İNGİLİZCE

a a bad egg a bad lot a bad mark a bad sailor a bad turn a bare chance a bit a bitter pill a black eye a bottle of milk a broken reed a can of worms a cappella a cappella a card up one´s sleeve a case in point a chip off the old block a citizen of Turkey a contradiction in terms a couple of a couple of minutes a crack shot a cursory glance a cut above a dab of a dark day a dead loss a demanding boss a demanding job a desperate situation a drain on the resources a drink of water a drive for funds a drop in a bucket a dry speech a fainting fit a fat chance a feast for the gods a feather in one´s cap a feather in one´s cap a feeling of insecurity a few a fifth a figment of the imagination a fine distinction

TÜRKÇE s. (ünsüzlerden önce) 1. bir, herhangi bir: We went on a sunny day. liğbir gittik. They´ve bought a house. Ev aldılar. In this Güne eri günde beş para etmez adam. argo ş ci k. dili sa ğlam ayakkabı değil, sütü bozuk; it kopuk. k ırık not, kötü not. deniz tutan kimse. kötülük. zayıf bir ihtimal. biraz. acı bir reçete/ilaç, beraberinde zorluklar getiren bir çözüm yolu. morarm ış göz. bir şişe süt. k. dili güvenilmez kimse/ şey. k. dili içinden ç ıkılması zor bir durum; çözümlenmesi güç bir problem. z. herhangi bir çalg ının eşliği olmadan, çalgısız, enstrümansız (şarkı söylemek). s. 1. çalg ı eşliği olmadan şarkı söyleyen (koro). 2. çalgısız, enstrümansız (müzik). k. dili kurtar ıcı. söz konusu edilen şeyin bir örneği. k. dili hık demiş babasının burnundan düşmüş. Türk vatanda şı. sözlerde çelişme. 1. iki. 2. birkaç. birkaç dakika. keskin nişancı. göz gezdirme. k. dili -den bir gömlek üstün. azıcık: Put a dab of the ointment on the wound. Yaraya merhemden biraz sür. 1. karanlık gün. 2. kötü gün. bir işe yaramayan nesne/kimse. çok iş bekleyen patron. çok emek isteyen iş, zahmetli iş. vahim bir durum. bütçeye yük olan şey. bir bardak su. para toplamak için aç ılan kampanya. k. dili devede kulak. yavan söz, tats ız konuşma. have s.t. dry-cleaned bir şeyi kuru temizleyiciye vermek, bir şeyi 2. (güçlü bir temizletmek. duygunun patlak verdiği) an: He threw it baygınlık nöbeti. away in a fit of anger. Bir hiddet an ında onu çöpe attı. argo çok zayıf bir ihtimal.

şahane bir ziyafet. k. dili koltuklar ı kabartan başarı. övünülecek ba şarı.
güvensizlik duygusu. birkaç. A.B.D. (içki ölçüsü) galonun be şte biri, 84 santilitre. hayal ürünü, hayal mahsulü. ince fark.

a fit of nerves a flight of stairs a fool´s errand a friend of mine a friend of ours a fright a full week a gleam of hope a glimmer of hope a good a good command of a good deal a good deal/a great deal a good distance off a good loser a good many a good provider a good turn a good turn a good way a great many a hard act to follow a hard nut to crack a hard/tough nut to crack a heavy sea a hell of a lot a horse of another color a host of a howling success a kilo of bananas a kind of millionaire a knockout à la carte a labor of love a labor of love a large proportion of the profits a lasting impression a leading question a length of piping a little a little bit a little terror a live issue a long face a long haul a long shot a long shot

sinir krizi. bir kat merdiven. saçma bir iş. bir dostum. dostlarımızdan biri, bir dostumuz. k. dili korkunç derecede çirkin, tuhaf veya insan ı şoke eden kimse: She looked fright in 2. that wig. O dolu perukla görünümü korkunçtu. 1. tam a bir hafta. olaylarla bir hafta. bir ümit ışığı. bir ümit ışığı. 1. epey, epeyi, bir hayli; birçok: He was there a good while. Orada epey ı. A good (bir many of the camellias were in bloom. Birçok kamelya çiçek kald (a language) dili) rahat konu şabilme. 1. çok: That cost him a good deal. Ona pahal ıya mal oldu. Its climate is a good deal Cairo´s. Havas ı Kahire´ninkine çok benziyor. 2. k. dili birçok, bir like hayli. epey uzakta. oyunu kaybedince k ızmayan kimse. birçok, hayli. ailesine iyi bakan kimse. bir iyilik: He did me a good turn. Bana bir iyilik etti. iyilik. k. dili 1. hayli mesafe. 2. iyi bir çare/yol. pek çok. aşılması/ulaşılması zor bir başarı. k. dili 1. ba şarılması zor iş. 2. çetin ceviz. k. dili çetin ceviz. dalgalı deniz. argo çok fazla. tamam ıyla farklı bir konu. bir sürü. büyük bir ba şarı. bir kilo muz. milyoner gibi bir şey. k. dili çok güzel/fevkalade biri/bir şey. alakart. hatır/zevk için yapılan iş, gönüllü yapılan iş. k. dili hatır için yapılan iş. kârın büyük bir bölümü. derin bir iz; büyük bir etki. verilecek cevab ı belirleyen soru. (belirli uzunlukta) bir boru parças ı. biraz: Give me a little time. Bana biraz zaman verin. azıcık, bir parça. k. dili çok yaramaz/ha şarı çocuk, canavar. günün önemli sorunu. ek şi yüz. 1. uzun ta şıma mesafesi. 2. uzun süren zor bir iş. ufak bir ihtimal. başarı ihtimali az olup gerçekleşince kazancı çok olan bir iş.

a long way off a lot a lot of a man in my position a man of few words a marked difference a marked man a matter of indifference a matter of life and death a matter of life and death a matter of two dollars a mess of a minus quantity a modicum of a month hence a month of Sundays a new lease on life a number of a pack of cards a pack of lies a pair of denims a pair of dungarees a pair of scales a pair of scissors A penny for your thoughts. a piece of cake a pillar of society a play on words a plum job/post a poor shot a pretty penny a priori a private person a proud day for us a quick one a raft of a ray of hope a ready pen a remote chance/possibility a request for help a ripple of conversation A rolling stone gathers no moss. a round peg in a square hole a run of luck a running battle a safe bet a scrap of evidence

çok uzakta. çok: They like her a lot. Ondan çok ho şlanıyorlar. She´s a lot better. O çok dahaçok iyi. ( şey): She bought a lot of books. Çok kitap aldı. çok/pek benim durumumda olan bir adam. az konuşan adam. belirgin bir fark. mimli adam, mimlenmiş adam. ilgilenmeye de ğmeyen sorun. ölüm kalım meselesi. ölüm kalım meselesi. iki dolar meselesi. bir yemeklik (ye şillik). sıfırdan aşağı miktar. 1. zerre kadar, bir nebze: There´s not a modicum of truth in it. Onda zerre kadar hakikat 2. az bir miktar; pek az: He drank only a modicum of bundan bir ayyok. sonra. çok uzun bir zaman. (hastalıktan/üzüntüden sonra) yeniden hayata başlama. birtak ım, birkaç. iskambil destesi. bir sürü yalan. kot pantolon, cin; blucin. blucin, kot. terazi. makas. k. dili Ne dü şünüyorsunuz? k. dili çok kolay bir iş. topluma dayanak olan kimse, nüfuzlu kimse; bir yerin e şrafından olan biri. kelime oyunu. çok iyi bir iş, herkesin istediği bir iş. nişancı olmayan kimse, hedefi iyi vuramayan kimse. k. dili epeyce para, külliyetli miktarda para. s. önsel, apriori. kendinden bahsetmekten kaç ınan kimse. bizim için övünç dolu bir gün. k. dili çabuk içilen/içilmi ş bir içki. bir yığın, bir sürü, pek çok. umut ışığı. iyi yazı yazma yeteneği. uzak bir ihtimal, ufak bir olas ılık. yardım dileme. dalga gibi yükselip alçalan konu şma sesi. Yuvarlanan ta ş yosun tutmaz./İşleyen demir pas tutmaz. bulunduğu yere hiç uygun olmayan kimse. clothes-peg i., İng. çamaşır ı. mandal şans zinciri. uzun süren bir ihtilaf. elde bir. çok ufak bir delil.

a sea of faces a sense of responsibility a shade a shot in the arm a shot in the dark a sight a spate of a square deal a stomach upset a stormy passage a tissue of lies a trifle a twist of the wrist a vintage year a wad of gum a wee bit a week off a whale of a a white lie a whole lot of a wodge of a world power A, a A1 AA AB aback abacus abaft abaft abalone abandon abandon abandon hope abandon o.s. to abandon ship abandoned abandonment abase abase o.s. abasement abash abashed abashedly abate abatement abattoir

insan kalabalığı. sorumluluk duygusu. biraz, azıcık: Lower your voice a shade. Sesini biraz alçalt. birine birdenbire moral veren bir şey. körü körüne bir deneme. k. dili çok daha: It´s a sight dirtier than I thought it´d be. Tahmin ğimden çok daha kirli. etti pek çok, bir sürü. k. dili adil bir anla şma. mide bozuklu ğu. fırtınalı deniz yolculuğu. bir sürü yalan. biraz, azıcık. hüner, ustalık. 1. kaliteli şarabın elde edildiği yıl. 2. başarılı bir yıl. pabuç kadar çiklet. k. dili 1. azıcık, birazcık. 2. oldukça. 1. bir haftalık izin. 2. bir hafta sonra. k. dili 1. çok büyük: a whale of a difference çok büyük bir fark. 2. müthi ş, şet,ız çok güzel: a whale of a novel müthiş bir roman. deh yalan. zarars k. dili pek çok: A whole lot of people don´t approve of this. Pek çok ki şi şn, görmüyor. bunu ho ığı bir sürü: He laid a wodge of papers on the table. Masaya bir 1. bir y sürü evrak koydu. 2. koca/iri bir güç. bir parça: a wodge of chocolate koca bir pol. dünya çap ında i. 1. A, İngiliz alfabesinin birinci harfi. 2. müz. la notası. 3. en yüksek not veya kaliteyi harf. f, klas; çok kaliteli. s., k. en dili iyi birinci s ınısimgeleyen k ıs. Alcoholics Anonymous. i. Adsız Alkolikler (alkolizmle savaşan bir grubun ad ı). ıs. Artium Baccalaureus. i. lisans. k z. i. sayıboncuğu, abaküs, çörkü. z., den. k ıçta, kıç tarafında. edat, den. gerisinde, arkas ında: abaft the beam kemerenin gerisinde. i., zool. abalon (bir deniz kabuklusu), Haliotis. f. 1. terketmek, b ırakmak: Don´t abandon me here! Beni burada bırakma! Şamanizmi bş ıku. rakıp He and kap became Muslim. şeye) kaptırma, ılma, a kendini bırakma. 2. co i. 1.abandoned kendini (bir shamanism ümidi kesmek. kendini (bir şeye) kaptırmak/vermek: She abandoned herself to the music. Kendini müziğe kaptırdı. You´ve abandoned yourself to drink. gemiyi terketmek. s. 1. terkedilmiş, bırakılmış, metruk. 2. coşkulu, coşkun. 3. ahlaksız; utanmaz. i. 1. terk, b ırakma. 2. bak. abandon 2. f. -in kibrini k ırmak; alçaltmak. kendini alçaltmak. i. (-in) kibrini k ırma; alçaltma. f. utandırmak, -in gururunu incitmek. s. utandırılmış, gururu incitilmiş. z. utanarak, gururu incitilmi ş bir halde. f. 1. azalmak; hafiflemek: The wind had abated. Rüzgâr hafiflemi şti. 2. şi düşürür. azaltmak; hafifletmek: This will abate the fever. Bu ate i. 1. azalma; indirilme; hafifleme. 2. azaltma; indirme; hafifletme. i., İng. mezbaha, kesimevi.

abbess abbey abbot abbr abbreviate abbreviation ABC´s ABCs abdicate abdication abdomen abdominal abdominal cavity abdominal region abduct abduction abed abelia aberrant aberration abet abetment abetter abettor abeyance abhor abhorrence abhorrent abide abiding ability abject abjure Abkhas Abkhas Abkhasia Abkhasian Abkhasian Abkhaz Abkhaz Abkhazia Abkhazian Abkhazian abl ablative ablative ablaze

i. (kadınlar manastırında) baş rahibe. i. manastır. i. (erkekler manast ırında) başkan, başkeşiş. k ıs. 1. abbreviation kıs. (kısaltma). 2. abbreviated kıs. (kısaltılmış). f. k ısaltmak. i. 1. k ısaltma, bir sözcüğün veya söz grubunun kısaltılmış şekli. 2. ısaltma, ısaltma işi. alfabe. 2. abece, alfabe, bir işin en önemli bilgileri: k dili 1. abece, i., çoğ., k. k He still learned the ABC´s of the job. İşin abecesini hâlâ sökemedi. ğ., hasn´t k. dili, bak. ABC´s. i., ço f. 1. (kral/kraliçe) tahttan çekilmek, tac ını ve tahtını terketmek; yüksek bir ını ve tahtını) mevkiden çekilmek. (kral/kraliçe) çekilmek, (tac ını ve tahtını(tahttan) terketme; yüksek bir mevkiden i. 1. tahttan çekilme, 2. tac çekilme. 2.kar (tahttan) çekilme; (yüksek bir mevkiden) çekilme. 3. ın. 2. (böcek gövdesinde) kar ın. i., anat. 1. s., anat. 1. karna ait. 2. (böcek gövdesindeki) karna ait. karın boşluğu. karın bölgesi. f. (birini) kaç ırmak. i. (birini) kaç ırma. z., eski yatakta. i., bot. abelya, Abelia. s. 1. anormal. 2. istisnai. i. 1. (doğru/doğal/normal olandan) sapma. 2. ruhb., gökb. sapınç, b. yardakç sapkı. ılık etmek; kışkırtmak, tahrik etmek. 2. yardımda aberasyon. 3. tı f. (--ted, --ting) 1. bulunmak. i. 1. yardakç ılık etme; kışkırtma, tahrik etme. 2. yardımda bulunma. i., bak. abettor. i. 1. yardakç ı; kışkırtıcı. 2. yardımda bulunan biri. i., huk. 1. uygulanmama: That rule has since fallen into abeyance. Sonra ın--ring) uygulanmas ından vazgeçildi. 2. sahipsiz kalma/olma, o kural iğrenip uzak durmak. f. (--red, iğrenmek; i. iğrenme; iğrenip uzak durma. s. iğrenç. f. 1. by -e göre hareket etmek/davranmak; (vaade/karara) sad ık kalmak. 2. by ı -e -e riayet etmek. 3. çekmek, tahammül etmek; -e cı,uymak, daimi; baki. s. kal i. yetenek, kabiliyet; dirayet. s. 1. rezil, berbat (bir durum); son derece kötü: She had never seen such He was an abject liar. Son abject poverty. öyle bir sefalet görmemi şti. f. yemin ederekHiç vazgeçmek/reddetmek/inkâr etmek. i. (çoğ. Ab.khas) bak. Abkhaz 1. s., bak. Abkhaz 2. i., bak. Abkhazia. i., bak. Abkhazian 1. s., bak. Abkhazian 2. i. 1. (çoğ. Abkhaz) Abhaz. 2. Abhazca. s. 1. Abhaz. 2. Abhazca. i. Abhazya. i. 1. Abhaz. 2. Abhazca. s. 1. Abhaz. 2. Abhazca. k ıs. ablative. s., dilb. -den haline ait; -den halindeki. i., dilb. -den halindeki sözcük/sözcük grubu. s. 1. yanmakta olan, alevler içinde; tutu şmuş. 2. ışıl ışıl ışıldayan; pırıl pırıl parlayan.

able able-bodied ablute ablution ably ABM abnegate abnegation abnormal abnormality abnormally abnormity abo aboard aboard abode abode abolish abolition A-bomb abominable abominate abomination aboriginal aboriginal aborigine aborigines abort abortion abortionist abortive aboulia abound about about about About face! About ship! about-face about-face about-ship about-turn about-turn above above above above

s. yetenekli, kabiliyetli. s. sağlıklı, sıhhatli. f., şaka y. 1. yıkanmak. 2. yıkamak. i. aptes, gusül, yıkanma. z. ustaca, ustalıkla. k ıs. antiballistic missile. f. 1. feragat etmek; vazgeçmek; feda etmek; (sorumluluktan) kaçmak. 2. inkâr etmek, reddetmek. i. 1. feragat etme; vazgeçme; feda etme; (sorumluluktan) kaçma. 2. inkâr etme, reddetme. s. anormal. i. anormallik. z. anormal bir şekilde. i., bak. abnormality. i., aşağ. yerli, ataları çok eski çağlardan bu yana Avustralya´da yaşamış olan şıt için) içinde, -de; (taşıt için) içine, -e: All aboard! Haydi binin! z. (tabiri. edat (taşıt için) içinde, -de: He was aboard the train. Trendeydi. i. 1. ikametgâh, ev. 2. (bir yerde) ikamet etme, oturma. f., bak. abide (4), (5), (6). f. kaldırmak, lağvetmek, ilga etmek; feshetmek. i. kaldırma, lağıv, ilga; fesih. i. atom bombas ı. s. 1. iğrenç, menfur. 2. çok kötü, berbat, pis. f. 1. iğrenmek, nefret etmek. 2. hiç sevmemek, nefret etmek. i. 1. iğrenç/menfur bir şey. 2. iğrenme, nefret etme. i. asıl yerli, ataları çok eski çağlardan bu yana belirli bir yerde yaşamış olan s. 1. biri. çok eski ça ğlarda var olan; çok eski çağlardan kalan. 2. ataları çok lardan bu1. yana belirli bir yerde yaşamış olan. eski çağ i., bak. aboriginal i., çoğ. asıl yerliler, ataları çok eski çağlardan bu yana belirli bir yerde şam ış olanlar. ya f. 1. (dölütü) dü şürtmek/almak; -in dölütünü düşürtmek; (dölütü) şürmek. 2. (henüz başlanm ışken) -e son vermek. 3. düşük yapmak. 4. dü şürtme/alma, kürtaj. 2. (dölütü) düşürtme/alma. 3. i. 1. dölüt dü

şarısızl ba ı.ık. 4. ask., bilg. (uçuşu/işlemi) yarıda kesme. 5. ask., bilg. i. kürtajc s. başarısız.
i., İng., ruhb., bak. abulia. f. (in/with) (bir yerde) bol/çok olmak. edat 1. hakk ında, ile ilgili, üzerine, üstüne: I know nothing at all about you. ında ı hiçbir şey bilmiyorum. I have doubts about them. Senin hakk ağı yukar , yakla şık, az çok; hemen hemen, neredeyse: at Onlar about z. 1. aş ı sular ı nda. Come about midnight. Gece saat on iki six o´clock saat alt s. ask. Geriye dön! den. Alesta tiramola! i. 1. ask. geriye dönü ş. 2. eskiden savunduğunun tersini savunmaya lama. baş f., ask. geriye dönmek. f. (--ped, --ping) den. tiramola etmek. i., İng., bak. about-face 1. f., İng., bak. about-face 2. edat 1. üstünde; üstüne: She was then living in a room above the store. O ın üstündeki odada oturuyordu.That was above and zamanlar ıda; yukar ıdaki: Shebir lives above. Yukarıda oturuyor. He was z. 1. yukardükkân ı daki dalda oturuyordu. 2. yukar ı ya: sitting on the branch above. Yukar yazılanlar; (bir yazıda) eserin bundan A i. 1. the (bir sayfada) yukar ıda

ıki, lanlar: As soon as you´ve readıthe above, give daha me a önceki call. öncesinde yazı yukar ıdaki, (sayfan ın) yukar sında bulunan; s. 1. the yukar (bölüm/paragraf/sat ır/sayfa): The above picture depicts the city in 1782.

above all above all above average above average above par above sea level aboveboard aboveboard aboveground above-mentioned abovementioned abovestairs abrade abrasion abrasive abrasive abreast abridge abridgement abridgment abroad abroad abrogate abrogation abrupt abruptly abruptness abscess abscess abscessed abscissa abscond absence absence of mind absence without leave absent absent absent o.s. absent without leave absentee absentee absentee ballot absentee landlord absentee voter absenteeism absently absentminded

her şeyden önce, her şeyden çok. bilhassa, özellikle. ortalaman ın üstünde. vasatın üstünde. tic. yazılı değerin üstünde. deniz seviyesi üstünde. s. 1. dürüst: Be aboveboard with me! Benimle aç ık konuş! 2. yasal, olmayan: It´s completely aboveboard. Tamamen yasal bir kanuna ayk şıekilde. z. dürüst birır s. yerüstü, zemin üstündeki. s. the yukar ıda söz edilen/adı geçen; daha önce söz edilen/adı geçen: It İçinde, yukar ıda contains an illustration of the picture. ıda söz edilen/ad ı above-mentioned geçen şey/kişi; yukar ıda ad ı geçenler; daha i. the yukar

ı geçen şey/kişi; daha önce adı geçenler. önce edilen/ad bak. upstairs. z., s., söz i., İng., f. aşındırmak.
i. 1. s ıyrık. 2. aşındırma; aşınma; abrasyon. s. 1. sinirlendirici, rahats ız edici. 2. aşındırıcı, abrasif. i. aşındırıcı, abrasif. z. yan yana, ayn ı hizada; başabaş. f. 1. (yazılı bir eseri) kısaltmak. 2. azaltmak. i., İng., bak. abridgment. i. 1. yazılı bir eserin kısaltılmış şekli: I don´t read abridgments of novels. ın nda, kısalt ılm ışıda; şeklini okumam. 2. (yaz ı bir eseri) kısaltma.Hiç 3. Romanlar d ışar yurtd ışına: Have youılever been abroad? z. 1. yurtd ışı ışı na ç ı kt ı n m ı ? 2. ev d ışı nda; ortada: That animal ventures abroad yurtd i. yurtdışındaki yerler, yurtdışı: Is there any news from abroad?

ışı ndan bir haber varkald m ı?ırmak. Yurtd f. iptal etmek, feshetmek; i. iptal, fesih; kald ırma.
s. 1. ani, birdenbire oluveren, apans ız, ansız: They made an abrupt ve ters: He me 3. andik/sarp abrupt reply. departure. Gitmeleri ani birden. oldu. 2.2. k ısa ve ters birgave şekilde. bir z. 1. aniden, birdenbire, k ısa ş ekilde. i. 1. anilik. 2. k ısa ve ters oluş. 3. diklik, sarplık. i. apse. f. apse olmak. s. apseli, apse olmu ş. çoğ. --s (äbsîs´ız)/--e (äbsîs´i) i., mat. apsis. f. (bir suçtan dolayı) kaçmak, sıvışmak. i. 1. yokluk, bulunmama: We felt her absence. Yoklu ğunu hissettik. He returned dalgınlık.after an absence of six months. Alt ı aylık bir aradan sonra ask. (tekrar dönmek üzere görev yerinden) izinsiz olarak ayr ılma. s. 1. (bir yerde bulunmas ı gerekirken orada) bulunmayan (kişi); (orada artık) bulunmayan (kişi): How many people are absent today? Bugün kaç f. 1. ç ıkmak, gitmek: I shall absent myself. Çıkacağım. He absented himself for adönmek few days. Birkaç gün yoktu. 2. izinsiz from -den uzak durmak, -e ılmış olan. ask. (tekrar üzere görev yerinden) olarak ayr i. (bir yerde bulunmas ı gerekirken orada) bulunmayan kişi/şey, hazır olmayan kişi.bulunmas ı gerekirken orada) bulunmayan (kişi). s. (bir yerde posta yoluyla verilen oy. kiraya verdiği gayrimenkulden uzakta yaşayıp onunla pek ilgilenmeyen mülk postasahibi. yoluyla oy veren seçmen. i. 1. (işe, okula v.b.´ne) devamsızlık. 2. kiraya verdiği gayrimenkulden şayıı p onunla pek ilgilenmeme. uzakta yadalg n. z. dalgın s. dalgın.

absinth absinthe absolute absolute majority absolute majority absolutely absolution absolutism absolutist absolutist absolve absorb absorbable absorbed absorbency absorbent absorbent absorber absorbing absorption absorptive abstain abstainer abstemious abstemiously abstemiousness abstention abstinence abstinent abstract abstract abstract abstract art abstract expressionism abstract number abstracted abstraction abstruse absurd absurd absurdity absurdly Abu Dhabi abulia abundance abundant abundantly

i., İng., bak. absinthe. i. apsent. s. 1. tam, eksiksiz: His trust in them was absolute. Onlara olan güveni ı. ğ 2. pol. mutlak, saltık, sınırsız: absolute monarchy mutlak monarşi. tamd unluk. salt ço salt çoğunluk. z. 1. (äb´s ılutli) (nitelediği sözcükten önce gelince) çok, bayağı: You´re ısın! We´re absolutely famished! Çok ıktık! 2. absolutely right! Çok hakl ından affedilme; (günah için) af. 2. ac aklama, i. 1. Hrist. (günah) Allah taraf beraat ettirme. fromıyet. (bir sorumlulu ğu/yükümlülüğü) yerine getirmekten ılık, 3. mutlak i., pol. saltç s., pol. saltç ı. i., pol. saltç ı. f. 1. Hrist. Allah ad ına (günahı) affetmek. 2. affetmek. 3. aklamak, beraat ğu/yükümlülü ü) yerine getirmekten ettirmek. 4. from (birini) (bir sorumlulu ı/gaz ı/ışığı /sesi) so ğurmak, içine çekmek, ğ emmek, absorbe f. 1. (s ıvıy 3. (dikkati/enerjiyi/zaman ı/paray ı) almak; (enerjiyi) etmek. 2. ö ğrenmek. emilebilecek; soğurulabilen, emilebilen. s. soğurulabilecek, s. tüm dikkatini bir şeye vermiş. i. soğurganlık, emicilik. s. soğurgan, emici, absorban: absorbent cotton hidrofil pamuk. i. soğurgan, emici, absorban. i. soğurucu, emici, absorplayıcı. s. insanın tüm dikkatini toplayan; sürükleyici. i. 1. soğurma; soğrulma; absorpsiyon. 2. öğrenme. 3. ı/parayı) alma; (enerjiyi) emme. 4. içine alma, (dikkati/enerjiyi/zaman s. soğurucu, emici. f. 1. from (bir şeyi) yapmamak: He´s decided to abstain from alcohol. İçki içmemeye karar verdi. oy vermemek, çekimser kalmak. 3. içki i. 1. içki içmeyen biri. 2.2. oy vermeyen biri, çekimser kalan biri. s. (özellikle yeme içme konusunda) kendini tutan; a şırıya kaçmayan; şı rılıklar bulunmayan. a z. (özellikle yeme içme konusunda) kendini tutarak; a şırıya kaçmadan. i. (özellikle yeme içme konusunda) kendini tutma; a şırıya kaçmama, riyazet. i. 1. çekimser oy; oy vermeme, çekimser kalma. 2. from (bir şeyi) kasten yapmama. i. 1. (from) (bir şeyi) yapmama, riyazet; (yeme içme konusunda) kendini tutma. 2. içki içmeme. 3. cinsel riyazet. riyazetçi. s. nefsini k ıran, s. soyut, abstre. i. 1. özet. 2. soyut sanat eseri. f. 1. (äb´sträkt) özetlemek, özet haline getirmek. 2. (äbsträkt´) kafas ını şgul etmek. 3. (äbsträkt´) çalmak, aşırmak. 4. (äbsträkt´) soyutlamak. me soyut sanat. soyut ekspresyonizm. mat. soyut sayı. s. dalgın. i. 1. soyut kavram, soyutlama. 2. soyutlama, soyutlama eylemi. 3. ınlık, düşünceye dalm ış olma. 4. güz. san. soyutluk. 5. soyut sanat dalg ı zor, anla şılmas ı güç. s. kavranmas s. saçma, abes, absürd. i. i. 1. saçma olma, saçmal ık, abeslik. 2. saçmalık, saçma söz/davranış. z. 1. saçma bir şekilde. 2. k. dili çok, feci derecede: She´s absurdly rich. Feci Dabi. derecede zengin. Abu i., ruhb. abuli. i. 1. bolluk, çok olma. 2. bereket, bolluk. 3. refah, varl ık ve rahatlık. s. 1. bol, çok. 2. bereketli; feyizli. z. bol/çok miktarda: The fruit trees were now bearing abundantly. Meyve ağaçları artık çok verimli olmuştu.

abuse abuse abuse o.s. abusive abut abutment abysmal abyss AC acacia academic academic academician academy acanthus accede accede to the throne accelerate acceleration accelerator accent accent accentuate accept

i. 1. yetkiyi/görevi kötüye kullanma, suiistimal; do ğru olmayan bir şekilde kullanmama; istismar. 2. kötüleme. 3. kötü kullanma; gere ği gibi ğru olmayan bir f. 1. (yetkiyi/görevi) kötüye kullanmak, suiistimal etmek; do ş ekilde kullanmak; gere ğ i gibi kullanmamak; istismar etmek. 2. mastürbasyon yapmak. s. 1. kötüleyici; kötü sözlerle dolu; kötü sözler söyleyen. 2. kötü ). (davran f. (--ted,ış --ting) 1. (on/upon) (-e) biti şmek, bitişik olmak. 2. against -e dayanmak. i. 1. (köprünün k ıyıya dayandığı yerdeki) ayak. 2. bitişme yeri. 3. bitişme. 4. s., dayanma. k. dili çok kötü, feci. i. dipsiz gibi görünen yer; uçurum. k ıs. alternating current. i. dalgalı akım. i., bot. 1. mimoza, akasya, Acacia. 2. akasya, yalanc ı akasya, Robinia pseudoacacia. s. 1. akademik. 2. teorik, kuramsal. 3. pratik de ğeri/önemi olmayan. 4. resmi, kitabi. i. üniversite ö ğretim görevlisi. i. 1. üniversite ö ğretim görevlisi. 2. akademi üyesi, akademisyen. i. akademi; yüksekokul. i., bot. ayı pençesi, akantus, akant, Acanthus. f. to 1. -e razı olmak. 2. (hükümdar) (tahta) çıkmak. tahta ç ıkmak. f. hızlandırmak; hızlanmak, ivmek. i. hızlandırma; hızlanma, ivme. i. gaz pedalı. i. 1. dilb. vurgu, aksan. 2. dilb. vurgu i şareti. 3. şive. f. vurgulamak. f. vurgulamak.

f. 1. kabul etmek; razı olmak; kabullenmek. 2. (bir şeyi) teslim almak. accept/assume responsibility for -in sorumlulu ğunu üzerine almak. s. kabul edilir, makbul. acceptable i. 1. kabul. 2. (bir şeyi) teslim alma. acceptance i. 1. giriş, geçit. 2. to (biriyle) görüşme imkânı; (bir şeyden) faydalanma access ı/imkân ı: He 2. has access him. İstedi ğinde görüşebilir. hakk şılabilirlik. kolayl ıkla to ula şılabilir olma. 3. onunla görüşülebilir olma. 3. 4. i. 1. ula accessibility accessible accessible to the public accession accessory accessory after the fact accident accident victims accidental accidentally accident-prone acclaim acclaim acclamation acclimate acclimation acclimatise acclimatization acclimatize

ıkla görüşülebilir olma. 5. to -den etkilenebilir olma. 4. kolaylıkla kolayl şılabilir. 2. kolayl ıkla ula şılabilen. 3. görüşülebilen. s. 1. ula şülebilen. görü halka aç ık. 5. to -den etkilenebilir.

i. 1. (tahta) ç ıkma. 2. (bir müze veya kütüphanenin koleksiyonuna) yeni ınan eşya, kitap v.b. These are accessories for the new machine. al i. 1. aksesuar, eklenti: ı. 2. (kad ın giysisini bütünleyen) Bunlar yeni makinenin aksesuarlar sonra suç orta ğı olan kimse. huk. suç işlendikten i. 1. kaza (kötü olay). 2. rastlant ı. 3. fels. ilinek, araz. kazaya u ğrayanlar. s. 1. kaza eseri olan, yanl ışlıkla olan. 2. tesadüfen meydana gelen. 3. fels. ilineksel. z. 1. kazara, yanlışlıkla. 2. tesadüfen. s. hep kazaya u ğrayan; sakar. f. 1. bağırarak/alkışlayarak/tezahüratla (birini) (bir şey) ilan etmek: They acclaimed emperor. Büyük bir tezahüratla onu imparator ilan ettiler. . 2. tezahürat. i. 1. övme, him alk ış i. 1. bağırarak/alkışlayarak/tezahüratla ilan etme. 2. tezahürat. 3. övme, ışal . ıştırmak, intibak ettirmek: I´m acclimating myself to the customs alk f. 1. ış tırıyorum. (to) (-e) alışmak, intibak here. buradaki âdetlere al ıştırma, intibak ettirme. 2. al ış ma, intibak2. etme. i. 1. alKendimi f., İng., bak. acclimatize. i. 1. alıştırma, intibak ettirme. 2. alışma, intibak etme. f. 1. alıştırmak, intibak ettirmek. 2. alışmak, intibak etmek.

accolade accommodate accommodate o.s. to accommodate one´s pace/step to accommodate their differences accommodating accommodation accommodation ladder accompaniment accompanist accompany accomplice accomplish accomplished accomplishment accord accord accordance accordant according as according to according to all accounts according to Hoyle according to one´s own lights according to plan accordingly accordion accordion accost account account book accountable accountant accounting accounts payable accounts receivable accrue accumulate accumulation accuracy accurate accusation accusative accusative accuse accused accustom

i. 1. ödül. 2. övgü: It received accolades from all the newspapers. Tüm . gazetelerden övgüler ald ıThe ındırmak: cell had lastly accommodated a drunkard. f. 1. almak, bar şı bar ı nd rm ıştı. This room can accommodate four Hücre en son bir ayya lamak. -e ayak uydurmak, -e uyum saığ birine ayak uydurmak. aralarındaki anlaşmazlıkları uzlaşma yoluyla gidermek. s. uysal, yumu şak başlı. i. 1. kalacak yer: In that region accommodation for the traveler is hard to find. O bölgede konaklama yeri zor bulunur. 2. uzla şma: Have you den. borda iskelesi. i. 1. müz. e şlik. 2. to -e eşlik eden şey: It´s a nice accompaniment to the roast. Rostoyla beraber kişi, egüzel. şlikçi. i., müz. e şlik eden f. 1. eşlik etmek, refakat etmek, beraberinde gitmek. 2. müz. eşlik etmek, refakat etmek. ğı. 3. ile beraber (bir şey) yapmak: He accompanied the curse i. suç orta f. başarmak, becermek, üstesinden gelmek. s. 1. işini iyi bilen, usta. 2. sosyetenin görgü kurallarını ustalıkla uygulayabilen. i. 1. başarma, becerme, üstesinden gelme. 2. başarı, başarılan iş. 3. marifet. i. 1. (iki devlet aras ında olan) anlaşma. 2. uyum, ahenk. 3. uyuşma, mutabakat. f. 1. with -e uymak, ile ba ğdaşmak, -e uygun olmak/gelmek. 2. with -e ışmak, -e uygun gelmek/dü şmek. 3. vermek: He accorded them for that yak i. verme: The accordance of these privileges to them were delayed five years. Bu imtiyazlar ın onlara verilmesi beş senelik bir gecikmeye s. bağ. -e göre. z. 1. İki seçeneği olan bir durumu belirtir: You can stay or go, ıl istersen. It can according as you Kalabilirsin veya gidebilirsin, nas edat 1. -e göre, -elike. uygun olarak: Arrange yourselves according to your

ına girin! 2. -e göre, (birinin) dedito ğine/gösterdi ğine göre, height! Boy s ıras ıklar ına göre: He was drunk, according all accounts. Tüm tüm anlatt ıklar ına göre sarhoştu. anlatt usulüne göre, usulen.
kendi inançlar ına göre. planlandığı gibi, planlanana uygun bir şekilde. z. 1. ona göre, öyle, öylece: He told me to shoot him, and I acted accordingly. i. akordeon. Kendisini vurmam ı istedi; ben de öyle yaptım. 2. bu yüzden, s. akordeon gibi aç ılıp katlanan, akordeon: accordion door akordeon kapı. f. 1. yakla şıp/gidip (birine) bir şey söylemek. 2. para karşılığında seks teklif etmek. i. 1. hesap. 2. röportaj; (birinin) anlatt ığı. f. for -i anlatmak, -i açıklamak, -i izah etmek. hesap defteri. s. sorumlu. i. muhasebeci. i. muhasebe. tic. alacaklılar hesabı. tic. borçlular hesab ı. f. 1. birikmek. 2. to -e gelmek: What advantages will accrue to us from this? Bunun biriktirmek; bize ne gibi toplanmak, faydalar ı olacak? f. toplamak, birikmek, y ığılmak. i. 1. birikim, birikme. 2. birikinti. i. 1. doğruluk. 2. yanlış yapmamaya özen gösterme. s. 1. doğru, tam. 2. yanlış yapmamaya özen gösteren. i. suçlama. s., dilb. -i haline ait; -i halindeki. i., dilb. -i halindeki sözcük/sözcük grubu. f. suçlamak, itham etmek. s. sanık. f. alıştırmak.

ace ace an exam acetone acetylene ache achieve achievement acid acknowledge acknowledgment acne acorn acoustics acquaint acquaint o.s. with acquaintance acquiesce acquire acquisition acquisitive acquit acquit o.s. well acquittal acre acrid acrobat acrobatic acrobatics acronym across across the board across the way act act as act in unison act on a suggestion act on s.o.´s advice act up acting action activate activation active active service active verb activism activist

i. 1. isk. as, birli. 2. k. dili uzman, eksper. s., k. dili i şinin ehli, as. f. k. dili s ınavda (dokuz ila on arasında) yüksek bir not almak. i. aseton. i. asetilen. i. ağrı, sızı, acı. f. ağrımak, sızlamak, acımak. f. başarmak, yapmak; elde etmek, kazanmak. i. 1. başarı. 2. elde etme, kazanma. i. asit. s. 1. asit. 2. i ğneleyici: an acid remark iğneleyici bir söz. f. 1. (bir gerçe ği) kabul etmek. 2. (bir şeyin alındığını/farkedildiğini) bildirmek. i. 1. (bir gerçe ği) kabul etme. 2. (bir şeyin alındığını/farkedildiğini) bildirme. ndı. 3. tic. alı i. akne, ergenlik. i. meşe palamudu. i. akustik. f. 1. bilgi vermek, haberdar etmek. 2. tan ıtmak: This book is designed to acquaint readers with new developments in the field of genetic bilgi edinmek. hakk ındaits i. tanıdık, tanış. f. boyun e ğmek, katlanmak, kabullenmek. f. 1. elde etmek, edinmek, almak. 2. kazanmak: acquire a bad reputation kötü bir şöhret i. 1. elde etme,kazanmak. edinme, alma. 2. kazanma. 3. elde edilen şey, edinti. s. bir şeyler elde etmeye çok hevesli, mal canlısı, açgözlü. f. (--ted, --ting) aklamak, temize ç ıkarmak, beraat ettirmek. yüzünün ak ıyla çıkmak. i. aklanma, beraat. i. 0,404 hektarlık arazi ölçü birimi. s. acı, ekşi, keskin. i. akrobat, cambaz. s. akrobatik. i. akrobatlık, cambazlık. i. birkaç kelimenin ba ş harflerinin veya ilk hecelerinin birleşmesiyle meydana kelime: NATO, öbür tarafıUNESCO. na: He stretched a rope across the river. edat 1. birgelen taraf ından ı ndan öbür taraf ı na bir ip gerdi. 2. karşısında: Serra lives Nehrin bir taraf ı derecede etkileyen (ücret/vergi). herkesi ayn yolun öte taraf ında, karşı tarafta. i. 1. hareket, eylem. 2. kanun, yasa. 3. tiy. bölüm, perde. 4. rol yapma, oyun. f. ı1. rol yapmak,yapmak. oynamak. 2. harekete geçmek. 3. davranmak, nın vazifesini başkas birlikte hareket etmek. yapılan teklife göre davranmak. birinin sözüne uymak, birinin sözüne göre hareket etmek/davranmak. yaramazlık etmek, gösteriş yapmak. i. oyunculuk. s. vekâlet eden, vekil: acting president ba şkan vekili. i. 1. hareket, eylem. 2. etki. f. 1. harekete geçirmek, hareketlendirmek. 2. harekete geçmek, hareketlenmek. i. 1. harekete geçirme, hareketlendirme. 2. harekete geçme, hareketlenme. s. 1. faal, hareketli, aktif. 2. dilb. etken. askerlik hizmeti. dilb. etken fiil. i. eylemcilik. i. eylemci.

activity actor actress actual actuality actually acumen acupuncture acute acute angle acute angle AD ad adage Adam adamant adamantly adapt adapt o.s. to adaptable adaptation adapter adaptor add add fuel to the flames add spice to add up add up to addendum addict addict adding machine addition additional additive addled address address a remark to addressee adduce adept adequacy adequate adhere adherence adherent adhesion

i. faaliyet, etkinlik. i. aktör, oyuncu. i. aktris, kad ın oyuncu. s. gerçek, do ğru. i. gerçek, hakikat. z. aslında; gerçekten. i. çabuk kavrama yetene ği, keskin zek-â. i. akupunktur. s. 1. keskin. 2. t ıb. akut, hâd. 3. tiz. geom. dar aç ı. geom. dar aç ı. k ıs. Anno Domini M.S. (milattan sonra), İ.S. (İsa´dan sonra). i. ilan, reklam. i. atasözü. i. Âdem Baba, Âdem. Adam´s apple anat. âdemelmas ı. s. son derece kararlı, katı. z. inatla, katı bir şekilde. f. 1. uyarlamak, adapte etmek. 2. al ışmak, intibak etmek. -e kendini alıştırmak. s. yeni ko şullara adapte olabilen/uyarlanabilen. i. 1. uyarlama, adaptasyon. 2. al ışma, intibak. i. 1. elek., mak. adaptör. 2. uyarlay ıcı, adapte eden. i., bak. adapter. f. 1. eklemek, ilave etmek; katmak. 2. toplamak. k. dili yang ına körükle gitmek. k. dili -i canland ırmak, -i ilginçleştirmek. 1. toplamak. 2. k. dili makul olmak, akla yak ın olmak. 1. -e varmak, (bir yekûn) tutmak. 2. k. dili ... anlam ına gelmek: What it adds up to is that you´re not coming. Gelmeyeceksin anlam ına geliyor. ğ. ad.den.da (ıden´d ı) i. ilave, ek; ilave edilecek şey/söz. ço i. bağımlı, müptela; tiryaki: drug addict uyuşturucu bağımlısı. cigarette addict sigara tiryakisi. f. alıştırmak. hesap makinesi. i. 1. ekleme, ilave. 2. ek, ilave. 3. mat. toplama. s. biraz daha, ilave edilen, eklenilen. i. 1. katk ı. 2. katılan kimyasal madde, katkı maddesi. s. toplamsal, ilave olunacak. s. 1. sersem, şaşkaloz. 2. cılk (yumurta). i. 1. (veya ä´dres) adres. 2. söylev, nutuk. f. 1. hitap etmek. 2. adres yazmak. (birine) bir söz yöneltmek. i. alıcı, kendisine mektup/paket gönderilen kimse. f. (kanıt) ileri sürmek. s. (at/in) usta, çok becerikli; mahir. i. (ä´dept) usta, i şinin ehli. i. yeterlilik, kifayet. s. yeterli, kâfi. f. to 1. -e yap ışmak. 2. -e sadık kalmak, -e bağlı kalmak. i. 1. yapışma. 2. bağlılık. i. taraftar, yanda ş. i. 1. yapışma. 2. to -e bağlı kalma, -e sadık kalma, -e uyma.

adhesive adhesive tape adj. adjacent adjective adjoin adjoining adjourn adjust adjust o.s. to adjustment administer administer an oath administration administrative administrator admirable admiral admiration admire admirer admiring admissible admission Admission free. admit admit of admittance admonish admonition admonitory ado adolescence adolescent adopt adopted child adopted child adoption adorable adoration adore adorn adornment adrift adroit adsorb adsorbent

s., i. yap ışkan, yapıştırıcı. (yapıştırıcı) bant. k ıs. adjacent, adjective, adjustment. s. (to) (-e) bitişik, bitişikteki; komşu. i., dilb. s ıfat. f. bitişik olmak. s. bitişik, bitişikteki, yan, yandaki. f. 1. oturuma son vermek. 2. (toplant ı/oturum) sona ermek, bitmek. 3. (bir şka yere) geçmek. ba f. ayar etmek, ayarlamak. kendini -e alıştırmak. i. 1. ayarlama. 2. kendini al ıştırma. 3. tic. tazminat miktarının sigortalı ve ı aras ında etmek. kararlaştırılması. sigortac f. yönetmek, idare yemin ettirmek, ant içirmek. i. yönetim, idare. s. idari, yönetimle ilgili, yönetimsel. i. yönetici, idareci. s. takdire de ğer, beğenilecek, çok güzel. i. amiral. i. takdir, be ğenme. f. takdir etmek, be ğenmek; hayran olmak, hayran kalmak. i. takdir eden, be ğenen; hayran. s. takdir ettiğini belirten; hayran, hayranlık gösteren. s. kabul edilebilir. i. 1. içeri alma; kabul; giri ş. 2. giriş ücreti, giriş. 3. itiraf. Giriş serbest. f. (--ted, --ting) 1. içeri almak, almak; kabul etmek: They won´t admit you. Seni içeri sokmazlar. 2. itiraf etmek. imkân vermek. i. kabul; giriş. f. tembih etmek; kula ğını çekmek. i. tembih; kula ğını çekme. s. uyarı niteliğinde. i. insanı yoran hazırlıklar; koşuşmalar. i. ergenlik, ergenlik ça ğı. s., i. ergen, ergenlik ça ğında olan (genç). f. 1. evlat edinmek. 2. edinmek, benimsemek. evlatlık, manevi evlat. evlat edinilmiş çocuk, evlatlık. i. 1. evlat edinme. 2. edinme, benimseme. s. tapınılacak, çok güzel ve sevimli. i. tapınma, çılgınca sevme. f. 1. tapınmak, tapmak, çılgınca sevmek. 2. (Allaha) tapınmak, tapmak. f. süslemek, donatmak, donamak. i. 1. süsleme. 2. süs. s. s. usta, çok becerikli. f., kim. adsorbe etmek. i., s. adsorban.

adsorption adult adulterate adulterer adulteress adultery adv. advance advanced advanced in years advanced in years advancement advantage advantageous advent adventure adventurer adventuresome adventurous adverb adversary adverse adversity advertise advertise for s.o. advertisement advertising advertising agency advertize advertizement advertizing advice advisable advise adviser advisor advisory advisory committee advocate advocate adz adze Aegean aerial aerial view aerobics aerodrome

i., kim. adsorpsiyon. s., i. yetişkin; huk. ergin, reşit. f. içine yabanc ı madde katmak. i. zina yapan erkek. i. zina yapan kad ın. i. zina. k ıs. adverb. i. 1. ilerleme, ileri gitme. 2. yakla şım; teklif. 3. tic. avans. f. 1. ilerletmek; ilerlemek. artmak; art ırmak. 3. avans vermek. 4. ileriye almak. 5. , ileri. s. ilerlemiş2. yaşlı. a child who´s advanced for his age yaşına göre çok bilgili bir çocuk. yaşlı. i. ilerleme. i. 1. avantaj, üstünlük sa ğlayan şey. 2. yarar, fayda. s. avantajlı, yararlı, faydalı. i. geliş, varış. i. macera, serüven. i. 1. serüvenci, macerac ı. 2. dolandırıcı, dalavereci. s., bak. adventurous. s. 1. macerac ı, maceraperest. 2. maceralı. i., dilb. zarf, belirteç. i. 1. spor, isk. rakip. 2. dü şman. s. 1. kötü, elverişsiz. 2. menfaatine aykırı, aleyhte. i. 1. zorluk, güçlük, s ıkıntı. 2. sıkıntılı bir durum/zaman. f. 1. reklam ını yapmak. 2. ilan etmek. ilan arac ılığıyla eleman aramak. i. ilan, reklam. i. reklamc ılık. reklam ajans ı. f., bak. advertise. i., bak. advertisement. i., bak. advertising. i. nasihat, ö ğüt, tavsiye. s. ak ıllıca, makul, doğru. f. 1. tavsiye etmek, ö ğütlemek. 2. tic. bildirmek. ill-advised s. ak ılsız, tedbirsiz. i. danışman, müşavir; akıl hocası; rehber, kılavuz. i., bak. adviser. s. danışma kurulu. f. desteklemek, savunmak. i. 1. savunucu. 2. huk. avukat. i. keser. i., bak. adz. s. Ege. i. 1. anten. 2. havai. havadan görünü ş. i., s. aerobik. i., İng. havaalanı, havalimanı.

aerogramme aeroplane aerosol aesthete aesthetic aesthetics aestival afar afar off affable affair affect affect ignorance affectation affected affection affectionate affidavit affiliate affiliate affiliate o.s. with affiliated affiliation affinity affirm affirmation affirmative affix affix afflict afflicted affliction affluence affluent afford affront Afghan Afghanistan afield afire afloat afraid afresh Africa African after after a fashion

i. hava mektubu. i., İng., bak. airplane. i. sprey tüpü, aerosol. i. estet. s., i. estetik. i. estetik. s. yaza özgü. z. çok uzakta. s. rahat, dostça ve sokulgan. i. 1. sorun, mesele, iş. 2. k. dili şey (makine/eşya). 3. k. dili olay, skandal. f. 1. etkilemek, tesir etmek; dokunmak. 2. (hastal ık) zarar vermek: My ık koluma yayıldı. 3. gibi görünmek, yalancıktan arm is affected. Hastal cahillik taslamak, bilmezlikten gelmek. i. sahte tavır, yapmacık. s. 1. (hastalıktan) zarar görmüş. 2. sahte, yapmacık, yapmacıklı. i. muhabbet, şefkat, sevgi. s. sevgisini gösteren; şefkatli, sevecen, sevgi dolu. i., huk. yeminli ve yazılı ifade. f. bağlamak. i. (başka bir şirkete) bağlı olan şirket. ile bağ/ilişki kurmak. s. bağlı. i. bağlantı, ilişki. i. 1. benzerlik, benzer taraf. 2. sempati; sevgi. f. doğrulamak, tasdik etmek. i. doğrulama, tasdik. s. olumlu. i. olumlu cevap. f. 1. takmak; yap ıştırmak. 2. (imza) atmak; (mühür) basmak. i., dilb. önek veya sonek. f. 1. ac ı vermek, ıstırap vermek. 2. başına bela olmak. s. (zihinsel/bedensel bak ımdan) özürlü. i. dert; hastalık. i. zenginlik, refah. s. zengin, gönençli. f. 1. mali gücü yetmek, (bir şey için) parası olmak. 2. (bir şeyi) zarar görmeden yapabilmek: You can´tış afford to make him angry. Onu davran . f. hakaret etmek, küçük dü şürmek. i. hakaret, küçük dü şüren i. Afganlı, Afgan. s. 1. Afgan. 2. Afganlı. i. Afganistan. z. k ıra, kırda, evden uzak. s. tutuşmuş; alevler içinde. z. s. z. yeniden. i. Afrika. i. Afrikalı. s. 1. Afrika, Afrika´ya özgü. 2. Afrikalı. edat 1. -den sonra. 2. için, yüzünden; -den dolay ı. 3. ardından: After them came giraffes. Onlar ın ardından zürafalar geldi. s. sonraki. z. sonra. a şöyle the böyle.

after all after all after the dust has settled after the fashion of afterlife aftermath afternoon aftershave aftertaste afterthought afterward afterwards again against against nature against s.o.´s will agave age age limit age limit aged ageless agency agenda agent agent provocateur agglomerate agglomeration aggrandise aggrandisement aggrandize aggrandizement aggravate aggregate aggression aggressive aggressor aggrieved aghast agile agility agility of mind agitate agitated agitation agitator aglow

bununla birlikte, yine de, buna ra ğmen. nihayet. 1. toz da ğıldıktan sonra. 2. ortalık sakinleşip herkes kendine geldikten ık yat ıştıktan sonra. sonra, ında. ... gibi,ortal ... tarz i. ahret, öbür dünya. i. (kötü) sonuç. i. öğleden sonra. i. tıraş losyonu. i. ağızda kalan tat. i. sonradan akla gelen dü şünce. z., bak. afterwards. z. sonra, sonradan. z. tekrar, yine, bir daha. edat 1. kar şı: against the current akıntıya karşı. a vaccine against the flu şı bir gribe karayk ırı.aşı. 2. aleyhinde, karşı: a vote against the president doğaya birinin iste ğine karşı. i., bot. agave, agav, Agave. i. 1. yaş. 2. çağ, devir. yaş haddi. yaş haddi. s. 1. (eycd) ya şında: a girl aged four dört yaşında bir kız. 2. (ey´cîd) yaşlı, llanmış; eski. 2. eskimeyen. ihtiyar. (ey´cîd) yı şlanmayan, ihtiyarlamayan. s. 1. ya3. i. 1. acente; ajans: travel agency seyahat acentesi. news agency haber ı. 2. devlet dairesi. ajans i. gündem. i. 1. acente, temsilci. 2. ajan. çoğ. a.gents pro.vo.ca.teurs (^jan´ prôvôk^tör´) provokatör, k ışkırtıcı ajan. i. aglomera. i. aglomerasyon. f., İng., bak. aggrandize. i., İng., bak. aggrandizement. f. büyütmek. i. büyütme. f. 1. kötüle ştirmek, zorlaştırmak, ağırlaştırmak, şiddetlendirmek: Don´t scratch that 2. sore; you´ll aggravate it. O yaray ı kaşıma, azdırırsın. i. 1. toplam. agrega. i. saldırganlık. s. saldırgan. i. saldırgan, saldıran. s. incitilmiş; mağdur. s. dehşet içinde, donakalm ış. s. çevik. i. çeviklik. zekâ k ıvraklığı. f. 1. çalkalamak, çalkamak; kar ıştırmak. 2. heyecanlandırmak. 3. ruhb. ajite 4.ı.sallamak. 2. ruhb. ajite. s. 1. etmek. heyecanl i. 1. çalkalama, çalkama; ajitasyon. 2. heyecan. 3. ruhb. ajitasyon. 4. sallama. i. 1. k ışkırtıcı, tahrikçi, provokatör; eylemci, kampanyacı. 2. ajitatör, ıcı, karıştırıcı: washing machine agitator çamaşır makinesi çalkalay s. parlak.

b.3. klima. amaç. (Ac z. s. ıstırap çekmek. hava bas ıncı. i. f. AIDS. mutabık olmak. 2. hava yoluyla ta şımak/götürmek. havalandırmak. agonize. i. tavır. 3.). i. yardımcı. klimalı. (bir şeyi) (bir yere) fırlatmak. hastalık. 2. 2. i. önce. i. uçmakta olan. tarımsal. i. 2. sözleşme. f. uçaklar. geçinmek. havadan nakledilen. razı. yard ım. bak. AIDS. (silah ı) (birine/bir yere) doğrultmak. i. z. i. havaalan ı. 2. 2.). f. iyi2. maksat. 1. evvel: a long time ago çok zaman önce. f. hava kuvvetleri. ileri. uçak. İng. hasta olmak. hava. ni şan almak. f. 1. hava filtresi. razı olmak. rahats ız olmak. 3.şho i. na ğme. yolcu uça ğı. tarım kredisi. amaçs ız. rahatsızlık. havalı fren. i. ünlem 1. hava freni. yardım etmek. havadan gelen (mikrop.).. herkese söylemek. anlaşma. rahats ız. tıb. (bir şey) (başka bir şeye) uymak. ziraat. f. uçak gemisi. hasta. hava kompresörü. çiftçi. hava boşluğu. i. . s. 1. iyi. hava köprüsü. tarım.. toz v. f. erken. Ah!/Of! ı belirtir.ago agonise agonize agony agree agreeable agreement agricultural agricultural credit agriculture agriculturist aground AH ah ahead ahead of time AIDS aid Aids ail ailing ailment aim aim at aim to aimless air air base air brake air compressor air filter air force air force air pollution air pressure air raid air shaft airborne air-conditioned air-conditioner aircraft aircraft carrier airfield airlift airline airliner airmail z. rıza göstermek. i. havayolu. 1. 4.. Anno Hegirae hicri. f.).. bak. mak. gaye. 1. Vay! (Şaşkınlık belirtir. tic. . i. 1. zirai. s. i. (bir şey) anla ş. s. i. niyetinde olmak. hava sald ırısı. 3. hemfikir olmak. hava kirliliği.. aydınlık. ileride. s. i. s. 1.. hava kuvvetleri. hava üssü. Ah! (Özlem/be ğenme/pişmanlık/öfke/sevgi belirtir. k ıs. 2.. i. uçak postas ı. tıb. ıstırap.

i. 2. z. s. alg. 1. ı. pratik olmayan. ünlem Eyvah!/Yazık! i. . az açık (kapı). yangın . 1. biri.gae (äl´ci) i. besleyici. tetikte olan. (duvarda bulunan) niş. dehşete düşürmek. ecnebi. albinos. açık havada. uçuş pisti. She´s learning French. 2. k.. f. namı diğer: Cavit alias the Bear Cavit nam ı ğer Ayı. in short. albeit an educated one. i. ı. Cezayirli. ş en. suçun işlendiği sırada başka yerde bulunduğu şeklindeki di1. hödü albino. Cezayirli. alkol. Arnavutça. uçak. i. uyanık. i. yak ın: Her speech is akin to poetry.k. konmak. uzaklaştırmak. mazeret. s. Birçok bak ımdan birbirimize benziyoruz. i. iddias ı. albeit painfully.airmail letter airplane airplane crash airport airstrip airtight airways airy airy-fairy aisle ajar akin alabaster alacrity alarm alarm clock alarm clock alas Albania Albanian albeit albino album alcohol alcoholic alcoholism alcove ale alembic alert alfresco alga algebra Algeria Algerian alias alibi alien alienate alight align align o. Arnavutluk. 1. geçenek. 2. s. mat. z. dili bahane. i. aynı hizaya getirmek. s. havadar. tehlike işareti: fire alarm yangın zili. imbik. alkollü içki. z. çalar saat. nafaka. Onlara eşit s. birbirine benzer: We´re alike in many ways. i. s. ba şka ad. s. albatr. havaalanı. . f. cebir. i. al. alarm. Kısacası. açık havada yapılan.. i. tehlikeden haberdar etmek. bağ. 2. canl hiç veren.. uçak kazas ı. kendine birdili hava 6. sindirim ayg ıtı. hava gibi hafif. i. tahsilli de olsa. i. 2. havai.. birinin saff ına geçmek. 1. takma isim. Cezayir. s. aynı hizaya getirme. korkutmak. İng. i. i. aralık. ğünçapar. de olsa: He is.. soğutmak. Cezayir´e özgü. 2. havaliman ı. 2. s. şevk. neşe ve çeviklik. i. a boor. i. i. alkolizm. kaymakta şı. i. benzer. sıralar arası yol. 1. 1. anat. i. hava geçirmez. çevik. s. çal ım satan. Arnavut. i. ak şın. i. açık hava. 1. e şit bir şekilde: Treat them alike. i. with alignment alike alimentary alimentary canal alimony uçak mektubu.. beslenmeye ait. çoğ. inmek. alarm çalar ısaat. fantezi. 2. i. sıraya koyma. oyuk. alkollü. sıraya koymak. z. i. hücre gibi ve kapısız ufak oda. 1. Cezayir. f. havayollar ı. i. huk. i. 4. 2. hayali. 3. bir çeşit bira. alkolik. albüm.s. alkol. deh şet. Söyledikleri şiire benziyor.san ığın. korku. 5. hayal mahsulü. s. yabanc f. 1.

ani olarak. s. ans ızın. hem de . her şey göz önünde tutulursa. all in one. az daha. 2. her alanda ba şarılı. boyunca. bununla birlikte.: He´s the Minister of Defense and the Minister of Education her çeşit.. tamamen. her zaman./Görünüşe aldanmamalı..´s fears birinin endişelerini yatıştırmak. Bütün gün çal öteden all beri. dili ba ştan. . tamamen. hepsi: All of us went. alegorik. tekrar. s. pek erken. baştan. f. yekûn olarak. d ışında hepsi: We have interviewed all but two of the candidates. tüm yıl boyunca. birden. alkali. f. bitmiş. all round All that glitters is not gold. s. daima. sağ. Hem Savunma Bakan ı. s. 1. 1. Hepimiz gittik. ans ızın. hepsi bir. Peki. canlı. -den gayri hepsi.(mektubun sonunda) En iyi dileklerimle! 2. i. 1. Bütün güller dikenlidir. alegori. hem de Eğitim Bakanıdır. i.. He ıştı. bütün gece.. hafifletmek: allay s.. All the best! all the better all the ins and outs of all the livelong night all the rest all the same all the same all the time all the way all the while all the year round all there all things considered all told all too soon All´s fair in love and war. worked day. yatıştıbir i. hep böyle. kim. 2. her şey göz önüne alınırsa. Yolun aç ık olsun! daha iyi. 2. dili aklı başında.alive alkali all all along all along all along the line all at once all at once all but all but all day all in a tumble all in one all manner of all night long all of a sudden all of a sudden all over All right! All right. belirli bir müddetin ba şından sonuna kadar: She wasn´t surprised because she´d known it all the while. aniden. bütün gün. k. birden.. hep birden. her zaman. karmakar ışık. Parlayan her şey altın değildir. rmak. i. iddia. gelirim. Adaylar ın ikisi dışında hepsiyle görüştük.: All right. az kalsın. Aşkta ve savaşta her şey mubahtır. sabaha kadar. bütünüyle. 2. i. 1. dili Peki. başından beri. 1. dili Aferin!/Ya şa be!/Çok iyi!/Harika! k. tüm. bütün. sıra boyunca. hem . i./Tamam. altüst. (bir konunun/işin) tüm ayrıntıları. iddia etmek.. (bir şeyin) girdisi çıktısı. hep. başından sonuna kadar. aniden. -den ba şka. hiç taraf bitmeyecekmi kalanların hepsi. ba ğlılık. pek çok yeteneği olan: an all-around student dört dörtlük ö ğrenci. Ba ştan bildiği için şaşırmamıştı. her ş gibi gelen bir gece boyunca. k. birdenbire. I´ll come. .o. (bir yerin) ı/yeri. birdenbire. zamans ız. k. birdenbire. her şeyi saran. Allah. hepsi: All roses have thorns. hayatta. sadakat. Allah all-around allay allegation allege allegiance allegorical allegory all-embracing s. diri.

yalnız başına.allergic allergy alleviate alley alliance allied alligator all-inclusive all-night all-nighter allocate allocation allot allotment allow allow for allowable allowance alloy all-purpose all-right all-round all-rounder allspice allude allure alluring allusion ally ally o. yüksek sesle. bak. s. az kalsın. i. with/to -e bağlı. 2. alerjik. hafifletmek. müttefiklik. birleşme. 1. amerika timsah ı. z. albeni. 2. tahsis etmek. 2. den. ayırma. az kald ı. alfabe. pol. z. alerji. tahsis etmek. order. almanak. ın. i. i. lise veya üniversite.s. alımlı.. ittifak. uzak duran. dükkân v. dar sokak. tahsisat. z. bak. i. z. yalnız. s. İng. harçlık. k ısmen gidermek. 1. pol. edat 1. (--ted. f.. birle şik. s. -i hesaba katmak. cazibe. dili iyi. s. neredeyse: He almost died. abece. be all right. edat boyunca: along the river ırmak boyunca. s. 2. i. f. 4. kafa dengi. i. s. alfabetik. all-around. i. halen (Türkçede genellikle çevirisiz kalır. i. k. bordasına.ına ağaç sındizilmi ırının üstündeki bölgeye özgü. soğuk. müttefik. her alanda başarılı kimse. her şeyi kapsayan. with/to ile beraber. az daha. 1. s. to üstü kapalı bir şekilde -den bahsetmek. sadaka. All right. ile birleşmek.. izin vermek. bir kimsenin mezun oldu ğu okul. s. Geç All kald s.. müttefik. dili bütün gece süren bir olay. k. bordasında. anla şma. yenibahar. Beklenenden he´s gone. k. şimdiden.. pay. ına. f. yapılmasında sakınca olmayan.). --ting) ayırmak. 2. 1. i. s. z. kastetmek. Az kaldı i. bütün gece aç ık olan (lokanta. s. already dili. tek başına. 2. alphabetical. an i. i. çekicilik. müsaade etmek.. 1. benzer. ara yol. s. kafadar. çok kullanışlı. badem. bütün gece süren (bir olay).. ayrılmış/tahsis edilmiş şey. all-right. İng. 2. uzak. 3. gitti. i. pek çok işe yarayan. mubah. hemen hemen: This picture´s almost done. uzakta. yalnız. ima etmek. (süre) vermek/tanımak. i. cazibeli. Kelimeler alfabe s ıras özgü.daha erkeni . s. alaşım. 1. anıştırma. i. with ile beraber: He came along with Bizimle beraber geldi. yanus. alfabe s ırasına göre dizilmiş: The words are in alphabetical göre ş. with/to alma mater almanac almighty almond almost alms alone along alongside aloof aloud alphabet alphabetic alphabetical alpine already alright s. her şeye gücü yeten. ıştırmak. 1..b. f. yanında. f. ayırmak. çekici. right!. s. yapılması uygun görülen. i. Bu resim hemen hemen bitti. s. i. 2. kimsesiz. tahsis..): You´re too late. azaltmak. bak. yüksek da ğlara z. i.

Artium Magister (hümaniter bilimlerde master derecesinin ı). başka.also Alt key altar alter alterable alteration alternate alternate alternately alternating current alternation alternative alternator although altimeter altitude altogether alum aluminium aluminum alumna alumnus always always excepting am AM AM. bot. ek karakter tu ş i. 1. altimetre.00. bir şeyi başarma/elde etme tutkusu. i. 2. s. i. -in birbirini sırayla izlemesini f. s. (kad ın) elçi.Levent. ambiyans. be. büyük bir amac olan. i. irtifa. kı ısaltmas s. 2. 3. belirsizlik. her zaman. değiştirilebilir. i. sefire. elçi karısı. 2. i. tamam ıyla. değiştirmek. alternatif. yükselti. 1. sefire. değiştirme. ıştı. diğer. alternatif. kullan i. i. ne oldu ğu belirsiz. birbirine zıt hisleri f. 12 A. çoğ.ni (ıl^m´nay) i. birbirini sırayla izlemesini sağlama. değişken. biriktirmek. insanı hayrete düşüren. birden fazla anlama gelme. with ile birleşmek. kalmam i. s. Sana kerpeten laz ım. 2. It was cold u. rak ım.. sunak.M. karışı k hisleri olan. bir okul. şka. amalgam. i. i.. pusuya dü şürme. şaşkına çevirmek. i. Her zaman oldu ğu gibi Levent hariç herkes vaktinde k ıs. 1.30. bak. kim. Bir de bant. birleştirmek. bütünüyle.): 2:30 A. . 2. seçenek. hayret. bağ. f. saat 2.lum. i. f. büyük. (uzun zamandır güdülen) büyük amaç. 1. hayrette b ırakmak./Yapacak başka bir şey yoktu. s. İng. You´ll also need tape. a.. a. izleme. değişiklik. 2. z. yedek. 1. daima. s. alma şık akım. ante meridiem öğleden evvel (24. birden fazla anlama gelebilen. nöbetle şe/sırayla yapma. lise veya üniversite mezunu kız. s. bir okul.M.. f. i. yükseklik. nöbetle şe. i. -diği halde. elek. z. Başka çaremiz i. insanı şaşırtan. i. çoğ. olmakla beraber: Although he´s old he´s a good lı olduğu halde iyi dans eder. s. hava. bak. iki elini ayn ı şekilde kullanabilen. f. pusuya düşürmek. ise de.00-12. cankurtaran. 2. amatör. atmosfer. ba şe/s yapmak. birbirini s ırayla izleyen (şeyler).lum. alternatör. -i nöbetle ğ lamak. değişmek. bir de: You´ll need pliers. malgama.. i. saat 24. 1. kehribar..00 arasındaki saatler için k ı l ı r. birbirini s ırayla şık: We had no alternative. elek. s. i. 1. i. rahat rahat yürümek.. sıra ile. hayrete düşürmek. büyükelçi. Hava so ğuktu ve bir de bilg. başkas ını ırayla n yerine geçebilen kimse. her zaman oldu ğu gibi . Although I tried hard it didn´t do dancer. i. şeyi başarma/elde etme tutkusuyla yanıp tutuşan veya dolu. aluminum. Ya şyükseklikölçer. hariç: Everybody came on time always excepting f. şap. şaşırtıcı. lise veya üniversite mezunu erkek. değişme. almaşık. (with) birbirini s ı rayla izlemek/takip etmek: In her speech she sa z. ambülans. f. bir ın ürünü olan. i. alternatif. alüminyum. am amalgam amalgamate amass amateur amaze amazement amazing ambassador ambassadress amber ambidextrous ambience ambiguity ambiguous ambition ambitious ambivalent amble ambulance ambush z.nae (ıl^m´ni) i. and it was also wet.

edat.. (kural ı/tasarıyı) değiştirmek. arasında. i. ünlem âmin. amortisman. amorf. 1. ammeter. i. s. biçimsiz. i. amfiteatr. cephede geçici cephanelik. 1. s. s. iyileştirmek. bellek yitimi. zool. amonyak. 2. sevimli. şehvet dolu. elek. 2. s. amipten ileri gelen. 1. ortasında. Amerika. i. ikna edilebilen. 1. dostluk. mühimmat. toplamı (belirli bir miktar) olmak: It amounts to fifty kap i. amibe ait. i. i. şekilsiz. 2. daha uzun/ayr ıntılı bir şekilde söyleme. zool. . Amerikan. miktar.. edat. amibe benzeyen. i. Bu otelde her tür konfor var. jaguar. s. amoeba. i.. 2. 2. cana yak ın. bak. hayatı kolaylaştıran şey. kim. i. ahlakd ışı. amortize. İng. 1. Amerika´ya özgü. 2. ask. bak. amplifikasyon. s... i. düzeltmek. i. uysal. z. zool. f. bak. i. amper. i. cephane. bol bol yetecek kadar. n ışadırruhu. i. ıslah. sınırları belli olmayan. bak. edat ortas ına. arasına. 2. bak. amorti etmek. biyol. amphitheater. dostça.. s. s.. arasında. amplifikatör. geni ş. ampermetre. içinde. f. amperölçer. i. i. i. rahatlık: This hotel has all sorts of amenities. 1. Amerika.. genel af. arkada şça. bol.. iki ya şayışlı. i. s. amip. amipli. 2. amortization.. among. İng. i. bak. i. i. (kuralı/tasarıyı) değiştirme. edat aras ına. yükseltme. i. i. amid. İng. yüzergezer. to 1. ile e şanlamlı olmak: It amounts to the same thing. bak. şehvetli. the amenities görgü kurallar ı.. zool..ameba ameliorate amelioration amen amenable amend amendment amends amenity America American American leopard amiable amicable amid amidst amiss amity ammeter ammonia ammunition ammunition dump amnesia amnesty amoeba amoebic amok among amongst amoral amorous amorphous amortisation amortise amortization amortize amount ampere amperemeter amphetamine amphibian amphibious amphitheater amphitheatre ample amplification amplifier i. amfibi. düzeltme. 1. f.. yükselteç. arkada şlık. i. iki ya şayışlı hayvan. iyileştirme. f. Amerikalı. s. yumu şak başlı. amfibi. amnezi. amfetamin. f. Aynı ıya ç ıkar.

gövde yap ısı. gövdebilim. (sesini) kuvvetlendirmek. İng. i. ancient. analiz etmek. analjezi. çözülmemiş sorun. benze şim.. tıb. anesthesiologist.. s. 2. anatomiyle ilgili. bak. İng. sapa bir sokak. oyalamak. nazarlık. 1. analyze. 1. s. çözümlemek.. s. eğlendirici. Anadolulu. i. Anadolulu. bolluk. anesthetize. analitik. analytic. i. güldürmek. bol bol yetecek kadar. i. bak. f. olmuş bitmiş bir şey. Anadolu.. tıb. anesthetist. oyalayıcı. s.. i. i. aforoz. dili tuhaf bir adam.. benzer... anesthetic. s. güldürücü. 1. i. amok. herkesçe bilinen bir s ır. genişlik. anesthesia. bak. örneksel bilgisayar.amplify amplitude amply amputate amputation amputee amuck amulet amuse amusement amusing an an accomplished fact an odd fish an off street an open question an open question an open secret anachronism anaemia anaesthesia anaesthesiologist anaesthetic anaesthetist anaesthetize anal analgesia analgesic analogous analogue analogue computer analogy analyse analysis analytic analytical analyze anarchic anarchism anarchist anarchy anathema Anatolia Anatolian anatomical anatomy anc f. i. lanetleme. i. acı yitimi. s. paralel. i. benzerlik. i. anarşi. İng. tılsım. i. çözümlemeli. çözümlenmemiş sorun. bak. i. İng. f. i. tahlil etmek. bak. k ıs. 1.. anal. f. anakronizm. eğlendirmek. anarşizm. (bir uzvu) kesmek. i. Anadolu´ya özgü. bak. i. i. (ünlülerden önce) bir. k. i. f. s. tıb. z. i. bak. . bak. s. i.. i. ampütasyon.. tahlil. benze şen. i. çözümleme. Anadolu.. paralellik. s. anarşik. anatomi.. s.. benzeş. s. daha uzun/ayr ıntılı bir şekilde söylemek. ağrı kesici.. f.. muska. i. analiz. İng. İng. çözümsel. tahlili. 2. eğlence. bir uzvu kesilmiş kimse.. 2. analjezik. benzer şey. bak. aforoz edilmi ş kimse. anarşist. anatomik. i..... tıb. 2. anemia.. İng.

s. çok eski. Grekçe.ancestor ancestral ancestry anchor anchor man anchor person anchor woman anchorage anchovy ancient ancient Greek ancillary and And how! and rightly so and so forth and so forth and so on and so on/forth and such and suchlike and vice versa i. ançüez. 1. rightly falan. i. f. dili bakış açısı. Pembe bir pelerin giymi şti ve tarz ında. 1. ve haklıydı da.. eski Yunanl ı: the ancient Greeks Grekler. tıb. çal şebent köış i. . melek. hem de. i. 2.. fıkra. ve ba şkaları. s. the blander its taste. eski Yunan. 2. Bakt ı ve kaçtı. for (bir şeyi) kurnazlıkla elde etmeye mak. tekrar. oltayla balık avlama. ata. i. anemi. 2. f. was carrying a pink poodle. narkoz vermek. çapa. s. yine. k. 2. üstelik.. what´s and what´s more more. atalara ait. i.. He looked and ıl! ran away. ayr ıca: She was wearing a pink cape and.. hiddet. and İhmalkârl ığı ndan dolayı onu azarladı ve haklıydı da.. i. narkozitör. s. bir de. Balık büyüdükçe tadı yavanlaşır ve tersine. öfke. oltayla balık tutan kimse. anestezik. demirleme yeri.. aç ı. Angola. Angola´ya özgü. knife and fork bıçakla çatal. i. z. bir daha. i. i. dili vesaire. soysal.. ve benzerleri. 1. uyu şturmak. v. gene. filan. çok eski bir zamandan kalma. anekdot. s. i. Grek dili. filan. yeniden fakat de ğişik bir şekilde. and such should be kept under glass in winter. antik. demiri. duyum yitimi. 1. i. solucan. Anglikan. 2. and vice versa. geom. melek gibi. i. dili ya şlı. eski Yunanca. Grekçe. hikâye. anestezi. 1. kansızlık. ve benzerleri: Orange trees. Greklere özgü. . fıkrashe anecdotal anecdote anemia anesthesia anesthesiologist anesthetic anesthetist anesthetize anew angel angelic anger angina angle angle angle iron angler angleworm Anglican angling Anglo-Saxon Angola Angolan i. Grek.b... Anglosakson. oltayla balık avlamak. (bir cisme ait) köşe. ve aksine: The bigger the fish. i. anestezi uzman ı. bir çeşit kalp hastalığı. vesaire. i. ve tersine. ile: mice and men fareler ve insanlar. 4. ve iyi de etti: He scolded him for his negligence. s. f. Grek. i. demir. ve. vesaire. s. Hem de nas . palms. i. s. and what have you/and what not k. TV (erkek) sunucu. lenger. 3. s.. TV sunucu. i. i. dili ve benzerleri. vesaire. 1. cet. soy. K ışın portakal ağaçları. ve benzerleri. palmiyeler ve benzeri ağaçlar serada k. k ızdırmak. zool. ihtiyar. öfkelendirmek. Angolalı. 2. yardımc bağ. k. i. eski ı. Angola. görüş açısı. i. tıb.s. Angolal ı. TV (kadın) sunucu. so. yeniden. 3. 3. v.

4. i. canlıcılıkla ilgili. hayvanc ılık. angora yün. i. s. hayvan. açısal. ankaratav s. yok etmek.. s. f. f. 2. acı dolu. sinirine dokunmak.´ni) bozma. i. yatıştırıcı. s. i. z. çizgi film. 1.b. alışılmışın dışında. hayvansever. s. (bir metne) notlar eklemek. tiftik. ayak bile ği. ek bina. 1. kin. i. yok etme. 2. 2.angora angry anguish anguished angular animal animal breeding animal heat animal husbandry animal kingdom animal lover animal magnetism animal spirits animate animated animated cartoon animation animism animistic animosity anise aniseed ankle anklet annals annex annex annexation annihilate annihilation anniversary annotate announce announcement announcer annoy annoyance annoying annual annually annuity annul annulment anode anodyne anoint anomalous i. canlı. sözleşme v. canlıcı. animist. ıstırap. imha etmek. f. beklenene ters düşen. husumet. taciz etmek. artı uç. kederli. i. anot. şanı. kemikleri belirgin. feshetme. tarihi olaylar. spiker. kızdırmak. çelişkili. 1. anason. i. f. sıkıntı veren. bela. s. 2. mat. hayvan besleme. animizm. 2. anason. 1. şoset. ilhak. fiz. köşeli. yılda bir yapılan. uygunsuz. belirli bir süre için her yıl ödenen ve emek karşılığı olmayan maaş. i. kronik. tuhaf. hayvanca. coşku. sıkıntı veren şey/kimse. hayvansal. halhal. 2. mü ştemilat. i. yıllık. 1. ık. bot. imha. (yasa. baş belası. 3. her yıl yapılan. ağrı kesici. ankarakedisi. dargın.. eklemek. neşeli. sinirlendirmek. k ızgınlık. (--led. kemikli. 1. i. vakayiname. hayat vermek. canlandırma. acı. katma. yıldönümü. i. ilan. (kutsamak için) (ba şına) yağ sürmek. ilan etmek. f. . 1. i. i. kurald ışı. bir yıllık ömrü olan bitki. f. feshetmek. k ısa çorap. canlılık. i. yılın olaylarını anlatan kitap. öfkeli. keder. 3. bildirmek. fesih. sinir bozucu. i. bot.b. i. yıl. yıllher bir. yarg ı. 2. f. gücenik. canlıcılık. i. anason tohumu. k ızgın. i. yıllık.´ni) bozmak. angora. çekicilik.. ilhak etmek. katmak. hiddetli. s. hayvanlar âlemi. ankarakeçisi. vücut s ıcaklığı. i. meshetmek. s. bildiri. hayvani. canland ırmak. 2.yy i. s. i. bir ılılda için. s. 1. 2. f. canlılık. sinir. sözleşme v. --ling) (yasa. s ıkıntı vermek. düşmanlık. 1. yarg ı. i.

2. i. detonasyon kesici (madde). f. 1. insanbilimsel.time yan ıba şılık vermek. i.. uçaksavar. i. antibiyotik. to -e uymak: This man does not answer to the kar küstahça cevap 2. edat. anomali. önek karşı.. bak.. çare. dili -e kar şı. will you answer it? Telefon ıyor. tuhaf davranışlar. atalar. s. başka. i. . i. kin. dili dört gözle (birz. cevap. cevaplamak. 1. (änten´i) duyarga. s. antidepresan. 3. Antarktika. -den önceki. antihistamin. 1. anten. vermek. gerçek ismini saklama: The writer used a pen name to preserve his anonymity. i. s. s. Yazar gerçek saklamak için takma ad kulland ı. tıb. 1. öndeki. 2. şeyin olabilece ğini) önceden tahmin etme. counterclockwise. antilop. lık. z. sorumluluğunu üstlenmek: I´ll answer for ğini üstüme alıyorum. dü şmanlık. -den önce davranmak. antropoloji. kar şısefer. İng. i. 2. antidot. ilahi. i. antoloji. s. zool. s. önceden tahmin edip ş ona göre davranma.. anorak. i. füzesavar. antikorosif.. i. maskaralıklar. hakk ında teminat vermek. İng. İng. k ızdırmak. 2. i. seçki. s. Güvenli olumlu cevap vermek. panzehir.. önceki. bak. isimsiz. k. bekleme odas ı. dili beklemek.. i. ikinci bir: This is going toyan be ıanother another t. muhalif. k. i.. i. f. 1. -den önce davranma. eceğ ini tahmin etmek/kestirmek. i. i. antifriz. i. önceden tahmin edip ona göre davranmak. ço ğ. 1. s. i. tlamak.. -in aleyhinde. 1.cevap bir. çoğ. gerçekle i. hesabını vermek: You´ll have his safety. f. antagonize. i. husumet. 2.. karınca. Antarktik. (to) -den önce olan. k. vermek. ön.anomaly anonymity anonymous anorak another answer answer back answer for answer in the affirmative answer the door answer the telephone answering machine ant antagonise antagonism antagonist antagonize Antarctic Antarctica antecedent antecedents antelope antenna antennae anterior anteroom anthem anthology anthropological anthropologist anthropology anti antiantiaircraft antiballistic antiballistic missile antibiotic anticipate anticipation anticlockwise anticorrosive antics antidepressant antidote antifreeze antihistamine antiknock i. f.. i. hasım. s. i. kapıya bakmak: Who´ll answer the door? Kapıya kim bakacak? telefona bakmak: The telephone´s ringing.. anti-. bakar mısın? çal telesekreter. anonim. 2. bir ( şey) daha: another match bir kibrit daha. insanbilimci. s. s. başka bir: şka 3. düşman etmek. imzas ıismini i. s. antropolojik. insanbilim. antropolog. s. anten.

daha fazla: Don´t give me any more! Bana daha fazla ne olursa olsun.e. ayrı. s. 1. antik. ılıyor.. ilgisizlik. kaygılı. i. antikite. Associated Press. herhangi bir şey.. antitez. antika. neyse. 2. endişeli. bir yana:ayr He´s a good apart 1. k k ıs. i. ilgisiz. afrodizyak. kayıtsız. 1. z. karşıt olan. antikite. antika. Hiçbir yere gitmez. Hiçbir z. bir şey: Do you want anything? Bir şey istiyor musun? I don´t şey neyse. öykünmek. . 1. parça ba şına. i. --es (ey´peksız)/a. zam. Ona ra bak./Kitaplar ın her biri on dolar. her birine: The books are ten dollars apiece. Kitaplar onar dolara sat ılık. -den his drinking. i.pi. çoğ. taklit etmek. houses are from Di ılmazsa. antikac ı. geyiğin çatallı boynuzları. Do you need anywhere to stay? Kalacak bir yere ihtiyac ın var mı? I couldn´t find it ıs. antik çağlardan kalma bir şey. erlerinden ayr ı duruyordu. ruhb. 1. ter kesici. açıklık. i. 2. 1. i. lakaytlık.. z. 1. s. kayıtsızlık. istemem. artık: Belma doesn´t live here any more.. i. zirve. bir tarafa. 2. antika dükkân ı. 2. 2. her biri. aralık. so ğukkanl s. antipati. herhangi biryine kimse. 1. her neyse. i. makat. çağdışı. i. insanlardan kaçan. 1. f. bir tarafta: He stood apart (from the others). maymun. i. want anything. bir şeyin tam karşıtı. i. Proje çabuk ilerliyor. bak. endişe. fazla. s. çoğ. antikacı. 2. 2. i. tasalı. 2. anybody. He did it without any help. Artık Belma burada oturmuyor. karşıt anlamlı sözcük.ses (äntîth´ısiz) i. herhangi bir şey: Anything´ll do. s. sarf ınazar edilirse. an. zam. köhne. zam.ces (ey´pısiz) i. I don´t ır. 2. ilk ça ğlardan kalma. anywhere. z. i. roketsavar. bende hiç yok. anybody.. 2.. lakayt. 2.. antiseptik. anüs. s. s. karşı tez. 2. örs. her neyse. z. daha: I can´t stay any longer. doğruluğu kabul edilmeyen. apartman apartman.tith. gene de. i. delik. 1.dairesi. i. ona ra ğ men yapt ı m. çabuk. z. kaygı. s. bir yer: He never goes anywhere. bir yana. doruk. kendine güvenme. birbirinden ı: The two man. antik ça ğlar. de: I did it anyhow. zaten. z. hiç: Do you have any candles? Sende hiç mum var m ı? No. s.. 1. 1. antisosyal. Daha fazla kalamam. s. i. Hiç yardım have Hay dahaany. 1. sonradan uydurulmuş. tasa. Apostle. kimse: Is anybody at home? Kimse var m ı? I couldn´t find ım. Hiç kimseyi bulamad ğmen. özgüven.antimissile antipathy antiperspirant Antipodes antiquated antique antique dealer antique shop antiquity antiseptic antisocial antithesis antithetical antithetically antlers antonym anus anvil anxiety anxious any any longer any more any old thing anybody anyhow anyone anyplace anything anyway anywhere AP Ap apace apart apart from apartment apartment house apathetic apathy ape aperture apex aphrodisiac apiece aplomb apocryphal s. i. 1. ilk çağlar. i. z. süratle: The project is proceeding apace. i. i. h ızla. sahte. -den başka. i. April.. uydurma.ğsay İçki içmesini saymazsak iyi bir adam. s. karşıt olarak.

(dininden/prensiplerinden/inançlar ından) dönen kimse. 4. 1. dili dalkavuk. 3. to çekici gelmek. meydana ç ıkmak. özür dileyen. 3. ilave. on konser vermek. belli. bak. gözükme. temyiz: the right of appeal temyiz . s. f. i. eklenti. ba ğlı olmak. 1. aç ık. i. i. 1. kesme işareti. be in apple-pie order k.. s. deh şet verici. berbat. i. taviz verme. İng. zirve. 2. (to) (-e) uygulanabilme. i. (açlığı) bastırma. i. 1. çerez. yatıştırma. 1. bak. çağrı. huk. 3. i. İsa´nın on iki havarisinden biri. 2. 3. görünüşe bakılırsa. i. 1. 2. istek. pol. albenili. (açlığı) bastırmak. baş vurma. 4. f. peydahlay ıvermek. 3. 2.b. 3. özür dileme. hakk s. i. müracaatta bulunma. (her i. doruk. dili birdenbire ortaya ç ıkmak. (belli bir amaç için kullanılan) aygıtlar/makineler. ödün vermek. 2. dehşete düşürmek. meze. görünü şe göre. i. i. appall. i. apologize. cihaz.. i. i. f. 1. f. s.(bir f. i. Gecikti ğim için ondan özür diledim.apogee apologetic apologetically apologise apologize apology apoplexy apostasy apostate apostatise apostatize apostle apostrophe apothecaries´/troy pound appal appall appalling apparatus apparel apparent apparently apparition appeal appealing appear appear in concert appear out of thin air appearance appease appeasement append appendage appendectomy appendicitis appendix appertain appetite appetizer appetizing applaud applause apple apple polisher applesauce appliance applicability applicable i. tıb. apostatize. şey) yerli yerinde olmak. dergi v. İng. Hz. korkunç. apopleksi. şehvet. peydahlan ş. k. s. görünüm. görünü çıkma. f.. dili çok kötü. cazip. 2. önder. (12 ounces) 373 gram. 2. iştah açıcı. ıvermek. f. belirmek. tıb. yeröte. arzu. z. f. i. 2. sempatik. dili (bir yer) çok düzenli olmak. 2. özür dileyerek. elma püresi. 2. görünme. İng. (to) (-e) uygulanabilir. aygıt. apandis çıkarımı. uzantı. aygıt. f. 1. (gazete. . bir hareketin lideri.. 1. giysiler. f.. in (oyunda/filmde) oynamak. gökb. i.-e yalvaran (bak ış). görünmek. dış görünüş. z. aşikâr. cazibe. ili ştirmek. ait olmak. cihaz. (dininden/prensiplerinden/inançlar ından) dönmek. 1. 2.. gözükmek. bak. hayalet. birdenbire peyda olmak. (dininden/prensiplerinden/inançlar ından) dönme. k. i. eklemek. pol. f. ilave etmek. taviz vermek. 1. meydana i. s. i. i.. şoke etmek. elma. ödün verme. elbiseler. alk ışlamak. 1. alk ış. çekicilik. apandis. anat. 2. 2. ek. k.´nde) ç ıkmak. iştah. f. yatıştırmak. göze çarpan. lezzetli. 1.. görünürdeki. apandisit. sevimli. i. 1. ı çekici. özür dilemek: I apologized to him for being late.

f. değer biçme. yaklaşmak. tahsis etmek. paylaştırmak. i. -e müracaat etmek: Apply to the head physician´s office. 1. i. uygulamalı. ayırmak. i. (to) (-e) atamak. ayırma. kadirşinas. tahsis etme. uygun. 2. i. yaklaşma. uygun. müracaat formu. s. kavramak.´ni) kararla ştırmak. 1. uygulamak. -e yakın olmak: The measurements of this room closely approximate (to) my ağı yukar ı. yerinde. 2. yakalamak. 2. 1. minnettar. kavray şeli. Ba ştabipliğe başvurun. 2. tahmin. . tayin. z. kadir ğerini/önemini/gereklili ğini) anlama. s. tespit etmek. farkedilebilecek derecede. tayin etmek. s. aşactual i. s. uygulamalı bilimler. yaklaşık olarak. hakk ında. (bir de şeyin i. ödenek. i. şeyin ğeri) artmak. değer biçmek. randevu. i. (bir şeyin değeri) artma. evhamlı. takdir eden. s. onaylamak. gün v. uygun bir şekilde. to/for -e ba şvurmak. 3. atanan kimse. 1. ba şvurma. tutuklamak. -i kibritle tutu ambargo koymak. 1. yaklaşık. korku. tahmin etmek. kayısı. uygulamalı dilbilim. kendine mal etmek. 1. atama. tahsisat. 2.applicant application application form applied applied linguistics applied sciences apply apply a match to apply an embargo apply o. bölüp da ğıtma. yaklaşım tarzı: We need to change ourbulma. yaptırımlarda bulunmak. 2. nisan. i. 3. 2. 1. f. 3. i. 2. s. de ğerbilir.b. be ğenmek. f. f. tasvip etmek. yakalama. takdir etmek. 3. kendine mal etme. i. tayin etmek. pol. de inaslık. approach to this problem. takribi. 1. beğenme. yakla şık olarak değerlendirmek. şükran. f. 3. de s. tatbiki. müracaat. i. Bu soruna yakla şım uygun tasvip. anlamak. f. saptamak. önlük (giysi). i. değer biçen kimse. bütün dikkatini (bir işe) çevirmek. (tarih. takdirkâr. i. 2. 3. pay. kıymet takdir etme. z. takdir. f. uygulama. evham. 2. kuruntu. kendini (bir işe) vermek. edat ile ilgili. endişe.s. i. 1. kıymet takdir etmek. 1. bölüştürme. stajyer. bir nisan şakası. müracaat formu. f. onaylama. staj. endiış i. 1. başvuru. f. tasvip. nisanbalığı. 2. f. anlayış. de ğerbilirlik. i. uygun bulmak. bölüştürmek. 3. yanaşmak. 1. -e yakın bir şey. 1. -e yak ın olma. çırak. (bir2. 1. yerinde. takdir etmek. tatbik etmek: You şturmak. i. aday. s. başvuran kimse. to apply sanctions appoint appointee appointment apportion apportionment appraisal appraise appraiser appreciable appreciate appreciation appreciative appreciatory apprehend apprehension apprehensive apprentice apprenticeship apprise approach approbation appropriate appropriate appropriately appropriation approval approve approximate approximate approximately approximation apricot April April fool apron apropos i. haberdar etmek. -e ait. çıraklık. tutuklama. (bir şeyin ğerini/önemini/gereklili ğini)şanlamak. 2. yanaşma. oldukça çok. 2. f. atan ılan görev/makam. .

archaism. 1. elek. 1.. i. s. arkeoloji. arkaik. atari salonu. 1. f. architecture. 1. 2. yay olu şş eytanca. Sık k geç kalı r.. sucul: aquatic plants sucul bitkiler. i. hakem. 2. su sporlar ı. arkeolog. arboretum. kanun yerine birinin karar ına bağlı olan. Hrist. arabuluculuk yapmak. bak. başpiskoposun makam ı/idaresi altındaki bölge.. yay. akvaryum. k ıs. üzerinde kemer gibi uzanmak. kavis çizmek. to -e e ğilimli olma. f. i. Arapça. işlenebilir (toprak).. 1. s. ark. 1.. 2. şeytan. 2. i. 1. i. 2. uygunluk. i. i. akıllı sıyetenek. i. mat. çardak. Arap at ı. i. kemer. bak. arabulucu. 1. (bir ızıyla birinin kararına bağlayarak halletmek. arkeolojik. arabulucu karar i. 2. 2. mavimsi ye şil. arkaizm. Kova burcu. gaga burun. 1. s. f. başpiskopos. s. yay. İng. i. archaic. astrol. Arap. 2. architect. i. s. s. i. i. Arap at ı. i. over/above üzerinde kemer turmak. s ırakemerler. yay çizmek. kabiliyet.apt aptitude aptitude test aptness aquamarine aquarium Aquarius aquatic aquatic sports aqueduct aquiline aquiline nose Arab Arabia Arabian Arabic Arabic numerals arable arbiter arbitrary arbitrate arbitration arbitrator arbor arboretum arbour arc arc lamp arcade arch arch arch arch one´s eyebrows archaeological archaeologist archaeology archaic archaism archangel archbishop archbishopric archdeacon archdeaconry archduchess archduke archenemy archeological s. i. Arapça. 1. i. i. . kartal gagas ı gibi kıvrık. Arap rakamlar ı. s. arbor. Arap. i. arabulucu. i. sürülüp ekilebilir. s. Arap. i. ayak kemeri. kartal gibi. başdiyakozun makamı/idaresi altındaki bölge. tak. arkat. suda ya şar. ba şmelek. i. kavis. i. baş düşman. başdiyakoz. (havada) kavis çizmek. arşidüşes. 3. keyfi. 2. sukemeri. archaeological. kaşlarını kaldırmak. 2. i. istidat testi. 1. s. Arap. That pile of books is apt to fall. i. Muhtemel bir durumu belirtmek için kullan ılır: He´s apt to be late. ark lambas ı. arşidük. i. i. i. meseleyi) tarafs halletme. 1. Arabistan. i. 2. hakem. (iki taraf aras ında) hakemlik yapmak. O kitap yığını devrilir. 2. ark. i. s.

are area. k ısım.. argue s. arşiv. i. şevkli. 1. 1. ateşli. arena. Arjantin´e özgü. kavga etmek. aristokratik. tartışarak birini bir şey yapmaya ikna etmek. Arjantinli. kol. i. şevk. mimarlığa ait. 2.. kuru (iklim/hava). i. 1. Arjantinli. okçuluk. şeytan. münakaşa. astrol. saha.o. 1. Arjantin. güç. Arjantin. dal. aristokrat. Arjantin. içinde çok ada olan deniz. s. i. Arjantinli. i. 2. atışma. Arktik. bak. atışmak. mimari. into s. There are a number k ıs. ateş. s. 3. i. i. s. gayretli. f. aritmetik. yöre: We will use that meadow as a parking not. out of s. gayret. 2. 4. tartışmak..t. -e alamet olmak. i.o. 2. i. f. müz. lehinde olmak. i. ilk örnek. -e belirti olmak. Ciddi misin? i. Arjantinli. 2. i. İng. olmak. -i iddia etmek. 1. kutu. bölüm. kemerli giriş/kapı. . bölge. (toprakta) kurakl ık.. sandık. kurak (toprak). s. bak. Argentinean. bak. i. f. kemerli geçit. f. be. tak ımada. i. m ıntıka. (iklim/hava için) kuruluk. s.. s. 1.t. i. münakaşa etmek. Arjantin´e özgü. mimar. çekişme. i. i. sav.. aleyhinde aleyhinde konu şmak. 3. tartışma. çekişmek. 2. i. arya. i.rose. i.. 1. i. archaeology. arketip. ç ıkmak.. i. i. silahlanmak. arşivci. ağız dalaşı. bak. kol kola. aristokrasi. i. 1. i. i. that -i savunmak.. alan. s. Koç burcu. i. (a. tartışarak birini bir şeyden vazgeçirmek. kavga. çetin. asilzade. s. silahlandırmak. kol. O çayırı park alanı olarak kullanacağız. bak. mimarlık. f. 2.. 1. i. civar. 2. lehinde konu şmak. arise. çok so ğuk. okçu. iddia. mimari. ardor. 1. 2. buz gibi. bak. s.archeologist archeology archer archery archetype archfiend archipelago architect architectural architecture archives archivist archway Arctic arctic ardent ardor ardour arduous are Are you serious? area aren`t arena Argentina Argentine Argentinean Argentinian argue argue against argue for argue s. archaeologist. --n) (from) (-den) meydana gelmek. i. s. argument aria arid aridity Aries arise arisen aristocracy aristocrat aristocratic arithmetic ark arm arm in arm i.

arranged. i. arrival. ı yapmak. etraf ı nda: somewhere around Naples Napoli civarında bir yerde. silahlı. i. aromalı. (eşyayı) (belirli bir şekilde) yerleştirmek: Elif´s going to arrange the furniture in this room. i.. tutuklama. düzen. Ermenistan. düzenleme. giymek. 1. silahlı kuvvetler. orada etraf f. (askeri birlikleri) sıralamak. uyandırmak. . (san ığı) mahkemeye çağırma. i. 2. 1. i. i. i. varmak. f. huk. edat 1. 2. arrived.. nda: around 6 o´clock saat alt ı suları suları ında: around the table masan ında. i. i. 5. küstah ve kibirli. ış. tevkif. koltuk altı.o. geliş. 1. 1. 2. 2. f. terz. için) aranjman. i. kim. suçlamak. 4. anlaşma. f. aşağı yukarı. (kuvvetli ve ho ş) koku. Ermenice. elek. endüvi. aromatik bile şik. 1. döneç. 2. silahlanma kontrolü. silahlanma yar ışı. new arrival yeni gelen. i. vaktinde ödenmemiş borçlar. müz. tutuklamak. kol boyu. kuvvetli ve hoş kokusu olan. i. bak. huk. i. i.. 3. i. 1. Bu odan ın mobilyalarını Elif yerleştirecek.arm of the law arm of the sea arm´s length arm´s reach armada armament armature armchair armed armed forces armed forces Armenia Armenian armful armhole armistice armor armored armpit arms arms control arms race army army of occupation aroma aromatic arose around around arouse arr arraign arraignment arrange arrange flowers arrange for arrangement array arrears arrest arrest s. 2. çoğ. aromatik. (haks ız yere) benimsemek. yerle ştirme. (san ığı) mahkemeye çağırmak. 3. Bir taksi ayarlar ım. i. tevkif etmek. kim. donanma. s. silahlar. 2. durdurmak. silahlar. varış. 2. aroma. Etrafına baktı. (bir ülkede toplam) askeri güç. f. civarında. 1. işgal ordusu. i. zırh. s. silahlı kuvvetler.. i. etraf ına: He looked around. rotor. 2.(çiçek düzen. f. gelmek: When will we arrive? Ne zaman varaca ğız? Has the mail arrived? Posta geldi mi? karara varmak. i. silahlanma. koltuk (mobilya). s. kucak dolusu: an armful of oranges kucak dolusu portakal. 1. arise. 1. s. ordu. 2. kuvvetli ve ho ş (koku). kara ordusu. z. silahland ırma. 1. 2. ateşkes. 3. f. armatür. birinin dikkatini çekmek.. küstahça bir kibir. i. 1. Ermeni. i. s.´s attention arrival arrive arrive at a decision arrogance arrogant arrogate güvenlik kuvvetleri. elin yetişeceği mesafe. s ıralan6. s. kolevi. yaklaşık. zırhlı. körfez. k ıs. giyini ş. n etrafında. f. aranjman. giydirmek. çiçek aranjman ayarlamak: I´ll arrange for a taxi.. 2. tertip. suçlama.

kaba. 3. (bir anlaşmada bulunan) madde.. toplar. s. huk. damar sertliği. arter. i. atardamara ait. -dikçe . s. i. i. suni/yapay dölleme. 2. yapma çiçek. 2. anüs. yapay solunum. k ıç. 1. so . as ever as . 3. mafsal iltihabı. ğum. dilb. anat. the). anayol.arrow arrowhead arse arsenal arsenic arson arsonist art arterial arteriosclerosis artery artesian well artful arthritis artichoke article articulate articulate articulated lorry articulation artifact artifice artificial artificial fertilizer artificial flower artificial insemination artificial kidney artificial light artificial lighting artificial person artificial respiration artificial sweetener artillery artilleryman artisan artist artistic artistry artless artlessly artlessness arty as as . 1. yapay ışık. i. i. f. o kadar . saflık. arteriyoskleroz. i. so azald genellikle. yapay. bağ. sahte. makat. 2. kundakç ı. sanatkârane.. ne kadar . şyası. yapay tatland ırıcı. beceri. büzük. boğumlanma. i. dili sonçderece. i.. suni/yapay gübre. s.ler. as a general rule i. topçu. net telaffuz. bir zekâsı var. TIR kamyonu.. -irken. various articles of clothing üncelerini açık bir çe şekilde ifade 2. i. 2. -dikçe: I nabbed him as he was going out the door. 2. tıb.. enginar. artezyen kuyusu. özellikle ilk insanların meydana getirdiği sanat i. ok. 1. z. ustal ık. suni/yapay böbrek. suni. 1. saf. silahhane. yapay aydınlatma. ar. hüner. i. s. i. insan eliyle bo yap eseri. hile. aç ık bir şekilde dile getirme. hilesiz. dilb. topçu sınıfı. huk. temren. arter. s. ılan oynak. yazı. zanaatç ı. 2. arsenik. sanatç ı. (top gibi) a ğır silahlar. He´s taking life more as he gets Kap ı son k. anat. mühimmat deposu. saflıkla. i. düş oynaklı. 4.. 1. Arabay ızlazamanki sürüyordu. cephanelik. (telaffuz). sanatçı ruhuna sahip. 2. kundakç ılık. Zaman ıkça heyecanı arttı... tan mlık (a. eşya: şitli giyim eedebilen. sanatl ı. 2. 1.. hilesiz bir şekilde..men (artîl´ırimîn) i. sanatç s. i. hilesizlik. suni solunum/teneffüs.. oyun. i. i. her gibi: as is fast everas her zamanki h ızl 1. çoğ.til. aç ık ı(ifade). atardamar. 4. He ıwas driving as fast as all seriously get-out. i. anat. makale. beceriksizce yapılmış. yapma. i. as all get-out as . i. i. ok başı. açık bir ş İng. artrit. aç ıksözlü. Onun sanat yönü de var. 3. sanatsız.: As the time grew shorter so his excitement mounted..artistic. tüzel kişi..: As she loves cats.ifade/telaffuz eklemli. s.. eklem. gibi Zehir gibi h ı. şey.net an. 1. tıb.. ıdan ıkarken çok: yakalad m.. kurnaz. TIR. sanat..y. 1.. arsenal. She asas smart all get-out. . 1. sanatkâr. 2. kaba 1. sanatkârane. anat. ekilde etmek. sanatsal yönü olan: She is also ılık. bo ğumlu.

ise: As for me. hem de . sa ğlığı yerinde. O öğretmendir 2. uyuyormu güya. zaten. I´m not going. much as can. -diği sürece: You won´t get so much as a penny from me as long as I şadığım sürece benden bir kuruş bile alamayacaksın. 2. as quick as a wink ile ilgili olarak. şimdiki haliyle..He was smiling as if he´d received some good tic. bana gelince. kuzu gibi.. ama ref kadar iyi de ğil. gibi. İstanbul´a varır varmaz im. k. dili büyük bir küstahl ıkla. bir çırpıda. 2. k. bir esasen: What propose is good. 3. âdeta. konusunda. simsiyah.. çok kolay.: He gave me money as well as E şş imdiye kadar. as far as it goes. en k ıtelefon 1. but not as well as E şref. uysal. as far as I´m concerned bana göre. geri kalan ına gelince. kadarıyla. 2. çok terbiyeli. as regards as regards/to as safe as houses as soon as as soon as possible as such as the crow flies as though as usual as well as well as as yet -e gelince: as to him ona gelince. bir elmanın iki yarısı. take s. da.. 2. hem . her zamanki 1. sana edece ğ sa zamanda. -e gelince. ayr ıca. öyle/şöyle/böyle: He´s a teacher and is known as such.. aslında. 1. dili bir lahzada. dili çok emniyetli. ında iyi. ona kalırsa. Sanki ş gibi duruyor. It´s as good as new. olduğu gibi. çok güvenilir. tıpkı birbirine benzer. Yeni oldu.. -er -mez: I´ll call you as soon as I reach Istanbul.. ama overlooks some details. Bitirmi ş gibiyiz. bazı önemli k. k.. herkes dili dosdo sanki. gücü yettiği kadar. aslında: It´s not a medicine as such.as a matter of course as a matter of course as a matter of fact as affairs stand as black as pitch as bold as brass as easy as pie as far as as far as he is concerned As far as I can see . 1. kadar yardım edeceğim. o halde. elimden geldiği kadar. aslında. as from now bundan böyle. elinden geldiği kadar. lying down bir şeyi alttan şeyin alt ında you kalmak. 2. Yıllardıgibi. ayr ıca. turp gibi.. şartıyla: live. -den ba şlayarak: as from that date o tarihten itibaren. -den itibaren. Ya şans ıma. göz aç ıp kapayıncaya kadar. o durumda. -e (benzemek): He looks as if he´s asleep. zift gibi. as plain as the nose on your face besbelli. İng.. 1.. Önerin asl -e göre: It´s fine important as far as I´m concerned.t. tüm gücümle. Bana göre iyi. sözde. ğru gidecek olursak. apaç ık. de. gibi. Bense gitmiyorum. -e göre: as far as I can see gördüğüm kadarıyla. çok sa ğgibi -miş gibi. yapabildiği kadar: I´ll help as ğiıyla. gibi (olmak): We´ve as good as finished. henüz. dili 1. bildiğimgeldi kadar yaklaşı hep birlikte. İyi yazıyor. hakk ında. lam. Ben de gidiyorum. Bana kalırsa . sanki.. -cesine: We behaved as though we´d known each other for r tanışırmış gibi davrandık. güya. bir an önce. but it aslında. şimdiki halde. . k. ona sorarsan. almak. . dahi: I´m going as well. bir misli daha..o. Elimden kI olarak. sanki. o zaman. -cesine. doğal olarak. .. kadar iyi: He writes well. It was as though he´d never years. ve onu öyle tan ıyor. is concerned as far as that goes as fit as a fiddle as for as for me as for the rest as from as good as as good as gold as if as if as is as it were as like as two peas as long as as luck would have it as meek as a lamb as much again as much as one can as nearly as I can tell as one man gayet tabii olarak.. as far as in me lies as far as it goes as far as s.

s. oksijensiz bırakmak. z. oyuncunun alçak sesle söyledi ğibir söz. i.. i. s. s. külrengi. ka. ufukta görünmeye ba şlayan. z.. s.. i. Asya. saptamak. bir yana: Joking aside. . i. i. to -e atfetmek. i. bot. riyazet. yükselen. i. bir kenara. 2. can do this. -den ba ş kimse bunu yapamaz. kül tablas ı. henüz. 1. aside from Esat. 1. çok solgun. uyuşmuş. (araştırma yoluyla) tespit etmek. 1. kıyıda. küllük. Meselenin bu yönünü dü şünelim. She´s asking a lot for this poodle. kuşkonmaz filizi. bir yana: sen? No one. (hükümdar) (tahta) çıkmak. i. i. yükselme. -dikçe. çileci. karada. 1. asfalt. f. z. ASCII (Bilgi Alışverişi için Standart Amerikan Kodu). bak. kül tenekesi. i. i. 1. yemek duas ı yapmak. görünüş. Bu Sofradan ayr -e ricada bulunmak. k. Asya´ya özgü. 1. i. i. uykuda: The guards were asleep. 3. yukarı çıkmak. 2. k ıyıya. 2. kül. (uzun zamand ır güdülen) büyük amaç: It was his aspiration to become famous. 2. ı lmak için izin istedi. Esat yana. asfaltlamak. f. çok soluk. dili ka şınmak. 1. asbest. Asyalı. 2. Asian. bak. amyant.as yet as you please as/so long as asbestos ascend ascendancy ascendant ascendent ascension ascent ascertain ascetic asceticism ASCII ascorbic ascorbic acid ascribe aseptic ash ash ash can Ash Wednesday ashamed ashen ashore ashtray Asia Asia Minor Asian Asiatic aside aside from ask ask a favor of ask for it ask for trouble ask/say the blessing askance askew asleep asparagus asparagus spear aspect asphalt asphyxiate aspirant aspiration daha. American Standard Code for Information Interchange bilg. dişbudak ağacı. 2. 2. s. Amac ı ünlü olmaktı. tiy. belayı satın almak.. Bekçiler uykudayd ı. i. s. f. çilecilik. i. bir yana. sürece. üstün. i. 1. dişbudak kerestesi. bayır. 2. kimsin i. hâkim. istemek: He asked to be excused from the table. -mek koşuluyla. karaya. askorbik asit. tırmanış. nüfuz. 2.. hüküm. ku şkonmaz. f. f. 2. kötü bir karşılık gerektiren bir davranışta bulunmak. itibar. z. istekli. ascendant. s. yokuş. s. çarpık. yükseliş. bakım: Let´s consider this aspect of the problem. 1. s. k ıs. Asparagus officinalis. just who are you? Ş aka bir yana. 1. sormak. i. dili bela aramak. Asya. bot. 1. boğmak. dişbudak. i. Anadolu. i... 3. s. aç ı. -mek şartıyla. ç ıkmak. dişbudak. çöp tenekesi. k. yön. nasıl isterseniz. 2. üstünlük. belirlemek. aseptik. 2. Asyalı. 1. ç ıkış. f. nefsinin isteklerini k ırarak çok sade bir hayat yaşayan kimse. Paskalya´dan önce gelen büyük perhiz süresinin ilk çar şambası. eğri. nefsinin isteklerini k ırarak çok sade bir hayat yaşama.

müessir fiil. yardım etmek. (birine) (belirli bir) görev vermek: I assigned you to do kararla i. 3. f. 4. i. yardımcı. i. 2. i. analiz. to/after -i amaçlamak. toplantı salonu. tayin. i. fikir: What´s your assessment of the situation? Durum dü ğer biçen: tax assessor tahakkuk memuru. saldırı. 2. toplamak. 1. rıza. muhtelif. 1. tic. çözümleme. 3. yardım. suikastç ı. de i. randevu. 4. kendini hissettiren. muavin.. 1. türlü çe şitleri içeren bir bütün. (emin bir şekilde) ileri sürmek. 1. birlik. 2. i. bezmeyerek çalışan. öne sürmek. varl ık. 2. tayin etmek. anüs. büzük. aktif. asimilasyon. f. -i onaylamak.aspire aspirin ass assail assailant assassin assassinate assassination assault assault and battery assay assay assemblage assemble assembly assembly line assembly room assent assert assert o. f. 2. azaltmak. mevduat. servet. s. 1. ayırmak. s. tahlil. Onu soru ya ğmuruna tuttu. 2. -i arzu etmek. 1. f. ödev. tahlil etmek. i. 2. toplanmak. 3. i. kararlaştırma. to -e razı olmak. ırgan. ma). f. huk. de değ ğer erlendirme. 1. toplantı. 2. -i amaç edinmek. 2. topluluk. ile ilişkide bulunmak. i. f. dernek. Evlerine dolar ğer biçme. f. 2. it herif. 3. dangalak. 1. görev. saldırmak. montaj. eşek. 1. 1. 2. 1. 2. -i hatırlatmak.s. kendini göstermek. ile görü şmek. k ıymetli şey. tahsis etmek. i. anüs. i. değerli bir nitelik/erdem/beceri. Eralp´in öyle yapaca ğını farzetmekle pekâlâ yanılmış . otoritesini kabul ettirmek. 2. sald i. kongre. analiz etmek. 1. çal f. çeşitli. i. i. değer biçmek. 2. f. farzetmek. puşt. f. -e sahip olmak istemek.. i. sınıflandırmak. meclis. 1. 1. 1. dikkatli ve devamlı (bir ışatamak. i. (para eighty dollars. varsaymak: You´re assuming too much where Eralp´s concerned. bir araya toplanma. yağmuruna tutmak: She assailed him with questions. ili şki. tayin etmek. (para miktarıseksen nı) tayinbin etme. montaj hattı. i. ş t ı rmak. 2. 4. i. O koku . aspirin. denemek. assertion assertive assess assessment assessor asset assets asshole assiduous assign assignation assignment assimilate assimilation assist assistance assistant assistant professor associate associate associate professor association assort assorted assortment assuage assume f. çözümlemek. 2. 4. onaylama. sald ırmak. kaba 1. dindirmek. 3. makat. çağrışım. f. monte etmek. s. with 1. meclis. iş arkada doçent. merkep. with . 3. analiz edilecek bir örnek. suikast. toplantı. i. iş ortağıthat . emval. ayırma.. kaba büzük. f. i. f. dethousand şünce. bir araya toplama. kaba kıç. 2. kurum. f. 1. f. hücum etmek. mal. kalabalık. a şağılık herif. yat ıştırmak. i. montaj. saldıran kimse. i. -i akla getirmek: I şı associate smell with the back streets of Warsaw.. asistan. suikast yapmak. (bir iddiayı) öne sürme. dikkatli ve devamlı çalışan. hafifletmek. kıymet takdir etmek: He assessed their house at biçti. i. iddia. atama. asimile etmek.

s. astronomik. gökbilimle ilgili. sa ğlama bağlanmış. mutlaka. astronom. s. gerisinde. takma (ad). z. rahatlatıcı bir şekilde. 3. gökb. yıldız işareti (*). astrolojik. i. uzak bir yerde. heyecan içinde. demir atm ış. sığınak. lokal olarak doku ve damarları büzen ilaç. rahatlatıcı/ikna edici söz. s. f. şoke eden. hayrette bırakmak. 2. s. i. bir hamlede. i. i. 2. ayakta. birbirinden uzak/ayr ı. astronomical. (rahatlat s. astımlı. sözlerle) temin etmek. s. Bir yeri belirtmek için kullan ılır: at my office benim büroda. 1. kendine güvenen. gökbilim. hızla. astroloji. astronot.. (ata binmiş gibi) bacakları birbirinden ayrı olarak. cin. 2. 1. 2. astrolojik olarak. bir anda. s ığınma yeri. i. bak ışımsız.assumed assumption assurance assure assured assuredly assuringly asterisk astern asteroid asthma asthmatic astigmatic astigmatism astir astonish astonishing astonishment astound astounding astray astride astringent astrologer astrological astrologically astrology astronaut astronomer astronomic astronomical astronomy astute asunder asylum asymmetric asymmetry at at a bound at a clip at a distance at a glance at a stroke at a stroke at all at all costs/at any cost at anchor s. z. sanı. akıl hastanesi. . 1. 2. 1. s. parça parça. i. çok büyük. şaşkınlık. geminin k ıçına. yıldız falcısı. i. Bir zaman ı belirtmek için kullanılır: at five o´clock bir hamlede. ne pahas ına olursa olsun. yıldız falcılığı. bak ışımsızlık. farzolunan. z. s. s. edat 1. i. s. 2. at the station istasyonda. hayali.. asimetri. tımarhane. astigmatik. z. astronomi. bir bak ışta. astronomik (rakam/büyüklük): astronomical prices astronomik fiyatlar. faraziye. bak. arkaya. İng. i. şoke etmek. astrolojiye ait. 2. varsayım. 1. 1. hayrette b ırakan. gökbilimci. i. sağlama bağlamak. müneccimlik. geriye. s. 1. kurnaz. 1. z. astrolog. 2. küçük gezegen. müneccim. f. den. hayret.. zan. s. şaşkına çevirmek. asimetrik. melce. i. i. cin fikirli. 2. i. i. hiç. astım. kendine güven(me). asteroit. i. astigmatizm. sıkıştırıcı. uzakta. 1. sigorta: life assurance hayat sigortas ıcı/ikna ediciı. 2. ak ıllı. astımla ilgili. demirli. z. z. büzücü. hareket halinde. f.

söz konusu olan. evde. tan -i iyi bilen: He´s at home with machines of all kinds. 1. ölmek üzere. hakikatte. hava kararırken. (bir konuda) bilgili: He´s at home in the business world. tam kapasiteyle. 2. her defas ında. üzerinde konu şulan. yak ından. ortada dola şan. Her tür -e a makineden anlar. Most of the party immensely. yak şina. her ne ise. ta ş çatlasa. hemen. zirvesinde. son süratle. doruğunda. çok yak ından. aralarla. 3. özgür. ilk bak ışta. çok yak ından. önce. sizin parti çok ho her an: She could come at any time. son süratle. Rahat! her keresinde. yakın mesafeden. en a şağı. dörtnala. aslında. sonunda. saat tam dörtte. neyse. detaylarıyla. 1. (bir yerde) kendini rahat hisseden. 2. en çok. en azından. her ne hal ise: At any rate. aralıklı. 1. ayrıntılarıyla. en fazla. genellikle. en az. nihayet. en sonunda. bir ayağı çukurda. ask. hiç olmazsa. 1. we enjoyed your şumuza gitti. 2. 2. . serbest. esasında. bir aya ğı çukurda. 1. zaman buldukça. evvela. uzun uzad ıya. fark ında olmadan apayrı amaçlar peşinde (olmak/çalışmak). hiçbir zaman. tam gazla. Her neyse. son sürat. Her an gelebilir. olsa olsa. serbest. ak şam olunca. boş zamanı olan. bütün ayrıntılarıyla. ölümün e şiğinde. göğüs göğüse. boylu boyunca. 1. kendi evinde. en az ından. 2. hiç olmazsa. olsa olsa.at any price at any rate at any time at best at best at bottom at close quarters at close quarters at close range at cross-purposes at dark at death´s door at death´s door At ease! at every turn at first at first sight at four o´clock sharp at full blast at full gallop at full length at full speed at full tilt at great length at heart at home at home in at home with at intervals at issue at its zenith at large at large at last at last at least at least at leisure at length at liberty at long last at long last at most at most at no time at odd moments at once her ne pahas ına olursa olsun. boş zamanlarda. olsa olsa. İş dünyasını ından ır. nihayet. en sonunda. en sonunda. aslında. bari. 2. derhal. her neyse. ayrıntılarıyla.

i. Tanr ıtanımazlık. s. İng.at once at one blow at one scoop at one whack at one´s command at one´s leisure at one´s peril at one´s pleasure at par at peace at present at random at that at that point at the drop of a hat at the eleventh hour at the end of the day at the expense of at the instance of at the latest at the moment at the outside at the rate of at the risk of at the same time at the sight of at the top of his lungs at the top of one´s lungs/voice at the utmost at the very least at this juncture at times at value at will at worst at worst at your convenience at your risk at/in one fell swoop ate atheism atheist atheistic athlete athlete´s foot athletic athletics 1. bak. en az.. zındıklık. başabaş. bazen. en kötü ihtimal: At worst. şimdilik. en kötü ihtimalde.. bir ıl hapis yer. . halihazırda. 1. y size uygun bir zamanda. 2. en geç. k. f. i. piyasa fiyatına göre değerlendirilmiş. dili son anda. hemen. Tanr ıtanımaz. sporcu. dili avazı çıktığı kadar. s. 2. 2. sporcu. dili eninde sonunda. 2. 1. son dakikada. İng. spora özgü. spor. Anten istenilen yöne çevrilebilir. -i görür görmez. aynı zamanda. mümkün oldu ğu kadar yakın bir zamanda.. ateist. -i görünce. onun üzerine: Once again she refused. bir vuruşta. barış halinde. zındık. ateistik. . bir kalemde. Bir daha ı. zındık (kimse).. ziyan oldu ğu takdirde sizin hesabınıza. olsa olsa. ateizm. o da onun ç ıktO At that üzerine point I left. boş zamanlarında. madura aya ğı. bir vuruşta. rasgele. k. bu noktada. o reddetti. 2. dili hemen. sırada çıktım. bir çırpıda. aras ıra.. o s ırada: şamaya gelince: At that point add the eggs. k. istenilen şekilde: The aerial can be rotated at will.. 2. istenilen zamanda. and at that he left. atletizm. huzur içinde. tesadüfen. sportif. pahas ına. olsa olsa. k. Tanr ıtanımaz. atletik. 1. 2. şu an. derhal. istediği zaman. all he´ll get is a year in jail. birden. tehlike sorumluluğu size ait olmak üzere. bir darbede. k. emrinde. dili en fazla. en çok. ayn ı anda. en aşağı. istediği gibi. i. istedi ğinde. 1. (birinin) iste ği üzerine. eat. derhal. şu an. avazı çıktığı kadar. o noktaya gelince. başına gelebileceklerden kendisi sorumlu olarak. pahas ına. O aşamaya gelince a k. şu ara. 1. dili bir defada. i.. hızla: at the rate of one hundred meters per second saniyede yüz metre hızla. En kötü ihtimal. tic. azami. ateist. . isteğine göre. 1.

hazır bulunma. atomik. zerre. el koymak. s. f. atom. dikkat eden. ba şarı. f. -e dikkat etmek. haczetmek. atom sayısı. bir şeye takılabilen parça. flight attendant 3. 1. 1. kalkışmak: ı denedi. 2. Atlantik. ermek. 1. ünlem. 1. 2. kabahat v. i. menfur. hafifletmek. atom enerjisi. i. esas duru ş/vaziyet. elde etme. (bir hizmette bulunan) görevli: shop attendant tezgâhtar. kriz. 3.b. davran ış. atom bombas ı. 1. i. dili Aferin sana! f. nükleer reaktör. 1. tavır. ataşe. 2. -e bakmak. tavanaras i. f. takmak. elbise. s. (bir belgeyi imzalayarak bir şeyin ğruluğuna/gerçekli ğine) şahadet etmek. s. berbatlık. telafi etmek. kefaret. i. canavarlık. iğrençlik. f. atom çekirde ği. i. da ğa tırmanmay 2. i. O etmek. zay f. canavarca. tedavi hizmet etmek. dikkatle izleyen: an attentive audience dikkatle izleyen seyirciler. -e bağkoyma. ilişik. çok kötü. eri şmek. 3. sevgi bağı.Atlantic atlas atmosphere atmospheric atom atom bomb atomic atomic age atomic bomb atomic energy atomic nucleus atomic number atomic pile atomic power atomic waste atomic weight atomise atomize atomizer atone atonement atrocious atrocity atrophy attaboy attach attaché attaché case attached attachment attachment for/to attack attain attainment attempt attend attend to attendance attendant attention attention span attentive attenuate attest attic attire attitude s. dikkat. doğrulamak. 2. 1. atom reaktörü. atmosferik. yer ask. tasdik etmek. i. dumura uğratmak. kefaret etmek. aksesuar. 1. sald ırmak. atom ağırlığı. eden dikkat genişliği. kazanmak. k. ilgili. 1. i. çalışmak. kontrol bak ım. dikkatli: an attentive worker dikkatli bir2. iğrenç. marifet. iliştirmek. hazır bulunanlar. 2. 2. atom bombas ı. nükleer atıklar. f. tecavüz etmek. giysi. 4. 3. f. nükleer enerji. el koyma.. 1.attempted hazır bulunmak.. tutum. (bir suç. ilgi. to -i göstermek. kazanma. körelme. 2. You He to climb mountain.that bakmak. 1. değerini düşürmek. iltifat. i. . huk. berbat. atomizör. 2. giydirmek. i şçi. atmosfer. körelmek. hücum etmek.´ni) affettirecek harekette bulunmak. -e delalet do ı. i. saldırı. püskürteç. 1. atomize. nükleer enerji. -e sevgi. 1. f. hücum. bağlamak. i. vurmak. girişimde bulunmak. 2. teşebbüs etmek. 2. huk. 2. Bond çanta. 1. i. i. 2. köreltmek. i. bağlı. f. atomik ağırlık. (sıvıyı) püskürtmek. İng. s. denemek. haciz lılık. i. atlas (harita kitab ı). i. 1. k ılık. bak. f. f. atomik güç. nöbet. dumura u ğramak. 2. elde etmek. ilişikteki. ıflatmak. 1. s. sevgiyle bağlı. theater attendant biletleri veya gösteren görevli. atomlara ayırmak. 2. azaltmak. atom çağı. 3. dumur. inceltmek. varmak.

1. bağlama. odyovizüel. ağustos. işitilebilir. hala: She is my paternal i. artırma. 2. hayırlı. sertlik. O benim halam. Avusturya´ya özgü. i. akort etmek. çekicilik. i. s. İng. i. zayiat. 1. 2. konser salonu. müzayede. i. avukat.. kumral. görsel-işitsel. gerçek. atıf. yenge: Aunt Aliye is my uncle´s wife. matkap. k ıs. -e atfetmek. s. f. sıfır. aşınma. 1. ha şinlik. çoğ. (hesapları) denetlemek. i. i. fiz. teyze: She is my maternal aunt. 1. i. Avusturyalı. i. konforsuz. teyp kaseti. f. i. Avustralya. -e al ıştırmak. küstahl ık. otantik. -e mal etmek. ya i. uğurlu. nitelik. 1. i. i. i. yıpratma. 1. i. toplantı salonu. (iyi/kötü) bir işaret olmak: This augurs well for us. yüce ve çok sayg ın. z. çekici. sert. i. Avusturyalı. hakiki. sade. 1. doğrulamak. artırmak. vasıf. sade ve süssüz. Avustralya. duyulabilir. i. cüretli. i. kontrolör. s. f. -e yormak. gerçeklemek. i. s. f. küstah. 2. i. mezat. seyirciler. yorma. cezbetmek. 2. 1. mezatç ı. O benim teyzem. Avusturya. 2. s. 1. açık artırma. i. (hesaplar ı) denetleme. 2. s. çekim. işitilebilecek şekilde. i. izleyiciler. çekmek. (off) açık artırma ile satmak. işitme kanalı. f. denetçi.. 2. i. Bu bize iyi bir işaret. i. 2. yıpranma. Avustralya´ya özgü. s. 2. alımlı. s. August. cazibe. s. Avusturya. 1. güvenilir: How authentic is this news? Ne derece güvenilir bir haber bu? tasdik etmek. delgi. 1. to -e uydurmak. aunt. i. patlıcan. alımlılık. konforsuz ve dünyevi zevklerden yoksun bir şam. 1. s. to 1. f. . başsavcı. Avustralyalı. 2.attorney attorney general attract attraction attractive attractiveness attribute attribute attribution attrition attune aubergine auburn auction auctioneer audacious audacity audible audibly audience audiocassette audiovisual audit auditor auditorium auditory auditory canal Aug auger aught aught augment augmentation augur August august aunt auspices auspicious austere austerity Australia Australian Austria Austrian authentic authenticate i. i. 2. 3. cüret. işitme ile ilgili. aşındırma. alımlılık. (bir nedene) ba ğlamak. 2. s. s. burgu. Avustralyalı. f. dinleyiciler. cazibeli. f. anat. işitsel. sıfat. 2.

i. hav. yedek. 2. gerçeklik. f. yaramak. imza. otomatik transmisyon. otomotiv. 3. 2. itaat etmeye yönelten. otokrat. i. yetke. bir canlının yapabileceği bazı ştirmek. 1. autobiographical.authenticity author authorisation authorise authoritarian authoritative authority authorization authorize autistic auto autobiographer autobiographic autobiographical autobiography autocracy autocrat autocratic autograph automat automate automatic automatic pilot automatic transmission automatically automation automobile automotive automotive industry autonomous autonomy autopsy autumn autumnal autumnal equinox auxiliary auxiliary verb auxiliary verb avail avail o. 2. s. i. çok güvenilir ( şey). s. öcünü ç ıkarmak. s. otoriter. i. 4. i. otomatlardan yemek al ınan kafeterya. elde edilebilir. s. authorization. i. i. otomat. s. otokrasi. s. i. otonomi. 1. z. İng. otomatik tabanca/tüfek. s. bak.. izin vermek. s. i.. otobiyografik. otomatik pilot. f. 1. of availability available avalanche avarice avaricious avenge avenue i. s. dili oto. authorize. para canlısı.. otomatik. bak. sonbahar noktas ı. özerklik. yetki. elde edilebilme. otomatikman. bir kimsenin el yazısı. i. otopsi. 3. var. . güz ılımı (21 Eylül´e rastlayan ekinoks). heyelan. i. i.. i. fayda. otomobil. yardımcı fiil. sonbahara ait. yarar. i.. bak. amirane. özerk. 2. sonbahar. k. otomatikle s. the authorities yetkili ki şiler. otomatik vites. -den faydalanmak. 1. i. izin. f. i. para hırsı. müellif. otomobil. otorite.. var olma. İng. 2. saygı uyandıran. otomatik olarak. güz. otomatik. i. özya şamöyküsü. -den yararlanmak. yard ımcı fiil. otokratik. yard ımcı. 1. otantiklik. cadde. ç ığ. parayla çalışan yiyecek içecek da ğıtma makinesi. öcünü almak. otistik. s. 2. i. otomotiv sanayii. s. otonom. 1. i. güvenirlik. otobiyografi yazar ı. yazar. f. i. i. dilb. otomat. i. otoriter. i. s. otobiyografi. yetkilendirmek. f.. otomasyon.s.

korkuyla karışık şaşkınlık. i. 3. (resmi bir kararla) vermek. 2. 2./s. fark ında. s. of 1. eğri. i. s. dehşet verici.. --d/a. mat. i. i. itiraf. laz s. kundurac ı bizi. 3. haz ır olmak. dili müthiş. 3. mat. 2. --ring) (emin bir şekilde) ileri sürmek. ırakan. deplasman i. beceriksizlik. bak. yön değiştirmek. Monarşist ğunu hergözlemek. olağan. şete dü şürmek. Pekiştirmek için deplasman. itiraf etmek. ortalama. 2. sak önlenebilir. bak. u içinde rakmak. s.aver average averse aversion avert aviary aviate aviation aviator avid avocado avocation avoid avoidable avoidance avoirdupois avoirdupois pound avow avowal avowed await await s. Bir süre beklemen ım. k. ortalama. i. 1. bir yere. s. bir süre. 2.o. hantal bir şekilde. z. s. k. s. i.t. (a. f. ınmak. uyanmak. f. hobi. 1. uyanık. vasat. hevesli. i. (16 ounces) 453 gram. biz. 1. orta. huşu. 1. f. den s. i. vasati. deh şet verici. 2. f. i. Onu bir yere kald ır! 3. birini/bir şeyi dört gözle beklemek. insan ı huşu içinde bırakan. fark ında olma. 3. -den kaç ınmak. sakar. dehşet. s.. -i aç ıkça ilan edilmiş olan (biri): He´s an avowed monarchist. oldu f. uyand ırmak. beklemek.. berbat. 2. hantall ık. müthi ş. münasebetsiz. uyanmış. uyand ırmak. 1. i. uygunsuz. 1. havac ı. 1. ş insan s.woke. oradan: Go away! Git buradan! 2. bir yana: Put thatmaç away! ı. 2. buradan. to -in farkına varmak. yamuk. korkuyla kar ışık saygı. bir müddet: You´ll have to wait awhile. çok. coşkun. -i önleme. ödüllendirmek. f. sak İngiliz ve Amerikan ağırlık ölçü sistemi. 2.en) 1.. mat. s. kullan ılması zor. 1. i. huşu içinde. öne sürmek. 2. beceriksizce. zor. havac ılık. çarpık. with anticipation awake awake awaken award aware awareness awash away away game awe awe-inspiring awesome awestricken awestruck awful awfully awhile awkward awkwardly awkwardness awl awning awry ax axe f. -i ı hub şı u içinde b2. -den ınma. f. bir tarafa. açıkça söyleme. s. s. s. i. tente. 1. i. 1. haberdar. . amerikaarmudu.. pek çok: That´ll take an awful lot of work. hu 1. i. dehşet. 1. (--red. ax. f. sakarlık. -i önlemek. önlemek. başka tarafa çevirmek. tığ. O çok i ş ister. birinin as ıl işi dışında yaptığı bir iş. kuşhane. -den çekinme. şuradan. vasati: average annual rainfall yıllık ortalama yağış. -i deh2. z.wok. dili çok fazla. pilot. 1. kaç ınılabilir. z. i. f. korkunç. i. 1. bot. 1. -in s. -den kaç ınma. to -in fark ına varmak. balta. zaman söyler. beceriksiz. 2. z. hantal. mükâfat. 2. f. avokado. uçak kullanmak. -den kurtulmak. hiç hoşlanmama. uyanmak. -den kurtulma. awestruck. 2. i. ödül. z. -den çekinmek. açıkça söylemek. dehşet içinde.

piliç.. gökmavisi. emzik. arka sokak. i. aksiyom. --ting) ana babalar ı evde olmadığı zaman çocuğa bakmak. arka koltuk. 1. i.es (äk´siz) i. -e yard ım etmek: Akif´s company is backing ileri geri. süt mavisi. belkemiği. i. ücret veya maa şın ödenmesi gecikmiş kısmı. caymak. (su) çağlamak. aks. 2.. belitsel. çocuk. s. (dergi/gazete için) eski sayı/nüsha. -e arka olmak. 2. f. s. bebek. i. fen fakültesi diploması. çoğ. aksiyomatik. B. i.by-sat. bekâr. baccarat. mihver. (birine) a şırı bir özenle bakmak. i. k ıs. taşra. zool. bakara. i. 1. bebeklik devresi. meleme. her ihtiyac ını karşılamak.axiom axiomatic axis axle ay aye azalea Azerbaijan Azerbaijani azure B. İngiliz alfabesinin ikinci harfi. açelya. eksen.A. Azerbaycan. Bachelor of Arts.. bak. 1. çocuk arabas ı.S. B. bebek. -i desteklemek. gevezelik etmek. . s. isk. kaşağı.li (bısîl´ay) i.. f. i. aye. f. azelya. sütdişi. ileri geri. k. z. i. çocuk bak ıcısı. Azeri. melemek. z. k ısa kuyruklu piyano. 1. k ıs. s. i. i. 1. belit. 2. yavru. basil. f.. k ıs. evet. ba. arka taraf. bo şboğaz. i. 2. muhakkak. k. kreş. bir derginin eski sayılarından biri. Rhododendron. B. i. dili sevgili. i. sözünden dönmek. bak. hay hay.. saçmalamak.. ax. habe şmaymunu. i. bekâr erkek. dingil. geveze. b BA baa babble babbler babe baboon baby baby blue baby bottle baby carriage/buggy baby farm baby grand baby sitter baby tooth babyhood babyish baby-sit baby-sitter baccara baccarat bachelor Bachelor of Arts degree Bachelor of Science degree bacillus back back and forth back and forth back country back down back number back number back out back pay back scratcher back seat back street i. isk. 3. f. şboğazlıbo k etmek. bir iddiadan vazgeçmek. i. bebek gibi. (ba. arka. anat. s ırt. 1. çocuk ve bebekler için ücretli bak ımevi. çocuk bak ıcısı. çoğ. 2.. dili k ız. bot. 1. anla şılmaz sözler söylemek. futbol bek.cil. arka yer. i. Azerice. 2. açalya. edebiyat fakültesi diploması. biberon. mil. ikinci mevki/rol. s.3.

omzunda sırt çantasıyla gezmek. beyk ın. i. k.bit. (kan ıtla) desteklemek. maneviyat. birikmiş iş.. geç kavrayan. pedalı geri çevirmek. sırt çantas i. yedek kopya. 1.back talk back to back back up backache backbit backbite backbitten backbone backbreaking backcomb backdoor backer backfire backgammon background backhand backhanded compliment backing backlash backlog backpack backpacker backpedal backrest backside backslid backslidden backslide backspace backstage backstitch backstroke backtrack backup backup copy backward backward backwardness backwards backwards and forwards backwards and forwards backyard bacon bacterial bactericide bacteriological bacteriological warfare küstahça kar şılık verme. i. tersine. tornistan etmek. f. back. çok yorucu. temel. yedek. e şlik eden. yedeklemek. (back. 1. i. olup olmadığı belli olmayan ştiri. 2. i.b. backward 2. sırt ağrısı. bak. desteklemek.den) (iyi yoldayken) kötü yola sapmak. taraftar. 1.slid. . müz. arka çıkmak. i. bir kimsenin geçmi şteki görgü. i. 1. geri gitmek. en önemli destek. 2. backbite. arka taraf. 1. gerilik. anat. f. s.. elin tersi öne gelecek şekilde yapılan vuruş. backslide. bakterisit.. ı. geri geri. 2. iğneardı dikiş yapmak. s. i. geldiği yoldan geri dönmek. geriye do ğru. i. elin tersi öne gelecek şkompliman ekilde yapılan ş v. lumbago. z. f. yürek ıcı. bel f. i. z.. sırtüstü yüzme. 1. s. evin arkas ındaki bahçe. 1. tavla. i. geri tepme. 2. 3. arka bahçe.). 1. bak. z. O birikmi ı. makat. zemin. i. 1. f.bit. back. i. destekçi. f. arka plan. s. fon. 3. 1. geri kalm ış. çevre ve tahsili. dili yasad ışı. geri tepmek. i. geri sürmek. dili k ıç.ten) arkas ından çekiştirmek/kötülemek. omurga. s.slid/back. f. arkalık. dili caymak. geç kavrama. i. 2. f. geri kalm ışlık. kulis. (motorun ate şi) geri tepmek. bilg. i. (saçları) tersine taramak. arka. 4. 3.. elinin tersiyle. i. belkemiği. perde arkas ı. letters.slid. yığılmış iş: You should work on that backlog of unanswered ş mektuplar ı cevaplamaya bakmalısın. 2. arka arkaya. istenilenin aksi olmak. destek. kompliman gibi(vuru gözüken ele söz. f. bak. backslide.gücü. omzunda s ırt çantasıyla gezen kimse. k. f. ileri geri. bakteriyolojik sava ş. s. 2. ileri geri. k. i. f. 2. bakteriyolojik. karakter kuvveti. tuzlanmış/tütsülenmiş domuz böğrü/sırtı. belkemi ği. (back.romatizmas bilg. 2.. s ırt sırta. bak. (siyasal/toplumsal bir geli şmeye karşı) güçlü tepki. iğneardı dikiş. f. geriye do ğru yapılan. bakteriye ait. 2. s. bak. i. i. i. backbite. (daktiloda/bilgisayarda) geri gitmek. yedek. yıprat f.

koymak.b. 2. Bahamalı.b. 2. s. i. 1. bac. bozuk. eldeki imkânlar. ünlem Tu! s. i. 5. f. bid. ı. yolcu e şyası. 6. fırın. out (tekneye) tekneye girenederek suyu kova. ahlaks ız. (--ged. aldatıcı. pastane. f. fırında pişirilmiş kuru fasulye. ekmekçi. bakteriye ait. müz. kefaletle tahliye edilme. 3. kesekâ ğıdı. fena halde. kabartma tozu. kefalet. 1. (san ığın tahliye edilmesi için verilmesi gereken) teminat akçesi. dili kötülemek. 1. birine kefalet tahliyesini sa ğv. 2.i. fırında pişirmek. kötü. Takım fena halde yenildi. 2. olta yemi. icra memuru. z. --ging) 1. i. i. worst) 1. nişan. dili birini/bir şeyi (zor bir durumdan) kurtarmak. vahim. ters. zool. huk. 2. emanet. f. 1. 1. kötü. bir sürü yalan dolan. kurabiye.o. 2. şanssızlık. engel olmak. şapşal duran (pantolon). Bahreyn. out bail s. kâhya. fırıncı. fena bir şekilde: The team was badly beaten. şaşırtıcı.t. s. i.. 1. torba gibi sarkan. i. maşrapa v. yemlemek. is niteliksiz. i.a (bäktîr´iyı) i. i. (tekneye giren suyu bo şaltmak ile boşaltmak. huysuz. ciddi. Onlar birbirine dü şman. Bahreyn. kese. bütün eşyasçuvala tüm eşyasını bir torbada taşıyıp sokaklarda yaşayan kadın. f. 2. başının etini yemek. .. aksi. için i. furgon. f. hiç rahat b ırakmamak. kullanılan) kova. f. 1. O f. ekmek f ırını. bak. i. hasta/sakat 4. i. Bahama Adalar ı´na özgü. 1. yetki alanı. torba. bakteri.o. i. 2. heybe.. i. 1. bakteriyolog. 1. 2. bakteriyoloji. sözlerle eziyet etmek. i. 1. (worse. şaşırtmak. hatal There bad blood between them. bozulmu ş (yiyecek). s. fırında pişirme. i. ıyla. 2. s. Bahreynli. (av ı) yakalamak../s. Bahama. çok: That child badly needs a new pair of shoes. fırında patates.te. rozet. kapan yemi. 2. i. şüpheli alacak. gayda. çoğ. f.ri. tulum.. alınamayan alacak. kötü. 2. out bailiff bailiwick bait bake bake sale baked beans baked potato baker baker´s dozen bakery baking baking powder i. çuval. s. Bahama Adaları´na özgü. i. ma şrapa lamak. s. evde yapılmış kek. hoş olmayan. s. Bahreyn´e özgü. on üç. f. Bahreynli. Bahama. 2. torbalamak. Bahamalı. yük vagonu. k. uzmanlık alanı. k. kumpir. çanta. pasta gibi şeylerin satışı. (bir) pişim. bagaj. porsuk.bacteriologist bacteriology bacterium bad bad blood bad debt bad debt bad luck bade badge badger badly bad-mouth bad-tempered baffle baffling bag bag and baggage bag lady bag of tricks baggage baggage car baggage room baggy bagpipe bah Bahama Bahamas Bahamian Bahrain Bahraini bail bail bail s.

türkü. yürümemekte direnmek. pelesenk. sodyum bikarbonat. zırva. k ılsız. 1. ğin balans ayarını yapmak. oy pusulas ı. atış bilimi. 1. dengeli. 1. balon. yalın. patırtı. balyalamak. bir engel kar şısında duraklamak. uğursuz. 2. balo. fasa fiso. bilye. 3. İng. ş velvele. ithalat ve ihracat aras ındaki değer farkı. oy sandığı. i.y. ticaret dengesi. k. 5. bir topak hamur. 2. balerin. bot. 2. s. dazlak. i.. tükenmez. 2. balast. (uluslararas ı ilişkilerde) kuvvetler dengesi. bak.. top. d. den. güzel koku. balya. mak. i. i. ağrı veya sızıyı dindiren . terazi. rayiha. ta şaklar. dili i. husyeler. 4. bakiye. 2. i. barefaced. dansör. cesaret. küre. 2. i. meşum. tükenmez kalem. f. dengelemek.. 2. balistik. s. oğulotu. 2. balo salonu.baking soda baking soda baksheesh balance balance a tire balance of a debt balance of payments balance of power balance of trade balance sheet balanced balcony bald bald-faced baldness bale bale baleful balk balky ball ball ball and chain ball bearing ball cock ball of the foot ballad ballast ballerina ballet ballet dancer ballistic ballistic curve ballistic missile ballistics balloon balloon tire ballot ballot box ballpark ball-point ball-point pen ballroom balls ballsy ballyhoo balm karbonat. taşak. f. 3.. k. 4... şamandıra ile işleyen kapama valfı. 1. melisa. ödemeler dengesi. i. i. balon lastik. s. i. i. tüysüz. dazlaklık. s. 1. lasti borç bakiyesi. kokulu merhem. s. f. sodyum bikarbonat. i. denge. i. i. argo baya ğı cesur: She´s one ballsy female! Amma taşaklı karı yahu! i.amata. topak: a ball of dough i. balad. 5. saçma. pranga. ayak parmaklar ının kökü. s. argo 1. gürültü. İng. dili 1. 1. yumak: a ball of yarn bir yumak iplik. f. bahşiş. safra. balerin. bail 2. bale trupu. balistik e ğrisi. s. yürümemekte direnen. up k. göt. balon gibi şişmek. i. ilaç olarak kullan ılan birkaç çeşit yağ. ask.. bilanço. 1. dili (bir şeyin) içine etmek. i. 3. dans salonu. bale. 2. bak. balistik. i. 3. 1. f. dengeli olmak. bilanço. i. roket. inat eden (hayvan). kabartma tozu. i. balkon. heyecanlı ve şamatalı propaganda/reklam. sade. 3. denklem. tükenmez kalem. 2.

2. 3. sürgüne göndermek. s. 1. ı kullanabilirsin. f... banka ıskontosu.. i. aldatmak. f. birleştirmek. i. Band-aid. s. fasa fiso. (yarayı) sarmak. dili sosis. bağlamak. --ning) yasaklamak. y ığmak. şaşırtmak. 2. yara band ı. dili 1. şerit testere. 3. müz.yaymak. yığılmak.kümesi. kemer. be bandied about ağızdan ağıza ile at şmak. i. i. s.balmy baloney balsam Baltic balustrade bamboo bamboozle ban banal banality banana banana pepper banana republic band band band saw band together bandage Band-aid band-aid bandit banditry bandmaster bandstand bandwagon bandy bandy about bandy words with bandy-legged bane baneful bang bang up banger Bangladesh Bangladeshi bangs banish banishment banister bank bank bank account bank bill bank discount bank holiday bank note s.b. i. gürültü. k. banal söz. 1. banknot. 1. cumartesi ve pazar günleri dışındaki resmi tatil. sürmek. doland ırmak. 2. tak ım. i. yumu şak ve ılık (hava). i. dili kaçık.´ne ait) k ıyı. i. çarp i. göl. korkuluk. i. (set gibi duran. bir araya toplanmak. i. f. 4. bankaya (para) 3. 2. muz cumhuriyeti. . bir senedin banka tarafından kırılması. i. (bulut) ırmak. but don´t you mahvetmek. 2. 1. i. i. i. kayış. çemberlemek.. f. i. bant. kâ ğıt para. z ırva. 2. dola ık bacakl ı. i. s.. 2. i. k ırkma. i. k. dili saçma. uzakla ştırmak. şiddetle çarpmak/kapanmak. olay. çarliston. İng. bir banka taraf ından diğer bir banka üzerine çekilen poliçe. bir cins salam. kenar. f. haydut. Baltık. uzun çizgi. 2. (--ned. sargı. sürgün. bayağı. pat ırtı. 1. Bangladeş. 1. Çat!/Bom! 2. k. tırabzan.okumak: ına You can use my car. birleşmek. tırabzan. s ıradan. 3. muz. 1. banal şey. 1. canf. kolan. zümre.. çarliston biber. banal. s. heyecan. f. k. kâkül. bando. s. (bir haberi) ışmak. 1. plaster. i. i. İng. yasak. bant. 2. dili geçici: a band-aid solution geçici bir çözüm. ile ağız kavgası yapmak. i. (nehir. tırabzan küpeştesi. 2. kovmak. yanları hafif meyilli/dik) toprak kümesi. kurdele. bando şefi. i. f. haydutluk. i. (bir fikri) ortaya atmak. (bir sözü) çok iyi biliyormu ş gibi kullanmak. i. banallik. banka. e şkıya. 1. Bangladeşli. banknot. perçem. Bangladeş´e özgü. i. şerit. s ıradanlık. ama canına okuyayım deme! i. pelesenk. bang it up! Arabam k. bir tahtası eksik. 1. bambu. menetmek. Banglade ş. bak. açık havada çalan müzik topluluklarına özgü ve çoğu zaman üstü kapalı platform. sevinç. yat banka hesab ı. sargı. zararlı. söylenmek. gürültülü birdare şekilde sansasyon. bir araya toplamak. f. 2. Banglade şli. v. kötü. patlama.

