle ilgili. muh. düzence. ayrım. tekzip tekzip. söylev. sayg ısızca. zevk. i. ifşa. ayırım. hesaptan düşmek.disciplinarian disciplinary discipline disclaim disclaimer disclose disclosure disco disco music discolor discolour discomfort disconcert disconnect disconsolate discontent discontented discontinue discord discordant discothèque discount discount discourage discouragement discourse discourse discourteous discourteously discourtesy discover discovery discredit discreet discrepancy discrete discretion discretionary discriminate discriminate against discriminating discrimination discus discus thrower discuss discussion disdain i. hor görme. i. lekelemek. ağzından çıkana dikkat eden. çelişme. 2. ırabilme yetisi. (bono/senet) k ırmak. f. 2. sayg ısız. 2. 3. 3. i. aç ığa vurmak. f.. gözünü korkutmak. 1.. hevesin k ırılması. sıkıntı. 2. ıskonto etmek. hevesini kırmak. saygısızlık. rengini bozmak. fark gözetmek. düzenini bozmak. dili disko. boyun ımak. f. müz. f. farkl s. 1. şaşırtmak. nezaketsizlik. 2. anlaşmazlık. i. hoşnutsuzluk. f. from -den ayırmak. talim. fark. 2. 2. bulgu. ayırım yapma. 4. 3. ortaya çıkarmak. cezaland ırma. uyuşmazlık. s. 1. ğme. 1. itaat. bak. -den söz etmek. hoşnutsuz. ayıran. kabalık. 2. 1. f. yalanlama. 2. 3. i. ş düşürmek. ayrı tutmak. --es (dîs´kıs ız)/dis. keşif. 1. disk atma. gözden ıs ıüpheye kı. ağız sıkılığı.´ni) kesmek. (from) -den vazgeçirmek. 1. f. 3. disk. dü tedbirli. aç i. i.ç2. spor 1. kesmek. takdir yetkisi. ayr i. şürmek. sağduyu. a ğz i.. 1. güzeli çirkinden ay ğ. tepeden bakmak. disiplin. 1. nezaketsiz. 2. mak.ci (dîs´ay) ço spor diskçi. tartışma. ifşa etmek: disclose a secret bir sırrı ifşa etmek. 3. İyi ı kötülerinden ayırt edemez. k. indirim. 1. fark gözetme. f. gaz v. indirim yapmak. 2. buluş. yar ıda bırakmak. 2. cesaretsizlik. 2.

itibardan düşme. tabak dolusu.. itibardan şürmek. caydırmak. s. 2. hevesini kırmak. 2.. karaya ç ıkarmak/çıkmak. f. bilg. kurs.iğ brenç. yüzkarası.. (kimse). 2. 1. f. i. çözülmek. bozunum. güvenilmez. İng. iğrendirmek. spor. mirastan yoksunluk. bozunmak.. i. i. parçalama. i. tarafs i. i. ıktırmak. i. sahtekâr. şerefini lekelemek.. parçalamak. bozunma. --ing/--ling) (saç. çanak. 2. 2. f. gözünü açmak. 1. f. f. dürüst olmayan. 1. darmada i. tiksindirici. disk. ba ğlantısını kesmek. f. s.. canı sıkkın. yemek. i. s. cesaretini k ırmak. bezginlik. bulaşık bezi. bulaşıklık. f. . alçaklık. 2. anat. sayr ı. i. hasta. hastalıklı. fiz. vermek. rezil etmek. Kral tan tiksinti. tabak. 1. 1. mikroplardan ar ındırmak. ışığı kn etmek. 2. 1. gözden dü şürmek. 2. yansı z. tiksindirmek. i. bulaşık makinesi. parçalanmak. utanç verici. s. s. s. 1. bezdirmek. i. bulaşık suyu. ahenksizlik. salıvermek. f. gözünü açma. 1.´ni) darmada ğınık etmek. savaş alanından çekmek. 1. disfavor. alçak. 2. sahtekârlık. dishonor. i. bulaşık damlalığı. (--ed/--led. s. 2. olarak k ılık değiştirmek: The king disguised himself as a ınmamak için dilenci kıınl lığı na 2. 1. biçimini bozmak. i. hoşnutsuz.. aç ılmak. açmak. 3. f. karmakar ık. bir konuyla hiçbir ilgisi olmayan. rezil. bula şıkçı. giyim v. bıkk ık. s. 1. 2. i. i. karmakarışık. uyumsuzluk. i.disdain to do s. gözden dü şme. a ğırşak. i. umudunu kırmak. dezenfekte etmek. çirkinleştirmek. 1. (seyyar) damlalık. sayrılık. f. fiz. s. 1. f. iğrenme. bak. teker. disdainful disease diseased disembark disenchant disenchantment disengage disengaged disentangle disfavor disfavour disfigure disgrace disgraceful disgruntled disguise disgust disgusting dish dish drainer/rack dish rack disharmony dishcloth dishearten dishevel disheveled dishful dishonest dishonesty dishonor dishonorable dishonour dishpan dishwasher dishwater disillusion disillusionment disincline disinfect disinfectant disinherit disinheritance disintegrate disintegration disinterested disk bir şey yapmaya tenezzül etmemek. parçalanma. 2. b ğlantısız. yüz k s. bulaşık tası. hayal k ırıklığı. serbest ırakmak. gözden dü şme. f. mirastan yoksun b ırakmak. f. biçimsizle ştirmek. f. çözmek. dezenfektan. İng. yalanc ı. bölmek. ba(askerleri) f.. müz. i. out da ğıtmak. 2.. bak. mikropsuzlandırmak. f. rezalet. utanç kaynağı.. girdi. i. bölünmek.b. up tabağa koymak. dürüst olmayan. yüzkaras ı. hayal k ırıklığına uğratmak. 1. i. saklamak: beggar. s. serbest. 2. bir konuda hiçbir ç ıkarı olmayan ız. gözünü açmak.t. hastalık. (bir şeyden/birinden) soğutmak. yalancılık. gizlemek. from -den kurtarmak. ilgisini kesmek. illet. f. dü ızart ıcı. 1. gözü açılma. f. as .

diskcokey. baş huk. dispanser. (--led. itaatsizlik. işten çıkarmak. (birinin) yolunu şaşırtmak. 1. ihanet. bilg.has düşdismissed ünmemek. 1. 1. 3. yerinden ç ıkarmak. fark. dağıtma. sevketme.1. disk kazas ı. işten çıkarılma. vermek. disk sürücü. -den şlanmama. ba şkaldırma. küçük dü şürme.b. (kuraldışı bir şeyin yapılması için verilen) özel izin.disk brake disk crash disk drive disk jockey diskette dislike dislocate dislocation dislodge disloyal disloyalty dismal dismantle dismay dismember dismiss dismiss from one´s mind dismissal dismount disobedience disobedient disobediently disobey disorder disorderly disorderly conduct disorderly house disorganisation disorganise disorganization disorganize disorient disown disparage disparagement disparate disparity dispassionate dispassionately dispatch dispel dispensable dispensary dispensation dispense dispense with dispense with the need for disk freni. zihnini karıştırmak. s. 2. da -den vazgeçmek. 1. sökmek. serinkanlı. yerinden atmak. uzuvlarını kesmek. farklı. bilg. f. bak. kötülemek. 2. İng. Ba şbakan aklından i. bak. 2. kavga çıkararak) şkalar ıkalar nın huzurunu kaçıran. i. tanımamak. s. görevden almak.. -e itaat etmemek. yerinden ç ıkarmak. karıştırmak. f. 2. f. İng. i. bozukluk. i. altüst etmek. sadakatsizlik. f. evlatlıktan reddetmek. i. apayrı. s... f. işten çıkarma. düzensiz. altüst etmek. ciddiye ı reddetme. dönem. tıb. eşitsizlik. i.. 2. 1. (telgraf/faks) çekme. -e uymamak. sönük. i. 1. -i ekarte etmek. gönderme. of/for -i sevmeme. f. akl ından çıkarma. -i gereksiz k ılmak. 1. kederli. 1. küçük dü şürmek. dehşet. vazgeçilebilir. itaatsizlik etmek. --ling) a da s. i. s. 2. (bir dinin etkili oldu ğu) ğıtmak. vefas ız. intizams ız. 2. s. 1. f. 2. 3. 3. 1. parçalara ayırmak. görevden uzaklaştırmak: The Prime Minister çı karmak. i. f. 1. tarafs ız. kovmak. kar ışıklık. -i dinlememek.´nden) inmek/indirmek. disorganize. zorunlu olmayan. uzuvlar ı bedenden ayırmak.. kasvetli. almay f.two members of her cabinet. ne şesiz. (ilaç) hazırlamak. düzensizlik. 2. i. mafsaldan çıkarmak. 2. 2. genelev. dehşete düşürmek. 1. f. parçalamak. çıkık. 2. f. f. hastalık. 5. gitmesine izin verme. gidermek. Karargâhtan bir mesaj ald ık. (bağırıp çağırarak. i. i. eşyasını boşaltmak. huk. 3. sakin. verme. hıyanet. -i sevmemek. f. kötüleme. mak. ba ının huzurunu kaçıran davranış. asi. itaatsiz. bilg. 1. düzensizlik. . 2. rapor: We have received dispatch from headquarters. kargaşa. 1. bozmak. mesaj. ğıtmak. s. 1. hain. 2. yadsımak. z. -den ho şlanmamak. sadakatsiz. 3. ho f. f. kar ışıklık. sökmek. i. disorganization. disket. tıb.. yansız. 2. 1. bisiklet v. (davayı ) reddetme. i. z. defetmek. düzenini bozmak. karmakar ışık etmek. 2. f. soğukkanlı. vefas ızlık. 4. (hayvan. itaatsizce. i. perişan etmek. tarafs ızlıkla.

altüst etmek. bilg. 2. spor diskalifiye etmek. 2. 2. f. tabiat. bir şeyden 2. f. tahliye etmek. karışıklığa/kargaşaya yol açan. i. oransb f. to ile orantılı olmayan. ırakmak. i. 2. dağıtıcı. 1. saygısız. 1. s. kesilme. huzursuzluk. muhalif. travay. 1. evinden ç ıkarmak. i. yerinden ç ıkarmak. s. f. kullanım. parçalara ayırmak. da f.kimse. yerleştirme düzeni. yerle ştirme. i. 1. ayrılık. bilg. huzurunu kaçırmak. 1. elden ğütücü. çöp öç f. (toplantının) kesilmesine yol açmak. 2. birliği bozan. memnun etmemek. i. i. gerçeği gizlemek. 2. ayrımlı. 2. tasarruf. f. önemsememek. 3. f. memnuniyetsizlik. (resmi giysisini) ç ıkarmak. satma. s. 2. i. yok etmek. i. canını sıkmak. resmi giysisini çıkarmak. değişik. mizaç. bölücü. s.´ni) (belirli bir biçimde) harcamak. fiz. 1. münakaşa etmek. sat4. 1. f. (gerçeği) gizlemek. 3. karşıt görüşlü. sinirlendirmek. para v. tartışma. 1. çürütmek. dağıtma. (gerçeği) gizlemek. 1. tartışmak. 3. mal ve mülküne el koymak. aksatmak. aksini kan ıtlamak. i. 1. morali bozuk. i.dispenser dispersal disperse dispirited displace display displease displeased displeasure disposable disposal disposal unit dispose dispose of disposition dispossess disproportionate disprove dispute disqualification disqualify disquiet disregard disrepair disreputable disrepute disrespect disrespectful disrobe disrupt disruption disruptive dissatisfaction dissatisfy dissect dissemble disseminate dissension dissent dissenter dissertation disservice dissident dissimilar dissimilarity dissimulate dissimulation i. i. (ceza olma. from 1. muhalif.satmak. ılış. yoksun ız. dağıtmak. s. 2. imha etme. -i kabul etmemek. 1. tez. 2. verme. aksama.t. görüntülemek. boş verme. gerçeği gizlemek. dağıtma aracı/makinesi. imha etmek. s. 1. f. i. f. to -den farklı. zarar. ış. önemsememe. 2. with s. yerle ştirme. görüntüleme. gösterme. i. hürmetsizlik. hoşnutsuzluk. 2. yar endişe vermek. yarad ğı tma. f. 2. i. kabalık.b. yok etme. i. 1. ıkarma. hazırlamak. işleri aksatan. bak ımsızlık. kullan ıldıktan sonra atılabilen. boş vermek. be dissatisfied memnun olmamak. f. rahats ız etmek. f. farklılık. saçmak. 4. (belirli bir düzene göre) yerle ştirmek. i. göstermek. 2. aksatan. 1.üphe 1. 2. -den ayr ı görüşte olmak. ne şretmek. 3. f. s. (ışınları) ayırmak. ayrı görüşte olan. i. yaymak. yerini almak. soyunmak. 2. i. 2. endişe. hiçe saymak. 2. ış d ışı b ı rakmak. saygısızlık. münakaşa. hoşnutsuz. ayrı görüşte olan kimse. f. i. huk.ayr kabul etmeyi ı görü şte olan i. f. bozulmas ına yol açmak. ş. yaymak. cesareti k ırık. ziyan. sergilemek. -den ayrılmak. tatminsizlik. i. ald ırmamak. ho şnut etmemek. ihtilaf. anlaşmazlık. dağılmak. adı kötüye çıkmış. 1. s. inceden inceye incelemek. dağılma. doğruluğundan ş etmek. 4. yerle ştirmek. 1. gösteri ş. gerçeği gizleme. 1. farklı. öfke. sergileme. s. (ceza olarak) yetkisini elinden alma. hiçe sayma. i. (zaman. . olarak) yetkisini elinden almak. tatmin edememek. 1. ho şnutsuzluk. 3. huk. spor diskalifiye etme. f. ald ırmazlık. 2. yerini değiştirmek. diskalifiye f. elden çıelden karma. dağıtan kimse.

2. 3. -den vazgeçirmek. damıtılmış. da ğı ı)tma. sefih. dam ıtmak. sivrilmek. tats ız. başka. uzak. 2. s. eritmek. 1.. f. f. from -den cayd ırmak. m ıntıka. f. 2. dikkati da tan çekme. 2. dağıtılmış. f. belli. s. paye. soğuk. çok endişeli.s. i. bayi. (with) dikkatini (-den dolay i. huzurunu kaçırmak. resmiyet. rahats ız etmek. ahenksizlik. kireç boya sürmek. f. dağılım. 4. geride ırakmak. hoşa gitmeyen. ac ı. şişmek. 2. mesafe. 1. dam ıtık içki fabrikası. şaşkına dönmüş. s. farklı. farklı. çarpıtmak. ayırmak. 1. yok olmak. altüst etmek. 1. f. 3. çapkın. 1.. sefahat. bölge. ızlık. badanalamak. saptırmak. uyumsuzluk. sapt f. Beni meşgul s. dağıtmak. huzursuzluk. badana. karıştırmak. i. 3. i. biçimini (yüzünü) ırma. ayırmak. mahalle. 1. ayrı. üzmek. itimats ızlık. üzücü. eğlence. endi ğı şey. uyumsuz. tehlikeli bir durum. oto. mesafeli (kimse). başkalarına güvenmeyen.dissipate dissipated dissipation dissociate dissociate o. b s. ırak (yer/zaman). 1. şişirmek. rahats s. f. güvensizlik. 2. akortsuz. yaymak. israf edilmiş. dikkatini etme. son vermek. 1. 3. güzide. açık. distill. s. dikkatini dağıtmak: Don´t distract me. from dissolute dissolve dissonance dissonant dissuade distance distant distant relative distaste distasteful distemper distemper distend distil distill distillation distilled distillery distinct distinction distinctive distinguish distinguish o. uzak yer. kargaşa. 2. f. 2. 1. gerçek anlamından i. üstünlük. itimatsız. 1. dikkatini başka yöne i. sefih. çözmek. 2. ayırt etmek. ara. feshetmek. karışıklık. i. i. seçkin. zamanla kaybolmak. beğenmeme. israf. i. s. with -den dolay ı deliye ş. f. 2. f. i. dam ıtma. 2. 1. f. endişelendirmek. güvenmemek. 1. da ğıtmak. imbikten çekmek. . s. s. 2. uzaklık. dağılmak. i. dam ıtık. s. 2. 4. çok ş eli. oyalay ıcı şdönmü ey. bulaşıcı bir köpek hastalığı. (ruhen/aklen) dengesiz. endişelendirmek. s. 1. 2. mesafe. i. 1. 3. kendine özgü. bak. i. imbikten çekilmek. itimat etmemek. kolaylıkla ayırt edilebilen. ayırt etme. 1. dağıtım. -den ayrılmak. gerçek ından bozma. i. üzüntü. anlam ıtma. dağıtıcı. distribütör. 1. çılgına dönmüş. biçimini bozmak. 2. 1. i. ba şka yöne çekmek. dağılma. 1. kireç boya. f. sivrilmi ş. uzak akraba. İng. dağıtma. f. s. 4. 2.s. i. ahlaks ız. çarpıtma. 1. uzak. zor bir durum. hoşlanmama. güvensiz. ahenksiz. f. 2. israf etmek. (by) (-den dolayı) dikkati dağılmış. endişe. i. nahoş. distinguished distort distortion distract distracted distraction distraught distress distressing distribute distribution distributor district district attorney distrust distrustful disturb disturbance disturbed f. 2. s. erimek. başka çarp anlam vermek. fark. 3. ac ıklı. dağıtmak. (yüzünü) çarp ıtmak. 2. savcı.

bölme. i.4. ilahiyat fakültesi. baş dönmesi. durumu kötü olmak. şaşırtmaca. dili batakhane. 3. -i yok etmek. pike. ark. 7. ilahe. (bir kimseye. tramplen. divan. 1. ırlamak. çeşit çeşit. s. i. bölünmek. 1. -e dağıtmak. kullanılmama. açığa vurmak. denden işareti. hav. dikkati ba ş i. 8. baş döndürücü. İng. (--d/dove. 2. . 2. f. 2. farklılık. ifşa etmek. hav. i. birbirinden uzaklaşmak. bölünen.disunity disuse ditch ditto divan dive diver diverge divergence divergency divergent diverse diversify diversion diversionary diversity divert divest divide divide down the middle divide into quarters divide up among divided dividend dividers divine divinity divinity school divisible division division of labor division sign divisive divisor divorce divorcé divorcée divulge dizziness dizzy DNA do do a food justice do an implant do away with do badly do disservice to i. i. kullanılmazlık. oyalamak. suya dalmak. boşamak. bölünmü ş. 3. 2. bölmek. implantasyon yapmak. mat. teoloji. ilahi. f. pike yapmak. dal ış. ilah. 3. şaşkın. 3. bitirmek. saptırma. taksim etmek. çevirmek. 2. i. ayrılma. s. 1. tamamlamak. becermek. denden. yapmak. --d) f. eğlence. bölünme. dikkati başka yöne çeken şey. dikkatini ba şka yöne çekmek. 2. s. 6. 1. 2. 1. 1. ayrılmak. mat. 1. i. f. -i ortadan kald ırmak. 2. ayrılma. ayrı. 3. 1. --ne) 1. 2. i. eğlendirmek. 1. sedir. i. bölen. i. (did. boşanmak. ba şa çıkmak. bölme işareti. ayrılık. yetmek. bölücü. 2. farklı. hendek. bak. papaz. tanrısallık. s. oyalayıcı şey. sersemletici. davranmak. Tanrıbilim. dört k ısma ayırmak. çeşitli. i. tanrı. dalmak. i. 1. 2. hissetmek.. gözü kararmış. kopukluk. bölme. 1. departman. dikkatini dağıtmak. i. rmak. 4. 2. f. ırmak. ikiye bölmek. 2. Hrist. ıç. sersem. ilahiyat. k. i. ıltmaca. sezmek. s. ayrılık. ay şanmayr ış erkek. bölüm. haz ından gelmek. 3. divan. 4. tanrıça. mat. i. başarmak. farklı. i. bölünebilir. 1. kanal.. boşanmış kadın. pergel. s. k ısım. seksiyon. şiir divan. bir yemeğin hakk tıb. çeşitlilik. varyant (yol). deoxyribonucleic acid DNA. i. ülkeye v. 2.. -i ortadan kaldırmak. f. s. 1. sersemlik. sapt f. 1. i. 5. 2. f. i. ılmak. boşama. 2. kâr payı. divergence. kehanette bulunmak. k ıs. uzaklaşma.´ne) zarar vermek. diving board atlama tahtas ı. dalg f. ilahilik. tanrısal. başı dönen. -i öldürmek. of ı -den yoksun b ırakmak. taksim. büyük meclis.b. mat. boşanma. 9. dörde bölmek. bo i. bölüm. etmek. i. çeşitlendirmek. 3. among -e da ğıtmak. 1. yan ka yöne çeken. s. işbölümü. f.

1. birine haks ızlık etmek. (kötü birtat amaçla) de ğiştirmek. (bir şey katarak) vermek. 1. k. birine hakça davranmak. bir şeyi gizlice yapmak.o.o. the hard way do s. 1. O tablo ı göstermek: Heto didn´t do himself justice in the her zamanki concert last night. a dirt do s. r i. k.o. doktora sahibi. k. çalıyor. up do one´s best do one´s best do one´s damnedest do one´s duty do one´s hair do one´s own thing do one´s shopping do one´s stuff do one´s utmost do over again do penance do s. 2. an injustice do s. birinden gizli yapmak. justice do o. 2. dili 1. dili süslenmek.o. hekim. i. elinden geleni yapmak.o. adil bir şekilde davranmak. elinden geleni yapmak. elinden geleni yapmak. elinden geleni yapmak. f.ıht tersane. saçlarını düzeltmek.t. 2. dili (birine) çok yaramak. tabip. (kuyru ğunu) kısaltmak. çok don´t iyi gelmek. kesmek. süslenip püslenmek. argo öldürmek. saçını yapmak. -siz idare kötülük etmek/yapmak. durumu iyi olmak. birine gurur vermek. dili birine kötülük etmek. yeni baştan yapmak. doktor. birine iyi gelmek. behind one´s back do s. 3. with feeling do the cleaning do the washing-up do violence to do well do with do without do wrong do yeoman service Do you have any practical experience? do/go without do/go without s.t. doktor.do honor to do in do justice do o. Dün geceki konserde her zamanki performans ını k. havuza çekmek. do s. k. k. tedavi etmek. justice do s. ğe)etmek. onarmak. alışverişini yapmak. dirt do s. birini çok iyi a ğırlamak. -i bozmak. dok. suç/günah i şlemek. birinin haberi olmadan bir şey yapmak. (ücretten) kesmek. iskele. i.s.s. (daha kolay bir çözüm varken) bir şeyi zor bir şekilde yapmak. temizlik İng.o. halim selim. ş etmek: What are we going to do with you? Seninle nasıl baş (biriyle) baetmek. ıma yanaşmak.o. dili marifetini göstermek. bir günah ı bağışlatmak için papazın önerdiği kefareti yerine getirmek. Piyanoyu duyarak yapmak. birine bir iyilik etmek/yapmak. biri/bir şey olmadan idare etmek/yapmak: Can you do without meat? Et yemeden yapabilir misin? If you have the money to buy a parrot. (with) (yeme doktora. to (bir şeyi) gerektiği gibi yapmak: Thatperformans painting doesn´t do justice the valley´s beauty. . f. 2. 1. in secret do s. proud do s. gemi havuzu. -i yapmak: What have you done with my book? Kitab ımı ne yaptın? 2. r ıhtım. havuz. çok yard ım etmek. 1. 2. birine kalle şlik etmek.t. huk.o.t. unbeknown to s./s. do/work wonders for docile dock dock dockyard doctor doctor up doctor´s degree -i şereflendirmek. adalet dağıtmak. k. dili birine kahpelik etmek. 2. s. birinin hakk ını vermek. bulaşık/bulaşıkları yıkamak.t. uysal. a favor do s. sanık yeri. çok yardımı dokunmak. tamir 3. -e şeref kazandırmak. yumu şak başlı. good do s.t. görevini yerine getirmek. f.o. 2. bir şeyi duyarak yapmak: He plays the piano with feeling. havuza girmek. 1. 1. dili ba şkalarına pek aldırış etmeden kendi seçtiği bir yolda gitmek. Hiç tecrübeniz var m ı? onsuz yapabilmek.

peşini bırakmamak. aile içi. dantel/işlemeli altlık. i. i. durgunluk. 1. k. öğreti. i. budala. kesatlık. ac ılı. çoğ. dogma. 2. 3. tic. 1. yurtiçi. dogmatizm. yunusbalığı. s. 2. yunus. nüfuz alan ı. den. f. k. iç. 3. dokümanter. belgesel film. ho şaf gibi. up doll s. s. k ıran kırana rekabet. i. i. s. doküman. s. oyuncak bebek. O benim alan ım dışında.b. İO yi iiş şiyapar. belgeleme. belgesel. tekerlekli kriko. 3. ç. dili yavru köpek. 4. dogmatik. keçi. i. giyinip ku şanmak. i. belgesel. f. ahmak. i. f. dik kafalı. do fiilinin geniş zamandaki üçüncü şahıs tekil şekli: He does good work. direngen. tamir/yap ı işlerini kendi başına yapmak isteyenlere göre malzeme ve alet ılan dükkân. does not.doctorate doctrine document documental documentary documentary film documentation dodge doe does Does he dare do it? doesn`t dog dog dog collar dog-ear dog-eared dog-eat-dog dogged doggie doggy dogma dogmatic dogmatism dog-tired doily doings do-it-yourself do-it-yourself store do-it-yourselfer doldrums dole doleful doll doll o. belgesel. (kötütasmas bir şey) ı. i. i. i. nüfuz bölgesi. s. s. it. i. i. yurtiçi uçu ş. rüzgârl yard ımıı . up dollar dolly dolphin dolt domain dome domed domestic domestic animal domestic animal domestic flight i. dili çok yorgun. i. f. inaksal. kubbeli. işsizlik s. dolar. i. birinin kendi ba şına yapabileceği/monte edebileceği (şey). k. 2. inakç ılık. mankafa. out dağı tmak. sat ı işlerini kendi yapan kimse. 2. i. i. s. i. bir yana kaçmak. s. evcimen. süslenip püslenmek.. f.. 1. kubbe. tamir/yap i. i. s. f. ilgi alanı: It´s not in my domain. inak. aile ile ilgili. 1. doggy. bir yana kaç ıp -den kurtulmak. iki tekerlekli yük ta şıyıcısı. dokümanter film. ev ile ilgili. doktrin. dili köpek. 1. kaçamak atlatmak. yapmaya cesareti var m ı? k ıs. bilgi alanı. evcil hayvan. --ging) 1. bitkin. 1. kukla. birini süsleyip püslemek. 3. sayfa kö şeleri kıvrık/buruşuk. kıran kırana rekabet edilen. tav birşyana kaçma. kederli. kurnazl an v. köpek f. i.o. bak. i. dili havhav. köpek. (--ged. i. 2. (bir iste ğin üstüne düşerek) (birini) rahat bırakmamak. . belgelemek. dokümanter.s. 3. işler. bebek. i.. hayvanlar ın dişisi.. evcil hayvan. inatç ı. 2. okyanusların ekvator dolaylarındaki durgun veya az ık ısımlar eş leksel durgunluk alanı. hizmetçi. ehli hayvan. 1. kurnazlıkla/hileyle ıkla/hileyle atlatma. 2. belge. i. evcil. 2. sayfa kö şelerini kıvırmak/buruşturmak. hüzünlü. doktora. s. geyik.

i. iç pazar. konut. dili çok yorgun. ikametgâh. Bir şey değil. Zahmet etmeyin! Bahşiş atın dişine bakılmaz. tamamlanm ış. i. i. dor´m ın) i. doorman. i. (talihin belirlediği) kötü son. f. k ıvamında pişmiş. çoğ. 1. s. door. egemen. kapı tokmağı. i. 2. şı. i. domino oyunu. Don´t push your luck. i. hibe etmek. iyi pişmiş. i. s. hâkim. egemen olmak. hibe. k ıs. i. i. evcille ştirmek.men (dor´men. k. 1. paspas. (bir yere) hâkim olmak. f. hâkimiyet. bağışçı. i. dominant. ba şat. hâkim olmak. bak. ba şatlık. 2. korkunç son. Don´t stand out there in the wet! Don´t trouble yourself. hâkim durumda olmak. Dominikli. hâkimiyet. bağışlama. bitmiş. Don´t mention it. k ıyamet günü. 2. Tamam!/Oldu!/Kabul! i. 1. 2. Kıpırdama!/Kımıldama! Yeteneklerini abartma. 1. bağış. kapı zili. dominyon. Dominikli. 2. despotça hükmetmek. verici. eşek. kapıcı. do not. f. 1. bak. üstünlük. 1. Şansına fazla güvenme.domestic flights domestic industries domestic market domestic politics domestic trade domesticate domicile dominance dominant dominate domination domineer domineering Dominican dominion dominoes don`t Don´t bother! Don´t look a gift horse in the mouth. eşik. Sende hiç terbiye yok mu? f. tepeden bakmak. biyol. f. i. i. hâkimiyet. s. do./Şansını zorlama. 2. hükmeden. egemenlik. 2. 1. Don´t you have any manners? donate donation done done in done through done to a turn done to a turn Done! donkey donor doom doomsday door door salesman door service doorbell doorkeeper doorknob doorman doormat doorstep iç hatlar. bağışlamak. 1. ev ev dola şarak satış yapan satıcı. tam karar ında pişmiş. f. Dominik Cumhuriyeti vatanda i.. kapı. tıb. i. hükmetme. iç politika. Dominik Cumhuriyeti´ne özgü. Don´t move a muscle! Don´t overestimate his abilities. s. otoriter. ./Estağfurullah. Orada ya ğmurun altında durma! Zahmet etmeyin. yerli sanayi. egemenlik./Zahmete girmeyin. iyi pişmiş (et). hükmetmek. iç ticaret. bitkin. i.. biyol. mesken. kapıdan kapıya servis. 2. Dominik.

3. doz. 2. muh. argo bilgi. (otelde) çift yataklı oda.. iki ile f. s. puan. çifte kontrol yapmak. 2. bilg. 2. doland ırıcı. i. uykuda. kaz ık atmak. 1. çift kay iki film birden. double entendre iki tarafa çekilebilecek söz. dili en ufak ayr ıntıların üzerinde titizlikle durmak. kapı tamponu. öğrenci yurdu. nokta. 2.. 1. ranza. i. ayn ı suç için ikinci defa yargılanma. çift. i. çift camlı. iki yüzlü. benek. 2. bunamak. (--ted. 1. 2. kapıdan kapıya. i. benzer. uyu şuk. i. iki büklüm etmek. 1. ikiyüzlü. çatı penceresi. cansız. argo kazık atma. dili yatakhane.. argo budala. 2. i. 2. ikiz: Ayşe so resembles her annesine o kadar benziyor ki mother that she could beiki her double. i. iki katlı otobüs. ikircil ba bilg. 3. 2. ahmak. 1. 2. kruvaze f. f. i. iki misli olmak. 1. iki taraflı zatürree. iki kat çarpmak. makine ya ğı. 2. ikiye katlamak. f. k. uyu şturucu etkisinde. fare dü ğmesine iki kez basmak. eğilmek. --ting) noktalamak.. bunak. iki taraf ı keskin. aynı yoldan iki kişilik karyola/yatak. 1. bir belgenin imza yeri. Gerdan ı çıkmaya şlad ı. iki kat. budala. iki tarafl ı (kumaş). uyuşturucu madde. dozaj. 4. iki büklüm olmak. iğneli kompliman. Ay şe ına çıkarmak. f. . geri dönmek. ko ğuş. bunaklık. -e çok dü şkün olmak. sahtekâr. -in dublörlü ğünü yapmak. ıt sistemi. spor üst üste yap ılan iki karşılaşma. narkotik. f. tekrar kontrol etmek. s. i. 1. argo sözünden dönerek aldatmak. ev ev dola şarak yapılan. s. çifte söz. argo s. i. i. yatakhane. çifte yo ğunluklu. lastikli söz. payla s. on/upon -in üstüne titremek. giriş. 1. (insanda) gerdan: She´s developing a double chin. çifte standart. s. evrak dosyas ı. benmari. with ile aynı odayı şmak. i. misli yapmak. i. kapı aralığı. s. yo ğunluk. i. iki misli. e ş. 1.doorstop door-to-door doorway dope dopey dorm dormant dormer dormer window dormitory dosage dose dossier dot dot the i´s and cross the t´s dotage dotard dote dotted line double double double back double bed double boiler double boiler double chin double density double entry double feature double for double header double jeopardy double pneumonia double room double standard double up double-breasted double-check double-click double-cross double-dealer double-decker double-density double-edged double-edged compliment double-faced double-glazed i. aynı. 1. benmari. i. nokta. 2. k. bilg. iki katlı tencere. 1. hem lehte hem aleyhte olan. s. huk.(ceket)...

perişan bir durumda. dili son ana kadar: They worked right down to the wire. ış aş a ğı kat.ına doğru. beyaz güvercin. z. (İnternet üzerinden bilgisayara program) yüklemek. rüzgâr yönüne. üzgün. geçme. f. ayaklar alt ında çiğnenmiş. 2. derecesini indirmek. yokuş aşağı. s. s. üzgün. 1. z.! çal Kahrolsun s. dediklerinden s. rüzgârla birlikte. kuşkulanmak. i. 2. hızlı yürüyüş. aç ık.. çarşıya. alt kat. yanl f. z. ince ku ş tüyü. ğı i. . s. 2. i. 1. ak ınt s. morali bozuk. s. i. çarşı tarafında. muhakkak.. hayatta yenilgiye perişan kılıklı. i. z. s. 1. indirmek. Dürüstlüğünden kuşku şüphe etmek. sağanak. pol. şehrin merkezinde olan. pejmürde. 1. downtrodden. ak a ş ağı . haksızlığa uğramış. bahts ız. kata. f. f.. asık yüzlü. büsbütün: He´s dürüst. şüphe. morali bozuk. ters. i. sözünü esirgemeyen.! downcast downfall downgrade downhearted downhill download download downpour downright downstairs downstream down-to-earth downtown downtrod downtrodden downward downwards downwind dowry çift camlı pencere. 1.. barışçı. aş ıa a şdaki. ku i. yağda kızarmış şekerli çörek. f. çökme. aşağı indirmek. dili üzüntülü. k. f. z. güneye doğru.. gerçekçi. kesinlikle. 1. aşağı. şüphe etmek: I doubt his integrity. 1. 2.´s word doubtful doubtless douche dough doughnut doughy dour dove dove dowel down down down and out down at the heel down at the heels down in the mouth down in the mouth/dumps down on his luck down on one´s luck down payment down to the wire Down with . uyand şkusuz. i. aşağıya. talihsiz. uygulanabilir. z.. bak. aşağıya. 3. downward. tıb. hamur. karamsar. h ızlı. 2. herhalde. bitkin. 1. çeyiz. katta. haşin. karanl ık. çok çabuk. tenis çiftler. barış ısı. hırpani. aşağı doğru. kaparo. i. dive. çöküş. i. ağı. mang ır. çarşı. edat -in aşağısında: down nğa şağı s. aşağıya yönelmiş. z. kumru. s. i. şüpheli.o. alt1. z. sava ş aleyhtarı. z. i.. 1. aksi. bak. aşağı3. olan. alçaltmak. talihsiz. (yağmur) boşanma. şırınga etmek. aşağı katta. 1. 1. s. kuşkulu. bilg. 1. düpedüz: a downright insult düpedüz bir hakaret. aşağıya. 2. aşağıda. 1. bak. s. alaşağı etmek. 2. hamur gibi. düşüş. hayal k ırıklığına uğramış. şüpheli durum. Son ana kadar ıştılar.. 2. şbirinin üphelenmek. belirsiz.double-glazed window double-quick doubles double-space doubt doubt s. f. kuşku. alt kata. tam. şırınga. 3. gerçekle ştirilebilir. ezilmiş. (daktiloda/bilgisayarda) çift aral ıkla yazmak. ilk ödeme. yıkılış. kuşku duymak. the mountain da ğıu ram ış bezgin. i. hızlı yürümek. k. s. kuşku ıran. şüphesiz. yonda. aşağıda.. kuşkulu. alt katta z. f. cesareti k ırılmış. kuşku duyan. inişli. meyilli. aç ıksözlü. 2. s. 1. 2. tamamen. argo para. . 2.. a ğaç çivi. pey akçesi. şehrin merkezi. drahoma. f. i. kuşkulandıran. 2.

drafts. çekim. Drive. 3. f. ılayan. 1.duygular dramatik sanat şku veren. dili işi ağırdan almak. drama. tasla ğın ım. He çekicilik. kamç z. zorlayıcı. f. k ıs. çizim. ölü (renk). (silah) çekme. 2. 6. gen. bitirmek. uzatmak. uyuklamak. tiyatro edebiyat ı.men (dräfts´mîn) i. askere almak. dramatik. f. 4. hava almak. 3. i. k. 4. geride kalmak. soba borusunun çekmesi. 1. 2. 2. dramatikco olaylar dizisi. şekerleme yapmak. 3. drenaj. i. taslak. s. dramatik hale sokmak. kasvetli. 2. 2. kura. 3. sürüklemek. drama. düzine. draft 1. f. perde. 5. i. uykuya dalmak. geri çekmek. (--ged. ı çizmek. draft 3. 1. i. çek. örtü.. i. bak. i. uyuklamak. büyük k ızböceği.teknik müsvedde. akaçlamak.ırlamak. i. f. poliçe. çekmek. bak. i. 2. erkek ördek. drenaj yapmak. s. draftsman. 2. 3. (drew. cereyan. dramatize etmek. kendini çekmek. k. şarısı zl ığa uğramak. 1. dili hiçbir cevap ba ıkarmak.. --n) 1. eli boş dönmek. s. uzayıp gitmek. Doctor. ödeme emri. ak ıtmak. hafif uyku. çekmek. sürükleme. suyunu çekmek. ş emi. oluk. fıçıdan çekilen (bira)..doze doze off dozen dozer Dr drab draft draft draft drafting drafting board draftsman drafty drag drag on drag one´s feet drag one´s heels drag out dragon dragonfly drain drainage drainboard draining board drainpipe drake drama dramatic dramatically dramatise dramatist dramatize drank drape drapery drastic draught draughtsman draw draw draw a bead on draw a blank draw a conclusion draw a parallel between draw ahead draw away draw back i. 2. sürünmek. çekme. kanalizasyon.bir biçimde. ğı na do ğ ru çekti. i. kestirmek. i. oyun. ejder. dramatik durum. dili dozer. s ıkıcı. ilgi şey/olay/kimse. i. bulaşık damlalığı. 4. draft 2. lağım i. dram. tiyatro ı. ak ı3.. i. dramatize. çizim tahtas ı. Yemek tepsisini taba -e nişan almak.. çoğ. istemeyerek gitmek veya kabul etmek. çekiş. boşaltma. 3. İng. 1. san. çoğ. çoğ. 2. 1. sürümek. süzülmek. piyes yazarı. tasar i. tasarlamak. s. kurutmak. hava ak ımı. dili sonuç alamamak. 1. i. cereyanlı. İng. uyuklama. f.. bula şı k damlal ığı . suyunu tma. k. i. -i kar şılaştırmak. süzmek. buldozer. resim. sonuç ç -i benzetmek. geri çekilmek. f. ayaklar ı geri geri gitmek. (sabit) damlalık. 1. 1. yudum. (piyangoda) çekiliş. piyes.men (dräfts´mîn) i. çekmek: drew the tray of food closer to beraberlik. ğı) taramak. i. berabere biten oyun. kumaşla örtmek. his plate. teknik ressam. dram. oyun yazar ı. dramatize etmek. tüketmek. akmak. akaç. k. ı özellik. ejderha. dram. 1. i. (piyangoda) bo ş çıkmak. atık su borusu. dramlaştırmak. çekme. dramatik. bak. tiyatro ile ilgili. akaçlama. f. drink... güz. --best) 1. (topra sürmek. 2. sert. sürüklemek. draughts. çarp ıcı biçimde. dramatik f. s. 1. (--ber. zorunlu askerlik.. oyunla ştırmak. İng. yusufçuk. f. s.. 3. 2. şekerleme. (su) çekmek. . suna. (sabit) damlal İng. başarısız olmak. çeken f. müsveddesini haz i. kestirme. sürüklenmek. --ging) 1. drape. dö ı k. 3. f.. yavaş yavaş öne geçmek. 2. çekme. çekilmek. 1. i. şiddetli. bak. soğuk hava akımı olan. kalın perde. 2.

dream. 4. 1. i. piyango. f. bak. (at) bir s ınır koymak. resim. spor dripling yapmak. 3. büyük korku. i. dili azarlamak. 2. rüya. lamak. 2. düş./s. 2. f. hulya. göz. s. (liman ı) tarakla temizlemek. i. -i rüyas ında görmek. kostümlü prova. kaldırma köprü. uçkur.´nin) dibini taramak. f. k. çok korkmak. çekili ş. şifoniyer. tuvalet masas ı. i.t.b. kura çekmek. açmak. f. pansuman. i. dehşet.b. tarak dubası. 2. 1. 3.draw blood draw close draw interest draw lots draw near draw on draw out draw the line draw the line at draw up drawback drawbridge drawer drawers drawing drawing board drawing compass drawing pin drawn drawstring dread dreadful dream dream dream about s. deh şetli. giyinmek. 2. hayal kurmak. çöp. yaklaşmak. (--ed/--t) 1. i. süslemek. dili hayalinde yaratmak. karakalem resim. birini/bir şeyi rüyasında görmek. f. rüya gibi. i. çok kötü. (salata için) sos. 2. 1. mak. hesap v. 1. çizim. dili iki dirhem bir çekirdek.. dü şçü. i.o.b. s ıkıcı. (k ızarmış hindi ile yenilen) ekmek kırıntılarıyla ılan baharatl ı bir yemek. kadın terzisi. sızıntı. 2. 1. sırılsıklam etmek. don. külot. i. -i reddetmek. draw. çizim tahtas ı. 5. (bir fon. düzenlemek. (saça) şekil vermek. tortu. İng. i. (deniz.. i. i. resim pergeli. salyas ı akmak. Kö şkün önüne bir limuzin mahzur. 6. dili berbat. tarak. draw. 1. bak. 2.´ni) haz ırlamak. giydirmek. yaklaşıp durmak: A limousine up in front of the mansion. dezavantaj. sak ınca. söyletmek. 3. korkunç. hayal. dream that dream up dreamer dreamlike dreamt dreary dredge dregs drench dress dress down dress rehearsal dress up dressed up fit to kill dresser dressing dressing gown dressing table dressmaker dressmaking drew dribble kan ak ıtmak. .drew i. senet v. sabahl ık. f. korku ve endi şe duymak. rüya görmek. süprüntü. ask. ha şpansuman tiy. k. s. damlatmak. 1. 1. raptiye. yaklaşmak.. uzatmak. terzilik. s. bir hizaya getirmek. tarama aygıtı. ufak akıntı.. 2. faiz getirmek. 1. damla damla ak ıtmak. hayalperest. ırmak v. (yaraya) yapmak. 3. göl. çekmece. yap İng. robdö şambr. yazmak. kasvetli. f. eskiz. -i yapmamak. hayal gibi. i. telve. k. hayalci.´nden) para çekmek. k. 2. i. (topu) sürmek. f. konu şturmak. bak. t ırmık. i. (kontrat. giyinip süslenmek. f.

deliye birini çok zor bir duruma kö şeye sıkıştırmak. 1. yönelim. . ütü (kumaş). salyas ı akmak. ütü istemeyen f. talim.. içki içmek. talim drunk) yaptırmak. kurutucu madde. demek istemek. dinamik. damla. i. içki. 2. delgi. dili sarho ş olmadan içki içebilme konusunda birini gölgede bırakmak. under the table drink s. to distraction drive s. köşeye sıkıştırmak. içme suyu. (drove. büyük zevkle şerefine içmek. k. 1. i. kovmak. 4. i. uyumcu. alıştırma ask. f. dryer. içecek. s. drive s. matkap. bananas (damlalar) akmak.o. evin garaj ını sokağa bağlayan yol. seyircilerin ı içinde oturarak film seyrettikleri açık hava sineması. i. arabalar arabalar ında hizmet veren banka gişesi. kuma ıp donmu ş yağ damlası. şiddetli. arabayla geçmek. straight drink to excess drinking drinking cup drinking straw drinking water drip drip-dry dripping dripping wet drive drive a hard bargain drive a hard bargain drive at drive away/off drive back drive by drive into a corner drive mad drive out drive s.o. kadeh. ask. i. 2. arabayla geri dönmek. 1. (drank. ıvanadanbirini çıkarmak.uzakla (rüzgâr şmak. s. arabayla önünden geçmek. 2. araba ile gitmek: I drive to and drive a car. al3. bak. 3. birini çılgına çevirmek. saçmalamak. ıştin ırma yaptbir ırmak.. püskürtmek. arabayla uzakla şmak/ayrılmak. drive s. sürüklenmek. 1. suların sürüklediği ağaç dalları. --ing/--ling) 1. geri dönmek zorunda b ırakmak. wild drive-in drive-in window drivel driven driver driver´s license driveway driving driving rain i. i. suyu ıs ştan ak yap ılm ış (giysi). içkiyi fazla kaç ırmak. canlı. bilg. 1. sürü ş. Araba kullanmas pazarl ık sonucu birçok ey elde etmek.. 1. süzülmek. dili birini ç ıldırtmak. müşterilerine f. içmek. eriyerek sırsıklam. up the wall 1. 5. 2. defetmek. birini iflas ettirmek. yöneli ş.. kovmak. (içkiyi) sek içmek. sert.o. up k. sürükleniş. defetmek. çok az miktar. amaçsızca ın yığtedricen dığı) kar ayr birikintisi. 2. birini deli etmek. ape drive s. i. enerjik. -i kastetmek. 2. talim 2. kurutulmu ş. sıkı bir sıkı bir pazarlık yaparak fiyatı çok indirmek. sürücü. damlamak. kuru. bak. i. f. anlam.o. dili birini döndürmek. 3. ğmur suyunu akıtan çıkistemeyen ıntı/yiv. i.o. birini iflasa sürüklemek. drive s. kullanmak: He doesn´t know how to ınışbilmiyor. (--ed/--led. sürüklenme. birini deliye çevirmek. kayma. 2. çıldırtmak.o. 2. 1. 3. 1. (matkapla) delmek. 2. al ıştırma. k. 2. i. drive. şiddetli yağmur. 2. müşterilerine arabalarında servis yapan lokanta. kam ış. f. 4. birini ç ıldırtmak. 2.o.o. (birinin) s ıhhatine/şerefine fazla içki içmek. şoför. 1. (araba) sürmek. sürme. to the wall/drive s. içki içme. sırılsıklam. k. 1. yapmak. dili birini delirtmek. dry. 2. damlama. 1. 2. s. 2. damlal ıkya ılmadan kurumak. to -in içmek. kurutucu. i. 1. (su) s ızmak. 3.söz. ehliyet. s. birini iflas ın eşiğine against the wall getirmek. sürücü belgesi. --n) 1.dribble down driblet dried drier drift drift apart driftwood drill drink drink a toast to drink like a fish drink s. birini zsokmak. 3. i. birini çok kızdırmak. (--ped/--t. demek istenilen sürüklenme. bak. ı düşmek. 1. kıstırmak. k. saçma sapan f. k. dili 1. i. f.t. f. --ping) damlatmak. . bir seyretmek/dinlemek.

2. i. ıdrink. ecza. 2. varil. pineklemek. s. hayvan f. sarkıtmak. (bir sesi) (daha yüksek bir sesle) bast ırmak. çam devirmek. süprüntü. azalma. i. v zı sulanmak. dü şme. 5. çiseleme. i. s. kulakzar ı. 2. geri kalmak. eğmek. i. 1. başarı sevinciyle kendinden geçmiş. 1. 1. kuru temizleyici. maden posas ı. dü şüş. bak. 2. 1. dik iniş. iki satır yazıvermek. (--ged. i. f. ağır ve sıkıcı bir iş yapmak. ilaç. kurumuş. kör (kuyu). ğe) uyuşturucu ilaç katmak. içkili. süt vermeyen. i. cüruf. ldamak. (kümes nda) bacak. f. sarhoşluk. i. -e uğramak. (yağmur) çiselemek. uykulu olma. trampetçi. ağır ve sıkıcı bir işte çalışan kimse. 3. k. trampet. 2. davul.. i. ya ğmursuz. 7. inmek. ilaçla şş turmak. s. (bitki/çiçek) boynunu bükmek. pusula göndermek. sarhoş. iniş: a drop in prices gaf yapmak. ağır ve sıkıcı iş. dü şmek. eczane. azalmak. monoton ses. davul tokma ğı. f. 1. i. 2. --ging) 1. drive. 1. boğmak. 2. parazit. (--med. sarkmak.. i. 1. baget. davul sesi. 2. uyuyakalmak. 6. eczac ı. sarho ş. 4. susuz. sert. uykulu. i.. 2. i. serpiştirmek. uyu şturucu madde. angarya. 1. damla: a drop of water su damlas ı. f. bir damla su. kuru temizleme. dili pot k ırmak. ekti. i. i. f. 2. 2. -i ziyaret etmek. kuru. dümbelek. imada bulunmak. uyu uyuşturucu bağımlılığı. asalak. f. susam ış. içkici. i.ız aığ f. değersiz şeyler. artık. --ming) davul çalmak. çisenti. hap. sütü kesilmiş (inek). kurak. e ğilmek. çekilmi kuru pil. dokundurmak. (suda) bo ğulmak. vızıltı. kulakdavulu. kuraklık. i. içkili. f. suyu ş. ğ hapç ı. f. s. 1. sürü. i. 1. okula devam etmemek. i. homurdanmak. davul sesi. 1.ğı (yiyece e/içece uyu turucu ba mlısı. dışık. trampet değneği. i. susuzluk. kuru pil. bak. Would you like a drop of brandy? Bir konyak ister misiniz? 2. 1. uyuklamak. çıkmak. 2. ayyaş. . 3. ahçı. 1. 1. 3. fışkın. i. uyku veren. anat. bükülmek. 4. 2.drizzle drone drool droop drop drop a brick drop a hint drop a line/note drop asleep drop behind drop down drop in at drop in on drop off drop out drop-off dropout dross drought drove drove drown drown out drowse drowsiness drowsy drudge drudgery drug drug addict drug habit druggist drugstore drum drumbeat drummer drumstick drunk drunk with success drunkard drunken drunkenness dry dry cell dry cell dry cleaner dry cleaning f. okulu b ırakan öğrenci. uyu şukluk. erkek ar ı. düşmek. (üyelikten) ayr ılmak. davulcu. 2. i.

gere s. s. i. f. kuşkulu. gübrelemek. meme. 3. şaşırtmak. tüketmek. ğ siık ince.D. s. ahmak. 2. i. f. z. clothes dryer şı rrkurutma çama şı askısı. kanal. hakkıyla. f. 1. ödenti. s. f. ba şarısız kimse. i. k. 1. s. aptal. 2.. i. taklit. .. terz. sessiz. 2. s. ikiyüzlülük. ikili. dumbfound. makinesi. borçluyu sıkıştırmak. kurumak. i. sönük (renk).. eş.. kot. çöp yığını. bo çöplük. 2. sahte. (akla/kanunlara/toplumca makbul say ılana) uygun olan. 4. patlamayan mermi/bomba. taklit. matb. i. mus. çoğ. çift. dişi ördek.B. dili tutulmu ş. düşes. enayi. 2. 2. 4. 1. f. 1. 1. düet. --ning) alaca ğını istemek.b.. f. İng. kurutma makinesi: hair dryer saç kurutucusu. çama s. 2. dük. i. 3. den. bak. hayvan tersi. i. duo. i. ğ duygusuz. (--ned. 3. düo. safdil. budala. Bu mesele i. çifte. maket. çift. (başını/vücudunu) suya sokup çıkarmak. çift amaçlı.. kuru havuz. k. i. tic. i. k. suya ırmak. (du´plıkeyt) 1. 1. makas v. ördek. batırmak.. düello etmek. düo. başını çabucak eğip kaldırmak. i. 1. 1. palaz. kasvetli. 2. 3. (--bed. damping yapmak. onikiparmak ba ğırsağı. banmak. i. i. 2. yapay. çoğ. i. manifatura. ikili. f. gübre. çift. mensucat. 2. budala. gerekti gibi. dald i. kurutmak. çoğ. blucin pantolon. f. 2. (du´plıkît) 1. kör.). s. anat. i. manken. kot pantolon. tic. şüpheli.kamyon. 4. kalın kafalı. donuk. toz hardal. 2. hile. toptan ucuza satmak.. gabi.. sahte şey. kumul. 5. mankafa. damping. suya dalmak. tüp. 1. i. dili giysiler. fiyasko.f. atmak. aldatmak. 5. çift yönlü. 1. i. blucin. dili sersem. çoğ. güvenilmez. sersemlemek. bak. belirsiz. uygun olarak. kopya etmek. 1. kurutucu. --bing) dublaj yapmak. 2.101 litre. ördek yavrusu. f. dilsiz. emzik. tam zamanında. dubleks. i. gereken: This matter is at last being given due attention. f. f. ıcı. dig. doland ırmak. düello. filmi çekimden sonra seslendirmek. kararsız.. blucin tulum. A. hayretler içinde b ırakmak. kesmez (bıçak. kopyasını yapmak. hardal tozu. i. tükenmek. anlayışsız. i. 1.düzenbazl suretini ç ııkarmak. i. aidat.dry cough dry dock dry goods dry mustard dry quart dry up dryer drying rack dual dual-purpose dub dubious duchess duck duckling duct dud duds due duel dues duet dug duke dull duly dumb dumbfound dumfound dummy dump dump truck dumping dumps dun dunce dune dung dungarees dungeon dunk duo duodenum dupe duplex duplicate duplicity kuru öksürük. hak ettiği. s. zindan. kopya.. şaltmak. kafasız. damperli i. 1. f.

süreklilik. die. 1. edat boyunca. oturmak. s. bask ı. dinamik. 2. hazımsızlık. 2. zorlama. yava ş yavaş azalmak. istekli. süresince. 1. 1. can atan. 1. süreklilik. k ıs. East. akşam karanlığı. dinamitlemek. konut. Hollandalı erkek. her bir. canlılık. -e karşı sorumluluk. i.. . esnas ında. i. 1. Hollandalı. Hollanda´ya özgü. cüce. i. i. toz gibi. 1. s.men (d^ç´mîn) i. gümrüksüz. sağlam. i. istek. 1. s. s. E. 2. 2. ödevcil. Hollandaca. koyu esmer. dinamit. tanesi. f. giderek küçülmek. 1. English. Hollanda. s. faraş. f. i. i. i. 3. toprak. 2. 2. Hollandaca. renk. 1. -de. f ırçalamak: She is dusting the furniture. mekanik gücü olan. s. Hollandalı kadın. 2. hevesli. boyamak. i. alacakaranlık..durability durable duration duress during dusk dusky dust dust cover/jacket Dust has settled on everything. cüce. Dutch.. görev. şevk. i. dinamik. toz/süprüntü yığını. s. i. i.en (d^ç´wîmîn) i. i. dayan ıklılık. argo görevine fazlas ıyla bağlı kimse. ikametgâh. two million liras each tanesi iki milyon lira. boya maddesi. bodur. -de ikamet etmek. each. f. cücele ştirmek. canl ı. f. tozlu. eskimez. dinamo. ödev. 2. devamlı. boya. tıb. on (bir konu) üzerinde durmak. s. 2. f. -de oturmak. çoğ. dispepsi. i. (dwelt/--ed) 1. dayan ıklı. dustcloth dustheap dustpan dusty Dutch Dutch treat Dutchman Dutchwoman dutiful duty duty to/towards duty-free dwarf dwell dwell in dweller dwelling dwindle dye dyestuff dying dyke dynamic dynamite dynamo dynasty dysentery dyspepsia E E. 3. Eastern. birbirini. 2. ceket. süre. arzu. şömiz. Hollandalı. ikamet etmek.. gümrük resmi. i. k ıs. devam. f. dili masraf ın Alman usulü bölüşüldüğü eğlenti. çoğ. s. 1. 1. gümrük vergisi.wom. bak. z. dizanteri. hareketli. Her şey tozlandı. e ea each each one each other eager eager beaver eagerness i. toz. İngiliz alfabesinin beşinci harfi. dinamitle havaya uçurmak. ev. toz serpmek: dust a cake with sugar keke şeker serpmek. dike. her biri. kanlı basur. 1. i. i. i. önemini kaybetmek. 2. her biri. i. sürekli. zam. 2. i. boyanmak. hanedan. tozunu almak. zarfında. s. 2. i. k. oldukça karanlık. Dutch. sayg ılı. her. vazife. sakin. oturan. toz bezi.. küçük göstermek. devam. Hollandal ı. i. devimsel. bak. tıb. gittikçe ufalmak. 2. 1. mesken. f.

. erken kalkan kimse. s. s. sıkıntısızlık. pey akçesi. topraktan yap ılmış. i. doğusal. işitme duyusu. kulakzar ı. . z. kolaylık. topraksı. doğuya doğru. i. i. şark. doğuya. rahatça. doğudan esen (rüzgâr). kulak. i. f. kolaylıkla. doğu yönünde. kaba. 2. doğu yönünde. doğu. s. (bir şeyin) esas niteliği. z. 2. azar. zelzele. çanak çömlek. dünya. s. z. s. f. i. inançları kökünden sarsan. keskin gözlü. 3. z. z. erken uyar ı sistemi. elek. headphone. kulakdavulu.eagle eagle-eyed ear ear eardrum earful earl earlobe early early riser early warning system earmark earn earn one´s keep earnest earnest earnest money earnings earphone earring earshot earsplitting earth earthen earthenware earthly earthquake earthshaking earthworm earthy earwax ease ease ease off/up easel easily easiness east Easter Easter egg easterly eastern eastward eastwardly eastwards easy easy i. bak. s. rahat rahat. 1. yersars ıntısı. yavaş yavaş hareket ettirmek. doğudan esen. i. topra ğa benzer. i. 2. doğuya doğru.. 1. i. i. belirli bir maksat için ı ay rmak. kazanmak. kâr. toprak. bir sürü dedikodu. doğu. s ıkıntıdan kurtarmak. başak. kulak kiri. Paskalya yumurtas ı. dili 1. (ağrıyı) yatıştırmak. rahat. i. toprak. 2. 2. ciddi. doğuya doğru. teminat akçesi. anat. 1. 1. z ılgıt. s. doğuya ait. i. erken. ırmak. dünyevi. kazand (biri/bir hayvan) yapt ığı hizmetle kendi masrafını çıkarmak/karşılamak. f. kolayla gevşetmek. dikkatle yerleştirmek. kazanç. 3. 2. doğuya bakan. 2. z. deprem. doğudan. ştırmak. 1. doğuya doğru. dili kolayca. 1. a ğırbaşlı. i. 2. s. şövale. 1. fikirleri altüst eden. i. s. 5. 4. Paskalya yortusu. 1. s. s. dünyaya ait. doğu. i. 3. İng. toprak. yumuşaklık. topraktan yap ılmış. gündoğusuna bakan. 1. 2. kulakmemesi. i.. incelikten yoksun. yumuşak davranış. gelir. vakitsiz. kont. 2. küpe. doğuya yönelen. doğudan. i. z. vaktinden evvel. doğuya yönelen. Paskalya. i. kartal. karaku ş. s. kolaylık. doğuya doğru. beklenmedik bir sürü laf. bir yana koymak. ressam sehpas ı. i. k. i. s. papara. s. 2. 1. 1.. kolay. 2.. k. hayvanlar ın kulaklarına takılan marka. yer solucan ı. rahat. i. i. eski. sağır edici (ses). maa ş. toprak. zamans ız. kolayca. z. 1. i. ilk. s. 2. rahat ettirmek.

2. iktisat. içi içini yemek. gökb. yankılanmak. hesaplı. (çoğ. 1. iktisatç ı. eksantriklik. co şkun. s... k. 2. esrime. i. saçak. ekonomist. egzama. dışmerkezlilik. kendinden geçmi ş. fels. i. ekolojik. Ekvadorlu. s. i. s. dili kolayca aldat ılabilen kimse. Ecuadorian. Ekvadorlu.. vecit. kabahatini itiraf edip af dilemek. ekonomi bilimi. acayip. tıb. 2.. 2.. i. cezir. f. 1. i. dili kendi kendini yemek. abanoz. eksantrik. f. inik deniz. economy. i. i. s.easy chair easy mark easy money easygoing eat eat humble pie eat one´s fill eat one´s heart out eat one´s words eat s. i. i. yiyip bitirmek. s. (ate. kaynayan. ışığını karartmak. dili sözünü geri almak. ki ık. i. seçmecili i. i. i. i. burnu sürtülmek. çok üzülmek. i. 1. çeşitli sistem ve kaynaklardan derlenmiş. d ışmerkezli. seçmecilik. i. economize. i. f. k ıs. ekonomi yapmak. seçmeci. ş 1. yemek. rahip. co şu. tasarruf etmek. bak. dili aşırı miktarda yiyerek birinin bütçesini altüst etmek. karnınığ k. ekoloji. tüm kiliselerin kabul etti ği. tekrarlanmak. i. f.. papaz. 2. l. sevinç dolu.. kendinden geçme. ünü yalamak. dini. (birinden) üstün çıkmak. yemek yemek. tüm kiliselerin birle şmesini mayasıamaçlayan. ekonomi. ekonomik. 1. 1. 1. ekonomiyle ilgili. içi kaynayan. tutulma. . k. the European Community. 2.. (on) -e kulak misafiri olmak. çevrebilimci. s. esrik. çevrebilimsel. fels. çok mutlu. eksantriklik. ask. i. i. tükürdü doyurmak. Ekvador´a özgü. bak. s. tutumlu. (deniz) çekilmek. s. out of house and home eat up eaves eavesdrop ebb ebb tide ebony ebullient EC eccentric eccentricity ecclesiastic echelon echo éclair eclectic eclecticism eclipse ecological ecologist ecology econ economic economical economics economise economist economize economy ecosystem ecstasy ecstatic Ecuador Ecuadoran Ecuadorean Ecuadorian ecumenical eczema rahat koltuk. ekonomi. s. Ekvador. kademe. tuhafl eksantrik.. economics. kolay kazan ılmış para. i. şevkli. kiliselerin tümünü temsil eden. iktisat yapmak. --es) yankı. s. uysal. taşan (sıvı). ekolojist. 2. ekosistem. economic. s. Ekvador. fels. --en) 1. iktisadi. kibri k ırılmak. iktisat.. k. k ıs. ekler (bir çe şit pasta).. s. garip. s. garip bir i. deniz sular ının çekilmesi. tutumluluk. 1. eksantrik. s.o. 1. tasarruf. ğe ait. i. seçmeci. bak. f. 2. 1. yumu şak başlı. ekonomik. İng. kiliseye veya kilise örgütüne ait. Ecuadorian. (birini) gölgede bırakmak.. i. 2. i. 2. tekrarlamak. f. aksetmek. tuhaf. 2. f. çevrebilim.

. 2. tıb. girdap. redaktörlük. başarmak. 2. f. başmakale. i. çoğ. halsiz. i. 1. eğitici. s. s. zahmetsiz. istenilen sonucu veren. yanlamas i. ferman. s. z. çaba. f. ahlakça yükseltmek. sinirlilik. 1. dışarı akma. i. k. ödem. emir. redaksiyon yapmak. s. atık madde. atık madde. i. edam. etkili. yarar. editör. burgaçlanmak. kabarmak. i. eğitmek. 1. f. i. 2. gayret. i. hızlı ve verimli çalışan. s. i. eğitmen. 2. edited. f. s. eğitimli. i. i. 2. anaforlanmak. efemine. i. (çoğ. (bir ğru) yavaş yava gitmek. f. f. silmek.ed Edam Edam cheese eddy edema edge edgewise edginess edging edgy edible edict edifice edify edifying edit editing edition editor editorial editorship educate educated education educational educator EEC eel efface efface o. i. anafor. akıntı. s. etkili. effect effective effects effectual effeminate effervesce effervescent effete efficacious efficacy efficiency efficient effigy effluence effluent effort effortless k ıs. tesirli. e ğrim. f. yiyecek. eğitsel.s. s. efektif. sonuç. efor. istenen sonucu veren. gidermek. s. dili avantaj. edition. efervesan. kenar. büyük yap ı. --s/eel) yılanbalığı. i. suta şı. editörlük. 2. efemine. i. burgaç. 1. gerçekle ştirmek. güçsüz. hızlı ve verimli çalışma. the European Economic Community. Hollanda peyniri. çevri. i. yenebilir. yerine getirmek. bas ım. tarafa ına. ahlakça yükselten. 1. fayda. yok etmek.şyandan. 3. yan do yan. k ıs. i. randımanlı. kolay. i. 1. nakit. k ısır. yürürlükte. i. eşya. bitkin. bozmak. 1. etkili. dantel. etki. sinirli. tesirli. s. tic. sinirleri gergin. mal. redaksiyon. i. kenar suyu. editor. s. etki. köpürmek. bak. i. i. i. kadınsı. eğitimci. . i. i. eğitimsel.. kenar ına bordür yapmak. atık su. verimsiz. okutmak. 1. tahsilli. 2. redaktör.. f. Edam. i. 2. edisyon. üstünlük. dikkatleri üstüne çekmemeye çal ışmak. eğitim. atık su. s. s.

küstahlık. eh? Şanslı bir herif. 2. . Ne?/Ha?: ´´Come here!´´ ´´Eh?´´ ´´I said ´Come here!´ ´´ ´´Buraya tüyü yorgan. (bir şey yapmakla) (yetersiz bir şeyi) artırmak. ünlem. değil mi? 2. birdenbire yüksek bir sesle söylemek. f. girift. egoizm. yumurta ak ı. s. 2. sekiz rakam ı (8. dışarı atmak. bencil. i. bo şalmak. yumurta kabı. f. Mısır´a özgü. i. entelektüel. i. egosantrizm. defetmek.. i. seksen. sekizde bir. mak.. lastik. i. . i. 1. sekiz. 2. 1. seksen rakam ı (80. f ışkırtıcı. f. k. 1. bencillik. 1. s... yumurta kabu ğu. ünlem. argo entel. i. onsekiz. i. i. onsekiz rakam ı (18. i. beniçinci. her iki: She doesn´t like either one. i. onsekizde bir. bo şalma. yüzsüzlük. esnek. s.. s. s. sekizinci. benlikçilik. korkunç: an egregious mistake korkunç bir yanl ış. 1. kuş s. i. sekizlik. zam. i. yumurtalık. i. (on) ayr ıntılarına girmek. 1. örneğin. akmak. 2. i. karmaşık. f. i. elastiki. s. 2. egotizm. i. seksende bir. i. El Salvador. yumurta ak ı. On either of him sat a cat. yumurta. lastikli şerit. dili 1. ben. k ıt kanaat geçinmek. taşkın. Mısırlı. 2. k ışkırtmak. fevkalade kötü. yumurta ç ırpacağı. çıkarmak. i. i. elastik.effrontery effusive eg egg egg egg white egg white eggbeater eggcup egghead eggplant eggshell ego egocentric egocentricity egoism egoist egotism egotist egregious Egypt Egyptian eh eiderdown eight eighteen eighteenth eighth eighth note eightieth eighty Eire either either this or that ejaculate ejaculation eject ejector eke eke out eke out a living El Salvador elaborate elaborate élan elapse elastic i. eight-hour day günde sekiz saat çalışma sistemi. LXXX). her ya bu side ya o. 2. sekseninci. canlılık. coşkun.. i. patlıcan. meninin atılması. M ısırlı. İrlanda Cumhuriyeti. f. ikisi de. ego. müz. fışkırtmak. (zaman) geçmek. s. kovmak. Mısır. k ıs. VIII). 2. M ısır. çok ayr ıntılı ve çok iş isteyen. lastikli. 2. i. egosantrik. ejektör. benlik. i. s. i. şevk. meni gelmek. girişik. exempli gratia (for example) mesela. egoist. on tahrik etmek. s. i. s. de ğil mi?: He´s a lucky guy. 1. 1. İkisini de sevmiyor. XVIII). onsekizinci. bencil. s. 1. Her iki taraf ında bir kedi oturuyordu. beniçincilik. f. s. sekizlik nota.

i. elektrikli. 1. geni ş yer. elektrikli alet. elektrikçi. f. dirsek. i. elektrik lambas ı. dirsekle itmek/vurmak. seçmen. mürver a ğacı. s. s. sevinç. çoğ. i. elektrik kuvveti. 1. elektrik motoru. s. elektrolit. i. i. i. elektrikli sandalyede idam etmek. f. i. çok ne şelendirmek. elektrikli sandalye.. f. elektrikli göz. s. elektrifikasyon. ağabey. tıb. çok sevindirmek. elektriklendirme. heyecan vermek. seçim propagandas ı yapmak. elektrik ark ı. seçim. dili alın teri. elektrikle ilgili. f. seçmenler. abla. heyecanland ırmak. esneklik. elektrik ark ı. 2. i. elektrik saati. elektrik cereyanı. elektrogitar. büyük. elektroliz. i. f. i. 3. (yaşça) en büyük. 2. iste ğe bağlı. elektrikli tıraş makinesi. s. i. k ıvanç. vantilatör. seçmeli ders. 1.elasticity elate elated elation elbow elbow grease elbowroom elder elder elder brother elder sister elder sister elderly elders eldest elect election electioneer elective elector electorate electric electric arc electric arc electric chair electric current electric eye electric fan electric guitar electric light electric meter electric motor electric power electric shaver electrical electrical appliance electrical engineer electrical engineering electrician electricity electrification electrify electrocardiogram electrocute electrode electrolysis electrolyte i. 2. i. dirseklemek. s. i. rahatça hareket edilebilecek yer. seçimle elde edilen (bir makam).. mürver. emek. elektrik tesisatç ısı. elektriklemek. i. elektrikle öldürmek. i. s. elektriklendirmek. elastiklik. elektrot. 1. . i. elektrikli ayg ıt. oldukça ya şlı. elektrikli. elektrik ak ımı. yaşça büyük. elektrik mühendisi. elastisite. abla. seçmek. elektrik mühendisliği. 2. 2. elektrik. i. elektrikle ilgili. yaşlı/itibarlı kişi. elektrik yayı. fiz. (yaşça) büyükler. elektrokardiyogram. k. 1. f. k ıvançlı. ite kaka yol açmak. sevinçli.

2. 3. 3. 3.. frenlenmemi ş. 1. çoğ. yükseltmek. 1. i.ses (îlîp´siz) i. f. s. çoğ. 2. s. son dakika. elit. s. çoğ. öğe. 2. evlenmek için evden kaçmak. a ğıt. element. i. i. yok etmek. uzatma. 2. s. terfi ettirmek. (bir yar ışçıyı) elemek. dilb. öğe. kald ırma. elektronik. 1. elektronik müzik. yok etme. başka . coğr. â şığıyla kaçmak. zarafet. z. gruplar. i. elektroşok. doğadaki güçlere özgü. -e neden olmak. 2. i. gidermek. uygunluk. z. 1. zarif. s. doğal. on bir. s. 2. i. 2. fil. elektron. 2.. asansör. i. 2. (gerçe ği) ortaya çıkarmak. on birinci. elit. temizlemek. eksilti.lip. parça. sağlamak. s. 2. 1. i. elves (elvz) i. i. eksiltili anlatım. 1. i. i. el. kald ırmak. elektronik müzik. dizginsiz. 3. 2. f. kanadageyiği. 1. i. terfi. -e yol açmak. kim. k. 2. basit. konu şma tarzı). ilköğretim okulu. uzatmak. dili öldürmek. 1. elektronik. i. etkili ve güzel söz söyleme yetene ği. f. i. s. 1. 1. etkili ve güzel (sözler. asansör bo şluğu. elektrom ıknatıs. eliptik.. 1. unsur. başka: What else can he do? Başka ne yapabilir? Who else was there? şka kim ı? Where else can they be? Başka nerede Orada ba yere. ilkel. başvard ka yerde. silo. i. s. cüce ve yaramaz cin.electromagnet electromagnetic electron electronic electronic music electronic music electronics electropositive electroshock elegance elegant elegy element elemental elementary elementary education elementary school elements elephant elevate elevation elevator elevator shaft eleven eleventh eleventh hour elf elicit eligibility eligible eliminate elimination elite elixir elk ellipse ellipsis elliptical elm elocution elongate elongation elope eloquence eloquent else elsewhere i. etkili ve güzel konuşma tarzı. elektromanyetik. 1. eleman. kolay. s. s. f. karaağaç. tıb. seçkinler. XI). on bir rakam ı (11.. temel. i. iksir. etkili ve güzel söz söyleyen. 3. 3. giderme. f. yükseltme. i. elektropozitif. Frans ilköğretim. zool. seçkin. 2. s. 4. (bilgi) edinmek. i. i. yükselti. eleji. (yar ışçıyı) eleme. başlayanlar için: elementary French course yeni başlayanlar için ızca kursu. elips. i. i. temel ilkeler. ilkel. avrupamusu. (for) -e uygun. on birde bir. 1. söz söyleme sanat ı. the doğa güçleri.