--ring) 1. 2. bak. Desteklerine bel ba ğlad haddi. i. gazet. dikenli. f. 3. k. s. i. vaftiz etmek. berber. 1.. man şet. s. Barbadoslu. faiz banka ıskonto banka kasas ı. 1. batırmak. kanca.bank on bank rate bank vault bankable bankbook bankcard banker banking bankrupt bankruptcy banner banns banquet banter baptise baptism baptize bar bar none bar of soap barb Barbadian Barbados barbarian barbaric barbarism barbarity barbarous barbecue barbed barbed wire barbell barber barbershop bard bare bare bare its teeth bare living bareback barefaced barefoot barefooted barehanded bareheaded barelegged barely -e bel ba ğlamak. su içindeki seti. oranı. 5. barbarlık. İng. (bankan ın çıkardığı) kredi kartı. silahs ız.. banka cüzdan ı. vah şi. iflas etmiş. Barbadoslu. 3. batk ı. i. ayr ıksız. dili kâr getiren. istisnaskum sabun kalıbı. f. i ğneleyici söz. çubuk. s. çoraps ız. s. 2.. z. s. çıplak bacaklı. i. i. saz şairi. ç ıplak. berber dükkân ı. s ırık. z. aletsiz. alem. medeniyetsiz. ız.. eski. sancak. 2. üstüne ı bir kancal sos dökülerek ızgarada baharatl ı. f. (et k ızartmak için dışarda kullanılan) ızgara. barbekü. baro. şakalaşmak. takılmak. k ıt kanaat geçinme. ancak yetecek kadar. sürgülemek. bear 2. berber. i. iflas ettirmek. i. s. apaç ık. iğneli (söz). ziyafet. güçbela. s.. 4. para getiren. s. . 1. çengel. ık. Barbados. 1. f. i. i. f. iflas. bankac ılık. 2. yalınayak. 1. i. bayrak. 2. barbar. -e güvenmek: We are banking on their support. 2. 1. i. i. s. 2. 2. 6. 3. Barbados´a özgü. z. s. takılma. (hayvan) dişlerini göstermek. barefoot. baptize. etin bu şekilde s. i. hesap cüzdanı. s. açmak. f. i. ölçü çizgisi. f. i. vah şi. eldivensiz. ancak. i. dikenli tel. bak. i. vaftiz. Barbados. s. 1. vahşet. 2. müflis. huk. ozan.. barbarca. müz. (gelecek bir tarihe ait) evlenme ilan ı. şakalaşma. tıraş etmek. bankac ı. f. kızartılan et.. başı açık. bak. i. soymak. z. 1. resmi ziyafet. bar (içki içilen yer). z. barbar. i. vah şi. batkın. engel. düpedüz: That´s a barefaced lie. i.. halter. i.. i. (--red. i. Düpedüz yalan bu.

barf bargain barge barge in bark bark bark up the wrong tree barkeep barkeeper barley barmaid barman barmy barn barnstorm barnyard barnyard fowl barometer baron baroness baroque barracks barrage barred barrel barrel organ barrel vault barren barrette barricade barrier barrister barroom barrow bartender barter base base base of operations base s.t. on baseball baseboard baseless basement baseness bash bashful

f., argo kusmak. i. kusmuk. i. 1. iş anlaşması. 2. kelepir. f. 1. pazarlık etmek. 2. for/on -i ummak, -i beklemek: i. mavna. I hadn´t bargained on that. Öyle bir şey beklememiştim. burnunu sokmak, işe karışmak. i. havlama. f. havlamak. i. kabuk; a ğaç kabuğu. k. dili yanlış kapı çalmak. i., bak. barkeeper. i. barmen. i. arpa. i. barın tezgâhında çalışan kadın, barmeyd. çoğ. bar.men (bar´mîn) i. barmen. s., İng. kafadan kontak, kafası bir hoş, çatlak. i. ahır, çiftlik ambarı. f., k. dili ta şrada temsil vermek. i. çiftlik ambar ı yanındaki avlu. kümes hayvan ı. i. barometre. i. 1. baron. 2. çok zengin i şadamı, kral: an oil baron petrol kralı. i. barones. s. 1. barok. 2. şatafatlı, çok süslü. i. k ışla. i., ask. yo ğun yaylım ateşi, baraj ateşi. s. 1. parmaklıkla kapalı. 2. yasaklanmış. i. fıçı. laterna. mim. be şiktonoz. s. k ısır; meyvesiz; kıraç, verimsiz. i. saç tokas ı. i. barikat. f. barikat yapmak: They barricaded the street. Sokakta barikat ılar. yapt i. (çit, duvar, korkuluk gibi) engel; bariyer. i., İng. en yüksek mahkemelerde dava görebilen avukat. i. bar. i., İng. 1. işportacı arabası. 2. el arabası. i. barmen. f. değiş tokuş etmek, takas yapmak, trampa etmek. i. değiş tokuş, takas, trampa. i. 1. temel, esas. 2. ask. üs. 3. kim. baz. s. alçak, adi, rezil. harekât üssü. bir şeyi -e dayandırmak. i. beysbol. i. süpürgelik. s. asılsız, temelsiz. i. bodrum katı, bodrum. i. alçaklık; alçakça bir davranış. f. kuvvetle vurmak, h ızla vurmak. i. 1. hızlı vuruş; kuvvetli darbe. 2. k. dili ş atafatl ı parti. s. utangaç, s ıkılgan, çekingen.

BASIC basic basically basil basin basis bask basket basketball bass bass bass clef basswood bastard bastardise bastardize baste bastion bat bat batch bated bath bath chair bath towel bathe bathhouse bathing bathing suit bathrobe bathroom bathroom fixtures bathtub baton battalion batten batter batter batter batter s.t. down batter s.t. in battered battery battery-operated batting battle battle cry

k ıs. Beginner´s All-purpose Symbolic Instruction Code bilg. BASIC (bir programlama dili).2. kim. bazal. s. 1. esas, temel. z. aslında, esasında. i., bot. fesle ğen. i. 1. leğen. 2. havuz. 3. havza. çoğ. ba.ses (bey´siz) i. 1. temel. 2. kaynak. 3. ana ilke. f. güneşlenmek, tatlı bir sıcaklığın karşısında uzanmak. i. 1. sepet; küfe; zembil. 2. spor say ı, basket. i. 1. basketbol, sepettopu. 2. basketbol topu. i., zool. levrek, hani. i., mus. basso, bas. fa anahtar ı. i. ıhlamur ağacı. i. 1. piç, gayrime şru çocuk. 2. alçak herif, it. f., İng., bak. bastardize. f. alçaltmak; de ğerini düşürmek. f. 1. teyellemek. 2. (kurumamas ı için) (pişen etin üstüne) sıvı dökmek/sürmek. i. kale burcu; tabya. i., spor (beysbol, kriket v.b.´nde) sopa. f. (--ted, --ting) 1. spor sopayla topa vurmak. 2. (göz) k ırpmak. i. yarasa. i. 1. bir pişimde pişirilenler. 2. takım; grup; parti: a batch of books bir parti kitap. s. i. 1. banyo. 2. hamam; kapl ıca. 3. film banyosu. f., İng. yıkamak; ıkanmak. yng. İ (üstü bazen kapalı) tekerlekli sandalye. banyo havlusu. f. 1. yıkamak, banyo etmek; yıkanmak, banyo yapmak. 2. ıslatmak; suya ırmak. bat i. 1. (plaj, göl v.b. kenar ında) kabinli bina. 2. (halka açık) banyo/hamam. i. 1. banyo yapma, yıkanma. 2. deniz banyosu, yüzme. mayo. i. bornoz. i. 1. banyo. 2. tuvalet. banyoya ait sabit e şya. i. banyo küveti. i. değnek. i., ask. tabur. i. ince tahta parças ı, tiriz. f. sert darbelerle vurmak; h ırpalamak; dövmek. i. sulu hamur. i., spor sopayla vuran oyuncu. (yerle bir etmek için) bir şeye vurmak. (delmek/çökertmek için) bir şeye vurmak; bir şeye vurup delmek; bir şeye vurup çökertmek. ı çıkmış, ezilmiş. 2. dövülmüş (kimse). s. 1. hurdas i. 1. elek. pil; akümülatör, akü. 2. ask. batarya. 3. huk. dövme, dayak. 4. dizi, seri, tak ım. s. pilli. i. tabaka halinde pamuk. i. 1. muharebe; meydan sava şı. 2. mücadele, büyük uğraş. f. 1. şmak, dövü mek. 2. mücadele etmek, çok uğra şmak. sava ş naras ı. ş 2. herhangi bir kampanyada kullan ılan slogan. 1. sava

battle fatigue battle royal battle-ax battlefield battleground battleship batty bauble baulk bauxite bawdily bawdiness bawdy bawl bawl out bay bay bay bay leaf bay tree bay window bayberry bayonet bayou bazaar BB BB gun BBC BC be BE be vexed with s.o. be (caught) between a rock and a hard place. be ... shy be a bad judge of be a basket case be a big deal be a byword for be a disgrace to be a good judge of be a hard worker be a match for be a nervous wreck be a nuisance to be a part and parcel of be a past master at be a physical wreck

savaş görmüş kimselerde görülen ruhsal çöküntü. 1. (birkaç kişi arasındaki) büyük dövüş. 2. büyük kavga, büyük şa. münaka i. 1. cenk baltas ı, teber. 2. argo huysuz kocakarı. i. savaş alanı. i., bak. battlefield. i. savaş gemisi, zırhlı. s., argo çatlak, kaç ık. i. gösterişli süs, gösterişli fakat kullanışsız şey. f., bak. balk. i. boksit. z. açık saçık bir şekilde. i. açık saçık oluş. s. açık saçık, müstehcen. f. 1. bağırmak. 2. yüksek sesle ağlamak. argo azarlamak, ha şlamak, paylamak. i. koy, küçük körfez. i. uluma. f. ulumak. i., bot. defne, defne a ğacı. defne yapra ğı. bot. defne a ğacı. 1. cumba. 2. k. dili göbek, ya ğ bağlamış karın. i., bot. muma ğacı. i. süngü. i. bir nehir veya gölün batakl ıklı kolu veya çıkış noktası. i. pazar, çar şı; kermes. i. hava tüfe ğinin saçması. hava tüfe ği. k ıs. British Broadcasting Corporation BBC, B.B.C. (İngiliz RadyoTelevizyon Kurumu). ıs. before Christ M.Ö. (milattan önce), İ.Ö. (İsa´dan önce). k f. (--en, --ing) (kurald ışı çekimleri: şimdiki zaman I am; he/she/it is; we/you/they are; eski thou art. geçmi ş zaman I/he/she/it was; eski thou k ıs. bill of exchange. birine k ızmak. k. dili iki ate ş arasında kalmak; iki arada kalmak; iki cami arasında kalmış beynamaza dönmek; iki arada bir derede ği olmak:kalmak. We´re only twenty dollars shy (birinin) (belirli bir miktarda) eksi of a million. Bir milyona varabilmek için yaln ızca yirmi dolar eksiğimiz var. -den anlamamak. k. dili 1. berbat bir halde olmak. 2. ambale olmak, do ğru dürüst şünemez haldeolmak. olmak. düdili k. çok önemli mec. ile e şanlamlı olmak. -in yüzkaras ı olmak. -den anlamak, -in ne oldu ğunu bilmek. çok çalışkan olmak. (birinin) dengi olmak. k. dili sinirleri bozulmu ş olmak. -in başının belası olmak. (bir şeyin) önemli bir öğesi olmak: These words are now part and parcel of the language. sözcükler (bir konuda) çok Bu usta olmak. art ık dilin önemli bir parçası oldu. sağlığı bozulmuş olmak.

be a picture of health be a be a be a be a be a

turp gibi olmak.

yenilince k ızıp küsmek. poor loser shadow of one´s former self 1. (biri) epeyce çökmü ş olmak. 2. (biri) epeyce çaptan düşmüş olmak. 3. eski halinden dü şmüş olmak. ısı çok olmak. -in yabanc stranger to ... konusu olmak: She was a subject of gossip throughout the village. subject of/for Köydeki dedikodu konusu idi. artık geçmi şe ait bir şey olmak. (bir şey)herkesin thing of the past k. dili (bir konuda) çok becerikli olmak, (bir i şin) ustası olmak. 1. -e iğrenç gelmek. 2. -e son derece ters/ayk ırı gelmek. 1. (kötü bir şey) kol gezmek: Smallpox was about in the town. Şehirde çiçek geziyordu. 2.olmak. ayakta olmak: That morning she was about at the üzerekol olmak; me şgul bir şey yapmak, bir şeyle meşgul olmak: What are you about? Sen ne ıyorsun? You´veIbeen long enough about it! Amma uzun sürdü! yap dan ç ıkmak He -mek üzere olmak: was about to go out the door. Kap ı üzereydim. I knew by heart the poems about to be read. O s ırada ştirilemez olmak. ele -den şüphe edilemez olmak: He´s above suspicion; he couldn´t have been there when it happened. Ondan şüphe edilemez; olay sırasında şüpheden uzak olmak. her türlü 1. yurtdışında olmak. 2. artık sır olmaktan çıkmış olmak: How´d it get abroad that I was here? Burada bulundu ğum nasıl keşfedildi? 3. ev dışına eye) vermi ş olmak. tüm dikkatini (bir ş -de bol/çok olmak: The forest was abundant in game. Ormanda av ı çoktu. hayvan -e uygun olmak; ile uyumlu olmak. -e alışkın olmak. 1. ile tan ışmak, -i tanımak. 2. -i bilmek, -e aşina olmak. (of) (-den) beraat etmek, temize ç ıkmak. (bir şeyin) bağımlısı/tiryakisi olmak. ak ıntıyla sürüklenmek. z. Tavsiyeleri pekiştirmek için kullanılır: Great caution is advisable. Son derece dikkat edilmeli. olmak. -e bağlı -den mustarip olmak. 1. su üstünde yüzmek. 2. (mali aç ıdan) ayakta kalmak, zarar etmemek: The (-den) firm is korkmak. afloat. Şirket masrafını çıkarıyor. 3. (söylenti) dolaşmak: (of) kendi gölgesinden korkmak. peşinde olmak. (birine) yabanc ı gelmek. -in fark ında olmak. kaynamak, çok miktarda bulunmak. -den dolayı çok üzgün olmak. kulak kesilmek, dikkatle dinlemek. gözünü dört açmak. -i candan desteklemek, -e taraftar olmak. k. dili pestili ç ıkmak; çok yorgun olmak. çok heyecanlı olmak; endişe içinde olmak. 1. iyi olmak, zarara u ğramamış olmak: Are you all right? İyi misin? 2. iyi ı fena ğil. 3. uygun olmak, fena olmamak: His grades are all right. Notlar gelince beceriksiz olmak. 2. atde (belirli bir k. dili 1. elleriyle iş yapmaya konuda) beceriksiz olmak. k. dili çok yan ılmak. k. dili 1. tamamen yanl ış olmak. 2. yanılmak, yanılgıya düşmek. gelmek. k. dili (iş için değil) eğlenmek/vakit geçirmek için (hazır) bulunmak. gerektiği gibi olmamak.

be a whiz at be abhorrent to be about be about be about s.t. be about to be above reproach be above suspicion be above suspicion be abroad be absorbed in be abundant in be accordant with be accustomed to be acquainted with be acquitted be addicted to be adrift be advisable be affiliated with be afflicted with be afloat be afraid be afraid of one´s own shadow be after be alien to be alive to be alive with be all broken up over be all ears be all eyes be all for be all in be all keyed up be all right be all thumbs be all wet be all wet be along be along for the ride be amiss

be an old hand at be anathema to be angry about be angry at be angry with s.o. be annoyed with be answerable for s.t. be answerable to s.o. be anxious about be anxious for s.o. to be anxious to be as good as one´s bond be as good as one´s word be as good as one´s word/promise be as thick as thieves be ashamed be asleep be assailed with doubts be assassinated be associated with be astonished at be at be at a disadvantage be at a loss for words be at a loss for words be at a low ebb be at a standstill be at bay be at cross purposes be at daggers drawn be at fault be at hand be at loggerheads be at loose ends be at loose ends be at odds be at one´s back be at one´s best be at one´s elbow be at one´s wit´s end be at one´s wits´/wit´s end be at rest be at risk be at s.o.´s beck and call be at s.o.´s disposal be at s.o.´s disposition be at s.o.´s service

(bir konuda) baya ğı tecrübeli olmak. ... taraf ından nefret edilen biri olmak: She was anathema to the leftwingers. Solcular ondan nefret ettiler. -e sinir olmak. -e k ızgın olmak, -e kızmak. birine gücenmiş olmak. (birine) k ızgın olmak. bir şeyden sorumlu olmak. birine karşı sorumlu olmak. -i merak etmek. (birinin bir şeyi yapmasını) çok istemek. k. dili -i çok istemek. son derece güvenilir olmak. sözünü tutmak, sözünü yerine getirmek. sözünü tutmak, sözünde durmak, sözünü yerine getirmek. k. dili s ıkı fıkı olmak, canciğer kuzu sarması olmak. utanmak. uyumak. kuşkular içinde olmak. suikasta u ğramak, suikasta kurban gitmek. ile ilişkisi olmak; ile ilgisi olmak. -e hayret etmek. -de bulunmak, -de olmak. dezavantajlı olmak. ne diyece ğini şaşırmak/bilememek. ne diyece ğini şaşırmak, söyleyecek söz bulamamak. 1. (birinin) morali bozuk olmak. 2. çok azalm ış olmak. durmak, durmu ş vaziyette olmak; kesilmek, kesilmiş vaziyette olmak. çok zor bir durumda olmak. -in amaçlar ı birbirine ters düşmek/birbiriyle çelişmek. kanlı bıçaklı olmak. kabahatli olmak. el altında olmak; yakında olmak. (with) (ile) ihtilafa dü şmüş olmak. k. dili 1. me şgul olmamak, boş olmak. 2. boşta gezmek. serbest olmak, (birinin) bir i şi olmamak. 1. (birilerinin) aralar ı açık olmak. 2. with -e aykırı olmak. bir kimseye arka ç ıkmak. en iyi durumda olmak, formunda olmak. yanı başında olmak, yanında olmak. ne yapaca ğını bilmemek, şaşırmak. k. dili ne yapaca ğını şaşırmak. hareketsiz olmak, hareket etmemek. tehlikede olmak. her an birinin emrinde olmak. birinin emrinde olmak: While I´m away my house is at your disposal. Ben yokken evim emrinizde. birinin emrine amade olmak. birinin hizmetinde olmak.

be at sea be at the end of one´s rope be at the end of one´s tether be at the end of one´s tether be at the mercy of be at the point of death be at variance with be at war be at work be averse to be avid for be awake to be aware of be awash be bad for be bad news be badly off be baffled be bang on be based on be behind the eight ball be behind the times be beneath s.o. be bent on/upon be bent out of shape be beset by/with be beside the point be beside the point/question be besotted with be better off be beyond belief be beyond dispute be beyond one´s ken be beyond s.o.´s grasp

1. denizde olmak; (aç ık denizde seyreden) gemide olmak. 2. k. dili şçaresiz aşkına dönmü ş olmak. kalmak. son kozunu oynam ış olmak. k. dili çok zor bir durumda olmak, ne yapaca ğını şaşırmış olmak. -in insafına kalmış olmak. ölmek üzere olmak. 1. ile uyu şmamak, ile araları bozuk olmak. 2. -e ters düşmek, ile şmek. çeli ş halinde olmak. sava işte olmak, iş başında olmak. 1. -den ho şlanmamak: He is averse to hard work. Çok çalışmaktan şlanm yor. 2. -e kar şı olmak: were olmak. averse to our plan. Planımıza ho şeyi ıelde etmek için) çok hıThey rslı/arzulu (bir -in fark ında olmak. -in fark ında olmak; -den haberdar olmak. 1. suyla kaplı olmak, sular altında olmak. 2. (bir şey) su içinde yüzmek. 3. with ile dolu olmak; bol miktarda bulunmak. ı olmak. -e zararl k. dili hiç iyi biri/bir şey olmamak. k. dili fakir/yoksul olmak. şaşırmak.

İng., k. dili tam isabet etmek, taşı gediğine koymak.
-e dayanmak. argo zor/mü şkül bir durumda olmak. çağın gerisinde kalmak. birine yak ışmamak, birinin tenezzül etmeyeceği bir şey olmak: That´s maz. beneath you. O sana yakşış ına koymu olmak. -i kafas ına/akl k. dili küplere binmek, ç ıldırmak. 1. -in (olumsuz yönleri) çok olmak: This project´s beset with problems. Bu proje problemlerle dolu. 2. ş -i kaplamak, ey olmak. -i istila etmek: I was suddenly konuyla ilgisi olmayan bir -in (konu şulan şeyle) hiç ilgisi olmamak: That´s beside the point. Onun ı kap yok. alakas İng. -e ılmak, ... sevdasına kapılmak, kendini -e kaptırmak. daha iyi durumda olmak. inanılması mümkün olmamak, inanılmaz olmak. tartışma götürmemek. (birinin) hiç bilmediği bir şey olmak. 1. birinin kavrayışının dışında olmak. 2. birinin elinden kurtulmuş olmak: ık onlara dokunamaz. 3. birinin elde They´re beyond his grasp now. Obir artş ey olmamak. hiç kabul olunacak/onaylanacak

be beyond the pale be beyond/without a shadow of a zerre kadar şüphe kalmamak. doubt 1. -in program ı dolu olmak. 2. -in tüm yerleri dolu/rezerve olmak. be booked up k. dili s ıkıntıdan patlamak/çatlamak. be bored stiff be born with a silver spoon in k. dili zengin bir ailenin çocu ğu olmak. one´s mouth -mesi kesin gibi/kesin olmak: He´s bound to win. Kazanmas ı kesin gibi. be bound to paramparça olmak. be broken to smithereens yangın yüzünden sokakta kalmak. be burned/burnt out be cast adrift be caught short be centrally located be chary of be close to

ak ıntıya bırakılmak. 1. paras ı çıkışmamak. 2. of yanında yeterli miktarda (bir şey) olmamak. İng. sık ışmak, aptesi gelmek. 3. şehrin merkezinde bulunmak. merkezi bir yerde olmak, (bir konuda) son derece ihtiyatl ı davranmak/dikkatli olmak: Be chary of ızı 2. o ş-in irkete rmadan investing your money in that company. Paran olmak. yakyat ını ıolmak. 1. (belirli bir zaman veya yerde) -e yak ın

be closeted with be cognizant of be comparable be composed of be concerned about be conditioned by be conducive to be congenial be conscious of be consoled be contrary to be convulsed with laughter be crazy about be cross with be cursed be damaged in shipment be delayed be delighted with be desirous of be destined be destined for be disdainful of s.t. be disenchanted with be disgusted with be disposed to be done for be doomed to be down in the dumps be down on be down to the wire be dressed in tatters be dressed up fit to kill be due be enamored of be encased in be enchanted by/with be encrusted with be encumbered with be endowed with be engrossed in be enmeshed in be enshrined in be entitled to be equal to be equivalent to be exempt be expecting

görüşme amacıyla (birisi) ile odaya kapanmak. -den haberdar olmak, -in fark ında olmak, -i bilmek. 1. to -e benzemek. 2. with ile kar şılaştırılabilir olmak. -den olu şmak, -den ibaret olmak. -den kayg ılanmak, -den endişe duymak, -i merak etmek. (bir şey) (başka bir şeye) bağlı olmak: Your spending capacity is ın gelir ına conditioned by the size of your income. Harcamalar etmek/sevketmek, -e müsait olmak: This ismiktar a place that´s insanı -e davet ş üncelere dalabilir. conducive reflection. Burada insanolmak. derin dü gelmek. 2. with -e uygun 1. to -e ho şto -in fark ında olmak, -i bilmek. avunmak. -e zıt olmak, -e ters düşmek. gülmekten katılmak. -e bayılmak. -e dargın olmak. lanetli olmak. (mal) yoldayken hasar görmek. gecikmek, geç kalmak. -e çok sevinmek. -i arzu etmek, -e can atmak. for/to talih taraf ından bir şeye yöneltilmek: He was destined for greatness. Kader onu büyük bir adam yöneltti. He was destined ğru) yol almak/gitmek; (bir olmaya yere doğ ru) gidecek olmak: The to (bir yere do ğ ru yol al ı yordu. ship was destined for China. Gemi Çin´e do bir şeyi hor görmek. gözünden dü şmek: I´m disenchanted with him. O, gözümden düştü. -den bıkmak. ... eğiliminde olmak. k. dili 1. mahvolmak; belaya çatmak. 2. pestili ç ıkmak, canı çıkmak. (kötü bir şeye) mahkûm olmak. çok neşesiz olmak, canı sıkkın olmak. -e karşı olmak. k. dili (bir şeyi yapmak için tanınan mühlet) bitmek üzere olmak; (bir işin) mşı ış y olmak: down to the wire. Bu işin sonuna sonuna ırtık pıWe´re rtık olmak, yırt ık pırt ık giysiler içinde olmak. (birinin)yakla üstü ş ba iki dirhem bir çekirdek olmak, çok süslenmi ş olmak. 1. to -den kaynaklanmak/ileri gelmek, -e borçlu olmak. 2. -in verilmesi/ödenmesi gerekmek/laz ım olmak: When is this note due? Bu -e âşık olmak. ile kaplı olmak; ile örtülü olmak. -e bayılmak, -i çok sevmek: She is enchanted with her new house. Yeni ılıyor. evine bay ınca bir tabaka) ile kaplı olmak. 2. (mücevherler) ile süslü olmak. 1. (kal 1. ile yüklü olmak. 2. ile doldurulmu ş olmak. Allah (birine) (bir şeyi) vermek: He´s endowed with a good memory. Allah ona iyiıp bir haf ıza vermiş. gitmek. -e dal (olumsuz bir duruma) dü şmek: He was enmeshed in his own intrigues. ı çok ayağı na dolanm ıştıolmak: . Kendi entrikalar içinde sayg ın bir yeri It´s an expression that´s (bir şeyin)

ız dilinde çok saygın bir yeri enshrined French usage. O deyimin Frans ı olmak. 2. -i yapmaya yetkisi olmak. 1. -e hakkin (bir işin) üstesinden gelmek.
-e eşit olmak. i. 1. karşılık, eşit. 2. dilb. eşanlamlı sözcük, eşanlamlı. (from) -den muaf olmak. f. muaf tutmak. k. dili hamile olmak, gebe olmak.

be fagged out be familiar to be familiar with be famished be fascinated by/with be fast be few and far between be fluent in be flushed with be fond of be for the benefit of be found wanting be free of be free to be free with one´s advice be free with one´s money be from be frozen hard be fucked up be full of beans be given to be going strong be going to be good at be good enough to be good for be good/bad at figures be greedy for be green with envy be guilty of be halfway through be halfway to be hand in/and glove with be happy with be hard at hand be hard at it be hard by be hard hit by be hard of hearing be hard on be hard on the heels of be hard put to be hard put to be hard up be hard up for money be hell on be here to stay

çok yorgun olmak, tur şu gibi olmak. i., argo 1. sigara. 2. homoseksüel erkek, ibne, tekerlek. olmak. -e aşina -i iyi bilmek. çok ac ıkmış olmak. -e kendini kaptırmak. (saat) ileri gitmek/olmak. nadir rastlanmak; çok seyrek olmak. (bir dili) ak ıcı bir şekilde konuşmak. (bir şeyin) verdiği heyecanla dolu olmak. -i sevmek. -in yararına olmak: This concert´s for the benefit of Darüşşafaka. Bu şşafaka´nın yararına. konser Darü kusurlu bulunmak. 1. (birinden) kurtulmu ş olmak. 2. (bir yerden) çıkmış olmak. -ebilmek: She´s now free to marry. Art ık evlenebilir. You´re free to go. Gidebilirsiniz. sorulmadan ö ğüt vermek. paras ını cömertçe harcamak. -den gelmek, -li olmak. donup kaskatı olmak. 1. kafayı yemek, kafayı yemiş olmak; kafayı üşütmüş olmak. 2. (iş/işler) berbat olmak, rezil olmak. ı ve hevesli olmak. k. dili çok canlmahvolmak, (bir şey yapmak) itiyadında olmak. enerjik bir şekilde çalışmak. 1. Niyet gösterir: She´s going to register for that course. O ders için ınıbir yapt ıracak. 2. Zorunluluk gösterir: You are radios. going to get that job, kayd şeyi) iyi yapmak: He´s good at repairing Radyo tamirini (belirli iyi yapar. bir iyilik edip de (bir yard ımda bulunmak): Will you be good enough to ım eder help me? bir Bir süre iyilik için) edip dayanmak: de bana yard 1. (belirli That rug´smisiniz? good for another twenty

yirmi yıl daha dayanır. 2. (belirli bir işe) yaramak: It´s years. halı birolmak. ı iyi/kötü hesabO gözünü (bir şey) hırsı bürümek.
1. çok k ıskanmak, kıskançlıktan çatlamak. 2. gıpta etmek. -in suçlusu olmak, -den suçlu olmak. -in yarısını bitirmiş olmak. -e giden yolun yar ısında olmak: We were halfway to Alanya. Alanya´ya ısındayd ık. giden yolun yar ın ilişki içinde olmak. ile yak -den memnun olmak. kapıda olmak, kapıya dayanmış olmak. k. dili çok çalışmak. -in çok yak ınında olmak; -e çok yakın olmak. -in çok zarar ını görmek: We were hard hit by the cold weather in December. Aralık´taki soğuk bize çok zarar verdi. ağır işitmek/duymak. k. dili 1. (bir şeyi) hor kullanmak. 2. (bir şeyi) çabuk eskitmek/mahvetmek. 3. ndan gelmek. -in(birine) hemen sert ard ıdavranmak. (bir şeyi) zorla/çok zor yapmak: They were hard put to finish it on time. Onuşeyi) vaktinde bitirmeleri çok zor oldu.I was hard put to give her an zorlukla/güçlükle (yapmak): (bir answer. Ona zor cevap verdim. k. dili (birinin) pek paras ı olmamak, (biri) züğürt olmak. para s ıkıntısı çekmek. -i hor kullanmak, -i hoyratça kullanmak. kalıcı olmak, vazgeçilmez olmak: Computers are here to stay. Bilgisayar artık hayatımızın vazgeçilmez bir parçası oldu.

be honeycombed with be hooked on be hungry be ignorant of be imbued with be implicit in be in be in the ascendant be in a (tight) spot be in a bad humor be in a bad mood be in a bad way be in a brown study be in a fix be in a flap be in a good humor be in a good mood be in a hurry be in a pickle be in a pinch be in a be in a be in a be in a

ile dopdolu olmak. k. dili 1. -in tiryakisi/ba ğımlısı olmak. 2. -e vurgun/âşık olmak. 1. aç olmak, karn ı aç olmak. 2. for -i çok özlemek; -i çok arzu etmek, -e susamak. -den haberi olmamak; ... hakk ında bilgisi olmamak. ile dolu olmak: He was imbued with a strong sense of duty. Görev a şkıyla doluydu. -de saklı olmak, -in içinde olmak: That´s implicit in what I said. O, ı. dediklerimde 1. evde/ofiste sakl bulunmak. 2. moda olmak. 3. (mevsimi geldi ği için) (sebze/meyve) ç ıkmak. doğu ufkunda görünmek. 2. (birinin) yıldızı parlamak; 1. (yıldız/gezegen) egemen olmak. k. dili zor bir durumda olmak. -in sinirleri/huyu/heyheyleri üstünde olmak. sinirleri tepesinde/üstünde olmak. 1. ağır hasta olmak. 2. çok zor bir durumda olmak. k. dili dalıp gitmek. zor bir duruma dü şmek. k. dili tela ş içinde olmak. -in keyfi yerinde olmak. keyfi yerinde olmak. 1. -in acelesi olmak, acele etmek: I´m in a hurry. Acelem var. Don´t be in too big a hurry. Fazla acele etme. 2. to (bir şeyi) çabuk/bir an evvel k. dili zor bir durumda olmak.

k. dili zor bir durumda olmak. (aslında istenilmeyen/orada bulunması yasak olan biri) (başkasının) place on sufferance /görmezlikten gelmesidurumda sayesinde bir yerde bulunmak: You müsamahas şeyler yapabilecek olmak. position to do s.t. (about) (bir konuda) ıbir ne yapaca ğını bilememek. quandary değişmek, değişim içinde olmak. state of flux k. dili tela ş/endişe içinde olmak. k. dili somurtup durmak. k. dili endişe içinde olmak. k. dili tela ş içinde olmak. k. dili tela ş içinde olmak. k. dili öfkesi burnunda olmak. İng., k. dili endişe/telaş içinde olmak. 1. (with) (ile) anla şmak. 2. with -e uymak; ile uyumlu olmak. hemfikir olmak; mutab ık olmak. aynı hizada olmak. (birinin) vaktinde ödenmemi ş borçları olmak. -in gözünden dü şmek. (bir davran ış) (birinin) karakterine uymak. (of) -in sorumlusu olmak, -e bakmak: Who´s in charge here? Buraya kim ıyor? olmak, -e uymak. bak -e uygun çok güç durumda olmak. çok zor bir durumda olmak. gözden dü şmüş olmak. gözden dü şmüş olmak. görünmek; görünürde olmak. (kötü bir şeyi) geçirmek üzere olmak. yürürlükte olmak. k. dili (bir şey) en hareketli zamanında olmak, hızını almak; yoluna girmek.

be in a stew be in a sulk/be in the sulks/have a fit of the sulks be in a sweat be in a swelter be in a swivet be in a temper be in a twist be in accord be in agreement be in alignment be in arrears be in bad odor with be in character be in charge be in conformity with be in dire straits be in dire/desperate straits be in disfavor be in disgrace be in evidence be in for be in force be in full swing

be in good taste be in good with be in good working order be in high spirits be in hopes of be in hot water be in hysterics be in juxtaposition be in keeping with be in labor be in league with be in limbo be in line with be in low spirits be in need be in need of be in neutral be in no hurry to be in on be in on the secret be in one´s element be in one´s glory be in one´s right mind be in order be in poor health be in possession of be in possession of o.s. be in power be in practice be in print be in progress be in quotes be in rags be in ruins be in rut be in s.o.´s debt be in s.o.´s grasp be in s.o.´s power be in s.o.´s shoes be in s.t. up to one´s eyes be in session be in shape be in short supply be in short supply be in sight be in step be in stitches

(bir şey) uygun düşmek, yakışık almak, yerinde olmak: That remark was ızdı. not in good taste. O lafgirmi yak ışı ş ks olmak. k. dili (birinin) gözüne iyi işler durumda olmak. keyifli olmak, keyfi yerinde olmak. -i ummak. k. dili ba şı dertte olmak, güç durumda olmak. 1. k. dili gülmekten kat ılmak, gülme krizi geçirmek. 2. isteri krizi geçirmek. birbirine yak ın bulunmak; yanyana bulunmak. -e uygun olmak. doğurmakta olmak. -in müttefiki olmak. iki cami aras ında kalmış beynamaza dönmek. 1. -e uymak. 2. ile bir hizada olmak. keyifsiz olmak. yoksul/fakir olmak. -e ihtiyac ı olmak; istemek.. (motor) bo şta çalışmak, rölantide durmak/çalışmak. (bir şey yapmaya) can atmamak. 1. -e dahil olmak/kat ılmak, -de payı olmak. 2. -i bilmek, -den haberi olmak. sırra ortak olmak. k. dili kendini rahat hissetti ği bir ortamda bulunmak. kendinden çok ho şnut olmak. aklı başında olmak. 1. düzenlenmiş/sıralanmış durumda olmak. 2. (işler) yolunda olmak. -in sağlığı iyi olmamak. -e sahip olmak, -si olmak. kendine hâkim olmak, kendine sahip olmak. (parti) iktidarda olmak. formda olmak. (kitap) yayımcısında mevcut olmak, kitapçılarda bulunmak. devam etmek, sürmek, yap ılmak: The battle was still in progress. Muharebe hâlâ devam ediyordu. The hearing is now in progress. ırnaklar içinde olmak. tırnak işaretleri/t (birinin) giysileri yırtık pırtık olmak. 1. harap/yıkık dökük bir halde olmak. 2. mahvedilmiş olmak. (hayvan) k ızışmak, kösnümek. bir kimseye borçlu olmak. birinin pençesine dü şmüş olmak. birinin elinde olmak. k. dili birinin bulundu ğu durumda olmak, birinin yerinde olmak. (yasadışı) bir işin içinde olmak, bir işe fena halde bulaşmış olmak. (mahkeme/toplant ı/kongre/parlamento) toplantı halinde olmak; yılınaolmak, girmiş kondisyonu olmak: Court´s in session now. (okul/üniversite) ö ğretim formda iyi olmak: The right players (for) (-e) hazır olmak; are in shape. az olmak; az Oyuncular bulunmak. formda. az miktarda bulunmak. 1. yak ın olmak, ufukta olmak: Victory is in sight. Ufukta zafer görünüyor. 2. (with) görülmek, gözle seçilmek. ına) adım uydurmak. 2. with -e ayak uydurmak: We´re 1. (ba şkalar ğa ayak uydurduk. in step with the times. Biz çatlamak. k. dili gülmekten kas ıklarıça

be in store for be in straitened circumstances be in substantial agreement be in sympathy with be in sync be in tatters be in tears be in the black be in the clear be in the doldrums be in the employ of be in the know be in the lead be in the limelight be in the making be in the market for be in the mood to/for be in the pink be in the pipeline be in the process of be in the red be in the right be in the running be in the same ballpark be in the soup be in the swim be in the throes of death be in the way be in the wind be in the wrong be in town be in transit be in trouble be in vogue be in with be in with be in work be in/under one´s charge be incapable of be inclined to be included be inconsistent with be incumbent on be indicative of be indifferent to be ineligible for be infatuated with

(bir şey) (birini) beklemek: A surprise is in store for you. Seni bir sürpriz bekliyor. yoksulluk içinde ya şamak, darlık içinde olmak. temelde anla şmak, temel noktalarda hemfikir olmak. (görüşü/fikri) anlayıp paylaşmak/desteklemek. senkronik olmak, senkronize edilmi ş olmak. 1. lime lime olmak, yırtık pırtık olmak. 2. (ad, şöhret v.b.) mahvolmak. ağlamak. borcu kalmamak, borçlu olmamak. şüphe altında olmamak; masumluğu ispatlanmış olmak. f. 1. (bir şeyi) (bir tırmak/yok Clear table! Sofray ı yerden) kald ırmak/uzakla ın esmediğişbir bölgede etmek: bulunmak. 2. the (birinin işleri) kesat 1. den. rüzgâr

ık ıntısı çekmek; efkârlı olmak. olmak. 3. can ış mak. (birisi için) çals (bir konuda) ço ğu kimsenin bilmediği şeyleri bilmek.
önde/başta gitmek. ilgi odağı olmak. hazırlanmakta olmak; oluşmakta olmak: There´s a new age in the şmakta. making. Yeni niyetinde bir devir olu olmak. -i satın alma canı (bir şeyi) yapmak istemek: I´m not in the mood to go there. Canım oraya gitmek istemiyor. I´m not the mood company. Kimseyle ğlam olmak, turp gibi in olmak. 2. enfor güzel halinde olmak. 1. sapasa k. dili hazırlanmakta olmak. sürecinde olmak, -mekte olmak. borçlu olmak. haklı/doğru olmak. adaylardan biri olmak. -e yak ın olmak. s. kabataslak, yaklaşık: Give me a ballpark figure. Bana kabataslak bir rakam söyle. olmak. k. dili ba şı dertte (of things) k. dili faal bir hayat sürmek; faal bir sosyal hayat ı olmak. can çekişmek. engel olmak, ayak alt ında olmak. k. dili (bir şeyin) (gerçekleştirilmeden önce) sözü edilmek: It´s been in the sözü ediliyordu. wind for some time now. Epey zamand suçlu/kabahatli olmak: You were in theır wrong. Kabahat sendeydi.

şehirde olmak.
(insanlar/mallar) yolda olmak; (insanlar) bir yerden ba şka bir yere geçmekte olmak; (mallar) bir yerden ba şka bir yere taşınmakta olmak. olmak. başı belada 1. moda olmak. 2. ra ğbette olmak. 1. ile arkada ş olmak, ile arası iyi olmak. 2. (birinin) gözüne girmiş olmak. k. dili (biriyle) çok iyi geçinmek; (birinin) gözüne girmi ş olmak. k. dili çalışmak, işi olmak, iş sahibi olmak: He´s been in work since May. ıstan beri çal ışıyor. May ğu alt ında olmak. sorumlulu -i yapamamak, ... yetene ğinin dışında olmak. -e meyli olmak. (in) -e dahil olmak/edilmek. ile çelişmek. -in sorumlulu ğu -e ait olmak, -e düşmek: It is incumbent on you to educate your children. etmek. ının eğitiminden sen sorumlusun. i. -i göstermek, -e işaret Çocuklar -e karşı ilgisiz olmak, -e ilgi göstermemek: He´s indifferent to her. Ona şı ilgisiz. kar uymadığı için) -e alınamamak/katılamamak. (şartlara -e deli gibi â şık olmak.

be infested with be informed about be inherent in s.t. be insensible be insensitive to be intended for be intent on be interested in be intimate with be into be intrinsic to be involved in be involved with be itching to be jealous of be keen on be lacking be laid up be late be leery of be left holding the bag be left holding the sack be left stranded be liable be littered with be loath to do s.t. be located in be long on be lost on be lousy with be low in be low on be low on one´s list be mad about be mad on be marooned be master of be mindful of be misguided be mistaken be mixed up be mixed up in be mixed up with be mounted on be much sought after be mysterious about be nauseated

-in içinde/üzerinde çok olmak, ile dolu olmak: The area´s infested with bandits. Bölge olmak. haydut dolu. -den haberdar bir şeyin aslında var olmak. 1. to -i hissedememek. 2. to -e kar şı ilgisiz olmak; -e aldırmamak. 3. of (tehlikeden) habersiz olmak; farkedememek. olmak; -e ald-i ırmamak. 2. -e duyarlı/hassas olmamak. 1.-e karşı ilgisiz için amaçlanmak, için olmak: This book is intended for children. Bu kitap . is intent on solving the problem. Sorunu çözmeye çocuklar için yazılmış ı olmak: He 1. -e kararl ı . 2. -e dalm ış olmak: He was so intent on his work that he Edebiyata lost all kararl She is interested in literature. -e ilgi duymak, -e merakl ı olmak: ilgi My uncle is interested in reptiles. Amcam sürüngenlere ile duyuyor. samimi olmak. k. dili (bir işle) uğraşmak; merakı (bir şey) olmak. Dividing two into twelve gives six. On iki bölü iki e şittir altı. -e özgü olmak. 1. -e kar ışmak: She was once involved in a scandal. Bir zamanlar bir ıştı.olmak. 2. ile meşgul olmak, ile uğraşmak: He´s involved in a skandala kar şk ış ilim şkisi k. dili ile a -e can atmak. -i k ıskanmak.

İng., k. dili -e çok hevesli olmak, -e meraklı olmak, -e düşkün olmak: be ğe hevesli olmak. keen on acting aktörlü 1. ... olmamak; ... eksik olmak: Something´s lacking here. Burada bir eksiklik var. 2. in -de ... olmamak: He´s in intelligence. Onda ak ıl ık v.b. nedeniyle) 1. biriktirilmek, ilerisi için saklanmak. 2.lacking (with) (hastal ğ a mahkûm olmak. yatakta/evde kalmak zorunda olmak, yata (for) (-e) geç kalmak, (-e) gecikmek.
-den çekinmek. k. dili 1. kabak ba şına patlamak. 2. avucunu yalamak. k. dili 1. kabak ba şına patlamak. 2. avucunu yalamak. bak. be stranded. 1. for -den sorumlu olmak. 2. to (biri) ... e ğiliminde olmak. 3. to ... ihtimali olmak: He´s get caught. Onun yakalanma atliable ılmış (to şeyler) ile darmada ğı nık olmak. ihtimali yüksek. gelişigüzel 1. bir şeyi yapmayı hiç istememek. 2. bir şeyi yapmaktan çekinmek. -de bulunmak/olmak. -in fazlas ı olmak. -i etkilememek. k. dili 1. ile dolu olmak, ile kaynamak. 2. (birinde) bir şey çok olmak: He´s çok. lousy with money. OnunIt´s paras ı az olmak: lowı in cholesterol. Onun kolesterolü az. -in ... miktar k. dili (bir şeyin stoku) az olmak: We´re low on wood. Az odunumuz kaldı. k. dili -in önemli sayd ığı işlerden olmamak: That´s low on my list right now. imdi için sevmek, ön planda de ğ il.ınca âşık olmak. 2. -e bayılmak. O lg k.şdili 1.benim -i deli gibi -e çı

İng., k. dili, bak. be mad about.
(on) (-de) mahsur kalmak. -in ustas ı olmak. 1. -i hatırında tutmak. 2. -e dikkat etmek. 1. (insan) yan ılmak. 2. yanlış olmak. yanılmak. zihni karışmak. -e karışmak, -e bulaşmak. ile ilişkisi olmak. (binek hayvan ına) binmiş olmak. çok aran ılan/istenilen bir şey/biri olmak, çok rağbette olmak, çok rağbet görmek. k. dili -in ne oldu ğunu açıklamaktan kaçınmak; ... hakkında konuşmaktan ınmak; ... konusunda doğru dürüst cevap vermemek. kaç midesi bulanmak.

be necessary be no great shakes be no slouch at/as a be noncommittal be none the worse for be nonplussed be notable for be noted for be nothing but skin and bones be noth-ing to write home about be nuts be nuts about be o.s. be obliged be obliged to do s.t. be oblivious of/to be obsessed by/with be of capital importance be of one mind be of prime importance be of service to be of the same mind be of use be of use for s.t. be of value be of/in two minds about be off be off guard be off in one´s calculations be off one´s nut be off one´s rocker be off one´s trolley be off sick be off the air be off the beaten track be offended be OK, OK be on be on a better footing than ever be on a diet be on a par with be on an even keel be on display be on edge be on familiar ground be on fire be on good terms

gerekmek, lazım olmak/gelmek, icap etmek. k. dili üstün biri olmamak. k. dili (belirli bir konuda) hiç fena olmamak, baya ğı iyi olmak: He´s no ğı iyi. slouch as an artist. Ressamrengini olarak belli baya belirli bir cevap vermemek; etmemek. (bir şeyden) (birine) hiç zarar/halel gelmemek: They were none the worse ı olmadı. for it. Onlara hiç şaşk ına dönmü ş zarar olmak. ile tanınmak, ile meşhur olmak; ... için önemli sayılmak. ile tanınmak, ile meşhur olmak; ... için önemli sayılmak. k. dili bir deri bir kemik kalmak. k. dili tamah edilecek bir matah/mal olmamak. aklını oynatmış olmak, kafadan kontak olmak. 1. -in delisi olmak. 2. -in hayran ı olmak, -e deli olmak. kendisi gibi davranmak, normal bir şekilde hareket etmek. memnun olmak: I´d be obliged if you´d come early. Erken gelirsen memnun olurum. mecbur olmak. bir şeyi yapmaya (etrafında olup bitenlerin) farkında olmamak. -i aklına takmak, aklı -e takılmak. çok önemli olmak, çok önem ta şımak. hemfikir olmak, ayn ı fikirde/düşüncede olmak. çok önemli olmak. -e yardımı dokunmak, -e yardım etmek. hemfikir olmak, ayn ı fikirde/düşüncede olmak. yardım etmek. bir şeye yaramak. değerli olmak. -in hakk ında kesin bir karara varamamak. 1. gitmek; yola ç ıkmak. 2. (elektrik/su/gaz) kesik/kesilmiş olmak; ışık) söndürülmüş/kapalı olmak; (makine/aygıt) kapalı olmak: The (elektrik/ tetikte olmamak. hesabında yanılmış olmak. k. dili aklını kaçırmış olmak, aklını oynatmış olmak. k. dili ç ıldırmış olmak. k. dili kafadan kontak olmak. hastalık nedeniyle işe gelmemiş olmak. (radyodan/televizyondan) yayımlanmamak; yayımda olmamak. k. dili her yerden uzak bir yerde olmak, da ğ başında olmak. gücenmiş/alınmış olmak. iyi olmak. 1. (elektrik/su/gaz) aç ık olmak; (elektrik/ışık) açık olmak. 2. ıt) çalışmak, aç ık olmak. (makine/ayg daha iyi olmak. araları her zamankinden perhiz yapmak, rejim yapmak. ile aynı/eşit derecede/değerde olmak. 1. başta ve kıçta çektiği su aynı olmak, (gemi) dengede olmak. 2. k. dili şey yolunda olmak. her sergilenmek. sinirleri gergin olmak. 1. bildiği bir yerde/yörede bulunmak. 2. bildiği bir konuyla ilgilenmek. yanmak. (with) (biriyle) aras ı iyi olmak: Ece´s on good terms with Ayşen. Ece´nin Ayşen´le arası iyi.

be on guard be on its way out be on one´s hands be on one´s last legs be on one´s mettle be on one´s own be on one´s own responsibility be on one´s toes be on one´s way out be on overtime be on pins and needles be on probation be on s.o.´s side be on s.o.´s trail be on s.t.´s trail be on show be on skid row be on speaking terms be on strike be on tap be on target be on television be on tenterhooks be on the air be on the alert be on the ball be on the decline be on the defensive be on the go be on the high (low) side be on the house be on the level be on the make be on the mend be on the point of be on the right road be on the road be on the safe side be on the shelf be on the skids be on the spot be on the table be on the telephone be on the tip of one´s tongue be on the tip of one´s tongue be on the up-and-up be on the wane

1. nöbet tutmak. 2. tetikte olmak. -in devri kapanmak üzere olmak. (yük sayılan bir şey/biri) -in başında olmak, -in sorumluluğunda olmak. ömrü/miad ı dolmak üzere olmak. elinden geleni yapmaya hazır olmak. 1. başkasından yardım görmeden geçinmek/rızkını kazanmak, kendi nın çaresine bakmak. 2. yalnız başına kalmak. kendini ba şı şeyden) kendisi sorumlu olmak. (yaptığıgeçindirmek, k. dili uyan ık/dikkatli olmak. çıkmak: We were just on our way out. Biz şimdi çıkıyorduk. fazla mesai yapmak, mesaiye kalmak. k. dili diken üstünde olmak, endi şe içinde olmak.

şartlı tahliyeden sonra gözetim altında olmak. 1. birinden yana olmak, birinin taraf ını tutmak. 2. birinin lehinde olmak, ı olmak: Youth is on your side. Genç olman lehinedir. birine yararl birinin izini takip etmek; birini aramak.
1. (av köpe ği) avın izini takip etmek: The dogs´re on the trail. Köpekler iz eyi takip etmek; bir şeyi aramak. sürüyor. 2. bir şolmak. sergilenmekte k. dili serseri ve sefil bir hale dü şmüş olmak. (with) (biriyle) selamla şıp konuşmak. grev yapmak. 1. k. dili hazır bulunmak. 2. (bira) fıçıdan alınıp satılmak. 1. (bir tahmin) do ğru çıkmak. 2. (bir iş) belirlenen süreye uygun olarak ilerlemek. televizyonda olmak; televizyona ç ıkmak. endişe içinde olmak. (radyodan/televizyondan) yayımlanmak; yayımda olmak. tetikte olmak. argo ak ıllı ve dikkatli olmak. (kuvvetli/yüksek bir durumdan) dü şmekte olmak: The birthrate is on the ğum oranı olmak. düşmekte. The Roman Empire was on the decline. decline. Do savunma durumunda birtak ım işlerle meşgul olmak. oldukça pahalı (ucuz) olmak. ... işyerinin ikramı olmak, ... şirketten olmak: Your meal tonight is on the house. Bu geceki yeme ğiniz lokantamızın ikramı. ğruyu söylemek. k. dili do k. dili 1. kö şeyi dönmeye çalışmak; statüsünü yükseltmeye çalışmak. 2. ki için eş aramak. cinsel iliş şmek. (hasta) iyile -mek üzere olmak: He was on the point of going. Gitmek üzereydi. doğru yolda olmak. 1. yolda olmak, seyahat etmek. 2. yola ç ıkmış olmak. 3. to -e doğru ilerlemek. ihtiyatlı davranmak. 1. k ızağa çekilmiş olmak; emekliye ayrılmış olmak. 2. (kadın) evde kalmış olmak. k. dili kötü bir durumda olmak, kötüye gitmek. olayın geçtiği yerde bulunmak. 1. teklif edilmiş olmak. 2. (tasarının/meselenin) görüşülmesi/tartışılması ılmış olmak. ileri birtelefonda tarihe b ırak şmak. k. dili olmak/konu k. dili dilinin ucunda olmak: It was on the tip of my tongue. Dilimin ı. ucunda olmak. ucundayd k. dili dilinin k. dili yalans ız konuşmak; dürüst bir şekilde davranmak: I think he´s on the up-and-up. Bence numara yapm ıyor. azalmakta/batmakta/sönmekte/sonuna yakla şmakta olmak.

be on the watch be on the wing be on to be on top of be on top of the world be on top of the world be on top of things/the news be on trial be on vacation be one jump ahead be one with be one´s own man be one´s own man be one´s own master be onto a good thing be open to dispute be operated on be opposed to s.t. be oriented towards be out be out and about be out for s.o.´s blood be out in force be out in left field be out in one´s reckoning be out of be out of a job be out of character be out of character be out of commission/kilter/whack be out of control be out of earshot be out of favor (with) be out of it be out of line be out of luck be out of one´s mind be out of one´s mind be out of order be out of place be out of place be out of plumb be out of practice be out of practice be out of print be out of print be out of reach

1. tetikte olmak, kulak kesilmek. 2. nöbette olmak. uçmakta olmak, uçmak. k. dili (birinin) ne halt/haltlar yedi ğini/karıştırdığını bilmek. k. dili (duruma) hâkim olmak. k. dili çok mutlu olmak, sevinçten uçmak. k. dili sevinçten uçmak, ayaklar ı yere değmemek, bastığı yeri bilmemek. k. dili olup bitenlerden haberdar olmak. 1. yargılanmak. 2. denenmek. tatilde olmak, tatil olmak: Schools are on vacation. Okullar tatil. k. dili 1. (of) (-den) önce davranarak avantajl ı durumda olmak. 2. of -den ım ilerideolmak. olmak. iki ı fikirde ile ad ayn başına buyruk olmak. yerini korumak. başına buyruk olmak. k. dili yağlı bir iş bulmuş olmak. (bir şey) tartışılabilmek, tartışmaya açık olmak. ameliyat olmak. bir şeye karşı olmak, bir şeyin aleyhinde olmak. -e yönelmiş olmak. 1. dışarıda olmak: He´s out at the moment. Şu an burada değil. 2. (belirli ığı I had to buy them lunch, and bir miktar para) gitmek; (para) aç ı/soka ğa çıolmak: kıp gezmek. (nekahetten sonra) d ışar k. dili birinin hakk ından gelmek istemek. k. dili ortalıkta çok olmak. argo çok yan ılmış olmak. hesabında yanılmak. 1. (bir şey) tükenmiş olmak, kalmamak: We´re out of gas. Benzinimiz bitti. By the time he reached the top of the hill he was out of breath. Yoku şun olmak. işsiz (bir davran ış) (birinin) karakterine uymamak. (bir davran ış) birinin her zamanki davranışlarına uymamak. k. dili bozulmu ş olmak. 1. kontrolden ç ıkmış olmak, frenlenemez olmak. 2. (biri) dizginlenemez olmak. (uzakta oldu ğu için) işitememek, duyamamak. (birinin) gözünden dü şmüş olmak. argo başka bir dünyada yaşamak, hayal dünyası içinde olmak. 1. yersiz/uygunsuz/yak ışıksız olmak, yakışık almamak. 2. sıradan çıkmış olmak. şansı olmamak, şansı yaver gitmemek. 1. aklı yerinde olmamak, aklını kaçırmış olmak. 2. çok öfkeli olmak. k. dili aklını kaçırmış olmak, delirmiş olmak, keçileri kaçırmış olmak. 1. (makine/ayg ıt) bozulmuş/bozuk olmak, çalışmamak. 2. düzensiz ırı olmak. 4. uygunsuz olmak. olmak. 3. usule ayk ışıksız olmak, 1. (her zamanki) yerinde olmamak. 2. yersiz/uygunsuz/yak ışı k almamak. yak 1. (fiilen) yerinde olmamak. 2. uygun dü şmemek.

şakulünde olmamak, şakulden kaçmak. (uzun zamandan beri bir şeyi yapmadığı için) (onu) iyi yapamamak. formda olmamak; formdan dü şmüş olmak. (kitabın) baskısı tükenmiş olmak. (kitap) yayımcısında mevcut olmamak, kitapçılarda bulunmamak, ın) bask ısı tükenmi olmak. (kitab ında olmamak. 2.şeri şilemez olmak. 1. el alt

be out of season be out of shape be out of shape be out of sorts be out of sorts be out of step be out of stock be out of sync be out of the hole be out of the picture be out of the question be out of the running be out of the running be out of the woods be out of the woods be out of this world be out of this world be out of touch be out of touch with be out of work be out of work be out on maneuvers be out on strike be out on the end of a limb be out on the town be out on the town be out to be out to lunch be over be over and done with be over one´s head be over s.o. be over the hump be overcome by/with be overdrawn be overgrown with be overjoyed be overwhelmed by/with be overwhelmed with be par for the course be parallel with/to be peeved at be peopled by/with be perishing be pertinent to be pissed be pleased to do s.t.

-in mevsimi bitmiş olmak. formunda olmamak. 1. formda olmamak, formdan dü şmüş olmak. 2. şeklini kaybetmiş olmak, ıpssinirleri ız olmak. kal k. dili ayakta olmak. k. dili can ı sıkkın olmak, keyfi kaçmak/bozulmak. 1. (with) (ba şkalarına) adım uydurmamak. 2. with -e ayak uydurmamak. stokta bulunmamak. senkronik olmamak, senkronize edilmemi ş olmak. k. dili borçtan kurtulmu ş olmak. k. dili (biri) sahneden çekilmi ş olmak, işin içinde olmamak. k. dili söz konusu olmamak, dü şünülmemek, uygun sayılmamak. (yarışmadan) elenmiş olmak. adaylıktan elenmiş olmak. (hasta) hayati tehlikeyi atlatm ış olmak. k. dili tehlikeyi atlatm ış olmak. argo çok güzel/harika/süper olmak. k. dili süper/fevkalade güzel/fevkalade/harika/harikulade olmak. 1. (with) (biriyle) iletişim içinde olmamak. 2. dünyada olup bitenlerden şmeler hakkında bilgisi haberi olmamak. 3. with (bir konuya) ait yeni geli 1. ile temasta bulunmamak. 2. -den habersiz olmak. işsiz olmak. işsiz olmak. ask. manevra yapmak. grevde olmak. desteksiz kalmak. şehirde yiyip içip eğlenmek. k. dili şehirde zevk peşinde koşmak. (bir amaç) pe şinde olmak; (bir şey) için fırsat kollamak: He´s out to get ından gelmek fırsat kolluyor. They´re to win him. Onun hakk le yeme ği yemeye çıkmışiçin olmak. 2. argo kafas ı izinliout olmak. 3. the argo 1. öğ

pek çalbitmek, ışmamak. kafas şı olmak, sona ermek: The concert´s over. Konser bitti. It´s bitmi zda her şey bitti. over between us. Aram olmak. k. dili tamam ıyla bitmiş ı
1. (su) boyunu geçmek/a şmak. 2. (birinin) bilgisi/yeteneği dışında olmak. birinin amiri olmak; birinden daha yüksek bir görev/makam/rütbe sahibi olmak. işin en zor tarafını atlatmış olmak, düze/düzlüğe çıkmak. -den (kötü bir şekilde) etkilenmek: She was overcome by the smoke. ı kendinden2. geçti. He was overcome emotion. Öyle Dumandan dolaygöstermek. ından fazla para with çekmi ş olmak; 1. borç bakiyesi hesab ş olmak. (hesaptan) fazlav.b.) para çekilmi olmak. (yabani bitkiler ile kapl ı/örtülü çok sevinmek. 1. (duygulara) yenik dü şmek, yenilmek. 2. (sorumluluk, ağır bir iş v.b.) ezilmek. alt -e garkolmak. -eında boğulmak, k. dili normal sayılmak. 1. -e paralel olmak. 2. -e benzemek. -e sinirlenmek, -e sinir olmak. (bir yerin) halk ı/personeli -den oluşmak/ibaret olmak. 1. çok ü şümek. 2. (hava) çok soğuk olmak. ile ilgisi olmak, ile ilgili olmak. 1. off k ızmış/sinirlenmiş olmak. 2. İng. fitil/çok sarhoş olmak. (bir şeyi) memnuniyetle yapmak: I´d be pleased to do it. Memnuniyetle yaparım.

oldu ğu ilgili söylenmek: He is reputed to 3. a ğızdan ağıza dolaşmak. -e sahip olmak. Çabuk ol/olun! 1. delirmiş olmak. yok. olmak. 1.. (to) (ile) olmak. çok iyi bir şey olmak.o. -e satılmak: They´re priced at a million liras each. 2. (to) (ile) akrabalık bağı olmak: He´s not related to them. k. (-den) emin olmak. 1. k. k. . 2. sıkışık bir durumda olmak. birer milyona olmak. Bu binada fareler ile dolu olmak: yor. Onun dürüst bak. k. -den kurtulmu ş olmak. dolu olmak... fiyatı . birbirine zıt olmak. z. 2. cevap vermeye istekli olmak. Africa. k. herkese nasip olmamak. şakulüne (çukurlar) ile 3. (tedaviye) cevap vermek. to -e razı olmak. ile iftihar etmek. şaşırmak. Onu çok ğilimi olmak.ş olmak. to be made a countess these days. sava şa hazır bir şekilde beklemek. -e karşı dayanıklı/dirençli olmak. (kuş) havada hareketsizmiş gibi durmak. şakulünde olmak. zamanı dar olmak. dili keçileri kaçırmış olmak.. bir insan oldu 1. dili (bir sisteme) ba ğlı olmak. resign o. -e eövdü. k. -e meyilli olmak. Afrika´yı-e olmak. 2. -e kendini kaptırmak. -e iyi uymak.´s secrets be profuse in be prone to be proof against be proper to be proud of be provoked at be pushed for money be pushed for time be puzzled Be quick about it! be quite something be quits be related be reputed to be . -in üzerine kurulmu -e dayanmak. ın olmak. -e k ızmış/sinirlenmiş olmak.s. kayn çok ı yayg İng. to -e duyarlı/hassas olmak. -den kurtulmak: We´re rid of them now! Onlardan kurtulduk artık! This building is ridden with rats. be resigned to be responsive be retired be revolted by be rid of be ridden with be rife be round the bend be rumored be s. -den olumlu bir şekilde etkilenmek.. -e hazır olmak.. tutkusuyla yan ıp tutuşmak: He was possessed with a desire to see görme tutkusuyla yan ıp tutuş uyordu.be pleased with be pleased with o. dili -in az vakti olmak. -e zararlı olmak. ask. kirli olmak.. -e uygun/özgü/ait olmak. ile övünmek. -den tiksinmek. 2. birinin s ırdaşısat (bir eylemi) defalarca yapmak: She was profuse in her praise of him. be plugged into be plumb be pocked with be poised for be poised for battle be poised in the sky be poles apart be polluted be positive (of/about) be possessed of be possessed with be predicated on be predisposed to be prejudicial to be prepared be prepossessed by be pressed be pressed for time be pretty well suited to be priced at be privy to s. iskandil etmek. birinin hakk ı olmak.. Onlar ılıyor. -in vakti çok daralm ış olmak.´s due -den memnun olmak.o. olduğ ğ u söyleniyor. Onlarla ık ğıılmak. to.. -ehonest akrabal u ba san . söylenilmek.getirmek. afallamak.. to tıb. 3..s. hazır/hazırlıklı olmak. dili gerçekten. düpedüz. f. (ile) ilgisi olmak. beto an . sıkışık olmak. 1. dili para s ıkıntısı çekmek. şakullemek. olağanüstü bir şey olmak: It is quite şmsomething ış olmak. dili hesapla 1. emekli/tekaüt olmak. . kendinden memnun olmak.. dayalı -e meyilli/e ğilimli/yatkın olmak. -den gurur/k ıvanç/övünç duymak. 2. person.

önyarg şey) (belirli bir miktarda) eksik olmak. k. k. üzülmek. Çok az över. -de personel eksikli İng. (belirli bir konuda) birinin eksikli i 1. 1. gibi bir şey olmak. Şair gibi bir şey o. k. -den çekinmek. Monday. birinin yan ından ayrılmamak. 2. O gizli bir Tanr (of) (-den) korkmak: scared of spiders. Örümceklerden korkuyorum. programda olmak.t. Bende beş kitap eksik. ile dolu olmak. Şehir bir nehrin ındaiyi bulunuyor. ın/gücenik olmak. yetmemek. . (belirli bir şeyin) kısaltması/kısas 1.. Plana göre in şaat ış ılm ış/yaslanm olmak: He was sitting slumped to one bir yana kayk ılm ış oturuyordu. in disguise be scared be scheduled Be seated.. -in taraf ını tutmak. ayrılmak. Kendi ılarının (bir tutsa ğıyd ı. 2. dili -e k ızg 1.” sorry to see her go. İng. O aslında ının bir lütfudur.. gibi bir şey herkes şey çap o.o. (varolan şeyler/birileri) kâfi gelmemek. (bir yerden) (belirli bir uzaklğ ıkta) short of cups. about -e ilgi göstermek. k. dili -den illallah demek: I´m sick and tired of this! Bundan illallah! midesi bulanmak. (bir şeyde) (bir öğe) yer yer bulunmak: Her poetry is shot through with Şiirlerinde yer yer mizah var. kenar yapmak. bulunmak: The village was set deep in the mountains..olmak. He´s one ç ı olmak... k. olmak: He´s somewhat of a philosopher. -i merak etmek. esirgemek: Don´t be sparing with the ğınıHe esirgeme! He´s in hisşmek praise. Gitmeyi ortas ğu düzenden şmayan biri olmak. k. programa göre (belirli bir zamanda) olmak. Alibeyköy´de adamçap olmak. dili iliklerine kadar ıslanmak. be somewhat of a . (bir yerde) bulunmak: The town´s situated on a river.. (belirli bir miktarı) (s. dili on iyi this durumda k. butter! Tereya şınmak: is spoiling for sparing a fight. eksik olmak: We´re ım ız kâfi de ğil. 1. 1. başını kaşıyacak vakti olmamak. to (bir şey) yapmak istemek. Dövü için kaşı nıyor.” “I´m sorry. kusmak. planda olmak: Construction is slated to start on pazartesi günü ba şlayacak. ayrı yaşamak. -den bıkmış olmak.) (birinde) ı k ış t ı ramamak: I´m short five books. 2. bizim (biri) kendi ında bir .. Bu konuda kanunda yaz ılı bir şey yok. 1. bir şey kılığına girmiş olmak: That´s a blessing in disguise.be s.. 2. büyük bir side. olmak: She´s something of . dili sarhoIşwas (bir şeyi) çok az yapmak/kullanmak. be sore about be sorry be soused be sparing in/with be spoiling for be spread-eagled birinin gölgesi olmak. k.. Görüşlerin tamamen birleştiğini belirtir: Alibeyköy is solidly for our man. a poet. Bir yana kayk İ ng.. I´m He´s actually a conservative in disguise. olmak: His flight is scheduled to arrive at three o´clock in the huk. ı tutuyor.´s shadow be s. k. (bir giysi) (birine) k ısa olmak: He´s short on ği smarts. Onda pek kafa yok. -den bahsetmekten çekinmek. kardan mahsur kalmak. I´m sorry I´ve olmak.” “Üzüldüm.. k. hasta olmak. humor. Köy da ğların ında bulunuyordu. 2. kendi kurdu -in tutsa ğı olmak: She was shackled by her prejudices. -i çok özlemek.. hakk ında hiçbir şey dememek/söylememek/yazmamak: The law is silent point. dili -e fazla yumu şak davranmak. dili işten başını kaldıramamak. Gitti ğine üzüldüm. (bir işin) ustası olmak. Fincanlar gelmek. pek on -işa akl ına koymak: He´s set on going. dili ka kol ve bacaklar ı yana açılmış durumda yatmak. olmak. . dili çok zor bir durumda kalmak/bulunmak. (bir şeyi) -den yana olmak. Filozof (biri) gibi bir kendi . be separated be set be set in one´s ways be shackled by be short be short for be short of be short on be shorthanded be shot of be shot through with be shy about be shy of be sick be sick and tired of be sick at one´s stomach be sick for be sick of be silent on be sitting pretty be sitting pretty be situated be skilled in be slanted towards be slated be slumped to one side be snookered be snowed in be snowed under be soaked in be soaked to the skin be soft on be solicitous be solidly for be something of a .. dili (birinin) her şeyi tıkırında olmak. köşeye sıkışmak. tarifeye göre (belirli bir zamanda) Oturunuz.t. -den kurtulmak.. üzgün olmak: “Yusuf died.” “Yusuf öldü. ında bir . 2.

2. -den ku aşırı miktarda olmak. Ne ihtiyac ın olsa vard ı olmak: This table´s with dust. (bir yer) (birine) yabanc ı olmak. . k. On ş saat boyunca havaalan nda mahsur kald ık. -e teğet geçmek. çok miktarda . Gözleri ya şla doluydu. 1. kapl She´s always there whenthick you need her. şey) (bawith şka bir şeyi) akla getirmek. with k. be surrounded by/with be susceptible to be suspicious of be swamped with be sweet on be sympathetic to/towards be tailor-made for be taken aback be taken ill be taken up with be taken with be talked out be tangent to be tantamount to be the death of be the spitting image of/be the spit and image of be the victim of be there be thick with 1. -den sonraby gelmek. ş ünmek. -e tabi/ba ğlı olmak: This income is subject to taxation. dili hık demiş (birinin) burnundan düşmüş olmak. (gemi) karaya be ı halde ıbelirli bir amaç için çalış mak. k. Avlu duman içindeydi. 2. yer yer bulunmak. k. (belirli bir konuda) iyi/yetenekli olmak. (iki duymak: kişi) fit olmak. (birine) doğru söylemek. -in hizmetinde olmak: Should faith be subservient to reason? İnanç aklın hizmetinde mi yetmek. (belirli bir olaydan) sonra olmak/vuku (belirli bir bulmak. The 1. (bir şeyin) yabancısı olmak. 2. Çok i var. be ş parasız olmak. (biri) için biçilmiş kaftan olmak. ş olmak. ile courtyard was thick with smoke. ile meşgul olmak. 1. mahsur kalmak: We were stranded at the airport for fifteen hours. -in kurban ı olmak. (birine) dürüstçe davranmak. This is subject to confirmation the assembly.. 1. (baolay ı) takip etmek. intihar etmeyi dü -e uygun olmak. diliiş (birine) â şık olmak. 2. (bir hastalığa) karşı direnci olmamak. hissini vermek. içinde boğulmak: He´s swamped with work. k. -den şüpheto etmek.. -in ölümüne neden olmak. ile kaplanmak. -i çok be ğenmek. Sevgiden yoksun kalm 1. dili -i çok sevmek. 2. dili meteliksiz olmak. -den etkilenmek. İki saat sonra hâlâ ağrı ı. k. dili bir yerde uzun 3. dili (biriyle) aç ık konuşmak. -i çok desteklemek. çok şaşırmak. söyleyecek sözü kalmamak. Buras ı denizden şku duymak. olmak. 2. hastalanmak. 2. They´re swamped with guests. (bir . nemli olmak. olmalı? yeterli olmak. süre kapal k.birlikte 2. -den hoşlanmak. (yüzey) yap ış yapış olmak. 2. dili tamam ıyla soğumuş olmak. Bu meclisin aş ağı kalmak. (belirli bir) izlenim bırakmak. Bu gelir vergiye tabidir. lazım olmak: You´re girdi ile dopdolu olmak.be square be starved for be sticky be stir crazy be stone broke be stone cold be stone deaf be straight with be stranded be strange bedfellows be strange to be strong for be strong in be strong on be studded with be subject to be subordinate to be subsequent to be subservient to be sufficient be suffused with be suggestive of be suicidal be suitable for be supportive be supposed to be surcharged with be sure of o. 2. ile eşanlamlı olmak.. var olmak: Two hours later the pain was still there. etrafı (bir şey/birileri) ile çevrili olmak. 1. O ğinde aya ğa kalkmanız bekleniyor. (bir ış . oturmuş birbirine zıt olduklar 1. (hava) yapış yapış karmak.. (bir şey) çok bulunmak. dili tamamen sa ğır olmak. gerekmek. ile dolu olmak: Her eyes were suffused tears. olmak. 1. buz gibi olmak. yapışkan olmak. (at/by) (-e) şaşakalmak. duvar gibi olmak. 1. (bir şey için) kolay bir hedef olmak: This place is susceptible naval attacks. kendinden emin olmak. ı dili (bir konuda) ç ıış kald ıktan sonrazorluk bunalm olmak. Onların evi misafirlerle dolup fazla k.s. Bu zaman masa toz içinde. beklenmek: You´re supposed to stand up when he walks in. (belirli bir renge) boyanmak. (biri/bir şey) için özel olarak yapılmış olmak. 1. -den daha az önemli (bir şeyden) şkas ın ın) emrinde olmak. (biriyle) do ğru/yalansız konuşmak. ile aynı olmak. destek vermek. (görüşü/fikri) anlayıp paylaşmak/desteklemek. k. about k. kişi) hesapla şmış dili (bir hesap) görülmü şeyin) eksikli ğini/yoklu ğunu çok He´s (iki starved for affection.

koruma altında olmak. hayretler içinde kalmak. (para) yönden) ancak belirli birkaç amaç için kullan ılabilmek. Mark ınının tahakkümü altında olmak. of be unable to get a word in karşısındakinin fazla konuşmasından dolayı ağzını açamamak. saldırılara maruz kalmak. zannetmek. (birinin) (belirli bir yere) gösterilmesi planlanmak. 1. -in gücünü a şmak: These stairs are too much for an şlı bir adamın bu merdivenleri çıkması çok zor. -den haberi olmamak. ğ lenmek. -e sad sözünü tutmak. -e susamak. farzetmek. dili bir kad k. me şgul olmak. alkollü olmak. -den rahats be uncomfortable with be undaunted by be under a ban be under a cloud be under arrest be under attack be under consideration be under construction be under custody be under discussion be under guard be under house arrest be under oath be under pressure be under repair be under s. aday son derece memnun olmak: I´m tickled (belirli to hear they´re coming. the pound.ş(with) (-i) bitirmi şi araszorunda ındaki iliş ki bitmiş olmak: Sevda yaramaz olmak. topa tutulmak. -i hiç dü şünmemek: Don´t be thoughtless of the future! Geleceği ün!/Gelece ği dü şünmezlik etme! dü ş olmak: Are you through? Bitirdin mi? 2. -den usanmak. -den dolayı cesareti kırılmamak: She was undaunted by the difficulty of the task. Sabah erken kalkmaya al ışık değil. dili içkili olmak. edgewise -e alışık olmamak: He is unaccustomed to getting up early in the be unaccustomed to morning. üzerinde dü şünülmek. old man. Susad ım. ık Ya kalmak.o.) -e tahammül etmek. 2. 3. -i çok istemek. tutuklu olmak.b. tutuklu olmak.be thirsty be thirsty for be thoughtless of/for be through be thrown back on one´s own resources be thunderstruck be ticketed for be tickled be tied to be tied to a woman´s apron strings be tied up be tired of be to blame for be to s. çok e -e bağlı olmak. yeminli olmak. birinin şerefini lekelemek.´s disadvantage be to s. ıkmak. of (organizma v. için çok-e zor olmak. sanmak. (manevi) bask ı altında olmak. k. 2. dili 1. (of) (-den) utanmamak/utanç duymamak. görüşülmekte olmak. (with) k. k. donakalmak. dili 1. -den yılmamak. in (para) (belli bir şeye) yatırılmış olmak. birinin zarar ına olmak. -in egemenliği altında olmak. be unable to be unable to bear/stand the sight Gelemedi. -den habersiz olmak: He is be unaware of unaware of ıhis Çevresindekilerin fark ında değil. -den âciz olmak: She was unable to come.o. Geleceklerini duymak beni son derece memnun etti. (birinin) bir yere) uygun bir k. k. yaln şaşırıp kalmak. (biri) işe 1. -in nüfuzu alt ında olmak. They are zlıksurroundings. 2. 1. (yap ı) fazla yük altında bulunmak. be -unashamed -in fark ında olmamak. k. tamir edilmek. dili iki ki ızca kendi yetenekleriyle idare etmek kalmak. (bir şeyin) (belirli bir şeye/yere) verilmesi planlanmak. -amamak. 2. 2. zan altında bulunmak. 1. varsaymak. -e tabi olmak: The value of the mark is tied to the value of değeri sterlininkine bağlı.o.´s thumb be under stress be under suspicion be under the assumption that be under the influence be under the sway of 1. k. 2. 2. . 1. -den b(hukuki suçlusu olmak. (of suspicion) şüphe altında olmak. İşin zorluğu karşısında cesareti yasaklanmak. tamirde olmak. -e hiç tahammül edememek. stres içinde olmak. dili 1. I am unable to make the decision by myself. birinin aleyhine olmak. (of) (-e kar şı) hoşgörülü olmak. inşaat halinde olmak. dili birinin kontrolü alt ında olmak. -ememek. 3. çok yorulmuş olmak. turşuya dönmek. Karar ı yalnız -i hiç çekememek. sözünü yerine getirmek. dayanmak. duymak.´s discredit be tolerant be too much for be true to be true to one´s word be tuckered out susamak: I´m thirsty. göz hapsi altında olmak. dili pestili ç ıkmak. 2.

İng. -de iyi/usta olmamak. son modaya uymak. üzgün olmak. kapan öfkelenmek. He´s unwilling to learn how to dance. 3. dü olmak. en son de ile çok me şgul olmak.´s alley be up to be up to date be up to one´s eyes in be up to par be up to scratch be up to snuff/the mark be up to the mark be upset be used up be vested in be vexed at s. iflas ın eşiğinde olmak. -i bilmemek. be victorious be vulnerable to be wanted by the police be wanting be wary of be washed up k. tic. (to) (-e) razı olmamak. 1. dili mahvolmu ş olmak..be under the weather be under way be underage be uneasy about be unequal to a task be unfamiliar with be uninterested in be unlucky be unmindful of be unqualified for a job be unqualified to do s. 1. bir işi becerememek. k. 5. (tam) birine göre olmak: This job is göre. altüst olmak.o. Bugün şmelerden haberdar olmak. (-i) istememek: He was unwilling to go. -i merak etmemek. hak v.b. dili ile kar şı karşıya olmak/kalmak. 1. -den sak ınmak. k. dili istenilen düzeyde/nitelikte olmak. (kötü bir şeye) açık/maruz olmak. isyan halinde olmak. . ayaklanmak. 1. saymaca de ğerini bulmak. s sabahlamak. dili 1. right up your alley. bir şeyi yapmak için gereken niteliklere sahip olmamak. She´s never up k. -e ilgi duymamak. k. -e çatmak.. zor bir durumda olmak. k. Gitmeye değildi. 2.t. eksik olmak. be unsettled about/as to be unskilled in/at be untroubled by be unused to be unwilling be up be up a creek be up a gum tree be up a gum tree be up against be up against the wall be up all night be up and about/around be up for be up for grabs be up in arms be up in arms be up on be up s. (yetki. dili zor durumda kalmak/olmak. noksan olmak: A few pages of this book are wanting. -i dert etmemek. k. hakkında tereddüt içinde olmak. Dans He´s etmeyi öğrenmek raz ış olmak. sahip olmak.t. (uykuya) yatmam ış olmak: never up 1. Belediye up gitmek isteyen var m ıkontrat ş bir kadro. hareket halinde/ilerlemekte/devam etmekte olmak. 2. 3. -den endişe duymak. 2. iflasla karşı karşıya olmak. for grabs. (mide) bozuk olmak. Saat yediden önce hiç yataktan kalkmaz. -e aday He is for mayor. -den şikâyetçi olmamak. (belirli bir şey yapabilmek için) yaşı tutmamak. dili zor durumda olmak. bir işe uygun niteliklere sahip olmamak. k. bitmek. -i yapabilmek. İng. k. tükenmek.b. 2. . 2. galip gelmek. en sonmisin? olaylardan/geli ğ i ş iklikleri kapsamak. bitkin alabora şmek. öngörülen standarda uymak. ı yataktan kalkm before seven. dili 1. 2. ayağa kalkmış olmak. Bu i ş tam sana 1. dili istenilen seviyeye varmak. -e aldırmamak. hakk ında kararsız olmak.. dili hasta/rahats ız olmak. dili 1. polis taraf ından aranmak. -e alışık/alışkın olmamak. k. .) -e verilmi ş olmak. dili ayaklanm ış olmak. enonunla son teknolojiye 1. 1. k. ate k. istenilen derecede olmak. dili hastalıktan kurtulmuş olmak. Bu ın birkaç sayfas ı eksik. 2. -i göz önüne almamak.. (bir şey yapmayı) istemek: Who´s up for a movie? Sinemaya ? 2. 2. 4. dili biri için biçilmiş kaftan olmak. tükenmek. 1. harcanmak.) olmak: adaylara aç ıkup olmak: This contract´s k. ne yapacağını şaşırmak. dili (bo ın elinde kal ır. -e dikkat etmek. Bu ihale ş püskürmek. her zamanki seviyede olmak. v. k. 1. -den haberi olmak. (favori rakip) yenilmek. işi bitmiş olmak. sinirli olmak. -in üstesinden gelebilmek: Are you up to this? Bunu yapabilir I´m not up to talking to him today. çok sıkışık bir durumda olmak. in -den yoksun olmak: That man is wanting kitab 2. şansı olmamak.. 2. köşeye ıkışmak. bir şeye canı sıkılmak. -i iyi bilmek.

vazifeden kaçmak. birinin vaktini ayırmasına değmek: It´s worth your while to learn Spanish. dersi asmak. dili çok de ğerli olmak. be worth s. ac k. be wiped off the face of the earth yeryüzünden silinmek.) belini bükmek: Yüre hedeften olmak. elinin altında olmak. işinin ehli olmak. dili -e hayran olmak. okyanustan ıy ıya vuran büyük dalga. ask. i. ile ahbap olmak. kararından hiç vazgeçmemek. heyecanl çok endişeli olmak. -e ac ımak: I feel sorry for those who work there. dili ça ğı be with it be with s. k kıyılar ı üzerinde ele geçirilen çıkarma yeri. k. be within arm´s reach be within earshot be within reason be within s. genellikle (belirli bir şekilde davranmak/hareket etmek): He is wont to come early.o. Kendi entrikalar ının içinden ında ya şamak. s ırılsıklam k.o. with/by (bir görev. Orada çalışanlara yorum. dili 1.. -den bıkmış/usanmış olmak. plaj. ği acıuzak doluydu. kumsal. (durumun) ne olduğunun be wise to ında olmak. k ıyı. be wiped off the map k. duyabilmek. ı dili (kendini) bir ho ş/tuhaf hissetmek. dili birinin ne demek istedi ğini anlamak. ğ u yüzünden ak ı yordu. wracked by malaria. dili tehlikeli/çok rizikolu bir durumda bulunmak.. k. dili (birinin) ne yapt ığının farkında olmak. haritadan silinmek. iki ateş arasında kalmak. birinin kavrayışı içinde olmak. (birine) dili .be way out in left field be weary of be weighed down be wide of the mark be wild about be willing to be winded fena halde yan ılmak.b. 2.olmak. 2. -e razı olmak. up (karma şık bir durumun) içinden çıkamamak: He´s all tangled up in those intrigues of his own devising. 1. -den çok üstün olmak. i.´s grasp be wont to be worked up be worried sick be worried sick be worth be worth one´s keep be worth one´s salt be worth one´s while k. yüzünden akmak: His innocence was written all over his face. k. 1. dili ald ığı maaşın karşılığını vermek. 2. çok işe yaramak. k. (düşüncelere) dalmış olmak. birinin elde edebileceği bir şey gibi olmak. (belirli bir miktar) değerinde olmak: This worth approximately thirty million liras. hayatını kıyılardan topladığı enkaz ile kazanan kimse. nefes nefese kalm ış olmak. k. 2. be worth one´s/its weight in gold k. sorumluluk v. dili çok endişeli olmak. i. with/by (dert/keder) yüklü olmak: He was weighed down by his sorrow. k. 1. çağı yakalamak. ak ıl kârı olmak. 3. -e layık olmak. -in k ıymeti/değeri (belirli bir miktar) olmak. can midesi bulanmak. sahil. kendi dünyas ölümle kalım arasında olmak. dü şman . plaj arabas ı. şe) kapts ırm ış olmak.´s while İ spanyolca ğrenmeye değer. Suçsuzlu ı istememek. Bu ığı candlestick´s maaşın karşılığı nı vermek.b. ağırlığınca altın değmek/etmek. k. fark n hiç gerisinde kalmamak. ö be worthy of (ağrılar. (with) (ile) arkada ş olmak. 2. dili 1.) yüzünden çok çekmek: His body had been be wracked by/with ıtmadan çok çekmi şti. 2. nefesi kesilmiş olmak. ıskalamak. kıerken zgın/öfkeli 1. k. okulu k ırmak. 1.o. -e bayılmak. -e değmek. (yak ın olduğu için) işitebilmek. kendini (bir iVücudu be wrapped up in be written all over be/feel disinclined be/feel nauseous be/feel sorry for be/feel under the weather be/get chummy with be/get tangled be/live in a world of one´s own be/live on the razor´s edge be/make friends be/play truant be/skate on thin ice be/stand firm be/stand head and shoulders above beach beach buggy beachcomber beachhead âşık olmak. olmak. hastalık v. 1. dili ald k. dili birinin harcad ığı zamana değmek. ı O genellikle gelir..

s. vurmak./s. 2. s. i. boncuk gibi: beady eyes boncuk gibi gözler. kerteriz. 1. bask ı v. (bore/eski bare. darbe sesi. sakal. hal. ğırlığını kaldırmaz. s. vazgeçmek. mertek. 5.also fazla bastthis ırmak: Don´tBunu bear the poor. 1. -i ak ısın. 3.´nin) en ağır/şiddetli kısmını çekmek: She ık´s wrath. bore brunt of Tar rı. unutmamak. -in suçunu üzerine almak. 1. gaga. 4. 2. çakar. vuru ş.beacon bead beads beady beak beaker beam beam beaming bean beanpole bear bear bear a loss bear down bear down on bear in mind bear no relation to bear no resemblance to bear no responsibility for bear on/upon bear s. -i çok etkilemek: This tax bears down on etkiliyor. -in sorumlusu olmamak. işaret ışığı. Bu vergi fakirleri baya ğı ılda tutmak: You should bear in mind. araba/saban oku.b. 1. k. 1. 5. parlak. i. 2. dili bin dereden su getirmek. f. çarpmak. tempo. They have the right to bear arms. (yüzü sevinçle) parlamak. out bear the blame for bear the brunt of bear the brunt of bear up bear watching bear with bear witness bear witness to bear/keep in mind bearable beard bearded beardless bearer bearing bearskin rug beast beastly beat beat beat beat a retreat beat a retreat beat about/around the bush beat down the price i. (bir şeye) delalet etmek. den. sevinçle parlayan (yüz). ış. hatıl. çalmak (davul). -in töhmeti alt ında kalmak. i. kiriş.t. 1.´nin) en aığı şiddetli ısm ını çekmek. (yaygı olarak kullanılan) ayı postu. f. s. 1. kemere. da ilgisi unutmamal ile olmamak. -e sabır göstermek. i. dövmek. -e do ğru gelmek/ilerlemek. borne) 1. mil yatağı. -i unutmamak. boncuklar. i. polis memurunun devriyesi. saçmak ( ışık). tav ır. fasulye. 1. i. İyi dayanıyor.. ipe dizilmiş boncuk. azarlama. yaymak. çekilebilir. 3. Silah taşıma Senin akatlanmak. 2. sakals ız. hayvanca. 1. (bir şeyin) kanıtı/delili olmak. s. fasulye s ırığı. davranış. geri çekilmek. i. dili çok yorgun. 2. . galip (yumurta) ç ırpmak. 1. den. s. azarlama. (kalp) atmak. baskı v. ta şımak. tane. sakallı. hesaba katmak. pestili ç ıkm i. ile ilgisi olmak. (saldırı. hayvan. i. yenmek. (silahta) arpac ık. (saldıthe (under) (zor bir duruma) dayanmak: She´s bearing up well. 2. sırık gibi kimse.o. tahammül edilebilir. ışın. 1. --en) 1. zarara gayret etmek. -in izlenmesi gerekmek. f. elinde bulunduran kimse. 4. darbe. direk. gelmek. 2. fener. (beat. yatak. müz. ayı. üzerinde ta şıyan kimse. 2.b. boncuk. dikkate almak. 3. Tar ık´ n r/ gazab ınıken çok o çekti. 3. aklında tutmak. dili pazarlıkla fiyat indirtmek. tohum. 2. i. 2. 3. 4. s. putrel. k. kaçmak. geri çekilmek. i. birini/bir şeyi doğrulamak/gerçeklemek. 2. tanıklık/şahitlik etmek. k. i. i. 2. geniş ağızlı büyük bardak. kaldırmak: It won´t bear your weight. -e hiç benzememek.

k erkek. havanda su dövmek. dili birini fena halde dövmek. -i yat ırmak. tempo tutmak. k. beauty shop. karyola. yatak. dili bo şuna uğraşmak. güzellik. (be.. i. 1. 1. bak. el/baş işaretiyle çağırmak. kadın berberi. s.). beat.. f. güzelce. 1. k. to -e yak ışan.b. f. dili bir şeyden çok daha üstün olmak. 3. yatak takımı. become. i. haybeye kürek çekmek. i. kastor. münasip. endişelenmek. defetmek. (down) -e yatacak bir yer vermek. zool. çünkü. 2.). 2. dili birini öldüresiye dövmek. kötürüm O kravat olmak.o. dövme (metal).come) 1. up beat s.o. yak ışmak. f. dili birine fiyat indirtmek. -diği için. temize ç ıkmak. bak. çoğ. olmak. çırpılmış (yumurta v. be. 3. beat to windward beat/bang/hit one´s head against k. orsas ına seyretmek. (kad ına) âş şı(patika. güzellik salonu/enstitüsü. -den dolayı.. k. k. 2.u ğramak. birini dövüp çürükler çok içinde b ırakmak. i. güzellik kraliçesi. bak. için. birini tekme tokat dövüp iyice h ırpalamak. yaraşmak: That tie yor. kuaför. --s/--x (boz) i. tam pansiyon. a stone wall rekoru k ırmak. güzellik uykusu. birini ezmek. 2. sinirleri boşanmak.yol âşıv.o. güzellik yarışması. becomes you. merak etmek. down yatıp uyumak. (bir şey) (karşısında) çılgına dönmek. beaten nenmi ş. all hollow beat the air beat the bushes beat the rap beat time argo Defol! k. aklanmak. 2. 1. . k. güzellik uzmanı. uygun. ışı felce kutuplaşmak. nedeniyle. üzerinden geçilmi çiğğ . bak. k. güzel şey. nehir yata ğı. beauty shop.Beat it! beat off beat off the attack beat s. ço beau beautician beautiful beautifully beautify beauty beauty contest beauty parlor beauty queen beauty salon beauty shop beauty sleep beaver became because because of beck beckon become become paralyzed become polarized become/get anxious become/get hysterical (over) become/get suspicious becoming bed bed and board bed and breakfast bedbug bedclothes i. bağ. birinin pöstekisini sermek. saldırıyı tamamen püskürtmek. i. 2. (çok) güzel. beat/break the record f. 2. sana yak 1. kunduz kürkü. f.b. birini cebinden ç ıkarmak. 1. s. 2. dili kovmak. den. felç olmak. kunduz. güzelle ştirmek. to a pulp beat s. i. argo 1. birini pes ettirmek. black and blue beat s. 3.t. sevgili. kuşkulanmak. meraklanmak. 2. (kad ınlar için) kuaför salonu. güzel kad ın. tahtakurusu. dili her yerde aramak. all hollow beat s.o. f. yatak ve kahvalt ı. cezadan kurtulmak. k. 2. dili 1. 1. şüphelenmek. (bahçedeki) tarh.o. 1. k. birini büyük bir yenilgiye u ğratmak. birinden daha üstün olmak. z. s. birinin posas ını/leşini çıkarmak. dövülmü ş. dili bo şuna uğraşmak. 2. down beat s.came.

--en) ba şına gelmek. dostça davranmak. (çoğ. i. düz hat. k ınkanatlı böcek. yatak odas ı.. tarifi imkâns ız olmak. (--ted. çok gürültülü ve kargaşalı bir yer. düz çizgi. (yatakta kullan ılan) sürgü. meydana gelmek. i. 3. ön ayak olmak. arı yetiştiricisi. . f. arıcı. 2. bedpan bedridden bedroll bedroom bedside bed-sit bed-sitter bedsore bedspread bedstead bedtime bee beech beef beef up beefsteak beehive beekeeper beeline been beer beer on draft beeswax beet beet sugar beetle beetroot befall befit befitting before before Christ before long before the wind beforehand befriend beg began beget beggar beggar description begin beginner i. i. tımarhane gibi bir yer. balarısı. i. tek odalı apartman dairesi. rüzgâr yönünde. f.ten/be. bulmak. yak ışan. arı kovanı. f. yatalak. 1. i. huzurunda. arı. yatak örtüsü. z. sızlanıp durmak. i. İsa´dan önce (İ. yard ım etmek. i. pancar. 2. dili kuvvetlendirmek. sebep olmak.. i.got. (be. i. f.fell. 2. -den önce. işe yeni ba . (be. pancar. yatma zaman ı. s. i. çapk ın. i.C. f. z.gan.got. i. argo şk. sefalete düşürmek. bed-sitter. i. uygun olmak. --ting) 1. çabuk.. tercihen. i. önünde. Kıyamet koptu.bedding bedfellow bedlam Bedlam broke loose.. s. 1. tıb. yol açmak. (çoğ. dilenci. edat 1. --ging) 1. i. yerine. --ning) 1. banyosuz.gun.). yalvarmak. ikâyet etmek. i. bak. begin. cephesinde. --s) argo şikâyet. i. (be. 1.. pancar şekeri. önce. yak ında.root) İng.). 2. f. dilenmek. beet. (--ged. babas ı olmak.. yatağın başucu. i. evvel. s ığır eti. karyola. sakaroz. mahvetmek. i. i. yatak tak ımı. i. 2. 2. dürülü yatak. fıçı birası. bak. i. bira. -den rica etmek. biftek. be.. f. ba ğ (B. i.Ö. of -den dilemek. i. bot. bak. İng. kestirme yol. be. i. önceden. kayın ağacı.. 2. f.) milattan önce (M.got. 2. 1. beeves) sığır. yatak yarası. kayın. f. şlayanvücut kimse. f. be. ba şlamak. 3. başlatmak. anlatmaya sözcükler yetmemek. zool.. i. (çoğ. balmumu. --ting) yak ışmak. önce.Ö. İng.

. perde arkas ında.. f. i. Beyaz Rusça. varoluş. 2. İng. ısrarlı istek.. beget. esas. hareket etmek. Onları behind. seyirci. iman etmek. oldu i. larının geride: ısrarlı istekleri üzerine bazen şarkı behest of friends. terbiyeli davranmak. parmakl ıklar arkasında. i. f. 1. 2. (bir şeyi) do you? Bu tatili bana fazla görmüyorsun. 2. aklın f. bot..beginning begonia begot begotten begrudge beguile begun behalf behave behave o.. ısrar: She would sometimes sing at the şinden. sanmak. Belçika. i.. yanlış/sahte ğunu göstermek. behold. boynunu vurmak. 3. bak. yaratık. inanç. Behave yourself! behavior behaviorism behaviour behaviourism behead beheld behest behind behind bars behind bars behind one´s back behind the scenes behind the scenes behind the times behold beholden beholder behoove behove beige being belabor belabour Belarus Belarussian belated belatedly belch beleaguer belfry Belgian Belgium belie belief believable believe i. bej. bak. s. davran ışçılık.. Belçikalı. güçlü bir inanç duymak. 2. f.ly. s. i. i. i. geğirme. inanmak. behavior. z. yakışmak.ing) 1. gecikmiş. -meli. muhasara etmek. İng. içeride. f. f. s. emir. içeride. be. yak ışık almak. fırlatmak. 4. etrafını sarmak. gizlice. f. bak.s. 1. cezbetmek. i. kuşatmak. saptırmak. k. 1. bak. behaviorism. 1. 1. Çocuklar pe şinden ıklar arkas ında. İng. Belçika. 1. 1. f. i. geğirmek.held) 1. f. 2. gerekmek. f. (sahte bir şey) (gerçek bir şeyi) örtmek.. üzerinde fazla durmak: Don´t belabor the point. f. parmakl k.. varlık. f. vaktinden sonra. Terbiyeni tak ın! i.. (somut anlamda) pe ş koşuyordu. baş. i. perde arkas ında. geç kalmış. beget. demode. 2. gözlemlemek. ğil mi? 2. 2. O nokta üzerinde fazla durma. 2. başlangıç. Belçika´ya özgü. davranmak. 1. Arkada The children were running z. i. begin. belabor. insan. 1. Beyaz Rus. i. bakmak. 1. bak. Belçikalı. de ı çelmek. çan kulesi. püskürtmek. i. . bak. borçlu. s. davran ış tarzı. etrafını çevirmek. 2. 3. (--d. kellesini uçurmak. inanılır. bak. f. (bir şeyi) (birine) fazla görmek: You don´t begrudge me this vacation. 2. İng. Beyaz Rusya. minnettar. çağın gerisinde. kaynak. 2. i. -in arkas ından. oluş. -in gıyabında. f.. f. s. davranış. ayartmak... f. begonya. (be. We left them far behind. f.. 2. görmek. i. 1. gecikerek. dili hapiste.. dili hapiste. s. behoove. i. buyruk. 1. bak.

i. i. güzelavratotu. 1. tek. 4. çan. s. k.believe in believe in s. 1. dönemeç. f. 1. kemer. ğ. dili Sus!/Çeneni kapa! f. viraj.. aşağıya: The sea beneath was blue. belladonna. 2. bağırmak. Belarus. those below below nşalt ında. i. böğürmek. 2. i. kampana. (bir şeyden) ağlayıp sızlayarak şikâyet etmek. i. dövüşken. kavgac ılık. s. röper. bot. bükmek. vasatıa tic. aşağıdan. i. 1. dalgın. mümin. to -in üyesi olmak: Bahri belongs to the Moda i. Oryantal dansöz. f. akl ı yatmak. denektaşı.. dirsek. otellerde oda hizmetçisi çocuk. beneath there came a voice.. dili göbek. ç ıngırak. kavgac ı. k şeye) 2. aşağıda. üzüntüsünü 2. belirtmek. çançiçe ği. (bent/eski --ed) 1. savaşçı.. seviye işareti. Believe me! believer belittle Belize Belizean bell bell pepper belladonna bellboy belle bellflower bellhop bellicose belligerence belligerent bellow bellows belly belly dancer belly dancer belly dancing bellyache bellybutton belly-up belong belongings Belorussia Belorussian beloved below below average below par belt belt buckle Belt up! bemoan bemused bench bench mark bend bend to/towards bendable bends beneath beneath contempt 1. z. benim. inanan. Beliz. aşağıdan. kemer tokas İng. kemerle ba ğlamak. sevgili. O (kimasa şisel) e şya. f. i. bellboy. 3. i. şaşkın. z.. 2. ıvrılmak. eğilir. i... s. rakkase. -e güvenmek. 1. 2. dövüşkenlik. Belarussian. kıvrım. zil. körük.. kıstas. (birine) ait olmak: That table belongs to me. f. bot. bank. k. 1. çevirmek. ço i. oryantal dansöz. Aşağıdaki deniz maviydi. i. göbek çukuru. i. kolan. s.o. e ğmek. aşağıda. sıra. i. -e inanmak. Belizli. i. two floors below iki kat aşağıda. bak. dansöz. dolmalık biber. rezil. 2. dövüşken. dili yumruk indirmek. kayış. 2. 1. dilber. eğrilir. i. savaşçılık. ço ğ. sızlanmak. kuşak.. karın. kuşatmak. kıvırmak. aziz. k. i. bak. bağlamak. ölçüt. Sözüme inan! i. f. ı. kavgac ı. 1. bükülmek. z.. Beliz. küçültmek. f. s. 2. i. Oryantal dans. dili şikâyet etmek. saymaca de ğerinin altında. i. bak. aşağıya: from below aşağıdan.. karın ağrısı. küçümsemek. den. edat aşağılık. inleyerek yakınmak. s. göbek atma.. şiddetle vurmak. (bir s. 2. 1. i. to (bir şey) (birinin) malı olmak.. 1.From . birine güvenmek. i. 3. eğilmek. güzel kad ın. i. 2. Beliz´e özgü. alçaltmak. sevgili. bükülür. Belizli. röper noktas ı. A şağıdan bir ses geldi. 2. k. the river flowing ağı da akan nehir.

from yararlanmak. gemici ranzas istirham f.rü şvetçi. i. 1. Bahse girerim ki . -i kuşatmak. hayır işine bağışlanan para. -i ku şatma altında tutmak. kutsama. mirasç ı. z...). yanı sıra. yarar. -e s ıkıntı vermek. (gemiyi) rıhtıma palamar yeri. (be. ırl ı. f. üstelik. hay şak huylu. 2. 2.. yararlı. -den istifade etmek: This m amac ıyla düzenlenen konser. bağış. bereketli (toprak).b. 3. iş. yas. sersem. etli ve zarlı kabuksuz meyve. (ölüm nedeniyle) kayıp. yardı-den i. benzin. çılgınca hareket eden. vasiyet etmek. fayda. manevra alanı. Benin´e özgü. (taşıtlarda) yatak. hayır işine bağışlanan para. 2.. (çoğ. cömert. i. 1. i. 2./My bet is .benediction benefaction benefactor beneficence beneficent beneficial beneficially beneficiary benefit benefit concert benevolence benevolent benign Benin Beninese bent bent benzene benzine bequeath bequest berate bereaved bereavement bereft bereft of beret berry berserk berth beseech beseechingly beset besetting beside beside o. selim (tümör). etmek. faydalı./I´m willing to bet . 2. f. yararlı bir şekilde. den. i. yard ımsever. miras olarak b ırakmak. etrafını almak. i. f. yanında. 1. geçmek. yaslı. 3. İng. k. vâris. -den faydalanmak. dili o biçim. 2.. s.. 1. iyi. f.. 2. ısmarlama yapılmış. eğri. s. kirletmek. -e yararı dokunmak. 2. kim. i. 1. 1. Benin. başına üşüşmek. cömertlik. 4. 2. yalvararak.s. konu dışı. s. rıhtımda ı. 2.. çatlak. düzenbaz. çılgın.. f. bak. İng. f. dili deli. -in yanında. iyi huylu. k. i. bere. yard ımsever. ısmarlama iş yapan. yenmek. 2. I´ll bet .. s. . 2. bak. s. kendinden geçmiş.ese) Beninli.nin. i. s. s. z. hayır işine para bağışlama. i. en uygun. 2.sought/--ed) yalvarmak. aptal. den. takdis. s. cömert. 2. 1. sarho ş.. konu dışı. kaybetme. (good ve well´in enüstünlük derecesi) en iyi. 2. en iyi yol/çare. ha şlamak. yararlanan kimse. bağışçı. den. yakayı bırakmayan. 1. i. yitirme. hayırlı. ranza. en ho ş. -den ba şka. edat 1. -in etrafını sarmak/çevirmek. matem. 1. 1. iyi. 1. -in yarar ına olmak. yard ımseverlik. -in dışında. kıvrık. ayrıca. 1. 2. Be. 5. (be. hayır işine para bağışlayan. -den yoksun kalm ış: bereft of strength kuvvetten düşmüş. z. bükülmüş.. yumuşak (hava). s. vasiyet. f. bağış. i. i. i. f. 3.. bulaştırmak. Benin. 1. 3. yumu iyicil. f.. kâr gayesi gütmeyen (kurum v. hayırlı. görev.. bend. -e nazaran. --ting) 1. hırsız. üçkâğıtçı. i. 4. dili hilekâr. yard ımseverlik. Beninli. matemli. benzen. azarlamak. bağış. k.set. yaslılar. 4. beside the mark beside the question besides besiege besmear besotted besought bespoke best best best bet i. s. yan ına. edat 1. beseech. cömertlik. baskın çıkmak. f. s.. s. -e yararlı olmak. hakk ından gelmek. i. ısmarlama. matemliler. hiç güvenilmez. s. en iyisi.

önyarg i. i. erişilmez. ihanet etmek. vahşice. kuşkusuz.strid. i. vah şi. between aras ızda. between between you and me between you and me and the gatepost you and me and the between lamppost bevel beveled beverage bevy bewail beware bewilder bewilderment bewitch bewitching beyond beyond doubt beyond measure beyond number beyond price beyond question beyond the veil beyond/out of reach beyond/past redemption Bhutan Bhutanese bias biased bib sağdıç. daha iyi bir ş gittikçe daha iyi. (--red. ihsan etmek. dili söz aram ızda. 2. betide betray betrayal betrayer better better and better better half better half Better late than never. öteye. 3. cezbetmek. hayvan gibi. kalabalık bir grup: That bevy of beauties made the house ring with yla çınlattı. pahlanm ış kenar. bet he´s there. dili Emin olun. hayvanca. Butan. s. sayısız. ilâ: laf/söz aram söz aram ızda. k. 1. s. aldatmak. şaşırtmak. -e hay f. -e ayrıcalık tanımak. 3. (--ed/--led. her nda bulunmak/uzanmak: Istanbul bestrides two iki tarafında/yakas şmak. 2. (çoğ. s. f. Butan. 2. yerinden oynatmak. 1. ekilde. edat 1. Bhu. 2. 1. i. (be. --ting) ı1. i. 2.strid) 1. s. -den öte. bahis. üstünlük. kurtarılamaz. f. i.ese) Butanlı. -e alamet olmak: It betides good. (on/upon) (-e) vermek. ihanet eden. 1. f. aras ında: between Kadıköy and Üsküdar Kadıköy ile Üsküdar ında. son derece. -den sonra: Beyond there there´s nothing but mountains. ötesinde. --ring) harekete geçirmek. içecek. sayılamaz. 1. the two of them ikisi arasında. iddia. 2. 1. yetişilmez. f. dili eş. O alamet. 1. be. i. (birini) (belirli bir şekilde) etkilemek: They tried ılıto . f. tartışmasız. f. k. daha iyi. kabaca. ele vermek. z. i. 2. i. (good ve well´in üstünlük derecesi) 1. hayra göstermek. kaba. Oradan öte da ğdan başka şey yok. hain. (bir şeye) ağılamak. arasında. şüphe götürmez. i. -e iltifat etmek. büyü yapmak. O güzeller evi kahkahalar ıflanmak. büyüleyici. z. daha iyisi. paha biçilmez. dili eş (kadın/erkek): Where´s your better half? Eşin nerede? Hiç olmamaktansa vars ın geç olsun. laughter. pahlanm ış.den/be. hayvana yak ışır şekilde. f. Butan´a özgü. z. önyargı. Bence orada olmas ı kesin. kuvvetle sanmak: f. e ğilim. bacaklar ını ayırarak binmek. 2. çoksatar. pah. 2. Beni onun aleyhine çevirmeye s. . şüphesiz. çok dikkat etmek. 1. bahis tutu Ik. (bet/--ted. i.tan. daha güzel. f. f. 2. mama önlü ğü. (birinin) ba şına gelmek: Woe betide them! Başlarına taş yağsın! 2. 2. şev. hıyanet. me şrubat. sak ınmak. ötede. ötesi. gözünü açmak. hayvana ait. Butanlı. daha çok. edat 1. 1. büyülemek. bias me against him.best man best seller bestial bestially bestir bestow bestow favors on bestride bet Bet your boots. öbür dünyada. --ing/--ling) pahlamak.strode. i. kuşkusuz. sersemletmek. ele verme. bahse girmek. şaşkınlık. s. f. şüphesiz. verev. k.

münakaşa etmek. terslik. bicentennial. k. (bade/bid. veda etmek. safra.. bak.... ters. --den/bid. s. garaz. dev şirketler. bak. s. Biblically. k. i. s. atışmak. Kitabı Mukaddes´le ilgili olarak. saçmal ık. dar görüşlü kimse. i. büyük. i. Kitabı Mukaddes. iki kenarlı. i. Kitabı Mukaddes´e ait. cömert. i. i. dili Bilge´nin kazanmas ı kesin. iri. dili bisiklet. kin. i. (çoğ. bifokal. huysuzluk. argo kodaman. tekumanda f. f. eli aç ık. z. s. resmen evliyken ba şka biriyle yasadışı olarak evlenen kimse. --ding) 1. dili kodaman. önemli. etkili. . sintine. etmek. i. bisiklet kullanarak gitmek. bir şeyin zamanını beklemek. iki yılda bir olan. s. mutaassıp. beklemek. s. f. k. --d) 1. yıkılmamak. bağnazlık. 1.. bağnaz. s. karbonat. farewell bide bide one´s time bide one´s time biennial bier bifocal bifocals big big business big gun big shot big shot/wheel big wheel bigamist bigamy bighearted bigness bigot bigoted bigotry bigwig bike bikini bilateral bile bilge Bilge can´t help but win. s. Kutsal Kitap. Eski ve Yeni Ahit. den. 3. bisikletle gitmek. iki yüzüncü yıldönümü. s. 2. 2. dili kodaman. oturmak. taassup. f. i. (--d/bode. bağnaz. mutaassıp. huk. öneri. briç deklarasyon şebbüs. demek. 1. bifokal gözlük. 1. f. aç ık artırmada fiyat artırmak. k. i. i. bilingual bilious i. iki taraflı. i. 2.2..i. i. i. k. giri şim. bibliyografya. iki dilli. bak. z. i. (kapalı) bisiklet park yeri.ceps) anat. huysuz. bikini. pazı. i. söylemek. 1. kaynakça. bisiklet. dayanmak. büyüklük. huk. çift odaklı. sabretmek. dili kodaman. resmen evliyken ba şka biriyle yasadışı olarak evlenme. yapmak. önermek. kocaman. çekişmek. i. 3. ayaklı tabut altlığı. 2. 2. karina. çoğ. 2. öde ait. birine veda etmek. Biblical. safraya ait. s. --ding) 1. i.o. aksilik. dili kodaman. (bid.. bikarbonat. s.. aksi. 2. tabut taşımak için kullanılan tekerlekli sedye.Bible Biblical biblical Biblically biblically bibliography bicarbonate bicarbonate of soda bicentenary bicentennial biceps bicker bicycle bicycle shed bid bid bid farewell bid s. k. uygun zaman ı beklemek. iki yüzüncü yıldönümüne ait. öd. 1. emretmek. s. bi..

manifesto. poliçe. menü. 1. i. i. s. i. teke. 3. (kömür. f. cilt.´ni saklamak için) kap. 1. (dar ız etmek. s. ya şambilim. then. biyolojik olarak. çok fazla içki içilen süre: He goes on a weekend binge every now and hafta sonu boyunca içki içmekten başka bir şey yapmaz. 2. yaşamöyküsü. 2. konşimento. çok (duman) (yelkeni) s. teke. i. sarmak.rahats 2.. dalgalanmak. i. iki ayaklı hayvan. i.b. biyolojik. konşimento. Napolyon kirazı. doland ırmak. i. Betula. cüzdan. wood odunluk. ya şambilimci. (yelken) şişmek. i. biyokimya. dalgalı. 1. 3. yemek listesi. poliçe. (iki gözle bak i. ba ğlamak. hesap. i. (duman) buram buram çıkmak. i. s. A. 1. yemek listesi. 3. hayat hikâyesinin özeti. 2. f. ilan tahtas ı. ayda iki kez olan. kambiyo senedi. (bound) 1. kambiyo senedi. sandık. ciltevi. fatura çıkarmak. biyografi. fazla sıkmak. yer: coal bin kömürlük. i. dalgaland ırmak. ciltçi. çevreye zarar vermeden toprakta çözünebilen.D. biyolojik saat. fatura. zorlayıcı. i. 1. dirimbilim. kâ ğıt para. kuş. erkek keçi. k. biyolojik sava ş. bilardo. bot. hu ş. İng. ciltleme. iki ayda bir olan. i. f. biyolojik aç ıdan. Napolyon. dili cop. milyar. 1. ikili. erkek keçi.bin çift. sağlık belgesi. şişirmek. kenar şeridi. . 1.bilk bill bill bill of exchange bill of exchange bill of fare bill of fare bill of health bill of lading bill of lading bill of rights bill of sale billboard billfold billiard billiards billion billow billowy billy billy goat bimonthly bin binary bind binder bindery binding Bing cherry binge binoculars biochemistry biodegradable biographer biographical sketch biography biological biological clock biological warfare biologically biologist biology biped bipedal birch bird bird cage f. s. tutkal. 2 kenarını tutturmak. biyoloji. 2. dirimbilimci. 2. ciltlemek. i. aldatmak. tah ıl v. 1. i. gaga.B. i. i. s. Aras ıra ılabilen) dürbün. ya şambilimsel. biçerba i. dirimbilimsel. 2. bilyon. 2. fatura. s. biyolog. 4. bir giysi) ğlar. 2. i. 1. kandırmak. bağlayıcı. z. 3. (büyük) dalga. i. –– hall bilardo salonu. kanun tasarısı. trilyon. insan haklar ı beyannamesi. i. iki ayaklı. biyografi yazar ı. kuş kafesi. i. –– ball bilardo topu.

girişmek/kalk ışmak. i. katran. 2. 1. kirli. parça. 2. ısırıcı (rüzgâr). s. kuş evi. 2. i. azar azar. 3. ba şından bite off more than one can chew ık. 2. 1. 4. doğum günü. tükenmez. 2. geveze. doğum. s.. kuş ötüşü. 1. 1. s. biseksüel. bitüm. 1. i. çift cinsiyetli. keskin. 1. i. zift. 3. doğuş. . acı. i. f. kuş gözlemcisi. i. i. i. kafadarlar. i.bird in the hand bird of passage bird of passage bird of prey bird of prey bird sanctuary bird watcher birdcall birdhouse birds of a feather birds of a feather bird's-eye bird's-eye view biro birth birth certificate birth control birth defect birthday birthmark birthplace birthrate biscuit bisexual bishop bison bit bit bit bit by bit bitch bite k. i(içkide) 3. göçmen ku ş. elde olan fırsat. şiddetli. i.o. lokma. bitter (çikolata). sert. bite. siyah. nüfus kâ ğıdı. hem ac ı hem tatlı. bit. yava ş yavaş. --bing) gevezelik etmek. i. 2. ac ı. yaş günü. acayip. k. 1. bak. biçimsiz. bizon. dişi köpek. i. kara. yırtıcı kuş. parça. şekersiz.ten) sırdili ık. İng. f. f. (öfkesini/üzüntüsünü belli etmemek için) duda ğını ısırmak. satranç fil. doğum lekesi. 2. (bit. dili huylar ı birbirine benzeyen kimseler. 2.son) zool. ikicinslikli. d 2. (--bed. k. k.. zenci. 2. (bal ık) oltaya vurmak. s ızlanı1. 2. İng. (soğuk veya rüzgâra özgü) büyük şlere/işesertlik. (soğuk) yakmak. f. (nüfusa göre) do ğum oranı. yırtıcı kuş. 1. kara. acı (söz). i.. ikie şeyli. duyan. i. doğum kontrolü. i. keskin. gem. garip. dili (zor bir) karar almak. karanl ık. ziftli. 1. zenci. çörek. 2.´s nose off bite the bullet biting bitten bitter bittersweet bitumen bituminous bituminous coal bizarre blab Black black birine ters cevap vermek. i. 2. göçebe kimse. doğuştan olan özür. f. (çoğ. 1. s. matkap. biseksüel. siyah. dili şikâyet p durmak. 2. zift gibi. s. s. k. kaynak. her iki cinse erotik istek kar i. 1. tuhaf. bo şboğazlık etmek. k. doğma. ısırmak.şı piskopos. bitümlü. zenci. kuşbakışı. 2. şirret. kasvetli. ırd ır etmek. dili elde olan yararlı şey. göçmen ku ş. dili cadaloz kadın. lokma. delgi. iyi ve kötü. k ırıntı. bilg. 1. bit. bi. 1. bite. dili bir yerde ancak geçici bir süre için kalan kimse.. soy. bite one´s lip bite s. doğum yeri. tükenmez kalem. 3. bo ğaz. s. i. ac ı. kuşların avlanması yasak olan yer. 1. başlangıç. 2. bak. boş s. s. bisküvi.. kuş cenneti. i. etmek. kancık. 1. madenkömürü.

3. (--ped. siyah pars. bir suç veya ba şarısızlığın sorumluluğu. suçsuz. cop. can s ıkıcı. köpekotu. kara kutu. cowpea blackguard blackhead blackjack blackleg blacklist blackmail blackmailer blackness blackout blacksmith blacktop bladder blade blah blame blameless blameworthy blanch blancmange bland 1. şantaj yapmak. i. i. alçak kimse. 2. k. -i kara listeye almak. 2. siyahlık. şantajcı. karşı oy kullanmak. 1. ailenin yüzkaras ı. kılıç. demirci. sütlü pelte. k. i. 1. iftira etmek. paluze. kara liste. i. şantaj. 1. s. . küfretmek. mesane. çürük. kara ısırgan. kara tahta. i. i. i. s. ayıplanacak. tadı bebek maması gibi ve hazmı kolay olan (yemek). 2. i. karartmak. 2. kısa süren şuur kaybı. böğürtlen. f. çöreotu. 2. İng.. s. f. 1. siyah beyaz resim. f. 2. gözü kararmak. ince uzun yaprak.. 2. siyah beyaz: black-and-white television siyah beyaz televizyon. karabiber. 1. kimsenin dikine gitmeyen. karatavuk. s. göz kararmas ı. 1. dili grev kırıcı. 1. smokin. i. 2. alçak. bezdirici. edepsiz. i. karartmak. (bıçak) ağzı. i. i. s. 1. --ping) asfaltlamak. kabahatli. başı siyah olan sivilce. s. sidik torbas ı. (kabu ğunu soymak için) (bademi) biraz haşlamak. 2. i. lekelemek. 4. f. nalbant. karalık. i. kara liste. siyah göz. karabiber.black and white black belt black book black box black coffee black cumin black eye black horehound black leopard black list black magic black market black mulberry black out black pepper black pepper black plague black sheep black tie black-and-blue black-and-white blackball blackberry blackbird blackboard blacken black-eyed pea. bot. yazı. töhmet. i. anat. s. (kötü bir amaç için yap ılan) büyü. kara veba. morarm ış göz. karalamak. 1. rezil. f. 3.. i. i. i.. karadut. suçu (birinin) üstüne atmak. karaborsa. kara leke. kabahat. i. judo siyah ku şak. benzi atmak. sövüp saymak. suç. 2. börülce. 2. karartma. sütsüz kahve. kara listedekilerin kayıtlı olduğu defter. masum. hav. i. k ısa bir süre için şuurunu kaybetmek. dili saçma. morarm ış. f. siyah papyon kravat. asfalt. 1. f. f. (kürekte) pala.

k. maden oca (roket) uzaya f ırlatılmak. 2. donatmak/kaplamak. k. ünlem. s. bezgin. kanamak. sızlanma. -e ateş etmek. i. bip sesi çıkarmak. boş boş. 2. f. bip. Allah hakk ında kötü konuşmak. soğuk ve kasvetli (hava). f. i. 2. s. s. i. kurusıkı fişek. s. 2. yapmak. herkese ilan etmek. i. kanayan. gürültü yapan. takdis etmek. kötü. rüzgârdan korunmasız. kafiyesiz on heceli nazım şekli. öfkeli parlama. not defteri. yüksek ses. f. 3. dili birini ha şlamak/azarlamak. bo i. dili kör ı. yangın. usanm ış2. iç aç s. kör olası. f. blender. -i hararetle yapmak. beyazlatmak. Allah hakk ında kötü konuşma. 5. anlamsız. 2. 2. k. (bled) 1. i. out Bless you! blessed blessing i. f. f. teşhir etmek. kutsama.. 1. boş.o. yanan şey. f. 1. 3. k. sızlanmak. ağaçların gövdelerinde çentikler açarak yeni bir yolun yerini işaretlemek. s. i. rüzgâra açık. m ızırdanma. ç ığır açmak. beyaz. karışım. (yolık. 1. (--ed/blest) kutsamak.: every blessed day her Allah ın ş. kar ıştırıcı. alevler: the blaze of the fire yang ının alevleri. i. yava şça katmak. küfretmek. harap. bir tür aç ık tribün. sana bu çocuklar ış. boş gözlerle: look blankly at -e anlamamış gibi bakmak... kandırmak için söylenen veya edilen iltifat. İdrought. İng. kan ağlamak: My heart bleeds for tlık olas kurbanlar ı için içim kan ağlıyor. piyangoda bo ek. spor ceket.. tahrip etmek. 1. apaç ık. infilak. bleed. 1. f. 2. f. (göze çarpan bir şekilde) ilan etmek. children. battaniye. Allahın Allah . s. 1. f. harmanlamak. ile uyumlu olmak. 2. 1. küfür. yüzünden akan. (göze çarpan bir ğeyle) artmak. çok tiz ve anlık elektronik ses. 1. 2. 2. meleme. i. i. söylemek. s. 2. boru sesi. 2. sergilemek. arma. yazısız. melemek. 3.with 2. i. dili ac ımak. m ızırdanmak. bak.. takdis. dili çok e ğlendirici bir şey. 2. geçi şe tutmak. 1. 1. 1. ç . eritme yakmak. 3. i. kutsanm günü. ğuk/sıcak) (bitkiyi) kavurmak. s. dinamit tapas ı. 1. f. -e boş ş bakmak. kurus ıkı fiş açık çek. açık ciro. 1. hayırdua. 3. 3. uymak. i. bak. 1. boru gibi ses ıkarmak. sar ıp sarmalamak. nimet. i. k. olmayan bir yerde) yol 2. i. i. 2. 1. 2. çamaşır suyu. harman. sulanm ış/çok çapaklanmış/kızarmış (göz). Allah kahretsin! s. patlama. 2. alev alev parlakl r açmak. z. kusur. karıştırmak. aş i. Çok yaşa! be blessed with (Allah) (birine) belirli bir nimeti bağışlamak: ı ihsan etmi You´re blessed these 3. (so y ğı . 4. kutsal. bleary. gözleri sulanm ış/çok çapaklanmış/kızarmış. -işate birden parlamak. yazısız kâğıt. 1. f. 2. hata. ongun. leke. ıkmak. k.blandishment blank blank cartridge blank check blank endorsement blank verse blankbook blanket blankly blare blasé blaspheme blasphemy blast blast furnace blast off Blast! blasted blasting cap blatant blaze blaze a trail blaze a trail blaze away at blaze up blazer blazon bleach bleachers bleak blear bleary bleary-eyed bleat bled bleed bleeding bleep blemish blend blend in blender bless bless s. atın alnındaki beyaz leke. 2. dili Allah ın belası. dili the victims of the Kı ng. blazer. 1. . f. 1. 1. ş numara. ıcı olmayan. açık. 1. borununkine benzer ses. ç ığı 1.

(devamlı) yanıp sönen sinyal ı.iki s ıkım hardal. (deliği/boşluğu) doldurarak kapamak. 2. afet. 1. ablukaya almak. sarışın (erkek). kan. bak. engelledi ğ i. 1. 1. tıkamak. katliam. saçmalamak. f.. ç ıkmaz k. neşeli/şen/tasasız bir şekilde. İng. at gözlü ğü. kör gibi. i. dili adam. 1. açmaz. şiş (karın. bless. 1. 1. önceden tan ışılmayan biriyle eğlence yeri. at gözlü f. kurutmak. tıkanma. âmâ. 1. 3. 4. kör etmek. i. 2. f. f. yıldırım saldırı.. sinyal lambas ı. şişko. azarlama. dili ha şlama. 1. f. büyük parça. 2. k. lambas i. 1. dili yağ tulumu. kabarmak. i. neşeli. kavurmak. z. dili mankafa. pol. anat. jaluzi. s.leş). 1. . mantar. i. palanga. çok mutlu.. şişirmek. soldurmak. i. f. i. i. tipi. kabartmak. den. kendi önyarg ısının insanı anlamaktan ğ i ü. gözlerini ba ğlamak. mahvetmek. f. kesmek. avcıların avlarından gizlendiği kama sokak. i. f. çoç ğı . blow. i. s. konu. bir gözü kör. lokanta v. 2. fiske. f. bak. gözünü almak. kabarc ık. kan davas ı. blitz. 3. mutluluk.. i.. office block (bürolar ın bulunduğu) iş hanı. 2. tıkama. k. körlük. İng. i. tıkamak.kmaz. k. İng. i. s. bak. kabartmak. kan bankas ı. blok. gamsız. göz kırpma. i. s. 1. büyük s. şişmiş. s. i. blok. 2. pürneşe. abluka etmek. 1. kitap yazısıyla yazılan büyük harf. İng. blok. İng. küf. 3.. kan sayımı. 2. (kumaşı/kitabı) kalıpla basmak. f. 2. sarı (saç). soy. arkadaş. ştırmak.. k ıvamı koyu iri bir damla: a blob of paint bir boya damlası. büyük bina: block of flats apartman. 2. i. kan bankas ı. f. z. i. göz k ırpmak. eksiksiz bir mutluluk. oto. dangalak.b. stor. sarışın (kadın). i. çakar.´ne gitme. kör. 2. s. saçma. gözü ba ğlı.. ç ıkmaz (sokak). parsel. 2. i. blokaj. şen. tasasız. 2.blessing out blest blether blew blight blind blind alley blind as a bat blind date blind in one eye blind spot blinder blindfold blindfolded blindly blindness blink blinker bliss blissful blister blithe blithely blitz blitzkrieg blizzard bloat bloated blob bloc block block and tackle block letter block print block up blockade blockage blockhead bloke blond blonde blood blood bank blood bank blood bath blood count blood feud k.. abluka. i. gözbağı. two blobs of mustard i. (retinada) kör nokta. su toplamak. dili kör gibi.

çiçek. k. s. zalim. kan çana ğına dönmüş (göz). 2. away blow s. silmek. 4. çiçek açm ış.. baya ğı. 1. çok k ızmak. parlamak. f. 2. f. dili tepesibacan atmak. adamakıllı. kana susam ış. kusur.. k. esmek. dili ans ızın gelmek. 4. dili birinin gerçekte kim oldu ğunu göstermek. dili 1. geli şmek. leke. diyet. kurutma kâ ğı 1. 2. kan şekeri. kan damar ı. 2. tansiyon.. f. 1. k. birini çok şaşırtmak. dili 1. anat. lekelemek. birini çok heyecanland ırmak. lekelemek. i. tazelik. blotting paper. sümkürmek. 1. böbürlenmek. birine çok keyif vermek. k. dili kendi reklam ını yapmak. 2. başına kurşun sıkarak intihar etmek. kan nakli.o. 2. lekelenmek. 2. (--ted. f. canlanmak. 2. k. s. (açılmış) çiçek. külahını uçurdu. kan gibi. k. ayıp. dili (rüzgâr) çok sert esmek.. üflemek. dili tepesi atmak. papyebuvar. yok etmek. düşmek. f. fiske. bluz. s. 2.´s cover blow s. tüyler ürpertici. dili tepesi atmak. ba şına kurşun sıkmak. i. gençlik. s. 2. kan dökme. kendi reklam ını yapmak. dili 1. uçmak: The wind has ınöfkelenmek. geçmek. üfleyip söndürmek. 1. bahar. Rüzgâr ı att ırmak. 2. leke. uçurmak. övünmek. i. bak. canavar ruhlu. 2. kan grubu. İng. diliı. 3. 3. birini çok şaşırtmak. kurutma kâ ğıdı. dili karars ız olmak. k. k ızmak. (fırtına) dinmek. 1. kan grubu. bozmak. inatç aksi. dili kendi borusunu çalmak. 2. 1. tansiyon. dıortadan ile kurutmak.´s mind kan davas ı. olas İng. 1.o.blood feud blood group blood money blood poisoning blood pressure blood pressure blood sugar blood test blood transfusion blood transfusion blood type blood vessel bloodcurdling bloodshed bloodshot bloodthirsty bloody bloody-minded bloom blooming blossom blot blot out blotch blotter blotting paper blotting paper blouse blow blow blow a fuse blow great guns blow hot and cold blow in blow one´s brains out blow one´s cool blow one´s nose blow one´s own horn blow one´s own horn blow one´s own trumpet blow one´s top blow one´s top/stack blow out blow over blow s. gömlek. duraksamak. unutulmak. İng. 2. solumak. kana susamış. kanlı. ateş ederek birini öldürmek. çiçek vermek. hunhar. kiralık katillere verilen para. --n) 1. k. kan zehirlenmesi. dili kör ı. birini vurmak.. i. i. (lastik) patlamak. 3. k. i. meyve üzerindeki bu ğu. . 1. çiçek açmak. kan tahlili. sigortay k. bahar açmak. i. vuru ş. argo kör olası: That blooming telephone! O kör olası telefon! i. s. 2. 2.o. gaddar. mürekkep lekesi. 1. k. k. k. kan nakli. k. kabart ı. --ting) 1. 1. kan bas ıncı. s. darbe. dili k. 3. (blew. blown off the chimney cowl. k. dili tepesi atmak. kurutma kâ ğıdı.

f. 2. i. f. dili büyük parti. patlama. birini bir şey yapmaya zorlamak. sözünü sak ınmayan. pansiyoner olmak. ağır bir cisimle vurmak. mavimsi. 1. 1. mavi kopya. dili (insan vücudundaki) yağlar. cop. i. patlatmak. zool. i. 2. üstüne tahta çakarak kapamak. 1. fart furt etmek. 1. f. s. 1. k. yüzü k ızarmak. yatılı okul. fart furt. i. agrandisman yapmak. (blow-dried) kurutma makinesiyle kurutmak. 1.o. keskin olmayan. i. i. kurusıkı. kızarıklık. s. ayrıntılı. (kum.. patlamak. 2. pürmüz lambas ı. yabandomuzu. rüzgârın çıkardığı) uğultu. 2. f. blue blue blood blue blood blue cheese blue jeans blue ribbon blue vitriol bluebell blueberry bluecollar blueprint bluff bluff bluing bluish blunder blunt blunt blur blurry blurt blush bluster boar board board of directors board of managers board up boarder boarding house boarding school boarding school boardwalk k. mavimt ırak. f. f.o. k. s. supet. f. 1. i. bot. 4. i. mavi renkli. (--red. mavi. 2. soylu kimse. i. bataklık v. 2. i. blöf.b. (vapura/trene/otobüse/uça ğa) binmek. mavi renk. yat ılı öğrenci. 1. out ağzından kaçırmak. yönetim kurulu. 4. (şiddetli i. 2. gaf. (rüzgâr) şiddetle esmek.t. mavi kopya ç ıkarmak. f. süpet. bir şeyi/birini paramparça etmek. 1. i. şişirmek. f. 3. i.blow s. aristokrat. çivitlemek. k. k. böbürlenme. kereste. yönetim kurulu. 2. 3. dili patlamak. f. 1. sarp ve yüksek k ıyı/kaya. çançiçe ği. 2. s. tepesi atmak. çivit. 1. proje. kör.b. bulanıklaşmak. dili efkârl ı. 1.o. üzerindeki) tahta yaya kaldırımı. belirsiz bir şekil. f. i. azaltmak. körletmek. kaba penisi a ğızla uyarma. k. şatafatlı davet./s. to smithereens blow the lid off blow up blow-by-blow blow-dry blowjob blowout blowtorch blowup blubber blubber bludgeon bludgeon s. havaya uçurmak. bulanık. mavi. --ring) bulan ıklaştırmak. pot k ırmak. kavga. işçi sınıfına ait. den. i. i. 3. dili birini hayrete dü şürmek/şaşkına çevirmek. pürmüz. satranç v. göztaşı. lastik patlamas ı. blöf yapmak. kızartı. gaf yapmak. yatılı okul. büyütmek..t. 1. hüngür hüngür a ğlamak.. tok sözlü.´s mind blow s. into doing s. herhangi bir alanda en büyük ödül. i. balina ya ğı. . i. s. 2. birinin aklını başından almak. 5. i. 2. borda. 2. kurus ıkı atmak. bir çeşit küflü peynir. 1. f. f. blucin. 2. s. hüngürdemek. pansiyon. 2. tahta. s. aristokrat. i. asilzade. çayüzümü. yönetim kurulu. i. k ısa ve kalın sopa. Campanula. oyun tahtas ı. pot. pansiyoner. küplere binmek. dili aç ığa vurmak. tasarlamak. plan.

olta mantarı. serkeş. (--ged. -e sahip olmaktan gurur duymak: This hotel boasts two swimming pools and a sauna. i. ceset torbas . Bolivyalı. tuvalet. kaba kenef. (up) 1.. f ırlamak. Göl bir ceset taşımaya vücut geliştirme. 1. ölü sayısı. madeni saç tokas ı. karoser. 1. s. 2. desteklemek. minder. kurallara karşı gelen. 2. kaynayarak suyunu çekmek. dili ı şp ilin. İng. 1. s. z. f. f. k. 2. makara.. miktar: a body of information bir miktar bilgi. . s. i. siyah (harf). 1. tulum (giysi). kilit dili.. siyah (harf). s. çabuk e ğip kaldırmak. fırtınalı. düzme.. 2. Bolivya. 1. yastık. haşlamak. bataklık. kayıkhane. tümüyle. body of water. i. bilg. çabuk eğip kaldırma veya ilip kalkma hareketi. fırlayıp kaçmak: When the pickpocket saw the yıldırım. -e işaret etmek. i. siyah harfler. korsaj. 4. 2. koruma görevlisi. matb. i. yüreklilik. 2. f. (saçı) alagarson sallanmak. alagarson saç. sık sık e f. cesur. iyiye işaret/delalet etmek. tamamen. gürültülü. özü kalana kadar kaynamak. i. ıng. insanı hayrete düşürmek. koruma. fırlama. yarışta kullanılan kızak. baloney. f... i. i. sürgülemek. bob)sİ i. f. s.. övüngen. cesaret. 3. bobin. (çoğ. 1. z. bütünüyle. bak. ı kütle.. kitle: A lake is ıa özgü fermuarl torba. (kaynarken) ta şmak. 2. alçal yükselmek. i. k. çıban. 1. matb.. k 1. buhar kazan ı. 1. ha şlanmak. Bu otel iki yüzme havuzu ve bir saunas ıyla s. 3. bide. 2. at/over -e tak ılıp tereddüde düşmek. bedensel. matb. cesaretle. 3. arka arkaya bağlı çifte kızak. İng.ğ (--bed. i.. uzun yastık.. c ıvata. kaynamak. 2. i. k. 2. yastıkla beslemek. vücut.boast boastful boat boathouse bob bob bob bobbin bobby bobby pin bobsled bode bode bode ill bode well bodice bodily body body bag body building body count bodyguard bog boggle boggle the mind bogus boil boil boil away boil down boil over boiler boiler suit boiling point boisterous bold boldface boldfaced boldly boldness Bolivia Bolivian boloney bolshy bolster bolt bolt of lightning f. ceset. dili polis. övünmek. kaynama noktas ı. kazan. ısaltmak. i. kaynayarak buharla şıp yok olmak. 1. i. İng. Yeni bir sandalım var. 2. gövde. 4. 2. sandal. kad ın yeleği. ufak i ğ. ask. kaynatmak. dili asi. hela. --bing) 1. 4. Bolivya´ya özgü. bilg. s. kaçış. 1. çekülün ucundaki a ğırlık. i. bak. dili tepesi atmak. i. şiddetli. gözüpek. vapur. kısmak. İng. yat gibi) tekne: What time does the boat leave? Vapur kaçta kalk ıyor? I´ve got a new boat. köpürmek. -ging) f. k sıkk. (gemi. 2. kötüye işaret/delalet etmek. -e delalet etmek. yapma. 5. Bolivya. kolgüçlendirmek. 1. i. sahte. 2.. i. Bolivyalı. at ılgan. i. beden. 2. cüretli. sürgü. f. yüznumara. çabuk eğilip kalkmak. s. bilg. 3.. How i. 1. demiri.

ahmak. s. kefil olmak. 3. hoş. aptalca hata. dili ı bomba etkisi yapan. falso. argo sikme. s. kefil.. aptal. (polis) (san ığı/cezaya çarptırılan birini) kayda geçirmek.men (bandz´mîn) i. dili aptalca hata.. i. İng. bonds. aşk yapmak. kaporta. 2. 1.bolt upright bomb bombard bombardier bombardment bombastic bomber bombshell bon voyage bona fide bonanza bond bond paper bondage bonded warehouse bondholder bondsman bone bone bone china bone for an exam bone meal bone of contention bone up on a subject bone-dry bonehead boneless boner bonesetter bonfire bonito bonk bonkers bonnet bonny bonus bony boo boob boob tube boo-boo boobs booby booby prize booby trap book book club dimdik. k.kulübü. ikramiye. i.. gerçek. zarif. bono. açık havada yakılan ateş. i. f. i. i. bombalamak. ş k. 2. bağ. kölelik. argo büyük gaf/pot. güzel. s. (yer) ayırtmak. 3. f. . bombard ıman uçağı. 2... ikizler. k ısa zamanda bir konuyu çalışıp öğrenmek. 1. şlamak. İng. i. 1. falso. falso yapmak. 2. 1. cilt. gümrük antreposu. İng. 1. kemikli. sevişmek. i.. ask. i... 2. 4. bomba. yolunuz aç ık olsun. i... tahvil. kemiksi. mankafa. bombac i. 1. bağcıklı bone. oto. 2. zool. (bir yere) bomba atan/yerleştiren kimse. kitap .. dili ng. farlar. en kötü oyuncuya verilen ödül. s. çoğ. kupkuru. 1. falso yapmak. bombard ıman etmek. rezervasyon yaptırmak. 1. s. köle. İng. f. 2. göze hoş görünen. 1. topa tutmak. şenlik ateşi. kemik tozu. tumturaklı. darbe. k. argo -i sikmek. hakiki. bombard ıman. anlaşmazlık sebebi. İng. bubi tuza ğı. s i. salak. k ılçıklı. 4. beklenmedik kazanç.. k. argo televizyon. f. 1. ık ıştırmak. 2. iyi yolculuklar. İvuru i. argo aptal. k. 1. dili aptalca hata yapmak. k ılçıksız. 1. sınava hazırlanmak. 2. dili kafadan kontak. kaput. topa tutma. bombalamak. f. 3. 2. çoğ. i. bir deri bir kemik. i. i. çıkıkçı. dili çok çalışmak. i. kırıkçı. leh. kitap. ku içine kemik külü kat ılarak yapılan porselen tabak.sevişme.. . iyi cins yazı kâğıdı. argo ayvalar. i. i. budala. (bombard ıman uçağında görevli) bombacı.. bomba: blonde bombshell sar ışın bomba. ilişki. k ılçık. çatlak. 2. f.. 2. kefalet.. senet. k. 2. ampuller. kemiklerini/k ılçıklarını ayıklamak. k. argo aptalca hata yapmak. sıhhatli. memeler. 1.. İng. tahvil sahibi. balina (çubuk). kemik. s ıska. palamut. argo 1.. kemiksiz. hafızlamak. dili vurmak. i. s. i. f. İng. üzerine varmak. gürbüz. i. i. f. yuhalamak. 2. prim. i. f.