2. i. -den akmak. sunucu. cesaret vermek. 1. i.. f. i. köz. gömmek. açıklamak. zimmete geçirme. toprak set. ad çabucak geçen. i. süslemek. kucaklaşmak. kapsamak.. burmak. (bir dine) girmek. (emanet para veya mülkü) zimmetine geçirmek. armalarla donatmak. s. embriyon. bak. zimmetine para geçiren kimse. bir tehlikeyi) atlatmak. zümrüt yeşili. i. mahcup olma. (bir şeyin) somut hali. 1. süs. kabartma desenle süslemek. sıskası çıkmış. meydana çıkmak.-den ç ıkmak. kabartmak. i. 3. kalm f. (birine) sar ılmak. enemek. özgürlük. 1. 2. çoğ. f. 2. 3. gemiye binme. f. utanma. 1. 1. kurtuluş. 1. biyol. . izahat vermek. f. kendisi: She is the embodiment of elegance. i. işleme. utandırmak. mumyalamak. aklına ehrin ı aklıma gelmiyor. çıkmak. i. (metne ait) düzeltme. i. (açlıktan/hastalıktan) çok zayıflamış. i. 2. hat ırlayamamak. kor. 3. -den yayılmak. -e başlamak. i. süslemek. f. nak ış kasnak. 2. özgürlüğüne kavuşturmak. (birini) kucaklamak. 2. açıklamada bulunmak. i. süsleme. f. f. 1. 4. s. 2. tezyin etmek. (bir program ın) sunuculuğunu yapmak. gelmemek: The name of tarifi the town me. i. (birini) (zor bir işe) sokmak. hayalinden bir f. i. (bir metnin) yanlışlarını düzeltmek.elucidate elude elusive elves emaciated emanate emancipate emancipation emasculate embalm embankment embargo embark embark on/upon embarkation embarrass embarrassment embassy embattled embed embellish embellishment ember embezzle embezzlement embezzler embitter emblazon emblem embodiment embody embolden embolism emboss embrace embroider embroidery embroidery frame embroil embryo emcee emend emendation emerald emerge emergency emergency door/exit f. (bir teklifi) i. f. azat etme. acil ç ıkış kapısı. (anlat ılan bir öykü veya kabul olayı)etmek. 1. . (çoğ. elçilik. (--ded. 1. 1. zümrüt. from f. Zarafetin ta kendisi. f.. in (belirli/somut f. eludes anlaşılmas zor. 2. serbest b ırakma. f. 2. f. simge. sefaret. bir deri bir kemik ış. f. elf. ış işlemek. f. kapsamak. f. (izleyenleri. s. --es) ambargo. mahcup etmek. dini) üzerine nak şeyler katarak süslemek. (bir kabul etmek.ı Ş ı zor. karıştırmak. --ding) (in) (içine) iyice yerle ştirmek. -den fışkırmak. 1. bir halde) d ışa vurmak.. i. zor. kutlamak. amboli. i. güç durumda. utanç duyma. hayata küstürmek. (bazı ımları çıkararak veya sansür ederek) (bir yazıyı) kuşa k ıs f. amblem. -e girişmek. from den kurtarmak. i. yüreklendirmek. 3. 2. s. i. zümrüt ye şili. 1. f. serbest b ırakmak. kakmak. yakalanmas i. hadım etmek. acil durum. i. 2. kuvvetten düşürmek. azat etmek. gemiye binmek. f. 2. o ğulcuk. tahnit etmek. s ıkışmış. tıb.

vurgulamak. çıkan. göç. 1. tan ınmış ve üstün. boşluk. boş. istihdam etmek. kullanmak. ısrarlı. 2. acil tedavi. s. iş bulma bürosu. i. iş verme. yüksek (mevki). 2. özel bir görevle gönderilen ki şi. duygusal. s. benzerini veya daha iyisini yapmaya çal ışmak. vurgulama. i. tepe. (hastanede) acil servis. boşaltmak. 3. çalışan. 2. boş. bak. i. dökmek. ücret. yumuşatıcı. i. s. z. 2. boş şey. emisyon.. 1. i. i. dökülmek. kesin olarak. giderken. s.ses (em´fısiz) i. önem. i. taklit etmeye çalışmak. boş laf. 1. emphasize.pha. i. ünlü (kişi). 3. s. işçi. siyasi göçmen. İng. duygu. zımpara. --ting) ç ıkarmak. yükseklik. yumuşatıcı ve acıyı dindiren merhem. iş ve işçi bulma kurumu. yayma. s. patron. f. his. 2.. 3. ruhb. f. vurgulanarak söylenen. s. işveren. 1. . i.emergency landing emergency treatment emergency ward emergent emeritus emery emery board emetic emigrant emigrate emigration émigré eminence eminent emissary emission emit emollient emolument emotion emotional empathy emperor emphasis emphasise emphasize emphatic emphatically emphysema empire empirical empiricism empiricist employ employee employer employment employment agency empower empress emptiness empty empty words empty-handed emulate emulsion en route mecburi iniş. i. imparatorluk. i. bir ba şkasının duygularını anlayabilme. yolda. vurgu. emülsiyon. ç ıkarma. frapan. göçmen. yetki vermek. f. f. bir hizmet veya i şte kullanmak. 1. i. i. emeritus (emekli bir üniversite ö ğretim görevlisine verilen unvan). deneyci. göze çarpan. ampirist.. 2. ampirizm. 1. (--ted. s. çoğ. 1. k. üzerinde durarak. duygulu. i. imparatoriçe. istihdam. i. 1. heyecan. ampirik. i. duygu sezgisi. görevli.. yüksek yer. f. anfizem. i. meydana çıkan. yüksek bir mevki. f. i. kazanç. f. i. f. i. yaymak. zımparalı tırnak törpüsü. heyecanl ı. tıb. s. i. dili aç. deneycilik. i. göç etmek. mal. em. eli boş. i. maa ş. i. i. imparator. fışkırtmak. kusturucu (ilaç). bo şalmak. of -den yoksun. s. 2. yüksek (yer). deneysel. 2..

(bir yeri)with (duvar. s. teşvik etmek. 2. k ıs. İng. bak. sonsuz. hindiba. nihayet. i. 2. 1. ak ıbet. 5. bitmek tükenmek bilmeksizin. 1. f. i. fevkalade. yapmaya çalışmak. mec. çalışmak. 1. f. son vermek. i. 1. i. ciro. 2. emay. f. 2. çok güzel.s. f. tatlı. bitirmek. 2. v. nihayet.. son. cesaret verici. sevdirmek. f. tehlikeye atmak. f. 1. etraf ını çevirmek. 2. son. huk.Bu ile)mektupla çevirme. emaylamak. niyet. 2. f. sona ermek. f. mümkün k ılmak. k. Meksika mutfa ğına özgü böreğe benzeyen acılı bir yemek. f. büyülemek. enclosed. . tak ı. emaye. İng. masa. çevrili olan yer. 2. k. 1. yüreklendirmek. ilişiktekiler. bitmek. photograph this çit letter. gaye. çocuk.b. özendirici. f. dili harika. i. 4. örtmek. maksat. 1. (bir şeyi) (bir mektupla aynı zarf içine) koymak: I´ve enclosed a ğrafile) gönderiyorum. 2. enamor. (mektupla ayn ı zarf içinde) gönderilen şeyler. 1. bir foto i. --ing/-ling) 1. ansiklopedik. i. (--ed/--led. ansiklopedi. yüreklendirici. ku şatmak. gayret etmek. z. f. s.. hastal i. 2. i. büyüleyici.o. bak. (başkasının hakkına) tecavüzde bulunma. i. upon (ba şkasının hakkına) tecavüzde bulunmak. yabanimarul.en route enable enact enamel enameled enamor enamour encase enchant enchanting enchilada encircle encl enclose enclosure enclosures encompass encore encounter encourage encouragement encouraging encroach encroachment encrust encumber encumbrance encyclopaedia encyclopedia encyclopedic end end table endanger endear endear o. kuşatmak. çeki ciro etmek. sonek. sonsuzluk. onay. yük. küçükson. 3. f. 1. özendirme.b. O ık Hindistan´a özgü. teşvik etme. i. yüreklendirme. ümitlendirici. ciro etmek. s. özendirmek.. (duvar. s. sevimli. i. encyclopedia. acımarul. ölüm. çaba. 1. umut verici. bis. (bir tehlike veya zorlukla) kar şı karşıya gelmek.. cesaret vermek. rastlamak. 1. durmadan. 1. i. f. kendini birine sevdirmek. minelemek. enclosure. s. birlikte 2. f. s. imkân vermek. 2. 2. kapsamak. onaylamak. f. 3. sehpa. s. 3. i. to s. gayret. 1. f. 2. with -e ba ğışta bulunmak. uç. çit v. 1. dili (birinin) çok ho şuna gitmek. 1. s. ünlem Bravo! i. sağlamak. ipotek. yetki vermek. f. i. f. f. endearing endeavor endemic ending endive endless endlessly endlessness endorse endorse a bill endorsement endow (an rut´) yolda. kaplamak. 3. amaç. 2. 2. cesaret verme. f. in (bir yer veya halka) özgü: That disease is endemic in India. emaye. 1. 3. dilb. te şvik edici. (di şlere ait) mine. yasala ştırmak. f. mine.

1. çarpışma. 1.en (îng´glîşwîmîn) i. 1. zayıflatmak. çekmek. yutmak. kuvvet. oymac ı. 2.y. tenkıye. sevimli. enerji krizi. 2. 4. i. oy hakk ı vermek.b.. -in içine iyice çektirmek/geçirtmek. f. gravürcü. f. sürekli. i. 3. makinist. enerji.. bak. çarkç ı. birbirine geçirmek. f.´ni) artırmak. İngilizce. 2. nişanlanma. ş. English. tatbik etmek. ile me birinin kafas ını meşgul etmek. oymacılık. lavman. s. 2. sarmak. f. katlamak. birbirine geçmek. s. Eng. meydana getirmek. çok sürükleyici (roman. lokomotif. 2. f. dikine. gravür. 2. (dü şünce. f.lish. güç. uygulamak. erke. bak. 5. i. 1. çoğ.endowment endurable endurance endure enduring endways endwise enema enemy energetic energise energize energy energy crisis enervate enfold enforce enforceable enforcement enfranchise Eng engage engage in engage s. kuvvetten düşürmek. ılabilir. İngiliz. f.b. şgul olmak. İngiliz. z. 1. uygulanabilir. taahhüt etmek. Allah vergisi. i. 3. nişanlı. kald ırmak.). ba ğrına basmak. f. f. randevu. tıb. vaat. England.o. f. motor. İngiliz erkek.´s attention engaged engagement engaging engender engine engine driver engineer engineering England English Englishman Englishwoman engrain engrave engraver engraving engross engross one´s thoughts engrossing engulf enhance enigma enjoin i. enerji vermek. tahammül. uzunluğuna. (değer. dayan ıklı. 1. s. kazımak. endways. hakkâkl ık. mühendis. ba ğışta bulunma. kucaklamak. dayanmak. çekici. d. fiyat v. yasaklamak. dayan i. tutmak. İngiliz. 2. s. d. 1. enerjik.lish. energize. mak. hakkâk işi.y. in 1. 1. i. f. birbirine girmek. 2. 1. 1. z. dayanma gücü. 3. f. çoğ. doğurmak. f. f.´ni) -e aşılamak. i. makinist. kafas ını bütünüyle işgal etmek. i. mühendislik. 4. 2. 2. taahhüt. s. hakkâk.wom. s. enerji. meşgul (telefon). tembih etmek. den. 3. dövüşme. f. güç vermek.b. bağışlardan oluşan toplu sermaye. İngiliz kadın. 1. 1. film v. emretmek: I enjoined him to leave. 2. 2. bilmece. devamlı. angaje etmek. k ıs. 1. 1. uç uca. yükseltmek. do ğuştan gelen özel yetenek. planlayıp düzenlemek. tahammül etmek. s. faal. 2. i. alışkanlık v. i.men (îng´glîşmîn) i. i. 3. Gitmesini tembih ettim. 3. i. içine çekmek. düşman. işe almak. söz vermek. 2. muamma. . söz. Eng. İngiltere. çarpışmak.. ucu ileriye do ğru. uygulama. 1. dik. İngilizce. 2. İng. hakketmek. yerine getirmek. s. i. ho belirli bir süre için ücretli i ş. İng. f.. 2. i. olu şturmak..

-e yerleşmek. kaydetmek. asalet unvanı vermek. 1. birkaç parçadan olu şan kadın m. daha ayrıntılı bir şekilde anlatmak.. den. bilgilenme. sa f. f. kaydetmek. 4. 1. hoş. -e girişmek. inquire. 2. 2. meydana gelmek. muazzam. dola ştırmak. f. f. büyük kötülük. -i -in içinde i. zevkli. engel. f. büyümek. genişletmek. deftere yazmak. -e başlamak. teşebbüs. canland f. karmakarışık etmek. 4. tu şuna basarak (bir komutu) gerçekleştirmek. yüceltmek. i. değerini artırmak.the ensuing year ertesi sene. zevk. temin etmek. kayıt. 1. s. başlamak. in (birini) (olumsuz bir duruma) dü şürmek. esir etmek. aydın (kimse). 3. hoşça vakit geçirmek. kâfi. i. trup. çıkmak. f. anlaşmaya girmek. f. i. aste ğmen.s. soylular s ınıfına almak. tuzağa düşürmek. i. agrandisör. i. f. gerektirmek. izlemek. f. f. 2. 2. foto. büyülteç. dola klık. girmek. kâfi derecede. tatlı. yardımını ğlamak. bula ştışı rmak. öfkelendirmek. 2. mânia. zengin etmek. “Enter” -e giri şmek. i. 1. girişim. i. 1. i. z. yeter de artar bile. hiddetlendirmek. müz. yeterli miktar. yeterli. 2. f.ırmak. enjoyable enjoyment enlarge enlarge upon enlargement enlarger enlighten enlightened enlightenment enlist enliven enmesh enmity ennoble enormity enormous enough enough and to spare Enough! Enough´s enough. zenginleştirmek. bak. sancak. zenginle ştirmek. f. agrandisman. in (olumsuz bir şeye) tırmak. 2. aydınlatmak. s. büyüklük. garanti etmek. kaydını yapmak. yerleştirmek. giri şmek. 1. muazzamlık. kar ışıklık. 3. i. içine girmek. genişlemek. bilg. ho şlanmak.ış kar f. bayrak. aydınlanma. tak ısayg ın bir yere koymak.. 1. askere kaydetmek/yazmak. s. aydınlatma. i. in ensemble enshrine ensign ensign enslave ensnare ensue ensure entail entangle entanglement enter enter into enter into an agreement enter on/upon enter one´s head enterprise f. husumet. 2. -in aklına gelmek. şer. eğlenmek. bütün. s.enjoy enjoy good health enjoy o. büyüme. f.. foto. 2. kaydolmak. 1. ardından gelmek. . bilgilendirme. döpiyes. yazılmak. tiy. f. 1. köle yapmak. ğlamak. sa f. bilgilendirmek. kaydetme. enquire enrage enrich enroll enrollment ensconce ensconce o. f. zevk almak. askere kaydolmak/yaz ılmak. i. 1. -e başlamak. büyütmek. 2. ünlem Yeter! Yeter artık! f. kocaman. kostümü. büyütme. eğlenceli. band ıra. sağlığı yerinde olmak. düşmanlık.s. i. topluluk.

i. balıkla baş yemek ında yemek. tamam. f. 2. giriş sınavı. baştan çıkarma. 1. i. 1. çekicilik. f. hararetli. antre. yetki vermek. i. davet. f. enumerate enunciate envelop envelope enviable envious s. girişimci. bağırsaklar. büyülemek. maiyet. parti. f. aras lam yenilen bir şekilde yerleştirmek. uyanık. giriş hakkı. i. 2. (birini) tatlılıkla (kötü bir şey yapmaya) ikna etmek. giriş izni. ağırlamak. çekici. 3.) (bir şeyin) etrafına dolanmak. antrepo. entomoloji. eğlendirici.enterprising entertain entertain a motion entertaining entertainment enthrall enthrone enthuse enthusiasm enthusiastic entice enticement enticing entire entirely entirety entitle entity entomb entomologist entomology entourage entrails entrance entrance entrance examination entrance fee entrap entreat entreaty entrée entrench entrenchment entrepôt entrepreneur entrust entry entryway entwine entwine itself around entwine s. s. tamamen. i. giriş. i. f. sağ i. yalvarma. 2. i. misafir etmek. s. giriş yeri. yılan v. çok övmek. 2. 1. saymak. 2. z.b.t. büyülemek. şevk. . eğlendirmek. f. cazip. İng. giriş. tahta ç ıkarmak. heves. emanet etmek. balo. örtmek. böcekbilim. mezara koymak. şevkli. çekici ancak tehlikeli şey. büsbütün. girişken. müteşebbis. f.. bütün. s. 3. f. bütün. giriş. 1. 2. (--ped. mektup zarf ı. giriş. hak vermek. i. müteşebbis. tamam ıyla. s. (about/over) göklere ç ıkarmak. --ping) tuza ğa düşürmek. sarmak. böcekbilimci. varlık. eğlenceli. giriş. entomolojist. gömmek. giriş kapısı. i. açıkgöz. k ıskanç. f. (bitki. giriş yeri. 1. f. ziyafet. ikram etmek. f. 3. yalvar ış. yalvarmak. beraberindekiler. kayıt. f. f. siper. telaffuz etmek. (başkan) bir teklifi kabul edip kurula sunmak. giriş. 3. ku şatmak. girme. yakalamak. zarf. birer birer saymak/söylemek. giriş ücreti. tüm. 1. f. baş yemek. istek. giriş yeri. giriş ücreti. i. gıpta edilecek. yakarış. i. giriş. f. f. i. (around) bir şeyi (başka bir şeye) dolamak. hepsi: the entire group grubun hepsi. i. i. i. s. i. i. s. ask. girme.

s. s. s. bak. s. ile eşit saymak. i. 6 Ocak´ta kutlanan bir yortu. rahat.. haset. sara. s. çok kısa ömürlü. eşitlik. Hrist.. piskoposlara ait. saralı. emsali olmak: No one equals her. TV (dizide) bölüm.. nükte. edeb. s. denklem. 1. f. (övücü veya hakaret edici) söz. 2. epik. çevreci. destan. i. i. 2. i. i. eşit olmak: Two plus two equals four. 2. salgın: flu epidemic grip salgını. i.. (=). (olaylar zincirinde) olay.. çok k ısa süren. salgınlaşmış. salgın. nükteli söz. i. delege. i. piskoposlarca yönetilen. epizodik. mezar kitabesi. enzim. eşitlemek. dolay. mektup. edeb. İng. radyo. 1. epizot.. i. i. İng. 1. i. i. i. i. ça ğ. kıskanmak. çevre.. gıpta etmek. temkin. çevresel. . çevrecilik. elçi. gelip geçici. s. ılım. i. i. ekvatoral. itidal. sara hastalığına özgü.environment environmental environmentalism environmentalist environs envisage envision envoy envy enzyme epaulet epaulette ephemeral epic epicenter epidemic epidermis epigram epilepsy epileptic epilog epilogue Epiphany episcopal episode episodic Epistle epistle epitaph epithet epitome epoch Epsom salts equable equal equal equal sign equalise equality equalize equanimity equate equation equator Equatorial equatorial Equatorial Guinea i. Emsali yok. f. 1. tasavvur etmek. s. saralı. equalize. i. ekvator.. epilog. aynı düzeyde olmak. bak. İki artı iki eşit dört. 1. çoğ.. kolayca k ızmayan. kafas ında canlandırmak. jeol. gıpta.. eşit işareti f. f. i. eşit.. sakin. civar. i. 2. 1. ılıman (iklim). 2. epilog. (Yeni Ahit´te yer alan) mektup. i. i. destans ı. i. tıb. i. f. f. depremin merkezi. sonsöz. 2. 1. apolet. i. biyokim. s. epik. aynı düzeyde. i. 2. Hrist. bak. İngiliz tuzu. 2. 2. 1. i. k ıskançlık. i. muhit. i. diplomat. Ekvator Ginesi. tasavvur etmek. s. laf.. 1. epaulet. i. i. epiderm. kafas ında canlandırmak. s. f. devir. temsilci. deprem öze ği. eşit.

paçayı kurtarmak. kaçmak. Ekvator Ginesi´ne özgü. s.mine) ermin. a şınma. s.. aşındırma. patlak vermek. ıyürüyen merdiven. âlimlik. edat. tic.o. Ekvator Gineli. iki anlama gelebilen. patlak verme. ılım. yükselmek. 1.kurtulmak. yok etmek. kaçamaklı. (heykel. 1. şiir evvel. ne evet ne de hayır demek. i. 1. donatım. çok bilgili. 1. eşkenar: equilateral triangle. 3. 2.b. adil. biniciliğe ait. Eritrea´ya özgü. Eritrealı.. erozyon. 2. 3. net varl ık. gereçler. hatalı. kurtulmak. erotik. gökb. dimdik.. aşındırıcı. denge. 3. 2. 2. yapma. s. kaçma. i. bilgin. bağ. 2. âlim. Napolyon´un atlı ayn ı mesafede olan. özsermaye.´s grasp i. s. 2.´ni) dikmek. kaçamaklı konuşmak. 2. dikilmiş.b. f.b. penisin i. yapmak. Ekvator Gineli. sertle i. 1. firar. 2. aşınmak. aya ğa kalkmış. silmek. yanlış. döküntü. silgi. yanlış. a şındırmak. Eritrealı. s. ekinoks. i. Eritrea. önce. devir. eşkenar üçgen. ça ğ. v. (yanarda ğ) püskürmek. (sava ş. gün tün eşitliği. in in ş ş mesi. ayakçı. f. gözünden kaçmak. silinti. i. yanlışlık. kızışmak. i. ayak işlerine bakan kimse. f. (çoğ. kurmak. direk. 1. eşitlik. adaletli. 1. s. dikelmiş. i. s. 1. macera. k i. Ekvator Ginesi. s. f. s. s. f. kurma. i. i. 1. 2..b. dik. 1. 3. i. f. i. erotizm. 2. (fiyat v. çok geçmeden.´ni) zıştırmak. muvazene. jeol. kaç ış. şa a etmek. i. as. eşit uzaklıkta. kökünden söküp atmak.´ni) yükseltmek. jeol. f. hata etmek. direk v. Eritrea. s. f. i. i. ayak işi. gidermek. 2. 2. dengesiz. muh. i. bilginlik. tıb. 1. etme. yok etmek. ayakta duran. --ping) donatmak. adalet. i. (yanarda ğ) püskürme. --s/er. atlatmak. i. 1. s. (heykel. birden değişiveren. i. s. s. 1. silinmiş yer. Eritre. (--ped. f.´ni) dikme. atlı (heykel/portre): an equestrian statue of Napoleon heykeli. i. bundan önce. f. akl ından çıkmak. birinin pençesinden . 2.Equatorial Guinean equestrian equidistant equilateral equilibrium equinox equip equipment equitable equity equivalence equivalent equivocal equivocate era eradicate erase eraser erasure ere ere long ere now erect erection Eritrea Eritrean ermine erode erosion erosive erotic eroticism err errand errand boy erratic erroneous error erudite erudition erupt eruption escalate escalator escapade escape escape from s. istikrars ız. 1. hata. anlaşmazlık v. 2. firar etmek.

f. i. deneme. hususi. temel. kurmak. 2. bak. bak. 1. tespit edilme. 1. birbirinden ayr ılmış. haliç. 1. kordon. f. 2. ğerlendirmek. yemek borusu. naneruhu. z. -den kaçınmak. Esquire. f. 2.s. 2. Eskimoca. nadir. 2. i. bence. araların s. 1. anla s. v. ı. f.. 3. kurulu ş. i. emlakçı. Eskimo. i. 1. Eskimo.. Eskimo köpe ği. özel. 2. aesthete. (es´t ımît) tahmin. saptamak. i. vesaire. esans. refakat gemisi. i. yapmaya kalk ışmak. 1. Estonya. ancak ufak bir grupça bilinen. anat. ıtır. s. z. denemek. f. i. 2. i. 2. 2. (desen hakketmek için) (madeni bir yüzeyi) asitle oymak.. aesthetic. aslında. Estonya´ya özgü. düş1. takdir. kurum. b ırakıt. 1. deneme (bir düzyaz f. as ıl. i. k ıs. i. Esq. soğutmak. (birisi hakk ındaki) bana göre. Estonya. (koruma/gözetim için) e şlik eden. Estonyalı. bak. içrek. steyşın. i. s. destekleme. İng.ı açmak. Eskimo dili.. s. olağandışı. kestirme. müessese. 1.. v. Eskimoca. i. i. (es´tımeyt) 1. insana gündelik hayat ı ve dertlerini unutturan çok sürükleyici (roman/film). itibar. . Estçe. itibarlı. öz. saygı. esas. ayrı yaşayan. İng. ekspreso. et cetera. aestival. ve benzeri. i. 2. 4. i. s. tespit etme. s. k ıs. 3. i. bat ıni. gezi. yapmaya kalkışma. gezinti yeri. mektup zarfı üzerine isim ve soyadından sonra kısaltılarak yazılan ına gelenı bir unvan: Marmaduke Wigglesworth. tereke. zaruri. as ıl. tespit etmek. malikâne. ve “bay” anlam türü). -e sayg ı duymak. f. kavalye. i. İng. desteklemek.. 1. 2. 1. armalı kalkan. i. -den sak ınmak. i. (korumak/gözetmek amac ıyla) eşlik etmek. 2. 1. kavalyelik etmek. s. coğr. tahmin etmek. esas. de fikir. 1. Estonyal f. huk. i. ana.b. şılmas ı zor.escapist eschew escort escort escort vessel escutcheon Eskimo Eskimo dog esophagus esoteric especial especially espionage esplanade espousal espouse espresso esprit esprit de corps Esq Esquire essay essay essence essence/spirit of peppermint essential essentially establish establishment estate estate agent estate car esteem esthete esthetic estimable estimate estimation estival Estonia Estonian estrange estranged estuary et cetera etc etch s. i. gizli inançları olan. saygıdeğer. 1. i.. i. casusluk. 2. bilhassa. Estçe. 3... f.. eşlik edenler. özellikle. gerekli. temel. 2. ufak bir gruba özgü. (bir grup içindeki) birlik ruhu. kestirmek. kuruluş. ğerlendirme. ekspreso kahve. 2. (k ıymetini) takdir etmek. kurma. s. ünce: in my estimation benim de gözümde.

ebedi ve ezeli. İncil´in mesajını yaymaya ışan kimse. okaliptüs. i. törebilim. i. s. İng. i. ınıbelirli bildirmek/ö ğretmek/yaymak./s. etimoloji. örtmece. f. ahlak sistemi.t. i. bak. İncil´in f. (bir yeri) boşaltma. asitle oyulmu ş resim. evaporatör. götürmek. i. 1. on his/her/its own merits evaluation evangelical evangelise evangelist evangelize evaporate evaporation evaporator asitle oyarak (madeni bir yüzeye) desen hakketmek. buharla ştırıcı. i.). s. (birinin sorusuna. i. 2. İng. anat. değerlendirmek. buharla ştırmak. 1. s. kökenbilim. Habeş. 2. i. i. boşaltım. 3. Avrupa. etimolojik. bir mesaj ı yaymaya çalışan kimse. yaklaşım v. f. rsakları)ı)bo şaltmak.etch a design on etching eternal eternally eternity ether ethereal ethic ethical ethics Ethiopia Ethiopian ethnic ethnography ethnology ethos etiquette etymological etymology EU eucalyptus Eucharist eulogise eulogize eulogy eunuch euphemism euphony Euphrates Eur Eurasia Europe European Eustachian tube evacuate evacuation evade evaluate evaluate s. i. boş altım. ses ahengi. ruh. 1. kim. Etiyopya. değerlendirme. değer ve inançlar sistemi. Avrasya. birine) cevap vermekten kaçmak.. son derece Protestanca (bir ö ğreti. 1. i. semavi. i. Europe.o. f. i. buharlaşmak. İncil´in ına uyan/sad ık. övgü.. Avrupai. etik. (insanlar ı) (bir yerden) almak. ba şı ve sonu olmayan. 1. k ıs. eter. etik. Avrupalı. i. 2. Etyopya. (ba (bir yerden) alma. ateşli vaazlar veren gezici Protestan. (ba f. i. çal mesaj3. ahlak bilimi. mesaj bak. i. 2. buharlaştırma.. östaki borusu. etnoloji. i. s. adabımuaşeret. s. etnografya. Habeş. methiye. (bir yeri) boşaltmak. Avrupa. i. buharla şma. i. Avrupa´ya özgü. ebediyet. i. 2. i. de ğerler sistemi. i. Etyopya. evangelize.. i. Etyopyal s. 3.ğı (insanlar ğı rsaklar ı) boşaltma. ateşli. 2. the European Union. i. etnik. i. . Etyopyalı. eulogize. Etyopya´ya özgü. 1. Habe şistan. i. s. s. (bir bahaneyle) kendini (bir yükümlülükten) kurtarmak. f. k ıs. kökenbilimsel. -den kurtulmak. 1. f. ı. birini/bir şeyi kendi yeteneklerine/özelliklerine göre değerlendirmek. göksel. övmek. ahlaki. European.. hadım. Etiyopyalı. (bir f. daima. i. 2. hararetli. z. İncil´de bulunan.b. dünya görüşü. ebediyen. edebi kelam. lokmanruhu. görgü kurallar ı. İncil´e ait. ölümsüz. i.

s. gün aşırı. yine almaya worth “O kitapta baz ıthough men. hep: They lived happily ever after. 2. tepeden tırnağa. sonsuz. zam. güna şırı. s. iki günde bir. birkaç günde bir. 1. 3. cevap vermekten kaçan. 3. tuvalet. z. her. kör olası: You and your everlasting typewriter! Sen ve senin kör olas ı daktilon! z. i. dört günde bir. itidalli. f. s. hatta. en sonunda olan. her günkü. yine de. s. öbürleri. En ufak noktaya herkes. günaşırı. 1. daima. ara s ıra. 2. ihtimal. i. ebediyen. dili her yöne. düzle z. ile son bulmak. s. 1. her tarafa. tarafs i. engebesiz. Ondan sonra hep mutlu şadılar. kaçamaklı. nihayet. her biri. it´s still yanlışlar var. yapra ğını dökmeyen. s.” “Even so. i. i. iki günde bir. ak şam. ya daima de ğişen. 1. meydana gelmek. olmak.evasion evasive eve even even even if even so even so even though evenhanded evening evening dress evening paper event even-tempered eventful eventual eventuality eventually eventuate ever ever after ever changing evergreen everlasting evermore every every few days every four days every inch every jot and tittle every man jack every now and then/every now and again every once in a while every one every other day every other day every other day every other person every single every so often every which way everybody everybody else everyday Everyman everyone i. 4. s. i. (bir işte) yan çizen. çok dayan ıklı. arife gecesi. ak şam. düzlemek. sonunda.ıştığı halde sınavı veremedi. 2. z. her iki kişiden biri. gece elbisesi. bile. başkaları. zam. s. he de couldn´t pass -e rağbuying. yine de. olaylı. in ile sonuçlanmak. her bir. . temkinli. f. bir düzeyde.” “Olsun.. düz. gene de: “That book contains some mistakes. Çok yans ız. er geç olan. herhangi bir kimse. arada bir. er geç. s. sokaktaki adam. arife. 1. vaka. her gün. hatay ara sııra. gene de. ştirmek. itidal sahibi. ak şam gazetesi. her: She remembers every single mistake they made. (bir bahaneyle) kendini bir yükümlülükten kurtarma. hadiseli. herkes. frak. olsa bile. her dem taze (ağaç/çalı). çal ız. i. tesviye etmek. olay. smokin. s. hiç: Have you ever been to Eyüp? Hiç Eyüp´e gittin mi? ondan sonra. ilelebet.” the exam. nihai. herkes. tam (sayı). -den kurtulma. 2. Yapt ıkları her hatarada ırlıyor. -diğ i halde: Even he studied hard. dikkat eder. 2.sırada. çift (say ı). hadise. arada bir. 1. 3. en ufak her şey: She´s particular about every jot and tittle. 2. k. sürekli.

kesin. son derece. örnek. f. titizlik isteyen (bir i ş). çileden ç ıkarmak. f. i. marya. i.. ulu. göstermek. f. aynen. zorla/tehditle almak. i. koparmak. i. eksiksizlik. abartılı. f. i. i. eksiksizlik. göstermek. f. i. i. i. çok. s. tam. f. i. abartmak. nazar. huk. yavaş yavaş geliştirmek. kötülük. i. 2.everything everywhere evict eviction evidence evident evil evil eye evildoer evil-minded evince evocative evoke evolution evolutionary evolutionism evolutionist evolve ewe ewer ex exacerbate exact exact exacting exactitude exactly exactness exaggerate exaggerated exaggeration exalt exaltation exalted exam examination examine examiner example exasperate exasperation excavate excavation excavator exceed exceedingly excel zam. çok kızdırmak. kusursuzluk. delil. muayene etmek. her şey. s ınav. f. tetkik etmek. 2. f. imtihan eden kimse. yavaş yavaş gelişmek. kanıt. f. sorgu. huk. z. dili s ınav. çok kötü. s. s. 2. k. misal. her yere. belli. şerir. çağrıştırmak. s. 2. f. şerir. s. incelemek. 2. fazlas ıyla. z. s. mübalağalı. --ling) -den üstün olmak. birtakım çağrışımlar yapan. işin titizlikle yapılmasını isteyen (kimse). kesinlik. açığa vurmak. hatas ız. 1. examination. evrimsel. kazı makinesi. yüceltme. tam. her yerde. ibrik. kusursuzluk. imtihan. evrimci. huk. abartma. kazı yapmak. kem göz. evrim. yüce. i. i. i. tahliye ettirmek. 1. daha kötü bir duruma sokmak. kazı yeri. i. kazı. 1. evrimcilik. doğru (bir şey). k ızgınlık. 4. i. 1. f. dişi koyun. s. co şkunluk. aklına getirmek. f. abartılmış. f. huk. dikkatle gözden geçirmek. s. kötü niyetli. kesinlik. (of) (birtak ım şeyleri) akla getiren. a şmak. . geçmek. i. sorguya çeken kimse. (--led. k ıs. i. 2. s. except. f. imtihan. tamamen. huk. hafriyat yapmak. her yer. vecit. example. i.. kazıyıp ortaya çıkarmak. abart ı. şer. yüceltmek. 1. 1. 2. mübala ğa etmek. ekskavatör. 1. mübalağa. açık. 3. sorguya çekmek. (kötü durumdaki bir şeyi) artırmak. kötülük eden kimse.. i. z. tahliye ettirme.

ifrat. -den başka: He can do everything şmaktan baolmasayd şka her şeyi yapabilir. . fazla. hariç.. 1. olmasayd ı m. (bir kitaptan/yazıdan) seçilmiş parça. değiştirmek. dayanılmaz derecede acı veren. i. trampa etmek. değiş tokuş etmek. Excellency. z.. 1. heyecanla. kiliseden aforoz etmek. 3. Bu ı orada 1. bak.Excellence excellence Excellency excellent except except except for excepting exception exceptional excerpt excess excessive excessively exchange exchange exchange blows exchange rate exchange shots exchangeable exchequer excise excise excitable excite excited excitedly excitement exciting exclaim exclamation exclamation point/mark exclude exclusion exclusive excommunicate excommunication excrement excrete excretion excruciating excursion excursion ticket excusable excuse excuse excuse from i. f. hariç. i. çok iyi. 1. ancak özel seçilmiş bazı kişilere açık olan. s. diye bağırmak. bağ. kambiyo. i. 2. 1. s. s. (from) (bir şeyin) dışında bırakılma. -in dışında tutmak: He excepted Harun from this.. Your Excellency Ekselans. gezinti. i. ziyade. (from) -in d ışında bırakmak. fazlalık. i. i. pasaj. karşılıklı olarak birer el silah atmak. heyecan verici. 3. tic. . I´d be there. heyecan. s. i. d edat -den ba şka. mükemmel. heyecanland ırmak. kesip ç ıkarmak. yumrukla şmak. uyand ırmak. (vücuttan) ç ıkarmak. kolay heyecanlanan. değiş tokuş. borsa. ziyadesiyle. kışkırtmak. Ekselans: His Excellency Ekselanslar ı. except speak Çince konufor ı:Chinese. a şırı. i. özür. aşırı olarak.. aforoz. 2. 1. ola ğanüstü. 2. i. mazeret. istisna. f. affetmek. (birini) (bir şeyi yapmaktan) muaf tutmak. k ısa yolculuk. i. ünlem işareti (!). ifrazat. i. affedilebilir. (bir şeyin) dışında bırakma. ünlem. f. i. artan. s. 2. üstün. olacakt edat -den ba şka. aşırılık. telaşa vermek. -den ba ş ka: Everyone was there except for him. s. i. z. 2. değiştirme. Harun´u bunun ışında tuttu. üstünlük. f. kolay tela şa kapılır. f. indirimli gidiş dönüş bileti. 2. except this. kesmek. fazla. telefon santralı. ç ığlık atmak. i. dışında. tüketim vergisi. salg ı. heyecanlı. f. s. trampa. d ışı nda. mazur görmek. f. değiştirilebilir. f. salgılama. i. s. döviz kuru. i. tahrik etmek. dışında. dışkı. (bir duygu/tepki) s. f. s. 1. s. 2.

gitmek. çıkış. bütün kuvvetini tüketmek. i. i. 2. 2. al ıştırma.b. 1. (dava sırasında i. yorgun. büyümek./Affedersiniz. 1. ı. f. neşe ve zindelik. i. i. yabanc ıl. çok ne şelendirip i. fels. belge/kan zindeleştirmek. mevcut olmak. bitkin. bitkinlik. egzistansiyalizm. huk. genleşmek. hareket ettirmek. u ğraşmak. f. temize ç ıkarmak. bitirmek. idareci. 2. gayret. çaba. f. ıt) ibraz etme. yorgunluk. 1. 2. k ıs. i. nefes vermek. teşvik etmek. s. express. i. 1. kullanmak. 2. -e örnek olmak. yürütme yetkisi. i. genleştirmek. çabalamak. egzistansiyalist.b. infaz. 2. idam ın infaz (manevra/hareket) yapma. 3. f. s. 2. (bir belge/kan duygu veya niteli ğetmek. export.. varolu şçu. s. (bir duygu veya niteli ği) göstermek. yerine getirmek. icra eden. 1. f. çok yormak. örnek niteliğinde olan. varolu şsal. i. 1. 2. cellat. (manevra/hareket) yapmak. 1. f. idari. 2. yerine getirme. s. i. uygulama. 3. f. teşvik etme. i. yerine getirme. f. f. egzoz. 2. örnek. 2. yürütme kurulu. sürgün. i. büyütmek. fahiş (fiyat). 1. muafiyet. -i örnekle göstermek. egzersiz. tükenme.. 2. 2. 1. i. 1. izin istemek. yaşam. sürgüne göndermek. çıkmak. 2. 3.s. fels. s. hayat. 1. i. duman v. ç ıkış. beraat ettirmek. . 1. 1. i. execute execution executioner executive executive committee executive power executor executory exemplar exemplary exemplify exempt exemption exercise exert exert o. varoluş. sürgün edilen kimse.. 2. (cin. s. uygulamak. varolu şçuluk. s. yerine getirmek. örnek. s. 2. s. excuse o. (bir yarg ıyı) infaz etmek. tükenmiş. i. çıkış kapısı. gayret sarfetmek. sergi. f. (güç) kullanmak. tüketmek. f. ında ıt) ibraz (dava s ıras i) gösterme./Beni ba ğışlayın. 1. yönetici. var olmak. f.. 3. i. idam. genişlemek. idam etmek. aşırı yüksek. 3. i.´ni) dualarla defetmek. emek. yönetimsel. kullanma. çal ıştırmak. sergi. varlık. 2. i. tüketme. 1.Excuse me. (gayret) sarfetmek. çıkış. yöneticiye ait. icrai. 1. uygulama. egzoz borusu. geniş kapsamlı ve ayrıntılı. f.s. mezardan ç ıkarmak. fiz.´ni) ç ıkarmak. f. fels. ba ğışıklık. çok keyiflendirmek. genişletmek. uygulamak. f. 1. aklamak. sergilemek. f. kötü ruh v. egzoz duman ı. huk. (egzoz. exertion exhale exhaust exhaust exhaust pipe exhausted exhaustion exhaustive exhibit exhibition exhilarate exhilaration exhort exhortation exhume exile exist existence existential existentialism existentialist exit exodus exonerate exorbitant exorcise exotic exp expand Özür dilerim. egzotik. teşvik edici söz. s.

(--led. i. eksper. harcama. (belki do ğru olmayan fakat) elverişli bir çareye başvurma. (bir konuyu) f. genleşme. açıkça. i. pahalı. büyüme. 1. sona erme. deneysel. i. son nefesini vermek.´ni) çekmek. uzman. s. acı v. sarih. ştirme. s. s. bak. patlamak. sanmak. i.. çürütmek. istismar. içten. (ke ş t ı rmak. 3. f. inceleme. 1. (belki doğru olmayan şli bir çare. kendisinin niye öyle ığınıizah. zannetmek. f. 2. ara şifte bulunmak amacıyla) (bir bölgeyi) dolaşmak. anlatmak. 1. 3. . ç ıkarmak. süresi dolmak. s. izah etmek. sınırdışı etmek.. sömürü. bitiş. tecrübe. masraflı. s. izahat vermek. bilirki şi. İng. genişletme. (kendi ç ıkarı için) kullanmak. bitiş. açıklayıcı. (bahane öne sürerek bir şeyi) mazur/makul göstermek. anlatılabilir. incelemek. (özel bir amaçla yap ılan) uzun yolculuk. (bizzat) ya şamak. fiz. i. ştırmak. s. enginlik. genle s. kendi ç ıkarına kullanma. 2. samimi. gider. 1. genişleme. harcamak. explanation explanatory explicable explicate explicit explicitly explode exploit exploit exploitation exploiter exploration explore explorer i. deney yapmak. sömüren. gider hesab ı.b. 1. (birinden) (bir şeyin lmasihtimalin ını) beklemek: He expects me to carry out the garbage. 1. patlatmak. aç ıklamak. açılan. 2. dü şünmek. deney. sona erme. deneme. (keşifte bulunmak amacıyla) (bir bölgeyi) dolaşan kimse. z. sarfetmek. izahat vermek. deneyim. i. kovmak. geniş alan. (bir konuyu) şt ırma. açıklama. sömürme. kahramanlık. hızland i. i. f. i. kahramanca davranış. yanl ış olduğunu göstermek. ümit. i. f. s. umut. sürenin dolmas ı. sömürmek. sürenin dolmas ı. 2. açık. hamile kad ın. (sıkıntı. (ayrıntılı bir şekilde) açıklamada bulunmak. uzmanl ık. i. i. ölmek. ümitle bekleyen. s. atmak. istismar etmek. masraf. 1. expatriate. sona ermek. beklenen şey. başından geçmek. (süre) dolmak. 1. f. kendi vatan ından başka bir ülkede yaşayan kimse. i. s. i. i. 1. beklenti.s. açıklamada bulunmak. beklenti. davrand izahat. (keşifte bulunmak amacıyla) (bir bölgeyi) dolaşma. 2. geniş. --ling) 1. kendisinin ne demek istedi ğini anlatmak. i. f. dili. 2. 2. f. açık bir şekilde. masraf. genişleyen. tecrübeli. (belki do ğru olmayan fakat) elverişli (bir çare). (belirli bir alandaki) bilgi. 1. masraf hesabı. tecrübe. engin. i. f. ara i.expanse expansion expansive expat expatriate expect expect the worst expectancy expectant expectant mother expectation expedience expedient expedite expedition expel expend expenditure expense expense account expensive experience experienced experiment experimental expert expertise expiration expire expiry explain explain away explain o. 2. deneyimli. Benden yap şece ğini ummak. i. i. fakat) elveri ırmak. 2. beklemek. en ı kötü gerçekle i. f. usta. 2. f. 2. büyütme. k. sömürücü. i. açıklanabilir. anlatmak. kolayla f.

´nin) müstehcen/sak ıncalı bölümlerini çıkarmak. özel ulak. aekspresle. 1.. f. uzatmak. f. sürmek. irticalen. (birinin) ac ıs ekkir olduğunu belirtmek. mat. f. meramını ifade etmek. 1.) verme. 3. i. f. maksadını anlatmak. ekspres yol. i. kovma. 4. belli. 2. 1. teşhir etmek. s. s. ekspres tren. üstün. 3. deyim. i. (yard ım. (yüzdeki) ifade. ını paylaştığını ş belirtmek. 2.ış savunucu. üstel. foto. ifade. dışarıya mal göndermek. ihracatç ılık.) vermek. ış için) sergilemek. pozometre. z. 1. fuar. doğaçlamayla. acele. bilhassa. ince bir ğe sahip. foto. dağınık düzen. manalı. çok büyük (ac ı/mutluluk). patlay tart i. maruz kalma. İng. s. i. 1. s. acele posta. for (görü şü/fikri) anlayıp paylaşmak. 2. (sat açığa vuran makale/kitap. z. kovulma. 2. anlat ım. 2. ihracat vergisi. özellikle. pozlandırma süresi. İng. uzamak. 1. kahkaha tufan ı. d ış İng. express one´s sympathy express one´s thanks expression expressionless expressive expressly expressway expropriate expropriation expulsion expunge expurgate exquisite extant extemporaneous extemporaneously extempore extend extended order extension extension cord extensive extent extenuate i. beyan etmek. çıkarmak. (bir kitap. tıpkı. s. 3.b. sergi. irticalen. etkisine açık bırakmak. 2. 1. 1. mat.b.s. . büyük. f. kapsamlı. f. dışavurum. s. 2. 5. uzatma kordonu. patlayıcı. gizli işleri i. i. istimlak etmek. f. ihracat lisans ı. 1. 2. manasız. uzatma. 4. 2. patlama. sergileme. ıcı madde. ihraç malı. ifadesiz. silmek. ihraç etme. s. hakkında şiddetli tartışmalar yapılan (konu). özel. i. Evin cephesi güneye bak ıyor. kamula ştırma. doğaçlamayla söylenen/yapılan. 1. kamula ştırmak. süper. 1. ihracat yapmak. istimlak. anlams s. i. ihraç etme. mevcut. i. ifade etmek. hafifletici sebepler. ışıklama süresi. ihraç edilme. 4. paralel telefon. ız. doğaçtan. anlatmak. ifade. mat. 2. foto. doğaçlamayla söylenen/yapılan.explosion explosion of laughter explosive exponent exponential export export export duty export license exportation exporter expose exposé exposition exposure exposure meter exposure time expound express express express delivery express in other terms express o. tabir. şükranlarını ifade (to) (birine) minnettar/müte etmek. z. i. 3. ihracatç ı. oyun v. f. kredi v. f. sergilemek. otoyol. yorumlamak. 2. 1. açabilen (konu). geniş. 2. ask.b. başka sözlerle anlatmak. s. acele posta. to (birine) taziyede bulunmak. boyut. maruz b ırakmak. kredi v. deyim. maruz b ırakma. 2. doğaçtan. i. (malı) yurtdışına satmak. izah etmek.The house has a southern exposure. z. uzatma kablosu. uzama. açıklamak. ekspres (taşıt). 3. infilak. ekspres. 1. üst. d ışsatım. (filmi) ışıklamak. tam. aç ık. 4. f. aç ıkça. paralel. 3. ihracat. i. şiddetli malara yoltaraftar.. mükemmel. extenuating circumstances huk. i. etkisine açık bırakma. patlayıcı. doğaçlamayla. herkese duyurmak. güzelli s. i. (yard ım. poz süresi. üs. anlamlı. ihraç etmek. man. vurmak.

aşırı.b. itiraf ettirmek. yabancı (madde/cisim). sönmüş yanardağ. (bitkilerde) gürlük. dışişleri. esans. fevkalade. çok çok. f. f. harici. ç ıkarmak. zahiri. fahiş (fiyat). öz. suçluların iadesi. 1. s. para sızdıran. s. 2. 2. 1. i. z. (--led. a şırı. çok. i. dışarı sızan şey. i. haraçç ı. müsrif. (bilgi) almak. i. mat. sızıntı.´nden koparmak. s. f. dış. i. 2. çok fazla. .exterior exterior angle exterminate external external affairs externals extinct extinct volcano extinguish extinguisher extirpate extol extoll extort extortion extortionate extortioner extortionist extra extraextract extract extraction extracurricular extradite extradition extraneous extraordinarily extraordinary extrapolation extravagance extravagant extravagantly extreme extreme case extreme point extremely extremes extremist extremity extricate extroversion extrovert extrude exuberance exuberant exudation s. 1. konu d ışı. 1. ruh. f. ç ıkarma. harici. israf. ç ıkarmak. uçta olan. yangın söndürme aleti. fazlalık. s. f. 5. i. uzatmak. i. imha etmek. kökünden sökmek. ola ğanüstü: extraordinarily beautiful fevkalade güzel. f. nesli tükenmiş. olağanüstü. abartı. z. aşırı uçlar. uç. Work extraevlilikd hard! Çok ışı. ruhb. dış açı. ders program ı dışında kalan. i. f. ekstrem nokta. (haraç) almak. i. savurgan. yüzeysel. dışadönük. fazla. sınır. gür (bitkiler). 4. (diş) çekme. çok çal ış! i.. 2. mat. söküp atmak. the extremities eller ve ayaklar. i. bak. f. ek ücrete tabi şey. ruhb. i. f. s.. (para) karmak. a şırı. abartılı. seçmek. 1. i. çoğ. söndürmek.. kökünü kaz ımak. 1. 3. çok canlı ve neşeli. olağanüstü bir örnek. 1. zorla alma. extol. (bir kitap v. zorla almak. yok etmek. d ışadönük kimse. kurtarmak. 2. i. ifrata kaçan kimse.. 2. 2. a şırı. i. i. fazla: Do you have an extra pencil? Fazla kalemin var m ı? 2. z. 2. canlılık ve neşelilik. söyletmek. 1. 2. (özünü/suyunu) ç ıöz. i. extortioner. i. 1. f. dış taraf. 1.. 2. s. 1. s ınır. aşırı derecede. 1. müsrifçe. savurganlık. hariç. d ışadönüklük. çıkmak. (para) s ızdırmak. 1. dış. s. s. d ışdeğerbiçim. 2. dışlar.. insanı haraca kesen. haraca kesme. aşıt noktası. s. 3. 1. özet. para s ızdırma. i. 2. dış. 2. bak. mat. ekstrapolasyon. (to) (suçluyu) (suç i şlediği ülkeye) iade etmek/ettirmek. fevkalade. s. uç. 2. 2. 2. 1. har vurup harman savurarak. zorla alan kimse. --ling) övmek. aşırılık. s. 1.1. önekfevkalade: dışında: extramarital i. ç ıkarmak.

i. i. astarlamak. folio. France. masal. (bir duruma) dayanmak. 1. 2. s. süper. i. 1. kolay. sima. şakacı. z. kadran. k. i. yalan. itibari değer. görme duyusu. k ıs. dili 1. bez. (karşısındakini) bir durumu oldu ğu gibi kabul edip ona göre davranmak. i. façeta. 2. ayna. fine. kirpik. kar tahammül etmek. mad. yüz masaj ı. gözlük. s. kaplamak. (bir zaferden sonra) çok sevinmek. süzmek. yüzükoyun. üretim. yalan söylemek. i. dili inan ılmaz derecede. göz banyosu. 2. Fahrenheit. Friday. geom. i. inan ılmaz. doku. (ta şın) yüzünü yontup sindirmek. efsanevi. alımlı.. fa notası. s. gözalıcı. z. gözevi. yapı. frequency. i. i. karşı sında olmak/durmak. üretmek. f fable fabric fabricate fabrication fabricator fabulous fabulously face face face down face the issue face the music face to face face up to face value facedown face-saving facet facetious facial facile facilitate f. f. k. far. yüze ait. (saatte) mine. 2. 3. 2. 1. tic. 5. 1. 1. Fellow. göz kalemi. göz yuvarlağı. göz. 4. göz far ı. i. surat. kaş. al ın. 3. uydurmasyon. i. güzel kız. 4. müz. çok güzel. fabl. anat. f. imal etmek. ön yüz. -i cesaretle kar şılamak. göz küresi. kuma ş. gözyuvar ı. çehre. bakmak. yüz yüze. 5. 2. s. f. gözkapa ğı. bünye. nominal de ğer. 2. şılamak. 1. i. yap ım. imal. 1. k ıs. yüz. anat. i. i. kaş kalemi. harika. i. faseta.exude exult exultation eye eye eye shadow eyeball eyebrow eyebrow pencil eye-catching eyeful eyeglasses eyelash eyelid eyeliner eye-opener eyesight eyesocket eyestrain eyewash eyewitness F F f F. süper. 3. yapmak. sevinme. F. feminine. i. 2.. vaziyeti kurtaran. göz çukuru. yüz. i. i. göz yorgunlu ğu. f.. enfes. sızmak. i. i. k ıs. uydurmacı.. göz alıcı şey. görgü tan ığı. yüzüstü. fluid. dokuma. aydınlatıcı/şaşırtıcı olay/haber. cephe. İngiliz alfabesinin altıncı harfi. i. 2. February. argo kendisini ele ştirecek/cezalandıracak insanların önüne çıkmak. f. imalatç ı. following. olağanüstü. s. yalancı. görü ş. uydurmak. 1. . gözyuvas ı. s. i. i. kolayla ştırmak.

iflas. âdeta: He flew down the stairs. baygınlık. zayıf. donuk. sahte. çekingen. 2. Merdivenlerden âdeta indi. soldurmak.. i. i. 4. güzel. TV kararma. sınıfta kalmak. 1. yeti. faksimile. 1. adaletli. 2. mat. 4. fena olmayan. fuar. 2. gerçeklere dayanan. açık tenli. kurallara uygunluk. 4. açıuçarak k tenlilik. edat olmad ığı takdirde. kopya. s. rengi atmak. sar ışınl ı ml ı l ı k. f. duyum. güzellik. bak. out fagot Fahrenheit faience fail failing failing failing that failure faint fainthearted faintness fair fair fair and square fair game fair to middling fair wind fairground fairly fairness fairy i. faktör fiyat ı. 1. çalı çırpı demeti. başaramamak. 7. i.o.ılm tıpk i. f. yapmayış. ş hayatında hiç şarıın. sınıfta i. fair-weather friend iyi gün dostu. peri. i. dürüstaç bir kolaylıkla eleştirilebilecek veya alay konusu olabilecek kimse/durum. iflas etmek. güçten dü şmek. 4. ar bay ılmak. i. 3. ihmal. duyu. bak. yetenek. çini. yüreksiz. baygınlık. yer.facility facsimile fact fact-finding faction factional factionalism factious factitious factor factor cost factory factual faculty façade fad fade fade away fade in fade out fade-in fade-out faecal faeces fag fag s.fairly adaletlilik.. i. sin. oldukça iyi. sin.. tambölen. yap ım. 1. kabiliyet. 2. 1. . (bir ö ğretim kurumundaki) personeli. 1. s. TV aç ılmak.. solmak. okulun)2. 3. fahrenhayt. i. s. 2. 4. perilere ait. i. beceremeyiş.. (gerçe ği kadrosu. 1. s. s. k. yavaş yavaş yok olmak. fiyasko. i. zaaf. s. etmen. ğinde/ibelirsiz. mat. 3. peri gibi. 1. i. s. 2. hizip. TV aç ılma.5. sarışın. hizipçilik. fayans. kanıt toplayan.. kusur. ıkşve güne şli (hava). f. gösteremeyen kimse. ibne. (özel bir) hizmet. 1. 6. İng. He failed to come. İng. grup. sin. fecal. dili fena olmayan. feces. s. bay ılma. kurallara uygun. ıza: power mesle 2. 2. (özel bir hizmet için ışı)bas tesis. 1. 3. 1. 2. 1.ba bayg i. ekilde. ay tic. i.. --ging) birini çok yormak. adaletli/adil bir şekilde. oldukça: fairly big oldukça büyük. (bir ön cephe. kolaylık. uygun rüzgâr. al i. 5. TV kararmak. hizipler aras ı. kavgac ı. 2. çarpanlara ırmak. servis... faks. Gelmedi. hizipçi. f. s. öğ retmen (bir bir) üniversitenin) tüm öğretim ılarda) ön yüz... 1. birinin tur şusunu çıkarmak. becerememek. s. yetenek. faktör. temiz (kopya). 2. argo homoseksüel erkek. i. bayılma.. i. geçici bir moda/heves. (--ged. i. dürüstçe. kuvveti kesilmek. i. s. (açıkta olan) fuar yeri. 1. i. f. adil. çarpan. maskeleyen dış i. etken. başarısızlık. görünü i. 3. 3. gerçek. 2. 2. i. aksi takdirde. sin. fuar alanı. fabrika. (yap ş . uydurma. ık. z.

3. gözden dü şmek. 2.en) 1. (güvenilecek bir kimseye/yere) ba şvurmak. sahtekâr. s. sadık olmayan. 6. doğan. 5. hataya dü şmek. me. inanç. aldatıcı. bozulmak. kapanmak. ask. çökme. keriz. terkedilmek. üçkâğıtçı. dü . bırakılmak. hastalanmak. şmek. s. sahte. Âdem ve Havva´n ın işlediği günah ve sonuçları. fall overboard fall prey to fall prostrate peri masalı. s ıraya girmek. fall. 2. (gemiden) denize dü şmek. k. dökülmek. geri çekilmek. güre ş düşüş. ın yirmisi cumaya . (fell. f.s. 1. ş (kale) zaptolunmak. i. geri kalmak. i. 2. emrivaki. bayılmak. gerilemek. güz. s.´nde) düşüş. 6. 2. yağış 4. 2. adı kötüye çıkmak. -e sald ırmak. yağmak. 3. k. güven. yıkılmak. 3. dizilmek. bozu şmak. ask. çok beğenmek. sadık. i. yüzüstü dü şmek. dili -in pençesine dü şmek. işten vazgeçmek. dört aya 1. argo 1. çökmek. -e kapılmak. azalmak. şahin. itimat. sadakatsiz. düşmek. f. vefas ız. din. 3. itikat. (fiyat. 1. 1. kendini çok istekli göstermek. ısı v. sözüne sad ık. uykuya dalmak. oldubitti. sonbahar. dolandırılan kimse. dü şmek. uydurmak. This month the twentieth fell on a Friday. i. tuzağa düşmek. ıatlatmak. -e hücum etmek. dü şmek. başarmak. kullanılmaz olmak. uydurma. dolandırıcı. olupbitti. ile çatışmak. 1. düşmek. vefakârlık.fairy tale fait accompli faith faithful faithful to his word faithfulness faithless fake faker falcon fall fall fall asleep fall asleep fall away fall back fall back on fall back upon fall behind fall by the wayside fall down fall down fall down in a fit fall flat fall for fall foul of fall guy fall ill fall in fall in battle fall in love fall into a trap fall into disfavor fall into disrepute fall into disuse fall into error fall into the clutches of fall of man/the Fall fall off fall on fall on one´s feet fall out fall over fall over o. enayi. 1. Hz. 2. üçkâğıtçı. i. i.b. sadakat. 4. sıradan çıkmak. 2. iman. i. sahte bir şey. 2. dü 5. başkasının cezasını çeken kimse. umulan ra ğbeti hiç görmemek. sava şırken ölmek. fenalık geçirerek yere düşmek. (çare olarak) -e ba şvurmak. âşık olmak. dili işi bırakmak. uykuya dalmak. yüzükoyun kapaklanmak. aldatılmak. düşüş. vefakâr. çekilmek. sıyrılmak. Bu ay ğının üstüne dürastlad şmek. . kavga etmek. talep. -in tutsağı olmak.

dü şmek. 2. s. with family family circle family man family name family name family planning family tree famine famish famous famously (of) 1.b. bak. sahtelik. arkada familiarize.. -e koyulmak. çağlayan. s. samimiyet. ün. titrek bir sesle i. hataya düşebilir. 2.s. f. f. teklifsiz. ğe/savaşa başlamak. etmek. boş gurur. 2. devetüyü rengi. f. bot. gerçekleşememek: The plan fell through. safsata. devetüyü. vefas ız. zool. 1. falso. It fell to my lot. sendelemek. belge v. 1. dü yeme -e saldırmak. s. gücünü/hızını kaybetmek. 4. (gerçekleri) ıtmak. (hesap. temelsiz. azalmak. radyoaktif serpinti. (bir şey) hakkında bilgi edinmek. -e başlamak. aileye ait. dili çok iyi. s. 3. k. s.fall short fall short fall sick fall through fall through fall to fall upon fall victim to fall/be in love with fallacious fallacy fallen fallen woman fallible falling star fallout fallow fallow fallow deer falls false false pride false step false teeth falsehood falseness falsify falter fame famed familial familiar familiarise familiarity familiarize familiarize o. His eye fell upon me. me şhur. i. 2. f. eksik gelmek. teklifsizlik. yalan söyleme. ayk f. aşina. familya. sahte. düşmüş kadın. aşinalık. 1. i. güvenilmez. 1. i. alageyik. 1. soyadı. aile babas ı. s. bildik. çoluk çocuk. i. şelale. 2. His face fell. (bir şeyi) herkese tanıtmak. çarp f. İng. aile adı. as i. k. suya düşmek. 2. tereddüt sendeleyerek yürümek. takma dişler. s. akanyıldız. ev bark sahibi. 1. şöhret. yanlış fikirlere dayanan. aile planlamas ı. fahişe. kayıt. samimi. nadasa b ırakılmış. hastalanmak. k ıtlık. yetmemek. yanlış düşünce/inanç. -e âşık olmak. i. yalan. fall. i. 2. s. aile muhiti. soyadı. -e kurban gitmek. laubalilik. çürük. z. (of) yeterli olmamak. yanlış davranış. me şhur. Gözü bana ilişti. dili suya dü şmek. aile çevresi.´nde) tahrifat yapmak. nam.. Suratı ıldı. 3.. yanıltmaca. ailevi. iyi bilinen. tanınmış. s. ünlü. Plan suya ştü. . ekilmemiş. 1. soyağacı. 2. i. aile. i. iyi tan ınan. Benim payıma düştü. man. 2. iyi . akrabalar. gerçekleşmemek. açlık. şecere.. s ığın. tanıdık. ünlü. yanılabilir. mantık kurallarına ırı sav. 1. umdu ğu gibi çıkmamak.şbak. (ses) titremek..

hayal gücü. s. s. çok kişi veya şeyi etkileyen. çok me şhur. taksi müşterisi. -den hoşlanmak. 2. s. dü şlem. i. uza ğa. far off faraway farce farcical fare fare fare badly fare well farewell farewell dinner far-famed farfetched far-flung farina farm farm farmer farmhand farmhouse farming farmost farmstead farmyard far-reaching farsighted fart i. i. yelpaze. fanatik. i. kaliteli (g ıda f. f. sını rs. yılanın zehirli dişi. 1. s. çiftlik. s. fang fanny fantastic fantasy far far afield far and away Far from it. ünlem Elveda! i. çiftlik avlusu. k. 2. uzaklara yayılmış. 3. almaz. fars.. balosu. 1. 1. 2. sanmak.şgerçekd z. i. (--ned. dili k ıç. gerçek payı çok az olan. çiftçi. 3. f. i. çok süslü. ışı. çiftlik binalar ı arasındaki meydan. k ışkırtmak. (yırtıcı hayvanlarda) köpekdişi.ız hayal veya hayali. yiyecekler.. kaba osuruk./Bilakis. dili münasebet. 3. osurmak.. 1.: He´s far and away the best.s. beysbol meraklkay mak. k. (birisi) için kötü olmak: He fared badly. 2. farthest. çiftçilik yapmak. s. ba ğnaz. düşlemsel. Onun için kötüydü. --ning) yelpazelemek. baseball fan ısı. İkonu stanbul´dan uzağa hiç seyahat etmedi. çiftlik ve içindeki binalar. veda yeme ği. hayal gücü. dü. hayal etmek. üstün maddeleri). dalg ın (bakış). 1. ırgat. s. enfes. 4. . 1. (öbürlerinden) kat kat daha ./Tersine. i. i. tiy. körüklemek. 1. gülünç. Hayranlar ınızdandır. f. s. mutaassıp. popo. vantilatör. f. fantastik. Uzağa dışında. mutaassıp. 3. 1. i. s. zannetmek. i. süper. ileri görü şlü. i. yol paras ı. harika. hayalperest. 2. s. k ıyafet hayallerinde kendini ( şöyle veya böyle) görmek. They didn´t go far. pervane kanad ı. Öbürlerinden kat katNe daha iyi. tıb. uzakta: He´s never journeyed far from Istanbul. 2. ak ıldışı lem. dili hayran: She´s one of your fans. fantezi. 2. 3. hipermetrop. hayali. öngörülü. yemekler. maskaralık. rençper. çiftçilik. i. i. 2. ba ğnaz. hayal. 1. pervane mak.. istemek. s. 1. i. ak ıl ışı 4.fan fan fan fan belt fan blade fan the flames fanatic fanatical fanciful fancy fancy fancy dress ball fancy o. fanatik. çok uzak. 2. i. (birisi) için iyi gitmek. dü şünmek. veda. fantezi. çiftlik evi. bilet ücreti. 2. i. irmik. uzak. k. müz. lüks. inan ılmayacak kadar büyük (miktar). 1. s. s. 1. bak. i. yelpaze biçimindeki herhangi bir şey. saçmal ık.. -den uzak. i... fantezi. 2. 2. 1.

1. 1. z. suçu birine yüklemek. babas ız. i. mukadderat. öldürücü. 1. anlamak. i. peder. şık. 1. s. çengelle bağlamak. yapmak. kaderci. 2. revaçta olan. alınyazısı. f. korunak. derin uykuya dalm solmaz renk. 1. ölümcüllük. ötedeki. öldürücülük. pizza gibi) hazır yiyecekler. s. çok ilginç. Peder (papazlara verilen unvan). anavatan. i. -e saplanmak. f. s. fatalizm. 2. daha uzaktaki. s. yağlı. en uza ğa. 1. 2. uçarı. çok enteresan. 2. 1. oruç. çabuk. kader. faşist. . yorgunluk. 3. moda. s. şişmanlatmak. ücra yer. en uzak. fatalist. s. süratli. ölümcül. bitkinlik. s. yağ. 3. Noel Baba. şrep. kayınpeder. şekil vermek. i. baba. (hamburger. i. kaderde olan. fast-food restaurant hazır yiyecek satan lokanta. i. i. arka kaportas ı yatık spor araba. yazg ı. fatalist. tutturmak. cazibe. i. 2. bağlayan şey. s. üstünde durmak. i. oruç tutmak. fastener fastidious fastness fat fat cat fatal fatalism fatalist fatalistic fatality fate fated fateful father Father Father Christmas father-in-law fatherland fatherless fathom fatigue fatten s. 1. semirmek. hızlı. semiz. i. i. (kaza sonucu olan) ölüm. argo zengin adam. çeyrek peni (eski bir İngiliz parası). 2. yazg ıcı. --test) 1. i. modac ı. şişman. (birinin) ilgisini/merak ını çok çekmek. öteki. 1. çengellemek. tutturulmak. şişmanlamak. (kuma ş boyası için) sabitlik. sabit (renk). daha ilerdeki. fatalite. bağlamak. 2. -i kafasına takmak.o. i. manken. hızlı yaşayan. tarz. 2. rağbette olan. fasikül. f. anayurt. daha ötedeki.farther farthermost farthest farthing fascicle fascinate fascinating fascination fascism fascist fashion fashion designer fashion model fashion show fashionable fast fast fast asleep fast color fast food fast lane fastback fasten fasten on/upon fasten the blame on s. en uzak. f. dolgun. çıtçıt. semirtmek. seri. s. yazg ıcılık. kopça. f. (otoyolda) sürat i. i. 2. kalın. 3. f. şeridi. suçu birinin üstüne atmak. bağ. 1. zor be ğenen. -e tak ılmak. 1. on (gözü) (bir yere) dikmek. s. hafifme ış. şekil. faşizm. (--ter. büyük merak. f. sabitlik derecesi. kulaç (uzunluk ölçü birimi). en uzakta. s. İng. bağlanmak. i. defile. solmaz. 2. i. 3. en ilerde. biçim. i.. kavramak. yormak. z. i. tez. 2. moda olan. vahim. 2. vahim. s. s. i. en ötedeki. mahfuz yer. yazg ıcı. kadercilik. daha uzak. kaderci. en ötede. titiz. i. iskandil etmek. 4.

bulmak. (birinin karakterinde) kusur. k. 1. özellik. iltimas. i. dehşetli. yap ılabilir.. f. ziyafet. s. korkak. i. s. alageyik yavrusu. yanlışsızlık.4. -de önemli bir rolü olmak: This ıs. yaltaklanmak. kırık. 1. 1. i. 2. ku ştüyü ile kaplamak. tarafını tutmak. korkusuzluk. bak. kay i. korkusuzca. fauna. kayırma. hebenneka. f. s. f. korku veren.. 1. defolu. favor. bak. noksans i. favori. 2. uzun makale. dobiş. 1. s. the Federal Bureau of Investigation. bayram. yağlı. kusurlu. 1. doyas ıya yemek. 2. broad bean. uygulanabilir. dalkavukluk etmek. s.davete uygun. sevgi. faks. i. beğenme. iyilik. musluk. gözde. 2. 1. 3. gözü pek. tüys ıklet. i. i. tüylü. i. kabahat.kat müsait. favori. 2. i. ılanlara ufak iyi. yüz. s. faksla gelen mesaj. 1. 3. geyik yavrusu. 2. 5. kazanacağına inanılan ışç s. yılmadan. jeol. Onu hiç etkilemedi. yap ılabilirlik. i. noksans ızlık. z. 1. f. 2. fizibilite. sa ğlam bir temele dayanmayan. 2. şubat. en kötü ihtimalin gerçekle şmesinden korkmak. . tercih (bir s. 4. korku. i. Hrist. --s (fô´nız)/--e (fô´ni) i. lütuf.fatty fatty acid fatuity fatuous faucet fault faultless faultlessness faulty fauna faux pas fava fava bean favor favorable favorite favoritism favour fawn fawn fax faze FBI fear fear fear the worst fearful fearless fearlessly fearlessness fearsome feasibility feasibility study feasible feast feat feather feather feather bed feather one´s nest featherbrained feathered featherweight feature Feb February fecal s. aşağ. korkunç. 1. hediye. 2. dışkıya ait. as ıl film. i. direy.. fakslamak. s. korkmak. . f. yağ asidi. -de kusur fay. kendini ak ıllı sanan budala. tenis servis hatasıı z. f. sempati.. tüy. mümkün. çehre. 2. sevgili. verilen) ho şa giden. yanl ışsız. 4. yüz hatları. fizibilite raporu. güç isteyen) ba şarı. i. pot. 1. 2. i. i. sar ımsı kahverengi. ziyafette yiyip içmek. korkusuz. kuştüyü yatak. çok sevilen. yüzdeki organlardan biri. f. ıc ılıen k. sima. faks makinesi. budalaca. 2. çürük. yanl ış. dili etkilemek: It didn´t faze him at all. 2. ziyafet vermek. hebennekalık. İng. 3. tüy takmak. kusursuz. gözde. 1. s. (cesaret veya bedensel i. k. 1. 1. kim. çoğ. falso. February. f. ço ğ. çok sevilen kimse/ şey. 2. f. 1. faks.. k ıs. dili küpünü doldurmak. şişko. i. onay. f. 2. broad bean. yar ıı r. s. s. 1. korkunç. yortu. bak. yılmaz. i. i. noksan. budalalık. k i. s.. kuş beyinli.

1. f. federasyon haline getirmek. (devletleri) federasyon haline getirmek. morali bozuk olmak. i. içi rahat etmek. 3. 1. 1. kendini iyi hissetmek. federal. . 2. s. fötr şapka. argo sarho ş olmak. el yordam ıyla ilerlemek. başı dönmek. birinin bir şey hakkındaki düşündükleri/izlenimleri. 1. hissetmek. 2. yem kab ı. cansız. yad ırgamamak. be fed up with argo -den b ıkmış olmak. i.. duymak: I feeldokununca good. dili üzülmek. feel low feel no pain feel no pain feel o. s. (felt) 1. federasyon. geribesleme. ongyemek. içine doğmak. (for) -den utanç duymak. 3. k. gibi uyand ığı) his. doktor ücreti. çok ihtiyatlı davranmak. fidbek. amirane tavırlar içinde olmak. dili baya ğı sarhoş olmak. kendini (bir şeyi yapmaya) mecbur hissetmek.s. 2. z. yemek. zayıflık. Kendimi iyiırd hissediyorum. yem. elleri ile yoklamak. -e ac ımak. 4. bak. ücret. geri zekâlı. zayıf bir şekilde. zayıf. pol. i.feces feckless fed federal federalise federalism federalist federalize federate federation fedora fee feeble feeble-minded feebleness feebly feed feed feedback feedbag feeder feeding bottle feel feel feel an affinity for feel at ease feel at home feel bad feel for feel giddy feel in one´s bones feel keenly feel like a fish out of water feel like doing feel like o. 4. s. kendini tur şu gibi hissetmek. dokunmak. i. i. fiz. dışkı.. yemlik. giriş ücreti. fötr. (fed) 1. yiyecek.. i. 1. 2. geribildirim. biberon. 1.. midesi bulanmak. (bir şeyin (birini) çok çekici bulmak. on ile beslemek. 2. zayıf. i. f. kuvvetsizlik. dokunma. federalize. elinden i ş gelmeyen. feed. 2. illallah demek. kendini beğenmek. f. el sürmek. beceriksiz. obliged to feel one´s oats feel one´s oats feel one´s way feel pity for feel queasy feel rotten feel shame feel sick at/about i. i. yerinde duramamak. sudan/denizden ç ıkmış balığa dönmek. kuvvetsiz. . İng. 2. f. ile beslenmek. k ıpır kıpır olmak. beslemek. yedirmek. vizite. 2. kendini iyi hissetmemek. bak. ıda. federalist. coşmak. -in çektiklerini anlamak. s. 1. hafifçe. yem torbas ı.. kuvvetsizce. i. f. f. s. yemek vermek. i. dili 1.. 2.s. k. k. keyfi olmamak. 2. anlamak. kuvvetle hissetmek. zilzurna sarhoş olmak.. federalizm. -e çok üzgün olmak. i. canı yapmak istemek. kendini rahat hissetmek. (hayvan) beslenmek.

(bir bilim kurumunda) üye. 1. 1. raziyane. . i. s.s. 1. hemşehri. huk. i.. eskrim. s. i.. dişil. bak. his dünyası. f. i. 1. i. bot.. 4. feminist. mesut. 2. i. kadınlık. dişilik. eskrim yapmak. f. kesip devirmek. ask. fall. kadınsı. 1.. i.. 1. 1. s. foot. çoğ. k ıs. f. 2. 2. arkada şlık. başı dönmek. feminizm. mutlu. i. hem şeri. münasip. 2. saadet.. üzülmek. i. -i parmaklıkla/tahta perdeyle/çitle ayırmak. 2.. mahcup olmak. dokunaç. i. eskrimci. i. fend off fender fennel fenugreek ferment utanmak. i. fötr. i. i. 1. burs. dilb. kendini (belirli bir şeyi) yapacak kadar güçlü hissetmek. grup.. suçlu. kişi. zool. bataklık.üyelik. yanıltma hareketi yapmak. çemen. ço ğ. ek şime. yurttaş. yere sermek. i. 3. f. f. Birdenbire içinde para kazanma tutkusu uyand ı. i. çit. 2. parmaklık. şöminenin önüne konulan alçak parmaklık.. bak. yanıltma. kardeşlik. mayalanma. ba şının çaresine bakmak. feel. (in) -i parmaklıkla/tahta perdeyle/çitle çevirmek. s. 2. i. merak etmek. mutluluk. intihar etme arzusu duymak.feel small feel suicidal feel up to feel up to par feel woozy feel/be troubled feel/get/have an/the urge to feeler feeling feet feign feign madness feint feldspar felicitous felicity fell fell fellow fellow citizen/countryman fellow sufferer fellow townsman fellowship felon felony felt felt felt-tipped pen/felt pen fem female feminine femininity feminism feminist fen fence fence fence off fencer fencing fend fend for o. iç âlemi. (bir bilim kurumunda) i. cemaat. i. numaras ı yapmak. his. vatanda ş. kendini geçindirmek. 2. çit veya parmakl ık malzemesi. yerinde. -i uzakla ştırmak. f. dişi. -i kovmak. arkadaş. i. f. çalıntı mal alıp satan kimse. i. dili kendini iyi hissetmek. deli numaras ı yapmak. min. i. rezene. keçe. i. k. feminine. yan ıltma hareketi. huk. kad ına özgü... isabetli. uygun. female. keçeli kalem. midesi bulanmak. a ğır suç. 1. sersemlemek. 1. 2. 1. dert orta ğı.. 2. duygu. çamurluk. 2.. (yapar) gibi görünmek. (bir şey yapmayı) çok istemek: He suddenly got the urge to make money.. dü şürmek. bak. 1. adam. 2. feldispat. . maya. tahta perde.

f. cenine ait. yortu. araba ın işlediği yer. hâsılat getirmek. ateş. i. s. verimli. ihtilaflı olmak. İng. cenin. a ate s. s. i. hararet. gen. Duygu yoğunluğu belirtir: He was shouting in fever of excitement. i. i. 1. böyle ta bir ta şıttekne. kayık. pis kokan. i. arasında araba/insan şıyan i. fertilize. arayıp tarayıp bulmak. i.ferment ferment trouble among fermentation fern ferocious ferocity ferret ferret ferret out Ferris wheel ferroconcrete ferry ferryboat fertile fertilise fertility fertilize fertilizer fervent fervid fervor fester festival festive festivity festoon fetal fetch fetching fetid fetish fetishism fetter fettle fetus feud feudal feudalism feudality fever fevered feverish few few and far between fez fiancé fiancée f. festival. şli. s. telaşlı. i. f. fetişizm. Büyük bir heyecanla ba ğırıyordu.. i. böyle bir taşıtla vapuru. da ğgelinciği. yırtıcı. şenlik. verimlilik. . neşeli. ate şli. 1. kavga etmek. 2. getirmek. döllemek. hararetli. f. dişil nişanlı. ğlamak. ate şli. çok nadir. alıp getirmek. 2. az miktar. gelir sağlamak. ateşli. gübrelemek. i. ateşi çıkmış. i. fermantasyon. s. azmak. f. 3. mayalanma. aşk merdiveni. bağlamak.. i. engel. hararet. fetiş. feston. feodalite. koku şmuş. 2. ayağına zincir vurmak. 2. 2. bot. bayrama ait. ateşli. s. bayram. i. k. humma. arayıp taramak. hararetli.. engellemek. dönme dolap. uzun süren dü şmanlık. ate şlilik. bak. i. i. iki k ıyı feribot. 1. 1. betonarme. 2. 1.. --zes) fes. i. s. sal v. vahşilik. hararetli. buka ğı. az. füjer. i. e ğreltiotu.. heyecanlı. iki k ıyı arasında araba/insan taşıyan gemi.. 1. s. ek şimek. bereketli. 3.. s. 2. i. f. i. şen. kan davası. ateş. vapur. vahşet. feodalizm. hararetlilik. eril nişanlı. f. i. (birilerini) k ışkırtmak. al ımlı. hararetli olan. i. vahşi. 1. kutlama: What kind of festivities will there be? Ne gibi kutlamalar olacak? i.b. s. zool. i. s. çekici. irinlenmek. 1. i. feodal. 2. mayalanmak. 1.. f. 2. f. 2. i. 1. elini ayağını ba i. s. çoğ. dili cazibeli. iltihaplanmak. (çoğ. gübre.

. 2. rahat oturamamak. tarla. şturucu. ask. şeytani. s. (zamanı) boş geçirmek. ask. on be şinci. ask. lif. sahra topu. ask. 2. 3. sahra talimatnamesi. festival. (bir spor tak ımını) sahaya ıkarmak. fiber. hercai. i. vahşi. mevhume. s. on beşte bir. ateşli. vakit geçirmek. on beş.. mera. emir. s. i. hasta. i. i. zeamet. an opium fiend afyonkeş. 1. 1. 2. bayram.getiren. durmadan k ımıldamak. ifrit. kara manevras ı. i. zebani. i. i. uydurmak. alan. be şinci. sert. i. XV). sahra topçu s ınıfı. f. i. uydurma. f. fictionalize. saçma sapan sözler. (aşkta) vefasız. (--bed. kolaylık olsun diye gerçek gibi şey. bak.. beşte bir. i. ç ask. şeytanca. çim hokeyi. 1. s.. bak. çabuk öfkelenen. dili 1. (bilgi toplamak için yap ılan) alan araştırması. oyalanmak. küçük yalan. i. 2. f.. deli.fiasco fiat fib fiber fiberglass fibre fibrous fickle fiction fictionalise fictionalize fictitious fiddle fiddle around fiddle away Fiddle! fiddle-faddle fidelity fidget fidgety fief field field artillery field day field events field exercise field glasses field hockey field hospital field maneuver field manual field marshal field mouse field officer field officer field trip fieldpiece fieldwork fiend fiendish fierce fiery fiesta fifteen fifteenth fifth fifth wheel i. s. sadakat. 2. otlak. i. cam elyaf ı. 2. 2. on beş rakamı (15.. 2. hayali. k. hikâye/roman şekline sokmak. tımar. çayır. gereksiz şey/kimse. k ıpır kıpır. kaypak. f. yortu. spor bayram ı. 3. üstsubay. (öğretimde) gezi. 1. yerinde duramamak. tarla faresi. f. s. ateşli. (çifte) dürbün. atmak. dili keman. . zırva. keman çalmak. karar. şeytan. farzolunan İng. oyalanmak. 1. i. dönek. galeyana 5. saha. üstsubay.. k. vefa. fiyasko. 2. i. s.. ateş gibi. lifli. şehvet dolu. hercai. 4. şiddetli. --bing) yalan söylemek. huk. on beş. dili düşkün. k. s. f. k ıta tatbikatı. ünlem Hay Allah! i. alan yarışları. rahat durmayan. 1. feldmareşal. meraklı. co i. 1. roman ve hikâye edebiyat ı. i. kızgın. değişken. 2. 1. tiryaki: a tennis fiend tenis hastas ı. 1. vakit geçirmek. s. 2. s. İng. 1. fırdöndü. i. sahra hastanesi. barut gibi.

o. 2. doyurmak. i. evlada ait. dolgu. gemi aslan ı. 1. (formu) doldurmak. i. eğelemek. i. klasör. artistik patinajc ı. 3. artistik patinaj. i. bilg. 2. 2. mecaz. yarı yarıya. s. f. i. (bir hesab ı) toplamak. 1. elli. -e güvenmek. 2. Fiji. 1. dolgu. 2. dosya. 2. doldurmak. işini görmek: This´ll fill the bill. 1. kilo almak. dolgu maddesi. 1. eğe. ılı olarak şikâyet etmek. figurative. 2. ihtiyac ını karşılamak. avc ı uça ğış . 1. 1. u ğraşmak.. i. Fijili. k. f. dosya. 2. 2. çoğ. a şırmak. avc ı bombardıman uçağı. f. dövüş horozu. i. i. çalmak. rakam. törpü. i. k. bot. mak. boksör. i. İşimizi görür bu. 1. dili sanmak. 2. sava mücadele etmek. ı. törpülemek. dolguyla meydana getirilmi ş yer. 2. i. s. 2. mecazi. figür pateni. yürütmek. sava şç avcı uçağı. evrakları dosyalayan görevli. i. dövüşmek. dosya (bir şyaz eyle/ki şiyle ilgili belgeler). . dili birinin yerini doldurmak. 2. figür. Depoyu doldur! 1. Fijili. doldurmak. geçici olarak bir i şte çalışmak. dosyaya koymak. 3. 1. lif. elek. evrak/dosya dolab ı. 2. Durumu bana aç ıkla. 3. savaş. filaman. filing cabinet evrak/dosya dolabı. s. i. kavga. (birinin) yerine çalışmak. i. mücadele. önemli bir rol oynamak. reçetedeki ilaçlar dolgu yapmak. 3. 1. k ıs. ellide bir. 4. elli. numara. incir a ğacı. 1. -i planlamak. i. figure. fileto. i. Fiji. sayı. incir. -i çözmek. iplik. dolgu toprak. f. -i anlamak. i.fiftieth fifty fifty-fifty fig fig fight fighter fighter plane fighter-bomber fighting fighting cock figment figurative figure figure figure of speech figure of speech figure on figure out figure skater figure skating figure up figurehead Fiji Fijian filament filbert filch file file file a complaint file clerk filet filet mignon filial filings fill fill a prescription fill a tooth fill dirt Fill her up! fill in fill in for Fill me in on the situation. 1. Fiji Adalar ı´na özgü. endam.´s shoes fill the bill s. toplamak. fill out fill s. ercik sap ı. 3. fileminyon. oto. evlada yak ışır. mecaz. i. Fiji´ye özgü. 1. f. 2. f. tel. L). zannetmek. eğe talaşı. 3. -i hesaba katmak. ellinci. dolmak. dili 1. i. s. kavga etmek. s. dosyalamak. fındık. elli rakam ı (50. dövü ş. boy bos. (fought) 1. ı vermek. 2. huk. k..

sonuncu. 1. 1. 1. dolgu. 2.s.. yüzgeç. i. pislik. öğrenmek. ince. zar. ince örtü. doldurmak. f. . 2. 1. güzel (hava). finansman. 2. halis. saç band ı. 1. film. kendini (biriyle) ba ş başa bulmak. f.fill the bill fill up filler fillet filling filling station filly film film speed film star filter filter paper filter paper filter tip filter-tipped filth filthy filtrate fin final final heat finale finalise finalist finality finalize finally finance finances financial financial pressure financial year financier financing finch find find employment find fault find fault with find guilty find o. 1. i. bitirmek. filtreli sigaralar. dolgu macunu. dolma. i. para: A lack of finances was the problem. katk ı maddesi. ke şfetmek. filtreli sigara./s. film çekmek. i. 2. iş bulmak. mali durum: His finances are in good shape. final. 5. 2. final spor final ko şusu. 2. filtre kâğıdı. spor final: final match final maç ı. i. tête-à-tête with find out Find out if he came.. finanse etmek. 3. 1. filtreden geçirmek. ince. 4. 2. dili ihtiyac ı karşılamak. 2. para s ıkıntısı. 1. kat ışıksız. s. i. 2. dili. nihayet. biri/bir şey (birinin) tuhafına gitmek: I find him strange. son. strange find s. film yıldızı. doldurma. çok pis. i. spor final. f. Gelip gelmediğini öğren. süzüntü. f. z. sonunda. saf. zool. ince ruhlu. sigara filtresi.. kesinlik. i. müz. mali yıl. 1. (jürinin verdiği) karar. -e kusur bulmak. Onun ışları ho şuna gitmedi. i. (with) kusur bulmak. sömestr sonu veya kurs sonu s ınavı. i. i. suçlu ç ıkarmak. finansman. 1.. 1. s. foto. âlâ. 6. k ısrak. 2. İng. i. 2. filtrat. 1. mali. sympathetic finding fine k. mükemmel. huk. find s. Problem paras ızlıktı. zarif. Onun mali durumu iyi. i. i. 1. son şeklini vermek. bütçe yılı. i.o. 2. yıl sonu. boyacılık filler. 2. ispinoz. davran ş/ke şfedilmi ş şey. s.t. i. filme almak. kemiksiz et/balık. ço ğ.. fileto. kesin. k. yatırımcı. güzel. aç ık. 1. bulunmu s. O benim tuhafıma gidiyor. film duyarlığı. finans: ministry of finance maliye bakanl ığı. finalist. maliye. s. f. 2. finalize. duygulu. bak. i. di şçi. f. bir şey birinin hoşuna gitmek: She didn´t find his ways sympathetic. (found) bulmak. i. i. filtre kâğıdı. filtre. sin. ince tabaka. filtreli (sigara). dolgu. üstün. benzin istasyonu. finansç ı. hassas.t.

i. 1. 2. Finlandiyalı. yangın kulesi. sona erdirmek. 2. fjord. Fin. i. yangın musluğu. i. yangın zili. s. mahdut. tamamlanmak.fine fine arts fine arts finery finesse finger fingernail fingerprint fingertip finicky finish finish line finish off/up finish with finite finite verb fink Finland Finlander Finn Finnish fiord fir fire fire fire a salute fire a shot fire alarm fire brigade fire department fire engine fire escape fire escape fire extinguisher fire hose fire hydrant fire insurance fire questions at fire s. Finlandiya. yangın sigortası. tırnak. (toprak e şyayı) (fırında) pişirmek. sonlu. ateşli silahlar. tamamlamak. bak. Finli. belirli el silah) atmak. up fire station fire the first shot fire tower fire truck firearms fireboat i. 2.´ni) ate şlemek. ilk silah atan olmak. f. 1. ispiyoncu. i. güzel sanatlar. s. köknar. yangın alarmı. Fin. kalorifer v. (tüfek. bitmek. ateş. 1. parmak. dilb. ile ilişkisini bilgisayarla işin bittiyse 2. hain.t. i.o. grev kırıcı. yangın merdiveni. s ınırlı. go over the matter with a fine-toothed i. k. dili bitirmek. k ılı kırk yaran. yangın söndürme aleti. dili öldürmek. çekimli fiil. el sürmek. bitirmek. (silah) ateş almak. top atbir bir el silah atmak. ispiyon. 2. fine-toothed comb ince di şli tarak.o. itfaiye. i. 1. 1. 2. itfaiye binas ı. . İng. comb ince eleyip s ık dokumak. i. sona ermek. (birini) soru ya ğmuruna tutmak. ihbarc ı. with enthusiasm for fire s.. 2. i. f.b. (birini) gayrete getirmek. para cezasına çarptırmak. i.´ni) fayrap etmek. (kurşun. yangın hortumu. i. up fire s. k. top. i şini bitirmek. i. itfaiye. para cezas ı. parmak izi. i. titiz. spor finiş. s.. k. parmakla dokunmak. mat. f. ile işi bitmek: If you´ve finished with that computer. itfaiye te şkilatı. i. ellemek. 1. süslü giyim. (bir iş için) (birini) şevke getirmek. parmak ucu.b. top. yangın merdiveni. gammaz. 2. v. bitirmek. Fince. I´d like to use it. i. 4. Fince. argo 1. (motoru) çal ıştırmak. ustalıkla durumu idare etmek. 1. O onu kullanmak istiyorum. yangın. (soba. yangın söndürme gemisi. bitiş. itfaiye arabas ı. s. parmak tırnağı. f. ustalık. 3. incelik. güzel sanatlar. itfaiye arabas ı. i. dili işten ışıyla selamlamak. f. 3.

s. i. ilk yardım. idam mangas ı. s. ateşleme pimi. A.ım. ekstra. 1. i. ask.´ni) ate şleme. birinci kat.b. i. top v. birinci mevki. z. ateş alma. i. s. poligon. ilkin. gala.B. havai fişekler. 2. 4. birinci s ınıf. ateşböceği. birinci. s. 2. yanan odun parças ı. 4. zemin kat. fiyatı değişiklik göstermeyen (hisse senedi. ilk: When we first came here it was a village. ilk çocuk. dilb. üstün. ilkönce.firebrand firebrick firebug firecracker firefly fireman fireplace fireplug fireproof fireside firewood fireworks firing firing line firing mechanism firing pin firing range firing squad firing squad firm firm firm offer firmament firman firmness first first aid first aid first and foremost first class first class first floor first floor first impression first lady first lieutenant first lieutenant first name first night first person first person first watch firstborn first-class firstly first-rate firth i. i.D. 2. tahvil tic.b. 2. önce. kestanefişeği. mükemmel. birinci s ınıf. 1. (taşıtta) birinci mevki. ask.D. ilk do ğan. s. firma. i. sallanmayan. 2. aç ılış gecesi. ilkin.). ortalığı karıştıran delifişek. üsteğmen. ocak ba şı. (kurşun. 2. (fiyatlarda) istikrar. 3. ilkönce. en başta. ferman. birinci mevkie ait. i. (tüfek. dilb. ocak. birinci. ateşleme tertibatı. donmu ş (jöle. çatapatlar v. s ıkı. yangın musluğu. 1.b. evvela. çikolata v. 3. ekstra. yangın tuğlası. ilk ad. üstün. at ış.B. üste ğmen. dili ateş hatt ateşleme mekanizması. top. sağlamlık. (İskoçya´da) haliç. i. ilk izlenim. (A. 2. birinci tekil veya ço ğul şahıs. odun. s. 1. 1. yanmaz. birinci şahıs. 3. İlk geldiğimiz ilk yard tıb. ilk. z. fire. i. belirli bir el ı. i. ba ş. kestanefişekleri. kundakç ı. zemin kat. önce.´de) cumhurba şkanının karısı.´ne özgü) donmu şluk.men (fay´ırmîn) i. atış alanı. z. İng. birinci s ınıf. kaymayan. gecenin ilk nöbeti. i. atış mangası. ateşleme iğnesi. kesin teklif. pişim. k. gök kubbe. en büyük. İng. çoğ. ateşlenme. i. 1. birinci mevkide. i.b. i. silah) atma. mükemmel. i. 4. 1. birinci kat. çikolata v. ilk. itfaiyeci. . pelte. sıkılık. 2. evvela. i. pelte. sağlam. (toprak eşyayı) pişirme. 1. (jöle. birinci mevki. i. şömine.

(çoğ. fiz. f. tesisatç ı. fish. birini mahvetmek. mali yıl. 2. 1. 2. uyand s. s. tamir etmek. balık kokan. kendini süslemek. bait! Ya bu deveyi güdersin. çoğ. birine (bir şey için) gerekli şeyleri sağlamak/tedarik etmek. i. miktar bir yeri tamir v. file çorap. -e yak ışmak. bulanık suda balık avlamak.es) balık. beş misli.V). -in uymas beş para etmez. 3. tayin etmek. .o. s. bölünebilir. 4. --ting) 1. masal. i. 3. isk. beşli. -e göre olmak. i. sabit. nöbet. cent store/dime store/five-and-ten ucuz e şya satılan mağaza. man şon gibi) tesisat işlerinde kullanılan parça. s. ş(bir) aksesuar. spor yapmaya ır olma. 1. içinde balık tadı olan.b. 1. değişik türler için fish.. mali. yumruk. aşırı düşkünlük. i. babalar ı tutmuş. i. -e uygun olmak. 3. i. i. haz i. balık kılçığı. k. dikkatini -e çevirmek. k. 2. dili şike/rüşvet yoluyla ayarlanmış. 1. kararla ştırmak. terz.fiscal fiscal year fiscal year fish fish fish for fish in troubled waters fish or cut bait fish story fishbone fisherman fishing line fishing pole fishing rod fishing tackle fishnet fishnet stocking fishy fissile fission fissure fist fisticuffs fit fit fit fit for nothing fit like a glove fit s.o. balıkçı. k. ğ. zıvanadan çıkmış. -i ını sağlamak: This job fits you uydurmak. (kahvaltı/öğle süslenmek. -e karar vermek. de ğişmeyen. 2. -i seçmek. i. 1.´ni) etmek. balığı çok. çobe ş. uygun. balık tutmak.men (fîş´ırmîn) i. 1. s. spor yapmaya haz ır.o. beş kat. dili şüphe ıran: There´s something fishy about this. up with fix s. fitings. olta. uygun. i. 1. aşırı bağlılık. i. i. dili bir şeyi yapmak ya da ondan tamamıyla vazgeçmek: You must either fish or cut hikâye. ince çatlak. yar ılım. dili çok öfkeli. i. beş rakamı (5. küplere binmiş. k.s. birinin hakk ından gelmek. olta kam ışı. (--ted. düzensiz. z. fish. s. i. (tarih. -i ayarlamak. 1. balık ağı. be . uygun olma. k. kesintili. misina.. (rakor. yumrukla şma. uygunluk. k ılçık. k. dövüşme. ya da bu diyardan gidersin! palavra. f. dolaylı bir şekilde istemek/aramak. hiçbir işe yaramaz. mali yıl. (bedenen) formda olma. f. 2. yar ılabilir. yerleştirmek. s. 2. 2. kriz: a fit of coughing öksürük nöbeti. (sabitle ştirecek bir şekilde) takmak. bölünüm. olta tak ımı. 2. borucu. dili birine (bir şey) ayarlamak/sağlamak. olta çubu ğu. dili 1.er. k ısa aralıklarla bölünen. olta ipi. Bu işte bir bityeniği var. gözünü -e dikmek. (bedenen) formda olan. up fix on fix one´s attention on fix one´s eyes on fix s. balık avlamak. out for fit to be tied fitful fitness fitter fitting five fivefold fix fix fix a place up fix o.´s wagon fixation fixed s. prova. five-and-ten-cent store/tens. tıpatıp uymak.

flabby. fluid ounce(s). dili iyi ba s. fiyort.b.the Hilton chain of hotels. den. sabit fiyat. büyük ve yass ı kaldırım taşı. f. band ıra. spor müsabaka. 1. saçma. gevşek (adale/doku). yanyapmak. i. (çad ıra ait) etek. yetenek. 6. bayrak. f. saplantı. an için göstermek. ask. (gazoz. flama. i. yanıcı. Flandra.. 2. s. ırısı. z. ince bir tabaka halindeki kar tanesi. çırpış. 1. f. f. 2. i. f.) kabarıp dökülmek. 1. gönder. 2. ışı k saçmak.. yan saldırısı yapmak. kuvveti kesilmek. (bir yap ıya/odaya ait) sabit eşya. in flagrante delicto. bayrak dire ği. . 1. geriye dönü ş. i. Şikago Hiltonu. öfkelenmek. i.b. güçsüz.. 4. s. 5. sallayarak (birini. 2. k.3. 1. 2. i. parlamak. küçük dilini yutturmak. soda çıkardığı) fışırtılı ses. fla ş . (kanat) ç ırpma. yan yan saldtaarruzu ask. elbezi. f. şampanya v.b. 1. çakmak. dili sevgili. göze çarpan (renk). foto. ışı ldamak. out k. 1. i. i. 2. yan. s. bak. flamingo. soda. tabaka i. büyük bir hpar 2. (--ged. ani bir ı t ı . çoğ. yan hareketi. (çoğ. i. süsen. yelken v. s. f. sabun bezi. (uçağın (zarfa ait) kapak. çırpıntı. i. fışırtı. bayrak direof i. (off/away) (boya tabakalar ı v. 2. dili çok şaşırtmak. i. up parlamak. flanel. İng. (kaskette) kulakl ık. f. yalaz. 1. --s/--es) zool. fışırdamak. k ısa fakat önemli bir haber. büyük ve yass ı kaldırım taşı. (--ged. i. 4.. kabarmak.. böğür. ask. İng. i. 1. flanş. --ging) yorulmaya ba i. 4. f şlayıp sonradan suya v. i. gönder.b. cansız. k. i. nlatma cephanesi. saman alevi gibi bir şey.. f. dili (bir et yemeğini tamamlayan) diğer yemekler. 1. bot. ayg aniden gelen sel. İng. 4. i. göze batan (kötülük/ahlaks ızlık). --ging) (down) bayrak/el ı) durdurmak. --ging) bu taşlarla döşemek. pervasız (suç işleyen kimse). frapan. alev alev yanmak. zambak. 4. 1.. 3. palavra. cep feneri. 1. (--ged.´nin düşmek. flaş i. i. i. sancak. karbonatlı (içecek). yandan kuşatmak. (bayrak. pazen. sönük. alevlenmek. f. ask. 2. (işaret vermek için) (ışıklar ı) ıyak ıp söndürmek. meşale.) dalgalanma. 3. 3. içgüdü. ince bir tabaka halinde olan parça. 3. taarruzu. bir şirket grubundaki en önemli şirket: The Chicago Hilton is the flagship ği. geçmek. ayd 2. Hilton i. pazen. (şimşek) ızlaıldama. i. i. ask. 2. parlamak.) fış fış/fışır fışır köpürdemek. 2. 1. s. ruhsuz. i. 2. birden aklından geçmek.fixed asset fixed idea fixed price fixings fixture fizz fizzle fizzy fjord fl oz flabbergast flabby flaccid flag (down) a taxi flag flag flag flag flagpole flagrant flagrante delicto flagship flagstaff flagstone flair flake flambeau flamboyant flame flamethrower flamingo flammable Flanders flange flank flank attack flanking action flannel flannelette flap flare flash flash flash flood flash in the pan flash through one´s mind flashback sabit de ğer.. bak. flabir ş. (etekler) f. k. sabunluk. bir vas ıtay şlamak. (köpüren gazoz. kabiliyet. taksi çevirmek. gevşemiş. 2. amiral gemisi. k ıs. alev. a şırı davranışlarından dolayı göze çarpan (kimse). 1. alev makinesi.. 1. 1.

çok ufak parça. Flaman. kusurlu. f. s. yavan. i. i. (koyunu) k ırkmak. dili soyup sokapl ğana yünün tümü. i. matara. 1. 1. 2. i. samimi olmayan iltifatlarda bulunmak. frapan. s. yassılatmak. 3. tek fiyat. yass ı. müz. etek. nokta. f. i. defosuz. ya ğmur sularına karşı konulan saç örtü.flashbulb flashgun flashing flashlight flashy flask flat flat flat flat broke flat on one´s back flat rate flat tire flatcar flat-footed flatiron flatten flatter flatterer flattery flattop flaunt flautist flavor flavorful flavoring flavour flaw flawed flawless flax flaxen flaxseed flay flea fleck fled fledgling flee fleece fleecy fleet fleet fleeting Fleming Flemish flesh i. yemeğe tat veren şey. ütü. ketentohumu. Flamanca. (bir koyunun üstünde biten) yünün tümü. s. sergilemek. balon (cam kap). s.. benek. gitmi i. patlak lastik. i. .. pire. bemol. i. i. s. f. uzun tüylü yün kümelerine benzeyen. 1. apartman dairesi. 2. ba f. tüyleri henüz bitmiş yavru kuş. cep şişesi. lezzet. i. müz. zü ğürt. fla ş ampulü. i. i. hızlı. göze çarpan. et. s.y. --test) 1. 2. çe şni. yass ılaştırmak. Flamanca. i. pohpohlama. 1. (kuma şta/giyside) defo. 2. f. donanma. bot. 2. i. bemol. ezmek. 1. i. müz. flütçü.. fla ş lambası. (duyum olarak) tat. i. fani. flaş. yatalak.. i.. (hile uzunile) tüylü yünle i. foto. filo. kusur. geniş düz yer. bak. 1. foto. s. bir işe yeni şlayan kimse. düzlük. pohpohçu.. f. tatlandırıcı. i. daire. 2.. dili acemi çaylak. 2. 2. s. tatsız. s. ha şlamak. (fled) kaçmak. 1. leke. Onlar ın dondurmasının yirmi çeşidi var. (derisini) yüzmek. 1. (bir koyundan k ırkılan) 2. i. 2. dili meteliksiz. (--ter. s. i. i. kim. İng. uçup giden. geçici. el feneri. keten. göz önüne sermek. i. s. i. flavor. çabuk geçen. düz. 1.. 1. pohpohlamak. lezzetli. 4. k. ı. düztaban. i. bak. aç ık yük vagonu. çeşit: Their ice cream comes in twenty flavors. gazı ş (meşrubat/bira/ şampanya). lezzetli bir tat. 4. i. firar etmek. lepiska.. d. yassıltmak. f. alabros saç. defolu. koltuklamak. 2. sarı. kusursuz. fena halde azarlamak. f. 3. k. k. Flaman. flee.

. küstah. derme çatma. i. ta şkın yata ğı. geçmek. saygısız. i. 2. i. tepesi atmak. döner sermaye. cilve f. çakmakta şı. elastikiyet. titreme. su basmak. flotör. (darbe yememek için) (vücudunu. f. abajur. (deniz kaplumba ğalarında ve yüzen memelilerde) yüzgeç. umut duydu. 2. şamandıra. (motoru) ambale etmek. tokyo. fiske atmak. i. i. (bir kattan merdiven ığına kadar giden) merdiven bölümü. a flick of the wrist ve kesik bir el sallama. denizde yüzen üstü düz buz kütlesi. sahanl s. (bir işe) dört elle sarılmak. -den h ızla erkeklere i. zemin. i. (kas ı) bükmek. i. elastiki. into flint flip flip a coin flip one´s lid flip one´s lid flip-flop flippant flipper flirt flit float floating floating assets floating capital floating dock floating population flock floe flog flood flood plain flood tide floodgate floodlight floor floor lamp floor plan floor show ten rengi. (gemiyi) yüzdürmek. titreyen i. uçma. f. kat plan ı. f. (--ged. 2. f. k. 2. gelip geçici nüfus. 2. 1. (ışık/gölge) oynamak. (--ted. tura yazı k. çabuk ve kesik bir şekilde elini sallamak. f. (--ped. --ping) 1. 2. yapmak. tic. uydurma olduğu belli. (binadaki) kat. küstah. k. taş/tahta döşeme. 3. vurup yere yıkmak. eğlence programı. vücudunun bir parças ını) geri veya bir yana çekmek. çabuk bir sallama hareketi: a flick of the fingers bir fiske. ğr. s. su bask ını. 2. çürük. (kadın) (erkeğe) cilve nlara âşık oraya rolü yapmay ı seven erkek. 1. hayal kurma. 1. 3.. i. (bir şeyin) su yüzünde yüzerek s. fly. dili sayg ısız. over diliatmak. 1. sürü. 2. 1. su yüzünde/havada yüzmek/gitmek. k. 1. s. pilot. hızla atmak. sel gibi akmak. i. 3. 1. s. küplere binmek. 3. kaçış. 2. (kollarını) savurmak. 2. bak. esnek. yer. 2. f. met. sel basmak. 1. f. esneklik. dili (sinema salonunda fiskeçabuk atmak. (with) (erkek) (kad ına) âşık gibi davranmak. 2. sürü halinde toplanmak. uydurmasyon. -e hayran olmak. i. 2.flesh color flew flex flexibility flexible flick flick one´s fingers flick one´s wrist flicker flier flight flight of fancy flight of stairs flighty flimsy flinch fling fling back open fling o. taş/tahta şemek. --ting) oradan uçmak. dayan ıksız. projektör. f. firar. i. bent kapa ğı. 1. su yüzünde/havada yüzen. çıldırmak. k. duba. 2. havai. titreşim. . el ilan i. dili 1. 1. yüzer havuz. co kabarma. tic.s. f. --ging) k ırbaçlamak. (yüzmek ılan) palet. ık bir Birdenbire ufac ı. keçileri ırmak. uçuş. küçük dilini dö ı lamba. dili ç ıldırmak. k. ayakl mim. ufacık bir belirti: He suddenly felt a flicker of hope. olta mantar ı. (flung) 1. keçileri kaçırmak. oto. 3. 3. 1. over -e hayran olmak. i. cari aktifler. (pencereyi/kap ıyı) hızla açmak. çok k ızmak. 2. 1. hercai. 1. dili şaşırtmak. (bir kattan ba şka bir kata giden) merdiven. taşkın. uyduruk. kad ı1. s. f. sel. f. i. f ırlatmak. için kullan f. 2. kaç argo ç ıldırmak. hayal. 2. balıklama dalmak. i. kaprisli.

. (bir) şans. çiçek çiçek tarh ı. diş ipliği. k. 1. ak ıcı bir şekilde. duman yolu. büyümek. ş dili kad ını. (senetleri) ihraç etme. kesme çiçek sat ılan dükkânı işleten kimse. döşemelik. s. yüzme. i. 2. 2. çiçekli. bata çıka ilerlemek. s. fazla süslü. saks ı. dili şatafatlı. dili başaramamak. itaat etmemek. 1. i. (bir şeyi) birden rak ıvermek. i. fling.. akmak. dü şmek. gösterişli bir hareket. --ping) 1. z. büyük ma ğazalarda işi idare eden ve müşterilere yardımcı olmak üzere an hayat görevli. 2. İng. denizde yüzen veya k ıyıya vuran şeyler. i. 2. dilbalığı. debelenmek. çiçek. berdu s.41 cc. bocalamak. 3.floorboard flooring floorwalker floozy flop flophouse floppy floppy disk flora floral florid florist floss flossy flotation flotsam flotsam and jetsam flounce flounce flounder flounder flour flourish flout flow flower flower bed flower girl flowerpot flowers of sulfur flower-seller flowery flowing flown flu fluctuate fluctuation flue fluency fluent fluently fluff fluffy fluid fluid ounce fluke flung i. i. tic. dalgalanma. akıcı bir şekilde konuşan (biri). yüzdürme. f. değişmek. çiçekçi. yükselip alçalmak. büyük bir baca içindeki birkaç ayr ı duman yolunun her biri. esnek disk. döşeme tahtası. bak. sertçe b şılar ın kalabilece i yurt. 2. tic. . inip ç ıkma. bitey. f. 28. un. f. 1. i. (halıdan/kumaştan dökülmüş) hav. çiçekçi k ız. yükselip alçalma. 1. 2.. tumturaklı (yazı). (tüylerini/saçını) kabartmak. i. 1. durmak. i. i. k. ç ırpınmak.B. sallamak. . i. 2. fırfır. (diş aralarını) iplikle temizlemek.. (--ped. 1. çiçeklenmek. ak ıcı. bitki örtüsü. s. k. ğ k. f. dökülmek. s. 3. i. grip. dalgalanmak. ç ırpınmak. i. 1. s. i. i. kırmızı (yüz/yanak). çiçeklere ait. i. nikâh töreninde çiçek taşıyan küçük kız. berdu lar ınfiyasko. kaldığı otel. flora. yumuşak ve kenarları sarkık. f. ilerlemek. --s (flor´ız)/--e (flor´i) i. f. 2. 1.. akan. 1. i. inip ç ıkmak. alabildiğine gazlamak. i. f. f. şans eseri. k. i. (dilde) ak ıcılık. dili (motorlu taşıtın) gaz pedalına sonuna kadar basmak. değişme. çoğ.. fly. akışkan. gelişmek. tüyleri kabar ık. f.D. i. f. s. out bir hışımla çıkmak. çiçekoturmak. hor görmek. A. s. akışaçmak. 3. bilg. 2. süslü (yazı/sözler/üslup). (saç) sarkmak. 3. disket. 1. s. dili ba şarısş ızl ık. fahişe. (sokakta çiçek satan) çiçekçi. 1. (elbise/kuma ş) (belirli bir şekilde) i. tic. ak ıcı.. farbala. 3. into -e bir h ışımla girmek. f.57 cc. i. 2. i. akışkan. 2. 29. sıvı. reddetmek. dola i. vermek. bak. ak ıcı (yazı/üslup). f. i. 2. f. çiçe ği çok. kükürtçiçe ği.

dili (önemsiz/ilgisiz bir şeye takılarak) asıl konudan ılmak/uzaklaşmak. sinek. pilotluk. amaçtan sapmak. borsada hizada olan. i. f. uçup gitmek. flavta. i. dili hemen öfkelenmek. ayr s. flier. tüymek. köpürmek. i. 3. pilotaj. floresan lamba. dalgalanmak. 1. kısa süren bir heyecan/telaş. 1. flüt. f. tay do ğurmak. havac mim. 2. sinek kâ ğıdı. ak ış. birdenbire üstüne sald ırmak.. ısa ısüren bir fiyat 2. (hiddetten) ba ğırıp çağırıp tepinmeye başlamak. piyon.. 1. i. (yüzü) k ı zarmak. uçu ş. müz. i. 1. (tuvalete ait) rezervuar. out flush s. 1. k. tepesi atmak. i. floresan. f. i. 1. 1. k. uçma. mim. (sütundaki) yiv. uçurmak. tay. (kanatlar ını) çırpmak. 2. mim. uçakla gitmek. bak. -i hiçe saymak. dalkavuk. çok çabuk 4. 2. volan. uşak. sifonu çekmek. çırpınmak. i. ç ırpınır gibi düşmek. k ısa süren hafif bir kar yağışı.´s throat fly away fly blind fly by the seat of one´s pants fly in the face of fly into a rage fly into a tantrum fly into a temper fly low fly off fly off the handle fly off the handle fly swatter fly the coop fly/go off on a tangent fly-by-night flyer flying flying buttress flying saucer flypaper flyweight flywheel foal foam f. çaktırmak. dilişüzerinde bol para olan. birinin emirlerine ko şan. uçurma..flunk flunk out flunky fluorescent fluorescent light fluoride flurry flush flush s. dili zıvanadan çıkmak. kör uçmak. . uçmak..kayn ş unu) ürkütüp uçurmak. f. 2. küplere binmek. sineklik. 5. çabuk çabuk sallamak. 4. kemeri. alçaktan uçmak. havacılık. s ıvışmak. aç f. heyecanlı ve şaşkın bir hal. 2. 2. kim. tepesi atmak. uçup gitmek. (bayrak) dalgalanmak. down the toilet flush tank flush the toilet fluster flute fluted column fluting flutter flux fly fly fly a kite fly at fly at s. mim. hiddetlenmek. uçan. i. ım eksiklikler yüzünden) sadece içgüdülerine (tecrübesizlik veya birtak dayanarak idare etmek. (rüzgârda) titremek veya hafifçe i. b şarısızlıktan dolayı okulu bırakmak zorunda kalmak. 1. (zaman) ak ıp gitmek. (sütundaki) yiv/yivler. gitmek. flown) 1. i. flüorür. 2. k. (flew.o. lıkla ilgili. 2. f. k. boks sineka ğırlık. (sınıfta) ırakmak. güvenilmez. (birini) heyecanland ırıp şaşırtmak. birine birdenbire (sözlerle) sald ırmak. ba i. (tecrübesizlik veya birtak ım eksiklikler yüzünden) sadece içgüdülerine dayanarak idare etmek. tic. erkek pantolonunun önündeki fermuar veya dü ğmelerle ılıp kapanan bölüm: Your fly´s open. dili kaçmak.. uçurtma uçurmak. 3. 5. s. (yanaklarını) kızartmak. 2.t. 2. 2. 1. 2. dili 1. k. köpük. s. i. küplere binmek. (sınıfta) kalmak. köpürmek. bir şeyi tuvalete atıp sifonu çekmek. 1. yivli sütun. k. i. (s ınavda) çakmak. (av s. düzenteker. 3. floresan ışık. i. 1. ku birini sakland ığı yerden çıkarmak. çok k ızmak. ıdayanma uçan daire. Pantolonunun önü aç ık. i. sineksıklet. düz.o. yükseli i/inişi. floresan. i.

takip etmek. sisli. misil. fetal.´s footsteps follow one´s nose follow s. bir işi birinin ş kakalamak. 1. bak. fetid. i. k. -den sonraki. s. 1. (i l. 1. düşman. --ging) bu ğulanmak. on -e 3. (saman/ot gibi) hayvan yemi. zayıf yön. free on board tic.o. s. 4. k ıs. Hiç fikrim yok. sis. I don´t have the foggiest idea. i. odaksal. 1. -i müteakip. zaaf. 2. taraftar. bir ka bir takip şey yaparak) (ba i. k ıvrım. 2. k. önlemek. iflas etmek. f. insanlar. sarmak. ask. 1. folklor. misli. yanda ş. i. çok öfkeli olmak. on -e zorla kabul ettirmek. eskrim flöre. --es (fo´kısız)/fo. Hülya followed suit. ana baba. 1. 1.o. halk. f. -e dikkatini çevirmek. f. buğulandırmak. halk şarkısı. -in ba şına yıkmak: foist a job (off) on s. i. beş kat. körüklü kapı.. aşağıdaki. fob (gemide/trende teslim). çoğ. madenleri döverek şturulan) varak. edat -den sonra. i. i. 2.o. dosdo ğru gitmek. 3. başına yıkmak. i. set çekmek. 2. aile. . in/into -e sokuşturmak. yapraklarının güzelliği için yetiştirilen süs bitkisi. köpürmek. koyun sürüsü. taraftarlar. kimseler. s. gitmek. birinin sözünü dinlemek. köpüklü. çoğ. yaprak. i. 3.ci (fo´say) i. alüminyum folyo. akordeon kapı. izlemek. harekete geçerek düşmanı sıkı şş ekilde etmek. kere: fivefold be f. aynı şeyi yapmak: When Derya got herself a telephone. bak. yanda şlar. s. örümcek kafalı kimse. 2. bir kimsenin izinde olmak. bro şür. on (bir işin) sonunu getirmek. halk edebiyatı. folyo. kalay v. (--ed/--sed. 2. 2. armonik kapı. sonek kat. --ing/--sing) odaklamak.. kavramak.. hasım.´s advice follow suit follow the lead of s. (--ged. yeşillik. i. odak noktas ı. yava ş yavaş katmak. halk oyunu. olu i. i. kat. bak. dili yeri) kapanmak. 2. (bir işin) sonunu getirmek. ş 1. 1. 2. mihraki. i. s. (alt ın. i. 2. sezgileriyle/sezgilerine dayanarak hareket etmek. ağıtemelli kollarını kavuşturmak. jeol.foam at the mouth foam rubber foamy fob focal focal point focus focus one´s attention on fodder foe foetal foetid foetus fog foggy foghorn fogy foible foil foil foil foist -fold fold fold fold one´s arms folder folding chair folding door foliage foliage plant folk folk dance folk literature folk song folklore follow follow in s. topu atmak. dili akrabalar. odak. spor (belirli bir beden hareketini) sonuna kadar yapmak. fiz. katlamak. katlanır kapı. i. Derya kendine telefon al ınca Hülya da aynı şeyi yaptı. sünger. i. s. f. (bir şeyi) tamamlamak. i. ço ğ. katlanır iskemle. ağzı köpürmek. 1. sis düdü ğü. anlamak.. 2. 2. follow through follow through follow up follower following 1. bitki yapraklar ı. fetus.o. birinin ard ından 1. s.b. f.. dosya.. katlanmak.

2. -e. (dağ/tepe için) dip. f. k ışkırtıcı. s. şaka yapmak. with bir hobi olarak (bir şey) ile pirit. ahmak. . i. i. 3. ı verseler: She wouldn´t do that for the world. yaya gitmek. zira. 2. g ıda. i. i. dipnot. dili dünyay verseler onu yapmaz. ahmaklık.. -e karşı. adım. with ile oynamak. Dünyayı k. (karyolan ın) ayakucundaki tahta. küçük sand ık. i.. besin. fondü.. k. güzel hatıralar. züppe. i. dili paras ını vermek. vaktini bo şa geçirmek. -den dolayı. s. ayak izi. sevgi dolu. i. f. 2. s. i. k ışkırtmak. 2. 4. i. 1. İng. 2. ayak basacak yer. dipnot koymak. ayakkab ılar. i. fut (30. ramp ışıkları. 2. şefkatle. serbest. tiy. yiyecek. hayaller üzerine kurulmu ş mutluluk. 1. yaya köprüsü. budalaca. feet (fit) i. aptalca ( şey). tahrikçi. Ona hiç f. 2. 5. bağ. düşkünlük. i. I wouldn´t touch that with a ten-foot pole. sağlam ve kullanılması kolay. patika. 3.. enayi. k. s. g ıda maddesi. ba şıboş. İng. çünkü. futbol. dört dörtlük. i. 1. 2. 1. kaldırım. ayak izi. dili 1. 1. s. aptal. 1. f. budala. aptal (kimse). mükemmel. fazla müsamahakâr. i. teşvik etmek. aldatmak. i. i. i. i. için. i. s.4 cm.. i. i. hesabı ödemek. delilik. 2. edat 1.). ayak. f. budala. şerefine. sevgiyle. font. u ğruna. matb. çoğ. yürümekten ayaklar ı şişmiş/yaralanmış/ağrıyan. i. budalalık. yaya kaldırımı.folly foment fomenter fond fond memories fondle fondly fondness fondue font font food foodstuff fool fool fool around fool´s gold fool´s paradise foolhardy foolish foolishness foolproof foot foot foot it foot the bill foot the bill football footboard footbridge footed foothills foothold footing footlights footlocker footloose footnote footpath footprint footsore footstep footway footwear fop for for (all) the world i. ayak basacak yer. i. ok şamak. çoğ. vaktini çalışacağına eğlenmekle geçirmek. çok sağlam. s. 1. i. kendini/diğerlerini boş yere tehlikeye atan. fazla müsamaha. ayak sesi. 4. i. 3. sevmek. z. 1. ayaklı: a four-footed animal dört ayaklı bir hayvan. (karyolanın) ayakucu. 3. yiyecek. yemek. 2. aptallık. vaftiz kurnas ı. ayağa giyilen şeyler. Amerikan futbolu. bilg. ahmakça. sıradağların veya bir dağın uzantısı olan tepeler. ahmak. budalalık.

.o. çeşitli nedenlerden dolayı. çok ucuza. her zaman için. dili bedava. ilelebet. Benim bildi iyi de olsa.. hatırım için. 1. görünüşü kurtarmak . 2.. for s. örneğin. k.. bana ne. Gitmek istemiyorum. kendi hesab ıma. kesinlikle. gibi: He looks for all the world like his ına benziyor. Var şuyordu. dili ilelebet. zevk için..another I´m tired. şakadan. k. beni hiç ilgilendirmez: He can do it for aught I care! Vars ın ın. bu sefer.. T ıpkı büyükbabas için. dili var kuvvetiyle/gücüyle: She was running for all she was worth.. fazladan. bence. bedava. mesela. for na. daima. Allah aşkına! kiralık. sonuna kadar. k. 1.. sonsuza dek. Evvela d ışarısı fazla Allahand a şk ı for pity´s sake pratik davranmamak. grandfather. ömür boyu. for sale For shame! for starters for sure Ne ayıp! k. for once For one thing . ebediyen. korkusundan. mesela. bir kere. bildi bana ne! göre. kesinlikle. kesin: That´s for sure! Oras ı kesin! . temelli olarak. kuvvetiyle ko ğmen. korkusuyla. senelerce. 1. Allah aşkına! Allah aşkına. evvela. yok pahas ına. boşuna. muhakkak. paras ız. 2. 2. bildiğim kadarıyla: She´s still in Rome for aught I yaps ğime benim ğime göre hâlâ Roma´da. boş yere. -den korkarak. uzun bir zaman. bir kerelik. know. bana kalırsa. ek olarak.. to be impractical satılık.. . her şeye ra k. dili vargücüyle. bana kalırsa. kötü de olsa. paras ız. Aman!/Allah a şkına! aylarca. uğur getirsin diye. ebediyen.. gösteriş için. çoktan beri. dili gerçekten/hakikaten .: cold. dili ilkin.for a change for a song for a variety of reasons for ages for all one is worth for all that for all the world like for appearances´ sake for aught I care for aught I know for better or for worse for certain for dear life for effect for ever for ever and a day for ever and ever for example for fear of for free for fun for good for good for good measure For goodness sake! for heaven´s sake For heaven´s sake! for hire for instance for keeps for life for luck For mercy´s sake! for months for my part for my part for my sake for nothing for once değişiklik olsun diye. For one thing it´s too . sonsuza kadar. k. temelli olarak. resmen. anca beraber kanca beraber. and for another Sebepler s ıralanırken kullanılır: I don´t want to go. örneğin.

angarya. baskın. (merhametten/ şefkatten dolayı) (bir şeyi) alıkoymak. umumun refah ı için. kuvvetli.o. bak. (for. s. zorlamak. girme. toplamak. istersen: It´s yours for the asking. forbear. ırmakta yürüyerek geçilen sığ yer. zorla çalıştırma. f.. anat. i... ona gelince. for.. f.. 2. f. zorlayıcı neden. i. 2. k. 1. 2. ak ın. ha şin. zorla. kapıyı zorlamak. geçit. i. k. (for. forseps. . önceki. anlaşılsın diye. 2. s. aşkına.. f. ön. Alabilirsin. haftalarca. ask. hiç. sert. 1..borne) 1. z. (özellikle u ğursuz bir şeyi) önceden hissetmek. s. dili işinize yarar mı. angarya. bak. cebri yürüyü ş. aramak. 1. for the most part for the most part for the present for the public weal for the purpose of for the sake of argument for the sake of clarity for the time being for weeks for what/whatever it´s worth for/on sale forage foray forbade forbear forbid forbidden forbidding forbore forborne force force force a smile force majeure force s. ama duyduğum bu.it´s yours for the asking. ata.. zorla gülümsemek. güç. . -mek amac ıyla. 2. 2. güçlü. ne yaptıysam. önek ön. güçlü. fors majör. hav. varsayalım ki. önceden. tıb. bilmiyorum. hatta.bade. yasak etmek. . sığ yerden yürüyerek geçmek. satılık. kuvvet.. f. hatırı için. yasaklanm ış.for that matter for the asking for the birds for the life of me for the life of me for the love of . s. Teknemi pazartesileri kullanmak vallahi. 1. --ding) yasaklamak. mecburi satış. f. zor. bilmiyorum: Here´s what I heard.. --den. 2. 2. 1. mecbur etmek. şimdilik. at gunpoint force the door forced labor forced labor forced landing forced march forced sale forceful forceps forcible forcibly ford fore foreforearm forebear forebode 1. bak. i. i. tabancayla/tüfekle birini zorlamak. dili saçma. s. f. i. farz edelim ki. korku veren. çoğunlukla. öndeki.bore.: If you want to use my boat on Mondays. cet. dalma. genellikle. forbear.. önceden haber vermek. karıştırarak aramak. zora dayanan. f. ürkütücü. kolun dirsekle bilek aras ındaki bölümü. önkol. worth. yasak. forbid. for whatever it´s İşinize yarar mı. i. şimdilik. 1. etkili. (from) kendini (bir şey yapmaktan) f. yapmamak. kamu yararına. mecburi iniş.

tahmin.cast/--ed) önceden tahmin etmek.. huk. münazaraya ait. önceden uyarmak/ikaz etmek. 1.feet (for´fit) i.foreboding forecast forecastle foreclose forefather forefinger forefoot forefront foregone foregone conclusion foreground forehand forehead foreign Foreign Affairs foreign affairs foreign exchange foreign exchange foreign minister foreign parts foreign trade foreigner foreknowledge forelady foreleg foreman foremost forename forensic forensic medicine forensics foreplay forerunner foresee foreshadow foresight foreskin forest forest ranger forestall forester forestry foretaste foretell forethought forever forewarn i. önsezi.. ormanc ı.. döviz. ön plan. i. başta. ön ayak. i. i. (birinin/bir şeyin) habercisi olmak. sonsuza kadar. ba ş kasarası. z. önceden dü şünme. dış. orman. yabanc ı. tenis sa ğ vuruş. alın. i. 2. peşrev. durmadan. küçük isim. ştırmak. i. ön oyun. en öndeki yer. (fore. i. ecnebi.ında görevli ormancı. i. işaret parmağı. fore. i. hitabetle ilgili. hep. sağ vuruşla yapılan. öncel. ebediyen. dışişleri. i. i. (hayvanlarda) ön ayak. s. fore. işçibaşı. s. i. s. i. f.saw. f. adli tıp. jüri başkanı. (fore. i. den. s. yabanc ı/dış ülkeler. i. mahkemeye ait. orman mühendisi. 1. i. sağgörü. çoğ. çoğ. Dışişleri. parayı ödemediği için ipotekli malı sahibinin elinden almak.men (for´mîn) i. selef. erken davran ıp önlemek. önden gelen. basiret. z.told) önceden haber vermek. ata. kehanette bulunmak. sünnet derisi. 2. i. yabanc ı. i. 1. dışişleri bakanı. (fore. i. ilk isim. işçibaşı kadın. ecnebi. f. öngörü. 2. cet. 2. f. haberci. münazara sanatı. cinsel ilişkiden önce oynaşma. . f. ormanla devlet ormanlar f. döviz. i. f. i. 1. a ğaç dikip orman haline getirmek. --n) önceden görmek. kötü bir şeyin meydana geleceğini önceden hissetme. f. en öndeki. önceden sezmek.. önceden alınan tat. huk. başta gelen. önceden bilme. i. önceden belli olan sonuç. ormancılık. i. anat. dış ticaret. s. ön plan. ileri görü ş. i. orman mühendisliği. ustabaşı. ağaçlandırmak.

2. biçimlendirmek. biçimlendirme. 1. işçibaşı kadın. yüzüstü b ırakmak. ceza olarak kaybetmek. ba ğışlamak. formatlıformatlamak. eskiden. --n) affetmek. z. i. bak. kalpazan. ş ask. bahç. veren. f. ilk. bak. şmak. 2. demirhane. biçim. 1. i. önceki. sıra olmak. format. f. zor. 2. birbiri ardınca sıralanmak. f. i. resmi. kadın jüri şkanı. kim. forget. mü şkül. hızla ilerlemek. s. f. f. güç. bir şeyin 3.. for. zina etmek. Formozalı. reçete. 3. f. çatall i. mat. 1. s. s.en) 1. 2. eski. çatal. çatalla ı. oluşturma. alışkanlık edinmek. s. f. biçim. kesin ve aç ık olarak belirtmek. 2.gave. sahtekâr. bak. şekil vermek. sahtekârlık.. i. (okullarda) sınıf. biçim vermek. bağışlama. demirci oca ğı. 1.sook. 1. 1. s. 1. Formoza. biçim/şekil vermek. 2. huk. unutmak. şekil. evlilik d ışı cinsel ilişkide bulunmak. f. vazgeçmek. 3. biçim verme. f. 2. 2. âdet edinmek. biçimsel. i. 2. biçimlemek. f. bak. demiri ocakta k ızdırıp işlemek. i. bahç. --s (fôr´myılız)/--e (fôr´myıli) i. af. unutkanlık. aşılması zor. (for. f. 1. f. 2. (for. f. formalite. formalize.got. kalpazanl f.sak. doldurulmak üzere hazırlanmış ılı belge. ilk söylenen. forgive. bellemek. 2.forewoman foreword forfeit forgave forge forge forge ahead forger forgery forget forgetful forgetfulness forget-me-not forgive forgiven forgivingness forgo forgone forgot forgotten fork forked forklift forlorn form form a government form a habit form a line form a single file form an opinion formal formalise formality formalize format formated diskette formation formative former formerly formidable Formosa Formosan formula formulate fornicate forsake çoğ. bak. format etmek.. unutkan. --ting) s. 2. fore. 1. dövmek. teşkil. Formozalı. sıraya girmek.. (for. form. biçim veren.ten. sahte ş ey. i. for. f. 2. yolun/nehrin çatalla şan yer veya kolu. çatal.. biçimlendiren. forgive. çoğ. tek s ıra olmak. bir şeyin sahtesini yapıp orijinal olduğunu ileri süren kimse. yapmak. forklift. 1. Formoza. i. 1. spor form.gone) vazgeçmek. terkedilmiş ve harap. i. önsöz. forget. unutmabeni.went. i. resmiyet. işçibaşı..en (for´wîmîn) i. (for.. s. yaln ız. şekil verme. 1. i. ümitsiz ve üzgün. bel. for.got. forgo.wom. 3. oluşma.. s. 1. formül. terketmek.. . İng. resmiyete dökmek. fikir edinmek. disket. öne geçmek. bas hükümet kurmak. resmile ştirmek. bedel. f. 1.ık. the birinci. Formoza´ya özgü. i. f. 2. bot. b ırakmak.. f. 2. 2. (--ed/--ted. 1. sahtesini yapıp orijinal olduğunu ileri sürme. oluşturmak. ba i. 3. ekil düzen. sahtesini yapmak. --ing/--ting) bilg. 4. f. 1. 2. bak. i. ceza. i. 1. bilg. İng.

evlatlık. talihli. z.. kirli. suikast. s. İng. esas. 2.. bak. fena. ask. f. fight.. hemen. kırkta bir. z. i. 2. bakmak. çok şükür. tesadüfi. gelecek. birinin en iyi yaptığı iş. 5.. f. ileri. bak. ön. pisletmek. k ısmet. f. f. birinin asıl uzmanlık alanı. s. f. kırk rakamı (40. --s (for´ımz)/fo.. büyük kale. kurum.b. f. fondöten. 1. samimi. faul. çoğ. 2. bak. ileride olan.. k ısa süren uyku. talih. fossilize. 1. tahkimat yapma. z. 3. şanslı. bak. f. f. içten. fosil. i. 1. (for.. beslemek. öndeki. forswear. kurma. z. dışarıya doğru. fosilleşmek. . ilerletmek. metanet. iki hafta. bak. önümüzdeki. 1. falc ı. 1. f. Allahtan. doğrudan. ileri do ğru. derhal.. i. kötü. şımarık. ileri. s.sworn) b ırakmak için yemin etmek. spor f. temel.. vak ıf. yeni adrese göndermek. iyi ki. s.ra (for´ı) i. k ırk. kırk. bak.forsaken forsook forswear forswore forsworn fort forte forth forthcoming forthright forthwith fortieth fortification fortify fortitude fortnight fortress fortuitous fortunate fortunately fortune fortuneteller forty forty winks forum forward forward forward forwarding agent forwards forwent fossil fossilise fossilize foster foster child foster parents fought foul foul foul play foulmouthed found found found foundation founder f. forsake.. f.. on be ş gün. 1. find. s. taşıllaştırmak. forgo. tövbe etmek. göndermek. i. 3. -de tahkimat yapmak. f. futbol forvet. 1. hisar. büyütmek. s. 2. forsake. i. küstah. ile kar ışmak. i. s. 4.. zincirler v. küfürbaz. s. sevketmek. kale. aç ıksözlü. forward. tesis etme. temel. kalıba dökmek. ileri. kurmak. ağzı bozuk. nakliye acentesi. tahkimat. 2. i. f. i. 2. şekerleme. bereket versin. i. f. i. f. for.). taşıllaşmak. iğrenç. büyük hisar. cinayet. 1. forswear. 2. i. kader. i. spor faul yapmak. bak. z. kurucu. 2. -e moral vermek. 1.swore. tiksindirici. fosilleştirmek. şans. forum. birbirine karışmış (ipler. 2. servet.. bak. 2. i. 1. s. 4. k ırkıncı. 3. pis. i. i. d ışarı. 3. rastlantı sonucu olan. kirletmek. ta şıl. bak.. XL). evlatlığa bakan ana baba.

ince ve zayıf nahif olma. (umut. 1. düzenlemek. i. kurnaz. kamyon v. (otomobil. buluntu. 2. cesur. i. on dört. açıkyürekli. karkas. aksi. kesir. k ırık parça. i. tilki. içten. çerçeveletmek. 1. zaaf. posta ücretinin ödenmi i. kümes hayvanı. dört. i. ince ve güçsüz. çok acele ve telaşlı. dökümcü.. güzel kokulu. i. 3. zayıf (umut. kırılma. 2. i. s. 2. s. pınar. pınar başı.. av tüfeği.b. yap bir (ruhi) hal. s. i. naziklik. tilki gibi. açıksözlü. argo suçu (aslında suçsuz olan birine) yıkma. s. ince ve zayıf nahif.b. f. s. Onu ne şeli ş raktım. . karkas. karde şçe. terkedilip sokakta veya ba şka bir yerde bulunan bebek. dört rakam ı (4. on dört. 1. ında suçsuz olan2. kırılgan. çeşme. tilki kürkü. fowl/--s) 1. 1. halde bı i. i. i. (vücuda ait) bünye. gürültülü kavga. dörtte bir.´nde) zayıflık. dört. 2. i.´nde) asi. mat. açıksözlülük. (binaya ait) iskelet. s. s. şans v. dökmeci. yapmak. bir şeyin kırılan yeri. dökümhane. 3. 2. 3. ince ve güçsüz olma. i. 1. f. on dört rakam ı (14. çeşme. birine) yıkmak. 2. i. kırık. güvenilir ve inançl ı. tasarlamak. durum: I left him in a cheerful frame of mind.. 2. dala ş. i. çılgın. 1. mis kokulu. i. tavuk/hindi/ördek eti. s. i. i. ş v. 3. dolmakalem. i. samimi. güzel koku. i. hafif ve kırılgan.). kuş. çerçeve. 1. i. i. dördüncü. karkas. dili. i. (pencereye/kap ı . 4. kumpas. kaynak. fıskıye. kolay k ırılma. kumpas kurma. aldatmak. (posta pulunu) damgalamak. XIV). yüksükotu. kırılganlık. kurnaz kimse. (Fransa. arbede. ç ılgına dönmüş. huysuz. k. İsviçre para birimi) frank. 2. k ırma. dolmakalem. düşüncelerini/duygularını açıkça gösteren. 1. (binaya ait) iskelet. bir çeşit sosis. 2. s. 2. kırık.b. memba. 2. açıkkalpli. (bir şeyden) küçük bir parça. asıl kaynak. i. bot. 1. (binaya ait) iskelet. Belçika. 1. kolay k ırılan. the oy hakk ı.. frankfurter. 2. s. (çoğ. (şirketin bayie tanıdığı) imtiyaz. açıkça. (zarf ın üstüne) posta damgasını veya ş olduğunu gösteren bir işareti basmak. Fransa. tertip etmek. s. tuzak. tilki. 1. i. i. s. 2. kardeşlere özgü. bak. çerçevelemek. i.founder foundling foundry fount fountain fountain pen fountain pen fountainhead four four corners of the earth foursquare fourteen fourth fowl fowling piece fox foxglove foxy foyer fracas fraction fractious fracture fragile fragility fragment fragrance fragrant frail frailty frame frame frame of mind frame-up framework framing franc France franchise frank frank frank frankfurter frankly frankness frantic fraternal i. IV). f. z. i.ans 1. 2. dünyanın dört bucağı. 1. i. telaro. kaynak. hafif ve k ırılgan olma. irade zayıflığı . fuaye. 1. stilo. argo suçu (asl ıya ait) kasa.

frezya. s. parasız. çılgına s. serbestçe. etmesi yasak. (gazeteci/yazar/fotoğrafçı) ışmak. 1. delisi: a soccer i.. otoyol. münakaşa. aldatma.men (frid´men) i. atışma. tic. arka tekerle ği zincirden güç almadan serbest dönen bisikletle gitmek. geni şim. fraternize. f. serbest 1. 2. (ile) dolu: a journey fraught with danger tehlike dolu bir seyahat. donmak. donmak: I´m freezing! Donuyorum! i. mason. bedava. hileci. İng. f. s. kurtarmak. i. (froze. özgürlük. bot. f. çok 2. free from pain ağrısız. k. serbest yüzme. donma. dolandırıcı. ekon. çok ho şgörülü. çevre yolu. z. 3. serbest. kanü . fels. hafifme şrep (kadın). serbest vuru ş.. 1. pedal çevirmeden gitmek. karde şlik. i. 1. çok toleranslı. z. dondurmak.zen) 1. çok korkutmak. paras ız. desise. aç ık liman. 2. Subaylar rıcılık. dili çal otlamak. bo ğuşma. azatlı. erkek üniversite öğrencilerine ait birlik. f.. 2. s. i.. f. hür irade. tapu sahibi. f. serbest bölge. çilli. fels. serbest liman. kölelikten azat edilmiş kimse. çoğ. 2. nakliyecinin arac ına ücretsiz teslim. out argo 1. k. f. 2. arbede. buz tutmak. freak futbol hastas ı. saçaklanmak. hareket etmek. huk.otlakç ılık etmek.. hileli iflas. 3. garip bir olay. boş. 1. bedava.. -den muaf: free of tax vergiden muaf. s. fob. mezhebi ş. serbest güre ş. 2. hilkat garibesi. i. bedava. i. İng. azat etmek. basın özgürlüğü. argo hastas ı. savaşma. i. 4. huk. yıpranmak. i. buz ba şıümek. özel giri -siz: free from error hatas ız. hürriyet. serbest. hileli iflas. hür. rahat. hür irade. çok ın dondurmak. i. dili bedavac ı kimse. 1. fro. spor frikik. serbest f. laubali.arkada sahtekârl hile. hileli. bak. mülk sahibi. frikik. çil. paras ız giriş kartı. 2. sert olmayan. doland sahtekâr. ın ıeratla şlıkık. etrafa ald ırmadan ğlamak.fraternise fraternity fraternize fraud fraudulent fraudulent bankruptcy fraudulent bankruptcy fraudulent transaction fraught fray fray frazzle freak freckle freckled free free free and easy free enterprise free from free kick free kick free of free of charge free on board free pass free port free will free will free zone freedman freedom freedom of the press freeholder free-lance freeload freeloader freely freemason freesia freestyle freestyle swimming freestyle wrestling freeway freewheel freeze freeze one´s blood f. garabet. hileli muamele. dövüşme. otlakçı kimse. saygb ıı rakmak. i. ıs z. çılgına döndürmek. 3. 1. serbest çalışan (gazeteci/yazar/fotoğrafçı). (kuma şı/ipi) yıpratmak. meşgul olmayan. teklifsiz. i. s. tic. serbestlik. serbest vuru ş. 1. hür te şebbüs. özgür. 2. arkada şlık etmek: Officers are forbidden to fraternize with enlisted men. farmason. freed. i.

i. s. sinirli. ücretle taşınan mal. 1. (küçük şeyler yüzünden) sinirlenmek. yeni. k ıs. tatlı suya ait. (telli çalg ıların sapı üzerindeki) perde. mim. ihtilaf.men (fre ş´mîn) i. yeniden yapılan. f. i. (kolejde/üniversitede) birinci sınıf öğrencisi. 4. Fransız erkek.men (frenç´mîn) i. fretler. yağda kızartılmış. s. i. anla elek. t ıb. dondurucu. canlı. yüzünü yıkayıp kendine bir çekidüzen vermek. taze hava.en (frenç´wîmîn) i. k ıl testere. taze (hava).. --ting) mim. artmak. i. 2. (buzdolab ının içindeki) buzluk. çoğ s. kızartılmış. friksiyon. f. 1. i. dili buzdolab ı. endi s. 1. sıklık. frekans. düşürmek. tela şlı. z. f. navlun. nakliye. 2. 2. Fransız. i. ovma. mim. (--ted. kanatlar ğ. tatlı su. 2. zinde. f. (erkeklere özgü baz ı dini tarikatlarda) frer. . 1. s ık sık tekrarlanma.ters. sürtüşme. sulu. Fransız. (buzdolabının içindeki) buzluk. f. çılgın. çılgın (bir olay). dipfriz. yumurtaya batırılıp tavada kızartılmış ekmek. 3. French. sık sık. şmazl ık. 2. teras veya bahçeye aç ılan) camlı ve çift kanatlı kapının ı. Frans ız kornosu. sahanda yumurta. (küçük şeyler için) endişe etmek. çılgın bir hal. 1. çok so ğuk.wom. donma noktas ı. s. yük treni. dili fazla samimi davranan. 1. navlun.freeze over freeze-dry freezer freezing freezing compartment freezing point freight freight car freight train freighter French French doors French fried French fries French Guiana French horn French toast French windows Frenchman Frenchwoman frenetic frenzied frenzy frequency frequent frequent frequently fresco fresh fresh air freshen freshen up freshman freshwater fret fret fretful fretsaw fretwork Fri friar friction friction tape Friday fridge fried fried egg üstü buz tutmak. fretleme i şi. Frans ızca. c ıvık. yeni yap ılmış. 2. k ızarmış patates. k. uyuşmazlık. çılgınlık. Friday. --ting) 1. s. fret.. 3. i. 1. fretlemek. i. yağda pişirilmiş.. i. i. French. sürtünme. fretaj. Fransız Guyanası. sürtünüm. fresk. (bir yere) s ık sık gitmek. 5. rahip. fresh. ovuşturma. . taşıma ücreti. marşandiz. (rüzgâr) kuvvetlenmek. endişelendirmek. i. 1. Fransız. s. 2. sapak. sapaklar. i. patates tava. (bir yeri) daha güzel ve daha çekici bir hale sokmak. Fransız kadın. dondurarak kurutmak. sık sık tekrarlanan. şilep. i. Fransızca. s. aksi. ço çoğ. i. cuma. (balkon. camlı ve çift kanatlı kapının kanatları. izole bant. taze. yük vagonu. korno. s. şeyehuysuz. fiz. müz. (-ted. 2. çok heyecanlı. Hrist. müz. k. 2. kızmak.

f. 2. den. soğuk. s. buzdolab i. ıb.. soı ğ t .men (frag´men) i. 1. 3. z. parça parça harcamak. s. arkada şlık. sıçrayıp oynamak. kadın elbisesi. baştan aşağı. uzaktan. 2. 3. yerinde duramayan. s. f. frog. i. saçma. i. cana yakın olmayan. 2.friend friendly friendship frier frieze frigate fright frighten frighten s. i. buz gibi. çoğ. dost. (birinin) üstünü aramak. gözlemeye benzer bir çe şit börek. redingot. bak. farbala. 1. müthiş. bir güçlükten diğer bir güçlüğe. havailik. perçem. a ğızdan ağıza. i. dostluk.o. içten olmayan. 2. püsküllü saçak. friz. mim. korkunç. 2. rop. eğlence. zaman zaman. i. tepeden tırnağa (kadar). eğlence. s. k. i. kıvır kıvır (saç). --king) 1. korkutmak. önemsiz. dili Anlad ığım kadarıyla durum vahim. from the word go from time to time i. 1. (--ked. havai (kimse). s.. hoppa ın). frijider. i. cana yak ın. . i. 3. dili ta ba şından beri. i.uk. kâkül. neşeli. k ıvırcık. (kad ızırdamak. k. away azar azar çarçur etmek. fryer. 1.o. i. Daldan atladı. firkateyn. şen. delişmenlik. emeklilik sigortas ı gibi) işçiye ücreti dışında sağlanan şey. ahbap. baştan sona kadar. 1. He jumped from the branch. 2. maa f. s. arkada ş. 1. dostça. sıcakkanlı. c s. korkunç bir şekilde. (mutlu bir şekilde) sıçrayıp oynamak. oynak. (sosyal sigorta. ahbaplık. kanı sıcak. günden güne. fırfır. ciddi olmayan. arkadaşça. çok so ğuk.. dili çok. saçak. s. 1. 1. 1. kurbağa adam. kapı kapı (dolaşma). f. kurbağa. birinin ödünü koparmak/patlatmak. korku. Her ranking rose Manisal uzaktan. s. 2. edat 1. baştan itibaren. f. saçak takmak. gülüp geçmek. frijit. deh şet. frightening frightful frightfully frigid frigidaire frill fringe fringe benefit fringe benefits frisk frisky fritter fritter frivolity frivolous frizzle frizzly frizzy fro frock frock coat frog frogman frolic frolicsome from from a distance from afar from beginning to end from day to day from end to end from head to foot from mouth to mouth from pillar to post from the first From the sound of it things are pretty bad. kenar. 2. korkutucu. arada s ırada. herhangi ş dışıbir nda verilen haklar. (bir ba şlangıç noktasın)dan: He´s from Manisa. i. z. efriz.. 2. out of his/her wits/frighten the wits out of s. f. i. bak. O ı. bo ş. ciddiyetten yoksun hareket/söz. 2. bir uçtan bir uca. dilden dile. k. frizzy. cızırdatarak kızartmak. (bir yer)den.

ayaz. donmu ş. verimlilik. 1. i. meyve vermek. i. edat ön 1. hudut. f. kösteklemek. f. set çekmek. 1. moral This work is very frustrating. s. dolu. ket vurmak. şekerli bir karışımla kaplı (kek). 2. k ırağı. Şehri içten ğiz. ön. 1. demode giyimli kadın. faydas ız. önden çekişli: This car´s got frontwheel drive. cepheye ait. s. bütünüyle. 1. baştan aşağı.. 1. soğuk (tavır. hışırtı. cevap v. k ılıksız kadın.b. s. s. 1. i. üstü köpükçüklerle kapl ı. i. tutumlu. on -e bakmak. alna ait. s. sade ve ucuz. i. ık. s ınır.). soğuktan donmuş. Bu çok sinir ş . i. verimli. nafile. demode giyimli. bak. f. bak. 1. meyve. dondurulmu ş yiyecek. 3. f. hüsran. deniz v. (belirli bir zaman) be here within an fethedece şta) içinde: cephe. köpükçükler ç ıkmak/akmak. s. ümitleri suya dü şbozucu: s. gazet. i. (göl. Bu araba önden çeki şli. dona çekmiş (hava). cephe. bak. arsanın sokağa/denize/göle/nehre bakan tarafı. i. (keki) şekerli bir karışımla kaplamak. meyvemsi. cephe taarruzu. s. i. manav. 4. don. buzlucam. . (havaya ait) cephe. kaş çatma. i. i. i. hüsrana ğratmak. (sava ı y ı . (fırfır. s. s. set çekilme. binanın cephesi. 2. i. tül veya an) aşı rı süs. u s. tepeden tırnağa. sinir bozucu. keklerin üzerine konulan şekerli karışım. s. (eteklerin ç ıkardığı) hışırtılı ses. netice. öndeki. (tüfekte) arpac i. 1. dondurulmu ş fiyatlar. s. frumpy.. fazla na ğmeli (insan sesi). yeraltı don seviyesi.They´ll 3. 2. 1. ön cephe. i. içten. 3. freeze. 3. engellemek.. gösteri şsiz. ön. 2. kenar. 2. hüsran müş. k ırağılı. 2. i. 4. İng. f. hüsran ı yans ıtan. front-wheel drive oto. cephe. (bir uzuv) so ğuktan yanma. freeze. ileri hat. kırağılı. baştan ayağa. gerçekle şme. soğuktan donma. (evin iç dekorasyonunda) ufak aksesuarlardan olu ş i. cephe hatt ı. ket vurulmuş. s. 1.b. i. 2. içinden. soğuktan yanmış (uzuv). f. kaşlarını çatmak. hudut bölgesi. köpükçükler. 1. küçük. kösteklenmiş.from top to bottom from top to toe from top to toe from within front front line front page front sight frontage frontal frontal attack frontier frontispiece frost frost line frostbite frostbitten frosted frosted glass frosting frosty froth frothy froufrou frown frown on froze frozen frozen food frozen prices frugal frugality fruit fruiterer fruitful fruitfulness fruition fruitless fruity frump frumpish frumpy frustrate frustrated frustrating frustration fry baştan başa. engellenmiş. tutumluluk. s. kitabın başındaki resimli/süslü sayfa. köpükçük kümesi. direkt. 2. -i uygun görmemek. ba ş sayfa. 2. 2.. f. 2. ön. istekleri gerçekle şmemi ş. 3. kırağı düşmek. 2. tepeden tırnağa. sonuç. kösteklenme. f. taraf. öne ait. içeriden: We´ll take the city from within. set çekilmiş. bir i engellenme. 1.´ne ait) k ask.