2. iyilik. f. 1. --ping) vurmak. lehinde konu şarak yardımcı olmak. lütuf. 1. k. 2... i. i.. (rokette) ek i. s ınır.artma. kitapçık. i. bir şeyi birinin hesabına yazmak. kitabevi. sınırlamak. (olumlu bir şekilde).book in book of matches book of music book review book s. 3. biletçi. ganimet. çanak yalayıcı. f. i. i. muh. i. kaba bir şekilde. i. İng.. 2. bahisleri kabul eden bayi. çanak yalamak. i. 1. İng. yaltaklanmak. 2. i. maliyet. nüfus v. nota kitab ı. z. i. 2. alkollü içecek. i. s. kitapçkurdele i. çizme giydirmek. f. muh. çardak.´s account book value bookbinder bookcase booked bookie booking booking clerk booking office bookkeeper bookkeeping booklet bookmaker bookmark bookseller bookshelf bookshop bookstall bookstore boom boon boon companion boondock boonies boor boorish boorishly boorishness boost booster boot boot boot booth bootlegger bootlick bootlicker booty booze bop borax border İng.. İng. f.1. çizme. .. bilet gişesi. defter tutan kimse. kitap konulan raflı mobilya. (bir yerin ticaret. 1. to s. bak. içki kaçakç ısı. i.. f.o. yard ım. darbe. kibrit paketi. hudut. dili içki. dili ganyan bayii. kenar. defter de ğeri. kenar süsü. check in. ayrılmış.. 4.o. defterde kayıtlı.b. bahisleri kabul eden bayi. nimet.) h ızla yükselmek. 1. patlamak i.b. 1. propagandac i. i. 2. kitaplık. i. 2. broşür. (birinin hesabına) yazma. i. 1. bot. dili kafa/kafay ı çekmek. k. kaba ve görgüsüz kimse. boraks. 2. kitap ele ştirisi. köylü. ya ğma. artış . i. vuru ş. i. sayfa işareti. ganyan bayii. itelemek. İng.. kim. rezervasyon. i. kitabevi. s. k. çapul. İng. çizme şeklindeki aletle işkence yapmak. 2. (fiyat) artırmak. i. ciltçi. i. ı. rezervasyon yapma. gürlemek. defter tutma. 3. biri için otelde rezervasyon yapmak. destek. 3. dalkavukluk etmek. gümbürdemek. i. i. yaltakçı. gazete kulübesi. kitap raf ı. (--ped. f. kaba. f. argo tekmelemek. patlama yak ın arkadaş.2. bilgisayar ın belleğine komutlar okutarak sistemi f. v. rezerve edilmiş. yaltak. (fuarda/sergide) stand. (ticaret) hızla artmak.. i. i. İng. kabalık. dalkavuk. kitapta son okunan sayfayı bulmak için araya konulan karton.t. i. motor. 1. into a hotel book s. i. 1. ı.

karina. 2. i.. i. i. bak. dar geçit. birine emir yağdırmak. f. 1. kaynak. Botsvana´ya özgü. canını sıkmak. Bosna-Hersek. doğmuş. can s ıkıcı. f. şişe açacağı. Bosnal ır. rahatsız edici. i. şef. rahatsız etmek. i. bear 2.. esas. i. Botsvanalı. alt. s. i. yönetmek. (bir işi) berbat/rezil etmek. delmek. 1. kim. 2. vadi. Boğaz. amirane. i. bother bothersome Botswana Botswanan bottle bottle opener bottleneck bottom s. 1. bak. i. 1. zahmet. f. Botsvana. canını sıkmak. ıslahevi. Bosna. . yabancı sözcük/kelime. f. i. 1. patron. s ınır komşusu olmak. bağı koyun. ilçe. engel. sine. 1. s. 1. 2. 2. Boğaziçi. i. bak. I respect her both as a teachergeldi and as a person. i. doğuştan: a born preacher doğuştan vaiz. Her ikinizin de hayat ı tartışılıyor. Bo ğş üs.. . zam. botanikçi. sıkıntı. s. i. bitkibilim. kaza. bitkibilimci. hem . ikisi de: both of them her ikisi. borç almak. to death/tears boredom boring born born to the purple borne boron borough borrow borrow trouble borrower borrowing borstal Bosnia Bosnia and Herzegovina Bosnia-Herzegovina Bosnian bosom bosom friend Bosphorus Bosporus boss boss s. f. f. Hem hoca. i. kalibre. Bosporus. Bosnia-Herzegovina. patronvari. Hasan tam s ınırda.. i. ödünç alan. hem insan olarak ona sayg Both your lives are in the scales. both of us her ikimiz. Bosna. eğiliminde olmak. can s ıkıntısı. İng. 2. 1. (bir fikri) az ıcık çürütmek. dip. 2. 3. gö samimi dost. birinin canını çok sıkmak. i. around bossy botanical botanical garden botanist botany botch both 1. dili önceden tasas ını çekmek. sınır. her iki kategoriye de girebilecek bir durum: Hasan´s a borderline case. başını ağrıtmak. f. s. temel.f. we could as easily i. s. botanik.border on borderline borderline case bore bore bore bore a hole in bore s. kasaba. 2.. samimi. 2. başkalarına hükmetmeyi seven. bak. Bosna´ya özgü. biberon. 2.. nak. i. bitkisel... can sıkıcı kimse. i.. both as . bitkibilimsel. Boşnak. i. yabanc ı bir dilden alınan sözcük/kelime. hudut. can yolda şı. Boşnakça. ´´Did the packages come?´´ both came.. 4. botanik bahçesi. asil bir aileden gelen.. tekne. oymak. Botsvana. and as ..´´ ´´Paketler mi?´´ ´´ Evet. dar bo ğaz. ıslahhane. birine karşı amirane davranmak. i. k. . şişelemek. olarak: ´´Yes.o. çap. şişe. her ikisi. 1. 2. Boşnakça. 2.o. Boşnak. sıkıcı. 1. botanist. ödünç almak. fail him as we could pass him. hem . bear 2. i. botanik. ı duyuyorum. i. Botsvanalı.. f. mat. i. (ç ıkarma işleminde) ödünç almak. s. 3. s. bor. Bosnalı. s. -de delik açmak. i.

dipsiz. iri kaya parças ı. prim. kısa süren hummalı faaliyet. 3. 2. s. bowling oynamak. s. çardak. i. kriket top atmak. dili (çek) karşılıksız kmak. kutuya koymak. burjuva.. 2. posta kutusu numaras ı. geri tepme. boks. i. 1. i.. s. sıçramak. loca. a ğır bir topla oynanan bir oyun. sand ık. ciltlenmiş. zıplay ış. i. papyon kravat. 1. bol. zıplamak. ılık. 2. borina. s. bak. kayıtlı. i. baş eğerek selamlamak. of -den çekilmek. tas. 1. f. anat. cömert. 2. for -e giden. 3. 2. pruva. 1. 2. bind. 2. birini şaşırtmak. süratle gitmek. f. bol. 1. box s. 3. sığır cinsinden. birini şaşkına çevirmek. i. s ıçramak. kuşatmak. 1. i. f. aşırı saygı gösterisinde bulunmak. 1. el pençe divan durmak. k. i. fiyonk. f. i. derinlikleri. 1. çok. birini yere yıkmak. birini yere devirmek. 1. kutulamak. kiriş. bolluk. sektirmek. 2.bottom dollar bottom land bottomless Bottoms up! bough bought boulder boulevard bounce bound bound bound bound boundary boundless bounds bounteous bounteously bounteousness bountiful bounty bouquet bourgeois bout boutique bovine bow bow bow bow and scrape bow out bow tie bowel bowels bower bowl bowl bowl along bowl s. cadde. dili Fondip! i. k. f. nöbet. bağlı. 2. . 1. 2. over bowlegged bowline bowling bowshot bowstring box box box number son kuru ş. ciltli. reverans yapma. ba ş. 1. (zararlı bir hayvanın yok edilmesi ı için devletçe veya bir suçlunun özgü koku. kentsoylu. eli aç ık. 1. bak. f. f. 1. i. baş eğerek selamlama. on the ear birinin kula ğına tokat atmak.. yakalanmas 2. bir şaraba i. zıplatmak. (ağaçta) büyük dal. 2. i.canl sekmek. ovalık arazi. kâse. sınır. 1. cömertçe. boks yapmak. z. kutu. bowling. çarpık bacaklı. sonsuz. 1. s. papyon. anat. sınırlar. derinlikler: the bowels of the earth yeryüzünün i. bulvar. i. kameriye. eli aç ık. iç kısımlar. sınırsız. hudut. i. i. (yayl ı çalgı için) yay. sınır. 1. sekmek. fırlamak. 2. i. 3. i. 1. barço ba ğı. eli aç ıklık. 1. emekliye ayr ılmak. s. sonsuz. ba ğırsaklar. ok menzili. i. i. s ınırsız. f. sıçrayış . i. buy.o. s. reverans yapmak. 2. s ınırlamak.. f. ba ğırsak. i. cömertlik. 2. verilen) para. buket. iple boğmak. cömertlik.o. den. güreş. den. çok. i. demet. cömert. hastalık: He´s just recovered from a bout of pneumonia. Zatürreeden yeni kalkt ı. s. 2. f. i.. çok derin.. butik. çıs ıçrayış zıplama. 2. 2. (ok atmak için) yay.

boksör. s. destek. fren balatas ı. çocukluk dönemi. sağlamlaştırmak. dayanak. f. (nehre ait) kol. boks maç ı. (kol ş olarak) ayr (asıl faaliyetine devam ederken) (yeni bir faaliyete) girmek. fren yapmak. f.. akıllı.box office boxcar boxer boxing Boxing Day boxing glove boxing match boxwood boy boy friend boy scout boy scout boycott boyhood boyish bra brace bracelet braces bracing bracket brackish brag brag about/of braggart braid braided brain brain trust brain wave brainchild brainless brains brainstorm brainwash brainy brake brake drum brake fluid brake lining brake pedal brake shoe bramble bran branch branch off branch out into (tiyatroda/sinemada/stadyumda) bilet gi şesi. i. kuşak. . i. kafas ına ağır bir darbe indirmek. bilezik. övüngen kimse. desteklemek. kapalı yük vagonu. i. i. yumrukoyunu. fren pedalı. f. 1. dişçi. f. i. dirsek. örmek. oğlan gibi. s. k. 1. i. örgü. s. delikanlı. erkek izci. raptetmek. kafalı. beynini yıkamak. akılsız. i. dal. boykot etmek. böğürtlen (yemişi/çalısı).salmak. hafif tuzlu. İng. kö şeli parantez. bölüm. yirmi altı Aralık. köşeli ayraç. zinde yapan: bracing mountain air insan ı ştiren dağ havas ı. s. tel. f. s. 2. .ş. fren pabucu. i. o ğlan. fren. beyinsiz. fren yağı.. i. destek. f. fren kampanas ı/tamburu. örgülü. 2. k. i. boykot yapmak. örülmüş ş ey. ak ıl. örülmü i. (ağaca ait) dal.. 3. bu ğday kepeği. kol. 2. (--ged. dili aniden gelen parlak fikir. 3. boks eldiveni. parantez. erkek izci. 1. boykot. 2. i. s. f. dili birinin kafas ından çıkan düşünce. kenet. (böğürtlen gibi) dikenli bitki. i. çoğ. i. kepek. i. dal budak bran ılmak. boks. erkek arkada ş. birbirine tutturmak. ku ş beyinli. --ging) övünmek. ayraç. (erkek için) çocukluk. i. 1. kollara ayrılmak. 1. i. zindele i. yüksekten atan kimse. 2. 1. i. i. sütyen. genç uşak. zekâ. şube. ask. i. f. yumrukoyuncusu. beyin. bağ. d. i. 3. pantolon askısı. -den övünerek bahsetmek. i.y. k. 3. kafasız. (üniformaya tak ılan) kordon. İng. İng. saç örgüsü. bir grup dan ışman. erkek çocuk. 2. ac ı (su). şimşir.. 1. matkap kolu. 1. dili aniden gelen parlak fikir. 2. kısım. İng. 2..

z. i. yarık. biraz sinirlenmiş. konyak. pirinç. m ızıka. şans. kabadayılık. 3.ken) 1. ünlem Aferin!/Bravo! i. verdiler. f. Brezilya kestanesi. ğlamak. piç kurusu. bak. gö ğüs germek. 1. ç ığır açmak. bir aileyi geçindiren kimse. yepyeni. sözünden dönmek. 2. en. f ırsat. ekmek tahtas ı. 1. iş molası: They took a break. Brezilya´ya özgü. marka. i. 1. arsız çocuk. i. 1. i. i. 2. 2. utanmaz. 2. i. ruhen yıkılmak. cesaretli. yepyeni. Brezilyalı. 2. k ırık. ekmek. 4. çatlak. adaleli. şımarık çocuk. i. k. 2. s. bread box. k ırık. i. fazla at ılgan. ihlal. 2. rekor k ırmak. i. 1. ara. bozulmak. i. tah ıl ambarı. 2. . konyakla konserve edilmi ş (meyve). s. velet. ekmek sepeti. pirinç. damgalamak. mangal. s. pirinç mu şta. f. s. genişlik. yüzsüz. arbede. İng. i.brand brand name brand spanking new brandied brandish brand-new brandy brash brass brass band brass knuckles brassed off brassiere brassy brat bravado brave brave the elements bravely bravery bravo brawl brawny bray brazen brazier Brazil Brazil nut Brazilian breach bread bread and butter bread bin bread box bread crumb breadbasket breadboard breadth breadwinner break break a habit break a promise break a record break cover break down break even break ground i. sütyen. s. 1. bando. f. sar ı.. dili ekmek kap ısı. huk. i. anırtı. insanı geçindiren iş/para. fasıla. f. savurma. kötü alMola sözünde durmamak. kırmak. İng. 1. k. küstah. kasları gelişmiş. s. lekelemek. yüzsüz. Brezilyalı. 1. törenle temel atmak. 1. sallama. mec. 1. 3. (k ızgın demirle yapılan) dağ. (broke. 2. marka. yüzsüz. bro. sallamak. 2. i. s. aralık. pirinç gibi. cesur. i. gürültücü ve kaba (kad ın). hamur tahtası.. argo mide. kâr ve zarar ı eşit olmak. i. k. ancak masrafını karşılamak. (bir ürüne ait) özel ad. cesaretle. ekmek k ırıntısı. gizlendiği yerden çıkmak. Brezilya.. 1. dili biraz kızgın. ışkanl ıktan kurtulmak. kurusıkı atma. i. i. 2. Brezilya. da (bir ürüne ait) özel ad. gedik. savurmak. cesaret. anırma. ekmek kutusu. i. s. g ıcır gıcır. dili gıcır gıcır. kötü havada d ışarıda bulunmak. anırmak. sar ı. s. f. açıklık.

2. k ı sözünde durmamak. ask. boynu k ırılmak.break in break into break loose break off break one´s faith break one´s fast break one´s neck break one´s word break open break out break the ice break the law break the news to break to pieces break up break wind break wind break with breakable breakage breakdown breaker breakfast breaking breakneck breakthrough breakup breakwater breast breast stroke breastbone breast-feed breath breathe breathe down one´s neck breathe hard breathe in breathe one´s last breathe out breathless breathtaking bred breeches breed breeding breeze breezy 1. ilk defa bir işe giri şmek. k. Don´t breathe a word of this to anyone. i. 2. At başlad ı. kendini kurtarmak. ölmek. kopmak: War has broken out in Asia. rüzgârlı.. birdenbire 3. (bilimde) büyük buluş. paralanmak. parçalanmak. 2. bozuşmak. 2. i. i. orucunu açmak/bozmak.. araya girmek. 2. canlı. solu ğu kesilmiş. k ıyıya vuran büyük dalga. i. f. meltem. k ırma. hareketli. teneffüs etmek. ayrıntılı hesap. parçalanma. kurbağalama (yüzme tekniği). 2. 1. k ırılır. ın şı kimseye söyleme. nefes almak. breed. çok hızlı. bozulma. kanuna karşı gelmek. -den ayr ılmak. anat. patlamak. (bred) 1. i. çökme. resmiyeti gidermek. sinir bozuklu ğu. tür.. 2. s. 4. pantolon. 3. teklifsiz. dağılmak. lakayt. 3. durma. i. sine. soluk. birden -e ba şlamak: The horse broke into a run. 2. dağıtmak. 2. nefes kesici. s. zorla girmek. 3. (aralarında sevgi bağı olan iki ayr ılmak. alıştırmak. f.. kişi) ç ıkarmak. dili sak 1. kahvaltı. terbiye. rahat bırakmamak. s. f. nefes vermek. 3. umursamaz. i. ilgisini kesmek. kendini kurtar ıp kaçmak. k ırılma. kalp. 1. 2. 1. s. (birine) (kötü) haber vermek. kendini paralamak. göğüs. yak solumak. dişini tırnağına takmak. lafa kar ışmak. çok heyecan verici. ş patladı. i. yetiştirme. sözünü tutmamak. gö ğüs kemiği. zorla açmak. patlak vermek. 3. 1. çoğ. kırılma. s. nefes. dökmek: She´s broken out Asya´da sava ı yumu şatmak. (k ıyamet) rılıp ayr ılmak. havay suç işlemek. f. osurmak. bozulma. i. başında beklemek. (breast. birden ko şmaya 1. . 1.fed) (bebe ği) emzirerek beslemek. gönül. 1. 2. - kopmak. gaz gaz çıkarmak. . i. 3. hafif rüzgâr. in ile kaplanmak. k ırmak. yeti ştirmek. durmak. cepheyi yar ıp geçme. yellenmek. bak. imbat. soluk almak. 3. 1. sabah kahvalt ısı. son nefesini vermek. esinti. 2. yol açmak. i. parça parça etmek. ili şiğini kesmek. Bunu nda dikilip durmak. 2. 2. from -den kopmak. den kopup sarkmak/sallanmak. 2. s ık ve kesik soluklar alıp vermek. mendirek. 1. i. üremek.. 1. 1. 1. 1. sebep olmak. sona erme. cins. 2. 1. i. 2. i. dalgak ıran. ba ı ndan takip etmek. nefes nefese. i. 2. 1. büyük (bir hız): a breakneck pace çok hızlı bir tempo. kırılan şeylerin tutarı. -e zorla girmek. meme.

f. zeki. (çay/kahve) içmeye haz ır olmak. bira yap i. ask. rüşvet. den. 1. k. 2. 2. parlak. 4. güvey. i. i. 1. rüşvetçilik.brethren brevity brew brewer brewery brewski briar bribe bribery brick brick red brick up bricklayer brickyard bridal bridal veil bride bridegroom bridesmaid bridge bridge bridgehead bridle brief briefcase briefing briefly briefs brier brig brigade brigadier brigadier general brigand bright bright color bright lights brighten brights brilliance brilliant brilliantly brim brimful brimstone brine bring i. nikâha ait. köprü. tertiplemek. k ısa. dili bira: He bought me two brewskies. .. göz alıcı. köprü kurmak. pırıl pırıl. 1. s. huk..yapmak. (gem ve dizginlerin tak ıldığı) at başlığı. nedime. bira fabrikas ı. aydınlık olmak. i. dili tam formunda. s. 1. i. 2. k ısalık. parlaklık. Bana iki bira ısmarladı. 1. ımcıs ı. 3. çoğ. brier. frenlemek. (bira/kahve) yapmak. (çay) demlemek. parlatmak. (kötü bir şey) hazırlamak. 2. i. ağzına kadar dolu. ba şını hafifçe kaldırarak öfkesini davanıngem özeti.. para yedirmek. parlak.. deliksiz/bo şluksuz) tuğla. tuzlu su. f.. geline ait. parlak. göz alıcılık. i. i. parlak renk. i. s. f. f. tugay. harika. olmak. (ata) başlık takmak. tuğla harmanı. 1. 1. kiremit rengi. köprü yapmak. gemlemek. tu ğgeneral. gelinin nedimesi. i... mükemmel. tuğla örerek kapatmak. köprüba şı. 3. 2. i. f. evrak çantas ı. 2. ayd ınlanmak. k. (herhangi bir) dikenli yabani çal ı. harikuladelik. hazırlanmak. 3. daha hoş ve sevimli bir hava katmak. i. gemi hapishanesi. deha. brik. i. i. 2. i. dâhice. f.dili (bir yere) canl (otomobil farlar ına ait) uzunlar. ask. şapka kenarı. mükemmellik.. bot. bardak a ğzı. kükürt. i. z. bright-eyed and bushy-tailed k.. i. 2. i. f. i. haydut. ak ıllı. salamura. i. i. i. neşelendirmek. parlayan. harikulade. i. bot. z.. 2. 2. silme. çoğ.. brifing. tuğla örücü. neşe ılık vermek. 1. i. kardeşler. vurmak. i. 1. duvarc ı. i. 3. (otomobil farlar ına ait) uzunlar. duvak. ask. gelin.. slip (erkek külotu). (brought) getirmek.. i. briç. deniz suyu.p parlak bir şekilde. rüşvet vermek. 3. brifing s. 1. ırlanta. i. (gen. e şkıya. çoğ. tuğgeneral. i. bak. k ısaca. i. i. i. s.

in on bring s. -e gölge dü şürmek.t.o. i. ayıltmak. canlı. yanında getirmek. 1. k. başarıyla yapmak. (uçurum için) kenar. to justice bring s.o. 2. (para) kazand ırmak. ikna etmek.o. Generale biraz bask ırmak. birini çok duyguland ırmak. 1.o. -i dava etmek. s. (yargılanmak üzere) birini mahkemenin önüne çıkartmak. hatırlamak.o. -i zorlamak. birinin) konu şup rahat davranmasına sebep olmak.o. dodili k.o.. 1. z. tüylerini kabartmak. karar noktas ına getirmek. açığa çıkarmak. word of bring s. sıraya sokmak. seyircileri kırıp geçirmek/çok güldürmek. birinin (bir hastalığı/zor bir durumu) atlatmasını sağlamak. bahsetmek. k. bring s. -e bir şeyi uygulatmak: He brought some pressure to bear on the general. 1. ileri bir tarihe almak. hesap toplam ını nakletmek. 2.. (hoş olmayan bir şeyle) dolu olmak. sert k ıl. hatırlatmak. 1. hareketli. istenilen hızda. birini yola getirmek. meydana getirmek. arzetmek. doğurmak. to reason bring s. birinin aklını başına getirmek. i. to pass bring shame on bring through bring to a head bring to light bring to mind bring up bring up one´s big guns bring/file suit against brink brisk briskly bristle bristle with bristly Britain (anne) (çocu ğu) dünyaya getirmek. 2. 3. geli ştirmek. domuz kılı. meydana getirmek. aydınlatmak. 1. çok alkış toplamak. to his/her knees bring s. belli etmek. dili bir alk ış tufanı kopartmak. en önemli destekçileri getirmek. 3. 2.bring (a child) into the world bring a lump to s. i.t.t. -i açmak. ı yaptırdı. 2. meydana çıkarmak. (doktor/ebe) (çocuğu) ğurtmak. 1. birinin (bir işe) katılmasını sağlamak. . 2. hakk ında birine haber getirmek. kazanmak. k.´s throat bring a unit up to strength bring about bring along bring an action/suit against bring around/round bring down the house bring down the house bring forth bring forth bring forward bring home the bacon bring in bring into disrepute bring into line bring into relief bring off bring on bring out bring pressure to bear on bring s. kıyı. huk. birini en son olaylardan/geli şmelerden haberdar etmek. k ıllı. sebep olmak. büyütmek. doğurmak. 2. bir grubun mevcudunu tamamlamak. en önemli dayanaklar ı/kanıtları ileri sürmek. 3. dili ailesinin geçimini sa ğlamak.o. dili birinin keyfini bozmak. birini (bir işe) katmak. 2. ailesini geçindirmek. yetiştirmek. dili bir şeyi birinin kafasına dank ettirmek. dikleşmek. s.o. to bear on bring s. (yeni bir şeyi) yapmak/yayımlamak. meydana ç ıkarmak. birinin yüreğini burkmak. 1. -i (çekingen sıkıştırmak. canlı/hareketli bir şekilde. ileri sürmek. (felaket için) e şik. home to s. 1. sebep olmak. birine boyun e ğdirmek. 2. k. down bring s. dili ba şarmak. 1. 1. çok alk ışlanmak. birine diz çöktürmek. Britanya. sebep olmak. akla getirmek. istenilen hızda hareket eden. gün ışığına çıkarmak.o. to bring s. meydana getirmek. 2. bir şeyi sonuçland -i rezil etmek. 2. sertçe esen (rüzgâr). birini ayıltmak. kızmak. (jüri) karara varmak. -i dava etmek. . 1. 2. f. getirmek. up to date bring s. k.

1. s. genişlemek. tunç. yakla şık. z. komisyoncu. f.. i. dü şünceye dalan. yaymak. fırında et kızartmaya özgü ızgaralı kap. 2. bitik. 3. bot. --en) gözünü korkutmak. süpürge sopas ı. bozuk. (brow. s. anat. kuluçkaya yatmak isteyen. . k ırılgan. i. k. (tohum) saçmak. s. kalbi k ırık.. kırılmış. birlik. dili pantolon.. 1. bir kuruluşun üyeleri. 3. kabaca. ızgara yapmak. genelev. tahammül etmek. s. f. gevrek. bronşit. 2. 2. f.harap. f. geniş. argo eksik etek. kuluçka makinesi. bacanak. hoşgörülü. şive. s. f. kitapçık. dili paras ız. i. s. i. çehre. et/balık suyu. yüz. i. yabani at. 1. bronz. katırtırnağı. beraberlik. i. i.. kayınbirader. kuluçkaya yatmak. Britanya´ya ait. kuluçka. k. i. 2. açık fikirli. 1. bir çeşit erkek ayakkabısı. f. 2. i. kahverengi. i. banker. i. derin derin dü şünmek. 3. k. Britanyalı. bakla. s. bozulmuş. katlanmak. ızgaralık piliç. ayrıntılara girmeyen. ırmak. s. engin. dili (hava) çok sıcak olmak. enişte. (radyo/televizyon arac ılığıyla) yayımlamak. y ıldırmak. ızgarada kızartmak. (kötü bir olaydan sonra) ş. k. s. herkese söylemek. f. İngiliz. 2. i. kaş. brokar.. çoğ. 2. alın. dilbilgisi kurallarına uymayan (bir yabancının umudunu yitirmi . i. bak. kadın. 1. i. bron şlar. 1. 1. karde şlik. i.beat. i. tıb. radyo/televizyon yay ını. broş. karartmak. ağabeyce. (broad. erkek karde ş. f. 4. 2. i. saplı süpürge. 2. erkek karde şe özgü. çay. k ırık. f. f. 2. 2. i. dayanmak. 1. dili çok s ıcak (hava). genişletmek. i. spor uzun atlama. 1.. (bir konuyu) açmak. kararmak.. düşünceye dalmak. i. ehlile ştirilmemiş at.cast) 1. birader. broşür. i. genel. yamaç. işi bitmiş s. 4. meteliksiz. break. bring.britches British Briton brittle broach broad broad bean broad jump broad jump broadcast broaden broadly speaking broad-minded brocade brochure brogue broil broiler broiling hot broke broke broken broken-down broken-hearted broker bronchial tubes bronchitis bronco bronze brooch brood brooder broody brook brook broom broomstick broth brothel brother brotherhood brother-in-law brotherly brought brow browbeat brown i. çekmek. i. uzun atlama. i. bak. 1.

f. i. brüksellahanas ı. azarlama. buru şma. vah şi adam. dili dolar. Brunei. f. fırça. 1. (bilgiyi) tazelemek. geri çevirme. bere. ters. -e göz gezdirmek. mek. 2. Bruneili. i. fırçalamak. burkulma. s. (saldırı. i. f. fundalık. dili ç ırılçıplak. s. ciddiyetle/gayretle çalışmak. esmerşeker. 2. k. ald ırmamak. 2. sert. i. 1. -e sürtünmek. karabu ğday. i. Budizm. çürütmek. 2. (tüfek için) saçma. yabani. ezmek. (tokal ı bir şeyi) bağlamak. otlamak. esmer kad ın. ezik. i. --ding) tomurcuklanmak. Brunei´ye özgü. s. İng. fundalık. k. (terfi. 2. i. kabarc ık. s. s. 2. hayvan. 1. bak. çökmeye ba şlamak. kaba kuvvet. kahverengimsi. önemsememek. 3. (--ded. gonca vermek. (at) s ıçramak. i. kova. i. ku şluk yemeği. 1. korsan. . (tokalı bir kayışla) (bir şeyi) takmak/giymek. toka. savmak. brusque. i. 1. Brüksel. 1. Budist. k. ret. z. kaynamak.. s. 3. 1. 1.brown sugar brown sugar brownish browse bruise brunch Brunei Bruneian brunette brunt brush brush brush against brush aside brush off brush up brush up on brushoff brushwood brusk brusque Brussels Brussels sprouts brutal brutality brutally brute brute force bubble buccaneer buck buck buck buck for buck naked buck up bucket buckle buckle down buckle on buckling buckshot buckwheat bud Buddhism Buddhist budding esmerşeker. f. yetişmekte olan: a budding physicist yetişmekte olan bir fizikçi. merhametsiz. erkek geyik. through -i şöyle bir okumak/karıştırmak. i. i. i.´nin) en ağır/şiddetli kısmı. f. 2. Brunei. fokurdamak. i... i. s. çalı çırpı. bot. 2.b. vahşice. i. 1. i. karşı gelmek. baskı v. erkek hayvan.. berelemek. yer yer kabarmak/kamburlaşmak. i. kaba. f. sık çalılık. değinmek. vahşilik. Bruneili. dili ne şelenmek. çürük. başından atmak.. i. i. tozunu almak. vah şi. çalılık. 2.´ni) elde etmeye çal ışmak. dili ö ğleye doğru yenen ve kahvaltı ile öğle yemeği yerine geçen yemek. i. (bilgiyi) tazelemek. frenklahanası. z. tomurcuk.b. f. flambaj. zam v. i. gonca. k. 1. hafifçe dokunmak. i. 2. i.

--ging) k. muhabbetkuşu. (--ged. 1.. oylum. 1. örselemek. f. buldozer. tampon. söyle şi. inşa etmek. buldok. f. i. hacimli. yarenlik.. 2. i. bütçe.t. çiçek so ğanı... kurmak. 1. argo birine zorluk çıkarmak. f. zool. boğa. s.. 4. boru işareti. about bugger s. borazan. fizik.. virüs. İng. argo sıvışmak... i. 5. zool. 3. argo tımarhane. (bir şeyi) yumuşak bir şeyle parlatmak. herif. iri. Bulgarca.. 2. yaratmak. inşaat. ahbap. müteahhit.o. s. kurşun. İng. gitmek. hareket etmek. i. bilg. argo zor kullanarak bir şeyi yapmaya mecbur etmek. argo oyalanarak vakit geçirmek.b. up Bugger you! buggy buggy bughouse bugle bugle call bugler build builder building building complex building permit built bulb Bulgaria Bulgarian bulge bulk bulky bull bull session bulldog bulldoze bulldozer bullet i. yoldüzer. i. br ıçka. i. k. 2. 1. toz olmak. k ımıldamak. (araba. cüsseli. İng.. (bir k. hantal. yap ı.. arkada ş. f. i. mikrop. 1. bizon. bünye. i. site. yap ı yapmak. . k. (about) h ırpalamak. büfe. argo saçma. dozer.. dili gizli dinleme ayg ıtı. İng. i.buddy budge budgerigar budget budgie buff buff buffalo buffer buffer state buffer zone buffet buffet bug bug off bug-eyed bugger bugger about bugger all bugger off bugger s. 2. fayton.. kımıldatmak. bak. argo hiçbir şey. İng. tampon devlet. dili muhabbetkuşu. dili patlak gözlü. i. bü ğlü. 2. mermi. k... kurdu. ar ıza. dili toz olmak. bina. İng. dili 1. i. argo Siktir! s. build. in ş i. hacim. s. i. argo 1... çok zor bir şey. yapım. 1. i. i. böcekli. böcek dolu. dili (makinede) bozukluk. İng. boru (askerlere işaret vermek için kullanılan çalgı). i. borazanc ı. yapmak. i. Bulgar. İng. radyo v.. i. kaba arkadan sikmek. f. f. i. müz. (built) 1.. i. i. üstünden buldozer geçirmek. Bulgaristan. 2. ıaatç . 2. İng. i. 2. bel vermek. inşa. İng. zırva. hata. elektrik ampulü. tampon bölge.) merakl ısı.. k. 2. f. 1. argo bir şeyin içine etmek. f. ço ğunluk. (insan için) yap ı. inşaat ruhsatı. i. f. i. böcek.

k. kan ıtlama zorunluğu. aptalca hatalar yaparak (bir şeyi) becerememek. büro. 2. 1. i. ağzını tapa/tıpa ile i. yük.. tavşan. toslamak. toprak yabanar i. yumru. 1. k. i. i.. 2. sık D pa. dili (evi/binayı) soymak.2. şamandıra. İng.. siper ile korumak.. oto. bungalov. kurşun geçirmez. i. ısını n delili ği resmen tasdik up.bulletin bulletin board bulletproof bullfight bullhorn bullion bully bulwark bulwarks bum bumblebee bumf bump bumper bumper crop bumph bumpy bun bunch bundle bundle s. altın/gümüş çubuk. bohçalamak. den. tı kapamak. makat. saçma laflar. i. (--med. f. 2. zorba. --ming) 1. birini apar topar göndermek: As soon as his wife was certified insane. 1. argo 1. birini neşelendirmek. i. demet. i. k. s. tıpalamak. ini şli çıkışlı. 1. tümsek. ne şeli. yığın. çarpmak.ifoniyer. f. bohça. toplamak. dili 1. muhafaza alt ına almak. bürokrasi. yazıhane. . al bereketli mahsul. (aynalı ve alçak) ş i.ıyor. 2.olur. 2. bürokrat. bak.. i. 1. f. 1. şiş. s ıkıcı. İng. i. tavşancık. up buoyant burden burden of proof burdensome bureau bureaucracy bureaucrat bureaucratic burette burger burglar burglarise burglarize burglary burgle i. İng. çoğ. dili megafon. -i 2. külçe altın/gümüş. ev/bina soyma. tampon.. s. i. k ırtasiyeci. i. k. k ırtasiyecilik.. dili. s. dili 1. you´d better bundle sıkı giyinmek. Berkant bundled her to an asylum. f. yüzen. h ırpalamak. büret. i. ısı so ğ uk. bildiri. otlakçı. bülten. topuz: She wears her hair in a bun. zool. i. istihkâm. s. belleten. küpe şte. h ırsızlık. çörek. k. i. fııçgiyinsen ı deliği. 2. engebeli. kim. 2. dövmek. 2. batmaz. i. bürokratik. sıkıntı vermek. i. k. f. Kar sar ınıpoff sarmalanmak: It´s cold out. 2. yara bere içinde b ırakmak. saçma. devlet memurları. f. i.o. grup. daire. -e epey hasar vermek. (ayak parma ğında oluşan) şiş. 1.. i. saçma.. a ğzına kadar dolu kadeh/bardak. 1. mebzul. ranza. 2. kabadayılık etmek. tümsekli.ar tapa. i. külfetli. vuru ş. f. ışılandan çok daha bol. 2. çarpma. dili. 3. deste. başkalarının ırt ından geçinen kimse. zorbalık etmek. burglarize. vurmak. ilan tahtas ı. f. tapalamak.. İng. ış 1. --s/--x (byûr´oz) i. ağırlık. k.. serseri s ısı. kabadayı. hevenk. f. 2. salk ım. 1. i.. f. bumf. ba şıboş adam. off bundle up bung bung up bungalow bungle bunion bunk bunk bunny buoy buoy s. f. 2.. i. kıç. i. i. serseri. i. hiçbir işe yaramayan kâğıtlar. takım. yüklemek. dili (evi/binayı) soymak. zırva. k. anaforcu. 1. Saç ını hep topuz yap i. dili hamburger. f. bak. i. s. siper. yüklenmek. ev/bina h ırsızı. boğa güreşi.o. huk. bindirmek.. s.iyi 1.

f. geğirtmek. f. i. 2. yeri. s. . (ticari) iş. 1. 1. çalı gibi. What do you mean bursting in on us like this? Ne diye patlam pat diye girmek: ı za böyle diye giriyorsun? odam almak. 2. Bur. defin. 4/5 kile. i.). 1. yakmak. i. gizlemek. The house burned down. 2. Burkina Faso. İng. protesto olarak sevilmeyen birinin kuklas ını yakmak/asmak. s. şiddetli. Burkina Fasolu. tünel kazmak. alev pat kahkahayı koyuvermek.ünlü olmak için yan ıp tutuşuyor. 1. f. Burundi´ye özgü. yuva yapmak. Birmanya´ya özgü. tamamen yanmak.Birmanyal yan ık. (çoğ. gizlenmek. yak ıp yok etmek. Burkina Faso. f.s. 5. s. perdahçı. tutuşmak. oyuk. cüsseli. 2. in effigy burned down burned to a crisp burner burning burnish burnisher burnt burp burrow bursar burst burst in on/upon burst into flames burst into laughter burst into tears burst out crying Burundi Burundian bury bury the hatchet bus bus station bus stop bush bushel bushiness bushy business business hours business transaction i. yanıp kül olmuş. i. otobüs terminali. tamamen yanıp (kendi kendine) sönmek. (çoğ. cilalamak. 2. ileri atılma. i. parlatmak. i. Onun eline su dökemez. 2. çalıyla kaplı. parlakl i. 2. out burn out burn s. 1. 1. Burundili. hararetli. örtmek. gür (saç. 1. Zengin ve ık.. iş. i.ık 3.o. dili birini k ızdırmak/sinirlendirmek. fazla çalışmak. Birman. kaş. defnetmek. hold a –– He doesn´t hold a candle to her. Burkina Faso´ya özgü. gömmek. yan yanıp kül olmak. çatlama. otobüs dura ğı. up burn the candle at both ends burn the midnight oil burn up burn/hang s. görev. i. 2. 3. bozulmak. Burkina Fasolu. çalı. 2. i. 1. yakmak. problem. (burst) patlamak. cila. i. Burundi. Burkina Faso´ya özgü. 2. perdah kalemi. 1. oyuk açmak.ki. 2. otobüs.b. i. okul veznedar ı. ış. çalı gibi olma. yak ıp yok etmek. 4. patlak. birden ağlamaya başlamak. Birman. Birmanya. meslek.o. Myanmar. yuva. tar. bak. yanmış. cilac ı. s. k. barışmak. s. patlama. brülör. f. bir oyukta/yuvada i.nese) Burkina Fasolu. geğirme. Burundili. yakıp kül etmek. Birmanyalı. Burkina Faso. saklamak. çuval bezi. ticaret. Burundi. i.burial Burkina Faso Burkinese Burkinian burlap burly Burma Burmese burn burn down burn o. i.. in. s. Birmanca. 2. i. kendini tüketmek.çok mahvolmak. iriyarı. muhasebeci. i. 1. iş saatleri. kuyruk v. i. gömme. burn. çalılık. yan ıcı. (--ed/--t) yanmak. mesele. i. s. i. yan ık. mühre. s. bak. s. büyük: She has a burning desire to become rich and famous. ı. gece yarısına kadar çalışmak. f. Ev yan ıp kül oldu. 2. kile. geğirmek. 1. Burkina Fasolu. birden ağlamaya başlamak. 2. yanmak. yanan. 1.. Birmanca. 1. Bur. içini yakmak. yar ılmak.mese) 1. 3. f.

bir evin ba ş hizmetkârı. f. k ırık. f. meşgul işareti. düğme iliği. i.men (bîz´nîsmen) i. bot. desteklemek. i. bozmak. tutuklamak. iflas etmiş. 3. ilik. 4. 2. 1. araya girmek. (bought) satın almak. button one´s lip. çoğ. 2.ness. i. s uşturma. 1. (askerin indirmek. bir şeyi görmeden satın almak. i. dili malı görmeden satın almak. payanda. k. meşgul: I´ve had a busy day. destek. susmak. f. buton. been fired long ago. men. almak. Yeni hizmetçi. dili sakar kimse. sap. satın almak.. -den ba şka: The new maid will do almost anything but wash windows.en (bîz´nîswîmîn) i. alış. süsmek. ki. i. kırılmış. dili 1. f. düğme. sistemli. 1. 1. i. baş uşak. 5. aceleyle topu atmhareket ış. dili -e ya ğ çekmek. konu k. mezbaha. patlak. bak.wom. göğüs. girip aramak. k. k ırmak... i. burnunu sokmak. dili eşek kaba k ıçını yırtmak. 2. i.. but. 2. 2. kasapl ık hayvan kesmek. gene ra ğ i. ğmelenmek: Button your shirt! Gömleğini düdili şmamak. fırıştüketmi ş. i. k. patlatmak. kar ışmak. 2. işadamı. i. s. k ırım. 2. 2. aceleyle hareket i. s. çenesinidü kapamak. uç. (--ed/bust) k. 1. s. popo. dili 1. etme. k. hisse almak. telefon me şgul sesi. kelebek. bütan.. yayık ayranı. busi. f. tereyağı sürmek. düğme. çok meşgul. ayak. 1. busi. 2. kâhya. işlek. 1. 2. koşuşturmak. çekici.ıko etmek. kalça. hareketli. olmasayd Ş efle ili ş kisi olmasayd ı çoktan i ş ten would have de. k. rezil etmek.business trip businesslike businessman businesswoman bust bust bust a gut bust one´s ass bust out of busted bustle bust-up busy busy as a bee busy signal busy signal but but for but what butane butcher butchery butler butt butt butt butt in butt in on butter butter up buttercup butterfat butterfingers butterfly buttermilk buttocks button button one´s lip button up buttonhole buttress buxom buy buy a pig in a poke buy a pig in a poke buy in buy off iş seyahati. katletmek. dili (bir yerden) s ıvışıp kaçmak. bozuk. boynuzlamak. rüşvetle defetmek.. Bugün çok meşguldüm. kafa atmak. alma. pencere hariç. 1. 2. (up) iliklemek. etli butlu. dipçik. kasap. 1. ciddi. i. -e dalkavukluk etmek. f. argo popo. körü körüne alışveriş etmek. tereyağı.ness. 1. elektrik düğmesi. i. -e burnunu sokmak. dili bo şanma. . up (bir çift) gibi çalışrütbesini) mak. k. f. süt kayma ğı. . alay konusu kimse. rüşvetle elde etmek.. çoğ.. 2. i. kelepir. i. iş kadını. 2. birbirinden ayrılma. berbat etmek. izmarit. -e karışmak. neşeli. ortak olmak. iliklenmek. with hemen her i şi ı: But for hersilmek relationship the hemen boss she . 3. ğmelemek. katliam. dü ğünçiçeği. i. eşek gibi çalışmak. . edat -den gayri. kaba et. -i yağlamak. k. dili. salhane. f. f. sayesinde. patlamış. tos vurmak. bozulmuş. iri gö ğüslü (kadın). i. 4. i.. sır vermemek. 3. k ıç. 3. canlı. büst.. i. s. savuşturmak. k. yakasına yapışmak. 1. k ıç. sıhhatli.

: They´re by far the best. bir tür akbaba. i. oybirliğiyle. Onu tezahüratla ba şkan seçtiler. (birini) rü şvetle satın almak. izniyle. 7. derece derece. vibratör. gündüzün. sayesinde. -e vas ın. ile. her ne pahas ına olursa olsun. tümünü satın almak. herkesin dediğine göre. ezbere. bir kenara. nezdinde. alkışlayarak. yalnız ihtiyat akçesi yatırarak satın almak. Evi a satın ald ılar. müz. kendi kendine. ından. kapatmak. i. 2. yanlışlıkla. çok geçmeden. bir şeyi ortaklaşa satın almak: They bought the house between them. zool. edat 1. between themselves buy s. taksitle satın almak.buy on impulse buy on installment buy on margin buy out buy over buy s. 1. sight unseen buy up buyer buyer´s market buzz buzz off buzzard buzzer By golly! by (main) force by by by a hair´s breadth by a narrow majority by a vote of thirteen to twelve by accident by acclamation by air by all accounts by all means by and by by and large by any means by chance by common consent by courtesy of by day by degrees by dint of by ear by fair means or foul by far by fits and starts by fits and starts By gosh! by half by hand by heart by herself by hook or by crook düşünmeden satın almak. az kaldı. f. Vallahi! çok fazla. k. on ikiye kar şı on üç oyla. i. rastlantı sonucu. az bir ço ğunlukla. dili toz olmak. taraf 2. vızıltı. yana. düzensiz gayet düzensiz bir şekilde: I´ve worked on this by fits and starts for twenty years.t.t. 3.t. kulaktan. 2. 6. yak k ıl payı. ne şekilde olursa olsun. yanından. i. notas ız. 1. 5. yak ında. kendi ba şına. tezahüratla: They elected her president by acclamation. Vallahi! zorla. bağırarak. elbette. ortakla almak. -den. rasgele çal ışarak. vızıltılı elektrik zili. . yan ında. Onlar kat kat daha iyi. -in sayesinde. tesadüfen. yakınında. 4. alıcı piyasası. on credit buy s. kazara. vızıldamak. ne pahasına olursa olsun. ıtas ıyla. genellikle. 1. (öbürlerinden) kat kat daha . hakkı z. elle. ne yap ıp yapıp. birkadar. k. İng. dili bir yolunu bulup. -e göre. 2. sıvışmak. tesadüfen. kazara. bütün hisselerini almak.. uçakla. Bunun üzerinde gayet düzensiz bir şekilde yirmi yıl çalıştım. tedricen. hakkında. müşteri.. alıcı. bir şeyişveresiye bir şeyi hiç görmeden satın almak.. yakınından. bir tempo ile. hiç..

yolu ile. nedeniyle. but by the same token we haven´t been ı. hafta hesabına göre. do ğuşby tan. adıyla. i. ismiyle: He called me by name. geçmiş şey. dili aln ının teriyle. Belarus. yüzünden. sebebiyle. (tüzükte) ek madde.. vasıtasıyla... eski. İng. t ıb. dili 1. i. Obir kedi pencereyi kendi ba şına açabilir. toptan. s. nöbetleşe. gizlice. baypas. aklıma gelmişken.. var gücüyle. 1. tic. geçmiş. ara seçim. ünlem 1. ilk posta ile. . ismen: him name only. Allaha ısmarladık. nöbetle. s. nöbetleşe. ışknow tan. çoğ. -den dolayı.s.. aynen: He hasn´t been friendly to us. kendi kendine. güle güle. izninizle. baypas ameliyatı. 2. ezberden. acele. nöbetle. doğrusu. yavaş yavaş. yalnız. i. baypas yol. götürü. çevre yolu. baypas yoluyla -den . i. f. parça ba şına. 1. -in emrine göre.. i. aracılığıyla. -in emri gere ğince. bak. elek.by hook or by crook by inches by itself by leaps and bounds by main force by means of by name by nature by night by no means by o. 2. asla. Onu ancak ismen tan ıyorum. 2.. katiyen. kendiliğinden: The büyük h ızla. ken . rica/istek üzerine. Hiç problem ğil!/Çok Hiç de zahmet değil! de gelmiş2. aynı şekilde. .. It´s no sweat!/No sweat! k. 1. kendi kendinize.. . nedeniyle. Bana ismimle hitap etti./Hoşça kal. i. bak. genel istek üzerine. Belarussian. 2. ağır ağır. (yard ım görmeden) kendi başına: That cat can open the window by itself. i. fakat biz k.. dikkati çekmeden. ünlem. ikişer ikişer. ha aklıma kolay! sırası gelmişken.. mekanik olarak. baypas. aslında. dili k ıl pay k. dü şünmeden. bye-bye. very friendly to him.. kendi kendine. -den. İng. 3. haftalığına. O bize s ıcak davranmadı. baypas: heart bypass kalp baypası. sıra ile. hırsızlama. yaradılI geceleyin. yazar ad ının verildiği satır. bak. ilk posta ile (cevap). tartı ile. by order of by popular demand by reason of by request by return mail by return of post by return post by rights by rota by rote by stealth by the gross by the job by the piece by the same token by the skin of one´s teeth by the sweat of one´s brow by the way by the way by the week by turns by twos by virtue of by way of by weight by your leave by yourself bye bye-bye by-election Byelorussia Byelorussian bygone bylaw by-line bypass ne yapıp edip.

f. kafeterya. g ıdaklama. çok dikkatli. küçük erkek kardeş veya oğul. 2. İngiliz alfabesinin üçüncü harfi. ceset. en i. yan yol. 2. Bizanslı. i. kafes. i. dolaşık yol. i. perdenin derece derece menin sonu. kamara. i. marşandizin arkasına takılan ve demiryolu görevlilerini taşıyan cumbalı vagon. Chamber of Commerce. k ıs. 2. s. ince iş yapan marangoz. k ıs. 4. küçük özel oda. 3. s. teleferik. 1. sualtı kablosu ile çekilen telgraf. bilg. kaftan. 2. k ıs. i. cent. 1. gizli/özel/karanlık yol. 1. tatlı sözlerle kandırmak. i. 3. 1.. hapsetmek. i. 1. 2. golf oyuncunun sopalar ını taşıyan kimse. ritim. i. (camlı ve raflı) dolap. kabine. Bizans. k ıs. 2. (in şaatlarda) iskele. küçük erkek çocuk. 3. hintbademi. circa.. den. gomene. kadans. i. i. kabin. tek atl ı binek arabası. asansör. s.. kafese kapamak. bayt. askeri lise/okul ö ğrencisi. uyan ık. na ğ 2. 3. 2. city. Romen rakamlar ı dizisinde 100 sayısı. 1. i. lokomotif veya kamyon sürücüsünün oturdu ğu kapalı bölüm. i. c c. ikinci s ınıf. bot. 1. ahenk. kesik kesik gülmek.. i. centigrade. i. i. inmesi. i. gıdaklamak.. ince marangozluk. f. i. 1. yan ürün. i. gevezelik etmek. müz. kafein. türev ürün. kablolu televizyon. f. tutkal. i. k ıs. 2.by-product bystander byte by-way byword Byzantine Byzantium C C C of C C. i. i. kakao a ğacı. 2. i. çok kullan ılan bir deyim. 1. 2. copy. 2. 3. taksi. century. 1. ta1. i. C c/f ca cab cabbage cabin cabin boy cabin class cabinet cabinetmaker cabinetmaker´s glue cabinetwork cable cable car cable television cablegram caboose cabstand cacao cacao bean cacao butter cackle cactus cad cadaver caddie cadence cadet caesarean café cafeteria caffeine caftan cage cagey cajole i. i. taksi dura ğı (taksilerin bekleme yeri). kaktüs. cesarean. Bizanslı. 2. bak. golf oyuncunun sopalarını şımak. . 2. i. Celsius. 1. sesin yava şlaması. hapishane. kulübe. 1. f. C. telgraf. carried forward. kablo ile çekilen araba. Bizans´a özgü. kablo. lahana. bakanlar kurulu. kabin veya kamarada ya şamak. kurnaz. kakao çekirde ği.. Bizans. tahdit etmek. 1. kadavra. circa. palamar. gürültülü bir şekilde konuşmak. C. i. kakao ya ğı. i. i. 3. kamarot. i. f. aşağılık herif. seyirci kalan. atasözü. küçük lokanta. 3. kakao çekirdeği. bot. küçük bir yere kapamak. i. gevezelik. copyright.

o. kalibre. k. 2. i. i. felaket. 1. telek ız. ortaya çıkarmak. bak. kal ıp. call number call off call on the carpet call out call s. 1. halife. . takvim. i. birine tekrar telefon etmek. dili do ğruya doğru. dili çocukluk a şkı. 1. -i kesmek. basma. kütüphanelerde kitaplar ı sınıflandıran numara. -e gölge düşürmek. 1. 3. eğriye eğri demek. bağırış. calves (kävz) i. duydum. (askerleri. 1. grevcileri v. kalsiyum. Birinin mdat!´´ diye bağırdığı n ı rmak. jeol. (paray ı) ğundan üphe etmek. belal ı. ´´ İmdat!´´ diye bağırdı. çok kötü. halketmek. patiska. patiska. 1. felaketli.. (bir şeyin) iade edilmesini istemek. kendisini telefonla ı p bulamayan birine telefon etmek. jeol. hesap eden kimse. hilafet. ayarlamak. 3. f. yap beyaz. -in do ğrulu yaratmak. 3. 2. birini geri ça ğırmak. i. i. -i iptal etmek. 1. 1. f. 1. çağırma. ve turuncu renkli di şi kedi. 2. i. buzağı. vaketa. konu şma. basma. s. i. gerçekleri sakınmadan söylemek. çoğ. 2. pamuklu bez. kireçlenme. anat. back call s.b.o. (yard ımcı/danışman olarak) (birini) çağırmak. 4. vahim. 2. 3. i.cajolement cajolery cake cake rack calamitous calamity calcification calcify calcium calculate calculation calculator calendar calendar year calendar year calf calf calf love calfskin caliber calibre calico calico cat calif caliph caliphate call call call a halt to call a spade a spade call box call for call forth call girl call in call in question call into being call it a day Call it what you want. felaket. hesap makinesi. 2. 2. birine k ısaca . tahmin. dili birini azarlamak. baldır. çörek. aray k. ştirmek.. s. kireçlendirmek. üstüne s ıcak kek konulan çubuklu altlık. kabiliyet. Ne derseniz deyin. bela. i.. haykırma: I heard a call for help. İng. 2. dili azarlamak. k. takvim yılı. İ ng. bağırma. şehirlerarası/uluslararası telefonla birini aramak. Ona k ısaca Memo diyorlar. (out) seslenmek. kireçleşme. afet. pasta. -i durdurmak. caliph. (çoğ. tıb. 2. kireçleştirmek... (a name) for short call s. 1.. kalkerleşmek. İng. 2. İ1. benekli. kireçleşmek. 1. down call s. felaket getiren. kek. 2. çıkarmak.o. tıb. hesap. 3. küspe. hesap etmek. --es/--s) 1. çoğ. saymak. i. -e son vermek.o. halifelik. dana. vidala. ´´ ğı bağı rmak: Did you just call me? Bana f. -i istemek. ça demin seslendin mi? He called out for help. calves (kävz) i. demek: They call him “Memo” for short. 2. kapasite. 3. bak. i. i. paydos etmek. kireçlenmek. 2. -i icap ettirmek. i. telefon kulübesi. dobra dobra konu şmak. hesap cetveli. tatlı sözlerle kandırma. 1.ş(borcun) ödenmesini istemek.´ni) devreye sokmak. hesaplama. long-distance i. İng. patiskadan yapılmış. 2. yetenek. bak. takvim yılı.. k. kim. kalkerleşme. çap. kalsifikasyon. i. 2. cajolement. hesaplamak. -i gerektirmek. 1. basmadan ılmışsiyah . i. kalkerle i. telefon konu şmas ı. 3. caliber.

deve. deveci. to account call s. . i. duyarsızca. birine telefon etmek. sakinleşmek. patiska. 1. kamera. kamufle etmek.. ask. i. i. kam. basık arazi. dingin. iftira. ışmak. k. i. 1. i. dinginlik. Kamerun. Kamerun´a özgü. names call s. ştirmek. buzağılamak. heyecan göstermeden. i. toy. ince beyaz pamuklu/keten kuma ş. f. come. Kamerunlu. bak. 2. duyarsız. dili borusu ötmek. hüsnühat. i.. hat sanat ı. i. f. hattat. i. oyunu iptal etmek. ask. (bir yerin) amiri olmak: He calls the ın şefi o.o. sakin. toyluk.. i.. yatışmak. birinin dikkatini (bir şeye) çekmek.men (käm´ırımen) i. f. çamur atmak. ald ırış etmeden. hat. kamelya.o. buzağı doğurmak. hissiz.. 2.. 2. 1. yat ıştırmak.o.. i. kalori. i. 1. durgunluk. tüyleri bitmemi ş (kuş). i. (birine) bir şeyi hatırlatmak. sükûnet. saklama. bak. kamuflaj. shots around here. bak. korkak. Buranakla hat ırlatmak. to mind call the game off call the shots call to mind call to order calligrapher calligraphy calling card callous callously callousness callow callowness calm calm down calmative calmly calorie calory calumniate calumny calve calves cam Cambodia Cambodian cambric cambric tea came camel camel hair cameleer cameleon camellia camera cameraman Cameroon Cameroonian camomile camouflage camp camp birine/biri için (yalanc ı. nasırlanmak. tecrübesizlik. i. 2. zool. nasırlı. z.. ordugâh. bak. Kampuchean. f.. cam. nasır tutmuş.. kameraman. chamomile. i.. s. yatıştırıcı (ilaç). Kampuchea. 3. z.. umursamayarak. 1.. s. s. 2. gizleme. bir şeyden şüphe duymak. çoğ. calorie. kara çalmak. birini askere ça ğırmak. (toplantıyı) açmak. 1. Kamerunlu.. calf 2. 2. calf 1.´s attention to call s.. i. into question call s. mak. hatırlamak. kaligrafi. i. up call s. (deniz) sakinle yatıştıyat rmak. aldırışsızlık.t. i. kamp yapmak. i. bak. getirmek. kaligraf. i. s. chameleon. köpek gibi) kötü sözler söylemek: He´s calling her names.er.call s. kamp. bot. (fırtına) dinmek. s. i. 1.. basık. katı. sözü geçmek. 2. durgun. bak. deve tüyü. s. i. Kamerun.o. tecrübesiz. i. kartvizit. f. bak. birinden hesap sormak. f. i.t. Ona kötü şeyler söylüyor. gizlemek. çoğ. bot. kara çalma. fotoğraf makinesi. iftira etmek.a. i. duyars ızlık. f. sıcak su ile süt ve şeker karışımı bir içecek (bazen çay da katılır). sakince.

argo klozet. zool. . i. dövmek. s.. 1. memi Ata binmeyi biliyor mu? argo Kes artık! konserve açaca ğı. ufak kamp karavanı. 3. i. asıl fikrini söyleme. --ing/--ling) 1. bonbon. 2. köpekgillere özgü. kampanya.. samimiyet. açık yüreklilik. kanserli. i. i. iptal. yapmak imkânı olmak: Can you do this work? i yapabilirkutusu. 2. 2. karavan gibi kullanılan minibüs/kamyonet. mat. 2. samimiyet. i. 1. (Can Bu i. mak. içten. 1. eksantrik mili. 2. şekerle kaplı. kampus. İng. s. açıklık. i. mum.. i. f. huyu öyle. kanarya. üstüne çizgi çekmek. adayl i. (--ed/--led. 2. kampanyaya ılan mücadele kimse. 2. şekerli: candied orange peel portakal kabuğu ş 2. şerbet içinde kaynatmak. i. de ğnek. kodes. i. z. kampanyaya kat . She can´t help shouting at people. Yengeç burcu. s.. aç ık. i. cannot. kâfuru. kampanyac ı i. iptal etme. hela ta şı. kanepe. 2. argo şhane. 1. i. Bu gece bize u ğrar mısın? k ıs. for kat .. kamp ate şi. 3. 2. şekerleme. it´s just the way she is. çikolata. adaylık. kamp yapma. samimi.iş konserve kutu. kanser. 1. 1. i. tatlı dilli. açık yürekli. kamış. 2. için etmek.camp chair campaign campaigner camper campfire campground camphor camping campsite campus camshaft can can Can he sit a horse? Can it! can opener Can you drop by tonight? can`t can´t help Canada Canadian canal canapé canary cancel cancelation cancellation Cancer cancer cancerous candid candidacy candidate candidateship candidly candidness candied candle candlelight candlestick candor candour candy candy store cane cane sugar canine portatif sandalye. 1. 1. iptal olunan şey. s. Şapkam ı bulamad ım. aday. şamdan. argo hapishane. Kanada. 2. mum ışığı. 3. 1. köpekgillerden bir hayvan. 1. f.. silmek. kanser gibi. i. kamp yeri. i. ıl (fikir). 2. i. f. cancellation. köpekdi şine ait. asıl fikrini gizlemeyen. i. şekerleme yapmak. sefer. anat. i. i. Kanada´ya özgü. iptal etmek. baston ile ışla kaplamak. yardımcı f. candor. s. içtenlikle. i. astrol. 2.. hasırlamak. (could) 1. gerçek. i. bambu.ekerlemesi. şekerleme haline getirmek. ılmak. açık yüreklilik. k ısaltmak. 3. (--ned. yüznumara. f. samimiyetle. Kanada. f. içtenlik. seferberlik. kanal. i. 3. asıl fikrini söyleme. i. i. Onun insanlara i. 4. Kanadalı. kam mili. Kanadalı. namzet. 3. kamp sahas ı. kam şekerkam ışı ndan elde edilen şeker. şeker. i. kampanya yapmak. 1. kampç ı. bak. tarafs ızlık. ahç ı. şekerci dükkânı. dürüstlük. kâfur. zool.... 2. bak. 4. misin? teneke I couldn´t find my hat. -ebil-. kampç ılık. f.ba ğırması elinde değil. i. açık yürekle. içtenlik. i. tarafsız. okulda kalma cezas ı vermek. 1. şekerci. i. aç ıklık. i. 1. -tuvalet. şekerkamışı. namzetlik. dürüst. as ık. 1. baston.

sabit varl ıklar. azizlik mertebesine yükseltme. 1. 1. huysuzluk yaparak. burun. 1. kapital. istiap haddi. istidat. yetenek. 2. anat. kanyon. aft. geniş. Hrist. kabiliyet. iktidar. 3. f. sermaye kâr ı. anamal. majüskül. -amazsın(ız). azizlik mertebesine yükseltmek. konserve fabrikas ı. ı. -amam. f. tedbirli. s. kebere. gebreotunun yemi şi. kahve v. konu i. İng. i. argo iş. -amayız. coğr.olarak açıkgöz. f.. s. yetenek. 4. içi çok şey alan. sermaye masraf ı. Hrist. konserve yapma. 2. i. 3. huysuzluk... 1. konserve: canned chickpeas konserve nohut. top. f. ba şlık. 5. 2. bak. 4.. -amazlar (Anlamı ğinde can not ayrılır. başşehir. i. takke. kural.. 2. i. top güllesi. 2. büyük harf. eşkin gitmek. huysuz. şı. büyük harf. hırsızlık. i. geleneklere uygun. kapak. canonization. 1. -amaz. güç. i. kapari. suç. eşkin gidiş. 2. i. iktidar. bak.. 1. baldaken. kasket. 1. Bunu başkan sıfatıyla mevki. hoplayıp zıplamak. büyük (harf). büfe. s. 2. ehliyet. 1. büyük. 1. 4. i. 2. i. geçimsiz. tapa. yetenekli.b. i. konuşma dilinde çoğu vurgulamak 2. kap. zirve. 1. Hrist. 1. doruk. kilise hukukuna ait. (anket yapmak/oy toplamak amac ıyla) (birçok kimseye) gidip şmak. i. . yardımcı f. gebre. i. ask. i. z. tepe. yamyamlık. 2. 1..gerekti uyan ık. 3. dikkatli. hacim. kabiliyetli. bir katedrale bağlı olan papaz. kilise hukuku. s ıfat: i. bot. (çay. kapasite. güç. aksi. tabanca mantar i. gök kubbe. i. 1. dili yaramazlık. karyola sayvan ı. i. büyük harf. Hrist.canine tooth canister canker canned cannery cannibal cannibalism canning cannon cannonball cannot canny canoe canon canon law canonical canonisation canonise canonization canonize canopy cant cantankerous cantankerously cantankerousness canteen canter canvas canvass canyon cap capability capable capacious capacity cape cape caper caper capillary capital capital account capital assets capital crime capital dividend capital expenditure capital letter köpekdişi. 2. boş laf. pamukçuk. 1. 1. 4. kapari. sermaye. f. dili sermaye sabit aktifler. kurallara uygun. He did this in his capacity as president. i.. kep. f. görev. 2. 2. s. kilise yetkililerinin ç ıkardığı bir kanun. failini ölüm cezas ına çarptırabilen suç. 3. branda bezi. tuval. i. hesab sütun ıba . kapsül. gebreotu. s. yamyam.. 3. majüskül. i. kantin. i. sermayeye ait. markiz. 2. majüskül. canonize. İng. branda. oylum. konulan) teneke kutu. ehliyetli. derin vadi. 3. 3. --ping) 1. k. (--ped. pelerin. 2. ince boru. i. eşkin sürmek. konserve yapılan yer. i. laf. aksilik. i. başkent. s.. sayvan. k. i. matara. k ılcal damar. i. kano. i. 5. s.

İng. i. i. 1. f. i. otomobil. yüzbaşı. kumanda etmek. k. 2. esas sermaye hisse senedi. k ıs. 2. f. esir dü şmüş. . büyülemek. f. esir. i. İng. kopya. i. çoğ. kervansaray. -i sermayeye çevirmek. kapitalizm. zoraki dinleyiciler. İng. 1. capital letters.. frenkkimyonu. -den faydalanmak. f. kervan. ölüm cezas ı.. anamalc ı. zaptetme. teslim olmak. alabora etmek. f. 1. kaprisli. i. deniz albayı. dili büyük harfler. kapitalist.capital letter capital levy capital punishment capital stock capitalise capitalism capitalist capitalize capitalize on capitulate capitulation capitulations caprice capricious Capricorn caps caps capsize capstan capsule captain caption captivate captive captive audience captivity captor capture car car park car wash caramel carat caravan caravansary caraway carbide carbine carbohydrate carbon carbon black carbon copy carbon dioxide carbon monoxide carbon paper carbonate carbonated drink büyük harf. Karaman kimyonu. 2. gazlı içecek. kaptan. s. cezbetmek. i.. i. is. 2. s. karavan. -i kendi menfaatine çevirmek. kapris. f. i. 2. i. karbonmonoksit. karbon kâ ğıdı. kopya kâğıdı. i. 2.). 3. sermaye vergisi. i. üstü kapal ı yolcu veya yük arabası. astrol. i. i. 1. çoğ. reis. ayar (1 kırat = 200 mg. şartlı teslim. karbon kâ ğıdı. f. başlık. otopark.. i. karamela. majüskül. tutsak eden kimse. vagon. k ırat. silahlar ı bırakmak. lamba isi. anamalc ılık. 2. i. 1. 1. 3. karbonatla ştırmak. i. devrilmek. i. i. zaptetmek. kaptanlık etmek. kapitülasyonlar. kim. capitalize. ele geçiren kimse. -i büyük harfle yazmak. oto yıkama yeri. 1. karbon. bak. devirmek. manşet. 2. f. i. i. ele geçirme. araba. yanm ış şeker. ele geçirmek. karbondioksit. tutsak.. bocurgat. -e sermaye sa ğlamak. karbonat. alabora olmak. karpit.. 2. ırgat. i. karbon kopyas ı. 1. tutsaklık. 3. kapsül. kopya kâğıdı. 1. karabina. i. i. i. karbonhidrat. tutsak etmek. O ğlak burcu. k ısa tüfek.. i.

tasas ız. 1. s. i. i. 3. i. 2. asal sayılar. karikatürcü. dert. hileci. tasa. (otobüste) bilet paras ı. bak. dikkatsizlik. kalp krizi. 1. kapıcı. kalple ilgili. kardiyoloji. bilgisiz. çıban. i. 2. karikatürünü çizmek. parlak kırmızı. kalp ilacı. 3.). itinayla. i. iskambil kâ ğıdı. i. kalbi uyaran. İng. karikatürist. enkaz (gemi v. O yoğun bakımda. dikkatli olma. bina iskeleti. 3. karikatür. kalp kas ı. yük. özenle. kalbe ait. endişeden bitkin. karton. dikkatsizce. mide a ğzına ait. (motorlu araç) bir yandan bir yana hafifçe sallanarak ilerlemek.b. Onu k ız mızda bize 1. He left him in his sister´s care. 2. kalp krizi. i. f. 1. -e bakmak: Who will care for us in our old ş age? Ya şlılığı kim bakacak? 2. i. zarftaki ismimin alt f. şirpençe. ceket. i. 2. i. 1. leş. i. kucaklamak. i. den. Bana mektup postalad ı na Cengiz Göksel eliyle diye yaz. anat. i. dikkat. kart. dikkatli. kalp hastas ı.. f. özen. kargo. i. ihmal. kayıtsız. geçici hükümet. (sahibi yokken malikâne. ölçülü. itinal ı. .carbonated water carbuncle carburetor carburettor carcass card card catalog card index card index card table cardamom cardboard cardiac cardiac arrest cardiac disease cardiac failure cardiac muscle cardigan cardinal cardinal numbers cardiogram cardiologist cardiology cardsharp care care for care of careen careen around the corner careen down the road career carefree careful carefully carefulness careless carelessly carelessness caress caretaker caretaker government careworn carfare cargo Caribbean caricature caricaturist soda. karde ine emanet etti.. 4. özenli. itina. 1. dikkatsiz. isk. s. üçkâ ğıtçı. carburetor. 1. 2. (motorlu araç) bir yandan bir yana hafifçe sallanarak bir yana yatmak. i. kardiyak. 3. bakım: He´s in intensive care. 1. sevmek. s. i. i. 1. s. ok şama. i. kaygısız. ana. s. kart katalo ğu. mukavva. i. z. hırka. i. kartotek. 2. 1. kariyer. belli ba şlı. 2. s. dikkat. 1. kardiyogram. 2. 2. 3. 1. karina gitmek/ilerlemek. tedbirli. s. dertsiz. (h ızla giderken) (motorlu araç) yan yatarak kö şeyi dönmek. i. kardinal. karbüratör. 2. 1. okşamak. kart fihristi. önemli.´ne bakan) bekçi. kardiyolog. kucaklama. i. i. kakule. dikkatle. İng. care istemek: Would you care for some tea? Çay içmek ister ığında eliyle: Write me of Cengiz Göksel..b. 2. maden sodas ı. 2. z. ev v. Karayip. kalp hastalığı. kayg ı. kumar masas ı. i. ceset.

k ıkırdak. i. 2. (on) -i yerine getirmek. bedensel. şerit. 1.. ı (ba şka sütuna/sayfaya/deftere) nakletmek. yol. etobur. ıp aşırıya kaçmak. 2.(karayolunda) duruş. 4. zool. Onlar carry weight carry/bear/have a grudge against birine karşı kin beslemek.. 1. Noel ilahisi. 1. 1. bot. işi sürdürmek. i. keçiboynuzu. 1.. i. leş. sızlanıp durmak. amac 1. 3. through carry s. ılıp gelmek. karanfil çiçe ği. i. uygulamak. 2. i. büyük torba/poşet. 1. (kara ta şıtının sallanmasından ileri gelen) mide bulantısı. . (bir şeyin) ı etkilemez o. istedi ğini elde etmek. lal. kan dökme. şehevi. i. dili 1. katliam. yolcu vagonu. i. f. etçil. nakliyeci. yerine getirmek. taşıyan.. taşımak: Carry her on your back! Onu sırtında taşı! This truck can carry a load of bir twenty tons. ızgş ıey) nlıktan) ğı ıpılça ğırmak. galip gelmek. i.t. f. taşıyıcı. nakliye şirketi. gırgır (süpürge). halı. şı i. nakliye. s. dili kazanmak. (birini/bir misillemeşyapmak. 2. heyecanlan kap üstün kazanmak. tatbik etmek. İng. at arabası ile taşımak. i. 5. bot. aşırı gitmek.1. 2. haritac ılık. carrycot i. cinsel. i. f. gerçekten yapmak. i. 1. marangoz.caries carload carmine carnage carnal carnation carnival carnivore carnivorous carob carol carouse carp carpenter carpentry carpet carpet sweeper carport carriage carriageway carrier carrier bag carrier pigeon carrion carrot carry carry an amount forward carry away carry coals to Newcastle carry on carry one through carry one´s point carry out carry out/take reprisals carry s. (saplı) portbebe. İng. cart götürmek. i. Sabr ı sayesinde bu işi başarır. İng. k ızıl. İng. Bu kamyon yirmi tonluk bir yük ta şıyabilir. içki içip şamata yapmak. i. 2. 1. duruş biçimi. etobur. bir şekilde 4. kartografi.ula aşı rtıırmak. 3. el arabası. s. do ğramacı. dili bir şeyin dozunu kaçırmak. vagon dolusu. i. nakliye ücreti. 2. k.. marangozluk. s. karanfil. k. Sözünü yerine getirdi. taşıt şeridi. taşımak. zool. k ırım. cartilage cartographer cartography i. karnaval. i. araba dolusu. i. (to) hesaptaki miktar alıp götürmek. yanları açık garaj. f. too far carry the day carry the day carry through i. get carried away kendini kapt ırmak. posta güvercini. bir şeyi yerine getirmek. Noel ilahisi söylemek.t. ta İng. ma. k. 2. i. içki âlemi yapmak. atlı yük arabası. kartograf.. dülger. (işi) sürdürmek. çürümüş et. eyi) dışarıya taşımak. harnup. ey) birini ayakta tutmak: (bir Her patience will carry her through.. şamata (k biriniba ba şr ar ı bir sonuca ş (bir şdavranmak. k. 3. i. 2. (dişte/kemikte) çürüme. haritac ı. carsickness i. 2. -i bitirmek: She carried through on her sayesinde (bir işi) promise. etkili/önemli olmak: It´ll carry no weight with them. ına ulaş mak. i. i. gitmek. 2. sürüklemek. sazan. gerçekten yapmak. dili tereciye tere satmak. havuç. yenirce. devam etmek. at arabas ı.

çizgi film çizen sanatç ı. 2. bir varil dolusu. 5. 4. (k ırık kemiğe) alçı. 3. dili nakit para. 3. 2. i. 2. kanatlı pencere. kavun.2. i. 3. büyük resim tasla ğı. veznedar. 2. karikatürist. kartuşlu dolmakalem. oymacılık. pe şin para.O. İng. 2. 1. film kutusu. manyok kökünden ç ıkarılan nişasta. . (kızarmış eti) dilim dilim kesmek. f. çerçeve. (bir tiyatro oyununda/filmde) rol alan maket. kasadar. tak i. 1. matb. durum. (büyük bir satış yerinde) kasa yeri. -i büyülemek. 1. kavun. 2. (mermi için) kovan. i. çağlayan. varil. kutu. dili -den yararlanmak/faydalanmak. hal. camera i. yana dayanmalı aşma. 2. çizgi film. kutuya koymak. karikatürcü. 1. 3. büyü yapmak. k ıs. fişeklik.carton cartoon cartoonist cartridge cartridge belt cartridge case cartridge pen cartwheel carve carver carving carving knife casaba casaba melon cascade case case case ending casement cash cash cash dispenser cash in on cash on delivery cash on the barrelhead cash point cash register cashew cashier cashmere casing casino cask casket Caspian cassava casserole cassette cassette player/deck cassock cast cast cast a horoscope cast a shadow cast a slur on cast a spell on cast a spell upon i. 1. 1. 1. 1. kartuş. (cast) 1. 2. oymac ı. k. mücevher kutusu. kal ıp. 1. pencere kanadı. hastaya baktım. kaşmir kumaş. kaset. yazarkasa. para. 1. bakmak. case foto ı. mukavva kutu. mahuncevizi. dış görünü ş. -i lekelemek. 4. karikatür. İng. kumarhane.b. s. kın. (bankada) vezneci. i. (oy) vermek. 1. i. fırında kullanılan toprak/cam kap. 2. zayiçesine atfetmek. oyma. vaziyet. paraya çevirmek. toprak/cam kapta pişirilen yemek. dilimlemek. 2. f. 1. i. karton kutu. bankamatik. oyularak yap ılmış eser. i. 2. (ağaç. i. 4. fişek. bir fıçı dolusu. i. 6. k. kaşmir.´ni) çevirmek. i. vaka: murder case cinayet Bu be ş frengili ık. 1. f. 3. -e leke sürmek. i. f. kasiyer. 2. atmak. çemberleme. gölge yapmak. kasetçalar. 1.b. savurmak. 2. ka i. 1. amerikaelmas ı. i. oyma. -den kazanç sa ğlamak. tesliminde ödenecek. dilb. 1. tapyoka. çerçeve. i. manyok. 2. kasa. hasta: I had five cases of syphilis this morning. el yard ımı ile yanlamasına atılan takla. tahsil etmek. i. 3. s. kaplama. 2. rol taksimi yapmak. 2. i. i.sabah kutu. 2. (çek) bozdurmak. yöneltmek. palaska. kaşmir: cashmere sweater şmir kazak. atma. (sofrada kullan ılan) et bıçağı. kasa. tabut. sand ğraf makinesi mahfazası. bot. C. f ırlatmak. 3. kimseler. i. papaz cüppesi. foto. 2. -e büyü yapmak. 1.´ni) oymak. 5. i. ödemeli. kaset. i. mahfaza: violin case a keman kutusu. biladerağacı. 3. nakit para. 1. bot. güveç.D. fıçı. taş v. (bak ış v. şelale. küçük kutu. i. i.oynayanlar. kaşmir yün. kasa.

1. 2. catalog/catalogue. i. kayıtsızlık. dökme demir. aksu. hulya. pik. pudraşeker. akbasma. düşünüş şekli. katapult. i. perde. azarlamak. i. katalo ğunu hazırlamak. can ını sıkmak. İng. 1.t. 1. i. demir atmak. Katalonya. cat-and-dog fight kedi köpek kavgas ı.o. 1. . hayal. den. dili kar şılığını beklemeden iyilik etmek. Heservis. ince tozşeker. Tasarrufun ucu ona İ ng. çok sağlam. pudraşekeri. ilgisiz. mancınık. katafalk. font. İng. 1. f.. 2. k ıs. kas ıtlı olmayan. çözmek. dili -in kaderine ba ğlanmak.o. kale. 1. kaza. -i tasarlamak. 3. i. pek dikkatli olmayan: He gave it a casual glance. İspanyol çalparası. çok dayanıklı. catalog. katalog. i. s. çavlan. s. iğdiş etme. i. 1. azarlama. kast. 1. tıb. Katalanca. Ona şöyle bir göz attı. İng. 3.. 2. bak. 2.cast a vote cast about cast anchor cast away cast down cast in one´s lot with cast iron cast iron cast loose cast lots cast of mind cast off cast one´s bread upon the waters cast one´s lot in with s. deniz kazas ına uğrayıp ıssız bir kıyıda mahsur kalan kimse. kastanyet. ilgisizlik. i. paylamak. demirlemek. paylama.. yaralanan. pik. reddetmek. k ınamak. şelale. pikten yap ılmış. sapan. -i düşünmek. kura çekmek. günlük elbiseler. i./cast in one´s lot with s. i. hadım etme. f. şekerleme. f. büyük çağlayan. kedi.. i. bak. ayırmak. s. 1. rasgele. iğdiş etmek. dökümcü. i. 4. i. ıssız adada bırakmak. 2. acil servis. devirmek. 2. i. şato. İng. alarga etmek. (kazada/sava şta) ölen. satranç kale. 2. 1. i. tesadüfen olan.. katalog yapmak. kayıtsız. lakayt. was a casualty of the spending cutback. 2. 2. catechism. 1. hadım etmek. 1. ölü. çöpe atmak. (mobilyaya tak ılan) küçük tekerlek. acil i. f. İng. demir atmak. i. katarakt. yaralı./cast one´s lot cast s. 2. k. 2. adrift cast/drop anchor castanet castaway caste caster caster sugar caster/castor sugar castigate castigation cast-iron castle castle in the air/castle in Spain castor castor castor oil castrate castration casual casual clothes casualness casualty casualty ward/department cat cat cat nap catafalque Catalan catalog catalogue Catalonia catapult cataract oy vermek. i. i. k. bir şeyi akıntıya bırakmak. Katalan. hintyağı. caster. biriyle işbirliği yapmak/bir olmak. 2.

kategori.. sâri. unawares catcher catching catchy catechise catechism catechize categorical categorically categorise categorize category cater caterpillar caterpillar tread catfish catgut catharsis cathartic cathedral Catholic i.o. f. tırtıl. i. kiriş. kati. Seda şmek: ti. katedral.´s attention/eye catch sight of catch sight of catch the fancy of catch up catch/get hell catch/take s. dili dili müstakbel e -i yakalamaya/tutmaya çal ışmak. dili 1. i. müz. off guard catch s. 3. 2. feci.o.o.. i. yemeklerin haz ırlanmasını ve servisini üstüne almak. (trene/vapura/uça ğa) yetişmek. tırtıllı palet. boğaz veya burunda balgam/sümük toplanma. yakalama. hoş ve kolaylıkla akılda kalan. i. f. birini gafil avlamak. 4. -in gözüne ilişmek. beysbol vurucunun arkasında durup topu tutan oyuncu. 5. rahats ız edici duyguları dışa vurarak onlardan kurtulma. tırtıl. birinin dikkatini çekmek. parça. ılmak. ilmihal. Hrist. İng. 1. k. dinlenmek. kesin. çakmak. 1. i. felaketli. müshil.. red-handed catch s. napping catch s. katarsisle ilgili. tutmak. kilit dili. 1. sıkışmak: I caught my sleeve onpartide the door handle. moda olmak. yiyecek tedarik etmek. Hrist. s ınıf. dili kestirmek. 2.o. 3. bölüm. s. soluk almak. k.. bir yakalanan av/bal ğ ş olarak dü ş ünülen uygun ki ş i. yakalamak. Benden o kadar ileride ki ona şlanmak. nezle olmak.o. soluklanmak. (caught) 1. bölüm. s. O anda gözüme gözüne ili şti. 2. off guard catch s. vasıflandırmak. birini suçüstü yakalamak.hoşuna gitmek. Hrist. tutuşmak. yakalayan şey/kimse.. birini gafil avlamak. in the act catch s.. f. 2. s. birini haz ırlıksız yakalamak. 2. nefes almak. tutuşmak. felaket. i. 1. gözüme iliş At that moment I caught sight of her. yayınbalığı. s.o. zümre. Gömle imin tak ık. k ısa bir süre uyumak. f.. catechize. zool. categorize. 6. afet. İng.catarrh catastrophe catastrophic catch catch catch at catch cold catch fire catch fire catch forty winks catch it catch on catch one´s breath catch one´s breath catch one´s eye catch s. bak. kategorik. i. birini gafil avlamak. 2. f. k. adamak ıllyeti ı birşz ılgıt yemek. . f. katarsis. katarsise yol açan. kurt. 2.. gözüne çarpmak. ilmihale dayanarak din dersi vermek. k.o. i. dili papara/zılgıt yemek. k.. av. müshil. i. bula şıcı. anlamak. kategorik olarak. k. s. tutma. ili -in 1. i. with -e yetişmek: He´s so far ahead of me I can´t possibly catch up memin imkânı yok. ateş almak. z. Katolik. on with him. tabaka. s ınıflandırmak. soluk almak.. felaket. dinlenmek. dili fena halde ha birini gafil avlamak. birini suçüstü yakalamak. s. dikkatini çekmek. i. birdenbire farketmek: I caught sight of Seda. i. tutmak. bak.

1. çoğ. s.. i. i. cav. 3. i. uyar ı. 2. süvariler. cave. ihtiyat. tedbirli. İng. karnabahar. ihtiyatlılık. 2. dili i ğneli (söz).kabard acı (söz). i. nedensellik. mağara adamı. dişçi. i. at -e itiraz etmek: I won´t cavil about it with onu tart ış şluk. Kafkasyal ı. bak. tıb.. yak f. 2.Seninle kavite. 4. compact disk. cürmü meşhut halinde yakalanmış. Kafkasya. k ıs. 1. ikaz etmek. ketchup. 2. 2. carbon copy. Katoliklik. mağara. neden olu şturan. i. s.ry. dikkatli. oyuk. karga gibi ötmek. çürük. uyarıcı. olmak. aç ık fikirli. büyük ma ğara. cubic centimeters. oynamak. neden. 1.. i. bak.. ğ kostik. . i. heyecan yaratmak. f. f. f. herkesin ilgisini çekmek. k. 3.men (keyv´men) i. i. s. it really cause my camellias to bloom earlier? Gerçekten birini ne? günaha 1. bo f. tedbir. cauterize. 3. i. kocaman. laubali. sakıngan.catholic Catholicism catsup cattle catty Caucasia Caucasian Caucasus caught caught in the act cauldron cauliflower causal causality cause cause cause s. ikaz. 2.. 1. suçüstü yakalanm ış.. evrensel. 2. iki kara ın ı birbirine layan ve deniz ığında suyla kaplanan parças ıcı. Kendini adamaya de ğer bir f. oyuk.al. i. uyarmak. liberal. bak. serbest. anat. çoğ. ambar gibi (yer). k ıs. ihtiyatla. s. f. neden olmak. İng. i. yakmak. s. sansasyon yaratmak. çoğ. caviar. bak. uyarma.men (käv´ılrimîn) i. dili iğneli söz söyleyen. i. atlı şövalye. huk. (önemsiz şeyler üzerinde) tartışmak. arnavutbiberi. (göl/bataklık üzerinden geçen) uzun köprü/kazıklı yol. çökmek. z. gaklamak. nedensel. i. i. ülkü: That´s a dava. havyar. catch. dava. hedef. nedeni olan. yol açmak: What´s caused this? Buna yol açan Will sokmak. kazan. ihtiyatlı. k. 2. 2. 1. sıçramak. i. sığırlar. to sin cause/create a stir causeway caustic cauterise cauterize caution cautionary cautious cautiously cautiousness cavalier cavalry cavalryman cave cave in caveat caveman cavern cavernous caviar caviare cavil cavity cavort caw cayenne cayenne pepper cc CD CD player s. 1. umumi. sebep. i. amaç. i.mam. kedi gibi. you. arnavutbiberi. i. gak. i. kostik madde.. 1. Kafkas. s.. 2.. gaye. kompakt disk çalar. f. süvari.o. cause worthy of sebep one´s devotion. illet. i. karga sesi. tıb. i. kendini beğenmiş. i. genel. s. s. ihtar. ba 1. Katolik kilisesi. f. 1. kibirli. ikaz. süvari s ınıfı. i. dağlamak.

i.. 1. ateş kesmek. eleştirmek. 1. ünlü. 1.. tavan. dini nedenlerden dolayı) evlenmeyen ve cinsel ilişkide bulunmayan (kimse). ünlü.. beton kar ıştırıcı. son vermek. 1. toplamak. sedir. (gen. şöhretli. 1. s. bir merkezde ı almak. kiler. 2. 2. z. durmadan. ortaya almak. nüfus sayımı. 2. k ıs. f. asır. sağlamlaştırmak. ara vermeden. 4. kereviz. Kelt. Keltçe. 1. i. terketmek. ortas ın 1. 2. göze. i. dikkat merkezi.CE cease cease fire cease-fire ceaseless ceaselessly cedar cede ceiling ceiling price celebrate celebrated celebration celebrity celerity celery celery root celestial celestial pole celibacy celibate cell cellar cellist cello cellophane cellular cellular phone/telephone celluloid cellulose Celsius thermometer Celt Celtic cement cement good relations with cement mixer cemetery censor censorship censure census cent cent centenary centennial center center of attraction k ıs. 2. tavan fiyatı. kabristan. sansürlemek. i. yap ıştırmak. bodrum kat. göçermek. hücre. 1. . s. 2. i. mezarlık. ate şkes. 1. i. cep telefonu. hız. kınama. kutlama. viyolonsel. Corps of Engineers. bot. 5. sansür memuru. i. ortaya gelmek. kutsal. i. çimentolamak. Keltçe. dini nedenlerden dolayı) evlenmeme ve cinsel ilişkide bulunmama. central. yüzyıl. sürat. çekim merkezi. 1. i. dili cep telefonu. i. 2. 2. Civil Engineer. sona ermek. f. küçük oda. göğe ait. pil. 2. yüz yılda bir olan. semavi. s. sansür. k ınamak. çimento ile s ıvamak. gözesel. kesilmek. i. f. hücresel. i. bitmek. f. Kelt. devam etmemek. i. i. i.. 3. bırakmak. ünite. 2. i. şarap stoku. hücreli. 4. 1. da ğservisi. i. 3. 2. devretmek. kurmak. 2. 2. 1. sürekli. f. selüloz. i. 1. santigrat termometresi. bodrum. şöhret. Church of England. i. f. 4. i. viyolonselist. s. aralıksız. azami fiyat. i. 2. 2. 3. i. beton ile kaplamak. me şhur.. ün. merkez. (gen. i. şarap mahzeni. ask. bak. yüzüncü yıldönümü. centennial. çimento. 3. s. ortalamak. 3. i. century. Chemical Engineer. selüloit. bayram yapmak. f. mahzen. sayım. gökkutbu. i. selofan. eleştirme. me şhur. orta. k. betonkarar. durmak. gözeli. 1. centigrade. sent (Amerikan dolar ının yüzde biri). sapkerevizi. s. s. i. 1. göksel. kökkerevizi. ile dostluk 3. Keltlere özgü. ortada olmak. yüz yıllık. i. sansürcü. sansür işleri. b ırakmak. ilahi. s. i. kutlamak. i. elek. sansürden geçirmek.. betonyer. spor santr.

kalorifer. 1. ussal. 2. İng. çinicilik. telefon santralı. İng.. 5. s. zool. şahadetname.. kesinlik. baz z. k.. certified. seramik. İng. i. merkezde toplamak. santimetre. 1. çini işleri. kesin. 1. i. anat. 4. kesinlik. anat. merasimle ilgili. protokol. elbette. resmi.center of gravity center of gravity centigrade centigrade thermometer centigram centigramme centiliter centilitre centimeter centimetre centipede Central central Central America central bank central heating centralisation centralise centralization centralize centrally centre centrifugal centrifugal force centripetal century ceramic ceramic tile ceramics ceramist cereal cerebellum cerebral cerebrum ceremonial ceremonially ceremonious ceremoniously ceremony cert certain certainly certainty certificate certify certitude cervix ağırlık merkezi. 3. seramik sanat ı ve tekniği.. i. merkezileştirilme. s. (m ısır gevreği gibi) tahıldan yapılmış kahvaltılık yiyecek. muayyen. do ğrulamak. i. anat. i. ağırlık merkezi. törensel olarak. ba i. entel. i. anat.. . tabii. santral memuru. ı. i. santilitre. vesika. centralization. santrifüj. Orta Amerika. s. 4. 3. 2. merkezkaç. ruhsat. beyinsel. 3. s. 1. 2. merkezile ştirmek. çok resmi bir şekilde. hububat. merkezi ısıtma. ana. s. bak. s. diploma. 2. 3. tahıl türünden. 1. bak. tahıl. emin. i. bak. karo fayans. tahıla ait. belirli. seramik e şya. z. certificate. 2. 1. çıyan. i. f. 2. z. i... (-in doğruluğunu/gerekliliğini) belgelemek. i. f. s. ayin.. 2. centralize. i. bak.. bak. beyincik. 2. 6. belli ba şlı. tahıl bitkisi. teyit etmek. 1. merkezi. center. s. tören. 2. çoğ. beyin. teklifli. rahim boynu. s. merasim. İng. k ırkayak. merkezkaç kuvveti. i. merkezcil. i. i. tasdikname. i. santigrat termometresi. asır. 1. çini. 1.. i. kati. 2. i. İng. 3. certify. s. orta. 3. çini. z. merkezileştirilmek. dili entelektüel. k ıs. resmi. centiliter. belge. 4. f.. törensel. katiyet. 1. s. i. tasdik etmek. f. santigrat. yüzyıl. sertifika.. ayin. zahire. kaç ınılmaz. i. ş üstüne. resmiyet.. i. seramikçi. İng. çinici. şüphesiz. boyun. santigram. çanak çömlek. tören. merasim. muhakkak. tek.. i. dili -in ak ıl hastası olduğunu resmen tasdik etmek. merkeze do ğru yaklaşan. katiyet. merkezile ştirme. 1. k. fayans. törensel. i. centigram.. bak. 2. 2. centimeter... merkez bankas ı..

şezlong. komisyon. 3. kalseduan. İngiliz kamara. f. peş peşe sigara içmek. kim. çoğ. church. compare. 3. freight. centigram(s). (erkek) kurul başkanı. k ıs. 4. zincir. chancery. i. makam. yatak odas ı. chair. s. mahkeme. silsile (da ğ). i. chair. Çat. i. zincirleme reaksiyon. f. oda orkestras ı. meydan okumak. sezaryen. i. Çad. (kadın) kurul başkanı. Hrist. f. 2. ticaret odas ı.. f. chafing dish (sofrada yemek ısıtıcıçöp.men (çer´mîn) i. i. sinirlendirmek. dili işlerin gecikmesinden dolayı huzursuz olmak.. k ıs. meydan okuyan kimse. 3. oda hizmetçisi. başkan. chain. utanç. i. iç sıkıntısı.wom. i. Çad. sezaryen. zincirlemek. daire. cgm ch Chad Chadian chafe chafe at the bit chaff chagrin chain chain letter chain of command chain reaction chain smoker chain store chain-smoke chair chair lift chairman chairmanship chairperson chairwoman chaise longue chalcedony chalice chalk challenge challenge match challenger chamber chamber music chamber music chamber of commerce chamber of commerce chamber orchestra chamber pot chambermaid chambers i. zincirle bağlamak. 1. peş peşe (sigara) içmek. kurul ba şkanı. 5. tebeşir. 2. yasama meclisi. 2.cesarean cesarean section cesium cessation cesspool Ceylon Ceylonese cf CF CFI cg. ovarak ısıtmak. 4. i. başkan. sezyum.... komuta zinciri. saman. chapter. çoğ. (ayakkabı) vurmak. 4. çoğ. and insurance. kürsü. sı. ovarak aşındırmak. up (sayı/puan) kazanmak/kaydetmek. 1. sigara tiryakisi. ği. lazımlık. k ıs. Sri Lankan. durma. utandırmak. k ı1. ticaret odas ı. s. oda. Çad´a özgü. i. k ıs. s. i. lağım çukuru. kullan kabu ğu. aynı mağazalar zincirine bağlı mağaza. (ayinde kullan ılan) kadeh. zincirleme mektup.en (çer´wîmîn) i.. başkanlık. Çadlı. child. ink ıta. i. özel oda. cost. cost and freight. sandalye. chief. i. i. kesilme. başkan.. 1. i. iskemle. 1. f. Sri Lanka. . 2. telesiyej. fişek yatağı. oda müzi oda müziği. f. k ıs. kad ıköytaşı. i. rezil etmek. Çadlı. başkan. bak. i. bak. hayal rıkl ığına u ğratmak. i. i. k. i. hayal k ırıklığı. i. spor çelenç. hâkimin oturum dışı konularda çalıştığı yer. meydan okuma. kurul ba şkanı. 2. tahılılan) i.

Tesadüf eseri oradayd -e rastlamak. kanal açmak. (ciltte) çatlak. destek olmak. kaos. bo ğaz. küçük kilise. dili kesin olmayan. f. f. (bir uygulamadan ba şka bir uygulamaya) geçiş.4. ızartmak. 6. i. akak. 2. savunucu. i. şampiyona. i. değişken. 2. (madeni yüzeyleri parlatmak için kullanılan) güderi ı. hava de ğişimi. (--ped. i. i. changeability. papatya. ses tonu. s. şanjanlı. şaperon. değı iş ikli ğe uğramak. 1.chameleon chamois chamomile champ champ at the bit champagne champion championship chance chance chance on/upon chancellor chancy chandelier change change change clothes change color change color change hands change hands change of address change of air change one´s mind change one´s tune change over change purse change the guard changeability changeable changeableness changeless changeover channel channel s. yanardöner. 1. 1.. 1. 3. 1. bak. 2. ihtimal. şampanya rengi. f. ask. 2. k. Ankara´da ğiştirmek. şans eseri olan. bozuk para. -in dışını yakarak ştirmek. kararsız. parças i. avize. başbakan. etmek. 2. i. i. değişim. 2. caymak. i. zool. TV kanal. radyo.b.bozukluk. çok sab ırsızlanmak. 2. i. istikrarsız.. paran ın üstü. da ğkeçisi. i. s. hizmetçi. k İng. (soğuk) (cildi) çatlatmak. tahvil bozuk. şampiyon. karga şa.. rizikolu. i. (okul. i. dili (bir riski) göze almak. (Almanya´da) şansölye. sertle ştirmek. 5. yakarak kömürle ştirmek. yol. üstünü de 1. şarkı söyleyerek kutlamak. fırsat. (from/to) (bir uygulamadan ba şka bir uygulamaya) geçmek. 2. değişmek. bozuk para çantas ı. yüzü k ızarmak. i. değ aktarma yapmak: You´ll have trains in Ankara. rektör. 4.t. -e tesadüf etmek.´ni) yarmak. düzensiz. üstünü bato şınchange ı değiştirmek. 1. kavrulmak. zool. k. talih. 1. yüzü solmak. şans. there. sahip de ğiştirmek. 2. şapel. kader. hizmetçi . müdafaa etmek. i. ateşe kömürle ın. 1. şampiyonluk. monoton bir melodi.ı. s. k. bir şeyi f. risk. --ping) 1. tesadüfen olmak: She chanced to be ı. tilavet. (kitapta) bölüm. şampiyon. dönüşme. dönüşüm. müdafi.kad yanarak kömürle şmek. 1. i.. dili ağız değiştirmek. i.. k ısım. şampanya. kavurmak. çatlatmak. yar ık. f. 2.monoton kar ışıklık. 4. ufakl iştirmek. --ring) 1. hiç de ğişmeyen. 3. bot. i. f. 1. 2. başkasının eline geçmek. el değiştirmek. 3. tahavvül. (bir yere) vermek/dökmek/akıtmak/kanalize etmek. İng. (--red. 2. f.tahta v. i. s. riziko. s. mecra. yenilik. 2. 1. 3. into chant chant chaos chaotic chap chap chapel chaperon chaplain chapter char char i. taraf ını tutmak. 5. i. şarkı söylemek. 1. 2. k. bukalemun. i. monoton bir melodiyle söylemek. 2. su yolu. ordu veya hastanede) papaz. s. fikrini/karar ını değiştirmek. s. katır kutur/kıtır kıtır/hart hurt/çıtır çıtır yemek. delikanl (toprak. monoton bir melodi e şliğinde söylenen sözler. 2. oymak. savunmak. değişiklik. değişkenlik. k. i. 1.. değişme.. (kad ın) hademe. nehir yatağı. dili adam. 3. el değiştirmek. karmakar ışık. çocuk. 3. adres de ğişikliği. yüzü k ızarmak.1. nöbet de ğiştirmek. şampanya rengi. (taşıtta) f. 3. 2.

i. aç çoğ. kurucu üye. ınıkontrat yapmak. grafik. portolon. gevezelik. 1. hikâye.sis (şäs´iz) i. i. s. çene çalmak. sili. tip bir kimse. f. yardımsever. şovence. berat/imtiyaz/patent vermek. çene çalmak. i. cezaland ırmak. i. karizma. dillidüdük. büyülemek. ho şş ato. 1.´nde) kişi. --ting) sohbet etmek. özyap ı. s. 1. saflık. i. bot. karakalem. f. uslandırmak. 2. 1. itham. şasi. ı birinin hesab ına) geçirmek. 5. sohbet. f. 2. beş. nevi şahsına münhasır bir İng. İng. basit. char. 2.wom. i. konuşkan. (hizmet kar şılığında ödenen) ücret. karakterize etme. çoğ.. şarj etmek. yasaklanmış cinsel ilişkilerde bulunmama. çekicilik. işgüder. şoven. İng. i. saf. plan göstermek. dü i. 1. (kadın) hademe. (--ted.. i. 2.gés d´af. özel şoför. i. t ılsım. ho ş. gemi v. derin yarık. 1. çizge.b. namuslu. hizmetçi. s. geveze. nitelendirme. 3. cezbetmek. s. çoğ. imtiyaz. özellik. tar.character characterisation characterise characteristic characterization characterize characterless charcoal chard charge charge charge account chargé d`affaires chariot charisma charitable charity charlady charlatan charm charming chart charter charter flight charter member charter plane charwoman chary chase chasm chassis chaste chasten chastise chastity chat château chattel chatter chatterbox chattiness chatty chauffeur chauvinism chauvinist chauvinistic cheap i. 5. f. harf. 1. 2. takip etmek. vas ıf. ış. kovalamak. hayırsever. cazibe. 1. s. gevezelik etmek. 1. karakteristik. hamle.. ı k hesap. i. hizmetçi. şovenizm. hayırseverlik. mangal kömürü. karakter. characterization. çekici.b. hayır işi. 1. nitelemek. bak. 2. (bir masraf suçlamak. ır cemiyeti. izleme. tutmak. deniz haritas ı. iki tekerlekli sava ş/yarış arabası. iffet.. sade. 3. 4. kaydetmek. 4. i. i. hizmetçiyard kadı ım n. patent. itham etmek. çenebaz. 1. i. 2. s. f. izlemek. cana yakın. yapmak. 3. hücum. adi. (roman. peşine şme. i. hususiyet. hizmetçi kadın. şarlatan. berat. ucuz. bo ğaz. 1. i. 2. baya ğı. i. oto. yardımseverlik. menkul. dartakip. tedbirli. iffetli. suçlama. oyun v. ho şbeş etmek. dikkatli. ıslah etmek f. . görevlendirmek. ş arjedafer.plan (uçak. büyü. i. 2.faires (şarjeyz dıfer´) maslahatgüzar. sadaka. s. kovalama. çarter seferi. 2.. elek. 1. 2. kira kiralamak. 2. f. taşınır mal. karakter. 4. 3. karakter. f. 3. çizelge. char. temizlik. yasaklanm ış cinsel ilişkilerde bulunmayan. elek. hücum etmek.en (çar´wîmîn) i. ihtiyatl ı. tipik. bozulmam için cezaland ırmak. nitelendirmek. derneği. chas. i. i. muska.. pazı. of -i esirgeyen. hay İng. (kadın) hademe. s. i. karakterize etmek. s. 2. 3. yola getirmek. f. -ingemi haritas ı. characterize. şahıs. karaktersiz. pe şine düşmek. kanyon. 3. şarj. döverek cezalandırmak. 1. bak. 4.3. 2. top kızağı.. i. f. 4. 1. tablo. 2. i. i. sevimli. kiralanm ış ucuz tarifeli uçak. merhamet.´ni) i. barut hakkı. tic. i.. f. konuşkanlık. lekesiz. 5.

o.. s. This arayarak (bir şeyi) kontrol etmek: I´m checking for leaks in (belirli bir şeyi) ı n ak ı p akmad ığı n ı kontrol ediyorum. neşelenmek. birini neş2. dili cüret. yan yana. i. (kontrol etmek amac ıyla) bakmak. ucuzlatmak. yan yana. z. i. k. (birinden) izin almak./an animal on cheer up Cheer up! cheerful cheerfully cheerfulness cheerio cheerleader cheerless f. de ğişik olaylarla dolu. yanak. s.b. i. ığını öğrenmeye çalışmak. ne şelendirmek. i.v. (otel İlk ı önce otelin resepsiyonunda the hotel´s reception desk. kaydını (otel. yüzsüzlük. avurt. (sözle yap ılan) tezahürat. (birine) dan ışmak. up cheer s. 1. arsız. k. elmac ıkkemiği. (bir şeyin) olmad ıı nö ığ ödeyip (otel. küstah. yava şlatmak. çekap. şen. ucuzlamak. cıvıldamak. f. 1.cheapen cheapskate cheat cheater check check check for check in check into check on check out check up on check valve check with checkbook checkered checkers check-in check-in counter/desk checking account checklist checkmate check-out check-out counter checkpoint checkroom checkup cheddar cheek cheek by jowl cheek by jowl cheekbone cheekily cheekiness cheeky cheep cheer cheer s. Keyfine bak!/Geçmiş olsun! s. 2. f. neşesiz. çedar (bir çe şit peynir).. şlatma. hesab ru olup olmad nı öğ renmeye çalışmak. 2. k. the roof. 1. (bir şeyin) doğru olup ığın renmeye çal ışmak. dili yüzsüzlük.. (süpermarketteki gibi) al ınan malların hesabının yapılıp ödendiği tezgâh. dolandırıcı.´nden) ayrılmak. 1. Hoşça kal! i. 3. ı.ıkontrol noktas i. ç i. 2. göz atmak. i. 1. çek valf 1. kareli. sıkı fıkı. k. neşeli. i. emanet. arsızlık. anat. 2. doland ırmak. hava terminalinde bilet ve bagaj ın kontrol edildiği tezgâh. i. gözden geçirme.. aldatmak. i. i. with (bir 2. dili yüzsüz. 2.o. İng. İng. keyifli. durdurma. üçkâ i. İng. i. 1. ket vurmak: f. İng. (bir şeyin) doğru 1.´nde) kayd 1. engelleme. cimri. keyifsiz.. That defeat checked their advance. -e göz atmak. tam yenilgi. ğıtçıı . yenmek. 2. i. gemengellemek. 1. f. ket vurma. birini/bir hayvan ı (sözlü) tezahüratla teşvik etmek. 3.. . i. keyif. 2.b. ket. i. nı yapt ırıp bir oda tutmak. ünlem. 1. neşeyle. küstahlıkla. O yenilgi ilerlemelerini durdurdu. elendirmek. satranç mat etmek.. muayene. kopya çeken. amigo. ekose. 2. 2. neşe. durdurmak.. z. fren görevi yapan yava gem vurmak. kış tezgâh ı. pansiyon 1. vestiyer. küstahlık. s. engel. çek defteri. genel sa ğlık kontrolü. dama oyunu. i. i. kontrol listesi. cıvıltı.b. vurma. hilekâr.. i. satranç mat. cik cik ötmek. neşelilik. kopya çekmek. şey) (ba şka bir do ıyla) -e bakmak. pansiyon v. İng.´ne Dam girince) kayd ını yaptırmak: First you have to check in at 1.ğ (kontrol etmekığı amac olup olmad ı. f. dili yüzsüzce. çek hesab ı. kontrol. (sözle) tezahürat yapmak.. kopyac i. argo pinti. v. 1. 2.

Cheers! cheery cheese cheeseburger cheesecake cheesecloth cheesy cheetah chef chem chemical chemical compound chemical compound chemical engineer chemical engineering chemical reaction chemical warfare chemise chemist chemistry chemistry major chemotherapy cheque chequered cherish cherry chess chessboard chessman chest chest of drawers chestnut chew chew s. i.. kimya mühendisliği. checkered. çek. peynire benzeyen. asıl branşı kimya olan öğrenci. 2. chemistry. tülbent.o. 2. civciv. i. i. piliç. i. gütmek. 1. hile. kestane. i. az para. 2. i. . i. 1. beslemek.. s. chemist. i. satranç tahtas ı. kad ın iç gömleği. kimyasal bile şim. şık.. çita. i. keyifli. dili derin derin düşünmek. sandık. kemoterapi. kestane rengi. i. ba ğrına basmak. nohut. kimyasal sava ş. satranç. i. (chid/--d. i. 2. kutu.. ödlek. s. eczacı. s. Acinonyx jubatus. 3. 1. kiraz. bot. güne ğik. chid. İng. kimya mühendisi. 2. İng.. s. kimyasal reaksiyon. i. kestane. şike. 3. kimyasal. f. argo çene çalmak. kombinezon.men (çes´mîn) i.. chess. kimyasal madde.den/--d) azarlamak. argo bozuk para. vişne. 1. ahçı. f. suçiçeği. modaya uygun. göğüs. tıb. i. korkak. İng. peynirli hamburger. k. 1. peynirli kek. piliç. i. f. neşeli. i. f. 2. peynir. şen. s. i. çoğ. tavuk eti. out argo korkudan çekinmek. çizburger. k ıs. şıklık. dili birini azarlamak. aziz tutmak. i. geviş getirmek. şifoniyer. argo genç k ız. zool. kusur bulmak. ahçıbaşı. i. üzerine titremek. şef. kestane rengi. çiklet. i. kimya. kimyasal bile şim. k. peynir k ıvamında. 1. Şerefe! 2. 1. i. İng. çiğnemek. out chew the cud chew the fat chewing gum chic chicanery chick chicken chicken feed chicken pox chicken-hearted chickpea chicory chide ünlem. (teşekkür olarak) Sağ ol! s. chemical. kimyager. hindiba. bak. satranç taşı. i. s. i. kimyevi. Hoşça kal! 3.

(çoğ. madeni çubuklardan olu şan zil. s. i. çocu ğu olmayan.chief chief justice chief rabbi chiefly chieftain chilblain child child´s play child´s play childbirth childhood childish childishly childless childlike childminder children Chile Chilean chili chili pepper chill chilled to the marrow chilli chilliness chilly chime chime in chimerical chimney chimney sweep chimpanzee chin China china china closet Chinese chink chip chip in chipmunk chirp chisel chitchat chivalric chivalrous chivalry i. yontmak. s. 3. i. 3. doğum. i. cesur. zool. we´d better get to work. üşütücü. patates kızartması. çoğ.. dili lafa kar ış s. 1. çene çalma: Enough of this chitchat. z.. çocu ğumsu. soğuk davranış. titreme. evlat. 1. soğuk. 1. Chi. cesaret. çentik.. çentmek. i. çocuk oyunca ğı. para bilg. çene. bak. belli başlı. k. f. lamba şişesi. 1. 3. baş. çip. s. şef... cömertlik. 2. Çin´e özgü. i. so i. 1. cırıldamak. s. centilmen. şekil 1. nazik. i. 1. muhabbet. 4.. Çince. cıvıltı. çocuk. 1. çocuk ruhlu. 2. porselen. i. çocuk gibi. 2. Tamias. 2. yüreklilik.nese) Çinli. çocukluk dönemi. cömert. zool. çini. k ırmızıbiber. 1. ğış ta bulunmak. i. ürpermek. hayali. 1. i. so ğuk. 1. anat. melodi. i. İng. çocuksu. bak. 3. dan ıştay başkanı. cırlamak. 2. i.ş ili ğine kadar üşümüş. ü ğuk iliğ ine geçmiş . huk. 2. chil. 2. kalemle oymak. çatlak. üşütücü. ufak aç ıklık/yarık. 2.. i. hahamba şı. ü ütmek. çocuksu kimse. ço ğ. 2. serin. 2. en çok. cips. vermek. çan sesi. i. 1. Çinli. z. 3. keski. i. z. yonga. 1. centilmenlik. i. s. yanardağ ağzı. s. amerikasincab ı. şümek. f. bak. Çin. amir. 1. 1. i. kolay iş. s. yarenlik. 2. Şili´ye özgü. şempanze. dili (sohbette geçen) sözler.dren (çîl´drın) i.. çocuksu. i. bebek. başlıca.. çocukça. zil sesi. çocukça. Şili. f. 2. şövalyelik. 3. (saat/zil/çan) ahenkli bir sesle çalmak. çocuk. --ping) 1. şef. Şili. 2. 1. ürperme. baş. 1. çoğ. ahenk. i. 2. 2. soğuk. s. budamak. yürekli. ba şkan. Şilili. 2. seramik. yonga. soğuk. i. i. Çin. çocuk bakıcısı. mak. s. 2. (--ped. chili. soğuk bir şekilde. 1. çocuk oyuncağı. İng.. i. i. üşüme. Şilili. 1. (soğuktan dolayı) el/ayak parmağındaki şişkinlik. cırıltı. tabak dolab ı. gerçek olmayan. Çince. i. 3. k. krater. çocukluk. (yiyecek/içecek) soğutmak. reis. Anthropopithecus troglodytes. child. çok kolay iş. i.. 2. uyum. Bu kadar muhabbet s. İng. şövalye gibi. . f. c ıvıldamak. kızarmış patates. lafa kar ışmak. baca. kalem. İng. i. chivalrous. ana. baca temizleyicisi. kabile reisi. 2. nezaket. baf. en yüksek rütbede olan. çocuksuz.

klorlamak. boğulma. seçilmi ş. Ad k. heyecandan konuşamamak. kolera.koro. f. choose. s. f.. 2. koral. Hristiyanlık. kolesterol. i. müz. çırpıntılı (deniz/göl). (Uzakdo ğuda kullanılan) yemek çubuğu. i. bak. (müzik eseri) koro. kim. çoğ. i. koregrafi. s. isim: Her Christian name is Fanny.. çikolatal ı. çikolatalı kek. i. i. s. tıkamak. dili yemek. değişken. Hristiyanl i. (a i. 1. i. 1. s. i. champ. 3. . vaftiz etme. satır. frenkso ğanı. choose. ağzına kadar dolu. 1. k ısa saplı balta. bak. f. 2. 1. istemek. koro toplulu ğu. ı tutmak. i.. ısoyad ı Burney. i. çikolata: a piece of chocolate candy bir çikolata. tıkanmak. 2.. f. --ping) 1. 1. i. ilk ad. zor be ğenen. koregraf. bak. i. s. (up) ince ince kıymak/doğramak. öfkesini bastırmak.. argo helikopter. tgözya şlar ınoto. i. 1. İsa. 3. Noel. Hristiyan âlemi. koreografi. dili titiz. tercih etmek. k.chive chlorinate chlorine chloroform chock chock full chockablock chockfull chocolate chocolate cake choice choir choke choke back one´s tears choke down one´s rage choke up cholera cholesterol chomp choose choosey choosy chop chop down chopper choppy chopstick choral chorale chord chore choreographer choreography chorus chose chosen chow Christ christen Christendom christening Christian Christian name Christian name Christianity Christmas Christmas Day i. küçük bir iş. seçiş. Noel günü. kloroformla uyutmak. seçenek. i. alternatif. dopdolu. ğacı) kesmek. çalg ı teli. vaftiz töreni. cho. 3. 2. jikle. and her family name is Burney. yön değiştiren (rüzgâr).. müz. s. 3. 2. koro. (chose. bir evin/çiftliğin günlük işleri. Hristiyan. nutku tutulmak. 2. k.. k. koro. boğulmak.. choosy. i. İng. müşkülpesent. pirzola: lamb chop kuzu pirzolas ı. s. s. i. bak. Mesih. koro için yazılmış. (balta ile) k ırmak.sen) 1. i. tıkanmak. İng. 1. koro taraf ından söylenen. kilise korosu.. takoz. nefesini kesmek. kloroform. i. boğmak. f. klor. dili. i. ad. kiriş.. i. 2. koro ile ilgili. i. çare: You´ve no other choice. akort. f. 1. şarkının koro bölümü. vaftiz etmek. seçti i. ı Fanny. 3. i. f. kim. şık. seçilen kimse/şey: He was our choice. dopdolu. (--ped. ıkanma. seçme. seçmek. 2. Bizim ğimiz oydu. koreograf. 2. f. güç ve tatsız iş. s. i. 2. f. 2. 1..

insurance. Onu b ırak!/Ondan vazgeç! k.. 2. elma şarabı. a ğustosböceği. i. i. f.. kütük. 1. kıkırdamak. out chuckhole chuckle chuffed chum chummy chump chump chunk church church service churchwarden churchyard churl churlish churn chute CIA CIF cicada cider cigar cigarette cigarette lighter cinch cinder cinder block Cinderella cinecamera cinema Noel arifesi. 1. çakmak. i. k. dili bir işi bırakmak.. topak. k ıkır kıkır gülmek.o. dost. 2. 2. kronoloji. at kolan ı. f. külçe. kilise avlusu/bahçesi. İng. bir işten ayrılmak/vazgeçmek. puro. kronometre. i. atmak. 2. kaba adam. 2. i.. 1. k. kıkırdama. and freight sif. kilise ayini. Central Intelligence Agency. krom. i. (out) çöpe atmak. mezhep. çantada keklik. dili i. çama şır/çöp atılan) baca. 2. dili büyük bir miktar. yayık. 1. (üst kattan alt kata inen. cüruf. dili sıkıca tutma. k. f. 2. ı paylaşmak. zool. ibadet. f. ahbap. --ming) 1. s. cost. 3. i. i. kamera. s. cemaat. k ıs. budala. (yolda olu şan) çukur. güzelli ği ve değeri anlaşılmamış kız. tarih. i. çok memnun. kromozom. müzmin. çiğnemek. Noel ağacı. i. 3. i. yanm ış kömür artığı. s. i. i. İng. s. s. i. dili 1. tarih s ırasına göre.Christmas Eve Christmas tree chromatic chrome chromium chromosome chronic chronicle chronological chronologically chronology chronometer chrysanthemum chubby chuck chuck it up Chuck it! chuck s. i. dili 1. (sütü) yayıkta çalkalamak. i.. kilise idame amiri. i. yığın. 2. 2. Hrist. kaba. k. kıkır kıkır gülme. kalın bir parça. i. i. birini işten atmak. yak ın arkadaş. Onu çöpe at!/At onu!/At gitsin! 2. kromatik. kronik. köylü. 1.tıkilise. renklerle ilgili. dili elde bir. cüruf briketi. f ırlatmak. k. ayin. sinema salonu. krizantem. İng. krom. birini d ışarı atmak/kapı dışarı etmek/sepetlemek.. sigara. dost olmak. kronik. 2. k. 1. f. elma suyu. k ıs. (--med. sinema. 2. s. 1. Külkedisi. i. müz. dili 1. i. tombul. dili aptal. k. i. i. 4.. kavrama. dili mutlu. kim. kromatik. bot. aynı oday s. süreölçer. k. kronolojik. çoğ. i. . i. kas ımpatı. süt kabı. 3. k. z. knaz adam. i. kül. 1. terbiyesiz. 1. 4. 2.. süre ğen.

atlatmak. durumla ilgili. genelge. f. belediye meclisi üyesi. keyfiyet. sirk. i. vaka. şehir devleti. uzatma işareti. dolambaçlı. sitrik asit. 1. 1. 1650 ında yap ılm ış. (hava/ss devridaim. takdirname. dolayl ı. (nüfuz açısından) önemsiz biri. vaziyet. durum. çember. i. sirküler. 1. i. su deposu. sirküler. daire çizen yol. i. turunçgillerden bir meyve. çizmek. halka. ihtiyatlı. f. 1. ıv ) devridaim yapmak. tebaa. kaç ınmak. 1. sak ıngan. huk. huk. hiç. i. kent merkezi. solda sıfır. 2. ağaçkavunu. sünnet. muhit. (havan ın/s vın(motordaki ın) akımını/dola şımını (motordaki ıv ı ıiçin) akım. uyruk. 1. denizden etraf ını dolaşmak. daire. sıvı için) i. turunçgillere ait. Çerkezce. f. belediye ba şkanı. (ço ğ. 1. belediye meclisi. ayr ıntılı. çember. 3. 2. dolaylı olarak. dolaylar i. i. aşağı yukarı: It was built circa 1650. 3. site. (kan/hava) dolaşmak. ça ğrı. kale. kösteklemek. 1. Çerkez. 1. yurttaşlık. -in etrafına daire çizmek. ikinci derecede önemi olan. f. daire. ko şul. dolambaçlı. i. devir.ın ring seferi.. 1.rus) turunçgillere ait ağaç/meyve. mahzen. -in etraf ına daire ı çizmek. ihtiyat. -in2. s. 4. i. dairesel. 3. i. gösteri. meydan. celp kâğıdı. 2. vatanda i. f. uyrukluk. (bir yerin üstünde devre kesici anahtar. i. hal. citation. -in etraf ını dönmek. i. belediye binas ı/konağı. i. i. s. cit. . hisar. s. 2. 2. s ıfır. edat dolaylar ında.cinnamon cipher circa Circassian circle circuit circuit breaker circuitous circuitously circuitousness circular circular note circular saw circulate circulation circumcise circumcision circumference circumflex circumnavigate circumscribe circumspect circumspection circumstance circumstantial circumstantial evidence circumvent circus cistern cit citadel citation citizen citizenship citric acid citron citrus citrus fruit city city block city centre city council city councilor/father city hall city manager city planner city-state i. genelge. yuvarlak. 3. 2. 2. etraf i. k ısıtlamak. tedbirli. dikkat. 1. numara. İng. 3. tarç ın. şehir mimarı. elek. 2. tamim. daire çevresi. 2. 3. s. 1. kader. (para için) tedavül. olay. tekerine çomak sokmak. 1. ş. 2. i. 2. çevre. dolaylı. i. kesişen sokaklarla ayrılan blok. belediye. grup. 1. (havan ın/sıvının) akımı/dolaşımı olmak. sünnet etmek. devre. kent. 3. İng. tabiiyet. takriben. dolaylılık. hemşeri. 2. 2. şifre. yuvarlak testere. i. i. yurttaş. sürüm. huk. dikkatli. tiraj. citizen. 2. şart. 1. inceltme işareti. 1. s. k ıs. ikinci derecede kan ıt. (kan/hava için) dola şıım. celp. tur. cited. z. 2. 1. 1. şehir. vatanda şlık. -i kaynak/örnek olarak gösterme. 4. 2. s. bir tür kredi mektubu. i. 3. f. 3. sarnıç.

i.. 2. tırmanmak. f. bak. i. şaplak. İng. iddia etmek. 2. uygar. nlatmak. çınlamak. ç ınlama. uygarla ştırmak.. talep. el çırpmak. medenileştirmek. inşaat mühendisliği. mengene. 1. tazminat talebi. 3. s. devlet memuru. şaplak indirmek.. 2. i. i. 1. yaygara. dili -i görmek. devlet memurlu ğu. sivil savunma. hayk ırmak. aydınlatmak. tangırdamak. kıskaç. s.´nin bulunduğu şehir merkezi. 4. 2. nezaket. insan haklar ı. sahip ç ıkmak. i. 1. medeni. f. İng.. i. 2. 2. uygar. 2. iddia. medeniyet. s. uygarlık. feryat etmek. s. yurttaşlık ile ilgili. İng. --ping) 1. civilize. gök gürlemesi/gürültüsü. s. 1. inşaat mühendisi. f. yaygara koparmak. mengene ile sıkıştırmak. f. civilization. gizlice. 1. el alt ından. k. deniz tara ğı. bak. f. kibar.. sivil. i. 5. gürültü. elle vurmak. alk ışlamak. yurttaşlık bilgisi.. 6. medeni nikâh. f. İng. ı. s. gürültülü.. nazik. i. 2. terbiye. i. sigorta poliçesi üstünden ödenecek para. kehanet. 1. 2.ışı i. yurt bilgisi. gaipten haber verme. 1.. kibarl ık. medeni hukuk. vatanda şlarla ilgili. 2. tazminat davas i. bireysel. hükümet binalar ı. elle vuruş.b. i. sivil. medeni nikâh. İng. talep sahibi. el ç ırpma. 3. kütüphane v. clothe. belediye ile ilgili. i.. el altından yapılan. ho ş. İng. mahkeme. madeni ses. tarak. hükümete ait. ferdi. 2. f. madeni ses çıkarmak. yap ış yapış.. zool. clamor. i. . vatanda şlık hakları. istemek. 1. 1.. 1. i. feryat. ç ngırtı. bak. edepli. Roma hukuku. 1. f. şehre ait. 2. güçlükle tırmanmak. f. soğuk ve nemli. medeni hukuk. sivil devlet memurlar ı.. terbiyeli. 1. hak iddia eden. iç savaş. (--ped. i. 2. i. şıngırdamak. medeni. f. 3. hak talep etmek. milli. nazik. boy. klan. kâhin. tangırtı. 1. bak. z. civilized. bak. f. kenet. kabile. i. s ıkıştırıcı. 2. gizli. hayk ırma. davac ı. kibar. terbiyeli.civic civic center civics civil civil defense civil engineer civil engineering civil law civil law civil liberty civil marriage civil marriage civil rights civil servant civil service civil service civil war civilian civilisation civilise civilised civility civilization civilize civilized clad claim claim for damages claimant clairvoyance clairvoyant clam clamber clammy clamor clamorous clamour clamp clan clandestine clandestinely clang clank clap clap clap eyes on clap of thunder s. hak. edep.

çözmek. leke giderici (s ıvı) ilaç. 1. (madeni şeyleri) birbirine çarpmak. 1. kopça. s. f ıkra. ı bıçak. 1.. cümle veya yancümle ya da ı geçmi ş zaman sıfat-fiilleri gibi bir özne ve ona ait bir fiilden oluşan baz ği. takım. kucaklamak. temizce. sınıf. aç şekilde anlatmak. ar ı. 2. 4. temiz bir şekilde. kategorilere ayr ılmış. takırtı. (hastalık) geçmek. 2. hüküm. ıklanma. pestili çıkmış. klarnetçi. i. kucaklama. masum. k. 3. temizlemek. dili. bir grubun içinde) saymak. tasnif edilmiş. 1. açıklık getirme. 1. sofrayı kaldırmak. temizlik. yenebilir (av eti v.. İng. 2. 2. f. gürültü. 1. 4. dili s ıvışmak. pençe. -i (belirliclassification. bitkin. 2. dilb. gizli (bilgi). patırtı. derslik. aydınlatma. takırdamak. sustal i. s. şeffaf. temizlik. . f. çık ırm i. bölümlenmi k. berraklık. açıklık. sınıf arkadaşı. ışmak. s. temizlemek. 7. ıkla anla şılan/duyulan. kuru temizleyiciye gönderilen giysi v. ışmak. tüymek. pak. i. açıklığa f. k. 2. 5. i. -i (kategorilere) classify. temizleyici madde. bulutsuz. toplayıp atmak. ş. açık. f. 3. mek. 1. sar ılmak. dili s ıvışmak. net. 3. kolayl ığı . 2. f. 2. halis. i. temizlikçi kad ın. çarp ılma. tırnak. s ınıf. şüpheleri gidermek. kast. saf. 1. köprücükkemi i. sar kopçalamak. vuzuh. külüstür. kusursuz. bölümleme. açıklanmak. vicdan rahatl k. dili 1. -i tasnif etmek. açıklık kazanmak. 1. aç ıkl ığa kavuaç şma. aydınlatmak. çat2. temiz ahlaklı. sınıflandırılmış. büyük çak ı. sınıflandırma. engelsiz. tak ırdatmak. klasik. 2. 1.b. k. dili (gazetede) küçük ilanlar. sınıf. mücadeleye 2. temizlemek. yırtmak. (hastalığı) gidermek. çatırdatmak. klasik eser. sınıf. çok yorgun. temiz. i.zı Bordo şarabı. tüymek. 1. 6. tırmalamak. s ınıflama. temizleyici madde. biçimli. aç ık biraç şturmak. f. düzgün. klasik. i bölümlemek. 5. kategori. classified advertisements.. 3. 2. dershane. 2. bak. anat. tür. -i sınıflamak. açık: His instructions were quite clear. pürüzsüz (cilt). şart. hurdası km ışı. duru. temizleme. i. balç ık. tasnif. -i s ınıflamak. i. aç ıklamak. ıklık getirmek. 2. 2. klasik. 2. temizlikçi. -i sınıflandırmak.b. 1. bent. 3. sabun. klarnet. açık (gök). açıklığa kavuşturma. tabaka. k ıs. -i (kategorilere) ayırmak. (madeni şeyler) birbirine çarpmak.. i. s. s. 2. mantıklı düşünen kimse. çarpışıp sava şmak. zümre. kuru temizleyici. classic. i. madde. köprücük. müz. f. 1. 2. açıklığa kavu i. (gazetede) küçük ilanlar. kil. aç ıklama. halletmek. ayd ınlanma. saydam. temizlemek. i. f. 3. ders. z. ıklık kazanma. toka. f. 4. 1.clapped-out claret clarification clarify clarinet clarinetist clarity clash clasp clasp knife class class classic classical classification classified classified ads classified advertisements classifieds classify classmate classroom clatter clause clavicle claw claw hammer clay clean clean out clean up cleaner cleaning cleaning fluid cleaning woman cleanliness cleanly cleanse cleanser clear clear conscience clear off clear out clear the air clear the table clear thinker clear up s. 1. sınıflanmış..dövü tokaşile tutturmak. çeşit. i. i. aç ıklığa kavuşturmak. 1. çözülmek. i. grup.). i. i. domuz tırnağı çekiç. 1. i. i. pençe atmak.

iklim. 2. f. onto clipboard clipper clipping i. 2. 2. tırmanacak yer. 2. kesik. ula rmanmak. ak ıllı. s. k ırkmak.. 1. 1. doruk. 1. boks birbirine sarılmak. zeki. i. 4. (yumru ğunu/dişlerini) sıkmak. sekreterlik.´nden) kupür kesmek. kırpma. 2. 2.ı boks birbirine sarılma.´s wings clip s. vurmak. 1. 2. 3. kesme. yakınında ş olmak. basmakalıp söz. i.. gümrük muayene belgesi. doruk noktas ı. (a 2.ven/cleft) yarmak. 2. klinik. ak ıllılık. havanın güneşli ve ılık olması. mü şteri. (--ped. i. papazlar. ngırtı. 3. 2.. 3. ayrık. çıkmak. i. kırpmak. 2. merhamet. . bak. kupür. doruğa şttıırmak. ak ıllıca. tek. tık sesi. tıkırtı. 2. 2. (--d/clove/cleft. 1.t. mü şteriler. i. çıtırtı. f. (--d/clove/clave) to 1. papaza ait. tezgâhtar. i. cler. 2. i. zirve. kliring. tırmanıcı sarmaşık. çatlak.o. 2. bot. i. k. (ceza olarak) birinin hareket alan ını sınırlamak. i. perçinleme. ıklatmak. (saç/tırnak/çim kesmek için) makas. -e yap ışmak.´ne) (hat İ ng. tık sesi çıkarmak. takoz. s. şefkat.b. f. (clung) 1. 1. sa ğlama bağlamak. becerikli. hızlı bir yelkenli gemi. s. doruğa ulaşmak. orgazm. tıkırdatmak. şı i. 1. cleave. 1. 1. 1. i. 2. kesmek. zekice. (gazete. (tüfekte) şarjör. 1. s. sarp kayalık. 2. z. açıklık. dili hızla gitmek. klişe. sat i. 4. çıt sesi. çıt. i. i. yarılma. f. aç ğ açl ı k )ç tııra şlama 3. (ağaçlık bir alandaki) tüm ağaç ve çalıları s. 1. sekretere ait. i. balta. yarık. papaz.ıstreç film. uçurum. 2. temizleme işi. tokuşturma. sıkıca yakalamak. i. f. i. 1. koçboynuzu. sekreter. 1. alan açığı a karma. (kadının) göğüs arası. çıt sesi çıkarmak. perçinlemek. 1. müz. 3. aç ıklık yer. aydınlatma. bağlı olmak. mandal. çoğ. 2. beceriklilik. hava. dili toplumda yükselmek isteyen kimse. --ping) 1. 2. i.men (klır´cimîn) i. 2. k. 6. (bardak/kadeh) tokuşturmak. tutunmak. 3. --d/clo. matb. geminin ı terketme liman ık. 2. şefkatli. klinik. f. yar ılmak. çoğ. bölünmek. 4. f. 1. 1. den. şa. 3. bölmek. -den ılmamak/ç ayr ır. i. k ıskı.gy. 2. i. s. kesin. tırmanma. . f. bak. i. 1. 1.clearance clear-cut clearing cleat cleavage cleave cleave cleaver clef cleft clemency clement clench clergy clergyman cleric clerical clerk clever cleverly cleverness clew cliché click client clientele cliff climate climax climb climb down climber clinch cling cling film clinic clinical clink clink clinker clip clip clip s. f. -e sadık kalmak. 3. f. i.izni. meydan. 2. 1. f.. inmek. 2. i. şıngırdamak.bir takas. 2. 1. 5. . klipsli kâ ğıt altlığı. güre mak. 1. 1. uçlarını kesmek. net. t i. 2. tıklamak. müvekkil. cüruf parças ı. anahtar. klişe. 3. i. kama. 2. yap ış ra v. 1. k ırkma. 1. dergima v. 2. ataş5. güneşli ve ılık (hava). i. kavramak. temizleme. çatlama. tırmanış. f. sş ık ca sar ılmak. clue. şıngırdatmak. i. papaz. 1. tık.b. klinikle ilgili. 2. f. klips. kesmek. 4. 3. tıkırdamak. i. 2. çarpmak. 1. i. ıkmamak. güreş. merhametli. 1. bir şeyi -e ataşla/klipsle tutturmak. perçinlenmi çivi. yar ık. i. i. müvekkiller.

s. kesek. kapanmak. f. i. i. ılmış. yak ın. kapalı. yak ından. tuvalet. saatin makinesi. 3. i. yüklük. f. . revaklı avlu. hemen hemen. sinekkayd ı tıraş. sıkı ağızlı. 1. k. tahta ayakkabı. 1. gizli tutulan.t. 7. 6. ay 2. havasız. İng. z. puantöre kaydettirerek i şbaşı yapmak. b ızır.. 2. 2. k. nalın. birbirine yakla şmak. kapalı devre. i. 1. (süt) kesilmek. indirimli satmak. (gard ırop işlevi gören sandık odası gibi) gömme dolap. hizip. 1. 2. şıyeri) kapanmak. 1. f. 1. 1. klitoris. f. (--ged. tecrit etmek. dili gizli. 2. yak ın benzerlik. f. engel olmak. kapalı devre. lavabo. ısamimi. k. sersem. i. 1. şyeri) kapanmak. top top olmak. --ging) 1. k -in etraf ını çevirmek. saat yelkovan ı yönünde. sinekkayd ı tıraş. sabo. kapanmak. gizli komünist. gizli homoseksüel. köstek. revak. aleni olmayan. k. i. anat. (--ted.clique clitoris cloak cloak s. tıkanmak. kapatmak. 2. dili paydos etmek. dar. kapatmak. s. pıhtılaştırmak.. dili paçayı zor kurtarma. cimri. k. 1.. kemeraltı. in a guise of cloakroom clock clock in clock out clockmaker clockwise clockwork clod clog clog cloister close close close by close call close call close combat close contest/game close down close haircut close in on close on close out close resemblance close shave close shave close the deal close to close up close up shop closed closed circuit closed circuit closed season closed shop close-fisted close-fitting close-mouthed closet closet communist closet homosexual close-up clot i. engel. --ting) 1. kapalı. göğüs göğüse çarpışma. ağzı sıkı. s. 2. 2. dar. dili paçayı zor kurtarma. hepsini satmak. i. anlaşmaya varmak. 2. kapamak. saat tutmak. toprak/çamur parças ı. manastıra rmak. takunya. hemen hemen. sıkı ağızlı. İng. kapatmak. (i şyerini) kapamak/kapatmak. s. üste oturan (giysi). (i sa saç tıraşı. vestiyer. saat. (i bitiminde) işyerini kapatmak. s. s. yalnız sendika üyelerini çalıştıran fabrika. puantöre kaydettirerek paydos etmek. yak ında. 1. saatçi. 1. pıhtı. beraberliğe yakın oyun/yarış. kapamak. i. 1. 2. i. köstek vurmak. kapat i. 3. sıkı. bir şeyi (başka bir şeyin) kisvesine büründürmek. 2. pıhtılaşmak. dar kurtulma. 2. yakın (arkadaş). helata şı. 5. t ıkamak. 2. eli s ıkı. klozet. f. avlanman ın yasak olduğu mevsim. pelerin. engellemek. 3. dili budala. manastır. 4. birbirine yakın. 2. yak ından çekilen fotoğraf. i. (iş gününün s. klik. i. (i şyerini) kapamak/kapatmak. i.

company. bulutlu. dumanlı. f. ı . olmayan. bulanmak. 2. karışıklık. iz. -i yetiştirmek. güve. elbiseler. i. k ıs. 1. (--d/clad) 1. bulutla kaplamak. a ğır adımlarla z. i. 1. yumru ayaklı. 2. örtü. kulüp. 1. giysiler. giysiler. 3. tokat. çamaşır sepeti. s. 3. carried over muh. spor antrenör. örtmek. duman veya toz bulutu. f. mandal. 1. kararmak. 1. güve. yumru ayak. bez. salk ım. bulutsuz. elbiseler. s. atmak. sinek. sakarlık. i. vasıtasıyla. i. i. yolcu vagonu. 3. yolcu i. i. karartmak. k. İng. karanfil (baharat). beysbol diş. dili 1. darmadağınık etmek. kumaş. 1. soytar ı. kenet. sağanak. grup. s ıkıca2. yığın. gıdaklama. 1. leke. beceriksizce. mandal. 2. 1. dağınıklık. 2. hantalca. ağır ağır atılan adımların sesi. salk ım haline getirmek. i. otobüsü. sakarca. f. pıhtılaştırmak. otobüs. care of eliyle. i. i. f. 1. tutma. 3.. f. 3. 1. 2. soytarılık etmek. dalgal ı (mermer). f. giydirmek.. yonca. sopalamak. k. f. cop. bez ciltli. küme. soytarı gibi. s.töhmet nüfuz. s. i. kavramak. sonraki sayfaya/sütuna nakledilen (toplam). 1. yığmak. gıdaklamak. 2. i. . dili yumruk indirmek. ipucu. 2. 2. centimeter(s). dili olmayacak duaya k. bulutlanmak. at -i kavrama. c/o coach coagulate i. debriyaj pedalâmin demek. 3. f. s ı k ı ca tutmak. özel öğretmen. bulut. üstünü örtmek. s. bulutlu. kavrama. debriyaj.cloth clothbound clothe clothes clothes basket clothes moth clothes moth clotheshorse clothesline clothes-peg clothespin clothing cloud cloudburst cloud-capped cloudless cloudy clout clove clove clove clover clown clownish clownishness club clubfoot clubfooted cluck clue clump clumsily clumsiness clumsy clung cluster clutch clutch at straws clutch at straws clutch pedal clutter cm CO Co co. kümelemek. 2. k ıs.. 2. 1... yığmak. çamaşır askısı. kaplamak. ambreyaj. 1. buland ırmak. debriyaj pedalı. dernek. pıhtılaşmak. düzensizce atmak. hevenk. 2. f. tutam. İng. Commanding Officer. anahtar. county. ı. düzensizce yayılmış eşya. 2. küme. dili ümitsizlik içinde her çareye ba şvurmak.. soytarılık. beceriksizlik. hantal. i. i. f. tokat ı zla vurmak. k. kümelenmek. i. i. ında. d. gölge i. 2. i. f. 2. 1. f. 2. i. 3.(topa) h i. bak. (sarımsakta) i. oto. cling. f. palyaço. alt f. bulanık. 1. karanlık. isk. ıs. giyim eşyası. sopa. çomak. cleave. i. düzensiz bir ş doldurmak.2. açık şüphe alt ında. bak. demet. 1.6. s. (--bed. bulutlarla kapl ı (dağ tepesi). beceriksiz. kekilde k ıs. s. i. hantallık.y. çal ıştırıc İ ng. oto. çamaşır ipi. 4. 2. 3.mak. sakar. -i çalıştırmak. yumruk. ispati. demet yapmak. 5. çoğ. i. 4. -bing) coplamak. yürümek. bir araya toplanmak.

i. sı. kaplamak. tabaka. 1. görgüsüz. sütlü kakao. hindistancevizi. z. 2.) sürmek. den. 4. 1. i. kakao rengi. 3. tabaka. 1. hamamböce i. 3. züppe. 1. zool. kaldırım taşı döşemek. i. 1. kaldırım taşı. dil dökmek. horoz dövü şlerinin ıldığı yer. kaba saba. bardak altl ığı. tüfek horozunu çekmek. sahil. 1. i. 2. k ıyı boyu.b. birini tatlı sözlerle kandırarak bir şey elde etmek. kaba (dokunmu ş kumaş). 2. i. i. çarpık. birleşme. i. i. alçak güverte. palto. kokain. kakao tohumu. erkek (kuş). kor. (boya v. 1. elbise ask ıbir bir kat boya. 1. i. kaldırım taşı. koster. birle şme. 3. valf. kokteyl. k ıyı boyunca gitmek. i. i. (hayvan ın derisindeki) tüyler. kıyısal.o. vana. kaba. terbiyesizlik. horoz ötü şü. şapkayı5. horoz ibiği. gönlünü yapmak. sahil koruma. 4. kabala şmak. iri taneli. k ıyı. 3. pedal çevirmeden bisiklet sürmek. . kokpit. out of s. i. kat. tatlı sözlerle kandırmak. birleşim. 1. f. kendinden fazla emin. musluk. yap i. den. f. bir olmak. koalisyon. tabaka askı. f. altlık. kat. i. 1. argo saçma. 3. k. tüfek horozu. 3. i. argo penis. kaba. mayısböceği. i. i. portmanto. i. tabanca horozu. i. kokpit.. birleşmek. kabalaştırmak. kobalt. ayakkab ı tamircisi. f. i. horozibiği. 3. ği. yekvücut olmak. s. erkek ku ş. pilot kabini. 2. f. i. 1. horoz.coal coal mine coalesce coalescence coalescent coalition coarse coarsely coarsen coarseness coast coast guard coastal coaster coastline coat coat hanger coat of paint coat rack coating coax coax s. f. 2. yavru horoz. adi. ince olmayan. 2. örümcek a ğı. i. kakao ya ğı. i. 2. kakao. cob cobalt cobble cobbler cobblestone cobra cobweb cocaine cock cock one´s hat cock-a-doodle-doo cockchafer cockerel cockeyed cockfight cockpit cockroach cockscomb cocksure cocktail cocky coco cocoa cocoa bean cocoa butter i. i. kukuriku. s.t. yana yat ırmak. s. deniz k ıyısı. kömür. ask ılık. argo küfelik. i. i. kabaca. s. 2. s. 2.. ceket. paltoluk kuma ş. den. 2. kömür oca ğı. (kayakla/bisikletle) yokuş aşağı kaymak/inmek. bot. i. kam ış. sahil. f. 2. parke ta şı. horoz dövü şü. dili kendini be ğenmiş. baya ğı. 3. birleşmek üzere olan. 2. ayakkabı tamir etmek. şaşı gözlü. s. m ısır koçanı. 2. 1. 1. kobra yılanı. kendine fazla güvenen. 4. 1. 2. kabalık. eğri.

karma itim uygulayan. 2. f. yapışmak. i. dili karma bir üniversitede okuyan k ız öğrenci. tabut. 1. 2. denk. 1. biliş. s. dili moruk. i. sehpa. şifre. i. karma e ğitime ait. i. f. bir arada var olmak. kurukahveci. s. i. uyum içinde olmak. karma eğitimin uygulandığı bir okulda okuyan. cognizance. kavrama. f. fark ına varma. i. i. düşünmek. cognizant. ı. i. karma e ğitim. k ıs. kanun halinde toplamak.. kurukahveci dükkân ı. bir sisteme ba ğlamak. hafif ate şte kaynatmak. i. tutarlı olmak. kahve telvesi. İng. sandviç ve hafif yemekler sunan lokanta. collect on delivery.coconut coconut palm cocoon cod COD. ihtimam göstermek. tatlı. kahve demliği. i. ahlak kurallar i. k.. bir arada var olu ş. kanun. koza. ikna edici. kutu.. tasarlamak. dişli çark. 1. kahve çekirde ği. kanyak. İng. kasa. kod. bak. akran. hindistancevizi a ğacı. bask ı. 2. bak. 1. k. düşünüp taşınmak. katsay i. üstüne titremek. f. kodein. s. şifre ile yazmak. eş. i. mecbur etmek. kahve. büyük hindistancevizi. 1. dili. hindistancevizi. 2. s. i.. s. cod coddle code code of honor codeine codger codification codify coed coeducation coeducational coefficient coequal coerce coercion coercive coexist coexistence coffee coffee bean coffee cup coffee grounds coffee mill coffee of a kind coffee shop coffee spoon coffee store coffee table coffeepot coffer coffin cog cogency cogent cogitate cognac cognisance cognisant cognition cognizance cognizant cogwheel cohere i. kahveye benzer bir şey. inandırıcılık. inandırıcı. tatlı kaşığı. s. müsavi. cash on delivery. kahve de ğirmeni. kanunname. çark dişi. eşit. uyuşmak.. i. f. . f. i. 2.. morina. k. i. kahve. kanun halinde toplama. zorlama. sandık. s. diş. i. pinpon adam. zorlamak. 2. coeducational. i. cod-liver oil bal ıkyağı. 1. konyak. i. bak. ruhb. çay. zorlayıcı. kanun haline getirmek.. i. kodlamak. ikna kuvveti. eğ ı. 3. 1. i.. 2. kaynaşmak. i. (alafranga) kahve fincan ı. f. birbirini tutmak.

kangal şeklinde boru. yıkmak. işbirlikçi. kangal. uymak. (iskemle/masa) açılır r kapan olmak. s. birleşmiş. süzgeç. birlikte çalışma. yaka. halka şeklinde vrılmış saç. söğüş et. yap ışmış. çatışmak. 5. (proje/plan) suya düşmek. kolaboratör. bir olmak. yıkılmak. aynı zamana rastlamak.. coitus. 2. 3. soğuk savaş. kevgir. 1. yakalamak. tıb. 2. 1. 1. hempa. (borca kar şı gösterilen karşı teminat. tali. i. i. köprücük. katlanabilir. soğuk. olu i. yağlı krem. 1. 2. (sayfalar ı) sıraya koymak.b. birlikte çalışan kimse. 1. tahvil.kangallamak. şans eseri. (sözcük/söz) türetmek. i. işbirliği yapan kimse. yakal i. 1. senet v. f.. den. tutarlık. kalınbağırsakta ve karın boşluğunda duyulan sancı. uçuk. soğuk. 2. i.coherence coherent coherently cohesion cohesive cohort coiffeur coiffure coil coin coincide coincidence coincidental coincidentally coition coitus coke coke colander cold cold cream cold cream cold cuts cold fish cold snap cold snap cold sore cold war cold wave cold-blooded coldhearted coleslaw colic colitis collaborate collaboration collaborationist collaborator collage collapse collapsible collar collar stud collarbone collate collateral collateral security i. madeni basmak. sar ılmak. kalınbağırsak iltihabı. aynı soydan şı gösterilen ve bir mülk. soğukluk. 3. fiz. tahvil. kolaboratör. 2. i. rastlantı eseri olan. çökmek. yakas ına yapışmak. yaka takmak.. 3. 1. kok. 1. köprücükkemi ği. saç tuvaleti. 2. kok kömürü. i. . tutarlı. f. yapışma. birlikte çalışmak. tesadüfi. kad ın berberi olan erkek. fiz. 2. tutarlı olarak. i. kohezyon. rastlant s. 1. halka. saç biçimi.´ne dayalı) gelen. bir sonuca bağlanmadan kapan ır. uyuşma. merhametsiz. tutarlılık. 1. havanın aniden soğuması. katı yürekli. yard ımcı. çökertmek. çak ışmak. s. (insanlardan şan) grup. 2. i.ı. suç orta ğı. destekçi. açılıır i. cinsel ilişki. 3. kohezif. lahana salatas ı. 2. yan yana olan. roda. cilt kremi. kolay anlaşılır. 1. duygusuz. k ımadeni i. 2. kolaboratör.b. senet v. s. nezle.. with ile rastla şmak. kolit. taraftar. tasma. (borca kar ve bir mülk. dili kolalı içecek. para f. i. koherent. 1. 1. 3. gerdanl ık. f. i. soğuk kimse. şılaş tırarak okumak. mantıklılık. k. para. işbirliği. s. işbirliği yapmak. i. tasma takmak. soğukkanlı. ikincil. i. 3.f. biyol. 1. 1.´ne dayal ı) teminat. kolik. bak. (formaları) harman etmek. mantıklı. argo kokain. yapışıklık. yandaş. merhametsiz. 2. uyum içinde olma. mat. tamamlayıcı. 2. z. soğuk dalgası. i. sarmak. 1. 3. i. tıb. 3. ac ımasız. i. 4. tesadüf. 2. tesadüfen. fiz. yüz kremi. 3. ık düğmesi. 1. kolaj. yap ışkan. 1. i. anat. harmanlamak. bobin. f. s. kuaför. 2. s. kar s. 2. i. frigo. f. 2. e z. aniden gelen so ğuk hava. ani soğuk. elek. şevreli. 4. i. işbirlikçi. i. uyum sağlayan.

kolonide ya şayan. kömür madeni işçisi. 2. 2. s. s. iş arkadaşı. (kilisede toplanan) s. 1. boyamak. renk. koloni haline getirme. renkli foto ğraf. koleksiyoncu. fakülte. 1. with -e çarpmak. hep bir arada. 3. renk de ğiştirmek. Shakespeare´in toplu eserleri. i. kolektör. Kolombiyalı. colonize. renkli televizyon. renklendirmek. Kolombiya. 1. 1. f. . yüzü kızarmak. toplu. i. çarpışma. s. 1. konuşma diline özgü. sömürgele ştirme. f. 1. -de3. mükâleme. karşılıklı konuşma.. s. s. 1. topluluk ad ı. koloni haline getirmek. koloni. kolon. üniversite. ortakla şa. f. i. Kolombiya. toplu sözle şme. ortak bellek. iane. f. topluluk ismi. i. renk. ödemeli telefon konu şması. kafas ını toplamak. 3. koloni kuran. konuşma dilinde kullanılan sözcük/söz. koloni/koloniler kurmak. sömürgecilik. bak. i. i. i. sömürge. 2. matb. z. (işverenle işçi temsilcileri arasında) toplu görüşme. 3. albay. 1. para. i. koloni haline sömürgele şme. collect one´s thoughts collected collection collective collective agreement collective bargaining collective farm collective memory collective noun collective noun collective ownership collector college collide collie collier collision colloq colloquial colloquialism colloquially colloquy Colombia Colombian colon colon colonel colonial colonialism colonialist colonise colonist colonization colonize colony color color filter color photograph color photograph color photography color printing color television/TV i.s. toplanm ış: the collected works of Shakespeare şında. -de koloni/koloniler kurma. i. They don´t collect trash on ödemeli telefon konustamps. mimari v. 2. sömürgecilik yanl ısı. birikmek: He collects şması. renklenmek. sancak. koleksiyon. i. Pul biriktiriyor. çarpışmak. sömürgele i.colleague collect collect call collect call collect o. i.. 3. ortaklaşa iyelik. çoğ. sömürgeci. toplamak. yüksekokul. colloquialism. 2. foto. ruhb.b. bayrak... meslekta ş. derlemek.. k ıs. 3. toplanmak. i. renk filtresi. toparlamak. iki nokta üst üste (:).). 1. tirmek. koloni. toplaç. i.ş2. 2. kömür gemisi. dilb. al ımcı. renkli foto ğraf çekme. ortak. i. f. kolonyal (sanat. Kolombiyalı. akl ı ba i. toplama. boya. renkli foto ğraf. Kolombiya´ya özgü. i. gelme. 1. 2. konuşma diliyle. 4. 2. İng. 2. renkli bask ı. 1. i. canl ılık. İskoç çoban köpeği. ortak mülkiyet. kolektif çiftlik. İng. 1. 1. (anayurdundan ayr ı) bir kolonide ya şayana özgü. i. kolektif. colloquial. 3. biriktirmek. kendini toparlamak. 3. 2. sömürgeci. 2. tahsildar. anat. dev şirmek.

mim. (birini) eskisi kadar (kendi malının) fiyatını düşürmek. orgazm geldi olmak. 2. muazzam. -e erişmek. sava şma. (horoz v. 2. birleştirme. (kilitte) şifre. 3. iyile şmek. 3. ilerlemek. i. üstüne yürümek. yanıcı. ım. s. direk. çok büyük. 3. 1. i. birle şme. i. tic. 1. kombinezon. 3. hayal kurmaktan vazgeçmek. come) 1. renksiz. sava şçı. tekdüze. bileşim. gerçekçi olmak. taramak. i. Hadi can 1. s. silik. beraber gelmek. 3. boşalmak. (--ted. s ıpa. sald 1. 5. tarafs ız. devasa. 2. f. renk. renkkörlü ğü. -e ulaşmak. ask. monoton. muharebe alan ı. bak. (fırsat) çıkmak. 1. siyah. 2. kö şe yazarı. mücadele etmek. 1. 2. i. dili beli gelmek. . birlik. 5. akromatopsi. kartel. boya. yar ı baygın. (biri) (eskiden sahip oldu ğu) para ve prestijini kaybetmek. 2. 3. renkli. 2. 2. soluk. f. birleştirmek.. muharip birlikler. kolon. s. u ğramak. sağlığı gittikçe düzelmek. 1. renksiz. düşmek. daltonizm. tutu şma. kendine gelmek. sava şmak. ateşli bir tartışma. s. yanma. 2. 2. koma. canl ı. s ıkıcı. dövüşme. 1. renkli. 4. tarak. saymamak. dövüşmek. elde etmek. i. solmaz. fıkra yazarı. solgun. i. 4. renkli.´nde) ibik. (came. ız. 2. 3. (bir şeyin) fiyatı düşmek. 2.. taramak. muharebe. bal pete ği. u ğramak. sütun. 1. kö şe yazısı. color.. renksiz. kocaman. 3. geri dönmek. Come July and we´ll be swimming. dediğine gelmek. i. i. meydana -e rastlamak. 1. f. vuruşma. yıkılmak. 1. ayırmak. gazet. savaş. to (bir kişiden/bir zamandan) (başka birine/başka bir zamana) kalmak. komada. f. biçerdöver. gelmek.b. Temmuz ğinde denize gelmek. yans ız. come around come at come back come between come by come close to come down come down in one´s opinion come down in one´s price come down in price come down in the world come down to earth s. 3. s. çarpışma. aralarına girmek. 2. --ting) 1. boyama kitab ı. 1. 3. 4. i. s. -i keşfetmek. muharip. petek. 2. renkkörü. 2. birleşim. k. kavgac ı. 3. dövüşçü. çökmek. ateşli bir tartışmaya katılan kimse. tay. Az kald ı tepesi atacaktı. şifreli kilit. ask. donuk. -e varmak. kolay tutu şan. İng. -e rast gelmek. i. savaş alanı. kim. (fiyat) dü şmek. geri gelmek. anlams s. s.. 1. i. fıkra. 2. 2. akla gelmek. 2. i. 1. 4. dövüşken. f. 1. birleşmek. ile kar şılaşmak. kolay tutuşan madde. kol.color-blind color-blindness colored colorfast colorful coloring coloring book colorless colossal colour colt column columnist coma comatose comb comb out combat combat combat troops combat zone combat zone combatant combative combination combination lock combine combine combustible combustion come come about come across come along Come along. 1. i. ırmak. kaba zenci. gazet. girmiş olacağız. He came close to losing his temper.