Bardak doluydu.t. füg. 1. is dolu.. çal t göstergesi. 1. s. içindeki potansiyelini iyi kullanmaktan i.. bak. kesin bir tav f. doyurucu: Dopotansiyelini you find your work fulfilling? ediyor mu?getirme. düzmek. ufak--ing/--ling) bir hile yapmak. is renginde. (insan) içindeki kendini tatmin edecek bir tatmin İşin seni s. bayağı problemli/kompleksli. i. piliç. (--ed/--led. i. vakit geçirmek/öldürmek. f. yak ıt pompası. i. f. tavada k ızartmak/kızarmak. 2. yapmak: fulfill an obligation bir görevi yerine şekilde getirmek. tam üyelik. tam ölçü. Vurgulamak için kullan ılır: You´re a fucking idiot! Tam bir ın! 2. 2. firari. işin içine etmek. i. s. yapma. aşırı titiz ve örümcek kafalı. İng. Siktir git! birini sikmek/düzmek. düzüşme. up fuck up Fuck you!/Get fucked! Fuck! fucked-up fucker fucking Fucking hell! fuckup fud fuddy-duddy fudge fuel fuel gauge fuel oil fuel pump fuel tank fugitive fugue fulfil fulfill fulfilling fulfillment fulfilment fuliginous full full dress full fare full general full measure full membership full moon full speed full stop full stop f. kaba sikişme. kahrolası.fry fryer frying pan ft fuchsia fuck fuck fuck about/around fuck all Fuck off! fuck s.koku şmuş.. i.. s. mak. full to overflowing/full to the brim ağzına kadar dolu. yanmas ın sağlamak. 2. f.. dili a şırı titiz ve örümcek kafalı kimse. ıup yakıt almak.. a full hour ılarda giyilen elbise. herif. The glass was full of water. fulfillment. kaba rezil. İng. k ıs. bir şeyi berbat etmek. müz. çok resmi toplant tam bilet. orgeneral. i. biraz uydurmak. bot.. i. şakalaşmak.. kaçak. yozlaşmış... nokta (noktalama işareti). (of) (ile) dolu: The glass was full. kaba 1. tava. yumuşak ve çikolatalı şekerleme. is renkli. 1. k. bak. akaryak fuel-oil. ufak çapta bir ırı almamak.. yak ıt. 2. k. hiçbir şey.. s. nokta. kaçan. i. yerine getirmek. dangalaks Allah kahretsin! i. over fuck s. firari. Siktir git! ünlem Allah kahretsin! s. kaba tam bir fiyasko. bir şeyin içine etmek.memnuniyet. birine çok a şağılık bir şey/bir kahpelik/bir puştluk yapmak. yalan söylemek.o. kaçak. tam: full member tam üye. ıştırmak. f. kafayı yemiş. kaba 1. 1. feet. kaba sikmek. i. tatmin edici. Bardak suyla doluydu. yakmak.. isli. dolunay. 2. -den i. yerine ğ an doİng. 2. 1.. 2.3. bir şeyin içine sıçmak. İng. kafayı üşütmüş. . s. küpeçiçe ği. işi berbat etmek. İng. berbat. 2. ya ğyakıt. yak ıt deposu. fulfill. dili a şırı titiz ve örümcek kafalı kimse. foot. dopdolu. 1. tam sürat. 1. i.

mantar öldürücü ilaç. s. i. mefruşat. i. acayip. parlatmak. düzenbazl ık. f. esaslı. i. 2. 1. f^ng´gay)/--es (f^ng´gısız) i. küplere binmi ş. with ile döşeli. i. esas. f. topu şürme. 2. izin. ehliyetli. i. komik. büyük ocak. ştirmek. mat. mantar veya mantar türünden bitki. saban ın açtığı iz. (demirhanede) ocak. f. işlevsel. tam bir. 2. i. f. cenaze töreni. 1.. cenaze törenine yak ışan. 2.. tam boy (portre). saban izi yapmak. i. sert. tamgün. çoğ. işlev. f. şiddetli. 2. 1. f. (baz ı yumuşak tüylü hayvanlara ait) tüyler: the cat´s 2.. fonksiyon. kasvetli. temel. tamamen açm ış. gözü dönmüş. s. 1. fonksiyon. çalışmak. (yelken/bayrak) sarmak. 1. i. s. i. kalorifer oca ğı. 1. tamamen. 1. s. iş. temelde. fultaym. İng. 2. şanat. buharla dezenfekte etmek. 1. 3. f. 1. para. z. s. üphe dirsekte uyandıran. dü f. eğlence. (gazetede) bant-karikatürlerin bulundu ğu sayfa. kürkçü. kürk. futbol bek. (oyunda) topu düşürmek.. bir şeye çarpınca kolun karıncalanmasına sebep olan ği hilecilik. ifonksiyonel. i. (against) (-e) ate ş püskürmek. bot. z.gi (f^n´cay. s. çoğ. görevli. s. kürk. vazife. möbleli. (vapurda) baca. (çaydanl ıkta/borularda oluşan) kireç. 2. i. 1. s. yetişkin. 2.fullback full-blooded full-blown full-fledged full-grown full-length full-time full-time job fully fulminate fumble fume fumes fumigate fun fun fair function functional functionary functioning fund fundamental fundamentally funeral funeral march funereal fungicide fungus funicular funnel funnies funny funny bone funny business funny paper fur furbish furious furl furlough furnace furnish furnished furnishings furniture furrier furrow i. (bir iş/kimse için) para sağlamak. fun. 2. safkan. dili şaka etmek. f. fonlar. 2. kırışık. özünde. i. çoğ. s. 1. şüpheli. lunapark. gerçek. döşemek. tamam ıyla büyümüş. pis kokulu gazlar. i. pis kokulu gazlar ı yaymak. 3. gerçek bir. mobilyalı. fon. f. yer. (--ned. --ning) k. mobilya. 1. füniküler. 3. 1. merasim. f. 2. yoklamak. şlev. 4. donatmak. kürklü giysi. 2. möble. i. . işler durumda. i. s. faal. sağlamak. fur kedinin tüyleri. i. s. tamam ıyla. 1. öfkeli olmak. tamgün bir çalışma gerektiren iş. vazifeden izinle ayr ılma. tam. huni. memur. e ğlendirici. cenaze mar şı. çoğ. tuhaf. i. zevk. görev. s. i. yenile s. temel. 2. kırıştırmak. sinirin yalan geçti dolan. i. ço ğ. güldürücü. 3. çok öfkeli. tam gelişmiş. işlemek. asıl. tören. garip. el yordam ıyla aramak.

kazanç lamak. 2. alet. hatları belirsiz. havl G. ilave olunan. f. ı (kuma ş). boş. i. çokyüzünden titiz. i. gelecek. i. 1. . (top mermisine ait) tapa. en çok. neşelilik. (çoğ. atsineği. i. ayrıca. sol notası. s.. çok tüylü (köpek v. uzaktaki. (bir ba rağbet kazanmak.) z. havlanmak. 2. 2. s.). 1. çabuk ve anla şılamayacak bir şekilde konuşmak. -i elde etmek. fitil. daha i. nafile. kıvırc ık (saç)..furry further furtherance furthermore furthermost furthest furtive fury fuse fuse fuselage fusion fuss fussy fusty futile futility future fuze fuzz fuzzy G. --ging) 1. dili çene çalmak. 4. g gab gabardine gabble gaberdine gabfest gable gable roof Gabon Gabonese gad gadfly gadget Gaelic gaffe gag gag gag on gaga gage gaiety gain gain an advantage over gain ground gain ground gain momentum s. dili çene çalma. büyük öfke. ilerlemesini sa ğlama. susturmak için a ğıza sokulan tıkaç. (bir şey) boğazını tıkamak. gülüt. i. abes. f. gelecek. i. şiddet. 1. i. erime. f. s. (askerler) ilerlemek. i. (--bed. 2. i. i. yaygara. i. 5. i. İskoçça. 4. kâr. kazanç. deli. gabardin. küflü. (--ded. 1. eritmek. (Further ço ğunlukla miktar ve derece. s. farther ise mesafe için kullan ılır. f. i. küçük ayg ıt. 1. f. küflenmi ş. müstakbel. tüylü. i. daha öteye. dili budala. 1. küf kokan. gereksiz tela ş/heyecan/öfke.ş(haberin) yayılmasına engel olmak. aradaki (takip eden şkasıki ndan) daha kuvvetli olmak. 3. 1. gizli. ince tüylerle kaplı. Gabonlu. Gabon. Gabon. bundan ba şka. i.. demode. eriyip birbiriyle kayna şmak.. daha uzak. artma. s. ayva tüyü. hav. bina duvar ının beşikçatı ile birleştiği yerdeki üçgen bölüm. çabuk ve anlaşılmaz şma. k ıvırcık saç. f. konu i. 1. 1. istikbal. i. i. boşuna olma. sinsi. elek. 2. ufak yaran. bak. --ding) about/around ba şıboş dolaşmak. neşe. yapmak. (hastan ın durumu) iyiye gitmek. mesafeyi kapatmak. i. en ötedeki. 2. f. 1. 3. aka. sa 1. İrlandaca. s. k ılı kırk s. ufak meseleleri sorun şeyler telaşa düşmek. art ış. h ızı artmak. 1. 2. Gaelce. s. k. cüppe. z.bon. en uzak. çene çalma. sigorta. s. i. s. f. flu. f.ese) Gabonlu. 2. 1. i. gazap. 1. Gabon´a özgü. 2. i. gauge. 2. argo polis. gaf. 3. İngiliz dolar.b. müz. argo bin i. ağzını tıkamak. i. fiz. susturmak. k. eritme. eriyip kayna şma. tüyleri kabar ık. s. çok alfabesinin yedinci harfi. beşikçatı.. i. on şi/şey) yakla şmak. --bing) k. 3. i. ince tüyler. Ga. eski. uçak gövdesi. füzyon. 2. 2. 2. -e sahip olmak. 1. 2. abes olma. 2. s. (--ged. şenlik. erimek. ğ büyümek. i. ötedeki.

i. i.B. oyun. balkon... gemi mutfağı. kumar oynamak. i. i. s. 1.. dili çok riskli i ş... 2. (bazı oyunlarda) parti. yiğıit. k. İsteklilik belirtir: We´re going to play football. --ing/--ling) s ıçrayıp oynamak. i. her tür. safra kesesi. f. s. 3. sinir edici. vakit kazanmak. i. i. i. i. centilmen. bol: You can find blackberries galore there. s. i.. safra. i. 1. Gambiyalı. (gain. dili kad ın. kahramanlık. (domuz budundan yapılmış) jambon. meslek.78 litre. s. kumarbaz. anat. bora. getr. gallon. i.geçilmiyor. 2. safra ta şı. çok miktarda. e ğlence. kaloş. f. kilo almak. mad.D. oyun. sakat (bacak). avlak bekçisi. hemen harekete geçirmek.gain the upper hand gain time gain weight gain weight/put on weight gainsay gait gaiter gal gal galaxy gale gall gall gallant gallantry gallbladder galleon gallery galley galling gallivant gallon gallop gallows gallstone galore galosh galvanise galvanize Gambia Gambian gamble gamble for high stakes gambler gambling gambling den gambol game game game game preserve gamekeeper gamma gamma rays gammon gammy gamut avantaj (birine) geçmek. hayvan cesur.2. galon. Gambiya. (saat) ileri gitmek. zıplama.said) inkâr etmek. kalyon. bak. dili iş. Gambiyalı. yürüyüş. sinir etmek. İng.55 litre. Orada ğürtlenden bö ş. büyük para için kumar oynamak. k. 3. 1. Gambiya´ya özgü. 1. sakatBiz (bacak). f. kumar oynama. galo f. i. darağacı. gidiş. f. 2. f. galaksi. şişmanlamak.. 2. (--ed/--led. i. kumarhane. kumar. galeri. Are you s. sinirlendirmek. İng. (of) her çe şit. 1. 4. sıçrayış. i. i. lastik. kilo almak. Sen de var mısın? s. 2. k ıs. i. gezip tozmak. av. spor. i. av hayvanlar ı için ayrılmış yer. 4. av . k. İng. galvanize. s. tozluk. i. 2. dörtnala gidi ş. i. i. gökb. kumar. i. faaliyet. karşılaşma. i. i. avantaj (birinde) olmak. galvanizlemek. kadırga.. game? futbol oynayaca ğız. i. sanat galerisi. 1. f. efendi. İng. sinirlendirici. . galeri. i. gökada. dörtnala gitmek. kuvvetli rüzgâr. f ırtına. Gambiya. i. gamma ışınları. yiğitlik. A. 3. f. 1.

bak. ğalgaz. k. i. jail. çok büyük. k ı i. garnitürle süslemek. cafcaflı. iskele. bahçede çal ışmak.D. aralık. 2. i. f. çöp arabas ı. jailer. i. i. garnizon. sarm ısak. İng. (--sed. İng. ağzı açık bir şekilde hayretle/şaşkınlıkla bakmak. f. cırlak. i. i. 3. leylek gibi. 1. parlak (renk). gazla zehirlemek. süprüntü.gander gang gang up on gangling gangplank gangrene gangrenous gangster gangway gantlet gaol gaoler gap gape garage garage sale garb garbage garbage can garbage man garbage truck garbanzo garble garden garden party gardener gardenia gargantuan gargle garish garland garlic garment garner garnet garnish garret garrison garrulous garter gas gas mask gas meter gas meter gas station gas station gas up i. --sing) 1. 1. benzin. iskele tahtas ı. gardenya. i. çöp kamyonu. çöp. 2. 2.. 4. 2. s. sald rığı ıgibi. tıb. f. f.. erkek kaz. i. ünlem Destur!/Yol ver! i. tavanarasındaki oda. gargara yapmak. toplamak.. i. çete. i. f. pis ve de ğersiz şey.. elbise. (midede) gaz. benzin istasyonu. i. i. havagazı. çöpçü. çiçeklerle uğraşmak. s. evde istenilmeyen e şyayı satmak amacıyla garajda/bahçede düzenlenen ış sat lı. f. lal ta şı. bot. i.. benzin istasyonu. dili çene çalmak. i. 2. 2.. f. cart. (birine) kar şı cephe oluşturmak. kangren.. A. i. s. bahçe. (birkaç kişi) toplanıp (birine) karşı ırmaya rlanmak. garajda b ırakmak. --es/--ses) 1. çenebaz. gaz saati. k. f. 1. gedik. 1. çiğ. dili bak ış. güruh. boşluk. bak. gangster. nohut. grena. i. eksiklik. i. kocaman. fasulye s ıhaz i. . geveze. sürme iskele. gaz sayac ı.. do gaz maskesi. s.. gaz. s. k. i. (çoğ. garnitür.B. çöp tenekesi. kangrenli. i.. jartiyer. çelenk. ask. giysi. gauntlet. gardenparti. bahç ıvan. 1. i. i. 2. açılmak. tavanaras ı. benzin deposunu doldurmak. 1. 2. lafazan. bostan. garaj. 1. tak ım. i. sarımsak. kıyafet. havagazı/doğalgaz sayacı. giysiler. 2. f. bak. i. gargara. yanlış bir şekilde anlatmak/nakletmek.

1. (toplantıda oturumun açıldığını ilan etmek için başkanın masaya u) tokmak. conta. tıb. gaz gibi. 1. neşeli. bön bön bakmak. söylemek. gaz bezi. 3. i. i. 2. toplamak. General Agreement on Tariffs and Trade. soluk tıb. nefesi daralmak. solumak. vites. iyi yemek yeme ve yemekten anlama sanat ı. şanzıman. çark.ş(at) gözünü dikip bakmak. kapı sövesi. kolları.. kapı (kapı aralığını kapayan kanat). bak. irmek. i. s. i. 1. i. derin yara. i. (irin) dev hızşkazanmak. 1. 1. i. parlak ve güzel (renk). 2. aygıt. i. i. i. (belirli bir iş için kullanılan) eşya/takım/giysi. bir yapının üzerindeki teras/pavyon. sonuç çıkarmak. kalınlık. vites kolu. 1. 2. kanal kapağı. s. çardak. gastronomi. i. 1. i. -i kesmek. sağlanan) hâsılat. gastronomik. 2. ray açıklığı. -de derin yara açmak. gazlı. avalğaval bakmak.) Deh!/Haydi! . eşcinsel. i. çiğ renkli. benzin. i. vitesi vitesi yükseltmek. 3. nefesi kesilmek. münasebetsiz. giriş. i. f.b. f. anlamak. uygunsuz. 2. solu ğaait. 3. 1. 3. k. i. vites kutusu. 3. i. kapı. yer adlar ı sözlüğü. s. ceylan. i. dik bak ış. gazhane. toplamak. çap. sirk bilet sat ışındangiren ız/davetiyesiz kimse. ölçü.´nde dili paras i. gişe hâsılatı. bir araya gelmek. toplantı. aşırı ve zevksiz bir şekilde süslü.gaseous gash gasket gaslight gasoline gasp gastric gastritis gastronome gastronomic gastronomy gasworks gate gatecrasher gatepost gateway gather gather speed gathering GATT gauche gaudy gauge gaunt gauntlet gauntlet gauze gave gavel gawk gawky gawp gay gaze gazebo gazelle gazette gazetteer GB gear gear down gear up gear wheel gearbox gearshift gearshift lever gee s. i. büzmek. 1. s. şen. ölçümlemek. kapı dikmesi. soluk solu ğa kalmak. f. i. gastronom. bön bön bakmak. parlak ve güzel renkli. (atlasta) yer adları dizini. toplanmak. ünlem (At/öküz sürerken “Sa ğa git!” veya “İleri git!” anlamında kullanılır. kapı aralığı. 2. 2. give. pavyon. cinsel. soluma. tertibat. güzel manzaral ı kameriye. gaz ışığı. (at) ağzı açık bir şekilde seyretmek. gaf yapan. 5. bir araya getirmek.v. mideye i.. gazlı bez. 2. iş eldiveni. şanjman. dişli çark. düzen.. k ıs. 2. aval aval bakmak. pot k ıran. dişli azaltmak. gazal. canlı. nefes.. çok zayıf ve kuru. i. d. vurdu f.y. vites. 1. midevi. sıska. f. ölçmek. i. resmi gazete. 2. 2. i. gastrit. homoseksüel. k ıs. çiğ (renk). i. s. 3. s. ölçme aleti. 4. Great Britain. f. 4. konser. homoseksüel. belveder. ahu. e f. i. s. seyretmek. f. biçimsiz ve hantal. i. bacakları uzun. 1. (maç.

-in halindeki. genelleme içeren söz. i. Gayger sayac ı. dilb. i. f. i. enemek. genetik. gelatin.. z.. kurmay s ınıfı.e. rütbesi orgeneralden yüksek bir general. genelleme içeren söz. özellik. değerli nesne. İng. ask. jel. . geyşa. dilb. i. yetenek. 2. genelleme. arkadaşça davranan. tıb. -e yol açmak. tıb. s. ço ğunluk. çoğ. çoğ. yontulmam ış değerli taş. tıb. i.. biyol. yumuşak (iklim). i. i. nesil. jandarma. f. 2. pratisyen.. 2. genel seçim... şecere. İng.. 2. pelte. genellikle. başlangıç. genetik. genelle ştirmek. cins. pratisyen hekimlik... genelle ştirme. 1.gee geese Geiger Geiger counter geisha gel gelatin gelatine geld gelding gem Gemini gemstone gendarme gender gene genealogy general General Agreement on Tariffs and Trade general election general of the army general practice general practitioner general practitioner general staff general strike generalisation generalise generality generalization generalize generally generate generation generation gap generator generic generosity generous genesis genetic genetics genial genital genitals genitive genius ünlem 1. i. s. goose.. s. soyağacı. bak. dinamo. general. i. s. genellik. gen. i. dili cinsiyet. biyol. i. i. genel grev. ask.. üreme organları. 1. güleryüzlü. 2. genel. i. i. gen. genelleme. i. dâhi. Gümrük Tarifeleri ve Ticaret Genel Anla şması. i. cömert. i.. cevher. bak. s. i. iğdiş etmek. -in halindeki sözcük. s. i. 3. çoğ.. değerli kişi. kuşaklar arasındaki fark. f. f. generalize. Allah Allah! 2. (çoğ.ses (cen´ısiz) i. mücevher. k. İng. üretmek. istidat. astrol. 2. s.. Birinin veya bir şeyin beğenildiğini gösterir: Gee you´re Sen bir harikas ın! bak. cinsel organlar.. i. pratisyen hekim. değerli taş. generalization. İkizler burcu. deha. cana yak ın. pratisyen. 1. 2.swell! i.. ambalaj ında üreticinin adı/markası bulunmayan (gıda maddesi). i. pratisyen doktor. bak. kuşak. biyol. kuşak farkı. 1. iğdiş edilmiş at. 1. jelatin. i. i. eli aç ık. i. 1. cömertlik. i. meydana getirmek. tıb.. iyi huylu. üreme organlarına ait. üretim. meydana getirme. 3. 4. jeneratör. --es) 1.

ra (cen´ırı) i. 1. i. s. 1. tür. s. 3. mikrop. gen. jenosit. geriatrik. hafifçe (esen). ba şlangıç. jorjet. Almanca. efendi. jeoloji. yerme s. biyol. içten. geometrik. s. z. geodeziyle ilgili. coğrafya uzmanı. yerbilimsel. yavaşça (yükselen yoku ğ). coğrafya. 1.. içten gelen. sosyal statüsü iyi olanlar. geometrik. geometri. bak.. s..genocide genome genre gent genteel gentian gentile gentle gentleman gentlemanly gentleness gently gentry genuflect genuflection genuine genus geodesic geodesic dome geodesy geographer geographic geographical geography geologic geological geologist geology geometric geometry geophysics geopolitics georgette Georgia Georgian geranium Gerber Gerber daisy geriatric geriatrics germ German German measles germander germane Germany germicide i. gentleman´s/gentlemen´s agreement yak centilmenlik anla şması. yerpalamudu. i. 1. (ibadette) diz çökmek. bot. geodezik kubbe. soyk ırım. geriatri. hafif (rüzgâr/yağmur). i.men (cen´tılmîn) i. centiyana. Gürcistan. 3. mikrop öldürücü. esi. efendice. i. geographical. uzambilgisel: geometric figure geometrik şekil. s. meyli çok az (yokuş). k ızamıkçık.ilgili. jeolog. 2. s. i. Musevi olmayan. ışan. hakiki. Gürcü. 1.. i. centiyan. i. antiseptik. i. bot... s. 2. 2. coğrafyacı. çoğ. 1. 2. yumuşaklık. s. Musevi olmayan kimse. gerbera. centilmence. i. (to) ş (ile) i. e uzambilgisi. i. 3. (birkaç türden meydana gelen) cins. i. i. geodezik. s. 3. Almanya. centilmen. gerçek. geological.. jeopolitik. i. dalakotu. 2. i. coğrafi. kurtluca. i.. nezaket. s. 2. i. Alman. efendilik/kibarlık taslayan. bot. jeofizik. yumu şak ve nazik. biyol. çoğ.. . tohum. yumu şak ve nazik bir şekilde. 1. yerme şesi. yerpalamudu. jeodezik. . tarz. s. jeodezi. genom.tle. bak. sardunya.. centilmene i. tohumun özü. i. s. Gürcüce. i. jeriyatri. s. adam.. (özellikle ibadet ederken) diz çökme. s. i. yerbilim. i.e. i. samimi. jeriyatrik. Hrist. 2. i. nevi. çoş f. 1. k.. kantaron. 2. dili erkek. bot. gen. i. geodezi. jeolojik. i. şçarpanlı: geometric series geometrik seri. i.

(bir şeyle) 1. el/kol/ba ş hareketi. get a sniff of get a swelled head get a whipping get a woman into trouble get about get above o. Her şmek. get a hard-on get a hustle on get a kick out of get a load of get a load of get a lump in one´s throat get a lump in one´s throat get a move on get a move on get a rise out of s. el/kol/baş hareketi yapmak. f. 2. Ba ılmak. i. (tohum) çimlenme. basında/medyada iyi bir şekilde yansıtılmak. ile anla şmak. 2. ima etmek. (haber/söylenti) yayılmak. dili bir kad ını hamile bırakmak. get a rise out of s. başlamak.o. dili kendini bir şey zannetmek. hareket etmek. ele geçirmek: He got it with difficulty. şmak. güzel davranış. Ne demek ğini anlatamad ı. ge ştalt. (bir hastalıktan sonra yeniden) çıkıp şmak. dili birinin bamteline dokunup a ğzını açtırmak. i. i. ruhb. yürümek. dili (yap ılan iş) yanına kâr kalmak: He´s gotten away with it. dilb. tasarruf etmek. 1. zarar vermek. argo -e göz atmak. edinmek. k. 1. bir yol bulup -den bir yol bulup (birini) atlatmak. jest şayın! (Hapşıran bir kimseye söylenir. para biriktirmek.. başarılı olmak.). k. dili darbe yemek: She got a bang on her head. i. (birinin) ba şıyakalamak. ile geçinmek. jest. 3. el/kol/ba ş hareketleri yapmak. gebelik süresi. kendini bir 3. k. dola şey sanmak. almak. (çok şeyi) ilginç/güzel/tuhaf bir ğaz ı düdinlemek. Bunu yanına . dili dalga geçerek birini k ızdırmak. 3. of (rakibi) geçmek. f. demek istemek. kastetmek. 1. (çok ilginç/güzel/tuhaf birine veya bir şeye) bakmak. seyahat etmek. ın almak.s.germinate germination gerrymander gerund gestalt gestation gesticulate gesticulation gesture Gesundheit get get (s. (maddi aç ıdan) daha iyi bir duruma girmek. What he said obviously didn´t get across to them.o. gezmek. 2. k. fiilden türetilen isim. 1. elde etmek. jestler yapmak. (tohumu) çimlendirme. kendine hâkim olmak. 2. dili acele etmek. (seçim bölgesini) bir siyasi partinin ç ıkarlarına uygun düşecek şekilde ayarlamak. -in kuşu kalkmak/uyanmak. kötülük etmek. (tohumu) çimlendirmek. jest. ünlem Çok yayapmak. i. (üzüntüden) -in bo 1. -e bitmek. get across get after get ahead get ahead get along in/on in/up in years get along with get along/on get an erection get around get around to get at get away get away with f. acele etmek. şımarmak. (tohum) çimlenmek. şına darbe yedi.. 1. -den zevk almak. -e vakit erişmek. --ting) 1. (haber) yay ılmak. dili ya şlanmak. dili çok duygulanmak. kendine gelmek. gitmek. -den bir nefes çekmek.s. dili 1. anlatmak. (bir şeyi) yapmak: When will you get around to answering my vakit ay p mektubuma cevap yazacaks ın? letter? Ne zaman ayırı2. 2. çok gezmek.o. penisi sertle 1. 2. 2. (a part of one´s body) k. (belirli bir şekilde) olmak. geçinmek. çabuk olmak. ayr ılıp gitmek. 2. başı dönmek. Yaptığı yanına kâr kaldı. 1. -e ula ş gul olmak. gitmek: I´m getting along just fine. aç ıklamak: He couldn´t get his point across.) k. k. ğümlenmek. i.) into hot water get a bang on get a bang out of get a fright get a good press get a grasp on o. k. me 1. gebelik. k. 2. k. 3. 4. f. 1. -in penisi beton olmak/dikelmek. f. got. çıkışmak. 2. jest. I won´t let him get away with this. kazanmak.ten/got. dili acele etmek. Zorla elde sat nı belaya sokmak. (zaman/yaş) ilerlemek. dayak yemek. (got. 3. 1. el/kol/ba ş hareketi. 2. idare etmek. ırıpkurtulmak. 4. k. jestler yapma. kaçmak. 4. iş hayatında ilerlemek. k. istedi paylamak. (s.t. dili -ebir bay korkmak. bo ğazı düğümlenmek. ç ıkmak.

Ate -den intikam almak. put in one´s two cents worth. for s. 2. 3. dili. k. 2. dili tela şa/endişeye düşmek. ciddi olarak işe koyulmak. aya k. gününü görmek: We´re going to get it now! Şimdi ık belaya! çatt k. (birini) bulmak. k. dili (birinin) gözüne girmek. . –– with a fever He is down with a fever. dili meselenin esaslar ını ele almak. hava kararmak. dili birine bir şeyi ödetmek. sıkıya gelmek. (bir şeyi) durumu kurtaracak yapmak: I can get by this year with these lamak. -i eline geçirmek.´s hair get in through/by the back door get in with get into a predicament get into a scrape get into mischief get into one´s stride/hit one´s stride get into the swing of things get into trouble get it get it in the neck get it into one´s head that . (bir işte) gecikmek. dili 1. çok endişeli/heyecanlı/sinirli bir hale girmek. iyile (bir yerde) saplan ıp kalmak. dili bir kötülü ğün cezasını çekmemek. -in i şlerini aksatmak.s. k. belaya çatmak. k. yaramazlık etmek. zor duruma dü şmek. k. k.. from (i şten) izin almak.. hayatın unu kavramak. (bir yere) girmek/gelmek/gitmek. k. 2. öfkelenmek. kızmak. They´ve gotten behind in their work. şmek. k. k. Ödemelerinde gecikti. dili -e engel olmak. k. k. 2. a ğır bir darbe yemek. ba şı belaya girmek. k. (arabaya) binmek. k. k. k. dili bir işe başlangıçta katılmak. 2. dili -e musallat olmak. ile geçirmek. şten yatağa düşmüş. Onun o i şteki rolü hiç dikkate ınmad ı. dili (gayretle) ba şkadar ak şam olmak. (birini) cezadan kurtarmak: How can we get him off? Onu cezadan nas ıl kurtarabiliriz? 4. ile idare etmek.get away with murder get back at s. k. bak. gev yolunu kaybetmek. arkada İng. 1. dili as ıl konuya geçmek. 2. dili kibiri b ırakmak. eli ayağı dolaşmak. k. al k. get it together get loose get lost get no credit for get o. with -in şldili ığın ı kazanmak. dili 1. birinden bir şeyin öcünü almak. gereksiz yere tela şlanmak/heyecanlanmak. k. in a fix get off k.t. inmek. dili as ıl işe gelmek/bakmak. dili bir işin havasına girmek. ısınmak. get behind in get better get bogged down in get by get cracking get dark get down off one´s high horse get down to get down to brass tacks get down to brass tacks get down to brass tacks/get down to business get down to work get even with get even with get going get hold of get hot get in get in a state get in a stew get in a tizzy get in good with get in on the ground floor get in one´s hair get in one´s two cents worth get in one´s way get in s. 3. dili (bir işe) bakmak/başlamak. kaçmak. (birinin) gözüne girmek.. alabandayı yemek. başlatmak. k. birini rahats ız etmek. (bir işin) gerisinde kalmak: He´s gotten behind in his payments. -i kafas ına koymak. dili -den öç almak.o. He got no credit for what he had done. kızdırmak: Don´t get him going! Onu ba şlatma! 1. dili -e torpille girmek. dili 1.s. ba şından ayrılmayarak -i rahatsız etmek. asıl meseleye gelmek. k. 2. 2. geçmek. couthed up get o. paçayı kurtarmak. kibirli davranmaktan vazgeçmek. ile atlatmak. (gayretle) ba şlamak. dili zılgıt yemek. dili işlere alışmak. 2. asıl işi ele almak. 1. k. k. 1. dili 1. eteği ğına dolaşmak. 1. kendini zor bir duruma sokmak. fırçayı yemek. 1. dili (birinin) arkada şlığını kazanmak.o. ne yapmak istedi ğine karar verip ona göre yaşamak. ne oldu şğ emek. dili süslenip püslenmek.

o. 2. 2. k. 3. k.k. Çabuk ol! k. get off s. (bir işi) ele almak. idare edilememek. (bir işe) bakmak./s. dili birini k ızdırmak. dili in birinin ne menem biri olduödedi istediğini yaptırmak: She always gets her way.´s good side get on the ball get on the bandwagon Get on the stick! get on the wrong side of s. k. 2. .o. çığırından çıkmak.b. (taşıta) binmek. -i sinir etmek. 2.o. wrong k. k.o. çıkarmak.o. (biriyle) temasa ışmak/intibak etmek. birini azarlamaktan/eleştirmekten get off s.. dili öfkelenmek. ucuz kurtulmak. (koşucu v. k. İng. (uçak) havalanmak. dili sinirlendirmek. k. k. get one´s second wind get one´s back up get one´s ducks in a row get one´s feet wet get one´s goat get one´s hands on get one´s knickers in a twist get one´s knickers in a twist get one´s money´s worth get one´s number get one´s way get one´s wind up get one´s wits about one get onto get oriented get out get out of a scrape get out of debt get out of hand Get out! get over get ready for get rid of get rid of get s. (bir işle) meşgul olmak.t. dili birinin moralini bozmak. dili birini rahat b ırakmak. dili birini (zor bir durumdan) kurtarmak. İng. dili birini istediği gibi idare etmek/kullanmak.o. off the hook get s. birinin sinirine dokunmak. geçinmek: They get on well. dili birini kö şeye sıkıştırmak. k. etkisiz hale getirmek.t. dili 1. Hep onun istediği olur. birini/bir şeyi yanlış anlamak. al (bir konudan) bahsetmeye ba şlamak. dili birçok kişinin yaptığı bir şeye katılmak. denemek. k. 2. (for) birini/bir şeyi hazırlamak. k. dili birini rahat b ırakmak. üstünden geçmek. aklını başına toplamak. k. 3. birini kenara çekmek. birinin gözüne girmek. 1. korkuya kap ılmak. k. k. dili ödenen paran ın karşılığında iyi mal almak: You get your money´s in paranın karşılığında iyi mal worth that store. uyan ık olmak. yakayı kurtarmak. savdın? did you get rid-i of them? Onlar bertaraf -i yok etmek.o. -e sahip olmak. (bir hastal ık) geçmek: Have you gotten over your cold? Nezlen geçti mi? 3. k. 1.´s tail 1.o. dili birini süsleyip püslemek. dili toparlan ıp yeniden gayrete k. dili 1. 4. k ızdırmak. O dükkânda ğunu ğ anlamak. (bir konuya) girmek. -i defetmek/kovmak: How ı nasıl-iba şından etmek. dikkatli olmak. borçtan kurtulmak. yayımlamak. (bir üzüntüyü) unutmak. Birbiriyle iyi geçiniyorlar.) (ilk kez yorulup soluğu kesildikten sonra) soluklanıp tekrar eski formunu kazanmak. into trouble get s. k.´s back vazgeçmek. down get s. -i ba şından savmak/atmak. birinin ba şını belaya sokmak. dili ba şarılı bir şekilde başlamak. -i eline geçirmek.o.o. ( şaşırtıcı bir olaya) için/-e hazırlanmak. -den kurtulmak. 2. k.o. over a barrel get s. azarlamak. dili ba şlamak. birini devred ışı etmek. Dikkat et!/Akl ını başına topla!/Kendine gel!/Uyan! 2. ortadan kald ırmak. k. Defol! 1. dili heyecanlanmak. bir yere/çevreye 1. dili ba şlangıçta birini kızdırmak. 2.o. dili hafif bir cezayla veya cezas ız olarak kurtulmak. dili endişeye/telaşa kapılmak.o. k. dili hazırlıklarını yapmak. ç ıkmak. under one´s thumb get s. 2. get off the ground get off easy get off the ground get on get on one´s nerves get on one´s nerves get on s. k./s. k. 2. dili dikkat etmek. korkmak. out of the way get s. (bir i ş) başlamak. sinirlenmek. 1. 1. get off on the wrong foot with s. dili 1. k. in shape get s.o. beladan kurtulmak. -i yakalamak. couthed up get s..

i tersinden yapmak. bir şeyi bitirmek. argo (birinin) can ı yanmak. get the hang of get the hang of get the jitters get the jump on get the jump on s. 2. işten ıkar ılmak. soğuk bir karşılık görmek: got the brush off from her. k. dili efkârlanmak. dili titremeye ba şlamak. -e alışmak. k. get s.t. k. through one´s head get s. dili so ğuk bir davranışla karşılaşmak: I got the cold shoulder. işleri başlatmak. bir şeyi tam istenilen şekilde yapmak: I can´t get this right. k. dili -den kurtulmak.t.t. sinirli olmak. . 1.t. argo sepetlenmek. You´ve right this time! BuŞkez istedi eyi doğ ru anlamak: Have yougot gotitthis straight now? imdi bunu 1.t.t. -in havas ına girmek. dili ya ğmura yakalanmak. k. seçilmek. ç k.´s goat get s. out of one´s system get s. ç k. (bir yeri) bir düzene/düzenli bir hale sokmak. yılan sokmak. bir şeyi bir şeyi bitirmek.t.get s. kenara çekmek. k. k. (birinin) vücudu bir şeyi atmak: You´ll get this poison out of your system in twenty-four hours.o. kar uk bir şekilde karşılanmak. soğ -e alışmak. dili işten kovulmak.´s head get set get shot of get showered on get shut of get snakebit get steamed up about get the ax get the ball rolling get the best of get the better of get the better of/get the best of get the blues get the boot get the brush off get the cart before the horse get the cold shoulder get the cold shoulder get the feel of get the feel of get the goods on s. k. içini dökmek/bo şaltmak. kıçına tekmeyi yemek. Bunu tam im gibi yapam ıyorum. Onun hakk -in esas ını kavramak. off one´s chest get s. dili sepetlenmek/işten atılmak. k. -den kazançlı ıkmak. straight get s. sepetlenmek. kap ı dışarı edilmek. argo 1. him. İng. sepetlenmek. k. galip gelmek. bir şeyi yapıp bitirmek. dili derdini dökmek. üstün olmak. dili bir şeyi birine anlatabilmek.t. dili işten/okuldan atılmak. hazırlanmak. dili birinden önce davranarak avantajl ı duruma girmek. over with get s. by heart get s. through s. out of the way get s. dili ba şlamak. Bunu onun kafas ına sokamıyor. 1.o. dili biri hakk ında elinde kuvvetli deliller olmak: We´ve got the goods on ında elimizde kuvvetli deliller var. k. sepetlenmek. -i anlamak.t.t. k.t. titreme nöbetine tutulmak.o. dili (bir şeye) kızmak. k. çakmak. dili (from) so ğuk bir davranışla/sözle kovulmak. -i alt etmek. right get s. -i yenmek. 1. dili -den kurtulmak. izin almak. -in s ırtını yere getirmek. bir şeyi bitirmek. bir ş eyi birinin kafasına sokmak: He can´t get bir şeyi this through her head. get the message/get the picture get the nod get the push get the red carpet treatment get the runaround get the sack get the sack get the shaft get the shakes k. k. argo kaçamak cevap almak. dili -den önce davranmak. Yirmi dört saat içinde vücudun bu zehri atar.o. k. korku duymak. k. birğş ğ ru anlad ı n m ı ? 2.o. dili şatafatlı bir şekilde karşılanıp ağırlanmak. -i alt etmek. bir şeyi ezberlemek. 2. sinirlenmek. do ş eyi anlamak/kafas ı almak: Why can´t you get this through your bir ıyor? head? Kafan bunu alm birineniçin anlatmak. argo anlamak. over get s. k. dili içini dökmek. dili birini sinir etmek/k ızdırmak. -i kavramak. Bana so ğuk davrandı. soğuk bir karşılık almak. off one´s chest get s. dili birIiş k. Bana şı so ğuktu. -in usulünü ö ğrenmek. -i yenmek. k. dili işten atılmak. across to s. 2..t.

). (to) k. dili tereddüde dü şmek. i.kafas -e varmak/gelmek. k. ına girmek: I think gotten throughbirlikte to him.o.t.): 1. -i k ızdırmak. ba kendi istediğini yaptırmak. (çoğ. get/win the nomination i.it´s dili finally ba şlamak They to talking. gerekmek. (on) maya varmak.söylenir. get the worst of get the short end of the stick get through get through to get to get to know get to the bottom of get to the bottom of get to the finals/make it to the finals get to the heart of get to the point get to work get together get under one´s skin get under s. 1. lazım olmak. i. kılık. k. 1. hayalet. --s/--es) getto. mutabık kalmak. get the upper hand 1. kararsızlığa kapılmak. out of one´s mind birini/bir şeyi aklından çıkarmak/unutmak. hazırlamak.´s skin get up get up on one´s soapbox get up on the wrong side of the bed get up the nerve to get what´s coming to one get what´s coming to one get wind of get wind of get wise get wise to get with it get worse get/catch a whiff of get/go to sleep get/have cold feet get/have one´s way get/have s. yataktan kalkmak. yenilmek. 2. 2. dili nutuk ba şlamak. kornişon. sokmak: She got herself up as a mouse. dili (-in) fark ına varmak. . sadede gelmek. Gana´ya özgü. -i duymak. Ganalı. bulu şmak. 2. -in esas anlam ını kavramak. (bir şey yapmak için) cesaretini toplamak. (birini) (belirliçekmeye bir k ıyafete) k.o. toplamak. beti benzi atm ış. hortlak. aya ğa kalkmak. dili payına pek az bir şey düşmek. Ganalı. 2. dili (birinin) ne yapt ığının farkına varmak. çok kötü. -i duymak. biriktirmek. -e birtoday. (to) -e varmak. En kötü pay banaiş dü şlamak. through Bugün kar yüzünden buraya hiçbir otobüs şey anlatmak: I can´t get through to her. 3. dili ba get the show on the road ı galip gelmek. adaylık seçimlerini kazanmak. cezasını bulmak. 3. 1. birinin ne mal oldu ğunu öğrenmek/anlamak. s. k. -den kazançlı çıkmamak. get the short end of the stick/of it k. (bir durumun) ne olduğunu (bir durumun) ne kendine oldu ğunun k. i. k. -e ula şmak: Owing to the snow no buses have gotten ı. i. s. 3. korkunç. gelmek (Mecazen daha kötü olmak. alt edilmek. kaynaç. 2. şüpheler duymaya şlamak. gayzer. i. (birinin) ne yaptığını çakmak. dili uyanmak. getup geyser Ghana Ghanaian ghastly ghazi gherkin ghetto ghost i.k. ştü. farkına varmak. 1. düzenlemek. 4. dili ters taraf ından kalkmak. Gana. 3. get the upper hand dizginleri ele geçirmek. dili berbat. -i tangot (meselenin) özünü ö ğrenmek: How can we get to the bottom of this? Bu ğrenebiliriz? meselenin nas ıl öbulmak. k. dili birinin sinirine dokunmak. -den haberdar olmak. işe başlamak: Get to work! Haydi. (Mastarla ılır. (havagazıyla/doğalgazla çalışan) şofben. k. i. layığını bulmak: She got what was coming to her! Müstahakt k. gazi. bir araya gelmek. hak ettiği cezayı yemek. leri başlatmak. 2. -i ö ğrenmek. 1. İng. dili -denır! haber almak. -in kokusunu duymak. Ona bir varamad şey anlatamam. k ıyafet. üstün ç kmak. 2. get/put s. s ırtı yere getirilmek. (bir şeyin) özünü finale kalmak -in özüne inmek. 2. iş başına! 1. Konu şmaya başladılar. dili en az be ğenilen şey birine düşmek: I got the short end of the stick. müstahakk ını bulmak.o. (üzerinde) anla -i ş sinir etmek. k.kullan Nihayet anladı 2./s. Gana. öne geçmek. şart ımak.´s number 1. uyumak. asıl sebebini (işin) kökenine inmek.

solungaç. terkedilmiş yerleşim yeri. (--ed/gilt) yald ızlamak. for gird o. i. yaldız. 1. jigolo. alay etmek. çevrelemek. s. Cebelitarık. gild. i. guild.s. f. çizgili/damalı pamuklu kumaş.. 2. 1. with gird one´s loins gird one´s loins gird s. i. zencefilli. -i takmak. bak. kemer.. yetenekli. Cebelitar ık. kıkır kıkır gülmek. i. 1. s. istidatlı. i. s. 1. yald ızlı. dili Amerikan askeri/eri. büyük bir dikkatle. dev gibi. 2. dokunaklı/incitici söz. i. Cebelitarık´a özgü. f. ginko. yaldız. hediye. terelellilik.. f. bak. k ızıl (saç). i. s. cin (içki). i. dev. kendini -e iyice hazırlamak. .b. 2. dokunaklı/incitici söz söylemek. baş döndürücü (yükseklik veya dönme hareketi). idare merkezi. (kümes hayvanlarından elde edilen) sakatat. konuşmaya benzeyen anlamsız sesler çıkarmak. with girder girdle ölü kent. i. (zor bir işe) hazırlanmak. k ızsaçı. (--ned. alet.. i. zencefilli gazoz. s. i. i. (--ed/girt) 1. merkez. ask. i. gâvur. i.´ni) kuşanmak. başkumandanlık karargâhı. zencefilli. i. i. f. i. ku şatmak. z. havailik.o. zürafa. terelelli.ghost town ghostwriter ghoul GHQ GI giant giaour gibber gibberish gibbet gibe giblets Gibraltar Gibraltarian giddiness giddy gift gifted gigantic giggle gigolo gild gild gilding gill gilt gimmick gin gin ginger ginger ale gingerbread gingerly gingham ginkgo ginseng Gipsy gipsy giraffe gird gird o. zencefil. kocaman. s. i. f. kolları sıvamak. i. havai.. s. 1. 1. arma ğan. k. i. ginseng. numara. gulyabani. k ıs. k ıkırdamak. s. Allah vergisi. yetenek. putrel. i. hoppalık. 2. 2. i. kocaman. -i tak ınmak. 2. f. 2. i. --ning) (pamuğu) çırçırdan geçirmek. 2. i. bak. Cebelitarıklı. i. (on) (kılıç v. Cebelitar ıklı. f. birine (bir şeyi) vermek/bahşetmek. hoppa. kıkırdama. 1. i. gypsy. i. darağacı. ku şak.s. çoğ. i. dev gibi. paçaları sıvamak. istidat. Gypsy. i. pekmezli kurabiye. 2. pekmezli kek. konuşmaya benzeyen anlamsız sesler. korse. i. baş dönmesi. i. çırçır (makine).. i. bak. Amerikan erlerine özgü. -i kuşanmak. potrel. General Headquarters 1. bir diğerinin hesabına ve onun ismi altında kitap yazan kimse. trük.

kızlara özgü. 1. -i gücendirmek.s. k ız arkadaş. çevre: The tree´s girth was ninety centimeters. k ızlık çağı. -i k ızdırmak. -i başıboş bırakmak. ğini birine hediye etti. meydana getirmek. bir gözünü patlatmak. -den kaç ınmaya dikkat etmek. (koku. i. (keyif. (iştahı) açmak. -e öncelik tan ımak. gücendirmek. -e sebebiyet vermek.s. ele vermek. İng. give a play give a roundup of the news give a slip give a wide berth to give affront to give an account of o. önemli haberleri özet halinde vermek. -i tercih etmek. incitmek.s. kabul etmek. Varlığı ona mutluluk veriyor. 2. -e kulak vermek. buhar v. kızlık. .b. in order of priorities önem sırasına göre. 1. (av köpe ği) avın kokusunu alıp peşine düşmek. -e gıcık vermek. give in give in to temptation/yield to temptation give it one´s best shot give no leg to stand on give notice give o. sinirlendirmek. vermek. k ız izci. kovalamaya lamak.s. 2. baş -e inanmak. bildirmek. ba şlıca fikirler. Onu şoke etti. 2. -in dizginini salıvermek. i.en) 1. A ğacın çevresi doksan santimetreydi. dar ıltmak. f. airs give off give offense give offense give one a black eye give one a tickle in one´s throat give out give preference to give priority to give rein to give rise to i. 1. (çocuk/yavru) do ğurmak. airs give o. elinden geleni yapmak. -i gıcıklamak. i. 2. It gave him a shock. geri vermek. tutunacak bir dal b ırakmamak. kız izci. k. k. 1.´ni) yaymak. razı olmak.b. 1. bak. Köpe geri vermek. k ız izci. çok yorulmak. (semere ait) kolan.´ni) artırmak. Ona sevgilerimi söyle! Ona benden selam söyle. gücendirmek. k ız gibi. 2. bir piyes oynamak. sebep olmak: Her presence gives him pleasure.. 3. 2. giv. 2. ç ıkarmak: Plants give off oxygen. 1. burnu havada olmak. çalım satmak. -i doğurmak. bel. 1. bitmek. Kendine dü şen işi iyi yapmak anlamına gelir: He gave a good account of himself on the battlefield today. dili s ıvışarak birinin elinden kurtulmak. Bugün iyi sava ştı. i. s. i. iade etmek. 2. (gave. esas anlam. hediye etmek: She gave her dog away. doğurmak. şeytana uymak. -i bilemek. dili kız arkadaş. give an edge to give away give back give back give birth to give birth to give chase give credence to give ear to Give her my love! Give her my regards. -i dinlemek. kendisi hakk ında hesap vermek. esneklik. hediye olarak vermek. ana fikir. gizmo. Bitkiler havaya oksijen verir. teslim olmak. öfke v. bel ölçüsü. çevre ölçüsü.girl girl friend girl guide girl scout girl scout girlhood girlish girth gismo gist give give give a good account of o. k ız. -e yol açmak.

o.o. birine (birinin) vesayetini vermek. one´s word give s. dili birinin ba şını döndürmek. dili birine kazanma imkân ı tanımak. birini nezaket ve içtenlikle kar şılamak.o. birini dili birini yaka paça çıkarmak. birini serbest b ırakmak.o. dili birine sapartayı çekmek/vermek. birine geniş yetki vermek.o. k. k. credit for give s. 2. a hand give s. his due give s. birine verip veriştirmek. 2. dili birini fena halde ha şlamak.o.o.o.o. birini âdeta kapı dışarı etmek. 1. a ring give s. birine haks ızlık etmek.o. asylum give s. k. a belt on give s.o. birinin penisini a ğızla uyarmak. pol. a piece of one´s mind give s. k. a round of applause give s.o. pause give s. dili birini yaka paça etmek/götürmek.give rise to give s.o. custody of give s. ştırmak. a cold welcome give s.o.o. a blessing out give s. birine verip veriştirmek.o. k. -e neden olmak. birinin kıçına tekmeyi çıkarmak. dili birine a ğzına geleni söylemek.o.o. the bird give s. a fright give s. a bath give s. biriniçok arabas birinin ağzının payını vermek.o. (alay/tenkit etmek için) biriyle u ğraşmak.o. k. k. birini alk ışlamak. rope give s.o. a lift give s. birine çullanmak. (birinin) arabas ının motorunu çalıştırmak. birine s ığınma hakkı tanımak. dili birinin kötü/olumsuz bir şey yapmadığını farzetmek.o.o.o. k. the bum´s rush -e yol açmak. birini soğuk karşılamak. argo birini sepetlemek. the bum´s rush give s. a ride give s. hell give s.o.o. birinin saç ını şampuanla yıkamak. no quarter give s. birine zevk/haz/keyif vermek. birine adamakıllı bir zılgıt vermek. birini (at/bisiklet/araba ile) götürmek: Will you give me a ride to Bursa? Beni Bursa´ya kadar götürür müsünüz? He is riding high. -i meydana getirmek. birini düşündürmek.o. birine haks ızlık etmemek. a sporting chance give s. a warm welcome give s. birine adaletli/dürüst bir şekilde davranmak. birini pişman ettirmek. birinin k ıçına şaplak atmak. a tickle give s.o.o. shelter give s. supet/süpet yapmak. dili İşleri birine telefon etmek. k. 2. the benefit of the doubt give s. dili birine yumruk indirmek. birine bir f ırsat vermek/bir şans tanımak.o. birini alkışlamak. birini korkutmak. one´s illness give s. a break give s.o. 1. k. birinin hayata atılmasını sağlamak. a free hand give s. a swelled head give s.o.o. a raw deal give s. -in hakk ını vermek. a blowjob give s. (bir şeyden dolayı) birini takdir etmek. 1. atmak. birinin düşünmesine yol açmak. birini gıdıklamak. a hard time give s. a start in life give s.o.o. a shampoo give s.o.o. birini irkiltmek. a piece of one´s mind give s. a scare give s.o. birini kendi haline bırakmak. pleasure give s. the boot give s.o.o.o. işten İ ng.o. birini korkutmak.o..o. birini u ğra ına almak. birini kap ı dışarı etmek. dili birine rü şvet vermek. birini korumak. credit for give s. k. a spanking give s. birini yıkamak. k. a fair shake give s. k. . birine aman vermemek. saksofon çalmak.o. birini şımartmak. a start give s. 2. birine hastalığını bulaştırmak/geçirmek: Don´t give me your cold! Nezleni tırma! bana bula birine sözşvermek. dili el işaretiyle birine ´´Siktir!´´ demek. dili 1. money under the table give s. birine yard ım etmek.o.

birinin tüylerini diken diken etmek. give s.o. the slip give s. pes etmek.t. what for give s. birini sıkı bir sorguya çekmek. k. etrafı şöyle bir düzeltmek. the willies give s. -i gücendirmek. -e pas vermek. 2.o. a whirl give s. dili birini sepetlemek/i şten atmak. son nefesini vermek. 2. 1. spor start vermek.o. k. argo birini çok sinirlendirmek.o. birine pas vermek. the red carpet treatment k. the benefit of the doubt give s. a trial give s. (makine/motor) bozulmak. a swirl give s. ölmek. dili bir şeyin kötü/olumsuz bir sonuç vermediğini farzetmek. give s. birini/bir şeyi denemek.t. karadan çok uzakta bulunmak. birine bir şeyi ima etmek.o./s. İng. k. k. the cold shoulder give s.o. (makine/motor) bozulmak. 2. the glad eye give s.o.o. give s. -i anlatmak. 1. .o. vazgeçmek. bir şeyi iyice düşünmek. to understand s. give s.o.t.t.o. birini ha şlamak. the shirt off one´s back give s. -i göstermek. bir şeyi karıştırmak: Give that stew a stir! O güveci bir karıştır! bir şeyi çalkalayarak döndürmek. şükretmek. birinin sinirine dokunmak. birine zılgıt vermek. dili s ıvışarak birinden kaçmak/kurtulmak. 1. birinin tüylerini ürpertmek/diken diken etmek. dili birine so ğuk davranmak. k. the jumps give s. -i teselli etmek.o.o. bir şeyi çabucak/şöyle bir ütülemek. a stir give s. ölmek.o. -e teselli vermek. k. -i ifade etmek. (bir işin yapılması için) çok az zaman vermek. -in yalan/yanlış olduğunu göstermek. the pip k. some thought give s. the once-over give short notice give solace to give thanks give the alarm give the land a wide berth give the lie to give the start signal give umbrage to give up give up the ghost give up the ghost give up thought of give vent to give voice to give witness çok cömert olmak. İng.o. the cold shoulder give s.o. 2. birinin tüylerini ürpertmek. prominence give s.t. birini sepetlemek. birine ayn ı biçimde karşılık vermek. the creeps give s. dili birini şatafatlı bir şekilde karşılayıp ağırlamak. son nefesini vermek.t. tehlike işareti vermek. -i belli etmek.t. 1. the third degree give s. dili birini işten atmak. birinin canını sıkmak. bir şeyi gözden geçirmek.o..o. the sack argo birinin can ını yakmak. birini tepeden tırnağa süzmek.t. k. the push give s. 2. -i dile getirmek. sahte bir s ıcaklıkla el sıkmak/selam vermek.o. bir şeyi ön plana çıkarmak. 1. dili birine misilleme yapmak. 2. birini konu şturmak için işkence yapmak. birine dayak atmak.t.t. birinin tepesini att ırmak.o. a lick and a promise give s. the shaft give s. 1.give s. 2.t. bir şeyi yalapşap/yalap şalap yapmak. the once-over give s.o.t. the shivers give s. a press give s. birinin tüylerini ürpertmek. bak. the come-on give s. -i aklından çıkarmak. one´s consideration give s. bear witness. the glad hand give s. dili bir şeyi denemek: Give it a whirl! Onu bir dene! bir şey üzerinde düşünmek. birine davetkâr bir bak ış yöneltmek. tit for tat give s. birine so ğuk davranmak.o. dili 1.

ters göz şt ırıcıılt . i..give/lend s. kuzgunkılıcı. give. cam gibi. orman içindeki aç ık alan. 2. i. 1. ştırıcı par . romantik bir çekiciliği olan. Onu memnuniyetle yapar ım. barda f. sera. İng. i.). çok parlak. i. camlamak. karşılıklı fedakârlık. 2. bak. romantik ve çekici bir hava vermek. veri. çok göze çarpan. glamorize. cam fabrikas ı. i. katı. i. i. çoğ. z.. i. I´m glad to meet you. --dest) mutlu. romantik ve çekici bir şekilde tarif etmek. 2. 1.. f. dili süslü giysiler. gladiolus.o. ta şlık. 2. at -e göz atmak.kama göz kama ters bakan. 1. s. bak. 1. 1. f. bak. bot.i. glamorous. memnuniyet.. İng. glamorize. -i sıyırıp geçmek. i. i. i. dili kar şılıklı özveri. bir konu şma yapmak. romantik bir çekicilik. i. s.çiğ (renk). f.. elmastıraş. 2. i. İng.. bayramlI´ll k.. (--der. durgun ve par ıldayan (deniz. f. sahte bir s ıcaklıkla el sıkmak/selam vermek. i. glad. İng. i. anat.li (glädiyo´lay) i. göl v. 2. 1. ıklar. bak. buz gibi. gladyatör. şaka mide.. küçük isim. 2. bak. bak ış. Tan ıştığımıza memnun oldum.. muayyen.. 3. glayöl. f. 4. bardak: a glass of water bir bardak su. 2.. s. buzul. i. donuk (bak ış). 1. i. f. dili. elmas. .. i.. belirli. i. göz kama ştıracak bir şekilde parlamak. s. gözlük çerçevesi. cam takmak.. f. bak. biyol.o. s. f. ters bakış. i. bez.. cam. s. f. İng. 1. a helping hand give/make a speech give-and-take given given name gizmo gizzard glacial glacier glad glad glad rags glad rags glad to meet you gladden glade glad-hand gladiator gladiolus gladly gladness glamor glamorise glamorize glamorous glamour glamourise glamourize glamourous glance glance off gland glare glaring glass glass glass cutter glass in glass wool glassblower glasses glasses frames glassful glasshouse glassware glassworks glassy birine yard ım elini uzatmak. buzullara ait: glacial lake buzul gölü. i. s. 1. 3.. çoğ. cam fabrikas ı. a water glass su ğı . gudde. üfleyerek cam ve şişe yapan kimse. alet. bak. İng. beze. aygıt. be en glad do it. gözlük. cam yünü. çok so ğuk.b. zücaciye. Bizi gördü ğüne sevindi. iyito giysiler. memnun: He was glad to see us. glamorize. bardak dolusu. at -e ters ters bakmak. ı2. memnuniyetle. k. k. -i camla kapatmak. glamor. sevindirmek.

1. Onun nezaketi sadece bir gösteri şti. küre. i. yorum. “Oh olsun!” demek. Piyasa şalgama ğ f. i. f. süzülme. hamdederek (Allah ı) yüceltme. hafif pırıltı. yerküreyi simgeleyen model. damla. süzülerek gitmek. donukla i. 2. şan sevinmek. küçük vadi. i. global. in 1. 3. ka basa yemek: They glutted themselves on pears. gloksinya. ihtişam. 2. i. 2. 1. (seramik nesneleri) s ırlamak. s. loş. 4. yap i. yuvar. yuvarlak. tıb. 2. kolaya kaçan ve içtenliksiz (cevap/söz). medarı iftihar. süzülerek gitme. i. f. f. . bananas. bot. (seramikte) sır. Piyasayı ış yap . 2. f. hasattan sonra ekin toplamak.glaucoma glaze glazier gleam glean glee glee club gleeful glen glib glide glider gliding glimmer glimpse glint glisten glitter gloat glob global globe globe-trotter gloom gloomy glorification glorify glorious glory gloss gloss glossary glossy glove glove compartment glow glower glowworm gloxinia glucose glue glum glut glut o. neşeli. 1. topak. parlak. s. yüceltilmeye değer. anlık bakış. ateşböceği. cerbezeli. 2. küre. pırıldamak. harikulade. 2. i. ık. --mest) 1. yüceltmek. -e çok i. i. 1. 2. i. f. 2. çok sahte bir dış görünüm: Her politeness was merely a i. pırıltı. obur. çok şerefli. parıldamak. yeryuvarla ğı. hüzün. yeryuvarı. ı dolaş an kimse. yerküre. övünmek. f. 2. parlamak. 1. pırıltı. i.. kasvetli. hamdederek (Allah ı) yüceltmek. lügatçe. pırıltı. i. Armutları tıka -i t basa yediler. muhte ve şeref. f. ı ters bakgibi i. 1. 1. 3. parlakl2. parıldamak. s. zamk. sessizce ve kay ıyormuş gibi gitmek. i. hafifçe p ırıldamak. neşe dolu. (bakış) şmak. 1. (birinin başarısızlığını) zevkle seyretmek. i. (kor) parlamak. i. karanlık. f.s. 2. aşırı miktar: There´s a glut of turnips on the market. i. i. (pencereye) cam takmak. i. 2. neşe.. i. karanlık. ters ters bakmak. over -den şeytanca bir zevk duymak. loşluk. 2. s. aç ıklay(bir ıcı yaz ı ışı eklemek. yüceltme. tüm dünyayı kapsayan/ilgilendiren. with/on glut the market with glutinous glutton i. aç ıklamak. (--ber. dere. parıldamak. s. f. kor gibi parlamak: The cat´s eyes glowed in the dark. doğru gloss. i. 3. f. camc ı. s. f. 1. azar azar (bilgi) toplamak. koro. tutkala benzer. 1. glikoz. hüzünlü. somurtuk. kısa bakış. 2. hasattan sonra (tarladaki) ekinleri toplamak. 1. parıldamak. kasvet veren. glokom. süzülmek. pırıldamak. i. f. 1. i. zamklamak. sık sık dünyay i. fevkalade güzel. (--mer. kta kor Kedinin gözleri karanl ış. i. (lamba için) karpuz. 2. şem. --best) 1. (yüzü/yanakları) f. görkem. (--ted. pırıldamak. over yanl . kitab ın sonundaki sözlük bölümü. torpido gözü. 1. 2. eldiven.ile 2. karasu. as ık suratlı. s. 1. parıltı. 1. parlıyordu. ı klama. 1. pırıldamak. planör. 2. f. (birini/bir şeyi) bir an için görmek. ı (aşırı miktarda mala) boğmak: He glutted the market with piyasay muza boış ğdu. s. kasvet. i. planörcülük. f. aç i. --ting) bo ıuldu. f. f.

dili -e bayılmak. 2. herkese yetmek. (insan) kötü yola sapmak.. dönmek. Devam et! 2. They´ve gone aS walk. Bu. ıra sende.. -i kabul etmek. i. 1. 3. 2. tiramola etmek. ile birlikte olmak. sigaran ı iç! 1. hata rmak. i. sözünden dönmek. yurtdışına gitmek. dili elinden geleni yapmak. of -den önce gitmek. glycerin. Haydi. Buyur! Devam et! k. k) çok kişiye bulaşmak.o. 2. f. esaslı bir ş(bir ekilde tam yapmak. cinsel ilişkide 1. 3. tamam ıyla hemfikir olmak. 2. -e kar şı gelmek. 2. (sonuç) -in aleyhinde olmak. i. (hayvan) sürüden ç ıkıp kendi başına gitmek. (bir işi) tamamıyla yapmak. ters gitmek. Alışverişe ıkt ı. obur. (with) -e devam etmek. (peri masallar ında) cüce. 2. sözünden dönmek. (bir şeyin) yeri ç İng. k. işi) yapmak. i. (went. -e saldı gitmek. f. bir işe başlamak. . her naneyisevi yemek. getirmek. birine ihanet etmek. 2. ile beraber gitmek. 1. i. Buyur. son haddine varmak.bulunmak. (birinin) tabiat karaya oturmak. -e aykırı olmak. sıra: It´s yourfor go. için deli olmak. bir işi ele almak. i. karaya 1. yanlış yapmak. with ile arkada ş olmak. ına aykırı olmak. gross national product. 1. bak. (hastalıç ıkmak. 3. s. 2. (diş) gıcırdatmak. 1. k ıs. f. sürüden ayrılmak. s.making up for what you did. (birinin) tüm isteklerini yerine şmek: They´ve gone all the way. (bir şey) çok katkıda bulunmak. do ğru yoldan sapmak. yapt ığını affettirmeye bayağı den. kemirmek. -e ç ıkmak: She´s gone shopping. . gitmek. git! Hadi git. 3. go ape over go around go ashore go astray go at go away go awry go back go back on one´s promise/word go back on one´s word go back on one´s word go back on s.. oburluk. k ıs. gone) 1. (with) 1. Greenwich Mean Time. devam etmek. titrersinek. (of) -den önce gitmek. 2. ayr ılmak. 2. kovalamak. -e raz ı olmak.. 3. sözünden dönmek. 1. boğum boğum. Onlar yürüyüşe çıktı. gliserin. çok yararlı olmak: This´ll go a long way towards binmek. dışarı gitmek. (yakalamak/almak için) pe şinden gitmek. tatarc ık. 1. hiçbir şeyi atlamadan yapmak.gluttonous gluttony glycerin glycerine GMT gnarled gnash gnat gnaw gnome GNP go (the) whole hog go (the) whole hog go go go a long way towards go aboard go about go about a task go abroad go after go against go against the grain go aground go ahead go ahead Go ahead and smoke! Go ahead! Go ahead! go all out go all the way go all the way go along with Go along! Go along. -e karşı olmak.

bırakılmak. Bu projeyi kuvvetten dü şhave (araba) kaymaya ba şlamak. dili topu atmak. 1. Don´t let that chance go by! O kaçmak. 2. 4. tasarı v. 1. yürüyüşe çıkmak. k. -i seçmek. (bir iş) için (belirli bir süre) harcanmak: Five years of work mek. bozulmak. uymak. kötüyken daha kötü olmak. 3. k.b. sap ıtmak. delirmek. batmak.) suya mek. dili 1. -in üstüne varmak. Evinin 2. (iş. ziyan olmak. gezmeye gitmek. çılgınca davranmak. Birkaç saat geçti. 4. topu atmak. geçip gitmek. yürüyüşe çıkmak. girmek.ş(seviye/kalite) dü şmek. boşa gitmek. 1. iflas etmek. vazgeçilmek. 3. -e kefil olmak. (başarı. dili ç ıldırmak. sağlık v. (fırsat) (iyi şeyler) yok olmak. iflas etmek. yürürlüğe girmek.b. gone into the preparation of this project. (bir şeyde) biriyle ortak olmak. çıldırarak etrafı kırıp geçirmek. baş aşağı gitmek. 2.o. (şiş/sular) inmek. ayrıntılara girmek. (bir şeyi) yapmaktan hoşlanmak. bozulmak. gittikçe/giderek kötüle şmek. Teklif iyi sönmek. dili benzi atmak. dili iflas etmek. 2. I´ve never gone by your house. ayrıntılara girmek. (bir mesle ğe) girmek. k. (bir şey için) deli olmak. boşa gitmek. kötüye gitmek. -den ho şlanmak. batmak. bozulmak. k. on go into go into a decline go into a skid go into action go into detail go into details go into effect (yiyecek) bozulmak. önünden hiç geçmedim. dili payla şmak. istenilmemek. 3.) düşüş göstermek. k. 2. Yallah! boşa gitmek. girmek. s ıfırı tüketmek. Çek araban ı! 1. -i elde etmeye çalışmak. dü 1. -in ötesine geçmek. gitmek. geçmek: Several hours went by. k. çok başarılı olmak.go bad go bad go bail for go bananas go bankrupt go begging go belly-up go berserk go beyond go beyond reason go bust go by go by go by the board go by the board go down go down in history go down the drain go down the drain go downhill go Dutch go far go far Go fly a kite! go for go for a song go for a walk go for a walk/take a walk Go for it! go for nothing go from bad to worse go from bad to worse go gaga over go green around the gills go halves go haywire go hog wild go in go in for go in with s. 5. üleşmek. -i tercih etmek. (güne ş/ay) bulutla örtülmek. (bir şeyin) meraklısı olmak. 1. (lastik) şı lanmak: The proposal went down well. k. makul s ınırların dışına çıkmak. -e sald ırmak. ra ğbet görmemek. (fırsat) kaçırılmak. k. dili (para) bo şuna harcanmak. kar tarihe geçmek. iyice azmak. çok başarılı olmak. k. 2. . harekete geçmek. dili ç ılgınlaşmak. için geçerli olmak: I´m fed çok ucuza satılmak. heder olmak. dili (bir e ğlentide) masrafı Alman usulü bölüşmek.

greve gitmek. k. köpürmek. çıkmak. (ışıklar/kalorifer) sönmek. dili aklını kaçırmak/oynatmak. (-i) kasıp kavurmak. dili kendini fazlas ıyla kaptırmak. 2. (yemek) bozulmak..t. k. ık´s started to go out with Derya. kafayı üşütmek. oynatmak. Bunu seninle paylaşırım. -i tekrar 3. ile çaba gezmek. oynatmak. dili (işler) çok iyi/tıkırında gitmek. (bir ayg ırlı ksız iş görmek. 1. düz/do ğru gitmek. (with) ile Taryapmak. dili (bir erkek) (bir e ğlenceye/partiye) damsız gitmek. 2. ba Parti gece boyunca devam etti. liras. ahlaklı bir şekilde şamak. yürürlüğe girmek. k. dili aklını oynatmak. tiyatrocu olmak. Amaçlad k. k. radyo. k. 2. dili birbirinden ba şka kimseyle çıkmamak/flört etmemek. Haydi gayret! yerliler gibi davranmaya/dü şünmeye/giymeye başlamak. 1. 2. . ile üleşmek. (i şyeri) topu atmak. iflas etmek. Aman sen de!/Haydi can ım sen de! kendi yoluna gitmek. dili ba şarıya ulaşmak. turneye ç ıkmak. çalmaya ba şlamak. birini geçmek.o. tiyatro oyuncusu olmak. 1. kendini bir i şe fazlasıyla kaptırmak. çarşıya çıkmak. ile payla şmak. Koş! 2. dili 1. k. dili sadece (belirli biriyle) ç ıkmak/flört etmek. perhize grev yapmak. 2.go into one´s shell go into operation go it alone Go it! go native go off go off at half cock go off one´s chump go off the air go off the deep end go off the deep end go off the rails go on go on a diet go on strike go on strike go on the rampage go on the road go on the rocks go on the stage go on the stage go on tour Go on! go one´s way go out go out of one´s way to do s. kötüye gitmek. ek şimek. flört etmek. 2. (evlilik) bozulmak. olmak. işlemez olmak. mesleğinde ilerlemek. birinin yaptığından daha iyisini yapmak. bal v.b. 2. raydan çkendini 1. eğlenmek için dışarı çıkıp insanlarla buluşmak. k. 1. (belirli bir ş ekilde) aç ı aşmak: We went 4. bildi ğini okumak. (bir ıt) durmak. -i incelemek. ıkmak. susup insanlarla konuşmamak. haz İng. bozulmak. 2. dili özel bir sarfederek bir şeyi gözden kaybolmak. with ancak (belirli biriyle) ıkmak/gezmek. çok kızmak. -i kontrol etmek. dili akl 1. ını oynatmak. 3. doğru yoldan ayrılmamak.) şekerlenmek. go around. ile ç ıkmak: k. ( ışıklar/kalorifer) yanmaya şlamak. başarılı olmak. k. (through) (-i) yak ıp yıkmak. oyuncu olmak. k. -i tekrar anlatmak. (tiyatro toplulu ğu) turneye çıkmak. devam etmek: What´s going on? Ne oluyor? The party went on all night. kudurmak. (of) (birine) yeterli miktarda (bir şey) olmamak: They won´t go short of bread. over the top by seventy million k. bak. one better go shares go shares with go shopping go short go soft in the head go sour go stag go steady go steady go steady with go straight go sugary go swimmingly kabuğuna çekilmek. 4. kaybetmek. 2. devamlı olarak tek bir kişi ile flört etmek. patlamak. 1. ç k. go out of sight go over go over the top go overboard for/about go places go places go round go s. Onlara yetecek kadar ekmek var. kendi ba şına hareket etmek/yaşamak. ya (reçel. çalışmamak. 1. 5. TV yayına son vermek. dili 1. dili amaçlanan s ınırgözden ığı m ı zdan yetmi ş milyon lira fazla elde ettik. k. -i tekrar geçirmek. dili -e fazla tutkun olmak.ıklamak. paylaşmak: I´ll go shares with you in this. alışverişe çıkmak.

) onaylanmak. fazla olmak. okula gitmek. -in ziyaretine çaptan dü şmek. büyük zorluklar atlatmak. ziyan olmak. k. dili hız ve gayretle çalışmak.b. dili Cehennem ol! ifrata kaçmak. 3. (reçel. (gece uykusuna yatmak üzere) yatmak. çok olmak. batmak. dili iflas etmek. batmak. 1. bak ımsızlıktan harabeye dönüşmek. okula/üniversiteye devam etmek. her yatmak. çok masrafa girmek.) bask ıya girmek. (gazete v. her çareye ba şvurmak. ba (bir olay kar şısında) kendini tutamayıp ağlamaya. hızlı çalışmak. iflas ın eşiğinde olmak. 3. (bir şeyi yapmak için) çok masraf etmek. k. 1. 1. 1. 2. Onu elde etmek için şeye başvurur. birbirine uymak. tahsil/e ğitim görmek. başını döndürmek. (içki) şı na ba şı nı vurmak. mahvolmak. fenalıklar geçirmeye şeyi ifşa etmeye başlamak. -i (durulmas ğin çemberinden geçmek. Orada neler bulabilirim diye bir bakmaya gittim. 1. bask ıya girmek. onaylanmak.b. 2. (hastalık. sinemaya gitmek.) şekerlenmek. 1. gerçekleştirmek. veya o zamana kadar tuttu ğu her tmak. batmak. 2. 2. k. 1. 1. 2. 1. tasar ı.) (meclisten) geçmek. k. (tasar ı gereken bir yerden) durmadan geçmek. k. (parayı) harcamak. 2.b. sıkıntı v. 2. k. heder olmak. ile sevişmek. iflas etmek. şehre gitmek. ileri gitmek. -i incelemek. her şeye başvurmak: He´ll go to any extent to get it. deniz yolculu ğuna çıkmak. 2. rezil olmak. büyük bir gayretle çalışmak. 4. (belirli bir amaç için) (bir yere) gitmek: I went to see what I could find there. 1. f. . bal v. -i kontrol etmek. dili 1. teklif v. ile cinsel ilişkide bulunmak. -i gözden geçirmek. kendini bir şey zannetmesine sebep olmak. döndürmek. harap olmak. (bir kanun ısı v. her çareyi kullanmak. cehennemin dibine gitmek. 2. ahlaken çökmek. tohuma kaçmak. batmak.b. iflas etmek. mahvolmak. k. k. harabeye dönmek. dili 1. 2. 3. Cehennem ol! ölmek. fele k. küplere binmek. büyük masrafa girmek. bozulmak. dili bozulmak.go the round go through go through go through the mill go through the roof go through with go to all lengths/go to any length/go to great lengths go to any extent go to bed go to bed go to bed with Go to blazes! go to extremes go to great expense go to great expense go to hell Go to hell! go to one´s glory go to one´s head go to one´s head go to pieces go to pieces go to pot go to pot go to press go to press go to rack and ruin go to school go to sea go to sea go to see go to seed go to seed go to sugar go to the dogs go to the dogs go to the flicks go to the movies go to the wall go to town go to town go to waste go to wrack and ruin go together go too far go under go under ağızdan ağıza dolaşmak. parçalanmak. çok başarılı olmak. denizci olmak. denizci olmak. dili çok başarılı olmak.b. bo şa gitmek. dili (film seyretmek için) sinemaya gitmek. (bir taşıt) 1. 2.´ni) geçirmek. 2. 2. gizli dili (kendini) da ğı berbat olmak. dili çok k ızmak. k. (planlanm ış bir şeyi) gerçekten yapmak.

1. çıldırmak. 1. dili 1. i. s. k.go under the name of go underground go up go up in flames/smoke go up in smoke go white as a sheet go wild go with go with the crowd go without go without saying go wrong go/be on the dole go/get off scot-free go/run counter to go/stand bail for go/work on the assumption that goad go-ahead goal goal kick goal line goal posts goalie goalkeeper goat goatee gob gobble gobble gobbler go-between goblet goblin god God bless you! God forbid! God help us! God only knows! God willing godchild goddamn goddess godfather God-fearing godforsaken godhead adıyla tanınmak. aut atışı. enerjik ve inisiyatifini kullanan. kaleci. 1. 1. müsaade. büyük miktar. -e yak ışmak. i. s. 1. kahrolas ı. tiy. işsizlik k. beti benzi atmak. -den mahrum kalmak: He´s gone without food for three days. 2. (perde) kalkmak. cinlerin cirit oynad ığı (yer). amaç. keçi. 3. i. -e uymamak. yeraltına kaymak. mütedeyyin. erek. 2. punctual. dindar. hedef. at ıştırmak. ç ıkmak. hindi gibi sesler ç ıkarmak. 2. 2. üvendire. artmak. 2. Üç gün yaşayabilmek. 2. . arabulucu. i. enerji ve girişim. uluhiyet. (sanığın) kefaletini yatırmak. -e ayk ırı düşmek. yükselmek. What went wrong? Aksayan neydi? 2. i. k. 1.. arac ı. i. i. 1. çok. k. gol çizgisi. sefil. ünlem Kahrolsun! s. acele yemek. 2. yeni yöntem ve giri i. 1. i. tanrılık. i. enerjik şken. -e zıt gitmek. 1. i.gaye. i. spor kale. i. teke. 3. hindi sesi. cin (göze görünmeyen efsanevi yarat ık). 1. No smoking. -e uymak. başladı. i. vaftiz çocu ğu. 1. itmek. dini bütün. dili (san ık) hiçbir ceza yemeden serbest bırakılmak. tanrıça. (sanığa) kefil olmak. 2. faaliyetlerini gizli olarak sürdürmeye ba şlamak. grubun iste ğine uymak. vaftiz babas ı. ço ğ. s. sporveya gol. -e uygun olmak. Ondan şey sonra her yard ımaksamaya ı almak. maksat. keçisakalı. kadeh. tanrı. i. f. Sigara içilmez. spor kale direkleri. tamam ıyla yanmak. dili kaleci. ile flört etmek. dili sapsar ı/bembeyaz kesilmek. baba hindi. i. parça. Allah senden razı olsun! Allah korusun! Allah yard ımcımız olsun! Allah bilir! inşallah. kale vuru şu. dürtmek. 2. the izin. 2. -siz söylemeye lüzum olmamak: It goes without saying that you must be ğ unu söylemeye lüzum yok. enerji ve inisiyatif. yok olmak. aksamak: After that everything began to go wrong. üvendire ile dürtmek. k ışkırtmak. benzi atmak/uçmak. ilah. -siz yapabilmek: She yemekten mahrum kald ı.. bozulmak. ilahe. 2. (bir şeyin olacağını) zannederek harekete geçmek/harekete geçmiş olmak. f. Vaktinde gelmenizin gerekli oldu 1. çok tenha. i. i. 2. f. yanıp kül olmak.

guatr. ünlem Hay Allah! i. itimat. 1. 3. Carassius auratus. işten kaçmak. i. i. i. niyetin ciddiliği. zool. 1. dindar. tıb. i. çoğ. s. i. sakaku şu. Tanrısız. gözleri toz. altın renginde. iyi. ayrılış. ğı: menfaat. argo (işyerinde) ayak işlerini yapan kimse.. iyilik. 2. go... i. Bu kitab ı ş. altın. f. Bayağı kızmıştı. s. su. f. H ızır gibi yetişen devlet kuşu. k ırmızıbalık. iyi. iyi. işini üstünkörü yapmak. bak. kar veya rüzgârdan koruyan gözlük. 2. altın. tıb. i.. 1. goiter. k. s. i. kâr eden ticari kurulugeçmek şimdiki fiyat. 2. altından yapılmış. hizmetli. argo erkeklerden para s ızdırmaya çalışan kadın.. i. i. i. good faith Good for you! Good Friday Good God! Good gracious! Good grief! Good heavens! s. 2.. taze. i. kaytarmak. (birine kar şı beslenen) güven.. i. beklenmedik nimet. Tanrısal. This book´s heavy going.godless godlike godly godmother godsend Godspeed gofer go-getter goggles going going concern going price going to be goings-on goiter goitre gold gold digger goldbrick golden goldfinch goldfish goldsmith golf golf club golf course/links golfer golly golosh gondola gone gong gonorrhea goo goober good good and Good day! Good evening! Good evening. best) 1. 1. golfçü. Aman yarabbi! Allah Allah! Allah Allah! Aman yarabbi! . i. Allahs ız. galosh. i.. Allah yard ımcın olsun! 2. good and mad. f.. olup bitenler. vaftiz anas ı.ter. i. çürümüş olmayan. golf kulübü. kendi işini şkalar ına b ırakmak. ba alt ından yapılmış.. çoğ. ünlem 1. altın. saka.. yapışkan madde. Yolun o bölümünden zor. zool. Paskalya yortusundan önceki cuma. altın kuyumcusu. Aferin! Hrist. dilihay iyice. baya İyi günler! İyi akşamlar! İyi akşamlar. What are you going to be when you grow up? Büyüyünce ne olacaks ın? i. ır. s. s. gidiş. gondol. ilerleme hızı: That part of the road is hard going. sa ğlam. (bet. golf sopas ı. bak. She was yarar. havuzbalığı. 1. k. 2. golf oyuncusu. dili yerf ıstığı. golf oynamak. tıb. İng. gonk. golf. i. i. iyilik. 2. belsoğukluğu. golf alanı.. i.. İyi yolculuklar! i. gayretli ve tuttu ğunu koparan kimse. bak. odacı.

i. hizmetli. goril. kaz. s.s. 1. 2. dili poposuna parmak atmak. i. ahmak. faziletlilik. epey büyük (bir miktar). k. 3. ünlem Hay Allah! i. menkuller. dili adam. 2. işi yavaşlatma. fedai. dili aptal. k. boynuzla yaralamak. aylaklık etmek. 1. k. kan. Amerikan yersincab ı.. goril. aptalca bir şeyi bozmak. Allah bilir! i. s. dili çamur gibi yap ışkan bir karışım. odac ı. çok güzel.. k. i. 1. s. i. Allah Allah! arabuluculuk. çoğ. (bir yemekteki) besleyici de ğer veya lezzet. argo (işyerinde) ayak işlerini yapan kimse. kaz palazı. İyi geceler! 2. çok ho ş. midesini (bir şey) ile tıka basa doldurmak. 2. i. yumu şak başlı. güzel. ünlem Allaha ısmarladık. yük katar ı. dili aptalca bir hata. 2. bektaşiüzümü. iki dağ arasındaki geçit/boğaz. i. e İş ng. kargo. bak. 2. menkuller ve gayrimenkuller. f. şandiz. zool. iyi huylu... İyi ki gitti!/İyi ki gittiler! Hele şükür kurtulduk!/Oh olsun! ak ıllılık. . kuma ş. İng. dili yap ışkan madde. kanlı. 1. iyilik. 1. taşınırlar. dili 1. koruyucu. k ıs. ya. İng. iyi huylu. dili aptalca bir hata yapmak. hayır işleri. Günaydın! 1. hiçbir işe yaramayan/yaramaz. i. i.... s. yapış yapış. good -bye. f.. yak ışıklı. f. i. s. i. yapışkan. İng. argo goril. k. kaz yavrusu. k. k. 2. 4.mar 3. güzel. (up) k. ünlem. i. güzellik. güzel şey. (ticari) itibar. hata yaparak k etmek. iyi niyet. istenilen bir şey. harika. 1. i. the Grand Old Party (the Republican Party). k. lezzetli (özellikle tatl ı) bir yiyecek. s. on gorgeous gorilla gory gosh gosling go-slow Aman yarabbi!/Allah Allah! yak ışıklılık.Good Heavens! good looks Good morning! Good night! good offices Good riddance! Good riddance! good sense Good show! good sport good works good-by good-bye good-for-nothing good-looking goodly good-natured goodness Goodness knows! goods goods train good-tempered goodwill goody gooey goof goof off goofy gook goon goop goose gooseberry gooseflesh GOP gopher gore gore gorge gorge gorge o. geese (gis) i. mallar. 2. erdemlilik. çoğ. dili haylazlıher s.. tüyleri diken diken olmu ş deri. i. Aferin! şaka kaldırabilen kimse. vıcık vıcık. yük. f. s. s. işi yavaşlatma grevi. i.

. 1. uzun etekli kad ın elbisesi. idare. yönetmek. derece derece. çok ince bir tür bürümcük. İsa´nın öğrettikleri. grain(s). çal (Allaha özgü) ş ükran duas ı . Hrist. group. Amerikal asıl gerçek. yolsuzlukla elde etme. latif. yava ş yavaş olan. eğim. tutmaya i. regülatör. 2. iskarpelayla oymak. İncil. 2. a şama. 2. i. i. bak. meyil. rütbe. greyder. (öğretmenin hemzemin geçit. incecik. i. k ıs. kibar. yönetme. 2. 1. gross weight. yavaş. devlet yönetimi. mürebbiye. hafif. 2. 2. hükümete ait. zerre. lanmak. nakledilen doku. f. mezuniyet töreni.) tane: three grains of wheat üç buğday tanesi. bu ğday. 1. 1. ünlem Hay Allah!/Allah Allah! i. gut. cüppe. 2. 4. i. i. s. dedikodu. idare etmek. Gotik. kalite. i. yönetim. f. iktidarda bulunmak. 3. mezun kimse. i. 3. 2. ince. dedikoducu kimse. para. 1. gecelik. 2. mezun. bak. i. s ınıf. 2. damla hastalığı. (elle) ışmak. 3. temel 3. duvardaki yazılar. i. i. grafiti. hububat. k ıs. görgüsüz. gram(s). get. f. derece. i. gittikçe. derece derece olan. f. 1.´ni nakletmek. oyma kalemi. 2. 1. s. 4.. bir tondan diğer bir tona geçme. bahç.b. doku nakli. s. --bing) 1. mim. tıb. 1. 1. ill-gotten gains haks ız kazanç. makam v. kaba. mezun olma. i.. zarafetten yoksun. 4. from -den mezun olmak. Hristiyanlığın esasları. 3. z. i. 2. i. 1. f. idare. 2. rü i.ılara as ıl özgü dini müzik türü. vali. Hrist. yönetici. 1. i. 2. zarif. 3. tıb. havada uçan ince örümcek a ğı. valilik. inayet. s. about -in i. (bir üniversiteye ait) lisansüstü e ğitim birimi. f. 1. hükümet. dedikodu yapmak. sabahlık (giysi). graffiti. 2. derece. 3. (ilköğretimde) sınıf: He´s six years old and in the first grade. bir inanç sisteminin gerçek. yönetim. get. i. siyah ilkeleri. yavaş yavaş..b. cins. Alt ı yaşında ve birinci sınıfta. lisansüstü ö ğrencisi.Gospel gospel gospel music gospel truth gossamer gossip got Gothic gotten gouge gourd gout govern governance governess government governmental governor governorship gown gr gr wt grab grace graceful graceless gracious grad gradation grade grade crossing grade school grader gradient gradual gradually graduate graduate graduate school graduate school graduate student graduation graduation ceremony graffiti graft graft grain i. mezuniyet töreni. 2. -i mezun etmek. (bir üniversiteye ait) lisansüstü e ğitim birimi. atletafet. aşı i. Hz. 1. i. dedikodusunu yapmak. sukaba ğı. dili mezun. (bir ağaç parçasının içindeki) . yolsuzlukla elde edilen ş vet. idareci. aşılamak. 2. -i (elle)incelik. iskarpela. para. 2. k. 1. 3. çabucak ve zorla elinden almak. ilköğretim okulu. mak. 2. idari. (yemekten tutmak. i. zarafet. great. grammar. 1. (--bed. ho ş. s. a şı.. i. makam v. giderek. (doku) (doku) nakledilmek. bahç. s. geçiş. 1.b. dört İncil´den biri. (sukabağından yapılmış) su kabı. kapmak. f. grade. gravity. ertelenme süresi: I´ll give you a önce/sonra söylenen) s. i. gross. 3. 1. (arpa. f. tah ıl.. 1. çirkin. mısır v. tıb.

f. i. erkek torun. i. dili dede. k.. 1. gram. dili çok güzel. soru şturma kurulu. görkemli. i.. gramer kurallar ına uygun. dili dede. 1. fazlas ıyla büyük ve görkemli. s. fonograf. dili nine. argo bin dolar. 1. i. sadrazam. en büyük. ihtişamlı.. s. i. huk. büyükanne. i.. k. dili kuyruklu piyano. büyük jüri.. granddaddy.chil. bak.dren (gränd´çîldrın) i. i. k. I request. 2. büyükanne. i. 2. granulated granulated sugar granulated sugar i. i. ilkö 1. r ıza göstermek. 2.. dili dede. k. tozşeker. sandıklı saat. gramer ı. gramere ait. tahıl ambarı. i. i. 1. (genel) toplam. büyükbaba. spor kapalı tribün. bak. bail Granted. İng. i.. i. büyükanne. i.. dilbilgisel. 3. bak. i. grandük. (öğrencileri üniversiteye hazırlayan) lise. granddad. dolaplı saat. . en eski. dili. dede.. s. grand. anneanne. 2. büyüklük. dilbilgisi kitabı. k. dilbilgisi. granit. dede. büyükbaba.. (öğrencileri üniversiteye hazırlayan) lise. k. 3. büyükanne. büyük. i. k ız torun. ayaklı duvar saati. büyükbaba. k. i. gramer aç ısından ifade. gram. k. babaanne. i. görkem. gramatikal. k. 2. kuyruklu piyano. s. i.o. sadrazam. s. büyükbaba. pikap. 2. 2. tumturaklı. tozşeker. 1. İng. heybet. gram. harika. muhte şem.gram grammar grammar school grammar school grammatical gramme gramme gramophone gramophone record gramps gran granary grand grand duchess grand duke grand jury grand piano grand total grand vizier Grand Vizier grandad grandaddy grandbaby grandchild granddad granddaddy granddaughter grandeur grandfather grandfather clock grandiloquent grandiose grandma grandmother grandpa grandparent grandson grandstand granite granny grant grant a request grant s.. şatafatlı. 1. k.. ihtişam.. İng. büyükbaba. i. 2. dili. cafcaflı. dili nine. kabul etmek. dili (bebek) torun. mühim. grandüi. ğretim okulu. (cevaben) Evet. Granting the truth of what you´re saying.. bak. i. dili nine. dili 1. ilkokul. çoğ. i. kitab 1. torun. büyükanne. gramofon. nine. k. azamet. yerine getirmek: She granted his ın ı yerine getirdi. İng. tahkikat heyeti.. k. gramer. kabul etmek. plak.. şes. büyükbaba. bir ricayıRicas birini kefaletle/kefaleten tahliye etmek. İng. i.

bo ş olan adam. s. çimenli. ış. grafik seçik grafikbir dizayn. paras ız. kocası geçici olarak 1. yerçekimiyle hareket etme. çimlemek. grafikle ilgili. asma. çim. mezar. 1. grafik. ciddiyet. graphic graphic design. f. i. i. 1. karısı geçici olarak 1. tatmin etmek. çarpıcı. 1. mezarc ı. i. anlayış. ağırbaşlı. --ing/--ling) çak ıl döşemek. çökmek. with ile bo ğuşmak. bir yere gitmi i. 1. 2. i. haz. çimenle kaplamak. graphic designer. 2. 1. at kapmaya çalışmak. z. bedava. i. s. ızgara. s. paras ız. i. (bomba/ şarapnel içindeki) misket. ı 1. açgözlü. tüm ayrıntıları gösteren. memnun etmek. dili uçananlamak. s. boşanm olankar kad ıı n. memnuniyet. 2. 5. kavramak. çökelmek. demir parmaklık. k. f.yönelik. üzüm. argo (sigara halinde içilen) hintkenevirinin ş ış yapraklar ı. çekirge. ciddi. i. minnetle. yazılmış/çizilmiş/kazılmış. dişlerini gıcırdatmak. -e sürtünerek/çarparak ses ç ıkarmak. s. 2. yerçekimi. 3. grafit. i. zevk veren şey. kızmemesi.. canlı ve açık şekilde yazan.granule grape grapefruit grapeshot grapevine graph graph paper. 3. i. 1. i. 3. f. i. yakalamak. grafiker. f. 1. 1. i. . pençe. greyfurt. kareli kâ ğıt. minnettar. a ğırbaşlılık. 1.. f. graphite grapple grasp grasp at straws grasp the nettle grasping grass grass widow grass widower grasshopper grassroots grassy grate grate grate on grate on one´s nerves grate one´s teeth grateful gratefully grater gratification gratify grating gratis gratitude gratuitous gratuity grave grave gravedigger gravel gravestone graveyard gravitate gravitation gravitational gravity i. mezar ta şı. f. sokaktaki kişiler. s ıradan insanlardan kaynaklanan. ho şnut etmek. çökelme. (--ed/--led. tamahkâr. 2. mezarlık. vahim. i. 2. i. ortadirek. sinirine dokunmak. yerçekimiyle ilgili. çökme. (towards/to) -e yönelmek. i. greyfrut. 1. 2. bir yere gitmi şanm ış ş veya ıs ndan ayrı yaşayan adam. 1. ask. i. bedava. 2. haris.. fiz. ızgara. i. çak ıl. i. i. ku ştan medet zor bir probleme çözüm yolu bulmak. 4. rende. s. 2. 2. bahşiş. 2. kurutulmu veya kocas ndan ayrı ya şayan kad ın. 2. 2. yerçekimi. s ıkı tutmak. z. greypfrut. alt ıntop. a ğır. 1. ot. 4. çizge. sıradan insanlara 2. kavramak. s. kavray ummak. k.. rendelemek. demir parmaklık. gereksiz. f. 3. canl ı ve net. dili s ıradan insanlar. 2. 3. i. yerçekimiyle hareket etmek. i. çimenlik. minnettarlık. vahamet. zevk. s. yönelme. çimen. tanecik. i. s.

olgunlaşmamış. i. 2. 3. çok. i. i. 1.´s palm grease s. Yunanl henüz s. sıyrık. i.ğdili birine rü şvet vermek. 1. yeşil biber (olgunlaşmamış biber). dolmalık biber. açgözlü. pek çok. dolmalık biber. 2. i. yeşil ışık. çimenlik. Rum. sos. 1. i.chil. 1. selamlamak. tebrik kartı. Greenwich ortalama zaman ı. yeşillik. (trafik lambas ında) yeşil ışık. dili müsaade. yeşil. s.. Grönland´a özgü. i. 1. büyük (derece/miktar). 1. izin. yeşil. i. fazlas ıyla. 1. dili acemi. 3. i. s. f. fevkalade. Grönland. f. Büyük Britanya. k. i. 2.dren (greyt´gränd´çîldrın) i. 2. acemi kimse. yiğit. sera. ye şil. s. acemi çaylak. toy. 2.. 2. Yunanlı. tamahkâr. gresyağı. girgin. yağlanmış. s. kar şılamak. cesur. Danua cinsi köpek. s. torun çocuğu. ya k. çoğ. 2. s. ye şil 1. şiller Partisine ait. gri. 2. dili (yapraklar i.. 2. f. sıyırmak.. Grönland. yeşil renk. 2. dili mükemmel. et suyu.gravy gray gray matter graze graze grease grease s. 4. taze fasulye. i. Greenwich. great-grand. muazzam. otlatmak. yağ. Greenwich ortalama zaman ı. büyük. 3. Rum. başkalarıyla beraber olmayı seven. Rumca. i. sıyırıp geçmek. ı. i. büyük nine. f. çok. makineyağı. gres. Yunanca. birine rü şvet vermek. k. k. yeşil soğan. et yağı. 1. tamah. yeşil biber (olgunlaşmamış biber). yağlı. Rumca. Grönlandca. . ı. i. i. büyüklük. önemli. sıyrılmak. i. otlamak. 2. Grönlandca. dolar. cömert. Yeşiller Partisi Ye fasulye. 3. k. s. i. k. s. bezelye. açgözlülük. Yunanca. i. Yunanistan. dili papel. lamak. 2. ser. harika. limonluk. z. ak ıl. h ırslı. manav. selamlaşmak. selam. dili beyin. 3. k. selam vermek. hırs. i. büyük dede.o. 1. (makineleri bozdu ğuna inanılan) cin. Grönlandl ı çiğ/haşlanmış olarak yenilen) yeşil yapraklı sebzeler. Grönlandlı. sürü halinde yaşamayı seven. ham (meyve). Yunan. 1. 1. taze soğan. İng.o. içyağı. sürücül. yağ sürmek. i.´s palm greasy great Great Britain Great Dane great-grandchild great-grandfather great-grandmother great-hearted greatly greatness Greece greed greedy Greek green green bean green light green onion green onion green pea green pepper green pepper greenback greenery greengrocer greenhorn greenhouse Greenland Greenlander Greenlandic greens Greenwich Greenwich Mean Time Greenwich Mean Time greet greeting greeting card gregarious gremlin i. i.

i. çok büyük (yanlış/zarar/kayıp/acı). 1. 2. gri. (mutfak ö ıütmek/çekmek/dövmek. dili metin olmak. (ketmek. s. yiv. i. kum tanesi gibi ta ş parçacığı. 1. 1. bak. f. 1. bakkaliye. demir) tava. k. cırdayarak yavaş yavaş stop stop etmek. havan. öğütücü ş. i. i. ac ı. f. bakkaldan alınan gıda maddeleri. 2. i. 2. pi --mest) 1. güvey. f.. kirlilik. öğütülecek/öğütülmüş tahıl. (midede) ı. bak. 2. s. (birinin) dikkatini çekmek. kirli. idare: Get a grip on yourself! Kendine f. f. Ursus horribilis. -e büyük üzüntü vermek. i. korkunç. i. i.. şikâyete yol açan durum. tüyler ürpertici.o. dili şikâyet etmek. f. kas ık. k. grow. yüzünü buruşturmak/çarpıtmak. ızgara (alet). bak. kir. mahmur. 1. s. i. f. bakkal dükkân ı. 3. bak. kontrol. durmak. 2. (alçak kenarlı. (aletle/makineyle bir şeyi) öğüten/çeken/döven kimse. korkunç. -i tutma/kavrama alıp götürmek. gray. (--ped. grizzly bear. şekli. 1. i. k. -e ac ı vermek. (--mer. inilti. i. ğ 4. sert. büyük bir üzüntü içinde olan.. f. yiv açmak. yakınma. i. i. bakkal. (de ğirmen. i. ö ğütücü di ita şı. aman bilmez. 1. zool.b. (alet/makine). . amansız (mücadele). rutin. f. şikâyet. inlemek. --ting) k. zool. s ıkı tutmak. dili sorguya çekmek.. bakkal dükkân ı. 2. 2. 2. f. metin. s. yüz buru şturma/çarpıtma. s. zihni kar ışık. (about/at) k. 2. 1. metanet. s. 3. di şini sıkmak. grid. büyük bir üzüntü içinde olmak.. ızgara. bakkal. tazı. kat ı. kur şuni. i. 2. Gülümseyip sineye çek! f. --ping) 1. s. çoğ. i. 2.. 1. (--ted. 1. keder. sersem. 2. kumlu gibi. 1. ıyma makinesinde) (et) çekmek. bakkal. g i. 2. i. ı zgarada şirmek. i. kumlu. --ning) s ırıtmak. i. f. (çark ile döndürülen) bile f. kum tanesi.´s imagination gripe grisly grist gristle grit grit one´s teeth grits gritty grizzly grizzly bear groan grocer groceries grocery grocery store groggy groin groom groove grope grope for words i. kelimeleri zor bulmak. i. uyku sersemi.grenade grew grewsome grey greyhound grid griddle gridiron grief grief-stricken grievance grieve grievous grill grim grimace grime grimy grin Grin and bear it! grind grind to a halt grinder grindstone grip grip s. demir) tava. ağır (masraf). ufak lokanta. i. dayan ıklı. sırıtma. dibek v.. içki sersemi. 1. el yordam ıyla aramak/ilerlemek. k ıkırdak. kavramak. (mide) sancımak. 2. (ground) 1. bileyici. gruesome. ızgara. çoğ. dili Amerikan futbol sahası. boz. kabuksuz mısır tanelerini kaba bir şekilde öğüterek yapılan ezme. şikâyet. bileği çarkı. s. büyük üzüntü. bakkaliye. değirmentaşı. 1. (alçak kenarlı. 1. deh şetsanc i. 3.. el bombas ı. i. i. tımar etmek. 2.. s. (elle) sarkıntılık etmek. yakınmak. dili verici. 2.´nde) ğ 2. s. anat. (--ned. i. i. (Kuzey Amerika´ya özgü) korkunçay ı. yakınma.

dili 1. temel kural. büyümek. kıtıpiyos. 2. kirli. yerde sürünmek. s. ğersiz. ön hazırlıklar./Çirkin oldu. dili yumurtadan ç ık 1. dırdırcı. f. gayri safi (miktar/a ğırlık). koru.b. yerfıstığı. --n) 1. İng. yetişmek. walnut grove cevizlik. (bir f.. s.. uzakla şmak. 4. geli şmek. Çocuklu ğu bırak! i. (grew. Yere dü ştü. . brüt ağırlık. . i. s. 2. şikâyetçi. 2. brüt gelir.-den 3. f. Çirkinleşti. toprak. yer (yerin yüzü): He fell to the ground. on iki düzine. pop müzik toplulu ğu üyelerinin peşinde koşan kız. çığır açan (olay v. vuku bulmak. gruplaşmak. (birini) (ceza olarak) (ev. 2. grup terapisi. 1. i. grupland ırmak. gülünç. dırdırcı.grown ugly. dolay f. büyümek. k. 2. i. dili şikâyet etmek. i. kıtıpiyoz. toprak. yaltaklanmak. dili 1. 2. k. s. brüt kâr. grup. buzlucam. 3. kaba. kendini alçaltmak. büyüyüp/olgunlaşıp (kötü bir şk. dili her zaman şikâyetçi olan kimse. (uçak) (hava ko şullarından ı) uçamamak. ekon. 2. zemin kat. okul. meydana gelmek. f. çok şişman. 1. (--ed/--led. kaynaklanmak. zemin katı. olmak: She´s yeti şkileri azalmak. i.. s. zamanla birinin ho şuna gitmeye başlamak.). 2. grosa.. zamanla büyüyüp (bir giysinin) ölçülerine uymak. (bitki/sebze/meyve) tirmek. toprak teli. f. f. k. zemin. çok garip. 1. oturmak. güldürecek kadar acayip. s. ihtiyarlamak. 3. 2.. s. (uçağı) uçurtmamak. 2. iş lanmak. 6. brüt para toplam ı. i. gayrisafi milli hâs ıla. i. eyden) vazgeçmek.o. fon. kırtıpil. da ğsıçanı.. sinirli. temel atma töreni. üretici. 5.o. kırtıpil. kara kuvvetleri. pis. göze batan veya tahammül edilmez (kusur. k. 1.gross gross gross income gross national product gross profit gross weight grotesque grotty grouch grouchy ground ground ground ground beef ground crew ground floor ground floor ground forces ground glass ground meat ground rule ground s. zool. grind.. elek. --ing/--ling) 1. hata v.b. karaya karaya oturtmak. görgüsüz.. (meyve a ğaçlarından oluşan) bahçe: orange grove portakal bahçesi. in ground wire groundbreaking groundbreaking ceremony groundhog groundless groundnut groundwork group group insurance group therapy groupie grouse grouse grove grovel grow grow away from grow into grow old grow on s. 4. 1. ıp-den kabu ğunu beğenmemek. bak. küme sa ğaltımı. asılsız. de i. 3. 3. eskimek. büyüdü ğü için (bir giysiyi) giyememek.. İng. pasaklı. (havaalan ında) yer mürettebatı.). elek. yetiştirici. 1. temelsiz. grow out of grow too big for one´s boots grow up Grow up! grower i. brüt. ormantavu ğu. k ıyma.. 2. i. artmak. birine (bir konunun) temel ilkelerini ö ğretmek. zool. sığır kıyması. binaya/kurulu şa ait) arazi/bahçeler. olmak. i. 3. ço ğ. i. (bir e)ya alş ış mak.. ile ş ili 1. 2. grup sigortas ı.

bak. s. dilini tutmak. davetli. çoğ. garanti etmek. f. Guatemalalı. muhaf ız. gelişme. i. aksiliği tutmuş. lapas ı.. s. s. i. 2. misafir. homurtu. tümör..). garanti. 1. otel/pansiyon mü şterisi. zorlu. 1. 2. i. rapor v. büyüme. Guatemala. f. (--bed. h ınç. 2. vesayet. cumbal ı (söz. şikâyet. --bing) 1. valiye/valiliğe ait.. kin. hırçınlığı üstünde. tahmin. 2. korumak. huk. s. k. yetişkin. bak. s. f. -e karşı önlem almak.b. zannetmek. gerilla sava şı. 1. vasilik. i. sır tutmak. boks gard. s. İng. artma. misafir odas ı. 2. tahminde bulunmak. sevimsiz. tahmin etmek. yeti şkin. i. ur. istemeyerek. hırlamak. Guatemalalı. i. 2. (yol kenar ındaki) bariyer. s. (trende) 4. şikâyet etmek. gerillac ı. guerrilla. bellemek. grow.. 1. 3.. 1. i. (bir yerdeki) kökleri kazarak sökmek. 1.b. 1. basketbol gard. i. guards.. konuk sanatç ı. homurdanmak.men (gardz´mîn) i. bak. korkuluk. up kazarak/belleyerek -i ç ıkarmak/sökmek. larva. hırlama. k. Guatemala. koruyucu melek. nöbetçi. garanti. katı. i. z. bir bitkiden süren dallar/sürgünler/yapraklar. gerilla. deh şet verici. i. s. 3. ağzını sıkı tutmak. (bir tutukluyu) alt ında biletçi. dili ( şovlarda dansçıların giydiği) minicik tanga. f. konuk. 5. i. marşandizin arkasına takılan ve demiryolu görevlilerini taşıyan ı vagon. i. i. sulu yulaf v. grueling. muhafızlar. pis. 2. s. yiyecek. f. tahmine dayanan sonuç/sonuçlar. k ıskanmak: Do you grudge me this? Bunu bana çok mu görüyorsun? i. 2. i. şeref kıtası. 2. i. i.. 2. (bir şeyi) (birine) çok görmek. pansiyon. korkunç. cevap. kazmak. Guatemala´ya özgü. . garaz. vasi. 1. sanmak. dili3. gözetim tutmak. f. i. i. ihtiyatl i. f. s. ask. domuz gibi ses ç ıkarmak. koruma görevlisi.growl grown grown-up growth grub grub grubby grudge grudgingly gruel grueling gruelling gruesome gruff grumble grumpy grunt G-string guarantee guarantor guaranty guard guard guard a secret guard against guard of honor guard one´s tongue guard´s van guarded guardian guardian angel guardianship guardrail guardsman Guatemala Guatemalan gubernatorial guerilla guerrilla guerrilla warfare guess guesswork guest guest artist guest of honor guest room guesthouse f. i. sert. muhafız. kefil. f. i. s. koruyucu. İng. i. kurtçuk. İng. huk. i. şeref konuğu/misafiri. tahmini iş. 1. çeteci. kirli. çok zor. savunma duru şu.

2. Gine-Bisav´a özgü. 1. i. f. Guyana. i. zamklamak. (--med. rehber kitabı. yirmi bir şilin değerindeki eski İngiliz altını. s. gözleri görmeyen rehberlik eden köpek. saf. kurnazlık.guff guffaw Guiana Guianan Guianese guidance guidance counselor guide guide dog guidebook guided missile guideline guild guile guileful guileless guillotine guilt guiltless guilty guilty conscience Guinea guinea guinea fowl guinea fowl guinea pig Guinea-Bissau Guinea-Bissauan Guinean guise guitar guitarist gulch gulf gull gullet gullibility gullible gully gulp gulp s. s. 2. rehber. . kobay. boğaz. f. 1. yutuvermek. Gine. saflık. i. sak ız. 2. i. kurnaz. --ming) zamk sürmek. (çamdan başka herhangi bir) reçineli ağaç. kolay aldatılabilir. i. rehber. esnaf birliği. 1. i. s. i. 1. idare etmek. i. lonca. 2. gitar. rehber ö ğretmen. (bir projedeki) ana hatlar. martaval. i. nahoş kahkaha atmak. i. i. 2.zGui. gitarist. Frans ız Guyanas ı´na özgü. 2. s. Frans ız Guyanalı. f. Guyana Frans s. Gine-Bisav. Guyanası. suçsuz. 1. i.t. körfez. güdümlü mermi. i. Frans ız Guyanası. 1. Gine. okaliptüs. kolay aldatılma. beçtavu ğu. 2. gen. rehberlik. beçtavu ğu. giyotin. i. Gine-Bisavlı. yol göstermek. i. f. f. aç ıkgöz. 2. rehberlik etmek. rehber köpek. i. bir şeyi yutuvermek. 1. nahoş bir kahkaha. açıkgözlük. i. birine rehber. 2. s. k. k ılavuz. 1. (çoğı. i. i. k ılık. ask. yönetmek. martı. ço ğ. 1. Guianan. i. dış görünüş. Gine-Bisavlı. down gum gum gum gum mastic gum tree gumbo i. dişeti. 1. 1. rehber kitab ı. i. çok derin kanyon. dili bo ş laf. beçtavuğu.a. i. art niyetsiz. 2. Gine´ye özgü. s ıtmaağacı. palavra. yol gösterme.. çiklet. i. Guyanalı. Guyana bölgesi halkından biri. i. 1. küçük kanyon. giyotin ile idam etmek. Gineli. i. Gineli.nese) i. s. s. 2. gırtlak. bamyalı yahni. güdüm.. 2. sel yata ğı. yutuverme. s. i. i. bak. i. i. 2. Guyana bölgesi. suçlu. Guyana. 1.. vicdan azab ı. suçluluk. Gine-Bisav. (çam reçinesinden ba şka herhangi bir) reçine.

. i. k. f. Guyana bölgesi. dili adam. gırtlaksı (ses). ateş. (okullarda) beden e ğitimi. dili yüreksiz. 2. f ışkırmak. i. dili inisiyatif ve cesaret. 1. İng. s. 1. 2. jelatinli şekerleme. Guyana bölgesi halkından biri.s. spor salonu. ku f. yürekli. ı verev takılani. 1. rüzgârın ani ve sert esmesi. s. kanivo. i. gun. erim. gunk. i. jimnastik salonu. zamklı. bağırsak. s. i. çağıldamak. dili -i süslemek. --ning) (motoru) birdenbire tam rmak. dili fazlas ıyla istekli. Guy. jimnastiğe ait. dili cesur. i. i. f. fışkıır. rehber.. 2. i. silah kaçakç ılığı. (--ned. süslenip püslenmek. 1. tüfekçi. 1. tabanca. yürek: He´s got guts. barut. ya ş. up gust gustatory gusto gut gutless guts gutsy gutter guttural guy Guyana Guyanese guzzle gym gymnasium gymnast gymnastic i. Guyanalı.gumboot gumdrop gummed gumption gun gun for gun rack gun s. Bayağı cesur o. i.. k.. Guyana. (ateşli silaha ait) menzil. (about) hayranlığını abartılı bir şekilde anlatmak. ateşli silah taşıyan kimse. i. (birinin) çan etmek için bütün gayretiyle çal ışmak.kuma ş parças i. 2. İng. 1. i. . 2. (kaldırım kenarındaki) oluk. atım. (çatı/dam kenarındaki) oluk. dili vıcık vıcık şey. silah kaçakç ısı. zevk.. (iki kişi arasındaki) silahlı çatışma. spor salonu. bağırsaklar. fışkırma. eski İngiliz Guyanal f. 2. birini (ate şli silahla) vurmak. f. Guyana. agu. jimnastikçi. s. 1. lastik çizme.men (g^n´mîn) i. (bebek) agulamak. 2. ı.ış. tüfeklik. 2.. jimnastik salonu. i. i. (çoğ. gambot.. 2. i. çoğ. i. s. i. atış ilmi. up k.a. i. i. k. k. gazla çalıştı ına(arabay ot tıkamak için fırsat kollamak. (belirli bir yeri) elde 1. ğlay p ballamak. i. i.. i. 1. Guyana. k. i. eski İngiliz Guyanası. guru. i.. tüfek. çağıltı. silah atışı. (içki) çokça içmek. i. s. 1. silahlı kimse. topçu. dili cesaret. çuval. topçuluk. s.o. eski İngiliz Guyanası halkından biri. i. i. 2. down gunboat gunfight gunfire gunge gung-ho gunk gunman gunner gunnery gunnysack gunpoint gunpowder gunrunner gunrunning gunshot gunsmith gurgle guru gush gusset gussy gussy o. s. ı) birdenbire tam gaz sürmek. k. i. dünden hazır. i. i. fışkırtı. i.nese) 1. tat alma duyusuyla ilgili. ateşli silah. mür şit. tüfek ve tabanca yapan veya tamir eden kimse. k. ateş etme. top. çoğ. bak.

sahtekâr. 1. --s çoğ. saç. bilgisayar korsan ı. 1. niteliksiz yazar. i. yontmak. 2. 3. f. büyücü kadın. herb gibi bazı ve ma herhangi birİng. mezgit. alç ıtaşı. den.. 2. dolu. 1. niteliksiz (iş). habitat. 1. jips. ça ğırmak. cayroskop. 1.. i. hour.. automatic pilot. i. argo becermek. yaşlı çirkin kadın. . z. hacı. jiroskop. ısmarlama yazı yazan yazar. taksi dura ğı. f.. İng. i. f. 2. alışkanlık. klişe.. seslenmek. k ıl. öksürük. f. 1. i. i. bak. kaz i. jimnastik. dönmek. s. selamlamak. dili üçkâ ğıtçı. dolu halinde ya ğmak. kiralık binek i. dönerek sallanmak. H. k ıymak. i. Çingene. şlı kuru at. vasat. çitlembik. tuhafiyeci. i. kih-kih (gülme sesi). dönerek sallanma. s. i. ıı k kaz katmak. 1. 2. dolu tanesi. i. kuru kuru öksürmek. argın. mutat. 2. 2. i.gymnastics gynaecologist gynaecology gynecologist gynecology gyp gyp joint gypsum Gypsy gypsy gyrate gyration gyropilot gyroscope H. alışkanlık meydana getiren.. âdet. 1. yapmalı. 2. sıkı pazarlık etmek. kelime veya hecenin sonunda telaffuz kelimelerin ba şında ğaza. f. ünlem kah-kah. Hrist. çentmek. f. erkek giyimi satan i. yapsa daha iyi olur. tuhafiye. İngiliz alfabesinin sekizinci harfi (Honor. âdet üzere. herkesle çabuk ahbap olan kimse. h haberdasher haberdashery habit habitat habit-forming habitual habitually hack hack hack hack stand hackberry hacker hackle hackneyed had had best do haddock hadj hadji hadn`t hag haggard haggle ha-ha hail hail hail fellow well met hail from hailstone hailstorm hair i. bir yer. çoğ. hileci. yarmak. i.. daimi. i. ya2. . alışılmış. s. kazıkçı. (hayvan dövüşmeye hazırlanınca dikleşen/kabaran) tüyler. alışıldığı şekilde. gynecology. have. 1. hayvan veya bitkinin yeti ştiği doğal ortam. jinekoloji. 2. kiralık atlı araba. i. jinekolog. bitkin. İng.. gynecologist. 3. bak. --ping) aldatmak. bak. i. tüy. k. 2. kocakarı. din görevlilerine özgü kıyafet. (--ped. Roman gibi ya şayan kimse. dili taksi.. i. 1. k ıs. bayat. i. f. s. k. bak. i. atı. s. yorgunluk ve açlıktan bitkin. hav. İng. nisaiye. i. 2. liman ından kalkmak. i. i. İng. itiyat. i. 3. 1. i. hac. i.. şapka dükkânı. tuhafiye dükkânı. Roman. melengiç. bir şeyin doğal yeri. i. çekişe çekişe pazarlık etmek. i. basmakalıp. yak ın arkadaş. dolu fırtınası. had not. i.. dönme. çentik.

s. i. i. gönülsüzce. yarı yolda bulunan (yer). iyi düşünülmemiş. k ıllı. yeterli olmayan tedbirler. okul/üniversite binas ı. 5. U şeklinde kıvrılan. k ılsız. malikâne. i. kadın kuaförü. ortada. 1. i. ara. turp gibi. işin en zor tarafı. saç kurutma makinesi. bayrağın yarıya indirilmesi. Halikarnas. İng. i. 1. i. 2. düzine. yar ım ağız. tüysüz. işin yarısı. Half the students have come. yar i. kutsamak. yarımay. 2.. yarım pençe. argo tehlikeli. f. yarım bilet. z. kılı kırk yaran. ahmak. i. i. s. 1.. erkek berberi. 3. koridor. budala. sapasa ğlam. keskin viraj. Haiti. i. saç spreyi. 2. s. Orada ım gün çalışıyor. isteksiz. s. fiz. i. gönülsüz. saç tokas ı. s. salon. 3. 1. (eski bir inan ışa göre) cadıların. saçın kesilme biçimi. saçsız. üvey k ızkardeş. s. kutsalla ştırmak. 2. yar ı yolda. 1. i. 2. saç şekli. istemeye istemeye. kadın berberi. melez. f.hair curler hair dryer hair net hair spray hairbrush haircut hairdo hairdresser hairless hairpin hairpin turn hair-raising hairsplitter hairsplitting hairy Haiti Haitian hale hale and hearty half half a dozen half brother half fare half glasses half measures half sister half sister half sole half the battle half time halfback half-baked half-breed halfhearted halfheartedly half-length half-life half-mast half-moon half-sole half-time halfway half-witted Halicarnassus hall hallow Halloween bigudi. Haitili. 2. üvey erkek karde ş. yarımeder. saç tıraşı. 2. saç kurutucusu. yarım ağızla. yetersiz olarak. Haiti´ye özgü. yar ım gün: She works there half time. i. korkunç. yarım gözlük. z.. s. k ılı kırk yaran kimse. 2. yarım boy. hayaletlerin. s. işin çoğu. i. saç fırçası. Haiti. yarı pişmiş. argo çok zor. s. çiftlikteki kö şk. s. 2. 2. İki yarım bir bütün half an apple yar ım elma. 1. i. (ayakkab ıya) yarım pençe vurmak. Haitili. hortlakların ortalığa çıktığı gece (31 Ekim). s. tüyler ürpertici. yar ılanma süresi. i. Bodrum. firkete. 1. s. i. (çoğ. isteksizce. s. 4. . çoğ. 2. halves (hävz) i. k ılı kırk yarma. 1. yarım günlük (iş/çalışma). yarım. i. spor haftaym. spor hafbek. --s) saç tuvaleti. üvey k ızkardeş. 1. vücudun yukarı kısmını gösteren resim. 1. s. hol. yarı: Two halves make a whole. 1. tüylü. saç filesi. yetersiz.

f.. mola. dili amatör radyo operatörü. 5. el ilanı. --s/--es) hale. 2. bir fikri ibirinin kafas ına sokmak. dizardı kirişi. . i. i. hammer away -e şekil vermek. spor handikap. el çantas ı. çekiçlemek. den. devretmek. çekiçle dövmek. i. ruhb. i. çekiçle çakmak. 1. ırgat. el bombas ı. s i. rençper. f. (--med. half. 2. hamstring. tayfa. el freni. i. 2.. elverişli bir şekilde. 4. i. i. çekiç. i. k. yular. 1. ymas ı. durma. 2. f. f. tokmak. hammer an idea into s. hol. el. jambon. 2. sanrılamak. ağıl.strung) 1. i. el ile yap ılan iş.ığ tabanca. ufak köy. i. f. uzatmak: Please hand me that book. kapaklı büyük sepet. 4. (çoğ. şlemek. elle vermek. 2. 3. isk.o. 2. özür. kelepçelemek. hammer out spor çekiç atma. 1. (ham. eltopu. vermek. c ırlaksıçan. k. çekiçle vurmak. i. durdurmak. hamak. --ming) argo abartarak oynamak. engel. az miktar. 3. durmak. i. 1. 1. s. sakatl ık. f. s ığır kıf. spor hentbol. O kitab ı bana uzatır ı s ı n ı z? m kuşaktan kuşağa devretmek. laterna. f. i. f. i. 1. -ping) engel olmak. dili idare edilmesi zor biri. z. (saatte) akrep/yelkovan. dağıtmak. 3. duru ş. sakat. 1. koridor. halojen. argo abartarak oynayan oyuncu. (--ped. güçle ştirmek. i.. 2. el yazısı. i. yarıya bölmek. 2. tayfadan biri. i. bak. işçi. özürlü.. i. yarıya indirmek. teslim etmek. engellemek. ayla. el.´s head çekiçle durmadan çalışmak. kelepçe vurmak. dizardı kirişini koparmak/kesmek. kelepçe. 3. sanr ı. hamster.hallucinate hallucination hallway halo halogen halt halter halve halves ham hamburger hamlet hammer hammer f. vermek. hammer throw hammock hamper hamper hamster hamstring hamstrung hand hand hand down hand grenade hand in hand in hand hand labor hand on hand organ hand out hand over handbag handball handbill handbrake handcuff handful handgun handicap handicapped handicraft handily handiness i. i. 2. çamaşır sepeti. i. i. f. 1. handikap. engel olmak. babadan o ğula geçirmek. beceriklilik. kösteklemek. 1. mezra. 6. çoğ. i. el sanatı. kolayca. el ele.. 2. başkasına vermek. teslim etmek. i. bak. hamburger. 1. ele avuca maz çocuk. i. avuç dolusu.

kolaylıkla./Bir dakika. 2. -e tutulmak.birine) sap. sarkan. cellat. i. s. ipe çekme. asmak. 2. tak ınak. -e rastlamak. parma ğını kıpırdatmadan. s. şeytantırnağı. çile. çoğ. 1. yün/ipek çilesi. 1. 1. el sürmek. f. bahtsız. katlanmak. 4. f. satmak. f. elle dokunma. muallakta olmak. f. dili birinin her dediğini can kulağıyla dinlemek.men (häng´mîn) i. (çoğ. 3. (ba ş döküm. i. 2. s. s. gelişigüzel. 4. rasgele.handiwork handkerchief handle handle s. elişi. korkak. i. i. 1. i. mendil. gelmek. k. asma. takmak. alçak. 3. 2.´s every word Hang on. eli işe yatkın. yak ışıklı. (--ed) ipe çekmek. -e bayılmak. s. usta. kulp. 3. marifetli. elveri ğ. anlam. i. özlemini çekmek. s.. sarkma. tereddüt etmek. el yazısı. içki sersemliği. hang. 3. dili ba şıboş gezerek beklemek. (bisiklette/motosiklette) gidon. dayanmak. hang. . kullan ılış ıştıtarz ı. Onun en iyi oldu ğu apaçıktı. el altında. bol. ellemek. yaz telefonu kapamak. 3. 1. 1. el yapımı. meydana gelmek. 2. becerikli. 2. olmak. dili (tıp doktoru) özel muayenehanesini açmak. with kid gloves handlebar handling handmade hand-me-down handrail hands down Hands off! Hands up! handshake handsome handwork handwriting handy handyman hang hang hang hang around hang back hang fire hang in the balance hang in the balance hang on hang on s. e ğmek. 2.o. Dokunma!/Elini sürme! Eller yukar ı! i. asılı olmak. elişi. i. asmak. 1. kabza. hang out/up one´s shingle hang up hangar hangdog hanger hanger-on hanging hangman hangnail hangover hangup hank hanker haphazard hapless happen happen across/on/upon happen by i. 2. kullanışlı(hän´dimen) . geçmek. kullan ılmış. 3.ers-on) beleşçi kimse. rastlantı. asılmak. k. duru k. elden düşme. talihsiz. (hung) 1. ço f. i. ürkek. kangal. idam etmek. çekinmek. as ılı. ele almak. askı kancası. yakın. şans. elinden her iş gelen işçi. büyük. habis. i.o. el s ıkma. cömert. geri kalmak. idam. çok. (çok k ır i. 5. 2. u ğramak. i. tırabzan. i. as ılmak. 1. 2. i. kullanmak. i. asılış. elişi. 2. 1.men i. -e kafas ını takmak. 2. (to) (-e) s ıkı tutunmak. 2. 1. (after/for) arzulamak. hangar. hand. z. şüphesiz. 1. idare etmek. kullanılmış elbise/eşya. i şleme tarzı. i. şli. şanssız. i. -i çok beğenmek. -e tesadüf etmek. asma. engel. 2. salland ırmak. sallanmak. nazik bir durumda olmak. çengel. s. sarkmak. apaçık: He was hands down the best. i.1. s. tehlikede olmak. güçlük. sinsi adam. yap rmak. kaplamak. i. merdiven parmaklığı. (avukat) kendi ıhanesini açmak. Bekle. tutamaç. idam edilmek. şını ).y. ılgan/sinirli son derece dikkatli davranmak. hazır. i. be hung up on 1. dokunmak. iş. için yanıp tutuşmak. ask ı.

Tan ışıkl ığımız Hemen hemennefes hiçbiralacak olmamak. i. bak. lop. . s. s. i. i. dinlemek. (geçmişten. et! 2. ımasızl ac ık. katı yürekli. olay. girmek. 2. 2. . neşeli. olmak. çıkarcı. 1. Allahtan. yabani tavşan. katı. cinsel organları ve me hareketlerini 3. s. tılar. çok şükür. dili kül yutmaz. sabit disk. kalpsiz. i. sertlik. 2. huk. 2. güçlükle. sertleşmek. kask. şen. 2. f. mutluluk. pek. bizar etmek. 1. bilg. ağır iş cezası. madeni e şya. katı. bir şeye aldırmaz. kuvvetle: The wind´s blowing hard. mesut. tirat. i. silah. dirençli. hırdavat. pekiştirmek. (çimento) donmak. çok soğ ukış (mevsim/hava). s. kaygısız. (söz). bereket versin ki. acımasız. 3. sevinçle. konu f. vaka. haricot. güçbela. Try hard! z. tirat söylemek. f. i. şey kalmam ışıtıbile . karını düşünen. acı. 3. 2. zor. önceki konuya) dönmek. katı (yumurta). 6. 3. dili (birinin) zaman i. i. boyun eğmez. s. taciz barınd ırmak. çetin ceviz. kendi çı i.. 1. s. s. sevi ştirmek. bar ınak. 1. s. ağır iş cezası. k. güçlük. katılık. k.. 1. sert. pekişmek. yerinde. güçlük. uzlaşmaz. kurt. dayanıklı. 1. (fiziksel olarak) kat ılık. f. rahat vermemek. 2. yarık dudak. aral sığı nak. 3. ünlem Dinle!/Dur!/Sus! (geçmişe... kuvvetlenmek. sert kereste. z. -e tesadüf etmek. 4. harbor. i. büyük bir gayretle: They worked hard. 1. kuş beyinli. miğfer. 1. 2. sert. i. katıyak laştıından rmak. sert 5. zorla. harem. 3. 3. iyi. inatçı. makul dü şünen.gösteren. liman. acımasız. rahats ız etmek. uzun ve tumturaklı bir şekilde şmak. i. şiddetle. misafir etmek. zorluk. darlık. eski olaylardan) söz etmek. hemen hemen: Hardly anything was left. sert içki. uzun ve tumturaklı konuşma. kerestesi sert a ğaç. tedirgin ı ks ı sald ırılarla etmek. ağır. zor iş. etmek. me şgul olmak. s. 1. şiddetli. neşeli. taciz etmek. 2. i. 2.. donanım. kararlı. 1. ş sertle kuvvetlendirmek. i. katı. s. Çok çal Çok gayret nakit para. şiddetli. f. Rüzgâr sağlam döviz/para. sıkıntı. -e rastlamak. sert. delisi: girl-happy kız delisi. mutlulukla. mutlu.happen in happen to happen to meet happening happily happiness happy happy-go-lucky harangue harass harbor harbour hard hard hard cash hard currency hard disk hard drink hard hat hard labor hard labor hard luck hard row to hoe hard-boiled hard-core harden hardheaded hardhearted hard-line hardly hardly to have time to breathe hardness hard-nosed hard-on hardship hardware hardware store hardwood hardy hare harebrained harelip harem haricot haricot bean hark hark back to uğramak. kafasız. f. I hardly knewçok her. 1. z. 1. bilg. 2. 1. ba şına gelmek. 2. 1. İng. s. z beslemek. çetin. nalbur dükkân ı. çok. sertlik. kuvvetli. bak. şanssızlık. güç. katıla şmak. ask. yolundan şaşmaz. kuru fasulye. 2. tavşandudağı.

tapan. tırmık çekmek. s. s. Acele işe şeytan karışır. bak. s. i. 1. 2. harmonize. sonuç. zarars ız. zorluk. 3. armoni. k ızıl geyiğin erkeği. (rüzgâr/gemi) yön iştirmek. 2. haşin. zarar. s. argo haşiş. şmak. f. i. s. i. 2. 2. nefret. armoniye ait. kendini be ğenmiş. f. ahenkli. 2. ac ı. kuşbaşı doğramak. 1. 2. zararlı.. kibirli. mak. şapka. 3. 3. 2. acele. bir ağda çıkarılan balıklar. hasat zaman ı. arp. dü şüncesiz. kin. have. 1. hasat etmek. çekmek.. müz. zıpkınlamak. i. 2. zıpkın. 1. nefret etmek. i. i. armonika. 3. 3. i. i. armonik. biçmek. -in üzerinde çok durmak. i. hasten hastily hasty hat hat press hatch hatch hatchback hatchet hatchway hate hateful hatred haughtiness haughty haul haul s. uyumlu. f. hasat. telaşçı.. sert. i. i. k ıs. civciv ç ıkarmak. uymak. kaba. f. yumurtadan çıkmak. f. has not. 1. zarar vermek. hasar. ahenkli. kibirlilik. de şlamak/azarlamak. müz. 1. bak. 4. i. tapan çekmek. i. den. mağrur. çekiş. semere. f. z. ambar kapağı. 2. güçlük. bozmak. 4. s. erkek geyik.. hasat. altüst 3. İng. nefret. asma kilit köprüsü. 1. 1. 2. uyumlu. aceleci. i. 1. kötülük. 1. çekme. ürün. over the coals i. ambar a ğzı. den. ziyan. s.. f. kötülük etmek. kesek kırmak. i. f.harlot harm harmful harmless harmonic harmonica harmonious harmonise harmonize harmony harness harp harp on harpoon harpsichord harrow harrowing harsh hart harvest has hash hash over hasheesh hashish hasn`t hasp hassle haste Haste makes waste. s.o. şapka kalıbı. çabuk. 1. koşum takımı. ahenk. uyum. aceleyle. orospu.. dü şmanlık. hashish. kesek k ırma makinesi. ivedilik. şey.ko harp çalmak. f. lombar ağzı. i. 1. oto. ters. (plan) yapmak. 1. 1. asap bozucu. bozulmu dili tartışş i. ta şımak. i. kendini be ğenmişlik. tez. (doğal bir gücü dizginleyerek) (öküzleri) (sabana) i. f. ambar a ğzı. f. harp. rekolte. 3. m ızıka. f. vira etmek. acele etmek. haşiş. i. 1. dönmek. orak mevsimi. kuşbaşı doğranarak yeniden pişirilen et yemeği. i. mahsul. 2. ğ dili birini ha . 1. uyum sa ğlamak. 2.. 2. huysuz. 3. müz. 2. acele. 1. k. armonize etmek. to (atı) (arabaya) koşmak. tartışma. den. 4. nefret edilen. küçük balta. (ata) koşum takmak. klavsen. acele ettirmek. 1.. tapanlamak. 2. f. üzücü. f. karmakarışık şey. i. 2. i. müz. i. (ayn ı şeyleri) tekrarlayıp durmak. i. bak. (kumpas) kurmak. s. nefret dolu. 2. fahişe. k. hintkenevirinden çıkarılan esrar. arkada kap ısı olan küçük araba. 2.

1. 2. -eceği gelmek. argo çok yüzsüz olmak. (bir işte) parmağı olmak. dili . f.o. ak ıldan çıkmayan. sürekli yanında bulunmak. dili uyumak. getgidip a good press. bayram etmek. küplere binmek. Hemen terbiyesini bak. aklı başında biri olmak. k.haul s. tekin olmayan. Oraya hemen gidesim geliyor. i. insaflı davranmak. k. (at) denemek: Have a go! Bir dene! -i iyi kavramak. almak. sağrı. have a feeling for have a field day have a finger in the pie have a fit have a fling have a fling at have a gander at have a go have a good grasp of have a good head on one´s shoulders have a good head on one´s shoulders have a good mind to have a good press have a green thumb have a hand in have a heart Have a heart! have a kip have a line on have a losing streak have a lot of brass have a lucky/winning streak have a mind to have a mind to have a narrow escape have a one-track mind have a penchant for have a puncture birini azarlamak/ha şlamak. -esi gelmek: I´ve a good mind to tell him off right now. -i sarakaya almak. usandırmak. neredeyse zil tak ıp oynamak. i. dili (birinin) şansı rast gitmek. çok önde olmak. he. hakk ında bilgi almak/bilgisi olmak. fikir veya davran ışlarını değiştirmek. bitkilerden iyi anlayan biri olmak. dili her zaman kavgaya haz ır olmak. dili bir fikri kafas ına takmış olmak. (öfkeden) deli olmak. zıvanadan ıkmak. Lasti ğimiz patladı. deli olmak. sık perili. -si olmak. babalar ı tutmak. bir konuyu tutturmak: You´ve got a one-track mind. 1. 5. zor unutulan. -esi gelmek: I have a mind to go there this instant. 2. k. -e niyeti olmak. ço ğ. k. 1. over the coals haunch haunt haunted haunting hauteur have have a ball have a bearing on have a bee in one´s bonnet have a big lead have a blast have a bone to pick with have a bone to pick with s. çok ç ın2. Akl ın fikrin hep onda. (had. -e iyice vâk ıf olmak. we. -e bakmak. 1. kibir. -i etkilemek.. k. k. she it has. -eceği gelmek. mest olmak. kurtlar (bir şey yapmayı) denemek. dili bitkileri iyi yetiştirebilen biri olmak. k. dili biriyle payla şacak kozu olmak.ing) kurald ışı çekimleri: şimdiki zaman I. kalça. sık gitmek. -in dilinden anlamak: She has a feeling for animals. büyük aptes bozmak. akıldan ıkmamak. (hortlaklar/ruhlar) s ık sık uğramak. verece ğim geliyor. İnsaf be! İng. dadanmak.. halledilecek davası olmak. ile ilgisi olmak. sahip olmak. k. sağduyu sahibi olmak. dili çok e ğlenmek. ile payla şılacak kozu olmak. f. gurur. hav. with -i makaraya almak. but. have a bowel movement/have a BM have a change of heart have a chip on one´s shoulder have a chip on one´s shoulder have a crush on s. etmeye merakl We had a puncture. geçmiş zaman had 1. çok alıngan olmak. k. 4.o. ucuz kurtulmak. 3. popo. Hayvanlar ın dilinden anlar. ç s. -e eğilimi/meyli olmak: He has a penchant for fixing things. Eşyaları tamir ı. k. dili birine fena halde tutulmak. k. s.. 2. ı dökmek. çorbada tuzu bulunmak. 2. i. kıç. you.o. they have. dili çok e ğlenmek. 3. . dili (birinin) şansı rast gitmemek.

zor bir hayat benden geçirmek: They´re having Herkese birer bardak içki. çocuk ald ırmak. para toplamak. dili görmü ş geçirmiş olmak. kaza geçirmek.t. argo 1. -i çok sevmek. çabuk unutmak. boğazı ağrımak/yanmak. Bir Rusla iyi kötü anla şabilecek kadar Rusça ı geçirmek. deli olmak. k. boynu tutulmak. kürtaj olmak. -de gözü olmak. -de payı olmak. dili (birine) zaaf ı olmak. k. elinde kozu olmak. dili bir tahtas ı eksik olmak. bo ğazı yanmak. (birinin) midesi a ğrımak.t. artık yetmek: He´s been cheating me . (birinin) midesi kolaylıkla bulanmamak/bozulmamak. haf ızası zayıf olmak. k.o. k. k. b ıkmak: I´ve had it. tatlı yiyecekleri k. zor/sıkıntılı bir dönemden geçmek. midesi sağlam dayanıklı olmak. k. müşfik olmak. sevmek. (bir yerde) torpili olmak. have bats in the belfry have been around have both one´s feet on the ground have designs on have done with have green fingers have had it zor/sıkıntılı bir dönem geçirmek. I am going to divorce my husband. dili (bir şey yapmayı) arzu etmek. dili (birine/bir şeye) (birinin) zaafı olmak. ıkorkunç görüntülere kar şısevmek. sıçmak. have a whale of a time have a whale of a time have a whip-round have a word with s. k.. (kendisiyle evli olmayan biriyle) bir a şk ilişkisinde bulunmak. 1. kocamdan boşanacağım. anjin olmak. kafadan kontak olmak. para hırsı olmak. -de sözü geçmek.o. bak. gerçekçi ve pratik bir şekilde düşünmek. (bir şeyi) iyi kötü kullanabilecek kadar bilmek: They have a working knowledge of Russian.o. bitirmek. -e yetene ği olmak. 2. (birinin) bo ğazı gıcıklanmak. dili biriyle kolaylıkla arkadaş olabilmek/iletişim kurabilmek. have a screw loose have a screw loose have a share in have a shit have a short memory have a soft heart have a soft spot for have a soft spot for have a sore throat have a sore throat have a stiff neck have a stomachache have a strong stomach have a sweet tooth have a temper have a thing about have a tickle in one´s throat have a voice in have a way with s. k.o. k. Artık bıktım. aklından zoru olmak. a rough time right now. aklı başında olmak. dili bir tahtas ı eksik olmak. olmak. 2. -den nefret etmek. dili çok e ğlenmek. İng. -i hiç sevmemek. have a way with s. have a run-in with s. biriyle konu şmak. -de söz sahibi olmak. kazaya u ğramak. anjin olmak. başkasına göre avantajlı bir durumda olmak. have a working knowledge of have a wreck have a yearning to/for have a yen to have an abortion have an accident have an ace up one´s sleeve/have an ace in the hole have an advantage over s.have a rough time Have a round of drinks on me. gıcık duymak. dili çabuk öfkelenen biri olmak: He´s got a temper. dili yumu şak kalpli olmak. k. have a green thumb. dili 1. dili çok e ğlenmek. dili bir şeyden anlamak. Çabuk öfkelenir. bir şeyi belirli bir süre içinde alma/reddetme hakk ı olmak. işi tamamlamak. trafik kazas -i arzu etmek. k. Şimdi zor bir biriyle atışmak. dili tatl k. k. 2. have an affair with have an aptitude for have an in have an itching palm have an option on s.

bak. başka bir işi olmak. k.t. -den illallah demek. giyinmek.o. to thank for have on have one foot in the grave have one´s back to the wall have one´s eyes on have one´s fill of have one´s guard down have one´s guard up have one´s hands free have one´s hands full have one´s hands full have one´s head screwed on have one´s wits about one have one´s wits about one have one´s work cut out for one have other fish to fry have preference have recourse to have resort to have rocks in one´s head have s. 1. -e göz koymak. -e izin vermemek. -e başvurmak. ı parma ğında borçlu oynatıyor. dili (birinin) önünde zor bir i ş olmak. boş olmak. under one´s thumb -eceği gelmek. (right/the right way) akl ı başında biri olmak. meşgul olmamak. ş ey) için vakti olmamak. (birinin) (biri/bir -den nefret vakti etmek/tiksinmek. 2. ile hiçbir ilgisi olmamak: This has nothing to do with you. tetikte olmak. harcayacak olmamak. under one´s thumb. k. doğru dürüst düşünebilmek. i şlerime ey için)Benim (birinde) hiç istek/arzu k. 2. -i kabul etmemek. çok meşgul olmak.. işi başından aşkın olmak. işleri tıkırında olmak.. 1. (birinin)ş-e 1. Ö ğretmen olmak -i hiç sevmemek.o./Nas ıl isterseniz öyle olsun. bak. gözü -in üzerinde olmak. k. 2. argo işi iş olmak. kafas ı yerinde olmak. 1. geçmemi ti. -den hoşlanmamak. -e hiç niyeti olmamak: He´d had no thought of hiç aklından2. dili -e kin beslemek. dili birini parma ğında oynatmak: Sevda has Kâzım on a string. -esi gelmek. dili kafadan kontak olmak. tetikte olmamak. dili (belirli . ile hiçbir ilişkisi olmamak. onu vuraca ş olmak. k. -i gereksememek. dili -den hiç ho şlanmamak. fazla me şgul olmak. Nasıl istersen öyle yap! argo içini kurt kemirmek. to thank for have s. 1. dili -e gücenmi hatırında tutmak. dili. bir davayı kavga ederek/tartışarak sonuçlandırmak. Sevda. ısmarlamak. have no stomach for have no thought of have no time for have no use for have no use for have none of have nothing to do with have nothing to do with have nothing to show for it have o. -e ihtiyac ı olmamak. k. 1. (birine) kin beslemek. k. Siz bilirsiniz. get s. -i hak etmek. k. interfering in bir my ş affairs. Bir yandan ğım geliyor. becoming a teacher.s. bir taraftan -ece ği/-esi gelmek: I´ve half a mind to shoot him. Bunun seninle hiçbir ilgisi yok. yeteneği olmak. sokmaya hiç hakkın yok. elleri bo ş olmak. Have it your way! have kittens have many irons in the fire have no business doing s. dili -den b ıkmak. on a string have s. hiç aklından geçmemek. ığını gösterecek hiçbir şey olmamak. dili çaresiz kalmak. k. k. k. bir ayağı çukurda olmak. Kâz şey için) (birine) olmak: We´ve her to thank for this. 2.o. tercih hakk ına sahip olmak. dili k ırk tarakta bezi olmak. aklında olmak. .o. dokuz do ğurmak. -e başvurmak. 2. he´s only got himself to şar ılı olamad ıysa suçlu olan sadece kendisi! thank for it! Ba şaka etmek. elinde ne yapt (bir şeyin) suçlusu olmak: If he didn´t succeed. (birinin) bir şey yapmaya hakkı olmamak: You have no business burnunuolmamak. Bunun için (birım´ ona borçluyuz.have half a mind to have half a mind to have hard feelings about have in mind have it coming have it in for have it in for have it in one have it made have it out Have it your own way.

dili içi sürmek. dili ishal olmak. k. Gitmeliyim. k./s. (görü şü/fikri) anlayıp paylaşmak/desteklemek. (istem dışı) düşük yapmak. ishal olmak.t. dili gereken niteliklere sahip olmak: She´s got what it takes to be number one in at her class.o. k ısa bir uyku çekmek. birini gülmekten öldürmek. 1. yarış alanının en iç kısmına yakın olmak./s. çok sevinçli olmak. k. birine isteri krizi geçirtmek. have s.t. in common with s. mecliste söz söyleme hakk ı olmak. dili çok e ğlenmek. biri/bir şey kafasını meşgul etmek. k. galip gelmek. dili ortalığı toz pembe görmek. seks yapmak. 2. . dili efkârlı olmak. (birinin) halini anlamak.t. daha elverişli durumda olmak. biri/bir şey aklında olmak. yıkanmak. dili birini çok güldürmek. tahribat. 2. k.t. i. inandığı şeyi yapma/söyleme cesaretini göstermek. aklı birine/bir şeye takılmak. 2. i. ile ilgisi olmak. zarar ziyan. banyo yapmak. 2. İshal olmuş. Onda iyi bir avukat olma potansiyeli (bir yeri)var. 2. çok güzel bir vakit geçirmek. eğlenceli vakit geçirmek. on the brain have scruples about doing s. have not. hakk -meli. (bir şeyden) dolayı vicdanı rahatsız olmak/sızlamak. s ığınak. k. k. 2. 1. Son söz hep onun. hasar. (about) (daha önce verilen bir karar hakk ında) tereddüt etmeye başlamak. bir şeyi çok iyi bilmek.t. serbestçe kullanabilmek. (bir tartışmanın/ağız kavgasının sonunda) son söz birinin olmak: He always has the last word. çoğ. sonunda ba şarmak. dili (belirli bir şeyi) yapacak kadar küstah olmak.t. k. (bir yere) rahatça girip ç ıkabilmek. -de söz sahibi olmak. liman.o. biriyle bir şeyi paylaşmak: I have nothing in common with him. atın sırtından düşmek.o. i. 1. on one´s mind have s. çocuk düşürmek.t. has the konuda) makings nihai of a good -de (belirli bir lawyer. have s. (bir mülkün) tapusunun sahibi olmak. (bir yerde) (birinin) mülkiyet ı olmak. k. have the floor have the gall to have the inside track have the last laugh have the last word have the makings of have the run of have the runs have the shits have the squirts have the time of one´s life have the time of one´s life have the trots have title to have to have to do with have what it takes have words have/feel qualms about have/hold/keep in reserve have/put s. in mind have s. içi gitmek.have s. sevişmek. at one´s fingertips have s. elinde suçlay k. -malı: I have to go. dili bir şeyi kafasına takmak.o. 1.t. dibi tutmamak. k ıs. in hysterics have/suffer a miscarriage have/take a bath have/take a crap have/take a spill have/take a zizz haven haven`t haves havoc birini/bir şeyi düşünmek.. bir şey yapmaya yüzü olmak/cüret etmek. 1. had better -se iyi olur: I had better go. on s. vicdani nedenle bir şeyi yapmaktan çekinmek. bir şey elinin altında bulunmak. dili şekerleme yapmak. ortak hiçbir ıcı delil bulunmak. içi sürmek/gitmek: He´s got the runs. kavga etmek. ishal olmak. Gitsem iyi olur. in (bir şey olma) potansiyeli olmak: He2. gözleri mor halkalarla çevrili olmak. argo s ıçmak. 1. S ınıfının birincisi olmak için gerekli niteliklere ışmak. ihtiyat olarak saklamak. kestirmek. have second thoughts have sex have shadows around one´s eyes have some say in have stars in one´s eyes have sympathy for have the best of it have the blues have the courage of one´s convictions have the face to do s.o. Onunla şeyim yok. k. as Plato has it Eflatun´un deyi şiyle. üstün olmak. dili ishal olmak. 1.

k. i. rizikolu. He should have known better than to do it. f. Ona vız gelir. 1. şans. s. tehlikeli. He suffered a violent death. He is not himself. ela (göz). s. saman. Ödediğin para karşılığında sana iyi mal verir. Kayk ılarak sandalyesini arkaya doğru yatırdı. He looked me through and through. He doesn´t give a damn. i. belirsiz. tınaz. dili Viskiyi buzlu içer. alıç. f. He little knows . i. He was the life of the party. çaylak.. i. doğan. şansa bırakmak. puslu. i. 2. otluk. Seksen ya şında. hafif sis. Diyelim ki bin dolar ı vardı. s./Aklı başında biri. anlaşılmaz. eril o. otluk./İplemez. f. tınaz. zam. s. 1. He has a bad name. Yaşı yetmişi geçti. ince duman. işportacılık yapmak. i. Adı kötüye çıkmış. He gives you good value for your money. sisli. tahmin etmek. Bana bir bira ısmarladı. saman nezlesi. . i. erkek: he-goat teke. kuru ot konulan parmakl ıklı raf/tekne. 2. He numbers eighty years. Onun kafas ı çalışıyor. Kendinde de ğil. Belasını arıyor. Ezilmekten zor kurtuldu. He has turned seventy. fındık. 3. otluk. i. He is past hope. He tilted back in his chair. Hiç vakit kaybetmedi. a thousand dollars. kuru ot yığını. tehlike. Artık buraya gelmiyor.. He didn´t let any grass grow under his feet... i. otluk. i. s. kestane rengi. He did what little he could. kafadan atmak. (kurutmak için) ot biçmek.haw hawk hawk hawker hawthorn hay hay fever hay rack hayloft hayrick haystack haywire hazard hazard a guess hazardous haze hazel hazelnut hazy he He can´t see the woods for the trees. Ümitsiz durumda. i. 2. He had better not. Beni iyice inceledi. He just missed being run over. He is riding for a fall./Kötü şöhreti var. kuru ot. alıç. işportacı. He said it in an unguarded moment./Beni süzdü. 1. Toplantıyı canlandıran o idi. He no longer comes here./Umurunda değil. He is welcome to come and go at his pleasure. riziko. Elinden geleni yapt ı. He walks home to save carfare. Ölümü korkunçtu. 2. Bilmiyor ki . He had. -e cesaret etmek. İstediği zaman gelip gidebilir. i. bulanık. 1. samanlık. şahin. He takes his whisky on the rocks. 2.. kuru ot yığını.. atmaca. otu biçip kurutmak. tehlikeye atmak. He treated me to a beer. He has a good head on his shoulders. Yapmazsa daha iyi eder. Boş bulunup ağzından kaçırdı. dumanlı.. say./Yetmiş yaşına bastı. pus. O işi yapmayacak kadar aklı olmalıydı. fındık ağacı. Ayrıntılara takılıp kaldığı için durumu bir bütün olarak göremiyor. 1. Yol paras ından tasarruf etmek için eve yürüyerek gider.

i. He´s/She´s not the only fish in the sea! head head head honcho head over heels head over heels head over heels in love head s. 2. coğr. karyolan ın başucundaki tahta. burun buruna (çarpışma). i. I had rather go. He´s a man of principle. Herkes onu hor görüyor. ba şş a ait. 2. 2. manşet. şef garson. i. pervas ızca.o. i. Az konu şan biri o. i. 2. He´s always thinking about sex. He will have it that . spor avantaj. 3. 1. bak. bildiğini okuyan.f. şef. Gitmeyi tercih ederdim. 1. z. apar topar. off head s. 2. (bir şeyin) şkanl ığıtaraf. he had. s. özel okul müdiresi. z.He will amount to something. Prensip sahibi bir adam. koltuk ba şlığı. 1. he has. Yazı mı. I had him there. He will not take nay. 2. 1.. k ıs. birinin yolunu kesmek. inatç ı. merkez büro. baş ağrısı. dert. 4. ön baş: Go şto the matematik bölümü ba olan. baş belası. “Yok” sözünden anlamaz. Onun imlas ı iyi. bant. saç band ı. birini kösteklemek. baş. başlık. başı önde. 1.. dili Ne hali varsa görsün! k ıs. 1.. dili ba şkanlık etmek. 1. He will come to no good. he is. merkezde ışanlar..t. i. Ondan ba şkası yok mu bu dünyada? i. oto. -i iddia ediyor. i. this outfit? Buran ın başkanı kim? 2. dik başlı. başkan: the head of the math department kan ı. ba ş yer. kafa kafaya. 1. kelle. he would. balıklama (dalma). burun. -in birincisi olmak: argo tepetaklak perende atma. çal i. pruva rüzgâr ı. k. baş. he will. i. başheads kan. (yazıda) başlık. kafa. head. k ıs. He´s puffed up with pride. 1. bir şeyin ilerlemesini engellemek.. başlık. Kibrinden geçilmiyor. kumanda merkezi. He´s an object of scorn. . karargâh. Onun sonu iyi olmaz. z. nı yapmak/ba kan ı s. i. baştan (çarpma). Aklı fikri sekste. 3. baş. özel okul müdürü. i. başta olmak: Who şef. sakınmadan. i. k. O noktada onu mat ettim.. i. off head start head up head wind headache headband headboard headdress header headfirst headgear heading headland headlight headline headlong headmaster headmistress head-on headphone headquarters headrest Heads or tails? headstrong headwaiter Başarılı bir adam olacak. i. far. bir şeyin yolunu kesmek. tura mı? s. sayfa ba şlığı. He´s a man of few words. bir şeyi engellemek. birinin ilerlemesini engellemek. 2. He/She can stew in his/her own juice! he`d he`ll he`s He´s a good speller. başba taraf. telefon/radyo kulaklığı. sırılsıklam âşık. i. balıklama. i. 2. başlık.

kızışma. sorguya çekmek. f. yürekler acısı. sağlık sigortası. can. merhametsiz. 2. 1. s. cesaretlendirmek. yürek parçalayıcı. f. ısıtmak. (hediye/hakaret) ya ğdırmak. çoğ. 1. i.b. kalp krizi. 2. kösnü. i. yürek. f. tav. başkalarından işitilerek öne sürülen delil. 5.´nde) göbek. orta. hear. yüreklendirmek. kalp ağrısı. duymak. hiddet. mide ekşimesinden dolayı yemek borusunda veya midede duyulan yanma hissi. ocak. s. s. sağlığa yararlı. candan. enerji. sağlık belgesi. i. kalp atışı. çarp ıcı (esans/içki). -i duymak. 1. sa ğlam. iyileştirmek. enginar v. aç ık. i. spor eleme. s. 2. isilik. içten. 1. i. s. sağlıklı. yığın. bak. 3. 4. haber almak. k. sağlam. silah sesi işitmek. inatçı. içten. Hear! Hear! İng. s. yürekten. öfke. çok acıklı. 2. 2. 4. (marul. kuvvetli. 8. . öz. 2. 3. keder. 1. büyük acı veren kimse/şey. 6. şömine. i. ırmağı besleyen kaynaklar. kalpsiz. söylenti. iyileşmek. i. ışı. sağlık sigortası. işitim. küme. aile ocağı. f. dili kalabalık. i. 4. can damar ı. kuvvet. üfürükçü. yürek vuruşu. işitme. 2. s. 3. huk. huk. s ıcaklık. f. yürekten. i. ısı. kulaklık. 3. kalp yetmezliği. i. yığmak. yürek. sağlığa yararlı. 1. cesaret. kulak vermek. kuvvetli. 1. büyük ac ı/keder. samimi.headwaters headway heady heal healer health health certificate health food health insurance health insurance health officer healthful healthy heap hear hear a shot hear of/about hear out heard hearing hearing aid hearsay hearsay evidence hearse heart heart attack heart disease heart failure heart transplant heartache heartbeat heartbreak heartbreaking heartburn hearten heartfelt hearth heartless heart-rending heartstrings heart-to-heart hearty heat heat heat conduction heat rash heat rash i. s. i. üzüntü. 1. ısı iletimi. katkısız. k. sağlığa yararlı. 2. 1. 2. kasap. merkez. candan. sonuna kadar dinlemek. işitme cihazı. dinlemek. sağlık memuru. dedikodu. 2. 2. isilik. ifadesini almak. acı. yurt. çoğ. tıb.. -den haberi olmak. eleme koşusu/yar ısınmak. ac ımasız. sert. yol alma. sağlık.. dili çok miktar. sağlıklı.. i. kafa tutan. kümelemek. büyük ac ı veren. 5. doğal besin.. sağlıklı. i. kalp nakli. insanları iyileştirdiğini öne süren kişi. kalp. s. oturum. i. ilerleme. (heard) 1. gönül. celse. cenaze arabas ı. itmek. iş mektup almak. 1. kalp hastalığı. 1. 7. 2. duruşma. i. f.