1. ş dili (beklenileni) ayılmak. birinci olmak. rıklığına uğratmamak. (leke) ıkmak. dört ayak üstüne düşmek. ç ıkmak. iş başına geçmek. ön plana çıkmak. Yok can ım! k. -e özenmek. başarılı bir sonuç almak. tamamen durmak. meydana ç ıkmak. meydana gelmek.come down with a cold come forward come from afar come hell or high water come home to come in come in handy come into come into collision with come into force come into play come into possession of come into power come into prominence come into sight come into the picture come into the world come into use come into view come of come off Come off it! come off worst/get the worst of it come on Come on! come one´s way come out come out of one´s shell come out on top come through come through come through with come to come to a dead stop come to a decision come to a head come to a head come to a point come to a point/ make a point of come to a stop come to an agreement come to blows come to blows come to close quarters come to fruition come to grief come to grief nezle olmak. şarılı olmak. sahneye ç ıkmak. açıılmak. bütün zorluklara ra ğmen. kat ılmak. do ğmak. yumruk yumru ğa gelmek. göğüs göğüse dövüşmek. kalar ını hayal kıyapmak. dili 1. 1. 1. dili 1. 2. 1. (zor bir durumdan) sağ olarak ba k. gelmek: Has the s e yaramak. ortaya ç ıkmak. kullanılmaya başlamak. 2. çok uzaklardan ne olursa olsun. başı darda olmak. muzaffer ç ıkmak. k. olmak. kendinden bekleneni yapmak. cenkleşmek. (av köpe ği) ferma yapmak. iktidara geçmek. kafas ına dank etmek. 3. ortaya ç ıkmak. belli olmak. kendini göstermek. 2. yenilmek. herkesin dikkatini çekmeye ba şlamak. gerçekle şmek. 1. kedi benim demedi. (belirli bir amaçla) ortaya ç ıkmak: Nobody came forward to claim that cat. en çok zarara u ğramak. (haber) yayılmak. girmek: Come in! İçeri gir!/Buyrun! 2. görünmek. başarısızlığa uğramak. gözükmek. 2. fermaya oturmak. düşmek. kullanılmaya başlamak. Kimse ç ıkıp da ogelmek. dili (f ırsat) eline geçmek. 2. (yarışma sonunda) (belirli bir ırada) olmak: He came in first. yürürlüğe girmek. etkili olmak. . 2. uyu şmak. altta kalmak. 2. dünyaya gelmek. (mirasa) konmak. 1. k. -e özen göstermek. kendine gelmek. 1. (yayın) mlanmak. son noktaya varmak. yumruk yumru ğa gelmek. dili 1. durmak. 3. 2. -in sahibi olmak. bir karara varmak. belasını bulmak. k. felakete u ğramak. (bir şeyi) bilhassa yapmak. 2. 3. Haydi! 2. girmek. Birinci oldu. görünmek. -den ç ıkmak. ile çarpışmak. dili Yalan ı bırak!/Bırak! k. ç ıkmak. kopmak. iş 1. stop/istop etmek. görünmeye ba şlamak. varmak. 3. yay suskunlu ğu bıç rakmak. karara varmak. dönüm noktas ına varmak. ba gerekeni/beklenileni yapmak/becermek.

dili tela şa kapılmak. . canlanmak. aç ılmak. komedi. comedian i. 2. ne olursa olsun. (belirli bir seviyeyi) tutturmak. -e rastlamak. kadın komedyen. sona ermek. i. 2. öne geçmek. dili ç ıkmaza girmek. etekleri tutuşmak. aklına gelmek. s. birinin imdad ına yetişmek. ile kar şılaşmak. olmak. 1. düşüş. suya düşmek. hatırlamak.o. ç ıkmak. komedi yazar ı. mutabık kalmak. k. (-in yetki alan ına) girmek. hayal kırıklığı. umumi hela. (with) anla şmaya varmak. başarısız kalmak.come to grips come to grips with come to grips with come to hand come to life come to life come to light come to mind come to naught come to nothing come to nothing/naught come to one´s senses come to pass come to rest come to s. bulunmak. i. gerçekleşmek. gerçekle şmek. 2. 1. 1. 2. -e tesadüf etmek. keşfedilmek. 1. sivrilmek. anlaşmak. ile ciddi bir şekilde ilgilenmek. (birinin) para ve prestiji artmak. 1. konfor. aklını başına toplamak. açmaza düşmek. teselli etmek. 2. dövüşmeye başlamak. Artık burada kalacak. komedyen. durmak. f. k. teselli. i. itidalini kaybetmek. kalmak. 1. comeback i. rahatlık. 2. çözülmek. i. bitmek. ayılmak. i. açılmak. 1.´s rescue come to stay come to terms come to terms come to terms with come to the fore come to the point come true come true come under come undone come unglued come untied come up against come up in the world come up to come up with come upon come what may come what may come/draw to a close come/run across (with) (ile) kap ışmak. -e çatmak. ne olursa olsun. doğru çıkmak. çözülmek. (belirli bir hizaya) kadar gelmek. mutabık kabul (kabul edilmesi zor olan bir şeyi) kabul etmek/kabullenmek. kuyrukluyıldız. comedienne comedown comedy comely come-on comet comfort comfort station i. 1. dili (bir plan. argo zekice ve yerinde cevap. with (sevmediği bir şeyi) güçlükle etmek.´ni) bulmak. rahat ettirmek. 2. sadede gelmek. çare. varmak. cevap v. come/run up against a blank wall k. ferahlık. aklı başına gelmek. meydana gelmek. -e rastlamak. gelmek. (bir yere) devamlı yaşamak amacıyla gelmek: He´s come to stay. eski formunu bulma.b. -in esaslar ını ele almak. boşa çıkmak. alımlı. 2.

2. Allaha kar şıba suç işlemek. eylem. (birinin/bir şeyin) anısına yapılan. 2. s. komisyon. emanet etmek. karıştırmak. bilg. TV reklam. 1. i. i. commercialize. komando birliği. i. 1. söz vererek sayg ısızlık etmek. yetki. komutan. s. 3. söz söylemek. eleştiri. 2. f. 2. 3. komik. hatırasını yad etme. komik. 3. ıkomedi ile ilgili. gülünç. bant-karikatür. İng. s. (--ted. teslim etmek. 1. f. gelecek. s. 2. komedi oyuncusu. işleme. övgüye de ğer. kauçuk meme. 3. vazife. emzik. i şlemek. 2. deniz binba şısı. karışmak. radyo. s. --ting) 1. tavsiye etmek. z. görevlendirmek. on ındatefsir. hükümranl ık.. i ş. 2. 2. komando. i. tefsir. hatıra pulu. i. i. komut: ık. f. s. komut. bant-karikatür. konforlu. f. yorum. teselli. yaklaşma. f. başlama. yorumcu. çizgi roman. (askeri hizmette kullanmak üzere) el koymak. i. f. 5. rahatlatıcı şey. yapmak. sal ık vermek. i. yüzdelik. s. 2. başlangıç. s. ticaret. 3. 1. -in derdini payla şmak. 2. övmek. ac ıma. yaklaşan.. bak. -i ticaret arac ı yaparak bayağılaştırmak. gelen. 2. 5. başlamak.. aç ımlama. emreden. ele ştirmen. 1. önümüzdeki. anma töreni. tayin etmek. i. 1. katmak. fikrini söylemek. anmak. hakkında yorumda bulunmak. 1. hakk i. komutanl f. ticaret hukuku. diploma töreni. yorgan. i. buyruk. teselli edici kimse/şey. eşit. komisyon üyesi. 2. 1. İng. komisyon ücreti. 4. 1. tenkit. s. atamak. 2. 2. rahat. 1. kumandan. kumandanl ık: hizmete Air search command arama komutu. f. rahatça. . kurul. emir. orantılı. i. f. 1. emir. operakomik. 1. İng. i. i.comfortable comfortably comforter comic comic book comic opera comic strip comical comics coming comma command commandeer commander commander in chief commanding commandment commando commemorate commemoration commemorative commemorative stamp commence commencement commend commendable commensurate comment commentary commentator commerce commercial commercial law commercial law commercial traveller commercialise commercialize commingle commiserate commiseration commission commissioned commissioned officer commissioner commit commit an impiety commit an offense s. anma. 4. subay. şube müdürü. 1. f. atk . ticaret hukuku. ğlamak. yorum. egemenlik. 4. 2. i. 1. 3. hâkim. 3. 1. ka şkol. virgül. güldürücü. ticari. i. (gezici) satış temsilcisi. 3. i. başkomutan. emanet etmek. etkili. alım satım. görev. i. 6. i. askeri bir mecbur etmek. 2. f. İng. geliş.

çoğunlukla. 1. komünist. eşya. nakletmek. kamu. ulus. (cezay ı nda her gün gidip gelmek. kısa. telgraf gibi iletilen)4. mal. 2. ulaşım. komünyon. 2. komisyon. banliyödeki ev ile şehirdeki işyeri f. sohbet etmek. pudriyer. cins ad ı. . 3. görü ş. i. 2. olağan. sağduyu. s. eyalet. iletişim. ortak mal. iletilme. adi kesir. sağduyu. aklıselim. mü şterek ği. Hrist. ortak mal sahipliçevirmek. genellikle. 2.komite. pudralık. tutku v. banliyödeki evi ile şehirdeki işyeri arasında her gün gidip gelen kimse. i. ettirmek. ba ğlılık. sempatiklik. (k ısa ve resmi) bildiri. Ortak Pazar. sözlü anlaşma. haberleşme. f. cemiyet. 2. complete. 1. 2. mezhep. 1. aras i. 4. mat. topluluk. 1. f. payla şma. halka ait. ezberlemek. beraber yapılan: common defense ortak savunma. kesin karar. i. s. 2. klişe. s.s. (ile) iletişim kurmak. hapsetmek. i.şcumhuriyet. 3. s. 2. 2. küçük araba. şkan. Onlar bilinen gerçek. sözleşme. özlü. 1. vaat. (with) (ile) haberle . i. 1. common-law marriage resmi nikâhs ız beraber ya şama. 4. 1. ortak. yoğun. komünikasyon. iletme. gürültü patırtı. baya ortak bir zevk. s. şamata. i. geniş. örf ve âdete dayanan hukuk. iletişmek. örf ve âdet hukuku. to söz vermek: You´ve committed yourself to doing this. klozet. söz. cins ismi.commit o. 1. common common enemy ortak ğı dü kesir. s ıradan. 2. yazmak. toplumsal. şman.b. z. k ıs. i. encümen. üstenme. compiled. s. i. 2. çoğ. Bunu yapmaya söz intihar etmek. ferah. kesif. oto. f. Hrist. iletmek. 4. umumun mal ı olan. ı) hafifletmek.: There´s no common ground between ın hiçbir ortak yanı yok. s. söyle şmek. staple commodities başlıca satış ürünleri. (mektup. 2. taahhüt. 1. i. 1.. tasarruf. common grave ortak bir mezar. i. sıkı. companion. i. halk. basmakalıp söz. sirayet şş mek. amme. sık. bulaşıcı. sokaktaki adam. (hastal ığı) bulaştırmak. 2. i. i.ı1. teslim sadakat. i. haberleşme. 3. teslim etme. konu3. cins isim. 2. olma. adi hisse senetleri. 4. dilb. 3. commit suicide commit to memory commit to prison commit to writing commitment committee commode commodious commodity common common fraction common ground common knowledge common law common law common man Common Market common noun common noun common property common sense common sense common stock common touch commonly commonplace commonwealth commotion communal commune commune communicable communicate communication communicative communion communiqué communism communist community commute commuter comp compact compact compact 1. toplum. 1. heyet. 1. (bir konuda) ne dü şündüğünü söylemek. not. kurul. lazımlık iskemlesi. karışıklık. iletili haber. bildirmek. katılma. sıradan insan. s. toplumla ilgili. s i. 2. i. beylik laf. sözleşmek. bayağı. radan bir ey. them. compare. fikrini söylemek. 1. iletim. 1. komün. komünizm. müşterek. 3.

vatanda ş. 3. for için yarışmak. fayda. i şin üstesinden gelebilen. arkadaşlar. benzer.o. 3. kumpanya. sunucu. 2. (sıfat veya ın) üstünlük derecesini gösteren. d. cana yak ın. telafi etmek. mukayese. ortaklık. refakatçi. zarflar ştırmal ı anatomi. tazminat paras ı. 2. saha. uyum. 1. rakip. 1. derlemek. 1. yakınma. misafirler. kumpanya. lış k. with tic. acıma. 3. compensate compensate for one thing by/with bir şeyi başka bir şeyle telafi etmek: She compensates for her occasional another rudenesses by frequently making us laugh. 5. merhamet. (with) (ile) kar şılaştırmak. sevecen. 1. tic. yalpak. 2. i. rehber. tamamlayıcı. çevre. 1. kompakt disk çalar. 2. yoldaş. geçimli. 2. 1. Bizi s ık sık güldürerek arasıra -in bedelini birine ödemek. ehliyet. f.compact disk compact disk player companion companionable companionship company comparable comparative comparative anatomy comparative degree comparative linguistics comparative linguistics compare compare notes compare notes comparison compartment compartmentalize compass compass needle compassion compassionate compatibility compatible compatriot compel kompakt disk. 2. merhametli. compere compete competence competent competition competitive competitor compile complacency complacent complain complainant complaint complaisance complaisant complement complement f. f. f. sokulgan. şikâyet. davacı. dilb. yetenek. arkada la tır4. s. mukayeseli. yeterli. ehil. 2. compensate s. fikir alışverişinde bulunmak. kendinden ho şnut. yumuşak. bölüm. s ınır. i. telafi. i. olumlu compensation taraf. 3. s. şefkatli. -e benzemek. 1. tazmin etmek. eşlik. i. 1. 3. şikâyetçi. f. f. s. takdimci. s. eşlik. 1. ba şkalarıyla rekabet edebilir. (with) (ile) uyumlu. görüş alışverişinde bulunmak. şirket. s. yetki. pergel.1. görüş alışverişinde bulunmak. i. i. with ile yar ışmak. 2. f. s. to -e benzetmek. dilb. tamamlamak. pusula ibresi. elkitabı. 2.y. 6. karşış s. karşılaştırmalı dilbilim. rekabet. tic. hastalık. yetkili. orantılı. yakınmak. 1. 1. ba ğdaşma. eş. topluluk. bedelini ödemek. s. i. 5. --ling) zorlamak. ılabilir. (--led. nispi. 2. 1. refakat. yarışma. yurttaş. 3. i. yumuşak başlı. faydalı taraf. i. beraberindekiler. rekabete dayanan. 2. s. uyma. misafir. i. kendinden ho şnut olma. 4. i. yar ışmacı. mecbur etmek. bölmelere ayırmak. 2. ask. i. i. arkada şlık. 1. üstünlük derecesi. i. 2. pusula iğnesi. şikâyet etmek. 1. başkalarına acıyan. i. (ile) ba ğdaşan. 2. arkada ş. 2. i. bölme. uyumluluk. karşıla dilb. pusula. ile rekabet etmek. i. kompart ıman. yetenekli. şefkat. 1. f. tümleç. karşılaştırma. 1. . 2. yumuşak başlılık. karşılaştırmalı. 4. for i. kifayet. 2. karşılaştırmalı dilbilim. i. sevecenlik. alan. tazminat. yumuşaklık. i. 3. kabiliyet. yeterlik.

kompliman yapmak. i. 1. riayet. güz. karışık. bileşik/karışık şey. 1. i. bütünüyle. hediye olarak verilen. içinde binalar bulunan etraf ı duvarla çevrili yer. dilb. beste. f. karma şık. eserler: the complete works of Hüseyin Hüseyin Rahmi´nin bütün eserleri. kompozitör. s. itaatkâr. 1. kavramak. Sonuçlar bekledi davranmak. s. ılımlılık. i. oluşum. besteci. kapsam. uyma. i. kavrayış. compose compose o. s. tebrikler. tenin rengi. dizgici. -e riayet etmek. övgü dolu. i. s. tıb. 3. i. s. kompozisyon. kapsamlı. çetrefilleştirmek. selamlar. ten. s. anla şılabilir. içine almak. çürümü ş yaprakla karışık gübre. i.s. anla kendine hâkim kendine gelmek. gidermek. karmaşa. görünü ş. 1. tebrikler. 2. s. 2. with -e uymak. terkip. . 2. yumu şak başlı. çetrefil. i. 1. with -e uymak. f. composer composite composition compositor compost composure compote compound compound compound interest compound sentence compound word comprehend comprehensible comprehension comprehensive compress compress s. parça. uyma. beste yapmak. f. uysal. 6. -e uygun olmak: The results comport with our ğimiz gibi comports oldu. bir kitapl ıkla beraber beş Rahmi milyar liraya alabilirsiniz. karma şa. 4. ho şaf. zorluk. sayg ılar. 2. anlayış. çapraşık. 2. i. 1. etraflı. tümleyici. tamamlayan. 1. billion Kitaplar bütün liras. öğe. eleman. karma şık. şiir yazma. pürüz. unsur.complementary complete complete with complete works completely completion complex complex complex sentence complexion complexity compliance compliant complicate complicate complicated complication complicity compliment compliment complimentary compliments compliments of the season comply component comport comport o. komposto. s. karmaşıklık. 3. görünüm. bileşimde bulunan. expectations. dilb. yerine getirme. bileşim. i. cüz. bile i. It came a complete surprise. kim. paras ız. (bir işe giriştikten sonra ortaya çıkan) engel. itidal. 4. 2. bestekâr. kompleks. karmaşa. tamamlama. 1. bileşik. uysallık. kapsamak. f. kat ıksız: I´m in complete sympathy with what you´re saying. 2. z. iltifat etmek. geniş. san. Senin dediklerine tamam ile beraber: You can buyıthe books complete withas a book case for five ı. i. suç ortaklığı f. 4. f. kompliman. kompleks. bile şik. karma şık hale getirme. çözülmesi güç. itaat. bileşik faiz. i. kompres. 3. sona erme. karma şık. 1. kompleks. kutlamak. yla kat ılıyorum. 1. her zaman a f. i. İng. (yazılı ödev olarak) kompozisyon. 2. ekon. sakinlik. sıkıştırmak. 2. boyun e ğme. anlamak. 1. O ğı rba ş l ı bir ş ekilde davran ı r. komplikasyon. 2. 1. beste yapma. övücü. 1. s. mürettip. i. şiir yazmak. bitme. 5. tamamen. cilt. zorlaştırmak. iltifat eden. i. ücretsiz. dilb. tamamlanma. 1. kavranabilir. şim. (aralarındaki şmazl ıkları) olmak. (müzik/şiir) yazmak. birle şik cümle. hareket etmek: She always herself with dignity. i. s. çetrefil. iltifat. 2.s. 3. karma. 3. komposto. 1. karma ştırmak. i. i. 2. i. ruhb. güçleştirmek. girişik cümle. soğukkanlılık. güçlük. karışıklık. birle şik sözcük. anlaşılması güç. tam. şıklık. karma . 2. kompleks. 2. tamamlayıcı. mat. s. (on) tebrik etmek. karmaşık. bitirme.

-e dair. ortak merkezli. getirme. s. konsantrasyon. i. f. kar mak. dikkati bir noktada toplama. arkadaş. i. 2. anlamak.deri deri tirmek. i. i. 1. hesap etmek. kompresör. toplamak. s. ilgilendiren ile ilgilenmek. görüş. i. konkav. 2.s. i.toplanma. alakalı. oluşturmak. içtepi. gizlemek. itiraf etmek. içimde bir nefret uyand f. f. düşünceyi/dikkati/gücü bir s. s. f. Bizi en çok şeylerden biri. bilgisayar mühendisi. ruhb. f. örtmek. 2. hakk ında. zorgu. ruhb. gizli tutmak. hayal edilebilir. gurur. toplama y kamp s. toplanmak. b ırakmak. obruk. 2. ına gelmek. i. 2. 1. 3. zorlayıcı. bilgisayar operatörü.compressed air compression compressor comprise compromise compromise on compromise with compulsion compulsive compulsory compunction compute computer computer chip computer engineer computer engineering computer hardware computer operator computer program computer programmer computer programming computer software computerise computerize comrade con con concave concave conceal concede conceit conceited conceivable conceive conceive of concentrate concentrated concentration concentration camp concentric concept conception concern concern o. edat ile ilgili olarak. konsantre. toplaşım. 4. i. bilgisayarla donatmak. konsantrasyon. basınç. (bir konuda) uzla ş ile uzlaşmak. vicdan rahats ızlığı/azabı. (birini) ilgilendiren şey: It´s one of our major concerns. y ığmak. ba şlangıç. z. 1. ile uyuşmak. dü şünülebilir. yoğ un. ştırmak. yoldaş. kendini be ğenme. düşünceli. 1. kibir. mecburi. i. 3. mefhum. 1. 4. 2. bilgisayara geçirmek. f. zorunlu. kand ırmak. f. 2. -den olu şmak. teslim etmek. zorlama. kavram. with concerned concerning sıkıştırılmış hava. f. dislike I haveakl conceived a dislike for him. bilgisayar programlamas ı.a 4. i. akla gelebilir. kibirli. 1. dayan ılmaz bir istek. s. 2. bak. i. saklamak. içermek. kapsamak. ilgi: I understand the reason for your concern. kavram. 2. uzlaşmak. içbükey yüzey. 3.. kabul etmek. uyuşma. getirmek. (--ned. toplama. 1. f.––d ı. 1. kompüter. düşünce. bir araya unla şmak. sıkıştırma. bilgisayar mühendisliği. kendini be ğenmiş. görü ş. fikir. i. 2. karşı. gebe kalmak. (taraflar ın karşılıklı ödün vererek yaptığı) anlaşma. 1. ı. 1. kavramak. s. tasavvur etmek. bir araya ığma. bilgisayar program ı. s. 2. gebe kalma. hesaplamak. computerize. bilgisayar. f. ile meşgul olmak. anlaşmaya varmak. 3. koyula yoğ şş ik. ilgili. endişeli.. 3. uzlaştırmak. bilgisayar çipi. 1. Ona karşı düşünmek. içbükey. yoğunlaştırmak. bilgisayar donan ımı. 1. bilgisayar programc ısı. uzlaşma. şılıklı ödün vererek 1. zorgulu. . 2. --ning) aldatmak. fikir. kompresyon. tazyik. idrak etmek. İng. i. merkezleri bir. derişim. vermek. dü şünmek. sistem operatörü. aleyhte. 2. bilgisayar yazılımı. tasarlamak.

1. . şart. i. 1. z.. Anlaşmanın ş artlar ından biri. şarta bağlı satış. f. f. son. az ve öz. yo ğunlaştırmak.düzmek. kondansatör. i. 4. özet. uyum. son. ında/garda) büyük yolcu salonu. k ısaca. 4. k ınamak. aynı zamana rastlama. aynı zamanda. az ve öz. kabahatli bulma. bar ış. i. 2. (havaalan s. What are conditions there? Oradaki hayat şartl ı. beton. ş arta ba ğlıliving . uyuşan. ış(fikir) mak. itiraf. s. karar. 2. 2. sonuç. taziye.concert concerted concerto concession conch conciliate conciliation conciliatory concise concisely conclude concluding conclusion conclusive concoct concoction concord concourse concrete concrete mixer concur concurrence concurrent concurrently concussion condemn condemn to death condemnation condensation condense condensed milk condenser condescend condescending condescension condiment condition conditional conditional mood conditional sale conditionally condole condolence condom condone conduce conducive i. ayn ı zamana rastlayan. 5. 1. kim. (yazıyı/sözü) 2. beton kar ıştırıcı. 3. huk. 1. istimlak in kullan idama mahkûm i. netice. ödün. ayıplamak. 2. z. 2. i. (buhar/gaz) sıvılaşmak. ayn ı olma. birlikte planlanmış. taziyede bulunmak. 2. k ısa. görmezlikten gelmek. 2. 3. teslim. imtiyaz. 3. 2. 2. yatıştırıcı. şart kipi. bumahkûmiyet. 1. 1. büyük deniz kabu ğu. konser. -e vesile olmak. 1. s. 3. birbirine kar ıştırarak hazırlamak. çat i. (bir işin) sonunu getirmek.. s. i. f. prezervatif. 1. son. 2. 2. huk. 1. lütfetmek. yoğunlaşma. beton. şartlı olarak. kondansasyon. f. uyuşma. kim. 1. kayıtl ı. koyulaşmak. somut. i. gönlünü alma. suçlu çıkarmak. yo ğunlaç. konçerto. 3. nihayet. yat ıştırmak. 3. 1. 1. uyum. başsağlığı. kim. 2. 4. koşul: It´s one of the conditions of the agreement. bitmek. gönül alıcı. 1. taviz. koşullu. kaput. 1. 2. tenezzül etmek. tenezzül eden. istimlak. k ınama. s. s. s. karar sonuç ş. 3. ı v ı la ş t ı rma.. fiz. özlü. 2. ayıplama. sona ermek. 1. resmen yasaklamak. 2. ılmasını etmek. anlaşma. tertip etmek. ahenk. betonkarar. i. uzlaştırmak. 1. f. birlikte yap ılmış. yoğuşturucu. f. karışım. i. f. yapmak. f. kesin. tenezzül. k ısaltma. buğulaş ma. i. s. mahkûm etmek. antlaşma. sözde alçakgönüllülük göstermek. ı/gazı) sıv ılaştırmak. etme. 4. 5. 2. bir araya gelme. 2. fiz. dilb. to/toward -e neden olmak. i. birlik. 3. i. 5. i. toplanma. i. nihai. 1. şiddetli sarsıntı. aynı olan. 2. i. betonyer. 2. izdiham. veciz. yo ğunlaştırma. s. 1. yat ıştırma. kalabal ık. beyin sars ıntısı. 1. malaksör. aynı zamana rastlamak. kamula ğu. bir karara varmak. sonuca varmak. fiz. 2. bitirmek. 1. --ring) 1. suçlu çıkarma. sona erdirmek. mahkûm ştırma. s ı v ı la ş ma. (--red. dilb. with ba şsağlığı dilemek. 1. birlik. koyulaştırmak. yemeğe çeşni veren şey. uzlaştırma. 2. i. z. meydan.ç biti i. uyuşmak. (hikâye/yalan) karıştırma. kati. 1. ahenk. gönlünü almak. kabul. şlike art kipi. dinleti. (buhar şekerli konsantre süt. i. i.uydurmak. ıkarmak. izin. kamulaştırmak. s. ayn ı fikirde olmak. f. f. s yo ğunlaşmak. göz yummak.

s. bilg. geçirgenlik. ihtilaf. 1. 2. i. (dondurma için) külah. doğrulamak. şekerci. güvenle. 3. 2. i. 2. f. I have confidence in him. sa ğ lama ba ğ lamak. i. i. istimlak. i. 2. 3. görünüm. koni. s. conferred with on the matter. ruhb. güven. i. (silahlı) çatışma. üçkâğıtçılık. bot. nakletme. 2. sınırlamak. pudraşekeri. sır olarak. birine s ırrını söylemek. sınırlama. 4. uyuşmazlık. 1. inanan. 4. biletçi. sağlama ğlama. f. ınırlandırmak. ştş ıeyi) rmak. 1. i. (yasaklanm tırma. d. için) i. 2. görü ş f. kondüktör. konfedere. i. ile çelişmek. itiraf etmek. istimlak etmek. 3. i. itimat. Partide iyi davrand i. şeker.y. hareket. lider. (yasaklanm ış şeyi) toplamak. 1. --ring) 1.. i. birlik. fiz. 1. f.. z. 2. fiz. ş tirmek. 1. 1. conduction conductive conductivity conductor cone confection confectionary confectioner confectioner´s sugar confectioners´ sugar confectionery confederacy confederate confederate confederated confederation confer conference confess confession confessional confessor confidant confide confide in s. gizli kalmas ı gereken. (orkestra/koro şef. emin. 2. 1.. teyit. to -e hapsetmek. i. (--red. 1. 3. ma. papazın verdiği ilmihal derslerine devam etme ve kiliseye üye ba müzmin f. birleşik. do ğum etmek. dolandırıcılık. 1. davran ış. günah ç ıkartmak. birle şik devletler. fiz. bağlaşık. hapis. tasdik. 1.conduct conduct conduct o. yürütmek. şef. önder. düzenleniş. kesinle i. him konferans. tavır. ı çok iyi yürüttünüz.s. bak. dolandırıcı. ile çatışmak. 1. 4. (with) (ile) görü şmek. konfigürasyon. -emala haciz koymak.. iletme. 3. (belirli bir şekilde) ı . bağlaşık. birleştirmek. yönetim. i. 3. 2. i. 3. -e kapatmak. idare. geçirme. toplant ı. 3. geom. şekerleme imalathanesi. 1. pudraşeker. birleşik. i. haciz. (rezervasyonu) konfirme f. düzen. 3. kesinleştirme. 2. konfederasyon. s. 2. yönetmek. 2. kozalak. s. günah ç ıkartma. 1. z. ba ğa) ba ğlı kalma. haczetmek. iletici. müzakere yapmak: Ime. 2. idare etmek: You´ve conducted this siege well. geom. k ılavuz. büyükşyang i. mak. withçat ile ış uyu . 2. 1. anlaşmazlık. sın tasdik etmek. confidence confidence game confidence in confidence man confident confidential confidentially confidently configuration confine confinement confirm confirmation confirmed bachelor confiscate confiscation conflagration conflict conflict i. koni biçiminde makara. kamula ış toplama. şekerleme.Meseleyi onunla görü ştüm. kongre. kamula ın. doğrulama. suç ortağı. konfedere. f. sırdaş. birleşmek. 4. üçkâğıtçı.o. (mala) el koymak. şmamak.. i. to (bir hastal ık) (birini eve/yatağa) ğlamak. -i müsadere etmek. i. sonrasıteyit yatakta kalma süresi. geçirici. savaş. to (s ırrını) -e söylemek. f. pudra şekeri. iletkenlik. ittifak. geçirgen. confectionery. i. 1./Ona itimad ım var. günah ç ıkartma hücresi.bekâr. 2. 2. müzakere etmek. Ona güvenirim. konfirmasyon. -i müsadere. s. iletken. bağlaşmak. iletken iletken. günah ç ıkartan papaz. şekerleme. f. i. hapsedilme. to -e hasretmek. You can´t conduct such experiments Bu kuşatmay davranmak: He conducted himself well at the party. 3. Bu aram ızda kalsın. harp. madde.s(eve/yata ırland ırma. kozak. biçim. el koyma. i. (birini) kutsayarak kiliseye etmek. itiraf. konfederasyon. gizli: This is confidential. dert ortağı.

kafas ını ş eyle/biriyle) kar tı rmak. 1. toplant ı. kozalaklı ağaç. s. uygun. karışık. konformizm. karşısına çıkmak.go. i. birikinti. kahrolası.. con. Kongo´ya özgü. s. tic. meydan okuma. s. Kongo. dili kör olas ı. bir araya gelmek. pol. kafa kar ş ka ş ey/biri sanma. Hokkabazlık yaparak kutudan güvercin çıkardı. tıklım tıklım. 2. donmak. kan toplanması. (to) (-e) uymak. ık. kan toplamış. 3. 1. 2. şaşırtmak. gökb. kesmek. Con. 2.conflict of interest conflict of laws conflicting conform conformism conformist conformity confound Confound it! confounded confront confrontation confuse confused confusion congeal congenial congeniality congenital congested congestion conglomerate conglomeration Congo Congolese congratulate congratulation Congratulations! congregate congregation congress congressional congressman congresswoman congruent congruous conic conifer conjectural conjecture conjugal conjugate conjugation conjunction conjunctive conjunctivitis conjure çıkar çatışması. tıb. i. f. varsayım.en ı n). with (bir şeyi/birini) (başka f.. tıkanık. 3. münasip. çekmek. 2. tebrik etmek..lese) Kongolu. i. congruent. f. izdiham. bir araya getirmek. büyü yoluyla (ruh) . birikmek.gress. doğuştan. uymac ılık. uygunluk. düzensiz. toplamak. kalabalık. ı meydan okuma. toplanmak. kalabalık. uyma. 3. tıb. dilb. sevimlilik. suçlayanla) yüzle karış ırmak..B. farz. toplama. i. s. tıb. 1. i. 3. konglomera. s. 2. karışıklık. con. birleşme.. 2. s. konik.. i. (san ığı. Allah kahretsin! s. 1. zannetmek. cemaat. s. jeol.. i. bot. (kang´grıswîmîn) i. s. tebrik.B. uygunluk. kongre. with -e gidip söylemek/anlatmak: He confronted me with the problem. f. konjonktivit.wom. 1. kl2. varsayımsal. s. düzensizlik. -in Bana gelip meseleyi ı. i.D. kongreye ait. yerinde. çorman. 1.D. zan. şaşkına dönmüş. kar ıkocalığa ait. 3. kavuşum. Kongolu. 1. 1. i. Temsilciler çoğ. 1. 1. kanuni ihtilaf. kan hücumu. ışış m ış . anlatt kar şılı şttirme. ş aşkınlseçilemez. 2.gress. . 2. kutlamak. pol. 2. küme. çoğ.. 1. farazi. 2. farzetmek. i. s. yığışım. 1. dilb. konformist. f. tıkanıklık. küme. çelişkili. mat. pıhtılaşmak. bak. fiil çekimi. f. i. p ıhtılaştırmak. şaşkına çevirmek. uymac ı.men (kang´grısmîn) i. dondurmak. f. ba ğlayıcı. mat. bir şeyi/birini i. yaradılıştan. (çoğ. Tebrikler!/Tebrik ederim. Temsilciler Meclisi üyesi (erkek).. hokkabazlık yaparak -i yapmak: She conjured a dove out of the box. sanmak. 2. ba f. 2. ba ğlaç. benzer. ho ş. dilb. k. san ı. (-e) riayet etmek. sempatik. 1. kendisini i. yığın. tahmin. i. i. sevimli. evlilik ile ilgili. i. tahmin etmek.. 1. i. i. 3. f. 2. f. 2.. A. kutlama. ay ışı kl ığı . sempatiklik. önünü huk. konjonktiv iltihabı. şirketler grubu. birlik. kafas ı kar ı rt edilemez. tahmini. Meclisi üyesi (kad s. 1. dilb. şaşırtmak. 1. 2.. karman s. s. 3. A. i.

erbap. arka arkaya. 2. bağlantılı sefer. at -i görmezlikten gelmek. oto. askere almak. suç ortakl ığı. bedel. yenmek. düşünce. ard ışık olarak. 2. i. 2. s. kutsama.. dikkate almak. z. (birine) dini bir törenle (belirli bir unvan) vermek. edat. 1. göstermek. i. 2. i. 2. 1. -e (with) bağlı. i. i. 2. f. f. birleştirme. f. 2. fetih. özenle. oldukça. -i akla getirmek. 2. k. ilgi. 1. zaptetmek. s.ğ önem. hokkabaz -i yapıvermek. göz yumma. göz önünde tutmak. ifade etmek. i. vicdanl ılık. karşılık. anlam ına gelmek. 1. korumak. İng.gibi büyücü. şuuru yerinde. 6. yananlam. bağlı olmak. 1. ücret. i. tutucu. 3. rıza: They´ve finally given their consent. 1. şuur. dili her şey göz önünde tutulursa. 2. 4. bağlanmak. bilinçli. 1.conjure up conjurer connect connected connecting link connecting rod connection connexion connivance connive connoisseur connotation connote conquer conqueror conquest conscience conscientious conscientious objector conscientiously conscious consciously consciousness conscript conscript conscription consecrate consecration consecutive consecutively consensus consent consequence consequently conservation conservationist conservatism conservative conservatory conserve conserve consider considerable considerably considerate consideration considering 1. 1. with 3. koruma. önemli. vicdanlı. 1. özenli. askere alma. -i bilme. nezaket. i.together in the plot. How ızasını nasıl alabiliriz? She can´t do it can we gainnetice. fikir birliği. savaşa karşı olduğu için askerlik yapmayı reddeden kimse. bağlama. uyand i. itinalı. ba . h ısım. itina ile. i. 2. kutsamak. binaenaleyh. z. 2. -i ırmak. bilinçli olarak. 3. birleştirmek. birleşmek. i. üzerinde dü şünmek. faktör. adamak. 1. 4. 1. 2. dolayısıyla. 5. -i an ımsatmak. f. i.. muhafazakârl ık. Komployu birlikte haz ırladık. zapt. oldukça çok. addetmek. ard ıl. z. (iki lı. bağlamak. hiç a şırıya kaçmayan. (belirli ile ilgili. reçel. ılımlı. i. fatih. 3. 2. icat etmek. 2. 3. vicdanen. vicdan ına dayanarak. 1. art arda. saymak. sihirbaz. of -in fark ında olma. birle ştirilmi . göz önünde tutulursa. s. 3. z. 2. s. with ile dolap/entrika çevirmek. fazla. fethetmek. uzman. 2. tanıdık. 3. f.2. konservatuvar. ardışık. 5. 1. s. bir sözcü ğün çağrıştırdığı şey. i. saygılı. 3. bağ. 2. etken. biyel/piston kolu. i. hürmetkâr. i. sera. zafer. 1. büyük. -eseferle) ait. 2. arka arkaya gelen. i. sonuç. 2. hayal etmek. işine bağlı. bile bile. 1. düşünmek. askere alınmış (kimse). eksper. 2. Nihayet rıza gösterdiler. s.. bu/o yüzden. 1. demeye gelmek. bilinç. i. 3. z. semere. -e göz yummak. 1. vicdan. her consent? Onun i. bağlantı. farkında olan. . nazik. üzerinde düşünme. connection. bağ 1. 1. tutucu kimse. hat z. akla getirmek. We connived i. 2. ırı sayılır. bilinci yerinde. muhafaza etmek. takdis etmek. limonluk. 1. 1. 2. mat. 1. f. hayli. mecburi askerlik. düşünceli. doğal kaynakları koruma yanlısı. r önem. 1. 1. bu/o nedenle. 2. i. tutuculuk. himaye. 1. hokkabaz. 1. arkadaş. 2. itibar. epeyce. hesaba katmak. sayg ınlık. biyel. i. akraba. vazifeşinas. sayg ı. (iki şey arasındaki) bağlantı. halka. s. f. 2. ilişki. kutsama töreni. 2. do ğal kaynakları koruma. f. bir bağlantılı olmak. s. oybirliği. (with) şey aras ında) bağ ş kurmak. muhafazakâr. to -e i.. bak.

f. göndermek. 1. vermek. 1. çizmek. mal gönderen kimse. (cümleyi) tahlil etmek. tüzük. 1. 1. i. i. i. i. 2. i. f. i. seçmen. tutarlı. atamak. devamlı olarak. anayasa. ahenkli. 1. ile uyumlu. tertip. 1. pekişmek. f. sabit sayı. boğaz. olumlu. s. ğişmez nicelik. daima. 1. kurmak. 3. öğe. -den olu şmak. mecbur etmek. engellemek. in şa etmek. menetmek. s ıkma. of -den meydana gelmek. büzmek. i. zoraki. bir seçim bölgesindeki seçmenler. tefsir. bina etmek. peklik. polis. sadık. seçim bölgesi. tic.. sabit şey. inşa. 2. 2. sabite. teselli. tahdit. z. i. kurmak. bünye. 2. takviye etmek. 1. in -e lı ık. sevk ıyat. 1. 3. 2. teselli mükâfatı. pekiştirmek. ba ğ tutarl ıl insicam. 1.1. 1. inşaat. sürekli. birleşmek. komplocu. 2. sebat. i. birleştirmek. inşaat. -den ibaret olmak. sabit. koyuluk. dilb. 1. 3. 2. i. f. i. 1. teslim etmek. 2. s. anayasal. dikkati çeken. 2. avunç. geom. çizim. 2. konsorsiyum. sıkmak. yoğunluk. i. 3. yorumlamak. with ileuyumlu. büzme. tayin etmek. i. 2. i. olu şturmak. f. konsolos. yapısal. sıkıştırmak. bütünü olu şturan. sürekli. sürekli olarak. avundurmak. değişmez. f. korku. yapım. komplo. de ğişmezlik. 2. i. s ınırlama. f. tutarlı bir şekilde. yapı. meydana getirmek. konsüle ait. consignor. 1. zorlamak. hayret. devamlı.. tesis etmek. 1. 2. 2. 2. mütemadiyen. mana vermek. yap ıcı. mat. teselli etmek. gõkb. yap ısal. 3. müspet.-e s. s. i. i. i. f. 2. sağlık için yapılan yürüyüş. vefa. 2.. 2. s. mal gönderme. teşkil etmek. emanet etmek. tefsir etmek. f. 3. İng. gönderilen mal. 2. . 1. 1. komplo kurmak. polis memuru. 1. i. 4. i. yapı. yorum. f. 1. yap ı. kabızlık. 1. s.consign consignee consigner consignment consignor consist consistency consistent consistently consolation consolation prize console consolidate consonant consort consortium conspicuous conspiracy conspirator conspire constable constabulary constancy constant constantly constellation consternation constipation constituency constituent constitute constitution constitutional constrain constrained constraint constrict constriction construct construction construction site constructive construe consul consul general consular consular agent f. daraltmak. inşaat 5. 2. bünyesel. şaşkınlık. s. 4. de z. inşa. i. to/with -e uygun. kendini tutma. konson. tutarlık. i. 1. göze çarpan. dayanmak. ünsüz. fahri konsolos. s. İng. terkip. 2. 1. dehşet. sessiz. bileşim. dar geçit. kıvam. konsolide sa i. sağlamlaştırmak. başkonsolos. tak ımyıldız. ğlamlaş mak. s. i.. olmak.nizamname. arkada şlık etmek. 2. (eski Roma´da) konsül. 2. avutmak. malın gönderildiği kimse. alan ı/sahas ı. anlamak. geom. konsonant. bak.etmek. unsur. polis teşkilatı. i. tertip etmek. 1. konsolosa ait. 2. yapmak.

1. içine almak. i. yakıp yok etmek. temas. memnun etmek. lens. s. ile) kirletmek. f. tüketim. zehir v. 1. mücadele. dikkatle i.. 2. bula ştırmak. muasır. konsoloshane. 1. de ğme. f. sürmek. dayanıklı tüketim malları. yo ğaltma. bağlantı: Have you kontakt lens. şBu f. 1. çağdaş. 2. danışma. 1. s. ile) kirletme/kirletilme/kirlenme. -de . iddia. irtibat. dayanıksız tüketim malları. tıb. bir hava var. müsabaka. 2. i. küçük görme. i. düşünüp taşınmak. müzakere. 2. konsolosluk. dikkatle seyretmek/izlemek. mükemmel. aynı zamanda olan. çağdaş. rahatlık. kontrol alt ına almak. with ile uğraşmak. 2. f. i. akran. 1. lens. tüketim maddeleri. ışyar mak. for için yar ışmak. düşünme. aşağılık. müracaat etmek. 1. konsültasyon. memnuniyet. hoşnut etmek. dalgın. ilişki. izleri ta şımak. tutmak. bulaşıcı. s. 1. k ıskançlıktan deliye dönmüş. i. ileri miktar: This coal has a high sulfur content. huk. seyretme/izleme. tüketici. f. tam. tüketmek. hesaba katmak.ı olmamalı. 2. continue. mücadele etmek. i. with ile görü şmek. hor görme. müş avir. bulaşkan. kontekst. kavga. niyetinde olmak. dokunma: It mustn´t have any contact with the air. memnun. s. tam. 1. (mikrop. hoşnut. Havayla hiç temas kontakt lens. i.) kap. 2. tıb. 1. f. çabuk yayılan. düşünmek. rahat. 2. istihlak. 3. f. i. danışma kurulu. sav. 3. içerik. yarışmacı. yo ğaltmak. danışmak. 2. tamamlamak. göz önünde tutmak. mükemmel. yo ğaltıcı. dört dörtlük. danışman. çekişme. 2. 1. mutlu. tez. kükürt miktar s. temas. çekişmek. 1. tasarlamak. istihlak etmek. başvurmak. 3. düşünceye dalmış. s. kapsamak. hakir gören. düşünüp taşınma.. alçak. ile çağdaş.b. s. i. iddia etmek. 1. konteyner. Bu kömürün ı yüksek. 2. hor gören. muhteviyat. s. (bir şeye) itiraz edip yanlış olduğunu ispatlamaya çalışmak.siyasi 2. memnun. 1. s. 1. i. içermek. 2. f. hoşnutluk. zehir v. yar ışma. danışmanlıkla ilgili. k ıs. bula ştırma. ikmal etmek. i. f. 3. i. 2. (kutu. içindekiler. yaşıt. çoğ. tasarlama.. işe hikâyede v. continent..b. i. . . i. hoşnut. çağdaş. memnuniyet. 2. istişare. 3. sormak. mahkemeye itaatsizlik.. münakaşa. yar ışma. 2. dört dörtlük. s. sâri.consulate consult consultant consultation consultative consultative committee consume consumed with jealousy consumer consumer durables consumer goods consumer nondurables consummate consummate consummate consumption cont contact contact lens contact lens contagious contain contain/have overtones container contaminate contamination contemplate contemplation contemplative contemporaneous contemporary contemporary with contempt contempt of court contemptible contemptuous contend content content contented contention contentment contents contest contest contestant context i. uzun uzun dü şünmeyi seven. istişari. i. tefekkür. bağlam. tatmin etmek. i. rezil.b. izleri/havası olmak: This story has political overtones. contents. içerik. (mikrop. 1. s. i.

çelişkili. devam etmek. i. s. (hastalık) kapmak. idare. kontrat. karşıtlık. 2. f. 2. bağış. (kan´treri) z ıt. ihtimal. i. sürekli. iyile şmek. makale. k ıtasal. mukavele. do ğumşs ıras ında i. i. daralmak. s. devamlılık. egemenlik. 1. 2. durmadan. 2. dilb. habire. 1. f. zıtlık. gebelikten korunma. 3.´ne) yazı yazan kimse. i. tekzip etmek. dü şmek. k ı1. aralıksız. çelişik. f. aksi.ıyas (to) etmek. kasmak. s. devamlı. 1. f. i. s. 1. bağırsaklarına hâkim olabilen. e ğilme. yalanlamak. kasılmak. bükülme. ters. z. katkıda bulunan kimse. kaçakçılık. (aradaki fark ı göstermek üzere) karşılaştırmak. sözle şme. dergi v. 2. ithal veya ihrac ı yasaklanmış. i. sözleşme metni. 2. -i çarpıtarak tuhaf/anormal bir ş ekle sokmak. (ba ğış ı vermek. tutarsızlık. çelişme. 2. i. i. s. sürmek. anlaşmazlık. 1. çekmek. mukavelename. uydurma. i. mek. gebeliği önleyici (hap/alet). 1. 1. i. sürme. uyduruk. kontrast. 2. 3. (gazete. Avrupa k ıtasındaki ülkelere özgü. kaçak.´ne) yaz i. -i çarpıtarak tuhaf/anormal bir şekle sokma. i. k ıntrer´i) aksi (kimse). tutarsız. s. Kendisini partiye davet s. 2. 3. sürekli. devam. yardım. ters dü şmek. 2. f. hâkimiyet. sözle me yapmak.b. i. süreklilik. çevre. salmak. (a way of/a means of) -in yolunu bulmak. aksi. s. 1. ihtiyat fonu. büzülme. bükmek. anakara. kontrol etmek. aralıksız. kısalma. yazı. olas ılık. (gazete. i. 1. k ıta. boyuna. on/upon -e ba ğlı. 3. daralma. denetim. daraltmak. devam etme. pay. nadim. dış hatlar. hâkim olmak. çarpıtmak. yalanlama.olarak) (with) (ile) çelişmek. akit. (bir veya birkaç harf atılarak yapılan) rahim kaslar ıüstenci.. z. idare etmek. i. s. için bir yol bulmak: She contrived a way to get herself invited to the party. kontrol. 3. çekişmeli. büzmek. şekil. f. devamlı. s. f. katk ıda bulunmak. f. . sürekli. tartışma. zıt. nekahet. 1. (kan´treri) ters yönden esen (rüzgâr). devamlı. burmak. pişman. aykırı. 2. (kan´treri) karşıt. s. 1. (--led. --ling) 1. 2. katkı. nekahet döneminde olmak. bağış(-e) lamak.Continent continent continent Continental continental contingency contingency fund contingent continual continually continuation continue continuity continuous continuously contort contorted contortion contour contracontraband contraception contraceptive contract contract contraction contractor contradict contradiction contradictory contrary contrary to contrast contrast contribute contribution contributor contrite contrive contrived control control control tower controversial controversy convalesce convalescence i. zıt. denetlemek. çelişki. yüklenici. üstlenici. çeli ırılık. tövbekâr. e ğmek. mukayese etmek. ters2. aksi. -in tersine/aksine. kaçak mal. sık sık. i. 2. 1. idrarını tutabilen. k ısaltmak.şayk s. müteahhit. yönetim. büzülmek. 1. bükük. i. beklenmedik olay. kas ılma.3. -in payı f. karşıt. tartışmalı. s. olmak. z. kontrol kulesi. önek karşı. k vermek. s.çekilme. i. devamlı. burulma. foto. buru i. nın kasılmas ı. bağışçı.b. 1. şuk. sürekli. dergi v. aksini iddia etmek. 2. çekişme.

(with) (ile) konu şmak. me. iletmek. karşıt. hüküm giydirmek. i. dili -i mahvetmek. 3. i. yak ınsamak. f. f. nakletmek. devretme. konu şmaya özgü. çevirgeç. mühtedi. s. f. konvansiyonel silahlar. 3. WC. 1. devretmek. eğlenti. elek. kongre. nekahet dönemindeki hasta. din de ğiştiren f. ikna etmek. conveyor. i. s. 2. hüküm giydirme. mahkûm. i. geleneksel. aksi. karşıt anlamlı söz/sözcük. 2. ba şka duruma getirilebilir. 3. i. ıspazmoz. 1. dili işini bozmak. (toplantı) yapılmak. f. dönü şme. ğişdönme. pişirmek. çekyat. 2. hükümlü. çevrilebilir. din değiştirme. 2. dışbükey. k. 2. çevirme.. İng. konvoy. konuşmaya hazır. 1. dönü kimse. bildirmek. rahatlık. keyifli. konveksiyon. konvansiyon. üstü aç ılabilen araba. 1. konvertibl (para). 1. ısı yayımı. çırpınmalı. ahçı. değiştirilebilir. 4. iletmek. ştürme. k.. suçlu bulmak. s. f. taşımak. götürmek. de2. devir. sıradan. konfor.o. 2. 1. uygunluk. mahkûm etmek. 2. dili uydurmak. 3. konu sohbet i. ihtida.. 2. i. konuşma dilinde. feragatname. i. inanç. i. sohbet etmek. s. 2. değiştirme. çevrilme. bir noktaya yönelmek. i. konvansiyon. 2. s. huk. kadınlar manastırı. ters. 3. şen. geom. şenlik ve ziyafet. lavabo. 2. neşeli. i. f. tuvalet. toplanmak. mahkûm etme. kumru ötüşü. elverişlilik. 1. anla şma. hoşş f. âdet. fiz.´s goose cook up cookbook s. s. beylik. üveymek. konuşma. gelenek. basmakal ıp. i. 1. i. 1. taşıma. 1. çırpınma. taşıyıcı kayış/bant. 2. s. f. pişmek. i. 1. sohbet. 2. s. 1. 2. taşıyıcı. i. bantlı konveyör. kanaat.. toplantıya davet etmek. yemek kitab ı. ku ğurmak. taşıma kayışı. konveyör. ihtilaç. çoğ. (toplantıya çağırarak) toplamak. s. 2. huk. (-e) de ğiştirmek. biri.convalescent convection convene convenience convenient convent convention conventional conventional weapons converge conversant conversation conversational conversationalist converse converse conversion convert convert converter convertible convex convey conveyance conveyer conveyor conveyor belt convict convict conviction convince convincing convivial conviviality convoke convolution convoy convulse convulsion convulsive coo cook cook cook one´s goose cook s. f. 1. bir durumdan ba şka duruma getirme. konveks. i. (-e) dönüştürmek. rahat. s. dili (hesaplar) üzerinde oynamak. mahkûmiyet. 3. i. with -e a şina. elverişli. i. i. (kumru/güvercin) ötmek. -i iyi bilen. i. aşçı. kolaylık. zıt. -in can ına okumak. müsait. iletim. 1. kim. taşıt. şiddetle sarsmak. 3. (from) (to/into) (-den) (-e) çevirmek. 1. nakletme. eğlence. i. . kullanışlı. k ıvrım. i. nakil. f. (bir durumdan) (ba şka duruma) getirmek. uygun. i. temlikname. k. bak. inand ırmak. i. k. 1. inandırıcı. kan. nekahet döneminde olan.

. i. çok. i. iple bağlamak. correspondence. (yaz ılı eserler için) nüsha. kadife pantolon. e şgüdüm. 1. (tatlı) kuru pasta. 4. (-in) üstesinden gelmek. i. içten. fettan. aynas ız. i. 1. f. İng. ufak para. 2. serinkanl k. fitilli kadifeden yap ılmış. bak. z. soğuk. yemek pişirme/pişme. bakır. bakır renginde. s. pi rın (üstü ocak. dili beklemek: He made me cool my heels for at least forty-five minutes. i. insan ı serin ı. s. s.. aşçılık. bolca. kopyalamak.. ortak. (with) (ile) ba ş etmek. i. 4. s. 2. koordinasyon. koru. samimi. i. bak ırcı. birlikte çalışma. (tatlı) bisküvi. s. correct. işbirliği yapmak. den. (s ınavda) kopya çekmek. i. i. Beni f. f. so tutan 3. kordon.. i. 1. coroner. telif hakkı almak. s. i. (tatlı) çörek. altı fırın olan mutfak aleti). fırın (üstü ocak. kooperatif. z. k. kordon (görevli veya araçlardan olu şan dizi). 2. kopya etmek. eşit. ilgisiz: He gave me k. i. f. i. bilg. 1. en az sokmak. içtenlik. k. dili helikopter. taklit etmek. -e t ıkmak. candan. likör. 1. bak ır. serin: a cool wind serin bir rüzgâr. k ıs. cool water serin su. 2. sakin. kurabiye. işbirliği. k. adet.cooked rice cooker cookery cookie cooking cookstove cooky cool cool as a cucumber Cool it! cool one´s heels coop co-op coop up in cooperate cooperation cooperative coordinate coordinate coordination cop cope copier copious copiously copper coppersmith coppice copse copter copulate copy copy copyright coquette coquettish cor coral coral reef cord cordial cordiality cordially cordon cordon off corduroy corduroys pilav. s. mat. f i. kordon altına almak. yemek şıirmede kullan ılan. baltalık. bol miktarda. 3. copse. s. s. ip. yemeklik. s. birbirine göre ayarlamak. fotokopi makinesi. kümese i. yürekten. 2. gökb. i. candan. k. i. i. f. (çalg ı için) tel. 2. i. 2. yemek pişirme sanatı. i. dili kooperatif. i. dili(giysi). kümes. f. corpus. yemek pişirme sanatı. bak. aynı derecede. tane. i. 1. birlikte çalışmak. corner. kim. samimiyet. f.ğukkanlı. işbirliği yapan. . i. cookie. kaytan. dili Sakin ol!/A ğır ol! k. telif hakk ı. dili -e kapatmak.. k ırk beş dakika bekletti.. i. i. serinkanl ı. kopya. fettan kad ın. koordinat. f. 1. a ğaçlık. dili polis. -e hapsetmek.. 1. çoğ. müşterek. i.. birbirine göre ayarlama. i. i... soğukkanl ı. samimiyetle. (ile) başa çıkmak. cilveli. altı fırın olan mutfak aleti)... i. çiftleşmek. koordine etmek. bereketli. bol. sicim. (fitilli) kadife. mercan kayalığı. 2. mercan. e şgüdümlemek.

s. karşılıklı ilişkisi olmak. 2. s. m ısır koçanı. şmiş.. küçük taç. i. İstihkâm Sınıfı. f. teşkilat. doğruluk. aras . 1. i. korelasyon. ortak. düzeltmek. ceset. i. karabatak.. tashih. şekö atş ışı .core coriander cork corkscrew cormorant corn corn corn bread corn muffin corn silk corn syrup corncob cornea cornelian cherry corner corner kick cornet cornetist cornflakes cornflour cornhusk cornice cornmeal cornstarch corny coronary coronation coroner coronet corporal corporal corporal punishment corporate corporation corps Corps of Engineers corpse corpuscle correct correct correct usage correction corrective correctly correctness correlate correlation i. 1. doğru kullanış. belediye. birle i. şirket. ıslah etmek. kornetçi. 2. 2. 3. yuvar. 1. İng. köşe atışı. bedeni. bedensel. bedensel ceza. 1. i. i. kişniş. i. kalple ilgili. m ısır pekmezi. m ısır kabuğu. buğday. futbol korner vuru i. mantar. 2. mim. müz. anonim i. m ısır ekmeği. i. i. tapa burgusu. birbiriyle ilgisi olan şeylerin her 2. 2. 1.ey/sonuç/rakam) 1. köşeye sıkıştırmak. ba ğş lı laşı m. hububat. yanlışsız. esas. 2. düzeltici. s. mantar tapa. iç. i. 2. i. 2. 2. köşe. ölü. s ınıf. tirbuşon. i. futbol korner. i. İng. dayak. i. s. tüzelkişi. nüve. m ısır nişastası. yerinde kullanma. ıslah. 1. köşe başı. cismani. 1. onba şı. taç giyme töreni. 1. İng. yuvarlak ve tuzlu bir ekmek türü. (iki ş ında ili ki kurmak. i. i. şüpheli ölüm olaylarını araştıran memur. f. düzeltme. m ısır gevreği. i. (mantarme şesinin kabuğu olan) mantar. doğru. ask. i. tashih etmek. s. korner.. m ısır. 2. anat. i. koroner damar. saçak silmesi. koroner. doğru. kolordu. 1. 1. i. yerinde. tıb. i. (etli meyvelerde) göbek. kolektif. 1. 2. f. korniş. öz. k ızılcık. birleşik.. İng. anat.. şirketleştirilmiş. f. korner vuruşu. i. i. Phalacrocorax. 1. doğru olarak. kornet. oyun alan şu. 2. i. korniş. ıslah edici. m ısır unundan yapılan ufak. ask. s. karşılıklı ilişki.. tahıl. saydam tabaka. (dondurma için) külah. i. koroner oklüzyon. nasır. koroner tromboz. i. mantarla tapalamak. z. taçdamar. m ısır püskülü. aptal. i. 2. 3. futbol ın ın kö dört esinden biri. 4. iri taneli m ısır unu. 1.. kornea. 3. mat. i. aralarında uygunluk sağlamak. zool. merkez. mısır nişastası. 1. anonim şirkete ait. do ğrultmak.

Kosta Rika´ya özgü. ahlaksızlık. k. tic.b. çürütücü. s. 1. i. tekabül etmek: It corresponds with what she şey) (başka birinin/başka bir said. Kosta Rikalı. kâinat. masraflı. masraf. ış dolu (metin).. 1. 1. a s. i. kozmik. dili çok pahalı olmak.yozla rüşvet almaya haz ır. . k ırıştırmak.´ni) pekiştirmek. ş 1. 4. ahlak kurallarına uymayan. s. i. i. (birini) doğru s. maliyet fiyatı. vetçi. (birini) do ğru yoldan saptırma. kimyasal çürümek. benzerlik. i. i. çok pahalı. 3. insurance and freight Costa Rica Costa Rican costly cost-of-living index costume costume ball cosy f. şınma/a şındırma. koridor. İng. (pas veya kimyasal maddeden ileri gelen) çürüme. i. 2. (cost) 1. kosinüs. jeol. -e mal olmak. (bir muhabiri influence a corresponding rise in that of Holland. 1. teyitmadde) etmek. güçlendirmek. k ıyafet. i. (bir şeyin) fiyatı (belirli bir miktar) olmak: How much does this cost? Bunun fiyat ı ne? It costs ten million liras. geçim indeksi. ayartma. karton v. mektuplar. kozmonot. i.. i. buruşturmak. dehliz. maliyet fiyatı. 2. korse. 2. f. f. 1. oluklu saç. ifade v. Kosta Rikalı. to (biri/bir şma. (pas. Onun dediklerine uyuyor. rüşvetçilik. s. korozif. (to/with) (-e) uymak. soysuz.. 1. maliyet cetveli. 2.. kortej. i. f. çürütmek. epey pahalıya mal olmak. muhabir: Does your paper have a correspondent in Paris? Gazetenizin ı? s. s. ız olma. O yüzy ılda i. Kosta Rika. Kosta Rika. 2. rüşvet yiyen. i. 2. 1. ahlaks ız. kozmopolit.). ğrulamak. desteklemek. mektupla i. s. k ıyafet balosu. kostüm. fiyat.correspond correspondence correspondent corresponding corridor corroborate corrode corrosion corrosive corrugate corrugated corrugated iron corrupt corruptible corruption corsage corset cortege cortex cortisone cos cos lettuce cos/romaine lettuce cosine cosmetic cosmic cosmonaut cosmopolitan cosmos cost cost cost a bomb cost a pretty penny cost an arm and a leg cost of living cost of living cost price cost price cost sheet cost. maliyet.. benzer taraf. yanl rü ılabilir. s. marul. korozyona u ğramak. 1. elbise. 2. sif.. cenaze alayı. anat. f. mat. (bir dü şünce. bozuk. dili pahal ıya patlamak. yemek. kozmetik. i. korozyon. ayart i. bir malın bedeli. 1. i.. s. kortizon. 2. 1. 2. 1. sigortası ve navlunu ile birlikte maliyeti. evren. 3. buruşmak. göğüs veya bele taktığı) çiçek/çiçek ahlaks ınlar ın süs i. marul. (dili) yozla ştıolarak rma. i. bak. yaşam maliyeti. 4. evrensel. do f. şm ış (dil). hayat pahalılığı. 2. harcanan para. beyinzar ı. (kad demeti. cozy.b... i. s. i. i. korozyon. That with -e uygun: It was correspondent with her Paris´te şeye) karvar şılıkm olan: century saw a lessening of Spain´s s. korozyona u ğratmak. and geçit. 3. oluklu (saç. korsaj. kozmos. Fiyatı on İ ng. korteks. k.

1. saat yelkovan ının ters yönünde. 1. 3. sayfiye evi. can. paraları birer birer saymak. konsey. (üzerine bez gerili) portatif karyola. ş. ı. (dava dilekçesi iddianamede sayılan) i. görünü ş. avukat. i. çehre. tavsiye. 2. 1. ketenhelvas çırçır. beyan etmek. dili ayıyı vurmadan postunu satmak.. i. uygun bulmak. i. desteklemek. karşıt şey. 1. f. İng. 2. sima. dili kurul üyesi. ğ. don´t count me in! planlad ığı n ız katmamak: oysa beni oYou işe katmay ın! me out of that! Beni o Yapmay e) can count 1. aksi yönde. avukat.men (kaun´sılmîn) i. İng. fi i. çiğit. dili birini (bir işe) katmak: If that´s what you´re up to. öğüt vermek. out countdown countenance counter counter counteract counterattack counterbalance countercharge counterclockwise countercurrent i. . aksine. z. (kauntırbäl´ıns) 1. 2. 2. sayı saymak: Do you know how to count? Saymayı biliyor musun? She can only count from one to ten.cil. (on) (to) -i kavramak/anlamak. bak. Danıştay. marka. sökülmek. görü ş. belediye meclisi. councilor. kont. 1. i. Ancakveya birden ona kadar sayabiliyor. komisyon. huk. öksürük pastili.. 1. ise iyi olur.. -in fark ına ketenhelva. zool. -e güvenmek. kanepe. öğüt.şı -in tersine. İng.. f. pamuklu. karşı saldırı. mukabil. coun. 1. . belediye meclisi üyesi (erkek). i. f. tasvip. grup. puma. i. 2. zıt. coun. 1. ihtiyar heyeti üyesi. onama. saytasvip ıcı. divan.. 2. 1. ihtiyar heyeti. fikir. etkisiz getirmek. i. diliıbirini (bir iş katma! on saniye içinde birden ona kadar sayarak boksörün nakavt işe ğru sayma. 2. k. f. dili bir yerde hazır bulunanları saymak. i. Banyo yapsa iyi olur. 1. 2. k. pamuk ipliği. denk. i. karşı koymak.o. karşı s. onamak. dan ışma kurulu. ise fena olmaz: He could do with a bath.en (kaun´sılwîmîn) i. yazl ık ev. bebek karyolası. rehber.sel. 1. müsamaha etmek. küçük ev. k ıs. kar koymak. 2. k. (karşılıklı olarak) dengelemek. f. 1. 1. 1. 2. -i hesaba katmak. 1. 2. 2.wom. kurul. sayma.. i. sedir. pamuk. konsey üyesi.o. pamuklu kumaş. i. aksi. 3. denkleştirmek. 3. say suçlama. Felis concolor. i. 2. (hidrofil) pamuk. ğ. coun. tezgâh.ätlô´) i. (kaun´t ırbälıns) eş ağırlık. komisyon üyesi. geriye do ğru saymak. i. f. 2. 1. 2. could not. i. pamuklu. Bakanlar Kurulu.. k. i. İng. zümre. -e denk olmak. öksürmek. f. İng.önlemek. ters. kurul üyesi.ors-at-law (kaun´sılırz.cot coterie cottage cotton cotton candy cotton gin cotton wool cottonseed couch couch cougar cough cough drop cough up could could do with couldn`t council Council of Ministers Council of State councillor councilman councilor councilwoman counsel counselor counselor-at-law count count count count down count noses count on count one´s chickens before they´re hatched count out money count s. öksürük. -i beklemek. karşılık. i. yardımcı f. ters ak ıntı. geriye do2. etmek. İng. suçlama. kulübe. kar i. komisyon üyesi. ço i. 3. sola (dönmek). nasihat. argo vermek. yüz ifadesi. (hidrofil) pamuk. ım. i.cil. z.hale tersine. bak. 2. yüz. belediye meclisi üyesi (kadın).. . destek. Kabine. uçlanmak. f. f. (to) -e şı. dan ışman. 1. k. konsey üyesi. çoğ. s. ifade etmek. sayaç. belediye meclisi üyesi. in count s. nasihat vermek. karşı. ço i. avukat. s. Devlet Şûrası.

. rota. s. ba i. karşı gösteri. sahtesini yapmak. yatak örtüsü. plan.. ülke. f. 1. sayg ılı. mert. i. . 1. 3. 3. kibarlık. i. 2. avlu. s. f. courts-martial (kôrts´marşıl) i. çift.. hemşeri. countless country countryman countryside county county seat county town coup coup d´état couple coupling coupon courage courageous courageously courgette courier course court court fool court of appeals court of common pleas court of first instance court of first instance courteous courtesan courtesy courthouse courtier courtly court-martial courtroom i. köpekle (av) kovalamak. rmänd) iptal emri. bağlamak. asliye mahkemesi. pek çok. That´s sixteen people. 2. 4. i. sahte. i. taklit. tayda ş. cesaretli. İng. yurt. askeri darbe. cesur. hükümdar ın maiyetinde bulunan kimse. yarg ıcılar kurulu. İng. 2. i. 2. karşı öneri. 3.D. i. kalp. cesaretle.ıs 1. mukabil.. 2. Ben dahil on ki şi eder. kontes.men (k^n´trimîn) i. memleket. medeni hukuk mahkemesi. 2. kurs (dersler dizisi). kırsal bölgede bulunan. yürekli. i. (tasdik için) (bir belgeye) imza atmak. istinaf mahkemesi. taklit etmek. hastal v. ask. müz. vatan. kalpazan. sarayla ilgili. izlenen yol. ço i. i. kopya. Çocuklar hariç. 2. taş ğ . bitiştirmek. i. mertlik. yön. mahkeme salonu. dahil: That makes ten. coun. nezaket. suret. i. ulak. karşılık. . ilçe hükümet binası. ı. ı k mahkeme. i. i.. ı. i. huk. kontluk. s. kar ı koca. i. bak. 2. askeri mahkeme. ilçe merkezi. İng. 2. ilçe merkezi. i. nazik. f. 1. yi ğit. counting me. ahç i.servis. çift.counterdemonstration counterespionage counterfeit counterfeiter countermand countermeasure counteroffensive counterpane counterpart counterpoint counterproposal countersign counterspy countess counting . h huk. yemek. i. huk.. 1. i. karşı casus. kırsal. 1. on alt ı kişi z. hükümdar ve maiyeti. i. ızla akmak. gidi ş. kalp para basmak. kort. ince. iç bahçe. zarif. A. çoğ. ğlant ı kurmak. 3. kap. (ku deyta´) hükümet darbesi. yi ğitlik. 1. 1. kavrama. yol. zucchini. cesaret. 2. asliye mahkemesi. 1.. darbe. seyir. 1. s. adliye sarayı. f. hükümet darbesi. i. (kauntırmänd´) (yeni bir emir ile) (önceki emri) iptal etmek. birleştirmek. huk. incelik.saray. i. nazik. kibar. s. 2.´ni) saray soytar huk. 4. z. 1. 2. s. i. huk. 1. yürek. ta şralı. raya özgü. karşı ı i. f. kontrpuan. vatandaş. askeri mahkemede yarg ılamak. i. sayısı i. not counting the children. ikinci nüsha. kur yapmak.try. k ırsal yerler/bölgeler. ilçe. i.b. hesaps ız. 1.B. mahkeme binası. mertçe. çiftleştirmek. kar şı saldırı. i. f. yüreklilik. jüri. arazi. zenginlerle dü şüp kalkan fahişe.. ba ğlama. (tehlike. f. 2. (kaun´t tedbir. ile flört etmek. 3. kupon. karşı casusluk. kurye.

2. akdetmek. kur yapma. cover letter. iç bahçe. samimi. şaka yapmak. korkup çekilmek. Don´t move. den. mahcup. utangaç. 3. s ıcak. pavurya. 2. yar ılmak. kapakla Ekme nak.pan s ığıwith şı l ı k. 1. 1. O tencereyi birparavana. gizli. i. (belirli bir) konu hakkında bilgi vermek. hızlı darbe. yar ık. kendini ele verebilecek şeyleri gizlemek. elimdesin! K ı ve kapsamı. 5. akit. ödleklik. çatlatmak. göz dikmek. sözle şme. dili 1. çatlak. 1. a bar ınak. s. i. filika veya kik serdümeni. cilt. 2. i. i. kapak. kas s. sinmek. yatak örtüsü. 2. i. huysuz. şaklama. (--bed. i. çekingen. örtü. f. z. 1. hala oğlu/kızı. i. örtbas etmek. ne yaptığını/ne ğın ı gizlemek. dümenci. kovboy. Yengeç burcu. f. şaka etmek. gizlemek.. perde. 4. 2. i. i. ızıldanmak. bak. inek. s ığırtmaç. s. i. homurdanmak. f. açgözlü. s. with ile örtmek. teyze oğlu/kızı. 2. tic. yıldırmak. i. bir çeşit eroin. açgözlülük. züppe. ı1. 1.courtship courtyard cousin cove covenant cover cover cover charge cover girl cover ground cover letter cover one´s tracks cover to cover cover up cover up for coverage coveralls covering covering letter coverlet covert covertly covet covetous covetousness cow cow coward cowardice cowardliness cowardly cowboy cower cowslip coxcomb coxswain coy cozy cp CPA Crab crab crab louse crabby crack crack a joke crack a joke i. i. (giysi olarak) tulum. Certified Public Accountant. (birinin) hatas ını/suçunu gizlemek. sindirmek. Primula veris. örtü. k ıs.. 2. kuzin. f. i. dayı oğlu/kızı. korkak. 2. i. örtü. TV bir konuya/olaya ayrılan yer i. bak. s. yarmak. yol katetmek. çaydanlık örtüsü. s. kar kulübüne) giri ş ücreti. the astrol. şaka yapmak. yapaca He read the book from cover to cover. f. --bing) m ızırdanmak. imrenmek. . i. avlu. ği bir bezle ört. kuzen. i. i. nazlı. cowardice. i. sigorta miktar ve zaman. (lokantaya/gece kapak k ızı. 1. amca oğlu/kızı. açıklayıcı mektup. gözünü korkutmak. ödlek. yengeç. bot. k ıs. f. ile kapatmak/kapamak: Cover the bread with a cloth. İng. korkak. takılmak. 1. hoş. çatırtı. g ıpta etmek. compare. kırmak. 3. f.. I´ve got you covered! pırdama. i. gazet.. ızlanmak. çarpma. kıs lbiti. s ıkbiti. mukavele. ödlek. gizlice. çatlamak. çuhaçiçe ği. h ırslı. kırılmak. kapak.. i. yüreksiz. korkaklık. maske. cilveli. 4. sözleşmek. 3. Kitab ı başından sonuna kadar okudu. k. h ızlı gitmek. dik yamaçlarla çevrili koy/körfez/vadi. i. haris. örtülü. rahat. Cover that lid.

--ming) 1. çoğ. bak. mak. (arabayı) kazada paramparça kaza i. 3. k. 2. büyük bir gürültü. 2. 2. i.. beşik. tuhaf. yarık. (son vermek için) -in üstüne gitmek. tıkıştırmak. i. vinç. argo bok. dili (motoru/makineyi) fayrap etmek. 1. i. Astacus fluviatilis. 2. oynatmak. sürünme. -e can atmak. 1. acayip. crafts. (--ped. i. çıtırtı. manivela. 2. i. çatlak. vazgeçip sert davranmaya ba ş 1. karoser tamiratı. k. kask. 1. i. f. i. sarp kayalık. z. şiddetli karın ağrısı. i. beşiğe yatırmak. pastel. bomban ın açtığı çukur. 1. maçuna. 1. gemiler. 2. nç. i. kol. zanaatkâr. kenet. kurnaz. el sanat ı. kerevides. i. ters. karavide. dili 1. İng. 2. vermek4. şeytan. i. s. dili (son etmek.men (kräfts´mîn) i. gürleme. yabanmersini. (kaza sonucu gelen büyük iflas. olarak) i. f. f. krater. mum boya ile resim yapmak. sandık. kasılmak. bilg. aldatmakta usta olan. vinçle kald ırmak. i. f. 2. k. 1. 1. Taşın üstünde böcekler kayn ıyordu. ımında kullan ılan kaba bez. dalkavukluk etmek. s. 1. zanaatç ılık.. 1. ı k. kraker. mum boya ile yap ılan resim. dili garip fikirleri olan kimse. kurnazca. 2. çok istemek. i. şeytanca. f. ar ıza. hızla f. izinsiz/davetsiz girmek/kat ılmak. 2. gülmekten kat ılmak. i. çatlak. k. f. i. gemi. 1. 1. emeklemek. sıkı rejim. 2. üstüne gitme. mengene. rica etmek. i. tıkınmak. s. krankla hareket ettirmek. deli. f. istirham etmek. 2. 3. crayfish. (--med. f. gök gürültüsü. f. İng.yap 4. garip. 1. ––ed with The rock crawled with insects. f. i. kerevit. (hareketi/geli şimi) kısıtlamak. i. yemek. 1. i. f. 2. hilekâr. sınırlandırmak. çatırdamak. eksantrik. dili delirmek. tatl ısuıstakozu. i. tekne. havlu ve perde yoğun kurs. emekleme. sıkıştırmak. araba kazası. turna. krank mili. çift zarla oynanan bir oyun. için) -ingeçirmek. t ıkmak. f. dili kaç yarma buğday. i. s. (boynunu) uzatmak. i. i. zool. zool. zanaat. -e içi gitmek. . (uçak) zorunlu iniş yapmak. kas ı i. kravl. incelikten yoksun. sandıklamak.. --ping) argo s ıçmak. i. çatırtı. hareket ettirmek. kulaçlama yüzü ş. bisküvi.. çatlak. k.. pastel. 2. mum boya. krepon. sürünmek. görgüsüz. krank.crack down crack up crackdown cracked cracked wheat cracker crackle cradle craft craftily craftiness craftsman craftsmanship crafty crag cram cramp cramp cranberry crane crank crank up crankshaft cranky cranny crap crape craps crash crash crash course crash diet crash helmet crash of thunder crash repairs crash the gate crash-land crass crate crater crave craving crawfish crawl crawl stroke crayfish crayon (on) k. şangırtı. tıka basa nav öncesi ineklemek. hüner. keçiyemişi. 3. kasalamak.. 1. özlem. 2. s ıkramp. müsamaha etmekten lamak. şiddetli arzu. kasmak. ücret vermeden girmek. f. huysuz. kurnazlık. 2. kasa. zanaatçı. kaba.

z. kremal ı tatlı. kreasyon. i. s. alacak ve verecek. s. İng. emniyet. 1. sütçü dükkân ı. i. sürünmek. s. kredi. 1. çılgın. i. 3. (merhem olarak) krem. buru şmak. i. 1. grubun felsefesini yans koy. f. beyaz tartar. mahluk. çizgi. bir dinin temel ilkelerini içeren ifade. en iyisi. getirmek. sayg ınlık. tic. 2. ç ılgınlık. 2. f. i. tic. yaratı. argo k ıl/gıcık/pis herif. sevilmeyen birinde (olumlu bir niteli ğin olduğunu) kabul etmek. gıcırtı. yaratmak. katlanmak. mucit.meydana buruşturmak. 5. kaymak kıvamında olan. yarat ılış. 2. inanılır. f. kaymak. You´re a credit to your parents. 2. 5. pasta. yaratık. yapmak. güvenirlik. tic. ço ğ. i. i. i. tic. krema. çılgınca. kaymaklı. k ırma. güvenilir. sütlük. itimat. olu şturmak. sin. k ırma 3. yaratıcı. 1. 3. tic. i. tic. i. çıldırtmak.. i. ütü çizgisi. yaratan. yuva. saflık. i. i. 1. emeklemek. i. kredi limiti. kâinat. amentü. saf. güven. i. f. kredi de ğerlendirmesi. iyisi. i. delilik. s. kat. dere. deli. i. ürpermek. f. kaç ık. 4. pli. i. 2. her şeye inanma. balık sepeti. yapmak. s. yumu krem şrengi. kaymak gibi. Tanr ı. her şeye inanan. 2. uyuz karı. en bej. 3. aç ık ak beyaz peynir. 2.´s account credit and debit credit balance credit card credit line credit rating credit s. yaratıcılık. i. 2. güven. gıcırdamak. 1. i. beyaz sos. çoğ.o. matlup bakiyesi. yaratma. kredi kartı. krem tartar.craze crazily craziness crazy creak cream cream cheese cream of tartar cream of tartar cream of the crop cream of the crop cream pitcher cream sauce creamer creamery creamy crease create creation creative creatively creativity Creator creator creature crèche credence credentials credibility credible credit credit credit an amount to s. kimliği gösteren belgeler. bir şeyin en âlâsı. kat yeri. itibar. puan. kreatör. 1. i. i. 1. öz. (crept) 1.2. kredi açan kimse/kuruluş. yaratıcı bir şekilde. i. 3. körfez. 3. . 1. itimat.. birinin veya bir ıtanküçük ilkeler. kreş. 3. bir tür krem tartar. 2. Annen baban seninle iftihar edebilir. (üniversitede ders geçme sonucunda verilen) kredi.. çay. sessizce gitmek/hareket etmek. süthane. delice.o. buruşuk. yaratıcı. with credit to creditor credulity credulous creed creek creel creep f. evren. Allah. geçici moda. çocuk yuvası. z. (ufak sürahi biçiminde) sütlük. alacaklı. 4. güvenilirlik. bir miktar parayı birinin hesabına geçirmek. the Yaradan.

1.. f. s. tıb. ölçüt. i. bak. dalgalandırmak.a (kraytîr´iy ı) 2. i. buruşmak. taptaze ve sulu (meyve/sebze). i. 1. f.te. k ıstas.creep up on creeper cremate cremation crematorium crepe crepe paper crept Crescent crescent cress crest crestfallen crevasse crevice crew crew crew cut crib crib crib sheet crick cricket cricket crime Crimea Crimean criminal criminal code criminal court criminal law criminologist criminology crimp crimson cringe crinkle cripple crippled crisis crisp crisper crispy crisscross criterion critic critical -e hissettirmeden yakla şmak. f. i. 3. i. fesrengi. taptaze ve sulu (meyve/sebze). kusur bulmaya meyilli. Gryllus. 3. 4. tutulma. çaprazlama kesişen doğrular. ele ştirmen. bak. bunalım. s. k ıvrım. çekmek için haz ırlanan kopyakopya kâğıdıetmek.. tepe. i. çaprazlama kesişen. (ölüyü) yakmak.ma. Crucifer. (yanlar ı yüksek) bebek karyolası. i. i. buhran. i. 2. i. i. kopya çekmek için hazırlanan kopya kâğıdı. kırışık. ceza kanunu. i.. i. f. i. topal. alabros tıraş. 1. yılgş i. (s ınavda) şı rmak. çabuk ve ıkendinden emin. nda) sebzelik. /dalga için) tepe. 4. s. kriminolog. kriter. dalga. kritik. gevrek. suçbilimci. süngüsü düşük. 1. büyük yar ık. 2. creep. ekip. çalmak. 2. (buzdolab s. sakat etmek.. Kırım´a özgü. s. tahıl ambarı. 2. sorguç. çoğ. cürüm. 2. tepelik. 3.to. 3. ıtopal. korkuyla çekilmek. . çaprazlama gidip gelmek. günah. k i. spor kriket. tak ım. 2. sakat. gevrek. f. f. değerlendirme amacıyla yapılan. cre. sinmek. 1. ölüyü yakma.ri. kas ılma.. ac ımaya yol açacak kötü davranış.a (krim ıtor´iyı)/--s (krim ıtor´iyımz) i. (bir parça) cips. 4. tayfa. 2. tenkitçi. kötürüm. 1. (yoku ın. ço i. asker tıraşı.. gevrekleşmek. sakat. tenkitçi. ağır ceza mahkemesi. i. f. f. . 2. i. i. i. a ınavda s i. (dağ için) sırt. tere. i. buruşukluk. kızıl. yaltaklanmak. koyu k ırmızı. çatlak. rışıklık. i. s kopya çekmek. s. çaprazlama en doğrular çizmek. mürettebat. olumsuz noktalar üzerinde duran kimse. yarık. c ırcırböceği.ınavda (--bed. nöbet. buz yarığı. 1. kırıştırmak. f. 1. f. ayça.ses (kray´siz) i. 2. i. suça ait. hotoz. (mi ğfere takılan) sorguç. 1. ibik.şcri. s. i.. suçbilim. suçlu.ri. 2. s. 2. kırışmak. 2. 1. sakatlamak. s. hilal şeklinde. zool. İng. kesi ğ. krematoryum. ar ızalı. s. krepon kâ ğıdı. 1. 1. kriminoloji. sürüngen bitki. Kırım. cri. crow. buruşturmak. 1.. the İslam âlemi. kıvırmak. i. yemlik. bot. kuru ve so ğuk (hava). ceza hukuku. kriz. i. kriz. suç. eleştirel. çoğ. İng. hilal. krep. kusur bulmak amac ıyla söylenen/yap ılan. 2. kösteklemek.kopya --bing) 1.

. 3. argo cartayı çekmek. kol demiri. gaklama sesi. 2. zool. çaprazlamak. i. aklından geçmek. tığ işi. ağız kavgası etmek. melez. k. hatırına gelmek. üçkâ ğısesle tçı. olan. bir dalavere hileli bükmek. kollarını kavuşturmak. kesip kısaltmak. 2. s. s. kesit. tığ. f. tenkit etmek. kıvrım. üçkâ ri. melez.bred) melezlemek. çaprazlamak. -de kusur bulmak. tığ ile işlemek. ğı eğ ırıcı. alçak şarkı söylemek. i.. hilekâr. (iş). 2. çoban de ğneği. H ırvat.. kros kayaz. İsa´nın çarmıhta ölümü. Kar ış. haç çıkarmak. i. binici k ırbacı. s. kızg ın. karalamak. s. f. Crocus. tığ. bak. kros. kritik. ayak ayak üstüne atmak. düzenbaz. kırpmak. i. kafadar. 1. 2. şans dilemek. i. 1. -in olumsuz noktalar ı üzerinde durmak. çapraz işareti. gaklamak. sahte gözya şları. 2. kros kayağı. dili ırıldanmak. -i geçmek: Look both şıdan kar şıgeminin/uça ya geçmeden önce iki ways before crossing the street. dönülmeyecek bir karar vermek. i. k. timsah. Haç (Hristiyanlığın simgesi). Croatian. 2. sağlamasını yapmak. ıstavroz. bak.. 2. haç. kar şıdan karşıya geçmek. kurba ğa sesi. asa. f. 1. 2. 3. bacak bacak üstüne atmak. put.s. 2. çile. k. kroşe. 3.bir kayak krosu. mahsul. sürgü. ile kavga etmek. kocakar ı. i. vıraklamak. dili içindedalavereci. f. madrabaz. melez. i. İng. silmek. kıvırmak. ekin. 1. criticize. cefa. kesmek. ayk vallahi. dili dolandırıcı. ülkeyi baştan başa kateden. tığla işlenen dantel. ters. H ırvatistan. sorguya çekmek. f. 3. mdoland i. aksi. tç ı. f. (--ped. kusur bulma. 2. 2. f. timsah gözyaşları. 2. ğın rotas ına s. 1. 3. hilekâr. 1. 4. 2. eleştiri. the 1. i. i. 1. i. vırak. çanak çömlek. üstünü çizerek iptal etmek. ğı. i. k ır koşusu. i. 1. ürün. 1. cavlamak. çarmıh. (kontrolden geçirilmi ş bir şeyi) kontrol etmek. . ile çekişmek. ıstavroz çıkarmak. 2. f.critical point criticise criticism criticize critique croak Croat Croatia Croatian crochet crochet hook crochet needle crockery crocodile crocodile tears crocus croissant crone crony crook crooked croon crop crop crop up Cross cross cross cross cross my heart cross o. rekolte. i. kursak. uçtan öbür uca. 4. i. f. kayak krosu. f. ık. sapı kıvrık baston. 1. bot.. ele ştiri. mat. 1. (cross. (with) (biriyle) atışmak. i. kroşe yapmak. ele ştirmek. i. öfkeli. çarp düzenbaz. tenkit. kritik nokta. birdenbire olu şmak/ortaya çıkmak. çiğdem. huysuzlanm ı r ı esen (rüzgâr). virajl ı. f. Hırvatça. cross one´s arms cross one´s fingers cross one´s legs cross one´s mind cross out cross section cross swords cross swords with cross the Rubicon crossbar crossbred crossbreed crosscheck cross-country cross-country skiing cross-examine nazik nokta. -i tenkit etmek. ayçöreği. i. gak. 1. i. 1. yak ın arkadaş. değerini belirtmek için -i incelemek. --ping) k ırkmak. ölmek. Hz. tenkit.

2. dolanmak. (kitapta) gönderme. f. diş çi. against -e kar savaşım vermek. buruşmak. din uğruna yapılan ş. anat. ı. buru şturmak. 1. 2. dörtlük. i. 1. çömelme. çarm ıha gerilmiş İsa heykeli. 2. ufalamak. 2. hükümdar. kalabalık. f. i. bulmaca. i. ham ham petrol. f. 7. dörtlük nota. (over) (-den dolayı) çok sevinmek. k. acı. çok diştac s. hart hurt yemek. çat ırdamak. (--ed/İng. i. insafsızca. f. 3. ekmek kırıntısı. crew) 1. ezmek. izdiham. krüsifi. f. huysuz. at cross-purpose. çarm ıha germek. 1. İng. acayip. birikmek. 3. kaba. ara yol. 1. 2. kald ıraç. 1. 1. 5. tepe. İsa´nın çarmıhta ölümünü gösteren resim. zalim. 2. şaşı. doluşmak. haçl m. şı Haçl f. 3. parçalanmak. taç giydirmek. kırıştırmak. (gemiyle) dolaşmak. aynı hızla uzunca bir süre gitmek. taç. 3. i. 1. önemli. z. i. Corvus. polis arabası) (etrafı kolaçan dola i. 2.ı. s. 2. i. tamamlamak. geçit. i. kıtır kıtır yemek. hükümdarl ık. bulmaca. karga. terz. can alıcı. kabalık. kasık. kırışmak. i. 1. 3. çarm ıha germe. çatal. i. dönüm noktası. 1. 1. 1. üstünkörü yapılmış. çat seferi. k ırıntı. dışarıya itelemek. geçiş yeri. kampanya. i. i. s ıkıştırarak çıkarmak. i. bir davan ın şı hararetli taraftar ı. çömelmek. (horoz) ötmek. 3. z. (çorbaya konulan) küp biçiminde do ğranmış kızarmış ekmek.cihat. 2. z. 4. 1. kav şak. derme çatma. pantolon . boğak. harap olmak.cross-eyed crossing cross-legged cross-purpose cross-reference crossroad crossroads crosswalk crosswise crossword puzzle crossword puzzle crotch crotchet crotchety crouch croup croupier crouton crow crow crowbar crowd crowd into crowd out crowded crown crucial crucifix crucifixion crucify crude crude oil crudely crudeness cruel cruelly cruelty cruise cruiser crumb crumble crumple crunch crusade crusader crush crush s. ekmek içi. d ırdırcı. s. zulüm. çökmek.sava çatırt 2. sit cross-legged. çaprazlama. kabaca. z. 1. ham. levye. f. ç ıtır çıtır yemek. petrol. kron (para birimi). i. 1. 2. 2. 3. 1. gezinmek. kritik. i. 2. dal ile gövdenin birle ştiği yer. 1. 2. s. doldurmak. s. ırtı ıile ezmek. bak. 2. kalabalık. tepesini 6. 1. i. 2. ufalamak. manivela. zerre. 2. s. i. tuhaf. 2. 1.. garip dü şünce. krup hastalığı. 2. ezme. -e doluşmak. yaya geçidi. f. Hz. 2. zool. baş. ufalanmak. ac ımasızca. yaya geçidi. i. i. (polis. kuron. katır kutur yemek. 2. ı f. dili güç durum. tuhaflık. ağı i. geçiş. 4. şmak. . ac ımasız. i. f. yan yol. 3. toplanmak. i. çapraz. kruvazör. sava . sıkıştırmak. çökmek. dörtyol. 1. krupiye. zalimce. ac ımasızlık. parça. i. un ufak olmak. kalabalık. f. i. dayanılmaz. (birine) yer bırakmamak. i. ar ıtılmamış.bak. 2. 3. f. i. 1. 3. 1.

s. kristal. i. kristal. kabuk bağlamak. kabukla ğu. Kübalı. -e karşı yüksek sesle protestoda bulunmak. 2. kesmeşeker. 3. kabine. koltuk de ğneği. sopa atmak. i. f. i. Küba. s. ayak küp (. i. billurla ştırmak. 1. billurdan yap ılmış. kabuklu (hayvan). püf . 1. i. (hayvan) bağırmak. Cuculus canorus. kripta. 3. hücre. 1. Bu bir lidere büyük bir ihtiyac ı var.´s shoulder cry one´s heart out cry out cry out against cry out for cry quits cry wolf crypt cryptic crystal crystalline crystallise crystallize cu cub cub scout Cuba Cuban cubbyhole cube cube sugar cube sugar cubic cubic centimeter cubic foot cubic inch cubic meter cubical cubicle cuckold cuckoo cuckoo clock cucumber cud cuddle cuddle up cuddle up to cudgel cue i. s. 1. odac ık. gugukku şu. crystallize. bağırmak. sopa. kriptos. kabin. s. yerkabukaplamak. (kocasını) boynuzlamak. noktas lamak. saat cam ı. Küba. yeter artık demek. -e sokulup yaslanmak. yavru (tilki/ayı/aslan). billur. (birbirine/birine) sokulmak. i. (birbirine) sokulmak. f. örtülü. deli. 1.. i. f. odac ık. f. geviş. feryat. f. 2. haykırı. 1.. yavrukurt. çomak. ekmek kabu ğu. leader. f. s. 2. huysuz. kübik. 2. bak. mat. 2. çözülmesi zor sorun/durum. 1.. i. 2. i. küp. santimetre küp. i. gizemli. i. i. 1. f. s. 1.. inç küp (16. bak. s. 1.. i.crust crust of the earth crustacean crusty crutch crux cry cry for cry on s. guguklu saat. bilardo isteka. mim. küp şeker. s. destek. -e çok ihtiyac ı olmak: This country is crying for a -i çok gerektirmek.. yalandan imdat diye ba ğırmak. 2. 1. kabuklanmak. salatalık. berrak. . geom. i. f. 1. (yazıhanede/dolapta) önü açık ufak göz. küp biçiminde nesne. haykırış. i. hüngür hüngür a ğlamak. i. s ıra. 2. cubic. kabuk. küp biçiminde kesmek. 1. --bing) yavrulamak. boynuzlu koca. 1. 2. -e sokulup sar ılmak. 2.. kabuklu. hıyar. gizli. billur gibi. küpşeker. İng. sopa çekmek. 2. (bir sayının) kübünü almak. i. billurlaşmak. şifreli. Kübalı. guguk.4 cm3). küp. aksi. 2. kesmeşeker. k ıs. argo kaçık.o. ağı (hayvana ait) ses.028 m3). metre küp. 1. i. kuca ğına alıp okşamak. dönüm noktas ı. sopalamak. küp biçiminde. zool. kritik an. birine dert ülkenin yanmak. kapal ı. yalandan imdat istemek. (--bed. f. 2. mat. Küba´ya özgü. boynuzlanm ış koca. kübik. kuyruk. 2. 1. 2. 2. cry for.

kullan ışsız. s. lenduha gibi. 1. 4. sıkimyon. s. sufle. kupa. ile son bulmak. s. 1. 4. 2. i. 2. doruk. dolap. in ile sonuçlanmak. kültür şoku. şeytanlık. sille. kültürel. yemek pişirme ile ilgili. kültive inci. cultivable. dostluk dostluk kurmaya çalışmak. 1. kusur. 2. en yüksek ğuna yükselmek. kıcı. 1. 2. kült. i.. 1. 2. 3. kabahat. s. it. spor kupa. (toprağı) işlemek.. (biriyle) kurmaya çal ışmak. hin. kald ırımın kenar taşı. biyol. biti i. 2. tokat atmak. kültür. geliştirme. kadeh. noktaya varmak. f. s. 1. i. f. açgözlülük. i. i. pantolon-etek. i. yetiştirilebilir. tokatlamak. kupa finali. müze/kütüphane müdürü. 2. kurnazlık. suluk. s. 1. f. kültürlü. it herif. bardak. vantuz çekmek. s. 2. i. suçlu. yüklük. i. kültür. son. 1. i. 3. geliştirme. görgü. f. hâkim olmak. kupa galibi. ekici. yetiştirici. yemekte/mutfakta kullanılan. 3. tedavi edilebilir. kümülatif. hacamat yapmak. mikrop üretmek. kümebulut. döküm oca ğı. f. 2. (topra ğı) işleme. s. kültürlü. tutmak. çıkmaz sokak. geliştirmek.. *am. 3. zaptetmek. 1. engel. i. 1. f. i. 3. i. i.cue cue ball cuff cuff link cuisine cul-de-sac culinary culminate culmination culottes culpability culpable culprit cult cultivable cultivatable cultivate cultivate a friendship cultivated cultivation cultivator cultural culture culture gap culture shock cultured cultured pearl cumbersome cumin cumulative cumulus cuneiform cunning cunt cup cup cup final cup one´s hands cup winner cupboard cupidity cupola cur curable curate curator curb i. i. s. bak. i. 2. i. tamah. İng. fincan. i. yetiştirme. 1. tiy. mutfak. stajyer papaz. bilardo topu. i. ekilebilir. it. 2. tokat. 1. kusurlu. sonuç. ağır. tarım. yetiştirme. iyile şebilir. 4. s. fren. 236 cm3. 1. i. 2.. avuçlarını bitiştirerek çanak gibi açmak. frenlemek. 1. suçluluk. laboratuvarda kültür fark ı. birikmi ş. oyuncunun sözü arkada şına bırakmadan önceki son söz veya hareketi. şeytan. yenmek. 2. sufle etmek. çiviyazısı. görgülü. sevimli. mutfakla ilgili. kabahatli. ufak kubbe. (tarlayı) sürmek. havaleli. litrenin dörtte biri. s. kaba 1. i. kol a ğzı. hırs. 2. --ping) şişe çekmek. kültür. sokak köpe ği. . 3. manşet. mücrim. zirve. işlenmiş (toprak). kolluk. doru ş. kurnaz. birikerek artan. kol düğmesi. 4. ile sona ermek. f. yemek pişirme sanatı. şirin. i. (--ped. i. gem zinciri. *siki şme. elverişsiz. yetiştirmek. durdurmak. hantal. en yüksek nokta. i. 2. kültür yapmak.

sövmek. perde halkas ı. güncel. meraklı. 2. ıvr ılmak. geçerlik. rayiç. kesmek. i. 1. gelişigüzel. halen. tuhaf. lor. küfretmek. 1. tedavi etmek. f. 2. geçer. 3. s. bugünkü. reverans yapmak. 1. dili -e yaranmak. cari hesap. iyile ştirmek. reverans. ı. bela. kıvırmak. kaşağı. tuhaf şey. şu anda. 2.. i. tedavül. tuzlamak. f. kürsör. bugünlerde. 1. çare. müfredat program ı. kanını dondurmak. dili yüreğini oynatmak. eğrilik. 1. saç maşası. ışıklı gösterge. korkutmak. i. kaşağılamak.sövgü. akıntı. -e çözüm getirmek. şifa. 1. 2. 2. s. günlük masraflar. i. pıhtılaşmak. f. cereyan. ıkma yasa ğı. kurutmak. i. f. melun. aktüel. s. korniş. lanet. bilg. bukle yapmak. günlük giderler. k. kuşüzümü. körolas s. k ısaltmak. 2. f. 3. kıvır kıvır. sağaltmak. f. ilaç. i. sa ğaltım. s. ters ve k ısa (söz). para. i. perde. acayip. bukle. merak. nakit para. k ıvrım. 1. perde rayı. nakit. z. f. 1. zerdeçal v. 1. kür. yaltaklanarak (birinin) gözüne girmeye çal ışmak. 2. yaltaklanarak (birinin) gözüne girmeye çal ışmak. küfür. sövüp saymak. 2. lanetli. ak ım. lor peyniri. beddua etmek. 2. garip. tımar etmek. s. 1. bükmek. şimdiki. ilenç. 2. lanetlenmi beddua. 4. ilenme. kesmik. lanet etmek. imleç. baharat karışımı. azaltmak. . kişniş. s. 3. sürüm. saç k ıvrılmak. cari fiyat. cari. sokağa ç i.curd curd cheese curdle curdle one´s blood cure cure curfew curiosity curiosity shop curious curl curl one´s hair curl up curler curling iron curly currant currency current current current account current account current events current expenses current market rate current price currently curriculum curriculum vitae curry curry curry favor with curry favor with curry powder currycomb curse cursed cursed cursor cursory curt curtail curtain curtain ring curtain rod curtsy curvature i. i. i. i. 1. 1. pıhtılaştırmak. f. tütsülemek. 2. i. üstünkörü. büklüm. i. 1. perdelemek. 2. k ıvırcık. piyasa fiyat ı. lüle. i. k.b. sürüm de ğeri. eğrilme. bigudi. i. hediyelik e şya dükkânı. frenküzümü. derman. i. güncel olaylar. cari hesap. k. -e çare bulmak. sövme. nadir şey. bükülmek. kesilmek. toz haline getirilmiş kimyon. özgeçmiş. tedavi. ilenmek. tic. dili deh şete düşürmek. ş. 2. revaç. k ını k ıvırmak. yürürlükte olan. şifa vermek.

yarma. eski bir giysiden (yeni bir şey) yapmak. (çocuk) diş çıkarmak. çok nüfuzlu olmak. s. bükmek. kesip k ısaltmak. k. i.´ni) ş. k. kesmek. 1. gümrük resmi. 5. sınır tanımamak. sövgü. kıvırmak. kesik. dili en kolay ve en ucuz yollara ba şvurarak yapmak. k. 2. âdet olan. mutat. (cut. eğilmek. geçirmek 4. krem karamele ı. şeker ve yumurta ile hazırlanan bir sos.b. gümrük. çok dikkat çekmek. konferans v. kesim. (kasaplık hayvanın gövdesinden belirli bir şekilde kesilen) et parçası. dili önemli olmamak. 3. minder. i. 2. . 2. --ting) 1. fason. hem lehine. yakas kesmek. dilim. i. itiyat. k. baskı v. 2. 3. k. 2. kesilmi k. go off half-cocked k. i. 3. kapıcı. (bir müşterinin yaptığı) alışveriş. 3. 1. dili gâvura k ızıp oruç bozmak. eğmek. indirim. dili gâvura k ızıp oruç bozmak. koruma. bırakıp kaçmak. muhaf i. 5. ısmarlama. herif. ağaç kesmek. 7. i. kesmek. viraj. 3. dili önemi/etkisi olmamak. dili sövmek. tırnaklarını dibine kadar kesmek. bir darbenin hızını kesen tampon. 2.´nden) ı kurtarmak/sıyırmak. 1. yastık. do a thing by halves bir işi yarımyamalak yapmak. s. eğri. dili yeterince -i azaltmak. i. kesim. -i kesmek. i. (bir işte) kestirme yollara başvurmak. parça. i. kıvrım. 3. dili Yapma!/B ırak! 1. küfür. için aç ılan yar. dili hisse. dili gayrete gelmek. yolazaltmak. 2. It set my teeth on edge. i. f. pay. 2. 1. k. bükülmek. 1. küfretmek. yarıya bölmek. araya girmek. müşteri. k. 1. kesme. 2. 2. k. k. kestirmeden gitmek. s. 3. vesayet. (denetim. içkiyi suland ırmak. hafifletmek. (birinin) sözünü kesmek. 2. 2. diş çıkarmak.curve curve cushion cuspid cuss custard custodian custody custom customary customary usage customer custom-made customs customshouse cut cut cut cut a big/wide swath cut a tooth cut a tooth cut across cut across all boundaries cut an alcoholic drink with water cut and run cut back cut both ways cut corners cut corners cut down a piece of clothing into cut down a tree cut down on cut glass cut in cut in half/cut into halves cut in on cut into Cut it out! cut loose cut loose cut no ice cut no ice cut of meat cut off cut off one´s nose to spite one´s face cut off one´s nose to spite one´s face cut one´s nails to the quick i. kesinti. alışılmış. azaltmak. âdet. gelenek. bilardo ının lastikli iç kenarı. (ders. go halves yarı yarıya bölüşmek. süt. f. biçim. benzeyen bir tatl i. 2. al ışkanlık. 4. dili 1. kesme cam. from (bir yerden/gruptan) ayr ılmak. azaltmak.. ilişkiyiın k. dili 1. biçmek. âdet. hem aleyhine olmak. cuts kesik. aşka gelmek. Bu ta ş kolayca kesiliyor. k. altına/arkasına masas şi.. 1. 6. gözetim. kesilmek: This stone easily. geri dönmek. f. kıvrılmak. Dişlerimi kamaştırdı. -i azaltmak. kavis.8. kristal. ız. gümrük. 1. 1. 2. sorumlu kimse. -i azaltmak. 1.b. koruyucu. köpekdi f.

. sinizm. sa ğ yapmak.. b birini öldürmek. s. mürekkepbal i. f. 3. eksiltme. dili şirin. kiklon. ıcı (söz). dili kendi kendine zarar vermek. A. 1. sevimli. sona erme noktas ı. birinin yolunu kesmek. to the quick cut s. silindirsel. 3. kinik. i. Kıbrıs´a özgü. İng. devir. k ıyastel i. s. i. 3. anat.. down cut s. komik ş yapmak. . 2. bot. i. 1.. sinik.B. (of an automobile) sol yapmak. i. amans s. siyanür. tenzilatlı..o. siklon.5 kg. 3. 1. 2. (giysi) biçmek. i. i. den. yaklaşık 50 kg. off cut s. k. 1.o. dili içine işlemek. sin. Sepia. acı. sona erme tarihi. Kıbrıs. into slices cut short cut the ground (out) from under one´s feet cut the ground from under s. (belirli bir şeyi) kesen kimse. çatal b ıçak takımı. kinik. incitici. -i kesip ç ıkarmak. bisiklet. s. indirimli mal satan. Cypriot.´s feet cut the melon cut the wheels cut to the quick cut up cutback cute cuticle cutlery cutlet cutoff cutoff point cut-price cut-rate cutter cutthroat cutting cuttlefish cutup cwt -cy cyanide cybernetics cyclamen cycle cyclist cyclone cylinder cylindrical cymbal cynic cynical cynicism cypress Cyprian Cypriot Cyprus Cyrillic k. 45. i. siklamen. s. içini yakmak. 2. bisiklete binmek.o. i.. parça parça kesmek. k ıs. şaklaban. niteliksiz. servi. i. 1. silindir.o. müz.cut one´s own throat cut out cut s. 2. i. bir şeyi dilimlemek. k ısa kesmek.. bahç. 3. i. k. birine miras olarak on para/hiç para b ırakmamak. 2.eyler 1. 2. i. k.. büyük zil. 2. devre. kesici alet. sin. şakacı. bir şeyi dilim dilim kesmek. i. 2. sert (rüzgâr). bisikletçi. s. kesme. 1. kesici: wire ı. indirimli. isim belirten sonek: fluency ak ıcılık.t. Kıbrıslı. motosikletçi. kasap. -i ırakmak. ız. birini (ac ı sözlerle) derinden yaralamak. keskin. -i kesmek. i. i. i. kibernetik. 1. do ğramak. elek. dili şaklabanlık yapmak. 1. üstderi. i. 2. 1. motosiklet. kestirme yol. 1. 112 libre. 1.. i. 100 libre.D. kotra. kinizm. s. 2. dönü ş. aşı kalemi. birinin laf ını kesmek. Cyclamen. tenzilatlı. s. birinin savundu ğu noktaları çürütmek. 1. short cut s. 2. bindi ği dalı kesmek. katil. sibernetik. ığı. Cupressus. kesim. i. dönme. argo kârı paylaşmak. kesiş. tav şankulağı. buhurumeryem. k. (birinin) dayanak noktalar ını çürütmek. indirimli mal satan. Kıbrıslı. kalitesiz. azaltma. i. cani. geriye dönü ş. s. sinik. bot. i. tırnakların etrafını çevreleyen deri. k ırzool. indirimli. selvi. 2. kesinti. s. i.o. hundredweight 1. 2. 2. Kıbrıs. acı. cutters makas ıya. acı vermek. silindirik. bak. kotlet. dili -i kesmek.

tipula sine ği. İngiliz alfabesinin dördüncü harfi.. gündelikçi (hizmetçi). mastı. zarif. tıb. küçük vadi.Cyrillic alphabet cyst cystitis czar Czech Czechoslovak Czechoslovakia Czechoslovakian D d D. çoğ. 2.. i. kafadan kontak. fulya. hançer. k. i. mand ıra. day.. i. oyalanmak. baraj. 1.. sütçü dükkânı. i. 2. ı. 2. 1. 1.. amatör. i. tar.men (der´imîn) i. re notası. hafif vuru ş. i. titizlik. Çekoslovakyalı. i. i. i. k. ziyan. k ıs. kama. i. sağmal inekler. cilveleşmek. 2. i. vakit öldürmek. 1. 2. --bing) hafifçe vurmak. died. tar. yıldızçiçeği. kaç ık. f. dair. i. i. i. 2. vakit öldürmek. müz. days.. s. z. Çek. dead. İng. i. bak. daughter. -i frenlemek. k ıs. gündelik. Çekoslovakyal k ıs. Dahlia. nergis. Beninese. daughter. s. i.. i. bak. bak. i. d D. f. i.. bak.y. tar. İngiliz alfabesinin dördüncü harfi. i. i. Doctor. deli. hasar. diameter. D. s. hafifçe ıslatmak.. 1. f. December. çar.. k.. zarar vermek.. dili masraf. i. 2. (--bed... saçma. zerrin. gündelik gazete. 1.. dokunmak. zarafet. f. set. s. Çekoslovak. 1. s. Dutch. zarar. bak. z. k ıs. mandıra. huk. i. 2. 1. 1. her gün. in ile amatörce uğraşmak. day(s). haylazl ık etmek.. 2. Çekoslovakya. tazminat. 2. i.. nazik. f.. sütçü. hasar yapmak. hevesli. tar. su serpmek.. i. oynaşmak. District Attorney. Beninese. s. dili baba. babac ığım. Department. (--med. 1. s. date. papatya. s. günlük. dili baba. i. -i bast ırmak. 2. Çekoslovak. 1. Czechoslovakian. fiyat. . i. süt ürünleri. nezaket.. zool. s. i. dokunma. i. i. narin. babac ığım. Benin. tıb. sistit. kist.. Beninese. bir işe heves duyup girişme eğiliminde olan kimse. Çekçe. bozmak. süthane. d DA da dab dabble dabbler dachshund dad daddy daddy-longlegs daffodil daft dagger dahlia Dahoman Dahomean Dahomey Dahomeyan daily daintily daintiness dainty dairy dairy cattle dairy farm dairy products dairyman daisy dale dally dally away dally with dam dam up damage damages Kiril alfabesi. su bendi. titiz. zarafetle. bot. --ming) -e set çekmek. D.

dans. gözü pek. nem. . Tuna nehri. Biliyorsam kahrolayım. küf kokulu. f. 1. 3. fırlatmak. tehlikeli.´s enthusiasm k. dili birinin i. 4. ınemlendirmek. i. 6. Taraxacum officinale. 3. terz. şmak. lanet. dans ettirmek. 3. bot. sevimli. karahindiba. 1. i. ho ş. 2. yaşokumak. benek. şık. i. bakla k ırı. 2. nemlendirmek. s. Danca. koyula ık. benekli hayvan. 2. esmerleşmek. i. 3. i. yaş. i. pens. i. 2. Tuna. i. 1. örülerek onarılmış delik. s.o. muğlak. karartmak. 3. 1. 1. Danimarkalı. defne. karanl i. (titre şimi) f. 3. lanet etmek. tehlike. kadınlara verilen şövalyelik ayarında bir asalet unvanı. 1. lanet.Damascus damask dame damn Damn!/Damn it!/Damn him!/Damn her! damnation Damnation! damned Damned if I know. 2. tehlikeli bir şekilde. 1. 1. kahrolası. i. Allah ın belası. 1. s. hoplatmak. f. konak. dans etme. raks. boğmak. Lanet olsun! i. 1. gizli. f. çapraşık. lanet. z. melun. balo. 2. Danimarka´ya özgü. lı kadın. s. kalk ışmak. i. kararmak. en iyisi. böceğin iğnesi. 3. i. yiğit. f. ileri at ılma. 4. asıp sallamak. s. rutubet. cehalet içinde. 1. i. ok gibi f ırlamak. 2. i. argo kad ın. 1. damnedest damp dampen dampness dance dancer dancing dandelion dandle dandruff dandy Dane danger dangerous dangerously dangle Danish dank Danube daphne dapper dapple dapple-gray Dardanelles dare daredevil daring dark dark dark blue darken darkness darkroom darling darn darn Darn it! dart i. 3. 2. akşam. i. rutubetli. pek. 2. alaca kır (at). azaltmak. züppe. ıslatmak. karanlık oda. Şam. f. hatun. oynatmak. cesaret. s. 2. cüret etmek. 2. i. benekli. cüret. sevgili. f. latmak. s. Danimarkal ı. i. 2. lanet Allah belas ını versin!/Allah kahretsin! i. atılmak. i. Danimarka. oyun. grizu. nemli. i. sark ıtmak. rutubet. cici. koyu renk. as ılı durup sallanmak. ya ş. koyu. dans etmek. 2. Lanet olsun! s.. nemli. cüretkâr. 1. beneklemek. durdurmak. hamle. f. esrarlıık. 5. slanmak. dans. dansör. 1. beddua etmek. f. fırlama. 2. çok. bela. atmak. harika. 1. cehennem cezas ı. sevgilim. s. i. iğneyle örerek onarmak. yava ş ıslatmak. kör olası. nemlenmek. Danca.. s. z. en acayip. 2. 1. anla şılması zor hale getirmek. i. s. 2. mükemmel. damasko (kuma ş). cesaret etmek. foto. küçük ok. i. f. esmer. f. eski han ım. dansç ı. gölge. . f. lanetlemek. rutubetli. en tuhaf. k ırmak. s. karanlık. karanl lacivert. dansöz. zarif. kepek. çok iyi. 2. s. oynamak. nem. 1. sevgili. 3. yiğitlik. zıplatmak. sarkmak. söndürmek. kaçırmak: dampen s. i. i. lanetli.

dartboard darts dash dash off dash off a letter dash s.o.´s hopes dash to pieces dash water on one´s face dashboard dashing data data bank data base data file data processing date date date date line date palm dated dative datum daub daughter daughter-in-law daunt dauntless davenport dawdle dawn dawn on day day after day day by day day by day day in day out day laborer day of reckoning day school daybreak daydream daylight daytime daze dazed dazzle

i. ok atma oyununda kullan ılan nişan tahtası. i. ok atma oyunu. f. 1. hızla koşmak: She dashed to the child´s rescue. Çocuğun imdadına ştu. 2. hızla ilerlemek, ko acele gitmek, f ırlamak. atılmak, fırlamak: I dashed to the window but bir mektup karalamak. bir kimsenin ümitlerini k ırmak, birini hayal kırıklığına uğratmak. çarpıp paramparça etmek. yüzüne su çarpmak. i., oto. kontrol paneli, pano. s. 1. atak, atılgan, cesur. 2. gösterişli, şık. i. 1. çoğ. veya tek. bilgi. 2. veriler, data. bilg. veri bankas ı, bilgi bankası. bilg. veri taban ı, bilgi tabanı. bilg. veri dosyas ı. bilg. bilgiişlem. i. hurma, arabistanhurmas ı. i. 1. tarih, zaman. 2. randevu. 3. flört, flört edilen ki şi. f. 1. tarih koymak, tarih atmak. 2. tarihlendirmek. 3. ile ç ıkmak, ile flört etmek. coğr. gündeğişme çizgisi. hurma a ğacı. s. 1. tarihli. 2. modas ı geçmiş, demode. s., dilb. -e halindeki. i. -e halindeki sözcük. çoğ. da.ta (dey´tı, dä´tı) i. veri. f. 1. sürmek, s ıvamak. 2. bulaştırmak. 3. lekelemek, kirletmek. i. 1. harç, çamur. 2. leke. kız. i. k ız evlat, i. gelin. f. yıldırmak, gözünü korkutmak. s. gözü pek, yılmaz, korkusuz. i. kanepe, sedir, divan; çekyat. f. işini ağırdan alarak vakit kaybetmek, ağır davranmak, oyalanmak. i. 1. seher, tan vakti. 2. şafak, tan. f. görünmeye başlamak, aydınlanmak. anlaşılmak, sezilmek. i. 1. gündüz: We´ve been working night and day on this project. Bu proje üzerinde gündüz çalışıyoruz. 2. gün: the second day of the month her gün, gece günlerce. günden güne. günbegün, günden güne. her gün. gündelikçi. hesap günü, k ıyamet günü. gündüzlü okul. i. seher, tan vakti. i. hayal. f. hayal kurmak, dalmak. i. gün ışığı.daylight-saving time yaz saati. i. gündüz. f. sersemletmek, sersem etmek, serseme çevirmek. i. sersem bir hal, sersemlik. s. sersemlemiş, serseme çevrilmiş. f. göz kama ştırmak.

deacon deaconess dead dead ahead dead beat dead center dead end dead heat dead language dead letter dead loss dead set dead set against dead tired deaden deadline deadlock deadly deaf deaf mute deafen deaf-mute deal deal in deal with dealer dealings dealt dean dear Dear me! dearly dearly love to dearth death death rate death sentence death squad death toll death warrant deathbed deathless deathlike deathly deathly cold deathly pale deathly silence

i. diyakoz. i. kilisenin hayır işleriyle görevlendirdiği kadın. s. 1. ölmü ş, ölü. 2. cansız, hareketsiz; sönük. 3. ölü (renk). dosdoğru. çok yorgun, bitkin. tam merkez, tam orta. 1. ç ıkmaz sokak. 2. çıkmaz. spor berabere biten yar ış. ölü dil. 1. geçersiz yasa. 2. sahibine ula ştırılamayan mektup. bir işe yaramayan nesne/kimse. k. dili kararlı. -e tamamen kar şı, -e muhalif. bitkin, yorgun. f. 1. hafifletmek, azaltmak, zayıflatmak; (ses, ağrı v.b.´ni) kesmek. 2. ığını gidermek, donuklaştırmak. parlakl i. son teslim tarihi. i. çıkmaz. f. çıkmaza sokmak; çıkmaza girmek. s. 1. öldürücü; ölümcül. 2. ölü gibi. s. 1. sağır. 2. kulak asmayan. sağır ve dilsiz kimse. f. sağır etmek. i. sağır ve dilsiz kimse. i. 1. anla şma, mukavele. 2. iş. 3. miktar. 4. iskambil kâğıtlarını dağıtma. f. (--t) (iskambil kâ ğıtlarını) dağıtmak. ... ticareti yapmak. 1. ile ilgilenmek. 2. -i idare etmek. 3. -in üstesinden gelmek, -in ından bir gelmek. -e değinmek, bahsetmek. 5. şterisi hakk şeyin)4. ticaretini yapan -den kimse, tüccar, sat ıcı-in : a mü dealer in old i. 1. (belirli ı c ı s ı . 2. iskambil kâ ğı tlar ı n ı da ğı tan kimse. stamps eski pul sat ışveri ş. 2. iş ilişkisi; ilişki. i. 1. iş, al f., bak. deal. i. 1. katedralin ba şrahibi. 2. dekan. i. sevgili. s. 1. sevgili, aziz. 2. de ğerli, kıymetli. 3. pahalı. Olur şey değil! z. (bir şeyi) çok arzu etmek. i. yokluk, k ıtlık. i. ölüm. ölüm oran ı. idam hükmü. ölüm mangas ı. ölü sayısı. huk. idam hükmü. i. ölüm dö şeği. s. baki, ölümsüz. s. ölüm gibi. s. ölümsü. çok soğuk: It´s deathly cold outside. Dışarısı çok soğuk. beti benzi atm ış. ölümsü bir sessizlik.

debacle debar debase debatable debate debilitate debility debit debit an account debit and credit debit balance debris debt debt of gratitude debt of honor debtor debug debunk debut Dec dec decade decadence decadent decaffeinate decaffeinated coffee decal decamp decanter decapitate decathlon decay decease deceit deceitful deceitfully deceitfulness deceive deceiver December decency decent decently deception deceptive deceptively deceptiveness

i. çöküş, yenilgi, yıkım. f. (--red, --ring) (from) engellemek; menetmek. f. 1. değerini düşürmek, ayarını bozmak. 2. alçaltmak, şerefini lekelemek. tırmak. 3. yozla ışış labilir. s. tart f. 1. tartışmak. 2. çok düşünmek, düşünüp taşınmak: He debated with ı vermeden önce çok himself before reaching the decision. Karar ın ürmek, zay ıflatmak, takatini kesmek. f. kuvvetten dü ş i. halsizlik, bitkinlik, güçsüzlük, zayıflık. i. borç. f. 1. borç kaydetmek. 2. birinin borcuna kaydetmek. bir hesab ı borcuna kaydetmek. borç ve kredi. borç bakiyesi. i. yıkıntı, enkaz; döküntü. i. borç. teşekkür borcu, gönül borcu. namus borcu. i. borçlu. f. (--ged, --ging) 1. (bir yerden) gizli dinleme ayg ıtını sökmek. 2. (bir aygıt ıntaraflar ı gidermek. 3. bilg. hatasızlaştırmak, ayıklamak. veya sistemin) kusurlar yanlış ını aç ığa vurmak. f., k. dili (bir şeyin) i. 1. başlangıç. 2. (sahneye) ilk çıkış. 3. bir genç kızın sosyeteye ilk defa takdimi. k ıs. December. k ıs. deceased, decrescendo. i. on yıl. i. çökme, çökü ş, yıkılış. s. çökmü ş. f. kafeinini ç ıkarmak. kafeinsiz kahve. i. çıkartma. f. 1. kamp ı bozup ayrılmak. 2. k. dili sıvışmak, savuşmak, tüymek, kaçmak. i. sürahi. f. başını kesmek, boynunu vurmak. i., spor dekatlon. f. 1. çürümek, bozulmak; çürütmek. 2. azalmak. i. 1. çürüme, bozulma. 2. azalma. i. ölüm, ölme, vefat. f. ölmek. i. 1. aldatma; hile, yalan. 2. hilekârl ık, düzenbazlık, dolandırıcılık. s. 1. hilekâr, hileci. 2. aldat ıcı. s. hilekârlıkla, yalancılıkla. i. hilekârlık, yalancılık. f. aldatmak. i. aldatıcı, hilekâr. i. aralık. i. 1. terbiye, edep, nezaket. 2. ılımlılık. 3. iffet, namus. s. terbiyeli, nazik; temiz, iyi. z. 1. terbiye ölçüsünde. 2. yeterince. i. 1. aldatma; aldanma. 2. yalanc ılık. 3. hile, düzen, dolap. s. aldatan, aldatıcı. z. aldatarak, aldat ıcı bir biçimde. i. aldatıcılık, düzenbazlık, hilekârlık.

decide decide against s.t. decide for s.t./decide in favor of s.t. decide to take the plunge decided decidedly deciduous decigram decigramme deciliter decilitre decimal decimal fraction decimal fraction decimal point decimal scale decimal system decimate decimation decimeter decimetre decipher decision decisive decisively decisiveness deck deck deck chair deck of cards deck out declaim declaration declaration of residence declare declare bankruptcy declare war on declension decline declivity declutch decode decompose decomposition decorate decoration decorative

f. karar vermek, kararla ştırmak, hüküm vermek. bir şeyin aleyhinde karar vermek. bir şeyin lehinde karar vermek. (bir şeyi) yapmaya karar vermek. s. 1. kesin. 2. kararl ı, azimli. 3. kararlı, ölçülü. z. kesinlikle, katiyetle. s. k ışın yapraklarını döken (bitki). i. desigram. i., İng., bak. decigram. i. desilitre. i., İng., bak. deciliter. s., mat. ondalık. i. 1. ondalık sayı. 2. ondalık kesir. ondalık kesir. mat. ondalık kesir. ondalık virgülü: 1.07 (Türk sistemine göre 1,07). ondalık hesap cetveli. ondalık sistem. f. büyük bir k ısmını yok etmek. i. büyük bir k ısmını yok etme; büyük bir kısmı yok olma. i. desimetre. i., İng., bak. decimeter. f. (şifreyi) çözmek. i. karar; hüküm. s. 1. kesin, kati. 2. kesin sonuca ula ştıran: the decisive victory in that war şı kesin sonuca ulaşıtıbir ranbiçimde. zafer. 3. kararlı. o z. sava 1. kesin olarak. 2. kararl i. 1. kesinlik. 2. kararl ılık. i., den. güverte. f. donatmak, süslemek. şezlong. isk. deste. donatmak, süslemek. f. 1. hararetle söylemek/konu şmak. 2. (hitabet kurallarına göre) söylemek; şekilde söylemek. resmi bir 2. i. 1. ilan. demeç. 3. bildiri, deklarasyon. ikamet beyannamesi. f. 1. ilan etmek. 2. bildirmek, deklare etmek. iflas ilan etmek. -e savaş açmak/ilan etmek. i. 1. dilb. ad çekimi. 2. çökü ş, çökme. f. 1. aşağıya meyletmek. 2. azalmak, düşmek. 3. çökmek. 4. reddetmek, geri çevirmek. , meyil. 5. dilb. çekmek. i. 1. meyil, ini ş. 2. azalma, düşüş; gerileme, i. iniş f. debriyaj yapmak. f. (şifreyi) çözmek. f. 1. ayrıştırmak. 2. çürütmek; çürümek. i. 1. ayrışma. 2. bozulma. f. 1. süslemek, dekore etmek. 2. ni şan vermek. i. 1. süsleme, dekorasyon. 2. süs. 3. ni şan, madalya. s. süsleyici, süslü.

decorator decorous decorously decorum decoy decrease decree decrepit dedicate dedicated dedication deduce deduct deduction deductive reasoning deed deem de-emphasise de-emphasize deep deep in debt deep in thought deep sea deep trouble deepen deepfreeze deep-fry deep-rooted deep-seated deer def deface defamation defame default defeat defecate defect defective defector defence defend defendant defender defense defenseless defensive

i. dekoratör. s. görgü kurallar ına uygun. z. görgü kurallar ına uygun bir biçimde. i. adaba uygun olma, terbiyeli olma. i. tuzak yemi. f. 1. away from -den hile ile uzakla ştırmak; into -e hile ile ğa dü şürmek. azaltmak, düşürmek. i. azalma, düşüş. çekmek. 2. dü tuza şmek, küçülmek; f. azalmak, i. 1. resmi emir. 2. karar. 3. kararname. f. 1. emretmek, buyurmak. 2. karar vermek. ş, yıpranmış. s. eskimi f. 1. adamak, vakfetmek. 2. to -in ad ına sunmak, -e ithaf etmek. s. 1. ithaf olunmu ş. 2. adanmış. 3. kendini işine adamış. i. adama, ithaf. f. sonuç ç ıkarmak. f. çıkarmak, hesaptan düşmek. i. 1. sonuç ç ıkarma. 2. man. tümdengelim. 3. sonuç. 4. hesaptan düşme. 5. kesinti: tümdengelimli usavurma. i. 1. eylem, iş, fiil. 2. huk. senet, tapu senedi. f. to -e senetle devretmek. f. saymak, addetmek. f., İng., bak. de-emphasize. f. önemini azaltmak. s. 1. derin. 2. anla şılmaz. 3. şiddetli, ağır. 4. koyu (renk). 5. kalın, boğuk, pes (ses). z.ış into . 1. derinlerine kadar; derinliklerine kadar: It sank deep borca batm derin dü şünceye dalmış. derin deniz. vahim bir durum. f. 1. derinle şmek; derinleştirmek. 2. artırmak. 3. (rengi) koyulaştırmak. i. 1. dipfriz. 2. dondurup saklama. f. (deep.froze, deep.fro.zen) dondurup saklamak. f. bol yağda kızartmak. s. 1. kökleri derinlere inen (a ğaç/çalı). 2. köklü, kökleşmiş (âdet/inanç). s. 1. derin, derinden gelen; derinde olan. 2. köklü, kökle şmiş. i. (çoğ. deer) geyik; karaca. k ıs. defective, defendant, defense, deferred, defined, definite, definition. f. (bir şeyin yüzeyine) zarar vermek. i. karalama, kara çalma, lekeleme. f. karalamak, kara çalmak, lekelemek. i. 1. (bir yükümlülü ğü) yerine getirmeme. 2. bilg. varsayım. f. (bir ü) yerine u getirmemek: They defaulted yükümlülü ğratmak. i. bozgun, yenilgi. on their loan. Borçlarını f. yenmek,ğbozguna f. büyük aptesini yapmak, d ışkılamak. i. kusur, noksan, eksiklik. s. 1. kusurlu, sakat, eksik, noksan. 2. dilb. baz ı çekim şekilleri olmayan. i. karşı tarafa kaçan kimse. i., İng., bak. defense. f. 1. savunmak. 2. from -den korumak. i., huk. davalı. i. savunucu, savunan; koruyucu. i. 1. savunma, korunma. 2. spor savunma, defans. s. savunmas ız, korunmasız. s. 1. savunmayla ilgili. 2. (hedef al ındığını zannederek) savunmaya geçen. 3. koruyucu. 4. spor defansif.

defensive alliance defer deference deferential deferment deferred defiance defiant deficiency deficient deficit defile define definite definite article definitely definition definitive deflate deflation deflect

savunma anla şması. f. (--red, --ring) 1. sonraya b ırakmak, ertelemek. 2. to -e boyun eğmek. i. riayet, (sayg ıdan kaynaklanan) itaat. s. riayetkâr; sayg ı ve itaat gösteren. i. erteleme. s. ertelenmiş. i. 1. meydan okuma. 2. kar şı koyma. s. 1. meydan okuyan. 2. kar şı koyan. i. eksiklik, noksanlık; yetersizlik. s. eksik, noksan; yetersiz. i. (bütçe, hesap v.b.´nde) aç ık; zarar. f. kirletmek, pisletmek, lekelemek, bozmak. f. 1. tanımlamak, tarif etmek. 2. belirlemek, sınırlamak, tayin etmek. s. 1. kesin. 2. belirli, belli. dilb. belirli tan ımlık: the. z. kesinlikle. i. 1. tanım, tarif. 2. tanımlama. s. kesin, son, tam. f. 1. havas ını/gazını boşaltmak, söndürmek; sönmek. 2. gururunu k ırmak. 3. ekon. para arzı ını/gaz ın nı ı azaltmak. boşaltma, söndürme; sönme. 2. gururunu k ırma. 3. i. 1. havas

ekon. deflasyon. f. yönünü de ğiştirmek; başka yöne çevirmek; yönü değişmek. deflect s.o. from his/her purpose birini amac ından çevirmek. yönünü de ğiştirip -e çevirmek. deflect s.t. into f. biçimini bozmak, biçimsizle ştirmek. deform i. 1. biçimsizlik. 2. t ıb. biçim bozukluğu, bozunum. deformity defraud defray defrost deft defunct defy degenerate degenerate degradation degrade degrading degree dehumidifier dehumidify dehydrate dehydrated deify deign deity dejected dejection delay f. doland ırmak, elinden almak. f. ödemek; (giderleri) kar şılamak. f. buzlarını çözmek/eritmek; buzları çözülmek/erimek. s. becerikli, usta, marifetli. s. 1. ölü. 2. feshedilmi ş. f. meydan okumak, kar şı gelmek, karşı koymak. s. yoz, yozla şmış, soysuz, dejenere. f. yozlaşmak, soysuzlaşmak, bozulmak, dejenere olmak. i. 1. aşağılık bir durum; itibarsızlık. 2. aşağılaşma. 3. rütbeyi indirme. f. 1. alçak bir duruma dü şürmek. 2. rütbesini indirmek. s. alçaltıcı, onur kırıcı. i. 1. fiz., geom. derece. 2. derece, basamak, a şama, rütbe, mertebe. 3. diploma. i. nem gideren alet. f. nemini gidermek. f. 1. suyunu almak, kurutmak. 2. su kaybetmek. s. susuz, kurumu ş. f. tanrılaştırmak. f. tenezzül etmek. i. 1. tanrı, ilah. 2. tanrısal varlık. s. keyifsiz, morali bozuk; hüzünlü. i. keyifsizlik, moral bozuklu ğu; hüzün. f. 1. ertelemek, sonraya b ırakmak. 2. geciktirmek. 3. oyalanmak. i. gecikme, geç kalma.

delegate delegation delete deletion deliberate deliberate deliberately deliberation delicacy delicate delicately delicatessen delicious delight delightful delimit delineate delinquency delinquent delirious delirium deliver deliver the goods deliverance deliverer delivery delivery note delivery order delivery receipt delivery time deliveryman dell delta delude deluge delusion delusive deluxe delve demagogue demagogy demand demand deposit demean demeanor demeanour demented

i. (del´ıgît, del´ıgeyt) delege, temsilci; elçi; vekil. f. (del´ıgeyt) 1. havale etmek, devretmek. görevlendirmek. i. 1. delegasyon. 2. 2. yetki verme. f. silmek, ç ıkarmak. i. 1. silme, ç ıkarma. 2. yazıdan çıkarılan parça. s. 1. kas ıtlı, maksatlı, önceden tasarlanmış. 2. temkinli, ölçülü, dikkatli. f. 1. düşünüp taşınmak, ölçünmek, tartmak. 2. görüşmek, müzakere etmek. z. kasten, mahsus, bile bile. i. 1. üzerinde dü şünme, düşünüp taşınma. 2. görüşme, müzakere. i. 1. incelik, kibarlık. 2. lezzetli şey. s. 1. kolaylıkla kırılabilen, kırılgan, nazik. 2. hassas (alet). 3. hassas ı), narin. hafif (koku/tat). 6. hafif, (konu); nazik (durum). 4. ince (yapbüyük z. 1. incelikle. 2. dikkatle, ihtiyatla, bir5. özenle. i. şarküteri, mezeci. s. lezzetli, leziz, nefis. f. 1. sevindirmek; sevinmek. 2. in -den zevk almak. i. 1. sevinç, zevk, keyif, 2. sevinç , güzel; zevkli. veren şey. s. hoşhaz. f. sınırlandırmak, tahdit etmek. f. 1. şeklini çizmek. 2. betimlemek. i. 1. (çocuklarda) suç i şleme. 2. borçların ödenmemesi. s. 1. suçlu, suç işleyen (çocuk). 2. ödenmemiş (hesap, vergi, borç v.b.). 3. ınııklayan. ödememi şı .lg i.ına çocuk suçlu. borçlar 2. ç dönmü ş. s. 1. say i. 1. sayıklama. 2. çılgınlık. f. 1. teslim etmek, b ırakmak, vermek: They will deliver the furniture tomorrow morning. şeyi Mobilyay yapmak.ı yarın sabah teslim edecekler. 2. (gazete, k. dili istenilen i. 1. kurtarma; kurtulu ş. 2. hüküm. i. 1. kurtar ıcı. 2. teslim eden kimse. 3. dağıtıcı. i. 1. teslim; da ğıtım. 2. doğurma; doğum. 3. konuşma tarzı. 4. beysbol servis. topa vuru ş,beyan ı. tic. teslim tic. teslim emri. tic. teslim makbuzu. tic. siparişlerin teslim süresi. çoğ. de.liv.er.y.men (dîlîv´ırimen) i. satılan malı eve teslim eden kimse. i. küçük vadi, korulu vadi. i. delta, çatala ğız. f. aldatmak, yan ıltmak. i. 1. sel, tufan. 2. şiddetli yağmur. i. 1. aldanma, yan ılma. 2. ruhb. sabuklama. s. aldatıcı, yanıltıcı. s. lüks, ihtişamlı. f. into -i ara ştırmak. i. demagog, halkavc ısı. i. demagoji, halkavc ılığı. i. 1. istem, istek; talep. 2. tic., ekon. talep, ra ğbet. 3. huk. talep, hak iddia etme. f. 1. talep etmek, istemek. 2. gerektirmek. 3. huk. mahkemeye vadesiz mevduat. f. alçaltmak, küçültmek. i. davran ış, tavır. i., İng., bak. demeanor. s. deli, kaç ık, çılgın.

demerit demidemijohn demilitarise demilitarize demilitarized zone demise demobilisation demobilise demobilization demobilize democracy democrat democratic democratically demolish demolition demon demonstrate demonstration demonstrative demonstrative adjective demonstrative pronoun demonstrative pronoun demonstrator demoralise demoralize demote demotion demur demure den denatured alcohol denial denigrate denim denims Denmark denomination denominator denote denounce dense density dent dental dental floss

i. (okulda) ihtar, tembih. önek yarım, yarı. i. damacana. f., İng., bak. demilitarize. f. askerden ar ındırmak. askerden ar ındırılmış bölge. i. ölüm, vefat. i., İng., bak. demobilization. f., İng., bak. demobilize. i. seferberliğin bitmesi; terhis. f. terhis etmek. i. demokrasi, elerki. i. demokrat. s. demokratik, halkç ı. z. demokratik olarak. f. yıkmak. i. yıkma; yıkılma. i. 1. cin, kötü ruh, şeytan, iblis. 2. kötü kimse, iblis. 3. enerjik kimse. f. 1. kanıtlamak, ispat etmek: He has demonstrated his loyalty to the firm. Ş olan bağispat. lılığını2. kan ıtladı. 3. 2. tan göstererek tanıtmak: demonstrate a ıtlama, gösteri. ıtım gösterisi. i.irkete 1. kan s. 1. kan ıtlayan, gösteren. 2. duygularını açığa vuran. dilb. işaret sıfatı. dilb. işaret zamiri. işaret zamiri. i. 1. göstererek tan ıtan kimse. 2. uygulama öğretmeni. 3. gösterici. f., İng., bak. demoralize. f. cesaretini k ırmak, moralini bozmak, yıldırmak. f. aşağı dereceye indirmek, rütbesini indirmek. i. indirme. f. (--red, --ring) kabul etmemek, itiraz etmek. i. s. 1. çekingen. 2. a ğırbaşlı, ciddi. i. 1. in, ma ğara. 2. k. dili tekke, yatak. 3. k. dili dinlenme odası, sığınak. mavi ispirto, kar ışık ispirto. i. 1. inkâr, yads ıma. 2. yalanlama. 3. ret. f. iftira etmek, leke sürmek, karalamak, kara çalmak, çamur atmak. i. kot (kuma ş). i., çoğ. kot pantolon, cin; blucin. i. Danimarka. i. 1. ad, isim. 2. mezhep. 3. adland ırma. 4. değer/ölçü birimi. i. payda. f. göstermek, belirtmek. f. 1. (insan, fikir, davran ış v.b.´nin) kötü/zararlı taraflarını açığa vurmak. 2. şman ın) kald ırılaca ğın3. ı duyurmak. ihbar etmek. 3. (anla ğun, kesif. 2. s ık (orman, saç v.b.). anlaşılması güç, ağır (yazı). s. 1. yo ı n kafal ı , mankafa. 5. foto. koyu (negatif). 4. kal i. 1. yoğunluk, kesafet. 2. (orman, saç v.b. için) sıklık. 3. (yazıda) ağırlık. 4.ufak foto.çukur; koyuluk. i. çentik, çöküntü, girinti. f. çentmek; çökertmek. s. 1. dişlerle ilgili. 2. dişçilikle ilgili. 3. dilb. dişsel. i. dişsel ünsüz. diş ipliği.

dental surgery dentist dentistry dentures denude denunciation deny deodorant deodorise deodorize depart department department store departure departure gate departure lounge departure terminal depend depend from Depend upon it. dependable dependence dependency depict depilate depilation depilatory deplete deplorable deplorably deplore deploy deployment deport deport o.s. deportation deportment depose deposit deposit account deposition depositor depository depot deprave depraved depravity

diş cerrahisi. i. diş hekimi, diş tabibi, dişçi. i. diş hekimliği, dişçilik. i. takma diş. f. soymak; ç ıplaklaştırmak, çıplak bırakmak. i. 1. (insan, fikir, davran ış v.b.´nin) kötü/zararlı taraflarını açığa vurma. 2. şman ın) ıkald ırı2. laca ğını duyurma. ihbar. 3. (anla mak. yalanlamak. 3. reddetmek. 4. -den yoksun f. 1. inkâr etmek, yads

esirgemek, vermemek. bırakmak, s., i. deodoran, koku giderici. f., İng., bak. deodorize.
f. kokusunu gidermek. f. 1. ayrılmak, gitmek. 2. hareket etmek, kalkmak: At what time does the 3.kol. ölmek, vefat ıetmek. 4. from bus depart? Otobüs saat sım, şkalk ube,ıyor? daire, 2. bakanl k, vekâlet. i. 1. departman, bölüm, k ıkaçta büyük ma ğaza, bonmarşe. i. 1. gidiş, ayrılış, terk. 2. hareket etme, kalkış. 3. değişiklik, yenilik. 4. 5. vazgeçme. sapma, ayr ısı ılma. . çıkış kap çıkış salonu. çıkış terminali. f. on/upon 1. -e güvenmek. 2. -e ba ğlı olmak: The number of people who will come depends on how many tickets we can sell. Geleceklerin say ısı -den sarkmak. Emin olunuz. s. güvenilir. i. 1. güven, güvenme. 2. ba ğlılık. 3. bağımlılık. i. 1. bağımlılık. 2. sömürge. 3. ek bina. f. 1. resmetmek, resmini çizmek. 2. betimlemek, anlatmak. f. tüyleri gidermek/dökmek. i. depilasyon, depilaj, tüyleri giderme/dökme; epilasyon. i. depilatuar, depilatif, tüy dökücü krem. s. depilatif, tüy giderici/dökücü. f. tüketmek, bitirmek. s. acınacak durumda, içler acısı. z. acınacak biçimde. f. 1. -e çok üzülmek, -den ac ı duymak. 2. -e yerinmek, -e yazıklanmak. f. 1. plana göre yerle ştirmek. 2. ask. yayılmak. i. 1. plana göre yerle ştirme. 2. ask. yayılma f. sınırdışı etmek. davranmak, hareket etmek. i. sınırdışı etme. i. davran ış, tavır. f. 1. tahttan indirmek. 2. görevden almak, azletmek. 3. yeminli ifade vermek. i. 1. emanet. 2. depozit, depozito; kaparo, pey akçesi: The salesman asked for hesab a thirty ı.million lira deposit. Sat ıcı otuz milyon lira depozit istedi. mevduat i. 1. tahttan indirme. 2. görevden alma. 3. yeminle yaz ılı ifade. 4. depozit olarak verme. 5.ıran (tortu) b ırakma. kimse. i. mudi, para yat i. depo, ardiye. i. 1. depo, ardiye. 2. istasyon; durak. 3. ask. depo. f. baştan çıkarmak, ahlakını bozmak. s. ahlak ı bozuk, baştan çıkmış. i. 1. ahlak bozuklu ğu. 2. doğru yoldan ayrılma.

deprecate depreciate depreciation depress depressed depression deprive dept depth depth of winter deputation deputise deputize deputy derail derailment derange deranged derangement derelict deride derision derisive derisory derivation derivative derive dermatitis dermatologist dermatology derogatory dervish descend descendant descendent descent describe description descriptive desecrate desecration desegregate desegregation desensitise desensitize desert desert

f. onaylamamak, protesto etmek. f. 1. fiyatını kırmak, değerini düşürmek. 2. ucuzlatmak; amortize etmek. i. 1. değerini düşürme; değeri düşme. 2. aşınma payı, amortisman. f. 1. -i bastırmak, -e basmak. 2. üzmek, canını sıkmak, moralini bozmak. zayı2. flatmak. ğerini/miktar ını azaltmak. 3. 1. kuvvetten dü şürmek, düde şürülmü ş. 3. durgun s. morali bozuk, keyifsiz. de ğeri 4. (piyasa/ekonomi). i. 1. moral bozuklu ğu, keyifsizlik. 2. piyasada durgunluk, ekonomik kriz. 3. alanı. -den etmek: This work ruhb. depresyon, çöküntü. 4. alçak bas ınç etmek, ırakmak, -den mahrum f. of -den yoksun b ş bizi sa ğ l ığı mızdan edecek. will us of our health. Bu i ıs. deprive department. k i. 1. derinlik. 2. derin yer. k ış ortası, karakış. i. 1. temsilciler heyeti, delegasyon. 2. temsilci atama. f., İng., bak. deputize. f. 1. vekil olarak atamak. 2. for (bir kimsenin) yerini doldurmak. i. 1. vekil; yard ımcı, muavin. 2. polis. 3. milletvekili. f. (treni) raydan ç ıkarmak; (tren) raydan çıkmak. i. (treni) raydan ç ıkarma; (tren) raydan çıkma. f. 1. düzenini bozmak, altüst etmek, kar ıştırmak. 2. delirtmek. s. deli. i. 1. düzensizlik, kar ışıklık. 2. delilik. s. 1. terkedilmiş, sahipsiz. 2. kayıtsız, ilgisiz, ihmalkâr. f. alay etmek, alaya almak. i. alay, istihza. s. alaylı, alaycı. s. 1. alaylı, alaycı. 2. gülünç, kepaze, devede kulak gibi. i. 1. türetme. 2. köken, kaynak. i. türev. f. from 1. -den sa ğlamak, -den elde etmek, -den almak: He derives his income from his Gelirini yat ırımlarından sağlıyor. He derives yang ısinvestments. ı. i., tıb. deri i. dermatolog, deri hastal ıkları uzmanı, cildiyeci. i. dermatoloji, cildiye. s. küçültücü, küçük dü şürücü, aşağılayıcı. i. derviş. f. 1. inmek; (ku ş, uçak v.b.) alçalmak; (karanlık, sis v.b.) çökmek. 2. from in soyundan gelmek. 3. on/upon inip -e sald ırmak; -e sökün etmek, i. torun; of (birinin) soyundan gelen kimse. i., bak. descendant. i. 1. iniş; alçalma; çökme. 2. on/upon inip -e saldırma; -e sökün etme; ın. ı3. soy. betimlemek, tarif etmek. 2. anlatmak. bask mlamak, f. 1. tan i. 1. tanımlama, betimleme, tarif. 2. cins, çeşit, tür. 3. eşkâl: The police were obtain a description of the thief. Polis h ırsızın eşkâlini ımlayıcıto , betimsel. s. tanunable f. (kutsal bir şeye) saygısızlık etmek. i. (kutsal bir şeye karşı) saygısızlık. f. ırk ayrımını kaldırmak. i. ırk ayrımının kaldırılması. f., İng., bak. desensitize. f. uyuşturmak. i. hak edilen şey, layık olunan şey. He got his deserts. Hak ettiğini buldu. i. çöl, sahra. s. 1. çorak, çöllük. 2. bo ş, ıssız.

desert deserter desertion deserve deservedly deserving deserving of praise design designate designation designer desirable desire desirous desist desk desktop desktop computer desktop publishing desolate desolate desolation despair despairingly desperate desperately desperation despicable despicably despise despite despondent despot despotic despotical despotism dessert dessert spoon destination destined destiny destitute destitution destroy destroyer destruction destructive

f. 1. terketmek, b ırakmak. 2. ask. askerlikten kaçmak. 3. kaçmak, firar etmek. i. asker kaça ğı. i. 1. terketme, terk. 2. askerlikten kaçma, firar. f. hak etmek, layık olmak. z. haklı olarak; hak ettiği gibi. s. of -i hak eden, -e layık. övülmeye layık. i. 1. tasar ım, dizayn, tasar çizim. 2. tasarlama. 3. plan, proje. 4. desen. 5. ımını isimlendirmek. yapmak: Selda3. amaç, maksat, hedef. 6. entrika, komplo. f. adland 1. tasar belirtmek. 2. ırmak, f. 1. göstermek, işaret etmek,

ırmak, -e ayıs rmak, (to/for) -e atamak, -e tayin tayin etmek. 4. for 2. için ayisim, ıfat. -e tahsis i. 1. atama, tayin; atanma, edilme. ad, unvan, i. 1. tasar ımcı. 2. desinatör. 3. modelist, stilist.
s. arzu edilen, istek uyand ıran, çekici, cazip. i. 1. arzu, istek. 2. rica, dilek. 3. şehvet. f. 1. arzu etmek, arzulamak, istemek. rica etmek. s. istekli, 2. arzu eden. f. from -den vazgeçmek, -i b ırakmak. i. 1. yazı masası. 2. sıra. 3. kürsü. 4. daire, şube, masa. From her desk the teacher could see the desks of all her students. Ö ğretmen i. masaüstü. masaüstü bilgisayar. masaüstü yayımcılık. s. 1. terkedilmiş, metruk; ıssız, tenha, boş. 2. harap, perişan. 3. kimsesiz, ız. etmek, perişan etmek. yaln f. harap i. 1. haraplık, perişanlık. 2. kimsesizlik, yalnızlık. 3. keder. i. umutsuzluk, ümitsizlik. f. of -den umutsuz olmak, -den ümitsiz olmak. z. umutsuzca, ümitsizce. s. 1. umutsuz, ümitsiz. 2. her şeyi göze alabilen; gözü dönmüş. z. umutsuzca, ümitsizce. i. umutsuzluk, ümitsizlik. s. alçak, a şağılık, rezil. z. alçakça. f. küçümsemek, hor görmek, adam yerine koymamak. i. nefret, kin, garaz. edat -e kar şın, -e rağmen: He was generous despite ğuna karşın eli açıktı. his poverty. Yoksullu s. umutsuz, ümitsiz, meyus. i. despot, tiran. s. despotik, despotça. s., bak. despotic. i. despotluk, despotizm. i. (yemeğin sonunda yenen) tatlı, yemiş, soğukluk. tatlı kaşığı. i. 1. gidilecek yer. 2. var ış yeri. 3. hedef. s. i. talih, k ısmet, kader, alınyazısı, yazgı. s. 1. yoksul, muhtaç, fakir. 2. of -den yoksun. i. yoksulluk, fakirlik. f. yıkmak, harap etmek, yok etmek, ortadan kaldırmak; öldürmek. i. 1. yok edici şey/kimse. 2. destroyer, muhrip. i. 1. yıkma, yok etme; yıkılma, yok olma. 2. yıkım. s. yıkıcı, zararlı.

desultory detach detachable detached detachment detail detailed detain detect detection detective detective story detector detention deter detergent deteriorate deterioration determinant determination determinative determine determined deterrence deterrent detest detestable dethrone detonate detour detract detriment detrimental deuce devaluation devalue devastate devastation develop developing developing country development developments deviate deviation device devil

s. 1. gelişigüzel, rasgele. 2. rabıtasız, bağlantısız. 3. amaçsız, gayesiz. f. ayırmak, çıkarmak, sökmek. s. ayrılabilir, çıkarılabilir, yerinden sökülebilir. s. 1. tarafs ız, yansız, objektif. 2. müstakil (ev). i. 1. ayırma, çıkarma, sökme. 2. ask. müfreze, müfrez birlik. 3. tarafs ızlık, ızlıık, objektiflik. yans ntı , detay. 2. ayrıntılar, detaylar, tafsilat, teferruat. 3. ask. özel bir i. 1. ayr ş için seçilmi ş grup, i ı nt ı l ı , detayl ı. müfreze. s. ayr f. 1. alıkoymak. 2. geciktirmek. 3. gözaltına almak. f. 1. sezmek, farketmek. 2. bulmak, ke şfetmek. i. bulma, ke şif. i. dedektif, hafiye. polisiye roman. i. dedektör, detektör, bulucu: mine detector may ın dedektörü/detektörü. i. 1. alıkoyma. 2. gecikme. 3. gözaltına alma. f. (--red, --ring) from -den vazgeçirmek, -den cayd ırmak. i. deterjan. f. kötüle şmek, kötüye gitmek, fenalaşmak, bozulmak. i. kötüleşme, kötüye gitme, fenalaşma, bozulma. s. belirleyici, tayin eden. i. belirleyici etken. i. 1. azim, kararlılık. 2. belirleme, tayin; tespit, saptama. s. belirleyici, tayin eden. i. belirleyici şey. f. 1. belirlemek, tayin etmek; tespit etmek, saptamak: We have not yet determined the ıprice of that book. O kitab ın fiyatını henüz saptamadık. . s. azimli, kararl i. 1. cayd ırma. 2. caydırıcılık. s. caydırıcı. i. caydırıcı şey. f. nefret etmek, iğrenmek, tiksinmek. s. nefret uyand ıran, iğrenç, tiksindirici. f. tahttan indirmek. f. patlamak, infilak etmek; patlatmak, infilak ettirmek. i. varyant (yol). f. varyanttan gitmek. f. from -i azaltmak, -e gölge dü şürmek. i. zarar, ziyan. s. zarar veren, zararlı, muzır. i. 1. isk. ikili. 2. (zarda) dü. 3. tenis beraberlik, berabere kalma. i., ekon. devalüasyon, de ğer düşürümü. f., ekon. devalüe etmek, de ğerini düşürmek. f. 1. harap etmek, mahvetmek, viraneye çevirmek. 2. peri şan etmek. i. 1. harap etme, mahvetme; harap olma, mahvolma. 2. peri şan olma. 3. ım, zarar. y ştirmek; gelişmek: He is working hard to develop his Italian. f.ık 1. geli

İtalyancas ını geli ştirmek için çok çalışıyor. develop an idea bir fikri olan. s. gelişmekte gelişmekte olan ülke.
i. 1. geliştirme; gelişme, gelişim. 2. genişletme; genişleme. 3. (âdet) edinme. i. olaylar.4. (f ırtına, basınç alanı v.b.) oluşma, oluşum. 5. kalkınma, f. sapmak, ayr ılmak. i. sapma, ayr ılma. i. 1. alet; ayg ıt. 2. plan, yol, yöntem. 3. hile, oyun. 4. arma, ongun. i. şeytan, iblis.

devil´s advocate devilish devil-may-care devilment devious devise devoid devolve devote devoted devotee devotion devotional devotions devour devout dew dewdrop dewy dexterity dexterous dextrous diabetes diabetic diabolic diabolical diagnose diagnosis diagonal diagram dial dial direct to dial tone dialect dialectics dialing tone dialog dialogue dialysis diameter diametrically diametrically opposite diamond diamond cutter diamond jubilee diaper diaphragm

tartışma olsun diye zayıf tarafı savunan kimse. s. şeytanca, şeytan gibi. s. kimseye ald ırmayan, pervasız. i. muzırlık, yaramazlık. s. 1. dola şık, dolambaçlı. 2. sinsi, hilekâr. 3. hileli. f. tasarlamak, planlamak, düzenlemek, tertiplemek. s. of -den yoksun, -den mahrum. f. on -e geçmek, -e kalmak, -e devrolmak. f. to -e adamak, -e vakfetmek; -e ay ırmak, -e hasretmek: He has devoted ın himself serving poor. Kendini yoksullar -e içten ba ğlı. 2. -e düşkün; -i hizmetine seven. adadı. He s. (to) 1.to -e sad ık, the i. 1. düşkün, meraklı, tutkun. 2. dinine çok bağlı olan kimse, zahit. i. 1. sadakat, içten ba ğlılık. 2. adama, vakfetme; hasretme. s. ibadete özgü, ibadetle ilgili. i. k ısa bir ibadet. i. ibadet. f. 1. (yeme ği) silip süpürmek, bir çırpıda yiyip bitirmek; (avı) parçalayıp yutmak. 2. bir solukta okumak. 3. (bir (birini) yiyip bitirmek. 4. s. 1. dindar, dini bütün, mütedeyyin. 2.duygu) samimi, içten, yürekten. i. çiy, şebnem. i. çiy damlas ı. s. üzerine çiy dü şmüş, çiyle kaplı. i. el çabuklu ğu, beceri, ustalık. s. eli çabuk, eli uz, usta. s., bak. dexterous. i., tıb. şeker hastalığı, diyabet. s., tıb. diyabetik. i., tıb. şeker hastası. s. şeytani, şeytanca. s., bak. diabolic. f. teşhis etmek, tanılamak. i. teşhis, tanı. s. köşegenel. i. köşegen, diyagonal. i. 1. diyagram, grafik. 2. plan, şema. f. diyagram ile göstermek; ını çizmek. diyagram i. 1. kadran. 2. (saatte) mine, kadran. f. (--ed/--led, --ing/--ling) (telefon ını) çevirmek. numaras -i direkt aramak. (telefonda) çevir sesi. i. diyalekt, lehçe, a ğız. i. eytişim, diyalektik. İng. (telefonda) çevir sesi. i. diyalog. i., İng., bak. dialog. çoğ. di.al.y.ses (dayäl´ısiz) i., tıb. diyaliz. i. çap, kutur. z. 1. çap boyunca. 2. tamamen. taban tabana zıt. i. 1. elmas. 2. baklava biçimi. 3. isk. karo. 4. beysbol iç alan; oyun alan ı. elmastıraş. altm ışıncı veya yetmiş beşinci yıldönümü. i. çocuk bezi. f. çocuk bezini sarmak/de ğiştirmek. i. 1. anat. diyafram kas ı, diyafram. 2. zar, böleç. 3. diyafram.

diarrhea diary dice dicebox dicker dictate dictation dictator dictatorial dictatorship diction dictionary dictum did Did she hurt herself? Did you ever? Did your ears burn? didactic didn`t die die die away die down die of boredom die off die out diehard diet dietician dietitian differ difference difference of opinion different differential differentiate differently difficult difficulty diffidence diffident diffraction diffuse diffuse diffusion dig dig down

i. ishal, sürgün. i. 1. günce, günlük. 2. hat ıra defteri. i., çoğ. oyun zarları. f. 1. küp şeklinde doğramak. 2. zar atmak. i. zar atma kab ı. f. (with) (ile) pazarlık etmek. f. 1. dikte etmek, yazd ırmak. 2. emretmek. 3. zorla kabul ettirmek. 4. gerektirmek. 5. belirlemek. i. 1. dikte. 2. emir. i. diktatör. s. diktatörce, amirane. i. diktatörlük. i. 1. diksiyon, söyleyim. 2. sözcük seçimi, sözcükleri kullanma şekli. i. sözlük, lügat. çoğ. dic.ta (dîk´tı)/--s (dîk´tımz) i. 1. otoriter hüküm/söz. 2. özdeyiş, atasözü. 3. huk. mütalaa. f., bak. do. Bir yerini mi incitti? k. dili Allah Allah! Kulaklarınız çınladı mı? s. didaktik. k ıs. did not. f. (--d, dy.ing) 1. ölmek, vefat etmek. 2. (makine) birdenbire durmak, stop ş) sönmek. canoyun atmak, etmek. p, (ate matris. 2. (çoğ. 4. dice) zarçok ı. istemek: Altan is dying to i. 1. kalı3. (gürültü) yava ş yavaş kesilmek, (ses) azalmak. (rüzgâr/f ırtına/yağmur) hafiflemek; (ateş/yangın) sönmeye yüz tutmak; (alev) azalmak. dan patlamak. sıkıntı birer birer ölmek. yok olmak, ortadan kalkmak. i. inatla tutuculu ğunu sürdüren kimse. i. 1. diyet, rejim, perhiz. 2. beslenme biçimi. 3. yiyecek. f. perhiz yapmak, rejim yapmak. i., bak. dietitian. i. diyet uzman ı, diyetisyen. f. 1. from -den ba şka olmak, -e benzememek, -den farklı olmak, -den ılmak. 2.fark. with 2. ileanla aynş ı mazl fikirde ayr ık.olmamak. i. 1. ayrılık, fikir ayrılığı. s. 1. (from) farklı, başka, ayrı. 2. çeşitli, değişik. i. diferansiyel. f. 1. ayırmak, ayırt etmek. 2. farklılaşmak, farklı olmak. z. başka şekilde, başka türlü. s. 1. güç, zor. 2. geçimsiz. i. 1. güçlük, zorluk. 2. s ıkıntı, problem. make difficulties zorluk çıkarmak. i. çekinme, utangaçlık, çekingenlik. s. çekingen, utangaç, s ıkılgan. i., fiz. k ırınım, difraksiyon. s. 1. fiz. da ğınık, yayınık, difüzyona uğramış. 2. zaman zaman konu dışına meseleyi uzun uzad ıya anlatan. ç yay ılmak, dağılmak. f.ıkarak yaymak, da ğıtmak; i., fiz. yayınma, yayınım, difüzyon. f. (dug, --ging) 1. kazmak, bellemek. 2. kaz ı yapmak. 3. dürtmek. 4. argo enmek, hoşlanmak. 5.sökülmek, argo -den kendi anlamak. i. 1. be ını(arkeolojik) ödemek. kazı. 2. k. ğ dili elini cebine atmak, paras

dig in dig one´s heels in dig out dig up digest digest digestion digestive digestive troubles digit digital digital computer digital computer dignified dignify dignitary dignity digress digression dike dilapidate dilapidated dilapidation dilate dilatory dilemma dilettante diligence diligent diligently dill dillydally dilute diluted dim dime dimension diminish diminishing returns diminutive dimmer dimple dimwit din dine dine out diner

1. ask. siper kazmak, avc ı çukuru kazmak. 2. (bir şeyi) kürekle toprağa ıştırmak. 3. k. dili yemek yemeye ba şlamak, yumulmak: Dig in! Haydi kar k. dili inat edip hiç yapmamaya karar vermek. 1. arayıp çıkarmak. 2. (gömülmüş birini/bir şeyi) kürekleyerek çıkarmak. kazıp çıkarmak. i. 1. özet. 2. derleme. f. 1. sindirmek, hazmetmek; sindirilmek. 2. özümlemek, özümsemek: I´ve read the poem, but I haven´t yet digested it. Şiiri okudum fakat henüz i. sindirim, hazım. s. 1. sindirime ait, sindirim. 2. sindirimi kolayla ştıran. i. sindirimi ştıbozuklu ran ilaç.ğu, hazımsızlık. kolayla sindirim i. 1. parmak. 2. s ıfırdan dokuza kadar tamsayıların her biri, rakam. s. dijital, sayısal. dijital bilgisayar. dijital bilgisayar. s. ağırbaşlı. f. 1. onurland ırmak, şeref vermek. 2. büyütmek, yüceltmek. i. rütbe/mevki sahibi, kodaman. i. 1. itibar, sayg ınlık. 2. vakar, asalet. f. konu d ışına çıkmak, konudan ayrılmak. i. 1. konudan ayr ılma. 2. konu dışı söz, arasöz. i. 1. hendek, suyolu, ark, kanal. 2. set, bent. 3. argo lezbiyen, sevici. f. harap etmek, tahrip etmek; harap olmak. s. harap, köhne, yıkık dökük, yıkkın, viran. i. harap olma. f. genişletmek, büyütmek; genişlemek, büyümek. s. 1. işi ağırdan alan, geciktiren. 2. ağır, yavaş. i. 1. man. ikilem, dilemma. 2. güç durum, ç ıkmaz, açmaz. i. hevesli, heveskâr, amatör. i. özenle ve sebat ederek çal ışma. s. özenle ve sebat ederek çal ışan (kimse); özenle ve sebat edilerek ılan (iş ). sebat ederek. yap z. özenle ve i., bot. dereotu, yabant ırak, Anethum graveolens. f., k. dili oyalanmak; karars ızlık yüzünden vakit kaybetmek; ıvır zıvırla vakit kaybetmek. ırmak, su katmak; hafifletmek. f. suland s. suland ırılmış, su katılmış. s. (--mer, --mest) 1. lo ş, donuk, sönük. 2. belirsiz. 3. bulanık. f. (--med, -ming) 1. ( ışığı) azaltmak; (ışık) azalmak. 2. söndürmek, azaltmak; i. on sent. i. 1. boyut. 2. ço ğ. ebat, boyutlar. f. azaltmak, eksiltmek, küçültmek; azalmak, eksilmek. ekon. azalan verim. s. küçücük, ufac ık, minicik. i., dilb. 1. küçültme. 2. küçültme eki. i., elek. dimmer, azalt ıcı. i. gamze. i., k. dili aptal, budala, al ık. i. gürültü, patırtı. f. 1. günün esas yeme ğini yemek. 2. akşam yemeği yemek. 3. ziyafet ğe davet etmek, yemek vermek. yemeyemek. yemek dining car vagonvermek. restoran. dining hall yemek dışarıda 4. ı . salonu. dining room yemek odas i. 1. yemek yiyen kimse. 2. vagon restoran. 3. vagon restorana benzer lokanta.

dingy dinner dinner jacket dinner party dinner service/set dinner table dinnertime dinnerware dinosaur dint dip dip into a book diphtheria diphthong diploma diplomacy diplomat diplomatic diplomatic corps diplomatic immunity diplomatic relations diplomatic service diplomatically dipper dipstick dire direct direct direct call direct current direct current direct dialing direct object direct object direct tax direction directions directive directly director directory dirge dirt dirt cheap dirt cheap dirt poor dirt road

s. 1. rengi atm ış, kirli. 2. karanlık, sönük. i. 1. günün esas yeme ği. 2. akşam yemeği. 3. ziyafet. smokin. yemekli davet. sofra tak ımı, yemek takımı. sofra. i. yemek vakti. i. yemek tak ımı. i. dinozor. i. f. (--ped, --ping) 1. bat ırmak, daldırmak, banmak; batmak, dalmak. 2. şağı ya do ğru meyletmek. i. 1. dalma, batma. 2. ani iniş, çukur. a ı gözden geçirmek. bir kitab i., tıb. difteri, kuşpalazı. i. ikili ünlü, diftong. i. diploma. i. 1. diplomasi. 2. ba şkalarıyla ilişkide ustalık. i. 1. diplomat. 2. ilişkilerinde ustalık gösteren kimse, diplomat. s. 1. diplomatik. 2. ba şkalarıyla ilişkide usta. kordiplomatik. diplomatik dokunulmazlık. diplomatik ilişkiler. dışişleri memurluğu, hariciyecilik. z. diplomatça, diplomatik bir şekilde. i. kepçe. i., oto. ya ğ çubuğu. s. 1. korkunç, deh şetli, müthiş. 2. acil. s. 1. direkt, do ğrudan, dolaysız. 2. açık, kesin. 3. toksözlü. z. doğrudan ğruya, doğruca, direkt. do f. 1. yönetmek, idare etmek. 2. yöneltmek, çevirmek, do ğrultmak: The astronomer directed telescope toward the Milky Way. Astronom şma. otomatik/direkt konuhis elek. do ğru akım. doğru akım. direkt arama. dilb. nesne, dolays ız tümleç, düz tümleç. dilb. nesne. dolaysız vergi. i. 1. yön, istikamet, taraf. 2. yönetim, idare. i. 1. talimat. 2. kullanma talimat ı. i. direktif, yönerge, talimat. z. 1. doğrudan, doğrudan doğruya. 2. hemen. i. 1. yönetici, müdür, direktör. 2. yönetmen, rejisör. i. 1. rehber. 2. bilg. rehber, dizin. i. ağıt, mersiye. i. kir, pislik; çamur; toz. k. dili çok ucuz, sudan ucuz. k. dili sudan ucuz, bedava. k. dili çok yoksul, çok fakir. toprak yol.