2. 2. i. sıcak dalgası. sakar. 2. kabartmak. sarmak. büyük bir güçle atmak/f ırlatmak. rüzgârı başa alıp gemiyi durdurmak. s. 2. 4. fundalık. s. i. 4. telaşlı. argo alçak herif. çalı çit. soba. süpürgeotu. argo Kahrolas ı. 2. dikkatsiz. k ızışmış. gö ğe ilişkin. s. kâfirler. 1. 2. hektar. süpürge çalısı. (konuşmacının) sözünü kesmek. kızışık. f. İbranice. s. ı ile çevirmek. dikkat etmek. 3. 1. kalın (kar ı). kâfir. ısıtıcı. (deniz) kabarmak. i. yukar ırma. soru yağmuruna tutmak. gökcismi. s. 2. pervas ız. İbrani. 2. 2. i. 2. f. ısıtıcı. 3. kim. f. dili 1. topuk. s. s. ağır bir şekilde. rlatma. küffar. 2. i. i. 1. kâfir. sık ağaçlardan/çalılardan oluşan çit. ağır sanayi. f. ağır iş için elverişli. faça edip durmak. süpürgeotuna benzer bir çal ı. 2. ekilmiş çalılardan/ağaçlardan oluşan çit.heat stroke heat wave heat wave heated heater heath heathen heather heating heating coil heave heave heave a sigh Heave ho! heave to heaven heavenly heavenly body heavily heaviness heavy heavy guns heavy industry heavy industry heavy metals heavy water heavy-duty heavy-handed heavy-hearted heavyweight Hebrew heck heckle hectare hectic hedge hedgehog hedgerow heed heedless heehaw heel heel hefty heifer height heighten sıcak çarpması. 2. k. kald içini çekmek. 6. art ırmak. ilahi. ağır sanayi. Yisa!/Vira salpa! 1. (çoğ. s. eli ağır. 2. i. 2.. kuvvetli (yağmur/rüzgâr/fırtına). kaçamak cevap çal i. eşek anırması. i. yükseltmek. i. çevirmek. 1. sıcak dalgası. artmak. 1. s. 3. i. s. i. önemseme. 2. 1. ağır. üzgün. dinlemek. etrafına çalı dikmek. 1. yükselti. s. ağır metaller. kaldırmak. 3. rezistans.then/--s) 1. kederli. do ğurmamış genç inek. funda.. cennet gibi. Tanrısal. heyecanlı. şiddet. den. kirpi. çekmek. anırma. hea. ökçe takmak. (--d/hove) 1. yükseltmek. ökçe. i. 5. f. (borsada) çok miktarda (alım tabakas ağır silahlar. sıkıştırmak. s. kâfirlere özgü. ah çekmek. 3. i. i. yükseklik. 2. şiddetle. yükselmek. gökle ilgili. ağır su. i. fırın. s. yeğinlik. düve. 4. 1. göksel. öfkeli. 3. çoğalmak. ısıtma. dikkat. şiddetli. 1. oldukça a ğır. 1. kuvvetli. kuşatmak. i. 1. ağırsıklet. f. dayanıklı. kefere. ünlem. 3. önemsemek. ı kald ırmak. i. elek. ocak. iriyarı. çok miktarda (oy kullanımı). bol. i. cennet. çok güzel. 5.. doruk. hararetli (tartışma). boy. çoğaltmak. fı4. . en yüksek nokta. 1. ağırlık. 1. beceriksiz. z.

i. iğrenç. helpful. henceforth. vâris. i. yardımsever. basur. i. ımda of bulunmak. yarıküre.men (helmz´mîn) i. yararlı. hemofil. faydalı. dır dır etmek. 2. helikopter. ahçı. 1. karmakarışık. hemoglobin. i. k ılıbık. f. tıb. kalıtçı. i.. tıb. bundan böyle. i. out Help wanted. tolga. i. bak. Sana nas (kendi kendine yaparak) (yiyeceklerden) almak: Hefayda helped himself to a piece the cake. tiksindirici. tıb. gelişigüzel. 2. 1. f. i. ünlem Kahrolsun! i. s. korkunç. kask. s. helms. antika. ajur.heinous heir heiress heirloom held helicopter heliotrope helium hell hellebore hellish hello helm helmet helmsman help help o. Alo. i. bot. z. s. terz. çevirmek. dolayısıyla. den. i. yard s. Eleman aran ünlem İmdat! i. ünlem 1. 1. etek.. mirasç ı. dümen yekesi. f. i. 1. bundan dolayı. kötü. katkıda bulunmak: I don´t see how I can help you. yardımcı. 2. katkıda bulunma. savunmas ız. z. kenevir. i. 2. dişi kuş. i. kümes. Merhaba. i. kullanışlı. elbise kenar ı. Yard ım etme... âcizlik. bak. bambulotu.. kendir. Kekten bir dilim ald ı. etmek. dümen. vır vır etmek. karaciğer iltihabı. 2. içine almak. tavuk. i. apar topar. i. bundan sonra. kötü. --ming) kıvırıp kenarını bastırmak. elbise veya paltonun etek kenar ı. s ıçandişi. baskı. dümenci. tıb. f. ıl yardıservis m edeyim bilemiyorum. z. i. hemofili. hepatit.. (--med. porsiyon.. i. i. başının etini yemek. helyum. çoğ. çırak.. çirkin.. 3. tela şla. emoroit. to help out help s. yardımcı: You´re not being ımcı olmuyorsun. s. z.. i.o. etek boyu. baldıran. miğfer. hold. buradan. 2.s. kadın mirasçı. i. 2. yard birine yard ım etmek: Can you help her out with her French? ızcas ına yardım edebilir misin? Frans ıyor. kuşaktan kuşağa geçen değerli şey. 2. faydas ı olmak. ağıotu. i. kuşatmak. yard ım etmek. 1. s. çöpleme. kanama. âciz. alelacele. i. bot. savunmas ızlık. bu nedenle. 1. 1. . i. berbat.. i. cehennem. aciz. muavin. (belirli bir zaman) sonra. Help! helper helpful helping helpless helplessness helter-skelter hem hem in/about hemisphere hemline hemlock hemoglobin hemophilia hemophiliac hemorrhage hemorrhoid hemp hemstitch hen hence henceforth henceforward hencoop henpeck henpecked hepatitis s.

haberci. 2. miras yoluyla geçen. otlardan yap ılan. f. s. bunun üzerine. duraksamak. burada. İşte başlıyorum. He looked hated her. kahramanlarla ilgili. kahramanlık. onun: He loves her. al. İşte! z. . 1. dişil onunki. 2. tereddüt etmek. kahraman. şimdiye kadar. kavlıç. hertz/--es) fiz. z. i. duruksun. eroin. gütmek. z. Ondan nefret ettiler. buraya. i. kalıtımsal. eating my roses. ilişikte. çoğ. 2. 2. sürü içgüdüsü. çekinmek. z. i. kadın kahraman. i. Başlıyoruz!/Haydi bakalım! 1. çavşırotu. topluluktan kaçan. 3. f. gerçek ından çok büyük (heykel/resim). muazzam. 3. güz. edeb. onun: Take hers. i. geldin mi? 3. zool. karars ız. i. f. sürü. ondan. bitkisel. tereddütle. 2. şifalı bitki. bunda. (çoğ. 2. i. miras. 1. Onun o kör olas ı keçisi zam. orada burada. ringa. kahraman. (çoğ. buralarda. çoban. herald herb herbal herbicide herbivore herbivorous Hercules Hercules´ allheal herd herd instinct herdsman here here and there Here goes! Here goes! Here you are. ona. herds. 1. münzevi.. yabanc ı ot öldürücü. It pleased her.. fıtık. ileride. bak. zam. z. sürü halinde gitmek. soyaçekim. duraksayarak. i. te şrifatçı. hers isbizzat. O onun. heroic. tereddütlü. 1. yemeklere tat vermek için kullan ılan bitki. ayaktak ımı. bundan sonra. Ha. kalıt. That´s hers.her Her conscience pricked her. felsefi/siyasi doktrinlere kar şı ş doktrinlere kar şı olan kimse.men (hırdz´mîn) i. i. i. That damn goat of kendi. dişil kendisi. 1. ot. kabul olunmu s. haber vermek. Vicdan i.. s. müjdeci. 2. otlara ait. bunun içinde. hayvan sürüsü. at her. kahraman. i. bu vesile ile. ikircikli. yiğit. otçul hayvan. z. z. i. i. dince kabul olunmu ş inançlara aykırı düşünce. bununla. z. herbisit. şurada burada. edeb. kahramanca. 1. boyutlar s. s. 2. baş karakter. s. 2. Onu seviyor. Ona bakt ı. i. hertz. s. Buyur. protokol görevlisi. hâkim olan gelen düş ünce. avam. dalalet. z. san. çavşır. otçul. 1. balıkçıl. bundan önce. irsi. buras ı. i. Onunkini al. Herkül.. i. dişil onu. cesur. kalıtım. kal ıtsal. i. kabul olunmu ş doktrinlere karşı olan. ikircimli. i.. 2. yaln ız başına yaşayan kimse. They ı kendisini rahats ız etti. irsiyet. --es) 1. hereabouts hereafter hereby hereditary heredity herein heresy heretic heretical heretofore hereupon herewith heritage hermit hernia hero heroic heroical heroin heroine heroism heron herring hers herself hertz hesitant hesitantly hesitate zam. 1. ilan etmek.

. i. lüks (ya şant 1. (polisten) saklanmak. yatak. karşı cinse ilgi duyan. s. yüksek atlama.. hew. 2. s. yüksek atlama. high fidelity. f. kıro. herkes. f. 1. gizli. s. boş yer. saklambaç.. s. i. yüce. i. karya. k ış uykusuna yatmak. gizlenecek yer.hesitation heterogeneous heterophyte heterosexual hew hew down hew out hewn hexagon hey heyday HH hi hiatus hibernate hibernation hibiscus hiccough hiccup hick hickory hid hidden hide hide hide away hide out hide-and-seek hideaway hidebound hideous hide-out hiding-place hierarchical hierarchy hieroglyph hi-fi high high and low high density high fidelity high frequency high gear high jinks high jump high jump high latitudes i. 8. (ağacı) kesip devirmek. i.. açıklık. bak.. i. deri. coğr. saklanmak. f. heteroseksüel. kutuplara yakın. hide 2. en h ızlı vites. A! i.. . gizlenmek. k. 2. bak. i. Hey!/Baksana! 2. saklamak. i. f. (--ed. hanzo. hiccup. heterojen. tereddüt. i. s.. 7. ikircik. f. sesi çok doğal bir şekilde veren (radyo/pikap/hoparlör). kutuplara yak ın yerler. 2. İng. Hey! i. 1.den) saklamak. ünlem 1. Haydi! 3. hiyerarşi. kendini be ğenmiş. 6. en parlak dönem. tamasalak.. i.tus) aralık. hideaway. ünlem 1. hid. bak. yüksek. yarmak. 4. i. hödük.. 1. fasıla. 5. çok çirkin. k ıs. perdeden. 1. (polisten) saklanacak yer. müz. dili ta şralı. 2. f. 3. saklanacak yer. His Holiness. oto. i. i. şamata. bot. s. zahmetle meydana getirmek. zengin fakir. duraksama. cümbüş. hewn) 1. gizlemek. His/Her Highness.a. post. kesmek. hayvan derisi. 2. f. 2. bak. eski kafalı. s. kapal ı. yüksek ı). --es/hi. hiyeroglif. zula. iğrenç. s. k ış uykusu. geom. korkunç. hıçkırmak. (çoğ. dar görü şlü. kibirli. i. i. ikircim. bilg. altıgen. hide 2. 2. yüksek yo ğunluk. yüksek frekans. saklanmak. çingülü. ara. kokmuş (et). bak. balta ile kesmek. hıçkırık. her yerde. in hiding sakl ı. yontarak şekil vermek. Merhaba! 2. sesi çok do ğal bir şekilde verme.. i. i. (hid. bak. f. hiyerarşik. altın çağ. 3. 1.. yontmak. tiz.

1. i. 1. neşe. eşkıya... çok iyi.. foto. birinci s ınıf. doruk. anayol. en üstün başarı düzeyi. zorlayıcı. son -i vurgulamak. dili kaliteli. 2. (kamyon. hızlı tren. z. i. art yapan i. . k. kabarma. entelektüel. s. i. azami kabarma. 2. yüksek yo ğunluklu. yücelik. aç ık deniz. f.. 2. yüce gönüllü. 2. met hareketi. çok tiz.way. 1. s. dağlık yer. doruk. 1. -ebir dikkati çekmek. (resimde) ışıklı bölüm. yüksek mertebeler. tepelik. enginler. i. i. haydut. ekstra. derece. f. yükselme. i. (uçak/gemi) kaç ırmak. 2. çetin yürüyüş. 3. gürültülü ve ne şeli. san. güz. i. uzun yürüyü ş yapmak. lise.´ni durdurarak soyan) soyguncu. i. yüksek (bina/apartman). 1. s. kaliteli. ş uzun ve kimse. tren v. s. i. anayol..b. yüksekö ğrenim. f. (fiyatı) yükseltmek. i. yüksek kabartma.men (hay´weymîn) i. dili ileri teknolojinin ürünleriyle donat ılmış/yapılmış. üstün nitelikli. (yüksek) mama iskemlesi. lise. i. i.´ni) soymak. s. 2. uçak korsan ı. 1. ırmak. ilgi çekici olay. kabza. yüksek bas ınç. sinirli. high. artış. bilg. çok. 1. s.b. ta şkın. pek çok. (kamyon. k ılıç kabzası. dili ileri teknoloji. 1. s. k. i. parlak nokta. önemli bölüm. denizin kabarması. 2. suyun azami kabarma noktas ı. 2. 2. çoğ. en önemli/heyecanlı nokta. i. 1. 2. s.high living high octane gasoline high places high point high price high relief high school high school high seas high tech high tide high tide highbrow highchair high-class high-density higher higher education high-grade highlands highlight highly high-minded highness high-pitched high-pressure high-rise highroad high-speed high-speed train high-strung high-tech high-water high-water mark highway highwayman hijack hijacker hike hiker hilarious hilarity hill hillside hilltop hilly hilt lüks hayat. tren v. olumlu s. met hali. bayır. tepe. 1. en ınçok ı çizmek. 2. i. met. kahkaha. çoğ. 2. s. s. s. i. 1. daha yüksek. yüksek fiyat. 3. met zaman ı. s.. yokuş. k. zorla yapılan (satış). i. yamaç. sinirleri gergin. 1. uzun yürüyü s. (eteğini) toplamak. -in alt şekilde. yüksek oktanlı benzin. büyük h ızla giden.

s. tarihi. ücret. k. engel. 2. f. 1. His blood is up. ıslık çalarak yuhalamak.pot. Take his için outside. His heart is in the right place. i. s. historical. menteşe takmak. --es (hîpıpat´ımısız)/hip. i. çıtlatmak. bak.most) arkadaki. engelleme. mente ğ l ı olmak. ima etmek. i. 2. but (et). Hindu. (--er. zam. f. His face was wreathed in smiles. 1.. dini Hinduizm olan. dili Ne varsa dilindedir. dini Hinduizm olan kimse. 1. dişi geyik.s. Hinduizme özgü. 2. reze. 2. dili suayg ırı. s. zam.o. k ıllı. kiralamak. en gerideki. art. His head is spinning. önemli. -i üstü kapal ı söylemek.. şe. kira. Hindu. His Holiness his opposite number his strong point His/Your Highness hiss hiss s. Öfkeden mosmor kesildi. kalça. ona. saçlı sakallı. history. 1. That dog´s his. 1. Onunkini istemiyorum. i. engellemek. histoloji. dönüm noktas ı. dili Baya ğı kızdı. 1. i. hinterlant. tıslama.. i. -i kiraya vermek. 2. f. --most/--er. 2. Tüyleri ürperdi. arka ayaklar. ima. s. zam. 1. i. kira ile tutmak. hippi. onun: I don´t want his. 2. tıslamak. . dokubilim. eril onunki. i. O köpek onun.. on/upon i. anat. s. Ekselanslar ı. Onunkini d ışarıya çıkar. iç bölge. f. -i dokundurmak. tüylü. dayanak noktası. çoğ.him himself hind hind hind legs hind quarter hinder hindermost Hindi hindmost hindrance Hindu hinge hint hint at hinterland hip hipbone hippie hippo hippopotamus hire hire o. Gözleri ona dikildi. Başı dönüyor. i. en sondaki. off the stage hist histoid histology historian historic historic moment İyi niyetlidir. Yüzünde büyük bir tebessüm vard ı. ıslık. ı (Ekümenik Patrik kullan ılır. geride olan. Hintçe. tarihsel. 2. -e ıdayanmak. onun kuvvetli taraf ı. Patrik Cenaplar k..mi (hîpıpat´ımay) i. s. e ba söz. i. tarihi an. historian. i. ücretle çalışmak. 1.po. kalça kemiği. ıslıklamak. en arkadaki. i. eril kendisi.. k ıs. Papa Cenaplar ı. His face became purple. s. i.a. kendi. suaygırı. ücretle tutmak. -i ima etmek. üstü kapal -i hissettirmek. f. k. dokusal. s.). s. karşı tarafta aynı yeri işgal eden kimse. hindmost. His eyes rested on it.. i. tarihçi. eril onu. His hair stood on end. bizzat. birini ıslıklayarak sahneden kovmak. out hire out hirsute his His All Holiness His bark is worse than his bite.

dili 1. 1. taşı gediğine koymak. stok etmek. z. büyük bir başarı kazanmak. kovan. i. His/Her Majesty´s Service. 3. ürtiker. rasgele bulmak. engel. söz. z. k. 1. boğuk sesli. 3. s.. bir ileri bir geri. otostopçu. tarihe göre. yukarı çekmek. boğuk. haksızlık etmek. i. kurdeşen. tam bilmek. k. boks kemerden a ş2. oraya buraya. i. argo tepesi atmak. i. istifçi. etmek. yataktan kalkmak. olarak başarı. vurma. tarihle ilgili. k ıs. His/Her Majesty´s Ship. tarihi. 1. (birine) kahpelik 1. iliştirmek. takmak. ancak en önemli noktalara de ğinmek. ağarmış. şimdiye dek. mec. hedefi vurmak. 1. dili (bir şeyi arayan biri) aradığını bulmak/kendisini çok umutlandıran bir şk. bağlamak. 2. ip ile ba ğlamak. boğuk sesle. dili yatmak. umulmadık bir anda başarı kazanmak. (hit. argo 1.historical historical novel historically history hit hit below the belt hit below the belt hit it off hit man hit one´s stride hit pay dirt hit the books hit the bottle hit the ceiling hit the deck hit the high spots hit the jackpot hit the jackpot hit the mark hit the nail on the head hit the roof hit the sack hit the sack/sack out hit the spot hit the trail hit upon hit-and-run hitch hitch on to hitch up hitchhike hitchhiker hither hither and thither/yon hitherto hive hives HMS hoard hoarder hoarding hoarfrost hoarhound hoarse hoarsely hoarseness hoary s. yerinde vuru ağı usulsüz 2. 1. 3. biriktirilmiş şey. k ırağı. adi -e bağlamak. k. f. biriktirmek. i. i. 1. s. boğuk seslilik. 2. k. 1. z. i.. ineklemek. eydili bulmak. s. volta. dili en yüksek h ıza/dereceye ulaşmak. k. i. --ting) 1. çarpıp kaçan (şoför). i. tahmini do ğru olmak. biriktirip saklayan kimse. 2. çarpmak. tıb. i. beri yandaki. çekelemek. dili (yiyecek/içecek) çok makbule geçmek. ak. isabet. ar ı kovanı. f. 2. 1. 1. 4. istiflemek. aksama. tepesi atmak. iki/bir seksen uzanmak. vurmak. 2. k. 4. 2. i. k. bağ. i. buraya. tarihi roman. 2. k. 2. 2. horehound.vurmak. 2. turnayı gözünden vurmak. otostop yapmak. kalleşlik etmek. dili yola koyulmak. anlaşmak. uyuşmak. topallamak. . beriki. k. şuraya buraya. ancak en önemli şeyleri görmek. isabet ettirmek. dili turnayı gözünden vurmak. k ır. isabet etmek. to (atı) -e koşmak. tarih. argo yatmak. şimdiye kadar. istif. tam isabet kaydetmek. f. s. dili küplere binmek. darbe. dili kiralık katil. bak. 3. 2. ba ğlantı parçası. argo şişeyi devirmek. ş. tarihsel. istifçilik. z. boğukluk. f.

2. 2. 3. --es/--s) 1. oyun etmek. f. konu şmamak. i. -i tutmak. dayanmak. b ırakmamak. rehin. çapa. uzun uzad ıya konuşmak. 2. k. 1. ayak diremek. geçerli olmak. içine almak: How wateriç will this ı. hokey. 3. aksama. Elimi tut. boş gezenin boş ı. topal etmek. 2. much 2. 2.o. yerini korumak. topallamak. öne sürmek. yukarı çekmek. (telefonda) beklemek. nutuk söylemek. (başarısız bir durumu) ameliyat masasına yatırmak. gemi ambar çocuğa (okulda) aynı sınıfı tekrarlatmak. k. tutmak. kalabalığı zaptetmek. hile. geçerli olmak. saymak.o. 2. f. 2. 1. k. i. baskı altında tutmak. geminin taraf ı. dili i. dayanmak. (suçu) -e yüklemek. süregelmek. 2. ifrit. önermek. 1. dert. i. karmakar ışık şey. aylak. k. dili tutmak. uzak durmak. (held) 1. işletmek.hoax hobble hobby hobgoblin hobo hock hockey hodgepodge hoe hog hog wild hoist hold hold hold a child back a year hold a crowd back hold a postmortem hold a thing over s. arada mesafe b ırakmak. yularını elden bırakmamak. f. buka ğı. yaklaştırmamak. tutmak. f. eski durumunu korumak. saplant ı. 4. dilini tutmak. başkalarıyla görüşmesine izin vermemek. 3. hakir görmek. buka ğı vurmak. türlü yemeği. yük asansörü. 2. konu şmamak. 2. büyük domuz. kösteklemek. dili dilini tutmak. i. 1. k. rehine koymak. topallama. inanmak. aksayarak yürümek. f. yetmek. sayg ı göstermek. 1. zaptetmek. (çoğ. glass hold? Bu bardak ne kadar su i. 2. dü şkü. 3. 1.. çapalamak. ileri sürmek. (bayrak) çekmek. . 1. gulyabani. yakla şmamak. ertelemek. yukar ı kaldırmak. back i. susmak. ayak zevk. 2. hobi. yersiz korku. kalfas i. serseri. kimseyle görü ştürmemek. f. zaptetmek. yüzüne vurmak. birinden gizlemek. dili (bir işi) yürütmek. köstek. 2. yakla ştırmamak. 2. 1. bir şey söylememek. hold against hold aloof hold at bay hold by hold down hold forth hold good hold good hold in hold in contempt hold in esteem hold in leash hold in pledge hold incommunicado hold no brief for hold off hold on hold on to Hold on! hold one´s ground hold one´s own hold one´s own hold one´s peace hold one´s peace/tongue hold one´s tongue hold out hold out on one hold over hold s. latife. i. i. ilişki kurmamak. 4. 3. -in savunucusu olmamak. özel 1. rehin olarak tutmak. 1. -in taraftar ı olmamak. gezici rençper. 4. 1. birini bir şey ile durmadan tehdit etmek. i. devam etmek. dili Dur!/Bekle! durumunu korumak. i. birinin ilerlemesini durdurmak/engellemek. 1. oyun. -e tutunmak. tutmak: Hold my hand. ertelemek. şaka. hor görmek. aldatmak. uzakta tutmak. 1. direnmek. argo ç ılgın.

s. çukur. İng. out oymak. 1. f. s. saklanmak. tutma. 3. Hollanda.t.hold s. kutsallık. 2. 1.o. kasanın anahtarı (birinde) olmak. İüs. 2. tatil. 4.. gülhatmi. 4. in one´s arms hold s. 3. (birinin/bir kurulu hisseler/emlak/mülk/mallar. 3. makul olmak. delik açmak. i. yank ı yapan. bot. arzetmek. evde oturmayı tercih eden kimse. 2.. i. yuva. büyük yang ın. 1. i. dili berbat yer. bir şeye i. (hükümdara v. delmek. bir arada tutmak. s. 1. İng. kutsal. i. İçişleri Bakanlığı. bo şluk. içine bir şey konulan nesne/kap. bağırış. from k. k ıpırdamamak. i. i. geçidi tutmak. delik. çökük. i. sade. gösterişsiz. ev. yaramayan zafer. 2. engellemek. dili geçerli4. 2. İng. anayurt. boş başarı . i. tutmak. mukaddes. s. ile aynı fikirde olmak. i. İçişleri Bakanı.o. kira ile tutulmu ş arazi. tatil günü. (şirketin) idare merkezi. dinlenmek ışmadan geçirilen süre. çukur. . i. İng. ev ekonomisi. 1. 2. olmak. çukur. Paskalyadan önceki hafta. evsiz barks ız. çobanpüskülü. gecikme. (ifade) tutarlı olmak. göstermek. değişikliğe karşı olmak. cana yakın. hürmet. soygun.. k. memleket. ev ile ilgili. çirkin. anavatan. 5. 2. 3. in high regard hold still hold sway hold the field hold the line hold the pass hold the purse strings of hold together hold up hold water hold with Hold your horses! holder holding holding company holdover holdup hole hole up holiday holidaymaker holiness Holland holler hollow hollow victory holly hollyhock holocaust holster holy Holy Scripture Holy Week homage home home base home economics Home Office home office home port Home Secretary homebody homeland homeless homelike homely birini kuca ğında tutmak. 1. i. k. boşluktan gelen (ses). vatan. s. rahat. 2./s. s. 2. derin. 1. yortu günü. Kitabı Mukaddes. 3. üstünlüğünü korumak. holding. para (birinin) elinde olmak. içişlerine ait.b. İng.´ne gösterilen) sayg ı. dili ba ğırmak. eve ng. 2. 2.. ayr ılmamak. dili Dur!/Bekle! i. geciktirmek. 1. özgü. tatil. 1. içi bo ş. tabanca k ılıfı. 2. oyuk. i. kaldırmak. 2. i. birine/bir şeye saygı duymak. bayram günü. ev gibi. içinde bir şey saklanabilen şamdan. sahte. yurt. korumak. 1. i. 3. aile oca ğı. dili -den kalma bir şey/kimse. evsiz. basit. merkez. haykırış. 1. oyuk. bot. 3. i. rahat. f. i. kutsiyet. yalan. için çaltatile çıkm ış kimse. 1. egemen olmak. k. cigarette nesne/kap: candle holder şun sahip olduholder ğu) sigara ağızlığı. demirleme liman ı. yardımda bulunmak. kulp. i. yolunu kesip soymak. f. k. 1. telefonu kapatmamak. haykırmak. imha.

i. sahibine hizmet kar2. s. homojenize: homogenized milk homojenize süt. Honesty. 1.. ev ve eklentileri. f. klakson çalmak. hon. bilemek.o. çiftlik ve eklentileri.rar. iftihar listesi. 2. homogenize. e borcunu ödemek. sade. basit. i. 1. 1. honorary. onursal. ödev. yabankazı sesi. k ıs. s. in him. mansiyon. onda dürüstlük nam ına bir şey yoktu. i. dürüst. e şadlı. 2. evine/vatan ına dönmekte olan. ba ğdaşık. z. 2. s. katil. dövüp kıvamına getirmek. 1. türdeşlik. homojenlik. gurbet çeken. şöhret. i.. ev kad ını. han ımeli. i. namuslu. honey in the comb honeybee honeycomb honeymoon honeysuckle honk honky-tonk honor honor a debt honor roll honorable honorable mention honorable mention honorarium honorary i. onur. mansiyon. 2. 1. homojenle ştirici. Honduraslı. i. i. honorably. dürüstçe. Honduraslı. ba ğdaşıklık. dilb. namus. s ıla hasreti. 2.a (anırer´iyı)/--s (anırer´iyımz) i. homoseksüel. (bono/çek) kabul edip karşılığını ödemek. cinayet. şerefli. s. f. eve do ğru. hilesizce. gerçekten. fahri. i. 1. ün. adam öldürme. Honduras. evde dokunmu ş. nam. 2. Honorable. i. f. 1.. Dürüstlük en iyi yoldur. homojenle ştirmek. hilesiz. s. şeref vermek. f. bot. 1. 1. i. Honesty is the best policy. gurbet çekme. balarısı. kaz sesi çıkarmak. i. k. s. s. homojen. i. dili pavyon. klakson sesi. balayına çıkmak. sahiden. e şcinsel. şeref. iffet. 1. türdeş. 1. f. vatan/ev hasreti çeken.. 2. s. ev ödevi.. (ballı/balsız) petek. k ıs. bak. çoğ. i. homolog. i. 2. evde yap ılmış.i. i. (okulda) esas dershane. honey petek balı. Honduras. 3. . i. İng. f. i. 2. was not Şeref şöyle dursun.homemade homemaker homeroom homesick homesickness homespun homestead homeward homeward bound homeward bound homework homicide homogeneity homogeneous homogenise homogenize homogenized homogenizer homologous homonym homosexual Hon hon Honduran Honduras hone honest honestly honesty s. bal. memleket yolunda. s. i. dili sevgilim. 2. ücret. namus. balayı. can ım.. i. i. ücretsiz yap ılan. dürüstlük. adi bar. serbest meslek şılığı nda verilen para. s. 2. bağdaşık hale getirmek. z. -i şereflendirmek. f. k. 1. Honduras´a özgü. let alone honor.

s.. f.. müz. f. i. f. Masalımı olduğu gibi yuttu. i. İng. (bayku ş) ötmek. 2. oto. kahkaha. hoof. 2. . kabadayı. k. çevren. s ıçramak.. sıçrama. ı dünyasından biri. çengel ile yakalamak. ile evlenmek. orak. umutsuz. bak. kalabal ık. klakson. sarp ın. aldatmak. horda. zool. dili orospu. line and sinker. dili çok k ızmış. 2. i.. göz boyamak... bak..2. 2. f. i. ba şlık.. köpekotu. çengelsi. çavu şkuşu. vapur/tren/sis düdüğü için) ötüş. nargile. patırtı. k. boru. s. dünyas ı. olta ile (balık) tutmak. 1. 2. 2. çengel şekline sokmak. 1. 2. erkek veba diş 1.. argo 1. (korna. bak. kaput. korna. k. dili şamata. i. 3. ufuk. ümit verici.. şerbetçiotu. kabadayı. yeraltı ından biri. bak. k. i. çoğ. zool. 1. 1. 4. f. z. k. i. dili 1. kukuleta. hurrah. yaya gitmek.. (bayku ş. dili in şallah. 1. honor. 1. fahi şe. f. vapur/tren/sis düdüğü) ötmek. k. f. kasnak. 1.. dili çok öfkeli. İng. kah kah gülmek. i. i. ümitsiz. ibibik. s. ünlem. kanca. ummak. bot. kara ısırgan.. 2. ümit etmek. elektrikli süpürge. i. kopça. yeralt i. kopça. çekmek. i. ümit vermeyen. İng. çengel.honour honourable hood hoodlum hoodwink hoof hoof it hoo-ha hook hook and eye hook up hook up with hook. 1. 2.. ümitle. i.o. elektrikli süpürge ile temizlemek. f. hoopoe. çember. umut. 3.. s. hüthüt. toynak. dans etmek. i. dili uçuş. köpürmüş. kabaday f. taban tepmek. 1. her şeye rağmen ümitli olmak. f.. i. 2. İng. 2. i. ğilamak. bak. çengelli. line and sinker hooka hookah hooked hooked nose hooker hooky hooligan hoop hoopoe hoopoo hooray hoot hoot of laughter hoot s. ile ilişki kurmak. 1. ümit. köpekayası. Upupa epops. i. --ping) sekmek. k. çengel şeklindeki. 2. İng. i. i. i. hormon. yatay. hayırlısı demek. birini yuhalayarak susturmak. çemberlemek. hookah. i. 3. kancayla ba ğlamak. çoğ. dili tamamen. sekme. korna. 1. --s (hûfs)/hooves (huvz) i. birleştirmek. 3. 1. silo. i. i. down hoover hooves hop hop hope hope against hope hope for the best hopeful hopefully hopeless hopper hopping mad hopping mad hopscotch horde horehound horizon horizontal hormone horn i. motor kapağı. i. yatay düzlem/çizgi. dili serseri. seksek oyunu. bak. çalmak. i. 2... gaga burun. (--ped. k. honorable. boynuz. 2. uçak seferi. ümitli. s. i. oldu ğu gibi: He swallowed my story hook. k.. tutmak.

2. İng. s. --s) hortum. ın ölene kadar bakıld ölümcül hastalar ı. 2. yılgı. s. sunucu. beygir. (çoğ. 1. öğüt veren. 2. konuksever. davet vermek. s. i. i. i. at nalı. i. çok fena. davet veren kimse.. kaba ve k ırıcı. i. i. k ıs.ız falı. f. İng. 2. i. kaba k ırıc ı. öğrenci yurdu. 2. iğrenç..horn of plenty hornbeam hornet horns of a dilemma horny horoscope horrendous horrible horribly horrid horridly horrific horrify horror hors d'oeuvre horse horse chestnut horse mackerel horseback horsebean horsehair horseman horsemanship horseplay horsepower horseradish horseshoe horsewhip hort hortative hortatory horticulture hose hose hosier hosiery hospice hospitable hospital hospitalise hospitality hospitalize Host host host hostage hostel bereket boynuzu. mensucat. rehine. hose) çorap. beygirgücü.men (hôrs´mîn) i. korkunç. i. birinin seçilmesi gereken iki güç seçenek. (--ped. mensucat fabrikası. 3. (ekmek ve şarap ayinindeki) ekmek. çok kötü. gürgen. binicilik. at. s. çoğ. i. spor atlama beygiri.konuk çokluk. 2. horse. 2. korkutmak. ağı ık. çoğ. misafirperver. 2.. i. 1. i. --ping) kamçılamak. 2. kalabal i. boynuzlu. . horticulture. s. at k ılı. dili çok kötü. bak. süvari. i. deh şet verici. ev sahipli ği yapmak. 2. çokçok fena. bak. korku.. beygir. at kılından dokunmuş kumaş. ikramc ılık.ığı bakımevi. sunuculuk yapmak. yüreklendirici. misafirperverlik. at s ırtı. 1. kötü. (çoğ. atkestanesi.kötü. i. tutak. i. dehşet. çok şır ı bir ekilde. çerez. i. çorapçı. çorap fabrikas ı. s. hastane. bahçecilik. fena. cı dili bir ş ekilde. 1. 3. çiçekçilik. 1. dehşetli. İng. 1. dehşete düşüren. k. i. nal ile oynanılan oyun. 1. abazan. fena ihalde. hoyratlık. 1. ev sahibi. y s. korkunç. a 3. Fr. eşek şakası. argo seks yapma arzusuyla yan ıp tutuşan. çokve kaba ve z. f. teşvik edici. i. f. ikramc i. i. s. dili korkunç. kamç ı. i. kırbaç. zayiçe. rlamak. 2. korkunç/deh şetli bir şçok ekilde. 1. ğrenç. i. hospitalize. 1. çok fena. berbat. etmek. 1. f. 1. korkunç. konukseverlik. dili çok korkunç. 2. k. hortative.. Hrist. z. mak. 4. i. i. büyük e şekarısı. hastaneye yatırmak. i. çoraplar... bot. meze. istavrit. dili berbat. 3. k. nas ld i. k ırık. genç turistler için ucuz otel. 1. çok kaba ve k ırıcı bir şekilde. ordövr. nal şeklinde şey. k. 2. 2. binici. ıı rl ı. bahç ıvanlık. dilişçok kötü. abaza. bayırturpu. çok k. nasihat dolu. gayret verici. 1.. özellikle rahipler/rahibeler taraf ından idare edilen misafirhane/yurt. bakla. 3. i.. çok kötü.. f.

(h^z´îf). 4. gen. 1. i.b. iskân. (fesat/kötülük/huzursuzluk) ğı/yuvas ı. i. kaplıca. 1. i. martaval. i. hanedan. yerleştirmek: The government housed the refugees in f.men (haus´mîn) i. i. 6. i. hot-water bottle sıcak su torbası. mak. yüksek gerilimli ak ım taşı ş laf. hostes. 6. çoğ. çoğ. ev sahibi. aile reisi. 2. alçak herif. 3. saat. s. düşmanlık. izlemek. 1. kayna s. acı biber. toplu konutlar. 2.b. taze (haber v. Hükümet s ığınmacıları çadırlara yerleştirdi. ticarethane. 2. yeni. saatte bir. 2. sabahlık (giysi). 3. çabuk parlayan (kimse). düşmanca. çabuk k ızan kimse. çatı2. i. i. ev k ıyafeti. s. elektrikli ocak. konutlar. 2. kâhya kad ın. eve ait. s ıcak. s. çoğ. hodgepodge.wives (haus´wayvz) ev hanımı. heave. tazı. bak. otel. 2. argo bo sütlü kakao. -de bulunmak: That ği. saat ba şı. sosyal konutlar. limonluk. 3. house. radyoaktif. 3. nedeniyle) evde hapis olan. vakit. derme çatma şey.wives (h^z´îfs) İng. f. hükümet meclisi. 2. (saatte) akrep. i. i. saldırgan.. ırmak. 4. i. 2. i. 2. her zaman cevap veren imdat telefonu. i. 2.. i. zaman. (evde temizlik v. İng. b. stajyer doktor. i. house. ev sahibesi. i. barındırma. şiddetli. sert. i. konsomatris. i. ser.h. 4. (--ter. öfkeli kimse. acı (biber v. --test) 1. bak. 1. bir çe şit sosis. tiyatro. 1. bak. kızgın.hostess hostile hostility hot hot air hot chocolate hot dog hot line hot pepper hot plate hot spring hotbed hot-blooded hotchpot hotchpotch hotel hothead hothouse hound hour hour hand hourglass hourly house house house dog house martin house of cards housebound housebreaker housecoat housedress houseguest household household word householder housekeeper housekeeping houseman housetop housewarming housewife housework housing housing estate housing project hove i. buyot. her gün kullan ılan kelime. garson kad ın.b. ev idaresi. aile. camekânda bulunan gübreli toprak. bu sosisle yapılan sandviç. 2. z. .). . i. İ ng. kum saati. silahlı çatışmalar.b. 5. dili şini bırakmamak. dayanıksız iş. i. elektrik oca ğı. ev köpe evk ırlangıcı. (hastalık v. aile. i. pe i.). i. düşman. 2. (cinsel aç ıdan) ateşli. dili it. 5. ev hırsızı. barınd tents. ev halk ı. yeni bir eve ta şınmanın kutlanışı. işleri yapan erkek) hizmetkâr. 1. house. i. 1. 2. 1. 1. konut sitesi. k. tazı ile ava gitmek. 1. 1. pencerekırlangıcı. direkt telefon hatt ı (özellikle devlet başkanları arasında). çoğ. 1. ev. 1. 4. 1. ev halk ı. ev. dam. barınacak yer.. kutu. av köpeği. 2. hodgepodge. k. gece yatısına gelen misafir. s. sera. dikiş kutusu. ev işi. yan (tel). sosisli sandviç. atmasyon. karter: clutch housing debriyaj karteri. f.

k. de ğil mi? 2. hurda gemi.. f. k ıs. i. nas ıl: How did it happen? Nasıl oldu? How will he do this? Bunu nasıl yapacak? How does it work? Nas ıl çalışıyor? 2. 2.. Home Secretary. araya s3. 1. dev gibi.! (Küçümseme belirtir. i. (içini ç ıkarmak için) (ceviz. bak. 1.. hoverkraft.? How goes it?/How is it going? How good of you! how much How so? How´s about . sar ılma. i. derme çatma ev. kamburüzüm.´ne ait) kabuk. uluma. ünlem 1.? How´s it going? howdy however howl howler HP HQ hr hrs HS ht hub hubble-bubble hubbub hubby hubcap huckleberry huckster huddle hue hue hue and cry huff hug huge huh hulk hulking hull i. 2. (--ged. çok büyük ve kaba gemi. fazla hareket etmeden üzerinde ve etraf ında uçmak. e ş. k. muazzam. i. etrafında şıp hovercraft. (renk için) ton. k ızgınlık. Çok güzel. 1. yine de yapamam. jant kapa ğı. dili. dili Niye?/Nas ıl olur? Diğerlerine göre nasıldı o? Nasılsınız? Nasılsınız? Nasıl . horsepower. dola i. seyyar sat ıkış mak. değil mi? 4. bezelye v. 2. k ıs. bir tüccar. Çok şaşırtıcı. birbirine sokulup sarılmak. tereddüt etmek. 2. bağrış çağrış. 1. 2. height. ekilde do rulmak.b. 3. 1.ğlenduha s. Çok ılsıkötü. (of) merkez. kucaklama. k. . 1.. f. nız? de ğil mi? Nas k. aç ık ağıl. k ıs. i.. 2. başlıca amacı para kazanmak olan ıcı. tür. poyra. 2. i. 1. gibi. Headquarters. bak. f. dili koca. 1.?: How ever did it come about? Nasıl oldu? Ne var ne yok?/Ne âlemdesiniz?/ İşler nasıl? Çok naziksiniz. öfke: She left the room in a huff. I just can´t do it. ulumak. tekne (geminin temel bölümü). bağrına basmak. i. f. How much money do you u lğ olabilir? Niçin?/Nas k. hantal bir veşhantal. hayhuy. curcuna. sar ılmak.. kucaklamak. k ıs. dili gülünç hata. çe şit. yaln ız. renk. 1. 3. inleme. (tahta) baraka. heat. iriyar ı i. fıstık. durmak. i. bezelye v. 1. ne kadar. --ging) 1. s.. Hışımla odayı terketti. high pressure. i.b.. k ıs. den. high school. değil mi? 3. k ıs.´nin) kabuğunu . i. benimsemek. reklamc ı (Küçümseme belirtir. dili merhaba. 2. inlemek.. 3. 2.). i. ancak. nargile. ama.. i. z. 2. tekerlek göbe ği. iri ve hantal kimse/ şey. Ne olacak. i. up1. bağrışma. budalaca yanl ışlık..? (1). oto. Çok ilginç. 3. 2..hovel hover Hovercraft hovercraft how How about it? How about that? How are you? How come? How did he measure up? How do you do? How do you do? How ever . f. kocaman. z. How about . ne kadar: No matter how much I try. hours. Ne kadar ğraşırsam ı u raşayım. f ıstık. hour. ne kadar: How long must Ne dersiniz? 1. bununla birlikte.). İşler nasıl gidiyor? ünlem. şamata. i. kimse. 1. f. Ne? 2. i.. (ceviz. 3. nasıl. sımsıkı tutmak..

kibrini kırmak. f. s ıradan. k. f. i. sezinme. 3. insani. insaniyet. nemli. rezil etme. içedo uşkambur . 1. güldürü yazar ı.şkambur s ış s. alçakgönüllülük. 3.). 2. yalan dolan. argo çok büyük. insanlıinsan z. Hım! (Kuşku belirtir. insanl ı k. i. 2. i. s. dolap.. 4. içedo 2. velvele. rezil etmek. 1. argo mek. sezinleyi ş. human insan tabiatı.. insanca.. s. be psikolojisi. binmek. i.. güldürü. tümsek yer. resources insan kaynaklar ı. k. s ırtını kamburlaştırmak. f.. hörgüç. i. siki rt. huy. taşımak. utandırma. 5. küçük dü şürme. humor. insanoğlu. sikmek. vuru mak. i. tevazu. İng. i. ınaydı öyle! f s. -in üstüne abanmak. burnunu ırmak. komiklik. kambur kimse.´s pride humbleness humbly humbug humdinger humdrum humid humidifier humidify humidity humidness humiliate humiliation humility hummingbird humongous humor humorist humorous humour hump humpback humpbacked humph humus hunch hunch one´s shoulders/back hunch over hunchback hunchbacked i. i. komik. k alçakgönüllülükle özür dileme.o. birinin kibrini k ırmak. kambur s ırt. sezinti. bak. insanlığa yakışan. f. humidity.. i. mizahi. tevazu ile. 3. 3. 2. insanca. z. nüktedanl ık. (şarkı) mırıldamak. kocaman. küçük dü şürmek. i. 2. ık.hullabaloo hum hum human human being human nature human rights humane humanely humanism humanist humanitarian humanity humankind humanly humble humble apology humble s. İng. human rights insan insan. mırıldanmak. kambur. 1. 2. insanoğlu. insan kalabalığı. insanlara yardım etmek isteyen kimse. âciz. insan sevgisi. 4. insanoğlu. i. pat ırtı. rutubet. sahtekâr. olağanüstü şey/kimse: That was one humdinger of a storm! O ne ırtmonoton. k. nemlendirici. üstünden/üzerinden geçmek. insani: human insan tabiatı. hümanist. kambur. sahtekârl ık. 2. alçakgönüllü. i. s. çok utandırmak. kimse. s. 2. be şer. the insanl k. 1. i. z. insanc ılık./Hı . alçakgönüllülükle. şakac s. 3. hayhuy. alçakgönüllülük. gülünçlük. bahç. rutubetlendirici. i. f. ünlem H ım . H ıh! (Bir şeyin/birinin hiç beğenilmediğini belirtir. nem. 2. v ızıldamak.. hümanizm. rutubetli. 1. (--med.. nemlendirmek. 1. keyif. saçma. tekdüze.). 1. gülünç. --ming) 1. kapris. tevazu. 2. mütevaz ı. s. 1. insana yak ışan bir şekilde.. bak. i. i. i. dili sezinleme.. insani. sinekku şu. (Düşündürücü bir durumla karşılaşınca söylenir. i. kaprisine boyun e ğmek. yavan.). suyuna gitmek. insan haklar ı. ayak ı. 2. s. insanlık. 6. ın doğasını oluşturan niteliklerin hepsi. ünlem 1. zırva. gibi dili faaliyette olmak: The nature office was humming. . i.. hile. nüktedan. yaş. i. tepe. i.. hakir. mizah. gürültü. 3. human psychology s. i. Büroda herkes ar ıinsan şeri. f. ğma. kambur durmak.ğ s. insan olarak. humus. tabiat. kambur. f. yeknesak. 1. insanlara yard ım etmek isteyen. f.

. 1. avlanmak. mania. acıkmış. i. 1. boylu boslu. engelci.. açlık z. hang 2. i. 1. -e susamak. 1.´s pride hurtful hurtle husband husbandry hush hush money hush up Hush! hush-hush husk husky husky s. i. k. for -i çok özlemek. yüz. iri parça. derin sessizlik. çabukla ştırmak. idareli kullanmak. as ılmış. (bir uzvu) yaralamak/incitmek/zedelemek: gücendirmek. küfür v. av: hunting dog av köpeği. bak. ıgüçlü kuvvetli. i. (bir uzva) zarar vermek. aceleyle götürmek/getirmek. k. i. i. 1. (gelecek zamana kalmas ı için) kullanmamak. kuvvetle/h ızla fırlatmak/atmak/uçurmak. laterna. av mevsimi d ışında avlanmak. ı ko şu. i. 2. i. Macarca. 2. 2.koca. bak. av mevsimi. for -e duyulan büyük özlem/hasret. dili 1. çiftçilik. avlamak. yüz rakam ı (100. yaramayan dış kısm . aceleyle yap ılan. k. f. rüzgâr feneri. acele ettirmek. k ırıcı. ğuk. acele içinde olan. kararında oybirliğine varamayan jüri.. avc ılık. -i çok arzu etmek. hızla f. s. 1. arayıcı. susturmak. 1. çoğ. sus payı. m ısır başağının dış yaprakları. uçmak. hat ırını kırmak. savurmak. for -i aramak. i. 1. s. aç. yüzüncü. acele etmek. açlık. n güçlü s. s. son sürat gitmek. i. kapatmak. 2. s. urağan. 2. bulmak.´s feelings hurt s. büyük bir arzuyla. 3. i. 3. idareli kullanma. 3. C). f. i. dü şmek/yuvarlanmak. i. f ırlatmak.. h Acele ol!/Haydi! f. f. gemici feneri. susmak. 2. yak ışıklı adam. ünlem.hundred hundredfold hundredth hung hung jury Hungarian Hungary hunger hunger strike hungrily hungry hunk hunt hunt down hunt out of season hunt up/out hunter hunting hunting season hurdle hurdle race hurdler hurdy-gurdy hurl hurrah hurray hurricane hurricane lamp hurried hurry Hurry up! hurt hurt one´s feelings hurt s. 2. maniacı. kısiış k 3. 2. Macar. ızlandet!/Çabuk ırmak. birinin gururunu k ırmak. birinin onuruna/haysiyetine dokunmak. 1. (hurt) 1. eskimoköpe . ği.´ni) savurmak. engelli yarış: high hurdles 1. 1. 2. av atı/köpeği. yüz kat. açlıkla. kasırga. Are you hurt? Sana bir şey oldu mu? Is birini k ırmak/yaralamak. 1. f. f. aramak. hunting knife av bıçağı. yüzde bir. 2. 1. i. ünlem Yaşa! f. örtbas etmek.o. bo kuvvetli kimse. engelli/manial i. 2. i. 2. s. yüksek engel. grevi. s. f. (yarışlarda) engel. bir şeyin e(ses). avc ı. asılı. i. f. yüz. 2. hurrah. 1. engelli ko şuya katılan yarışmacı. 2. yakalayıncaya kadar peşini bırakmamak. f. karn ı aç. s. (bazı tohum ve meyvelerde) (dış) 3.b. i. kabuklu. (mı sır başağı ın) kabuk. ünlem Susun! s. low hurdles 1. alçak engel. acele. s. 2. yağdırmak. 3. “Yaşa!” diye bağırmak. i. dili iriyar ı. susmalık.o. i.. yüz misli. büyük gizlilik. 2. acı veren. idarecilik. (tehdit. kapç ık. yüksek engelli 110 metrelik ko şu. z. Macaristan. engelli. 2. 1. f.. dili çok gizli. yaralayıcı.

s. 1. ahlaksız kadın. İng. dili gözünü dört aç ıp çok çalışan kimse. hidrojen peroksit. hibrit. melezleşme. 1. i. i.. argo fahişe. hybridization. i. dümenci. f. hidroloji. argo üçkâ ğıtçı. hareketlilik. i. 2. hareketlilik. i. çabuk olmak. s. hidrobiyoloji. suküre. f. i. hidroelektrik. melez hayvan/bitki. su içinde bitki yetiştirme. i. hidroklorik asit. suyuvar ı.o. hidrolog.. 1. i. önek suya ait. i. turma. su tedavisi. hydrocephalus. tıb. s. hybridize.. hidro-. su ile kar ıştırarak bileşik meydana getirmek. hidrosfer. ettirmek. i. birini apar topar (bir yere) götürmek.. i. hidrat. bak. i. dili gözünü dört aç ıp çok çalışmak.hussy hustle hustle and bustle hustle s. i.. k. hidrofobi. melezlemek.. fındıkçı. hidrosefali. s. deniz otobüsü. subilimci. oksijenli su.o. suya inebilen uçak. tıb. kim. i. hidrometre. su korkusu. sırtlan. İng. deniz uça ğı. i. baraka. s. i. i. civelek kız. iki ayağını bir pabuca sokmak. hidrojen bombas ı. i.. kulübe. acele etmek.o. hidromekanik. bot. into hustle s. i. melez. i. ortanca.. hidroliz. bak. i. i. ko şuşturma. şırfıntı. i. 3. tavşan kafesi. i. i. f. hidrosefal.. hibrit. hidrodinamik. hidrojen. bak. ko şuşacele birini apar topar (bir yere) sokmak. i. off to hustle s. . hyena. numaracı. hileci. bak. out of hustler hut hutch hyacinth hyaena hybrid hybridisation hybridise hybridization hybridize hydrangea hydrant hydrate hydraulic hydraulics hydrohydrobiology hydrocarbon hydrocephalic hydrocephalus hydrocephaly hydrochloric hydrochloric acid hydrodynamic hydrodynamics hydroelectric hydrofoil hydrogen hydrogen bomb hydrogen peroxide hydrologist hydrology hydrolysis hydromechanics hydrometer hydrophobia hydroplane hydroponics hydrosphere hydrotherapy hyena i. melezle şmek. suölçer. birini apar topar (bir yerden) ç ıkarmak. hidrolik. i. hidrolik. tıb. hidrokarbon. i. 2. hibritleşme. i. i. hidrodinamik. klorhidrik. yangın musluğu. i. 2. hidroterapi. k... f. sümbül. i. subilim. s..

yüksek. ipnotize etmek. tıb. faraziye. hipertrofi.. i. çoğ. isteri. s. . i. hipertermi. hastalık hastalığı. aşı iğnesi. ikiyüzlü kimse. varsayımlı. anat. s. hijyenik. s. tireli. ikiyüzlü. i. i. ilahi. k ızlık zarı. bot. histeri. i. hiperboloidal. önek aşırı. hiperboloit. ilahi okumak... ilahi okuyarak kutlamak veya ifade etmek. 1. alerjik. bak.e. s. geom. enjektör şırıngası. i.. zufaotu. 1. ipnoz. hiperboloit. varsayım.hygiene hygienic hygrometer hygroscope hymen hymn hymnal hyperhyperbola hyperbole hyperbolic hyperbolic hyperbolical hyperbolical hyperboloid hyperboloidal hypercritical hypersensitive hypertension hyperthermia hypertrophy hyphen hyphenate hyphenated hypnosis hypnotic hypnotise hypnotism hypnotist hypnotize hypochondria hypochondriac hypocrisy hypocrite hypocritical hypodermic hypodermic needle hypodermic needle hypodermic syringe hypoglycemia hypotension hypotenuse hypothesis hypothetical hypothetically hyssop hysteria i. varsayımlı olarak. i. i. hy. i. f. yüksek tansiyon.. enjeksiyon iğnesi. iğne. çördükotu. 2.. i. f. ipnotizmac ı. hipotetik. uyu şturucu. tıb. higroskop. aşırı derecede eleştiren. tıb. i.. hipertansiyon.. abartma. 2. hipnoz. sa ğlık bilgisi. sa ğlıksal... k ısa çizgi. i. i. i.. z. ilahi kitab ı. i. çoğ. enjektör iğnesi.. i. 1. geom. hyperbolic 2. iğne. i. hyperbolic 1. i. hipoglisemi. geom.ses (haypath´ısiz) i. hipotansiyon. hipodermik. 1. enjektör.. i. f. --e (haypır´bıli)/--s (haypır´bılız) i. hiperbolik. aşırı duyarlı.poth.. geom. hipotez. hijyen. s. s. irileşim. f. tıb. s. hiper-. hypnotize. s.. uyutucu. s. f. İng. abartmalı. tire ile birle ştirmek/ayırmak. s. geom. tire. i. himen. tıb. mübala ğa.. bak. ipnotizma. s. geom. hipotenüs. 2. varsayımsal. higrometre. i. i. ikiyüzlülük.. irileşme. 2. hiperbol. hastalık hastası. s. irileşmek. i. bak. enjektör. hipnotizma. s. i. farazi.

Çok minnettar ım.. İzi tozu yok.. have thought her to be older./Keyfim yok. Kendi hesab ıma ben inanmıyorum. Hiçbir fikrim yok. belki. I kind of expected it. I hope so. Hiç param yok. I should have liked . dili çok komik: a hysterical joke çok komik bir ş aka. dili Kula ğıma geldi. zam. I don´t think he´s all there. pek sanm ıyorum. 1. Bunu biraz da bekliyordum./İşin içinden çıkamıyorum. I heard it on the grapevine./. I for one do not believe it. k. Onu tan ımakla iftihar ediyorum. Ondan hiçbir şey anlayamıyorum. i.. I paid through the nose for it. I doubt whether .. s. Kendime geldim. I dare say I dare say I dare you. I couldn´t help smiling. bana kalırsa. I don´t give a toot! I don´t like the sound of it. Roman almak tell you I´m sorry. z... Bana vız gelir. have liked youthought to have. Affedersiniz.. I don´t mind. isteri krizi.. Gitsem iyi olacak.. dili Bana iyi bir şey gibi gelmiyor. çoğ. istiyorum. k.: I should Onu tan ımış olmanızı isterdim.! won´t work. hysterical.. Bu sorunu çözebilece ğimi sanmıyorum. zannedersem.. 1.: known I should have I should Daha yaşlı olduğunu zannederdim. I beg your pardon.... I have no idea. I can´t make heads or tails of it. pek sanmam. Kendimi gülümsemekten alamad ım. I promise you! Bu plan İng. Bana çok pahalıya mal oldu. dili Dinle .. Yemin ederim!/Vallahi do ğru! 2. benden söylemesi/sana söyleyeyim: This plan . I feel like resting.. Benim için farketmez... .. Fevkalade!/Harika! 2.. İtirazım yok. dili 1.!/Baksana İng. bak. I seem to hear . k... isterik bir şekilde. 1.... 2. histerik. Romen rakamlar ı dizisinde 1 sayısı. Hiç ku şkum yok ki . 2. İnşallah. dili Bana ne!/Bana v ız gelir! k. İyi değilim. isterik../Umarım öyle olur.. Burama kadar geldi. Hiçbir şey anlayamıyorum. I have had enough of him. Canım dinlenmek istiyor. ç ılgınca.. dili Bence bir tahtas ı eksik. I promise you! I say . ben. I don´t give a darn. I can´t make head or tail of it. I am proud to know him. Ben bile ku şkulanıyorum. diyebilirim ki. İng. işitir gibi oluyorum. Haydi yap bakalım. . I feel refreshed. I myself am doubtful.. 2. k. . dili çok komik. k. I am much obliged. Hem de nas ıl! I should say so! .: I should like to Senden özür dilemek istiyorum..hysteric hysterical hysterically hysterically funny hysterics I I I shouldn´t think so... I should like . I haven´t seen hide or hair of him.. deli gibi.. I say! s. k. I´d like to buy a novel. I can´t seem to solve this problem. I for one I had better go.. k. Hayret! . Zannetmiyorum. I haven´t a penny to my name..!/Bak .... kriz. I don´t doubt that I don´t feel like myself. san ırım. 1. Orası kesin! 3.

I´d sooner die! I´ll be buggered! I´ll be damned! I´ll be jiggered! I´ll come in a minute or two. I have... İzlanda´ya özgü./Bilmiyorum. I should think so. Bir sözü pekiştirmek için kullanılır: I swear I didn´t do it! Vallahi ım! yapmad Öyle zannediyorum. Kabul etmem. beğenmesen de. Yaptığına şaşırıyorum. If you don´t like it you can lump k. I had. k ıs. I´ll go along now. 1. İzlanda. k ıs. it. Iceland Icelander Icelandic ID card If he hasn´t done it again! If I only knew! i. I was under the impression that . dili Vay anas ına! Bir iki dakikaya kadar gelece ğim. job offer. with them. kimlik kartı.. İşin ayrıntılarına girmeyeceğim.... dili Bu İng. Ne bileyim ben! Hiçbir bilgim yok. Zaten bunu bekliyordum. . I swear .I should say so. Öyle zannediyorum. Hay Allah./ İzin verirseniz .. If you don´t mind. I. never saw the likes of it. I think so. Bu kadar ı yeter. Öyle zannediyorum. I would like to take this occasion to thank you all.... İ. I thought as much. i I`d I`ll I`m I`ve I´d just as soon stay here. I was on the verge of leaving when he arrived. kimlik./Bana öyle geliyordu ki . k. Bu vesileyle hepinize te şekkür etmek istiyorum. 2. 1. If it´s just the same to you./İzninizle . 2. I treated myself to a new dress. İzlanda. s./Herhalde... dili Kellesini uçuraca ğım!/Derisini yüzeceğim! I´ve been had. I´ll have his head/hide! I´ll thank you to keep out of this! I´m buggered! I´m on the horns of a dilemma. I will/shall. i./Sözü uzatma. argo Pestilim çıktı!/Bittim! Aşağı tükürsem sakalım. i. 2. I´m surprised at you. yukarı tükürsem bıyığım.. İngiliz alfabesinin dokuzuncu harfi. I´ve half a notion to give you a Sana dayak atas ım geliyor! hiding! I´ve never seen the like of it. İzlandalı. 1./Herhalde. Tanıştığımıza memnun oldum. İzlandalı. I would not know! I wouldn´t know. Öyle zannediyordum ki . I am.. She is on the verge of accepting our İş teklifimizi kabul etmek üzere. If it weren´t for you . İzlandaca. O geldiğinde ben gitmek üzereydim. I want no more of it. yine ayn ı şeyi yaptı./I Benzerini hiç görmedim.. k. dili Be ğensen de bir.. I won´t hear of it. Gidiyorum artık. Saçımı kestirmek istiyorum... Keşke bilseydim! Siz olmasayd ınız ... k ıs. ... Burada kalmayı tercih ederim. Ölmeyi tercih ederim! İng.... I would/should. I want a haircut. Elimden geleni yapar ım.. dili ğı da igeldim. İzlandaca. Üçkâ şe burnunu sokmazsan iyi olur! k. Paraya k ıyıp kendime yeni bir elbise aldım. k ıs. Aşkolsun! I´ve a sinking feeling you´re right. Müsaade ederseniz . 3. i.. I´ll do my level best.. Korkarım haklısın. argo Hay Allah! Olur şey değil!/Allah Allah! k./Hiç şaşırmadım. I will not labor the point.. I´m pleased to meet you. I´ll go Senin için farketmezse onlarla giderim..

the International Monetary Fund (Uluslararası Para Fonu). Göze hoş geliyor. Çinhindi. İranlı. It comes to the same thing. ızılderili. K İng. 2. Hindistan. k ıs. İran. Hint-Avrupa dil ailesine ait. İrlanda. i.rish. İsrail./Göze güzel görünüyor. Numaras İslam. s. 3.ILO IMF Indeed! Independence Day India India ink Indian Indian corn Indian file Indian hemp Indian lotus Indian meal Indian rice Indian summer Indian yellow Indochina Indochinese Indo-European Indo-European languages Indonesia Indonesian Inner Mongolia International Standard Book Number Internet Interpol IOU Iran Iranian Iraq Iraqi Ireland Irish Irish coffee Irish Gaelic Irishman Irishwoman Iron Curtain Is he the man for the job? ISBN Islam Islamic Islamise Islamize Israel Israeli It appeals to the eye. Demirperde. hintkeneviri. Aynı kapıya çıkar. 1. s. İng. 2. I owe you size olan borcum. i. Hintli. Müslüman. mıısır unu. O bu işin adamı mı? k ıs. çoğ. Irak. i. üstüne krem şantiyi konulan viskili ve şekerli kahve.chi. 2. Çinhindi´ne özgü. bak. i. K ızılderili. k ıs. 1. Endonezya. İslamlaşmak. çini mürekkebi. Endonezya. İrlanda kahvesi. 2. İslami. (çoğ.wom. 1. İran. k ıs. s. Müslümanl ık. İrlanda. İsrail´e özgü. İrlandalı erkek.do. 4. s. Kızılderililere özgü. i. İrlandalı. İnterpol. hintsarısı. Iraklı. i. . İsrail. 2. I. s. mısır. 1. Hintli. Iraklı. Öyle mi? A. pastırma yazı. İslam. i. İrlandaca. Endonezyalı. f. İrlandalı. s. f. Çinhindi. İndonezya. İslamize. İsrailli..D. i. borç senedi. tar. i. i. Ba ğımsızlık Günü (4 Temmuz). Hindistan´a özgü. i. i. i. Hindistan. 1. hintpirinci. 2. Endonezya´ya özgü. çoğ. i. İsrailli. International Labor Organization (Uluslararası Çalışma Örgütü).nese) Çinhintli. Irak. İç Moğolistan. İslamiyet. İng. s. İrlandaca. İslamlaştırmak.men (ay´rîşmîn) i. Irak´a özgü. In. İrlandalı kadın.rish. tek s ıra (yürüyüş). İrlandalı. 2. İran´a özgü. s. hintfulü. uluslararas ı standart kitap numarası. i. I. Endonezyalı..B. Hint.en (ay´rîşwîmîn) i. 1. International Standard Book Number (Uluslararası Standart Kitap ı). i. İranlı. Kızılderili. 1. Hint-Avrupa dilleri. 1. 2. i. İrlandaca. 3. Çinhintli. İrlanda´ya özgü. s.

2.. It was nothing of the kind! Kafama dank etti.. It has seen better days. Beni etkilemiyor.. Anlaştık! Benim için bir zevktir.. It would seem that .. Her işte bir hayır vardır. dili Tan ıdık gibi geliyor.. It is reported that .´nde) diyor ki .. It serves him right! It serves him right! It stands to reason It stands to reason that . . Eskisi kadar işe yaramaz. Farketmez.: mi?” Unless you neden pay him a decent salary. It´s about time! It´s all very well but .... It makes my flesh creep. -diği söyleniyor. k. It is neither here nor there./.. Saat bir buçuk... -e göre tabii ki . dili Benden bunu istemen biraz fazla.. değil mi? do this. Ne yapalım? Kısmet! Böyleydi.. It´s a bit thick of you to ask me to İng.. 1. dili Çok kolay bir şey!/İşten bile değil! It´s a cinch! Yazıklar olsun! It´s a crying shame! It´s a deal! It´s a pleasure. Artık eskidi..It dawned on me. It rings a bell It says here that .. It looks like rain. It was like this. Yağmur yağacağa benziyor. Sanki . It is only a question of time. It is more than probable that . Kuvvetle tahmin edilen bir şey için kullanılır: “Will she come?” “It stands reason she will. Çok yazık! k. Hiç de öyle de ğildi! . Kısmen doğru.. It´s a change for the better. It´s anybody´s guess.. Burada (gazete. Beş para etmez. Söylentiye göre . dili Yüzde yüz olacak bir şey!/Sağlam bir iş bu! Onun hayatta kalmas ı bir mucize.. Bana zevk veriyor. Önemi yok.. Yak ışık almaz./Bana v ız gelir.. Ona makul bir maa k..). k. (with me). gibi görünüyor.. Sadece bir zaman meselesi. Kesin olarak kimse bilmiyor.b. Hepsi iyi ho ş ama . k. Tüylerimi ürpertiyor. It isn´t done. Nihayet! (Sitem belirtir. It is half past one.. Allah verince ya ğdırır... It´s become indispensable.. It is an ill wind that blows nobody good..). It isn´t worth a farthing.. It leaves me cold. Aksilikler hep üst üste gelir../Mesele onda de ğil. Müstahaktır!/Oh olsun! Müstahaktır!/Oh olsun!/Ettiğini buldu! (that) ../Her şey iyi güzel de . It is usual to do so.. It seems as if/as though . Büyük bir olas ılıkla .. It has seen better days.../Rumor has it that .. It gives me a kick... It´s a real pity! It´s a sure thing! It´s a wonder she´s still alive. Elimde de ğil./Hiç hoş bir şey değil... Artık onsuz olmaz.. imi ş gibi. It is rumored that .” “Gelecek “Tabii. It still hasn´t penetrated.. Böyle yapmak âdettir... It never rains but it pours./Galiba . isn´t it? İyi ettiniz! (Cevaben söylenir. It is beyond my power. dili Jeton hâlâ dü şmedi..... kitap v... Mantıkto ş vermedikçe it stands to reason he won´t work hard.. It makes no difference../Ho şuma gidiyor. It doesn´t matter. Onun önemi yok. gelmesin?” diyor ki .. It was just one of those things../Farketmez... It requires qualification./Bana bir şey hatırlatıyor.

donmak./Yanına yaklaşılmaz. dili Tam arad ığımız şey! Ben ısmarlıyorum. It´s outside the city proper. Aslında şehrin sınırları dışında. O kadar pahalı ki kimse alamaz. s. dondurmak. 2. It´s nothing special. üstüne soda dökülmü ş dondurma. buz hokeyi. 1. i. buzda so ğutmak. 4. İtalyanca. 2. Pek bir özelliği yok. f. Italian Italy IUD Ivorian Ivory ice ice cream ice cube ice field ice hockey ice hockey ice pack ice pick ice rink iceberg icebound icebox icebreaker icecap ice-cold ice-cream soda iced iced-tea iced-tea spoon i. uzun saplı tatlı kaşığı. It´s no laughing matter. buz tutmuş (liman). 2. buzk ıran. buzda ğı.It´s Greek to me. k. It´s plain sailing from here on../Şakası yok./İkisi aynı kapıya çıkar. karar ından vazgeçmiyor. Şakaya gelmez. Kapasitesi ona yetmez. buzlu şerbetten yapılan tatlı. i. s. It´s not humanly possible. İşin şakası yok. he won´t change his mind. It´s high time. It´s just the thing! It´s my treat. k. dili İnsanoğlu bunu yapamaz. dondurmayla dolu dondurma. Fildişi Kıyısı´na özgü. dili buzdolab ı. Kolay iş değil. k. 2. aysberg. k ıs. cone 1. It´s no go. etraf ı buzlarla çevrili (gemi). It´s not my cup of tea. El altında değil. s. buz k ıracağı. dili Bana ne! Kendini içkiye vermesi şaşılacak bir şey değil./Zaman ı geldi de geçti bile. It´s not within her capacity. i. buzlarla kaplı. Fildişi Kıyısı. dili Bundan sonras ı kolay. It´s time for Sıra sende.külah ı. k. buz torbas ı. Fildişi Kıyılı. İtalya. . 5. 1. Fildişi Kıyılı. buz pateni alan ı. Okul zaman ı geldi. 1. It´s no joke. s. dili Aralar ında hiç fark yok aslında. dondurma külah: an ice-cream cone. s. It´s your turn. k. i. üzerine krema sürülmü ş (pasta/kek). 1. 1. 1. üzerine krema sürmek./Ahım şahım bir şey değil. It´s one o'clock. It´s not within reach. Külah içinde dondurma ı. buz hokeyi. It´s six of one and half a dozen of k. ha Ali. It´s prohibitively expensive. i. It´s no skin off my nose! It´s no wonder he took to drink. buz. Hiç anlayam ıyorum. intrauterine device. moda! şHoca imdi çok O It´s the rage these days! It´s time for school. 2. İtalyan./Şakaya gelmez. Olmuyor. buzul. Saat bir. buz gibi. küçük She buz was kalıbeating isfilt. i. Olmuyor. Tam vakti. dili O bana göre de ğil. s. It´s no joke./Ha Ali Hoca. 2. buzlu: iced tea buzlu çay. (over/up) buzlanmak. the other.. k./Şakaya gelmez. i. i. 2.: It´s no go. ice-cream3.

kimlik cüzdanı. mükemmel. put. 1. deyim. buz gibi. birinin/bir i. (bir dilin) ifade tarzına uygun olarak. kendini (biriyle) özde şeyin . tuhaf özellik. ideal olarak.t. sanki bir idilden al ınmış. özdeş. putperest. 1. i. saplantı. ile ş ilgili olduğunu düşünmek. sanem. kar dişi. idil. with identity identity card identity crisis identity disk ideological ideologist ideology idiom idiomatic idiomatically idiosyncracy idiot idiotic idle idle away time idle hours idler idol idolater idolatry idolise idolize idyl idyll idyllic i. iş zaman öldürmek. ikon k ırveya şmi ş inanç. idealist. fikir. aylak. s. bak..h. ikona. avara dişlisi. f. lemeyen (makine). 1. (pasta ve kek üzerine sürülen) krema v. yerle şmiş inanç. asılsız (söz/vaat/tehdit). s. ikon k ırıveya şmiş inanç. i. sabit fikir. tar.. fels. i. ask. 3. i. ülkü. 2. ayn ı şekilde. i. idilik. 4. (motor) rölantide/avarada çalışmak. b.. i. buz saça ğı. kimlik kartı. dü şünce. özdeş ikizler. cılık. işsiz.. 2. boş gezen kimse. i. özde şlik. putlaştırmak. geri zekâlı. tembel. z. kimlik.icicle icing icon iconoclasm iconoclast iconoclastic icy idea ideal idealise idealism idealist idealistic idealize ideally idée fixe identical identical twins identically identification tag identify identify s. tabir. 1.o. yerle ıcı. (with/to) (ile) ayn ı.. boş (vakit). 1. 2. -in kim/ne/kimin oldu ğunu tespit etmek/saptamak/söylemek. a ğız.. idealist.h. i. f. i. buz. 2. kimlik bunalımı. 2. putperestlik. ayrıksılık. i. gelenek i. i. ask. with leştirmek. i. buzlu.. f. bak. (biriyle) özdeşleşmek. ikonoklazm. 1. 2. idealize. tar. ideal. s.. dangalak. (kolye zincirine tak ılı) künye. idefiks. 1. f. s. gelenek s. fels. s. b. f. ideolog. İng. 1.b. idealle ştirmek. idealizm.ikonoklast. i. 2. 2. 1. ideal. (bir gruba özgü) dil. künye. ülkücü.. geri zekâlı. eksantriklik.. ikon k ırıbuz s.. ikon. fels.. pastoral. 2. ideolojik./s. idyll. kurumlara karşı çıkan/saldıran. avara kasnağı. tuhaflık. saçak buzu. gelenek veya kurumlara karşı çıkma/saldırma. 2. 2. 1. tar. ülküsel. bak. 2. i. s. (bir dilin) ifade tarzına uygun. dangalak. mak. ülkücü. çok sevilen kimse/ şey. İng. tapınmak. mak. boş. 3. s. boşta.. b. kurumlara karşı çıkan/saldıran kimse. ideal. hüviyet. 1. yerle cı.h. z. ülkücülük. i. s. boş vakit. buz salkımı. mat. 5. ruhb. kapl ı. z. mat. 1. idolize. aynen. i. 2. i. ideoloji. f. ikonoklast. . i. 1.

terbiye görmemiş. cahillik. i. talihsiz. ateşleme. belirsiz. okuma yazma bilmeyen. dili şüpheli. bilgisizlikten ileri gelen. i. we rica can ederim. iguana. ate şleme düzeninin açılıp kapanmasını sağlayan aygıt. olmazsa. ateş almak. yanlış düşünülmüş/tasarlanmış. k. yasad ışı. 2. keşke: If only I had known. s.a (îl´iyı) i. 2. bilgisiz. 1. kültürsüz. s. kontak anahtar ı. a şağılık. 1. i. isterseniz. oto. lütfen. s. s. rahatsızlık. . yüz k ızartıcı. f. yasad ışı. 2. i. ise. tutu şma. bahts ız. bağ. şerefsiz. püskürük (kütle). yasadışı. demek ki. uygun olmayan. hasta.. fenal huzursuz. s. En kötü ihtimal gerçekle şecek 1. ateşleme tertibatı. 1. s. 3. yeşilmeşe. yanlış. 2. kötü.. yolsuz. il. serke ş. pırnar. 2. şart. s. bilmezlikten gelmek. i. zool. pek bilgisi olmayan. alçakça. dili çok gerekirse. fena. kötü huylu. s. 2. s. s. i. boş vermek. kötü niyet. 2. dar görü şlü. i. tutuşturmak. yakmak. s. şayet. kara cahil. huysuz. (worse. şayet. içi ırahat olmayan. düzensiz. hastalık. 1. caiz olmayan. oto. s. de ğilse. 1. s. ters. 2. husumet. alçak. çobanpüskülü. hintkertenkelesi. 1. alçaklık. 1. okunaks ız. zarar. okunaks ızlık. f. uğursuz. s. çoğ. namussuzca. haram. 1. Keşke bilseydim. en kötü ihtimal gerçekle şecek olursa/gerçekleşirse: If worst comes to worst. rezalet. soysuz. rahats ız. ateşlemek. Iguana iguana. worst) 1. s. id est yani. s. 2. bayağı. s. gerekirse. 2. ald ırmamak. 2.. 3. bilgisiz. s. tutuşmak. uymayan. illegal. kıvrımbağırsak. kötülük. s. eğer.ie if if ever if need be if not if only if perchance if push comes to shove/if it comes to the push if worst comes to worst if you please iffy igneous ignite ignition ignition key ignition switch ignoble ignominious ignominy ignoramus ignorance ignorant ignore iguana ileum ilex ill ill at ease ill will ill will ill-adapted ill-advised ill-bred ill-disposed illegal illegibility illegible illegitimate ill-fated illiberal illicit illiterate ill-judged ill-mannered ill-natured illness illogical k ıs. bot. oto. bilgisizlik. sakıncalı. always live in the cave. cahil. şayet. s. k. 1. tutuşturma.e. p ırnal. aksi takdirde. kaba. cimri. 2. mantıksız. i. 1. ters. okumam ış. kontak. yolsuz.. terbiyesiz. anat. mantığa aykırı. eğer. i. k. 1. s. gayrime şru. 2. yanmak. cehalet. i. yanlış. evlilikdışı. cahil.

betimleme. f. aptallık. resim. 2. çoğ. uçsuz bucaks ız olma. i. f. imge. aldatıcı. hayal etmek. imgeci. i. 2. tertemiz bir şekilde. (kitabı/yazıyı) tezhip etmek. 1. illüstrasyon. 2. f. 3. s. (birini) örnek almak. s. görüntü. pek çok. haml ık. i.. 3. şanlı. (birini/bir konuyu) ayd ınlatmak. asılsız. 1. z. ölçülemeyecek kadar büyük/çok. i. kusursuz. so ğurmak. lekesiz. s. 3. 1. aldatıcı. i. lekesiz olarak. öğrenmek. hayal. şimdiki. aydınlat i. içkin. ölçülemez. 2. 3. hayal. yarat ıcı. 3. uğursuz. ışıklandırmak. 4. 4. imgelemek. f. 2. i. fels. 2. i. s. tasar ımlamak. zamans ız. 2. z. i. imgesel. taklit.. s.. örneklemek. çizer. hayal. kuruntu. çok büyük. 2. illüzyon. sanmak. aydınlatmak. 1. imgecilik. göz önüne getirilebilir. yakın. 1. imaj. ham. 3. taklit etme. olmamış. 2. jeol. i. s. ilüvyon. 2. kapmak. 1. mevsimsiz. 1. 1. gelişmemiş. örnekleyen. s. 2. i. konu d ışı. s. vakitsiz. emmek. geri zekâlılık. 1. il. ünlü. 2. tertemiz. toyluk. fels. s. i. 2. örnek. özümsemek. s. 2. taklidini yapmak. 1. sonsuz. taklit etmek. s. içkinlik. 1. 3. s. s. me şhur. z. gayet. kötü davranmak. hayali. olgunla şmamış. put. 2. hayal gücüne dayanarak. 1. 3. 2. yanılsama. zannetmek. 1. (bir şeye) doğrudan yol açan neden. kocaman. f. bahtı kara. hemen. geri zekâlı. do ğrudan doğruya. 1. acil. s. asılsız. dengesizlik. şerefli.lu. 1. . toy.vi. resimlemek. illüstratör. f. derhal. 2. maddi olmayan. i.. tezhip. 1.. z. 1. s. hayal ürünü. olgun olmama. s. hayal edilebilir. imgelem. aydınlatma. f. talihsiz. s. 1. i. s.a (îlu´viyı)/--s (îlu´viyımz) i. 2.ill-omened ill-starred ill-timed ill-treat illuminate illuminating illumination illusion illusive illusory illustrate illustration illustrative illustrator illustrious illuvium image imagery imaginable imaginary imagination imaginative imaginatively imagine imagism imagist imbalance imbecile imbecility imbibe imbue imitate imitation immaculate immaculately immanence immanent immaterial immature immaturity immeasurable immediate immediate cause immediately immense immensely immensity s. with (fikir) a şılamak. iyi planlanmış. ıcı. çok büyük olma. aptal. uçsuz bucaks ız. s. i. önemsiz. i. hayal gücü. içmek. 2. tahmin edilemeyecek boyutlarda. hayal gücü kuvvetli. 1.

i. sabit. tarafs ız. şeytanın art ayağı. İng. edepsiz. immobilize. i. s. ars ız. etkilenmez. 1. söylemek. coşkulu. s. sabırsız. kazığa vurmak. değişmez. 1. 1. f. ölçüsüz. dalma. aşırı. kördüğüm. s. kazığa oturtmak. ölümsüz. (to) (-e) bildirmek. ölümsüz varl ık. ölümsüzlük. s. sonsuz. dald ırma.immerse immersed in thought immersion immersion heater immigrant immigrate immigration imminent immobile immobilise immobility immobilize immoderate immodest immoral immorality immortal immortalise immortality immortalize immovable immune immunise immunity immunize immutable imp impact impact impacted tooth impair impale impart impartial impartiality impassable impasse impassion impassioned impassive impatience impatient impatiently impeach impeccable impecunious impede f. i. f. from/to -den muaf. (against) (-e kar şı) bağışık kılmak.. heyecanland heyecanlı.. ahlaka aykırı. utanmaz. s. 2. açmaz. 3. dokunulmazlık. f. f. f. geçilmez. kusursuz. yansız. çıkmaz. İng. İng. sıkıştırmak. tarafs ızlık. derin düşüncelere dalmış. tespit etmek. çileden çıkarmak. s. i. sabırsızlıkla. 2. açık saçık. k ımıldamaz. göç etmek. . z. bak. s. ahlaks ızlık. i. i. s. sabırsızlık. yak ında olmasından korkulan. bağışıklık. f. huk. 1. s. suya batırmak. batma. dalgın. i. s. ahlaks ız. s. k. ebedileştirmek. 2. i. 2. f. i. çarpışma. suçlamak. hırslandırmak. tez canlı. kızdırmak. to -e vermek. duygularını açığa vurmayan. s. ırmak. sabit. kazıklamak. 2. immunize. ebedi. 2. yansızlık. haddini bilmez. ateşli. zayıflatmak. dişçi. değişmez.. bozmak. kolay şınmaz. 2. f. k ımıldayamaz duruma getirmek. engellemek. i. s. hareketsizlik. 1. s. coşturmak. 1. yerinden oynamaz. 2. 1. i.. f. çene kemiğine kaynamış diş. f. f.. f. elektrikli su ısıtıcısı.. i. to -e kar şı4. batırma. 3. 1.. hareketsiz. etki. göçmen. paras ız. ta ba ğışık. 1. vuru ş. gayrimenkul. daldırmak. f. pekiştirmek. s. 3. bak. i. immortalize. muhacir. geçit vermez. dili elektrikli su ısıtıcısı. k ımıldatılamaz. küçük şeytan. yakın. 2. f. s. 1. bak. 2. İng. ölümsüzle ştirmek. göç etme. afacan çocuk. huk. (devlet memurunu) mahkeme önünde suçland ırmak. İng. a şılmaz.