-i kınamak. f. i. güvenini kazanmak. görülebilir. ayırt etme. 3. felaket. f.pipe boşalma. ayırt etmek. f. maluliyet. -i onaylamamak. karışıklık. . Raporlar kazan ş. yıkım. huysuz. mahzurlu. into the river. inanmama. s. görmek. atmak. O yükü bo şaltma. ortadan kaybolmak: My pen has i. 1. f. tatsız işler. ödenen para. i. 2. Ona kötü kötü baktı. inanmayış. i. s. akmak. 2. z. silahs ızlanma. of -i do ğru bulmamak. 1. elverişsiz. bak. dezavantaj. 1. gözden kaybolmak. 1.nedeni 2. feci. ıskartaya çıkarmak. elek. çıkarma. boşaltmak. f. 1. with -e of the accident. ödeme. farkedilebilir. fark ına varmak. i. aksi. anlayışlı. diskcokey. sakatlık. ters. dili 1. barodan ihraç etmek.dirty dirty look dirty work disability disable disabled disabuse disadvantage disadvantageous disagree disagreeable disagreement disappear disappearance disappoint disappointed disappointment disapproval disapprove disarm disarmament disarrange disarray disaster disaster area disastrous disastrously disavow disavowal disband disbar disbelief disbelieve disburse disbursement disc disc harrow disc jockey discard discern discernible discerning discernment discharge discharge discharge/pay a debt disciple s. ortadan kaybolma. 4. 2. 2. f. is discharging sewage2. çekişme. f. sak ınca. havari. uyuşmamak. mürit. hayal k ırıklığına uğratmak. feci halde. dili kötü bir bak ış: He gave her a dirty look. 3. 2. 2. (para) da ğıtmak. yok yok olma. i. Pek çok orman oldu. (--red. akıtmak. dağılmak. 1. i. i. i. çirkin. 1. sert. f. diskaro. ret. (birini) (yanlış düşüncesinden) vazgeçirmek. karıştırmak. elektrik akımını boşaltma. dağıtmak. pis iş. mahzur. 2. 1. f. afet. çömez. sezmek. ümidi kırılmış. sakatlamak. boşalma. f. 3. (in) -e inanmamak. s. i. 2. sahtekârlık. hayal k ırıklığı. silahs ızlandırmak. 1. düzensizlik. (para) harcamak. 1. i. yok olmak: Too many forests have disappeared. hayal k ırıklığına uğramış. tan ımamak. düzenini bozmak. 2. kaybolmak. dezavantajlı. sak ıncalı. sakat. borç ödemek. uymamak. boşalmak. f. 1. 2. akma. i. pisletmek. zararsız duruma getirmek. f. naho i. f. akThat ıtma. f. dökülmek: discharge cargo şaltmak. ateş verme. çelişmek: The reports disagree on the cause konusunda çeli şiyor. kirletmek. 3. disk. silahsızlanmak. 2. i. i. 3. doğru bulmama. hile. s. onaylamama. s. felaket getiren. dağıtmak. hoşa gitmeyen. bo olma. kirli. dökülme. f. tatsıın z. insanı pisleten iş. anlamak. 1. f. seziş. s. k. k. anlayış. yetersizlik. pis. --ring) huk. tediye de şarjetmek. uyuşmazlık. dış arboru ı i. 1. zarar. diskli tırmık makinesi. zeki. reddetmek. afet bölgesi. (tarım makinelerinde) disk. 2. s. kınama. f. 1. iğrenç. 1. bela. anla şmazlık. gözden kaybolma. 2.

--es (dîs´kıs ız)/dis. s. indirim yapmak. 1. 1. talim. keşif. 1. s. kabaca. i. i. müz. diskotek. ayırım yapma. şmazl ık. buluş. ayıran. bulmak. sayg ısız. tutarsızlık. uyu ı. 1.disciplinarian disciplinary discipline disclaim disclaimer disclose disclosure disco disco music discolor discolour discomfort disconcert disconnect disconsolate discontent discontented discontinue discord discordant discothèque discount discount discourage discouragement discourse discourse discourteous discourteously discourtesy discover discovery discredit discreet discrepancy discrete discretion discretionary discriminate discriminate against discriminating discrimination discus discus thrower discuss discussion disdain i. aç ığa vurmak. ayırt etme. sağduyu. i. şürmek. sıkıntı. kaba. 3.etmek. tepeden bakma. 1. 1. f. 1.ç2. İyi ı kötülerinden ayırt edemez. rengini bozmak. f. s. zevk sahibi. nutuk. rahats ızlık. f. f. disiplin. k. dü tedbirli. şüphe. ayırt eden. hor görmek.. 1. tartışma. nezaketsizlik. meydana çıkarmak. hoşnutsuzluk. f. ayırmak: He can´t discriminate good books from bad. çok kederli. 2.e inkâr 2. titiz. fark gözetme. cesaretsizlik. durdurmak. 2. düzenini bozmak. 5. 3. takdir yetkisi. (from) -den vazgeçirmek. güvenini sarsmak. ğme. fark. fark gözetmek. ihtiyari. ciddi ve ayr ıntılı bir konuşma/yazı. disiplin 3. ıskonto. f. itibars ızlık. 2. ıskonto etmek.. 1. i. lekelemek. görü şmek. düzence. ciddi ve ayr ıntılı bir şekilde konuşmak/yazmak. 2. saygısızlık. i. huzursuzluk. itaat. ırabilme yetisi. i. s. ifşa. müz.b. f. 1. beğeni. denli. güzeli çirkinden ay ğ. 1. 2. sert amir. disiplinle ilgili. 2. i. i. anlaşmazlık. farklılık. 3. 2. meydana çıkarma. zor beğenen. 3. tekzip tekzip. hevesin k ırılması. ayırım kitaplar ayırım yapmak. ağzından çıkana dikkat eden. cezaland ırma. disk atma. zevk. f. sayg ısızca. 3. rahatsız etmek. ortaya ıkarmak: Our have disclosed the aç ığ a çıkarma. bilim dal ı. yar ıda bırakmak.. i. 3. avutulamaz. 1. f. 1. f. s. bulgu. hoşnutsuz. şaşırtmak. tepeden bakmak. z. disiplin. çelişme. fark.. (bono/senet) k ırmak. ortaya ç ıkarinvestigations ılan şey. i. 2. s. yalanlama. discolor. -e karşı s. 2. bak. 2. yads yalanlamak. disko müziği. -i ele almak. uyumsuz. ayr i. etmek.ci (dîs´ay) ço spor diskçi. ile ba ğlantısını kesmek. from elek.. görüşme. akortsuz. ifşa etmek: disclose a secret bir sırrı ifşa etmek.´ni) kesmek. muh. itibardan düşürmek. kesmek. disk. i. cereyan. gözden ıs ıüpheye kı. f. s. keşfetmek. ağız sıkılığı. i. i. f. f. ş düşürmek. sıkıntı vermek. isteğe bağlı. itimatsızlık. aç i. ayırım. 2. soldurmak. 4. indirim. güvensizlik.ı. kabalık. gaz v. ığa ç ıkarmak. devam etmemek. tartışmak. 1. f. f. İng. 3. küçük görme. hor görme. from -den ayırmak. söylev. altüst etmek. 2. f. i. hevesini kırmak. ayırt etmek. 2. f. hesaptan düşmek. 2. reddetmek. i. ayrılık. 2. ortaya çıkarmak. ayrı tutmak. s. ahenksiz. gözünü korkutmak. mak. . 1. 2. 1. 1. dili disko. uyuşmazlık. 2. (telefon. kabul etmemek. vazgeçmek.. boyun ımak. i. nezaketsiz. farkl s. ayrım. -den söz etmek. spor 1. s ıkıdüzen: military discipline askeri disiplin. 1. akortsuzluk. i. 1. küçük görmek. 2. a ğz i. disiplin yanl ısı. tenzilat. cesaretini k ırmak. 1.

1. s. 1. hasta. sahtekârlık. çözülmek. f.t. parçalanmak. f. bozunma. i. fiz. (--ed/--led. müz. ahenksizlik. s. 2. 1. mirastan yoksunluk.. i. hayal k ırıklığı. i. f. dishonor. giyim v. ba(askerleri) f. ilgisini kesmek. s. yüzkarası. i. ba ğlantısını kesmek. i. biçimsizle ştirmek.. s. gözden dü şme. i. tiksindirmek. ıktırmak. 1. hastalıklı. s. canı sıkkın. s.. f. güvenilmez. parçalanma. serbest ırakmak. (kimse). i. 2. 1. 2. hevesini kırmak. f.. rezil. f. dürüst olmayan. spor. parçalamak. bulaşık tası. mirastan yoksun b ırakmak. yansı z. tarafs i. i. f. f. disk. İng. s. biçimini bozmak. rezil etmek. bölmek. uyumsuzluk. savaş alanından çekmek. sayr ı. yalanc ı. bulaşık makinesi. salıvermek. alçaklık. bölünmek.. teker. tabak. şerefini lekelemek.. 2. yemek. açmak. iğrenme. f. alçak. i. i. karmakarışık. dü ızart ıcı. rezalet. bulaşıklık. disdainful disease diseased disembark disenchant disenchantment disengage disengaged disentangle disfavor disfavour disfigure disgrace disgraceful disgruntled disguise disgust disgusting dish dish drainer/rack dish rack disharmony dishcloth dishearten dishevel disheveled dishful dishonest dishonesty dishonor dishonorable dishonour dishpan dishwasher dishwater disillusion disillusionment disincline disinfect disinfectant disinherit disinheritance disintegrate disintegration disinterested disk bir şey yapmaya tenezzül etmemek. f. bezdirmek. 1. f. gözünü açmak. bir konuda hiçbir ç ıkarı olmayan ız. 2. 1. 3. dürüst olmayan. b ğlantısız. bulaşık bezi. 2. çirkinleştirmek. a ğırşak. f. bezginlik. 2. dezenfekte etmek. 2. saklamak: beggar. 2. bozunum. 2. karmakar ık. bulaşık suyu. olarak k ılık değiştirmek: The king disguised himself as a ınmamak için dilenci kıınl lığı na 2. from -den kurtarmak. girdi. hayal k ırıklığına uğratmak. çanak. iğrendirmek. i. i. caydırmak. gözünü açmak. fiz. gözden dü şürmek.´ni) darmada ğınık etmek. (seyyar) damlalık. bulaşık damlalığı. 1. hastalık. aç ılmak. 2. i. bıkk ık. serbest. f. itibardan şürmek. tiksindirici. i. i. yüzkaras ı. bak. yüz k s. 1. anat. 1. gözü açılma. İng. disfavor. bak. . bula şıkçı. out da ğıtmak. i. yalancılık. gözden dü şme. hoşnutsuz. gözünü açma... umudunu kırmak. f. f. 2. bilg. up tabağa koymak. i. darmada i. illet. sahtekâr. 2. parçalama. karaya ç ıkarmak/çıkmak. mikropsuzlandırmak. cesaretini k ırmak. vermek. sayrılık. Kral tan tiksinti. 1. s. 2.iğ brenç. 1.disdain to do s.b. dezenfektan. utanç verici. s. itibardan düşme. 1. 1. i. utanç kaynağı. kurs. i. --ing/--ling) (saç. ışığı kn etmek. f. bir konuyla hiçbir ilgisi olmayan. (bir şeyden/birinden) soğutmak. as . bozunmak.. çözmek.. s. mikroplardan ar ındırmak. f. 1. gizlemek. tabak dolusu.

kar ışıklık. i. almay f. ğıtmak. gidermek. işten çıkarılma. düzensiz.. yerinden ç ıkarmak. yerinden ç ıkarmak. disk kazas ı. f. s. sevketme.b. 2. -i gereksiz k ılmak. gönderme. eşitsizlik. zorunlu olmayan.. 1.. işten çıkarma. 2. i. dağıtma. hastalık. ihanet. sönük. 2.1. s. f. -den ho şlanmamak. defetmek. parçalamak. zihnini karıştırmak. 1. bilg. bilg. 1. 1. bilg. kasvetli. sadakatsizlik. 1. kargaşa. f. -i ekarte etmek. 2. kötüleme. 1. intizams ız. (bir dinin etkili oldu ğu) ğıtmak. bak. i. 1. (--led. uzuvlarını kesmek. serinkanlı. baş huk. i. ba ının huzurunu kaçıran davranış. sakin. itaatsizce. rapor: We have received dispatch from headquarters. vefas ız. huk. 1. s. 2. 5. 2. bozmak. tıb. soğukkanlı. itaatsiz. ciddiye ı reddetme. ba şkaldırma. disket. karmakar ışık etmek. i. itaatsizlik. 2. düzenini bozmak. 2. 1. vefas ızlık. düzensizlik. s. itaatsizlik etmek. disk sürücü. i. kar ışıklık. gitmesine izin verme. z. f. dönem. 2. 3. eşyasını boşaltmak. çıkık. i. 2. 1.´nden) inmek/indirmek. (birinin) yolunu şaşırtmak. küçük dü şürmek. 3. 2. verme. dispanser. 1. bak. karıştırmak. işten çıkarmak. --ling) a da s. altüst etmek. Karargâhtan bir mesaj ald ık. . tıb. f.. -i dinlememek. görevden almak. (hayvan. f. f. -e itaat etmemek.has düşdismissed ünmemek. kavga çıkararak) şkalar ıkalar nın huzurunu kaçıran. vazgeçilebilir. i. f. mesaj. i. vermek. uzuvlar ı bedenden ayırmak. mak. 3. hıyanet. -i sevmemek. 1. 2. f.. diskcokey. Ba şbakan aklından i. (davayı ) reddetme. 1. yansız. tarafs ızlıkla. f. 1. dehşet. 3. kovmak. f. f. perişan etmek. i. bisiklet v. 2. kötülemek. i. yerinden atmak. evlatlıktan reddetmek. ho f. akl ından çıkarma. 3. -den şlanmama.two members of her cabinet. da -den vazgeçmek. sökmek. kederli. düzensizlik. 2. disorganize. parçalara ayırmak. sadakatsiz. (kuraldışı bir şeyin yapılması için verilen) özel izin. 4.disk brake disk crash disk drive disk jockey diskette dislike dislocate dislocation dislodge disloyal disloyalty dismal dismantle dismay dismember dismiss dismiss from one´s mind dismissal dismount disobedience disobedient disobediently disobey disorder disorderly disorderly conduct disorderly house disorganisation disorganise disorganization disorganize disorient disown disparage disparagement disparate disparity dispassionate dispassionately dispatch dispel dispensable dispensary dispensation dispense dispense with dispense with the need for disk freni. ne şesiz. 2. i. dehşete düşürmek. asi. i. of/for -i sevmeme. bozukluk. tanımamak. 1. s. tarafs ız. f. 2. altüst etmek. (bağırıp çağırarak. İng. s. farklı. İng. sökmek. (ilaç) hazırlamak. apayrı. genelev. z. mafsaldan çıkarmak. yadsımak. 1. (telgraf/faks) çekme. küçük dü şürme. f. fark. görevden uzaklaştırmak: The Prime Minister çı karmak.. hain. disorganization. -e uymamak. i.

tartışmak. 1. yerinden ç ıkarmak. 2. evinden ç ıkarmak. f. spor diskalifiye etmek. 2. sergileme. 1. (zaman. boş vermek. (toplantının) kesilmesine yol açmak. kullanım. i. da f. 2.üphe 1. 1. i. ılış. travay. huzurunu kaçırmak. f. ış. bölücü. dağıtma aracı/makinesi. cesareti k ırık.b. altüst etmek. 3. s. yerleştirme düzeni. 2. 4. huk. f. memnuniyetsizlik. i. tez. i. karşıt görüşlü.satmak. hoşnutsuz. münakaşa. zarar. f. göstermek. i. aksatmak. i. to -den farklı. to ile orantılı olmayan. s. yok etmek. önemsememek. s. yerle ştirmek. huk. ırakmak. (belirli bir düzene göre) yerle ştirmek. bak ımsızlık. ıkarma. s. 2. gösteri ş. 2. dağıtma. 3. verme. para v. f. 1. f. 2. (ceza olarak) yetkisini elinden alma. yaymak. bir şeyden 2. tartışma. i. 1. 1. ho şnutsuzluk. huzursuzluk. spor diskalifiye etme. f. görüntülemek. 1. 2. işleri aksatan. kullan ıldıktan sonra atılabilen. bilg. dağıtan kimse. çürütmek. i. ziyan. karışıklığa/kargaşaya yol açan. 3. i. gerçeği gizlemek. sinirlendirmek. parçalara ayırmak. tatminsizlik. i. 2. öfke. tatmin edememek. saçmak. i. ald ırmamak. gösterme. resmi giysisini çıkarmak. (ceza olma. hazırlamak. doğruluğundan ş etmek. bilg. i. dağılmak. morali bozuk.dispenser dispersal disperse dispirited displace display displease displeased displeasure disposable disposal disposal unit dispose dispose of disposition dispossess disproportionate disprove dispute disqualification disqualify disquiet disregard disrepair disreputable disrepute disrespect disrespectful disrobe disrupt disruption disruptive dissatisfaction dissatisfy dissect dissemble disseminate dissension dissent dissenter dissertation disservice dissident dissimilar dissimilarity dissimulate dissimulation i.ayr kabul etmeyi ı görü şte olan i. adı kötüye çıkmış. . mal ve mülküne el koymak. saygısız. inceden inceye incelemek. -i kabul etmemek. (gerçeği) gizlemek. hiçe saymak. kesilme. (gerçeği) gizlemek. 2. i. oransb f. ne şretmek. sat4. görüntüleme. ayrı görüşte olan kimse. anlaşmazlık. yok etme. aksama. aksini kan ıtlamak. satma. ho şnut etmemek. gerçeği gizleme. -den ayr ı görüşte olmak. i. ış d ışı b ı rakmak. 1. rahats ız etmek. canını sıkmak. tabiat.´ni) (belirli bir biçimde) harcamak. olarak) yetkisini elinden almak. 1. dağılma. saygısızlık. tahliye etmek. aksatan. 4. s. birliği bozan. f. f. be dissatisfied memnun olmamak. 2. farklılık. (ışınları) ayırmak. s. 1. with s. boş verme. soyunmak. i. 1. diskalifiye f. 2. dağıtıcı. 1. ş. i. i. çöp öç f. önemsememe. f. imha etme. from 1. yerini değiştirmek. yar endişe vermek. ald ırmazlık. yoksun ız. 1. 2. hoşnutsuzluk. hiçe sayma. yerle ştirme. elden ğütücü. bozulmas ına yol açmak. 1. i. f. muhalif.kimse. mizaç. endişe. memnun etmemek. sergilemek. i. 3. ayrı görüşte olan.t. s. değişik. yerini almak. 1. (resmi giysisini) ç ıkarmak. yerle ştirme. imha etmek. muhalif. 2. f. f. münakaşa etmek. i. hürmetsizlik. gerçeği gizlemek. 2. ihtilaf. ayrımlı. elden çıelden karma. tasarruf. -den ayrılmak. 1. kabalık. ayrılık. fiz. 3. yaymak. f. farklı. 2. 1. 2. dağıtmak. 2. 2. 1. i. s. yarad ğı tma. f. s.

güzide. 1. 4. resmiyet. zor bir durum. bayi. itimatsız.. Beni meşgul s. yok olmak. s. saptırmak. 2. f.dissipate dissipated dissipation dissociate dissociate o.s. dağıtmak. biçimini bozmak. altüst etmek. dikkati da tan çekme. 1. tehlikeli bir durum. s. sivrilmek. eğlence. (ruhen/aklen) dengesiz. ayırmak. karışıklık. dağıtılmış. 2. 2. sivrilmi ş. f. ac ıklı. dam ıtma. i. imbikten çekmek. nahoş. uyumsuzluk. 2. çarpıtma. from dissolute dissolve dissonance dissonant dissuade distance distant distant relative distaste distasteful distemper distemper distend distil distill distillation distilled distillery distinct distinction distinctive distinguish distinguish o. (with) dikkatini (-den dolay i. dikkatini dağıtmak: Don´t distract me. israf edilmiş. çok endişeli. zamanla kaybolmak. üstünlük. 2. . çarpıtmak. 1. bak. 2. 1. ahlaks ız. son vermek. 3. başka çarp anlam vermek. savcı. 2. 1. 2. endişe. kargaşa. mahalle. 4. 1. s. endişelendirmek. i. uzak akraba. b s. dağıtma.s. uzak. distill. 2. beğenmeme. rahats ız etmek. f. distribütör. dikkatini başka yöne i. f. dam ıtık. çapkın. akortsuz. endi ğı şey. -den ayrılmak. huzursuzluk. uyumsuz. şişirmek. ırak (yer/zaman). 2. 1. kolaylıkla ayırt edilebilen. i. m ıntıka. dağılım. dikkatini etme. uzak yer. huzurunu kaçırmak. 2. s. i. şişmek. çok ş eli. yaymak. f. 2. 2. başka. f. kireç boya sürmek. s. (yüzünü) çarp ıtmak. geride ırakmak. bölge. 1. farklı. sapt f. f. i. s. ara. üzmek. f. uzak. s. 2. rahats s. 2. ayırmak. güvensiz. itimats ızlık. mesafeli (kimse). güvenmemek. f. 3. çılgına dönmüş. israf etmek. eritmek. ba şka yöne çekmek. kendine özgü. i. itimat etmemek. imbikten çekilmek. -den vazgeçirmek. biçimini (yüzünü) ırma. soğuk. hoşa gitmeyen. dağıtım. mesafe. güvensizlik. 3. da ğıtmak. 3. 1. üzücü. ahenksizlik. feshetmek. oto. erimek. i. 1. s. dağılmak. 2. 2. belli. badana. i. 1. israf. başkalarına güvenmeyen. f. dam ıtık içki fabrikası. 1. dam ıtmak. İng. 1. s. s. with -den dolay ı deliye ş. anlam ıtma. 4. oyalay ıcı şdönmü ey. ayrı. endişelendirmek. fark. tats ız. distinguished distort distortion distract distracted distraction distraught distress distressing distribute distribution distributor district district attorney distrust distrustful disturb disturbance disturbed f. i. dağıtmak. 1. damıtılmış. 1. 1. da ğı ı)tma. 1. sefih. i. karıştırmak. sefahat. 2. i. ac ı. dağılma. 3. i. ahenksiz. 2. uzaklık. dağıtıcı. ayırt etme. f. mesafe. üzüntü. gerçek ından bozma. kireç boya. çözmek. şaşkına dönmüş. i. seçkin. 1. from -den cayd ırmak. ızlık. s. bulaşıcı bir köpek hastalığı. açık. paye. farklı. (by) (-den dolayı) dikkati dağılmış. i. gerçek anlamından i. sefih. badanalamak. f. 1. ayırt etmek. f. f. 3. hoşlanmama..

2. şaşırtmaca. tanrısallık. -i öldürmek. işbölümü. mat. bölüm. bölünen. 2. ay şanmayr ış erkek. f. şaşkın. 3. 2. bölen. 1.b. çeşit çeşit. i. büyük meclis. davranmak. --ne) 1. 1. çeşitli. i. deoxyribonucleic acid DNA. haz ından gelmek. i. 1. ba şa çıkmak. i. tanrıça. --d) f. rmak. sersemlik. ilahiyat fakültesi. 2. k ısım. i. f. baş dönmesi. bölünebilir. hissetmek. 1. çeşitlendirmek. dört k ısma ayırmak. becermek. 2. i. ilahilik. ilahiyat. s. 1. i. i. 2. dikkatini ba şka yöne çekmek. k ıs. çevirmek. Hrist. farklı. boşama. -e dağıtmak. ülkeye v. . diving board atlama tahtas ı. 1. divan. bölme. 6. ılmak. i. k. ark. tanrısal. 7. yetmek. mat. i. ilahi. Tanrıbilim. (did. i. 2. (--d/dove. bir yemeğin hakk tıb. 1.disunity disuse ditch ditto divan dive diver diverge divergence divergency divergent diverse diversify diversion diversionary diversity divert divest divide divide down the middle divide into quarters divide up among divided dividend dividers divine divinity divinity school divisible division division of labor division sign divisive divisor divorce divorcé divorcée divulge dizziness dizzy DNA do do a food justice do an implant do away with do badly do disservice to i. sersemletici. s. 1. ilah. 2. 2. denden. i. bölünme. 3. f. 2. 1. dalg f. tramplen. 2. among -e da ğıtmak. pergel. ilahe. saptırma.. divergence.. bölünmü ş.4. i. sezmek. varyant (yol). taksim etmek. 3. dikkatini dağıtmak. bo i. şiir divan. f. seksiyon. boşamak. hendek. dikkati ba ş i. 2. pike. ayrılmak. bitirmek. birbirinden uzaklaşmak. -i ortadan kald ırmak. s. bölücü. bölüm.´ne) zarar vermek. i. hav. divan. ayrılık. 2. etmek. (bir kimseye. bak. 8. papaz. ayrılma. s. s. dikkati başka yöne çeken şey. boşanma. mat. denden işareti. oyalayıcı şey. dalmak. i. 3. 1. ıç. 2. dal ış. tanrı. ırlamak. pike yapmak. 4. yan ka yöne çeken. implantasyon yapmak. 1. bölme işareti. kullanılmama. ıltmaca. durumu kötü olmak. s. baş döndürücü. 9. -i yok etmek. başı dönen. suya dalmak. çeşitlilik. 1. kehanette bulunmak. eğlence. oyalamak. 2. hav. departman. boşanmak. ayrı. 1. -i ortadan kaldırmak. eğlendirmek. ırmak. dörde bölmek. tamamlamak. dili batakhane. i. yapmak. i. farklı. f. 4. sedir. 5. İng. 1. bölmek. gözü kararmış. ikiye bölmek. s. uzaklaşma. 3. 1.. of ı -den yoksun b ırakmak. i. s. taksim. açığa vurmak. 2. sersem. ayrılma. bölme. kopukluk. 3. başarmak. f. kullanılmazlık. teoloji. kanal. i. 3. ayrılık. boşanmış kadın. ifşa etmek. kâr payı. farklılık. f. mat. bölünmek. sapt f.

adil bir şekilde davranmak. . ğe)etmek. k. ş etmek: What are we going to do with you? Seninle nasıl baş (biriyle) baetmek. bir günah ı bağışlatmak için papazın önerdiği kefareti yerine getirmek. -siz idare kötülük etmek/yapmak. 2. adalet dağıtmak.t. a favor do s. doktor. havuza girmek. birine gurur vermek. 1. justice do s. biri/bir şey olmadan idare etmek/yapmak: Can you do without meat? Et yemeden yapabilir misin? If you have the money to buy a parrot. doktor. 2./s. dili 1. with feeling do the cleaning do the washing-up do violence to do well do with do without do wrong do yeoman service Do you have any practical experience? do/go without do/go without s.t. dok. birinin hakk ını vermek. k. 2. 2. r i. dili ba şkalarına pek aldırış etmeden kendi seçtiği bir yolda gitmek. 3. f.o. Piyanoyu duyarak yapmak. iskele.t. huk. havuz. tedavi etmek. 2. (kuyru ğunu) kısaltmak.o. birinden gizli yapmak. ıma yanaşmak. -e şeref kazandırmak. in secret do s. bulaşık/bulaşıkları yıkamak. 1. dili (birine) çok yaramak. tabip. elinden geleni yapmak. dili süslenmek. up do one´s best do one´s best do one´s damnedest do one´s duty do one´s hair do one´s own thing do one´s shopping do one´s stuff do one´s utmost do over again do penance do s.s. k. doktora sahibi. k. s. -i bozmak.ıht tersane. tamir 3. O tablo ı göstermek: Heto didn´t do himself justice in the her zamanki concert last night. k. behind one´s back do s. k. halim selim. suç/günah i şlemek. birinin haberi olmadan bir şey yapmak. f. the hard way do s. yeni baştan yapmak.o. çok yardımı dokunmak. süslenip püslenmek.s.t. dili marifetini göstermek. good do s. proud do s. uysal. birine hakça davranmak. bir şeyi gizlice yapmak. elinden geleni yapmak. birine haks ızlık etmek. i. birine iyi gelmek. 2.o. hekim. dili birine kötülük etmek. Hiç tecrübeniz var m ı? onsuz yapabilmek. birine bir iyilik etmek/yapmak. i. temizlik İng. an injustice do s. to (bir şeyi) gerektiği gibi yapmak: Thatperformans painting doesn´t do justice the valley´s beauty. dili birine kahpelik etmek. (with) (yeme doktora. görevini yerine getirmek. (kötü birtat amaçla) de ğiştirmek. justice do o. f. (bir şey katarak) vermek.o. -i yapmak: What have you done with my book? Kitab ımı ne yaptın? 2. 1. (daha kolay bir çözüm varken) bir şeyi zor bir şekilde yapmak.t. onarmak. a dirt do s. 1. argo öldürmek. do s. Dün geceki konserde her zamanki performans ını k. r ıhtım. elinden geleni yapmak. birine kalle şlik etmek. alışverişini yapmak. 2. çalıyor. gemi havuzu. 1.do honor to do in do justice do o. unbeknown to s. dirt do s.o. 1. çok yard ım etmek. birini çok iyi a ğırlamak. durumu iyi olmak.t. bir şeyi duyarak yapmak: He plays the piano with feeling.o. elinden geleni yapmak. 1. (ücretten) kesmek. havuza çekmek. saçlarını düzeltmek. yumu şak başlı. sanık yeri.o.o. çok don´t iyi gelmek. saçını yapmak. kesmek. do/work wonders for docile dock dock dockyard doctor doctor up doctor´s degree -i şereflendirmek.

sat ı işlerini kendi yapan kimse. dogma. nüfuz alan ı. O benim alan ım dışında. kıran kırana rekabet edilen. doggy. ev ile ilgili. 1. 2. dili çok yorgun. i. . (bir iste ğin üstüne düşerek) (birini) rahat bırakmamak. keçi. ehli hayvan. köpek f. i. it. 1. belgesel. bak. dili yavru köpek. yurtiçi. i.. sayfa kö şelerini kıvırmak/buruşturmak. 2. birini süsleyip püslemek. yunusbalığı. oyuncak bebek. k. direngen. i. f. i. kukla. aile ile ilgili. 3. i. i. den. tamir/yap i. s. s. evcil. belge. 1. işler. kederli. bebek. f. ç. nüfuz bölgesi.. 1. bir yana kaç ıp -den kurtulmak. evcil hayvan. k ıran kırana rekabet. dili köpek. s.. f. yapmaya cesareti var m ı? k ıs. iki tekerlekli yük ta şıyıcısı. belgesel film. 3.. 1. i. kubbe. up dollar dolly dolphin dolt domain dome domed domestic domestic animal domestic animal domestic flight i. i. 2. does not. çoğ. tav birşyana kaçma. k. f. süslenip püslenmek. belgeleme. ac ılı. s. belgesel. dogmatik. doküman. inakç ılık. giyinip ku şanmak. s. i. s. s. sayfa kö şeleri kıvrık/buruşuk. 2. yurtiçi uçu ş. out dağı tmak. belgelemek. i. tekerlekli kriko. i. doktora. i. okyanusların ekvator dolaylarındaki durgun veya az ık ısımlar eş leksel durgunluk alanı. ho şaf gibi. durgunluk. bitkin. f. ahmak. mankafa. evcimen. kurnazl an v. budala. kaçamak atlatmak. i. dili havhav.o. --ging) 1. yunus. dokümanter. kesatlık. s. i. (kötütasmas bir şey) ı. evcil hayvan. 2. tic. 3. geyik. bilgi alanı.s. 3. 3. 2. inak. 2. öğreti. 4. doktrin. f. kubbeli. i. ilgi alanı: It´s not in my domain. dantel/işlemeli altlık. rüzgârl yard ımıı . i. s. dokümanter. i. aile içi. hayvanlar ın dişisi. İO yi iiş şiyapar. (--ged. dolar. birinin kendi ba şına yapabileceği/monte edebileceği (şey). i. dik kafalı. 2. inatç ı. tamir/yap ı işlerini kendi başına yapmak isteyenlere göre malzeme ve alet ılan dükkân. i. hizmetçi. işsizlik s. dogmatizm. belgesel. kurnazlıkla/hileyle ıkla/hileyle atlatma. 1. 1. inaksal.b. do fiilinin geniş zamandaki üçüncü şahıs tekil şekli: He does good work.doctorate doctrine document documental documentary documentary film documentation dodge doe does Does he dare do it? doesn`t dog dog dog collar dog-ear dog-eared dog-eat-dog dogged doggie doggy dogma dogmatic dogmatism dog-tired doily doings do-it-yourself do-it-yourself store do-it-yourselfer doldrums dole doleful doll doll o. i. i. bir yana kaçmak. köpek. dokümanter film.peşini bırakmamak. i. up doll s. hüzünlü. i. iç. s. k.

. 1. eşek. i. verici. iç ticaret. bağış. i. Orada ya ğmurun altında durma! Zahmet etmeyin. do. s. despotça hükmetmek. bitmiş. hâkimiyet. ba şat. Don´t mention it. mesken. 2. hibe. ev ev dola şarak satış yapan satıcı. f. iyi pişmiş (et). i. bak. i. f. şı. otoriter. dominant. 2. biyol. kapı. 1. dor´m ın) i. kapı tokmağı. konut. 1. hükmeden. k ıs. i. iyi pişmiş. egemen olmak. i./Zahmete girmeyin. hükmetme. Zahmet etmeyin! Bahşiş atın dişine bakılmaz. Dominik Cumhuriyeti vatanda i. (talihin belirlediği) kötü son. do not. hâkim. f. ba şatlık. 1. 1. f.men (dor´men. i. s. (bir yere) hâkim olmak. egemenlik. Bir şey değil. hibe etmek. bak./Şansını zorlama. i./Estağfurullah. f. 2. Don´t stand out there in the wet! Don´t trouble yourself. 1. k. 2. i. kapıcı. i. k ıyamet günü. tıb. Dominik Cumhuriyeti´ne özgü. i. kapıdan kapıya servis. korkunç son. tam karar ında pişmiş. i. hâkim durumda olmak. 2. 1. hâkimiyet. tepeden bakmak. door. evcille ştirmek. bitkin. 2. bağışlamak. kapı zili. Don´t push your luck. eşik. i. domino oyunu. Şansına fazla güvenme. iç politika. çoğ. yerli sanayi. dili çok yorgun. Dominikli. Dominik. 1. i. Dominikli. k ıvamında pişmiş. 2. 2. üstünlük. s. i. Don´t move a muscle! Don´t overestimate his abilities. hükmetmek.. egemen. . bağışçı. paspas. Don´t you have any manners? donate donation done done in done through done to a turn done to a turn Done! donkey donor doom doomsday door door salesman door service doorbell doorkeeper doorknob doorman doormat doorstep iç hatlar. tamamlanm ış.domestic flights domestic industries domestic market domestic politics domestic trade domesticate domicile dominance dominant dominate domination domineer domineering Dominican dominion dominoes don`t Don´t bother! Don´t look a gift horse in the mouth. biyol. hâkim olmak. iç pazar. bağışlama. hâkimiyet. doorman. Tamam!/Oldu!/Kabul! i. egemenlik. dominyon. ikametgâh. Sende hiç terbiye yok mu? f. Kıpırdama!/Kımıldama! Yeteneklerini abartma. s.

çift camlı. nokta. uyu şturucu etkisinde. 2. . 1. iki kat çarpmak. uyuşturucu madde. benzer. i.. i. çifte standart. ikiyüzlü. i. kruvaze f. i. 1. -e çok dü şkün olmak. 1. i. benmari. argo sözünden dönerek aldatmak. 1. (insanda) gerdan: She´s developing a double chin. i. giriş. i. 1. payla s. kapı aralığı.. 2. i. fare dü ğmesine iki kez basmak. çifte kontrol yapmak. geri dönmek. f. 2. (otelde) çift yataklı oda. iğneli kompliman. 1. ev ev dola şarak yapılan. 2. 2. 2. s. 3. argo bilgi. s. ko ğuş. 4. dili en ufak ayr ıntıların üzerinde titizlikle durmak. muh. 2. i.doorstop door-to-door doorway dope dopey dorm dormant dormer dormer window dormitory dosage dose dossier dot dot the i´s and cross the t´s dotage dotard dote dotted line double double double back double bed double boiler double boiler double chin double density double entry double feature double for double header double jeopardy double pneumonia double room double standard double up double-breasted double-check double-click double-cross double-dealer double-decker double-density double-edged double-edged compliment double-faced double-glazed i. 2. evrak dosyas ı.. i. hem lehte hem aleyhte olan. 2. makine ya ğı. i. iki kat. k. dozaj. öğrenci yurdu. aynı yoldan iki kişilik karyola/yatak. ahmak. 2. benek. 1. s. 2. ikiye katlamak. dili yatakhane. iki yüzlü. eğilmek. 3. i. uyu şuk. iki ile f. doland ırıcı. iki katlı tencere. 1. ranza. with ile aynı odayı şmak. 2. -in dublörlü ğünü yapmak. bunamak. çifte söz. çifte yo ğunluklu. 1. s. tekrar kontrol etmek. bilg. Gerdan ı çıkmaya şlad ı. çift. double entendre iki tarafa çekilebilecek söz. iki tarafl ı (kumaş). f. iki misli olmak. narkotik. i. bunak. s. 1. argo kazık atma. e ş. argo s. Ay şe ına çıkarmak. --ting) noktalamak. ayn ı suç için ikinci defa yargılanma. kapı tamponu. iki katlı otobüs. cansız. lastikli söz.. nokta. bilg. ikiz: Ayşe so resembles her annesine o kadar benziyor ki mother that she could beiki her double. sahtekâr. (--ted. yo ğunluk. f. 1. bir belgenin imza yeri. aynı. budala. iki taraf ı keskin. 1. çift kay iki film birden. on/upon -in üstüne titremek. ıt sistemi. iki büklüm olmak. çatı penceresi. spor üst üste yap ılan iki karşılaşma. yatakhane. argo budala. s. k. kapıdan kapıya. iki büklüm etmek. i.(ceket). f. iki misli. uykuda. iki taraflı zatürree. i.. benmari. ikircil ba bilg. bunaklık. puan. kaz ık atmak. doz.. misli yapmak. huk.

aşağıya. aç ık. gerçekle ştirilebilir. alaşağı etmek. i. üzgün. pey akçesi. bak. yıkılış.. barış ısı. hızlı yürümek. f. hamur. s. 1. i. kuşku duymak. yağda kızarmış şekerli çörek. alt kata. . f. hayal k ırıklığına uğramış. 3. pol. i. kuşkulu. haşin. pejmürde. aşağı indirmek. şüpheli durum.o. 1. bitkin. 2. z. 1. 2. asık yüzlü. ezilmiş.double-glazed window double-quick doubles double-space doubt doubt s. tamamen. the mountain da ğıu ram ış bezgin. bilg. 1. 1. şüpheli. downtrodden. cesareti k ırılmış. ayaklar alt ında çiğnenmiş. meyilli. aksi. şırınga etmek. z. talihsiz. uyand şkusuz. 1. k. sağanak. hızlı yürüyüş. mang ır. aşağıya. çarşıya. ince ku ş tüyü. muhakkak. i. uygulanabilir. z. z. i. 3. derecesini indirmek. 1. yokuş aşağı. alt kat.. 1. haksızlığa uğramış. z. (yağmur) boşanma. ak ınt s. s. 1. alt1. şüphesiz.. 1. sözünü esirgemeyen. i. kesinlikle. 2. çökme. tam. katta. çeyiz. h ızlı. Son ana kadar ıştılar. aç ıksözlü. morali bozuk. bahts ız. (daktiloda/bilgisayarda) çift aral ıkla yazmak. olan. 2. drahoma. kata... rüzgârla birlikte. şehrin merkezinde olan. şüphe. hamur gibi. ters. z. z. i. ku i. s. s.´s word doubtful doubtless douche dough doughnut doughy dour dove dove dowel down down down and out down at the heel down at the heels down in the mouth down in the mouth/dumps down on his luck down on one´s luck down payment down to the wire Down with . gerçekçi. 2. z. i. yanl f. şbirinin üphelenmek. aşağı katta. çok çabuk. downward. 2. 2. aş ıa a şdaki. indirmek. üzgün. s. . f. aşağıda. beyaz güvercin. inişli.. bak. dili üzüntülü. aşağıya yönelmiş. aşağı doğru. 2. 1. s. yonda. kuşkulanmak. tıb. rüzgâr yönüne. f. barışçı. ağı. çöküş. kuşku. şüphe etmek: I doubt his integrity. i. 2. edat -in aşağısında: down nğa şağı s. aşağıya. düpedüz: a downright insult düpedüz bir hakaret. büsbütün: He´s dürüst. talihsiz. ilk ödeme. düşüş. ak a ş ağı . 2. dediklerinden s. k.. i. hırpani. argo para. tenis çiftler. sava ş aleyhtarı. herhalde.. kumru. şehrin merkezi. geçme. f. Dürüstlüğünden kuşku şüphe etmek. karanl ık. s. kuşkulandıran. 2. 1. alt katta z. i. (İnternet üzerinden bilgisayara program) yüklemek. i. s. hayatta yenilgiye perişan kılıklı. kuşku ıran. a ğaç çivi. güneye doğru. dili son ana kadar: They worked right down to the wire. çarşı tarafında. f. z. 1. kaparo.! çal Kahrolsun s. morali bozuk. alçaltmak. çarşı.ına doğru. 2. şırınga.. 1. bak. kuşkulu. aşağı3. perişan bir durumda.! downcast downfall downgrade downhearted downhill download download downpour downright downstairs downstream down-to-earth downtown downtrod downtrodden downward downwards downwind dowry çift camlı pencere. aşağıda. ış aş a ğı kat. s. karamsar. aşağı. ğı i. belirsiz. f. kuşku duyan. s.. f. dive.

çoğ. çekmek: drew the tray of food closer to beraberlik. drape. ilgi şey/olay/kimse. suyunu tma. perde. sürümek. dramatize etmek. --best) 1. düzine. drenaj yapmak. s. tasarlamak. (sabit) damlal İng. i. k. geride kalmak. sürünmek. soğuk hava akımı olan. k. drenaj. 2. fıçıdan çekilen (bira). f.. çizim tahtas ı. 3.. (--ged. kasvetli. çekme. suyunu çekmek. İng. tasar i. s. dili hiçbir cevap ba ıkarmak. müsveddesini haz i. (--ber. 3. cereyanlı. dramatik. 2.. bak. sert. i. 2. çekim. draft 3. k. ejder. ödeme emri. oyun.. dili sonuç alamamak. s. bak. lağım i. 6.duygular dramatik sanat şku veren. süzülmek. 3. ılayan. 2. hafif uyku. ayaklar ı geri geri gitmek. sürüklemek. 1. ak ıtmak. i. 2. (su) çekmek. şekerleme. 1. dram. 4. cereyan. sürükleme. dö ı k. i. kendini çekmek. çekme. boşaltma. f. şekerleme yapmak. sürüklemek. gen. --n) 1. bitirmek. şiddetli. 2. drama. draft 1. 1. s. Drive. dili işi ağırdan almak. 1. He çekicilik. s ıkıcı. (sabit) damlalık. 1. i. k ıs. (topra sürmek. ğı) taramak. süzmek. İng. i. şarısı zl ığa uğramak. erkek ördek. zorlayıcı. his plate. kurutmak. uyuklamak. buldozer. i. kanalizasyon. 1. ak ı3. çoğ. geri çekilmek. 2. berabere biten oyun. . güz. 3. f. 2. taslak. istemeyerek gitmek veya kabul etmek. çekilmek. kamç z. i. poliçe. f. draughts.men (dräfts´mîn) i. dramatikco olaylar dizisi. 1. i. 2. yavaş yavaş öne geçmek. 2. kestirmek. 1. (drew. s. i. ejderha. drink. akaçlama. ş emi.ırlamak. çekmek. drama. tiyatro edebiyat ı. 3. f. kalın perde. bula şı k damlal ığı . zorunlu askerlik. 1. 1. akmak. akaçlamak. ı çizmek. s. tüketmek. 2. başarısız olmak. f. ölü (renk). çekiş. dramatik f. akaç. tasla ğın ım. oyunla ştırmak. tiyatro ile ilgili. f. çekme. ğı na do ğ ru çekti. Yemek tepsisini taba -e nişan almak. uyuklamak. i.. bak. bak.. resim. tiyatro ı. İng. piyes. dram. piyes yazarı.. kura. örtü.. (piyangoda) bo ş çıkmak. uzatmak.. 1. yusufçuk. dramatize. dramatik durum. f.bir biçimde. oluk. f. -i kar şılaştırmak. büyük k ızböceği. 4. 5. çoğ. draft 2. (silah) çekme. çek. 3. soba borusunun çekmesi. 3. oyun yazar ı. 2. uyuklama. 4. dramatik. bulaşık damlalığı. atık su borusu. 3. drafts. i. kestirme.teknik müsvedde. eli boş dönmek. kumaşla örtmek. i. --ging) 1. sürüklenmek. i. dramlaştırmak. teknik ressam. hava ak ımı. uykuya dalmak. dram. i. Doctor.doze doze off dozen dozer Dr drab draft draft draft drafting drafting board draftsman drafty drag drag on drag one´s feet drag one´s heels drag out dragon dragonfly drain drainage drainboard draining board drainpipe drake drama dramatic dramatically dramatise dramatist dramatize drank drape drapery drastic draught draughtsman draw draw draw a bead on draw a blank draw a conclusion draw a parallel between draw ahead draw away draw back i. dramatik hale sokmak. dramatize etmek. çizim. uzayıp gitmek. sonuç ç -i benzetmek. dili dozer. draftsman. suna.men (dräfts´mîn) i. geri çekmek.. 2. f. çeken f.. askere almak. çarp ıcı biçimde. (piyangoda) çekiliş. çekmek. 1. k. yudum. ı özellik. i. hava almak. i. san.

bak. 3. robdö şambr. i. dili berbat. ask. konu şturmak. (saça) şekil vermek. f. ha şpansuman tiy. i. yaklaşmak. (deniz. spor dripling yapmak. bir hizaya getirmek. 1..b. dezavantaj. karakalem resim. kadın terzisi. f. f. korku ve endi şe duymak. kostümlü prova. 2. lamak. (topu) sürmek. rüya gibi.´nin) dibini taramak. çok korkmak. kura çekmek. resim. hesap v. 2. 1./s. dehşet. i. tarak. Kö şkün önüne bir limuzin mahzur. yazmak. raptiye. dü şçü. 2. kasvetli. hayalperest. 1. yaklaşmak. hayalci. i. 5. (k ızarmış hindi ile yenilen) ekmek kırıntılarıyla ılan baharatl ı bir yemek. sak ınca.b. 1. k. göl. 1. bak. (bir fon. rüya. düş. piyango. söyletmek. sırılsıklam etmek. damla damla ak ıtmak. 2. k. k. 1.. deh şetli. 2. İng.´ni) haz ırlamak.t.o. hayal. i. i. damlatmak. sızıntı. bak. i. 2. eskiz.´nden) para çekmek. birini/bir şeyi rüyasında görmek. büyük korku. -i reddetmek. f. hayal kurmak. s. i. giydirmek. tortu. 1. (--ed/--t) 1. göz. 3. s ıkıcı. 2. 6. f. uzatmak. f.. sabahl ık. faiz getirmek. süprüntü. t ırmık. i. ırmak v. dili hayalinde yaratmak. yap İng. dream. (salata için) sos. -i rüyas ında görmek. don. i. i. draw. çok kötü. çekmece.draw blood draw close draw interest draw lots draw near draw on draw out draw the line draw the line at draw up drawback drawbridge drawer drawers drawing drawing board drawing compass drawing pin drawn drawstring dread dreadful dream dream dream about s. f. mak. hayal gibi. -i yapmamak. 4. çöp. 2. i. giyinip süslenmek.b. tuvalet masas ı. tarak dubası. draw. s. kaldırma köprü.. rüya görmek. 3. pansuman. resim pergeli. telve. yaklaşıp durmak: A limousine up in front of the mansion. 3. korkunç. k. . hulya. şifoniyer. çizim. 2. senet v.drew i. külot. (kontrat. terzilik. i. f. düzenlemek. açmak. 1. tarama aygıtı. 2. giyinmek. (yaraya) yapmak. i. s. f. dili azarlamak. dream that dream up dreamer dreamlike dreamt dreary dredge dregs drench dress dress down dress rehearsal dress up dressed up fit to kill dresser dressing dressing gown dressing table dressmaker dressmaking drew dribble kan ak ıtmak. salyas ı akmak. 1. ufak akıntı. çizim tahtas ı. dili iki dirhem bir çekirdek. (at) bir s ınır koymak. süslemek. uçkur. (liman ı) tarakla temizlemek. çekili ş. i.

evin garaj ını sokağa bağlayan yol. kovmak. suyu ıs ştan ak yap ılm ış (giysi). f. Araba kullanmas pazarl ık sonucu birçok ey elde etmek. suların sürüklediği ağaç dalları. birini iflas ettirmek. birini iflas ın eşiğine against the wall getirmek. kullanmak: He doesn´t know how to ınışbilmiyor. . 2. saçmalamak. 1. kurutucu madde. kıstırmak. birini ç ıldırtmak. 1. sürücü. i.o.. (matkapla) delmek. 2. drive s. demek istenilen sürüklenme. ask. sırılsıklam. ğmur suyunu akıtan çıkistemeyen ıntı/yiv. bak. sürüklenme. damlama. 3. 1. -i kastetmek. 2. içki içmek. 3. birini çılgına çevirmek. sürü ş. 2. 3. püskürtmek. ütü istemeyen f. drive s. demek istemek. i. arabayla geri dönmek. geri dönmek zorunda b ırakmak. (içkiyi) sek içmek. arabayla uzakla şmak/ayrılmak. kuma ıp donmu ş yağ damlası. dry. ıştin ırma yaptbir ırmak. bak. i. birini çok kızdırmak. canlı. içki. 5. wild drive-in drive-in window drivel driven driver driver´s license driveway driving driving rain i. f. 1. f. enerjik. (araba) sürmek. drive. 3. damlamak. s. i. al3. sürücü belgesi. birini deliye çevirmek. damla. i.o. kurutucu. büyük zevkle şerefine içmek. yapmak. kuru. f. amaçsızca ın yığtedricen dığı) kar ayr birikintisi. kurutulmu ş.o.o. talim drunk) yaptırmak. ı düşmek. bak.uzakla (rüzgâr şmak. 1. 2. 1. 2. köşeye sıkıştırmak. under the table drink s. --n) 1. sürüklenmek. arabalar arabalar ında hizmet veren banka gişesi. 2.. i. şiddetli yağmur. 2. eriyerek sırsıklam. arabayla geçmek. s. dryer. yöneli ş. müşterilerine arabalarında servis yapan lokanta. saçma sapan f. alıştırma ask. içecek. (su) s ızmak. (drank. ape drive s. dili sarho ş olmadan içki içebilme konusunda birini gölgede bırakmak. birini zsokmak. kadeh. çok az miktar. k. i. --ing/--ling) 1. anlam. 3. araba ile gitmek: I drive to and drive a car.o. arabayla önünden geçmek. seyircilerin ı içinde oturarak film seyrettikleri açık hava sineması. 2. to the wall/drive s. 2. talim 2. kovmak. ehliyet. i.. kam ış.o. damlal ıkya ılmadan kurumak. --ping) damlatmak. dili birini ç ıldırtmak. içki içme. içme suyu. salyas ı akmak. . up k. müşterilerine f. straight drink to excess drinking drinking cup drinking straw drinking water drip drip-dry dripping dripping wet drive drive a hard bargain drive a hard bargain drive at drive away/off drive back drive by drive into a corner drive mad drive out drive s..o. s. i. k. defetmek. i. to distraction drive s. sert. kayma. 2. 4. matkap. şoför. s.dribble down driblet dried drier drift drift apart driftwood drill drink drink a toast to drink like a fish drink s. up the wall 1. şiddetli.deliye birini çok zor bir duruma kö şeye sıkıştırmak. dili birini delirtmek. 1. k. bananas (damlalar) akmak. 1. sürme. 1. 2.o. i. (--ed/--led. i. defetmek. ütü (kumaş). süzülmek. (birinin) s ıhhatine/şerefine fazla içki içmek. 1. içkiyi fazla kaç ırmak. birini deli etmek. 2. 1. al ıştırma. 2. dili 1. 1. sıkı bir sıkı bir pazarlık yaparak fiyatı çok indirmek. sürükleniş. uyumcu. drive s. bilg. to -in içmek. k. dili birini döndürmek.söz. (--ped/--t. çıldırtmak.t. (drove. dinamik. ıvanadanbirini çıkarmak. içmek. 2. birini iflasa sürüklemek. yönelim. k. delgi. f. i. 1. bir seyretmek/dinlemek. 4. talim.

i. monoton ses. s. ahçı. imada bulunmak. (suda) bo ğulmak. 1. iki satır yazıvermek. kuru temizleme. 1. kuraklık. dümbelek. boğmak. 1. i. i. kurak. inmek. --ging) 1. 1. davul tokma ğı. geri kalmak. okula devam etmemek. fışkın. çam devirmek. dü şmek. ğe) uyuşturucu ilaç katmak. 2. s. 1. e ğilmek. çıkmak. 1. 2. sarho ş. sürü. pusula göndermek. -i ziyaret etmek. ekti. baget. f. damla: a drop of water su damlas ı. sarkıtmak. (--med. i. f. dokundurmak. okulu b ırakan öğrenci. sütü kesilmiş (inek). ağır ve sıkıcı bir işte çalışan kimse. homurdanmak. 2. azalmak. hayvan f. i. --ming) davul çalmak. f.. bir damla su. anat. ilaç. uykulu. ağır ve sıkıcı iş. bak. drive. ayyaş. -e uğramak. suyu ş. davul sesi. 1. angarya. . sert. 2. i. hap. içkili. bak. i. 2. parazit. süprüntü. 2. i. dışık. 7. kuru pil. susuzluk.. kör (kuyu). eğmek. 3. iniş: a drop in prices gaf yapmak. 5. (kümes nda) bacak. azalma. ğ hapç ı. uyuklamak. 2. kuru. çekilmi kuru pil. Would you like a drop of brandy? Bir konyak ister misiniz? 2. 1. 2.drizzle drone drool droop drop drop a brick drop a hint drop a line/note drop asleep drop behind drop down drop in at drop in on drop off drop out drop-off dropout dross drought drove drove drown drown out drowse drowsiness drowsy drudge drudgery drug drug addict drug habit druggist drugstore drum drumbeat drummer drumstick drunk drunk with success drunkard drunken drunkenness dry dry cell dry cell dry cleaner dry cleaning f. uyu şukluk. erkek ar ı. 4. uyuyakalmak. f. trampet değneği. vızıltı. davul sesi. trampet. uyu şturucu madde. kuru temizleyici. i. içkili. kulakdavulu. i. serpiştirmek. k. 1.. 2. 3. 3. davul. kurumuş. ıdrink. düşmek. eczac ı. 2. 1. çiseleme.ız aığ f. 6. f. ecza. başarı sevinciyle kendinden geçmiş. dik iniş.ğı (yiyece e/içece uyu turucu ba mlısı. sarhoşluk. (--ged. i. uykulu olma. f. i. pineklemek. ilaçla şş turmak. i. içkici. i. i. susam ış. değersiz şeyler. i. davulcu. ya ğmursuz. dili pot k ırmak. s. f. sarhoş. susuz. (üyelikten) ayr ılmak. 1. i. artık. dü şme. çisenti. ağır ve sıkıcı bir iş yapmak. varil. f. i. 1. 2. ldamak. süt vermeyen. (bir sesi) (daha yüksek bir sesle) bast ırmak. i. (yağmur) çiselemek. trampetçi. 2. i. uyku veren. maden posas ı. v zı sulanmak. uyu uyuşturucu bağımlılığı. i. (bitki/çiçek) boynunu bükmek. 2. dü şüş. eczane. 4. cüruf. sarkmak. 2. kulakzar ı. 1. asalak. s. 1. bükülmek.

f. toz hardal. 1. makinesi. 4. mankafa. 2. kopya. 1. dişi ördek. çoğ. dig. düet. düello. s. i. kurutmak. f. (du´plıkît) 1. hakkıyla. aidat.B. Bu mesele i. çöp yığını. kafasız. sessiz. hayvan tersi. clothes dryer şı rrkurutma çama şı askısı. kumul. 4. toptan ucuza satmak. bo çöplük. i. kasvetli. damping. taklit. gereken: This matter is at last being given due attention.. sersemlemek. i. 2. i. manifatura. manken. taklit. A. 2. safdil. dumbfound. ba şarısız kimse. i. 1. 2. suya ırmak.dry cough dry dock dry goods dry mustard dry quart dry up dryer drying rack dual dual-purpose dub dubious duchess duck duckling duct dud duds due duel dues duet dug duke dull duly dumb dumbfound dumfound dummy dump dump truck dumping dumps dun dunce dune dung dungarees dungeon dunk duo duodenum dupe duplex duplicate duplicity kuru öksürük. --ning) alaca ğını istemek.101 litre. tic.. hayretler içinde b ırakmak. 2. ikiyüzlülük. 3. s. s. f. kalın kafalı.f. blucin pantolon. suya dalmak. bak. meme. 2.. enayi. k. 1. mus. anlayışsız. çoğ. i. kurutma makinesi: hair dryer saç kurutucusu. k. şaşırtmak.. 3. f. maket. ördek yavrusu. i. kararsız. (--ned. i. ördek. i. i. matb. ğ duygusuz. . doland ırmak.b. çifte. kuşkulu. i. dubleks. duo. filmi çekimden sonra seslendirmek. çift. onikiparmak ba ğırsağı. gerekti gibi. i. ikili. (başını/vücudunu) suya sokup çıkarmak. borçluyu sıkıştırmak. kopyasını yapmak. f. şaltmak. i. çift yönlü. tükenmek. kot pantolon. 2. tam zamanında. budala. eş.D. sahte. 2. i. ıcı. i. k. banmak. i. 2. f. çoğ. 1. i. 2. 3. --bing) dublaj yapmak. tüketmek. terz. i. sönük (renk).düzenbazl suretini ç ııkarmak. blucin.. çift. çift. 5. kot.kamyon. gabi. emzik. 1. çift amaçlı. çama s.. 1.). f. aptal. ahmak. tic. f. güvenilmez. 3. düello etmek. dald i. (akla/kanunlara/toplumca makbul say ılana) uygun olan. başını çabucak eğip kaldırmak. den.. dili giysiler. 1.. kör. ikili. sahte şey. kurumak. atmak. budala. 1. hardal tozu. damping yapmak.. mensucat. z. 2. İng. batırmak. dili tutulmu ş. belirsiz. 5. yapay. aldatmak. kesmez (bıçak. anat. f. uygun olarak. 4. blucin tulum. kuru havuz. tüp. kanal. şüpheli. dük. kurutucu.. hak ettiği. f. zindan. gere s. hile. 1. ğ siık ince. dili sersem. i. i. i. 1. s. f.. düo. çoğ. (du´plıkeyt) 1. ödenti. düo. kopya etmek. gübrelemek. gübre. makas v. palaz. patlamayan mermi/bomba. s. 2. damperli i. fiyasko. (--bed. i. düşes. f. donuk. dilsiz. 2. s. bak. s. 1. 1.

f. cücele ştirmek. Dutch. E. die. i. ödev. s. f. hareketli. dinamo. i. ikamet etmek. s. istekli. eskimez. i. süre. Her şey tozlandı. sağlam. Eastern. 2. boya. dayan ıklı.. dispepsi. şevk. konut. 1. Hollandalı kadın. hevesli. bodur. dayan ıklılık. faraş. dili masraf ın Alman usulü bölüşüldüğü eğlenti. k ıs. ceket. arzu. zam. ikametgâh. dike. boya maddesi. 2. gittikçe ufalmak. Hollandal ı. i. s. can atan. devam. mekanik gücü olan. 2. ev. i. sürekli. sayg ılı. 1. e ea each each one each other eager eager beaver eagerness i. f. hazımsızlık. toprak. Hollandalı. görev. yava ş yavaş azalmak. i.. devimsel. zorlama. oturmak.. each. ödevcil. oldukça karanlık. tozlu. tanesi. f. 1. akşam karanlığı. i. i.. bak. i. 1. cüce. 2. alacakaranlık. zarfında. her. 3. 2. 2. Hollandaca. cüce. i. -de oturmak. her bir. istek. gümrük resmi. 2. gümrük vergisi. birbirini. s. s. z. dinamik. 1. her biri. dizanteri. toz. English. her biri. devam. 1. giderek küçülmek. East. canl ı. f. esnas ında. renk. süresince. i. Hollanda´ya özgü. Hollanda. f. dinamitlemek. toz serpmek: dust a cake with sugar keke şeker serpmek. 2. vazife. oturan. dustcloth dustheap dustpan dusty Dutch Dutch treat Dutchman Dutchwoman dutiful duty duty to/towards duty-free dwarf dwell dwell in dweller dwelling dwindle dye dyestuff dying dyke dynamic dynamite dynamo dynasty dysentery dyspepsia E E. 2. çoğ. canlılık. önemini kaybetmek. dinamik. tozunu almak.en (d^ç´wîmîn) i. dinamit. i. edat boyunca. dinamitle havaya uçurmak. k ıs. 1. koyu esmer. hanedan. 2. tıb. -de ikamet etmek. 1. tıb. Dutch. 1. şömiz.wom. İngiliz alfabesinin beşinci harfi. i. -de. süreklilik. 2. Hollandalı erkek. bak. gümrüksüz. argo görevine fazlas ıyla bağlı kimse. sakin. k. s. 1. 2. i. s.. 1. mesken. toz gibi. Hollandaca. i.durability durable duration duress during dusk dusky dust dust cover/jacket Dust has settled on everything. two million liras each tanesi iki milyon lira. toz/süprüntü yığını. i. çoğ. -e karşı sorumluluk. f. boyamak. (dwelt/--ed) 1. süreklilik. on (bir konu) üzerinde durmak. i. toz bezi. 3. devamlı. i. 2. . s. s. 1. küçük göstermek. Hollandalı. i. boyanmak. 2. i. i. s. bask ı. 1. f ırçalamak: She is dusting the furniture. kanlı basur. i.men (d^ç´mîn) i.

kulak. doğudan. kolayla gevşetmek. doğuya doğru.. s. 1. hayvanlar ın kulaklarına takılan marka. doğuya ait. maa ş. 1. toprak. kâr. (bir şeyin) esas niteliği. z. zelzele. dili 1. s. s. zamans ız. karaku ş. kulak kiri. a ğırbaşlı. doğuya doğru. azar. 3.. deprem. s ıkıntıdan kurtarmak. doğu. başak. kulakdavulu. k. doğu yönünde. i. z. pey akçesi.. i. şövale. doğuya doğru. yumuşak davranış. 2. dünya. kont. i. doğuya doğru. s. topraksı. 2. topraktan yap ılmış. topraktan yap ılmış. i. yer solucan ı. sağır edici (ses). yavaş yavaş hareket ettirmek. kaba. 2. doğudan esen (rüzgâr). z. i. s. kazanmak. beklenmedik bir sürü laf. ilk. Paskalya. i. kolaylıkla. z. doğuya. 2. i. inançları kökünden sarsan. z. doğudan. erken kalkan kimse. keskin gözlü. sıkıntısızlık. doğu. teminat akçesi. erken uyar ı sistemi. kolaylık. s. i. i. dünyaya ait. s. kolayca. s. yersars ıntısı. topra ğa benzer. 1. Paskalya yortusu. i. vakitsiz. f. doğusal. dünyevi. gündoğusuna bakan. doğuya yönelen. toprak. i. rahat. belirli bir maksat için ı ay rmak. 1. bir yana koymak. eski. i. 4. rahat ettirmek. ırmak. s. s. Paskalya yumurtas ı. i. 5. çanak çömlek. dikkatle yerleştirmek. s. 2. . 3. k. 1. toprak.eagle eagle-eyed ear ear eardrum earful earl earlobe early early riser early warning system earmark earn earn one´s keep earnest earnest earnest money earnings earphone earring earshot earsplitting earth earthen earthenware earthly earthquake earthshaking earthworm earthy earwax ease ease ease off/up easel easily easiness east Easter Easter egg easterly eastern eastward eastwardly eastwards easy easy i. 1. küpe. dili kolayca. kazanç. (ağrıyı) yatıştırmak. 2. incelikten yoksun. İng. 2. 2. z ılgıt. 2. kartal. i. i. 1. i. doğu yönünde. ressam sehpas ı. erken. 1. doğu. elek. kazand (biri/bir hayvan) yapt ığı hizmetle kendi masrafını çıkarmak/karşılamak. doğudan esen. kolaylık. işitme duyusu. i. doğuya yönelen. papara. s. doğuya bakan. ciddi. 2. z. gelir. fikirleri altüst eden. f. s. 2. 1. f. bir sürü dedikodu. i. vaktinden evvel. 2. 3. 1. s. toprak. 2. z. şark. yumuşaklık. i. rahat. kulakmemesi. headphone. doğuya doğru. rahatça. s. kulakzar ı.. 1.. kolay. 1. anat. z. i. i. rahat rahat. ştırmak. bak. i.

tutumluluk. tasarruf etmek. s. i. economize.. yemek yemek. i. ekoloji. abanoz. --en) 1. Ecuadorian. i. 1. tekrarlanmak. f. bak. kaynayan. i. iktisatç ı. saçak. the European Community. ğe ait. şevkli. 1. 2. bak. f. out of house and home eat up eaves eavesdrop ebb ebb tide ebony ebullient EC eccentric eccentricity ecclesiastic echelon echo éclair eclectic eclecticism eclipse ecological ecologist ecology econ economic economical economics economise economist economize economy ecosystem ecstasy ecstatic Ecuador Ecuadoran Ecuadorean Ecuadorian ecumenical eczema rahat koltuk. tuhafl eksantrik. burnu sürtülmek. s. kabahatini itiraf edip af dilemek. Ekvador. ekonomi bilimi. 1.o. ekosistem. i. hesaplı. egzama. s. ekonomik. ekonomi. kendinden geçmi ş. tuhaf. cezir. dini.. co şkun. k. çevrebilimsel. dili kendi kendini yemek. dili sözünü geri almak. tutulma. fels. Ekvadorlu. ekler (bir çe şit pasta). dili aşırı miktarda yiyerek birinin bütçesini altüst etmek. (çoğ. Ekvadorlu. eksantrik. 2. 2. rahip. (ate. f. s. k. seçmecili i. çok mutlu. tutumlu. garip. seçmeci. ışığını karartmak. gökb. i. esrik.. acayip. seçmeci. i. sevinç dolu. i. k. iktisat. i. yumu şak başlı. s. 2. s. 1. 1. 2. garip bir i.. ekonomist. co şu. Ekvador´a özgü. 2. economics. s. ask.. tükürdü doyurmak. içi içini yemek. tüm kiliselerin birle şmesini mayasıamaçlayan. s. f. ekolojik. economic. iktisat. ş 1. çevrebilimci. i. yemek. ekonomiyle ilgili. tüm kiliselerin kabul etti ği. tekrarlamak.. 1. ekonomik. papaz. karnınığ k. i. eksantriklik. 1. i. s. seçmecilik. 2. l.. i. tasarruf. s. kendinden geçme.. iktisat yapmak. --es) yankı. esrime. ünü yalamak. 2.. bak. i.. f. i. Ekvador. s. tıb. ki ık. i. 2. k ıs. i. iktisadi. i. ekonomi. economy. 1.easy chair easy mark easy money easygoing eat eat humble pie eat one´s fill eat one´s heart out eat one´s words eat s. i. kolay kazan ılmış para. k ıs. İng. kibri k ırılmak. taşan (sıvı). içi kaynayan. uysal. . d ışmerkezli. kiliseye veya kilise örgütüne ait. yankılanmak. çeşitli sistem ve kaynaklardan derlenmiş. 2. ekolojist. i. s.. i. kademe. çok üzülmek. inik deniz. s. f. kiliselerin tümünü temsil eden. (birini) gölgede bırakmak. çevrebilim. i. dışmerkezlilik. aksetmek. (birinden) üstün çıkmak. eksantriklik. yiyip bitirmek. Ecuadorian. fels. i.. 2. f. ekonomi yapmak. (on) -e kulak misafiri olmak. eksantrik. 1. fels. deniz sular ının çekilmesi. vecit. (deniz) çekilmek. s. dili kolayca aldat ılabilen kimse.

yok etmek.şyandan. etki. ahlakça yükseltmek. s. ödem. editörlük. tic. i. s. hızlı ve verimli çalışma. 1. s. çevri. 1. i. eğitmen. istenilen sonucu veren. okutmak. i. başarmak. eğitimci. 1. efemine. i. üstünlük. silmek. (çoğ. kolay. 2. edisyon. 2. i. f. 1. --s/eel) yılanbalığı. s. Hollanda peyniri. büyük yap ı. bitkin. i. 2. yarar. dışarı akma. fayda. (bir ğru) yavaş yava gitmek. f. 2. halsiz. f. yanlamas i. 1. yerine getirmek. 2. emir. redaksiyon yapmak. 3. efervesan. redaktörlük. başmakale. kenar. i. çaba. ahlakça yükselten. eğitimli. tesirli. efemine. girdap. s. i. mal. eğitici. dantel. s. i. editor. s. s. güçsüz. eğitim. i. i. k. i. 2. redaksiyon... hızlı ve verimli çalışan. efor. i. kenar suyu. atık madde. the European Economic Community. nakit. effect effective effects effectual effeminate effervesce effervescent effete efficacious efficacy efficiency efficient effigy effluence effluent effort effortless k ıs. kenar ına bordür yapmak. f. bak. i. edited. i. 2. dili avantaj. etkili. gayret. 1. eğitsel. köpürmek. f. atık su. i. bas ım. yürürlükte. anafor. f. etki. sinirlilik. eğitimsel. gidermek. etkili. randımanlı. yiyecek. kabarmak. s. 1. anaforlanmak. i. f. k ısır. i. i. dikkatleri üstüne çekmemeye çal ışmak. eşya.ed Edam Edam cheese eddy edema edge edgewise edginess edging edgy edible edict edifice edify edifying edit editing edition editor editorial editorship educate educated education educational educator EEC eel efface efface o. s. i..s. s. k ıs. 1. edition. . tarafa ına. redaktör. 2. tıb. yenebilir. eğitmek. i. çoğ. Edam. sonuç. z. tahsilli. i. zahmetsiz. etkili. edam. burgaçlanmak. kadınsı. ferman. atık su. bozmak. e ğrim. i. yan do yan. editör. s. sinirleri gergin. tesirli. sinirli. verimsiz. i. s. i. f. efektif. burgaç. akıntı. atık madde. gerçekle ştirmek. istenen sonucu veren. suta şı.

i. 1. müz. seksen rakam ı (80. egosantrizm. benlik. 2. on tahrik etmek. ego. akmak. ejektör. yumurta ak ı.. Her iki taraf ında bir kedi oturuyordu. sekseninci. f. meni gelmek.effrontery effusive eg egg egg egg white egg white eggbeater eggcup egghead eggplant eggshell ego egocentric egocentricity egoism egoist egotism egotist egregious Egypt Egyptian eh eiderdown eight eighteen eighteenth eighth eighth note eightieth eighty Eire either either this or that ejaculate ejaculation eject ejector eke eke out eke out a living El Salvador elaborate elaborate élan elapse elastic i. sekizde bir. dışarı atmak. f. k ıs.. seksende bir. i. 2. s. XVIII). k ışkırtmak. 2. sekizlik. yumurta kabu ğu.. 2. değil mi? 2. i. s. yumurtalık. taşkın. bencil. çıkarmak. bencillik. bo şalmak. şevk. yüzsüzlük. LXXX). beniçincilik. yumurta kabı. (bir şey yapmakla) (yetersiz bir şeyi) artırmak. lastik. exempli gratia (for example) mesela. entelektüel. küstahlık. 2. çok ayr ıntılı ve çok iş isteyen. her ya bu side ya o. eight-hour day günde sekiz saat çalışma sistemi. i. s. 1. Mısır´a özgü. elastik. M ısır. i. i. i. birdenbire yüksek bir sesle söylemek. fevkalade kötü. i. ünlem. i. (on) ayr ıntılarına girmek. lastikli. 2. i. i. i. bo şalma. meninin atılması. sekiz rakam ı (8. Mısırlı. . s. i. i. ben. s. karmaşık. s. s. onsekiz. El Salvador. i. s. dili 1. canlılık. eh? Şanslı bir herif. yumurta ak ı. i. seksen. egoist... yumurta. Mısır. fışkırtmak. . 1. On either of him sat a cat. k. patlıcan. i. i. M ısırlı. sekizlik nota. benlikçilik. onsekizinci. 2. f. egotizm. s. onsekiz rakam ı (18. esnek. defetmek. bencil. s. s.. i. ünlem. İrlanda Cumhuriyeti. i. ikisi de. yumurta ç ırpacağı. girişik. coşkun. argo entel. i. örneğin. elastiki. Ne?/Ha?: ´´Come here!´´ ´´Eh?´´ ´´I said ´Come here!´ ´´ ´´Buraya tüyü yorgan. 1. i. kuş s. sekiz. 1. sekizinci. onsekizde bir. f. İkisini de sevmiyor. f. i. egosantrik. i. i. 2. beniçinci. VIII). korkunç: an egregious mistake korkunç bir yanl ış. 1. 1. s. lastikli şerit. zam. egoizm. kovmak. 1. f ışkırtıcı. girift. 2. (zaman) geçmek. de ğil mi?: He´s a lucky guy. 1. f. k ıt kanaat geçinmek. mak. her iki: She doesn´t like either one.

f. i. elektrikli. 1. dili alın teri. elektrikle öldürmek. f. i. s. elektriklendirme. s. seçmen. s. seçim. i. ite kaka yol açmak. büyük. s. abla. elektrikli göz. 1.. 2. fiz. i. 1. oldukça ya şlı. elastisite. elektrik lambas ı. 2. i. elektrik cereyanı. tıb. elektrik saati. i. i. elektriklendirmek. 1. mürver a ğacı. i. i. elektrikli alet. elektrik kuvveti. mürver. yaşça büyük. seçimle elde edilen (bir makam). seçmenler. elektroliz. elektrik mühendisi. k ıvançlı. heyecan vermek. k ıvanç. i. elektrik mühendisliği. k. s. elektrot. vantilatör. s. çok ne şelendirmek. elektrik ak ımı. elektrolit. seçmeli ders. dirseklemek.elasticity elate elated elation elbow elbow grease elbowroom elder elder elder brother elder sister elder sister elderly elders eldest elect election electioneer elective elector electorate electric electric arc electric arc electric chair electric current electric eye electric fan electric guitar electric light electric meter electric motor electric power electric shaver electrical electrical appliance electrical engineer electrical engineering electrician electricity electrification electrify electrocardiogram electrocute electrode electrolysis electrolyte i. çok sevindirmek. elektriklemek. yaşlı/itibarlı kişi. 3. geni ş yer. sevinçli. elektrokardiyogram. 2. dirsek.. . f. elektrik ark ı. i. elektrikli sandalyede idam etmek. 2. 2. i. elektrikli tıraş makinesi. i. rahatça hareket edilebilecek yer. elektrikli ayg ıt. elektrikli. seçmek. elektrik motoru. elastiklik. dirsekle itmek/vurmak. elektrikçi. çoğ. elektrikle ilgili. esneklik. elektrik tesisatç ısı. f. (yaşça) en büyük. f. elektrifikasyon. emek. elektrogitar. elektrikli sandalye. elektrik. elektrikle ilgili. sevinç. seçim propagandas ı yapmak. abla. (yaşça) büyükler. 1. heyecanland ırmak. elektrik ark ı. elektrik yayı. i. f. i. s. iste ğe bağlı. ağabey. i. i.

3. doğadaki güçlere özgü. çoğ. başlayanlar için: elementary French course yeni başlayanlar için ızca kursu. 1. giderme. element. eleji.electromagnet electromagnetic electron electronic electronic music electronic music electronics electropositive electroshock elegance elegant elegy element elemental elementary elementary education elementary school elements elephant elevate elevation elevator elevator shaft eleven eleventh eleventh hour elf elicit eligibility eligible eliminate elimination elite elixir elk ellipse ellipsis elliptical elm elocution elongate elongation elope eloquence eloquent else elsewhere i. elektroşok. asansör bo şluğu. 1. i. yok etmek. i. Frans ilköğretim. evlenmek için evden kaçmak. i. 1. i. gruplar. uzatmak. 1. XI). s. çoğ. zarif. çoğ. s. karaağaç. s. elips. s. on birinci. 2. k. i. f. frenlenmemi ş. â şığıyla kaçmak. (for) -e uygun.. elektron. 1. 2. on birde bir. avrupamusu. z. etkili ve güzel konuşma tarzı. eleman. (bilgi) edinmek. 1. 1. i. elektronik. öğe. asansör. the doğa güçleri. i. eliptik. etkili ve güzel söz söyleme yetene ği. s. 2. başka: What else can he do? Başka ne yapabilir? Who else was there? şka kim ı? Where else can they be? Başka nerede Orada ba yere. -e yol açmak. uygunluk. zool. terfi. dilb. i. 2. i. i. i. 1. s. uzatma. 2.. iksir. elit. 2. silo. parça. ilköğretim okulu. 1. a ğıt. i. elektropozitif. elektronik müzik. başvard ka yerde. i. i. 2.. i. basit. i. yükselti. elektromanyetik.. s. cüce ve yaramaz cin. konu şma tarzı). doğal. f. on bir rakam ı (11. -e neden olmak. etkili ve güzel söz söyleyen. sağlamak. z. f. (bir yar ışçıyı) elemek. dizginsiz. ilkel. 3. 1. f. 1. öğe. (gerçe ği) ortaya çıkarmak. s. terfi ettirmek. kim. 2. elektronik. s. başka . yükseltme. 3. gidermek.ses (îlîp´siz) i. eksilti. seçkinler. son dakika. elit. 1. elektronik müzik. elektrom ıknatıs. 1. 2. i. on bir. 3. i. kald ırma. söz söyleme sanat ı. i. s. tıb. 3. yok etme. coğr. kolay. eksiltili anlatım. dili öldürmek. el. s. zarafet. kanadageyiği. 4. kald ırmak. temizlemek. i. 2. 3. s. 2. ilkel. temel ilkeler. seçkin. 2. 2. i. (yar ışçıyı) eleme.lip. unsur. yükseltmek. f. temel. etkili ve güzel (sözler. elves (elvz) i. fil.

kapsamak. (metne ait) düzeltme. i. from den kurtarmak. o ğulcuk. i. serbest b ırakmak. i. 1.elucidate elude elusive elves emaciated emanate emancipate emancipation emasculate embalm embankment embargo embark embark on/upon embarkation embarrass embarrassment embassy embattled embed embellish embellishment ember embezzle embezzlement embezzler embitter emblazon emblem embodiment embody embolden embolism emboss embrace embroider embroidery embroidery frame embroil embryo emcee emend emendation emerald emerge emergency emergency door/exit f. f. çıkmak. 1. bak. zümrüt yeşili. 3. (bir teklifi) i. serbest b ırakma. f. -e girişmek. zor. nak ış kasnak. süslemek. Zarafetin ta kendisi. f. 1. 1. i. i. 3. i. f. 2. (anlat ılan bir öykü veya kabul olayı)etmek. sunucu. . 2. elf.. -e başlamak. 1. s. i. yakalanmas i. 4. 2. (emanet para veya mülkü) zimmetine geçirmek. kuvvetten düşürmek. tıb. burmak. 2. f. kakmak. kor. -den akmak. utanma. gemiye binmek. f. (birini) (zor bir işe) sokmak. gemiye binme. amboli.. 1. elçilik. süslemek. f. f. toprak set. (izleyenleri. zümrüt ye şili. --es) ambargo. (bir şeyin) somut hali. 3. hayata küstürmek. sıskası çıkmış. 3. i. i. mumyalamak. (bir dine) girmek. acil durum. (birine) sar ılmak. amblem. süsleme. 1.. f. aklına ehrin ı aklıma gelmiyor.. -den yayılmak. simge. i. işleme. f. hadım etmek. bir halde) d ışa vurmak. bir tehlikeyi) atlatmak. 2. (birini) kucaklamak. kapsamak. dini) üzerine nak şeyler katarak süslemek. (bir program ın) sunuculuğunu yapmak. utandırmak. (bazı ımları çıkararak veya sansür ederek) (bir yazıyı) kuşa k ıs f. ad çabucak geçen. . i. i. tezyin etmek. f. meydana çıkmak. 2. acil ç ıkış kapısı. armalarla donatmak.-den ç ıkmak. tahnit etmek. 2. 2. 1. kucaklaşmak. zümrüt. 1. 1. i. özgürlüğüne kavuşturmak. mahcup etmek. çoğ. f. güç durumda. s. açıklamada bulunmak. kutlamak. eludes anlaşılmas zor. kendisi: She is the embodiment of elegance. (çoğ. azat etme. (bir metnin) yanlışlarını düzeltmek. zimmetine para geçiren kimse. kabartmak. s ıkışmış. izahat vermek. özgürlük. biyol. (bir kabul etmek. azat etmek. --ding) (in) (içine) iyice yerle ştirmek.ı Ş ı zor. f. i. kabartma desenle süslemek. mahcup olma. i. (--ded. sefaret. embriyon. ış işlemek. s. i. zimmete geçirme. utanç duyma. bir deri bir kemik ış. 2. kurtuluş. s. gelmemek: The name of tarifi the town me. 2. -den fışkırmak. from f. i. f. 2. 2. f. i. açıklamak. gömmek. i. karıştırmak. köz. (açlıktan/hastalıktan) çok zayıflamış. hat ırlayamamak. 1. f. kalm f. cesaret vermek. enemek. in (belirli/somut f. 1. süs. hayalinden bir f. yüreklendirmek.

yumuşatıcı. işçi. heyecanl ı. (hastanede) acil servis. göze çarpan. vurgulama. kazanç. istihdam etmek. iş bulma bürosu. imparatorluk. bo şalmak. 3. dökülmek. dili aç.. meydana çıkan. i. emisyon. maa ş. vurgulamak. önem. fışkırtmak.ses (em´fısiz) i. f. emeritus (emekli bir üniversite ö ğretim görevlisine verilen unvan). iş ve işçi bulma kurumu. göç etmek. frapan. 2. anfizem. boşaltmak. yüksek (yer). . yayma. i. yüksek yer. yüksek (mevki). giderken. s. heyecan. 2. s. i. tıb. i. 2. vurgulanarak söylenen. boşluk. kusturucu (ilaç). i. siyasi göçmen. ç ıkarma. i. bir hizmet veya i şte kullanmak. bak. s. 1. 1.. taklit etmeye çalışmak. f. 1. yükseklik. tan ınmış ve üstün. özel bir görevle gönderilen ki şi. duygulu. dökmek. boş. i. f. --ting) ç ıkarmak. (--ted. iş verme. i. i. 1. 2. patron. i. yumuşatıcı ve acıyı dindiren merhem. 2. f. 3. 2. k. vurgu. görevli.. yolda. i. em. emülsiyon. zımpara. göçmen. yetki vermek. i. yaymak. i. zımparalı tırnak törpüsü. s. s. çalışan. benzerini veya daha iyisini yapmaya çal ışmak. f. i. deneycilik. üzerinde durarak. i. f. 2. his. of -den yoksun. f. acil tedavi. f. çıkan. işveren. ısrarlı. s. imparatoriçe. eli boş. i. 1. kesin olarak. 1. ampirist. ampirizm. boş şey. çoğ. 1. deneyci.. göç. deneysel. duygu sezgisi. s. ampirik. duygu. i. 1. i. i. i. s.. i. i. boş. s. boş laf. İng. ruhb. bir ba şkasının duygularını anlayabilme. istihdam. duygusal. z. imparator. ücret. tepe.emergency landing emergency treatment emergency ward emergent emeritus emery emery board emetic emigrant emigrate emigration émigré eminence eminent emissary emission emit emollient emolument emotion emotional empathy emperor emphasis emphasise emphasize emphatic emphatically emphysema empire empirical empiricism empiricist employ employee employer employment employment agency empower empress emptiness empty empty words empty-handed emulate emulsion en route mecburi iniş. mal. s. i.pha. i. kullanmak. yüksek bir mevki. i. emphasize. ünlü (kişi). 2. 3.

bir foto i. hindiba. minelemek. gayret. . özendirmek. son vermek. 2. fevkalade. f. etraf ını çevirmek. amaç. f. yetki vermek. İng. 1. tehlikeye atmak. 2. 3. bak. k. tatlı. gaye. f. f. sonsuzluk. 2. ölüm. f.en route enable enact enamel enameled enamor enamour encase enchant enchanting enchilada encircle encl enclose enclosure enclosures encompass encore encounter encourage encouragement encouraging encroach encroachment encrust encumber encumbrance encyclopaedia encyclopedia encyclopedic end end table endanger endear endear o. 2. özendirme. k. (di şlere ait) mine. kapsamak. i. çit v. i. in (bir yer veya halka) özgü: That disease is endemic in India. sağlamak. ku şatmak. 1. 1. 2. 2. 1. cesaret verici. 2. nihayet. f. f. huk. i. s. bak. 1. f.. imkân vermek. onaylamak. s. 2.. dilb. çevrili olan yer. emay. ipotek. dili (birinin) çok ho şuna gitmek. f. teşvik etme. f. sona ermek. i. çalışmak. z. i. acımarul. bitmek. 1. birlikte 2. ciro. i. i. uç. nihayet. f. son. 1. ilişiktekiler. f. (başkasının hakkına) tecavüzde bulunma. 3. 1.s. teşvik etmek. s. f. emaye. (bir şeyi) (bir mektupla aynı zarf içine) koymak: I´ve enclosed a ğrafile) gönderiyorum. k ıs. yüreklendirici.. s. tak ı.b. encyclopedia. enclosure. ansiklopedi. çocuk. mine. ünlem Bravo! i. photograph this çit letter. f. enamor. son. mümkün k ılmak. çeki ciro etmek. s.o. 1. yük. upon (ba şkasının hakkına) tecavüzde bulunmak. Meksika mutfa ğına özgü böreğe benzeyen acılı bir yemek. (bir yeri)with (duvar. 3. (--ed/--led. 2. ansiklopedik. (bir tehlike veya zorlukla) kar şı karşıya gelmek. büyüleyici.. bitirmek.Bu ile)mektupla çevirme. küçükson. büyülemek. i. f. niyet. 5. O ık Hindistan´a özgü. f. 2. with -e ba ğışta bulunmak. özendirici. sonsuz. 2. durmadan. kaplamak. sevdirmek.b. dili harika. 3. s. yasala ştırmak. s. 1. 2. endearing endeavor endemic ending endive endless endlessly endlessness endorse endorse a bill endorsement endow (an rut´) yolda. bis. 2. örtmek. yabanimarul. maksat. 1. i. cesaret verme. i. 2. yüreklendirmek. sehpa. 1. s. sevimli. bitmek tükenmek bilmeksizin. sonek. 1. v. f. gayret etmek. yüreklendirme. cesaret vermek. 1. mec. (duvar. kuşatmak. i. to s. 1. 1. f. 2. te şvik edici. onay. f. 3. emaye. çok güzel. 4. i. yapmaya çalışmak. ciro etmek. kendini birine sevdirmek. rastlamak. hastal i. enclosed. masa. İng. çaba. --ing/-ling) 1. (mektupla ayn ı zarf içinde) gönderilen şeyler. emaylamak. i. f. umut verici. ak ıbet. ümitlendirici. f.

2. İngiliz. oymacılık. mühendis. i. f.b. birbirine geçirmek.´s attention engaged engagement engaging engender engine engine driver engineer engineering England English Englishman Englishwoman engrain engrave engraver engraving engross engross one´s thoughts engrossing engulf enhance enigma enjoin i. ho belirli bir süre için ücretli i ş. emretmek: I enjoined him to leave. şgul olmak. s. f. çarkç ı. çarpışmak. 1. f. angaje etmek. makinist. i. lavman. i. f. doğurmak. tıb. İngiliz erkek. i.endowment endurable endurance endure enduring endways endwise enema enemy energetic energise energize energy energy crisis enervate enfold enforce enforceable enforcement enfranchise Eng engage engage in engage s. meydana getirmek. tembih etmek. tenkıye. 1. ılabilir. 1. çekmek. 3. z. s. (değer. ba ğrına basmak. bağışlardan oluşan toplu sermaye. f.´ni) -e aşılamak. işe almak. güç. 2. hakkâk. yutmak. ba ğışta bulunma. oymac ı. 2. taahhüt etmek. tutmak. do ğuştan gelen özel yetenek. 1. Eng. s. uygulama. d. birbirine girmek. İngilizce. England. 1. ş. İngiliz kadın. lokomotif. uç uca. 3. 1. enerji vermek. f. i. dayan i. f. i. çarpışma. (dü şünce. dayanmak. İngilizce. mühendislik.o.. 1. dayan ıklı. İngiliz. bilmece.men (îng´glîşmîn) i. bak. 2. 2. English. f. içine çekmek. yasaklamak. s. i. endways. f. bak. ucu ileriye do ğru.. planlayıp düzenlemek. düşman. 2. film v. olu şturmak. den. d. k ıs. çok sürükleyici (roman.b. 2. 1. enerji. 1. çekici. dikine.. oy hakk ı vermek. ile me birinin kafas ını meşgul etmek. f. 1. hakkâkl ık. 1.lish. yerine getirmek. f. uygulamak. taahhüt. f. 2. faal. muamma. Gitmesini tembih ettim. uygulanabilir. 1. dövüşme. 3. 1. birbirine geçmek. dik. nişanlı. in 1. gravür. 3. 2. çoğ. 2. devamlı. i. randevu. f. alışkanlık v. tatbik etmek.y. fiyat v. enerjik. kucaklamak.b. erke. s. İng.. i. zayıflatmak.wom. hakketmek. dayanma gücü.lish. İng. 2. i. tahammül. i. söz. kazımak. i. . Eng..). çoğ. f. s. 5. 1. 3. 2. yükseltmek. f. 2.en (îng´glîşwîmîn) i. hakkâk işi. s. katlamak. söz vermek. sevimli. energize. motor. Allah vergisi. enerji krizi. kuvvetten düşürmek. f. mak. 3. kafas ını bütünüyle işgal etmek. s. 4. 4. İngiltere. İngiliz. gravürcü.´ni) artırmak.y. z. 2. makinist. 2. tahammül etmek. kuvvet. kald ırmak. meşgul (telefon). uzunluğuna. sarmak. güç vermek. enerji. i. sürekli. 1. vaat. nişanlanma. -in içine iyice çektirmek/geçirtmek. 2.

band ıra. tu şuna basarak (bir komutu) gerçekleştirmek. agrandisör. sa f. bula ştışı rmak. bilgilendirme. hoş. garanti etmek. 4. sağlığı yerinde olmak. husumet. foto. enquire enrage enrich enroll enrollment ensconce ensconce o. genişletmek. zenginleştirmek. i. birkaç parçadan olu şan kadın m. 3. 1. 2. f. dola ştırmak. -i -in içinde i. topluluk. f. askere kaydetmek/yazmak. deftere yazmak. bilg. i. bayrak. i. 1. 3. 2. çıkmak. yüceltmek. 1. zengin etmek. f. aydınlatma. büyülteç. ğlamak. genişlemek. tatlı. f. hoşça vakit geçirmek. 2. 1. gerektirmek. tak ısayg ın bir yere koymak. i. i. 2. bilgilendirmek. ünlem Yeter! Yeter artık! f. sa f. zenginle ştirmek. -e girişmek. f. -e başlamak. i. 1. kaydetme. f. kaydetmek. tiy. -in aklına gelmek. s. kaydolmak. kayıt. kocaman.s. bütün. foto. 2. engel. 2. ardından gelmek. s.. mânia. trup. . zevkli. düşmanlık. f. büyüklük. s.ırmak. i. in (birini) (olumsuz bir duruma) dü şürmek. aste ğmen.. 2. yazılmak. ho şlanmak. yardımını ğlamak. müz. in (olumsuz bir şeye) tırmak. giri şmek. aydın (kimse). bilgilenme. büyümek. esir etmek. 2. büyük kötülük. yerleştirmek. aydınlatmak. i. f. i. i. i. aydınlanma. asalet unvanı vermek. karmakarışık etmek. 4. köle yapmak. kâfi derecede. -e yerleşmek. f. den. teşebbüs. enjoyable enjoyment enlarge enlarge upon enlargement enlarger enlighten enlightened enlightenment enlist enliven enmesh enmity ennoble enormity enormous enough enough and to spare Enough! Enough´s enough. tuzağa düşürmek. zevk. -e başlamak. başlamak. 1. kâfi. bak.enjoy enjoy good health enjoy o. canland f. anlaşmaya girmek. f. i. şer. f. f. daha ayrıntılı bir şekilde anlatmak. muazzamlık. 1.the ensuing year ertesi sene. kaydetmek. kar ışıklık. soylular s ınıfına almak. agrandisman. 1. dola klık. büyütme. muazzam. hiddetlendirmek. “Enter” -e giri şmek. 2. z. f. askere kaydolmak/yaz ılmak. temin etmek. büyütmek. kaydını yapmak. izlemek.. yeterli. yeter de artar bile. zevk almak. içine girmek. eğlenceli.ış kar f. 1. girmek. meydana gelmek. s. kostümü. yeterli miktar. sancak.s. döpiyes. 1. eğlenmek. 2. öfkelendirmek. girişim. in ensemble enshrine ensign ensign enslave ensnare ensue ensure entail entangle entanglement enter enter into enter into an agreement enter on/upon enter one´s head enterprise f. değerini artırmak. büyüme. inquire. f.

b. 2. 1. ziyafet. giriş. yakalamak. İng. f. çekici. giriş yeri. 1. maiyet. mezara koymak. yılan v. (başkan) bir teklifi kabul edip kurula sunmak. giriş yeri. giriş ücreti. yalvarma. baş yemek. şevk. s. 3. büsbütün. 2. s. giriş. i. müteşebbis. f. (around) bir şeyi (başka bir şeye) dolamak. f. giriş hakkı. i. zarf. 3. bağırsaklar. entomoloji. tamam ıyla. f. giriş. çekicilik. 2. giriş. f. girme. . s. hak vermek. ask. 3. giriş. 1. (birini) tatlılıkla (kötü bir şey yapmaya) ikna etmek. i.. siper. tahta ç ıkarmak. hepsi: the entire group grubun hepsi. i. (--ped. varlık. f. baştan çıkarma. cazip. s. ikram etmek. ağırlamak. s. giriş. giriş yeri. i. bütün. f. istek. tüm. böcekbilim. çok övmek. 1. açıkgöz. mektup zarf ı. giriş ücreti.t. gıpta edilecek. k ıskanç. i. antrepo. kayıt. i. i. f. giriş izni. s. davet. i. telaffuz etmek. eğlendirici. beraberindekiler. girişimci.) (bir şeyin) etrafına dolanmak. i. i. heves. büyülemek. yalvar ış. 2. balo. z. i. f. antre. örtmek. 2. (bitki. şevkli. uyanık. f. tamam. büyülemek. tamamen. --ping) tuza ğa düşürmek. i. müteşebbis. 2. balıkla baş yemek ında yemek. f. (about/over) göklere ç ıkarmak. giriş kapısı. 1. birer birer saymak/söylemek. hararetli. f. giriş sınavı. yakarış. enumerate enunciate envelop envelope enviable envious s. i. parti. yetki vermek. emanet etmek. entomolojist. f. eğlenceli. f. 1. i. girme. sarmak. i. gömmek. 3. bütün. f. yalvarmak. girişken. giriş. sağ i. eğlendirmek. i. saymak. aras lam yenilen bir şekilde yerleştirmek. ku şatmak. f. çekici ancak tehlikeli şey. misafir etmek.enterprising entertain entertain a motion entertaining entertainment enthrall enthrone enthuse enthusiasm enthusiastic entice enticement enticing entire entirely entirety entitle entity entomb entomologist entomology entourage entrails entrance entrance entrance examination entrance fee entrap entreat entreaty entrée entrench entrenchment entrepôt entrepreneur entrust entry entryway entwine entwine itself around entwine s. böcekbilimci.

emsali olmak: No one equals her. çevresel. ılıman (iklim). kafas ında canlandırmak. ile eşit saymak. i. . equalize. gelip geçici. 2. bak. salgınlaşmış. epik. i.. eşit. İng. apolet. çoğ. denklem.. 1. 2. 2. İng. çevreci. (olaylar zincirinde) olay. sakin. temsilci. elçi.. i. Hrist. 1.. tasavvur etmek. ekvator. i. 2. s. eşitlik. f. diplomat. devir. i. k ıskançlık. i. s. bak. çevrecilik. 2. muhit. bak. İngiliz tuzu. 1. eşitlemek. i. kıskanmak. 1. deprem öze ği. eşit. sara.environment environmental environmentalism environmentalist environs envisage envision envoy envy enzyme epaulet epaulette ephemeral epic epicenter epidemic epidermis epigram epilepsy epileptic epilog epilogue Epiphany episcopal episode episodic Epistle epistle epitaph epithet epitome epoch Epsom salts equable equal equal equal sign equalise equality equalize equanimity equate equation equator Equatorial equatorial Equatorial Guinea i. salgın: flu epidemic grip salgını.. 1. i. TV (dizide) bölüm. mektup. i. ılım. s. delege. saralı. i. epilog. (Yeni Ahit´te yer alan) mektup.. epiderm. (=). 2. s. i. piskoposlarca yönetilen. s. çevre. haset. ça ğ.. i. nükteli söz. laf. i. 1. s. radyo. kafas ında canlandırmak. sonsöz. s. 1. temkin. dolay. destan. i. 2. s. i. ekvatoral. s. i. tıb. f. aynı düzeyde olmak. epizodik. 6 Ocak´ta kutlanan bir yortu. 2. Ekvator Ginesi. i.. i. i. İki artı iki eşit dört. i. çok kısa ömürlü. s. f. epilog. 1.. piskoposlara ait. (övücü veya hakaret edici) söz. i. biyokim. saralı. rahat. i.. depremin merkezi. f. f. aynı düzeyde. i. i. s. nükte. i. salgın. Emsali yok. sara hastalığına özgü. mezar kitabesi. eşit olmak: Two plus two equals four. edeb. edeb. kolayca k ızmayan. f. destans ı. i. tasavvur etmek. epaulet. 1. civar. enzim. i. jeol. i.. epik.. eşit işareti f. çok k ısa süren. i. epizot. Hrist. gıpta etmek. i. gıpta. 2. itidal.

. aşındırma.. direk. dimdik. birinin pençesinden . f. 3. eşitlik..´s grasp i. 2. adalet. döküntü. penisin i. gökb. net varl ık. gün tün eşitliği. (heykel. Eritrealı. i. 1. muvazene. as. 1. dikilmiş. kaçamaklı. anlaşmazlık v. f. silgi. şa a etmek. s. devir. akl ından çıkmak. i. özsermaye. yapmak. s. s. direk v. paçayı kurtarmak. tic. ıyürüyen merdiven. iki anlama gelebilen. dik.Equatorial Guinean equestrian equidistant equilateral equilibrium equinox equip equipment equitable equity equivalence equivalent equivocal equivocate era eradicate erase eraser erasure ere ere long ere now erect erection Eritrea Eritrean ermine erode erosion erosive erotic eroticism err errand errand boy erratic erroneous error erudite erudition erupt eruption escalate escalator escapade escape escape from s. aya ğa kalkmış. kurtulmak. v. i. yanlış. in in ş ş mesi. kökünden söküp atmak.b.o. 1. erozyon. muh. yok etmek. 1. bağ. Eritrea´ya özgü. f. birden değişiveren. 2. f. Ekvator Ginesi. gidermek. 1. 2. 1. gözünden kaçmak. i. sertle i. jeol. 2. aşındırıcı..´ni) dikmek. 2. silinti. etme. i. yok etmek. hata. i. firar. ayak işlerine bakan kimse. kaçma.b. 2. i. s. f. 1. ayak işi. gereçler.mine) ermin. bundan önce. patlak verme. kaç ış. patlak vermek. donatım. ça ğ. dengesiz.´ni) zıştırmak. adil. adaletli. f. eşkenar üçgen. 2. Eritrea. f. i. Eritrea. --s/er. yapma. (çoğ. 1. kızışmak. 2. (sava ş. kurma. s. s. s. kurmak. önce. 2. 1. (yanarda ğ) püskürme. ne evet ne de hayır demek. şiir evvel. âlim. 1. s. yanlış. macera. Ekvator Gineli. f. f. i. eşit uzaklıkta. aşınmak. bilgin. istikrars ız. erotizm. firar etmek. (--ped. s. çok bilgili. (yanarda ğ) püskürmek. i. jeol. i. i. s. tıb. Napolyon´un atlı ayn ı mesafede olan. ayakta duran. çok geçmeden. s. Eritrealı. ayakçı. 3. bilginlik. a şınma. erotik. kaçmak. i. a şındırmak. ekinoks. yanlışlık. silmek. ılım. biniciliğe ait. Ekvator Ginesi´ne özgü. yükselmek. --ping) donatmak. i. edat.´ni) dikme. Ekvator Gineli. s. hata etmek. dikelmiş. 2. atlı (heykel/portre): an equestrian statue of Napoleon heykeli. 1.b. atlatmak. Eritre. s. 2. i. 1.b. (fiyat v. 2. denge. silinmiş yer. 3. i. hatalı. 2. kaçamaklı konuşmak. (heykel. 3. âlimlik. 1. s. i. 2. f. eşkenar: equilateral triangle.kurtulmak. 1.´ni) yükseltmek. i. k i.

saygı. i. bence. s. nadir. İng. tespit edilme. i. kestirme. f. emlakçı. anat. i. Estonya. araların s. s. deneme. i. bak. Eskimoca. kurma. i. 1. 3. as ıl. Estonyalı. .. Estçe. 2. mektup zarfı üzerine isim ve soyadından sonra kısaltılarak yazılan ına gelenı bir unvan: Marmaduke Wigglesworth. yapmaya kalk ışmak. 2. 2. ekspreso. ı. özel. ana. steyşın. esans. i. temel. z. 1. aestival. 4. i. eşlik edenler. i. i. s. ancak ufak bir grupça bilinen. Eskimoca. b ırakıt. -den sak ınmak. de fikir. i. 2. özellikle. (es´tımeyt) 1. saygıdeğer. düş1.. i. ekspreso kahve. -e sayg ı duymak. s. i. z. 1. naneruhu. -den kaçınmak.b. (birisi hakk ındaki) bana göre. temel. 2. ve “bay” anlam türü). coğr. bat ıni. v. 2. k ıs. kavalyelik etmek. (k ıymetini) takdir etmek. gezinti yeri. esas. s. ıtır. 1.. ğerlendirmek. 2. vesaire. birbirinden ayr ılmış. 1. olağandışı.ı açmak. 1. 2.. anla s. et cetera. as ıl. 1. içrek. i..escapist eschew escort escort escort vessel escutcheon Eskimo Eskimo dog esophagus esoteric especial especially espionage esplanade espousal espouse espresso esprit esprit de corps Esq Esquire essay essay essence essence/spirit of peppermint essential essentially establish establishment estate estate agent estate car esteem esthete esthetic estimable estimate estimation estival Estonia Estonian estrange estranged estuary et cetera etc etch s. casusluk. tereke. i. esas. bilhassa. yemek borusu. Eskimo dili. Eskimo. i. ufak bir gruba özgü. hususi. f. 3. gezi.. (koruma/gözetim için) e şlik eden. f. Eskimo köpe ği. malikâne. desteklemek. Estçe. ünce: in my estimation benim de gözümde. i. 2. 2. s. kurum. 1. (bir grup içindeki) birlik ruhu. soğutmak. kordon. 1. kestirmek. insana gündelik hayat ı ve dertlerini unutturan çok sürükleyici (roman/film).. ve benzeri. kuruluş. huk. tespit etmek. tahmin etmek. İng. Esquire.. denemek. bak. 1. (es´t ımît) tahmin. kurmak. deneme (bir düzyaz f. s. Estonyal f. bak. gerekli. yapmaya kalkışma. 3. 2. 1. kavalye.. ayrı yaşayan. aslında. (desen hakketmek için) (madeni bir yüzeyi) asitle oymak.s. 1. saptamak. tespit etme. i. 2. Estonya. armalı kalkan. itibar. 1. i. gizli inançları olan. 2. Estonya´ya özgü. i. itibarlı. f. f. i. Esq. haliç. 2. müessese. v. şılmas ı zor. öz. takdir. ğerlendirme. İng. f. i.. zaruri. destekleme. i. k ıs. aesthetic. kurulu ş. (korumak/gözetmek amac ıyla) eşlik etmek. 2. refakat gemisi. f. aesthete. i. Eskimo.

s. the European Union. (insanlar ı) (bir yerden) almak. 2. (birinin sorusuna. bir mesaj ı yaymaya çalışan kimse. (bir yeri) boşaltma. . Habeş. 1. ahlak sistemi. Avrupai. rsakları)ı)bo şaltmak. Avrupa´ya özgü. 1. buharla şma. k ıs. i. on his/her/its own merits evaluation evangelical evangelise evangelist evangelize evaporate evaporation evaporator asitle oyarak (madeni bir yüzeye) desen hakketmek. Etyopyalı. İng. i. edebi kelam. semavi. s. i. Avrupa. i. i. 3. i. okaliptüs. 1. i. son derece Protestanca (bir ö ğreti. i. ahlak bilimi. Etyopya. buharlaştırma. i. Habe şistan. çal mesaj3.. övgü. 3. ses ahengi. (bir f. birine) cevap vermekten kaçmak. 2.etch a design on etching eternal eternally eternity ether ethereal ethic ethical ethics Ethiopia Ethiopian ethnic ethnography ethnology ethos etiquette etymological etymology EU eucalyptus Eucharist eulogise eulogize eulogy eunuch euphemism euphony Euphrates Eur Eurasia Europe European Eustachian tube evacuate evacuation evade evaluate evaluate s. Etiyopyalı. 1. Avrasya. Etyopyal s. i. 2. asitle oyulmu ş resim. etnik. daima. buharla ştırıcı. 1. etik. i. f. ebediyet. Avrupalı. z. etik. kim. değerlendirmek. Avrupa. (bir bahaneyle) kendini (bir yükümlülükten) kurtarmak. i. ahlaki. s. i. i. i. s. European.o. 2. f. i. birini/bir şeyi kendi yeteneklerine/özelliklerine göre değerlendirmek. buharla ştırmak. İncil´in ına uyan/sad ık. evaporatör. törebilim. bak. i. östaki borusu. boş altım. etnoloji. İncil´e ait. kökenbilim. 2. k ıs. İncil´in f. ba şı ve sonu olmayan. eulogize. görgü kurallar ı. adabımuaşeret.t. etimolojik../s. de ğerler sistemi. ruh. etimoloji. i. İncil´de bulunan. (ba f. ı. ateşli. İncil´in mesajını yaymaya ışan kimse.ğı (insanlar ğı rsaklar ı) boşaltma. f. ateşli vaazlar veren gezici Protestan. evangelize. 2. i. i. buharlaşmak. s. ölümsüz. i.b. ınıbelirli bildirmek/ö ğretmek/yaymak. s. dünya görüşü. mesaj bak. yaklaşım v. f.). 2. i. götürmek. i. i. boşaltım. i. Etiyopya. etnografya. i. değer ve inançlar sistemi. hararetli. methiye. lokmanruhu. i. kökenbilimsel. örtmece. i. f. değerlendirme.. ebedi ve ezeli. 1. İng. göksel. ebediyen. s. -den kurtulmak.. Habeş. (bir yeri) boşaltmak. övmek. 1.. Europe. Etyopya´ya özgü. Etyopya. eter. (ba (bir yerden) alma. hadım. anat.

ıştığı halde sınavı veremedi. yine almaya worth “O kitapta baz ıthough men. hep: They lived happily ever after. . herhangi bir kimse. tam (sayı). ebediyen. iki günde bir. engebesiz. yine de. en ufak her şey: She´s particular about every jot and tittle. 2. ştirmek. (bir işte) yan çizen. -diğ i halde: Even he studied hard. nihayet. zam. hatay ara sııra. Ondan sonra hep mutlu şadılar. en sonunda olan. gene de. olsa bile. olaylı. z. arada bir. bile. s. i. Yapt ıkları her hatarada ırlıyor. düzlemek. düz. dikkat eder. ara s ıra. En ufak noktaya herkes. itidal sahibi. smokin. s. 2. her tarafa. düzle z. 1. hatta. hadise. yapra ğını dökmeyen. kör olası: You and your everlasting typewriter! Sen ve senin kör olas ı daktilon! z. 2. gün aşırı. 1. i. Çok yans ız. her dem taze (ağaç/çalı). s. nihai. sonsuz. tesviye etmek. tepeden tırnağa. çal ız. 1. f. ya daima de ğişen. birkaç günde bir. s.evasion evasive eve even even even if even so even so even though evenhanded evening evening dress evening paper event even-tempered eventful eventual eventuality eventually eventuate ever ever after ever changing evergreen everlasting evermore every every few days every four days every inch every jot and tittle every man jack every now and then/every now and again every once in a while every one every other day every other day every other day every other person every single every so often every which way everybody everybody else everyday Everyman everyone i. in ile sonuçlanmak. yine de. herkes.” “Even so. ak şam. ak şam. her gün. 2. iki günde bir. er geç. -den kurtulma. her. i. s. olmak. dört günde bir. tarafs i. s. i. ile son bulmak. başkaları. 1.sırada. s. 4. ilelebet. s. arife. he de couldn´t pass -e rağbuying. sokaktaki adam. i. bir düzeyde. kaçamaklı. f. her günkü. her iki kişiden biri. er geç olan. çift (say ı).. günaşırı. sonunda. 1. gene de: “That book contains some mistakes. ak şam gazetesi. 2.” “Olsun. z. it´s still yanlışlar var. 3. s. güna şırı. 2. hadiseli. s. 3. 1. olay. herkes. arada bir. tuvalet. gece elbisesi. öbürleri. temkinli. vaka. çok dayan ıklı. zam. hiç: Have you ever been to Eyüp? Hiç Eyüp´e gittin mi? ondan sonra. frak. k. daima. (bir bahaneyle) kendini bir yükümlülükten kurtarma. her: She remembers every single mistake they made. ihtimal. sürekli. her bir.” the exam. meydana gelmek. arife gecesi. dili her yöne. her biri. cevap vermekten kaçan. itidalli. 3. i.

her yer. f. z. delil. son derece. i. sorguya çeken kimse. eksiksizlik. aklına getirmek. 1. belli. i. f. i. k ıs. 1. misal. huk. kötü niyetli. 2. imtihan eden kimse. 1. çileden ç ıkarmak. çok kötü. f. i. i. 2. göstermek. examination. zorla/tehditle almak. 1. vecit. k. çok kızdırmak. doğru (bir şey). --ling) -den üstün olmak. huk. f. kusursuzluk. i. 2. 2. kanıt. eksiksizlik. f. f. 1. i. s. s. imtihan. geçmek. i. abartılı. f. s. kazı makinesi. kesinlik.. except. kötülük eden kimse. imtihan. . 1. dikkatle gözden geçirmek. i. kötülük. birtakım çağrışımlar yapan. f. her yere. abartma. ibrik. i. 2. i. kesin. abartmak. s. abartılmış. i. k ızgınlık. çok. 2. i. ekskavatör. incelemek. f. hafriyat yapmak. şerir. s. örnek. a şmak. marya. evrimcilik. evrimci. s. 1. kesinlik. tahliye ettirmek.everything everywhere evict eviction evidence evident evil evil eye evildoer evil-minded evince evocative evoke evolution evolutionary evolutionism evolutionist evolve ewe ewer ex exacerbate exact exact exacting exactitude exactly exactness exaggerate exaggerated exaggeration exalt exaltation exalted exam examination examine examiner example exasperate exasperation excavate excavation excavator exceed exceedingly excel zam. açık. f. huk. yavaş yavaş geliştirmek. fazlas ıyla. (--led. hatas ız. çağrıştırmak. f. kem göz. mübalağalı. koparmak. dili s ınav. z. tahliye ettirme. titizlik isteyen (bir i ş). yüceltmek. ulu.. s. daha kötü bir duruma sokmak. co şkunluk. tamamen. s ınav. kazı yeri. kazı yapmak. i. mübalağa. muayene etmek. kusursuzluk. yüceltme. 3. evrim. yavaş yavaş gelişmek. her yerde. aynen. i. f. f. tam. abart ı. i. şerir. 2. i. (of) (birtak ım şeyleri) akla getiren. göstermek. z. huk. f. i. i. şer. mübala ğa etmek. huk.. i. sorgu. example. işin titizlikle yapılmasını isteyen (kimse). tetkik etmek. nazar. 4. kazı. açığa vurmak. dişi koyun. tam. kazıyıp ortaya çıkarmak. s. her şey. (kötü durumdaki bir şeyi) artırmak. yüce. s. sorguya çekmek. evrimsel.

özür.. f. mükemmel. i. i. artan. mazur görmek. fazla. 1. s. heyecanland ırmak. tahrik etmek. ziyadesiyle. i. s. üstünlük. -den ba ş ka: Everyone was there except for him. hariç. heyecan. s. olmasayd ı m. ç ığlık atmak. dışkı. dışında. i. 2. 3. olacakt edat -den ba şka. değiştirmek. Your Excellency Ekselans. ünlem işareti (!). 2. trampa. değiş tokuş. f. (from) (bir şeyin) dışında bırakılma. i. ola ğanüstü. (vücuttan) ç ıkarmak. tüketim vergisi. s. değiş tokuş etmek. s. k ısa yolculuk. bağ. 1. çok iyi. döviz kuru. ziyade. i. kambiyo. telefon santralı. hariç. Harun´u bunun ışında tuttu. s. üstün. kesmek. aforoz. 2. d ışı nda. f. s. 2. dayanılmaz derecede acı veren. 3. -in dışında tutmak: He excepted Harun from this. i. heyecanla. fazla. f. f. değiştirme. yumrukla şmak. d edat -den ba şka. s. kesip ç ıkarmak. kışkırtmak. affedilebilir. telaşa vermek. a şırı. 1. kolay heyecanlanan. trampa etmek. i. f. (bir şeyin) dışında bırakma. 2.. dışında. s. 2. i. i. bak. (bir duygu/tepki) s. s. z.. f. heyecanlı. . i. (bir kitaptan/yazıdan) seçilmiş parça. ünlem. i. kolay tela şa kapılır. -den başka: He can do everything şmaktan baolmasayd şka her şeyi yapabilir. aşırı olarak. f. I´d be there. salg ı.Excellence excellence Excellency excellent except except except for excepting exception exceptional excerpt excess excessive excessively exchange exchange exchange blows exchange rate exchange shots exchangeable exchequer excise excise excitable excite excited excitedly excitement exciting exclaim exclamation exclamation point/mark exclude exclusion exclusive excommunicate excommunication excrement excrete excretion excruciating excursion excursion ticket excusable excuse excuse excuse from i. Bu ı orada 1. 2. . istisna. Ekselans: His Excellency Ekselanslar ı. ancak özel seçilmiş bazı kişilere açık olan. diye bağırmak. kiliseden aforoz etmek. (from) -in d ışında bırakmak. i. mazeret.. gezinti. except speak Çince konufor ı:Chinese. z. i. 1. ifrazat. uyand ırmak. indirimli gidiş dönüş bileti. i. salgılama. 1. borsa. karşılıklı olarak birer el silah atmak. affetmek. 1. tic. Excellency. pasaj. except this. i. fazlalık. ifrat. f. (birini) (bir şeyi yapmaktan) muaf tutmak. değiştirilebilir. aşırılık. heyecan verici.

b. kullanmak. örnek. i. -e örnek olmak. f. (gayret) sarfetmek. i. izin istemek. u ğraşmak. 1. s. varoluş. excuse o. 2. yorgun. çıkış kapısı. f. al ıştırma.. yaşam. emek. fels. f. f. belge/kan zindeleştirmek. sürgün edilen kimse. cellat. 1. kötü ruh v. f. s./Affedersiniz. s. (güç) kullanmak. genişlemek. yabanc ıl. kullanma. . uygulama. 1. sürgün. fels. s. geniş kapsamlı ve ayrıntılı. (egzoz. i.s. fiz. i. teşvik etme. 3. 2. 2. genişletmek. sergi. 1. i. f.Excuse me. 3. s. i. ı. f. gayret sarfetmek. ç ıkış. huk. çıkış. (dava sırasında i. 2. çok ne şelendirip i. sergi. i. s. örnek niteliğinde olan. f. büyütmek. ında ıt) ibraz (dava s ıras i) gösterme. sergilemek.. i. s. bütün kuvvetini tüketmek. bitkin. i. 1. huk. uygulamak. 1.. tüketmek. 2. icrai. neşe ve zindelik. idam. (cin. sürgüne göndermek. çıkış. yürütme yetkisi. 3. (bir duygu veya niteli ği) göstermek. 1. çabalamak. egzotik. muafiyet. exertion exhale exhaust exhaust exhaust pipe exhausted exhaustion exhaustive exhibit exhibition exhilarate exhilaration exhort exhortation exhume exile exist existence existential existentialism existentialist exit exodus exonerate exorbitant exorcise exotic exp expand Özür dilerim. var olmak. 2. yerine getirme. i. icra eden. genleştirmek. yönetimsel. yerine getirmek. idam etmek. f. ıt) ibraz etme. 1. bitirmek. çaba. f. s. çal ıştırmak. egzoz borusu. f.´ni) ç ıkarmak. idareci. (manevra/hareket) yapmak. 2. 2. yerine getirmek. 3. egzoz.s. 1. f./Beni ba ğışlayın. mevcut olmak. yorgunluk. 2. duman v. çıkmak.b. fahiş (fiyat). 1. yöneticiye ait. 2. yönetici. yürütme kurulu. örnek. hayat. beraat ettirmek. 2. 1. execute execution executioner executive executive committee executive power executor executory exemplar exemplary exemplify exempt exemption exercise exert exert o. 2. i. fels. büyümek. 1. egzoz duman ı. 2. tüketme. tükenmiş. hareket ettirmek. (bir yarg ıyı) infaz etmek.. bitkinlik. -i örnekle göstermek. i. 3. teşvik edici söz. varolu şçuluk. export. k ıs. yerine getirme. f. tükenme. idam ın infaz (manevra/hareket) yapma. 1. 1. uygulamak. 2.´ni) dualarla defetmek. egzistansiyalizm. mezardan ç ıkarmak. express. (bir belge/kan duygu veya niteli ğetmek. s. i. infaz. genleşmek. egzersiz. f. çok yormak. s. aşırı yüksek. i. varolu şçu. aklamak. nefes vermek. gitmek. 1. i. çok keyiflendirmek. f. 2. i. 1. temize ç ıkarmak. i. uygulama. egzistansiyalist. 1. gayret. f. ba ğışıklık. idari. teşvik etmek. i. 2. 2. varolu şsal. varlık.

1. kendisinin niye öyle ığınıizah. hızland i. sürenin dolmas ı. 2. 1. (özel bir amaçla yap ılan) uzun yolculuk. sarfetmek. 1. sanmak. tecrübeli. usta. kendi vatan ından başka bir ülkede yaşayan kimse. s. z. açıklamada bulunmak. 1. f. açık bir şekilde. ölmek. 1. masraflı. Benden yap şece ğini ummak. i. davrand izahat. sömürmek. i. sona erme. sona erme. s. 2. atmak. büyütme. (belki doğru olmayan şli bir çare. izah etmek. i. i. deney yapmak.. sona ermek. açıklanabilir. eksper. enginlik. beklenti. açıkça. (keşifte bulunmak amacıyla) (bir bölgeyi) dolaşma. i. (bir konuyu) şt ırma. masraf hesabı. kendisinin ne demek istedi ğini anlatmak. en ı kötü gerçekle i. bitiş. i. fakat) elveri ırmak. 2. engin. i. açık. k. uzmanl ık. s. 3. f. (bir konuyu) f. expatriate. genişleme. i. (keşifte bulunmak amacıyla) (bir bölgeyi) dolaşan kimse. açıklama. geniş alan. kahramanca davranış. beklemek. süresi dolmak. 2. kahramanlık. bitiş. ştırmak. --ling) 1. masraf. inceleme. pahalı. umut. 1. kovmak. istismar etmek. sömürme. f. ümit. gider hesab ı.b. i. ştirme. i. masraf.s. (bizzat) ya şamak. s. sürenin dolmas ı. (ke ş t ı rmak. (belki do ğru olmayan fakat) elverişli bir çareye başvurma. incelemek. sömürü. s. uzman. patlamak. zannetmek. 3. (belirli bir alandaki) bilgi. büyüme. geniş. anlatılabilir. 2. genişleyen. i. izahat vermek. başından geçmek. f. (belki do ğru olmayan fakat) elverişli (bir çare). tecrübe. 2. içten. genle s. aç ıklamak. bak. beklenti. (bahane öne sürerek bir şeyi) mazur/makul göstermek. i. sınırdışı etmek. acı v. i. anlatmak. izahat vermek. i. (birinden) (bir şeyin lmasihtimalin ını) beklemek: He expects me to carry out the garbage. 1. hamile kad ın. harcama.´ni) çekmek. deneyimli. i. patlatmak. anlatmak. (--led. deneyim. (ayrıntılı bir şekilde) açıklamada bulunmak. 1. deney. i. f. ara şifte bulunmak amacıyla) (bir bölgeyi) dolaşmak. dili. İng. ümitle bekleyen. f. s. 2. (sıkıntı. kendi ç ıkarına kullanma. son nefesini vermek. fiz. s. 2. ara i. deneysel. samimi. ç ıkarmak. f. sömüren. bilirki şi. tecrübe. s. (süre) dolmak. açılan. i. 2. deneme. genişletme. açıklayıcı. 2. i. (kendi ç ıkarı için) kullanmak. istismar. f. gider. kolayla f. s. harcamak. yanl ış olduğunu göstermek. 1. çürütmek.expanse expansion expansive expat expatriate expect expect the worst expectancy expectant expectant mother expectation expedience expedient expedite expedition expel expend expenditure expense expense account expensive experience experienced experiment experimental expert expertise expiration expire expiry explain explain away explain o. 2.. i. dü şünmek. sarih. f. 1. genleşme. f. sömürücü. explanation explanatory explicable explicate explicit explicitly explode exploit exploit exploitation exploiter exploration explore explorer i. . beklenen şey.

ekspres yol. 2. i. açabilen (konu). i. silmek. ını paylaştığını ş belirtmek. doğaçlamayla söylenen/yapılan. 2. dışavurum. 3. şiddetli malara yoltaraftar. doğaçtan. patlay tart i. (filmi) ışıklamak. ihracat yapmak. maruz b ırakma. 2. vurmak. uzatmak. kredi v. patlayıcı. açıklamak. 1. irticalen. ihracatç ılık. pozometre. tıpkı. boyut. z. deyim. 2. deyim. (yard ım. s. istimlak. i. güzelli s. 1. başka sözlerle anlatmak. ihracat vergisi. . izah etmek. express one´s sympathy express one´s thanks expression expressionless expressive expressly expressway expropriate expropriation expulsion expunge expurgate exquisite extant extemporaneous extemporaneously extempore extend extended order extension extension cord extensive extent extenuate i. ihracat.ış savunucu. süper. üst. z. maksadını anlatmak. (yard ım. 4. ifade. foto. acele posta. belli. f. i. 1. acele posta. man. 1. s. 2. kapsamlı. kredi v. 4. f. ız. i. uzama. ihracat lisans ı. kahkaha tufan ı.b. ince bir ğe sahip. uzatma kordonu.. 2. üstün. 2. ihraç malı. sergileme. ış için) sergilemek. etkisine açık bırakma. 3. foto. z. kovma. 2. f. özel ulak. ifadesiz. i. yorumlamak. 2. oyun v. z. 3. ekspres tren. maruz b ırakmak. aekspresle. üstel. şükranlarını ifade (to) (birine) minnettar/müte etmek.) vermek. f. teşhir etmek. doğaçlamayla. i. patlayıcı. çıkarmak.. istimlak etmek. (malı) yurtdışına satmak. 1. f. manasız.b. s. i. anlams s. 1. f. kamula ştırmak. otoyol. anlamlı. f. 2. (yüzdeki) ifade. d ışsatım. kamula ştırma. beyan etmek. özel. tabir. ekspres (taşıt).explosion explosion of laughter explosive exponent exponential export export export duty export license exportation exporter expose exposé exposition exposure exposure meter exposure time expound express express express delivery express in other terms express o. 2. uzatma kablosu.´nin) müstehcen/sak ıncalı bölümlerini çıkarmak. meramını ifade etmek. 3. 1. Evin cephesi güneye bak ıyor. ihraç etme. ıcı madde. paralel telefon. (birinin) ac ıs ekkir olduğunu belirtmek. 1. i. mat. mevcut. ask. f. uzatma. gizli işleri i. pozlandırma süresi. s. (bir kitap. geniş. ihraç edilme. bilhassa. anlat ım. sergilemek. ihraç etme. doğaçlamayla söylenen/yapılan. poz süresi. extenuating circumstances huk. ekspres. 2. s. doğaçtan. i. f. 1. s. dağınık düzen. infilak. mat. tam. i. çok büyük (ac ı/mutluluk). 1. aç ık. irticalen. for (görü şü/fikri) anlayıp paylaşmak. mat. 4. 3. f. kovulma. ihracatç ı. aç ıkça.s. d ış İng. hakkında şiddetli tartışmalar yapılan (konu).b. manalı. uzamak. foto. üs. ifade. İng. sergi. i. dışarıya mal göndermek. s. etkisine açık bırakmak. mükemmel. (sat açığa vuran makale/kitap. s. acele. 5. 4. paralel. İng. patlama. hafifletici sebepler.) verme. ifade etmek. sürmek. ışıklama süresi.The house has a southern exposure. özellikle. anlatmak. herkese duyurmak. 1. 3. ihraç etmek. fuar. to (birine) taziyede bulunmak. 1. 2. büyük. i. doğaçlamayla. maruz kalma. 1.

dış açı. abartılı.b. 2. s. 1. 1. 2. i. ç ıkarmak. abartı.1. i.exterior exterior angle exterminate external external affairs externals extinct extinct volcano extinguish extinguisher extirpate extol extoll extort extortion extortionate extortioner extortionist extra extraextract extract extraction extracurricular extradite extradition extraneous extraordinarily extraordinary extrapolation extravagance extravagant extravagantly extreme extreme case extreme point extremely extremes extremist extremity extricate extroversion extrovert extrude exuberance exuberant exudation s. s ınır. i. f. s. dış. 2. f. (to) (suçluyu) (suç i şlediği ülkeye) iade etmek/ettirmek. ruhb. f. 1. i. i. israf. s. sınır. kurtarmak. konu d ışı. suçluların iadesi. 2. 4. dışadönük. 2. mat. i. ders program ı dışında kalan. sızıntı. 1.. 1. 2. i. hariç. insanı haraca kesen. 2. mat. canlılık ve neşelilik. z. 2. haraçç ı. ekstrem nokta. sönmüş yanardağ. olağanüstü bir örnek. 1. (özünü/suyunu) ç ıöz. har vurup harman savurarak. 2. (bitkilerde) gürlük. fevkalade. dışlar.´nden koparmak. 2. fazla. söküp atmak. . s. çoğ. zahiri. 1.. f. öz. Work extraevlilikd hard! Çok ışı.. çok çok. (bilgi) almak. ç ıkarmak. çok çal ış! i. dış.. 1. özet. dış. a şırı. i. 1. 2. dışarı sızan şey. s. i. çıkmak. s. zorla almak. çok fazla. i. 1. f. (--led. i. uçta olan. uç. fazla: Do you have an extra pencil? Fazla kalemin var m ı? 2. aşırı. bak. i. yok etmek. 2. yüzeysel. f. (bir kitap v. haraca kesme. fahiş (fiyat). ek ücrete tabi şey. f. extol. 1. kökünden sökmek. imha etmek. d ışadönük kimse.. uç. d ışdeğerbiçim. esans. i. (haraç) almak. söyletmek. s. --ling) övmek. i. z. 1. a şırı. 1. i. i. çok. 2. ifrata kaçan kimse. ç ıkarma. f. 3. extortioner. aşırı uçlar. the extremities eller ve ayaklar. olağanüstü. ola ğanüstü: extraordinarily beautiful fevkalade güzel. çok canlı ve neşeli. (para) karmak. 5. 1. müsrif. dışişleri. harici. harici. mat. 1. seçmek. uzatmak. aşırılık. (para) s ızdırmak. z. aşırı derecede. zorla alma. (diş) çekme. yabancı (madde/cisim). i. s. aşıt noktası. zorla alan kimse. söndürmek. ruh. 2. f. 2. s. para s ızdırma. yangın söndürme aleti. s. gür (bitkiler). ekstrapolasyon. 3. önekfevkalade: dışında: extramarital i. savurgan.. savurganlık. fevkalade. i. müsrifçe. kökünü kaz ımak. ç ıkarmak. nesli tükenmiş. fazlalık. 2. itiraf ettirmek. bak. ruhb. a şırı. s. 1. dış taraf. para sızdıran. d ışadönüklük. f.

süper. İngiliz alfabesinin altıncı harfi. 1. sima. Fahrenheit. Friday. s. 2. üretim. surat. (saatte) mine. f. 2. bünye. uydurmasyon. yalan söylemek. f. i. uydurmacı. i. ayna. s. göz banyosu. yüze ait. görgü tan ığı. yüz masaj ı. gözevi. dili inan ılmaz derecede. (ta şın) yüzünü yontup sindirmek. imal etmek. i. itibari değer. k ıs. i. dili 1. yüz. tic. s. folio. 5. . f. görme duyusu. k. şılamak. F. gözyuvar ı. i. far. astarlamak. 1. fine. 2. i. 2. şakacı. fa notası. göz alıcı şey. efsanevi. i. i. fabl. göz far ı. harika. kaplamak. kirpik. görü ş. gözalıcı. f. i. k. olağanüstü.exude exult exultation eye eye eye shadow eyeball eyebrow eyebrow pencil eye-catching eyeful eyeglasses eyelash eyelid eyeliner eye-opener eyesight eyesocket eyestrain eyewash eyewitness F F f F.. çok güzel. göz. al ın. frequency. k ıs. i. fluid. göz küresi. i. 1. i. sızmak. f. argo kendisini ele ştirecek/cezalandıracak insanların önüne çıkmak. yüz. yüzükoyun. i. 2. yapı. süper. göz çukuru. -i cesaretle kar şılamak. nominal de ğer. façeta. i. aydınlatıcı/şaşırtıcı olay/haber. i. geom. 3. 1. uydurmak. 1. alımlı. üretmek. kar tahammül etmek. yüzüstü. vaziyeti kurtaran. i. 1. yüz yüze. yap ım. 3. yalancı. z. güzel kız. kolay. doku. imal. z. yapmak. (bir zaferden sonra) çok sevinmek. gözkapa ğı. i. feminine. gözlük. anat. masal. 4.. göz yuvarlağı. faseta. kaş. s. bez. gözyuvas ı. kolayla ştırmak. süzmek. çehre. müz. sevinme... (karşısındakini) bir durumu oldu ğu gibi kabul edip ona göre davranmak. 2. inan ılmaz. f fable fabric fabricate fabrication fabricator fabulous fabulously face face face down face the issue face the music face to face face up to face value facedown face-saving facet facetious facial facile facilitate f. 2. k ıs. 1. ön yüz. February. 2. yalan. i. imalatç ı. kuma ş. 1. göz yorgunlu ğu. cephe. 2. i. mad. s. Fellow. göz kalemi. following. s. 5. karşı sında olmak/durmak. i. anat. kadran. 3. (bir duruma) dayanmak. France. i. bakmak. kaş kalemi. i. i. enfes. dokuma. 4.

s. oldukça iyi. aksi takdirde. başaramamak. ğinde/ibelirsiz. 2. sınıfta i. 1. s. i. argo homoseksüel erkek. sin. âdeta: He flew down the stairs. fuar alanı. hizipçi. duyu. İng. i. güzellik. mat. hizipler aras ı. s. sahte. okulun)2. rengi atmak. i. 4. grup. zayıf. 2.. 1. geçici bir moda/heves. al i. açıuçarak k tenlilik. i. 1. beceremeyiş. görünü i. sin.facility facsimile fact fact-finding faction factional factionalism factious factitious factor factor cost factory factual faculty façade fad fade fade away fade in fade out fade-in fade-out faecal faeces fag fag s.. çekingen. ibne. (bir ö ğretim kurumundaki) personeli. kopya. TV kararmak. edat olmad ığı takdirde. s. hizip. gösteremeyen kimse. perilere ait. 3. zaaf.ba bayg i. He failed to come.. çarpan.. soldurmak.fairly adaletlilik. bak. kolaylık. 2. 4. (--ged. çalı çırpı demeti. adaletli/adil bir şekilde. s. f. 2. 1. peri.. faktör fiyat ı. 1. . 2. fuar. fahrenhayt. 3. ar bay ılmak. iflas etmek. ay tic. 2. yer. yetenek. ş hayatında hiç şarıın. 1. s. hizipçilik. 1. f. yapmayış.. i.. sin. Gelmedi. sar ışınl ı ml ı l ı k. ekilde.o. (özel bir) hizmet. gerçeklere dayanan. faks. 3. s. TV kararma. s. 3. s. i. f. 4. 6. TV aç ılma. fayans. temiz (kopya). ık. yavaş yavaş yok olmak. yüreksiz. Merdivenlerden âdeta indi. kavgac ı.. dili fena olmayan. s. etken. (açıkta olan) fuar yeri.. (bir ön cephe. 2. i. 1. sınıfta kalmak. 1. güzel. uygun rüzgâr. sin. 1. 2. 2. out fagot Fahrenheit faience fail failing failing failing that failure faint fainthearted faintness fair fair fair and square fair game fair to middling fair wind fairground fairly fairness fairy i. baygınlık. yap ım. i. s. duyum.5. açık tenli. kurallara uygun. i. kusur.. 4. fena olmayan. kabiliyet. adaletli. 1. --ging) birini çok yormak. solmak. faktör. i. k. (yap ş . 7. fair-weather friend iyi gün dostu. TV aç ılmak. yeti. fiyasko. i. f. birinin tur şusunu çıkarmak. 1. ıkşve güne şli (hava). i. bay ılma. 3. i.. 1. fabrika. 1. kurallara uygunluk. dürüstaç bir kolaylıkla eleştirilebilecek veya alay konusu olabilecek kimse/durum. gerçek. mat. tambölen. becerememek. bayılma. i. (özel bir hizmet için ışı)bas tesis. sarışın. İng. bak. kuvveti kesilmek. çarpanlara ırmak. i. (gerçe ği kadrosu. fecal. çini. öğ retmen (bir bir) üniversitenin) tüm öğretim ılarda) ön yüz. etmen. maskeleyen dış i. adil. başarısızlık. yetenek. donuk. i.ılm tıpk i. faksimile.. iflas. güçten dü şmek. dürüstçe. ıza: power mesle 2. 2. oldukça: fairly big oldukça büyük. 4. uydurma. peri gibi. f. 2. servis. z. 5. 3. kanıt toplayan. baygınlık. 2. feces. i. ihmal.

f. ask. yüzüstü dü şmek. ısı v. hataya dü şmek. bozu şmak. (çare olarak) -e ba şvurmak. (fiyat. çekilmek. dökülmek. i. 6. sahte. sadakat. itimat. s. ıatlatmak. aldatılmak. 1. ş (kale) zaptolunmak. enayi. 1.en) 1. oldubitti. -e kapılmak. doğan. vefakârlık. i. 3. geri çekilmek. başarmak. üçkâğıtçı. -in tutsağı olmak. kavga etmek. olupbitti. Hz. This month the twentieth fell on a Friday. -e sald ırmak. uykuya dalmak. emrivaki. tuzağa düşmek.s. dili işi bırakmak. inanç. çökmek. dü 5. sözüne sad ık. düşmek. güz. dolandırıcı. gözden dü şmek. dört aya 1. s ıraya girmek. 2. düşmek. umulan ra ğbeti hiç görmemek. bozulmak. sahtekâr. fenalık geçirerek yere düşmek. âşık olmak. yağış 4. 2. ın yirmisi cumaya . 1. dü şmek. sıradan çıkmak. 1. s. uydurmak. k. talep. ask. din. (güvenilecek bir kimseye/yere) ba şvurmak. 6. hastalanmak.fairy tale fait accompli faith faithful faithful to his word faithfulness faithless fake faker falcon fall fall fall asleep fall asleep fall away fall back fall back on fall back upon fall behind fall by the wayside fall down fall down fall down in a fit fall flat fall for fall foul of fall guy fall ill fall in fall in battle fall in love fall into a trap fall into disfavor fall into disrepute fall into disuse fall into error fall into the clutches of fall of man/the Fall fall off fall on fall on one´s feet fall out fall over fall over o. dü şmek. çökme. 2. başkasının cezasını çeken kimse. i. dü . i. -e hücum etmek. . (fell. 2. şahin. kullanılmaz olmak. aldatıcı. 4. 2. fall. (gemiden) denize dü şmek. bayılmak. sadık. 1. dolandırılan kimse.´nde) düşüş. uydurma. 3. keriz. i. kendini çok istekli göstermek. sıyrılmak. bırakılmak.b. yıkılmak. dili -in pençesine dü şmek. çok beğenmek. gerilemek. şmek. sava şırken ölmek. iman. geri kalmak. itikat. Âdem ve Havva´n ın işlediği günah ve sonuçları. fall overboard fall prey to fall prostrate peri masalı. ile çatışmak. 2. f. 3. 2. Bu ay ğının üstüne dürastlad şmek. vefakâr. dizilmek. vefas ız. sonbahar. 2. i. s. terkedilmek. azalmak. i. uykuya dalmak. sahte bir şey. sadık olmayan. adı kötüye çıkmak. k. me. işten vazgeçmek. argo 1. güven. yağmak. güre ş düşüş. üçkâğıtçı. düşüş. 3. yüzükoyun kapaklanmak. 5. kapanmak. sadakatsiz.

aileye ait. Benim payıma düştü. bildik. i. 2. 1. aile adı. f. ailevi. sahte. His face fell. aşina. bak. 2. ünlü. tereddüt sendeleyerek yürümek. aşinalık. s. yanlış davranış. alageyik. with family family circle family man family name family name family planning family tree famine famish famous famously (of) 1. şecere. radyoaktif serpinti. safsata. f. 1. açlık. laubalilik. i. k. i. takma dişler. temelsiz. devetüyü. (bir şey) hakkında bilgi edinmek. fall. 3. dü şmek. 2. 1. k. nadasa b ırakılmış. iyi bilinen. . vefas ız. çarp f. s.s. iyi tan ınan. s. i. -e başlamak. Gözü bana ilişti. (bir şeyi) herkese tanıtmak. sahtelik. teklifsizlik.. hastalanmak. aile muhiti. yanlış düşünce/inanç. s. çoluk çocuk. soyağacı. ayk f. His eye fell upon me. soyadı. nam. aile babas ı. 1. samimiyet. ğe/savaşa başlamak. 2. 3. kayıt. 1. samimi. 2. i. çürük. eksik gelmek.. -e koyulmak. yanıltmaca. devetüyü rengi. azalmak. gerçekleşememek: The plan fell through. dü yeme -e saldırmak. teklifsiz. (gerçekleri) ıtmak. 2. mantık kurallarına ırı sav. ünlü. (hesap. s. s.. yanlış fikirlere dayanan. hataya düşebilir. akanyıldız. düşmüş kadın. 2. falso. ün. ev bark sahibi. bot. s. 1. belge v. 4. dili suya dü şmek. It fell to my lot. İng. tanıdık. tanınmış. dili çok iyi.. (ses) titremek. 1.´nde) tahrifat yapmak. s ığın. titrek bir sesle i. -e kurban gitmek. familya. gerçekleşmemek. güvenilmez. 2. 2. zool. etmek. man. arkada familiarize. umdu ğu gibi çıkmamak.. i. me şhur. s. yalan söyleme. as i. f. Plan suya ştü. z. şöhret. s. 1. me şhur. şelale. i. akrabalar. suya düşmek.b. aile. k ıtlık. boş gurur. ekilmemiş. gücünü/hızını kaybetmek. (of) yeterli olmamak. çağlayan. iyi . sendelemek. -e âşık olmak. i. fahişe. aile çevresi. soyadı. Suratı ıldı. f.fall short fall short fall sick fall through fall through fall to fall upon fall victim to fall/be in love with fallacious fallacy fallen fallen woman fallible falling star fallout fallow fallow fallow deer falls false false pride false step false teeth falsehood falseness falsify falter fame famed familial familiar familiarise familiarity familiarize familiarize o. aile planlamas ı. yetmemek. yanılabilir.şbak. yalan.

1. sanmak. dü. fantezi./Tersine. zannetmek. çok me şhur./Bilakis. dili münasebet.şgerçekd z. 2. ışı. hayal gücü. uzaklara yayılmış. ünlem Elveda! i. s. 1. s. bilet ücreti. 2. 1. dü şünmek. i. ba ğnaz. çok uzak. kaba osuruk. uza ğa. almaz. fanatik. (öbürlerinden) kat kat daha . i. hayal gücü.s. müz. s. s. çiftlik binalar ı arasındaki meydan. -den uzak. s. çiftçilik. far off faraway farce farcical fare fare fare badly fare well farewell farewell dinner far-famed farfetched far-flung farina farm farm farmer farmhand farmhouse farming farmost farmstead farmyard far-reaching farsighted fart i. maskaralık. fantezi. yemekler. saçmal ık. i. Öbürlerinden kat katNe daha iyi. İkonu stanbul´dan uzağa hiç seyahat etmedi. lüks. Uzağa dışında. tiy. bak. s. k. s. 1. osurmak. ba ğnaz. i. s. i. s. . 1.. i. enfes. çok kişi veya şeyi etkileyen. yılanın zehirli dişi. pervane kanad ı. i. rençper. Onun için kötüydü. i.. fars. farthest. yelpaze. 2. çiftlik ve içindeki binalar.fan fan fan fan belt fan blade fan the flames fanatic fanatical fanciful fancy fancy fancy dress ball fancy o... uzak. f. 2. 1. 2. 3. i. taksi müşterisi. çok süslü. 1. beysbol meraklkay mak. mutaassıp. (birisi) için kötü olmak: He fared badly. i.. gerçek payı çok az olan. balosu. çiftçilik yapmak. sını rs. hayalperest. i. dili k ıç. inan ılmayacak kadar büyük (miktar). -den hoşlanmak. yol paras ı. s. çiftlik. 1. fantezi. yelpaze biçimindeki herhangi bir şey. dü şlem. ileri görü şlü. 3.ız hayal veya hayali. f. hipermetrop. 2. k ışkırtmak. s. veda. 2. 2. Hayranlar ınızdandır. popo.. k ıyafet hayallerinde kendini ( şöyle veya böyle) görmek. i. 2. mutaassıp. They didn´t go far. fang fanny fantastic fantasy far far afield far and away Far from it. 3.: He´s far and away the best. (yırtıcı hayvanlarda) köpekdişi. k. ak ıl ışı 4. 4. f. harika. çiftlik avlusu. 2. (--ned. --ning) yelpazelemek. 1. baseball fan ısı. ak ıldışı lem. 1. istemek. i. i. hayal etmek. s. fanatik. 1. 1. vantilatör. süper. ırgat.. 3. dalg ın (bakış). 2. gülünç. 1. yiyecekler. üstün maddeleri). irmik. tıb. s. 2. k. uzakta: He´s never journeyed far from Istanbul. düşlemsel. fantastik. f. 3. i. körüklemek. çiftçi. hayal. veda yeme ği. çiftlik evi. pervane mak. i. öngörülü. dili hayran: She´s one of your fans. hayali. (birisi) için iyi gitmek. kaliteli (g ıda f. i.

moda. Noel Baba. sabitlik derecesi. anavatan. seri. en uza ğa. 4. en uzak. bitkinlik. fasikül. yormak. i. vahim. en ötedeki. çengellemek. yapmak. 1. 2. --test) 1. ölümcül. 1. üstünde durmak. (kuma ş boyası için) sabitlik. yazg ı. daha uzak. 2. kaderci. yazg ıcı. 2. çok enteresan. şık. s. i. baba. 2. en uzakta. 1. peder. faşist. hızlı yaşayan. şişmanlamak. i. korunak. tarz. mahfuz yer.. öldürücü. şrep. öldürücülük. (birinin) ilgisini/merak ını çok çekmek. bağlamak. 3. derin uykuya dalm solmaz renk. yazg ıcı. ücra yer. çabuk. revaçta olan. 1. yazg ıcılık. çengelle bağlamak. arka kaportas ı yatık spor araba. (otoyolda) sürat i. f. iskandil etmek. on (gözü) (bir yere) dikmek. 1. 1. kavramak. şekil. fatalist. pizza gibi) hazır yiyecekler. (--ter. s. 2. çeyrek peni (eski bir İngiliz parası). i. modac ı. rağbette olan. 2. f. i. i. şekil vermek. Peder (papazlara verilen unvan). f. kadercilik.farther farthermost farthest farthing fascicle fascinate fascinating fascination fascism fascist fashion fashion designer fashion model fashion show fashionable fast fast fast asleep fast color fast food fast lane fastback fasten fasten on/upon fasten the blame on s. şişman. fatalist. i. kader. i. . sabit (renk). babas ız. 2. şişmanlatmak. -e saplanmak. tutturulmak. 2. s. argo zengin adam. 2. yağlı. çıtçıt. kaderci. hızlı. 1. daha ötedeki. tutturmak. oruç. ötedeki. cazibe. fatalizm. faşizm. z. solmaz. mukadderat. suçu birinin üstüne atmak. bağlanmak. uçarı. dolgun. 3. (hamburger. 2. 3. fastener fastidious fastness fat fat cat fatal fatalism fatalist fatalistic fatality fate fated fateful father Father Father Christmas father-in-law fatherland fatherless fathom fatigue fatten s. şeridi. en ilerde. ölümcüllük. i. 3. kalın. i. yorgunluk. i. 1. suçu birine yüklemek. i. titiz. bağ. s. s. alınyazısı. i. i. defile. öteki. moda olan. fatalite. 1. en ötede. 1. biçim. semirtmek. tez. bağlayan şey. manken. i. i. s. en uzak. yağ.o. anayurt. s. i. daha uzaktaki. s. İng. (kaza sonucu olan) ölüm. hafifme ış. semiz. vahim. kaderde olan. s. oruç tutmak. f. f. kopça. çok ilginç. s. s. kayınpeder. büyük merak. semirmek. f. i. süratli. s. fast-food restaurant hazır yiyecek satan lokanta. 2. daha ilerdeki. anlamak. -i kafasına takmak. kulaç (uzunluk ölçü birimi). i. i. 1. f. -e tak ılmak. 2. zor be ğenen. z. s.

2. bak. f. güç isteyen) ba şarı. ço ğ. -de kusur fay. 2. yüz hatları. s. çürük. İng. the Federal Bureau of Investigation. s. i. yağlı. faksla gelen mesaj. 1. verilen) ho şa giden. 2. s. s. f. 2. faks. f. -de önemli bir rolü olmak: This ıs. tüys ıklet. i. dili küpünü doldurmak. en kötü ihtimalin gerçekle şmesinden korkmak. k.davete uygun. s. fauna. sar ımsı kahverengi. 2. 5. 4. yılmaz. faks. gözde. kim. f. korkusuzca. 3.. bak. i. yar ıı r. gözü pek. dalkavukluk etmek. k ıs. doyas ıya yemek. hebennekalık. k. ziyafette yiyip içmek. fizibilite raporu. 1. ziyafet. 3. 3. noksan. dehşetli. broad bean. ziyafet vermek. tüy takmak. alageyik yavrusu. noksans ızlık. yortu. i. s. ıc ılıen k. i. kuş beyinli. i. . 1. gözde. yağ asidi..4. defolu. f. lütuf.fatty fatty acid fatuity fatuous faucet fault faultless faultlessness faulty fauna faux pas fava fava bean favor favorable favorite favoritism favour fawn fawn fax faze FBI fear fear fear the worst fearful fearless fearlessly fearlessness fearsome feasibility feasibility study feasible feast feat feather feather feather bed feather one´s nest featherbrained feathered featherweight feature Feb February fecal s. dili etkilemek: It didn´t faze him at all. kay i. z. özellik. musluk. noksans i. sempati. 2. favori. tenis servis hatasıı z. yap ılabilir. i. hediye. i. s. 2. şişko. korku. favor. 1. onay. 1. fakslamak. f. broad bean. kabahat. f. 2. korkak. s. February. i. yap ılabilirlik. --s (fô´nız)/--e (fô´ni) i. korkusuzluk. f. 2. yılmadan. i. 2. i. yanl ışsız. sevgili.. çok sevilen kimse/ şey.. bak. kusursuz. 1. korkunç. korku veren. i. yaltaklanmak. korkunç. 1. tüylü. iltimas. 1. çok sevilen. favori. tüy. yüzdeki organlardan biri. Hrist. (birinin karakterinde) kusur. sa ğlam bir temele dayanmayan. yüz. şubat. Onu hiç etkilemedi. aşağ. 1. kuştüyü yatak. çehre. s. uzun makale. . falso. 1. kusurlu. 1.. budalaca.kat müsait. kazanacağına inanılan ışç s. kayırma. 2. kendini ak ıllı sanan budala. budalalık. 1. dobiş. fizibilite. iyilik. 4. yanl ış. ılanlara ufak iyi. çoğ. 2.. geyik yavrusu. tarafını tutmak. i. i. dışkıya ait. 1.bulmak. 1. 1. 2. (cesaret veya bedensel i. jeol. f. uygulanabilir. korkmak. k i. tercih (bir s. bayram. hebenneka. i. mümkün. direy. faks makinesi. i. korkusuz. 2. pot. sima. f. as ıl film. 1. sevgi. yanlışsızlık. kırık. s. beğenme. i. s. ku ştüyü ile kaplamak. 2.

amirane tavırlar içinde olmak. 1. i. geri zekâlı. k. i. bak. 2. kendini beğenmek. 2. yem torbas ı. el yordam ıyla ilerlemek. federasyon haline getirmek. dışkı. 2. 1. -in çektiklerini anlamak. elinden i ş gelmeyen. yerinde duramamak. dili 1. -e ac ımak. geribildirim. federalizm. yedirmek. zilzurna sarhoş olmak. yiyecek. duymak: I feeldokununca good. ile beslenmek. s. illallah demek.. on ile beslemek. 1. zayıf. ücret. f. 1. 2. birinin bir şey hakkındaki düşündükleri/izlenimleri.s. kendini tur şu gibi hissetmek.feces feckless fed federal federalise federalism federalist federalize federate federation fedora fee feeble feeble-minded feebleness feebly feed feed feedback feedbag feeder feeding bottle feel feel feel an affinity for feel at ease feel at home feel bad feel for feel giddy feel in one´s bones feel keenly feel like a fish out of water feel like doing feel like o. i. (for) -den utanç duymak. federalist. z. gibi uyand ığı) his. f. coşmak. i.. fötr şapka. (fed) 1. morali bozuk olmak. 2. yad ırgamamak. cansız. i. . f. 1. yem. midesi bulanmak. feel low feel no pain feel no pain feel o. canı yapmak istemek. (devletleri) federasyon haline getirmek. hafifçe. k ıpır kıpır olmak. biberon. feed. f. kuvvetsiz. anlamak. bak. kendini rahat hissetmek. dokunma. s. dokunmak. kendini iyi hissetmemek. -e çok üzgün olmak. fiz. ıda. geribesleme. 4. 2. 2. 1. i.. . f. zayıf. argo sarho ş olmak. 3. zayıf bir şekilde. keyfi olmamak. beceriksiz. obliged to feel one´s oats feel one´s oats feel one´s way feel pity for feel queasy feel rotten feel shame feel sick at/about i. federasyon. i. kuvvetsizce. yemlik. 4. içine doğmak. zayıflık. federal. 2. i. 2. başı dönmek.. s. k. i. (hayvan) beslenmek. federalize. k. beslemek. vizite. s. pol. yemek vermek. dili üzülmek. İng. Kendimi iyiırd hissediyorum.. fidbek. çok ihtiyatlı davranmak. ongyemek. dili baya ğı sarhoş olmak.s.. (bir şeyin (birini) çok çekici bulmak. 1. s.. hissetmek. kendini (bir şeyi yapmaya) mecbur hissetmek. kuvvetle hissetmek. yemek. (felt) 1. içi rahat etmek. f. el sürmek. 3. 2. i. kuvvetsizlik. kendini iyi hissetmek. elleri ile yoklamak. sudan/denizden ç ıkmış balığa dönmek. i. doktor ücreti. fötr. giriş ücreti. be fed up with argo -den b ıkmış olmak. yem kab ı.

i. tahta perde. 2. 1. i. yan ıltma hareketi. 1. Birdenbire içinde para kazanma tutkusu uyand ı. fall. i. (in) -i parmaklıkla/tahta perdeyle/çitle çevirmek. i. i.. mahcup olmak. dü şürmek. s. parmaklık. . 1. i. bak. burs.. deli numaras ı yapmak. rezene. merak etmek. feminine. kişi. ço ğ. 2. i. (bir şey yapmayı) çok istemek: He suddenly got the urge to make money. dişil.üyelik. ba şının çaresine bakmak. i. keçeli kalem. feel. çamurluk. dokunaç. 2. mutluluk. sersemlemek. maya... üzülmek. yanıltma hareketi yapmak. f. i. başı dönmek. f. şöminenin önüne konulan alçak parmaklık.. foot. raziyane. 2. -i uzakla ştırmak. bak.feel small feel suicidal feel up to feel up to par feel woozy feel/be troubled feel/get/have an/the urge to feeler feeling feet feign feign madness feint feldspar felicitous felicity fell fell fellow fellow citizen/countryman fellow sufferer fellow townsman fellowship felon felony felt felt felt-tipped pen/felt pen fem female feminine femininity feminism feminist fen fence fence fence off fencer fencing fend fend for o.. mutlu. 1. 2. 1. dişi. i. yanıltma. k. iç âlemi. i. f. saadet.. i. his. 2. .. yurttaş. bak. grup. eskrimci. a ğır suç. 4. 3. feldispat. münasip. f. female. i. (yapar) gibi görünmek. 1. i. 1. kendini geçindirmek.. çoğ. uygun. çit. i. f.. f. i. huk. 2. adam. his dünyası. yere sermek. 1. kadınsı. 2. zool. i. midesi bulanmak. ask. hem şeri. eskrim. s. keçe. s. bataklık. 2. kendini (belirli bir şeyi) yapacak kadar güçlü hissetmek. i. hemşehri.. eskrim yapmak. s. duygu. bot. kadınlık. mayalanma. i. dilb. 1.. 2. intihar etme arzusu duymak. yerinde.. fend off fender fennel fenugreek ferment utanmak. feminist. k ıs. huk. feminizm. -i parmaklıkla/tahta perdeyle/çitle ayırmak. 1. çit veya parmakl ık malzemesi. dişilik. f. i. ek şime. kardeşlik. fötr. vatanda ş. i. (bir bilim kurumunda) üye. i. mesut. 2. numaras ı yapmak. arkada şlık. dili kendini iyi hissetmek. cemaat. dert orta ğı. suçlu. -i kovmak. kad ına özgü. çalıntı mal alıp satan kimse. arkadaş. (bir bilim kurumunda) i.s.. 2. 1. kesip devirmek. 1. çemen. isabetli. min.

f. i. ateşli. vahşi. i. hararetli. 2. arayıp tarayıp bulmak. ayağına zincir vurmak. feodalite. f. i. ihtilaflı olmak. pis kokan. telaşlı. i. uzun süren dü şmanlık. şen. f. koku şmuş. şli. feodalizm. betonarme. alıp getirmek.b. fertilize. s. arayıp taramak. 2. çoğ. f. dili cazibeli. engellemek. çok nadir. Büyük bir heyecanla ba ğırıyordu. i. mayalanmak. feodal. 2. 1. bereketli. getirmek. yırtıcı. sal v. gen. çekici. i. bayrama ait. hararetli. f. i. 2. s. i. f. yortu. İng. dişil nişanlı. fetişizm. verimli. 2. . 2. e ğreltiotu.. s. i. i. humma. araba ın işlediği yer. i. kutlama: What kind of festivities will there be? Ne gibi kutlamalar olacak? i. i. bayram. döllemek. ateşi çıkmış. fetiş. s. --zes) fes. 1. i. i. bot. i. az miktar. al ımlı. 3. aşk merdiveni. i.. kan davası.. Duygu yoğunluğu belirtir: He was shouting in fever of excitement. kavga etmek. böyle bir taşıtla vapuru. eril nişanlı. ateşli. da ğgelinciği. s. ate şli. s. iki k ıyı arasında araba/insan taşıyan gemi. hâsılat getirmek. iltihaplanmak. azmak. ate şli. dönme dolap. bağlamak. az. 2. gelir sağlamak.. i. vahşilik. mayalanma. festival. ğlamak. 1. iki k ıyı feribot. cenine ait. a ate s. irinlenmek. elini ayağını ba i. 3. 1. füjer.. ateş. ate şlilik. 1. 1. hararetli. hararet. 1. s. 1. neşeli. i. vapur. heyecanlı. hararetlilik. s. zool. i. buka ğı. 1. gübre. ek şimek. f. s. gübrelemek. i. şenlik. cenin. böyle ta bir ta şıttekne.. (birilerini) k ışkırtmak. 2. k. i. i. i. (çoğ.ferment ferment trouble among fermentation fern ferocious ferocity ferret ferret ferret out Ferris wheel ferroconcrete ferry ferryboat fertile fertilise fertility fertilize fertilizer fervent fervid fervor fester festival festive festivity festoon fetal fetch fetching fetid fetish fetishism fetter fettle fetus feud feudal feudalism feudality fever fevered feverish few few and far between fez fiancé fiancée f. ateş. fermantasyon. engel. s. hararet.. vahşet. 1. f. kayık. 2. bak. verimlilik. arasında araba/insan şıyan i. s.. 2. hararetli olan. feston.

on beş rakamı (15. vakit geçirmek. vahşi. sadakat. galeyana 5. s. otlak. s. hayali. . oyalanmak. uydurma. yerinde duramamak. (--bed.. --bing) yalan söylemek.. sahra topçu s ınıfı. on beşte bir. 2. on be şinci. barut gibi. ateş gibi. farzolunan İng. deli. fiyasko. k. dili 1. i. çim hokeyi. zırva. 2. f. i. vakit geçirmek. on beş. 1. çabuk öfkelenen. bayram. tarla. dili düşkün. festival. ask. feldmareşal. (bilgi toplamak için yap ılan) alan araştırması. oyalanmak. f. ç ask. (bir spor tak ımını) sahaya ıkarmak. bak. ateşli. dönek. hercai. f.. s. i. i. şehvet dolu. tımar. yortu. tarla faresi. kolaylık olsun diye gerçek gibi şey.. (aşkta) vefasız. i. dili keman. lif. saçma sapan sözler. ask. 1. saha. 1. i. s. an opium fiend afyonkeş. sahra hastanesi.. s. bak. spor bayram ı. 1. f. ask. 2. 2. i. meraklı. karar. f. i. şiddetli. co i. 1. şeytan. i. değişken. mera. ateşli. vefa. hikâye/roman şekline sokmak. 2. 1. 2. k. ifrit. 3. rahat oturamamak. i. sert. sahra talimatnamesi. keman çalmak. hasta. 1. i. emir. şeytanca. zebani. 2. küçük yalan. f. şeytani. i. i. s. (öğretimde) gezi. beşte bir.. i. s. üstsubay. (zamanı) boş geçirmek. durmadan k ımıldamak. 2. huk. 2. roman ve hikâye edebiyat ı.. rahat durmayan. fiber. s. 4.getiren. (çifte) dürbün. 1. kara manevras ı. kaypak. cam elyaf ı. XV). s. be şinci.fiasco fiat fib fiber fiberglass fibre fibrous fickle fiction fictionalise fictionalize fictitious fiddle fiddle around fiddle away Fiddle! fiddle-faddle fidelity fidget fidgety fief field field artillery field day field events field exercise field glasses field hockey field hospital field maneuver field manual field marshal field mouse field officer field officer field trip fieldpiece fieldwork fiend fiendish fierce fiery fiesta fifteen fifteenth fifth fifth wheel i. fictionalize. hercai.. kızgın. fırdöndü. i. gereksiz şey/kimse. on beş. s. 1. üstsubay. ünlem Hay Allah! i. k ıpır kıpır. alan. 2. zeamet. 1. 2. i. atmak. 3. sahra topu. alan yarışları. lifli. k. k ıta tatbikatı. mevhume. tiryaki: a tennis fiend tenis hastas ı. İng. ask. şturucu. uydurmak. çayır.

Fiji´ye özgü. boksör. 1. bilg. Durumu bana aç ıkla.fiftieth fifty fifty-fifty fig fig fight fighter fighter plane fighter-bomber fighting fighting cock figment figurative figure figure figure of speech figure of speech figure on figure out figure skater figure skating figure up figurehead Fiji Fijian filament filbert filch file file file a complaint file clerk filet filet mignon filial filings fill fill a prescription fill a tooth fill dirt Fill her up! fill in fill in for Fill me in on the situation. k. 2. artistik patinaj. figure. 2. i. tel. 2. i. -i planlamak. u ğraşmak. doldurmak. f. elli rakam ı (50. -e güvenmek. i. 2.o. dosya. s. 1. i. dolguyla meydana getirilmi ş yer. 1. sayı. -i çözmek. 1. (formu) doldurmak. gemi aslan ı. i. mecaz. toplamak. 1. incir a ğacı. evlada yak ışır. -i hesaba katmak. mecaz. 2. fill out fill s. yarı yarıya. i. 1. 2. f. doldurmak. Fiji Adalar ı´na özgü. sava mücadele etmek. 2. i.. dosya. ellide bir. 1. figür. 3. incir. dolgu maddesi. kilo almak. 3. dövüş horozu. artistik patinajc ı. sava şç avcı uçağı. 3. 1. (bir hesab ı) toplamak. eğe talaşı. savaş. elli. elli. evrakları dosyalayan görevli. dili sanmak. filing cabinet evrak/dosya dolabı. Depoyu doldur! 1. (fought) 1. f. k. kavga. i. İşimizi görür bu. 1. törpü. Fiji. kavga etmek. 1. . eğelemek. 3. 2. geçici olarak bir i şte çalışmak. doyurmak. fileminyon. fileto. mak.. 2. i. ı vermek. i. endam. i. a şırmak. çoğ. 2. dolgu. i. avc ı uça ğış . eğe. i. figurative. evlada ait. ellinci. bot. 2. oto. 2. fındık. s. 4. k ıs. klasör. s. önemli bir rol oynamak. i. zannetmek. 2. ılı olarak şikâyet etmek. 3. elek. yürütmek. dosyalamak. 1. 1. ercik sap ı. i. f. dolmak. iplik. avc ı bombardıman uçağı. huk. 3. işini görmek: This´ll fill the bill. çalmak. mücadele. dolgu toprak. dolgu. 2. 2. f. 2. i. filaman. (birinin) yerine çalışmak.´s shoes fill the bill s. ihtiyac ını karşılamak. i. boy bos. dosya (bir şyaz eyle/ki şiyle ilgili belgeler). f. lif. dili 1. s. Fiji. 1. i. evrak/dosya dolab ı. dili birinin yerini doldurmak. dosyaya koymak. törpülemek. L). figür pateni. dövüşmek. i. s. numara. dövü ş. mecazi. ı. -i anlamak. rakam. reçetedeki ilaçlar dolgu yapmak. k. Fijili. Fijili.

yıl sonu. 6.. kat ışıksız. i. finalize. dolgu. son. bitirmek. 2. iş bulmak.. 2. kesinlik. kesin. i. 2. i. son şeklini vermek. f. aç ık. f. filtreli sigara. öğrenmek. 1. güzel (hava). filtrat. ke şfetmek. 1. i. süzüntü. dolgu. finanse etmek. katk ı maddesi. ispinoz. di şçi. dili. s. ince ruhlu. para: A lack of finances was the problem. güzel. i. 1. 1. f. 1. (jürinin verdiği) karar. boyacılık filler.t. dili ihtiyac ı karşılamak. filtre kâğıdı. fileto. k. z. filme almak. i. 2. 1. filtre. i. i. hassas. bir şey birinin hoşuna gitmek: She didn´t find his ways sympathetic. final spor final ko şusu. 2. f. yatırımcı. f. 2. i. 1. i. maliye. kendini (biriyle) ba ş başa bulmak. 2. Onun ışları ho şuna gitmedi. Gelip gelmediğini öğren. foto. O benim tuhafıma gidiyor. i. 1. tête-à-tête with find out Find out if he came. finansç ı. film duyarlığı.o. Problem paras ızlıktı. (found) bulmak. 1. filtreden geçirmek. 4. sigara filtresi. müz. filtreli sigaralar. find s. finansman. yüzgeç./s. s. zool. film yıldızı. para s ıkıntısı. duygulu. i. kemiksiz et/balık. zar. i. s. zarif. k ısrak. doldurma. i. spor final: final match final maç ı. ince tabaka. . 2. ince. İng. i. suçlu ç ıkarmak. 5. nihayet. üstün. çok pis. halis.fill the bill fill up filler fillet filling filling station filly film film speed film star filter filter paper filter paper filter tip filter-tipped filth filthy filtrate fin final final heat finale finalise finalist finality finalize finally finance finances financial financial pressure financial year financier financing finch find find employment find fault find fault with find guilty find o. pislik. huk. 2. 1. i. davran ş/ke şfedilmi ş şey. mükemmel.. bütçe yılı. finalist. i. ço ğ. filtre kâğıdı. mali.. 3. sympathetic finding fine k. i. 2. spor final. 2. 1. bak. ince. s. finansman. i. bulunmu s.t. sonuncu. finans: ministry of finance maliye bakanl ığı. 2. filtreli (sigara). mali yıl. -e kusur bulmak. film. mali durum: His finances are in good shape. final. benzin istasyonu. dolgu macunu. film çekmek. 2. f. 1. âlâ. 2. saf. biri/bir şey (birinin) tuhafına gitmek: I find him strange. sin.. sömestr sonu veya kurs sonu s ınavı. doldurmak. 1. saç band ı. (with) kusur bulmak. 1. Onun mali durumu iyi.s. sonunda. dolma. ince örtü. strange find s.

s. i. up fire s. 2. . 1. top. i. i. Fin. ihbarc ı.´ni) ate şlemek. yangın hortumu. (tüfek. 2. yangın kulesi. i. 2. k ılı kırk yaran. i. Fin. top atbir bir el silah atmak. (kurşun. (birini) soru ya ğmuruna tutmak. (toprak e şyayı) (fırında) pişirmek.. parmak izi. (silah) ateş almak. belirli el silah) atmak. köknar. i. f. titiz. 4. ispiyoncu. parmak tırnağı. yangın söndürme gemisi. spor finiş. parmakla dokunmak. I´d like to use it. (bir iş için) (birini) şevke getirmek. yangın zili. v. 1. itfaiye arabas ı. 1. hain. s. comb ince eleyip s ık dokumak. süslü giyim.. i. ilk silah atan olmak. itfaiye arabas ı. güzel sanatlar. s. sona ermek. parmak ucu. bitirmek. 1. fjord. s. f. bak. argo 1. go over the matter with a fine-toothed i. yangın söndürme aleti. dili öldürmek. yangın merdiveni. dilb. tamamlanmak. para cezas ı. i. 2. Fince. 1. itfaiye. (soba. itfaiye binas ı. (motoru) çal ıştırmak. i.b. tamamlamak. incelik. dili işten ışıyla selamlamak. mahdut. f. i. k. Finlandiyalı. i. itfaiye te şkilatı. 3. ellemek. yangın merdiveni. 1.´ni) fayrap etmek. Finlandiya. k. yangın sigortası. i şini bitirmek. para cezasına çarptırmak. f. f.t. el sürmek. sonlu.o. ustalıkla durumu idare etmek. bitirmek. up fire station fire the first shot fire tower fire truck firearms fireboat i. top. 2. ateş. gammaz. fine-toothed comb ince di şli tarak. 3. grev kırıcı. ustalık. güzel sanatlar. İng. 1.o. çekimli fiil. i.b. yangın musluğu. ile işi bitmek: If you´ve finished with that computer. ateşli silahlar. 2. k. parmak. Fince. bitiş. Finli. mat. i. 2. bitmek.fine fine arts fine arts finery finesse finger fingernail fingerprint fingertip finicky finish finish line finish off/up finish with finite finite verb fink Finland Finlander Finn Finnish fiord fir fire fire fire a salute fire a shot fire alarm fire brigade fire department fire engine fire escape fire escape fire extinguisher fire hose fire hydrant fire insurance fire questions at fire s. ispiyon. i. itfaiye. i. kalorifer v. (birini) gayrete getirmek. tırnak. yangın alarmı. with enthusiasm for fire s. sona erdirmek. s ınırlı. yangın. dili bitirmek. O onu kullanmak istiyorum. ile ilişkisini bilgisayarla işin bittiyse 2.

ba ş. atış alanı. 4. çoğ. mükemmel. birinci kat. fiyatı değişiklik göstermeyen (hisse senedi. top v. ilk yardım. ateşleme pimi.b. A. 2. 1. aç ılış gecesi. birinci s ınıf. İng. ilkin. 4. 1. i. zemin kat.D. gecenin ilk nöbeti. kesin teklif. 1. ateşböceği. 1. sallanmayan. top. i. birinci mevki. i. kestanefişeği. dilb. yangın tuğlası. yanan odun parças ı. birinci mevki. üstün. . ateşleme iğnesi. i. üstün. i. i. i. çatapatlar v. odun. birinci mevkie ait. ateşlenme. önce. birinci şahıs. (kurşun. firma. birinci mevkide. ilkönce. silah) atma. s. i. poligon. yangın musluğu. at ış. ask. 2. ilk çocuk. çikolata v. 2.men (fay´ırmîn) i. ilk: When we first came here it was a village. z. (toprak eşyayı) pişirme. üste ğmen. en büyük. İlk geldiğimiz ilk yard tıb. belirli bir el ı. çikolata v. 2. en başta. pelte. dilb. (fiyatlarda) istikrar.). ateş alma. 1. i. şömine. yanmaz. 3. İng.b. itfaiyeci. kundakç ı. s. birinci. donmu ş (jöle. i. fire. i.D. ask. ilk do ğan. ilk. 2. ilkönce. kaymayan. ekstra. 1.´ne özgü) donmu şluk. (İskoçya´da) haliç. sıkılık. 3. ocak ba şı. 1. atış mangası. 3. kestanefişekleri. üsteğmen.ım. (taşıtta) birinci mevki.´ni) ate şleme. s. evvela.firebrand firebrick firebug firecracker firefly fireman fireplace fireplug fireproof fireside firewood fireworks firing firing line firing mechanism firing pin firing range firing squad firing squad firm firm firm offer firmament firman firmness first first aid first aid first and foremost first class first class first floor first floor first impression first lady first lieutenant first lieutenant first name first night first person first person first watch firstborn first-class firstly first-rate firth i. pelte.b. birinci s ınıf. s. i. 2. ateşleme tertibatı. mükemmel. ilk. birinci kat. 1. zemin kat. ilkin. 4. önce. ilk ad. havai fişekler. tahvil tic. gök kubbe. sağlam. ilk izlenim. evvela. dili ateş hatt ateşleme mekanizması. i.B. z. ferman. ocak. birinci. 2. s.b. i. ekstra. z. i. k. birinci s ınıf. pişim. s ıkı. s. (tüfek. i. birinci tekil veya ço ğul şahıs. i. (A.´de) cumhurba şkanının karısı. idam mangas ı. (jöle. sağlamlık. gala.B. 2. ortalığı karıştıran delifişek.

out for fit to be tied fitful fitness fitter fitting five fivefold fix fix fix a place up fix o. beş kat. i. borucu. balık kılçığı. düzensiz. sabit. birinin hakk ından gelmek.o. de ğişmeyen. be . dili bir şeyi yapmak ya da ondan tamamıyla vazgeçmek: You must either fish or cut hikâye. isk. f. balık tutmak. i. kendini süslemek. zıvanadan çıkmış. bait! Ya bu deveyi güdersin. i. çoğ.es) balık. . (çoğ. s. olta tak ımı. s. k ısa aralıklarla bölünen. k. 1. s.o. mali yıl. miktar bir yeri tamir v. Bu işte bir bityeniği var. five-and-ten-cent store/tens. tayin etmek. bulanık suda balık avlamak. haz i. 2. 2. birine (bir şey için) gerekli şeyleri sağlamak/tedarik etmek. 2. s. k ılçık. 1. beş rakamı (5. birini mahvetmek. (kahvaltı/öğle süslenmek.fiscal fiscal year fiscal year fish fish fish for fish in troubled waters fish or cut bait fish story fishbone fisherman fishing line fishing pole fishing rod fishing tackle fishnet fishnet stocking fishy fissile fission fissure fist fisticuffs fit fit fit fit for nothing fit like a glove fit s. i. ş(bir) aksesuar. aşırı düşkünlük. 2.b. k. dili şike/rüşvet yoluyla ayarlanmış. uygunluk. 3. küplere binmiş. 1. tesisatç ı. k. s. (tarih.o.´s wagon fixation fixed s. olta. balıkçı. kararla ştırmak. beşli. k. yar ılabilir. i. beş misli. yar ılım. dili 1. kriz: a fit of coughing öksürük nöbeti. çobe ş. up with fix s. i. aşırı bağlılık. olta ipi.V). dolaylı bir şekilde istemek/aramak. -in uymas beş para etmez. z. ya da bu diyardan gidersin! palavra. içinde balık tadı olan. (bedenen) formda olma. i. i.er. (sabitle ştirecek bir şekilde) takmak.men (fîş´ırmîn) i. dili şüphe ıran: There´s something fishy about this. fish. ince çatlak. 2. i. masal. f. kesintili. f. ğ. -i ayarlamak. tamir etmek. uygun olma. misina. bölünüm.. k. -i ını sağlamak: This job fits you uydurmak. bölünebilir. 2. (bedenen) formda olan. balık kokan. tıpatıp uymak. 1. fish. cent store/dime store/five-and-ten ucuz e şya satılan mağaza. i. dövüşme. mali yıl. fitings. olta kam ışı. uyand s. file çorap. k. -e uygun olmak. balık avlamak. nöbet. yumrukla şma. i. dili birine (bir şey) ayarlamak/sağlamak.´ni) etmek. dikkatini -e çevirmek. spor yapmaya haz ır. -e yak ışmak. hiçbir işe yaramaz. olta çubu ğu. 2. 2. yerleştirmek. dili çok öfkeli. (rakor.. (--ted. prova. terz. uygun. 1. 3. i. yumruk. değişik türler için fish. 1. fiz. spor yapmaya ır olma. uygun. man şon gibi) tesisat işlerinde kullanılan parça. 4. --ting) 1. 3. -e karar vermek. babalar ı tutmuş. balığı çok. gözünü -e dikmek. balık ağı. s.s. 1. 1. up fix on fix one´s attention on fix one´s eyes on fix s. -e göre olmak. i. mali. -i seçmek.

b. foto. dili iyi ba s. flanş. çoğ. yan hareketi. 2. 4. 2. yalaz. yelken v. elbezi. sallayarak (birini. amiral gemisi. İng.. 4. 2.. 1. 1. pazen. 1. flama. fluid ounce(s). sabit fiyat. (çoğ. up parlamak. (çad ıra ait) etek. --ging) bu taşlarla döşemek. alev. sabun bezi. kabarmak. f. i. süsen. ayd 2.b. Şikago Hiltonu. k. 2. i. (kaskette) kulakl ık. out k.) kabarıp dökülmek. taksi çevirmek. 1. 1. bayrak dire ği. ask. (bayrak. i. i. (köpüren gazoz. i. ask. 2. dili (bir et yemeğini tamamlayan) diğer yemekler. fışırdamak. gevşek (adale/doku). gönder. dili çok şaşırtmak. 6. flabby. f. saman alevi gibi bir şey. 1. in flagrante delicto. a şırı davranışlarından dolayı göze çarpan (kimse). 1. bayrak direof i. büyük ve yass ı kaldırım taşı. öfkelenmek. yanyapmak. yan yan saldtaarruzu ask. nlatma cephanesi. göze çarpan (renk). 1. (bir yap ıya/odaya ait) sabit eşya. kuvveti kesilmek.) dalgalanma. İng. çırpış. 3. yan.´nin düşmek. frapan. s. büyük ve yass ı kaldırım taşı. dili sevgili. bak. ince bir tabaka halinde olan parça. ırısı. bak. flabir ş. Hilton i. alev alev yanmak. i. f. f. 1. i.. 2. k. (--ged. parlamak. göze batan (kötülük/ahlaks ızlık). gönder. . saçma.. yandan kuşatmak. soda. 2. yan saldırısı yapmak. 1. spor müsabaka. 5. (--ged. sabunluk. ayg aniden gelen sel. alev makinesi. s.b. flanel. çırpıntı.3. i. yanıcı.fixed asset fixed idea fixed price fixings fixture fizz fizzle fizzy fjord fl oz flabbergast flabby flaccid flag (down) a taxi flag flag flag flag flagpole flagrant flagrante delicto flagship flagstaff flagstone flair flake flambeau flamboyant flame flamethrower flamingo flammable Flanders flange flank flank attack flanking action flannel flannelette flap flare flash flash flash flood flash in the pan flash through one´s mind flashback sabit de ğer. bir vas ıtay şlamak. (gazoz. 1. 1. ışı ldamak. saplantı. zambak. i. bot. geriye dönü ş. birden aklından geçmek. ince bir tabaka halindeki kar tanesi. i.. büyük bir hpar 2. 2. f. 4. (uçağın (zarfa ait) kapak. band ıra. 4. 1. (etekler) f. f şlayıp sonradan suya v. böğür. palavra. s. ışı k saçmak. ruhsuz. (--ged. güçsüz. (off/away) (boya tabakalar ı v. k ıs. bir şirket grubundaki en önemli şirket: The Chicago Hilton is the flagship ği. i. Flandra. i. 1. i. (şimşek) ızlaıldama. 3. karbonatlı (içecek). pervasız (suç işleyen kimse). --s/--es) zool. 3. pazen. fiyort. s. i. s. sönük. soda çıkardığı) fışırtılı ses. 2. f. flamingo. küçük dilini yutturmak. tabaka i. kabiliyet. 2. i.. i. flaş i. f. 3. meşale. cep feneri. i. fışırtı. i. parlamak. den. f. k.. içgüdü. (kanat) ç ırpma.. fla ş . ani bir ı t ı . 2.) fış fış/fışır fışır köpürdemek. k ısa fakat önemli bir haber. i. i. (işaret vermek için) (ışıklar ı) ıyak ıp söndürmek. an için göstermek. gevşemiş.. z. 1.b. f. yetenek. bayrak. alevlenmek. ask. şampanya v. taarruzu.the Hilton chain of hotels. --ging) yorulmaya ba i. çakmak. geçmek. 4. f. ask. sancak. i. cansız. --ging) (down) bayrak/el ı) durdurmak. 1. İng. 2.

kusursuz. 2. koltuklamak. yatalak. s. apartman dairesi. sarı. bak. çe şni. i. etek. balon (cam kap). et. gitmi i. hızlı. (derisini) yüzmek. 1. (duyum olarak) tat. Flaman. müz. (hile uzunile) tüylü yünle i. foto. bemol. i. pohpohçu. s. bir işe yeni şlayan kimse. k. s. Onlar ın dondurmasının yirmi çeşidi var.y. 1. lezzetli bir tat. flütçü. sergilemek. uçup giden. kim. pire. ütü. i. k. f. 2. i. patlak lastik.. dili meteliksiz. ezmek. s. i. nokta. f. kusur. benek. bemol. --test) 1. 1. i. 1. (--ter. foto. bot. i. yemeğe tat veren şey. tatlandırıcı. dili acemi çaylak. göze çarpan. s. çok ufak parça. pohpohlama. lepiska. lezzet. 1. k. leke. 2. geçici. i. pohpohlamak. i. (kuma şta/giyside) defo. s. 1. samimi olmayan iltifatlarda bulunmak. s. göz önüne sermek. tüyleri henüz bitmiş yavru kuş. frapan. f. i. matara. s. yassılatmak.. 2. i. f. 2. i. f. 2. 1. i. i. fani.. ı. Flamanca. i. ya ğmur sularına karşı konulan saç örtü. s. çeşit: Their ice cream comes in twenty flavors. cep şişesi. müz. Flamanca. (koyunu) k ırkmak. bak. f. i. i. fla ş ampulü. fena halde azarlamak. i. 1. el feneri. ketentohumu. 1. dili soyup sokapl ğana yünün tümü. 3. daire.. tek fiyat. düzlük. çabuk geçen.. zü ğürt. gazı ş (meşrubat/bira/ şampanya). i. uzun tüylü yün kümelerine benzeyen. flaş. düz. İng. defosuz. ha şlamak. s. lezzetli. donanma. yassıltmak. düztaban. 2. f. i. yass ı. kusurlu. tatsız. 2. .. Flaman. i. yass ılaştırmak. ba f. 3. filo. defolu. d. alabros saç.. 4. keten. firar etmek.flashbulb flashgun flashing flashlight flashy flask flat flat flat flat broke flat on one´s back flat rate flat tire flatcar flat-footed flatiron flatten flatter flatterer flattery flattop flaunt flautist flavor flavorful flavoring flavour flaw flawed flawless flax flaxen flaxseed flay flea fleck fled fledgling flee fleece fleecy fleet fleet fleeting Fleming Flemish flesh i. yavan. flavor. geniş düz yer.. 2. fla ş lambası. s. i.. i. aç ık yük vagonu. (bir koyundan k ırkılan) 2. (bir koyunun üstünde biten) yünün tümü. i. 1. (fled) kaçmak. flee. müz. 4. 2.

(with) (erkek) (kad ına) âşık gibi davranmak. --ping) 1. ğr. kad ı1. çabuk ve kesik bir şekilde elini sallamak. 1. ayakl mim. kaprisli. f. su yüzünde/havada yüzen. su basmak. uçuş. (bir işe) dört elle sarılmak. fly. 2. 1. i. bak. saygısız. 3. fiske atmak. sahanl s. -e hayran olmak. pilot. su bask ını. into flint flip flip a coin flip one´s lid flip one´s lid flip-flop flippant flipper flirt flit float floating floating assets floating capital floating dock floating population flock floe flog flood flood plain flood tide floodgate floodlight floor floor lamp floor plan floor show ten rengi. titreşim. 2. titreyen i. derme çatma. 2. umut duydu. ık bir Birdenbire ufac ı. 1. over diliatmak. 3. taş/tahta döşeme. flotör. cilve f. için kullan f. elastiki. eğlence programı. f ırlatmak. i. i. f. 3. cari aktifler. çakmakta şı. k. 2. tic. (flung) 1. 1. 2. 1. uçma. 2. dili şaşırtmak. uydurmasyon. --ging) k ırbaçlamak. (kas ı) bükmek. --ting) oradan uçmak. denizde yüzen üstü düz buz kütlesi. dili sayg ısız. el ilan i. 3. 2. abajur. çabuk bir sallama hareketi: a flick of the fingers bir fiske. 2. firar. (binadaki) kat. vurup yere yıkmak. sürü halinde toplanmak. 2. kat plan ı. f. yer. 1. 2. 2. 2. çıldırmak. (pencereyi/kap ıyı) hızla açmak. f. f. (yüzmek ılan) palet. (bir kattan ba şka bir kata giden) merdiven. küstah. olta mantar ı. 1.flesh color flew flex flexibility flexible flick flick one´s fingers flick one´s wrist flicker flier flight flight of fancy flight of stairs flighty flimsy flinch fling fling back open fling o. (gemiyi) yüzdürmek. (--ted. sürü. i. döner sermaye. yapmak. f. (kadın) (erkeğe) cilve nlara âşık oraya rolü yapmay ı seven erkek. s. s. f. k. sel. 1. su yüzünde/havada yüzmek/gitmek. uydurma olduğu belli. ufacık bir belirti: He suddenly felt a flicker of hope. met. projektör. hızla atmak. hercai. küçük dilini dö ı lamba. k. -den h ızla erkeklere i. esneklik. 2. vücudunun bir parças ını) geri veya bir yana çekmek. dili ç ıldırmak. 2. 1. i. f. sel basmak. (bir şeyin) su yüzünde yüzerek s. uyduruk. 1. taş/tahta şemek. (deniz kaplumba ğalarında ve yüzen memelilerde) yüzgeç. çok k ızmak.. bent kapa ğı. oto. f. . i. taşkın. s. (kollarını) savurmak. zemin. tepesi atmak. i. (bir kattan merdiven ığına kadar giden) merdiven bölümü. 1. (darbe yememek için) (vücudunu. a flick of the wrist ve kesik bir el sallama. i. ta şkın yata ğı. dayan ıksız. çürük. 2. co kabarma. havai. 2. küplere binmek. yüzer havuz. i. elastikiyet. f.s. f. duba. keçileri ırmak. hayal kurma. şamandıra. (ışık/gölge) oynamak. dili (sinema salonunda fiskeçabuk atmak. i. (--ped. i.. i. titreme. k. dili 1. tokyo. kaçış. (motoru) ambale etmek. gelip geçici nüfus. 1. küstah. 3. k. 3. tura yazı k. over -e hayran olmak. 1. i. s. esnek. sel gibi akmak. balıklama dalmak. 2. kaç argo ç ıldırmak. geçmek. tic. (--ged. hayal. keçileri kaçırmak. i.

kaldığı otel. ak ıcı. 2. flora. diş ipliği. f. çiçek. disket. s. büyümek. tumturaklı (yazı). (bir şeyi) birden rak ıvermek. f. k. alabildiğine gazlamak. çiçekçi k ız. (sokakta çiçek satan) çiçekçi. 3. denizde yüzen veya k ıyıya vuran şeyler. grip. 2.. sallamak. hor görmek. durmak. döşemelik. i. tic. akıcı bir şekilde konuşan (biri). bilg. f. akışkan. debelenmek. fling. 2. döşeme tahtası. bak. (dilde) ak ıcılık. 3. i. i. 2. şans eseri. dili ba şarısş ızl ık. 1. kırmızı (yüz/yanak). reddetmek. çiçek çiçek tarh ı. akmak. inip ç ıkma. . fazla süslü. i. 2. fly. f. s. . 2. f. nikâh töreninde çiçek taşıyan küçük kız. 29. yüzme. i. s.. kesme çiçek sat ılan dükkânı işleten kimse. f. farbala.41 cc. dalgalanmak. f. ilerlemek. ç ırpınmak. tic. 3. duman yolu. 28. i. itaat etmemek. i. 1. 1. 3. fırfır. saks ı. yüzdürme.. (halıdan/kumaştan dökülmüş) hav.. değişmek. (diş aralarını) iplikle temizlemek. z. çiçeklenmek. akışkan. i. çiçeklere ait. akan. esnek disk. çiçe ği çok. s. tic. gelişmek. ak ıcı (yazı/üslup). 1. f. bata çıka ilerlemek. dili (motorlu taşıtın) gaz pedalına sonuna kadar basmak. i. (--ped. (saç) sarkmak. --ping) 1. 2. un. 2. İng. 1. dili başaramamak. dü şmek. yumuşak ve kenarları sarkık. ak ıcı bir şekilde. i. 3. f. çoğ. inip ç ıkmak. değişme. yükselip alçalma. kükürtçiçe ği. out bir hışımla çıkmak. dilbalığı. 1. sıvı.. ş dili kad ını. s.D. A. tüyleri kabar ık. f. bitki örtüsü. 1. dalgalanma. çiçekçi. --s (flor´ız)/--e (flor´i) i. çiçekli. yükselip alçalmak. i. 2. çiçekoturmak. sertçe b şılar ın kalabilece i yurt. vermek. i.. gösterişli bir hareket. k. süslü (yazı/sözler/üslup). into -e bir h ışımla girmek. 2. 2. (bir) şans. i. ak ıcı. s. s. ç ırpınmak. dökülmek. ğ k. berdu lar ınfiyasko. i. (elbise/kuma ş) (belirli bir şekilde) i. akışaçmak. 1.floorboard flooring floorwalker floozy flop flophouse floppy floppy disk flora floral florid florist floss flossy flotation flotsam flotsam and jetsam flounce flounce flounder flounder flour flourish flout flow flower flower bed flower girl flowerpot flowers of sulfur flower-seller flowery flowing flown flu fluctuate fluctuation flue fluency fluent fluently fluff fluffy fluid fluid ounce fluke flung i. k. (tüylerini/saçını) kabartmak.57 cc. i. berdu s. i. i. 1. bitey. büyük ma ğazalarda işi idare eden ve müşterilere yardımcı olmak üzere an hayat görevli. i. dili şatafatlı. i. f.. fahişe. i. 2. s. büyük bir baca içindeki birkaç ayr ı duman yolunun her biri. 1. f. (senetleri) ihraç etme. 1. dola i. k. i. bak.B. bocalamak. i. f.

k ısa süren hafif bir kar yağışı. (sütundaki) yiv/yivler. küplere binmek. (sınıfta) kalmak. dili kaçmak. k. lıkla ilgili. 2. uçup gitmek. uşak.o. uçu ş. i. (sütundaki) yiv. mim. piyon. kim.kayn ş unu) ürkütüp uçurmak. 2. ak ış. i. 2. 4. floresan.. ku birini sakland ığı yerden çıkarmak. bak. uçurma. tepesi atmak. gitmek. sifonu çekmek. 1.o. (yüzü) k ı zarmak. (tuvalete ait) rezervuar. s. i. 1. uçma. pilotluk. tay. heyecanlı ve şaşkın bir hal. i. kısa süren bir heyecan/telaş. dili zıvanadan çıkmak. volan.. tay do ğurmak. down the toilet flush tank flush the toilet fluster flute fluted column fluting flutter flux fly fly fly a kite fly at fly at s. dili (önemsiz/ilgisiz bir şeye takılarak) asıl konudan ılmak/uzaklaşmak. 3. k. uçmak. ıdayanma uçan daire. köpürmek. 2. (av s. köpük. (yanaklarını) kızartmak. (kanatlar ını) çırpmak. i. dili 1. ayr s. (rüzgârda) titremek veya hafifçe i. flüorür. (s ınavda) çakmak. uçurmak. f. 5. köpürmek. (tecrübesizlik veya birtak ım eksiklikler yüzünden) sadece içgüdülerine dayanarak idare etmek. s. hiddetlenmek. sinek. i. uçurtma uçurmak. (zaman) ak ıp gitmek. 2. dilişüzerinde bol para olan. 1. mim. ısa ısüren bir fiyat 2. havac mim. boks sineka ğırlık. ç ırpınır gibi düşmek. 1. pilotaj. 1. i.. (hiddetten) ba ğırıp çağırıp tepinmeye başlamak.. uçan.´s throat fly away fly blind fly by the seat of one´s pants fly in the face of fly into a rage fly into a tantrum fly into a temper fly low fly off fly off the handle fly off the handle fly swatter fly the coop fly/go off on a tangent fly-by-night flyer flying flying buttress flying saucer flypaper flyweight flywheel foal foam f. ba i. (sınıfta) ırakmak. mim. çaktırmak. güvenilmez. müz.. 1. borsada hizada olan. flown) 1. floresan. f. birine birdenbire (sözlerle) sald ırmak. i. kör uçmak. 3. yivli sütun. 2. i. tüymek. out flush s. dalkavuk. i. uçup gitmek. 2. i. alçaktan uçmak. uçakla gitmek. amaçtan sapmak. f. çok çabuk 4. çırpınmak. k. f. bir şeyi tuvalete atıp sifonu çekmek. floresan lamba. 3. k. birdenbire üstüne sald ırmak. 2. Pantolonunun önü aç ık. 2. floresan ışık. 1. flüt. tepesi atmak. .t. 2. i. 1. 5. k. flavta. 1. 2. i. havacılık. flier. düzenteker. yükseli i/inişi. k. 2. düz. sineklik. -i hiçe saymak. (birini) heyecanland ırıp şaşırtmak. sinek kâ ğıdı. i. (bayrak) dalgalanmak. 1. f. çabuk çabuk sallamak. dili hemen öfkelenmek. ım eksiklikler yüzünden) sadece içgüdülerine (tecrübesizlik veya birtak dayanarak idare etmek. tic. aç f. birinin emirlerine ko şan. çok k ızmak. kemeri. i. dalgalanmak. erkek pantolonunun önündeki fermuar veya dü ğmelerle ılıp kapanan bölüm: Your fly´s open. 1. sineksıklet. küplere binmek.flunk flunk out flunky fluorescent fluorescent light fluoride flurry flush flush s. (flew. s ıvışmak. b şarısızlıktan dolayı okulu bırakmak zorunda kalmak.

bro şür. 2. iflas etmek. k ıvrım. s. dili akrabalar. ş 1. i. bak. --ging) bu ğulanmak.´s advice follow suit follow the lead of s. . (--ed/--sed. set çekmek. 2. 2. halk.b. I don´t have the foggiest idea. bir kimsenin izinde olmak. ağıtemelli kollarını kavuşturmak. s. spor (belirli bir beden hareketini) sonuna kadar yapmak. taraftar. aşağıdaki. ağzı köpürmek. -in ba şına yıkmak: foist a job (off) on s. sis düdü ğü. f. 2. körüklü kapı. bir ka bir takip şey yaparak) (ba i. birinin sözünü dinlemek. dosdo ğru gitmek. 1. düşman. i. i. s. misli. (saman/ot gibi) hayvan yemi. beş kat. bak. birinin ard ından 1. akordeon kapı. mihraki. fob (gemide/trende teslim). odak noktas ı. hasım. 1. s.. Hülya followed suit. olu i. on -e zorla kabul ettirmek. 2. sünger. i. 1. 1. i. fetal. 1. i. armonik kapı. kavramak. topu atmak. sisli. k. ask. köpürmek.o. misil. madenleri döverek şturulan) varak. aynı şeyi yapmak: When Derya got herself a telephone. i. takip etmek. zaaf. (bir şeyi) tamamlamak. (bir işin) sonunu getirmek. -i müteakip. 2. i. (--ged.o. bak. s. i. in/into -e sokuşturmak. i. halk edebiyatı. yava ş yavaş katmak. 2. fetus. eskrim flöre. yeşillik. insanlar. örümcek kafalı kimse. ana baba. i. f. yaprak.. anlamak. 1. yanda ş. kimseler. edat -den sonra. katlamak. yanda şlar. taraftarlar. bitki yapraklar ı. 2.. f. buğulandırmak. katlanır kapı.. zayıf yön. çoğ. halk oyunu. k. sarmak. önlemek. i. 3. jeol.. halk şarkısı. 3. Hiç fikrim yok. folklor. 2. 1. i. 2. (i l. --es (fo´kısız)/fo. f. i. yapraklarının güzelliği için yetiştirilen süs bitkisi.o. sis. 2.ci (fo´say) i. on (bir işin) sonunu getirmek. -den sonraki. i. başına yıkmak. s. fetid. köpüklü. k ıs. s. f. gitmek. on -e 3. alüminyum folyo. sonek kat. --ing/--sing) odaklamak. dili yeri) kapanmak. follow through follow through follow up follower following 1. harekete geçerek düşmanı sıkı şş ekilde etmek. katlanmak. izlemek. kalay v. bir işi birinin ş kakalamak. kere: fivefold be f. çoğ. free on board tic.foam at the mouth foam rubber foamy fob focal focal point focus focus one´s attention on fodder foe foetal foetid foetus fog foggy foghorn fogy foible foil foil foil foist -fold fold fold fold one´s arms folder folding chair folding door foliage foliage plant folk folk dance folk literature folk song folklore follow follow in s. koyun sürüsü. (alt ın. sezgileriyle/sezgilerine dayanarak hareket etmek. aile. 1. katlanır iskemle. odak. 1.. Derya kendine telefon al ınca Hülya da aynı şeyi yaptı. dosya. fiz. -e dikkatini çevirmek. ço ğ. odaksal. 4. kat. çok öfkeli olmak.´s footsteps follow one´s nose follow s. 2. folyo.o.

ba şıboş. 1. küçük sand ık. güzel hatıralar. i. i. bilg. g ıda maddesi. 2. i. i. budalaca. f. ayak basacak yer.. çoğ. budala. (karyolanın) ayakucu. aldatmak. aptallık. f. ı verseler: She wouldn´t do that for the world. enayi. yiyecek. 2. sevgiyle. şefkatle. ok şamak. s. ahmak. u ğruna. 2.4 cm. ayağa giyilen şeyler. budala. g ıda. futbol. dili 1. . zira. yiyecek.). -e. bağ. aptalca ( şey).. font. fondü. vaktini bo şa geçirmek. şaka yapmak. i. 1. i. 2. 2. 1. yaya gitmek. kaldırım.folly foment fomenter fond fond memories fondle fondly fondness fondue font font food foodstuff fool fool fool around fool´s gold fool´s paradise foolhardy foolish foolishness foolproof foot foot foot it foot the bill foot the bill football footboard footbridge footed foothills foothold footing footlights footlocker footloose footnote footpath footprint footsore footstep footway footwear fop for for (all) the world i. delilik. vaktini çalışacağına eğlenmekle geçirmek. dipnot koymak. s. i. with ile oynamak. Ona hiç f. k ışkırtıcı. i. ayak basacak yer. i. çok sağlam. serbest. yaya köprüsü. with bir hobi olarak (bir şey) ile pirit. mükemmel. i. i. i. i. I wouldn´t touch that with a ten-foot pole. i. tiy. 1.. k. 3. i. 4. i. k ışkırtmak. dipnot. vaftiz kurnas ı. 1. yürümekten ayaklar ı şişmiş/yaralanmış/ağrıyan. züppe. s. k. f. aptal. ayak izi. fut (30. -den dolayı. ayak. besin. ayakkab ılar. Dünyayı k. yaya kaldırımı. -e karşı. 2. 1. İng. tahrikçi. s. düşkünlük. s. 2. ayaklı: a four-footed animal dört ayaklı bir hayvan.. i. dört dörtlük. sevgi dolu. i. Amerikan futbolu. (dağ/tepe için) dip. feet (fit) i. s. hesabı ödemek. i. 3. budalalık. ahmaklık. i. 5. 2. ahmakça. fazla müsamaha. edat 1. fazla müsamahakâr. çoğ. i. sevmek. ayak sesi. i.. 1. 3. ramp ışıkları. aptal (kimse). İng. i. 2. patika. f. kendini/diğerlerini boş yere tehlikeye atan. sıradağların veya bir dağın uzantısı olan tepeler. hayaller üzerine kurulmu ş mutluluk. şerefine. 1. 3. ahmak. s. teşvik etmek. adım. için. matb. sağlam ve kullanılması kolay. dili dünyay verseler onu yapmaz. ayak izi. budalalık. çünkü. z. i. 4. 2. dili paras ını vermek. yemek. (karyolan ın) ayakucundaki tahta.

resmen. kesinlikle. 1. bana kalırsa.. beni hiç ilgilendirmez: He can do it for aught I care! Vars ın ın. sonuna kadar. örneğin. Benim bildi iyi de olsa. çok ucuza. her zaman için.. know. kötü de olsa. bildiğim kadarıyla: She´s still in Rome for aught I yaps ğime benim ğime göre hâlâ Roma´da. bana kalırsa. for na. Allah aşkına! kiralık. Aman!/Allah a şkına! aylarca. kuvvetiyle ko ğmen. and for another Sebepler s ıralanırken kullanılır: I don´t want to go. k. ebediyen. sonsuza dek.. Var şuyordu. ilelebet. daima. korkusuyla. bir kerelik. paras ız. k. uzun bir zaman. to be impractical satılık.o.. k. kesin: That´s for sure! Oras ı kesin! .. fazladan. 2. uğur getirsin diye. dili ilelebet. for s. dili bedava.another I´m tired. korkusundan. ömür boyu.for a change for a song for a variety of reasons for ages for all one is worth for all that for all the world like for appearances´ sake for aught I care for aught I know for better or for worse for certain for dear life for effect for ever for ever and a day for ever and ever for example for fear of for free for fun for good for good for good measure For goodness sake! for heaven´s sake For heaven´s sake! for hire for instance for keeps for life for luck For mercy´s sake! for months for my part for my part for my sake for nothing for once değişiklik olsun diye. k. zevk için. Gitmek istemiyorum. gösteriş için. şakadan. gibi: He looks for all the world like his ına benziyor. boş yere. ebediyen. . bir kere. bildi bana ne! göre. anca beraber kanca beraber.. bana ne. 1. kesinlikle. kendi hesab ıma. sonsuza kadar. çeşitli nedenlerden dolayı. bu sefer.. Evvela d ışarısı fazla Allahand a şk ı for pity´s sake pratik davranmamak. dili ilkin. 2. temelli olarak. T ıpkı büyükbabas için. dili vargücüyle. 2. dili var kuvvetiyle/gücüyle: She was running for all she was worth. boşuna. ek olarak. bedava. her şeye ra k. evvela. temelli olarak. çoktan beri. muhakkak.. bence. senelerce. yok pahas ına. For one thing it´s too . örneğin.. 1. for once For one thing . dili gerçekten/hakikaten .. for sale For shame! for starters for sure Ne ayıp! k. -den korkarak. mesela. paras ız.: cold. Allah aşkına! Allah aşkına. hatırım için. görünüşü kurtarmak .. mesela. grandfather.

fors majör. f. toplamak. etkili.for that matter for the asking for the birds for the life of me for the life of me for the love of . for the most part for the most part for the present for the public weal for the purpose of for the sake of argument for the sake of clarity for the time being for weeks for what/whatever it´s worth for/on sale forage foray forbade forbear forbid forbidden forbidding forbore forborne force force force a smile force majeure force s. angarya. i. bak. ürkütücü. geçit. i. önkol. aramak. önceden haber vermek. zorla gülümsemek. hiç. 2. hav. korku veren. f. f. ırmakta yürüyerek geçilen sığ yer. anat. satılık. (for. 1.. dalma. tabancayla/tüfekle birini zorlamak. ask. önceden. --den. k. ha şin. istersen: It´s yours for the asking. Alabilirsin. s. 2. 2. z. (from) kendini (bir şey yapmaktan) f. zorla çalıştırma. zorlayıcı neden.. . bilmiyorum: Here´s what I heard. mecburi iniş. ata. i. f. tıb. umumun refah ı için. 1. 1. ak ın. forbear. forbear. . zorlamak. 2. --ding) yasaklamak. (merhametten/ şefkatten dolayı) (bir şeyi) alıkoymak. 2. önek ön. 1. bak. kuvvet. öndeki. 1. f. şimdilik. güç. s. 2. şimdilik. sert. forseps. for. worth. mecburi satış. (for. bak. mecbur etmek. kapıyı zorlamak.it´s yours for the asking.. ön.. güçlü. anlaşılsın diye. aşkına. yasak etmek.. farz edelim ki.: If you want to use my boat on Mondays. f. forbid. (özellikle u ğursuz bir şeyi) önceden hissetmek. baskın. at gunpoint force the door forced labor forced labor forced landing forced march forced sale forceful forceps forcible forcibly ford fore foreforearm forebear forebode 1.bade. 2. ama duyduğum bu. ona gelince. kolun dirsekle bilek aras ındaki bölümü..o. k. önceki. 2. bilmiyorum. i. zor. i.. f. yapmamak.. kamu yararına. -mek amac ıyla. Teknemi pazartesileri kullanmak vallahi. hatırı için. yasaklanm ış. angarya. karıştırarak aramak. varsayalım ki.bore. kuvvetli. girme. for whatever it´s İşinize yarar mı. 1. i. s. çoğunlukla. i. haftalarca. s. hatta... ne yaptıysam. genellikle. yasak. güçlü.borne) 1.. sığ yerden yürüyerek geçmek. cet. zora dayanan. s. zorla. f. dili işinize yarar mı. dili saçma. . cebri yürüyü ş.

adli tıp. işçibaşı. öngörü. Dışişleri. döviz. işaret parmağı. önceden sezmek. f.told) önceden haber vermek. ön plan. i. cinsel ilişkiden önce oynaşma. dışişleri bakanı. ormanla devlet ormanlar f. cet. i. s. (birinin/bir şeyin) habercisi olmak. f. i. ön oyun. önceden belli olan sonuç. haberci. i. jüri başkanı. dış ticaret. anat. en öndeki. ştırmak. i. huk. s. başta gelen. i. i. f. durmadan. i. önceden dü şünme. mahkemeye ait. . 2. dışişleri. sağgörü.. ormancılık.saw. i. ağaçlandırmak. önceden bilme.. peşrev. i. i. a ğaç dikip orman haline getirmek.. den. hep. z. 1. fore.foreboding forecast forecastle foreclose forefather forefinger forefoot forefront foregone foregone conclusion foreground forehand forehead foreign Foreign Affairs foreign affairs foreign exchange foreign exchange foreign minister foreign parts foreign trade foreigner foreknowledge forelady foreleg foreman foremost forename forensic forensic medicine forensics foreplay forerunner foresee foreshadow foresight foreskin forest forest ranger forestall forester forestry foretaste foretell forethought forever forewarn i. alın. dış. f. ecnebi. (fore. f. z. (hayvanlarda) ön ayak. önsezi. ba ş kasarası. 1. orman mühendisliği. en öndeki yer. i. 2. ileri görü ş.ında görevli ormancı. i. i. döviz. s. yabanc ı/dış ülkeler. kehanette bulunmak. ilk isim.cast/--ed) önceden tahmin etmek.men (for´mîn) i. fore. i. f. münazara sanatı. (fore. çoğ. kötü bir şeyin meydana geleceğini önceden hissetme. i. tenis sa ğ vuruş. hitabetle ilgili. ebediyen. münazaraya ait. ön plan. 1. i. (fore. erken davran ıp önlemek. i. başta. ustabaşı. i. i. i. orman mühendisi. öncel. yabanc ı. işçibaşı kadın. sağ vuruşla yapılan. çoğ. basiret. orman. yabanc ı. --n) önceden görmek. i. önceden uyarmak/ikaz etmek. sünnet derisi. önden gelen. 2. önceden alınan tat.. s. 2. sonsuza kadar. s. huk. ön ayak. i. küçük isim. parayı ödemediği için ipotekli malı sahibinin elinden almak. tahmin. 1. ormanc ı. ata. ecnebi.feet (for´fit) i. f. selef.

biçim/şekil vermek. zina etmek. 2. for. biçim veren. (for. format etmek. sıra olmak. for. disket. 2.. 2. f. 1. i. ş ask. 3. 2. 1. dövmek. sahtesini yapmak. 1. (okullarda) sınıf. 1. 3. Formoza´ya özgü. biçimlemek. unutkanlık. f. 2. zor. ekil düzen. i.forewoman foreword forfeit forgave forge forge forge ahead forger forgery forget forgetful forgetfulness forget-me-not forgive forgiven forgivingness forgo forgone forgot forgotten fork forked forklift forlorn form form a government form a habit form a line form a single file form an opinion formal formalise formality formalize format formated diskette formation formative former formerly formidable Formosa Formosan formula formulate fornicate forsake çoğ. .went. unutkan. i. formalite. (for.. i. --n) affetmek. çatall i. --s (fôr´myılız)/--e (fôr´myıli) i. Formoza. İng. veren. biçimlendirmek. Formozalı. çatal. b ırakmak. (for. kim. for. f. hızla ilerlemek.got. bas hükümet kurmak. forgo. s. 1. f. resmile ştirmek. demirci oca ğı. şmak. oluşturma.sook.. şekil verme. biçimsel. İng. tek s ıra olmak. 1. f.. resmi. bak. çatal. f.. f.. the birinci. Formozalı. mat. bilg. ba i.. kalpazan. eskiden. f. i. 2. f. çatalla ı. şekil. reçete. i. yaln ız. bak. formatlıformatlamak. 1. spor form. biçim vermek. bahç. 2. 3. i. 2. yolun/nehrin çatalla şan yer veya kolu.. 1. çoğ. âdet edinmek. sahtekârlık.gone) vazgeçmek. 4. s. --ting) s. bak. bedel.wom. işçibaşı kadın. bot. kadın jüri şkanı. ceza. 2. ilk söylenen. s. f. i. 1. i. resmiyete dökmek. ilk. 1. huk. bak. yüzüstü b ırakmak. z. f. 1. forget. 1. formül. sahte ş ey. f. aşılması zor. biçimlendiren. biçim verme. --ing/--ting) bilg. bel.. f. biçim. form. i.ten. şekil vermek. teşkil. biçimlendirme.ık.sak. sahtesini yapıp orijinal olduğunu ileri sürme. bağışlama. forget. i. 1. Formoza. s. 1. 1. terketmek. eski. oluşma. kalpazanl f. i. fikir edinmek. 2. alışkanlık edinmek. sıraya girmek. öne geçmek. kesin ve aç ık olarak belirtmek. evlilik d ışı cinsel ilişkide bulunmak.en (for´wîmîn) i. format. bir şeyin 3. unutmabeni.gave. yapmak. s. doldurulmak üzere hazırlanmış ılı belge. f. forklift. af. terkedilmiş ve harap. 2. demiri ocakta k ızdırıp işlemek.got. bellemek. biçim. f. 3. (for. işçibaşı. 2. birbiri ardınca sıralanmak. fore. demirhane. i. unutmak. 2. forgive. 1. ceza olarak kaybetmek.. ümitsiz ve üzgün. formalize. forgive. i. bir şeyin sahtesini yapıp orijinal olduğunu ileri süren kimse. bahç. 2. sahtekâr. önsöz.en) 1. f. resmiyet. 2. 1. 2. 2. vazgeçmek. bak. önceki. ba ğışlamak. (--ed/--ted. f. oluşturmak. bak. s. s. f. mü şkül. güç.

nakliye acentesi. futbol forvet. forswear. f.. f. şans. f. kader. 3. i.b. kurmak. bak.. 1. s. kalıba dökmek. z. önümüzdeki. evlatlık. 2. küstah. s.. talihli. i. 2. tesis etme. f. fosil. taşıllaşmak. şekerleme. fosilleştirmek. İng. falc ı. doğrudan.. 2. 1. sevketmek. 1. büyük hisar. 2. hemen.). bak. fondöten. göndermek. içten. ağzı bozuk. z. öndeki. s. 5. 3. birinin en iyi yaptığı iş. fossilize. büyük kale. i. s. 1. f. 2. kurma.. talih. bak. hisar. 2. şımarık. (for. yeni adrese göndermek.sworn) b ırakmak için yemin etmek. esas. kurum. ileri. i. temel. pisletmek. taşıllaştırmak. bakmak. büyütmek. i. derhal. çoğ. forgo. f. kötü. 1.. ön.. z. spor f. bak. çok şükür. bereket versin. f.. tövbe etmek. -e moral vermek. tiksindirici. f. s. for. ileride olan. i. z. kırk rakamı (40. temel. ta şıl. gelecek. tahkimat. evlatlığa bakan ana baba. forsake. vak ıf. forsake. rastlantı sonucu olan. 2. bak. f. 2. i. fosilleşmek. suikast. on be ş gün. k ısmet.forsaken forsook forswear forswore forsworn fort forte forth forthcoming forthright forthwith fortieth fortification fortify fortitude fortnight fortress fortuitous fortunate fortunately fortune fortuneteller forty forty winks forum forward forward forward forwarding agent forwards forwent fossil fossilise fossilize foster foster child foster parents fought foul foul foul play foulmouthed found found found foundation founder f. fena. ileri. -de tahkimat yapmak. i. forward.. f.. faul. z. i. 1. ile kar ışmak. metanet. i. şanslı.. fight. pis. spor faul yapmak. dışarıya doğru. ileri. i. . aç ıksözlü. kirletmek. 2. s. i. kırkta bir. s. iyi ki. XL). Allahtan. zincirler v. tahkimat yapma. find. kırk. 3. bak. cinayet. 1.. f. bak. ileri do ğru. bak. ask. samimi. 1. --s (for´ımz)/fo. küfürbaz. 3. 2. kale. bak. birbirine karışmış (ipler. forswear. birinin asıl uzmanlık alanı. kurucu. 4. iğrenç. k ırk. kirli.. s. k ırkıncı. s. k ısa süren uyku. i. f. ilerletmek. f. forum. 1. beslemek. tesadüfi. i. i.. 1.swore. f.ra (for´ı) i. iki hafta. d ışarı. servet. 4.

ince ve güçsüz. yap bir (ruhi) hal. hafif ve kırılgan. bot. yüksükotu. i. irade zayıflığı . i. dolmakalem. çeşme. dökümhane. kumpas. çeşme. karkas. (bir şeyden) küçük bir parça. asıl kaynak. i.. 2. karkas. açıkkalpli. mat. kırılganlık. kümes hayvanı. posta ücretinin ödenmi i. s. kuş. çerçeveletmek. i. 1. ında suçsuz olan2. s. dörtte bir. on dört. f. (çoğ. on dört rakam ı (14. arbede. memba. çok acele ve telaşlı. bir şeyin kırılan yeri. kırık. bak. çerçevelemek. (binaya ait) iskelet. aldatmak.b. 2. tilki. i. çılgın. av tüfeği. açıksözlü. dört. (binaya ait) iskelet. açıksözlülük. bir çeşit sosis. 2. tilki kürkü. 2. şans v. kırılgan. cesur. 1. 2. tertip etmek. içten.´nde) zayıflık. dünyanın dört bucağı. halde bı i. fowl/--s) 1. 1. . k ırma. i. 3. 1.´nde) asi. dökmeci. (umut. dördüncü. gürültülü kavga. zayıf (umut. 3. samimi. naziklik. huysuz. i. durum: I left him in a cheerful frame of mind. birine) yıkmak.ans 1. (Fransa. f. karkas. dolmakalem. s. ç ılgına dönmüş. 2. f. kurnaz. kırılma. 1. İsviçre para birimi) frank.founder foundling foundry fount fountain fountain pen fountain pen fountainhead four four corners of the earth foursquare fourteen fourth fowl fowling piece fox foxglove foxy foyer fracas fraction fractious fracture fragile fragility fragment fragrance fragrant frail frailty frame frame frame of mind frame-up framework framing franc France franchise frank frank frank frankfurter frankly frankness frantic fraternal i. i. 2. i. IV). i. tilki. 2. (binaya ait) iskelet. (posta pulunu) damgalamak.b. s. argo suçu (asl ıya ait) kasa. dökümcü. s.). the oy hakk ı. dört rakam ı (4. ince ve zayıf nahif olma. çerçeve. telaro. s. 1. s. i. kurnaz kimse. s. stilo. i. i. i. 1. (şirketin bayie tanıdığı) imtiyaz. kolay k ırılan. k. i. fuaye. kırık. tasarlamak. XIV). frankfurter. (vücuda ait) bünye. (otomobil. (pencereye/kap ı . kardeşlere özgü. i. tuzak. karde şçe. 2. 1. kumpas kurma. argo suçu (aslında suçsuz olan birine) yıkma. i. i. güzel koku. hafif ve k ırılgan olma. güvenilir ve inançl ı. pınar. 2. pınar başı. Belçika. terkedilip sokakta veya ba şka bir yerde bulunan bebek. 2. 3. tavuk/hindi/ördek eti. açıkyürekli. yapmak. tilki gibi. Fransa. zaaf. i. i. i. ince ve zayıf nahif. s. (zarf ın üstüne) posta damgasını veya ş olduğunu gösteren bir işareti basmak. aksi. dört. s. kaynak. i.b. 4. i. mis kokulu. 1. i. güzel kokulu. açıkça. kesir. düzenlemek. buluntu. düşüncelerini/duygularını açıkça gösteren. s. 2. 1. 1.. s. i. 3. kaynak. 2. ş v. kolay k ırılma. 1. 2. on dört. dili. z. 1. kamyon v. i. k ırık parça.. dala ş.. fıskıye. i. Onu ne şeli ş raktım. ince ve güçsüz olma.

hileli. f. paras ız giriş kartı. frezya. 1. buz tutmak. çılgına s. s. otoyol. ekon. laubali. hürriyet. i. fro. bot. pedal çevirmeden gitmek. 2. f. karde şlik. 3. arbede. i. 1. (ile) dolu: a journey fraught with danger tehlike dolu bir seyahat. 2. serbest çalışan (gazeteci/yazar/fotoğrafçı).. çilli. 2. fels. 1. İng. hileli iflas. çok ın dondurmak. fels. serbest. etmesi yasak. serbest vuru ş. dövüşme. atışma. mezhebi ş. çoğ. serbest vuru ş. hareket etmek. (gazeteci/yazar/fotoğrafçı) ışmak. i. doland sahtekâr. f. kanü . hür irade. dili bedavac ı kimse. çok ho şgörülü. bo ğuşma. -den muaf: free of tax vergiden muaf. argo hastas ı.. serbest güre ş. çok toleranslı. ın ıeratla şlıkık.. arkada şlık etmek: Officers are forbidden to fraternize with enlisted men. aldatma. teklifsiz. serbestlik. donmak. hür. s. azat etmek.. (kuma şı/ipi) yıpratmak. hilkat garibesi. parasız. basın özgürlüğü. f. (froze. freak futbol hastas ı. free from pain ağrısız. serbest 1. hür te şebbüs. i. hür irade. f. tic. i. 2. dili çal otlamak. out argo 1. 3. paras ız. delisi: a soccer i. 1. sert olmayan. aç ık liman. saygb ıı rakmak. bedava. hileci. dondurmak. buz ba şıümek. s. 2.men (frid´men) i. i. münakaşa. frikik. ıs z. serbest. nakliyecinin arac ına ücretsiz teslim. otlakçı kimse. savaşma. bedava. çılgına döndürmek. özel giri -siz: free from error hatas ız. 3. s. meşgul olmayan. 2. farmason. huk.otlakç ılık etmek. yıpranmak. tic. 1. kurtarmak. hafifme şrep (kadın). mülk sahibi. kölelikten azat edilmiş kimse. çok 2. özgürlük. serbest liman. geni şim. etrafa ald ırmadan ğlamak. donma. çil. 2. hileli iflas. freed. bak. boş. z. mason. s. çok korkutmak. i. i. spor frikik. saçaklanmak. serbestçe. İng. 1. tapu sahibi. hileli muamele. garabet. garip bir olay... k. azatlı. 1. serbest yüzme. f. bedava.zen) 1. desise. fraternize. özgür. 2. i. z. Subaylar rıcılık. donmak: I´m freezing! Donuyorum! i. erkek üniversite öğrencilerine ait birlik. arka tekerle ği zincirden güç almadan serbest dönen bisikletle gitmek. rahat. 4. k.arkada sahtekârl hile. çevre yolu. fob. f.fraternise fraternity fraternize fraud fraudulent fraudulent bankruptcy fraudulent bankruptcy fraudulent transaction fraught fray fray frazzle freak freckle freckled free free free and easy free enterprise free from free kick free kick free of free of charge free on board free pass free port free will free will free zone freedman freedom freedom of the press freeholder free-lance freeload freeloader freely freemason freesia freestyle freestyle swimming freestyle wrestling freeway freewheel freeze freeze one´s blood f. huk. i. i. serbest f. dolandırıcı. serbest bölge.

canlı. 2. Fransızca. i. . dondurucu. (balkon. Hrist. yağda kızartılmış. k ıs. dili fazla samimi davranan. yeni yap ılmış. k. sulu. şeyehuysuz. s. Fransız kadın. s. i. 1. (küçük şeyler yüzünden) sinirlenmek. sık sık tekrarlanan. --ting) mim. sahanda yumurta.. yüzünü yıkayıp kendine bir çekidüzen vermek. i. anla elek. navlun. sıklık. patates tava. (-ted. i.en (frenç´wîmîn) i. (bir yeri) daha güzel ve daha çekici bir hale sokmak. (buzdolab ının içindeki) buzluk. Fransız erkek. donma noktas ı. f. k ıl testere. 2. Fransız Guyanası. taze (hava). i. 3. 1.. i. (--ted. şmazl ık. sürtüşme. i.. 1. --ting) 1. yük vagonu. sapaklar. 1. i. 2. tatlı suya ait. camlı ve çift kanatlı kapının kanatları. French. izole bant. i. fretler. dondurarak kurutmak. fiz. endişelendirmek. 2. uyuşmazlık. i. müz. f. mim. ihtilaf. taşıma ücreti. fret. fretaj.wom. frekans. nakliye. yeniden yapılan. çılgınlık. (rüzgâr) kuvvetlenmek. kanatlar ğ. yük treni. i. yumurtaya batırılıp tavada kızartılmış ekmek. dili buzdolab ı. i. s ık sık tekrarlanma. Frans ız kornosu. zinde. 2. French. sık sık. müz. kızmak. çılgın (bir olay). (kolejde/üniversitede) birinci sınıf öğrencisi. aksi. marşandiz. kızartılmış. düşürmek. taze hava. f. k. fresh. 2. (bir yere) s ık sık gitmek. mim. sürtünüm. (küçük şeyler için) endişe etmek. şilep. 1. 2. teras veya bahçeye aç ılan) camlı ve çift kanatlı kapının ı. 3. cuma. sapak. (erkeklere özgü baz ı dini tarikatlarda) frer. yağda pişirilmiş. endi s. i. tatlı su.ters. çılgın bir hal. c ıvık. f. . t ıb. s. tela şlı. Fransız. ço çoğ. 1. 1. sürtünme. navlun. Friday. f. s. s. sinirli. çok so ğuk.freeze over freeze-dry freezer freezing freezing compartment freezing point freight freight car freight train freighter French French doors French fried French fries French Guiana French horn French toast French windows Frenchman Frenchwoman frenetic frenzied frenzy frequency frequent frequent frequently fresco fresh fresh air freshen freshen up freshman freshwater fret fret fretful fretsaw fretwork Fri friar friction friction tape Friday fridge fried fried egg üstü buz tutmak. ovma. çoğ s. 4. (telli çalg ıların sapı üzerindeki) perde. (buzdolabının içindeki) buzluk. 1. z.men (fre ş´mîn) i. Frans ızca. k ızarmış patates. fretleme i şi. çok heyecanlı. yeni. korno. i. 2. s. taze. s. 5. rahip. artmak. Fransız. fretlemek. çılgın. Fransız. ovuşturma. ücretle taşınan mal. dipfriz.men (frenç´mîn) i. 2. fresk. friksiyon.

i. kurbağa. firkateyn. bak. havailik. Daldan atladı.. arkada ş. kadın elbisesi. 1. O ı. baştan aşağı. korkunç. i. dilden dile. soı ğ t . He jumped from the branch. kapı kapı (dolaşma). 2. arkadaşça. yerinde duramayan. 1. ciddiyetten yoksun hareket/söz. k. (bir ba şlangıç noktasın)dan: He´s from Manisa. redingot. edat 1. korkutucu. 1. 3. 1. gözlemeye benzer bir çe şit börek. saçma.o. i. cana yakın olmayan. (bir yer)den. çok so ğuk. i. ciddi olmayan. rop. kenar. 2. 2. püsküllü saçak. tepeden tırnağa (kadar). 1. k ıvırcık. 1. frog. (--ked. (mutlu bir şekilde) sıçrayıp oynamak. dili çok.o. arkada şlık. k. saçak takmak. sıçrayıp oynamak. kıvır kıvır (saç). ıb. bak. den. friz. 2. 1. buz gibi. mim. 2. i. neşeli. f. i. dostluk. s. saçak. delişmenlik. ahbaplık. fryer. baştan itibaren. i. arada s ırada. hoppa ın). 2. dili ta ba şından beri. i. bir uçtan bir uca. from the word go from time to time i. s. günden güne. i. f. z. c s. farbala. i. fırfır. (kad ızırdamak. i. s. s. zaman zaman. 3. korkunç bir şekilde. 1. maa f. f. perçem. herhangi ş dışıbir nda verilen haklar. bir güçlükten diğer bir güçlüğe. (sosyal sigorta. frightening frightful frightfully frigid frigidaire frill fringe fringe benefit fringe benefits frisk frisky fritter fritter frivolity frivolous frizzle frizzly frizzy fro frock frock coat frog frogman frolic frolicsome from from a distance from afar from beginning to end from day to day from end to end from head to foot from mouth to mouth from pillar to post from the first From the sound of it things are pretty bad. z. havai (kimse). çoğ. korkutmak. ahbap.friend friendly friendship frier frieze frigate fright frighten frighten s. 2.. (birinin) üstünü aramak. kanı sıcak. cana yak ın. içten olmayan. s. --king) 1. deh şet. şen. birinin ödünü koparmak/patlatmak. 2. frijider.men (frag´men) i. eğlence.uk. 1. parça parça harcamak. 2. dili Anlad ığım kadarıyla durum vahim. out of his/her wits/frighten the wits out of s. away azar azar çarçur etmek. Her ranking rose Manisal uzaktan. 3. müthiş. a ğızdan ağıza. kurbağa adam. 2. baştan sona kadar. emeklilik sigortas ı gibi) işçiye ücreti dışında sağlanan şey. gülüp geçmek. buzdolab i.. dost. f. önemsiz. s. korku. cızırdatarak kızartmak. eğlence. sıcakkanlı. k. frijit. uzaktan. s. kâkül. soğuk. s. oynak. . dostça. frizzy. efriz. f. i. bo ş..

(bir uzuv) so ğuktan yanma. soğuk (tavır. engellenmiş. i. arsanın sokağa/denize/göle/nehre bakan tarafı. 1. i. k ılıksız kadın. f.b. s. s. Şehri içten ğiz. set çekilme. soğuktan yanmış (uzuv). binanın cephesi. baştan ayağa. ön. verimli. ba ş sayfa. verimlilik. direkt. s. cephe taarruzu. önden çekişli: This car´s got frontwheel drive. on -e bakmak. ayaz. tepeden tırnağa. s. 2. s. 1. içinden. içeriden: We´ll take the city from within. kırağılı. -i uygun görmemek. 3. hudut. 2. f. 1. 2. i. 1. cephe. istekleri gerçekle şmemi ş. 1. dondurulmu ş yiyecek. s. ket vurmak. 2. s. Bu çok sinir ş .. 1. nafile. k ırağılı. 2. hüsran ı yans ıtan. kenar. donmu ş. i. ileri hat. deniz v. bak. baştan aşağı. tutumluluk. 2. f. alna ait. kösteklenmiş.. s. küçük. meyve. hudut bölgesi. s.). 2. gösteri şsiz. i. bir i engellenme. kösteklenme. s. i. kaşlarını çatmak. i. engellemek. İng. i.from top to bottom from top to toe from top to toe from within front front line front page front sight frontage frontal frontal attack frontier frontispiece frost frost line frostbite frostbitten frosted frosted glass frosting frosty froth frothy froufrou frown frown on froze frozen frozen food frozen prices frugal frugality fruit fruiterer fruitful fruitfulness fruition fruitless fruity frump frumpish frumpy frustrate frustrated frustrating frustration fry baştan başa. gazet. dolu. kaş çatma. Bu araba önden çeki şli. ön cephe. 1. cephe. s. kitabın başındaki resimli/süslü sayfa.. (eteklerin ç ıkardığı) hışırtılı ses. 2. 1. köpükçük kümesi. don. s. 1. gerçekle şme. i. s ınır. soğuktan donmuş. bak. i. i. taraf. 1. fazla na ğmeli (insan sesi).. (göl. netice. i. meyvemsi. tutumlu.b. f. hışırtı. ön. 2. edat ön 1. tepeden tırnağa. (havaya ait) cephe. cephe hatt ı. soğuktan donma. i. 2. üstü köpükçüklerle kapl ı. k ırağı. köpükçükler. f. keklerin üzerine konulan şekerli karışım. front-wheel drive oto. frumpy. dona çekmiş (hava). yeraltı don seviyesi. dondurulmu ş fiyatlar. demode giyimli. kösteklemek. f. sonuç. i. ket vurulmuş. bak. 3. moral This work is very frustrating.They´ll 3. manav. tül veya an) aşı rı süs. set çekilmiş.´ne ait) k ask. s. 1. ık. 2. içten. 4. meyve vermek. . (belirli bir zaman) be here within an fethedece şta) içinde: cephe. 3. faydas ız. 4. öndeki. i. hüsran müş. bütünüyle. set çekmek. (evin iç dekorasyonunda) ufak aksesuarlardan olu ş i. (tüfekte) arpac i. 3. i. 2. (keki) şekerli bir karışımla kaplamak. demode giyimli kadın. cepheye ait. f. ön. buzlucam. u s. cevap v. hüsran. öne ait. freeze. sinir bozucu. (sava ı y ı . köpükçükler ç ıkmak/akmak. 1. freeze. f. (fırfır. sade ve ucuz. şekerli bir karışımla kaplı (kek). kırağı düşmek. ümitleri suya dü şbozucu: s. hüsrana ğratmak.

yumuşak ve çikolatalı şekerleme. (insan) içindeki kendini tatmin edecek bir tatmin İşin seni s. yapmak: fulfill an obligation bir görevi yerine şekilde getirmek. f. yerine getirmek. işin içine etmek. f. feet. 1. ya ğyakıt. 1. İng... dili a şırı titiz ve örümcek kafalı kimse. içindeki potansiyelini iyi kullanmaktan i. 1. işi berbat etmek. bir şeyin içine sıçmak. tam ölçü. fulfill. düzmek. i. çal t göstergesi.3. k ıs. up fuck up Fuck you!/Get fucked! Fuck! fucked-up fucker fucking Fucking hell! fuckup fud fuddy-duddy fudge fuel fuel gauge fuel oil fuel pump fuel tank fugitive fugue fulfil fulfill fulfilling fulfillment fulfilment fuliginous full full dress full fare full general full measure full membership full moon full speed full stop full stop f. 2. kaba tam bir fiyasko. dopdolu. aşırı titiz ve örümcek kafalı. bayağı problemli/kompleksli.fry fryer frying pan ft fuchsia fuck fuck fuck about/around fuck all Fuck off! fuck s. The glass was full of water. f. kaçak.. dolunay. 2. i. i. yapma. tam sürat. tam üyelik. yozlaşmış. müz.o. bak. kahrolası. s. foot.. birine çok a şağılık bir şey/bir kahpelik/bir puştluk yapmak. tava. nokta. dili a şırı titiz ve örümcek kafalı kimse. İng. Vurgulamak için kullan ılır: You´re a fucking idiot! Tam bir ın! 2. kesin bir tav f. . biraz uydurmak. 1. yak ıt deposu. is renkli. isli. 2. firari. akaryak fuel-oil. kaçak. 2. İng. bir şeyin içine etmek. s. k. ıştırmak. tavada k ızartmak/kızarmak. 1. doyurucu: Dopotansiyelini you find your work fulfilling? ediyor mu?getirme. kaçan. ufak çapta bir ırı almamak. i.. yak ıt. yanmas ın sağlamak. ufak--ing/--ling) bir hile yapmak. kafayı üşütmüş.. tatmin edici. i. kaba sikişme.. küpeçiçe ği. (--ed/--led. piliç. İng. 1.. yakmak. kaba sikmek. şakalaşmak. -den i. orgeneral. 2. i..memnuniyet. kaba 1. k.. i. hiçbir şey. dangalaks Allah kahretsin! i. Siktir git! birini sikmek/düzmek. 1. i. i.. a full hour ılarda giyilen elbise. vakit geçirmek/öldürmek. kaba 1. Bardak doluydu. berbat. ıup yakıt almak. tam: full member tam üye. bir şeyi berbat etmek. kafayı yemiş. yerine ğ an doİng. mak. nokta (noktalama işareti). 2. yak ıt pompası. is renginde. over fuck s. s. yalan söylemek.. fulfillment. s. 2. f. s. kaba rezil.. firari. i.t. Bardak suyla doluydu. çok resmi toplant tam bilet. bot. is dolu. füg. bak. herif.koku şmuş.. 2. düzüşme. Siktir git! ünlem Allah kahretsin! s. full to overflowing/full to the brim ağzına kadar dolu. (of) (ile) dolu: The glass was full.

safkan. işlemek. 2. fur kedinin tüyleri. i. 1. f. 2. i. 2. donatmak. s. işlev. tamam ıyla. eğlence. f. gerçek bir. fun. i. 4. 1. faal. fultaym. çoğ. e ğlendirici. temel.. s. yoklamak. s. vazifeden izinle ayr ılma. büyük ocak. parlatmak. s. i. dü f. iş. bir şeye çarpınca kolun karıncalanmasına sebep olan ği hilecilik. pis kokulu gazlar. şiddetli. 2. huni. mantar veya mantar türünden bitki. i. i. (demirhanede) ocak. döşemek. kırışık. bot. 2. çok öfkeli. f. cenaze töreni. möble. acayip. 3. tam. i. i. mantar öldürücü ilaç. özünde. kürkçü. kürklü giysi. ço ğ. 2. (baz ı yumuşak tüylü hayvanlara ait) tüyler: the cat´s 2. şüpheli. s. f. i. 2. 1. 3. (vapurda) baca. z. saban izi yapmak. İng. fonlar. möbleli. 1. el yordam ıyla aramak. yetişkin. mat. üphe dirsekte uyandıran. esas. i. s. ifonksiyonel. f^ng´gay)/--es (f^ng´gısız) i. 3. 1. . temelde. f. tamgün bir çalışma gerektiren iş. 2. fonksiyon. şlev. cenaze mar şı. s. sinirin yalan geçti dolan. izin. z. para. 1. yer. tam gelişmiş. işlevsel. s. 1. f. çoğ. (--ned. kürk. gerçek.. (bir iş/kimse için) para sağlamak. (gazetede) bant-karikatürlerin bulundu ğu sayfa.gi (f^n´cay. füniküler. işler durumda. 1. buharla dezenfekte etmek. (oyunda) topu düşürmek. 2. 2. (çaydanl ıkta/borularda oluşan) kireç. f. i. with ile döşeli. lunapark. 1. (against) (-e) ate ş püskürmek. --ning) k. 1. 1. kürk. i. çoğ.. çoğ. i. i. tam bir. sağlamak. saban ın açtığı iz. mobilyalı. s. memur. öfkeli olmak. zevk. tam boy (portre). çalışmak. fon. komik. tören. gözü dönmüş. şanat. pis kokulu gazlar ı yaymak. tamgün. görevli. fonksiyon.fullback full-blooded full-blown full-fledged full-grown full-length full-time full-time job fully fulminate fumble fume fumes fumigate fun fun fair function functional functionary functioning fund fundamental fundamentally funeral funeral march funereal fungicide fungus funicular funnel funnies funny funny bone funny business funny paper fur furbish furious furl furlough furnace furnish furnished furnishings furniture furrier furrow i. görev. f. i. sert. 3. asıl. 2. tuhaf. ehliyetli. f. merasim. s. tamamen açm ış. futbol bek. küplere binmi ş. (yelken/bayrak) sarmak. tamam ıyla büyümüş. 1. f. ştirmek. topu şürme. kasvetli. i.. dili şaka etmek. yenile s. güldürücü. düzenbazl ık. kırıştırmak. garip. i. i. temel. i. 1. 2. cenaze törenine yak ışan. 1. tamamen. kalorifer oca ğı. vazife. 2. mobilya. s. mefruşat. esaslı. s.

çene çalma. bina duvar ının beşikçatı ile birleştiği yerdeki üçgen bölüm. aka. argo polis. 1. f. s. --bing) k. ufak yaran. 3. gereksiz tela ş/heyecan/öfke. 1. en ötedeki. z. g gab gabardine gabble gaberdine gabfest gable gable roof Gabon Gabonese gad gadfly gadget Gaelic gaffe gag gag gag on gaga gage gaiety gain gain an advantage over gain ground gain ground gain momentum s. abes. mesafeyi kapatmak. yaygara. çokyüzünden titiz. 1. bundan ba şka. i. erime. 2. boş. art ış. aradaki (takip eden şkasıki ndan) daha kuvvetli olmak. h ızı artmak. eriyip kayna şma. i. ayva tüyü. gizli. 2. s. hatları belirsiz. ötedeki. müstakbel. (top mermisine ait) tapa. Ga. f. daha i. neşelilik. kıvırc ık (saç). cüppe. ayrıca. s. i. (çoğ. s. 2. (bir ba rağbet kazanmak. eritmek. (hastan ın durumu) iyiye gitmek. 2. Gabon´a özgü. s. s. 3. 2. s. i. argo bin i. Gaelce. i. ğ büyümek. daha öteye. büyük öfke. İskoçça. 1.. elek. en uzak. i. f. ı (kuma ş). f. çok alfabesinin yedinci harfi.furry further furtherance furthermore furthermost furthest furtive fury fuse fuse fuselage fusion fuss fussy fusty futile futility future fuze fuzz fuzzy G. sol notası. 3. eriyip birbiriyle kayna şmak. i. 3. İrlandaca. Gabon. i. kâr. çabuk ve anlaşılmaz şma. ilave olunan. --ding) about/around ba şıboş dolaşmak.. --ging) 1. flu.ese) Gabonlu. on şi/şey) yakla şmak. gabardin. artma. k ıvırcık saç. f. (askerler) ilerlemek.) z. havlanmak. 2. (--bed. fiz. dili çene çalma. 4. 1. eski. 1. gülüt. gauge. gelecek. 1. s. farther ise mesafe için kullan ılır. atsineği. hav. i. i. şenlik. f. i. uzaktaki. Gabonlu. (--ged. s.. uçak gövdesi. beşikçatı. yapmak. küf kokan. kazanç. müz. i. havl G. susturmak için a ğıza sokulan tıkaç. i. 2. susturmak. ince tüylerle kaplı. 2. i. i. kazanç lamak.bon. k. 1. i. çabuk ve anla şılamayacak bir şekilde konuşmak.. . ilerlemesini sa ğlama. s. 1. İngiliz dolar.). şiddet. i. demode.ş(haberin) yayılmasına engel olmak. dili çene çalmak. konu i. çok tüylü (köpek v. 2. gelecek. f. i. 2. tüyleri kabar ık. f. Gabon. 2. 4. nafile. k. ufak meseleleri sorun şeyler telaşa düşmek. alet. boşuna olma. f. küflenmi ş. sigorta.b.. s. erimek. (--ded. sa 1. gazap. neşe. i. (bir şey) boğazını tıkamak. i. en çok. (Further ço ğunlukla miktar ve derece. eritme. füzyon. 1. -e sahip olmak. deli. k ılı kırk s. fitil. küçük ayg ıt. tüylü. 2. 1. daha uzak. ağzını tıkamak. gaf. küflü. 1. i. bak. istikbal. sinsi. i. i. -i elde etmek. 5. dili budala. 2. i. 1. abes olma. 2. ince tüyler. 1. 2. i.

galo f. safra kesesi. (saat) ileri gitmek.gain the upper hand gain time gain weight gain weight/put on weight gainsay gait gaiter gal gal galaxy gale gall gall gallant gallantry gallbladder galleon gallery galley galling gallivant gallon gallop gallows gallstone galore galosh galvanise galvanize Gambia Gambian gamble gamble for high stakes gambler gambling gambling den gambol game game game game preserve gamekeeper gamma gamma rays gammon gammy gamut avantaj (birine) geçmek. i. s. (domuz budundan yapılmış) jambon. i. i. bak. sinir etmek. bora. sinirlendirmek. her tür. (--ed/--led. av. Gambiyalı. oyun. 2. Gambiya´ya özgü.. sanat galerisi. sakatBiz (bacak). kumarbaz. bol: You can find blackberries galore there. av hayvanlar ı için ayrılmış yer. (bazı oyunlarda) parti.D. karşılaşma. anat. Gambiya. 2. gidiş. 1. (of) her çe şit. efendi. i.. sinirlendirici. 1. i. 1. kilo almak. gökb. balkon. gemi mutfağı.2. Orada ğürtlenden bö ş. i. gallon. galvanizlemek. s. (gain. 2. 1. galeri. kumar oynamak. i. 3. gökada. k. hemen harekete geçirmek. 2. A.geçilmiyor. k. yiğıit. yürüyüş. dörtnala gitmek. şişmanlamak. f. av .78 litre. İng. f. i. i. 1. i. i. f.said) inkâr etmek. yiğitlik. getr. 2. dili iş. i. game? futbol oynayaca ğız. i. 3. safra. f. kahramanlık. kalyon. i... zıplama. İsteklilik belirtir: We´re going to play football. i. galeri. galon. lastik.B. k ıs. centilmen. Are you s. galaksi. i. avantaj (birinde) olmak. f. i. i. i. 4. kuvvetli rüzgâr. İng. i. i. darağacı. 4. Sen de var mısın? s. spor. s.. gezip tozmak. sakat (bacak). Gambiyalı. hayvan cesur. f. s. dili kad ın. kaloş. 1. İng. i. oyun.55 litre.. kumar. kumar. k. i. i. sıçrayış. çok miktarda. kumarhane. Gambiya. faaliyet. İng. --ing/--ling) s ıçrayıp oynamak. kumar oynama. dörtnala gidi ş. galvanize. f ırtına. mad. tozluk. sinir edici. 1. i. vakit kazanmak.. s. 2. .. i. safra ta şı. kilo almak. kadırga. meslek. büyük para için kumar oynamak. e ğlence. avlak bekçisi. dili çok riskli i ş. f. 3. gamma ışınları. i.

giysi. i. bak. garnizon. i.gander gang gang up on gangling gangplank gangrene gangrenous gangster gangway gantlet gaol gaoler gap gape garage garage sale garb garbage garbage can garbage man garbage truck garbanzo garble garden garden party gardener gardenia gargantuan gargle garish garland garlic garment garner garnet garnish garret garrison garrulous garter gas gas mask gas meter gas meter gas station gas station gas up i. s. i. (birine) kar şı cephe oluşturmak. f. garaj. 2. kocaman. 2. f.B.. sald rığı ıgibi. çiçeklerle uğraşmak. parlak (renk). eksiklik. 3. 2. 1. ünlem Destur!/Yol ver! i. gaz saati. leylek gibi. --es/--ses) 1. aralık. havagazı.. bak. kangrenli. s. erkek kaz. sürme iskele. i. çöp arabas ı. gardenya. toplamak. i. i. 1.. iskele. (çoğ. k ı i. gauntlet. i. nohut. gangster. tak ım. sarm ısak. çöpçü. k. cafcaflı. cırlak. sarımsak. grena. i. A. 2. benzin istasyonu. (--sed. 1. çelenk. f. kıyafet. kangren. i. (midede) gaz. tavanaras ı. 1. lafazan. gaz sayac ı. iskele tahtas ı. garnitür. bahçe. çiğ. ağzı açık bir şekilde hayretle/şaşkınlıkla bakmak. cart. 2. süprüntü.. --sing) 1. 1. gazla zehirlemek. havagazı/doğalgaz sayacı. garnitürle süslemek. çenebaz. çete. benzin deposunu doldurmak.. elbise. jail. 2. i. açılmak. s. i. dili bak ış. 2. dili çene çalmak. k. bahçede çal ışmak. i. f. 2.. i. bot. (birkaç kişi) toplanıp (birine) karşı ırmaya rlanmak. i.. i. i. .. i. fasulye s ıhaz i. benzin istasyonu. çöp kamyonu. gaz. 2. geveze. gardenparti. s. tavanarasındaki oda. i. benzin. gedik. bak. evde istenilmeyen e şyayı satmak amacıyla garajda/bahçede düzenlenen ış sat lı. gargara. bahç ıvan. pis ve de ğersiz şey. i. f.. bostan.. giysiler. 4. ask. tıb. gargara yapmak. i. jartiyer. çok büyük. f. f. i. lal ta şı. i. güruh. İng. f. çöp. çöp tenekesi. İng. 1. i. 1. boşluk. k. yanlış bir şekilde anlatmak/nakletmek. jailer. do gaz maskesi.D. garajda b ırakmak. f. ğalgaz. s.

bak. mideye i. kapı. 3. f. solumak. 1. benzin. vurdu f. tertibat. vites kolu. gazlı bez. ölçü. güzel manzaral ı kameriye. 2.v. kolları. i.. çark.. -de derin yara açmak.ş(at) gözünü dikip bakmak. parlak ve güzel (renk). kapı dikmesi. e f. gastronomi. 1. i. münasebetsiz. s. soluk solu ğa kalmak. anlamak. tıb. sağlanan) hâsılat. (maç. bir araya gelmek. ceylan. gaz bezi. i. bön bön bakmak. çardak. gişe hâsılatı. 2. 2. s. 1. şen. bir yapının üzerindeki teras/pavyon. 2. dik bak ış. i. parlak ve güzel renkli. f. kalınlık. bacakları uzun. i. i. gazal. iyi yemek yeme ve yemekten anlama sanat ı. d. s. neşeli. i. cinsel. resmi gazete. i. ahu. 3. i. dişli azaltmak. pot k ıran. 4.. aval aval bakmak. 2. kapı (kapı aralığını kapayan kanat). f. kapı aralığı. give. 2. i. s. i. ünlem (At/öküz sürerken “Sa ğa git!” veya “İleri git!” anlamında kullanılır. büzmek. 1. gastronomik. 1. 2. k ıs. sıska. i. konser. şanzıman. çok zayıf ve kuru. kanal kapağı. yer adlar ı sözlüğü. 1. 5. aygıt. ray açıklığı. avalğaval bakmak.gaseous gash gasket gaslight gasoline gasp gastric gastritis gastronome gastronomic gastronomy gasworks gate gatecrasher gatepost gateway gather gather speed gathering GATT gauche gaudy gauge gaunt gauntlet gauntlet gauze gave gavel gawk gawky gawp gay gaze gazebo gazelle gazette gazetteer GB gear gear down gear up gear wheel gearbox gearshift gearshift lever gee s. 3. ölçmek. -i kesmek. nefesi kesilmek. s. düzen. toplantı. i. s. i. f. nefesi daralmak. nefes. soluma. i. gastronom. kapı sövesi. uygunsuz. i. (atlasta) yer adları dizini. 3. biçimsiz ve hantal. k ıs. ölçümlemek. homoseksüel. toplanmak. (at) ağzı açık bir şekilde seyretmek. bön bön bakmak. s. ölçme aleti. seyretmek. gazhane. (toplantıda oturumun açıldığını ilan etmek için başkanın masaya u) tokmak. canlı.) Deh!/Haydi! . i. solu ğaait. 1. homoseksüel.´nde dili paras i. derin yara. çap. şanjman. 1. f. toplamak. vites. eşcinsel. 2. toplamak. Great Britain. vites. pavyon. i. General Agreement on Tariffs and Trade. gaz ışığı. i. i. gaf yapan. 2. gazlı. i. gastrit. irmek. 1. f.b. gaz gibi. bir araya getirmek. i. (belirli bir iş için kullanılan) eşya/takım/giysi. belveder. 1. söylemek. i.. midevi. 2. i. vitesi vitesi yükseltmek. i. 3. 4. aşırı ve zevksiz bir şekilde süslü. iş eldiveni. k. çiğ (renk). çiğ renkli. dişli çark. sonuç çıkarmak. 1. soluk tıb. conta. vites kutusu. sirk bilet sat ışındangiren ız/davetiyesiz kimse. 3. (irin) dev hızşkazanmak. i. 2.y. giriş.

İng. tıb. biyol. dilb. değerli kişi. . 4. yontulmam ış değerli taş. 2. değerli nesne. genelleme içeren söz. 1.. dilb. 2. meydana getirmek. enemek. cevher. i. --es) 1. 2. -e yol açmak.. meydana getirme. genelleme. Gümrük Tarifeleri ve Ticaret Genel Anla şması. değerli taş. çoğ. pratisyen doktor. Birinin veya bir şeyin beğenildiğini gösterir: Gee you´re Sen bir harikas ın! bak. İkizler burcu.. iğdiş etmek. pratisyen hekim. kuşak farkı. f. generalization. -in halindeki sözcük. 1. genetik. cömertlik. nesil. genelleme.. i. genel grev.. goose. kuşak. i. genelle ştirme. cins. genel. gen. üreme organlarına ait. genellik... geyşa. i. k... i. jandarma. 3. 2. -in halindeki.. 3.. s. yetenek. eli aç ık. i. cinsel organlar. ambalaj ında üreticinin adı/markası bulunmayan (gıda maddesi). kurmay s ınıfı. genelle ştirmek. s. general. i.. bak. i. dinamo. şecere. biyol. 1.ses (cen´ısiz) i. tıb. pratisyen. yumuşak (iklim).swell! i. s. deha.. i. pratisyen. 1. ço ğunluk. i. s. jelatin. biyol. ask. İng. 1. üretmek.e. i. genetik. s. genelleme içeren söz. i. i. 2. i. iğdiş edilmiş at. i. (çoğ.gee geese Geiger Geiger counter geisha gel gelatin gelatine geld gelding gem Gemini gemstone gendarme gender gene genealogy general General Agreement on Tariffs and Trade general election general of the army general practice general practitioner general practitioner general staff general strike generalisation generalise generality generalization generalize generally generate generation generation gap generator generic generosity generous genesis genetic genetics genial genital genitals genitive genius ünlem 1. mücevher. özellik. s. cömert. çoğ.. generalize. i. istidat. ask.. f. f. i. tıb. cana yak ın. i. üretim. Gayger sayac ı. gelatin. çoğ. jeneratör. 2. kuşaklar arasındaki fark. 1. dili cinsiyet. i.. i. Allah Allah! 2. pratisyen hekimlik. astrol. İng. dâhi. i. i. i. bak. f. güleryüzlü. i. i. soyağacı. pelte. rütbesi orgeneralden yüksek bir general. 2. genel seçim. bak. tıb. z. jel. gen. üreme organları. başlangıç. genellikle. iyi huylu. s. arkadaşça davranan..

bot. antiseptik. 2. Hrist. sardunya. geographical. jeriyatrik. samimi. s. 3. geodeziyle ilgili. Almanca. nevi. soyk ırım. . adam. esi. Musevi olmayan kimse. geodezik. yerme s.. coğrafyacı. i.tle.. k. jeodezi.men (cen´tılmîn) i. s. 1. s. uzambilgisel: geometric figure geometrik şekil. biyol. bak.. efendice. nezaket. centiyana. 1. geometri. geodezik kubbe. geodezi. içten gelen. 1. tohumun özü. yerpalamudu. . kurtluca. geriatri. s. i. genom. dalakotu. coğrafya uzmanı. yerbilim. z. s. i. jenosit. s. jeopolitik.. içten. gentleman´s/gentlemen´s agreement yak centilmenlik anla şması.. efendilik/kibarlık taslayan. jeodezik. yumuşaklık. i. i.. bot. efendi. jeoloji. (to) ş (ile) i. i. tarz. 2. i. 1. i. i. 3. jeofizik. jorjet. yerpalamudu. çoş f. 2. gen. Musevi olmayan. coğrafya. biyol. Gürcistan. geometrik. 3. i. geometrik. 1. hakiki. i. hafif (rüzgâr/yağmur). yerme şesi. gen. yumu şak ve nazik. i. bot. 2. jeolog. i.. s. i. s. centilmence.ilgili. kantaron. yumu şak ve nazik bir şekilde. i. i. s. jeolojik. s. i. i. (birkaç türden meydana gelen) cins. Gürcü. centilmen. i. s. Almanya.. 1. mikrop. 2. meyli çok az (yokuş). 2. (ibadette) diz çökmek. coğrafi.ra (cen´ırı) i. bot. tür. s. hafifçe (esen). 1. gerbera. Gürcüce. (özellikle ibadet ederken) diz çökme.. yerbilimsel. i. 2.. i. s. ba şlangıç. k ızamıkçık.genocide genome genre gent genteel gentian gentile gentle gentleman gentlemanly gentleness gently gentry genuflect genuflection genuine genus geodesic geodesic dome geodesy geographer geographic geographical geography geologic geological geologist geology geometric geometry geophysics geopolitics georgette Georgia Georgian geranium Gerber Gerber daisy geriatric geriatrics germ German German measles germander germane Germany germicide i. i. Alman. s. centiyan. 2. mikrop öldürücü. centilmene i. 1. i. ışan. çoğ. i. jeriyatri. çoğ. dili erkek. e uzambilgisi. gerçek. geological. yavaşça (yükselen yoku ğ).e. sosyal statüsü iyi olanlar.. bak. 3. i. tohum. geriatrik.. şçarpanlı: geometric series geometrik seri.

1. 4. başlamak. k.o. iş hayatında ilerlemek. edinmek. dola şey sanmak. başarılı olmak. (bir şeyle) 1. dili kendini bir şey zannetmek. güzel davranış. dili acele etmek. get a hard-on get a hustle on get a kick out of get a load of get a load of get a lump in one´s throat get a lump in one´s throat get a move on get a move on get a rise out of s. get across get after get ahead get ahead get along in/on in/up in years get along with get along/on get an erection get around get around to get at get away get away with f. i. (a part of one´s body) k. ele geçirmek: He got it with difficulty. argo -e göz atmak. dili dalga geçerek birini k ızdırmak. (tohum) çimlenmek. çok gezmek. jest şayın! (Hapşıran bir kimseye söylenir. şmak. (bir hastalıktan sonra yeniden) çıkıp şmak. 2. 2. -e ula ş gul olmak. jestler yapma. Bunu yanına . el/kol/ba ş hareketleri yapmak. kastetmek. dili darbe yemek: She got a bang on her head. seyahat etmek. bir yol bulup -den bir yol bulup (birini) atlatmak. -den bir nefes çekmek. basında/medyada iyi bir şekilde yansıtılmak. (tohumu) çimlendirme. kazanmak. (birinin) ba şıyakalamak. Yaptığı yanına kâr kaldı. i. anlatmak. 2. (zaman/yaş) ilerlemek. (got. para biriktirmek. I won´t let him get away with this. jest. k. jestler yapmak. el/kol/ba ş hareketi. 4. geçinmek. gitmek. 3. i. (tohumu) çimlendirmek. yürümek. 2. dili (yap ılan iş) yanına kâr kalmak: He´s gotten away with it. başı dönmek. dili 1. 2. me 1. i.t. tasarruf etmek. hareket etmek. ın almak. ğümlenmek. k. get a rise out of s. (haber/söylenti) yayılmak. dili -ebir bay korkmak. gitmek: I´m getting along just fine. i. elde etmek. (tohum) çimlenme. kendini bir 3. 3. Ba ılmak. get a sniff of get a swelled head get a whipping get a woman into trouble get about get above o. k. dilb. (belirli bir şekilde) olmak. jest. bo ğazı düğümlenmek. (s. (üzüntüden) -in bo 1.). -e bitmek. ruhb. şımarmak. el/kol/baş hareketi yapmak. (bir şeyi) yapmak: When will you get around to answering my vakit ay p mektubuma cevap yazacaks ın? letter? Ne zaman ayırı2. f. dili çok duygulanmak. k.o. ırıpkurtulmak. of (rakibi) geçmek. fiilden türetilen isim. 2. aç ıklamak: He couldn´t get his point across. istedi paylamak. 1. 2. ima etmek.) k. 1. ünlem Çok yayapmak. dili ya şlanmak. f. ayr ılıp gitmek. 3. 3. gezmek. k. k. jest. acele etmek. almak. f. 2. şına darbe yedi. ile geçinmek.) into hot water get a bang on get a bang out of get a fright get a good press get a grasp on o. dayak yemek. dili acele etmek. (haber) yay ılmak. i. çıkışmak. f. What he said obviously didn´t get across to them. 4. -e vakit erişmek. kendine gelmek. 1. (çok ilginç/güzel/tuhaf birine veya bir şeye) bakmak. 2. 1. dili birinin bamteline dokunup a ğzını açtırmak. 1.s. -in kuşu kalkmak/uyanmak. el/kol/ba ş hareketi. gebelik. kötülük etmek. Ne demek ğini anlatamad ı. çabuk olmak.s. dili bir kad ını hamile bırakmak. kendine hâkim olmak. penisi sertle 1.germinate germination gerrymander gerund gestalt gestation gesticulate gesticulation gesture Gesundheit get get (s. (seçim bölgesini) bir siyasi partinin ç ıkarlarına uygun düşecek şekilde ayarlamak. --ting) 1. kaçmak. idare etmek. zarar vermek. demek istemek. got. k. k. ç ıkmak. k. ge ştalt. ile anla şmak. Her şmek. (çok şeyi) ilginç/güzel/tuhaf bir ğaz ı düdinlemek. 1.o.. -in penisi beton olmak/dikelmek. (maddi aç ıdan) daha iyi bir duruma girmek. -den zevk almak. 1.ten/got. 2. gebelik süresi. Zorla elde sat nı belaya sokmak. 2..

k. iyile (bir yerde) saplan ıp kalmak. paçayı kurtarmak. k. 2. k. k. k. dili süslenip püslenmek. k.. sıkıya gelmek. dili 1. dili bir işin havasına girmek. (birini) cezadan kurtarmak: How can we get him off? Onu cezadan nas ıl kurtarabiliriz? 4.´s hair get in through/by the back door get in with get into a predicament get into a scrape get into mischief get into one´s stride/hit one´s stride get into the swing of things get into trouble get it get it in the neck get it into one´s head that . ciddi olarak işe koyulmak. geçmek. couthed up get o. k. gününü görmek: We´re going to get it now! Şimdi ık belaya! çatt k. çok endişeli/heyecanlı/sinirli bir hale girmek.o. dili (gayretle) ba şkadar ak şam olmak. 1. eteği ğına dolaşmak. ne yapmak istedi ğine karar verip ona göre yaşamak. dili -e torpille girmek. k. dili bir kötülü ğün cezasını çekmemek. ba şı belaya girmek. dili -e musallat olmak. dili kibiri b ırakmak. k. şmek. -i eline geçirmek.t. (birinin) gözüne girmek.get away with murder get back at s. k. ile idare etmek. 1. dili zılgıt yemek. dili meselenin esaslar ını ele almak. 1.. dili -den öç almak. dili tela şa/endişeye düşmek. k. . for s. arkada İng. k. (birini) bulmak. şten yatağa düşmüş. al k. dili. ile atlatmak.o. k. dili (birinin) gözüne girmek. kendini zor bir duruma sokmak. fırçayı yemek. k.s. kaçmak. dili (bir işe) bakmak/başlamak. ne oldu şğ emek. k. get it together get loose get lost get no credit for get o. asıl işi ele almak. gereksiz yere tela şlanmak/heyecanlanmak. ba şından ayrılmayarak -i rahatsız etmek. 2. 2. 2. (bir şeyi) durumu kurtaracak yapmak: I can get by this year with these lamak. He got no credit for what he had done.. –– with a fever He is down with a fever. k. k. 3. 1. dili (birinin) arkada şlığını kazanmak. Onun o i şteki rolü hiç dikkate ınmad ı. 2. aya k. dili -e engel olmak. k. asıl meseleye gelmek. 2. (bir yere) girmek/gelmek/gitmek. with -in şldili ığın ı kazanmak. dili 1. belaya çatmak. 2. (gayretle) ba şlamak. kibirli davranmaktan vazgeçmek. dili 1. put in one´s two cents worth. Ödemelerinde gecikti. dili as ıl işe gelmek/bakmak. birinden bir şeyin öcünü almak. -in i şlerini aksatmak. k. 2.s. dili as ıl konuya geçmek. in a fix get off k. k. hayatın unu kavramak. başlatmak. yaramazlık etmek. 2. k. 3. They´ve gotten behind in their work. -i kafas ına koymak. 1. from (i şten) izin almak. (arabaya) binmek. zor duruma dü şmek. dili işlere alışmak. kızdırmak: Don´t get him going! Onu ba şlatma! 1. dili birine bir şeyi ödetmek. dili bir işe başlangıçta katılmak. gev yolunu kaybetmek. Ate -den intikam almak. öfkelenmek. hava kararmak. bak. (bir işin) gerisinde kalmak: He´s gotten behind in his payments. (bir işte) gecikmek. eli ayağı dolaşmak. ısınmak. k. inmek. alabandayı yemek. dili 1. kızmak. a ğır bir darbe yemek. get behind in get better get bogged down in get by get cracking get dark get down off one´s high horse get down to get down to brass tacks get down to brass tacks get down to brass tacks/get down to business get down to work get even with get even with get going get hold of get hot get in get in a state get in a stew get in a tizzy get in good with get in on the ground floor get in one´s hair get in one´s two cents worth get in one´s way get in s. birini rahats ız etmek. ile geçirmek.

birinin gözüne girmek. 2. dili öfkelenmek. Defol! 1. dili dikkat etmek. k. sinirlenmek. 3. dili birinin moralini bozmak. birini devred ışı etmek.o. . k. k. down get s. çığırından çıkmak. yakayı kurtarmak. İng. dikkatli olmak. wrong k. dili hazırlıklarını yapmak. bir yere/çevreye 1. ç ıkmak. (bir işi) ele almak. dili endişeye/telaşa kapılmak. 3. borçtan kurtulmak. (bir işle) meşgul olmak. k.o. -i eline geçirmek. over a barrel get s. 2. (taşıta) binmek. -i ba şından savmak/atmak.´s good side get on the ball get on the bandwagon Get on the stick! get on the wrong side of s. k. get one´s second wind get one´s back up get one´s ducks in a row get one´s feet wet get one´s goat get one´s hands on get one´s knickers in a twist get one´s knickers in a twist get one´s money´s worth get one´s number get one´s way get one´s wind up get one´s wits about one get onto get oriented get out get out of a scrape get out of debt get out of hand Get out! get over get ready for get rid of get rid of get s. get off on the wrong foot with s. dili ba şlamak. dili birini kö şeye sıkıştırmak. dili in birinin ne menem biri olduödedi istediğini yaptırmak: She always gets her way. -den kurtulmak. dili toparlan ıp yeniden gayrete k.k.. (bir i ş) başlamak. dili 1. korkmak. get off s. k. dili hafif bir cezayla veya cezas ız olarak kurtulmak. k. 2. uyan ık olmak.o./s. 1. dili ba şlangıçta birini kızdırmak. dili birini süsleyip püslemek. azarlamak. çıkarmak. -i sinir etmek.b. k. dili 1. dili birini (zor bir durumdan) kurtarmak.o. into trouble get s. out of the way get s. k. aklını başına toplamak. dili birini rahat b ırakmak. birini azarlamaktan/eleştirmekten get off s. ucuz kurtulmak. birinin sinirine dokunmak.´s tail 1.) (ilk kez yorulup soluğu kesildikten sonra) soluklanıp tekrar eski formunu kazanmak. 2. korkuya kap ılmak. 2. off the hook get s. 2. Hep onun istediği olur.´s back vazgeçmek. -i yakalamak. birini/bir şeyi yanlış anlamak. k.t.o. in shape get s. dili birini rahat b ırakmak. dili birini k ızdırmak. 2. ( şaşırtıcı bir olaya) için/-e hazırlanmak. k. k. dili birini istediği gibi idare etmek/kullanmak. Dikkat et!/Akl ını başına topla!/Kendine gel!/Uyan! 2. (bir üzüntüyü) unutmak.o. 1.. üstünden geçmek. birini kenara çekmek.o. dili heyecanlanmak. k. dili birçok kişinin yaptığı bir şeye katılmak. dili sinirlendirmek. k. 1. 1. under one´s thumb get s. 2. 2. yayımlamak. ortadan kald ırmak. denemek. beladan kurtulmak. dili ba şarılı bir şekilde başlamak. k.o. (bir konuya) girmek. Çabuk ol! k. k. k. geçinmek: They get on well. (for) birini/bir şeyi hazırlamak.o. al (bir konudan) bahsetmeye ba şlamak. (biriyle) temasa ışmak/intibak etmek. birinin ba şını belaya sokmak. (bir işe) bakmak. etkisiz hale getirmek. couthed up get s. -i defetmek/kovmak: How ı nasıl-iba şından etmek. k ızdırmak. O dükkânda ğunu ğ anlamak./s.o. (uçak) havalanmak. k. Birbiriyle iyi geçiniyorlar. -e sahip olmak. dili 1. idare edilememek. İng.t. k.o. 4. get off the ground get off easy get off the ground get on get on one´s nerves get on one´s nerves get on s. (bir hastal ık) geçmek: Have you gotten over your cold? Nezlen geçti mi? 3. k.o. savdın? did you get rid-i of them? Onlar bertaraf -i yok etmek. k. (koşucu v. dili ödenen paran ın karşılığında iyi mal almak: You get your money´s in paranın karşılığında iyi mal worth that store.o.o.

-in s ırtını yere getirmek. bir ş eyi birinin kafasına sokmak: He can´t get bir şeyi this through her head. across to s.t. kar uk bir şekilde karşılanmak. yılan sokmak. kenara çekmek. k. k. k. dili -den kurtulmak. i tersinden yapmak. sepetlenmek. k. You´ve right this time! BuŞkez istedi eyi doğ ru anlamak: Have yougot gotitthis straight now? imdi bunu 1. argo sepetlenmek.o. do ş eyi anlamak/kafas ı almak: Why can´t you get this through your bir ıyor? head? Kafan bunu alm birineniçin anlatmak. right get s. dili -den önce davranmak. soğ -e alışmak. through s. out of one´s system get s. galip gelmek. . -i kavramak. -e alışmak.t.t. Bunu tam im gibi yapam ıyorum.t. dili efkârlanmak. korku duymak. 1. hazırlanmak. k. (bir yeri) bir düzene/düzenli bir hale sokmak. k. bir şeyi bitirmek.t. -i alt etmek. soğuk bir karşılık görmek: got the brush off from her. çakmak. through one´s head get s. birğş ğ ru anlad ı n m ı ? 2. Onun hakk -in esas ını kavramak. seçilmek. dili birini sinir etmek/k ızdırmak.´s head get set get shot of get showered on get shut of get snakebit get steamed up about get the ax get the ball rolling get the best of get the better of get the better of/get the best of get the blues get the boot get the brush off get the cart before the horse get the cold shoulder get the cold shoulder get the feel of get the feel of get the goods on s.o.t. over get s. Bana so ğuk davrandı. k. 1. -i alt etmek. k. dili ba şlamak.t. -den kazançlı ıkmak. him. k. argo kaçamak cevap almak. işten ıkar ılmak. dili bir şeyi birine anlatabilmek. dili içini dökmek. dili titremeye ba şlamak. get s. titreme nöbetine tutulmak. 2. over with get s. dili so ğuk bir davranışla karşılaşmak: I got the cold shoulder. üstün olmak. out of the way get s. ç k. -in usulünü ö ğrenmek. argo anlamak. bir şeyi ezberlemek.´s goat get s.o. 1. İng. dili ya ğmura yakalanmak. bir şeyi yapıp bitirmek. (birinin) vücudu bir şeyi atmak: You´ll get this poison out of your system in twenty-four hours. off one´s chest get s. dili -den kurtulmak. 2. soğuk bir karşılık almak. get the hang of get the hang of get the jitters get the jump on get the jump on s. get the message/get the picture get the nod get the push get the red carpet treatment get the runaround get the sack get the sack get the shaft get the shakes k. sepetlenmek. k.t. -i yenmek. kıçına tekmeyi yemek.o. dili sepetlenmek/işten atılmak. işleri başlatmak. dili işten kovulmak. k. straight get s. argo (birinin) can ı yanmak. Bunu onun kafas ına sokamıyor. off one´s chest get s. dili biri hakk ında elinde kuvvetli deliller olmak: We´ve got the goods on ında elimizde kuvvetli deliller var. bir şeyi bitirmek. sepetlenmek.o. Bana şı so ğuktu. sinirli olmak. k. k. sinirlenmek. dili derdini dökmek. k. dili şatafatlı bir şekilde karşılanıp ağırlanmak.t. k. argo 1. k. ç k. dili (from) so ğuk bir davranışla/sözle kovulmak. dili birinden önce davranarak avantajl ı duruma girmek. bir şeyi bir şeyi bitirmek. içini dökmek/bo şaltmak. -i anlamak. dili işten/okuldan atılmak.t. dili birIiş k.get s. kap ı dışarı edilmek. -in havas ına girmek. dili (bir şeye) kızmak.. k.t. dili işten atılmak. by heart get s. izin almak. bir şeyi tam istenilen şekilde yapmak: I can´t get this right. k. Yirmi dört saat içinde vücudun bu zehri atar. -i yenmek. 2.t.

çok kötü. through Bugün kar yüzünden buraya hiçbir otobüs şey anlatmak: I can´t get through to her. düzenlemek. --s/--es) getto. 1. 2. toplamak. dili uyanmak. leri başlatmak. (bir şeyin) özünü finale kalmak -in özüne inmek. s. yenilmek. dili -denır! haber almak. 2. 2. hortlak. kılık. layığını bulmak: She got what was coming to her! Müstahakt k. mutabık kalmak. i. Konu şmaya başladılar. i. (on) maya varmak. dili payına pek az bir şey düşmek. get the upper hand dizginleri ele geçirmek. 3. müstahakk ını bulmak. bulu şmak. out of one´s mind birini/bir şeyi aklından çıkarmak/unutmak.): 1. biriktirmek. asıl sebebini (işin) kökenine inmek. lazım olmak.´s number 1. Gana. k ıyafet. 2. get/put s.o. hak ettiği cezayı yemek. dili nutuk ba şlamak. (çoğ. (havagazıyla/doğalgazla çalışan) şofben. İng. bir araya gelmek. 3. (bir durumun) ne olduğunu (bir durumun) ne kendine oldu ğunun k. (birinin) ne yaptığını çakmak. adaylık seçimlerini kazanmak. get the short end of the stick/of it k. 2. beti benzi atm ış. kararsızlığa kapılmak. ba kendi istediğini yaptırmak. korkunç. şart ımak. (birini) (belirliçekmeye bir k ıyafete) k. sokmak: She got herself up as a mouse. sadede gelmek. i. k. 3. dili berbat. -i tangot (meselenin) özünü ö ğrenmek: How can we get to the bottom of this? Bu ğrenebiliriz? meselenin nas ıl öbulmak. gerekmek./s. Ganalı. i. hayalet. hazırlamak. Gana´ya özgü. . 2.). gazi. k. s ırtı yere getirilmek.o.´s skin get up get up on one´s soapbox get up on the wrong side of the bed get up the nerve to get what´s coming to one get what´s coming to one get wind of get wind of get wise get wise to get with it get worse get/catch a whiff of get/go to sleep get/have cold feet get/have one´s way get/have s. dili tereddüde dü şmek. 1. 1. birinin ne mal oldu ğunu öğrenmek/anlamak.söylenir. (to) -e varmak. -i duymak. ına girmek: I think gotten throughbirlikte to him. -den haberdar olmak. dili ters taraf ından kalkmak. -den kazançlı çıkmamak. En kötü pay banaiş dü şlamak. s. -i k ızdırmak. -in kokusunu duymak. getup geyser Ghana Ghanaian ghastly ghazi gherkin ghetto ghost i. dili ba get the show on the road ı galip gelmek. dili (birinin) ne yapt ığının farkına varmak. 1. (bir şey yapmak için) cesaretini toplamak. öne geçmek. 4. 3.o. Ganalı. -i duymak.kullan Nihayet anladı 2. üstün ç kmak. kaynaç. k. -e ula şmak: Owing to the snow no buses have gotten ı.it´s dili finally ba şlamak They to talking. kornişon. -in esas anlam ını kavramak. k. k. get the worst of get the short end of the stick get through get through to get to get to know get to the bottom of get to the bottom of get to the finals/make it to the finals get to the heart of get to the point get to work get together get under one´s skin get under s.t. -i ö ğrenmek. dili birinin sinirine dokunmak. uyumak. (üzerinde) anla -i ş sinir etmek. aya ğa kalkmak. alt edilmek. dili (-in) fark ına varmak. ştü. 2.k. dili en az be ğenilen şey birine düşmek: I got the short end of the stick. get/win the nomination i. farkına varmak. (Mastarla ılır.kafas -e varmak/gelmek. i. Ona bir varamad şey anlatamam. cezasını bulmak. işe başlamak: Get to work! Haydi. 1. gayzer. gelmek (Mecazen daha kötü olmak. (to) k. i. k. get the upper hand 1. Gana. yataktan kalkmak. -e birtoday. 2. k. iş başına! 1. şüpheler duymaya şlamak.

darağacı. Cebelitarık´a özgü. 2. bak. baş dönmesi. i. konuşmaya benzeyen anlamsız sesler çıkarmak. f. kendini -e iyice hazırlamak. i. General Headquarters 1. yaldız. havailik. . merkez. baş döndürücü (yükseklik veya dönme hareketi). i. paçaları sıvamak. 1. 2. havai. hoppa. s. kocaman. cin (içki). 2. Amerikan erlerine özgü. gypsy. yaldız. çevrelemek. kocaman. i. s. k ızıl (saç). Gypsy. hoppalık. k ızsaçı.. f. yetenekli.´ni) kuşanmak. yetenek. dokunaklı/incitici söz. (--ed/gilt) yald ızlamak. 2. ask. zencefilli. kolları sıvamak. i. kemer. pekmezli kurabiye. i. f. zencefilli. Cebelitarıklı. i. 1. i. konuşmaya benzeyen anlamsız sesler. pekmezli kek. yald ızlı. with gird one´s loins gird one´s loins gird s. s. i. k ıkırdamak. f. jigolo. çırçır (makine). Allah vergisi. i. (kümes hayvanlarından elde edilen) sakatat. Cebelitarık. istidatlı. 2. Cebelitar ıklı. hediye. dev gibi.b. i. i. i. terkedilmiş yerleşim yeri. çizgili/damalı pamuklu kumaş. i. bak. s. çoğ. (--ed/girt) 1. for gird o. i. solungaç.s. i. i. birine (bir şeyi) vermek/bahşetmek. i. gâvur. zencefilli gazoz. gulyabani. s. ku şatmak. 2. ginko. i.. idare merkezi. 2. i. 1. i. kıkır kıkır gülmek. i. gild. i. with girder girdle ölü kent. bak. dev. s. f. dokunaklı/incitici söz söylemek.. ku şak.. terelellilik. --ning) (pamuğu) çırçırdan geçirmek. 1. putrel. k ıs. (--ned.ghost town ghostwriter ghoul GHQ GI giant giaour gibber gibberish gibbet gibe giblets Gibraltar Gibraltarian giddiness giddy gift gifted gigantic giggle gigolo gild gild gilding gill gilt gimmick gin gin ginger ginger ale gingerbread gingerly gingham ginkgo ginseng Gipsy gipsy giraffe gird gird o.. -i tak ınmak. i. z. trük. potrel. f. 2. 1. i. (on) (kılıç v. i. korse. bak. dev gibi. bir diğerinin hesabına ve onun ismi altında kitap yazan kimse. başkumandanlık karargâhı.o. i. 1. f. büyük bir dikkatle. alet. s. terelelli. i. guild. i. -i kuşanmak. ginseng. zürafa. zencefil. dili Amerikan askeri/eri. kıkırdama. i. 2. arma ğan. -i takmak. 1. i. alay etmek. k.. istidat. Cebelitar ık.s. (zor bir işe) hazırlanmak. numara. s. i.