3. i. (orman).b. (--ed/--led. (taahhüt. 2. aceleci. dilb.b. dikmek. şiddet. nefret v. tıb. s. (bir şeyin içinde) saklı olan anlam. aplikasyon. 3. impertinence. i. s. emperyalist. 2. implantasyon. hava v. Allaha kar şı saygısızlık.. i. s. s. Allaha kar şı saygısız. s. piimkâns şmanlıkız duymama. beraberinde getirmek: s. v. pişman 4. f. tlamak/dikmek. to (ya ğmur/hava) geçirmez. 1. (birini) (olumsuz bir şeye) ışt ırma. buyurgan. 2. yerine getirme. ştiri v. 1. şahane.b. zor. kaba bir şekilde. soğukkanlı. saklı..b. itmek. küstahlık. 2. 2. 1. 1. güdü. s.şı dolayl f. 1. yürütme. 2. s. to (korku. ele yap ılan. 2.). 1. zorunluluk. amirane. kesin: implicit trust tam güven. kusur. canland ırma. sevketmek. 2. çürümez. yayılımcı. temsil etmek. söz. delinmez.b.´ni) yerine getirmek. terbiyesizce. i. canland ırmak. hızl ı. seçilmez. to (su. s. kişilikdışı. (dolaylı olarak) göstermek. zorunlu şey. i. görülmez. sır v. i. f. 1. 1. pişman olmayan. 2. geçici. s. to (ö ğüt. z. 2. f. eksiklik. i.´ni) dinlemez. amansız (düşman). sert. (yasa. aşılamak. yok olmaz. (--led. emperyalist. f. yay ılımcılık. s. 5. 3. i. belli belirsiz. farkedilmez.b. olmas ı yakın. mâni. 1. f. --ling) sürmek. i. çabuk. terbiyesiz. hissedilmez. plan v. 2. 2. yürürlü ğe koyma. münasebetsizlik. 1. f. s. f. on/upon -i etkilemek. i. 2. s.´ni) geçirmez. 1. zorunluk. emreden. kaba. s. (ö ğüt. i. 4. 1. yalvarmak. emperyalizm. s. s. keçisakalı. çözülemeyen (sav. taklit etme.). geçirimsiz (toprak). 2. şiddetli. 2. s. i.impediment impel impending impenetrable impenitence impenitent imperative imperceptible imperfect imperfection imperial imperialism imperialist imperialistic imperil imperious imperishable impermanent impermeable impersonal impersonate impersonation impertinence impertinency impertinent imperturbable impervious impetuous impetus impiety impinge impious implacable implant implant implantation implement implement implementation implicate implication implicit implicitly implore imply impolite impolitely i. anla ı olarak. engel. uyarı. . z. -e işaret etmek. hava geçirmez. kalıcı olmayan. alet. zorunlu. 3. i. implantasyon yoluyla şı a ıb. noksan. 2. yayılımcı. dilb. içermek: Smoke implies fire. özür. tam. 3. --ing/--ling) tehlikeye atmak. küstah.b. 1. dürtü. 3. karar ğe koymak.´ne) asmaz. 3. 3. girilmesi olmama. eksik. temkinli. emir belirten. tamam ıyla. güç. f. akl ına sokmak. 2. yatıştırılmaz (öfke. tıb. taklit etmek. 1. içinden geçilmez (kale). 1. sugeçirmez. istifini bozmayan. mecburi. emir. kusurlu. 1. bak. imparatorluk sistemi. mim. araç. (birini) (olumsuz bir şeye) karıştırmak. i. uygulamak. kişisel olmayan. engel. münasebetsiz. 2. ele ştiri v. i. ifade lan. 4. dolaylı olarak kar s. emretmeyi seven. 2. 3. ima edilen. s. Duman ate şi içerir. 2. imparatora özgü. nüfuz edilemeyen. ima etmek. 1. implantasyon. 1. 1. ağırbaşlı. terbiyesiz. bozulmaz. 1. imparatorlu ğa ait. defolu. 1. 1. kulak dü şünmeden i. s. 2.´ni) yürürlü i. pişmanlık duymayan.edilmeden anla şılan. 2. s. bitmemi ş bir eylemi gösteren (zaman/fiil).

1. kabalık. emdirmek. 1. i. ithal izni. 3. i. 6. 1. s. f. i. 2. mantıksız. 2. etkilemek. vergi. isabetsiz. imkânsızlık. özensiz. ithal malı. 2. hile. ithalat. (on) 1. s. s. rahats s. ithalat ve ihracat. 4. iktidars ızlık. (zorla) yüklemek. 4. s. 4. hapsetmek. doland ırıcı. nak şetmek. pratik olmayan. mim. uygunsuz. emprenye etmek. empresyonist. s. elverişsiz. i. önemli. i. i. bask ı. 1. 2. 1. f. önceden kestirilemeyen f. empresyonizm. empresyonist. 3. yap ılamaz. f. uygulanamaz. ithalatç ı. geçilmez. z. 2. on/upon akl ına sokmak. 2. 2. zorla kabul ettirmek. terbiyesizlik. resim. güçsüzlük. yoksulla ştırmak. ız etmek. i. 2. (damga) basmak. izlenimci. etkileyici bir şekilde. üzengita şı. ölçülemeyen. itibar.impoliteness impolitic imponderable import import import duty import license/permit import permit import quota importance important importation importer imports and exports importunate importune impose imposing imposition impossibility impossible impossibly impost impost impostor impotence impotency impotent impound impoverish impracticable impractical imprecise impregnable impregnate impress impression impressionable impressionism impressionist impressionistic impressive impressively imprint imprint imprison imprisonment i. s. etki. s.. s. ceza. z talep. aşırı duyarlı. beceriksiz. etkileyici. itibarl ı. nüfuz. izlenim. ithalat vergisi. sahtekâr. izlenimcilik. gebe b ırakmak. zahmet. i. uygulanamaz.(yol). 1. imkâns ız bir şekilde. 6. izlenimci. önem. tartıya gelmez. ısrarla istemek. 4. güçsüz. pratik olmayan. nüfuzlu. 7. s. fakirleştirmek. a ğıla kapamak. i. önem. hapis. i. heybetli. 2. haks ızlıık. kim. 2. 1. 1. with (fikir) a şılamak. 2. âciz. 4. impotence. yük. yap ılamaz. şaşırtıcı derecede. 2. olanaks s. 2. (vergi) koyma. iz. 3. haczetmek. hapsetme. (zihnine) sokmak. isteğinde çok ısrar eden. damga. f. iktidarsız (erkek). anlam. etki. i. harç. bak. 1. ithalat kotas ı. d ışalım. titiz olmayan.. ağırlığı olmayan. zayıf. kazan ılamaz. i. 1. 2. zahmet vermek. 3. (kitapta) yayınevinin adı. i. kesin olmayan. (ceza) vermek. görkemli. empoze etmek. ithal etmek. f. i. 3. dikkatsiz. i. 1. etkili. 5. s. s. 1. 2. i. 1. z. 1. 2. hassas. 2. 4. etken. -e (vergi) koymak. çok ısrarlı. kolayca etkilenen. 1. 1. elverişsiz. damga. 6. permi. olanaks ız. s. f. 3. 2. 3. 1. duyguları etkileyen. i. f. zaptedilemez. imkânsız. f. çetin 2. izlenim. ithalat izni. (damga/mühür) basmak. bask ı. 2. 3. 1. . kuvvetini kesmek. 5. zorla kabul ettirme. kanunen el koymak. on/upon 1. döllemek. 5. etki. kullanışsız. 3.

dolaylı olarak. ihtiyats ız. s. 2. 4. düzeltme. 2. bir anlamda. 1. karınca kararınca. 5.improbable impromptu improper impropriety improve improvement improvise imprudence imprudent imprudent impudence impudent impugn impulse impulsive impulsively impunity impure impurity impute in acknowledgment of in in in in in a bad way in a big way in a breeze in a coon´s age in a daze in a ferment in a flash in a good light in a hurry in a jiffy in a lather in a lump sum in a manner of speaking in a monotone in a nutshell in a roundabout way in a sense in a slapdash manner in a small way in a small way in a state of undress in a trice s. küstah. epeydir. itici güç. katışkı2. çabuk çabuk. f. baştan savma. s. anında uydurmak. 1. i. k. madde. katışık. 1. içine. piston. k. ihtiyats ızlık. 3. 1. ars ız. yabancı . (hazırlık yapılmadan) o anda yapılan. (bir şeyi) iyimser olarak (görmek). your pocket. mevsimi z. yani. pislik. kar ışık. haz çirkin. çok moda olan. sersem sepelek. dili heyecanlı. yola girmek: Özhan´s health is ın sağ2. gelişigüzel. itki. atfetmek. -de. tepisel. i. çok hasta. 2. 5. f. hazırlıksız. 3. gelmiş. in the envelope zarf ın içinde. dili 1. 2. 2. dili bir anda. murdar. dili torpil. k. 2. tedbirsiz. dolambaçlı yoldan. Özhan´ ştirme. pis. monoton bir şekilde. düzelme. cezadan muaf olma. geli ştirmek. içinde. 1. k. içinde. ani bir istek. 2. 3. Parasının hepsini şinen ödeyebilirim. tedbirsiz. ihtimal d ışı. 2. 3. üstüne yıkmak. moda. görev ba3. i. 2. peşin ve taksitsiz olarak: I can pay for it in a lump sum. -in karşılığı olarak: in acknowledgment of his years of service yıllarca i hizmetin kar-da: şılığıin olarak. yoluna koymak. doğaçtan çalmak. pe bir anlamda. doğaçtan. az ve öz olarak. içeride. yüzsüzlük. s. iç. i. tepi. gelişmek. içeri do ğru yönelen. tedbirsizlik. 3. ırlıksız. azıcık. 1. kirli. olmayacak. dili küçük çapta. yalanc ı çıkarmak. the box kutuda. yak i. düzeltmek. iffetsiz. uygunsuzluk. dili karga şalık içinde. 1.gözde. irticalen. 4. tehlikede. kötü bir durumda. 3. elinde. katışıklık. iktidardaki. lığı düzeliyor. s. vermek. çabucak. yüzsüz. saflığı bozan şey. içeriye. -e. 3. şında. 1. ihtiyats ız. . 1. murdarl ık. s. improving. dolaylı yoldan. -a: Put it in içine. aceleyle. uydurup yapmak. s. i. k. yetkili kişi. uygunsuz. geli şme. k. arsızlık. 2. sesini alçaltıp yükseltmeden. bir ç ırpıda. 2. 1. k. -de. çıplak. 2. ilerleme. dili çoktand ır. yap ışıksız. f. i. s. yüklemek. -da. dili büyük çapta. Cebine koy. i. yıldırım hızıyla. kolaylıkla. düzelmek. düşüncesizce davranan. z. verdi edat ğ 1. z. hazırl ıks ız olarak. 3. evde. hemen. k. 2. ruhb. 1. düşünmeden. küstahlık. 1. kirlilik. s. doğaçtan/irticalen ılan. geli f. 1. ilerletmek. birdenbire.

Yang ın anında bu düğmeye ı n. her halükârda. . menfaatine. ne olursa olsun. sefere hazır (gemi). ne olursa olsun. hepsi. tamam ı. in case of bas acil bir durumda. 1. özetle. mucibince.emergency acil durumda. -e göre. orada ol. zaten: In any case you couldn´t have herhalde. huk. meşgul. -e uygun olarak. halinde: In case of fire press this button. 2. birlikte. çok düzenli bir şekilde. uyarı niteliğinde bülten/duyuru. büyük bir ihtimalle/olas ılıkla. uyum içinde. şifreli. yararına. Çok miktarda armut ı. vard -e uyarak. gizli celsede. gerçekten. ile beraber. güpegündüz. 2.yazılı olarak. toplam. sözün k ısası. soğukkanlılıkla. bir bak ıma. 1. alfabetik olarak dizilmi ş. fazla olarak. danışman olarak. 1. zaten: In hiçbir şdinner. her halde: In any event I´ll see you at Billur´s ekilde. çiçek açm ış. kötü durumda. ambalajsız. her halde: In any case you be there. 1. kâh içeride. amir. -e nazaran. alfabetik sıraya göre. ileride. k ısaca. -e ilaveten. çiçekte. Her halükârda Billur´un yeme ğinde görüşürüz. toplam olarak. ne olursa 1. -e yardım için. takdirde: In case it´s necessary. sözü geçen. pe şin olarak. her halükârda. 2. -e göre.in a twitter/all in a twitter in a way in a word in a/one body in absolute privacy in abundance in accord with in accordance with in actuality in addition to in advance in aid of in all in all in all probability in alphabetical order in an advisory capacity in and out in anticipation of in any case in any case in any event in any shape or form in apple-pie order in bad/ill repair in between in black and white in bloom in brief in broad daylight in broad daylight in bulk in camera in case in case of in case of emergency in cipher in cold blood in cold blood in command in commission in company with in comparison with in compliance with in concert in conclusion in conference k. birlik içinde. ayr ıca. önde. Gerekti ği takdirde geç vakte kadar çalışabilirim. dili heyecan içinde. bol/çok miktarda: There were pears in abundance. güpegündüz. (bir şeyin gerçekleşebileceği) düşüncesiyle. k. -e uygun olarak: Is this in accordance with your wishes? Bu isteklerinize göre mi? I acted in accordance with your instructions. toptan. 2. hep birlikte/beraber. k ılını kıpırdatmadan. 1. toplantıda. son olarak. kâh d ışarıda. 2. açık. tamamen aralar ında kalmak üzere. 2. hakikaten. -e ek olarak. Ne olursa olsun sen olsun. aralarında: two houses with a yard in between aralarında bir bahçe olan iki dili ev. işe hazır. I can work late. i.

bundan böyle. k. tutulan. 2. sonucunda. -den fazla. ile bir arada. -i hiçe sayarak. 1. süresi gelince. 1. -in lehinde. aslında. keyfi yerinde. bundan sonra. iyi arkada şlarla. aslında. ayrıntılarıyla. doğrusu. 2. başı dertte. -e rağmen. zamanla. zamanı gelince. 2. önceden belirlenen zamanda. gerçekte. vaktinde. tam zaman ında. z. k. . tam göz önünde. iyi durumda. hazırlanmakta. -e meydan okuyarak. iyi odaklanm ış. ile ilgili olarak. çok eskiden. baya ğı. -e karşın. elde. harap. -in taraftar ı. tam çekilme durumunda. keyfi yerinde. hali vakti yerinde. kuşkulu. ayrıntılı olarak. tamire muhtaç. 2. büyük ra ğbet gören. -e ayk ırı olarak. ciddi. çok ra ğbette. cürmü me şhut halinde. önde. önünde: in front of the building binan ın önünde. genellikle. şaşkınlık içinde. yokluğundan dolayı.in conjunction with in connection with in consequence of in danger in days of yore in deep water in deep water in default of in defiance of in despite of in detail in diameter in disrepair in doubt in due course in due course in duplicate in earnest in easy circumstances/on easy street in effect in excess of in fact in fact in favor of in fine fettle in flagrante delicto in flames in focus in front in front of in full retreat in full view in fun in future in general in good company in good faith in good repair in good season in good spirits in good time in good trim in great demand in great request in hand in harness in haste ile beraber. şüpheli. 1. 1. aceleyle. çok. suçüstü. 3. alevler içinde. çok aranan. formda. -in lehine. zamanı/vakti gelince. ciddi olarak. tehlikede. henüz belli olmayan. yokluğunda. çap olarak. yürürlükte. aslında. çok revaçta. 1. -den yana. nedeniyle. gerçekten. 1. 2. dili ba şı dertte. ile birlikte. dili iyi durumda/vaziyette. varl ıklı. -i geçen. sadece birinin sözüne güvenerek. genel olarak. 3. 2. kontrol altında. biraz erken. şakadan. iki suret halinde. tela şla. zor durumda. çok aranan. iş başında.

other words aram ızda. şahsen. geçerken. al ışılmışın dışında. bir anlamda. yer yer. yani. tesadüfen. avucunun içinde. minyatür. bana göre. çabucak. kesinlikle: He was in no way responsible. talihli. daima. fikrimce. Kendi ba şına bir problem de ğil.in his/her own backyard in hock in honor of in imitation of in irons in itself/in and of itself in jeopardy of his life in jest in leaf in less than no time/in no time/in no time at all in lieu of in line for in luck in memory of in mesh in miniature in motion in my book in my judgment in my opinion in my opinion in name in no time in no uncertain terms in no way in no way. our midst k ısmen. bizatihi: In itself it´s not a problem. -in hatırasına. boş vaktinde: Do it in your spare time! Onu boş vaktinde yap! yürürlükte. kendisi. nüfuzu altında. -e bedel olarak. eli kelepçeli. dili çok çabuk.bir taraftan. k ısmen. hayatı tehlikede. rehinde. yapraklanm ış. ebediyen. out of the way in nothing flat in one go in one sense in one´s mind´s eye in one´s pocket in one´s spare time in operation in order that in order that in order to in in in in kendi çevresinde. parça parça. de 1. 2. 2. bana göre. 2. rehinde. -e aday. O hiçbir şekilde sorumlu ildi. yol üstü olmayan. bana kalırsa. zincire vurulmu ş. bana göre. Biran ın tümünü bir dikişte içti. hareket halinde. -in anısına. çabucac ık. için s ırada. sert bir şekilde/açıkça (söylemek). çok çabuk. bizzat. kanımca. ta ki. bence. idam cezas şaka olarak. 1. hayalinde. part özellikle. demek. ufak çapta. -i taklit ederek. 1. ismen. -in yerine. sözde. her zaman için. -sin diye: in order that he may see görsün diye. birbirine girmiş.ğ sapa. k ısım kısım. kan ımca. ı tehlikesiyle karşı karşıya. hemen. in particular in parts in passing in patches in pawn in perpetuity in person . diye. bir seferde: He drank all the beer in one go. özünde. kafas ında. hiç. order to keep up appearances ele güne kar şı rezil olmamak için. bir kerede. k. için: in order to see görmek için. şansı açık. şerefine. derhal. bana kalırsa.

2.in place in place of in plain English in plain English in play in point of in point of fact in position in practice in press in private in process of construction in proportion to in protest against in public in pursuance of in regard to in relation to in reply to in respect of in respect to in response to in retrospect in return for in revenge for in s. baş başa. -in yerine. sözün kısası. kısaca. tek s ıra halinde. mevcut. açıkça. alenen. açık seçik bir şekilde.´s stead in search of in self-defense in sequence in seventh heaven in shore in short in short course in short order in short order in sight in single file in so far as in so many words in some ways in some measure in spite of in stock in sum in tandem in ten seconds flat in terms of yerinde. k. ba şkaları yokken. aç ıdan: Don´t look at the situation in those terms! Duruma o açıdan bakma! 2. aramaya. aç ıkça. . bir dereceye kadar.o. 1. birinin nam ına: Çetin can go in his stead. geçmişe bakarak. birbirine bağlı şa. . -e karşılık olarak. şaka olarak. çarçabuk. 1. basılmakta. açıkçası. -e gelince. -ce/-çe: In terms of money she´s well fixed. ile ilgili olarak. birinin yerine. 1. -e karşılık. -in karşılığında. çok mutlu. 1. k ısaca. görünürde. inşa halinde. hakk -e cevap olarak. 2. O mesele ında hiçbir şey söylemedi. -e protesto olarak. -e oranla. aramakta.. yerine getirirken. gizli olarak. 1. açıkçası. ile ilgili. pratikte. yapılmakta. bak ımından. -e karşın: He´s carrying on in spite of the difficulties. bask ıda. uygulamada. -e rağmen. k ısaca. hakk ında: She said nothing in relation to that matter. beraber. tic. dili -e gelince. çabuk.. gerçekte. Zorluklara ra ğmen devam ediyor. -diği kadar/derecede. herkesin önünde. birlikte. tam onortakla saniyede. sözün k ısası. olarak. art arda dizilmiş bir şekilde. ile ilgili olarak.. in pursuance of his ideals. 2. İdeallerinin peşinde .. with regard to. pe şinde koşarken. aslında. gerçekleştirmeye çalışırken: He sacrificed his wealth bak. 1. pe şinde. art arda. kendini korumak için. s ırayla. -e göre. -e karşılık olarak. 2. bazı bakımlardan. -den öç almak için. 1. 2. k ıyıya yakın. 2. koordinasyon içinde. k ısmen. gizlice. tam yerinde. Onun yerine Çetin gidebilir. aç ıkça.

adına. -in ortas ında.önünde/yan 4. uzun vadede. yak ında. Don´t say that in her presence! Onun yan ında . takdirde. kavram olarak beğeniyor. çıplak. çantada keklik. başlatmak. dili muhtemel. sabahleyin. sonunda. mademki. bütünüyle.. hakkı için. o/bu süre içinde.in that in that case in the absence of in the abstract in the aggregate in the background in the bag in the cards in the circumstances in the clouds in the course of in the course of in the course of time in the crunch in the dark in the end in the event of in the extreme in the eyes of in the face of in the family way in the flesh in the hole in the interest of in the interim in the land of the living in the large in the light of the facts in the long run in the long run in the long term in the lump in the main in the matter of in the meantime in the midst of in the morning in the name of in the nature of things in the neighborhood of in the nick of time in the nick of time in the nude in the offing in the open in the presence of in the process of time -diğinden. zamanla.. zaman geçtikçe. -in gözünde. esnasında. dalg ın. son derece. yarar ına. bütün kapsam ı ile. halinde. . açık havada. but not in practice. Onu uygulamada de ğil. açmak. bak. tabiatıyla. 1. 2. hayatta. bütün olarak. k. sırasında. 3. habersiz. zamanla. çoğunlukla. dili borçlu. under the circumstances. bizzat. Bize yol gösterecek bir ş kavram olarak: He approves of it inolmad the abstract. yaymak.): Reinforcements arrived in the nick of time.. karanlıkta. o takdirde. 1. k. -diğine göre. eninde sonunda. 2. için. o/bu arada. pomp and circumtance tantana. k. -in yoklu ğunda: In the absence of any guidelines this is what we came up eyler ığı için ancak bunu yapabildik. ında/huzurunda: in the presence of a large company (birinin) büyük bir topluluk önünde. çünkü. pek uzak olmayan (olay). karşısında. ikinci planda. garantili. sağ. hayal âleminde. debdebe. -in arasında. dili emin. başı için.. sırasında. sermek. yaklaşık olarak. with. tam zaman ında (Gecikmeye hiç yer olmayan durumlar için kullanılır. yerine. 2. olas ı. eninde sonunda. 1. dili paças ı sıkışınca. k.. uzun vadede. -diğinden dolayı. . eninde sonunda. para kaybetmi ş durumda. çoğu. madem. başlamak. tam zaman ında. k. f. olayların gelişmesine göre. zamanla. olayların ışığı altında. toplam olarak. . hamile. konusunda. aç ığa vurmak. esnasında. aradaki zamanda. Takviyeler tam zaman ında çıplak olarak. aşkına.. civarında. açılmak. namına. doğal olarak. dili gebe.

mademki. s. s. anlamsız.. -den sonra. durgunluk. dili Allah a şkına. a şa ğı ard yukar ı. Beraberinde k ız şı da vardı. uygunsuz. 1. tic. 4. boşuna. s. hatalı. hususta. dilsiz. k ısa vadede. toplam olarak. dili 2. bir solukta. elde olmayan. doğal halde. 1. görünürde. i.(kesmek/bölmek/ay Hücuma kalkan her grup onlar ın öldürücü ateşiyle helak sma. durgun. civarında: She lives in the vicinity of Taksim. -in ard ıoturuyor. etkisiz. Allahı/Allahını seversen (Soru zamirleriyle kullanılır. 1. i. dikkatsiz. ölü.in the raw in the rough in the same breath in the second place in the short haul/term in the short run in the short term in the thick of the battle in the vicinity of in the wake of in the world in this connection in three months in time in total in tow in triplicate in truth in tune in turn in two in two shakes in unison in vain in view in view of in/at a pinch inability inaccessible inaccurate inaction inactive inactivity inadequate inadmissible inadvertent inalienable inane inanimate inappropriate inapt inarticulate inasmuch inasmuch as inattention inattentive inattentiveness 1. 3. tamam k. 2. kendini iyi ifade edemeyen. kabul olunmaz. dili beraberinde: He had his girl friend in tow as well. 1.şk. i. gerektiğinde. yeteneksizlik. beceriksizlik. . . 3. bak. münasebetsiz. 1. 1. sıkışınca. 3. ikinci olarak. i. budala. kim. s. kaba taslak durumda. 2. akortlu. 2. i şlenmemiş durumda. yüzünden. 2. . ehliyetsizlik. s. 2.. yanlış. dili çıplak. anla şılmaz. bütünüyle. 1. ikiye ırmak). muharebenin en şiddetli yerinde. s. dikkatsizlik. uygun görülmez. Taksim ında 2. ruhsuz. s. hareketsizlik. hep bir a ğızdan. -diği derecede/kadar. 2. bir lahzada. yakla şık olarak: salary is in civar nda. devrolunamaz.): What in the world bu is that? O ne. s. -in ından. nöbetleşe: Each charge was mowed down in turn by their fire. (kişinin) elinden alınamayacak (hak). 1. hareketsizlik. hareketsiz. ortada. sönük. aptal. s. 1. dikkatsizlik. ondan sonra. bir ç ırpıda. birlikte. 2. aptalca. iki k ıdeadly (of a lamb´s tail) k. yersiz. 2.. yetersiz. s. dili hemen.. s ıra ile. k ısa vadede. 1. etkisizlik. 1. yanına varılmaz. hep beraber. donuk. cans ız. 2. 1. eksik. boş yere. 2. iyi ifade edilmemiş. Allah ını seversen? How in the world did bu münasebetle. kusurlu. -in pe inde. tic. 2. noksan. gerçekten. beraber (yapmak). üç aya kadar. budalaca. sırasıyla. ayn ı zamanda. zaman ında (yetişmek/yetiştirmek): Can you finish this in misiniz? We can´t get there in time. dolaylar ında. k ısa vadede. vaktinde. i. gereğinde. kas ıtsız. -i göz önünde tutarak. satılamaz. k. s. s. z. inept. k. 2. -den dolayı. 1. boş. yetersizlik. s. kim. -diğine göre.His sonucunda. 1. time? Bunu vaktinde yeti ştirebilir ıyla. arkada üç kopya olarak. erişilmez. 1.. hakikaten. işlenmemiş. güçsüzlük.

3. ardı arkası kesilmeyen. açılı ış i. haddi hesab ı olmayan. tedbirsiz. tıb. yeteneksiz. başlatmak. ikinci derecede olan/sayılan: incidental expenses yan masraflar. s. tahrik. hesap edilemez. 1. ba şlamak.gelen. güçsüz. aç ılış e başlama. (birinin) tabiat ında olan. ensest. olay. aklıma gelmi f. kışkırtıcı. açılış töreni ile ilgili. 3. otobüs v.). resmen iştöreniyle s. . s. uğursuz. hesaplanamayan. göreve ba şlama töreni. f. başlang c. encase. kasten yang ın çıkaran. i. i. ı açmak. f.inaugural inaugurate inauguration inauspicious inborn inbound inbred incalculable incandescence incandescent incandescent lamp incandescent lamp incapable incapacitate incapacity incapacity for incarcerate incarnate incase incautious incendiary incendiary bomb incense incense incentive incentive pay inception incessant incessantly incest inch inch along incidence incident incidental incidentally incinerate incinerator incipient incise incision incisive incisor incite incitement incivility inclement s. 2. k ışkırtma. insan şekline girmiş. s. 1. f. 2. 2. hapsetmek. 1. s. i ş yapamaz duruma getirmek. 1. 2. i. açılış-in töreni. yavaş yavaş hareket ettirmek. parmak. (birini) törenle bir göreve getirmek. kaz ımak. limana/havaalan ına giren (gemi/uçak). i.54 cm. f. 2. cisimlenmiş. nezaketsizlik.b. sürekli. f. i. teşvik etmek. şehir merkezine doğru giden (tren. i. ampul. tesadüfen meydana şken. yeteneksizlik. çöp fırını. 1. 2. Kolera vakalar i. 1. f. -e özgü. i. sürekli olarak. 1. 2. âciz. elektrik ampulü. hadise. s. tesadüfi. kabiliyetsiz. z. fırın. başlama. isteklendiren ödül. 1. sert. teşvik. s. dü şüncesiz. 1. to -e ait olan. uzun zaman boyunca s. 3. i. 2. buhur. to -e ait olan. i. oymak. kabalık. s. devamlı. declining. bak. güdü. meşum. kalıtsal. yangın bombası. s. özendirici şey. ard ı arkası kesilmeden. yarma. i. 1. f ırtınalı (hava). 2. akkor. i. 2. kundakçı. doğuştan gelen. dürtü.edinilegelmi ş. zeki. törenle baş latmak. güçsüzlük. henüz ba şlamakta olan. 1. i. yavaş yavaş ilerlemek. yak ın akraba ile cinsel ilişki kurma. dikkatsiz. -e özgü. resmen işe başlatmak. yak ıp kül etmek. 2. teşvik primi. ile beraber z. s. karışıklık çıkaran. i. kaba davranış. s. keskin. başlangıç. s. s. akkorluk. vaka. f. kesicidiş. güçsüz duruma getirmek. 2. öfkelendirmek. günlük. tahrik etmek. k ışkırtmak.. of (bir şeyin) meydana gelmesi: The incidence of cholera has been ı azalmakta. s. 1. 2. yeni başlayan. irsi. inç. tütsü. hakketmek. k ızdırmak. de şme. ensizyon. (bir şeyi) yapamama. s. i. ile beraber gelen.

. 2. tutars ız. 3. meyil. s. -e sebep olmak: It inclined him to support us. 1. s. i. 2. önemsiz. s. f. ısız (sözler/fikirler). tesellisiz. with/to ile karşılaştırılamaz. 1. tesellisi olmayan. 2.. 2. dahil olma. lık değdahil iştirerek. 1. güçlük. heves.inclination incline incline incline one´s ear incline one´s head inclined plane inclose inclosure include included inclusion inclusive incognito incoherence incoherency incoherent income income tax incoming incommensurate incommunicado incommunicative incomparable incompatibility incompatible incompetence incompetency incompetent incomplete incomprehensible incomprehension inconceivable inconclusive incongruity incongruous inconsequent inconsequential inconsiderate inconsistent inconsolable inconspicuous inconstant incontestable incontinent incontrovertible incontrovertibly inconvenience i. düşüncesiz. 2. 2. orans ız. z. istek. k şmaz. anla şılmayan.. enclosure. zahmet. s. 3. 1. bak. ehliyetsiz. bağdaşmazlık. içlemci. 1. incompetence. beceriksiz. 2. s. 3. yads ınamaz. 1. z. 1. ketum. anlaşılmaz. ile kıyaslanamaz. anlaşılmaz. 2. 1. katma. 2. i. 1. meyil. s. rabıtasız. s. anlaşılmaz (sözler/sesler). bağdaşmaz. 2. 2. s. 1. s. eşsiz. su götürmez. yersiz. s. bir sonuca varmayan. s. dahil etme. s. yöneltti. i. 1. içine almak. ba i. değişken. vefasız. yersizlik. k ıservis i. anlayışsızlık. eğim. 2. eğilim. tutars ız. eksik. içindeleme. etkisiz. tutars ızlık. s. ele geçen. 2. uyu s. her zaman aynı seviyeyi tutmayan (iş). gereken yetenekte olmayan. dahil etmek. s. kusurlu. takmaHesap. . emsalsiz. rahatsız etmek. tutarsız. uyuşmayan ıs ım/ şey. kavrayamama. 1. bak. inkâr edilemez. huk. 1. enclose. f. 2. konu dışı. teselli edilemez. itiraz edilemez. f. gelir vergisi. karars ız. katılan şey. i. tartışılmaz. 1. 2. of -i kapsayan. yeni (hükümet/y ıl). birbirine uymayan. uyuşmaz. 2. ğlantkazanç. bak. s.. s. bitmemi ş. s. i. yersiz. z. uygunsuzluk. kavran ılmaz. yetersizlik. 1. kapsamak. eğri yüzey. yads ınamayacak şekilde. 2. içermek. yaptıkları birbirini tutmayan (kimse). gelir. beceriksizlik. s. uyuşmazlık. otuz milyon lira tuttu. 3. yetersiz. 1. -e yöneltmek. rahats ızlık. göze çarpmayan. dahil. giren. birbirine z ıt. i. yetersiz. akıl almaz. mantıksız. s. avutulamaz. e ğim. uyuşmazlık. bağdaşmazlık. eğiklik. i. sonuçsuz. dahil: The charge is thirty million liras inclusive of service. s. to e ğiliminde olmak: His thought inclines to the kulak kabartmak. farkedilmeyen. Onu bizi desteklemeye i. 2. başını eğmek. s. zahmet vermek. incoherence. s. saygısız. 2. s. i. 1. bildiğini başkalarına söylemeyen. noksan. adla. 1. katmak. bağdaşmaz. idrar ını tutamayan. uygunsuz. f. kat ılma. kendini tutamayan. inand ırıcı olmayan. bak. 1. i. önemsiz.

inanmazlık. dili harika. artma. 2.geli 2. 2. çoğalma. 1. borçlu. 3. kafasında (plan) kurmak. 2. artmak. 1. yak ışıksız. 1. kalıcı (izlenim/etki/duygu). artış. aşılamak. 3. s. yakışık almayan. i. i. kayıtsız. 1. f. koku f. s. 2. s.inconvenient incorporate incorporated incorrect incorrigible incorruptible increase increase increasingly incredible incredulity incredulous incredulousness increment incriminate incrust incubate incubation incubator inculcate incumbency incumbent incur incur a debt incurable incurious incursion indebted indecent indecipherable indecision indecisive indecorous indecorum indeed indefatigable indefensible indefinable indefinite indefinite article indefinite pronoun indefinite pronoun indelible indelible ink indelible pencil indelicacy indelicate s. görev süresi. birleşmek. 1. gerçeği söylemek gerekirse. bak. 1. f. inan ılmaz. 5. kaba. uygunsuz davran ış/söz. z. uygun olmayan. s. i. . i. s. f. belirsiz. rüşvet kabul etmez. 1. 2. 2. çürümez. 2. çoğalma. anlatılması zor. 2. 2. yanlış. uygunsuz olma. dilb. 3. suçlamak.. 3. karars ızlık. vazife. do ğrusu. 2. düzelmez (kimse). tekrarlayarak kafasına sokmak. 4. 2.. meraks ız. amans ız. anonim. silinmez. belirsizlik zamiri. 2. büyütmek. kuluçka dönemi. 1. kuluçkaya yatmak. 4. 1. k. nazik olmayan. mü şkül. ço ğalmak. giderilmez (leke/iz). yorulmak bilmez. s. i. kopya kalemi. f. 1. gerçekten. sabit mürekkep. cisimlendirmek. kuşkulanan. girmek. büyümek. şmaz. (--red. yorulmaz. 1. i. maruz kalmak. 2. 2. artma. 2. akıl almaz. an). 1. kâr. 1. bozulmaz. çoğaltmak. 2. hücum. 2. anlatılması imkânsız. doğrusu istenirse. kaba. verimli olmak. s. kabal ık. kuvöz. s. çözülmez. ştirmek. i. sökülmez. encrust. civciv ç ıkarmak. bak. gittikçe artarak: become increasingly difficult gittikçe zorla şmak. kuluçka makinesi. 1. üstüne çekmek. f. . ürün. uygunsuzluk. 3. toplum töresine ayk ırı. münasebetsiz. s. 2. birleştirmek. belgisiz s ıfat: bir (İngilizcede a. silinmez. 1. ilgisiz. uygunsuzluk. 3. ak ın. 1. 2. anonim ş irket haline getirmek. uyand borçlanmak. görev. borca girmek. saldırı. te şekkür borçlu. u ğramak. kuşku. i. minnettar. 2. yola getirilemez. artış z. sabit (boya/mürekkep). huk. nezaketsiz. edepsiz. s. biçimsiz. uygunsuz. s. ımlanmas zor. f. s. s. i. yak ışıksız. gelişmek. 1. s. öğretmek. s. artırmak. adam olmaz. onulmaz. 2. içermek. ırmak. 1. okunmaz. belirsiz. -e katmak. dilb. karars ız. zahmetli. uygunsuzluk. 1. tan s. uygunsuz. kesin olmayan. s. belli olmayan. i. i. inanmayan. 1. ı 2. s. savunulamaz. s. into/in -e dahil etmek. şifasız. s. kapsamak. --ring) 1. 1. 3. ahlakı bozulmaz. hakikaten. 1. belgisiz zamir. ç ıkmaz. incredulity. 3. 1. belgisiz. düzeltilmemiş. 2. ku şkulu. hâsılat. dilb. elverişsiz.

1. vazgeçilmez. şüncesizce söylenen söz.di. belirti. s. 1. ibre. pol. to (bir yere) özgü. mide fesadı. geli s. yerli. gösterge. anlatılmaz. 2. z. (kitap) için dizin haz ırlamak. 3. 1. ald ırmazlık. belirsiz. (haks ızlıktan dolayı) kızgınlık. boşboğazlık. bot. yıkılmaz. dolaylı vergi. çivit rengi. s. s ınırsız. çividi. z. 3. -i ş 1. çivit mavisi. ay ırt edilmemiş. ayırt edilemez. pol. 1. bellisiz. zarar görmeyeceğine dair peşinen kefil olmak. -e halindeki isim. dolaylı tümleç. 2. i. 2. gösterme. katalog. (for) İng. suçlama. 1. (for) İng.. kefalet. sözleşme. 1. çoğ. kontratla/senetle bağlamak. geliri ileğı geçinebilen. göstermek. 3. i. bildirme. 1. 1. talep. s. i. s. 4. --es (în´deksîz)/in. tanımlanamaz. etmek. 2. (kitabın) indeksini fiş. fakir. i. rasgele. s. Indigofera tinctoria. düşüncesiz bir davranış. imlemek. 3. seçilemez. 1. yok edilemez. düşünmeden davranan.ces (în´dısiz) i. dolaylı. f. 2. çivit mavisi. dü şigüzel. gösterge. for ile suçlamak. çivit mavisi. içerlek yazma. rengi. teminat. f. (ekonomik açıdan) bağımsız. vasat. anlatma. paragraf ba şı yapmak. işaret etmek. 2. sindirim güçlü ğü. dolambaçlı. dilb. kendi ız. 1. 4. 2. i şaret. çivit çivitotu. düşüncesizce yapılan. savca. i. ilgisiz. dolaylı olarak. s. dolaylı ışıklandırma. i. içerlek yazmak. i. dava açma. öfkeli. dolaylı masraf. s. 1. yoksul. s. toplu halde. 2. hazmedilemez. Indigofera çivit rengi. ş vermek. 2. çivit rengi. 2. s. i. s. gösterge. f. (haks ızlıktan dolayı) kızgın. küçük dü şürücü hareket. sıradan. dolaşık. İng. i. s. (sat ır için) içerlek olma. çivit mavisi. zaruri. bot. çentmek. indeks. 2. indigo. 2. birbirini etkilemeden. 2. dolaylı tümleç. s. 2. s. 2. s. 2. i. zarar ını ödemek. ba ğıms msız olarak. farkedilemeyecek. karışık. i. ba s.indemnify indemnity indent indent indentation indenture independence independent independently indescribable indestructible indeterminate index index card index finger indicate indication indicative indicator indict indictment indifference indifferent indigenous indigent indigestible indigestion indignant indignation indignity indigo indigo plant indigo blue indigo-blue indirect indirect cost indirect lighting indirect object indirect object indirect tax indirectly indiscernible indiscreet indiscrete indiscretion indiscriminate indispensable f. . umursamayan. i. f. güvence. onur kırıcı durum. 1. ödence. 1. düşünmeden davranma. işaretparmağı.. s. 1. tinctoria. ald ırmaz. -i talep etmek. 1. i. k ısımlara bölünmemiş. hazımsızlık. 1. tazminat. ilgisizlik. (bir yerde) do ğal olarak bulunan/yetişen. dizin. s. fihrist. i. öfke. çivitotu. delil. bağımsız. 1. talepte sipari siparisipari ş. dilb. iddianame. çividi. hakaret. bağımsız. başına buyruk. i. bağımsızlık. indigo. 2. kuşkulu. boşboğaz. f.

zaman ve enerjiyi ekonomik bir şekilde kullanmayan. 2. tıb.(bir in kendine bir şizni ey yapma izni for şey yapma) verme. yılmaz. i. 2.. 4.b. 1. into induct s. makine v. s.o. bireysellik. endüstri meslek lisesi. iç mekânlarda kullan ılan: indoor shoes iç lar. i. a ğza alınmaz (kutsal).b. tümevar ım. çalışkanlık. 2. su götürmez. istenilen etkiyi uyand ırmayan.. f. i. yeme arzusuna 2. bir dü şünce sisteminin esaslarını öğretmek. iç mekânlara uygun. 2. bak. içeriye: Stay ıindoors! gitti.o.o. içeride. 1. neden olmak. f. endüstriyel sanatlar. organize sanayi bölgesi. z. ... te şvik. içeri. in yenildi. s. 2. kendine s. 1. 2. üşengeç.. ikna. i. kapal ı: indoor tennis court kapalı İtenis mekânlarda giyilen ayakkab İçeride kal! She went indoors. randımansız (iş yöntemi. 1. 2. 2. i. industrialize. müsamahakâr. s. endüstriyel.: This decision will be up to the individual agencies. etkisiz. sanayici. s. The individual tiles are each a i. s. belirsiz. elek. 1. 2.b. yüz veren. man. gayretli. f. s. 1. etkisiz (çare. 2. f.). 1. yüz verme.). with indolent indomitable indoor indoors indorse induce inducement induct induct s. keyifsiz. 1. tembel. s ınai. 1. 2.. isteksizlik. 1. sonuç çıkarma. Bu konuda her acente kendi karar ını verecek.). ayırt edilmesi olanaksız. sözü edilmez. 1. işçi v. 2. s.).. sanayile ştirmek. soğutmak. endüstri. bak.candy. çalışkan. rahats ız. bireycilik. gayret. İng. s. iyice görülmeyen. keyifsizlik. hasta. f. f. anlatılmaz. kendi . 1. İng. 2. endorse. -in beynini yıkamak. 2. ağrısız. ba şarısız. isteksiz. s. i şleyim. ü şengen. s. 1. ilaç v. İng. sanayi. hevesini k ırmak. çeri z. mest etmek. işleyimsel. her . seçilemez. 1. indüksiyon. elek. yenmez. işi yavaşlatma. s. tarifsiz. 1. boyun eğmez. 3. kesin.indispose indisposed indisposition indisputable indistinct indistinguishable individual individualism individualist individuality individually indivisible indoctrinate indoctrinate s. sarhoş etmek. beceriksiz (yönetici. birini resmen -in üyesi yapmak. indükleme. i şçi v. rahats ızlık. rahatsız etmek. 1. ikna etmek. 1. vesile. i. tek tek.b. i. beceriksiz (yönetici. tart ışılmaz. grev. ımsal. kand ırıp yaptırmak. s. indüksiyon yapan. s. s. bireyci. bölünmez. man. 2. 2.b. verimsiz. s. s. endüstri mühendisi. birine (bir fikri) a şılamak/telkin etmek. indükleyen.). ayr ı ayrı. birini askere almak. f. f. ilaç v. s. müphem. s. göreve getirme. 1. etkisiz (çare. into the army induction inductive inductive reasoning indulge indulgence indulgent industrial industrial action industrial arts industrial engineer industrial estate industrial school industrialise industrialist industrialize industrious industry inebriate inedible ineffable ineffective ineffectual inefficient f. tümevar tümevarımlı usavurma. neden. (sak ınılması gereken bir şeye) teslim olmak: She indulged her desire Şekermüsamaha.

tecrübesiz. yak ışıksız. eşitsizlik. aç ıklanamayacak şekilde. 2. 3.inelegant ineligible ineluctable inept ineptitude inequality inequitable inequity inert inertia inescapable inessential inestimable inevitable inevitably inexact inexcusable inexcusably inexhaustible inexorable inexpedient inexpensive inexpensively inexperience inexperienced inexpert inexplicable inexplicably inexpressible inexpressibly inexpressive inextricable inextricably infallibility infallible infallibly infamous infamy infancy infant infantile infantile paralysis infantilism infantry infantryman infatuate infatuation s. değiştirilemez. z. hatalı. bağışlanamaz. ufak bir çocuk gibi. küçüklük. inert. yanılmaz. fiz. i. s. kim. bebeklik. 1. i. 3. ucuz. (kötü bir şeyden dolayı) meşhur. 2. yava i. i. acımasız. yorulmaz. masrafı az. hareketsiz. hareket edemeyecek durumda olan. s. i. pahalı olmayan. delicesine âşık olma. küçük. ayrılmaz. 1. nedeni anla şılmaz. uygunsuz. 1. acemilik. kaç ınılmaz. kaç ınılmaz. haks ız. s. küçük emekleme dönemi. 2. affedilmez. 2. çoğ. s. çok değerli. (tasar ı. uygunsuzluk. çocu ğa özgü. anlatılmaz. 1.´nin) başlangıç aması. rezil. 1. gereksiz. 1. esrarengiz. 3. şaşmaz. deneyimsiz. 2. elverişsiz. çocuk i. beceriksizlik. atıl. s. s. insafsız.fan.. yetersiz. çocukluk. 4. s. s. açıklanamaz. tembellik. 2. 1. s. yanılmazlık. 1. ayıp. bitmez tükenmez.try. çözülmez. z. içinden ç ıkılamayacak şekilde. çaresiz. anlatılamayacak derecede. beceriksiz. s. paha biçilmez. z. bebek. çocuk. i. muammalı. s. tecrübesizlik. ifade edilemez. kim. deneyimsizlik. iş v. hata yapmaz. 2. i. gaf. s. i. s. usta i şi olmayan. 1. 3. 2. rezalet. atalet. zarif olmayan.felci. s. bir anlam/dü şünce ifade etmeyen. bebeksilik. girift. uyuşuk. insafsızlık. hünersiz. f. tam do ğru olmayan. uyu şukluk. fiz. aklını çelmek. pot.. kaç ınılmaz. 2.men (în´fıntrimîn) i. s. yersiz. (with) (-e) hayranlık. 2. 1. farklılık. değişebilirlik. içinden ç ıkılmaz. 1. 2. çocukça. yava ş işleyen. s. yanlış. 3. aş i. haks ızlık.. süreduran. adı kötüye çıkmış. çocuksu. piyade. 2. i. tıb. z. z. s. yanılmadan. s. 2. 3. i. . piyade sınıfı. 3. amaca uygun dü şmeyen. piyade askeri. z. tembel. hesaba s ığmaz. ş harekete geçen. 1. acemi. deneyimsiz. kesin olmayan. kaç ınılmaz şekilde. 2. s. ucuza. çok çirkin.b. süredurum. insafsız. z. s. çıldırtmak. piyade s ınıfına ait askerler. acemi. in. piyadeler. tükenmez.alçaklık. s. ruhb. beceriksiz. hesapsız. 1. s. 1. 2. 1. amans ız. affedilmeyecek şekilde. tecrübesiz. piyade. incelikten yoksun. bebeksi. s. s. bebek gibi. s. değişkenlik.

cehennem. kurulu ş v. aşağılık duygusu/kompleksi. f. kızarma. tesir. kuvvetsiz. sesin yükselip alçalmas ı. f. (okulda/fabrikada) revir. klinik. s. kurulu ş v. s. (--red. bükülmez. parlayıcı. 2. ölçülemeyecek kadar küçük. 2. s ınırsızlık. zina. 2. iltihaplanma. 2. 1. 2. 1. anlamak. 3. muazzam bir. 3. sonuç çıkarmak. tutu şturmak. 1. 2. tutuşmak.o. nüfuz. 1. iltihap. bulaştırmak. sonsuzluk. 1. kolay ızdırılır. 1. çıkarım. s. 2. inflection. z. i. verimsiz. iltihapland tahrik etmek. ırmak. çok büyük bir ır. 2. alevlenmek. hastalık. 3. f. dilb. i. hoş olmayan/nahoş söz/davranış. s. k şan. etraf ı sarma. t ıb. tıb. alevlendirmek. ses tonunu de ğiştirmek. cehenneme ait. bak. f. i. 2. zayıf. man. 1. f. 2. f. zayıflık. 3. 2. . s.b. i. k ısır. imans ızlık. 1.. sonsuz. 3. 3. halsiz. i. 1. ç ıkarmak. (bit/kurt/fare) istila etmek. iltihap. (örgüt. 1. 2.infect infection infectious infelicitous infelicity infer inference inferior inferiority inferiority complex inferiority complex infernal inferno infertile infertility infest infestation infested infidel infidelity infiltrate infiltrate s. kâfir. dilb. into infiltration infinite infinite pains infinitely infinitesimal infinitive infinity infirm infirmary infirmity inflame inflammable inflammation inflammatory inflate inflation inflect inflection inflexible inflexion inflict inflict punishment on inflorescence inflow influence f. i. 2. çekim. 2. enfeksiyon. mastar. kolay tutu i. ğıt para çıkarmak. i. 2. 1. birini -e s ızdırmak.´ne) sızmak/gerçek kimliğini gizleyerek girmek. hiç esnek davranmayan. verimsizlik. küfür. daha aşağı bir nitelikte olan. 1. çekmek. etki. etraf ı sarmak. s. 2. tesir etmek. i. kışkırtmak. i. s. daha a şağı bir nitelikte olma. içeriye ak ış. 1. 1. 2. 1. 1. hastane. katı. 1.. 1. i. bula şma. (to) (-den) a şağı.´ne) sızma/gerçek kimliğini gizleyerek girme. (hava ile) şişirmek. enflasyon. i. i.b. 2. 2. dikkat v. (sab sonsuz gayret. 3. çorak. tükenmez. kalitesizlik. aşağılık kompleksi. 2. s. i ğrenç. k ısırlık. kalitesiz.). tahrik edici. 2. İng. i. i. 2. 1. hoş olmayan/nahoş (söz/davranış).. etkilemek. sonuç ç ıkarma. çok. bitmez. i. (örgüt. cehennem gibi yer. sert. bulaştırma. bot. piyasaya çokpara miktarda kâ şişkinli ği. öfkelendirmek. s. sakatlık f. dilb. (on) (birini) kötü bir şeye uğratmak: inflict pain acı çektirmek. son derece. i. sadakatsizlik. i. eğilmez. (fiyatları) suni olarak yükseltmek. s. 1.. çiçek durumu. -e ceza vermek/verdirmek. 2.. geçirmek.b. başkalarına kolay geçen (gülme/neşe). s ınırsız. f. i. mat. 1. k ışkırtıcı. yangı. i. 4. şişirmek. 1. bula şıcı. s. infinitezimal. sonsuzküçük. --ring) (from) (-den) 1. sözünü geçirmek. s. i. (bit/kurt/fare) istila etme.

(bir şeye/birine) özgü olma. (bir yerde) oturan kimse. s. ihbarc ı. ihlal etmek. şerefsiz. k ızılötesi. nüfuzlu. 1. i. ingratitude ingredient ingrowing inguinal inguinal gland inhabit inhabitable inhabitant inhalation inhale inherence inherency inherent inherit s. (karışımdaki) madde. içine dökme/ak ş içecek (çay/ilaç). teklifsizce. nefes almak. grip. esas. içe do ğmalzemesi s. ıtma. danışma. 1. bilgili. s. 2. muhbir. Ona . danışma. birinin gözüne girmeye çal ışmak. 1. s. i. maharet. usta i şi. demlendirme. 2. 1. malzeme: What are the ingredients in this cake? Bu kekin ru büyüyen. enfrastrüktür. kas ıksal. öğretici. 3. içine dökülme. dan ışma. resmi olmama.influential influenza influx inform informal informality informally informant information information booth information desk informative informed informer infraction infrared infrastructure infrequent infringe infringement infuriate infuse infusion ingenious ingeniously ingenuity ingenuous inglorious ingoing ingot ingrate ingratiate ingratiate o. on/upon -e tecavüz etmek. eğitici. külçe. tanınmamış. 2. müracaat. f. 2.b. (kurallar ı) bozma. danışma yeri. asıl. birinin gözüne girmek. i. (çay) demlemek.zerketme. yüz kızartıcı. enfraruj. mahirane bir şekilde. teklifsiz. hakk ında bilgi vermek. 2. saf. (anla f. anat. f.o. i. f. i. i. i. hüner. s. -de oturmak. Ona yar ın s. kızılaltı. i. utand ırıcı. s. with -i a şılamak. mahir. kas ık bezi. with s. (sigara duman ı v. (anla şma.b. hünerli. masum. s. z. samimi. 1. teklifsizlik.´ni) içine çekmek. i. 1. 2. bak.ne? s. ayd ınlatıcı. i. iktidara yeni gelen (hükümet).içitim. -e (-den) kalmak. gayri resmi olarak. öz: inherent rights temel haklar. i. içeriye akma. tıb. -i bildirmek: I informed him that I would not come tomorrow.´ni) bozmak.b. (of/about/that) -den haberdar etmek. s. bilgi veren kimse. kasığa ait. (bir şeyin) mirasçısı/vârisi olmak: She inherited it from her grandfather. f.. in (bir şeye/birine) özgü/has. seyrek. ak ın. 1. ustalık. haberli. i. f. nefes alma. antlaşma v. 2. altyapı. i. i. i. 1. demleme. gazaba getirmek. maharetli. nankör kimse. antlaşma v. nankörlük. candan. ihlal. (sigara duman ı v.b. kabaran (deniz). on/upon -e tecavüz etme.s. 2. into -e aşılamak. 2. çileden ç ıkarmak. şma. danışılan yer. bilgilendirici. (from) -e (-den) miras kalmak. haber. 3. çok becerikli. 2. 1. 3. resmi olmayan. s. 1. ustalıkla. damara demlenmi mahirane. sözü geçen. 2. i. f. z. i. enflüanza. into içine dökmek/akıtmak.´ni) içine çekme. i. 2. oturmaya elveri şli. içinde oturulur. sakin. aç ıkyürekli. s. 1. demlendirmek. i. 4.. 1. s. 2. bilgi.´ni) bozma. inherence. 1. tıb. 1. jurnalci. f.

duygularını pek dışa vuramayan. i. . s. içdeniz. s. (in. dili evlilik dolayısıyla yakın akraba olan kimse. dü ş siz. zalimane. teşebbüs. 1. aşağılayıcı. mürekkep hokkas ı. yara. vermek: It could injure your reputation. ruhb. 2. ziyan. (birinin bir şey yapmasını/yapmamasını emreden. koy. enjeksiyon yapmak. kalıtım. i. giri ş. iç sular. -e zararlı: His plan is inimical to our s. veraset vergisi. küçük körfez. 1. 1. zifiri. mürekkepli. kalıtsal. uzva) zarar vermek. 2. kalıt. insanlıktan çıkmış. dü en. başkası evde oturan kimse. haks ızlık. adaletsizlik. s. sımlarda. i. 1. i. kapalı deniz. ülkenin denizden uzak yerleri. 4. s. (bir uzvu) yaralamak/incitmek/zedelemek. zalim. 2. s. acımasız. kakmalı. üyelietmek.inheritance inheritance tax inherited inheritor inhibit inhibit s. inhibe etme. s. haks ızlık. han. 1. i. zarar. başlatmak. 3. miras kalan. çok soğuk. işlemeli. baş langıçta.-e karşıt. soyaçekim. 1. yurt içinde tahsil edilen vergi. katmak. 1. önce. baştaki. dolgu. 3. 2. kırıcı. i. 2. sakin. (bir karar. -i göstermek. şta. başlatma. yerici. i. 1. i. i. vermek. kakma. i. merhametsiz. s. mürekkep. s. -e ket vurmak. 1. içdeniz. biyol. Ad ına halel getirebilir. iğne. i. konukseverlik göstermeyen. üyeliğe kabul töreni. robot gibi. şırınga etmek. 2. taklit2. 1. i. into -i törenle üyeliğe kabul ğe yeni kabul edilmiş kimse. 4. f. 1. O köy yabancılara şman. s. ipucu. 2. birinin (bir şey yapmasına) ket vurmak. 2. inhibisyon.. ak ılsızca. vâris. f. eş i. f. s. 1. inisiyatif. kötülük. 1. zararlı. i. z. dokunur. (--ed/--led. 2. i. eza. kakma yapmak. into -e alıştırmak. 1. 2. 1. i. from inhibited inhibition inhospitable inhuman inhumane inhumanity inimical inimitable iniquity initial initially initiate initiate initiation initiative initiator inject injection injudicious injunction injure injured injurious injury injustice ink inkling inkpad inkwell inky inlaid inland inland revenue inland sea inland sea inland waters in-law inlay inlet inmate inn i. s. birinin adı veya soyadının baş harfi. ıstampa. i. irsi. huk. insaniyetsizlik. ba parafe f. denizden uzak. günah. kakma i şi. 1. ülkenin iç k ısmı. enjeksiyon. ket vurma/vurulma. aklını kullanmayan. 1. i. i. i. giriş yeri. 3. 3. iç kısımlara doğru. 2. 1. 2. işaret. dişçi. girişim. k.laid) içine kakmak. -ing/--ling) etmek. üzgü. f. to -e dü şman: That village is inimical to strangers. başlatan kimse. 2. 2. seziş. haks ızlık. insana göre yap ılmamış/olmayan. 1. 3. yaralı. adaletsizlik. zarar/ziyan s. ilkin. birlikte oturan kimse. 2. i. hapishanede/ak ıl hastanesinde bulunan kimse. 2..o. miras. birinci. 2. zarar. mürekkeplenmiş. i. iç. denizden uzakta. ilk. 2. to -e ters2. iç k ı İng. z. 1. i. ile aynıotel. ya şanması zor olan (yer/iklim). mirasç ı. s. mahkemece verilen) f. edilemez.

ız eğlence. s. fels. metot/alet. sırasız. dili iç kısımlar. 1. i. s. 1. kriket bir tak ımdaki on oyuncunun oyun dışı edilinceye kadar vuruş ralarıı. uygunsuz. derin/gizli anlam. zarars ız. i. s. 2. bilg. zamans ız. 1. aptal kimse. delilik. inorganik kimya. masumluk. akın. değişiklik yapmak. 1. i. olumsuz bir şey ima eden söz. ameliyat edilemez. 2. işlemeyen. s. beysbol her iki tak ımdaki oyuncuların birer vuruş sırası. kal s. iç. aşı. giri verileri. incitmeyen. make i. s. s. suçsuzluk. (birinden gelen) dü şünceler/sözler. ruhsal. i. 1. gizli. 1. 4.. iç lastik. suçsuz. irsi. soruşturma. i. girdi. i. pek çok. 3. soru sorar gibi (bak ış/yüz ifadesi). ıtsal. zarars ız. yenilik ç ıkarmak. girdi ayg ıtı.2. cinnet. delice. hastanede yatan hasta.. sorguya çekme. aşılama. taş. tahkikat. bilg. gen. baskın. 3. i.b. yenilik getirme. 1. into hakkında şturma/tahkikat yapmak. 2.soru birini sormak. s. bilg. 1. inorganik. düzensiz. şehrin merkezinde yoksulların oturduğu mahalle. sakl ı (anlam v. Yeni vergi yasas ı hakkında epey soru soran oldu. zarars ız. f. kinaye.. about -i sormak. 3. (resmi) soru şturma. ekon. (birinin) tabiatında/özünde olan. değişiklik. çoğ. . katma.ıhanc i. 4. giriş verme.. yenilik yapan i. s otelci. değişiklik yapma. aşırı. 2. 1. yeni şey. manevi kuvvet. mevsimsiz. yenikimse. yenilik. s. nöbet. s. ço ğ. elek. s. hesapsız. 2. i. başkaları hakkında bilgi edinmeyi seven.. 2. anlamsız.. 2. i. 2. s. girdi. iç organlar. s. sayısız. f. en içteki. ak ıl hastası. araştırma. deli. girdi. 2. 1. sa ğlığa zararlı. s. girdi-ç ıktı. 1. meraklı. aşılamak. 1. sıra.). i. hijyenik olmayan. 2. incitmeyen. bilg. i. 2. . uygulanamaz. saf.iç. inquiring inquiry inquisition inquisitive inroad insane insane person insanitary insanity insatiability i... masum kimse/çocuk. I received a lot of inquiries about the new tax law. doğu3. açgözlülük. (nedeni bilinmeyen ölüm hakkında adli) soruşturma. i. safdil. öğrenmeye hevesli. 3. şturma yaparak -i araştırmak. 2. çal ıştırılamaz. i. 3. birinin hal ve hatırını s. (of) (soru sormak. i. (bir şeyin) temelinde/özünde olan. masum. çalışmayan. f. s. dahili. doymazlık. 2. hakk ında bilgi almak istemek. 1.o. 2.innards innate inner inner city inner resources inner significance inner tube innermost inning innings innkeeper innocence innocent innocent amusement innocuous innovate innovation innovator innuendo innumerable inoculate inoculation inoffensive inoperable inoperative inopportune inordinate inorganic inorganic chemistry inpatient input input data input device input-output inquest inquire inquire after s. ş. en içerideki. k. 1. safl ık. deli. ştan olan. zarars s.. 1. giriş-çıkış.

s. döllemek. 2. 1. 2. . 1.. 3. 2. erimez. z. i. i. alametler. 2. olmama. (için) diretmek. i. böcekçil. 1. iç yüzünü bilen kimse. hilekâr. 2. çözünmez. önemsiz.ithaf 2.. dergi/gazete ına konulan ek. k ıyıya yakın. huk. doymak bilmez. 1. z. ars ız. 1. ithaf.b. 2. 1. halledilmez (problem v. a şılamak. tehlikede olma. 2. (kötü bir şey) demek istemek. 2. çoğ. She insisted on buying the red dress. başkalarını düşünmeyen.. üstü kapalı (kötü) s. 1. s. 1. i. i. ısrar edici. içerisinde: The mouse is hiding inside that piano. sa ğlam olmayan: He feels insecure here. hissedilemeyecek kadar ufak. z. k. i. ruhb. f. 1. dölleme. f. ekleme. düşüncesiz. kanmaz. 2. tersyüz. içeriden s ızan bir saate kadar. doymaz. i. değersiz. edat içine. terbiyesiz. 2. (-de) direnmek. kendine i. böcek ilac ı. s. telkin etmek. (rütbeyi/makamı simgeleyen) işaretler. lezzetsiz. s. 5. açgözlü. ufak. içinde saklan ıyor. iç. küstah. s. içeriye. 1. yavan. kitap ortasına eklenen sayfalar. çözülmez. s. 2. demeye getirmek.insatiable insatiableness inscribe inscription inscrutable insect insecticide insectivorous insecure insecurity inseminate insemination insensible insensitive inseparable inseparables insert insert insertion inshore inside inside inside inside inside information inside of an hour inside out insider insides insidious insight insignia insignificant insincere insincerity insinuate insinuation insipid insist insistence insistent insofar insofar as insolence insolent insoluble insolvency s. bir ilanın gazeteye bir kez konması. (kötü bir şeyi) üstü ı söylemek: Are you insinuating that she´s a liar? O yalancı mı kapal söz. 1. 3. anlams ız. bak. içtenliksiz. s. küstahlık. s. emniyetsiz. -i tutturmak: ısrar. içeriden biri. i. anlayış. iç taraf: the inside of the box kutunun içi. eklenen s. ayrılmaz dostlar. pek az. i. kendine güveni olmayan. içtensizlik. ne anlama geldiği belli olmayan. i. 3. f. tats ız. 1. değmez. 2. 2. f. 2. ikiyüzlü. s. 1. (yaz ıt) yazmak. yap ı. 3. içeride.. 2. 2. ne dü şündüğü belli olmayan. ayrılmaz. 4. s. (-de) ayak diremek. i. 3. ruhb. ısrarlı. gizlice f ırsat kollayan. i. 1. iç kısımlar. i. i. bayg ın. (in) (-e) sokmak. içinde. -diği derecede/kadar. 1. i. madalya veya para üzerindeki yazı. yazmak. yazıt. 1. hakketmek. 1. aras ına koymak. sönük.ıt kitabe. Fare o piyanonun haberler. sa ğlam güveni olmama. s. i. iç organlar. hain. insatiability.). s. araya eklenen şey. dili ba ğırsaklar. ayak direme. kaydetmek. to/for (bir ı imzalayarak) -e etmek. Burada kendini emniyette hissetmiyor. aras şey. emniyetsizlik. 3. sinsi. samimiyetsiz. direngen. iç. (into) (-e) koymak. aciz hali. K ırmızı i. (on/upon) (-de) ısrar etmek. üstü kapal ı söyleme. bir şeyin iç yüzünü kavrama. böcek. tehlikede olan. içteki. f. yaz s. i. kıyıya doğru. samimiyetsizlik. obur. içerisine.