Ona sevgilerimi söyle! Ona benden selam söyle.´ni) artırmak. A ğacın çevresi doksan santimetreydi. -i tercih etmek. hediye olarak vermek. i.s. kendisi hakk ında hesap vermek. -e yol açmak. İng. dili kız arkadaş. 1. 1. ç ıkarmak: Plants give off oxygen. (keyif. k ızlık çağı. (iştahı) açmak. bildirmek. gizmo. öfke v. gücendirmek. in order of priorities önem sırasına göre. k. (semere ait) kolan. teslim olmak. vermek. doğurmak. (gave. It gave him a shock. k ız gibi. s.en) 1. i. 1. i. -i dinlemek. ana fikir. bel ölçüsü. k ız izci. önemli haberleri özet halinde vermek. dili s ıvışarak birinin elinden kurtulmak. çevre: The tree´s girth was ninety centimeters.girl girl friend girl guide girl scout girl scout girlhood girlish girth gismo gist give give give a good account of o. iade etmek. bitmek.. -i gıcıklamak. (çocuk/yavru) do ğurmak. -in dizginini salıvermek. airs give o. 3. k ız izci. sebep olmak: Her presence gives him pleasure. kızlara özgü. k ız arkadaş.b. bir gözünü patlatmak. ğini birine hediye etti.s. -i doğurmak. -i gücendirmek. -e kulak vermek. meydana getirmek. gücendirmek. 2. burnu havada olmak. Varlığı ona mutluluk veriyor. hediye etmek: She gave her dog away. -e öncelik tan ımak. 1. bir piyes oynamak. ba şlıca fikirler. airs give off give offense give offense give one a black eye give one a tickle in one´s throat give out give preference to give priority to give rein to give rise to i. 1. giv. give in give in to temptation/yield to temptation give it one´s best shot give no leg to stand on give notice give o. kız izci. şeytana uymak. i. 2. bak. tutunacak bir dal b ırakmamak. -e gıcık vermek.s. esas anlam. kabul etmek. 1. 2. baş -e inanmak. f. -den kaç ınmaya dikkat etmek. dar ıltmak. 1. Kendine dü şen işi iyi yapmak anlamına gelir: He gave a good account of himself on the battlefield today. sinirlendirmek. -i bilemek. Bugün iyi sava ştı. 2. give a play give a roundup of the news give a slip give a wide berth to give affront to give an account of o. Köpe geri vermek. bel.s.b. kızlık. (av köpe ği) avın kokusunu alıp peşine düşmek. elinden geleni yapmak. Onu şoke etti. buhar v. çalım satmak. 2. razı olmak. geri vermek. Bitkiler havaya oksijen verir. ele vermek. give an edge to give away give back give back give birth to give birth to give chase give credence to give ear to Give her my love! Give her my regards. -e sebebiyet vermek. çok yorulmak. esneklik. i. k ız. -i başıboş bırakmak.´ni) yaymak. kovalamaya lamak. 2. -i k ızdırmak. çevre ölçüsü. (koku. k. incitmek. 2. . 2.

o. k. a bath give s. birine verip veriştirmek. birini pişman ettirmek. dili birini yaka paça etmek/götürmek. birine haks ızlık etmemek. a spanking give s. dili birine yumruk indirmek. birinin penisini a ğızla uyarmak. birinin k ıçına şaplak atmak. a scare give s. a ride give s. . pol. birine s ığınma hakkı tanımak.o. pause give s. a hand give s. dili birine sapartayı çekmek/vermek. a blowjob give s. rope give s. a lift give s. birine çullanmak. birini düşündürmek.o. dili el işaretiyle birine ´´Siktir!´´ demek.o. birini korkutmak. a warm welcome give s. the bird give s. custody of give s. a free hand give s.o.o.o. k. a piece of one´s mind give s. a cold welcome give s. asylum give s. a ring give s. birinin saç ını şampuanla yıkamak.give rise to give s. dili birini fena halde ha şlamak. işten İ ng. birini yıkamak. birine adamakıllı bir zılgıt vermek. hell give s.o. birine aman vermemek. k. birini serbest b ırakmak.o. money under the table give s.o. (alay/tenkit etmek için) biriyle u ğraşmak. birini korkutmak. k. dili 1. k. the benefit of the doubt give s. ştırmak. birini irkiltmek. credit for give s.o. birini âdeta kapı dışarı etmek.o.o. supet/süpet yapmak.o. a fright give s. -e neden olmak. birini dili birini yaka paça çıkarmak. a swelled head give s.o. k. -in hakk ını vermek. the bum´s rush -e yol açmak.o. pleasure give s. biriniçok arabas birinin ağzının payını vermek.o. k.o. k. k. birine adaletli/dürüst bir şekilde davranmak. argo birini sepetlemek.o.o. birinin kıçına tekmeyi çıkarmak.o.o.o. birini (at/bisiklet/araba ile) götürmek: Will you give me a ride to Bursa? Beni Bursa´ya kadar götürür müsünüz? He is riding high. birini soğuk karşılamak.o. one´s illness give s. birini nezaket ve içtenlikle kar şılamak. birini gıdıklamak. a fair shake give s.o.o.o.o. birine haks ızlık etmek.o. (birinin) arabas ının motorunu çalıştırmak. a hard time give s. birini alk ışlamak.o. a start in life give s. a round of applause give s.o. k. dili İşleri birine telefon etmek. k. birine (birinin) vesayetini vermek. saksofon çalmak. 2. shelter give s. a break give s. (bir şeyden dolayı) birini takdir etmek.. dili birinin ba şını döndürmek.o.o. a blessing out give s.o. dili birine a ğzına geleni söylemek. a shampoo give s. birini kendi haline bırakmak.o. 1. birine yard ım etmek. birine zevk/haz/keyif vermek.o. 2. birinin hayata atılmasını sağlamak.o. 1. a piece of one´s mind give s. dili birine kazanma imkân ı tanımak. birine hastalığını bulaştırmak/geçirmek: Don´t give me your cold! Nezleni tırma! bana bula birine sözşvermek. birini şımartmak. 1.o. birini u ğra ına almak.o. k. -i meydana getirmek. a raw deal give s. a tickle give s.o. 2. birini kap ı dışarı etmek. birini korumak. the bum´s rush give s.o. no quarter give s. k. a sporting chance give s. birine bir f ırsat vermek/bir şans tanımak. a belt on give s. birine geniş yetki vermek.o. birine verip veriştirmek. one´s word give s. atmak.o. credit for give s. his due give s. a start give s. birini alkışlamak. dili birinin kötü/olumsuz bir şey yapmadığını farzetmek.o. 2.o. the boot give s.o. birinin düşünmesine yol açmak. dili birine rü şvet vermek.

1.o. the shaft give s. a lick and a promise give s. a swirl give s. bir şeyi çabucak/şöyle bir ütülemek.o. İng. birine zılgıt vermek. k. dili 1. tit for tat give s.o. the glad hand give s. birine pas vermek. dili s ıvışarak birinden kaçmak/kurtulmak.t. dili birine so ğuk davranmak. the shirt off one´s back give s.o.o. birini tepeden tırnağa süzmek. -e pas vermek. birinin tüylerini ürpertmek. k. 2. son nefesini vermek. the benefit of the doubt give s. give s. birini sepetlemek. 2. tehlike işareti vermek. bir şeyi iyice düşünmek. the glad eye give s.t.o. 2.o. the third degree give s. k. give s.o. birini sıkı bir sorguya çekmek. -i anlatmak. ölmek.t.t. bir şeyi ön plana çıkarmak. pes etmek. the pip k. dili birine misilleme yapmak. the once-over give s. ölmek.t.t. the once-over give short notice give solace to give thanks give the alarm give the land a wide berth give the lie to give the start signal give umbrage to give up give up the ghost give up the ghost give up thought of give vent to give voice to give witness çok cömert olmak. some thought give s. etrafı şöyle bir düzeltmek.. -i gücendirmek. -i teselli etmek. -i aklından çıkarmak. a stir give s. birinin sinirine dokunmak.o. birinin tüylerini ürpertmek/diken diken etmek. a whirl give s. k. 2. the cold shoulder give s. bak. birini ha şlamak.t. the creeps give s. one´s consideration give s. the come-on give s.o. what for give s. the slip give s. (makine/motor) bozulmak. the willies give s. prominence give s. -in yalan/yanlış olduğunu göstermek. birine davetkâr bir bak ış yöneltmek. karadan çok uzakta bulunmak. dili bir şeyi denemek: Give it a whirl! Onu bir dene! bir şey üzerinde düşünmek. sahte bir s ıcaklıkla el sıkmak/selam vermek. -i dile getirmek. şükretmek. İng.o. 1. the red carpet treatment k. 1. bir şeyi gözden geçirmek.t. 1.o.t.o.o. -i belli etmek. give s. the cold shoulder give s. (bir işin yapılması için) çok az zaman vermek. -i göstermek. the push give s. k. 1. birini/bir şeyi denemek. 2. birini konu şturmak için işkence yapmak. a trial give s.o.o. birinin tüylerini diken diken etmek. birine dayak atmak. -e teselli vermek. vazgeçmek. spor start vermek. k. bear witness./s. 1. birinin tepesini att ırmak. 2.o. the shivers give s. argo birini çok sinirlendirmek.o. give s.t. dili birini işten atmak. the sack argo birinin can ını yakmak.o. son nefesini vermek.t. dili birini şatafatlı bir şekilde karşılayıp ağırlamak. bir şeyi karıştırmak: Give that stew a stir! O güveci bir karıştır! bir şeyi çalkalayarak döndürmek. k.t. 2. birine bir şeyi ima etmek. dili birini sepetlemek/i şten atmak. a press give s.o. -i ifade etmek. (makine/motor) bozulmak.o.give s. dili bir şeyin kötü/olumsuz bir sonuç vermediğini farzetmek. birine so ğuk davranmak. . birinin canını sıkmak. the jumps give s. birinin tüylerini ürpertmek. to understand s.o. birine ayn ı biçimde karşılık vermek. bir şeyi yalapşap/yalap şalap yapmak.

dili kar şılıklı özveri.. at -e göz atmak. belirli. gladyatör. i. f. i. bak. i. anat. alet. 2. s. f. gözlük çerçevesi. İng. iyito giysiler. i. glad. --dest) mutlu.çiğ (renk). 1. buzul. f. i. ters bakış. sahte bir s ıcaklıkla el sıkmak/selam vermek. bak ış.. bak. k. cam fabrikas ı. f.. 3. 2. romantik ve çekici bir hava vermek. cam. katı. ters göz şt ırıcıılt . s. Bizi gördü ğüne sevindi.. i. bayramlI´ll k.. İng. s. i. 1.. camlamak. veri. bak.o. z. bak. f. sevindirmek. beze. 4. 1. çok parlak. i. glamor. memnuniyetle. 1. k.. Tan ıştığımıza memnun oldum. i. 3. buzullara ait: glacial lake buzul gölü. durgun ve par ıldayan (deniz. üfleyerek cam ve şişe yapan kimse. barda f. bardak dolusu. f. göl v.. cam takmak. i. i. i. 1. s. bak. bak.kama göz kama ters bakan. i. 1. ıklar. gözlük. glamorize. bir konu şma yapmak. 1. 2. göz kama ştıracak bir şekilde parlamak. çoğ. sera. İng. . f.. glayöl. f. aygıt. 2. Onu memnuniyetle yapar ım. be en glad do it. I´m glad to meet you. cam yünü. memnuniyet. zücaciye.i.. elmastıraş. a water glass su ğı . i. 2. cam gibi.. küçük isim. çoğ. çok göze çarpan. 2. donuk (bak ış).li (glädiyo´lay) i. a helping hand give/make a speech give-and-take given given name gizmo gizzard glacial glacier glad glad glad rags glad rags glad to meet you gladden glade glad-hand gladiator gladiolus gladly gladness glamor glamorise glamorize glamorous glamour glamourise glamourize glamourous glance glance off gland glare glaring glass glass glass cutter glass in glass wool glassblower glasses glasses frames glassful glasshouse glassware glassworks glassy birine yard ım elini uzatmak. çok so ğuk. romantik ve çekici bir şekilde tarif etmek. gladiolus.. bak. -i camla kapatmak. i. bot. 1. elmas. s.. gudde. bez. biyol.). dili. 2. ı2. muayyen.. karşılıklı fedakârlık. i. at -e ters ters bakmak. cam fabrikas ı. glamorize.b. i. İng. s. i. 1.o. şaka mide. i. -i sıyırıp geçmek.give/lend s. i. 2. İng. kuzgunkılıcı. memnun: He was glad to see us. bardak: a glass of water bir bardak su. İng. romantik bir çekicilik. buz gibi. give. ta şlık. glamorize. glamorous. f. (--der. ştırıcı par .. dili süslü giysiler. i. romantik bir çekiciliği olan. orman içindeki aç ık alan.. s.

--mest) 1.ile 2. 2. bot. 2. s. küçük vadi. 2.. i. 2. (birinin başarısızlığını) zevkle seyretmek. hamdederek (Allah ı) yüceltmek. tıb. pırıldamak. övünmek. koro. parlakl2. yüceltme. f. hüzünlü. 1. in 1. kasvet veren. hüzün. f. parlıyordu. tüm dünyayı kapsayan/ilgilendiren. yüceltmek. fevkalade güzel. (pencereye) cam takmak. 1. --ting) bo ıuldu. f. 1. 1. yap i. glokom. s. 3. pırıltı. aç ıklay(bir ıcı yaz ı ışı eklemek. muhte ve şeref. (seramik nesneleri) s ırlamak. 2. i. hafif pırıltı. i. s. lügatçe. 1. aç i. f. i. f. i. çok sahte bir dış görünüm: Her politeness was merely a i. görkem. planörcülük. kolaya kaçan ve içtenliksiz (cevap/söz). i. camc ı. pırıldamak. 2. parıltı. i. 1. f. pırıldamak. parıldamak. karanlık. 1. yorum. 2. neşeli. ters ters bakmak. somurtuk. 1. 2. süzülme. (--ted. 4. loşluk. pırıltı. (--mer. i. 1. yüceltilmeye değer. ihtişam. zamk. 2. 2. f. i. parıldamak. eldiven. planör. medarı iftihar. ateşböceği.. i. şan sevinmek. 1. f. (birini/bir şeyi) bir an için görmek. 1. hasattan sonra (tarladaki) ekinleri toplamak. süzülerek gitmek. 3. donukla i. s. --best) 1. (bakış) şmak. s. i. (--ber. 2. global. süzülmek. (kor) parlamak. 1.s. ka basa yemek: They glutted themselves on pears. Piyasayı ış yap . 1. bananas. yeryuvarla ğı. kor gibi parlamak: The cat´s eyes glowed in the dark. 1. azar azar (bilgi) toplamak. pırıltı. f. aç ıklamak. cerbezeli. “Oh olsun!” demek. obur. doğru gloss. i. i. kısa bakış. (lamba için) karpuz. pırıldamak. . gloksinya. 1. 2. 2. with/on glut the market with glutinous glutton i. f. s. (yüzü/yanakları) f. tutkala benzer. parıldamak. neşe. Onun nezaketi sadece bir gösteri şti. s. as ık suratlı. parıldamak. i. 2. s. i. i. sık sık dünyay i. hafifçe p ırıldamak. yuvarlak. f. süzülerek gitme. over -den şeytanca bir zevk duymak. ı (aşırı miktarda mala) boğmak: He glutted the market with piyasay muza boış ğdu. i. 2. topak. i. yuvar. kasvetli. çok şerefli. ı klama. i. harikulade. kta kor Kedinin gözleri karanl ış. f. f. f. küre. Piyasa şalgama ğ f. kitab ın sonundaki sözlük bölümü. karasu.glaucoma glaze glazier gleam glean glee glee club gleeful glen glib glide glider gliding glimmer glimpse glint glisten glitter gloat glob global globe globe-trotter gloom gloomy glorification glorify glorious glory gloss gloss glossary glossy glove glove compartment glow glower glowworm gloxinia glucose glue glum glut glut o. over yanl . yerküreyi simgeleyen model. sessizce ve kay ıyormuş gibi gitmek. i. neşe dolu. küre. ı dolaş an kimse. torpido gözü. loş. karanlık. hasattan sonra ekin toplamak. -e çok i. dere. f. parlak. hamdederek (Allah ı) yüceltme. damla. zamklamak. 2. anlık bakış. 2. f. i. (seramikte) sır. glikoz. aşırı miktar: There´s a glut of turnips on the market. ık. Armutları tıka -i t basa yediler. şem. yeryuvarı. i. kasvet. 3. 1. parlamak. yerküre. ı ters bakgibi i.

gliserin. karaya 1. (birinin) tabiat karaya oturmak. k) çok kişiye bulaşmak. 1. ayr ılmak. (insan) kötü yola sapmak. işi) yapmak. (went. Alışverişe ıkt ı. git! Hadi git. go ape over go around go ashore go astray go at go away go awry go back go back on one´s promise/word go back on one´s word go back on one´s word go back on s. sıra: It´s yourfor go. tiramola etmek. için deli olmak. yurtdışına gitmek. ıra sende. 1.making up for what you did. her naneyisevi yemek. 3. Bu. 1. Greenwich Mean Time. -e saldı gitmek. i. dönmek. glycerin. 3. (bir şey) çok katkıda bulunmak. 2. herkese yetmek. (with) -e devam etmek. obur. -i kabul etmek. 1. i. tatarc ık.gluttonous gluttony glycerin glycerine GMT gnarled gnash gnat gnaw gnome GNP go (the) whole hog go (the) whole hog go go go a long way towards go aboard go about go about a task go abroad go after go against go against the grain go aground go ahead go ahead Go ahead and smoke! Go ahead! Go ahead! go all out go all the way go all the way go along with Go along! Go along. f. 2. dışarı gitmek. i. ile beraber gitmek. bir işe başlamak. 2. f. 3. Haydi. gone) 1. do ğru yoldan sapmak. ile birlikte olmak. . sözünden dönmek. (with) 1. -e raz ı olmak. 3. tamam ıyla hemfikir olmak. f. dili -e bayılmak. Buyur! Devam et! k. k ıs. kemirmek. ters gitmek. (birinin) tüm isteklerini yerine şmek: They´ve gone all the way. hata rmak. 2. boğum boğum. 2. (hayvan) sürüden ç ıkıp kendi başına gitmek. bir işi ele almak. -e kar şı gelmek. s. 2.o. sözünden dönmek. (bir şeyin) yeri ç İng. yapt ığını affettirmeye bayağı den. -e aykırı olmak. esaslı bir ş(bir ekilde tam yapmak. getirmek. 3. kovalamak. yanlış yapmak. hiçbir şeyi atlamadan yapmak. s. son haddine varmak. sigaran ı iç! 1.. gross national product. 1. devam etmek. cinsel ilişkide 1. k ıs. with ile arkada ş olmak. 2. 2. (peri masallar ında) cüce.. -e karşı olmak. k. Onlar yürüyüşe çıktı. (yakalamak/almak için) pe şinden gitmek. i. bak. birine ihanet etmek. i. dili elinden geleni yapmak. . of -den önce gitmek. (bir işi) tamamıyla yapmak. (sonuç) -in aleyhinde olmak.bulunmak. 1. titrersinek. sürüden ayrılmak. çok yararlı olmak: This´ll go a long way towards binmek. They´ve gone aS walk. -e ç ıkmak: She´s gone shopping. Devam et! 2. (hastalıç ıkmak. (diş) gıcırdatmak. Buyur. i. 2.. (of) -den önce gitmek. 2. gitmek. ına aykırı olmak.. sözünden dönmek. oburluk.

(lastik) şı lanmak: The proposal went down well. bozulmak. çıldırarak etrafı kırıp geçirmek.b. bırakılmak. çok başarılı olmak. -e sald ırmak. geçip gitmek. yürüyüşe çıkmak. Çek araban ı! 1. dili benzi atmak. girmek. dili (bir e ğlentide) masrafı Alman usulü bölüşmek. k. yürürlüğe girmek. boşa gitmek. iflas etmek. 1. (bir mesle ğe) girmek. çok başarılı olmak. geçmek: Several hours went by. sap ıtmak. 2. (bir şey için) deli olmak. 2. iflas etmek. kötüyken daha kötü olmak. kötüye gitmek. boşa gitmek.b. delirmek. çılgınca davranmak. 5. harekete geçmek. k. k. gone into the preparation of this project. gitmek. k. dili iflas etmek. iyice azmak. heder olmak. gittikçe/giderek kötüle şmek. Yallah! boşa gitmek.o. -i seçmek. 3. dili (para) bo şuna harcanmak. -in üstüne varmak. uymak. girmek. -i elde etmeye çalışmak. 1. dili ç ıldırmak. sağlık v. için geçerli olmak: I´m fed çok ucuza satılmak. yürüyüşe çıkmak. ra ğbet görmemek. 1. 3. üleşmek. I´ve never gone by your house. tasarı v. (bir iş) için (belirli bir süre) harcanmak: Five years of work mek. batmak. ayrıntılara girmek. dü 1.ş(seviye/kalite) dü şmek. 1. gezmeye gitmek. . (fırsat) (iyi şeyler) yok olmak. kar tarihe geçmek.) düşüş göstermek. bozulmak. batmak. (başarı. (bir şeyi) yapmaktan hoşlanmak. makul s ınırların dışına çıkmak. Evinin 2.go bad go bad go bail for go bananas go bankrupt go begging go belly-up go berserk go beyond go beyond reason go bust go by go by go by the board go by the board go down go down in history go down the drain go down the drain go downhill go Dutch go far go far Go fly a kite! go for go for a song go for a walk go for a walk/take a walk Go for it! go for nothing go from bad to worse go from bad to worse go gaga over go green around the gills go halves go haywire go hog wild go in go in for go in with s. s ıfırı tüketmek. topu atmak. k. ayrıntılara girmek. Teklif iyi sönmek. (bir şeyde) biriyle ortak olmak. k. k. on go into go into a decline go into a skid go into action go into detail go into details go into effect (yiyecek) bozulmak. Bu projeyi kuvvetten dü şhave (araba) kaymaya ba şlamak. ziyan olmak. Birkaç saat geçti. -in ötesine geçmek. önünden hiç geçmedim. dili 1. 4. istenilmemek. 4. dili payla şmak.) suya mek. (bir şeyin) meraklısı olmak. k. vazgeçilmek. dili ç ılgınlaşmak. Don´t let that chance go by! O kaçmak. bozulmak. 2. -e kefil olmak. -i tercih etmek. -den ho şlanmak. k. (fırsat) kaçırılmak. (şiş/sular) inmek. 2. (güne ş/ay) bulutla örtülmek. 3. dili topu atmak. baş aşağı gitmek. (iş. 2.

(evlilik) bozulmak. haz İng. 2. ek şimek. bak. one better go shares go shares with go shopping go short go soft in the head go sour go stag go steady go steady go steady with go straight go sugary go swimmingly kabuğuna çekilmek. flört etmek. dili kendini fazlas ıyla kaptırmak. k. (belirli bir ş ekilde) aç ı aşmak: We went 4. radyo. kötüye gitmek. çalmaya ba şlamak. -i tekrar anlatmak. kaybetmek. ını oynatmak. yürürlüğe girmek. kendi ba şına hareket etmek/yaşamak. patlamak. perhize grev yapmak. (bir ayg ırlı ksız iş görmek. ç k. go around.t. ahlaklı bir şekilde şamak. k. ıkmak. (bir ıt) durmak. ile payla şmak. raydan çkendini 1. ile çaba gezmek. iflas etmek. 1. çıkmak. susup insanlarla konuşmamak. doğru yoldan ayrılmamak. k. 5. dili ba şarıya ulaşmak. 2. liras. ile üleşmek. kudurmak. Onlara yetecek kadar ekmek var. k. Haydi gayret! yerliler gibi davranmaya/dü şünmeye/giymeye başlamak. (ışıklar/kalorifer) sönmek. (-i) kasıp kavurmak.. mesleğinde ilerlemek. turneye ç ıkmak.o. 2. 2. 2. paylaşmak: I´ll go shares with you in this. dili akl 1. dili amaçlanan s ınırgözden ığı m ı zdan yetmi ş milyon lira fazla elde ettik. -i kontrol etmek. greve gitmek. 2. olmak. (with) ile Taryapmak. (of) (birine) yeterli miktarda (bir şey) olmamak: They won´t go short of bread. dili (işler) çok iyi/tıkırında gitmek. k. ık´s started to go out with Derya. Amaçlad k. 1. tiyatro oyuncusu olmak. 3. -i incelemek. başarılı olmak. k. çalışmamak. Aman sen de!/Haydi can ım sen de! kendi yoluna gitmek. k. 2. with ancak (belirli biriyle) ıkmak/gezmek. kendini bir i şe fazlasıyla kaptırmak. eğlenmek için dışarı çıkıp insanlarla buluşmak. k. ile ç ıkmak: k. -i tekrar geçirmek. 4. tiyatrocu olmak. dili sadece (belirli biriyle) ç ıkmak/flört etmek. ya (reçel. birinin yaptığından daha iyisini yapmak. -i tekrar 3. kafayı üşütmek. düz/do ğru gitmek. çarşıya çıkmak. birini geçmek. dili aklını kaçırmak/oynatmak. dili 1. devamlı olarak tek bir kişi ile flört etmek. dili aklını oynatmak. ( ışıklar/kalorifer) yanmaya şlamak. 1. Koş! 2. go out of sight go over go over the top go overboard for/about go places go places go round go s. bozulmak. Bunu seninle paylaşırım. bal v. k. 1. çok kızmak.ıklamak.) şekerlenmek. over the top by seventy million k. dili 1. 2. . dili özel bir sarfederek bir şeyi gözden kaybolmak.go into one´s shell go into operation go it alone Go it! go native go off go off at half cock go off one´s chump go off the air go off the deep end go off the deep end go off the rails go on go on a diet go on strike go on strike go on the rampage go on the road go on the rocks go on the stage go on the stage go on tour Go on! go one´s way go out go out of one´s way to do s. (yemek) bozulmak. TV yayına son vermek. ba Parti gece boyunca devam etti. (i şyeri) topu atmak. işlemez olmak. alışverişe çıkmak. 1. dili birbirinden ba şka kimseyle çıkmamak/flört etmemek. köpürmek. dili (bir erkek) (bir e ğlenceye/partiye) damsız gitmek. dili -e fazla tutkun olmak. oyuncu olmak. oynatmak. 2. devam etmek: What´s going on? Ne oluyor? The party went on all night. (through) (-i) yak ıp yıkmak. bildi ğini okumak. oynatmak.b. (tiyatro toplulu ğu) turneye çıkmak. k. 1.

1. her yatmak. k. parçalanmak. -i kontrol etmek. deniz yolculu ğuna çıkmak. gerçekleştirmek. bal v. 1. 2. 3. harap olmak. ileri gitmek. döndürmek. 2.) (meclisten) geçmek.b. 1. küplere binmek. iflas etmek. 1. 2. (belirli bir amaç için) (bir yere) gitmek: I went to see what I could find there. kendini bir şey zannetmesine sebep olmak. büyük bir gayretle çalışmak. teklif v. 2. (bir kanun ısı v. batmak. f. büyük masrafa girmek. 1. k. başını döndürmek. 1. k. sinemaya gitmek.go the round go through go through go through the mill go through the roof go through with go to all lengths/go to any length/go to great lengths go to any extent go to bed go to bed go to bed with Go to blazes! go to extremes go to great expense go to great expense go to hell Go to hell! go to one´s glory go to one´s head go to one´s head go to pieces go to pieces go to pot go to pot go to press go to press go to rack and ruin go to school go to sea go to sea go to see go to seed go to seed go to sugar go to the dogs go to the dogs go to the flicks go to the movies go to the wall go to town go to town go to waste go to wrack and ruin go together go too far go under go under ağızdan ağıza dolaşmak. (planlanm ış bir şeyi) gerçekten yapmak. dili 1. 1. (hastalık. -in ziyaretine çaptan dü şmek. heder olmak. dili (film seyretmek için) sinemaya gitmek. 2.b. iflas ın eşiğinde olmak. mahvolmak. ahlaken çökmek. dili bozulmak. 2. bask ıya girmek. k. her çareyi kullanmak. k. dili 1. okula gitmek. ile sevişmek. -i incelemek. tasar ı. 2. her çareye ba şvurmak. denizci olmak. bak ımsızlıktan harabeye dönüşmek. dili hız ve gayretle çalışmak. çok olmak. k. Orada neler bulabilirim diye bir bakmaya gittim. k. 4. çok masrafa girmek. okula/üniversiteye devam etmek.) onaylanmak. çok başarılı olmak. birbirine uymak. ziyan olmak. 2. fazla olmak. sıkıntı v. her şeye başvurmak: He´ll go to any extent to get it. rezil olmak. harabeye dönmek. ba (bir olay kar şısında) kendini tutamayıp ağlamaya. onaylanmak. (gazete v. . 2. gizli dili (kendini) da ğı berbat olmak. 1. fenalıklar geçirmeye şeyi ifşa etmeye başlamak. bozulmak. k. 1. 2. fele k. veya o zamana kadar tuttu ğu her tmak. batmak. 2. mahvolmak. Cehennem ol! ölmek. (bir taşıt) 1.b.b.´ni) geçirmek. (reçel. tohuma kaçmak. 2. batmak. denizci olmak. -i gözden geçirmek. -i (durulmas ğin çemberinden geçmek. (tasar ı gereken bir yerden) durmadan geçmek. 1. (gece uykusuna yatmak üzere) yatmak. dili çok k ızmak. 3. (bir şeyi yapmak için) çok masraf etmek.) şekerlenmek. iflas etmek. cehennemin dibine gitmek. hızlı çalışmak. tahsil/e ğitim görmek. büyük zorluklar atlatmak. (içki) şı na ba şı nı vurmak. Onu elde etmek için şeye başvurur. k.b. ile cinsel ilişkide bulunmak. 2. şehre gitmek. dili Cehennem ol! ifrata kaçmak.) bask ıya girmek. 3. (parayı) harcamak. dili iflas etmek. dili çok başarılı olmak. batmak. bo şa gitmek.

yükselmek. -e zıt gitmek. çok tenha. maksat. 2. keçi. k. hedef. 1.go under the name of go underground go up go up in flames/smoke go up in smoke go white as a sheet go wild go with go with the crowd go without go without saying go wrong go/be on the dole go/get off scot-free go/run counter to go/stand bail for go/work on the assumption that goad go-ahead goal goal kick goal line goal posts goalie goalkeeper goat goatee gob gobble gobble gobbler go-between goblet goblin god God bless you! God forbid! God help us! God only knows! God willing godchild goddamn goddess godfather God-fearing godforsaken godhead adıyla tanınmak. kale vuru şu. aut atışı. dili (san ık) hiçbir ceza yemeden serbest bırakılmak. üvendire. üvendire ile dürtmek. ç ıkmak. enerjik ve inisiyatifini kullanan. arac ı. kaleci. (sanığın) kefaletini yatırmak. dürtmek. enerji ve inisiyatif. dili sapsar ı/bembeyaz kesilmek. Üç gün yaşayabilmek. ile flört etmek. -e yak ışmak. i. i. tanrılık. i. 2. i. i. gol çizgisi. punctual. hindi gibi sesler ç ıkarmak. 2. enerjik şken. 2. tanrıça. i. 2. Vaktinde gelmenizin gerekli oldu 1. yanıp kül olmak. tiy. i. teke. f. the izin. i.. -e uymak. sefil. 2. -den mahrum kalmak: He´s gone without food for three days. No smoking. 2. f. i. 1. 1. i. 2. dindar. keçisakalı. i. f. dini bütün. amaç. yok olmak. 1. arabulucu. 3. -e uymamak. acele yemek. aksamak: After that everything began to go wrong. 2. k. 1. enerji ve girişim. ilahe. i. cinlerin cirit oynad ığı (yer). k ışkırtmak. dili kaleci. kahrolas ı. işsizlik k.gaye. What went wrong? Aksayan neydi? 2. başladı. i. . faaliyetlerini gizli olarak sürdürmeye ba şlamak. 1. baba hindi. yeni yöntem ve giri i. Sigara içilmez. vaftiz babas ı. (sanığa) kefil olmak. artmak. tanrı. i. s. benzi atmak/uçmak. ço ğ. 1. 3. sporveya gol. 2. i. -e ayk ırı düşmek. dili 1. grubun iste ğine uymak. 1. -siz yapabilmek: She yemekten mahrum kald ı. müsaade. spor kale direkleri. i. büyük miktar. Allah senden razı olsun! Allah korusun! Allah yard ımcımız olsun! Allah bilir! inşallah. mütedeyyin. 2. i. itmek. ünlem Kahrolsun! s. 2. 1. yeraltına kaymak. Ondan şey sonra her yard ımaksamaya ı almak. kadeh. -e uygun olmak. ilah. uluhiyet. 1.. çok. parça. 1. hindi sesi. vaftiz çocu ğu. at ıştırmak. bozulmak. k. s. cin (göze görünmeyen efsanevi yarat ık). spor kale. beti benzi atmak. (bir şeyin olacağını) zannederek harekete geçmek/harekete geçmiş olmak. (perde) kalkmak. -siz söylemeye lüzum olmamak: It goes without saying that you must be ğ unu söylemeye lüzum yok. s. erek. tamam ıyla yanmak. çıldırmak.

goiter. kaytarmak. f. ayrılış.. 2.ter. good faith Good for you! Good Friday Good God! Good gracious! Good grief! Good heavens! s. 2. beklenmedik nimet. H ızır gibi yetişen devlet kuşu. argo erkeklerden para s ızdırmaya çalışan kadın. k ırmızıbalık. Yolun o bölümünden zor. dili yerf ıstığı. golf kulübü. (birine kar şı beslenen) güven. İyi yolculuklar! i. Aferin! Hrist. su. 1. i... i. 1. itimat. Allahs ız.. çoğ. f. çoğ. i. zool. tıb. yapışkan madde. golf oyuncusu. i. i. golf alanı. i.. (bet. 1. baya İyi günler! İyi akşamlar! İyi akşamlar. İng. çürümüş olmayan. zool. 1. bak. altın. kar veya rüzgârdan koruyan gözlük. bak. Tanrısız. belsoğukluğu. i. işini üstünkörü yapmak. iyi. i. altın renginde. 2. best) 1. vaftiz anas ı. s.. golfçü.. s. What are you going to be when you grow up? Büyüyünce ne olacaks ın? i. i. saka. k. gondol. s. s. olup bitenler. Aman yarabbi! Allah Allah! Allah Allah! Aman yarabbi! . go. galosh. havuzbalığı.. i. altın kuyumcusu.. dilihay iyice. ünlem 1. dindar. f. tıb. gayretli ve tuttu ğunu koparan kimse. i. guatr. işten kaçmak. golf oynamak. Carassius auratus. Bu kitab ı ş. i. ır. gözleri toz. ünlem Hay Allah! i. k. She was yarar. gonk. 2. altın. i. i. argo (işyerinde) ayak işlerini yapan kimse. i. This book´s heavy going. iyilik. kendi işini şkalar ına b ırakmak. taze. i. 2. good and mad. altın. altından yapılmış. i. 2. 3. s. bak. i. ba alt ından yapılmış. iyi. Paskalya yortusundan önceki cuma. 1. iyi. iyilik.godless godlike godly godmother godsend Godspeed gofer go-getter goggles going going concern going price going to be goings-on goiter goitre gold gold digger goldbrick golden goldfinch goldfish goldsmith golf golf club golf course/links golfer golly golosh gondola gone gong gonorrhea goo goober good good and Good day! Good evening! Good evening. sakaku şu. Tanrısal. sa ğlam. hizmetli. ilerleme hızı: That part of the road is hard going. golf.. ğı: menfaat. gidiş. odacı.. golf sopas ı. i. Allah yard ımcın olsun! 2. kâr eden ticari kurulugeçmek şimdiki fiyat.. niyetin ciddiliği.. tıb. Bayağı kızmıştı.

s. 2. işi yavaşlatma. k ıs.. f.. menkuller ve gayrimenkuller. yak ışıklı. i.Good Heavens! good looks Good morning! Good night! good offices Good riddance! Good riddance! good sense Good show! good sport good works good-by good-bye good-for-nothing good-looking goodly good-natured goodness Goodness knows! goods goods train good-tempered goodwill goody gooey goof goof off goofy gook goon goop goose gooseberry gooseflesh GOP gopher gore gore gorge gorge gorge o. i. 2. yumu şak başlı. i. 2.s. s. işi yavaşlatma grevi. i. k. kuma ş. k.mar 3. i. yapış yapış. s. hiçbir işe yaramayan/yaramaz. i. erdemlilik. şandiz. tüyleri diken diken olmu ş deri. iyilik. (bir yemekteki) besleyici de ğer veya lezzet. 1. harika. Allah Allah! arabuluculuk.. argo goril. lezzetli (özellikle tatl ı) bir yiyecek. faziletlilik. 3. hayır işleri. argo (işyerinde) ayak işlerini yapan kimse. vıcık vıcık.. epey büyük (bir miktar). i. i. i. güzel. bektaşiüzümü.. e İş ng. yük. 1. boynuzla yaralamak. midesini (bir şey) ile tıka basa doldurmak. taşınırlar. dili çamur gibi yap ışkan bir karışım. güzel şey. İng. good -bye. aptalca bir şeyi bozmak. odac ı. zool. s.. güzellik. . 2. istenilen bir şey. ya. the Grand Old Party (the Republican Party).. k. (up) k. iyi huylu. ahmak. 4. k. yük katar ı. İng. f. aylaklık etmek. dili yap ışkan madde. s. kargo. koruyucu. fedai. k. iyi huylu. 2. k. ünlem Hay Allah! i. İng. çok güzel. güzel. Allah bilir! i. i. dili aptalca bir hata yapmak. İyi ki gitti!/İyi ki gittiler! Hele şükür kurtulduk!/Oh olsun! ak ıllılık. Aferin! şaka kaldırabilen kimse. i. 1. hizmetli. Günaydın! 1. bak. çoğ. kaz palazı. yapışkan. 2. dili 1. k.. kaz yavrusu. on gorgeous gorilla gory gosh gosling go-slow Aman yarabbi!/Allah Allah! yak ışıklılık. ünlem. iki dağ arasındaki geçit/boğaz. çok ho ş. geese (gis) i. kan. dili adam. dili haylazlıher s. çoğ. i. s. s. s. dili aptalca bir hata. kanlı. i. menkuller. iyi niyet. i. Amerikan yersincab ı. dili poposuna parmak atmak. 1. goril. 1. mallar. (ticari) itibar. ünlem Allaha ısmarladık. hata yaparak k etmek. f. goril. 1. İyi geceler! 2. dili aptal.. kaz. f. k. 2.

hükümet. gross weight. nakledilen doku. mezun. 1. gecelik. yönetme. mezuniyet töreni. valilik. aşı i. uzun etekli kad ın elbisesi. derece derece olan. idare etmek. ho ş. f. s ınıf. about -in i. 3. para. aşılamak. a şama. dili mezun. hafif. a şı. dedikoducu kimse. idareci. 2. kapmak. rü i. 2. rütbe. i. s.. s. mak. yolsuzlukla elde edilen ş vet. geçiş. dört İncil´den biri. grain(s). 4. get. duvardaki yazılar. grammar. ertelenme süresi: I´ll give you a önce/sonra söylenen) s. makam v. (arpa. makam v. zerre. kaba.´ni nakletmek. mezuniyet töreni. 1. (bir ağaç parçasının içindeki) . 1. i. 1. Alt ı yaşında ve birinci sınıfta. 1. i. i. (doku) (doku) nakledilmek. 3. k ıs. f. 3. 1. 2. 1.Gospel gospel gospel music gospel truth gossamer gossip got Gothic gotten gouge gourd gout govern governance governess government governmental governor governorship gown gr gr wt grab grace graceful graceless gracious grad gradation grade grade crossing grade school grader gradient gradual gradually graduate graduate graduate school graduate school graduate student graduation graduation ceremony graffiti graft graft grain i. 2. 2. mürebbiye. bahç. i. 3. giderek. bir tondan diğer bir tona geçme. ill-gotten gains haks ız kazanç.. bahç. s. idari.. i. tıb. meyil. yönetim. 1. latif.) tane: three grains of wheat üç buğday tanesi. bak. gittikçe. çok ince bir tür bürümcük. s. çirkin. grade. derece derece. gravity. yolsuzlukla elde etme.b. Amerikal asıl gerçek. 2.b. i. grafiti. 2. 1. (bir üniversiteye ait) lisansüstü e ğitim birimi. yönetici. cins. 2. eğim. i. çal (Allaha özgü) ş ükran duas ı . damla hastalığı. f. 2. derece. group. from -den mezun olmak. oyma kalemi. görgüsüz. derece. zarafetten yoksun. siyah ilkeleri. 2. doku nakli. (yemekten tutmak. great.. 2. i. graffiti. 2. İsa´nın öğrettikleri. 4. Hristiyanlığın esasları. (--bed. cüppe. f. Gotik. 2. f. 3. 2. (öğretmenin hemzemin geçit. (bir üniversiteye ait) lisansüstü e ğitim birimi. k. (ilköğretimde) sınıf: He´s six years old and in the first grade. i. ilköğretim okulu. çabucak ve zorla elinden almak. inayet. yavaş yavaş. Hrist. 1. i. gross. gram(s). i. Hrist. sukaba ğı. mezun olma.. s. dedikodu yapmak. i. i. 1. yönetim. greyder. tutmaya i. -i (elle)incelik. iskarpelayla oymak. idare. tıb. İncil.ılara as ıl özgü dini müzik türü.. -i mezun etmek. 1. devlet yönetimi. f. 3. havada uçan ince örümcek a ğı. 1. lisansüstü ö ğrencisi. yava ş yavaş olan. mezun kimse. iktidarda bulunmak. 2. tıb. regülatör. gut. i. get. temel 3. ince. 1. 1. f. dedikodusunu yapmak. 1. para. --bing) 1. bu ğday. 1. hububat. zarafet. i. f. yönetmek. z. k ıs. (elle) ışmak. bir inanç sisteminin gerçek. ünlem Hay Allah!/Allah Allah! i. iskarpela. Hz. mim. idare. mısır v. atletafet. i. yavaş. vali. i. kibar. lanmak. tah ıl. bak. zarif. dedikodu. sabahlık (giysi). hükümete ait. 2. kalite. 4. 2. (sukabağından yapılmış) su kabı. i. incecik. 3.b. i. 2. 2. 1. 3. s.

İng. dili dede. s. i. i. gramer. mühim. görkemli.. pikap.. plak. i. gramatikal. 3. gramer kurallar ına uygun.. k.. dili kuyruklu piyano. granddaddy.. kitab 1. şes. büyükbaba. İng. yerine getirmek: She granted his ın ı yerine getirdi. kuyruklu piyano. k. dede. argo bin dolar. dili dede. dilbilgisi kitabı. (genel) toplam. çoğ. k. (öğrencileri üniversiteye hazırlayan) lise. (cevaben) Evet. k. büyükanne. İng. tozşeker. babaanne. huk. k. i. dili (bebek) torun. ğretim okulu. dilbilgisel. erkek torun. i. granit. tumturaklı. 2. 3.o. Granting the truth of what you´re saying. bak. i. 1. en büyük. s. büyükanne. tozşeker. k. ilkö 1. tahkikat heyeti. harika. i. şatafatlı. büyükbaba.. i. i. dilbilgisi. fonograf. ihtişamlı. nine. 2. büyük. spor kapalı tribün. gramofon. büyük jüri. dili nine. 2. r ıza göstermek. i. cafcaflı. 1. i. s.. sadrazam... I request. büyükanne. bail Granted. gramer aç ısından ifade. gramer ı. kabul etmek.chil.. azamet. 2. 2.. büyüklük. i. ilkokul. heybet. k.. dili. grandüi. bak. i. gramere ait. 1. bir ricayıRicas birini kefaletle/kefaleten tahliye etmek. grandük. bak. muhte şem. ihtişam.. İng. i. ayaklı duvar saati. dili dede. tahıl ambarı. dili. . i. s. dili nine. 1.. en eski. 2. görkem. büyükbaba. grand. i. bak. i. granddad. büyükbaba. kabul etmek. sadrazam. gram.. büyükanne. dolaplı saat. s. fazlas ıyla büyük ve görkemli. i. (öğrencileri üniversiteye hazırlayan) lise. k. k. granulated granulated sugar granulated sugar i. büyükbaba. 2. soru şturma kurulu. 1. gram. torun. anneanne. büyükbaba. İng. 1. dede. k. gram. dili çok güzel. 2. k. dili nine. k. sandıklı saat.gram grammar grammar school grammar school grammatical gramme gramme gramophone gramophone record gramps gran granary grand grand duchess grand duke grand jury grand piano grand total grand vizier Grand Vizier grandad grandaddy grandbaby grandchild granddad granddaddy granddaughter grandeur grandfather grandfather clock grandiloquent grandiose grandma grandmother grandpa grandparent grandson grandstand granite granny grant grant a request grant s.dren (gränd´çîldrın) i. dili 1. büyükanne. i. i. i. i. i.. f. k ız torun.

tatmin etmek. s. 1. çizge. (bomba/ şarapnel içindeki) misket. 1. i. memnuniyet. yerçekimiyle hareket etmek. a ğır. i. çimenle kaplamak. ask. sokaktaki kişiler. graphic graphic design. 1. i. çak ıl. alt ıntop. greypfrut. minnettar. 2. vahamet. 1. i. açgözlü. 2. 3. kareli kâ ğıt. s.. yerçekimi. 3. bedava. grafit. i. ho şnut etmek. tamahkâr. yerçekimi. mezarc ı. i. haz.. çökme. 2. sinirine dokunmak. dili uçananlamak. yakalamak. bir yere gitmi şanm ış ş veya ıs ndan ayrı yaşayan adam. greyfrut.yönelik. k. 1. 1. 2. i. çim. yerçekimiyle hareket etme. 2. çökmek. memnun etmek. i. bedava. vahim. grafikle ilgili. --ing/--ling) çak ıl döşemek. i. paras ız. canl ı ve net. i. s. . 3. s. bahşiş. zevk. minnetle. i. ciddiyet. with ile bo ğuşmak. 1. 3. s ıradan insanlardan kaynaklanan. grafik. s. pençe. haris. i. 2.. çimenlik. gereksiz. çökelme. bo ş olan adam. 1. s. ciddi. dili s ıradan insanlar. çimen. paras ız. sıradan insanlara 2. mezar. i. f. 2. 1. f. karısı geçici olarak 1. i. çarpıcı. i. i. 2.. f. minnettarlık. çekirge. f. f. kavramak. tüm ayrıntıları gösteren. a ğırbaşlılık. -e sürtünerek/çarparak ses ç ıkarmak. i. i. graphic designer. z. anlayış. argo (sigara halinde içilen) hintkenevirinin ş ış yapraklar ı. 2. 2. tanecik. f. zevk veren şey. boşanm olankar kad ıı n. 1. f. (--ed/--led.granule grape grapefruit grapeshot grapevine graph graph paper. grafiker. at kapmaya çalışmak. s. rende. çimenli. ortadirek. mezarlık. demir parmaklık. 2. i. 2. s. 2. rendelemek. asma. 4. ağırbaşlı. ı 1. 2. çimlemek. fiz. greyfurt. s ıkı tutmak. z. demir parmaklık. kurutulmu veya kocas ndan ayrı ya şayan kad ın. çökelmek. s. 3. 1. ızgara. mezar ta şı. i. ızgara. yerçekimiyle ilgili. bir yere gitmi i. ış. kocası geçici olarak 1. yönelme. k. yazılmış/çizilmiş/kazılmış. 5. i. 4. (towards/to) -e yönelmek. 1. kavramak. grafik seçik grafikbir dizayn. üzüm. dişlerini gıcırdatmak. kavray ummak. canlı ve açık şekilde yazan. kızmemesi. ku ştan medet zor bir probleme çözüm yolu bulmak. graphite grapple grasp grasp at straws grasp the nettle grasping grass grass widow grass widower grasshopper grassroots grassy grate grate grate on grate on one´s nerves grate one´s teeth grateful gratefully grater gratification gratify grating gratis gratitude gratuitous gratuity grave grave gravedigger gravel gravestone graveyard gravitate gravitation gravitational gravity i. i. ot.

yeşillik. sıyırmak. i. makineyağı. yeşil renk.´s palm greasy great Great Britain Great Dane great-grandchild great-grandfather great-grandmother great-hearted greatly greatness Greece greed greedy Greek green green bean green light green onion green onion green pea green pepper green pepper greenback greenery greengrocer greenhorn greenhouse Greenland Greenlander Greenlandic greens Greenwich Greenwich Mean Time Greenwich Mean Time greet greeting greeting card gregarious gremlin i. s. i. selam vermek. .o. s. Greenwich. tamahkâr. büyük nine. Grönlandca. i. k. acemi kimse. s. sıyrık. f.. i. 1. yeşil biber (olgunlaşmamış biber). Rumca. girgin. 1. yağlı. s. selam. i. i. 3. Grönlandl ı çiğ/haşlanmış olarak yenilen) yeşil yapraklı sebzeler. 1. otlamak. 1. f. muazzam. 2. ak ıl. dili mükemmel. Danua cinsi köpek. 3. önemli. şiller Partisine ait. selamlamak. olgunlaşmamış. 1. yağlanmış. sos. Yunan. dili müsaade. Grönland´a özgü. fazlas ıyla. 2. i. k. izin. fevkalade. (makineleri bozdu ğuna inanılan) cin. k. ı. s. 2. i. dili (yapraklar i. ya k. İng.. 2. dili beyin. 1. dolmalık biber. Grönland. bezelye. i. i. Büyük Britanya. s. sera. sıyrılmak. k.gravy gray gray matter graze graze grease grease s. Yeşiller Partisi Ye fasulye. tebrik kartı. toy. lamak. i. harika. sürücül. yağ. 1. dili acemi. 2. s. selamlaşmak. 1. 3. açgözlülük. büyük (derece/miktar). kar şılamak. yeşil ışık. Greenwich ortalama zaman ı. büyük. yeşil. 3. hırs. taze fasulye. taze soğan. i. büyük dede. pek çok. sıyırıp geçmek.o. yağ sürmek. Rumca. cesur. s. Yunanlı. büyüklük. i. et suyu. ye şil. Yunanl henüz s. 3.. gres. çimenlik. birine rü şvet vermek. yeşil. Grönlandlı. 2. et yağı. açgözlü. cömert. Yunanca. dili papel. i. i. f. i. ham (meyve). k. yeşil soğan. dolar. f. içyağı. 2. manav. 4. Rum. sürü halinde yaşamayı seven. ye şil 1. 2. başkalarıyla beraber olmayı seven. limonluk. ser. h ırslı. gresyağı.. çoğ. gri. 1. çok. 1. ı.ğdili birine rü şvet vermek. tamah. Grönlandca. i. i. k.´s palm grease s. i. 2. 2. i. Greenwich ortalama zaman ı. great-grand. 2. Yunanca. Grönland. 1. Rum. i. dolmalık biber. çok.dren (greyt´gränd´çîldrın) i.chil. 2. (trafik lambas ında) yeşil ışık. Yunanistan. otlatmak. yeşil biber (olgunlaşmamış biber). z. yiğit. acemi çaylak. torun çocuğu.

1. i. pi --mest) 1. s. 1. bakkal. kontrol. ızgara. bakkaliye. metin. dili sorguya çekmek.o. f. kum tanesi gibi ta ş parçacığı. (alçak kenarlı. dayan ıklı. i. kumlu. bak. değirmentaşı. gri. k. -i tutma/kavrama alıp götürmek. i. 2. bak. deh şetsanc i. bak. gray. i. metanet. idare: Get a grip on yourself! Kendine f. --ning) s ırıtmak. (--ped. kas ık. 3. (çark ile döndürülen) bile f. f. i. uyku sersemi. (de ğirmen. şikâyet. güvey.´nde) ğ 2. bakkal. kat ı. yüz buru şturma/çarpıtma. sert. i. zihni kar ışık. f. keder. grid. 1.. 1. g i. grow. (Kuzey Amerika´ya özgü) korkunçay ı. (--ned. içki sersemi. s ıkı tutmak. inilti. 1. s. kirli.. büyük bir üzüntü içinde olan. 2. demir) tava. 1.. havan. amansız (mücadele). i. kum tanesi. 2. f. Ursus horribilis. 1. ıyma makinesinde) (et) çekmek.. tüyler ürpertici. 2.. 2. 2. ac ı. 3. 2. kumlu gibi. (--ted. 2. boz. 3. i. (ground) 1. s. -e ac ı vermek. (aletle/makineyle bir şeyi) öğüten/çeken/döven kimse. yüzünü buruşturmak/çarpıtmak. (alet/makine). 1. sırıtma. dili Amerikan futbol sahası. 1. zool. 2. çoğ. ızgara. 1. el bombas ı. bakkaliye. (alçak kenarlı. --ting) k. bileyici. büyük bir üzüntü içinde olmak. i.b. (mide) sancımak. f. 2. çoğ. i. i. dili metin olmak. s.´s imagination gripe grisly grist gristle grit grit one´s teeth grits gritty grizzly grizzly bear groan grocer groceries grocery grocery store groggy groin groom groove grope grope for words i. i. büyük üzüntü. ağır (masraf).. dili şikâyet etmek. s. bakkaldan alınan gıda maddeleri. çok büyük (yanlış/zarar/kayıp/acı). 2. 2. 1. i. kavramak. (elle) sarkıntılık etmek. yakınmak. öğütücü ş. inlemek. f. i. f. ufak lokanta. (ketmek. anat. gruesome. öğütülecek/öğütülmüş tahıl. aman bilmez.. zool. k. kur şuni. kirlilik.grenade grew grewsome grey greyhound grid griddle gridiron grief grief-stricken grievance grieve grievous grill grim grimace grime grimy grin Grin and bear it! grind grind to a halt grinder grindstone grip grip s. bakkal dükkân ı. mahmur. -e büyük üzüntü vermek.. kir. (midede) ı. cırdayarak yavaş yavaş stop stop etmek. i. 2. k. (about/at) k. yakınma. i. ğ 4. bak. 2. f. tımar etmek. ö ğütücü di ita şı. bakkal dükkân ı. 1. f. şikâyete yol açan durum. yiv açmak. s. durmak. --ping) 1. i. i. rutin. (mutfak ö ıütmek/çekmek/dövmek. ı zgarada şirmek. i.. yiv. Gülümseyip sineye çek! f. şekli. ızgara (alet). di şini sıkmak. dibek v. grizzly bear. s. s. bileği çarkı. dili verici. (birinin) dikkatini çekmek. f. i. 2. (--mer. i. i. i. sersem. i. yakınma. s. . bakkal. korkunç. 1. demir) tava. 1. el yordam ıyla aramak/ilerlemek. şikâyet. i. korkunç. 2. kelimeleri zor bulmak. s. tazı. k ıkırdak. kabuksuz mısır tanelerini kaba bir şekilde öğüterek yapılan ezme.

2. koru. brüt gelir.. 3. çok garip. gülünç. uzakla şmak. olmak. 2. asılsız.. ıp-den kabu ğunu beğenmemek.. pasaklı. k. s. brüt ağırlık. grup terapisi. büyümek. i. Yere dü ştü. 2. üretici. k. 2. göze batan veya tahammül edilmez (kusur. f.grown ugly. 1. kaba. da ğsıçanı. zamanla büyüyüp (bir giysinin) ölçülerine uymak. in ground wire groundbreaking groundbreaking ceremony groundhog groundless groundnut groundwork group group insurance group therapy groupie grouse grouse grove grovel grow grow away from grow into grow old grow on s. meydana gelmek. 3. 4. dili 1. kara kuvvetleri. ön hazırlıklar.b.. s. brüt kâr. 2. kırtıpil. grow out of grow too big for one´s boots grow up Grow up! grower i. çok şişman. dırdırcı. kirli. 5. ihtiyarlamak. 2. gruplaşmak. ekon. k. ormantavu ğu. (bir e)ya alş ış mak.). 6. i. 1. (uçağı) uçurtmamak.). pop müzik toplulu ğu üyelerinin peşinde koşan kız. eyden) vazgeçmek. okul. geli şmek. dili şikâyet etmek. s. (bir f. on iki düzine. i. f. --ing/--ling) 1. (--ed/--led. Çocuklu ğu bırak! i. de i.-den 3. s. grind. yaltaklanmak. i. i. kıtıpiyos. karaya karaya oturtmak. büyüyüp/olgunlaşıp (kötü bir şk. sığır kıyması. zool. yetiştirici. 4. 2. k ıyma. grupland ırmak. görgüsüz. 3. dırdırcı. f. elek./Çirkin oldu. i.o. brüt. zemin. yerfıstığı.. pis. 2. eskimek. 3.o. yetişmek. dili yumurtadan ç ık 1. . f. ço ğ. şikâyetçi. brüt para toplam ı. (havaalan ında) yer mürettebatı.. 3. (birini) (ceza olarak) (ev. walnut grove cevizlik. k. zamanla birinin ho şuna gitmeye başlamak. i. i. (bitki/sebze/meyve) tirmek. dili her zaman şikâyetçi olan kimse. toprak. 1.. 1. dili 1. i. olmak: She´s yeti şkileri azalmak. s. gayri safi (miktar/a ğırlık). oturmak. Çirkinleşti. sinirli.. yer (yerin yüzü): He fell to the ground. güldürecek kadar acayip. ğersiz. zool. büyüdü ğü için (bir giysiyi) giyememek. kaynaklanmak.gross gross gross income gross national product gross profit gross weight grotesque grotty grouch grouchy ground ground ground ground beef ground crew ground floor ground floor ground forces ground glass ground meat ground rule ground s. i. (uçak) (hava ko şullarından ı) uçamamak. zemin katı. s. kendini alçaltmak. yerde sürünmek. küme sa ğaltımı. buzlucam. --n) 1. büyümek. grup sigortas ı. 2. birine (bir konunun) temel ilkelerini ö ğretmek. 1. temel atma töreni. toprak. İng. zemin kat. kırtıpil. 2. elek. temel kural. İng. (meyve a ğaçlarından oluşan) bahçe: orange grove portakal bahçesi. grup. kıtıpiyoz. 2. temelsiz.b.. (grew.. bak. dolay f. 2. çığır açan (olay v. 1. artmak. f. . grosa. hata v. ile ş ili 1. vuku bulmak. binaya/kurulu şa ait) arazi/bahçeler. iş lanmak. toprak teli. fon. s. gayrisafi milli hâs ıla..

gözetim tutmak. i. 1. 3. yetişkin. nöbetçi. huk. basketbol gard. i. s. şeref kıtası. bak. dili ( şovlarda dansçıların giydiği) minicik tanga. i. muhafızlar. davetli. savunma duru şu. zannetmek. f. sanmak. 1. grow. muhaf ız. homurtu. artma. 1. f.b.men (gardz´mîn) i. garanti etmek. garaz. cumbal ı (söz. garanti.. misafir odas ı. i.. bir bitkiden süren dallar/sürgünler/yapraklar. 1. 5. (yol kenar ındaki) bariyer. (bir yerdeki) kökleri kazarak sökmek. i. gerilla. homurdanmak. k. ağzını sıkı tutmak. tahmini iş. k. s. kin. koruma görevlisi. sır tutmak. korumak. dili3. İng. larva. sulu yulaf v. i. guerrilla. . çoğ. bak. 1. 2. rapor v. s. konuk sanatç ı. marşandizin arkasına takılan ve demiryolu görevlilerini taşıyan ı vagon. katı. 2. f. guards. şikâyet etmek. bellemek. huk. -e karşı önlem almak..growl grown grown-up growth grub grub grubby grudge grudgingly gruel grueling gruelling gruesome gruff grumble grumpy grunt G-string guarantee guarantor guaranty guard guard guard a secret guard against guard of honor guard one´s tongue guard´s van guarded guardian guardian angel guardianship guardrail guardsman Guatemala Guatemalan gubernatorial guerilla guerrilla guerrilla warfare guess guesswork guest guest artist guest of honor guest room guesthouse f. valiye/valiliğe ait. misafir. çok zor. (--bed. vesayet. i. up kazarak/belleyerek -i ç ıkarmak/sökmek. 1. yeti şkin. i. Guatemala´ya özgü. i. i. şeref konuğu/misafiri. s. kirli. i. garanti. i. grueling. istemeyerek. dilini tutmak. ihtiyatl i. hırlama. ask. şikâyet. f. gelişme. i. konuk. i. kurtçuk. Guatemala. (bir şeyi) (birine) çok görmek. f. s. tahminde bulunmak. hırçınlığı üstünde. (bir tutukluyu) alt ında biletçi. hırlamak. s. f. tahmine dayanan sonuç/sonuçlar.. i. sevimsiz. tahmin etmek. pis. f. zorlu. büyüme. i. lapas ı.. f. i. 2. pansiyon. s. i. 1. cevap.. s. 2. 2. vasilik. i. tümör. tahmin. i. 2. 1. Guatemala. kefil. 2. korkunç. sert. ur. gerilla sava şı. bak. s. z. i. gerillac ı. s. İng. otel/pansiyon mü şterisi. 3. 2. koruyucu. k ıskanmak: Do you grudge me this? Bunu bana çok mu görüyorsun? i. 1.b. --bing) 1. s. korkuluk. boks gard. Guatemalalı. muhafız. domuz gibi ses ç ıkarmak.). koruyucu melek. kazmak. (trende) 4. deh şet verici. Guatemalalı. 2. 2. çeteci. aksiliği tutmuş. i. vasi. h ınç.. yiyecek. İng.

giyotin. beçtavu ğu. 2. 1. (çam reçinesinden ba şka herhangi bir) reçine. Frans ız Guyanası. giyotin ile idam etmek. Gine-Bisavlı. Gine´ye özgü. çok derin kanyon. f. i. 2. gitar. kurnazlık. aç ıkgöz. s. yönetmek. boğaz. 2. Gineli. 2. k ılavuz. güdümlü mermi. ask. Gine-Bisav´a özgü. 1. s. i. f. rehber kitab ı. f. s. çiklet. . 2. (bir projedeki) ana hatlar. 2. güdüm. i.guff guffaw Guiana Guianan Guianese guidance guidance counselor guide guide dog guidebook guided missile guideline guild guile guileful guileless guillotine guilt guiltless guilty guilty conscience Guinea guinea guinea fowl guinea fowl guinea pig Guinea-Bissau Guinea-Bissauan Guinean guise guitar guitarist gulch gulf gull gullet gullibility gullible gully gulp gulp s. saflık. rehber. nahoş kahkaha atmak. martı.. i. 2. Guyana. sak ız. Guyana bölgesi. 2. saf. i. Guyana Frans s. suçsuz.t. rehber köpek. dış görünüş. i. okaliptüs. Gine. Gine. i. (--med. i.zGui. i. yol göstermek. esnaf birliği. i. 2. i. Guianan. gözleri görmeyen rehberlik eden köpek. s. 1. Frans ız Guyanas ı´na özgü. rehber kitabı. dili bo ş laf. i. lonca. yutuverme. zamklamak. down gum gum gum gum mastic gum tree gumbo i. beçtavu ğu. s. bak. i. kolay aldatılma. i. 1. Gine-Bisav. Guyana. i. i. i. kolay aldatılabilir. kurnaz. rehber ö ğretmen. 1. 1.. rehberlik etmek. rehber. yutuvermek. gırtlak. i. 2. i. körfez. s. i. 2. 1. 1. vicdan azab ı. gitarist. (çamdan başka herhangi bir) reçineli ağaç. 2. 1. i. Frans ız Guyanalı. s ıtmaağacı. Gine-Bisav. Guyana bölgesi halkından biri. bir şeyi yutuvermek. 1. k ılık. suçlu. 1. i. yol gösterme. ço ğ. i. i. Guyanası. bamyalı yahni. 2. 1. 1. f.nese) i. (çoğı. s. Gineli. beçtavuğu. s. dişeti. i. i. nahoş bir kahkaha. kobay. suçluluk. f. açıkgözlük. idare etmek.. martaval. i. i. rehberlik. gen. küçük kanyon. Gine-Bisavlı. art niyetsiz. yirmi bir şilin değerindeki eski İngiliz altını. Guyanalı. --ming) zamk sürmek. k. birine rehber.a. i. palavra. sel yata ğı.

2.o. eski İngiliz Guyanası halkından biri.. rüzgârın ani ve sert esmesi. gambot. i. i. s. f ışkırmak.a. --ning) (motoru) birdenbire tam rmak. dili vıcık vıcık şey. 1. gun. Guy. İng. çuval. (kaldırım kenarındaki) oluk. silah kaçakç ısı. ğlay p ballamak. silah atışı. i. f. i. dili inisiyatif ve cesaret.. s. rehber. Guyana bölgesi. s. jimnastikçi. spor salonu. k.s. i. i. tat alma duyusuyla ilgili. bak. ateş etme. jimnastiğe ait. 2.. tüfek ve tabanca yapan veya tamir eden kimse. eski İngiliz Guyanal f. (çatı/dam kenarındaki) oluk. atış ilmi. i. 2.kuma ş parças i. 1. Guyana bölgesi halkından biri. 1. i. i. i. topçu. i. f. fışkıır. 2. s. k. dili cesur. i. i. (about) hayranlığını abartılı bir şekilde anlatmak. (belirli bir yeri) elde 1. yürek: He´s got guts. jelatinli şekerleme. s. dili -i süslemek. süslenip püslenmek. (içki) çokça içmek. ı. tüfekçi. spor salonu. (çoğ. zevk. (ateşli silaha ait) menzil. i. 2. 1. i. ateşli silah. Guyanalı. . atım. mür şit. i. dili adam. topçuluk. çağıltı. ı) birdenbire tam gaz sürmek. 1. zamklı. 2. gırtlaksı (ses). agu.. 1. f. i. top. bağırsak.nese) 1. k. erim. ya ş. i. (--ned. ku f. 2. s. Guyana. gazla çalıştı ına(arabay ot tıkamak için fırsat kollamak. yürekli. fışkırma. dünden hazır. çoğ. i. i. i. ateş. (iki kişi arasındaki) silahlı çatışma.men (g^n´mîn) i. tüfek. çağıldamak. 1.. dili fazlas ıyla istekli. jimnastik salonu.gumboot gumdrop gummed gumption gun gun for gun rack gun s. i. çoğ. eski İngiliz Guyanası. birini (ate şli silahla) vurmak. barut. Guyana. ateşli silah taşıyan kimse. i. 1. ı verev takılani. silahlı kimse. lastik çizme. i. jimnastik salonu. up k. s.. Bayağı cesur o. 2. k. tabanca. 2. i. (birinin) çan etmek için bütün gayretiyle çal ışmak. (bebek) agulamak. s.. i. k. gunk. Guyana. 1. dili yüreksiz. silah kaçakç ılığı. İng. tüfeklik. kanivo. i. up gust gustatory gusto gut gutless guts gutsy gutter guttural guy Guyana Guyanese guzzle gym gymnasium gymnast gymnastic i. i. bağırsaklar.. fışkırtı. dili cesaret.. i. 2. i. k. down gunboat gunfight gunfire gunge gung-ho gunk gunman gunner gunnery gunnysack gunpoint gunpowder gunrunner gunrunning gunshot gunsmith gurgle guru gush gusset gussy gussy o. guru. k. (okullarda) beden e ğitimi.ış.

i. i. f. i. selamlamak. i. herb gibi bazı ve ma herhangi birİng. alışılmış. niteliksiz (iş)... h haberdasher haberdashery habit habitat habit-forming habitual habitually hack hack hack hack stand hackberry hacker hackle hackneyed had had best do haddock hadj hadji hadn`t hag haggard haggle ha-ha hail hail hail fellow well met hail from hailstone hailstorm hair i. f. kiralık binek i. i. yontmak. sıkı pazarlık etmek. i. 2. tuhafiyeci. İng. H. i. s. 1. vasat. bitkin. f. f. kazıkçı. İngiliz alfabesinin sekizinci harfi (Honor. hac. kih-kih (gülme sesi). alışkanlık. erkek giyimi satan i. i. 2. s. 1. s.. --s çoğ. f. 1. tuhafiye dükkânı. nisaiye. dönmek. den. İng. Roman gibi ya şayan kimse.. argın. hacı. kocakarı.. k.. bak. dolu halinde ya ğmak. çitlembik. alışkanlık meydana getiren. k ıl. kelime veya hecenin sonunda telaffuz kelimelerin ba şında ğaza. jips. dönerek sallanma. daimi. 2. din görevlilerine özgü kıyafet. Roman. 3. çoğ. 1. ünlem kah-kah. i.. f. yak ın arkadaş. kuru kuru öksürmek. 2. f. . çekişe çekişe pazarlık etmek. Çingene. klişe. i. 1. Hrist. i. dili üçkâ ğıtçı. dolu fırtınası. melengiç. 3. i. yaşlı çirkin kadın. k ıymak. 1.. bir yer. i. alışıldığı şekilde. âdet. ısmarlama yazı yazan yazar. 1. saç. alç ıtaşı. dolu tanesi. i. . hav. i. itiyat. k. bir şeyin doğal yeri. büyücü kadın. bak. tüy. --ping) aldatmak. çentmek. i. jinekolog. bayat. i. herkesle çabuk ahbap olan kimse.. hour. yapsa daha iyi olur. yorgunluk ve açlıktan bitkin. dönerek sallanmak. bilgisayar korsan ı. 2. İng. 1. dönme.. i. öksürük. çentik. i. yapmalı. gynecology. argo becermek. İng. niteliksiz yazar. jinekoloji. 2. habitat. 2. k ıs.gymnastics gynaecologist gynaecology gynecologist gynecology gyp gyp joint gypsum Gypsy gypsy gyrate gyration gyropilot gyroscope H. yarmak. âdet üzere. hayvan veya bitkinin yeti ştiği doğal ortam. (--ped. i. dolu. liman ından kalkmak. had not. kaz i. i. cayroskop. jiroskop. hileci. z. seslenmek. kiralık atlı araba. şlı kuru at. s. bak. s. mutat. tuhafiye. i. (hayvan dövüşmeye hazırlanınca dikleşen/kabaran) tüyler. bak. 1. basmakalıp. i. 2. have. şapka dükkânı.. automatic pilot. i. dili taksi. 2. ıı k kaz katmak. 1. i. 2. gynecologist. 1. mezgit. taksi dura ğı. jimnastik. 3. i. sahtekâr. i. ya2. atı. ça ğırmak.

yarım günlük (iş/çalışma). saçsız. işin çoğu. k ılı kırk yarma. 2. turp gibi. s. kılı kırk yaran. iyi düşünülmemiş. i. çoğ. i. (eski bir inan ışa göre) cadıların. isteksizce. Bodrum. erkek berberi. i. kadın berberi. k ılsız. İng. Haitili. saç kurutma makinesi. üvey k ızkardeş. i. i. s. Half the students have come. kadın kuaförü. 2. üvey erkek karde ş. saç tokas ı. gönülsüzce. yarımay. yarım gözlük. 1. yarım pençe. korkunç. yarım bilet. saç filesi. 4. argo çok zor. i..hair curler hair dryer hair net hair spray hairbrush haircut hairdo hairdresser hairless hairpin hairpin turn hair-raising hairsplitter hairsplitting hairy Haiti Haitian hale hale and hearty half half a dozen half brother half fare half glasses half measures half sister half sister half sole half the battle half time halfback half-baked half-breed halfhearted halfheartedly half-length half-life half-mast half-moon half-sole half-time halfway half-witted Halicarnassus hall hallow Halloween bigudi. i. i. . İki yarım bir bütün half an apple yar ım elma. hayaletlerin. Haiti´ye özgü. Haiti. koridor. (çoğ. ortada. U şeklinde kıvrılan. 1. 2. tüylü. spor haftaym. yetersiz olarak. s. halves (hävz) i. yetersiz. firkete. 1. istemeye istemeye. işin en zor tarafı. saçın kesilme biçimi. 2. 1. ahmak. 2. i. s. yarı: Two halves make a whole. budala. z. hol. s. i. s. Halikarnas. saç spreyi. 2.. kutsamak. s. saç kurutucusu. 2.. yeterli olmayan tedbirler. okul/üniversite binas ı. yar i. s. i. yarım boy. 1. tüyler ürpertici. ara. üvey k ızkardeş. saç tıraşı. 1. vücudun yukarı kısmını gösteren resim. f. yarı yolda bulunan (yer). argo tehlikeli. gönülsüz. kutsalla ştırmak. işin yarısı. isteksiz. 2. --s) saç tuvaleti. 1. 1. yar ılanma süresi. yarım ağızla. s. yar ım ağız. s. 2. 3. yarımeder. k ıllı. Haitili. salon. 1. yar ım gün: She works there half time. Orada ım gün çalışıyor. yarı pişmiş. hortlakların ortalığa çıktığı gece (31 Ekim). f. i. düzine. 2. s. melez. 1. 3. keskin viraj. fiz. çiftlikteki kö şk. i. saç fırçası. k ılı kırk yaran kimse. spor hafbek. i. Haiti. s. sapasa ğlam. yarım. 5. yar ı yolda. i. z. 1. s. i. bayrağın yarıya indirilmesi. (ayakkab ıya) yarım pençe vurmak. 2. saç şekli. tüysüz. i. s. malikâne.

i. hammer an idea into s. 3. kelepçe vurmak. --ming) argo abartarak oynamak. halojen. 1. f. argo abartarak oynayan oyuncu. 1.. half. işçi. 1. spor handikap. el ilanı. O kitab ı bana uzatır ı s ı n ı z? m kuşaktan kuşağa devretmek. i. sakat. dağıtmak. durdurmak. (--med. --s/--es) hale.. f. 3. uzatmak: Please hand me that book. i. 2. kelepçe. az miktar. i. hamak. el bombas ı.ığ tabanca. devretmek. i. ırgat. kelepçelemek. i. handikap. k. güçle ştirmek. eltopu. kolayca. i. özürlü. el çantas ı. hammer out spor çekiç atma. i. den. rençper. i. z. isk. bak. kösteklemek. i. çekiçle dövmek. tayfadan biri. f. tayfa. 2. şlemek. el. 6. i. yular. teslim etmek. hamburger. engellemek. c ırlaksıçan. sanrılamak. s i. yarıya bölmek. mezra.hallucinate hallucination hallway halo halogen halt halter halve halves ham hamburger hamlet hammer hammer f.. el sanatı. (saatte) akrep/yelkovan. özür. dili amatör radyo operatörü. koridor. vermek. çekiçle vurmak. babadan o ğula geçirmek. avuç dolusu. 5. hammer throw hammock hamper hamper hamster hamstring hamstrung hand hand hand down hand grenade hand in hand in hand hand labor hand on hand organ hand out hand over handbag handball handbill handbrake handcuff handful handgun handicap handicapped handicraft handily handiness i. engel. dizardı kirişini koparmak/kesmek. duru ş. 2.´s head çekiçle durmadan çalışmak. 1. bir fikri ibirinin kafas ına sokmak. teslim etmek. i. hamster. i. (çoğ. f. ymas ı. ruhb. dili idare edilmesi zor biri. çekiçlemek. 2. yarıya indirmek.. ufak köy. -ping) engel olmak. s. spor hentbol. bak. f. i. i. 2. hol. dizardı kirişi. f. i. 1. kapaklı büyük sepet. 2. i. 3. hamstring. i. 2. tokmak.. ayla. k. f. engel olmak. el. el yazısı. ağıl. s ığır kıf. 3. çamaşır sepeti. i. 2. laterna. sanr ı. çekiç. el ele. 1. 1. mola. 2. başkasına vermek. elverişli bir şekilde. (--ped. durma.o. 2. sakatl ık. f. i. (ham. beceriklilik. el freni. elle vermek. çekiçle çakmak. 1. ele avuca maz çocuk. 2. i. el ile yap ılan iş. çoğ.strung) 1. vermek. . durmak. 1. 4. f. i. 1. i. i. hammer away -e şekil vermek. 4. jambon.

nazik bir durumda olmak. asma. as ılı. sinsi adam. (ba ş döküm. be hung up on 1. için yanıp tutuşmak. u ğramak. f. yaz telefonu kapamak. anlam. ürkek. s. tak ınak. 2.y. f. k. sarkma. el yapımı. s. 2.´s every word Hang on. 3. güçlük. muallakta olmak. i. 1. el yazısı. kaplamak. cömert.o. . çekinmek. el sürmek. i. i. elveri ğ. s. dokunmak. 2. kullanmak. hangar. hazır. çile. i. s. becerikli. geçmek. dili (tıp doktoru) özel muayenehanesini açmak. 1. ipe çekme. elden düşme. tırabzan. içki sersemliği. şını ). Dokunma!/Elini sürme! Eller yukar ı! i. takmak. asılış. bol. kullanışlı(hän´dimen) . eli işe yatkın. talihsiz. i. rastlantı. 1.1. i. 2. asılı olmak. i. with kid gloves handlebar handling handmade hand-me-down handrail hands down Hands off! Hands up! handshake handsome handwork handwriting handy handyman hang hang hang hang around hang back hang fire hang in the balance hang in the balance hang on hang on s. dayanmak. ılgan/sinirli son derece dikkatli davranmak. bahtsız. idam etmek. 1. şli. elinden her iş gelen işçi. i. hang out/up one´s shingle hang up hangar hangdog hanger hanger-on hanging hangman hangnail hangover hangup hank hanker haphazard hapless happen happen across/on/upon happen by i. sarkmak. hang. -e tutulmak. i. 3. i. (çoğ. ço f. 4. hand. 2.handiwork handkerchief handle handle s. şans. katlanmak. kabza. sallanmak. 3. kullan ılış ıştıtarz ı. el s ıkma. satmak. askı kancası. f. 2. habis. elle dokunma. 1. iş. meydana gelmek. olmak. i şleme tarzı. dili birinin her dediğini can kulağıyla dinlemek. kolaylıkla. gelişigüzel. 2. ask ı. ellemek.men (häng´mîn) i. el altında. geri kalmak. elişi. 1. (to) (-e) s ıkı tutunmak. çoğ. z. -e rastlamak. 1. 2.o. çok. (--ed) ipe çekmek. sarkan. i. duru k. kulp. s. 3. engel. gelmek. şeytantırnağı. 2. yün/ipek çilesi. parma ğını kıpırdatmadan. 2. korkak. i. 2. (çok k ır i. özlemini çekmek. apaçık: He was hands down the best. as ılmak. i. marifetli. -e tesadüf etmek. asmak. yak ışıklı. kangal. merdiven parmaklığı./Bir dakika. yap rmak. şanssız. kullanılmış elbise/eşya. 1. idare etmek.. elişi. 5. idam. salland ırmak. 3. i. hang. (bisiklette/motosiklette) gidon. -e kafas ını takmak. Bekle. 3. idam edilmek. s. i. -i çok beğenmek. (after/for) arzulamak. 4. rasgele. 2. (hung) 1. elişi. (avukat) kendi ıhanesini açmak. Onun en iyi oldu ğu apaçıktı. tereddüt etmek. ele almak. asma.birine) sap. tutamaç. i. f. e ğmek. 1. k. usta. dili ba şıboş gezerek beklemek.men i. yakın. cellat. s. asılmak. -e bayılmak. 1. 2. i. alçak. s. mendil. büyük. asmak. kullan ılmış.ers-on) beleşçi kimse. tehlikede olmak. şüphesiz. i. 1. 2. çengel.

yarık dudak. dirençli. kafasız. 2. mesut. kurt. 1. zorluk. (geçmişten. katı. bereket versin ki. ba şına gelmek. çok. yabani tavşan. sevi ştirmek. 2. I hardly knewçok her. 2. şiddetli. nalbur dükkân ı. ağır. 2. (fiziksel olarak) kat ılık. çok soğ ukış (mevsim/hava). sevinçle. 3. kask. önceki konuya) dönmek. güçlükle. i. 1. kalpsiz. bir şeye aldırmaz. i. (çimento) donmak. f. 2. iyi. kendi çı i. çetin. taciz etmek. büyük bir gayretle: They worked hard. vaka. katıyak laştıından rmak. 4. sert içki. bilg. zor. sert. Allahtan. 1. sertlik. dili (birinin) zaman i. 1.happen in happen to happen to meet happening happily happiness happy happy-go-lucky harangue harass harbor harbour hard hard hard cash hard currency hard disk hard drink hard hat hard labor hard labor hard luck hard row to hoe hard-boiled hard-core harden hardheaded hardhearted hard-line hardly hardly to have time to breathe hardness hard-nosed hard-on hardship hardware hardware store hardwood hardy hare harebrained harelip harem haricot haricot bean hark hark back to uğramak. etmek. hırdavat. s. lop. tılar.. madeni e şya. ağır iş cezası. f. sert. s. olay. harem. kerestesi sert a ğaç. s. k. acı. olmak. güçlük. rahats ız etmek. bar ınak. i. i. z. misafir etmek. et! 2. 2. pekiştirmek. i. k. 1. i. zor iş. güç. 2. dinlemek. donanım. liman.. İng. bak. i. f. Tan ışıkl ığımız Hemen hemennefes hiçbiralacak olmamak. 1. 2. kararlı. sertleşmek. haricot. yerinde. Try hard! z. katı.gösteren. 1. silah. tirat söylemek.. tavşandudağı. boyun eğmez. 1. 1. (söz). pekişmek. güçbela. ünlem Dinle!/Dur!/Sus! (geçmişe. 2. z. i. bak. kuvvetlenmek. s. sertlik. Çok çal Çok gayret nakit para. 1. 1. delisi: girl-happy kız delisi. taciz barınd ırmak. -e tesadüf etmek. uzun ve tumturaklı konuşma. 3. 2. 2. dili kül yutmaz. acımasız. 1. neşeli. 2. makul dü şünen. 3. 3. bizar etmek. 1. kuvvetle: The wind´s blowing hard. ask. yolundan şaşmaz. şey kalmam ışıtıbile . şiddetli. tirat. s. cinsel organları ve me hareketlerini 3. darlık. f. z beslemek. harbor. sabit disk. ş sertle kuvvetlendirmek. pek. ağır iş cezası. mutlu. me şgul olmak. i. 6. 3. katıla şmak. i.. hemen hemen: Hardly anything was left. güçlük. karını düşünen. çetin ceviz. s. kaygısız. i. şiddetle. s. girmek. uzlaşmaz. katılık. sert 5. çok şükür. çıkarcı. . mutlulukla. miğfer. kuş beyinli.. kuvvetli. acımasız. şen. sert. sıkıntı. ımasızl ac ık. tedirgin ı ks ı sald ırılarla etmek. Rüzgâr sağlam döviz/para. 2. -e rastlamak. 3. katı yürekli. katı. s. neşeli. i. kuru fasulye. bilg. . zorla. katı (yumurta). f. konu f. uzun ve tumturaklı bir şekilde şmak. 1. huk. inatçı. eski olaylardan) söz etmek. s. rahat vermemek. s. dayanıklı. sert kereste. s. mutluluk. şanssızlık. aral sığı nak.

i. zararlı. asma kilit köprüsü. İng. (plan) yapmak. dönmek. haşiş. f. argo haşiş. tırmık çekmek.o. 2. f. bozulmu dili tartışş i. klavsen. tartışma. 1. 4. 1. kendini be ğenmiş. 2. zarar vermek. fahişe. orospu. i. telaşçı. aceleyle.. kibirli.. i. asap bozucu. f. zıpkın. 2. 3. f. z. kendini be ğenmişlik.. güçlük. s. nefret. kesek kırmak. hasat etmek. i. i. ambar a ğzı. sonuç. 2. f. uyumlu. acele. i. nefret dolu. i. s. 1. s. ahenkli. kuşbaşı doğramak. kibirlilik. i. 1. i. armoniye ait. biçmek. 1. kötülük etmek. 1. koşum takımı. f. tez. 2. f. 3. kötülük.. k ıs. üzücü. bak. f. armonik. k ızıl geyiğin erkeği. hashish. 1. sert. ğ dili birini ha .. i. 1. acele ettirmek. arkada kap ısı olan küçük araba. uymak. i. ambar kapağı. küçük balta. dü şmanlık. mahsul. tapan. 2. 2. s. (doğal bir gücü dizginleyerek) (öküzleri) (sabana) i. 3. yumurtadan çıkmak. ürün. müz. (rüzgâr/gemi) yön iştirmek. (kumpas) kurmak. bak. i. armoni. hasten hastily hasty hat hat press hatch hatch hatchback hatchet hatchway hate hateful hatred haughtiness haughty haul haul s. hasat.. 2. vira etmek. ahenk. bozmak. f. 1. haşin. nefret edilen. f. 1. 1. i. 2. uyumlu. semere.. s. 1. bak. den. i. 1. zorluk. ivedilik. erkek geyik. tapan çekmek. 3. 2. 4. ta şımak. 3. zıpkınlamak. çekmek. karmakarışık şey. f. mağrur. çekme. hintkenevirinden çıkarılan esrar. i. arp. şapka. nefret. hasat zaman ı. 1. i. hasar. zarars ız. has not. f. hasat. i. ahenkli. to (atı) (arabaya) koşmak. 1. çabuk. de şlamak/azarlamak. harp. i. rekolte. 2. den. zarar. have. -in üzerinde çok durmak. şey. i. ac ı. şmak. 2. f. m ızıka. 1. şapka kalıbı. i. 2. müz. 2. armonize etmek. mak. uyum. over the coals i. kaba. müz. 2. 3. (ayn ı şeyleri) tekrarlayıp durmak. k. 4. s. kesek k ırma makinesi. s. ters. k. armonika. s. civciv ç ıkarmak. tapanlamak. 1. 2. ziyan.ko harp çalmak. 2. harmonize. acele etmek. ambar a ğzı. kuşbaşı doğranarak yeniden pişirilen et yemeği. f. altüst 3. (ata) koşum takmak. acele. 2. müz. den. oto. s. i. aceleci. lombar ağzı. bir ağda çıkarılan balıklar. uyum sa ğlamak. dü şüncesiz. huysuz. 3.. orak mevsimi. kin. i. nefret etmek. çekiş. Acele işe şeytan karışır. i.harlot harm harmful harmless harmonic harmonica harmonious harmonise harmonize harmony harness harp harp on harpoon harpsichord harrow harrowing harsh hart harvest has hash hash over hasheesh hashish hasn`t hasp hassle haste Haste makes waste. 1.

neredeyse zil tak ıp oynamak. have a bowel movement/have a BM have a change of heart have a chip on one´s shoulder have a chip on one´s shoulder have a crush on s. dili . -eceği gelmek. you. -esi gelmek: I´ve a good mind to tell him off right now. dili birine fena halde tutulmak. f. sık gitmek. -si olmak. k. bayram etmek. 4. aklı başında biri olmak. argo çok yüzsüz olmak. sürekli yanında bulunmak. ak ıldan çıkmayan. dili çok e ğlenmek. (at) denemek: Have a go! Bir dene! -i iyi kavramak. but. fikir veya davran ışlarını değiştirmek. çok ç ın2. -eceği gelmek. etmeye merakl We had a puncture. halledilecek davası olmak. ile ilgisi olmak. ç s.. f. kurtlar (bir şey yapmayı) denemek. k. dili bir fikri kafas ına takmış olmak. sağduyu sahibi olmak. with -i makaraya almak. k. k. ço ğ. çok önde olmak. Hemen terbiyesini bak. ile payla şılacak kozu olmak. k. Akl ın fikrin hep onda. -esi gelmek: I have a mind to go there this instant. Lasti ğimiz patladı. he. usandırmak. we. i. (bir işte) parmağı olmak. k. mest olmak. 2. i. büyük aptes bozmak. k.. 2.o. -in dilinden anlamak: She has a feeling for animals. 1.ing) kurald ışı çekimleri: şimdiki zaman I.o. s. babalar ı tutmak.. hakk ında bilgi almak/bilgisi olmak. 2. k. çok alıngan olmak. çorbada tuzu bulunmak. 1. -i sarakaya almak. Eşyaları tamir ı. kıç. bir konuyu tutturmak: You´ve got a one-track mind. almak. zıvanadan ıkmak. gurur. dili çok e ğlenmek. 1. 5. hav. ı dökmek. verece ğim geliyor. k. kibir. -e niyeti olmak. İnsaf be! İng. getgidip a good press. Oraya hemen gidesim geliyor. deli olmak. dili her zaman kavgaya haz ır olmak. popo. 1. kalça. sağrı. sahip olmak. -e eğilimi/meyli olmak: He has a penchant for fixing things. tekin olmayan. ucuz kurtulmak. dili (birinin) şansı rast gitmemek. dili biriyle payla şacak kozu olmak. . i. -e bakmak. 3. küplere binmek. (hortlaklar/ruhlar) s ık sık uğramak. insaflı davranmak. dadanmak. over the coals haunch haunt haunted haunting hauteur have have a ball have a bearing on have a bee in one´s bonnet have a big lead have a blast have a bone to pick with have a bone to pick with s.haul s. k. akıldan ıkmamak. (öfkeden) deli olmak. sık perili. dili bitkileri iyi yetiştirebilen biri olmak. (had. they have. zor unutulan. bitkilerden iyi anlayan biri olmak.o. 2. she it has. 3. geçmiş zaman had 1. -e iyice vâk ıf olmak. dili uyumak. k. have a feeling for have a field day have a finger in the pie have a fit have a fling have a fling at have a gander at have a go have a good grasp of have a good head on one´s shoulders have a good head on one´s shoulders have a good mind to have a good press have a green thumb have a hand in have a heart Have a heart! have a kip have a line on have a losing streak have a lot of brass have a lucky/winning streak have a mind to have a mind to have a narrow escape have a one-track mind have a penchant for have a puncture birini azarlamak/ha şlamak. dili (birinin) şansı rast gitmek. -i etkilemek. Hayvanlar ın dilinden anlar.

başkasına göre avantajlı bir durumda olmak. dili bir tahtas ı eksik olmak. 2. have a run-in with s. işi tamamlamak. trafik kazas -i arzu etmek. aklı başında olmak. k. sıçmak. zor bir hayat benden geçirmek: They´re having Herkese birer bardak içki. have a green thumb. k. k. have a whale of a time have a whale of a time have a whip-round have a word with s. dili 1. Şimdi zor bir biriyle atışmak. k. anjin olmak. kafadan kontak olmak. 2. dili çok e ğlenmek. dili çabuk öfkelenen biri olmak: He´s got a temper. b ıkmak: I´ve had it. have an affair with have an aptitude for have an in have an itching palm have an option on s. a rough time right now. tatlı yiyecekleri k. dili çok e ğlenmek. (bir yerde) torpili olmak. -den nefret etmek. aklından zoru olmak.o. dili (bir şey yapmayı) arzu etmek. bitirmek. argo 1. have a screw loose have a screw loose have a share in have a shit have a short memory have a soft heart have a soft spot for have a soft spot for have a sore throat have a sore throat have a stiff neck have a stomachache have a strong stomach have a sweet tooth have a temper have a thing about have a tickle in one´s throat have a voice in have a way with s. have a way with s. zor/sıkıntılı bir dönemden geçmek. İng. kaza geçirmek. gıcık duymak. -i çok sevmek. sevmek. deli olmak. dili tatl k. biriyle konu şmak. (bir şeyi) iyi kötü kullanabilecek kadar bilmek: They have a working knowledge of Russian. k. dili bir şeyden anlamak.. olmak.o. have bats in the belfry have been around have both one´s feet on the ground have designs on have done with have green fingers have had it zor/sıkıntılı bir dönem geçirmek. (kendisiyle evli olmayan biriyle) bir a şk ilişkisinde bulunmak. müşfik olmak. k. -i hiç sevmemek. haf ızası zayıf olmak. 2. boynu tutulmak.o. artık yetmek: He´s been cheating me . k. (birinin) bo ğazı gıcıklanmak. kürtaj olmak. Çabuk öfkelenir. -de söz sahibi olmak. ıkorkunç görüntülere kar şısevmek.t. dili yumu şak kalpli olmak. (birinin) midesi kolaylıkla bulanmamak/bozulmamak. dili bir tahtas ı eksik olmak. dili (birine) zaaf ı olmak. k. kazaya u ğramak. (birinin) midesi a ğrımak. have a working knowledge of have a wreck have a yearning to/for have a yen to have an abortion have an accident have an ace up one´s sleeve/have an ace in the hole have an advantage over s. -de gözü olmak. bir şeyi belirli bir süre içinde alma/reddetme hakk ı olmak. gerçekçi ve pratik bir şekilde düşünmek. çabuk unutmak. elinde kozu olmak.t. -de payı olmak. bo ğazı yanmak. para hırsı olmak.o. -de sözü geçmek. k. kocamdan boşanacağım. boğazı ağrımak/yanmak. para toplamak.have a rough time Have a round of drinks on me. dili görmü ş geçirmiş olmak. -e yetene ği olmak. Bir Rusla iyi kötü anla şabilecek kadar Rusça ı geçirmek. dili (birine/bir şeye) (birinin) zaafı olmak. midesi sağlam dayanıklı olmak. k. anjin olmak. dili biriyle kolaylıkla arkadaş olabilmek/iletişim kurabilmek. çocuk ald ırmak. Artık bıktım. bak. I am going to divorce my husband. 1. k. k.

çok meşgul olmak.o. işi başından aşkın olmak. sokmaya hiç hakkın yok. (birinin) (biri/bir -den nefret vakti etmek/tiksinmek. ısmarlamak. gözü -in üzerinde olmak. dili -den b ıkmak. kafas ı yerinde olmak. onu vuraca ş olmak. 1. dili kafadan kontak olmak. becoming a teacher.o. geçmemi ti. dili. (birine) kin beslemek. 1. bir taraftan -ece ği/-esi gelmek: I´ve half a mind to shoot him. harcayacak olmamak. he´s only got himself to şar ılı olamad ıysa suçlu olan sadece kendisi! thank for it! Ba şaka etmek. (right/the right way) akl ı başında biri olmak. k. 2.t. dili çaresiz kalmak. ile hiçbir ilgisi olmamak: This has nothing to do with you. k. aklında olmak. bir ayağı çukurda olmak. ı parma ğında borçlu oynatıyor. -e başvurmak. -e hiç niyeti olmamak: He´d had no thought of hiç aklından2.o. giyinmek. argo işi iş olmak. doğru dürüst düşünebilmek. interfering in bir my ş affairs. -e göz koymak. başka bir işi olmak. -e ihtiyac ı olmamak. k. -i kabul etmemek. get s. tercih hakk ına sahip olmak. . have no stomach for have no thought of have no time for have no use for have no use for have none of have nothing to do with have nothing to do with have nothing to show for it have o. meşgul olmamak. Bunun için (birım´ ona borçluyuz. dili (birinin) önünde zor bir i ş olmak. 1. Nasıl istersen öyle yap! argo içini kurt kemirmek. işleri tıkırında olmak. dili -e gücenmi hatırında tutmak.. elinde ne yapt (bir şeyin) suçlusu olmak: If he didn´t succeed. Ö ğretmen olmak -i hiç sevmemek. Have it your way! have kittens have many irons in the fire have no business doing s. Kâz şey için) (birine) olmak: We´ve her to thank for this. -e izin vermemek. under one´s thumb -eceği gelmek. k. dili -e kin beslemek. ığını gösterecek hiçbir şey olmamak. bak. Siz bilirsiniz. k. -i hak etmek. to thank for have s. 2. k. Bunun seninle hiçbir ilgisi yok. -den illallah demek. Sevda. ş ey) için vakti olmamak. dili -den hiç ho şlanmamak. -den hoşlanmamak. bir davayı kavga ederek/tartışarak sonuçlandırmak./Nas ıl isterseniz öyle olsun. tetikte olmamak. k. k. elleri bo ş olmak.s. (birinin)ş-e 1. dili (belirli . 2. k.have half a mind to have half a mind to have hard feelings about have in mind have it coming have it in for have it in for have it in one have it made have it out Have it your own way. fazla me şgul olmak.o. dili birini parma ğında oynatmak: Sevda has Kâzım on a string. yeteneği olmak. Bir yandan ğım geliyor. dokuz do ğurmak. i şlerime ey için)Benim (birinde) hiç istek/arzu k. hiç aklından geçmemek. boş olmak. under one´s thumb.. on a string have s. 2. -esi gelmek. k. to thank for have on have one foot in the grave have one´s back to the wall have one´s eyes on have one´s fill of have one´s guard down have one´s guard up have one´s hands free have one´s hands full have one´s hands full have one´s head screwed on have one´s wits about one have one´s wits about one have one´s work cut out for one have other fish to fry have preference have recourse to have resort to have rocks in one´s head have s. tetikte olmak. -e başvurmak. -i gereksememek. 2. dili k ırk tarakta bezi olmak. 1. 1. (birinin) bir şey yapmaya hakkı olmamak: You have no business burnunuolmamak. ile hiçbir ilişkisi olmamak. bak.

biri/bir şey aklında olmak.o. ishal olmak. inandığı şeyi yapma/söyleme cesaretini göstermek. k. (about) (daha önce verilen bir karar hakk ında) tereddüt etmeye başlamak. k. zarar ziyan. Gitmeliyim. has the konuda) makings nihai of a good -de (belirli bir lawyer. on s. yarış alanının en iç kısmına yakın olmak. çok sevinçli olmak. i. have not. on the brain have scruples about doing s. 1. have s. içi gitmek. in (bir şey olma) potansiyeli olmak: He2. ile ilgisi olmak. . Onunla şeyim yok. ortak hiçbir ıcı delil bulunmak. bir şey elinin altında bulunmak. S ınıfının birincisi olmak için gerekli niteliklere ışmak. çok güzel bir vakit geçirmek. Gitsem iyi olur. dili şekerleme yapmak. aklı birine/bir şeye takılmak. biri/bir şey kafasını meşgul etmek.t. dili ishal olmak. (bir yerde) (birinin) mülkiyet ı olmak. kavga etmek. in common with s. on one´s mind have s. 1. Son söz hep onun. 2. 2. (bir tartışmanın/ağız kavgasının sonunda) son söz birinin olmak: He always has the last word. dili bir şeyi kafasına takmak. mecliste söz söyleme hakk ı olmak. 2. içi sürmek/gitmek: He´s got the runs. biriyle bir şeyi paylaşmak: I have nothing in common with him. -de söz sahibi olmak. 1. have the floor have the gall to have the inside track have the last laugh have the last word have the makings of have the run of have the runs have the shits have the squirts have the time of one´s life have the time of one´s life have the trots have title to have to have to do with have what it takes have words have/feel qualms about have/hold/keep in reserve have/put s. dili içi sürmek. k. at one´s fingertips have s. have second thoughts have sex have shadows around one´s eyes have some say in have stars in one´s eyes have sympathy for have the best of it have the blues have the courage of one´s convictions have the face to do s. birini gülmekten öldürmek. dili ishal olmak. 2. had better -se iyi olur: I had better go.o. liman. atın sırtından düşmek. (birinin) halini anlamak. ihtiyat olarak saklamak. yıkanmak. bir şeyi çok iyi bilmek./s. vicdani nedenle bir şeyi yapmaktan çekinmek.o. s ığınak. dili gereken niteliklere sahip olmak: She´s got what it takes to be number one in at her class. üstün olmak. daha elverişli durumda olmak. 1.t.o.t. in mind have s. bir şey yapmaya yüzü olmak/cüret etmek. dili ortalığı toz pembe görmek.. 1.have s. dibi tutmamak. 2.t. 2. kestirmek. in hysterics have/suffer a miscarriage have/take a bath have/take a crap have/take a spill have/take a zizz haven haven`t haves havoc birini/bir şeyi düşünmek. elinde suçlay k. dili çok e ğlenmek. seks yapmak. serbestçe kullanabilmek. k. as Plato has it Eflatun´un deyi şiyle. sevişmek. have s. çocuk düşürmek. Onda iyi bir avukat olma potansiyeli (bir yeri)var. -malı: I have to go. sonunda ba şarmak. dili birini çok güldürmek. k ısa bir uyku çekmek. ishal olmak. İshal olmuş. dili (belirli bir şeyi) yapacak kadar küstah olmak. k. banyo yapmak.t. birine isteri krizi geçirtmek./s. k ıs. gözleri mor halkalarla çevrili olmak. (istem dışı) düşük yapmak. dili efkârlı olmak. 1. k. 1. galip gelmek. çoğ.o. i. argo s ıçmak. k. hasar. (görü şü/fikri) anlayıp paylaşmak/desteklemek. i. k.t. tahribat. hakk -meli.t. eğlenceli vakit geçirmek. k.t. k. (bir mülkün) tapusunun sahibi olmak. (bir şeyden) dolayı vicdanı rahatsız olmak/sızlamak. (bir yere) rahatça girip ç ıkabilmek.

f. f. Bilmiyor ki . Ezilmekten zor kurtuldu. Ona vız gelir. i. tehlikeli.. Boş bulunup ağzından kaçırdı. Belasını arıyor. He said it in an unguarded moment. He should have known better than to do it.. otluk. Diyelim ki bin dolar ı vardı. -e cesaret etmek. He has turned seventy. anlaşılmaz. belirsiz. kuru ot yığını. He takes his whisky on the rocks. tınaz. 2./Umurunda değil. 2. şansa bırakmak. dumanlı. . ince duman. i. f. He tilted back in his chair. samanlık. 1. şans. Yol paras ından tasarruf etmek için eve yürüyerek gider. hafif sis. fındık. He little knows .. He suffered a violent death./Yetmiş yaşına bastı. alıç. tehlikeye atmak. kafadan atmak. He didn´t let any grass grow under his feet. bulanık. He treated me to a beer. say. He gives you good value for your money. Yaşı yetmişi geçti. saman.haw hawk hawk hawker hawthorn hay hay fever hay rack hayloft hayrick haystack haywire hazard hazard a guess hazardous haze hazel hazelnut hazy he He can´t see the woods for the trees. Elinden geleni yapt ı. Hiç vakit kaybetmedi. k. He has a good head on his shoulders. Beni iyice inceledi. s.. işportacı. tehlike. Ödediğin para karşılığında sana iyi mal verir. şahin. Ayrıntılara takılıp kaldığı için durumu bir bütün olarak göremiyor. He numbers eighty years. Kayk ılarak sandalyesini arkaya doğru yatırdı. rizikolu. He did what little he could. s. i. atmaca. Seksen ya şında. saman nezlesi. 2./Kötü şöhreti var.. He had better not. (kurutmak için) ot biçmek. riziko. kuru ot yığını. kuru ot. Artık buraya gelmiyor. Kendinde de ğil. erkek: he-goat teke. çaylak. i. 3. He is not himself. s. i.. 1. He no longer comes here. Ümitsiz durumda./Beni süzdü. i. kestane rengi. He doesn´t give a damn. Yapmazsa daha iyi eder. fındık ağacı. Toplantıyı canlandıran o idi. puslu. tınaz. He has a bad name. Bana bir bira ısmarladı. doğan. tahmin etmek. He is riding for a fall. kuru ot konulan parmakl ıklı raf/tekne. işportacılık yapmak. i. He walks home to save carfare. otluk. alıç. zam. otu biçip kurutmak./İplemez. otluk. sisli./Aklı başında biri. otluk. i. 1. i. eril o. Onun kafas ı çalışıyor. 1. He looked me through and through. He had. s. 2. 1. Ölümü korkunçtu. i. ela (göz). He just missed being run over. s. İstediği zaman gelip gidebilir. dili Viskiyi buzlu içer. O işi yapmayacak kadar aklı olmalıydı. pus. i.. He was the life of the party. 2. i. a thousand dollars. He is past hope. He is welcome to come and go at his pleasure. Adı kötüye çıkmış.

pervas ızca. i. bant. bir şeyin ilerlemesini engellemek. merkezde ışanlar. bir şeyin yolunu kesmek. coğr. sakınmadan. başkan: the head of the math department kan ı. ön baş: Go şto the matematik bölümü ba olan. Onun imlas ı iyi. 2. balıklama (dalma).He will amount to something. . I had rather go. z. sırılsıklam âşık. çal i.. He´s puffed up with pride. far. He´s always thinking about sex. ba ş yer. i. şef garson. i. 4. He/She can stew in his/her own juice! he`d he`ll he`s He´s a good speller. şef. apar topar. başlık. 1. 2. He´s a man of principle. z. (yazıda) başlık. birinin yolunu kesmek. saç band ı. kelle. i. off head start head up head wind headache headband headboard headdress header headfirst headgear heading headland headlight headline headlong headmaster headmistress head-on headphone headquarters headrest Heads or tails? headstrong headwaiter Başarılı bir adam olacak. birini kösteklemek. baş belası. kafa kafaya. 2.o. i. baş. baş. this outfit? Buran ın başkanı kim? 2. i. koltuk ba şlığı. balıklama. he is. O noktada onu mat ettim. dili Ne hali varsa görsün! k ıs. baştan (çarpma). He´s/She´s not the only fish in the sea! head head head honcho head over heels head over heels head over heels in love head s. Yazı mı.. 1. karyolan ın başucundaki tahta. bir şeyi engellemek. sayfa ba şlığı. (bir şeyin) şkanl ığıtaraf. Gitmeyi tercih ederdim. 1. 2. k ıs.. başı önde. i. başta olmak: Who şef. -in birincisi olmak: argo tepetaklak perende atma. 1. He will come to no good. i. baş ağrısı. özel okul müdiresi. head. k. oto.. ba şş a ait. 1. baş. k ıs. i. 2. 1. burun. 1. Az konu şan biri o. başlık. Aklı fikri sekste. i.. 2. 1. birinin ilerlemesini engellemek. z. i. dik başlı. burun buruna (çarpışma). başba taraf. pruva rüzgâr ı. Ondan ba şkası yok mu bu dünyada? i. bildiğini okuyan. Herkes onu hor görüyor. He´s a man of few words. he will. -i iddia ediyor.f. 1.t. s. he would. He will have it that . kumanda merkezi. I had him there. 2. dili ba şkanlık etmek. kafa. 2. 3. başheads kan. i. merkez büro. “Yok” sözünden anlamaz. k. dert. Prensip sahibi bir adam. manşet. özel okul müdürü. spor avantaj. bak. inatç ı. Onun sonu iyi olmaz. off head s. i. telefon/radyo kulaklığı. 3. he has. tura mı? s. he had. i. i. He will not take nay. başlık. He´s an object of scorn. nı yapmak/ba kan ı s.. karargâh. Kibrinden geçilmiyor.

4. 1. s. çarp ıcı (esans/içki). 2. cesaretlendirmek. keder. 4. kümelemek. büyük acı veren kimse/şey. 2. 2. f. 2. sağlıklı. celse. candan. yığın. eleme koşusu/yar ısınmak. i. ocak. hear. üfürükçü. (marul. sağlığa yararlı. yol alma. s. 1. f. sağlık sigortası. ısıtmak. dili çok miktar. 2.b. 2. i. yürek parçalayıcı. oturum. can damar ı. söylenti. merkez. çoğ. 5. 1. isilik. ışı. 3. acı. sağlam. enerji. kalp nakli. sorguya çekmek. i. dedikodu. sağlıklı. kulaklık. sa ğlam. merhametsiz. işitme. insanları iyileştirdiğini öne süren kişi. i. katkısız. s. şömine. enginar v. iş mektup almak. kalp ağrısı. yüreklendirmek. duymak. kalp. yürekten. mide ekşimesinden dolayı yemek borusunda veya midede duyulan yanma hissi. haber almak. cenaze arabas ı. . doğal besin. küme.. sağlıklı. 1. i. orta. çok acıklı. i. sonuna kadar dinlemek. kuvvetli. s ıcaklık. dili kalabalık. kalp hastalığı. f. 2. f. duruşma. işitim. iyileştirmek. yürekten. kuvvetli. f. hiddet. yurt. kösnü. çoğ. k. huk. 3. 2. 2. kulak vermek. i. ilerleme. inatçı. 1. s. yürek vuruşu. i. i. yürek. tıb. ısı. s. büyük ac ı/keder. gönül. samimi. yürekler acısı. 4. can. (hediye/hakaret) ya ğdırmak. sert. (heard) 1. i. kafa tutan. 1. i. i. cesaret. sağlık memuru. f. sağlığa yararlı. 1. 1. kalp atışı. içten. sağlık belgesi. aç ık. ısı iletimi. itmek. öz. silah sesi işitmek. 3. 2. içten. sağlık sigortası. kalp krizi.. ifadesini almak. s.. -den haberi olmak. 5. başkalarından işitilerek öne sürülen delil. kızışma. işitme cihazı. -i duymak. 3.´nde) göbek. 2. i.headwaters headway heady heal healer health health certificate health food health insurance health insurance health officer healthful healthy heap hear hear a shot hear of/about hear out heard hearing hearing aid hearsay hearsay evidence hearse heart heart attack heart disease heart failure heart transplant heartache heartbeat heartbreak heartbreaking heartburn hearten heartfelt hearth heartless heart-rending heartstrings heart-to-heart hearty heat heat heat conduction heat rash heat rash i. i. kalpsiz.. Hear! Hear! İng. tav. i. spor eleme. 1. öfke. ac ımasız. k. s. üzüntü. 1. s. bak. ırmağı besleyen kaynaklar. 7. 6. sağlığa yararlı. sağlık. aile ocağı. kuvvet. iyileşmek. 1. s. 2. kasap. dinlemek. 8. isilik. candan. büyük ac ı veren. yürek. huk. yığmak. kalp yetmezliği.

kaldırmak. kâfir. 1.. 1. doruk. 2. kefere. göksel. (borsada) çok miktarda (alım tabakas ağır silahlar. 3. çok güzel. 1. 1. ı kald ırmak. 2. ocak. topuk. s. çevirmek. fırın. 4. süpürgeotu. 2. soba. (--d/hove) 1. cennet. eşek anırması. elek. sıcak dalgası. sıkıştırmak. i. kâfir. 1. yukar ırma. cennet gibi. . f. funda. fı4. i. fundalık. i. 1. f. i. ağır sanayi. pervas ız. ökçe. çalı çit. hea.. süpürge çalısı. ağır metaller. argo Kahrolas ı. yükselmek. f. dayanıklı. 5. s. 3. 2. Tanrısal. 1. kabartmak. rlatma. f. kuvvetli (yağmur/rüzgâr/fırtına). rüzgârı başa alıp gemiyi durdurmak. bol. beceriksiz. s. 1. i. gö ğe ilişkin. ağır sanayi. k. hektar. Yisa!/Vira salpa! 1. yükselti. i. ünlem. z. çoğalmak. 2. yükseltmek. küffar. dinlemek. 4. (çoğ. i. i. kızışık. ısıtıcı. i. dikkat. i. kuşatmak. ısıtma. s. f. hararetli (tartışma). yükseltmek. 2. ağır bir şekilde. sıcak dalgası. 1. ağır su. gökle ilgili. İbrani. 3. eli ağır. telaşlı. sık ağaçlardan/çalılardan oluşan çit. den. ağırlık. (konuşmacının) sözünü kesmek. kâfirler. kald içini çekmek. argo alçak herif. ağır iş için elverişli. 2. 2. rezistans.heat stroke heat wave heat wave heated heater heath heathen heather heating heating coil heave heave heave a sigh Heave ho! heave to heaven heavenly heavenly body heavily heaviness heavy heavy guns heavy industry heavy industry heavy metals heavy water heavy-duty heavy-handed heavy-hearted heavyweight Hebrew heck heckle hectare hectic hedge hedgehog hedgerow heed heedless heehaw heel heel hefty heifer height heighten sıcak çarpması.then/--s) 1. 2. etrafına çalı dikmek. ah çekmek. düve. s. s. dikkatsiz. ağır. art ırmak. f. faça edip durmak. i. en yüksek nokta. 1. çoğaltmak. s. ilahi. ısıtıcı. 2. şiddetle. 3. s. önemseme. 4. kâfirlere özgü. 1. heyecanlı. şiddet. s. önemsemek. çok miktarda (oy kullanımı). çekmek.. sakar. kirpi. soru yağmuruna tutmak. dili 1. sarmak. süpürgeotuna benzer bir çal ı. oldukça a ğır. öfkeli. s. 2. i. yükseklik. boy. i. s. 2. İbranice. kuvvetli. 2. s. 2. 3. 2. k ızışmış. i. kaçamak cevap çal i. büyük bir güçle atmak/f ırlatmak. i. i. 3. 2. üzgün. anırma. kim. ökçe takmak. dikkat etmek. kalın (kar ı). şiddetli. yeğinlik. (deniz) kabarmak. 5. i. iriyarı. ı ile çevirmek. 3. do ğurmamış genç inek. i. s. gökcismi. 1. ağırsıklet. kederli. 1. artmak. 2. 6. ekilmiş çalılardan/ağaçlardan oluşan çit.

men (helmz´mîn) i. i. i.. i. i. etek. i. to help out help s. elbise veya paltonun etek kenar ı. dümen yekesi. buradan. . ımda of bulunmak. apar topar. Eleman aran ünlem İmdat! i. z. tıb. i. i. i. kask. i. antika. s. f. alelacele.. âcizlik. 2. tolga. kötü. kuşaktan kuşağa geçen değerli şey. içine almak. i. f. ıl yardıservis m edeyim bilemiyorum. i. vâris. 2. bu nedenle. hold. başının etini yemek. hepatit. out Help wanted. tavuk. çöpleme. i. dişi kuş. ünlem Kahrolsun! i. baldıran. yardımcı. i. Alo. 2. gelişigüzel. helikopter. i. kadın mirasçı. kalıtçı. s. mirasç ı. katkıda bulunma. yarıküre. dolayısıyla. katkıda bulunmak: I don´t see how I can help you. bot.. bundan sonra... aciz.o. i. tıb. 1. yararlı. porsiyon. ağıotu. 1. faydas ı olmak. yardımsever.. henceforth. baskı. den. helyum.. Merhaba. s ıçandişi. 1. i. (belirli bir zaman) sonra. ahçı. helpful. dır dır etmek. 1. kanama. basur. i. 2. çirkin. bundan dolayı.. 2. Help! helper helpful helping helpless helplessness helter-skelter hem hem in/about hemisphere hemline hemlock hemoglobin hemophilia hemophiliac hemorrhage hemorrhoid hemp hemstitch hen hence henceforth henceforward hencoop henpeck henpecked hepatitis s. elbise kenar ı. helms. i. s. korkunç. 1. savunmas ızlık. terz. iğrenç. --ming) kıvırıp kenarını bastırmak. s. hemofili. kenevir. yard birine yard ım etmek: Can you help her out with her French? ızcas ına yardım edebilir misin? Frans ıyor. ünlem 1. dümenci. kullanışlı. 1. muavin. z. i. etek boyu. i. hemofil. z. Yard ım etme. Kekten bir dilim ald ı. f. tiksindirici. bambulotu. s. karaciğer iltihabı. çoğ. emoroit. 2. miğfer. bak. f. i. yard s. i. k ılıbık. 2. kuşatmak. Sana nas (kendi kendine yaparak) (yiyeceklerden) almak: Hefayda helped himself to a piece the cake. bak. hemoglobin. âciz. 1.. i.. tıb. dümen. bundan böyle. tıb. ajur. yardımcı: You´re not being ımcı olmuyorsun. vır vır etmek. kendir. z. savunmas ız. faydalı. 2. etmek. i.heinous heir heiress heirloom held helicopter heliotrope helium hell hellebore hellish hello helm helmet helmsman help help o. 3. i. cehennem. karmakarışık. çırak. (--med. bot. çevirmek. tela şla.. berbat. kötü. kümes.s. yard ım etmek.

duraksamak. tereddütle.. güz. buraya. fıtık. kalıtım. They ı kendisini rahats ız etti. 1. topluluktan kaçan. f. kahramanlık. buras ı. i. kalıt. kabul olunmu s. dişil onunki. miras. 1. s. yaln ız başına yaşayan kimse. 1.. i. Onunkini al. i. müjdeci. şifalı bitki. s. i. herds. heroic. O onun. 1. irsiyet. buralarda. kal ıtsal. Onun o kör olas ı keçisi zam. ot. İşte! z. edeb. boyutlar s. otlara ait. baş karakter. herbisit. Ha. Onu seviyor. bu vesile ile. s. (çoğ. bitkisel. i. geldin mi? 3. kahraman. çavşırotu. hâkim olan gelen düş ünce. sürü içgüdüsü. kalıtımsal.. ilişikte. bundan sonra. sürü. i. gütmek. 2. dince kabul olunmu ş inançlara aykırı düşünce. protokol görevlisi. kadın kahraman. z. i. 1. balıkçıl. ondan. zool. Vicdan i. 3. irsi. i. 2. kavlıç. ikircimli. z. karars ız. orada burada. 1. --es) 1. duraksayarak.. kahramanlarla ilgili. hers isbizzat. ikircikli. edeb. felsefi/siyasi doktrinlere kar şı ş doktrinlere kar şı olan kimse. ilan etmek. dalalet. duruksun. bak. s. bunda. 2. 1.her Her conscience pricked her. yabanc ı ot öldürücü. yiğit. 2. dişil kendisi. ayaktak ımı. . 2. hertz/--es) fiz. haberci. haber vermek. i. Başlıyoruz!/Haydi bakalım! 1. 3. tereddütlü. çekinmek. i. hayvan sürüsü. Herkül. zam. i. bununla. muazzam. herald herb herbal herbicide herbivore herbivorous Hercules Hercules´ allheal herd herd instinct herdsman here here and there Here goes! Here goes! Here you are. onun: He loves her. münzevi. 2. kahraman. gerçek ından çok büyük (heykel/resim). dişil onu. cesur. 1. z. z. Buyur. çavşır. i. at her. avam. kabul olunmu ş doktrinlere karşı olan. bunun içinde. İşte başlıyorum. çoğ. san. tereddüt etmek.. eating my roses. onun: Take hers.men (hırdz´mîn) i. Ondan nefret ettiler. i. f. 2. otçul. Ona bakt ı. hertz. That´s hers. ringa. 2. burada. That damn goat of kendi. i. z. z. çoban. (çoğ. hereabouts hereafter hereby hereditary heredity herein heresy heretic heretical heretofore hereupon herewith heritage hermit hernia hero heroic heroical heroin heroine heroism heron herring hers herself hertz hesitant hesitantly hesitate zam. i. bunun üzerine. i. yemeklere tat vermek için kullan ılan bitki. i. i. şimdiye kadar. miras yoluyla geçen. bundan önce. eroin. soyaçekim. sürü halinde gitmek. ileride. otlardan yap ılan. z. 2. f. 2. z. s. otçul hayvan. It pleased her. al. te şrifatçı. kahramanca. kahraman. şurada burada. He looked hated her. ona.

. s.tus) aralık. 2. heteroseksüel.. (çoğ. i. 4. Hey!/Baksana! 2. 2. His/Her Highness. zula. i. bak. hiccup. oto. 2. hıçkırmak. i.. 8. 2. hiyeroglif. 5. şamata. hewn) 1. k.. i. f. 6. (hid. kesmek. cümbüş. yüce. hideaway. perdeden. açıklık. yarmak. kutuplara yak ın yerler. 2. . tamasalak. hiyerarşi. boş yer. 1. gizlemek. gizli. dili ta şralı. kibirli. hıçkırık. saklamak. İng.. Merhaba! 2. coğr. 1. her yerde. yüksek. i. hide 2. (--ed. çok çirkin. f. bot. bak.. tereddüt. yontmak. 2. f. 3. 1. 7. high fidelity. hanzo. f. en h ızlı vites. ünlem 1..a. (polisten) saklanacak yer. 3. ara. 2. herkes. i. saklanacak yer. f. gizlenecek yer. deri. s. hödük. i. post. eski kafalı. His Holiness. hayvan derisi. bak. zahmetle meydana getirmek. hid. i. sesi çok do ğal bir şekilde verme. ünlem 1.. kapal ı.hesitation heterogeneous heterophyte heterosexual hew hew down hew out hewn hexagon hey heyday HH hi hiatus hibernate hibernation hibiscus hiccough hiccup hick hickory hid hidden hide hide hide away hide out hide-and-seek hideaway hidebound hideous hide-out hiding-place hierarchical hierarchy hieroglyph hi-fi high high and low high density high fidelity high frequency high gear high jinks high jump high jump high latitudes i. yüksek yo ğunluk. iğrenç. i. sesi çok doğal bir şekilde veren (radyo/pikap/hoparlör).. f. 1. gizlenmek. s. i. saklanmak. müz. Haydi! 3. tiz. k ış uykusuna yatmak. korkunç. 1. k ıs. A! i. --es/hi. bak. altın çağ. saklambaç. zengin fakir. yatak. (ağacı) kesip devirmek.. s. i. bilg. yüksek frekans. karşı cinse ilgi duyan. hew. i. heterojen. kokmuş (et). balta ile kesmek. (polisten) saklanmak. geom. altıgen. ikircim.. i. kutuplara yakın. s.den) saklamak. en parlak dönem. fasıla. yüksek atlama. i. f. bak. bak. in hiding sakl ı. hiyerarşik. i. kendini be ğenmiş. Hey! i. ikircik. kıro. duraksama. lüks (ya şant 1. hide 2. saklanmak. s. f. yontarak şekil vermek. s. yüksek ı). s. dar görü şlü. k ış uykusu. karya. i. yüksek atlama. çingülü.

yücelik. haydut. lise. s. z. -ebir dikkati çekmek. high. i. s. daha yüksek. yüksek yo ğunluklu. tepe. i. s. zorla yapılan (satış). 1. yüce gönüllü. çok tiz. tepelik. 2. i. 2. kaliteli. uzun yürüyü ş yapmak.high living high octane gasoline high places high point high price high relief high school high school high seas high tech high tide high tide highbrow highchair high-class high-density higher higher education high-grade highlands highlight highly high-minded highness high-pitched high-pressure high-rise highroad high-speed high-speed train high-strung high-tech high-water high-water mark highway highwayman hijack hijacker hike hiker hilarious hilarity hill hillside hilltop hilly hilt lüks hayat. s. f. azami kabarma. çok iyi. suyun azami kabarma noktas ı. yüksek mertebeler. (resimde) ışıklı bölüm. i. yüksekö ğrenim. tren v. i. son -i vurgulamak. aç ık deniz.b. 3. yamaç. k. i. s. ilgi çekici olay. 2. (kamyon. 1. zorlayıcı. dili ileri teknolojinin ürünleriyle donat ılmış/yapılmış. 2. bilg. i. -in alt şekilde. yüksek (bina/apartman). ırmak. yükselme.. sinirli. en önemli/heyecanlı nokta. artış. dağlık yer. derece. i. met hali. s. s. hızlı tren.´ni durdurarak soyan) soyguncu.. doruk.way. i. büyük h ızla giden. kahkaha. çoğ. i. 1.. i. (uçak/gemi) kaç ırmak. 1. (kamyon. s. 2. tren v. çok. 1. f. entelektüel. i. 2. 1. i. sinirleri gergin. olumlu s. s. yüksek bas ınç. 1. kabarma.. art yapan i. kabza. çetin yürüyüş. 2. denizin kabarması. birinci s ınıf.b. 2. anayol. met. s. önemli bölüm. 1. enginler. s. parlak nokta. yüksek fiyat. ş uzun ve kimse. met hareketi.´ni) soymak. güz.. k ılıç kabzası. .. (fiyatı) yükseltmek. i. üstün nitelikli. san. k. bayır. i.men (hay´weymîn) i. 2. 2. en üstün başarı düzeyi. eşkıya. uzun yürüyü s. 1. uçak korsan ı. (yüksek) mama iskemlesi. f. 1. 2. (eteğini) toplamak. ta şkın. lise. neşe. i. dili kaliteli. pek çok. 1. dili ileri teknoloji. 2. i. ekstra. doruk. en ınçok ı çizmek. 1. met zaman ı. foto. yüksek kabartma. anayol. gürültülü ve ne şeli. s. yüksek oktanlı benzin. çoğ. k. 3. yokuş.

iç bölge.mi (hîpıpat´ımay) i. tıslama.him himself hind hind hind legs hind quarter hinder hindermost Hindi hindmost hindrance Hindu hinge hint hint at hinterland hip hipbone hippie hippo hippopotamus hire hire o. dili Baya ğı kızdı. arka ayaklar. 2. dayanak noktası. ücretle tutmak. mente ğ l ı olmak. tarihi an. dişi geyik.pot. s. suaygırı. geride olan. engelleme. His head is spinning. kalça. 1. dili Ne varsa dilindedir. 2. şe. His heart is in the right place. i. ima. Onunkini d ışarıya çıkar. tarihi.most) arkadaki. Onunkini istemiyorum. . Gözleri ona dikildi. f. hindmost.s. ı (Ekümenik Patrik kullan ılır. zam. -i üstü kapal ı söylemek. histoloji. art. i. en sondaki. 1. His face became purple. -e ıdayanmak. Papa Cenaplar ı. dokubilim. tarihsel. 1. His face was wreathed in smiles. anat. s. engellemek.. zam. k. 2. 1. dönüm noktas ı. f. --es (hîpıpat´ımısız)/hip. onun: I don´t want his. önemli. bak. k ıs. Başı dönüyor. s. s. kira ile tutmak. 1. but (et). k ıllı. i.a. (--er. üstü kapal -i hissettirmek. i. eril kendisi. ücretle çalışmak. Take his için outside. s. çıtlatmak. ima etmek. ücret. f. off the stage hist histoid histology historian historic historic moment İyi niyetlidir. --most/--er.. dini Hinduizm olan. ona. Ekselanslar ı.. i. out hire out hirsute his His All Holiness His bark is worse than his bite. saçlı sakallı. hippi. O köpek onun. s. i. His blood is up. Hintçe. ıslıklamak. eril onu. Hindu. Yüzünde büyük bir tebessüm vard ı. tıslamak. i. kalça kemiği. hinterlant. i. His Holiness his opposite number his strong point His/Your Highness hiss hiss s. historian. on/upon i. reze. i. tarihçi. Patrik Cenaplar k. i.po. 1. kira. karşı tarafta aynı yeri işgal eden kimse. i. birini ıslıklayarak sahneden kovmak. -i kiraya vermek. -i ima etmek. His hair stood on end.o. s. i. engel. 1. 2..). Hindu. 2. 1. e ba söz. f. Öfkeden mosmor kesildi.. bizzat. ıslık. 2. eril onunki. i. kiralamak. menteşe takmak. His eyes rested on it. zam. kendi. dini Hinduizm olan kimse. tüylü. Hinduizme özgü. Tüyleri ürperdi. s. 2. onun kuvvetli taraf ı.. historical. i. dili suayg ırı. en arkadaki. ıslık çalarak yuhalamak. k. That dog´s his. en gerideki. history. 2. s. dokusal.. çoğ. f. -i dokundurmak.

beriki. otostop yapmak. i.. tarihi. isabet etmek. i. k. i. 1. --ting) 1. f. boğuk sesle. şimdiye dek. argo 1. dili küplere binmek. isabet ettirmek. olarak başarı. topallamak. k. (birine) kahpelik 1. i. şimdiye kadar. 2. 2. takmak. tarihsel. tıb. 4. ak. k.. ar ı kovanı. biriktirip saklayan kimse. i. iki/bir seksen uzanmak. dili kiralık katil. s. ağarmış. ineklemek. i. uyuşmak. s. ancak en önemli noktalara de ğinmek. k. etmek. istiflemek. buraya. ba ğlantı parçası. 1. dili en yüksek h ıza/dereceye ulaşmak. çarpmak. istif. z. k ıs. 3. z. çekelemek. k ır. bir ileri bir geri. bağ. ancak en önemli şeyleri görmek. tahmini do ğru olmak. z. volta. taşı gediğine koymak. 2. mec. tarihle ilgili. isabet. k. istifçi. ş. 1. dili 1. i. vurmak. i. 2. f. k. istifçilik. tarihe göre. (hit. 1. f. şuraya buraya. . hedefi vurmak. 4. bak. biriktirilmiş şey. 2. tarih. yerinde vuru ağı usulsüz 2. büyük bir başarı kazanmak. s. boğukluk. 2. 1. argo yatmak. k. kovan. dili yatmak. 3.historical historical novel historically history hit hit below the belt hit below the belt hit it off hit man hit one´s stride hit pay dirt hit the books hit the bottle hit the ceiling hit the deck hit the high spots hit the jackpot hit the jackpot hit the mark hit the nail on the head hit the roof hit the sack hit the sack/sack out hit the spot hit the trail hit upon hit-and-run hitch hitch on to hitch up hitchhike hitchhiker hither hither and thither/yon hitherto hive hives HMS hoard hoarder hoarding hoarfrost hoarhound hoarse hoarsely hoarseness hoary s. tam bilmek. 1. dili (yiyecek/içecek) çok makbule geçmek. 2. 3. f. argo tepesi atmak. s. boğuk sesli. boks kemerden a ş2. kurdeşen. His/Her Majesty´s Ship. beri yandaki. engel. 1.vurmak. tepesi atmak. yukarı çekmek. k. anlaşmak. eydili bulmak. 2. turnayı gözünden vurmak. boğuk. stok etmek. 1. çarpıp kaçan (şoför). kalleşlik etmek. otostopçu. oraya buraya. tam isabet kaydetmek. boğuk seslilik. i. 2. 2. yataktan kalkmak. horehound. to (atı) -e koşmak. dili turnayı gözünden vurmak. 1. adi -e bağlamak. 2. aksama. dili yola koyulmak. ürtiker. biriktirmek. darbe. His/Her Majesty´s Service. 3. iliştirmek. i. umulmadık bir anda başarı kazanmak. ip ile ba ğlamak. rasgele bulmak. i. haksızlık etmek. bağlamak. söz. i. z. vurma. dili (bir şeyi arayan biri) aradığını bulmak/kendisini çok umutlandıran bir şk. k ırağı. k. argo şişeyi devirmek. tarihi roman.

hokey. much 2. i. -e tutunmak. (bayrak) çekmek. buka ğı vurmak. ertelemek. karmakar ışık şey. --es/--s) 1. 2. baskı altında tutmak. i.. i. aksama. türlü yemeği. b ırakmamak. k. başkalarıyla görüşmesine izin vermemek. geminin taraf ı. 3. argo ç ılgın. (telefonda) beklemek. dili Dur!/Bekle! durumunu korumak. hobi. dili tutmak. k.hoax hobble hobby hobgoblin hobo hock hockey hodgepodge hoe hog hog wild hoist hold hold hold a child back a year hold a crowd back hold a postmortem hold a thing over s. 1. ayak zevk. yukarı çekmek. kalabalığı zaptetmek. bir şey söylememek. f. çapalamak. içine almak: How wateriç will this ı. k. 1. direnmek. önermek. yaklaştırmamak. topallamak. uzun uzad ıya konuşmak. yakla şmamak. birini bir şey ile durmadan tehdit etmek. birinden gizlemek. glass hold? Bu bardak ne kadar su i. dayanmak. 2. tutmak. süregelmek. hile. geçerli olmak. aylak. yersiz korku. şaka. f. köstek. ayak diremek. aldatmak. yerini korumak. 1. zaptetmek. i. yüzüne vurmak. 2. dili dilini tutmak. zaptetmek. hold against hold aloof hold at bay hold by hold down hold forth hold good hold good hold in hold in contempt hold in esteem hold in leash hold in pledge hold incommunicado hold no brief for hold off hold on hold on to Hold on! hold one´s ground hold one´s own hold one´s own hold one´s peace hold one´s peace/tongue hold one´s tongue hold out hold out on one hold over hold s. 1. 1. kalfas i. devam etmek. 2. oyun etmek. 3. 3. kösteklemek. 4. 3. -in taraftar ı olmamak. nutuk söylemek. 2. 2. topallama. susmak. kimseyle görü ştürmemek. büyük domuz. uzak durmak. inanmak. 2. (held) 1. yetmek. birinin ilerlemesini durdurmak/engellemek. yakla ştırmamak. -in savunucusu olmamak. (suçu) -e yüklemek. 1. tutmak: Hold my hand. f. 2. topal etmek. 2. eski durumunu korumak. sayg ı göstermek. arada mesafe b ırakmak. gemi ambar çocuğa (okulda) aynı sınıfı tekrarlatmak. latife. back i. öne sürmek. f. saplant ı. ertelemek. 2. 1. boş gezenin boş ı. dili i. işletmek. i. 3. oyun. hakir görmek. konu şmamak. 2. 1. özel 1.o. f. -i tutmak. 4. çapa. 4. k. dü şkü. tutmak. gezici rençper. ilişki kurmamak. ileri sürmek. konu şmamak. geçerli olmak. (çoğ. hor görmek. i. yük asansörü. 2. f. rehin olarak tutmak. uzakta tutmak. dert. saymak. serseri. 1. 2. 1. rehine koymak. ifrit. yukar ı kaldırmak. buka ğı. yularını elden bırakmamak. 2.o. aksayarak yürümek. 1. 1. gulyabani. rehin. dili (bir işi) yürütmek. k. . Elimi tut. (başarısız bir durumu) ameliyat masasına yatırmak. dilini tutmak. i. dayanmak. i.

ev ile ilgili. tabanca k ılıfı. boşluktan gelen (ses). bot. vatan. evsiz barks ız. 3. içi bo ş. yank ı yapan. çukur. 2. 2. dili berbat yer. dili ba ğırmak.b. 2. imha. İüs. bir şeye i. delik. 1. . İng. sahte. sade. s. rahat. k ıpırdamamak. i. i. Paskalyadan önceki hafta. bir arada tutmak./s.. 2. içine bir şey konulan nesne/kap. 2. bayram günü. anavatan. İçişleri Bakanı. i. memleket. 2. yaramayan zafer. oyuk. kasanın anahtarı (birinde) olmak. yuva. (şirketin) idare merkezi. i. olmak. 3. delik açmak. 1. gülhatmi.o.. 1. bağırış. 4. (hükümdara v. derin. korumak. kaldırmak. 2. k. 2. i. rahat. makul olmak. Kitabı Mukaddes. 2. haykırmak. i. from k. i. s. 5. içişlerine ait. 1. i. f. yortu günü. yalan. hürmet. s. özgü. telefonu kapatmamak. saklanmak. k. çukur. 1. dili -den kalma bir şey/kimse. merkez. anayurt. oyuk. cana yakın. 3. içinde bir şey saklanabilen şamdan. boş başarı . İng. İng. evsiz. çukur. 1. bo şluk.. ev. tatil. geciktirmek. ayr ılmamak. (birinin/bir kurulu hisseler/emlak/mülk/mallar. üstünlüğünü korumak. kutsiyet. para (birinin) elinde olmak. kira ile tutulmu ş arazi. 1. tutmak. i. ile aynı fikirde olmak.hold s. 1. i. 2. çobanpüskülü. egemen olmak. mukaddes. i. Hollanda. İçişleri Bakanlığı. ev gibi. arzetmek. i. 2. f. evde oturmayı tercih eden kimse.´ne gösterilen) sayg ı. dili geçerli4. i. kulp. gösterişsiz. tatil. s. tutma. 3. 3. s.. birine/bir şeye saygı duymak. i. i. out oymak. in high regard hold still hold sway hold the field hold the line hold the pass hold the purse strings of hold together hold up hold water hold with Hold your horses! holder holding holding company holdover holdup hole hole up holiday holidaymaker holiness Holland holler hollow hollow victory holly hollyhock holocaust holster holy Holy Scripture Holy Week homage home home base home economics Home Office home office home port Home Secretary homebody homeland homeless homelike homely birini kuca ğında tutmak. (ifade) tutarlı olmak.o. çirkin. f. dinlenmek ışmadan geçirilen süre. İng. holding. yardımda bulunmak. 1. i. cigarette nesne/kap: candle holder şun sahip olduholder ğu) sigara ağızlığı. büyük yang ın. 1. engellemek. göstermek. demirleme liman ı. in one´s arms hold s. tatil günü. s. değişikliğe karşı olmak. 4.t. çökük. k. İng. delmek. i. k. eve ng. gecikme. haykırış. 2. 1. 3. 2. yurt. yolunu kesip soymak. 1. soygun. 3. kutsal. 1. bot. dili Dur!/Bekle! i. ev ekonomisi. için çaltatile çıkm ış kimse. geçidi tutmak. basit. kutsallık. aile oca ğı.

f. s. dürüstçe. z. Honduras. ücret. evde dokunmu ş. i. k. cinayet. i. balayına çıkmak. i. memleket yolunda. homojen. eve do ğru. 1. namuslu. ba ğdaşık. i.. honorably. bağdaşık hale getirmek. mansiyon. f. was not Şeref şöyle dursun.o. i. katil. 2. onda dürüstlük nam ına bir şey yoktu. adam öldürme. ev ve eklentileri. 1. i.a (anırer´iyı)/--s (anırer´iyımz) i. i. türdeşlik. 1. İng. balarısı. 3. dili sevgilim. 2. s.i. bak. Honorable. ev kad ını. Honduras´a özgü. Dürüstlük en iyi yoldur. s. i.rar. let alone honor. s. gurbet çeken. dili pavyon. evine/vatan ına dönmekte olan. i. Honduras. şerefli. z. ödev. kaz sesi çıkarmak. dövüp kıvamına getirmek.. 2. (okulda) esas dershane. balayı. i. nam. i. şeref. 2. 1. han ımeli. klakson çalmak. şöhret. i. çoğ. 2.. 2. 2. hilesizce. çiftlik ve eklentileri. k ıs. -i şereflendirmek. gurbet çekme. vatan/ev hasreti çeken. i. .homemade homemaker homeroom homesick homesickness homespun homestead homeward homeward bound homeward bound homework homicide homogeneity homogeneous homogenise homogenize homogenized homogenizer homologous homonym homosexual Hon hon Honduran Honduras hone honest honestly honesty s. Honduraslı. i. sade. fahri. f. 1. iftihar listesi. homojenlik. s.. sahiden. f. 2. 2. ün. k. Honesty. s. s ıla hasreti. namus. hon. şeref vermek. onursal. s. 1. homolog. in him. e şadlı. 1. bal. i.. basit. ücretsiz yap ılan. i. dürüstlük. Honduraslı. honey in the comb honeybee honeycomb honeymoon honeysuckle honk honky-tonk honor honor a debt honor roll honorable honorable mention honorable mention honorarium honorary i. s. bilemek. 1. onur. türdeş. hilesiz. 2. 1. iffet.. 1. homojenle ştirici. i. dürüst. dilb. gerçekten. i. homojenle ştirmek. klakson sesi. i. adi bar. s. honey petek balı. serbest meslek şılığı nda verilen para. s. e şcinsel. (ballı/balsız) petek. Honesty is the best policy. i. namus. f. 1. (bono/çek) kabul edip karşılığını ödemek. homoseksüel. 1. 2. bot. honorary. mansiyon. yabankazı sesi. k ıs. ba ğdaşıklık. homojenize: homogenized milk homojenize süt. homogenize. sahibine hizmet kar2. f. ev ödevi. e borcunu ödemek. evde yap ılmış. can ım. f.

çemberlemek. taban tepmek. bak. korna. 1. honor. f. yaya gitmek. köpekayası.o. kasnak. yatay. bak. i. ile ilişki kurmak. ünlem. kukuleta. 1. 4. 1... 3. çengel şeklindeki. i. i. honorable. kah kah gülmek. f. f. kalabal ık. yeraltı ından biri. çalmak.. vapur/tren/sis düdüğü için) ötüş. tutmak. kahkaha. oldu ğu gibi: He swallowed my story hook. 2. gaga burun. ummak. i. klakson. çekmek. birleştirmek. hüthüt. vapur/tren/sis düdüğü) ötmek. kopça.. birini yuhalayarak susturmak. hormon. İng. dili 1. 1. line and sinker. down hoover hooves hop hop hope hope against hope hope for the best hopeful hopefully hopeless hopper hopping mad hopping mad hopscotch horde horehound horizon horizontal hormone horn i. zool. (bayku ş) ötmek. bak. i. dünyas ı. dili uçuş. i. silo.. 2. dili tamamen. hayırlısı demek. k. korna. 1. i. umut. çengelli. ile evlenmek.honour honourable hood hoodlum hoodwink hoof hoof it hoo-ha hook hook and eye hook up hook up with hook. s ıçramak. bot. boru. ibibik. olta ile (balık) tutmak. dili orospu. sekme. k. dili şamata. 2. i. i. line and sinker hooka hookah hooked hooked nose hooker hooky hooligan hoop hoopoe hoopoo hooray hoot hoot of laughter hoot s. i. k. i. İng. patırtı. Upupa epops. 1. hurrah. i.2. erkek veba diş 1.. ba şlık. i. zool. İng. yatay düzlem/çizgi.. . s. uçak seferi. elektrikli süpürge ile temizlemek.. s. hoopoe. i. k. f. her şeye rağmen ümitli olmak. k. (bayku ş. toynak. müz. 3... 3. kabadayı. ğilamak. dili serseri. oto. dans etmek. 2. 2. 2. 1. f. motor kapağı. orak.. kabaday f. 2. kancayla ba ğlamak. fahi şe. 2. bak. köpekotu. k... elektrikli süpürge. çengel şekline sokmak. dili çok öfkeli. kara ısırgan. ümit vermeyen. ümit verici. dili çok k ızmış. hookah. (korna. k. çoğ. 2. kanca. 1. i. z. seksek oyunu. horda. umutsuz. i.. boynuz. çavu şkuşu. çevren. i. bak. s. ümitle. köpürmüş. 2. s. bak.. i. i. i. sarp ın. ümitsiz. 1. çengel ile yakalamak. 1. hoof. çengelsi. i.. kaput.. İng. ümitli. (--ped. argo 1. 1. nargile. ı dünyasından biri. göz boyamak. 2. ümit etmek. k. çoğ. Masalımı olduğu gibi yuttu.. kopça. İng. çengel. ufuk. --s (hûfs)/hooves (huvz) i. s. 3. 2. f. ümit. i. aldatmak. sıçrama. kabadayı. f. 2. k. --ping) sekmek. i. çember. 1. f. 2. f.. şerbetçiotu. i. dili in şallah. yeralt i. i.