(kalorifer. örnek.b. batkın. i. âdet haline getirmek. Oraya ine buraya gidece n üst kısmı. durum. batk ın. senet. yoklamak. avukat tutmak. mademki. 1. z. içgüdüsel. installment. i. (kalorifer. in/on installation installment installment plan instalment instance instant instantaneous instantly instead instep instigate instigation instigator instil instill instillation instinct instinctive instinctively institute institution institutional institutionalise institutionalize instruct instruct a solicitor instruction instructions instructive instructor instrument instrument panel s. kurumla ştırmak. öğrenim. kontrol etmek. f. şkasının yerine kendisi buraya geldi. atamak. 3. iflas etmiş. istikrars ızlık./Ba ağım. 3. 2. an. yitimi. i..b. a şılama. 1. f. (yeni seçilmiş/atanmış birini) dö -e oturmak. etmek. with -i yavaş yavaş lamak/telkin a i. 1. kontrol. z. 2.2. elektrik v. denetlemek. sistemi) kurmak. 1. müessese. i. araç. institution. f. ödeme aczine düşmüş i/şirket. esinlemek. 1. 1. vermek. müflis kimse. 1. i. 3.) tesisatı şemek. k ışkırtmak. defa. hemen.insolvent insomnia insomniac insomuch insomuch as insomuch that inspect inspection inspector inspiration inspire inst instability install install o. 2.. i. tayin etmek. kurma.. k ısistemi) taksit usulü. belgit. teşvik etmek. 2. 1. öğretme. -ece ğine: He came here instead. 1. o kadar ki. ani. kurum. i. 2. geldi. i.s. solumak.. f. kontrolör. i. sevgi v. instant. ders. s. z.b. hemen olan. i. slahevi v. direktif. 2. yönerge. hemen hazırlanan ında meydana gelen. esin. İng. kurmak. instill. . müfettiş. kiş ık. i.b.. ilham. kurulu şa/kuruma ait. 1. bak. asistan. acil. eğitmen. 2. uyku i. 3.. (bir ayg ıtı) (bir yere) takma. f. 1. (bir ayg ıtı) (bir yere) takmak. f. şı fikir aşılama. kurulu ş. dakika: at this instant bu anda. teftiş etmek. müessese.b. derhal. 4. taksit.´ne yerle tirmek. öğretmen. (bilgisayar v. kurum haline getirmek. eğitim.ştalimat f. kere. ak retmek. -ecek yerde.´ni) uyand ırmak. 2. okutmak. i. telkin. 1. aç ıklama. denetleme. tic.b.. içgüdü. sım. enstantane. i. k ışkırtma. 2. yoklama. bilgi. ıl hastanesi. 3. of -in yerine. çalg ı. i. 2. 2. i. denetleyici. 1. ilham etmek. kurumsal.) tesisatı döşeme. İng. 1. su katılarak (yiyecek/içecek). kontrol paneli. okul. 1. eğitmek. i. içgüdüsel olarak. ask. öğretici. 2. institutionalize. 3. uykusuzluk. pano. i. f. kurulu ş. teftiş. derhal olan. ödeme aczine dü şmüş. ivedi. i. -diği derecede/kadar. denetimci. denetçi. ani. 2. 2. huk. bak. belge. ayağığ f. alet. institute. s. f. hemen/an z. (bilgisayar v. 2. 1. öığ İng. İng. yerle s. tesis. bilimsel kurum. s. (öfke. şmiş gelenek. enstrüman. uyuyamazl i. 2. k ışkırtıcı. okutman. -diğine göre. tahrik etmek. s. şimdiki. elektrik v. uykusuzluk çeken kimse. enstitü. yol göstermek. in/into -e yava ş yavaş aşılamak/telkin etmek. 2. 5. eğitici. bak. 3. 1. i. 4. tesis etmek. bölüm. 1. i. k ıs.

zekâ sahibi. s. intelekt. ba ş kaldıran.. mat. ensülin. s. tamamlamak. istihbarat bürosu. 2. Mektuplar şme. zihin. ıran. baş kaldırma. elle tutulamaz. geçilemez. çekilmez. ba ş kald s. idrak. 2. integral denklemi. oto. 1. bilgi. s. i. zihinsel. i. i. asi. tamsayı. istihbarat te şkilatı. anlayış. akla ait. ayrı. enstrümantal müzik. enstrümantal. sigorta primi. aracı olan. sigorta simsar ı. 2. ak ıllı. onur k ırma. çalgı çalan müzisyen. against -e kar şı sigorta etmek. yetersiz derecede. 2. internal. with ile birle ştirmek. intelektüalizm. f. 3. zekâ. integral. interval. müz. yardımcı. z. a şağısamak. üstesinden gelinemez. 2. ış. dürüstlük. emme supab ı/valfı. 1. yalıtım sargısı. 2. fels. 1. 2. aşağısama. ayaklanma. intransitive. 2. yüksek zekâ sahibi. istihbarat. geçilemez. integrasyon. zekâ testi. into -e katmak: ı kitab katt ı. 3. (bir kuruluşa/camiaya) yeni girenler. zeki. entelektüel. (yemek) yeme. yalıtmak. s. anlayışlı. bir bütünün ayr ılmaz bir parçası olan. i. yalıtım maddesi. intelligence. 1. isyan. bütünlük. hakaret. f. 1. s. integral hesab ı/kalkülüsü. 1. adaya ait. 1. fiziksel varlığı olmayan. as ılsız.instrumental instrumental music instrumentalist insubordinate insubordination insubstantial insufferable insufficient insufficiently insular insulate insulation insulator insulin insult insult insuperable insurance insurance broker insurance company insurance policy insurance premium insure insurgent insurmountable insurrection int intact intake intake valve intangible integer integral integral calculus integral equation integrate integration integrity intellect intellectual intellectualism intelligence intelligence bureau intelligence quotient intelligence service intelligence test intelligent s. 2. itaatsiz.the isyanc ı. . sigorta şirketi. bütünlemek. başa çıkılmaz. integrasyon. interest. asi. entelektüalizm. i. yalıtım. ğlamak. i. zayıf. 2. el sürülmemiş. i. doğruluk. ıkçılık. yenilmez. bozulmam i. k ıs. s. interjection. eksiksiz. kavranamaz.integrated bütünle şme. katlan ılmaz. entegrasyon. sigorta. i. 1. kafa Itutan. entelekt.. hakaret etmek. ayd ın. sağlam. emin olmak. ayr ılmış. ba şa çıkılmaz. i. i. ekon. 2. He thebirle letters into his book. kafa tutan. s. i. izolatör. 2. i. 1.ına mat. sigorta poliçesi. insulating tape elek. s. 3. s. 1. adaya özgü. parçalardan oluşan. mat. 1. international. i. entelektüel. etkili. f. 2. dokunulamaz. ayd ın. 3. 1. ak ıl. entelektüel. temelsiz.. haber. 1. s. ak ıl. f. interior. 2. eksik. 1. temin etmek: called hotel to insure that I had a saasi. 3. izolasyon. i. hor görmek. hafif. yenilemez. s. sigorta olmak. 2. izole etmek. i. zekâ bölümü. akıl sahibi. İng. hayali. yalıtkan. dokunulmamış.. i. izole bant. dar görüşlü. 1. yetersiz. anlık. anl i. 4. yararlı. s.

engel. keskinlik. birbirine ba ğlı olan. aşırı. geçici. F 2. 1. arac ı. değiş tokuş etme. f. yolunu kesip yakalamak. i. 1. birbiriyle de ğiştirilebilir. f. müdahale. 1. 1. gözelerarası. . 2. fasıla. şiddetlenmek. amaç. 1. çatışma. f. niyetinde olmak. kâr. içmimarlık. kasti. s. birbirine bağhis lanmak. kastetmek. i. s. niyet. enteresan. i. arada (söz) söylemek. i. başkasının işine karışmak. in -e ilgi. 3. araya girme. tıb. s. 1. 1. niyet. iç k ısım. i. f. arac ılık etmek. ı. 1. 5. 2. 3. kazanç. birbirine 3. yolunu kesip durdurmak. niyetlenmek. şiddetlendirmek. 3. ünlem. 2. i. 4. anlam. değiş tokuş etmek. etkileşim. i. 3. faiz. 1. bile bile. fiz. menetmek. 1. birbirine dolamak. bozuk (hava). yoğun bakım. etkile şim. 1. in -e kar ışmak. aralık. -e burnunu sokmak. s. cinsel ilişki. gergin. --ring) gömmek. ilginç. with ile ışkar mak. kasten. They intensified their search for storm is intensifying. 3. ği o değil. f. isteyerek yapılan. bilg. değiştirmek. 1. (--red. 2. iç yerler. f. birbirini etkileme. birbirini etkilemek. yasak. 1. kim. birbirine dolanmak. 2. i. içmimar. 2. fırtınalı. s. radyo parazit. araya girmek. keskin. ilişki. 2. yoğunlaşmak: The ırt ına şiddetleniyor. çat ışma. arabirim. maksat: His intention is to help you. şiddetle. i. yoğunlaştırmak. i. şiddetli (söz). biyol. Amac ı size yardım etmek. yoğun bakım servisi. s. s. s. ç ıkar. anlaşılır. hararetli. s. maksat. 2. birbirine ba ğlı olma. 2. dahili. konuşma. arabulucu. 2. i. birbirine ba ğlamak. 2. f. f. 1. has no intention of bile coming. mahsus. f. hisse. yoğun bir şekilde. with -i engellemek. s. şiddetli. içerideki. bile yapılan.. merak ını uyandırmak. 2. 1. yoğun. -e yer yer serpi ğlamak. arada söyleme. arac ılık.intelligible intemperate intend intense intensely intensify intensity intensive intensive care intensive care unit intent intention intentional intentionally inter interact interaction intercede intercellular intercept intercession intercessor interchange interchangeable interconnect interconnecting rooms interconnection intercontinental intercourse interdependence interdependent interdict interdict interest interesting interface interfere interference interim interior interior decoration interior decorator interject interjection interlace interlock interlope s. 1. iç. i. ciddikararl olan ı (kimse). merak. yo ğunluk. dahil. 2. birbirine ştirmek: He interlaced writings with geçirmek. i. iç. bawith kenetlenmek. f. hücreleraras ı. olmak: I Demek istedikuvvetli. i. defnetmek.. i. yasaklamak. f. s. görü şme. birbirine geçmek. birbirine aç ılan odalar. amaç. 2. k ıtalararası. ilgilendirmek. i. tıb. f. 4. sert. taşkın. 2. değiştirme. maksatl ı. birbirine kenetlemek. şiddet. birbirine f. 2. i. Gelmek niyetinde de ğil. f. 1. isteyerek. kas ıtlHe z. s. ara. pay. demek istemek: That´s not what she intended to say. f. şiddetli. interkoneksiyon. arayüzey. -e müdahale etmek. 1. sert. 2. interaksiyon. karşılıklı dayanışma. elek. z.

gözalt ına almak. haftaym. basketbol ara. yorumlamak. yarıda kesmek. i. iç organlar. enternasyonalizm. milletlerarası. 1. sin. sorgu yarg ıcı. yorumcu. kesik kesik. dahiliye. tercüman. 1. antrakt. 1. nüfuz etmek. 2. (birinin) sözünü kesmek. soru sorma. 2. 2. staj yapan kimse.. birbirinin içine geçmek. tıb. tamamen içine geçmek. engellemek. tıb. 2. ara oyunu. 1. aral mola. soru zamiri. i. eklenti. 1. aç i.interloper interlude intermarriage intermediary intermediate interment intermezzo interminable intermission intermittent intermittent current intermittent fever intermittently intern intern internal internal affairs internal combustion engine internal inflection internal medicine internal migration internal organs internal revenue internal structure international international law international law internationalism internationalist interpenetrate interplay interpolate interpolation interpose interpret interpret s. ortadaki. metne i. uluslararas ıcılık. . karşılıklı etkileme. ıklı.. s. çeşitli aileler/milletler arasında evlenme. f. 1. 3. başkasının işine burnunu sokan kimse. araya girmek. i. tiy. 2. 3. enternasyonalist. konser ara. kullanarak (bir ıklama. aras ya şsözcük/cümle ekleyerek asıl metni değiştirme. 2. içgöç. soru sormak. 2. f. 3. iki şey ına ıba ka bir şey sokmak. i. defnetme. 4. çevirmen. s. 1. i. 2. s. f. içbükün. 2. 1. iki f. i. 1. uluslararas ı. 3. yorum. i. dilb. 3. aralıklı olarak. i. i. elek. 2. tercüme etmek. s. belirli aralıklarla gelen ateş. hayal gücünü şeye) başka bir anlam yüklemeye kalkmamak. intermezzo. (ölüyü) gömme. 1. soru soran kimse. f. 1. iç yak ımlı motor. intern. sorguya çekme. iç bünye. içişleri. kesikli ak ım. bitmez tükenmez. ara dönem. 2. tiy. 2. aracı. (bir gemiyi bir limanda) hapsetmek. 3.. ırklararası. çevirmenlik yapmak. sin.. 2. aradaki. sonsuz. s. 2. yakın akrabalar arasında evlenme. 2. konser ara. i. devlet geliri. sorulu. staj yapan t ıp öğrencisi. araya bir şey sokma. bir şeyi tam yazıldığı/söylendiği gibi yorumlamak. s. iç. s. voleybol. i. 1. uluslararas ı hukuk. müz. s. tiy. 1. uluslararas ı hukuk. iç yap ı.t.. sorguya çekmek. 2. z. dahili. f. antrakt. soru ifade eden. arac ılık eden. içten. soru zamiri. strictly interpretation interpreter interracial interrelated interrelation interrogate interrogation interrogative interrogative pronoun interrogator interrupt i. soru sözcü ğü. içilir (ilaç). çevirmek. eklenmi ş eyin aras ı na koymak. karşılıklı ilişki. futbol ara. uluslararas ıcı. yaz ş sözcük/cümle. arada bulunan. f. i. birbiriyle ilgili. enternasyonal. mat. 1. arabulucu. 1. i. i. enterne etmek. 1. i. kesik kesik. orta. s. yazıya sözcük/cümle ekleyerek asıl metni değiştirmek.

2. araya girmek. eyaletler arasından geçen otoyol. 1. kesmek. mest etmek. yılmaz. merak ını uyandırmak. gözünü korkutmak. çok yak ından: He´s a distant relative. tonötüm. -e dolamak. kesilme. in. s.wove. s. 1. 2. çekilmez. mülakat. kolay kontrol edilemeyen. 2. caba. aras ına serpmek. anat. 3. yıldırmak. 1. s. birbirine kar ıştırmak. sarho şluk. dilb. katetmek. ses tonunun yükselip alçalma şekli. ile görüşme/mülakat yapmak. esas. tıb. spiral. edat içine. s. i. kasiçi. A. 3. çok yakın. ara. özünde. asıl. entrika çevirmek. f. sindirme. 2. z. of -e kar şı hoşgörüsüz. hoşgörüsüzlük. ilgisini çekmek. 1. I don´t intimately. A ı söylemek. 2. f. serpiştirme. 1. kesişmek.B. i. damariçi. sarho ş etmek. 1. s. aslında.ter. 2. 2. 1. ba ğırsak. 1. to ile tan ıştırmak: She introduced him to her mother. zehirlemek.ter. f. f. s.wo. içeri. i. girişik. uzlaşması olanaksız. i. i. samimiyetle. entrika. kendine özgü. 3. 1. i. 1. sarhoş edici. s. ima etmek. yola getirilemeyen. gizli a şk maceras s. i. arac ılık. 2. i. çıtlatmak. zehirlenme. dayan ılmaz.B. bak. gizlice sevi şmek. 2.D. cesur. Onu annesiyle tanıştırdı. tıb. yıldırma. 2. karıştırmak. 2. in -e kar ışmak. 1. entonasyon. s. intrinsic. mest olma. arakesit. gözdağı vermek. eyaletleraras ı. 1. 2.ven) 1. 1. karışma. gözdağı verme. f. enterval. üniversiteleraras ı. üstü kapalbetween z. iki ses arasındaki perde farkı. imlemek. i. sarhoş eden madde. s. birbirine geçmek.. ikiye bölmek. i. müz. ile(in. görü şme. girift. kendisini yak ından ı söyleme. 2. şaşırtmak. kesişme. aralık..interruption intersect intersection intersperse interspersion interstate intertwine interuniversity interval intervene intervention interview interweave intestinal intestine intimacy intimate intimate intimately intimation intimidate intimidation into into the bargain intolerable intolerance intolerant intonation intoxicant intoxicate intoxication intractable intramuscular intransigence intransigent intransitive intransitive verb intrauterine device intravenous intrepid intricate intrigue intrigue intrinsic intrinsical intrinsically introduce i. üstüknow kapalhim f. i. hile. müz. f. uzlaşmazlık. 2. ara.. geçişsiz. s. f. 3. kavşak. tıb. O uzak bir akraba. s. 2. samimi. ima. içtenlikle. birbirine sar ılmak. samimilik. samimiyet. sindirmek.D. 3. s. -ye. 2. i. to -i tanıtmak: This book introduces preschool children to . bağırsaklara ait. geom. A. f. 2.. i. dalavere çevirmek. nesnesiz (fiil). karışık. 1. i. 1. çok yak ın (arkadaş). geçişsiz fiil. f. ı. i. with -e sarmak.. röportaj. çapraşık. inatç ı. kesinti. -e. 1. s. sıkı: There is an intimate şk ve nefret arasında çok yakın bir relationship love and hate. beraber dokumak. titremleme. tonlanma. üstelik. uzlaşmaz. s. 1. röportaj yapmak. i. serkeş. s. f. korkusuz. süre. 2. gözünü korkutma.

f. against -i şiddetle eleştirmek. i. 2.. 2. i. s. 2. 2. tersine çevrilmiş. omurgasız hayvan. tırnaklar. sezgiyle edinilen bilgi. tahkikat/soru şturma yapmak: The detective was yetki f. istenilmeyen bir yere izinsiz ve davetsiz i. sald ırı. 2. s. i. 1. hakk ında ı nda tahkikat yapıyordu. demirbaş. enversiyon. sakat. önsöz. küfür. s. 2. müz. omurgas ız. müz. tanıtıcı. istila etmek. içebak ışçı. izinsiz ve davetsiz girme. zorlagirmek. 3. yaratıcı. içebak ış. davetsiz misafir. 2. i. with (sorumluluk. 1. İng. sezgicilik.. geçersizle ştirmek. zorla giren. s. i. i. mat. i. sezgi. s. içgözlem. 2. sövüp sayma. f. 1. icat etmek. s. f. tersine çevirmek. icat eden. 2. 1. tersine çalış. değişmeyen. 2. deftere kayıtlı eşya. İng. paha biçilmez. Dedektif 2. dilb. giriş. 1. f. 2. aynı şekilde. 3. ara ştırıcı. sezgisel.introduction introductory introspection introspectionism introspectionist introspectionistic introspective introvert intrude intruder intrusion intrusive intuition intuitionism intuitionist intuitionistic intuitive intuitive knowledge intuitively inundate invade invader invalid invalid invalidate invaluable invariable invariably invasion invective inveigh invent invention inventive inventor inventory inverse inversion invert invertebrate inverted inverted commas inverted commas invest investigate investigation investigator i. başlangıç ile ilgili. 2. içebak ışçılık. 3. zorla girmek. i. i. 1. the soru i. inceleme. . s. zorla içeriye sokmak. i. tanıtım. investigating murder. tırnak işaretleri. 3. buluş. s. fels. 4. s. sabit kalan.. 1. f.. 1. sald ırmak. tanıştırma. uydurmak. takdim. in (bir proje için) (para/emek/zaman) harcamak. s. 1. 1.. başlangıç. s. icat. i. tersyüz edilmiş. 4. aksi. i. sezi. i. ters çevirme. sezgici. su basmak. 3. 1. 1. -i paylamak. yatalak. i. değişmeyerek. sezgici.. hasta. içebak ışçı. s. akın. altüst olma. araştırma. i. ağır hakaret. 2. ters. değişmez. yaratmak. çok de ğerli. f. f. with (bir makama) getirmek. tersine dönmü ş şey. i. sel basmak. 1. sezgiyle. sezgiyle anla şılan/öğrenilen. garketmek. izinsiz ve davetsiz giren. i. z. s. istilac ı.. z. müz. 2. i. dedektif. hücum etmek. 1. s. yarat ıcı. hükümsüz. içe do ğma. 1. in -e (para) yat ırmak. dilb. tersyüz etmek. 1. s. hükümsüz kılmak. içedönük kimse. 1. cinayet hakk şturma. ters dönme. zorla girme.. istila. f. tırnak işaretleri. envanter. 1. 2. geçersiz. s ırasını değiştirmek. 2. her zaman. tahkikat. içgözlemsel. fels. 2. 1. s. giren kimse. ters sonuç. 2. fels. sırası değiştirilmiş.

2. (sorumluluk. iyonlaştırmak. tiryaki. 1. nebze: There´s not an iota of truth in it. 3. canland ırmak. inward 2.. istemsiz. 2. f. f. iyotlu. İng. bak. hiddet. süsen.. iodization. envestisman. karış ma. iodize. bak. yanardöner. s. ruhsal.´ni) verme. iyotlamak. hiddetli. 3. öfkeli. s. görünmezlik. manevi. içeriye do ğru. bak. 1.. zerre. ça ğırmak: He invited only his close friends to the arkada şlarını davet etti. i. s. s. davetkâr. 2. 2. ionize. iyotlama. i. 1. 1. sokmak: 2. bıktırıcı. iç k ısım. 1. çi ğnenemez.. güçlendirmek. bozulamaz. (Allaha) yakarmak. 3. gerektirmek. s. bıktırmak. dokunulmaz. rica etmek: exhibit. fatura. 1. gayriihtiyari. istemeyerek ışı . iç. yerleşmiş. ıştırmak. 2. canını sıkmak. cazip.. f. ruhb. kökle şmiş. İng. sinirli. f.´ni) istemek. 1. Onda zerre kadar gerçeklik yok. 2. ionization. iyonyuvarı. bak.. s. 1. fikir veya ruhun derinliğine doğru. iyot. f. 1. koruma v. müzmin. gözle seçilemez. içe doğru. İng. 2.. istençsiz. çiğnenmemiş. -e bula ştırmak. iyonlaşmak. 1. bozulmam ış. k ıskandırıcı. f. 1. s.. s. iris. 1. lan. haksız. i. k ızgın. gözükmeyen. mal. iyon. inilgi. öfke.. s. ho ş. yenilmez. 2. çekici. 2. iyotlanm ış. İng. s. -ek. davetiye. iyonik. yetki v. bula şma. 1. 2. İng. gayriiradi. s. çabuk öfkelenen. bak. sa s. i. i. s. görünmez. (ruh) çağırmak.. 1. . i. i. 4. gayet i. yatırımcı. s. çabuk kestirilemez. -e kar 2. i. iyonlanma. s. yatırım. Ustal ık pratik ister. 2. Sergiye sadece yak ın birini buyur etmek. s. 3. istemek: Expertise involves practice. iyonlaşma. bak. k ızgınlık. usandırıcı. ğlam: His position in the fethedilemez. i. bak. huysuz. dili aşk Don´t ilişkisi. 1. s.b.b. iyotlu. bot. i. f.. iraded f.investment investor inveterate invidious invigorate invincible inviolable inviolate invisibility invisible invisibleness invitation invite invite s. sinirlendirmek. can s ıkıcı. 2. z. davet. f. görülmez. 2. davet etmek. 2. içeride bulunan. usandırmak. s. ele geçirilmez (yer).involve me in your i. i. z. iris.. in inviting invoice invoke involuntary involve involvement invulnerable inward inward inwards iodic iodine iodisation iodise iodised iodization iodize iodized ion ionic ionisation ionise ionization ionize ionosphere iota irascible irate ire iridescent iris irk irksome i. 1. düşkün. ilişki. i. invisibility. tiksindirici.o. Iris. birini en içeriye davet etmek. f. zarar görmekten veya yaralanmaktan tamamen korunmu ş. (yard ım. anat. faturas ını çıkarmak. başvurmak: yap He ıinvoked his diplomatic immunity. 3. resmi hesaplarda i. i. iodized. i. ça ğrı. yalvarmak.

alayl ı. demir. . ütü tahtas ı/masas i. sinirlendirici. mantıksız. s. 1. irrasyonel. 2. 2. ak ılsız. (bir şeye ait) demir kısımlar. s. geri alınamaz. ironic. tahriş edici şey. çabuk k ızan. 2. 1. akıldışı. i. tıb. kusursuz. 2. 2. demirk ırı. değişmez. s. 1. çaresiz. uzlaşmaz kimse. bedeli ödenerek kurtar ılamaz. bak. s. 4. s. s. kuraldışı. bir daha ele geçmez. s. ütüleyerek (buru şuklukları) gidermek. i. s. 1. karars ız. onarılamaz. 3. saygısız. f. kaderin cilvesi. paraya çevrilemez. i. şıbozuk (asker). ada. çürütülemez. değiştirilemez. i.b.. tedavisi olanaks ız. dilb. bak. uyuşmayan fikirler. onulmaz. i. tahri ş edici. düzeltilemez. yap dökümhane. i. 1. of -e bakmaks ızın. çok çekici.. demir. 2. f. tahri ş edici. 2. 2. k ızgınlık. z. çaresiz. yolsuz. 1. önüne geçilemeyen. i. 2. tıb. s. 3. çarpık. su götürmez. çoğ. bastırılamayan. 1. 1. i. istihza. aleyhinde söylenecek bir şey olmayan. yıkamak.. sinirlendirmek. be. 2.´ni) gidermek. frenlenemeyen. 1. geri al ınamaz. nalbur. saygısızlık. yıkama. 1. dayanılmaz. 2. telafi edilemez. to ile ilgisi olmayan. mütereddit. 2. kurals ız. sinirlendirici şey. demirhane. s. demirler. 2. mantıksızca. sinirli. s. 1. karşı konulmaz. 2. 2. ütülenecek çama şı ı. 1. s. fiz. çözülemez. usulsüz. i. s. s. ütüleme: Have you done the ironing? Çama şırları ütüledin mi? 2. tahri ş etmek. insana alay gibi gelen bir tesadüf. s. 2. İng. s. s. tersinmez. de ğiştirilemez. s. düzensiz. irrasyonalizm. gemlenmez. i. barıştırılamaz.iron iron foundry iron gray iron out ironic ironical ironing ironing board ironmonger ironwork ironworks irony irony of fate irrational irrationalism irrationally irreconcilable irrecoverable irredeemable irrefutable irregular irrelevant irremediable irreparable irreplaceable irrepressible irreproachable irresistible irresolute irresolvable irrespective irresponsibility irresponsible irretrievable irreverence irreverent irreversible irrevocable irrigate irrigation irritable irritant irritate irritating irritation is island i. usd ışıcılık. sorumsuz. 2. kurtulamaz. 3. s. geri alınamaz. s. 5. zaptolunmaz. kim. tamir olunamaz. kaşındırma. lavaj yapmak. ütülemek. 4. s. f. s. sinirlendirici. s.. Çok ütü işi var. fels. 1. ironik. (pürüz. 2. 1. ütü. i. (topra ğı) sulama. sorumsuzluk. maden uçlu golf sopas ı. tahriş. demirhane. demirden ılmış. 1. ikircimli. ba . çaresiz. demir gibi. 1. i. 1. uzlaştırılamaz. öfke. inceden inceye alay eden. konu d ışı s. aksi iddia edilemez. 1. ters çevrilemez. 3.rlar: She´s got a lot of ironing to do. 1. 1. sorun v. (topra ğı) sulamak. kusur bulunamaz. lavaj. s. yeri doldurulamaz. 1. 2. ironi. s. düz olmayan. 3. usdışı. 2. s.

f. i. konu. o. kendisi. i.. f. 2. ço ğ. 2.. . adam. izomerizm. sayıihrac ı. izole etme.. 2. 1. 6. yaln ız bırakmak. 2. k ıs. 1. 2. is not. tenha. 3. 1. gen. 2. s. 3. yayımlama. dürtmek. 3. kriko.. k. 2. i. i. 4. kaşıma isteği duymak. k ıs. kendi. mahsur kalan.. 4. 1. izomorfizm. i. italicize. 7. insan ı kaşındıran. izobar. f. it would. mak. yerde ş. i. 4. etme.. elek. i. tek başına kalmış. i. . izomorfik. yolculukla ilgili.. yayım. 1.. f. s. yalnay 4. zam. it is. e şbiçim. bak.verilen anlaşılmayacak şekilde konuşmak. 2. s. kalem. 1. 3. parça. teni dalayan (kumaş/giysi). haber. 8. köylü. 4. 1. 5. basım. ağaçsarmaşığı. it will. zam. italik. i. ada. kald ırıcı. 1. seyyar kimse. mesele. izole etmek. tek tükızl kolera vakalar yaln ık. oto. kaşınan. 5. k ıs. onu. italik. 3. it had. yolcu rehberi. saplama. 2. i. seyahat program ı. 1. gezginci. (--bed. i. e şsıcak.rakma. 3. fildişi. uyuzböceği. izomerik. arzu. 1. tecrit etmek. i. f. berzah. sonuç. zam.tenhal choleraık. i. ayırma. nüsha. bocurgat. i. gezgin. bak. İng. madde. kim. yol. argo para. adalı. dili iğne. i. 2. gemici. f. 8. netice. ona. dolaşan. 9. 1. itemize. İng. sorun. gazet. İngiliz alfabesinin onuncu harfi. itmek. saplamak. kaşıntısı olan. 4. 2. 2.. 2. isk. 1. i. vale. s. s. dağıtım. coğr. 6. ay i. boşalma. erkek e şek. ahmak adam. izotop. italik harflerle basmak. f. istek. i. priz. geom. tek tük: isolated instances s. fildişi rengi. hesapta tek rakam. 3. 1. i. e şbiçimli. --bing) 1. çabuk çabuk i. kaşınmak. 9. hisse senedi i. j jab jabber jack jackal jackass i. kim. lan. i. bacak. b ız. tek. hedera. boşalma yeri. f. 3. çakal.islander isle islet isn`t isobar isolate isolated isolation isomer isomeric isomerism isomorph isomorphic isomorphism isosceles isosceles triangle isotherm isotope issue issue of shares isthmus it it`d it`ll it`s italic italicise italicize itch itch mite itchy item itemise itemize itinerant itinerary its itself ivory ivory tower ivy J. 2. 7. izomer.. (oyunlarda) ebe. e şbiçimlilik. yola ait. tecrit i. kıstak. i. Canis aureus. mahsur ırakmak. 2. kim. kaşınma. adet. marsıvan eşeği. izomorf.ırmak. dürtme. yaln ız bıı. e şbasınç. ı rma. çıkış. izoterm. ayrıntılarıyla yazmak. oğzool. ikizkenar üçgen. (bazı oyunlarda) top.konu iğneşyoluyla ilaç. 1. kaşıntı. it has. seyyar. 2. 2. of1. adac ık. J. eşek herif. k ıs. sarmaşık. fildişi kule. s. f. ayırmak. bot. duvarsarma şığı. s. onun (it´in iyelik hali). f ıkra. ikizkenar. 1. İng.

yaşlı ve işe yaramaz at. maltaeriği. i.. tıkmak: They are going to jam all of us into that small room. ceket. 2. 2. Jap. Corvus monedula. (--med. Jamaika´ya özgü. 1. i. elinden her iş gelen kimse. f. mahpushane. kulak t ırmalayıcı bir ses çıkarmak. marmelat. 4. japonayvas ı. japonayvas ı. jalopy. sivri uçlu. kriptomerya. düldül. dili 1.a. trabzonhurmas ı. 2. 2. yafa. bak. viraj. zangırdamak. f. isk. --ring) 1. on parmağında on marifet olan kimse. yafa portakalı. i. büyük çak ı. i. kapıcı. f. i. 1. k ıs. çok yorgun. 3. Acer palmatum. i. argo cümbü ş. i. küçükkarga. gırgır. (çoğ. Chaenomeles lagenaria. h ıncahınç dolu. sivri uç. f. yeniçeri. January. bot. Cryptomeria japonica. sıkıştırmak. 1.. Jamaika. i. 1. firar. 2. kaba kuvvet kullanan kimse. Japonca. mahkûm. i. frene kuvvetle bas ıvermek. k ıs. zorba. Jamaikalı. cücekarga. 2. Jamaikalı.. s. bot. 3. i. bot. diş. ocak ayı. i.. kapı veya pencerenin dik yanı veya kenar pervazı. i. jack. 2. eğlenti. dişli. i. (with) (-e) ters düşmek. on/upon . s. yafa portakalı.. hapsetmek. janissary. 1. 2.jackboot jackdaw jacket jackknife jack-of-all-trades jackpot jade jade jaded Jaffa Jaffa orange jag jagged jaguar jail jailbird jailbreak jailer jailhouse jaloppy jalopy jam jam jam on the brakes jam session jam session Jamaica Jamaican jamb jamboree jam-packed Jan jangle janissary janitor janizary January Jap Japan Japanese Japanese cedar Japanese maple Japanese persimmon Japanese plum Japanese quince japonica jar i. kaba kuvvete dayanan. i. 1. s. bitkin. i. kavga etmek. gürültü. düldül. --ming) 1. (ile) çatışmak.. ahenksiz ses. Jamaika. i.. Diospyros kaki. 2. i. k. i. ortada biriken para.knives (cäk´nayvz) i. 1. çok yormak. çoğ. f. tıklım tıklım. 2. i. i. çentmek. bak. (vaktiyle hapis yatm ış) sabıkalı. şömiz. --ging) diş diş etmek. hapse atmak. bot. 2. (--ged. s. b ıkkın. japonakçaa ğacı. 1. zangırdatmak. (--red. cazcıların bir araya gelip doğaçtan çaldığı caz müziği. Japanese. argo külüstür otomobil. yeşim. 1. Japonca. hapishane. çekişmek. jagar. s. f. Japon. i.nese) Japon. hafifme şrep kadın. yafa. bot. s. pot. 1. isteksiz. reçel. i. i. hapishane. çentikli. keskin dönü ş. bazool. Japan. f. cazcıların bir araya gelip doğaçtan çaldığı caz müziği. ahenksiz ses ç ıkarmak. i. t ıkmak. silindir ceketi. i. bot. kaba kuvvetle şkasın ı boyun eğmeye zorlamak. i. hapishaneden kaçma. Prunus salicina. Japonya. mahpus. hıncahınç doldurmak. Chaenomeles lagenaria. mahpushane. kaba kuvvet. argo. i. Hepimizi o küçük i. mak. i. dopdolu. odacı. 2. yenidünya.. 2. gardiyan. jaguar.

i. kestanekargas ı. k. kötü malzemeyle yap ılmış. argo tehditle baskı yapmak. 1. olas i. tıb. 2. 1. f. i. cirit.. mastürbasyon yapmak. f. i. çölsıçanı. salak. 1. kavanoz. f. s. caddeyi trafik kurallar i. (çoğ. Garrulus glandarius. caz. k ıskanç.. medüz. Cavalı. i. karamsar. İng. belirginleşmek. 3. jarse. abaza çekmek. şen. fütursuzca. sar ılı. çok sert akide şekeri. 2.jar jargon jasmine jaundice jaundiced jaunt jauntily jaunty Java Javan Javanese javelin javelin throw jaw jawbone jawbreaker jay jaywalk jaywalker jazz jazz band jazz up jealous jealously jealousy jean jeep jeer jell jello jelly jellybean jellyfish jeopardise jeopardize jeopardy jerboa jerk jerk jerk off jerk out jerkily jerky jerry jerry-built jersey Jerusalem i. çölfaresi. k... i. 1. meslek argosu. argo aptal. silkip atmak. i.. f. argo canland ırmak. hoşnutsuzluk. yasemin. düşmanlık. jello. Javanese. i. kaygısız. önyarg s. 2. karamsarlık.a. alakarga. 4. İng. fırlatmak. donmak. i. (yaya) trafik kurallar na uymadan geçen kimse. i. İng. i. 2. neşeli. 3. 2. i. 1. 2. gezinti. sarılık. zool. s. 2. hoşnutsuz. i. 1. şık. pulover. İng. peltele şmek. cin kuma ş. jeopardize. 3. 3. sars ıntılı. Kudüs. laflamak. k.. i. silkme. anat. Jav. çene çalmak. zool. (meyve tad ında. tehlike. 1. f. silkinme. ştirmek. 2. burkulma. içi jöleli fasulye biçiminde i. Cava. 2. 1. huk. tehlikeye atmak. cin pantolon.. cirit atma. büzülme. anla şılmaz dil. 1. s. nazik durum. z. düşmanca. dili f. peltele i. alaylı ğır ış/kahkaha.nese) Cavalı. s. i. --s i. k. bak. k ıskançlık. 2. blucin. tehlikeye sokmak. şiddetli ve ani çekiş. denizanas ı.pis/a birdenbire ve şiddetle çekmek. 3. yarg ılanan sanığın cezaya çarpılma ılığı. peltele şmek. k. sarsıla gitmek. Jasminum. i. süveter. Dipus. i. sarsıla argo otuz bir çekmek. cin. bak. ına ıuymadan karşı dan kar şıya geçmek. (reçel veya marmelada benzeyen) jöle. dili lazımlık. 2. i. önyarg f. 2. z.. 1. söylenişi zor sözcük. Cavaca. . özel dil. c ırboğa. hareketlendirmek. 2. bak. dili biçimlenmek. Cava´ya özgü. argo çene çalma.. pelteye benzeyen) jöle. dili 1. cip. i.. (at) ba ğırarak/kahkahalar atarak (ile) alay etmek. s. f. k. çene. 1. i. f. 1. ğ 2. 2. oturak. kıskançlık dolu. k ıskançlıkla. i. çenekemi i. şağılık herif.bir şeker. ılık olmuş. cazbant.. ı.. dili kararsız kimse. dili (yaya) yaya geçidi olmayan bir yerde kar şıdan karşıya geçmek. i. gezmek. i. laflama. i. 2. kıskançlık. gösterişli. z. Cavaca. bot. kazak. argo 1... ço ğ.. sars ıntılarla. s. ağız. 2. ba f. 1. cirit. i. s. d ırlanmak. Cavalı. kesik kesik ve h ızlı söylemek. Cava. 3. 1. kaygısızca. 1. 4. sarsarak. spazmodik.

oyun. lahza. i. kimse/ taf. çıngırdatmak. argo u ğursuz şey/kimse. mücevher. s. değerli i. (hırsızların kullandığı) ufak levye. f.. i. s. simsiyah. sallamak. soytarı. kâgir iskele. i. İng. i.. i. şaka etmek. (bir şey hakkında) tereddüde etmek. . --ting) 1. f. i. i. f. fıyolculu skıye. jasmine. jet. kuyumcu. s. sallant i. f. f. k. 2.. f. jeton. f ışkırtmak. jetle yolculuk yapmak.. --bing) İng. i. 3.. k. dili katakulli. dili an.. fışkırma. k. (--ed/--led. latife etmek. 3. Musevi. jet gibi h ızlı. jetli sürüş. şla/ta şlarla süslü. 1. jiffy. itiraz şeyi yapmaktan) çekinmek. fışkırmak. s. 2. hareketli. dili the a şırı sinirlilik. i. tatula. 1. i. (hırsızların kullandığı) ufak levye ile açmak. şeytanelması. 2. hile. jeweler. Yahudi. sevgilisini terkeden k ız..b. Yahudi. 2. çıngırtı. (--ted. 2.. i. bak. şıkırtı. tekerlemeli ş i. latife. ğundan sonra) zaman farkından doğan uyku 2. şıngırtı. yerelmas ı. f. 2. den.. i. 1. i.. Musevi. şıkırdatmak. maskara. ğ tepkili çalıştırma. oyma testeresi. i. Hz. flok yelkeni. enerjik. yorgunluk v. 3. cin. uğursuzluk getirmek. salınmak. i. titreme. den. İng. kapkara. cihat. (at) (-e) karşı gelmek. mücevherci. f. i. i.Jerusalem artichoke Jerusalem artichoke jessamine jest jester Jesus Jesus! jet jet jet lag jet plane jet propulsion jet setter jet-black jet-propelled jettison jetton jetty Jew jewel jeweled jeweler jewelled jeweller jewellery jewelry jewelry store Jewish jib jibe jiff jiffy jiggered jiggery-pokery jiggle jigsaw jigsaw puzzle jihad jilt jimmy jimsonweed jingle jinks jinni jinx jitters jittery yerelmas ı. ünlem Allah Allah! s. mücevher. dingildemek. jet uçağı. 1. cep saatinin içindeki taş. düzensizli jet. hafif ı. ırgalanmak. dili -e uymak. cevher. (sevgilisini) terketmek. jeweled. şaka söylemek. i. bot. i. bak. tepkili (uçak). uğursuzluk. bak. 1. --ing/--ling) değerli taşlarla süslemek. bumba ile seren veya yelkeni rüzgâr yönünde giderken kavanço ş mak. alay. s. s. 1. simsiyah. i. mücevherat. i. İng. f. ile uyu i. with k. i.. (bir f. değerli şey. (tekerleme gibi) kısa şiir. (tehlike an ında gemiyi hafifletmek için) (yükü) denize atmak. etmek. jewelry. 2. 1. mendirek.. İsa... şıngırdatmak.. dalgak ıran. (--bed. 3.arkı. tepkili uçak. (uzun bir uçak i. değerli taş. s. s. motorlu kesilmiş parçaları birleştirerek oynanan resim-bilmece. dili çok sinirli. şaka. kuyumcu dükkân ı. i. İng. k. jet sosyeteden bir kimse. i.. bak.. bak.

. sarsma. müteselsil borçlular. baya ğı iyi! Jolly good! Çok baya şelendirmek. şoke etmek. dü birle tic. çarp savaşa girişmek. İng. bağ ış maya ba şğ lamak. neşe verici. nükte. lokanta. into jolly s. 1. (bir yarışta) daha avantajlı bir yere geçmeye çalışmak. 2.. Ürdün. güzel. -e 4. 3. ng. sars ılmak. putrel. şaka ederek. şakayla. 1. --ging) 1. geçme ile tutturmak.b. 1. z. ortak.. müşterek hesap. Bir sözü pekiştirmek için kullanılır: He´ll jolly well have to. i. bot. şok. 2. jogging. jujitsu.o. 1. 5. 2. f. götürü iş. payda ş. 1. dili ğı. ıntfulya. mafsal. birçok yere üye olma meraklısı. do doğ ğramac ramacı ıl. i. s. vazife.ık. mülkiyette/tasarrufta ortak. 1. suspansuvar. şaka etmek. parça başına ış an işçi. f.. ba lanmak... yeregood! sevimli bir Bu hava vermek. bir yeri birini tatlı sözlerle teşvik etmek. dürtme. 3. i. bak. joint-stock company tic. i. şmibo ş. sarsmak. 2.´ne) lamak. ortakla şa. birleşmek. asker yazılmak. müşterek hesap. i. 2. ne gerçekten: Thisbir is jolly İng. i. şakacılık. 1.o. 1. f. yavaş koşma. şaka olarak.için 2. toptan mal satan tüccar. hafifçe sarsılmak/sallanmak. 3. ba f. eklem. (--ged. eklemli. sars ılmak. ek yeri. ğüm. i. birinin belleğini canlandırmak. Narcissus jonquilla. cokey. (kulüp. ğum. yapmak. dili 1. parti v. k. i. bulu şmak. 2. İ i. 6. İng. 1. şen. i. jogging ş ko şma. birlikte. marangozluk. i. ek. z. sallama. ı. 2. 7. müteselsil kefil. üye yazılmak. argo afyon s. sars i. 2. iş. müteselsil alacaklılar. biti şmi ş.o.jiujitsu job job work jobber jobless jockey jockey jockey for position jockstrap jocular jocularity jocularly jog jog s. yava şça sallamak. 2. kat birden dürtme. mafsallı. dili bitişmek. 1. anonim şirket. şaka yollu. gece kulübü. z. f. tatlı sözlerle birini (bir şeye) ikna etmek. memuriyet. mü şterek. büyük et parças ı. itmek. sarsmak. k. z.´s memory jogging joggle join join battle join battle join hands join up joiner joinery joint joint joint account joint account joint creditors joint debtors joint heir joint owner joint surety jointed jointly joist joke joker jokingly jolly jolly a place up jolly s. mirasta ortak. dili hoş. 1. tatlı sözlerle birini (bir şeyden) vazgeçirmek. Yapmaktan şka çaresi yok. şakacı kimse. argo 2. 2. yava ş koşmak. şaşkına çevirmek. along jolly s. 2. neşeli. şaka. in -de yer almak. 2. isk.bar. k. kasap. dalavere ile kand ırmak. birle ştirmek. f. İng. yava ırlatmak ipucu vererek) (bir şeyi hat i. joker. out of jolly well jolt jonquil Jordan i. 3. hafifçe sarsmak. s. . latife. iş i. şakalı. görev. toptanc ı. bot. toptan dağıtımcı. i. el ele tutu şmak. ıntı. çal siz. 5. 6. şakacı. zerrin. şaka yapmak. kiriş. s. anat. dürtmek. 1. i.o. k. birçok derne ğe/gruba üye olan kimse. geçme. marangoz. 4. 1. s. 2. i.

yapmak. kodes. s. i. z. Junior. i. Ürdünlü. yolculuk. Yiddish. i. 3. 2. --ting) down yazmak. sevinçli. i. bak. hakem. herhangi bir olayın ellinci yıldönümü. k ıyamet günü. i. zerre. gazetecilik. Yugoslavian. ustabaşı.Jordanian josh jostle jot joule journal journalism journalist journey journeyman jovial joviality jovialness jowl joy joyful joyfully joyous joyride joystick JP Jr jubilant jubilation jubilee Judaism Judas Judas tree Judeo-German Judeo-Spanish judge judge by externals judgement judgment Judgment Day judicial judiciary judicious judo judoist jug juggle juggle the books juggler Jugoslav Jugoslavia Jugoslavian i. 2. dili tak ılmak. otomobil gezintisi. Ürdün´e özgü. 2. i. çene kemiği. 1. yargıçlar. şen. şenlik. türel. judocu. neşeyle dolu. coşkulu sevinç. k.. 4. hakemlik etmek. 3. görünü3. el çabukluğu ile marifet yapmak. 3. yargılamak. İng. 2. günlük. seyir defteri. yevmiye defteri. 1. sevinçli. s. bak. bak. itip kakma. i. ak ıllıca. s. 4. s. testi. şaka etmek.. bak. i. i. adliye. Yahudi İspanyolcası. yarg ı. i. dergi. keyifli. ne şe. 2. erguvana ğacı.. hilekâr kimse. f. k ıs. s. itip kakmak. uçakta manevra kolu. 1. Ürdünlü. not etmek. hile.. 2. i. hukuki. s. 3. aldatmak için hesap defterlerini kar ış i. gazete. co şkun. gezi. itelemek. jonglör. keyif. i. ne şeli. erguvan. adli. haz. s. vermek. yarg ıç. günlük defter. f. bot. yol. 2. argo hapishane. bilirkişi. şe hüküm dayanarak hükme varmak. 1. Musevilik. hükmetmek.. i. k ıs. evlilikte altın yıl. Musevi âlemi. tedbirli. yarg ılama ile ilgili. Ürdün. tic. f. i. i. karar. judgment. s. adli. (kulplu) sürahi. neşeli. i. Yugoslav.. sefer... hukuki. 1. alt çene. . jübile. i.. bak. Musevilik. i.men (cır´nimîn) i. jour. i. Yugoslavia. hokkabazl tırı2. 1. hâkim. i. coşku. sevinçli. (--ted. Justice of the Peace. çoğ. yolculuk etmek. ne şeli. s. mantıklı. i. judo. f. bak. alay etmek. i.. günce. of it! Bir noktas ını bile değiştirmem! Don´t you miss a jot or a tittle! En i. sağgörülü. 2. 2. sevinç. 1. aldatmak. 1. jul. kumanda kolu. gazeteci. s. i. neşeyle. f. Cercis siliquastrum. 2. s. dürtüklemek. joviality. seyahat. Musevi dini. s.ney. neşe. hüküm. 1. hile ık. 1. 3. tahmin etmek. Musevi olma. bilg. hokkabaz. i. i. sevindirici. 2. çal ıntı araba ile gezme. i. i. nebze: I won´t change a jotfiz.. i. den. i. 4. 1. 3. hokkabazlık yapmak.. p haz ırlamak. 1. f.

i. s. 2. s. dini/hay ırsever bir kurum yarar ına yapılan kullan ılmış eşkullan ya satıışı . hünnap. çok büyük. düzensiz kar ışım. tulum. bot. dili birini sert bir şekilde azarlamak. dili (kefaletle tahliye edilen san ık) hazır bulunması gereken duruşmaya gelmemek. boyuna ait. -den atlamak. dili birini ha şlamak/azarlamak.. 2. ba şlang ı. pantolonlu ceket. . süveter. k. k ıs. aküsünden 3. k. düzensizlik. fırlama. karmakarışık şey. 1. 1. dili -in üstünden atlamak. vaktinden evvel davranmak. 3.´s throat jump for joy jump on s. etti i. 4. rada bekleyenlerin önüne geçmek. 3. fırlatmak. argo kuvvet. enerji. (bir yerden) (d ışarı) atlamak. ayağa fırlamak. bak.. hoplayıp zıplamak. dili herkesin merak etti ği (ayrıntılar). yüreği ğz ınaya gelmek: I nearly out of my skin! Ödüm koptu!/Yüreğim a ğmurdan kaçıp jumped doluya tutulmak. 2. (kadba ş motorun ka bir motorun aküsüne tel f. basinirli. atlama. birini terslemek. (parayla ilgili bir miktarda) ani yükselme. i. (fırsattan) hemen faydalanmaya bakmak. Yugoslavic. straponten. dili ba k. s ıçramak. 1. dünyanın öbür ucu. elek. atlatmak.o. birine ç ıkışmak. başlanması gereken zamandan önce başlamak. k.Jugoslavic jugular jugular vein juice juiceless juicy jujitsu jujube jukebox Jul July jumble jumble sale jumbo jump jump jump a train jump around jump at jump at a conclusion jump down s. i. 1. kocaman. (tren) raydan ç ıkmak. birini haşlamak. (tayfa) gemiyi haber vermeden terketmek. çocuklara giydirilen ın ş için) kazak. 2. acele hüküm vermek. ip atlamak. July. ta) hatal ı çıkış (yar İ ng. ödü kopmak. sebze/meyve/et suyu. noktas şkalar ınııç n yeri/noktas yaptığı bir eyleme katılmak. hoplayıp zıplamak. k. k. i. özlü. herkesin merak ği ayr ıntılarla dolu. üzerinden atlamak. 2.. 2. delgi. sıçratmak. her şeyi bilmeden/yeterince düşünmeden hemen bir sonuca/karara varmak. 2. s ıçrama. göbek atmak. 5.ış s. 2. i. İng. (tren) hattan ç ıkmak. para ile plak çalan otomatik pikap. i. f. 1. başlama ı. s. i.o. argo cereyan.ış hakk ı yokken sıyapmak. argo benzin. i şaret verilmeden başlamak. 3. ödü patlamak. ırsever bir kurum yarar ına sat ılmak üzere biriktirilen lm dini/hay İ ng. sulu. birine sapartayı vermek. aküsü bitmi ğ layarak (aküsü bitmi ş olan ı n motorunu) çal ış t ı rmak. zıplamak. dili hayretle yerinden s ıçramak. karışıklık.o. k ıs. June. dili 1. elektrik. sinirleri gergin. Junior. kuru. çiğde. jump one´s bail jump out of jump out of one´s skin jump out of the frying pan into the fire jump over jump rope jump seat jump ship jump the gun jump the gun jump the queue jump the track jump the track jump to conclusions jump to one´s feet jump up and down jump/get on the bandwagon jump/skip bail jumper jumper jump-start jumpy Jun s. İng. s. atlamak. geçici olarak kullan ılan bağlantı teli. (teklifi/daveti) hemen kabul etmek. k.´s throat jump down s. trene atlamak. 1. bluz/kazak üzerine giyilen kolsuz elbise. i. özü/suyu olmayan. kefalet altındayken duruşmaya gelmemek. atlayan kimse. zıplatmak. k. pulover. 3. jumping-off place 1. şahdamarı. çok sevinmek. spor jiujitsu. 2. 1. diken üstünde. özsu. oto. (fiyat) f ırlamak. temmuz.

yerinde. bitirdik. just at that spot tam o noktada.. Onlara k. That´s just what I´ve been looking for. s. k. bir halde: She keeps her house just so. Biraz önce ılar. i. in time tam vaktinde.Hemen Fehmi themen ıpkı babas ına benziyor. buat. argo uyuşturucu maddeler. cang ıl. kıdemce aşağı. d. yarg ıcılar kurulu. i. 1.h. spor küçük (Babas ı ınıf ö ğretim program ını uygulayan iki genç. oynak yeri. aralık. i. yakala bakal ım! k. hukuk. -mek üzere: I was just about to leave. eroinman. 2. bitişme. 3. Erendiz.y. hemen hemen: We´re just about finished. i. huk. hurdalar: That car´s a piece of junk. ast. jüri. i. Phyllopertha. iki kişiden küçük olanı. yetki. i. i. i. birleşme yeri. i. 3. önemli an. O arabanın ı çıkm ış. jüri üyesi.. doğru. hukuk ilmi uzman ı. justice justice of the peace justice of the peace sulh hâkimi.. Bir düşün!/Düşünsene!: Just think! This time tomorrow we´ll be in Tibet! ünsene! ın bu saatte Tibet´de olaca ğız! inat bunu yap ıyor. 2. yine de: She described the apartment´s condition. i. 2. bitişme. çok dikkatli sisteme göre bir düzenlenmi ş. kavşak. . bağlantı. bot. i. belirli bir şekilde/bir 1. argo ke ş. ucu ucuna. biraz önce: They were here just now. cengel. haziran. hurdacı. 1. s. 4.. tam orada. haziranböce ği. seçici kurul. 3. tıpatıp aynı. 1. 2. argo hurdas ı çıkmış araba. 1. seçiciler kurulu. hurdalık. atılacak eşyalar. isn´t it? O tam Behzat´ça bir şey. Tam ç ıkmak üzereydim. hükümet. 5. hukukçu. dikiş yeri. hakl ı. i. yaşça küçük. şimdi. She´s ı: Fehmi looks just like his father. ve 9. yine de. çok düzenli şekilde: When you´re with them you muntazam tutuyor. i. sulh hâkimi. z. gökb. değil mi? tam benim 1. hükümetin nüfuz dairesi. yerindelik.). ilkokul ile lise aras ındaki 7. Just what the fuck do you mean? Ne demek istiyorsun be? i. makas. 4. 1. 2. jüri. ardıç.junction junction box juncture June June bug Juneberry jungle junior junior college junior high school juniper junk junk junk food junk heap junk mail junkie junkman junkyard junta Jupiter jurisdiction jurisprudence jurist juror jury just just Just a sec! just about just like just my luck just now just so just so just the same just the same just then just there Just think! just to spite Just try and catch me! just under the wire i. 1. gene de. 1. eskici. Jüpiter. i. 3. 2. junk. dili Haydi. doğruluk. hukuk ilmi. reklam olarak gelen posta. dili Bir just saniye! 1. b. zaman. elek. hurdas besin de ğeri az olan tadı güzel. Dü -e ş inat: He´sYar doing this just to spite them. buna ra ğmen. birleşme. Çin yelkenlisi. i. aynı. adalet. yiyecek. üniversitenin birinci ve ikinci syan senelik okul. hurda deposu. 8. şans ıma. 1. cunta. kayaarmudu.men (c^ngk´mîn) i. Amelanchier canadensis. tapon mal. 2. i. 3. 2. hak. çoğ. yargılama hakkı. 2. yarg ı hakkı. dili son anda. 2. Dairenin durumu hakk ında bilgi tamlike o anda. zool. kutu. hakl ılık. but just the same I would to see it for myself. 2. adaletli. tam: just across from us tam kar şımızda. Evini çok buradayd 1. tıpk That´s just like Behzat. 2. sınıfları kapsayan ortaokul. 1. yla ayn ı ad ı taşı kimsenin adına eklenir. adil. uyuşturucu bağımlısı. uyuşturucu. tam o s ırada. 1. 5.

Defter tutuyor. düşkünlük. Ke şmir. Kampuçya. i. sa haklı çıkarmak.. s. 2. Kamboç. f. Kazakh. 5. keskinlik. i. 6.It´ll keep you warm. jüt.. s. çal ışmak. 2. yoğun. çocuk. çıkık olmak. karina. yanyana bulunma/bulundurulma. 2. 1. metnin ğ kenar ını hizalama. Karelya´ya özgü. 2. adil bir f.. 2. 3. i. s. Kazak. Günlük keeps the books. muhliye. 3. zeki. kuvvetli. Kampuçya´ya özgü. (--ted. çocuksu. Karelya. zool. i. birden devrilip dü şmek. i. tutuyor. 2. genç. . f. himaye. gençliğe özgü. Karelyalı. 4. 2. bak. out ç ıkıntı yapmak. haklı çıkarma/çıkma. 3. Kampuçça. i. merak. akıllılık. İng. Macropodidae.. Ke şmirli. altın ayarı.. i. alabora olmak. i. 1. k Kaaba kale kaleidoscope Kampuchea Kampuchean kangaroo kaput karat karate Karelia Karelian karyokinesis Kashmir Kashmir´i Kashmir´ian Kazak Kazakh Kazakhstan Kazakstan keel keel over keelage keen keenly keenness keep keep i. 2. Kamboçya. çocuk suçlu. elek. ı karmak. s. Kamboçlu. karate. i. alabora etmek. gerekçe. Karelyal i. i. sivri. f. adaletle. biyol. Keşmirli. yanyana koyma. karyokinez. Kâbe. 2. i.. 1.justification justify justly jut jute juvenile juvenile court juvenile delinquency juvenile delinquent juvenile delinquent juxtapose juxtaposition k K. keep a civil tongue in one´s head k.. karat. geçim. 1. i. bilg. s. içkale. -i keep a close watch on keep a journal keep a low profile keep a low profile keep a secret günlük tutmak. çocuğun suç işlemesi. keskin. haklı neden. Keşmirli. argo mahvolmu ş. şevkle. i. karalahana. uzanmak. 8. i. 1. s. Kazakhstan. birbirine yak ın koyma. çıkmak. bak. 1. sert. çocuk mahkemesi. kaleydoskop. Kamboçça. olgunlaşmamış. 1. k.. capacity. s. i. çiçek dürbünü. kilogram. doğrulamak. gözü aç ık. 1. ayar.. yanyana koymak. k. 4. şiddetle. tutmak:. keskin. 1. suçsuzluğunu kanıtlamak. 1. zekâ. göze batmamaya çalışmak. Seni s ıcak tutar. mitoz. ac ı. 2.. k. sa hakl ı olarak. Kazakça. birbirine yak ın koymak. Kampuçyal ı. 7. Keşmir. i. 1. 2. genç. 1. matb. 2.. i. Karelya. kanguru. 3. i. 1. 2. s. 3. i. 1. z. i. K. 3. s. i. Kampuçya. dili dikkati çekmemeye çal ışmak. She keeps a diary. z. dili göze çarpmamaya sır saklamak. tutmak. 2. 2. 1. 1. ıs. dili çok hevesli. keskin (göz/zekâ).He 3. ı. matb. metnin ğ kenar ını hizalamak. suçlu çocuk. 2. temize f. Karelyaca. Kampuçyalı. şiddet. Keşmir´e özgü. ç şekilde. 2. Karelyaca. i. (kept) 1. liman resmi. Kampuçça. İngiliz alfabesinin on birinci harfi. k i. Kazakistan. gemi omurgas ı. i. dili terbiyeli bir şekilde konuşmak: I´ll thank you to keep a civil tongue ın! in s your head! Terbiyeni tak ıkı bir gözetim altında tutmak. 2. i. birbirine yak ın bulunma/bulundurma. --ting) 1. Kamboçyalı. bilg. şiddetli. sivri olmamaya çalışmak.

s.keep a secret keep a stiff upper lip keep a stiff upper lip keep a straight face keep abreast of keep account of keep an account of keep an ear to the ground keep an eye on keep an eye out for keep away keep back Keep back! keep bankers´ hours keep company with keep count keep dark keep early hours keep fit keep going keep good time keep house keep in keep in mind keep in view keep in with keep it up keep o. sab ırsızlanmamak. ilerlemek. -i kaydetmek. kendine hâkim olmak. k. 1. s ır vermemek. (son gelişmeler hakkında) bilgi sahibi olmak. telaşa kapılmamak. 2. -i uzak tutmak. ile arkada şlık etmek. içeride kalmak. uzak durmak. fikirlerini kendine saklamak. patlamamak. -den uzak durmak. ciddiyetini korumak. (saat) her zaman zaman ı doğru göstermek: My watch keeps good time. ile atba şı (beraber) gitmek. günde pek az saat çalışmak. çenesini tutmak. saklamak. gözünü dört açmak. devam etmek. dili 1. 2. ile aras ına mesafe koymak. -e göz kulak olmak. dili durmadan çalışmak. -i not etmek. cesaretini kaybetmemek. dengesini korumak. (son gelişmelerden) haberdar tutmak. durup dinlenmeden çalışmak. Uzak dur! k. -i yakla ştırmamak. dili şikâyet etmeden soğukkanlılıkla karşılamak. sözünden dönmemek. kendine hâkim olmak. metanet göstermek. istifini bozmamak. 1. (bir şey için) göz kulak olmak. 2. k. erken yatmak. devam etmek. -i aklında olmak. sır saklamak. kendini -den uzak tutmak. 1. devam ettirmek. kulağı tetikte olmak. unutmamak. eve erken dönmek. sözünü tutmak. kulağı kirişte olmak. k. 2. -den uzak kalmak. 2. kendine dü şen görevi yerine getirmek. 2. saklamak. k. Kol saatim zaman ı hep doğru gösterir. devam etmek. sözünü tutmak.2. saklamak. kendine düşen payı ödemek. -in kayd ını tutmak. gözünü açmak. 1. metin olmak. parlamentodaki yerini korumak. sürdürmek. gözden uzak tutmamak. gizlemek. formunu korumak. ev idare etmek. 1. 2. tetikte olmak. günde pek az saat aç ık olmak. . ile dost kalmak. dili 1. (of) -in sayısını tutmak. oturdu ğu yerden kalkmamak. tetikte olmak. dengesini kaybetmemek. k. ak ılda tutmak. vücut hatlar ını korumak. dili hiç gülmemek. dili ağzını sıkı tutmak. 1. göz önünde tutmak. 3. sözünü yerine getirmek. sinirlenmemek. 3. içeride al ıkoymak. gözden kaybetmemek. gözü -in üstünde olmak. sürdürmek. aloof from keep off keep on keep one´s balance keep one´s balance keep one´s counsel keep one´s distance from keep one´s end up keep one´s eyes open/peeled/skinned keep one´s eyes peeled keep one´s figure keep one´s head keep one´s mouth shut keep one´s nose to the grindstone keep one´s nose to the grindstone keep one´s own counsel keep one´s promise keep one´s promise/word keep one´s seat keep one´s shirt on sır saklamak.

dışında kalmak. yaramazlıktan kaçınmak. Yakla şma! -e ayak uydurmak. birinin ilerlemesine mâni olmak/ket vurmak. 1. (bir şeyi) takip etmek. 2. öfkesini yenmek. dili bir şeyi gizli tutmak. bir şeyi bir bütünsellik içinde ele almak. under one´s hat keep s. birini doğru dürüst haberdar etmemek. birini uzak tutmak. hiç görünmemek. 4. 1.o.t. a secret from s.o. 2. k.You ought to keep track of what´s 1.´nde) zaman tutmak. dili çenesini tutmak. from s. (saat) zaman zaman ı doğru göstermek. birinin samimi olmasına izin vermemek. hesap tutmak. under wraps keep s.o. birini (bir konuda) bilgilendirmek. birini bir şey yapmaktan alıkoymak. in perspective keep s. (bir şeyi) aklında tutmak. ukıdavranmak. from doing s.o. bir şeye bir bütün olarak bakmak. birinden bir haberi saklamak/gizlemek.. dışarıda bırakmak. company keep s. engaged keep s.? keep one´s word keep order keep out keep out of mischief keep out of sight Keep out! keep pace with keep s. 2.o.o.o. k. advised of keep s.t. (ç ığırından çıkmaması için) -i nda tutmak. birini yaln ız bırakmamak. Girilmez. hiç gözükmemek. -e ayak uydurmak. 1. iyi bir işi sürdürmek. -i takip etmek.o. ı kalmak. birini pek yakla ştırmamak. -e bağlher k. -i izleyerek bilgi sahibi olmak. tempo tutmak. 2. birine refakat etmek. -i takip etmek. (bir şeye) dikkat etmek. defter tutmak. -i izlemek. bir şeyi birinden saklamak. 2.t. susmak. birini meşgul etmek. 1. (izlerken) gözünü/gözlerini birinden/bir şeyden ayırmamak. gagas ını kısmak.t. -den ne haber? How about Çetin? What´s he doing? sözünü tutmak. (birinin) izini 1. guessing keep s.o.. sessiz kalmak.t. birini bekletmek. 2.o. devam etmek. at arm´s length keep s. huk.keep one´s temper keep one´s trap shut keep one´s wits about one. birini bekletmek. 2. in sight keep s. tedbirli. keep s. s. -e ayak uydurmak. ile ilişkiyi sürdürmek. bir şeyi gizli tutmak. -i gizlemek. denetim altıbozmamak. (puan) saymak. keep s. waiting keep s.o. ile a şık . birine so ğak (biriyle samimi olmamak için) ona çok mesafeli davranmak. waiting keep s. under one´s hat keep score keep silent keep step with keep tabs on/keep a tab on keep the accounts keep the ball rolling keep the lid on keep the peace keep time keep time keep to keep to the straight and narrow keep touch with keep track of keep track of keep up keep up with öfkeye kap ılmamak.t.t.o. birini sürekli olarak gizlice izlemek. How about . under surveillance keep s. well-advised llı.b. -e ne dersin/dersiniz?: How about a game of tennis? Tenis oynamaya ne dersin? 2. ile ayn ı hızda/tempoda gitmek. k. k./s. -i izlemek. sulhu tempo tutmak. 3. spor (bir yar ış. -i takip etmek.o. away keep s.o. dili 1. 1. dili bir şeyi gizli tutmak.o. keep s. down keep s. birini -den haberdar etmek. (çağa/zamana) ayak uydurmak. at a distance keep s.t.o. dili do ğru yoldan ayrılmamak. at arm´s length keep s. ahlaklı bir şekilde yaşamak. itidalini muhafaza etmek. -i gizli tutmak. disiplini korumak. 3. maç v. -i gözetlemek. kaybetmemek: yüksek tutmak.

i. argo (içkide) kuvvet. (koyu) bej üniforma. i. hayvan arka planda kalmak. küçük f ıçı. f. çözüm yolu. İng.. -e 6. koruma.. anlamak. coşturmak. tekme atmak. bak. birini/bir hayvan ı korkutarak yaklaşıp zarar vermesini önlemek. i. tutma. çifte atmak. i. 1. madde ba şı sözcük. köpek yeti ştirilen yer. gürültü patırtı. to -e5. birini/bir ı sindirmek. i. i. yadigâr.. kurgu. anahtar. Celt. göre ayarlamak. i. 1. dili (uyuşturucu maddenin) kamçılama etkisi: This drink´s got a kick to it. i. kilit taşı. ana ilke. 4. cevap ı. hatıra.. i. güğüm. bak ıcı. uyum. anahtar ta şı. köpek kulübesi. 3. (koyu) bej pantolon. 2. 1. köpek yetiştirilen aç i. temel dü şünce. gaz lambas ı.. klavye. i. dayanak. tanımak. 4. himaye. i. esmer suyosunu. perdesini yükseltmek. ilke. (silah) geri tepmek. 2. f. Celtic. varek. anahtar f. çekirdek içi. 2. f. öz. toplantıyı açış konuşması. müz. (klavyede) tuş. 1.3. akortmevki. 2. bak. ruh. bordür taşı. başörtüsü. i. 3.. k ırmız. çaydanlık. 1. 3. k ırmızmeşesi. ğirdim yapmak. 2. heyecanland ırmak.keep up with the times keep watch keep/hold s. ana nota. tekmeleyerek kovmak. görüş alanı. müz. temel. i. çağa ayak uydurmak. bordür taşları. (yol kenarındaki) bordür. bak. geçimini sa ğlama. 3. İng. tahıl tanesi. İng. i. 1. timbal. 1. 2. i. 1. mendil. --ning) İskoç. yetkili anahtar halkas ı. k. k. kırmız madeni. 1. anahtar deliği. nöbet tutmak/beklemek. 1. etmek. görüş ısı . 1. gaz. keep. i. gazyağı. 1.. i. Kenya. i. 1.o. Kenya´ya özgü. 3. Kenya. i. Kenyalı. keg(s). i. s.. dili şamata. çoğ. Hayber. cevher. kendini göstermemek. kilitlemek. telaş. şifre cetveli. getirmek. esas. yer. s. gardiyan. qibla. i. tekme. bak./an animal at bay keep/stay in the background keeper keeping keepsake keg kelp Kelt Keltic ken kennel Kenya Kenyan kept kerb kerbstone kerchief kerfuffle kermes kermes mineral kermes oak kernel kerosene kerosene lamp kettle kettledrum key key key position key ring key up key word keyboard keyhole keynote keynote address keystone kg khaki khakis Khyber kibla kiblah kick kick çağın gerisinde kalmamak. (--ned. önemli yer. i. 4. Kenyalı. i. dili karşı durmak. tekmelemek. 2. temel taşı. 1. 4. duruma 7. 2. anahtar. i. i.. 2. eşarp. 2. 1.kar k. i. andaç. i. 2. varil. i. müz. sertlik. bilmek.. se şı gelme. i. 2. boyun atkısı. qibla. Bu . (sözlükte/ansiklopedide) madde. -e s. bilgi alanı. bekçi. uygun müz. 1. ses perdesi. 3. 2. i.. k ıs. 2. 2. --s i. anmal ık. bak.. uydurmak. madenk ırmız. (koyu) bej. iç. zemberek kurgusu. geçim. s. 3. kilogram(s). bekçilik etmek. 2..

k. 1. dili 1. bak. öldüren şey/kimse. kilosikl. k ıyameti koparmak. kid-glove. fazla nazik. eğlenmek. i. iki işi birden görmek.. k. böbrek.o. i. 1. argo rü şvet. bir tür barbunya fasulyesi. 1. şünüp şıı nmak. 1. k. (--ded. 4. out kick the bucket kick the habit kick up a row/fuss kick up a row/make a row kick up one´s heels kick up one´s heels kickback kicker kickoff kid kid brother kid sister kiddie kiddy kid-glove kid-gloved kidnap kidney kidney bean kidney machine kill kill off topa vurup gol atmak. çıngar çıkarmak. dalga tak ş. k. hır çıkarmak. i. argo rü şvet vermek. konuyu/tart şlama vuru şu. vurgun (av). dili çocuk. kilogramkuvvet. --ding) 1. 2. --ping/--ing) (fidye için) (birini) kaç ırmak. mahvetmek. dili büyük bir kar şılama töreni hazırlamak. dili dizginleri koparmak. kilogram. (--ped/--ed. s.. i.. egg zaman öldürmek. k. 2. i. fiz. 3.. i. vuran şey/kimse. killer killing kiln kiln-dry kilo kilocalory kilocycle kilogram kilogram-force kilogramme kilogram-meter kilohertz kilojoule i. dili vurgun. argo ışmayı etkileyecek gizli nokta. 2.. 3. s. birini kap ı dışarı etmek. 1. tuğla/kireç f. etkisiz hale getirmek. oğlak doğurmak. dili uyu şturucu bağımlılığından/sigara tiryakiliğinden kurtulmak. kilo. dü ılar na dünyanın kaç bucak olduğunu göstermek. öldürmek. 1. letmek. 2. 2. i. fiz. yakınan kimse. kilogram. bak. bak. kendini zevke vermek. (zaman ı) geçirmek. k ılıçtan k. kilogram.. kill time bir taşla iki kuş vurmak. k. öldürme. i. i. ihmal etmek. k. 1. katil. 1. kill the fatted calf kill the goose that lays the golden k. argo nalları dikmek. fiz. ölmek. hoşça vakit geçirmek. 2. kilogrammetre. 1. yorucu. argo nallar ı dikmek. büyük kazanç. diyar diyar dola şmak. . f. dili ufak k ız kardeş. 3. futbol oyuna ba i. i. f. dili ufakiş erkek karde k. 2.. birini işten çıkarmak.. gülmekten öldürmek. k. i. mortoyu çekmek. dili ılmak. 3. 3. barbunya. komisyon. dili başlama. k. 2. s.. futbol oyuna ba şlamak. k. 5. fiz. ocakta kurutmak. 2. oğlak. k. k. k. kilokalori. hepsini öldürmek. i. (tüfek) geri tepmek. k. dili kavga ç ıkarmak. kötüye kullanmak. diyaliz makinesi. kill two birds with one stone i. dili şikâyetçi. i. dili bazta tekme vurmak. öldürücü. kiddy. kilohertz. dili çocuk. İng. katletmek. dili komik. dili. i. geçmek. y ıpratıcı. keçi yavrusu. kilo. mortoyu çekmek. argo çok güldürmek. kilojul. i. böbrek makinesi. 2. 2. argo çok çekici kimse. 4.çok fırın. yok etmek. dili altın yumurtlayan kazı kesmek. i. oca ğı.. ölmek. f. e ğlenceye dalmak.kick a goal kick around kick ass kick at kick back kick off kick over the traces kick s.

(--ped. İng. 3. İng. kilometer. i. i. 2. uyandırmak. sevecen. bak. s. hafif temas. i. kiloliter. 1. ayn ı soydan. sebze bahçesi. 2. kinetik. f. sevecenlik. öpüş. i. eğ ınlık.. 1. iyiliksever. i. Kir. telephone kiosk telefon 2.. İng. i. çok büyük. kulübe: newspaper kiosk gazete kulübesi. aynı türden. 2. s. 2.kiloliter kilolitre kilometer kilometre kilowatt kilt kin kind kind kindergarten kindhearted kindle kindly kindness kindred kinetic kinetic art kinetic energy kinetics king king orange kingdom kingfisher kingpin king-size king-sized kink kinky kinship kiosk kip kipper Kirghiz Kirghizia Kirghizistan Kirgiz Kirgizia Kirgizistan kiss kiss and be friends kiss away the hurt kiss the dust kit kitchen kitchen cabinet kitchen garden kitchen sink i. i.. dolaşık. i. krallık. i. iyilikseverlik. satranç king. yalıçapkını. 2. s. bak.. uyanmak. 3. Kırgızca. s. şah. vurulup ölmek. i. 2. bir konuda en usta kimse. dili. i. barış ağrıyı öpücükle geçirmek. 2. sevecen. 1. kinetik. king-size. (çoğ. i. mağlup olmak.. i. çantas i. bak. akraba olan. 2. papaz. garip fikir. 1.. . kindling (wood) ç ıra. 2. halat. karışık. s. 1. en önemli kişi. s.. s. k. İskoç erkeklerinin giydiği eteklik. dili seksle ilgili garip ilimleri/fikirleri olan. buse. i. 1. akrabalık. birbirine benzerlik. i. fistan. lütfen: you merhametli.. tar. 2... Kirghizia.. K ırgızistan. tuzlay tütsülemek/kurutmak. kim. k. 1. akrabal benzer. kilovat. merhametlilik. k. kink. âlem. iyilikten kaynaklanan. 2. --ping) (balığı)İng. kulübesi. isk. k. iyilik. (birinin yattığı) yatak. 1. kinetik sanat. i.. tel veya ipin dola şması.. (bir f. Kırgız. 2. i. i. yak i. ı k. f. i. iyi niyetli.Will iyilik. Kirghizistan. tür. cins. iyilikçi. mü i. 3. öpü şmek. İng. ateş almak. ba şta olan kimse.ıp dili (down) (on) (bir yere) yatıp uyumak. k ıvırcık (saç). (belirli bir iş için kullanılan) malzeme/alet takımı: first-aid kit ilkyardım ı. hafifçe dokunmak. İng. tutu şturmak. iyi. çiroz. (birinin kaldbulunan ığı) yer/ev/oda. lütuf. monte edilmemiş takım. z. dili ola ğandan daha büyük. iyiliksever.ghiz) Kırgız. 2. iyi. iskelekuşu. bula şık teknesi. 1. 1. 2. 3. yanmak. kapris. bak. 5. Kirghiz. s. mutfak dolab ı. bak... dili 1. f. öpmek. dili en nüfuzlu ki şi. akraba. soy. merhametli.. iyi. tutuşmak. şfik/merhametli bir şekilde. iyi kalpli. bak. şeker. uyku. i. h ızbilim.. mutfak. i. birbirine i. yakmak. kilolitre. Kırgızca. eviye. boyun e ğmek. k. biyol. bak. (çoğ. kinetik enerji. 2. akrabalar.. öpücük. kilit noktasında bulunan kimse. 1. Kyrgyzstan. kilometre. 4.. 1. 2. i. nevi. i. 1. 1. kin) akraba. şekerleme. 1. 1. s. iyilikçilik. çeşit. i. mak. 2. kral. i. 1. s. (parkta ve büyük bir kameriyeye benzeyen) k. fiz. anaokulu.

enik. i. kara haber. haberi. i. knives) bıçak. çakı. kilometer(s). (çoğ. kivi (meyve). (knelt/--ed) 1. golf pantolonu.. 2. örme. 1. 3. dili çok k ısa boylu.. diz çökmek. zool. (kemik) kaynamak: The ya. 1. hoşaf gibi. pisipisi. diz üstü oturmak. bak. i. diz. hüner. örme. tepecik. örme e şya/giysiler. diz büküp selamlamak. 1. tokmak. 4. İng. s. 2. yuvarlak tepe. 2. s. i.. yavru kedi. örme eşHe bir düz. pisi. bak. i. masaj yapmak.. knit trikohis eşya. . argo arkadan vurmak. f. 1. yumru. (--ted/knit) 1. matem çan ı. purl one knitted knitting knitting machine knitting needle knitting needle knitting work knitwear knives knob knobby eviye. know. i. olaca f. knife. örmek. f. kleptoman. s ıkı sıkıya bağlamak.kitchen sink kitchenette kite kitten kitty kittycat kiwi kiwifruit kleptomania kleptomaniac klutz km knack knackered knapsack knave knead knee knee joint knee-deep knee-high knee-high to a grasshopper knee-jerk kneel knell knelt knew knickerbockers knickers knickknack knife knife grinder knife sharpener knight knit knit goods knit one. 1. bir ters örmek. ufak . i. birleştirmek. bileği. i. i. 1. 1. ufak mutfak. örgü. yumrulu. örgü şişi. topuz. i. --bing) parça: a knob yumru of butter bir parça tereya ğı s. i. kivi. encik. 2. çoğ. İng. satranç at. kivi.. i. 2. 3. hilekâr kimse. i. vale. f. i. 3. zool. 3. çok yorgun. k. i. 1. kedi. top. herhangi bir şeyin yok ğı kneel. i. 2. tokmak gibi. örgü makinesi. bak. şiş. tav şan yavrusu. ustalıklı iş. ustalık. bıçak bileyici. yoğurmak. 2. 1. çaylak. 1. s. bak. i. çoğ. dangalak. 1. bıçakla kesmek. isk. s. biblo. k ıs. dize kadar yükselen. i. golf pantolonu. i. İng. düşünmeden yapılan. ölüm haberi. f. 2. (kaşları) çatmak: brows. diz boyu derinliğinde. bıçak bileyici alet. 2. 1. şövalye. 1. f. 2. tepke olarak yapılan. dili bitkin.. argo saloz. 2. 2. i. i. k. sırt çantası. diz altından büzgülü bol pantolon. f.. kadın külotu. i. kitty. diz boyunda. i. i. örgü işi. 4. bot. marifet. bacak. s. o ğlan. Ka şlarını çattı. yumru.. 2. 3. örülmü ş. bıçaklamak. süs e şyası. 2. diz eklemi. kleptomani. (--bed. 2. uçurtma. örgü şişi..

verenin b ırakmak. 5. bir şeyi eksiksiz bir şekilde bilmek. tartaklamak. s. k. 1. k.. s. dola 3. 2. up knock s. 2.. birini sadece yüzünden tan ımak. boğum ğümlü. dili (ilaç) birini uyutmak. i. 4. 4.. bilgi ve tecrübeden do ğan güç. k. malumat. haberdar olmak. dü şmana çok zarar veren ırı). tokmak. haber. seçmek. tepecik. dili ilgilendiği konuyu iyi bilmek. birini (bir darbeyle) yere yıkmak/nakavt etmek. dili gerçek ç ıkarının nerede olduğunu bilmek. 2. mak. ğüm dü ğüm. 1.knock knock about knock at the door knock down knock off knock off work knock on the door knock out knock over knock s. boyun e ğmek. dili bir yerin girdisini ç ıktısını bilmek. ı n ı ç ı karmak.. bak.o. dili (geçici olarak) i şi soymak. --n) 1. 1. i. çabucak hazırlamak. --ting) 1. kararlı olmak. 4. bilmek. --es) alabaş. haberi