çok kaba ve k ırıcı bir şekilde. s. k. fena ihalde. beygirgücü. horticulture. çoğ. 1. kaba k ırıc ı. iğrenç. nasihat dolu. at nalı. s. 1. 1.. --s) hortum. i. i.ız falı. çokçok fena. 2. dehşetli. rlamak. çok fena. İng. nal ile oynanılan oyun. öğüt veren. bot. hastaneye yatırmak. çok kötü. davet veren kimse. davet vermek. i. çerez. i. çok kötü. i.. genç turistler için ucuz otel.ığı bakımevi. f. f. i. çorapçı. çok k. kırbaç. i. (ekmek ve şarap ayinindeki) ekmek.konuk çokluk. k. çiçekçilik. boynuzlu. s. yılgı. binicilik. i. ev sahipli ği yapmak. k. ikramc ılık. meze. etmek..kötü. birinin seçilmesi gereken iki güç seçenek. ordövr. Fr. süvari. k. bahçecilik. atkestanesi. sunuculuk yapmak. mensucat fabrikası. horse. 2. i. dili çok korkunç. at kılından dokunmuş kumaş. i. zayiçe. 3. hoyratlık. 2. (çoğ. fena.. f. dehşet. bayırturpu. k ırık.. (--ped. i. korku. z. öğrenci yurdu. bak. 1. 2. i. i.. 1. 3. ev sahibi. kalabal i. gayret verici. 1. beygir. a 3. konuksever. ğrenç. 2. dili çok kötü. s. 1. korkunç. dilişçok kötü. i. ikramc i. 1. f. özellikle rahipler/rahibeler taraf ından idare edilen misafirhane/yurt. 2. teşvik edici. korkunç/deh şetli bir şçok ekilde. y s. ıı rl ı. kaba ve k ırıcı. . i. cı dili bir ş ekilde. f. spor atlama beygiri. hospitalize. hortative. 2. 2. abazan. konukseverlik. deh şet verici. gürgen. korkunç. tutak. 1. berbat.. i. istavrit. 2. s. çoğ. mensucat. hose) çorap. eşek şakası. i. dili korkunç. k ıs.horn of plenty hornbeam hornet horns of a dilemma horny horoscope horrendous horrible horribly horrid horridly horrific horrify horror hors d'oeuvre horse horse chestnut horse mackerel horseback horsebean horsehair horseman horsemanship horseplay horsepower horseradish horseshoe horsewhip hort hortative hortatory horticulture hose hose hosier hosiery hospice hospitable hospital hospitalise hospitality hospitalize Host host host hostage hostel bereket boynuzu. i. misafirperverlik. mak. 3. çok şır ı bir ekilde. beygir. çokve kaba ve z. i. i. korkutmak.. nas ld i. büyük e şekarısı. 2. 2. bahç ıvanlık. argo seks yapma arzusuyla yan ıp tutuşan. misafirperver. dili berbat.. s. abaza. --ping) kamçılamak.men (hôrs´mîn) i. kötü. 2. çok fena. kamç ı. at k ılı. hastane. Hrist. i. binici. çorap fabrikas ı. dehşete düşüren. bak. at. 2. bakla. i. nal şeklinde şey. (çoğ. s. 1. 1. 3. 1. İng. İng. 1. sunucu. i. at s ırtı. 1. korkunç. yüreklendirici. 2. ın ölene kadar bakıld ölümcül hastalar ı.. ağı ık. i. rehine. çoraplar. 4.

pencerekırlangıcı. s.b. her gün kullan ılan kelime. 1. çabuk parlayan (kimse)... i. 2. radyoaktif. kum saati. hükümet meclisi. k. yeni bir eve ta şınmanın kutlanışı. kızgın. 4. barınd tents. (saatte) akrep. ev. i. 4. İ ng. sabahlık (giysi). i. düşmanca. işleri yapan erkek) hizmetkâr. dayanıksız iş. 2. çoğ. (evde temizlik v. 2.hostess hostile hostility hot hot air hot chocolate hot dog hot line hot pepper hot plate hot spring hotbed hot-blooded hotchpot hotchpotch hotel hothead hothouse hound hour hour hand hourglass hourly house house house dog house martin house of cards housebound housebreaker housecoat housedress houseguest household household word householder housekeeper housekeeping houseman housetop housewarming housewife housework housing housing estate housing project hove i. ev k ıyafeti. (fesat/kötülük/huzursuzluk) ğı/yuvas ı. kaplıca. i. tazı ile ava gitmek. saldırgan. derme çatma şey. çabuk k ızan kimse. house. argo bo sütlü kakao. .. konutlar. 2. 2. 1. hodgepodge.wives (haus´wayvz) ev hanımı. i. 3. yüksek gerilimli ak ım taşı ş laf. karter: clutch housing debriyaj karteri.). stajyer doktor. i. ev halk ı. heave. 1. 1. aile reisi. acı biber. hot-water bottle sıcak su torbası. mak. nedeniyle) evde hapis olan. 6. 2. i. 4.men (haus´mîn) i. 2. sera. ev hırsızı. k.b. zaman. 2. 2. 3. ev köpe evk ırlangıcı. 2. kutu. her zaman cevap veren imdat telefonu. 1. alçak herif. ırmak.h. 2. hodgepodge. direkt telefon hatt ı (özellikle devlet başkanları arasında). 1. 4. tazı. i. elektrik oca ğı. taze (haber v. limonluk. 1. i. yerleştirmek: The government housed the refugees in f. dili it. s ıcak. i. . (hastalık v. i.). house. bak. çoğ. 3. ev. yan (tel). atmasyon. konut sitesi. i. f. f. i. ser. acı (biber v. 5. konsomatris. dili şini bırakmamak. s. çoğ. i. 5. i. aile. düşman. aile. av köpeği. ev idaresi. camekânda bulunan gübreli toprak. şiddetli. yeni. gen. öfkeli kimse. house. 1. 3. i. vakit. 1.wives (h^z´îfs) İng. hostes. izlemek. 1. 1. 1. sert. sosyal konutlar. saatte bir. 2. eve ait. i. garson kad ın. i. çatı2. b. Hükümet s ığınmacıları çadırlara yerleştirdi. ticarethane. iskân. 2. i. saat. dam. bak. buyot. çoğ. i. bak. hanedan. bu sosisle yapılan sandviç. ev sahibi. (cinsel aç ıdan) ateşli. i. silahlı çatışmalar. 2. (--ter.b. sosisli sandviç. barındırma. otel. z. ev sahibesi. -de bulunmak: That ği. 1. elektrikli ocak. 1. ev halk ı. pe i. ev işi. kâhya kad ın. İng. martaval.b. i. bir çe şit sosis. toplu konutlar. saat ba şı. --test) 1. kayna s. tiyatro. s. gece yatısına gelen misafir. i. (h^z´îf). düşmanlık. dikiş kutusu. s. 6. barınacak yer.

i. high pressure.. ama. 2. hayhuy. i. k. bağrış çağrış.´nin) kabuğunu .. kamburüzüm. öfke: She left the room in a huff. şamata. bağrına basmak. 1.. hour. bir tüccar. k ıs. iri ve hantal kimse/ şey.. k ıs.. inleme. derme çatma ev. Ne kadar ğraşırsam ı u raşayım. 3. f. i. nargile. ulumak. e ş. sımsıkı tutmak. bak. uluma. oto. hoverkraft. z. 1. çe şit. 1. nasıl. gibi. f. 2. 2. 2.? (1). fazla hareket etmeden üzerinde ve etraf ında uçmak. sar ılma. tekerlek göbe ği. horsepower. Headquarters. bezelye v. i. (renk için) ton. Çok ilginç. i.b. bezelye v. z. 3. nas ıl: How did it happen? Nasıl oldu? How will he do this? Bunu nasıl yapacak? How does it work? Nas ıl çalışıyor? 2.?: How ever did it come about? Nasıl oldu? Ne var ne yok?/Ne âlemdesiniz?/ İşler nasıl? Çok naziksiniz. hurda gemi. birbirine sokulup sarılmak.. hours. tekne (geminin temel bölümü). --ging) 1. heat. 1.! (Küçümseme belirtir. ne kadar: How long must Ne dersiniz? 1. How much money do you u lğ olabilir? Niçin?/Nas k. 2. f.b. 1. ekilde do rulmak.). dili. 2.. 1. 2. durmak. k. bağrışma. araya s3. Hışımla odayı terketti. kimse. i. dili Niye?/Nas ıl olur? Diğerlerine göre nasıldı o? Nasılsınız? Nasılsınız? Nasıl . jant kapa ğı. hantal bir veşhantal.ğlenduha s. Home Secretary. poyra. 2. etrafında şıp hovercraft. ne kadar: No matter how much I try. yaln ız. seyyar sat ıkış mak. i. den. f. nız? de ğil mi? Nas k. (ceviz. kucaklama. k. 1. 3. kocaman. i. de ğil mi? 2. k ıs.. tereddüt etmek. s. dili gülünç hata. Ne olacak.? How´s it going? howdy however howl howler HP HQ hr hrs HS ht hub hubble-bubble hubbub hubby hubcap huckleberry huckster huddle hue hue hue and cry huff hug huge huh hulk hulking hull i. iriyar ı i. Çok ılsıkötü. 3. ne kadar.? How goes it?/How is it going? How good of you! how much How so? How´s about . çok büyük ve kaba gemi. renk. up1. Çok güzel. dili merhaba. 2. i.hovel hover Hovercraft hovercraft how How about it? How about that? How are you? How come? How did he measure up? How do you do? How do you do? How ever .. fıstık. ancak. k ıs. İşler nasıl gidiyor? ünlem. 2. How about . f. (--ged. tür. 2. ünlem 1.. i. i. bak. 1. dili koca. (içini ç ıkarmak için) (ceviz. i. 1. sar ılmak. height. dev gibi. high school. i. dola i. i. inlemek. k ıs.´ne ait) kabuk. (tahta) baraka. I just can´t do it. aç ık ağıl. yine de yapamam. 1. f.. bununla birlikte. 1. benimsemek. 3. başlıca amacı para kazanmak olan ıcı. f ıstık. . k ıs. budalaca yanl ışlık. k ızgınlık. değil mi? 4.. Ne? 2. değil mi? 3.. kucaklamak. curcuna. Çok şaşırtıcı. (of) merkez. i..). reklamc ı (Küçümseme belirtir. muazzam.

rutubetlendirici. dolap. 3. kambur s ırt. 2. i.. 3. utandırma.. mütevaz ı.o. küçük dü şürmek. 2. insanoğlu. i. i. güldürü yazar ı. i. 5. insani. 3. the insanl k. s ıradan. 3. insanlara yard ım etmek isteyen. 1. ık. sahtekâr. s. insanlığa yakışan. k. sezinme. alçakgönüllülükle. kambur. âciz. sinekku şu.´s pride humbleness humbly humbug humdinger humdrum humid humidifier humidify humidity humidness humiliate humiliation humility hummingbird humongous humor humorist humorous humour hump humpback humpbacked humph humus hunch hunch one´s shoulders/back hunch over hunchback hunchbacked i. mırıldanmak. ın doğasını oluşturan niteliklerin hepsi. i. kaprisine boyun e ğmek. yeknesak. insan sevgisi. human rights insan insan.). 1. insana yak ışan bir şekilde.. sahtekârl ık. gülünç. mizah. 2. s. i.şkambur s ış s. k alçakgönüllülükle özür dileme. huy. rezil etmek. human psychology s... 2. insanlıinsan z. f. gürültü. rezil etme. pat ırtı. argo çok büyük. bak. birinin kibrini k ırmak. İng. 3. suyuna gitmek. olağanüstü şey/kimse: That was one humdinger of a storm! O ne ırtmonoton. i. 1. 4. insanca. i. insani. saçma. 2. 4. i. ayak ı. argo mek. tevazu. yalan dolan. insanca. i. resources insan kaynaklar ı. komiklik. insanoğlu.. hümanist. kocaman. humus. binmek. insanl ı k. küçük dü şürme. tümsek yer. hile. hayhuy.. 6. insan kalabalığı. 3. s ırtını kamburlaştırmak. çok utandırmak. vuru mak.hullabaloo hum hum human human being human nature human rights humane humanely humanism humanist humanitarian humanity humankind humanly humble humble apology humble s.. z. güldürü.. i. Büroda herkes ar ıinsan şeri. hümanizm. insan olarak. tepe.). i. nemli. İng. 1. bak. kapris. siki rt. (şarkı) mırıldamak. i. mizahi. insanc ılık. velvele. ınaydı öyle! f s.. f. üstünden/üzerinden geçmek.. kibrini kırmak. z. 2. 2. tekdüze. humor. alçakgönüllülük. insanoğlu. rutubet. f. yaş. hörgüç. sikmek. hakir. human insan tabiatı. i. 1. tevazu. sezinleyi ş. humidity. 2. yavan. Hım! (Kuşku belirtir. (Düşündürücü bir durumla karşılaşınca söylenir. şakac s. dili sezinleme. i. f. i. nem.). insaniyet. i. tevazu ile. H ıh! (Bir şeyin/birinin hiç beğenilmediğini belirtir. 1. v ızıldamak. s. kambur kimse. 2. nüktedan. s. sezinti. alçakgönüllülük. içedo 2. nüktedanl ık. insan haklar ı. f. i. insani: human insan tabiatı. s. keyif. 2. . zırva. kambur durmak. komik. 1. nemlendirici. f. i. -in üstüne abanmak. k.. tabiat. f. (--med. 1. i. be psikolojisi. kambur. ğma. taşımak. 1. rutubetli. bahç./Hı . nemlendirmek. alçakgönüllü. be şer. s. gülünçlük. --ming) 1. i.ğ s. f. i. ünlem 1. k. burnunu ırmak. gibi dili faaliyette olmak: The nature office was humming. kimse. insanlık. içedo uşkambur . insanlara yardım etmek isteyen kimse. ünlem H ım . kambur.

acele etmek. 1. açlık.´s feelings hurt s. son sürat gitmek. yüzde bir. grevi. 2. bir şeyin e(ses). çiftçilik. 3. açlık z. hurrah. acı veren. 1. i. i. i. hang 2. rüzgâr feneri. i. yüzüncü. yaralayıcı. 2. 2. (yarışlarda) engel. 2. asılı. av atı/köpeği. s. f. i. hızla f. s. kararında oybirliğine varamayan jüri. alçak engel.o. aceleyle götürmek/getirmek. susmalık. (gelecek zamana kalmas ı için) kullanmamak. büyük bir arzuyla. av mevsimi. for -i çok özlemek. 3. eskimoköpe . kasırga. dili 1. 2. 1. av: hunting dog av köpeği. ünlem Susun! s. 2. ünlem Yaşa! f. “Yaşa!” diye bağırmak. avlanmak. urağan. yağdırmak. avc ılık. (bir uzvu) yaralamak/incitmek/zedelemek: gücendirmek. z. engelli ko şuya katılan yarışmacı.. yüksek engel. yak ışıklı adam. 1. kapç ık. 1. maniacı. 3. -i çok arzu etmek. kabuklu. i. f. f. çabukla ştırmak. i. yüksek engelli 110 metrelik ko şu. i. bo kuvvetli kimse. 1. 2. (tehdit. f. avlamak. 2. kısiış k 3. açlıkla. 2. acıkmış. 3. (bir uzva) zarar vermek. yüz rakam ı (100. i. i. kapatmak. yakalayıncaya kadar peşini bırakmamak. aç. low hurdles 1. sus payı. i. birinin gururunu k ırmak. 1. boylu boslu. ızlandet!/Çabuk ırmak. acele. as ılmış. susmak. i. engelci. s. (bazı tohum ve meyvelerde) (dış) 3. acele içinde olan. for -e duyulan büyük özlem/hasret. kuvvetle/h ızla fırlatmak/atmak/uçurmak. 1. idareli kullanma. (hurt) 1. i.. karn ı aç. yüz.. birinin onuruna/haysiyetine dokunmak.. 1. 2. idareli kullanmak. i. ı ko şu. k. k ırıcı. dü şmek/yuvarlanmak. s. 2. i. 2. f. n güçlü s. m ısır başağının dış yaprakları. f.o.. 2. f ırlatmak. 2. i. yüz kat. 2. hunting knife av bıçağı. laterna. 1. bulmak. i. f. susturmak. gemici feneri. i. Macarca. for -i aramak. hat ırını kırmak. örtbas etmek. yaramayan dış kısm . Macar. k. av mevsimi d ışında avlanmak. f. engelli. ünlem. Macaristan. uçmak. bak. ğuk. (mı sır başağı ın) kabuk. idarecilik. mania. arayıcı. avc ı. ıgüçlü kuvvetli. engelli/manial i. büyük gizlilik. aceleyle yap ılan. 2. 1. aramak. acele ettirmek. yüz. 2. f. -e susamak. s. ği. 1.. i. küfür v. çoğ. C). iri parça. s. Are you hurt? Sana bir şey oldu mu? Is birini k ırmak/yaralamak. 1. engelli yarış: high hurdles 1. 1. bak. dili iriyar ı. yüz misli. s. derin sessizlik. h Acele ol!/Haydi! f. savurmak. s.´ni) savurmak. dili çok gizli.hundred hundredfold hundredth hung hung jury Hungarian Hungary hunger hunger strike hungrily hungry hunk hunt hunt down hunt out of season hunt up/out hunter hunting hunting season hurdle hurdle race hurdler hurdy-gurdy hurl hurrah hurray hurricane hurricane lamp hurried hurry Hurry up! hurt hurt one´s feelings hurt s.´s pride hurtful hurtle husband husbandry hush hush money hush up Hush! hush-hush husk husky husky s.b.koca. k.

o.. şırfıntı.. oksijenli su. İng. 3. su ile kar ıştırarak bileşik meydana getirmek. melezle şmek. i. tıb. s. iki ayağını bir pabuca sokmak. i. i. hidrojen peroksit. 2. 1. out of hustler hut hutch hyacinth hyaena hybrid hybridisation hybridise hybridization hybridize hydrangea hydrant hydrate hydraulic hydraulics hydrohydrobiology hydrocarbon hydrocephalic hydrocephalus hydrocephaly hydrochloric hydrochloric acid hydrodynamic hydrodynamics hydroelectric hydrofoil hydrogen hydrogen bomb hydrogen peroxide hydrologist hydrology hydrolysis hydromechanics hydrometer hydrophobia hydroplane hydroponics hydrosphere hydrotherapy hyena i. i. subilimci. 2. tıb. hidromekanik. ahlaksız kadın. i. f. hybridization. kim. i. deniz uça ğı. önek suya ait. s. hidrofobi. suyuvar ı. i.. i. subilim. bak. 1. i. bak. İng. kulübe. su tedavisi. hibrit.o. çabuk olmak. hidrosefal. birini apar topar (bir yerden) ç ıkarmak. off to hustle s. hidrosefali. melezleşme. i. i. suküre. i. i. melezlemek. hidroklorik asit. argo fahişe. dili gözünü dört aç ıp çok çalışan kimse. . numaracı. klorhidrik. ko şuşacele birini apar topar (bir yere) sokmak. s. i. s. melez. hidrolik. i. i. hibrit. hileci. i. hidroelektrik. i. hidro-. fındıkçı. bak. hydrocephalus. hidrolik. deniz otobüsü. hidrolog. birini apar topar (bir yere) götürmek. i. f. suölçer... hidrat. i. s. i. baraka. i. sümbül. ko şuşturma. hidroliz. 2. melez hayvan/bitki. hidrometre. ortanca. i. i. i. hareketlilik. hidrojen. yangın musluğu. i. suya inebilen uçak.hussy hustle hustle and bustle hustle s. su korkusu. hidrojen bombas ı. s. into hustle s. bak. hidrokarbon. tavşan kafesi. tıb. hidrobiyoloji. hidrodinamik. hidroterapi. sırtlan. i. hidrodinamik. hidroloji. i. ettirmek. k. i. dili gözünü dört aç ıp çok çalışmak. hybridize. hidrosfer. turma.. i.... acele etmek.. dümenci. hareketlilik. argo üçkâ ğıtçı. 1.. k. su içinde bitki yetiştirme. i. bot. f.o. hyena. i. hibritleşme. civelek kız.. f.

geom. farazi. s.poth. higrometre. s. k ısa çizgi. hijyen. tıb.. tıb. i. iğne. varsayımsal. s. i. i.. ilahi kitab ı. zufaotu. hy. enjektör şırıngası. abartma. ipnotizma. 2. histeri. çördükotu.... ilahi okuyarak kutlamak veya ifade etmek. higroskop. i. i. i. İng. i. s.. s. i. i. aşı iğnesi. ikiyüzlü. i. i. geom. s. ilahi okumak. irileşmek. ilahi. hiperboloit. bak.. tıb.. s. ipnoz. i. bak. hastalık hastalığı. i. s. hipnotizma. 2. çoğ. hastalık hastası. hijyenik. hiperboloidal. geom. . yüksek. hyperbolic 2. uyutucu. z. s. enjektör.hygiene hygienic hygrometer hygroscope hymen hymn hymnal hyperhyperbola hyperbole hyperbolic hyperbolic hyperbolical hyperbolical hyperboloid hyperboloidal hypercritical hypersensitive hypertension hyperthermia hypertrophy hyphen hyphenate hyphenated hypnosis hypnotic hypnotise hypnotism hypnotist hypnotize hypochondria hypochondriac hypocrisy hypocrite hypocritical hypodermic hypodermic needle hypodermic needle hypodermic syringe hypoglycemia hypotension hypotenuse hypothesis hypothetical hypothetically hyssop hysteria i. 1. geom. aşırı derecede eleştiren. f.. irileşim. hiperboloit. enjektör iğnesi. bot. mübala ğa. tireli.. f. i. hiperbolik. enjeksiyon iğnesi. bak. s. önek aşırı. ikiyüzlülük. yüksek tansiyon. iğne. 1. hipotenüs. irileşme. geom. tıb.ses (haypath´ısiz) i. enjektör. ikiyüzlü kimse. anat. çoğ. faraziye...e. hiperbol. himen. i. ipnotizmac ı. hyperbolic 1. i.. varsayımlı olarak. s. i. hipertansiyon. hipodermik. abartmalı. 1. isteri. f. hipertermi. i. tıb. s. alerjik. hipotansiyon. hipotetik. varsayım. 2.. i. sa ğlık bilgisi. hipnoz. aşırı duyarlı. sa ğlıksal. 1. uyu şturucu.. k ızlık zarı. hipotez. i. i. hiper-. 2.. s. --e (haypır´bıli)/--s (haypır´bılız) i. tire ile birle ştirmek/ayırmak. geom. f. i. i. i. ipnotize etmek.. hipoglisemi. hypnotize. f. varsayımlı. tire. hipertrofi.

I should like . I haven´t a penny to my name.. zannedersem. I can´t make head or tail of it. dili 1.. k. hysterical. diyebilirim ki.! won´t work. ç ılgınca. Gitsem iyi olacak. dili Kula ğıma geldi. belki.: I should like to Senden özür dilemek istiyorum. I hope so. .. Bana vız gelir. Zannetmiyorum. dili çok komik: a hysterical joke çok komik bir ş aka. dili Bana iyi bir şey gibi gelmiyor. have thought her to be older. i. Roman almak tell you I´m sorry. istiyorum. dili çok komik. 1. isterik bir şekilde. İzi tozu yok. I have had enough of him. işitir gibi oluyorum.. I promise you! Bu plan İng. z. I kind of expected it. histerik. Hiçbir fikrim yok.. I can´t make heads or tails of it. Yemin ederim!/Vallahi do ğru! 2. I don´t doubt that I don´t feel like myself. Hiç ku şkum yok ki .. I haven´t seen hide or hair of him.: I should Onu tan ımış olmanızı isterdim. Fevkalade!/Harika! 2.. I don´t mind. have liked youthought to have. Affedersiniz..hysteric hysterical hysterically hysterically funny hysterics I I I shouldn´t think so. I promise you! I say .. I feel like resting. k.. bak./. 2. Hem de nas ıl! I should say so! . I don´t think he´s all there. Bunu biraz da bekliyordum.. Haydi yap bakalım. Bu sorunu çözebilece ğimi sanmıyorum. k. İng. çoğ. Ben bile ku şkulanıyorum. Bana çok pahalıya mal oldu. deli gibi.. san ırım.. s. I´d like to buy a novel. Benim için farketmez. ben. 1./Umarım öyle olur. I don´t give a toot! I don´t like the sound of it. k. 1.. 2.!/Baksana İng.... 2. k. .!/Bak . I feel refreshed... Kendi hesab ıma ben inanmıyorum./İşin içinden çıkamıyorum. I beg your pardon. . Hiçbir şey anlayamıyorum. isteri krizi. k..: known I should have I should Daha yaşlı olduğunu zannederdim. I don´t give a darn. dili Bence bir tahtas ı eksik. I couldn´t help smiling. dili Bana ne!/Bana v ız gelir! k. İnşallah. Ondan hiçbir şey anlayamıyorum. benden söylemesi/sana söyleyeyim: This plan .. Hiç param yok. Kendime geldim.. I myself am doubtful. Onu tan ımakla iftihar ediyorum. I say! s. I paid through the nose for it. I for one do not believe it. bana kalırsa. Canım dinlenmek istiyor. Orası kesin! 3.. I heard it on the grapevine. k.. I for one I had better go.. I have no idea.. I am proud to know him.. Çok minnettar ım.. zam. dili Dinle ./Keyfim yok. 1.. Romen rakamlar ı dizisinde 1 sayısı.... Kendimi gülümsemekten alamad ım.. İtirazım yok. Burama kadar geldi... pek sanmam. kriz. pek sanm ıyorum... I am much obliged. I should have liked . I can´t seem to solve this problem.. Hayret! . I doubt whether . İyi değilim.. I seem to hear . I dare say I dare say I dare you. isterik.

.../Sözü uzatma. I am.. Tanıştığımıza memnun oldum.. İzlanda´ya özgü. İzlanda. Müsaade ederseniz . k ıs. I should think so. If it weren´t for you . Paraya k ıyıp kendime yeni bir elbise aldım./I Benzerini hiç görmedim. She is on the verge of accepting our İş teklifimizi kabul etmek üzere. I treated myself to a new dress. 1.. s. I will not labor the point.... it. i... with them. Kabul etmem. I´ll go Senin için farketmezse onlarla giderim. kimlik. dili Vay anas ına! Bir iki dakikaya kadar gelece ğim./ İzin verirseniz . Öyle zannediyorum.. never saw the likes of it. Saçımı kestirmek istiyorum. I would like to take this occasion to thank you all. argo Hay Allah! Olur şey değil!/Allah Allah! k. yine ayn ı şeyi yaptı.. I would not know! I wouldn´t know.. Öyle zannediyordum ki . i. dili Kellesini uçuraca ğım!/Derisini yüzeceğim! I´ve been had. I´ll have his head/hide! I´ll thank you to keep out of this! I´m buggered! I´m on the horns of a dilemma.. k ıs. I´ll go along now. İzlandaca. I won´t hear of it. Burada kalmayı tercih ederim.I should say so. 1. Üçkâ şe burnunu sokmazsan iyi olur! k. İşin ayrıntılarına girmeyeceğim. dili Be ğensen de bir. Iceland Icelander Icelandic ID card If he hasn´t done it again! If I only knew! i.. I´m surprised at you.. yukarı tükürsem bıyığım. Gidiyorum artık. dili Bu İng. İzlandalı../Herhalde.. I´ve half a notion to give you a Sana dayak atas ım geliyor! hiding! I´ve never seen the like of it. İzlandaca. 2. I swear . Bir sözü pekiştirmek için kullanılır: I swear I didn´t do it! Vallahi ım! yapmad Öyle zannediyorum.. İngiliz alfabesinin dokuzuncu harfi.. Zaten bunu bekliyordum. i I`d I`ll I`m I`ve I´d just as soon stay here. 3.. I thought as much... . I had. Bu vesileyle hepinize te şekkür etmek istiyorum. If you don´t like it you can lump k./Herhalde. argo Pestilim çıktı!/Bittim! Aşağı tükürsem sakalım.. Korkarım haklısın. i. I was on the verge of leaving when he arrived. k. 1. Bu kadar ı yeter. I´ll do my level best. I was under the impression that . kimlik kartı. job offer. İ. 2. İzlanda. Ölmeyi tercih ederim! İng. . I think so. k. If you don´t mind. Yaptığına şaşırıyorum... I have. k ıs. I will/shall./Bana öyle geliyordu ki ./Bilmiyorum. Ne bileyim ben! Hiçbir bilgim yok. If it´s just the same to you./Hiç şaşırmadım. İzlandalı. Aşkolsun! I´ve a sinking feeling you´re right. O geldiğinde ben gitmek üzereydim.. Elimden geleni yapar ım. I´d sooner die! I´ll be buggered! I´ll be damned! I´ll be jiggered! I´ll come in a minute or two. beğenmesen de. Hay Allah.. I. k ıs. Öyle zannediyorum. I´m pleased to meet you. 2./İzninizle . I would/should. Keşke bilseydim! Siz olmasayd ınız . I want a haircut.. dili ğı da igeldim. I want no more of it.

/Göze güzel görünüyor. 2. i. I. 2. Hint-Avrupa dilleri. İrlandaca. 1. Çinhindi. Ba ğımsızlık Günü (4 Temmuz). hintfulü. Endonezyalı. K İng. Hintli. mısır. i. İsrailli. hintkeneviri. 2. İrlandalı kadın. s. Çinhindi. çoğ. tek s ıra (yürüyüş). ızılderili. I owe you size olan borcum.chi.en (ay´rîşwîmîn) i. Hindistan´a özgü. In. s. 2. 1. k ıs. i. İrlandalı. Hindistan. bak. f..ILO IMF Indeed! Independence Day India India ink Indian Indian corn Indian file Indian hemp Indian lotus Indian meal Indian rice Indian summer Indian yellow Indochina Indochinese Indo-European Indo-European languages Indonesia Indonesian Inner Mongolia International Standard Book Number Internet Interpol IOU Iran Iranian Iraq Iraqi Ireland Irish Irish coffee Irish Gaelic Irishman Irishwoman Iron Curtain Is he the man for the job? ISBN Islam Islamic Islamise Islamize Israel Israeli It appeals to the eye. i.wom.B. İng. i. İslamiyet. İrlandalı. 2. Iraklı. i. İslami. İran. Öyle mi? A. üstüne krem şantiyi konulan viskili ve şekerli kahve. İrlandalı erkek. Hint-Avrupa dil ailesine ait. Hindistan. Irak´a özgü. Irak. İrlandaca. It comes to the same thing. s. İrlandaca. İslamlaştırmak. Kızılderililere özgü. s. İranlı. hintsarısı. 3. Endonezya. i. İrlanda. s. 1. Çinhindi´ne özgü. İsrailli. Aynı kapıya çıkar. s. Hint. s. İsrail. İrlanda´ya özgü. 1. borç senedi. Müslümanl ık. i. (çoğ. k ıs. 2. İran. Irak. Hintli. İrlandalı. 1. Numaras İslam. İrlanda. i. s. uluslararas ı standart kitap numarası.rish. 1. International Standard Book Number (Uluslararası Standart Kitap ı). Kızılderili. the International Monetary Fund (Uluslararası Para Fonu). i. pastırma yazı.men (ay´rîşmîn) i. Müslüman. İsrail´e özgü. 1. i. i. İnterpol. f. . 3. İndonezya. 2. çoğ. İng. I. İslamize.. İslam. i.do.rish. İsrail. İç Moğolistan. 1. i. i. Endonezyalı. hintpirinci. tar. 4. İran´a özgü. Iraklı. i. Endonezya. Demirperde. k ıs. International Labor Organization (Uluslararası Çalışma Örgütü). Göze hoş geliyor. K ızılderili. s. Çinhintli. i. İranlı.D. 2. Endonezya´ya özgü. mıısır unu. O bu işin adamı mı? k ıs. İslamlaşmak. çini mürekkebi.nese) Çinhintli. İrlanda kahvesi.

./Mesele onda de ğil. Artık onsuz olmaz.. It is rumored that . Yak ışık almaz. Mantıkto ş vermedikçe it stands to reason he won´t work hard. It makes my flesh creep..... Artık eskidi. Aksilikler hep üst üste gelir. It isn´t done. Kuvvetle tahmin edilen bir şey için kullanılır: “Will she come?” “It stands reason she will.. Yağmur yağacağa benziyor.. It leaves me cold.. Nihayet! (Sitem belirtir. It is usual to do so. Hiç de öyle de ğildi! . It was nothing of the kind! Kafama dank etti... It´s anybody´s guess. Söylentiye göre ... 1. It requires qualification.... Böyle yapmak âdettir.. It is more than probable that .. dili Benden bunu istemen biraz fazla. Sadece bir zaman meselesi. k... dili Tan ıdık gibi geliyor.. Çok yazık! k.. Anlaştık! Benim için bir zevktir.../. kitap v./Galiba ... Onun önemi yok. Ona makul bir maa k.. Kesin olarak kimse bilmiyor. It has seen better days. Ne yapalım? Kısmet! Böyleydi.b. Saat bir buçuk. Farketmez..It dawned on me. -diği söyleniyor. Önemi yok.. It´s a bit thick of you to ask me to İng... It still hasn´t penetrated..... It´s become indispensable.)..: mi?” Unless you neden pay him a decent salary.. It is neither here nor there. Her işte bir hayır vardır.. Elimde de ğil./Ho şuma gidiyor. Eskisi kadar işe yaramaz./Bana bir şey hatırlatıyor.. isn´t it? İyi ettiniz! (Cevaben söylenir.. It gives me a kick.. (with me). dili Yüzde yüz olacak bir şey!/Sağlam bir iş bu! Onun hayatta kalmas ı bir mucize. It is reported that .. It is only a question of time. It doesn´t matter./Farketmez.. gelmesin?” diyor ki . Sanki . Burada (gazete. It would seem that . Tüylerimi ürpertiyor. It is half past one.. Kısmen doğru../Rumor has it that ... -e göre tabii ki . ./Hiç hoş bir şey değil./Bana v ız gelir. Büyük bir olas ılıkla . It makes no difference. It´s a real pity! It´s a sure thing! It´s a wonder she´s still alive.. It´s a change for the better. It isn´t worth a farthing./Her şey iyi güzel de . dili Jeton hâlâ dü şmedi. 2. It looks like rain. It was just one of those things. It seems as if/as though .).. Beni etkilemiyor. It never rains but it pours.” “Gelecek “Tabii.. It was like this. Allah verince ya ğdırır..´nde) diyor ki . It has seen better days.. It is beyond my power. It rings a bell It says here that . gibi görünüyor.. It serves him right! It serves him right! It stands to reason It stands to reason that .... imi ş gibi. değil mi? do this. It is an ill wind that blows nobody good. k. Beş para etmez. Bana zevk veriyor. Müstahaktır!/Oh olsun! Müstahaktır!/Oh olsun!/Ettiğini buldu! (that) .. It´s about time! It´s all very well but . k.. dili Çok kolay bir şey!/İşten bile değil! It´s a cinch! Yazıklar olsun! It´s a crying shame! It´s a deal! It´s a pleasure. Hepsi iyi ho ş ama .

k. Okul zaman ı geldi. It´s not within reach. 2. It´s no laughing matter./Yanına yaklaşılmaz. 2. s. i. It´s time for Sıra sende. It´s not within her capacity. s. It´s prohibitively expensive. he won´t change his mind. dondurmayla dolu dondurma. buz tutmuş (liman). 4.külah ı. buz gibi. k. buz hokeyi.. buzlu: iced tea buzlu çay./Şakaya gelmez. 1. 2. k. buzul.. k. It´s just the thing! It´s my treat. k ıs. f. Saat bir. the other. k. üzerine krema sürmek. cone 1. 2. s. It´s no joke. Aslında şehrin sınırları dışında. It´s outside the city proper. dili buzdolab ı. intrauterine device. s. dili Tam arad ığımız şey! Ben ısmarlıyorum. Italian Italy IUD Ivorian Ivory ice ice cream ice cube ice field ice hockey ice hockey ice pack ice pick ice rink iceberg icebound icebox icebreaker icecap ice-cold ice-cream soda iced iced-tea iced-tea spoon i. It´s one o'clock. buz hokeyi. Hiç anlayam ıyorum./Ha Ali Hoca. Fildişi Kıyısı´na özgü. 1.It´s Greek to me. Külah içinde dondurma ı. dili Aralar ında hiç fark yok aslında. k. buz pateni alan ı. aysberg. Fildişi Kıyılı. İtalya. Kapasitesi ona yetmez. It´s high time. O kadar pahalı ki kimse alamaz. 2. buz torbas ı. It´s no go. Tam vakti. i. moda! şHoca imdi çok O It´s the rage these days! It´s time for school. El altında değil. dili Bundan sonras ı kolay./İkisi aynı kapıya çıkar. 1. buz k ıracağı. üstüne soda dökülmü ş dondurma. Olmuyor. 2. It´s nothing special. buzda ğı. It´s no joke. ha Ali. i./Şakası yok. İşin şakası yok. Olmuyor./Ahım şahım bir şey değil. dili Bana ne! Kendini içkiye vermesi şaşılacak bir şey değil. etraf ı buzlarla çevrili (gemi). . It´s no skin off my nose! It´s no wonder he took to drink. i. İtalyan. buzk ıran. It´s plain sailing from here on. i. i. Fildişi Kıyısı. 2. dondurma külah: an ice-cream cone. İtalyanca. (over/up) buzlanmak. 1. üzerine krema sürülmü ş (pasta/kek). dili O bana göre de ğil./Şakaya gelmez. It´s not my cup of tea. buzda so ğutmak. Fildişi Kıyılı. 5. 1. Şakaya gelmez. It´s not humanly possible. buzlarla kaplı. ice-cream3. dondurmak. Kolay iş değil. 1. buzlu şerbetten yapılan tatlı.: It´s no go. i. s./Zaman ı geldi de geçti bile. küçük She buz was kalıbeating isfilt. karar ından vazgeçmiyor. buz. i. uzun saplı tatlı kaşığı. dili İnsanoğlu bunu yapamaz. donmak. s. Pek bir özelliği yok. It´s six of one and half a dozen of k. It´s your turn.

.h. (with/to) (ile) ayn ı. . kimlik bunalımı. işsiz. kendini (biriyle) özde şeyin . ülküsel. idilik. avara kasnağı. boş gezen kimse. buz gibi. 1. f. ideolog. idealizm. ideoloji. i. z.t. mükemmel. geri zekâlı. bak. İng. i. mat. tar. i. 2. i. putperestlik. yerle şmiş inanç. 1. cılık.. 3. 2.o. boş (vakit). saplantı. ile ş ilgili olduğunu düşünmek. idefiks. tapınmak. i. put. 2. dangalak. f. ülkü. hüviyet. i. idyll. (bir gruba özgü) dil. putlaştırmak. mak. ikona. i. f. ayn ı şekilde. 1. (bir dilin) ifade tarzına uygun olarak.b. kapl ı. s. (biriyle) özdeşleşmek. yerle cı. kimlik cüzdanı. 1. asılsız (söz/vaat/tehdit).. 2. mak. 1. yerle ıcı. künye.h. i. 2. birinin/bir i. ülkücü.. ülkücü./s. with leştirmek. pastoral. i. b. f. (pasta ve kek üzerine sürülen) krema v. f. lemeyen (makine). ideal olarak. buz. tuhaf özellik. deyim. aylak. tar. i. s. dangalak. b. with identity identity card identity crisis identity disk ideological ideologist ideology idiom idiomatic idiomatically idiosyncracy idiot idiotic idle idle away time idle hours idler idol idolater idolatry idolise idolize idyl idyll idyllic i. sanki bir idilden al ınmış. kurumlara karşı çıkan/saldıran kimse. ideal. putperest. fels. idealize.. 1. 4. i..icicle icing icon iconoclasm iconoclast iconoclastic icy idea ideal idealise idealism idealist idealistic idealize ideally idée fixe identical identical twins identically identification tag identify identify s. kar dişi. dü şünce. i. 1. 2. tembel. özde şlik. ikonoklazm. 2.h. ikonoklast. fels. 2. 2. z. s. iş zaman öldürmek. gelenek i. 2. mat. i. buz saça ğı. 1. 3. i. 1. aynen. ask. a ğız. i. boşta. 1. ülkücülük. idealist. kimlik. bak. idealle ştirmek.. fels. bak. ikon k ırveya şmi ş inanç. ikon. sanem. eksantriklik. -in kim/ne/kimin oldu ğunu tespit etmek/saptamak/söylemek. i.. boş. gelenek veya kurumlara karşı çıkma/saldırma. ideal. ask. ayrıksılık. s.. buz salkımı. özdeş ikizler. gelenek s. s. ikon k ırıbuz s. sabit fikir. tuhaflık. s. 1. İng. (motor) rölantide/avarada çalışmak. tar. boş vakit. kurumlara karşı çıkan/saldıran. geri zekâlı.. f. ruhb. idolize. 1. çok sevilen kimse/ şey. ideal.ikonoklast. fikir. kimlik kartı. ikon k ırıveya şmiş inanç. buzlu. (bir dilin) ifade tarzına uygun. 2. i. özdeş. idealist. (kolye zincirine tak ılı) künye. 5.. saçak buzu. avara dişlisi. s. s. tabir... b. idil. 1. ideolojik. 2. z. i. 2.

s. yanmak. okuma yazma bilmeyen. demek ki. always live in the cave. şerefsiz. eğer. yanlış. i. kıvrımbağırsak. Iguana iguana. şart. mantığa aykırı. rahatsızlık. i. s. yanlış düşünülmüş/tasarlanmış. k. i. husumet. kontak anahtar ı. tutuşturmak. yasadışı. s. dar görü şlü. haram. i. kötü. eğer. 1. s. caiz olmayan. bahts ız. alçakça. içi ırahat olmayan. f. bilmezlikten gelmek. yanlış. soysuz. şayet. terbiyesiz.. kötü huylu. cimri. bilgisiz. kötü niyet. 3. yeşilmeşe. ters. ise. boş vermek. yolsuz. 1. anat. En kötü ihtimal gerçekle şecek 1. alçaklık. i. 2. id est yani. cehalet. we rica can ederim. cahillik. s. s. çoğ. belirsiz. bilgisizlik. ateşleme tertibatı. bilgisizlikten ileri gelen. 2. pek bilgisi olmayan.a (îl´iyı) i. 2. çobanpüskülü. s. keşke: If only I had known. dili şüpheli. tutuşmak. s. rahats ız. isterseniz. şayet. oto. kötülük. yasad ışı. ateşlemek. s. (worse. 2. zool. bayağı. 2.. ters.e. olmazsa. okumam ış. worst) 1. k. hintkertenkelesi. s. 2. hasta. illegal. talihsiz. 2.ie if if ever if need be if not if only if perchance if push comes to shove/if it comes to the push if worst comes to worst if you please iffy igneous ignite ignition ignition key ignition switch ignoble ignominious ignominy ignoramus ignorance ignorant ignore iguana ileum ilex ill ill at ease ill will ill will ill-adapted ill-advised ill-bred ill-disposed illegal illegibility illegible illegitimate ill-fated illiberal illicit illiterate ill-judged ill-mannered ill-natured illness illogical k ıs. huysuz. uygun olmayan. a şağılık. 2. alçak. yasad ışı. s. 3. bot. k. zarar. s. s. tutuşturma. en kötü ihtimal gerçekle şecek olursa/gerçekleşirse: If worst comes to worst. sakıncalı. 1. 2. gerekirse. s. yolsuz. lütfen. terbiye görmemiş. aksi takdirde. kontak. s. bağ. ateşleme. il. i. kültürsüz. Keşke bilseydim. ateş almak. 1. 1. rezalet. düzensiz. ald ırmamak. cahil. oto. yakmak. 1. i. evlilikdışı. cahil. fena. kaba. dili çok gerekirse... s. s. fenal huzursuz. 1. . i. mantıksız. s. 1. ate şleme düzeninin açılıp kapanmasını sağlayan aygıt. pırnar. 1. tutu şma. kara cahil. 1. uğursuz. namussuzca. okunaks ızlık. 2. uymayan. 1. iguana. 2. yüz k ızartıcı. bilgisiz. püskürük (kütle). gayrime şru. serke ş. şayet. i. f. s. hastalık. oto. 2. i. 2. p ırnal. s. okunaks ız. de ğilse. s.

. zannetmek. hayal ürünü. ölçülemez. 3. emmek. ilüvyon. s. 2. öğrenmek. özümsemek. hayal etmek. 1. 3. 3. s. f. 4. geri zekâlılık. with (fikir) a şılamak. 1. 1. i. yanılsama. 4. şerefli. 2. tertemiz. f. 1. kocaman. (kitabı/yazıyı) tezhip etmek. f. aydınlat i. 1. f. ham. 2. i. i. şimdiki. il. dengesizlik. 2. tahmin edilemeyecek boyutlarda. ıcı. tertemiz bir şekilde. yarat ıcı. aydınlatma. resimlemek. 1. s. hayal. 2. maddi olmayan. 1. 2. f. çizer. tasar ımlamak. uçsuz bucaks ız. 1. sanmak. içkin. geri zekâlı. s. i. 3. hayal. f. göz önüne getirilebilir.. i. z. hayal. illüstratör. 1. hayal gücüne dayanarak. kapmak. fels. çok büyük. 3. resim. talihsiz. sonsuz. hayal gücü kuvvetli. (bir şeye) doğrudan yol açan neden. görüntü..vi.. toyluk. s. 3. 2. imgecilik. 1. aldatıcı. i. taklit etme. içmek. kötü davranmak. 1. s. yakın. (birini/bir konuyu) ayd ınlatmak. imgelem. şanlı. 2. s. olmamış. hemen. içkinlik. i. me şhur. z. 3. asılsız. s. gelişmemiş. imgelemek. betimleme.. taklidini yapmak. kuruntu. lekesiz. illüzyon. ünlü.lu. 1. çok büyük olma. hayal gücü. i. (birini) örnek almak. 3. 2. vakitsiz. s. 2. 2. gayet. 2. lekesiz olarak. aldatıcı. fels. z. s. s. 2. uğursuz. aptallık. f. ölçülemeyecek kadar büyük/çok. derhal. toy. kusursuz. 1. asılsız. çoğ. acil. 2. aptal. 1. imge. so ğurmak. i. imgeci. pek çok. s.ill-omened ill-starred ill-timed ill-treat illuminate illuminating illumination illusion illusive illusory illustrate illustration illustrative illustrator illustrious illuvium image imagery imaginable imaginary imagination imaginative imaginatively imagine imagism imagist imbalance imbecile imbecility imbibe imbue imitate imitation immaculate immaculately immanence immanent immaterial immature immaturity immeasurable immediate immediate cause immediately immense immensely immensity s. s. iyi planlanmış. hayali. konu d ışı. taklit.. s. bahtı kara. do ğrudan doğruya. s. olgun olmama. i. tezhip. i. imaj. 1. ışıklandırmak. haml ık. olgunla şmamış. 1. i. uçsuz bucaks ız olma.a (îlu´viyı)/--s (îlu´viyımz) i. s. 2. hayal edilebilir. i. illüstrasyon. imgesel. örnekleyen. 2. taklit etmek. s. zamans ız. mevsimsiz. s. put. 1. i. örneklemek. s. jeol. önemsiz. 2. örnek. i. aydınlatmak. z. 1. 2. 2. 1.

ahlaka aykırı. immunize. vuru ş. çarpışma. i. 2. immortalize. İng. s. ölümsüz varl ık. elektrikli su ısıtıcısı. i. küçük şeytan. i. immobilize. hareketsizlik. f. sonsuz. to -e kar şı4. İng. 3. heyecanland heyecanlı. İng. huk. batma. from/to -den muaf. k ımıldatılamaz. ölümsüzle ştirmek. tespit etmek. bak. engellemek. sabit. dalma. k ımıldamaz. 1. 1. bak. sabit. kolay şınmaz. yansızlık. afacan çocuk. huk. s. göçmen. kazığa oturtmak. göç etme. s. s. yerinden oynamaz. edepsiz. ateşli. 1. s. s. 2. i. f. sabırsız. 2. ölçüsüz. tez canlı. f. i. f. s. f. 1. bağışıklık. muhacir. çıkmaz. yansız. aşırı.. 2. bak. s. etki. göç etmek. k. haddini bilmez. f.. açık saçık. s. i. a şılmaz. kazıklamak. f.. pekiştirmek. i. ars ız. f. suya batırmak. çileden çıkarmak. geçit vermez. i. geçilmez.. paras ız.. ahlaks ız. kördüğüm. kazığa vurmak.immerse immersed in thought immersion immersion heater immigrant immigrate immigration imminent immobile immobilise immobility immobilize immoderate immodest immoral immorality immortal immortalise immortality immortalize immovable immune immunise immunity immunize immutable imp impact impact impacted tooth impair impale impart impartial impartiality impassable impasse impassion impassioned impassive impatience impatient impatiently impeach impeccable impecunious impede f. derin düşüncelere dalmış. etkilenmez. coşkulu. kızdırmak. 1. gayrimenkul. 1. s. ırmak. utanmaz. 2. s. tarafs ızlık. (to) (-e) bildirmek. 2. çene kemiğine kaynamış diş. yakın. açmaz. f. (against) (-e kar şı) bağışık kılmak. k ımıldayamaz duruma getirmek. ölümsüz. İng. i. i. i. zayıflatmak. 2. 3. s. i. coşturmak. ebedileştirmek. hareketsiz. yak ında olmasından korkulan. İng. duygularını açığa vurmayan. sıkıştırmak. 1. şeytanın art ayağı.. dokunulmazlık. f. . bozmak. f. 2. s. 1. (devlet memurunu) mahkeme önünde suçland ırmak. z. ölümsüzlük. to -e vermek. f. f. i. dili elektrikli su ısıtıcısı. 1. dald ırma. s. kusursuz. söylemek. suçlamak. 2. dişçi. 1. hırslandırmak. değişmez. ebedi. batırma. tarafs ız. 3. 2. ahlaks ızlık. s. ta ba ğışık. sabırsızlık. daldırmak. sabırsızlıkla. dalgın. s. değişmez.. f.

f. yayılımcı. mecburi. z. kesin: implicit trust tam güven. beraberinde getirmek: s. (yasa. olmas ı yakın. i. küstah. münasebetsiz. 1. ştiri v. güdü. imparatorluk sistemi. 4. 2. yerine getirme. s. 5. 1. zorunluk. bitmemi ş bir eylemi gösteren (zaman/fiil). şiddetli. i. to (korku. aşılamak. yatıştırılmaz (öfke.b. 3. münasebetsizlik. çürümez. eksik. (orman). i. içermek: Smoke implies fire. itmek. canland ırma. 2. hissedilmez. implantasyon yoluyla şı a ıb.b. 2. araç. s. emreden. sert. to (su. (--ed/--led. s. 3. 2. implantasyon. f. hava v. noksan. istifini bozmayan. engel. s. (birini) (olumsuz bir şeye) karıştırmak. tam. f. hava geçirmez. ima edilen. 2. mim. i. bozulmaz. hızl ı. 2. 3. dikmek. görülmez. s. dolaylı olarak kar s. geçici. i. kusurlu. şahane. s. emretmeyi seven.´ne) asmaz. kaba. --ling) sürmek.b. f. tıb. 1. 2. i. engel. s. yalvarmak. nüfuz edilemeyen.´ni) dinlemez. tıb. 1. 2. girilmesi olmama. eksiklik. temsil etmek. şiddet. zorunluluk.´ni) geçirmez. temkinli. to (ya ğmur/hava) geçirmez. defolu. 3. Duman ate şi içerir. alet. f. saklı. 2. z. f. sugeçirmez. 2. 4. güç. kaba bir şekilde. 2. ağırbaşlı. 1. emir belirten. yayılımcı. 1. aceleci. belli belirsiz. i.´ni) yürürlü i. 1. 1. to (ö ğüt. 1. amansız (düşman). plan v. yok olmaz. 3. terbiyesizce. 1. implantasyon. 2. söz. 2. s. ele yap ılan. 1. 3. (dolaylı olarak) göstermek. Allaha kar şı saygısız.). pişman olmayan. 2. bak. 1. zorunlu.´ni) yerine getirmek. i. ele ştiri v. emir.. dilb. akl ına sokmak. 2.b. s. s. geçirimsiz (toprak). 2. özür. yürütme. anla ı olarak. 1. s. karar ğe koymak. pişmanlık duymayan.b. s. mâni.impediment impel impending impenetrable impenitence impenitent imperative imperceptible imperfect imperfection imperial imperialism imperialist imperialistic imperil imperious imperishable impermanent impermeable impersonal impersonate impersonation impertinence impertinency impertinent imperturbable impervious impetuous impetus impiety impinge impious implacable implant implant implantation implement implement implementation implicate implication implicit implicitly implore imply impolite impolitely i. on/upon -i etkilemek. içinden geçilmez (kale). emperyalizm. zorunlu şey. i. 3. uyarı. 2. aplikasyon. taklit etme. f. s. sevketmek. f. buyurgan. i. . imparatorlu ğa ait. s. kusur. nefret v. kalıcı olmayan. dilb. (birini) (olumsuz bir şeye) ışt ırma. 2. (--led. amirane. s.b.b. zor.edilmeden anla şılan. 1. kişisel olmayan. canland ırmak. tamam ıyla. (ö ğüt. 2. seçilmez.). 1. farkedilmez. 1. (bir şeyin içinde) saklı olan anlam. tlamak/dikmek. kişilikdışı. 1. s. 3. küstahlık. imparatora özgü. v. 1. 1. 1. --ing/--ling) tehlikeye atmak. 2. impertinence. i. pişman 4. 2. piimkâns şmanlıkız duymama. keçisakalı. çözülemeyen (sav. emperyalist.şı dolayl f. yürürlü ğe koyma. s. i. ima etmek. 3. Allaha kar şı saygısızlık. uygulamak. s. taklit etmek. terbiyesiz. yay ılımcılık. kulak dü şünmeden i. s. sır v. 1. terbiyesiz. i. çabuk. -e işaret etmek.. (taahhüt. i. emperyalist. ifade lan. 2. i. dürtü. delinmez. 1. soğukkanlı.

etki. i. kullanışsız. pratik olmayan. -e (vergi) koymak. zayıf. zahmet vermek. (damga) basmak. hapis. güçsüz. (on) 1. iktidars ızlık. f. rahats s. i. z talep. gebe b ırakmak. heybetli. 1. i. hile. izlenim. i. zorla kabul ettirmek. 4. 6. ithal etmek. 1. 2. s. imkânsız. ithalat kotas ı. itibarl ı. zahmet. s. i. anlam. 2. kim. 1. iz. i. özensiz. i. f. 2. etki. 3. 7. 6. z. permi. ölçülemeyen. emprenye etmek. i. s. hapsetmek. isteğinde çok ısrar eden. imkâns ız bir şekilde. 5. (vergi) koyma. etkileyici. emdirmek. empresyonist. kesin olmayan. 1. uygulanamaz. kolayca etkilenen. f. ithalat ve ihracat. 3. s. önem. yap ılamaz. hassas. 1. ız etmek. uygunsuz. dikkatsiz. kazan ılamaz. 1. izlenimci. 4. 2. 2. uygulanamaz.. 2. 1. zaptedilemez. önem. kanunen el koymak. i. olanaks ız. 1. şaşırtıcı derecede. 1. 2. pratik olmayan. geçilmez. titiz olmayan. empoze etmek. etkilemek. i. yoksulla ştırmak. s. 2. harç. yap ılamaz. tartıya gelmez. terbiyesizlik. empresyonist. 4. zorla kabul ettirme. f. (zihnine) sokmak. imkânsızlık. 1. 5. 2. doland ırıcı. bak. damga. mim. i. s. itibar. with (fikir) a şılamak. 1. s. 2. yük. s. 4. (ceza) vermek. i. 2. vergi. etkileyici bir şekilde. (kitapta) yayınevinin adı. empresyonizm. resim. ağırlığı olmayan. 1. ceza. 3. 1. d ışalım. beceriksiz. bask ı. i. 3. haczetmek. olanaks s. i. s. isabetsiz.. 4. 3. f. elverişsiz. 2. duyguları etkileyen. 3. 4.(yol). fakirleştirmek. 6. ithalat. s. 2. on/upon 1. önemli. impotence. etki. önceden kestirilemeyen f. elverişsiz. mantıksız. i. f. i. f. 2. ithalatç ı. ithal malı. s. âciz. ısrarla istemek. 1. 2. 2. z. 2. ithalat vergisi. etken. hapsetme. çetin 2. ithal izni. f.impoliteness impolitic imponderable import import import duty import license/permit import permit import quota importance important importation importer imports and exports importunate importune impose imposing imposition impossibility impossible impossibly impost impost impostor impotence impotency impotent impound impoverish impracticable impractical imprecise impregnable impregnate impress impression impressionable impressionism impressionist impressionistic impressive impressively imprint imprint imprison imprisonment i. üzengita şı. görkemli. haks ızlıık. 1. 2. güçsüzlük. bask ı. sahtekâr. kabalık. 3. i. damga. izlenimci. iktidarsız (erkek). nüfuz. 1. 3. aşırı duyarlı. a ğıla kapamak. 5. 3. döllemek. 2. ithalat izni. on/upon akl ına sokmak. etkili. 1. (damga/mühür) basmak. nüfuzlu. çok ısrarlı. nak şetmek. izlenim. . 1. (zorla) yüklemek. kuvvetini kesmek. s. izlenimcilik.

k. yüklemek. katışkı2. düşünmeden. 1. uydurup yapmak. küstah. -e. yüzsüz. dolambaçlı yoldan. the box kutuda. 2. tedbirsiz. itici güç. doğaçtan çalmak. ars ız. küstahlık. verdi edat ğ 1. (bir şeyi) iyimser olarak (görmek). 3. katışıklık. ani bir istek. baştan savma. geli ştirmek. k. 3.gözde. doğaçtan/irticalen ılan. 5. tedbirsizlik. dili çoktand ır. çıplak. ırlıksız. s. azıcık. kirlilik. 2. uygunsuzluk. tepisel. ilerletmek. saflığı bozan şey. 1. 1. in the envelope zarf ın içinde. 1. dolaylı yoldan. yetkili kişi. piston. yoluna koymak. murdar. 2. iffetsiz. olmayacak. hazırlıksız. i. içeri do ğru yönelen. ihtiyats ızlık. düzelmek. 3. f. s. itki. irticalen. pe bir anlamda. z. yalanc ı çıkarmak. düzeltmek. 5. 2. k. hemen. dili bir anda. epeydir. k. ruhb. k. hazırl ıks ız olarak. peşin ve taksitsiz olarak: I can pay for it in a lump sum. aceleyle. murdarl ık. pis. doğaçtan. tehlikede. içinde. 2. -de. k. 1. 2. vermek. az ve öz olarak. moda. kar ışık. 1. elinde. (hazırlık yapılmadan) o anda yapılan. pislik. 3. i. içeride. bir anlamda. içine. i. madde. mevsimi z. 1. z. 2. -de. içinde. tepi. cezadan muaf olma. 1. 3. improving. -a: Put it in içine. geli f. Cebine koy. s. s. 2. 2. s. içeriye. 1. ilerleme. f. iç. üstüne yıkmak. k. f. tedbirsiz. kötü bir durumda. kolaylıkla. dili küçük çapta. dolaylı olarak. yüzsüzlük. lığı düzeliyor. -da. dili torpil.improbable impromptu improper impropriety improve improvement improvise imprudence imprudent imprudent impudence impudent impugn impulse impulsive impulsively impunity impure impurity impute in acknowledgment of in in in in in a bad way in a big way in a breeze in a coon´s age in a daze in a ferment in a flash in a good light in a hurry in a jiffy in a lather in a lump sum in a manner of speaking in a monotone in a nutshell in a roundabout way in a sense in a slapdash manner in a small way in a small way in a state of undress in a trice s. Parasının hepsini şinen ödeyebilirim. dili 1. düzelme. kirli. . 2. çabuk çabuk. 1. s. 4. ihtiyats ız. 3. yap ışıksız. çok hasta. Özhan´ ştirme. monoton bir şekilde. görev ba3. gelmiş. sesini alçaltıp yükseltmeden. şında. yıldırım hızıyla. 2. yak i. iktidardaki. geli şme. anında uydurmak. yola girmek: Özhan´s health is ın sağ2. sersem sepelek. 2. evde. çok moda olan. gelişigüzel. i. i. your pocket. k. yabancı . atfetmek. düşüncesizce davranan. dili büyük çapta. s. 3. -in karşılığı olarak: in acknowledgment of his years of service yıllarca i hizmetin kar-da: şılığıin olarak. uygunsuz. bir ç ırpıda. dili karga şalık içinde. 3. gelişmek. i. karınca kararınca. ihtimal d ışı. i. 1. yani. 4. ihtiyats ız. 1. haz çirkin. s. 2. birdenbire. katışık. düzeltme. dili heyecanlı. arsızlık. 1. çabucak.

ne olursa olsun. takdirde: In case it´s necessary. ayr ıca. ileride. her halde: In any case you be there. bol/çok miktarda: There were pears in abundance. Gerekti ği takdirde geç vakte kadar çalışabilirim. mucibince. vard -e uyarak. her halükârda. birlikte. büyük bir ihtimalle/olas ılıkla. çok düzenli bir şekilde. ambalajsız. zaten: In hiçbir şdinner. 2. 1. sözü geçen. -e nazaran. danışman olarak. . kâh d ışarıda. toplantıda. hakikaten. çiçekte. toplam. güpegündüz. ile beraber. toptan. işe hazır. huk. dili heyecan içinde. her halde: In any event I´ll see you at Billur´s ekilde. alfabetik olarak dizilmi ş. 2.yazılı olarak. pe şin olarak. açık. ne olursa olsun. -e ilaveten. 1. 2. alfabetik sıraya göre. zaten: In any case you couldn´t have herhalde. in case of bas acil bir durumda.in a twitter/all in a twitter in a way in a word in a/one body in absolute privacy in abundance in accord with in accordance with in actuality in addition to in advance in aid of in all in all in all probability in alphabetical order in an advisory capacity in and out in anticipation of in any case in any case in any event in any shape or form in apple-pie order in bad/ill repair in between in black and white in bloom in brief in broad daylight in broad daylight in bulk in camera in case in case of in case of emergency in cipher in cold blood in cold blood in command in commission in company with in comparison with in compliance with in concert in conclusion in conference k. orada ol. güpegündüz. şifreli. 1. uyarı niteliğinde bülten/duyuru. (bir şeyin gerçekleşebileceği) düşüncesiyle. -e uygun olarak. özetle. uyum içinde. her halükârda. aralarında: two houses with a yard in between aralarında bir bahçe olan iki dili ev. Ne olursa olsun sen olsun. 1. önde. -e göre. tamamen aralar ında kalmak üzere.emergency acil durumda. ne olursa 1. sözün k ısası. menfaatine. -e uygun olarak: Is this in accordance with your wishes? Bu isteklerinize göre mi? I acted in accordance with your instructions. Yang ın anında bu düğmeye ı n. sefere hazır (gemi). son olarak. meşgul. k ısaca. gerçekten. -e göre. kâh içeride. i. halinde: In case of fire press this button. kötü durumda. k. birlik içinde. amir. gizli celsede. bir bak ıma. Her halükârda Billur´un yeme ğinde görüşürüz. hepsi. tamam ı. 1. fazla olarak. I can work late. toplam olarak. 2. soğukkanlılıkla. 2. -e yardım için. hep birlikte/beraber. 2. yararına. Çok miktarda armut ı. çiçek açm ış. k ılını kıpırdatmadan. -e ek olarak.

2. 2. tam göz önünde. biraz erken. genel olarak. 1. aslında. -in taraftar ı. gerçekten. -den fazla. aslında. elde. kuşkulu. keyfi yerinde. şakadan. ile ilgili olarak. önünde: in front of the building binan ın önünde. alevler içinde. aslında. varl ıklı. -e meydan okuyarak. 2. 2. çok revaçta. gerçekte. şaşkınlık içinde. harap. kontrol altında. ciddi olarak. k. baya ğı. çok aranan. 1. zamanı gelince. nedeniyle. çok. ile bir arada. iki suret halinde. -den yana. 2. çok aranan. tutulan. zamanı/vakti gelince. tela şla. cürmü me şhut halinde. önde. 1. -e rağmen. iyi arkada şlarla. yokluğunda. ayrıntılı olarak. suçüstü. çok ra ğbette.in conjunction with in connection with in consequence of in danger in days of yore in deep water in deep water in default of in defiance of in despite of in detail in diameter in disrepair in doubt in due course in due course in duplicate in earnest in easy circumstances/on easy street in effect in excess of in fact in fact in favor of in fine fettle in flagrante delicto in flames in focus in front in front of in full retreat in full view in fun in future in general in good company in good faith in good repair in good season in good spirits in good time in good trim in great demand in great request in hand in harness in haste ile beraber. iş başında. süresi gelince. 3. genellikle. -e ayk ırı olarak. -i hiçe sayarak. ile birlikte. önceden belirlenen zamanda. z. çap olarak. 3. çok eskiden. -in lehine. ayrıntılarıyla. yürürlükte. 1. tehlikede. sonucunda. tam çekilme durumunda. -i geçen. -in lehinde. k. tamire muhtaç. büyük ra ğbet gören. 2. şüpheli. hazırlanmakta. başı dertte. keyfi yerinde. sadece birinin sözüne güvenerek. doğrusu. bundan sonra. dili ba şı dertte. 1. . aceleyle. dili iyi durumda/vaziyette. iyi durumda. 1. zor durumda. formda. ciddi. iyi odaklanm ış. -e karşın. vaktinde. yokluğundan dolayı. henüz belli olmayan. tam zaman ında. hali vakti yerinde. bundan böyle. zamanla.

için: in order to see görmek için. order to keep up appearances ele güne kar şı rezil olmamak için. özünde. çabucac ık.in his/her own backyard in hock in honor of in imitation of in irons in itself/in and of itself in jeopardy of his life in jest in leaf in less than no time/in no time/in no time at all in lieu of in line for in luck in memory of in mesh in miniature in motion in my book in my judgment in my opinion in my opinion in name in no time in no uncertain terms in no way in no way. için s ırada. de 1. avucunun içinde. bir seferde: He drank all the beer in one go. şansı açık. minyatür. talihli. ı tehlikesiyle karşı karşıya. k ısım kısım. boş vaktinde: Do it in your spare time! Onu boş vaktinde yap! yürürlükte. daima. kafas ında. ismen. bana göre. -in yerine. yol üstü olmayan. out of the way in nothing flat in one go in one sense in one´s mind´s eye in one´s pocket in one´s spare time in operation in order that in order that in order to in in in in kendi çevresinde. sert bir şekilde/açıkça (söylemek).bir taraftan. bir kerede. hareket halinde. rehinde. eli kelepçeli. diye. k. kan ımca. kendisi. yapraklanm ış. 2. sözde. her zaman için. birbirine girmiş. bence. O hiçbir şekilde sorumlu ildi. hemen. bana kalırsa. 1. Biran ın tümünü bir dikişte içti. derhal. our midst k ısmen. bizzat. 2. -i taklit ederek. çabucak. part özellikle. 1. -e bedel olarak. bana göre. k ısmen. kesinlikle: He was in no way responsible. ebediyen. al ışılmışın dışında. idam cezas şaka olarak. hayalinde. bir anlamda. fikrimce. -e aday. bana kalırsa. bizatihi: In itself it´s not a problem. -in anısına. bana göre. zincire vurulmu ş. other words aram ızda. kanımca. hayatı tehlikede. -sin diye: in order that he may see görsün diye. demek. ufak çapta.ğ sapa. yani. Kendi ba şına bir problem de ğil. yer yer. tesadüfen. 2. parça parça. geçerken. şahsen. şerefine. -in hatırasına. in particular in parts in passing in patches in pawn in perpetuity in person . ta ki. çok çabuk. rehinde. hiç. nüfuzu altında. dili çok çabuk.

inşa halinde. 1. pratikte..´s stead in search of in self-defense in sequence in seventh heaven in shore in short in short course in short order in short order in sight in single file in so far as in so many words in some ways in some measure in spite of in stock in sum in tandem in ten seconds flat in terms of yerinde. k. Onun yerine Çetin gidebilir. 2. ile ilgili olarak. 2. bask ıda. birlikte. -in yerine. hakk -e cevap olarak. s ırayla. 1. gizli olarak. ba şkaları yokken. art arda. basılmakta. k ısmen. aramakta. açık seçik bir şekilde. hakk ında: She said nothing in relation to that matter. -e gelince. aç ıkça. 1. pe şinde koşarken.. kısaca. birbirine bağlı şa. art arda dizilmiş bir şekilde. uygulamada. sözün kısası. çarçabuk. bir dereceye kadar. tek s ıra halinde. yerine getirirken. 1. bak ımından. with regard to.in place in place of in plain English in plain English in play in point of in point of fact in position in practice in press in private in process of construction in proportion to in protest against in public in pursuance of in regard to in relation to in reply to in respect of in respect to in response to in retrospect in return for in revenge for in s. gerçekte. koordinasyon içinde. kendini korumak için. k ısaca. -e karşılık olarak. geçmişe bakarak. aramaya. gizlice. gerçekleştirmeye çalışırken: He sacrificed his wealth bak. -diği kadar/derecede. ile ilgili. tic. birinin nam ına: Çetin can go in his stead. -e oranla. 2. bazı bakımlardan. baş başa. O mesele ında hiçbir şey söylemedi. mevcut. Zorluklara ra ğmen devam ediyor. herkesin önünde. birinin yerine. olarak.. çok mutlu. görünürde. -den öç almak için. yapılmakta. -ce/-çe: In terms of money she´s well fixed. 1. aç ıdan: Don´t look at the situation in those terms! Duruma o açıdan bakma! 2. 1. şaka olarak. çabuk. İdeallerinin peşinde . dili -e gelince. ile ilgili olarak. açıkça. -e rağmen. k ıyıya yakın. alenen. k ısaca. -e göre. aslında. -e protesto olarak. tam yerinde. 1. -e karşın: He´s carrying on in spite of the difficulties. açıkçası. beraber. in pursuance of his ideals. .. -in karşılığında. 2. aç ıkça. tam onortakla saniyede. açıkçası.o. pe şinde. 2. . -e karşılık olarak. sözün k ısası. 2. -e karşılık.

-in arasında. 3. aradaki zamanda. çoğu. pomp and circumtance tantana. with.önünde/yan 4. ında/huzurunda: in the presence of a large company (birinin) büyük bir topluluk önünde. açmak. eninde sonunda. bak. aç ığa vurmak.. para kaybetmi ş durumda. yaklaşık olarak. olayların ışığı altında. açık havada. tam zaman ında (Gecikmeye hiç yer olmayan durumlar için kullanılır. o/bu arada. çünkü. başlatmak. zaman geçtikçe. ikinci planda. dili muhtemel. Takviyeler tam zaman ında çıplak olarak. bütün olarak. karanlıkta. çoğunlukla. sermek. olayların gelişmesine göre. sırasında. but not in practice. . dili emin. k. başı için. hakkı için. açılmak.. under the circumstances. f. takdirde. yaymak. Don´t say that in her presence! Onun yan ında . hamile. o/bu süre içinde. . başlamak. zamanla. 1. -in ortas ında. konusunda.. esnasında. tam zaman ında. uzun vadede. eninde sonunda. debdebe. karşısında. çıplak. bütün kapsam ı ile. kavram olarak beğeniyor. . namına. dili borçlu. k. 1. zamanla. dili gebe. 2. bizzat. sabahleyin. esnasında. bütünüyle. tabiatıyla. çantada keklik.. halinde. olas ı. Onu uygulamada de ğil. hayal âleminde. dalg ın. pek uzak olmayan (olay). k. yerine. sonunda. civarında. -diğine göre. doğal olarak. toplam olarak. dili paças ı sıkışınca. 1.in that in that case in the absence of in the abstract in the aggregate in the background in the bag in the cards in the circumstances in the clouds in the course of in the course of in the course of time in the crunch in the dark in the end in the event of in the extreme in the eyes of in the face of in the family way in the flesh in the hole in the interest of in the interim in the land of the living in the large in the light of the facts in the long run in the long run in the long term in the lump in the main in the matter of in the meantime in the midst of in the morning in the name of in the nature of things in the neighborhood of in the nick of time in the nick of time in the nude in the offing in the open in the presence of in the process of time -diğinden. sağ. 2. aşkına. mademki. hayatta. madem... garantili. -in gözünde. için. adına. -diğinden dolayı. -in yoklu ğunda: In the absence of any guidelines this is what we came up eyler ığı için ancak bunu yapabildik. eninde sonunda. sırasında. Bize yol gösterecek bir ş kavram olarak: He approves of it inolmad the abstract. o takdirde. 2. habersiz. zamanla. son derece. k. uzun vadede. k. yarar ına. yak ında.): Reinforcements arrived in the nick of time.

-diğine göre. kendini iyi ifade edemeyen. Allah ını seversen? How in the world did bu münasebetle. dikkatsizlik. hep bir a ğızdan. k ısa vadede. i. s. gerçekten. 2. k. noksan. i. bak.His sonucunda.şk. 2. iyi ifade edilmemiş. 2. dikkatsiz. vaktinde. kabul olunmaz. s.. yetersiz. dilsiz. 1. akortlu. s. ikinci olarak. z. Taksim ında 2. 2.in the raw in the rough in the same breath in the second place in the short haul/term in the short run in the short term in the thick of the battle in the vicinity of in the wake of in the world in this connection in three months in time in total in tow in triplicate in truth in tune in turn in two in two shakes in unison in vain in view in view of in/at a pinch inability inaccessible inaccurate inaction inactive inactivity inadequate inadmissible inadvertent inalienable inane inanimate inappropriate inapt inarticulate inasmuch inasmuch as inattention inattentive inattentiveness 1. hakikaten. ruhsuz. tic. dili 2. aptal. -in ard ıoturuyor.. s. gerektiğinde. sönük. -i göz önünde tutarak. i. s. -den sonra. s. -diği derecede/kadar. durgun. kas ıtsız. beceriksizlik. tamam k. hareketsizlik. etkisiz. uygunsuz. bütünüyle. boşuna. 1. 3. . yersiz. 1. dili beraberinde: He had his girl friend in tow as well. 1. anla şılmaz. . time? Bunu vaktinde yeti ştirebilir ıyla. -den dolayı. kim. 1. s. budala. dolaylar ında. elde olmayan. erişilmez. 1.): What in the world bu is that? O ne.. 4. ondan sonra. 3. aptalca. yanına varılmaz. boş yere. 1. hareketsizlik. bir solukta. doğal halde. arkada üç kopya olarak. 1. uygun görülmez. 1. donuk. dili Allah a şkına. güçsüzlük. hatalı. münasebetsiz. 1. 2. 2. s. i. üç aya kadar. 3. 2. . Beraberinde k ız şı da vardı. k ısa vadede. kusurlu. yeteneksizlik. k ısa vadede. s. hareketsiz. toplam olarak. hususta. k. sırasıyla. ortada. satılamaz. hep beraber. gereğinde.. -in pe inde. -in ından. mademki. dili çıplak. tic. a şa ğı ard yukar ı. kaba taslak durumda. yakla şık olarak: salary is in civar nda. s. 2. 1. beraber (yapmak). sıkışınca. 1. ayn ı zamanda. i. yetersizlik. 1. 1. civarında: She lives in the vicinity of Taksim. s ıra ile. ölü. i şlenmemiş durumda. yanlış. budalaca. dili hemen. devrolunamaz. muharebenin en şiddetli yerinde. yüzünden. 2. iki k ıdeadly (of a lamb´s tail) k. durgunluk. etkisizlik. işlenmemiş. kim. dikkatsizlik. bir ç ırpıda. ikiye ırmak). 1. cans ız. anlamsız. s. bir lahzada. 2. ehliyetsizlik. 2. görünürde. zaman ında (yetişmek/yetiştirmek): Can you finish this in misiniz? We can´t get there in time.. inept. Allahı/Allahını seversen (Soru zamirleriyle kullanılır. boş. 2. birlikte. (kişinin) elinden alınamayacak (hak). s. nöbetleşe: Each charge was mowed down in turn by their fire. s.(kesmek/bölmek/ay Hücuma kalkan her grup onlar ın öldürücü ateşiyle helak sma. eksik.

ile beraber gelen. aklıma gelmi f. ı açmak. otobüs v.edinilegelmi ş. teşvik primi. 1. törenle baş latmak. ensizyon. tıb. of (bir şeyin) meydana gelmesi: The incidence of cholera has been ı azalmakta. 2. hakketmek. f. ensest. meşum. insan şekline girmiş. güdü. (birini) törenle bir göreve getirmek. parmak.inaugural inaugurate inauguration inauspicious inborn inbound inbred incalculable incandescence incandescent incandescent lamp incandescent lamp incapable incapacitate incapacity incapacity for incarcerate incarnate incase incautious incendiary incendiary bomb incense incense incentive incentive pay inception incessant incessantly incest inch inch along incidence incident incidental incidentally incinerate incinerator incipient incise incision incisive incisor incite incitement incivility inclement s. 1. hapsetmek. devamlı. 1. irsi. dürtü. s. i. vaka. i. s.54 cm. 1. 1. i. yeni başlayan. kışkırtıcı. 1. s. f. başlangıç. kundakçı. ard ı arkası kesilmeden. s. cisimlenmiş. uğursuz. 1. f. yarma. i. . limana/havaalan ına giren (gemi/uçak). tedbirsiz. ardı arkası kesilmeyen. uzun zaman boyunca s. (bir şeyi) yapamama. güçsüzlük. 2. açılı ış i. s. encase. tesadüfi. 2. yeteneksiz. tütsü. özendirici şey. 1. tahrik etmek. (birinin) tabiat ında olan. 2. sürekli olarak. 1. resmen işe başlatmak. 3. oymak. tesadüfen meydana şken. i. s. kesicidiş. doğuştan gelen. kasten yang ın çıkaran. çöp fırını. f. s. 1. isteklendiren ödül. i. s. z. kaz ımak. ba şlamak. bak. yak ıp kül etmek. s. 3. i. nezaketsizlik. ile beraber z. i. akkor. i. kalıtsal. kabalık. yeteneksizlik. hadise. olay. 1. s.). i.gelen. teşvik. inç. i. güçsüz. i. yavaş yavaş hareket ettirmek. buhur. haddi hesab ı olmayan. başlang c. dü şüncesiz. güçsüz duruma getirmek. yavaş yavaş ilerlemek. aç ılış e başlama. sürekli. şehir merkezine doğru giden (tren. -e özgü. 2. başlatmak. 2. k ışkırtmak. yak ın akraba ile cinsel ilişki kurma. s. 2. hesaplanamayan. kabiliyetsiz. Kolera vakalar i. i. dikkatsiz. i ş yapamaz duruma getirmek. 3. ikinci derecede olan/sayılan: incidental expenses yan masraflar. öfkelendirmek. henüz ba şlamakta olan. i. resmen iştöreniyle s. açılış-in töreni. 2. declining. göreve ba şlama töreni. 2. sert. 2. tahrik. de şme. keskin. teşvik etmek. fırın. k ızdırmak. 1. f ırtınalı (hava). -e özgü. kaba davranış.b. zeki. âciz. s. f. k ışkırtma. s.. ampul. başlama. f. to -e ait olan. to -e ait olan. akkorluk. hesap edilemez. açılış töreni ile ilgili. yangın bombası. 2. 2. günlük. elektrik ampulü. f. 2. s. karışıklık çıkaran.

i. bağdaşmazlık. dahil. 2. eksik. 2. 1. s.inclination incline incline incline one´s ear incline one´s head inclined plane inclose inclosure include included inclusion inclusive incognito incoherence incoherency incoherent income income tax incoming incommensurate incommunicado incommunicative incomparable incompatibility incompatible incompetence incompetency incompetent incomplete incomprehensible incomprehension inconceivable inconclusive incongruity incongruous inconsequent inconsequential inconsiderate inconsistent inconsolable inconspicuous inconstant incontestable incontinent incontrovertible incontrovertibly inconvenience i. katma. s.. anlaşılmaz (sözler/sesler). yads ınamayacak şekilde. noksan. 1. s. mantıksız. kat ılma. bağdaşmaz. otuz milyon lira tuttu. rahats ızlık. 1. içine almak. of -i kapsayan. yersiz. gelir. 1. düşüncesiz. 1. incompetence. içlemci. 1. 1. itiraz edilemez. 3. zahmet vermek. bak. birbirine uymayan. tutars ız. enclose. bir sonuca varmayan. konu dışı. eğri yüzey. ile kıyaslanamaz. s. 2. bağdaşmazlık.. eğilim. istek. i. bağdaşmaz. 1. bak. uyuşmazlık. beceriksiz. anlaşılmaz. s. vefasız. enclosure. içindeleme. incoherence.. 2. yetersiz. 2. 1. ketum. önemsiz. teselli edilemez. s. 2. içermek. lık değdahil iştirerek. f. Onu bizi desteklemeye i. i. z. güçlük. kavran ılmaz. s. idrar ını tutamayan. 2. eşsiz. f. farkedilmeyen. anlaşılmaz. saygısız. yöneltti. i. z. kapsamak. dahil: The charge is thirty million liras inclusive of service. katmak. tutars ız. s. yersizlik. ehliyetsiz. k şmaz. yads ınamaz. giren. emsalsiz. katılan şey. 2. huk. 1. meyil. takmaHesap. inand ırıcı olmayan. 3. i. zahmet. 2. uyuşmaz. yeni (hükümet/y ıl). s. eğim. s. e ğim. adla. 2. 2. uyuşmayan ıs ım/ şey. s. her zaman aynı seviyeyi tutmayan (iş). 2. s. s. yersiz. . s. meyil. anlayışsızlık. s. ele geçen. s. gereken yetenekte olmayan. -e yöneltmek. su götürmez. sonuçsuz. s. 2. tutars ızlık. rahatsız etmek. uyuşmazlık. 1. yaptıkları birbirini tutmayan (kimse). 1. rabıtasız. k ıservis i.. orans ız. 2. z. dahil olma. s. 1. i. göze çarpmayan. i. dahil etmek. dahil etme. karars ız. birbirine z ıt. tutarsız. 3. 3. akıl almaz. yetersizlik. 2. gelir vergisi. kusurlu. ısız (sözler/fikirler). ğlantkazanç. s. eğiklik. kavrayamama. with/to ile karşılaştırılamaz. i. bitmemi ş. yetersiz. tesellisi olmayan. heves. anla şılmayan. önemsiz. başını eğmek. kendini tutamayan. i. tartışılmaz. 1. 1. s. bildiğini başkalarına söylemeyen. s. ba i. uyu s. 2. inkâr edilemez. beceriksizlik. 2. tesellisiz. 2. s. f. uygunsuzluk. f. 1. 1. 1. değişken. 2. to e ğiliminde olmak: His thought inclines to the kulak kabartmak. s. bak. -e sebep olmak: It inclined him to support us. uygunsuz. avutulamaz. etkisiz. 1. bak.

karars ız. s. dilb. i. k. inanmayan. 3. 1. s. s. artırmak. görev. kabal ık. kalıcı (izlenim/etki/duygu). 1. yanlış. 1. nazik olmayan. maruz kalmak. saldırı. 2. hâsılat. s. kuluçka makinesi. borçlu. 5. kuşku. i. 2. belirsiz. inan ılmaz. 1. belgisiz zamir. ahlakı bozulmaz. ırmak. biçimsiz. 2. gittikçe artarak: become increasingly difficult gittikçe zorla şmak. i. cisimlendirmek. . edepsiz. 2. vazife. s. 3. 1.inconvenient incorporate incorporated incorrect incorrigible incorruptible increase increase increasingly incredible incredulity incredulous incredulousness increment incriminate incrust incubate incubation incubator inculcate incumbency incumbent incur incur a debt incurable incurious incursion indebted indecent indecipherable indecision indecisive indecorous indecorum indeed indefatigable indefensible indefinable indefinite indefinite article indefinite pronoun indefinite pronoun indelible indelible ink indelible pencil indelicacy indelicate s. f. çoğalma. s. suçlamak. kâr. belirsizlik zamiri. uygunsuzluk. 2. düzeltilmemiş. te şekkür borçlu. zahmetli. belgisiz. kaba. 3. çözülmez. üstüne çekmek. kuluçka dönemi. hücum. s. gelişmek. i. s. 3. 1. borca girmek. doğrusu istenirse. 1. 2. dilb. dilb. çoğalma. 2. huk. 3. do ğrusu. ç ıkmaz. kaba. yak ışıksız. civciv ç ıkarmak. 2. ımlanmas zor. s. girmek. şifasız. s. uygunsuz olma. f. kesin olmayan. . büyütmek. çürümez. artma. 1. 2. kafasında (plan) kurmak. 1. artış z. verimli olmak. amans ız. 2. uyand borçlanmak. düzelmez (kimse). -e katmak. 2. sabit (boya/mürekkep).geli 2. ı 2. akıl almaz. 1. s. kopya kalemi. onulmaz. into/in -e dahil etmek. hakikaten. aşılamak. 2. inanmazlık. 1. münasebetsiz. s. uygunsuz. 1. şmaz. 2. uygun olmayan. kuluçkaya yatmak. 2. 1. artış. koku f. 4. ak ın. uygunsuzluk. giderilmez (leke/iz). sabit mürekkep. nezaketsiz. gerçekten. toplum töresine ayk ırı. anlatılması imkânsız. 3. i. uygunsuz. elverişsiz. silinmez. s. ürün. i. tan s. 4. gerçeği söylemek gerekirse. belli olmayan. f. (--red. bak. 2. s. i. 1. encrust. i. 1. karars ızlık. 2. 1. rüşvet kabul etmez. --ring) 1. 3. 1. an). z. 2. s. kuvöz. ku şkulu. kuşkulanan. ço ğalmak. s. 1. artmak. 2. öğretmek. kapsamak. tekrarlayarak kafasına sokmak. 2. yakışık almayan. f. savunulamaz. görev süresi. anonim. içermek. 2. i. sökülmez. s. bak. kayıtsız. minnettar. 1. uygunsuzluk. 3. 2. yorulmak bilmez. yorulmaz. meraks ız. birleşmek. yak ışıksız. anlatılması zor. belgisiz s ıfat: bir (İngilizcede a. f. birleştirmek. çoğaltmak. u ğramak. 1. i. incredulity. ilgisiz.. uygunsuz davran ış/söz. okunmaz. artma. s. s. 1. belirsiz. 1. anonim ş irket haline getirmek. 2. ştirmek.. silinmez. yola getirilemez. i. 1. adam olmaz. büyümek. f. mü şkül. dili harika. bozulmaz.

i. düşüncesiz bir davranış. f. katalog. dolaşık. f. savca. ald ırmaz. pol. -i ş 1. 1. talepte sipari siparisipari ş. i. çoğ. vasat. sıradan. bağımsız. z. s. Indigofera tinctoria. -e halindeki isim. s. çivit mavisi.indemnify indemnity indent indent indentation indenture independence independent independently indescribable indestructible indeterminate index index card index finger indicate indication indicative indicator indict indictment indifference indifferent indigenous indigent indigestible indigestion indignant indignation indignity indigo indigo plant indigo blue indigo-blue indirect indirect cost indirect lighting indirect object indirect object indirect tax indirectly indiscernible indiscreet indiscrete indiscretion indiscriminate indispensable f. imlemek. anlatma. i. 4. kuşkulu. rengi. (for) İng. i. yoksul. ald ırmazlık. 1. ayırt edilemez. vazgeçilmez. dolaylı tümleç. ay ırt edilmemiş. i. i. --es (în´deksîz)/in. 1. zaruri. çivit mavisi.. ibre. s. tanımlanamaz. gösterme. dolaylı vergi. dolambaçlı. bağımsız. s. çentmek. delil. iddianame. dolaylı ışıklandırma. f. 1. ilgisizlik. 2. i. s. sözleşme. 3. 1. gösterge. 1. 3. seçilemez. geliri ileğı geçinebilen. dolaylı. içerlek yazma. 2. (kitap) için dizin haz ırlamak. 2. toplu halde. s. paragraf ba şı yapmak. 1. 2. çivit mavisi. ödence. 2. karışık. i. indeks. çivit çivitotu. Indigofera çivit rengi. 2. for ile suçlamak. 2. z. 2. güvence. umursamayan. 2. dolaylı tümleç. talep. işaret etmek. s. çivit rengi. (bir yerde) do ğal olarak bulunan/yetişen.ces (în´dısiz) i. 2. 1. 3. 1. dolaylı masraf. 1. (haks ızlıktan dolayı) kızgın. (kitabın) indeksini fiş. 2. (for) İng. i. 1. rasgele. onur kırıcı durum. dava açma. düşüncesizce yapılan. bot. fakir. dü şigüzel. .di. 2. geli s. i. etmek. belirti. 1. (sat ır için) içerlek olma. yerli. İng. küçük dü şürücü hareket. s. gösterge. 1. s. s. ba ğıms msız olarak. tinctoria. indigo. 2. k ısımlara bölünmemiş. 3. 1. (haks ızlıktan dolayı) kızgınlık. farkedilemeyecek. başına buyruk. bildirme. s. kontratla/senetle bağlamak. (ekonomik açıdan) bağımsız. hazmedilemez. indigo. gösterge. s. 1. mide fesadı. suçlama. 2. s. to (bir yere) özgü. dilb. teminat. çividi.. i. boşboğaz. i. öfkeli. kendi ız. 1. s. sindirim güçlü ğü. ba s. düşünmeden davranma. bellisiz. hakaret. pol. birbirini etkilemeden. içerlek yazmak. 2. zarar görmeyeceğine dair peşinen kefil olmak. çividi. kefalet. 1. 2. şüncesizce söylenen söz. düşünmeden davranan. boşboğazlık. i. i şaret. bağımsızlık. yok edilemez. f. dilb. i. f. işaretparmağı. 4. yıkılmaz. 2. çivitotu. dizin. s. öfke. -i talep etmek. çivit rengi. belirsiz. çivit mavisi. s. ilgisiz. anlatılmaz. ş vermek. i. göstermek. zarar ını ödemek. dolaylı olarak. bot. fihrist. s ınırsız. hazımsızlık. tazminat.

). ımsal. bak. man. s. 1. industrialize. vesile. yüz verme.o. sözü edilmez. su götürmez. 2. s. ilaç v. isteksizlik. kand ırıp yaptırmak. işçi v.. ikna etmek. te şvik. sanayile ştirmek.. s. rahats ızlık. ayırt edilmesi olanaksız. 2. s. birini askere almak. iç mekânlara uygun. sanayici. f.indispose indisposed indisposition indisputable indistinct indistinguishable individual individualism individualist individuality individually indivisible indoctrinate indoctrinate s. çalışkan. i. man. yeme arzusuna 2. 2. kendi . belirsiz. tümevar tümevarımlı usavurma. Bu konuda her acente kendi karar ını verecek.o. kesin.. sonuç çıkarma.). işleyimsel. s. iç mekânlarda kullan ılan: indoor shoes iç lar. with indolent indomitable indoor indoors indorse induce inducement induct induct s. etkisiz (çare. s. elek. f. -in beynini yıkamak.candy. 1. 1. i. 2. endorse. beceriksiz (yönetici.). i. yenmez. i. indükleme. 2. neden olmak. 1. tembel. 1. her . ağrısız. kapal ı: indoor tennis court kapalı İtenis mekânlarda giyilen ayakkab İçeride kal! She went indoors. isteksiz. keyifsizlik. organize sanayi bölgesi. a ğza alınmaz (kutsal). müsamahakâr. s. into the army induction inductive inductive reasoning indulge indulgence indulgent industrial industrial action industrial arts industrial engineer industrial estate industrial school industrialise industrialist industrialize industrious industry inebriate inedible ineffable ineffective ineffectual inefficient f. müphem. indükleyen. zaman ve enerjiyi ekonomik bir şekilde kullanmayan. s. s. 1. verimsiz. İng. 1.o. yüz veren. grev.b. neden. hevesini k ırmak. 2. f.. endüstri meslek lisesi. soğutmak. 1. f. 3. s. s. 1. yılmaz. endüstriyel.: This decision will be up to the individual agencies. çalışkanlık. İng. 2. i. bir dü şünce sisteminin esaslarını öğretmek. s. beceriksiz (yönetici. s. 2. i şleyim. f.b. tümevar ım. s. çeri z. ilaç v. s ınai. endüstri. birini resmen -in üyesi yapmak. f. . etkisiz (çare. 1. randımansız (iş yöntemi.. into induct s. keyifsiz. rahats ız. ü şengen. 1.). ba şarısız. ayr ı ayrı.). tarifsiz. bak. 1. 1. rahatsız etmek. s. endüstri mühendisi. kendine s. içeride. 2. endüstriyel sanatlar. 1. etkisiz. i. hasta. gayret. 2.b. The individual tiles are each a i.. bölünmez. ikna. indüksiyon. birine (bir fikri) a şılamak/telkin etmek. 1. f. içeri. içeriye: Stay ıindoors! gitti. in yenildi. s. bireysellik. iyice görülmeyen. İng. indüksiyon yapan.(bir in kendine bir şizni ey yapma izni for şey yapma) verme. elek. makine v. sarhoş etmek. bireyci. tıb. seçilemez. i. 2. (sak ınılması gereken bir şeye) teslim olmak: She indulged her desire Şekermüsamaha. 2. mest etmek. s. 1.. 1. boyun eğmez.b. f. tek tek. göreve getirme. gayretli. 2.b. 1. istenilen etkiyi uyand ırmayan. 2. s. i şçi v. 2. sanayi. tart ışılmaz. işi yavaşlatma. z. 2. bireycilik. üşengeç. 4. anlatılmaz.

kim. s. . s. fiz. 1. 3. bebek gibi. i. gereksiz. esrarengiz. s. amans ız. i. i. bitmez tükenmez. tam do ğru olmayan. 2. 1. bebeksilik. s. insafsız. küçük emekleme dönemi. s. s. 1. i. affedilmeyecek şekilde. pahalı olmayan. fiz. 2. s. kim. beceriksiz. s. 2. anlatılamayacak derecede. affedilmez. 3. s. 2. 2. z. 2. çoğ. küçüklük. 1. 1. delicesine âşık olma. bir anlam/dü şünce ifade etmeyen. s. süredurum. yersiz. rezil. s. 1. yanılmaz. hesapsız. yak ışıksız. 1. masrafı az. 2. çocu ğa özgü. bağışlanamaz. usta i şi olmayan. kaç ınılmaz şekilde. atıl.´nin) başlangıç aması. tecrübesiz. ruhb. z.. i. piyade askeri. z. (kötü bir şeyden dolayı) meşhur.try.men (în´fıntrimîn) i. i. içinden ç ıkılmaz.fan. 2. s. yava ş işleyen. piyade s ınıfına ait askerler. 2. s. yanılmadan. piyade sınıfı. i. çok değerli. kaç ınılmaz. piyade. gaf. (tasar ı. s. z. 1. acımasız. adı kötüye çıkmış. hünersiz. 1. hatalı. tıb.. çocukluk. çok çirkin. 2. s. z. değiştirilemez. aç ıklanamayacak şekilde. deneyimsizlik. beceriksizlik. hareketsiz. tükenmez. çözülmez. aş i. elverişsiz. incelikten yoksun. küçük. haks ızlık. 2. 4. s. ucuza. ifade edilemez. 1. s. 2. iş v. z. 1. çocuk. deneyimsiz. uyuşuk.b.inelegant ineligible ineluctable inept ineptitude inequality inequitable inequity inert inertia inescapable inessential inestimable inevitable inevitably inexact inexcusable inexcusably inexhaustible inexorable inexpedient inexpensive inexpensively inexperience inexperienced inexpert inexplicable inexplicably inexpressible inexpressibly inexpressive inextricable inextricably infallibility infallible infallibly infamous infamy infancy infant infantile infantile paralysis infantilism infantry infantryman infatuate infatuation s. çıldırtmak. haks ız. şaşmaz. i. nedeni anla şılmaz. bebeksi. çocukça. ayrılmaz. inert. bebeklik. paha biçilmez. tecrübesizlik. 2. 1. ucuz. hata yapmaz. muammalı. kaç ınılmaz. s. amaca uygun dü şmeyen. kesin olmayan. pot.. çocuk i. açıklanamaz. yanlış.felci. s. 3. bebek. aklını çelmek. ş harekete geçen. 1. rezalet. değişebilirlik. içinden ç ıkılamayacak şekilde. 1. insafsız. tecrübesiz. tembellik. eşitsizlik. atalet. 3. acemi. beceriksiz. in. piyade.alçaklık. s. ufak bir çocuk gibi. 3. girift. (with) (-e) hayranlık. kaç ınılmaz. hesaba s ığmaz. süreduran. i. yanılmazlık. uygunsuz. 2. 3. z. uygunsuzluk. 1. f. farklılık. yava i. zarif olmayan. yetersiz. ayıp. 2. hareket edemeyecek durumda olan. s. s. yorulmaz. 3. çaresiz. acemi. acemilik. piyadeler. insafsızlık. anlatılmaz. değişkenlik. uyu şukluk. s. s. deneyimsiz. çocuksu. tembel. s.

man. s.´ne) sızma/gerçek kimliğini gizleyerek girme. tesir. 2. sesin yükselip alçalmas ı. (sab sonsuz gayret. kalitesiz. birini -e s ızdırmak. 1. sakatlık f. 1. 2. parlayıcı.. iltihap. f. piyasaya çokpara miktarda kâ şişkinli ği. çiçek durumu. tesir etmek. 3. 2. katı. son derece. 1. bula şıcı. kolay ızdırılır. ğıt para çıkarmak. iltihaplanma. 3. kışkırtmak.b. sonuç çıkarmak. 1. 3. 2. kurulu ş v. dilb. bükülmez. ç ıkarmak. enflasyon. 1. içeriye ak ış. hastane. 2. kolay tutu i. s. f. verimsiz. (hava ile) şişirmek. 2. enfeksiyon. şişirmek. hoş olmayan/nahoş söz/davranış. 2. çorak. bak.infect infection infectious infelicitous infelicity infer inference inferior inferiority inferiority complex inferiority complex infernal inferno infertile infertility infest infestation infested infidel infidelity infiltrate infiltrate s. (örgüt. 2. tükenmez. s. 2. daha a şağı bir nitelikte olma. (on) (birini) kötü bir şeye uğratmak: inflict pain acı çektirmek. 2. hastalık. bitmez. f. f. f. kuvvetsiz. --ring) (from) (-den) 1. dikkat v.b. geçirmek.. hiç esnek davranmayan. 1. kızarma. 1. sert. bula şma. 2. tahrik edici. 2. i. i. iltihap. 3. 1. i. küfür. s. ölçülemeyecek kadar küçük. 2. 1. 1. 2. 3. imans ızlık. (okulda/fabrikada) revir. i. mastar. k ısırlık. (to) (-den) a şağı. 1. cehennem gibi yer. aşağılık kompleksi.o. i. s. başkalarına kolay geçen (gülme/neşe). 1. infinitezimal. . cehenneme ait. 1. bulaştırmak. zayıf. sadakatsizlik. s. çıkarım. etraf ı sarma. i. i. hoş olmayan/nahoş (söz/davranış). kurulu ş v. 2. i. t ıb. k ışkırtıcı. sonsuzküçük. tutu şturmak. i. sonsuzluk. alevlenmek. 1. k şan. çekmek. 2. ırmak. f. öfkelendirmek. çok. 2. i. z. 1. (bit/kurt/fare) istila etme. sonuç ç ıkarma. dilb. 1. s. f. 2. sözünü geçirmek. into infiltration infinite infinite pains infinitely infinitesimal infinitive infinity infirm infirmary infirmity inflame inflammable inflammation inflammatory inflate inflation inflect inflection inflexible inflexion inflict inflict punishment on inflorescence inflow influence f. muazzam bir. etkilemek. anlamak. (örgüt. 4. kâfir. alevlendirmek. daha aşağı bir nitelikte olan. i. i. i. kalitesizlik. etraf ı sarmak. iltihapland tahrik etmek. (--red. tutuşmak. 2. yangı. 1.b. halsiz. inflection. (fiyatları) suni olarak yükseltmek. ses tonunu de ğiştirmek. zayıflık. i. i. s. verimsizlik. i. 2. bot. i. -e ceza vermek/verdirmek. 1. 2. i ğrenç. i. s. aşağılık duygusu/kompleksi. s. s. s. etki. cehennem. tıb. s ınırsız. çekim. 1.. (bit/kurt/fare) istila etmek. nüfuz. sonsuz. çok büyük bir ır. 1. 1.. İng. 2. zina. klinik. 1. i. i. bulaştırma. 3. 3. 2.´ne) sızmak/gerçek kimliğini gizleyerek girmek.).. dilb. k ısır. eğilmez. s ınırsızlık. mat.

2. çok becerikli. nüfuzlu. (bir yerde) oturan kimse. Ona . i. resmi olmayan. 2. muhbir. 1. 2. maharet. enfrastrüktür. f. ustalık. 1. i. maharetli. Ona yar ın s. bilgi. (bir şeye/birine) özgü olma. with -i a şılamak. inherence. antlaşma v. danışma yeri. s. s. in (bir şeye/birine) özgü/has.s. bak.içitim. kasığa ait. masum. ingratitude ingredient ingrowing inguinal inguinal gland inhabit inhabitable inhabitant inhalation inhale inherence inherency inherent inherit s. i. dan ışma. öğretici. gayri resmi olarak. hünerli. -de oturmak. danışma. 2.´ni) içine çekmek. asıl. into -e aşılamak. i. f. 1. nankörlük. 1. -i bildirmek: I informed him that I would not come tomorrow. 1. 1. i. i.´ni) içine çekme.. z. on/upon -e tecavüz etmek. 2. on/upon -e tecavüz etme. s. nefes almak. mahir. 3.ne? s. f. i.b. samimi. ayd ınlatıcı. külçe. danışılan yer. ustalıkla. müracaat.b. esas. içine dökülme. i. 2. 4. usta i şi. i. birinin gözüne girmek. (anla şma. i. 2. şerefsiz. i. 2. (anla f. çileden ç ıkarmak. malzeme: What are the ingredients in this cake? Bu kekin ru büyüyen. teklifsizlik. i. k ızılötesi. hüner. nankör kimse. 2. kabaran (deniz). with s. candan. içine dökme/ak ş içecek (çay/ilaç). s. 1. i. into içine dökmek/akıtmak. sakin. mahirane bir şekilde. 3.influential influenza influx inform informal informality informally informant information information booth information desk informative informed informer infraction infrared infrastructure infrequent infringe infringement infuriate infuse infusion ingenious ingeniously ingenuity ingenuous inglorious ingoing ingot ingrate ingratiate ingratiate o. f. 1. 1.b. (sigara duman ı v. i. kas ıksal. 1. 1. tıb. antlaşma v. (çay) demlemek. kızılaltı. yüz kızartıcı. öz: inherent rights temel haklar. haberli.zerketme. s. tanınmamış. f. ak ın. 2. 3. sözü geçen. i. s. danışma. içe do ğmalzemesi s. içeriye akma. (of/about/that) -den haberdar etmek. utand ırıcı. aç ıkyürekli. (sigara duman ı v. (kurallar ı) bozma. demleme. anat. hakk ında bilgi vermek. i. 1. oturmaya elveri şli. (bir şeyin) mirasçısı/vârisi olmak: She inherited it from her grandfather. i. altyapı. iktidara yeni gelen (hükümet). s. i. içinde oturulur. seyrek. f. teklifsizce. ihlal. 1. ıtma. (from) -e (-den) miras kalmak.´ni) bozma. s. tıb. birinin gözüne girmeye çal ışmak. -e (-den) kalmak.´ni) bozmak.b. f. saf. z. 1. nefes alma. resmi olmama. haber. kas ık bezi. demlendirme. bilgili. demlendirmek. şma. (karışımdaki) madde. eğitici. gazaba getirmek. teklifsiz. 2.. 2. enflüanza. bilgi veren kimse. s. enfraruj. grip. ihlal etmek. damara demlenmi mahirane. jurnalci. i. bilgilendirici. 2. ihbarc ı. s.o.

dokunur. robot gibi. teşebbüs. ket vurma/vurulma. s. 1.o. ya şanması zor olan (yer/iklim). 2. birinci. giriş yeri. 1. 1. 1. duygularını pek dışa vuramayan. 2. miras kalan. enjeksiyon yapmak. şta. f. birinin (bir şey yapmasına) ket vurmak. iç. 2. s. dü ş siz. miras. işlemeli. i. kalıtım. 2. mürekkep. i. mürekkepli. haks ızlık.. irsi. insana göre yap ılmamış/olmayan. mahkemece verilen) f. yaralı. i. soyaçekim. ile aynıotel. aklını kullanmayan. mürekkeplenmiş. giri ş. inisiyatif. zarar. i. i. f. 2. 2. hapishanede/ak ıl hastanesinde bulunan kimse. mürekkep hokkas ı. ruhb. çok soğuk. i. insaniyetsizlik. 2. i. O köy yabancılara şman. 1. 2. 1. to -e dü şman: That village is inimical to strangers. i. i. (bir uzvu) yaralamak/incitmek/zedelemek. inhibe etme. kakma. i. iç k ı İng. 2. k. 1. zararlı. -e zararlı: His plan is inimical to our s. 3. 2. ba parafe f. kakma yapmak. 1. edilemez. koy.laid) içine kakmak. 1. dişçi. başkası evde oturan kimse. 1. birinin adı veya soyadının baş harfi. kırıcı.-e karşıt. ülkenin iç k ısmı. vermek. ülkenin denizden uzak yerleri. sakin. 2. uzva) zarar vermek. enjeksiyon. s. s. i. kakmalı. s. into -e alıştırmak. vâris. han. denizden uzakta. 1. from inhibited inhibition inhospitable inhuman inhumane inhumanity inimical inimitable iniquity initial initially initiate initiate initiation initiative initiator inject injection injudicious injunction injure injured injurious injury injustice ink inkling inkpad inkwell inky inlaid inland inland revenue inland sea inland sea inland waters in-law inlay inlet inmate inn i. -ing/--ling) etmek. zalimane. ilkin. sımlarda. f. f. zarar. 3. acımasız. i. kalıtsal. konukseverlik göstermeyen. s. (--ed/--led. zalim. 4. biyol. z. baştaki. 1. haks ızlık. başlatma. merhametsiz. ak ılsızca. s. adaletsizlik. veraset vergisi. üzgü. 2. dolgu. 1. i. i. 1. ipucu. kakma i şi. 1. i. (birinin bir şey yapmasını/yapmamasını emreden. işaret. s. günah. 2. 1. denizden uzak. -e ket vurmak. 3. başlatan kimse. insanlıktan çıkmış. (in. girişim. mirasç ı. önce. 1. yerici. kapalı deniz. . 2. 1. 2. z. i. adaletsizlik. şırınga etmek. zarar/ziyan s. iğne. yurt içinde tahsil edilen vergi. i. taklit2. 4. 2.. s. i. inhibisyon. i. s. i. i. s. -i göstermek.inheritance inheritance tax inherited inheritor inhibit inhibit s. to -e ters2. 1. into -i törenle üyeliğe kabul ğe yeni kabul edilmiş kimse. haks ızlık. eş i. eza. yara. seziş. iç sular. ıstampa. baş langıçta. içdeniz. kalıt. huk. 2. birlikte oturan kimse. başlatmak. iç kısımlara doğru. s. ziyan. Ad ına halel getirebilir. (bir karar. vermek: It could injure your reputation. kötülük. 3. i. dili evlilik dolayısıyla yakın akraba olan kimse. üyelietmek. üyeliğe kabul töreni. küçük körfez. aşağılayıcı. katmak. 3. içdeniz. 2. dü en. 1. zifiri. ilk.

ekon. inorganik. iç lastik. nöbet. girdi-ç ıktı. cinnet. bilg.soru birini sormak. k. i. kinaye.innards innate inner inner city inner resources inner significance inner tube innermost inning innings innkeeper innocence innocent innocent amusement innocuous innovate innovation innovator innuendo innumerable inoculate inoculation inoffensive inoperable inoperative inopportune inordinate inorganic inorganic chemistry inpatient input input data input device input-output inquest inquire inquire after s. giriş verme. sorguya çekme. dili iç kısımlar. ameliyat edilemez.b. 2. 1.ıhanc i. en içerideki. birinin hal ve hatırını s. suçsuzluk. 1. 1. kriket bir tak ımdaki on oyuncunun oyun dışı edilinceye kadar vuruş ralarıı. girdi ayg ıtı. ştan olan. zarars ız. 4. i. ruhsal. katma. delilik. 2. 1. sakl ı (anlam v. s. çal ıştırılamaz. suçsuz. . iç. i. işlemeyen. zarars s. baskın. 1. 2. s. i. i. iç organlar. s. 1. girdi. öğrenmeye hevesli. i. giri verileri. s. aşılama.o. 2. about -i sormak. into hakkında şturma/tahkikat yapmak.. çoğ.. ak ıl hastası. fels. bilg. ço ğ. s. inorganik kimya. saf. hakk ında bilgi almak istemek. giriş-çıkış. i. sa ğlığa zararlı. 3. s. sırasız. f. metot/alet.. s. s otelci. akın. deli. 3. i.. 2. 1. şehrin merkezinde yoksulların oturduğu mahalle. i. pek çok. girdi. uygulanamaz. s. f. irsi. (birinin) tabiatında/özünde olan. başkaları hakkında bilgi edinmeyi seven.). (bir şeyin) temelinde/özünde olan. 2. ız eğlence. dahili. safdil. aşı. yenikimse. 1. masumluk. meraklı. 2. deli. 2. inquiring inquiry inquisition inquisitive inroad insane insane person insanitary insanity insatiability i. aşılamak. anlamsız. i.. incitmeyen. 2. i. sıra. açgözlülük. 1. (birinden gelen) dü şünceler/sözler.. (nedeni bilinmeyen ölüm hakkında adli) soruşturma. f. masum kimse/çocuk. s. . 1. uygunsuz. 1. 2.iç. s. ş. tahkikat. hastanede yatan hasta. I received a lot of inquiries about the new tax law. taş. değişiklik yapma. 2. şturma yaparak -i araştırmak. soru sorar gibi (bak ış/yüz ifadesi). 1. yenilik getirme. i. delice. hesapsız. ıtsal. soruşturma. en içteki. 1. mevsimsiz. gizli. safl ık. 3. değişiklik. araştırma. (of) (soru sormak. s. 3. derin/gizli anlam. masum. i. aşırı. doğu3. yenilik ç ıkarmak. zarars ız. 3. 2. zarars ız. make i. kal s. düzensiz.2. yeni şey. olumsuz bir şey ima eden söz. manevi kuvvet. 2. s. yenilik.. bilg. Yeni vergi yasas ı hakkında epey soru soran oldu. girdi.. 1. sayısız. hijyenik olmayan. s. i. incitmeyen. beysbol her iki tak ımdaki oyuncuların birer vuruş sırası. 1. gen. 2. (resmi) soru şturma. aptal kimse. 4. çalışmayan. zamans ız. elek. yenilik yapan i. değişiklik yapmak. bilg. doymazlık. s..

3. iç organlar. s. 2.ıt kitabe. ars ız. 1. başkalarını düşünmeyen. dili ba ğırsaklar. 2. obur. aras ına koymak. 1. 2. f. (in) (-e) sokmak. i. s. yazıt. s. 1. içeriden biri. yaz s. düşüncesiz. 3. 2. 1. ne anlama geldiği belli olmayan. dölleme. s. (-de) ayak diremek. içerisine. içtensizlik. böcekçil. ruhb. anlayış. -diği derecede/kadar. i. 1. s. alametler. K ırmızı i. hakketmek. s. s. (into) (-e) koymak. 1. hain. tehlikede olan. 2. direngen. doymak bilmez. ayak direme. ithaf. halledilmez (problem v. i. 2. ufak. 3. madalya veya para üzerindeki yazı. bayg ın. f. f. döllemek. doymaz. 1. i. değmez. kendine güveni olmayan. içinde. i. (-de) direnmek. önemsiz. iç taraf: the inside of the box kutunun içi. i. (için) diretmek. -i tutturmak: ısrar. anlams ız. i. pek az. ikiyüzlü. 2. tersyüz. iç kısımlar. 2. aciz hali. 2. iç. yavan.. insatiability. i. She insisted on buying the red dress. 4. iç yüzünü bilen kimse. 1. 2.ithaf 2. i. 2. 1. küstahlık. samimiyetsizlik. (kötü bir şey) demek istemek. 2. f. 3. k ıyıya yakın. s. 1. i. 2. araya eklenen şey.). 2. 5. emniyetsizlik. bir şeyin iç yüzünü kavrama. gizlice f ırsat kollayan. içtenliksiz. tehlikede olma. içeriye. dergi/gazete ına konulan ek. 3. sönük. i. i. ne dü şündüğü belli olmayan. i. ayrılmaz dostlar. bir ilanın gazeteye bir kez konması. erimez. s. . 1. içerisinde: The mouse is hiding inside that piano. samimiyetsiz. böcek ilac ı. i. üstü kapalı (kötü) s. eklenen s. huk. terbiyesiz. iç. kendine i. 3. içinde saklan ıyor. kıyıya doğru. 1.insatiable insatiableness inscribe inscription inscrutable insect insecticide insectivorous insecure insecurity inseminate insemination insensible insensitive inseparable inseparables insert insert insertion inshore inside inside inside inside inside information inside of an hour inside out insider insides insidious insight insignia insignificant insincere insincerity insinuate insinuation insipid insist insistence insistent insofar insofar as insolence insolent insoluble insolvency s. f. s. sa ğlam olmayan: He feels insecure here. demeye getirmek.. 2. aras şey. telkin etmek. (rütbeyi/makamı simgeleyen) işaretler.. kaydetmek. içeriden s ızan bir saate kadar. içeride. ruhb. s. 1.. içteki. çözünmez. 1. üstü kapal ı söyleme. a şılamak. z. 1. değersiz. kitap ortasına eklenen sayfalar. hilekâr. to/for (bir ı imzalayarak) -e etmek. (kötü bir şeyi) üstü ı söylemek: Are you insinuating that she´s a liar? O yalancı mı kapal söz. sinsi. i. sa ğlam güveni olmama. kanmaz. tats ız.b. böcek. çoğ. z. çözülmez. i. lezzetsiz. hissedilemeyecek kadar ufak. 1. yazmak. emniyetsiz. ısrar edici. 2. edat içine. (yaz ıt) yazmak. ekleme. k. Burada kendini emniyette hissetmiyor. küstah. Fare o piyanonun haberler. ısrarlı. s. bak. yap ı. ayrılmaz. olmama. z. 1. (on/upon) (-de) ısrar etmek. açgözlü. i.

1. şkasının yerine kendisi buraya geldi. s. örnek.b. şmiş gelenek. z. müessese. enstrüman. ani. acil. i. ders. bak. öğretici. yoklama. i. 1. sistemi) kurmak. esinlemek. uykusuzluk çeken kimse. müessese. okutman. batkın. s. 1. kontrolör. institutionalize. f.b. teftiş. öığ İng. etmek. (bir ayg ıtı) (bir yere) takma. solumak. 1. i. okutmak.) tesisatı döşeme. ödeme aczine dü şmüş. k ışkırtma. bilimsel kurum. f. 2. i. f. i. i. derhal. çalg ı. telkin. i.. araç. (öfke. i. k ışkırtmak. avukat tutmak. 1. huk. 3.. 1. bak. i. installment. 1. i. kurumla ştırmak. hemen hazırlanan ında meydana gelen. instant. 1.b.b. mademki. k ısistemi) taksit usulü. institute. taksit. derhal olan. . 3. kontrol.. eğitim. vermek. eğitmek. i. istikrars ızlık. 2. s. içgüdüsel olarak. 2. 2. f. aç ıklama. 5. belgit. bölüm. kiş ık.b. iflas etmiş. 2. i. f.2. 1. sım.ştalimat f./Ba ağım. kurum. 2. belge. senet. kurulu ş. ask. şimdiki. durum. İng. denetimci. k ışkırtıcı. an. 2. kurum haline getirmek. defa. alet. ayağığ f. elektrik v. dakika: at this instant bu anda. esin. bilgi. denetleyici.b. in/on installation installment installment plan instalment instance instant instantaneous instantly instead instep instigate instigation instigator instil instill instillation instinct instinctive instinctively institute institution institutional institutionalise institutionalize instruct instruct a solicitor instruction instructions instructive instructor instrument instrument panel s. direktif. uyuyamazl i.. 2. a şılama. teftiş etmek. s. z. ödeme aczine düşmüş i/şirket. -diği derecede/kadar. 4. kurulu ş. f.) tesisatı şemek. âdet haline getirmek. i. (yeni seçilmiş/atanmış birini) dö -e oturmak. k ıs. 2. 2. eğitici. 2. 2. kontrol paneli. 3. eğitmen. 2. enstantane. i.insolvent insomnia insomniac insomuch insomuch as insomuch that inspect inspection inspector inspiration inspire inst instability install install o. tahrik etmek. pano. institution. i. 3. elektrik v. uyku i. içgüdü. Oraya ine buraya gidece n üst kısmı. -diğine göre. tesis etmek. hemen. batk ın. geldi. hemen/an z. yönerge. 4. (bilgisayar v. öğretme. kurulu şa/kuruma ait. 1. İng. öğrenim. asistan. in/into -e yava ş yavaş aşılamak/telkin etmek. denetçi. ak retmek. i. 2. İng. 1. 1. yerle s. kurmak. slahevi v. kere. ani. i. kurma. i.. tic. su katılarak (yiyecek/içecek). -ecek yerde. enstitü. 1. tayin etmek. denetleme. 1. (kalorifer. şı fikir aşılama.. hemen olan. f. with -i yavaş yavaş lamak/telkin a i. içgüdüsel.s. kontrol etmek. ıl hastanesi. 2. instill. 2. -ece ğine: He came here instead. ivedi. ilham. 1. uykusuzluk. 3. yoklamak. 1.´ni) uyand ırmak.. yitimi.´ne yerle tirmek. atamak. f. denetlemek. i. (bir ayg ıtı) (bir yere) takmak. tesis. 2. müflis kimse. (kalorifer. (bilgisayar v. bak. yol göstermek. z. i. ilham etmek. kurumsal. o kadar ki. müfettiş. of -in yerine. 3. 3. öğretmen. 1. 1. teşvik etmek. sevgi v. okul.

İng. geçilemez. i. against -e kar şı sigorta etmek. s. intelekt. anl i. international. integral denklemi. 2. i. 1. fels. yetersiz derecede. ayd ın. akıl sahibi. bozulmam i. sigorta şirketi. integral. mat. s. mat. 2. kafa Itutan. 1. 2. zekâ bölümü. sigorta olmak. yalıtım. 3. bütünlük. yetersiz. yalıtmak.. s. izole etmek. 2. kavranamaz.integrated bütünle şme. 3. He thebirle letters into his book. with ile birle ştirmek. ayaklanma. zekâ sahibi. yardımcı. asi. idrak. yenilemez. sağlam. hakaret. (yemek) yeme. emin olmak. hakaret etmek. adaya ait. i. istihbarat te şkilatı. intelligence. ba ş kald s. as ılsız. s. el sürülmemiş. ıkçılık. dürüstlük. zihinsel. zekâ testi. 1. interval. emme supab ı/valfı. integral hesab ı/kalkülüsü. interior. entelekt. ba ş kaldıran. anlık. istihbarat. temelsiz. kafa tutan. dar görüşlü. 2. temin etmek: called hotel to insure that I had a saasi. 2. into -e katmak: ı kitab katt ı. ak ıl. anlayış. doğruluk. etkili.ına mat. aracı olan. yüksek zekâ sahibi. i. başa çıkılmaz. adaya özgü. 1. akla ait. insulating tape elek. Mektuplar şme. yenilmez. bütünlemek. hafif. integrasyon. yalıtkan. onur k ırma. entelektüalizm. 2. entelektüel. 3. ak ıl. i. i. s. hayali. sigorta primi. f. interest. 1. ğlamak. zayıf. s. entegrasyon. i. 3. . istihbarat bürosu.. 1. ba şa çıkılmaz. sigorta poliçesi. enstrümantal. izole bant. elle tutulamaz. parçalardan oluşan. dokunulamaz. i. bilgi. ensülin. ış. 1. bir bütünün ayr ılmaz bir parçası olan. müz. enstrümantal müzik. 3. i. baş kaldırma. zeki. i. interjection. fiziksel varlığı olmayan. (bir kuruluşa/camiaya) yeni girenler. hor görmek. 1. asi. dokunulmamış. 4. tamsayı. sigorta simsar ı. sigorta. i. 1. integrasyon. zekâ. entelektüel. 1. 2. 2.. oto. 1. s. s. intelektüalizm. s. ak ıllı. i. çalgı çalan müzisyen. izolasyon. üstesinden gelinemez. 1. itaatsiz. i. 2. ayr ılmış. aşağısama. 1. 2. tamamlamak. yalıtım maddesi. i. izolatör. 2. 2. ayrı. 2. s. f. yalıtım sargısı. anlayışlı.the isyanc ı. ekon. ayd ın. i. yararlı. zihin.instrumental instrumental music instrumentalist insubordinate insubordination insubstantial insufferable insufficient insufficiently insular insulate insulation insulator insulin insult insult insuperable insurance insurance broker insurance company insurance policy insurance premium insure insurgent insurmountable insurrection int intact intake intake valve intangible integer integral integral calculus integral equation integrate integration integrity intellect intellectual intellectualism intelligence intelligence bureau intelligence quotient intelligence service intelligence test intelligent s. i. z. a şağısamak. s. isyan. 1. ıran. 2. f. intransitive. eksiksiz. çekilmez. s. eksik. internal.. k ıs. katlan ılmaz. haber. f. 1. entelektüel. geçilemez.

4. keskin. kas ıtlHe z. kasten. çat ışma. i. i. cinsel ilişki. yasaklamak. içerideki. --ring) gömmek. 3. birbirine dolanmak. 3. with -i engellemek. ünlem. birbirini etkileme. maksatl ı. 1. birbirine f. merak ını uyandırmak. değiştirmek. değiş tokuş etmek. -e burnunu sokmak. 1. 1. 2. in -e ilgi. şiddetli (söz). kastetmek. 1. birbiriyle de ğiştirilebilir. z. merak. enteresan. 1. birbirine ba ğlamak. niyetlenmek. yoğun bakım. f. i. 4. . hisse. 2. 2. aralık. bawith kenetlenmek. çatışma. 2. f. şiddet. birbirine dolamak. 1. yoğunlaşmak: The ırt ına şiddetleniyor. i. yoğun bakım servisi. 2. keskinlik. f. müdahale. yolunu kesip durdurmak. f. s. arada söyleme. arac ılık. arabirim. etkile şim. ciddikararl olan ı (kimse). 1. amaç. 2. olmak: I Demek istedikuvvetli. s. anlam. f. birbirine ba ğlı olan. bile bile. engel. ı. i. başkasının işine karışmak. s. 1. şiddetle. f. 3. iç. birbirine bağhis lanmak. in -e kar ışmak. hararetli. fasıla. 1. interkoneksiyon. birbirini etkilemek. kasti. mahsus. i. taşkın. 2. with ile ışkar mak. pay. gergin. They intensified their search for storm is intensifying. elek. biyol. anlaşılır. i. değiştirme. arada (söz) söylemek. niyet. ara. birbirine 3. s. isteyerek yapılan. ilgilendirmek. yo ğunluk. dahili. 1. 2. 2. tıb. i. i. niyetinde olmak. i. 1. 1. yasak. i. birbirine ba ğlı olma. kim. 1. defnetmek. s. k ıtalararası. 3. s. f. bilg. sert. 5. s. etkileşim.intelligible intemperate intend intense intensely intensify intensity intensive intensive care intensive care unit intent intention intentional intentionally inter interact interaction intercede intercellular intercept intercession intercessor interchange interchangeable interconnect interconnecting rooms interconnection intercontinental intercourse interdependence interdependent interdict interdict interest interesting interface interfere interference interim interior interior decoration interior decorator interject interjection interlace interlock interlope s. Gelmek niyetinde de ğil.. s. f. ilginç. -e yer yer serpi ğlamak. 1. bozuk (hava). i. yoğunlaştırmak. 2. maksat. birbirine ştirmek: He interlaced writings with geçirmek. s. hücreleraras ı. tıb. yolunu kesip yakalamak. i. konuşma. 2. karşılıklı dayanışma. araya girmek. -e müdahale etmek. 3. içmimar. bile yapılan. radyo parazit. menetmek. birbirine aç ılan odalar.. 2. F 2. s. ilişki. arayüzey. fırtınalı. faiz. has no intention of bile coming. interaksiyon. (--red. sert. arabulucu. iç yerler. 2. yoğun bir şekilde. şiddetli. ği o değil. isteyerek. amaç. 2. görü şme. arac ılık etmek. şiddetlendirmek. Amac ı size yardım etmek. iç k ısım. f. birbirine kenetlemek. şiddetli. gözelerarası. demek istemek: That´s not what she intended to say. dahil. i. aşırı. s. 1. iç. birbirine geçmek. 1. f. maksat: His intention is to help you. i. fiz. şiddetlenmek. kazanç. 1. ç ıkar. i. kâr. f. f. araya girme. f. niyet. değiş tokuş etme. i. içmimarlık. arac ı. 2. 1. 2. geçici. f. yoğun. s. 2.

ıklı. yorumcu. tıb. elek. içten. i. iç. uluslararas ıcı. 2. yakın akrabalar arasında evlenme. tiy. staj yapan t ıp öğrencisi. haftaym. aralıklı olarak. 2. soru sorma. aras ya şsözcük/cümle ekleyerek asıl metni değiştirme. içişleri. dahiliye. f. 1. 1.. voleybol. ortadaki. sorulu. içilir (ilaç). çevirmek. devlet geliri. belirli aralıklarla gelen ateş. 1. s.. i. ara dönem. f. 3. 3. araya bir şey sokma. çeşitli aileler/milletler arasında evlenme. i. soru sormak.t. çevirmen. soru ifade eden. birbiriyle ilgili. 3. engellemek. i. içbükün. 4. staj yapan kimse. sin. s.. konser ara. orta. 2. sorguya çekme. 1. (bir gemiyi bir limanda) hapsetmek. s. enternasyonalizm. ara oyunu. s. sonsuz. karşılıklı ilişki. bir şeyi tam yazıldığı/söylendiği gibi yorumlamak. çevirmenlik yapmak. dahili. f. s. soru zamiri. 2. tercüman. uluslararas ı hukuk. 3. içgöç. karşılıklı etkileme. dilb. 1. defnetme. intermezzo. futbol ara. 2. 2. arada bulunan. i. metne i. 1. z. i. 1. 1. 1. (ölüyü) gömme. soru sözcü ğü. sorguya çekmek. mat. iki şey ına ıba ka bir şey sokmak. eklenti. tiy. f. strictly interpretation interpreter interracial interrelated interrelation interrogate interrogation interrogative interrogative pronoun interrogator interrupt i. i. 2. müz. hayal gücünü şeye) başka bir anlam yüklemeye kalkmamak. aradaki. basketbol ara. antrakt.. iç organlar. iç yak ımlı motor. kullanarak (bir ıklama. 2. soru zamiri. yarıda kesmek. sin. antrakt. 2. bitmez tükenmez. i. iki f. s. birbirinin içine geçmek. 1. 2. aral mola. iç bünye. enternasyonal. arabulucu. tıb. kesik kesik. başkasının işine burnunu sokan kimse. iç yap ı. i. milletlerarası. 2. 3. uluslararas ı. tercüme etmek. 2. yaz ş sözcük/cümle. 2. i. gözalt ına almak. s. eklenmi ş eyin aras ı na koymak. 1. nüfuz etmek. i. yorum. yazıya sözcük/cümle ekleyerek asıl metni değiştirmek. uluslararas ı hukuk. enterne etmek. arac ılık eden. s. 3. 1. tiy. 1. 1. s. f. uluslararas ıcılık. i. soru soran kimse. (birinin) sözünü kesmek. . sorgu yarg ıcı. f. 1..interloper interlude intermarriage intermediary intermediate interment intermezzo interminable intermission intermittent intermittent current intermittent fever intermittently intern intern internal internal affairs internal combustion engine internal inflection internal medicine internal migration internal organs internal revenue internal structure international international law international law internationalism internationalist interpenetrate interplay interpolate interpolation interpose interpret interpret s. aç i. yorumlamak. i. aracı. 2. 2. tamamen içine geçmek. enternasyonalist. konser ara. intern. ırklararası. kesik kesik. 2. 1. i. kesikli ak ım. araya girmek. i.

ı. röportaj yapmak. arakesit.. anat. yılmaz. mülakat. 3. geçişsiz fiil. ses tonunun yükselip alçalma şekli. çıtlatmak. in -e kar ışmak. uzlaşması olanaksız. in. gözdağı vermek. geom. aras ına serpmek. Onu annesiyle tanıştırdı. çok yak ın (arkadaş). çapraşık. 3. korkusuz. intrinsic. yıldırma. kasiçi. serpiştirme. aralık. görü şme. to ile tan ıştırmak: She introduced him to her mother. gizli a şk maceras s. i. i. asıl. eyaletler arasından geçen otoyol. i. i. s. with -e sarmak. müz. ilgisini çekmek. s. yıldırmak. i. 1. A. süre. karışık. s. entrika.wove. i. kolay kontrol edilemeyen.wo. karışma. s. i. nesnesiz (fiil). i. edat içine. i. zehirlemek. 1. 1. mest olma. 1.. 2. -e.B. f. 3. çok yakın. 2. I don´t intimately. f. girişik. 2. geçişsiz. s.ter. serkeş. birbirine geçmek.. dilb. birbirine kar ıştırmak. 1. samimiyetle. -e dolamak. s. gözdağı verme. s. karıştırmak. ima etmek. tıb. 2. 1. imlemek. 2. arac ılık. i. f. A ı söylemek. 1. kesmek. -ye. 1. 1. titremleme. O uzak bir akraba. 1. sindirme. 2. merak ını uyandırmak. f.D. z. 3. sarho ş etmek. hoşgörüsüzlük. s. şaşırtmak. katetmek. sıkı: There is an intimate şk ve nefret arasında çok yakın bir relationship love and hate. i. 2. 2. içtenlikle. gizlice sevi şmek. sarhoş eden madde. s. bağırsaklara ait. ima. 2. üniversiteleraras ı. 2. kesişme. 3. 2. kavşak. 2. 1. s. sarho şluk. üstü kapalbetween z. caba. s. 2. mest etmek. hile. 1. 1. f. ile(in. damariçi. ikiye bölmek.ven) 1. gözünü korkutmak. spiral. ba ğırsak. samimi. kesişmek. üstüknow kapalhim f. s. yola getirilemeyen. tonötüm. dalavere çevirmek. iki ses arasındaki perde farkı. samimiyet. bak. of -e kar şı hoşgörüsüz. 1. üstelik. 2. kendisini yak ından ı söyleme. i. 1.. i. s. gözünü korkutma. inatç ı.interruption intersect intersection intersperse interspersion interstate intertwine interuniversity interval intervene intervention interview interweave intestinal intestine intimacy intimate intimate intimately intimation intimidate intimidation into into the bargain intolerable intolerance intolerant intonation intoxicant intoxicate intoxication intractable intramuscular intransigence intransigent intransitive intransitive verb intrauterine device intravenous intrepid intricate intrigue intrigue intrinsic intrinsical intrinsically introduce i. zehirlenme. kesinti. enterval. çok yak ından: He´s a distant relative. samimilik. uzlaşmaz.B. sindirmek. tıb. 2. sarhoş edici.ter. kesilme.D. f. beraber dokumak. ara. girift. tonlanma. müz. A.. uzlaşmazlık. kendine özgü. 2. i. 2. dayan ılmaz. içeri. to -i tanıtmak: This book introduces preschool children to . röportaj. s. esas. çekilmez. i. birbirine sar ılmak. cesur. f. i. tıb. ile görüşme/mülakat yapmak. 1. f. 1. s. f. özünde. araya girmek. ara. eyaletleraras ı. aslında. entonasyon. 2. f. entrika çevirmek.

ters sonuç. içebak ışçı. 1. zorla girmek. 2. s. f. sald ırı. 1. 3. 1. giren kimse. tahkikat. 2. 1. i. 2. sezgici. yatalak. i. f. sezgiyle edinilen bilgi. zorlagirmek. i. tırnak işaretleri. sezgici. s. icat. 2. 2. 1. sezgi. s. . s. i. 1. sabit kalan. i. i. 3. aksi. müz. i. sakat. 3. Dedektif 2. 1. ağır hakaret. hasta.introduction introductory introspection introspectionism introspectionist introspectionistic introspective introvert intrude intruder intrusion intrusive intuition intuitionism intuitionist intuitionistic intuitive intuitive knowledge intuitively inundate invade invader invalid invalid invalidate invaluable invariable invariably invasion invective inveigh invent invention inventive inventor inventory inverse inversion invert invertebrate inverted inverted commas inverted commas invest investigate investigation investigator i. izinsiz ve davetsiz girme. 1. aynı şekilde. yaratıcı. 3. 1. investigating murder. zorla içeriye sokmak. sezgiyle anla şılan/öğrenilen. s. dilb. -i paylamak. 2. ters. f. 1.. davetsiz misafir. küfür. her zaman. s. 2. i. paha biçilmez. s. s. i. müz. fels. zorla giren. tersyüz etmek. f. 2. i. s ırasını değiştirmek. İng. i. 2. f. i.. deftere kayıtlı eşya. yaratmak. s. i. başlangıç ile ilgili. içgözlem. sövüp sayma.. dilb. geçersiz. sezgicilik. i. 2. i. 1. araştırma. in (bir proje için) (para/emek/zaman) harcamak. içedönük kimse. 1. ara ştırıcı. 1. tanıtım. 2. istenilmeyen bir yere izinsiz ve davetsiz i. f. izinsiz ve davetsiz giren. içebak ışçı. hücum etmek. tanıtıcı. garketmek. s. s. akın. içe do ğma.. against -i şiddetle eleştirmek. müz. 2. istila. içgözlemsel. mat. 3. 4. i. tahkikat/soru şturma yapmak: The detective was yetki f. içebak ış. omurgasız hayvan. s. icat etmek. fels. envanter. z. tersine dönmü ş şey. omurgas ız. 1. giriş.. 2. değişmez. z. dedektif.. tersine çalış. sald ırmak. ters dönme. tersine çevirmek. yarat ıcı. inceleme. buluş. 1. 1. sırası değiştirilmiş. s. i. tersine çevrilmiş. 2. s. istila etmek. İng. hükümsüz kılmak. değişmeyen. geçersizle ştirmek. 2. hükümsüz. with (bir makama) getirmek. sezgiyle. fels. tanıştırma.. the soru i. cinayet hakk şturma. with (sorumluluk. in -e (para) yat ırmak. hakk ında ı nda tahkikat yapıyordu. 1. s. altüst olma. takdim. 2. başlangıç. s. 2. enversiyon. ters çevirme. değişmeyerek. sezgisel. 4. sel basmak.. uydurmak. f. i. 1. demirbaş. sezi. tırnaklar. icat eden. tırnak işaretleri. tersyüz edilmiş. f. zorla girme. su basmak. önsöz. çok de ğerli. içebak ışçılık. 1. 2. istilac ı.

davetkâr. s. envestisman. 3. -e bula ştırmak. sinirli. İng. başvurmak: yap He ıinvoked his diplomatic immunity. 1. anat. 3. k ızgın.b. sinirlendirmek. ça ğırmak: He invited only his close friends to the arkada şlarını davet etti. iodize.b. hiddet. karış ma. 2. 1. 2. düşkün. inilgi. f. 1. 1. 1. istemek: Expertise involves practice. s. zerre. bozulmam ış.o. yetki v. i. i. bak. tiksindirici. canını sıkmak. davet. zarar görmekten veya yaralanmaktan tamamen korunmu ş. inward 2. içeriye do ğru. manevi. i. 1. bot. -ek. k ıskandırıcı. 1. istemeyerek ışı .investment investor inveterate invidious invigorate invincible inviolable inviolate invisibility invisible invisibleness invitation invite invite s. z.. bıktırmak.. i... s. istençsiz. s. 2. (sorumluluk. 2. lan. iris. iyon.´ni) istemek. bak. iodization.. çabuk kestirilemez. iris. iyotlu. müzmin. ele geçirilmez (yer). 2. görülmez. f. (Allaha) yakarmak. davetiye. -e kar 2. iodized. 2. i. ilişki. görünmezlik. iyonyuvarı. s. 2. bak. tiryaki. usandırıcı. . i. f. öfkeli. f. 2. f. gayriiradi. içe doğru. yalvarmak. dili aşk Don´t ilişkisi. 1. ça ğrı. iyonlaştırmak. 1. 3. invisibility. bak. iç. ho ş. iyotlamak. bozulamaz. s. gözle seçilemez. i. f. ruhb. f. Ustal ık pratik ister. iç k ısım. z. iyotlu. usandırmak. cazip.. i.. canland ırmak. bak. 2. fatura. gayet i. s. yatırımcı. iyotlama. 1. görünmez. 2. i. can s ıkıcı.´ni) verme. gerektirmek. s. k ızgınlık. 1. s. iyonlaşmak. i. s. çekici.. 1. 1. yatırım. in inviting invoice invoke involuntary involve involvement invulnerable inward inward inwards iodic iodine iodisation iodise iodised iodization iodize iodized ion ionic ionisation ionise ionization ionize ionosphere iota irascible irate ire iridescent iris irk irksome i. iraded f. Iris. s. iyotlanm ış. iyot. yerleşmiş. sokmak: 2. gayriihtiyari. öfke. s. 1. güçlendirmek. çi ğnenemez. ruhsal. 1. ıştırmak. hiddetli. Onda zerre kadar gerçeklik yok. çabuk öfkelenen. huysuz. iyonlanma. sa s. nebze: There´s not an iota of truth in it. bıktırıcı. i. İng. f. s. iyonik. resmi hesaplarda i. s.. İng. i. 2. istemsiz. ionization.. faturas ını çıkarmak. kökle şmiş. yanardöner.. 3. birini en içeriye davet etmek. süsen. haksız. içeride bulunan. Sergiye sadece yak ın birini buyur etmek. rica etmek: exhibit. yenilmez. çiğnenmemiş. iyonlaşma. koruma v. ğlam: His position in the fethedilemez.involve me in your i. bula şma. bak. s. bak. dokunulmaz. 2. 4. 2. s. İng. (ruh) çağırmak. mal. 3. (yard ım. s. gözükmeyen. fikir veya ruhun derinliğine doğru. i. 2.. ionize. davet etmek. i. İng. f. 1.

b. yap dökümhane. sinirlendirici. s. tıb. irrasyonalizm. maden uçlu golf sopas ı. ak ılsız. 1. 2. 2. of -e bakmaks ızın. çabuk k ızan. 3. tahri ş edici. 2. ters çevrilemez. i. Çok ütü işi var. demir. nalbur. kaderin cilvesi. bir daha ele geçmez. 2. s. (topra ğı) sulamak. kim. s. i. zaptolunmaz. bak. fiz. şıbozuk (asker). 2. gemlenmez. demirhane. 4. yıkamak. dayanılmaz. demir gibi. çoğ. i. 1. tahriş. ikircimli. kurtulamaz. 1. sinirli. s. i. 2.. 3. sorun v. f. paraya çevrilemez. 2. 2. ütülemek. 1. ba . s. lavaj. s. ütüleyerek (buru şuklukları) gidermek. 3. . 1. bak. de ğiştirilemez. istihza. 3. 2. s. 2. ütü. dilb. uzlaştırılamaz. 1. sinirlendirici. 1. 1. i. 2. 1. 2. 1. 1. s. tamir olunamaz. s. insana alay gibi gelen bir tesadüf. düz olmayan. frenlenemeyen. tersinmez. lavaj yapmak. kusursuz. ütü tahtas ı/masas i. inceden inceye alay eden. yolsuz. 1. çürütülemez. mantıksızca. s. 2. su götürmez. irrasyonel. s. alayl ı. değişmez. 2. ironik. ütülenecek çama şı ı. k ızgınlık. ironic. saygısız. (pürüz.´ni) gidermek. ada. 3. sorumsuzluk. sinirlendirmek. 2. i.rlar: She´s got a lot of ironing to do. s. to ile ilgisi olmayan. sinirlendirici şey.. s. barıştırılamaz. değiştirilemez. s. s. s. 2. 5. akıldışı. düzensiz. ütüleme: Have you done the ironing? Çama şırları ütüledin mi? 2. konu d ışı s. kurals ız. uzlaşmaz kimse. demir. 2. tahri ş edici. İng. usulsüz. 1. ironi. 1. çok çekici. geri al ınamaz. demirler. düzeltilemez. fels. 2. aksi iddia edilemez. s. i. 2. saygısızlık. s. i. kusur bulunamaz. onarılamaz. (topra ğı) sulama. demirk ırı. s. 1. f. be. çaresiz. tedavisi olanaks ız. 1. geri alınamaz. 1. s. mütereddit.iron iron foundry iron gray iron out ironic ironical ironing ironing board ironmonger ironwork ironworks irony irony of fate irrational irrationalism irrationally irreconcilable irrecoverable irredeemable irrefutable irregular irrelevant irremediable irreparable irreplaceable irrepressible irreproachable irresistible irresolute irresolvable irrespective irresponsibility irresponsible irretrievable irreverence irreverent irreversible irrevocable irrigate irrigation irritable irritant irritate irritating irritation is island i. yıkama. 1. telafi edilemez. karars ız. usd ışıcılık. 1. mantıksız. karşı konulmaz. 4. i. çaresiz. s. f. aleyhinde söylenecek bir şey olmayan. onulmaz. geri alınamaz. tahriş edici şey. s. s. kaşındırma. yeri doldurulamaz. çarpık. i.. çözülemez. 1. bedeli ödenerek kurtar ılamaz. öfke. çaresiz. sorumsuz. 1. tahri ş etmek. demirden ılmış. demirhane. önüne geçilemeyen. kuraldışı. bastırılamayan.. i. i. s. 2. (bir şeye ait) demir kısımlar. tıb. uyuşmayan fikirler. z. s. usdışı. s.

gezgin. isk. 3. basım. saplamak. kaşınan. sorun.ırmak. fildişi. 1. f. it had. i.. 2. yerde ş. 2. s. kalem. nüsha. ada. 2. 6. sonuç. i. tek tükızl kolera vakalar yaln ık. yayım. bak. f. 1. sarmaşık. ayırma. 3. netice. çıkış. zam. 2. 9. 1. s. izomer. 2. 4. 7. i. elek. i. seyyar kimse. i. dürtmek. parça. of1. J. 2. İng. uyuzböceği. onu.. hesapta tek rakam. 3. it will. ço ğ. ikizkenar üçgen. i. 1. tek. köylü. marsıvan eşeği.. izotop. geom. kendisi. it would. e şbiçimli. yolculukla ilgili. f. f. 5. mesele. k ıs.islander isle islet isn`t isobar isolate isolated isolation isomer isomeric isomerism isomorph isomorphic isomorphism isosceles isosceles triangle isotherm isotope issue issue of shares isthmus it it`d it`ll it`s italic italicise italicize itch itch mite itchy item itemise itemize itinerant itinerary its itself ivory ivory tower ivy J. çabuk çabuk i. ahmak adam. kald ırıcı. mak.. kim. boşalma yeri. 2. i. kıstak..konu iğneşyoluyla ilaç. gen. itmek. gezginci. eşek herif. bacak. onun (it´in iyelik hali). kim. İng. argo para. etme. is not. 8. dolaşan. 1. e şbasınç. 2. kaşınmak. k. coğr. i. berzah. teni dalayan (kumaş/giysi). yaln ız bıı. s. i. erkek e şek.verilen anlaşılmayacak şekilde konuşmak. i. j jab jabber jack jackal jackass i. i.. yolcu rehberi. oğzool. 4. tek tük: isolated instances s. oto. lan. 2. f. k ıs. 2. 3. i. kaşıntısı olan. 1. saplama. s. arzu. i. 2. (oyunlarda) ebe. italik harflerle basmak. çakal. s. dili iğne. sayıihrac ı.tenhal choleraık. s. 2. 1. s. bocurgat. izomerik. 1. dağıtım. tek başına kalmış. gemici. italicize. zam. kaşıntı. 3. 1. . i. ayrıntılarıyla yazmak. e şsıcak. f. 1. izomorf. fildişi rengi. i. tecrit etmek. 2.. e şbiçim. k ıs. b ız. . gazet. ayırmak. istek. zam. madde. i. izoterm. 3. 4. izomorfizm. 5. adac ık. 1. 7. insan ı kaşındıran. kaşıma isteği duymak. yol. 1. bot. f. f. yalnay 4. i. konu. hisse senedi i. İng. ağaçsarmaşığı. izole etmek. izole etme. it is. 2. i. kendi. kim. izomorfik. Canis aureus. i. yayımlama. bak. mahsur kalan. fildişi kule.. priz. i.. italik. 3. tecrit i. ikizkenar. ay i. f. 2. 1. adalı. 4. vale. tenha. 2. seyahat program ı. duvarsarma şığı. e şbiçimlilik. kaşınma. yola ait. 1. mahsur ırakmak. 4. izobar. it has. itemize. adam. yaln ız bırakmak. hedera. seyyar. dürtme. 2. k ıs. 1.. izomerizm. boşalma. f ıkra. (bazı oyunlarda) top. adet. 3. o. kriko. ı rma.rakma. (--bed. --bing) 1. ona. 9. 6. haber. İngiliz alfabesinin onuncu harfi. italik. 8.

ocak ayı. argo cümbü ş. mahpushane. kaba kuvvet kullanan kimse. 2.. f. kavga etmek. hapse atmak. 1. i. 2. i. i. 1. f. argo. (çoğ. çok yorgun. ahenksiz ses ç ıkarmak. k. kaba kuvvete dayanan. 2. Jamaikalı.. h ıncahınç dolu. pot. i. --ging) diş diş etmek. yeşim. büyük çak ı. Japan. 2. ceket... odacı.jackboot jackdaw jacket jackknife jack-of-all-trades jackpot jade jade jaded Jaffa Jaffa orange jag jagged jaguar jail jailbird jailbreak jailer jailhouse jaloppy jalopy jam jam jam on the brakes jam session jam session Jamaica Jamaican jamb jamboree jam-packed Jan jangle janissary janitor janizary January Jap Japan Japanese Japanese cedar Japanese maple Japanese persimmon Japanese plum Japanese quince japonica jar i. 2. maltaeriği. i. argo külüstür otomobil. elinden her iş gelen kimse. tıklım tıklım. bot. firar. kaba kuvvet. dopdolu. kapı veya pencerenin dik yanı veya kenar pervazı. i. isk. jagar. yaşlı ve işe yaramaz at. kapıcı. 2. Japonca. silindir ceketi. jack. Cryptomeria japonica. hıncahınç doldurmak. on parmağında on marifet olan kimse. b ıkkın. 1. çoğ. hapishane. Chaenomeles lagenaria. i. japonayvas ı. mak. i. diş. kaba kuvvetle şkasın ı boyun eğmeye zorlamak. trabzonhurmas ı. s. çentmek. s. çok yormak. frene kuvvetle bas ıvermek. isteksiz. 1.a. (ile) çatışmak. (--ged. bitkin. kulak t ırmalayıcı bir ses çıkarmak. sivri uç. japonakçaa ğacı. i. 2. Japon... Jamaikalı. s. sivri uçlu. i. yeniçeri. i. 2. yafa. zorba.nese) Japon. Jamaika´ya özgü. Acer palmatum. yafa portakalı. gürültü. mahpus. viraj. ortada biriken para. i. Jamaika. i. 2. hapishaneden kaçma. i. 1. 1. yafa portakalı. reçel. düldül. bot. i. mahkûm..knives (cäk´nayvz) i. eğlenti. bak. January. bak. Japonya. yenidünya. gardiyan. sıkıştırmak. bot. jaguar. japonayvas ı. 2. dili 1. 2. i. i. 1. k ıs. gırgır. zangırdamak. bot. t ıkmak. i.. --ring) 1. Japanese. f. cazcıların bir araya gelip doğaçtan çaldığı caz müziği. i. i. jalopy. mahpushane. i. i. bot. küçükkarga. bot. zangırdatmak. Jamaika. 1. (with) (-e) ters düşmek. 3. yafa. Prunus salicina. kriptomerya. i. 2. 1. Corvus monedula. ahenksiz ses. 2. k ıs. (vaktiyle hapis yatm ış) sabıkalı. düldül. cazcıların bir araya gelip doğaçtan çaldığı caz müziği. hapsetmek. (--red. i. Jap. i. 1. --ming) 1. çekişmek. s. Japonca. f. i. 4. hafifme şrep kadın. f. marmelat. Hepimizi o küçük i. i. 3. on/upon . hapishane. (--med. keskin dönü ş. janissary. dişli. bazool. cücekarga. tıkmak: They are going to jam all of us into that small room. f. Chaenomeles lagenaria. s. f. Diospyros kaki. çentikli. s. i. şömiz.

peltele şmek. 1. silkinme. f. 2. s... blucin. özel dil. k ıskançlık. 2. 2. ştirmek. pulover. i. i. Dipus. şen. 2. d ırlanmak. 2. yarg ılanan sanığın cezaya çarpılma ılığı.. dili biçimlenmek. i. i. i. Cava´ya özgü. kavanoz. önyarg s. cin kuma ş. dili 1. karamsar. zool. 2. peltele i. kaygısızca. argo aptal. s. kesik kesik ve h ızlı söylemek. 4. .. cirit. i. silkip atmak. Cava. cin pantolon. bot. i. s. çölsıçanı. düşmanca. neşeli. olas i. (meyve tad ında. i. 1. z. (at) ba ğırarak/kahkahalar atarak (ile) alay etmek. fırlatmak. oturak. cazbant. 2. önyarg f. donmak. argo tehditle baskı yapmak. çölfaresi. laflama. f. i..nese) Cavalı. ço ğ.. c ırboğa. ağız. k. hoşnutsuz. 1. k. Cava. kaygısız. hareketlendirmek. hoşnutsuzluk.bir şeker. tehlikeye sokmak.. Jav. k ıskanç. 1. sarsıla gitmek.. k. tehlikeye atmak. --s i. 3. i. ba f. i. 1. tıb. jarse. ı. silkme. anat. Javanese. cip. karamsarlık. z. salak. Kudüs. caddeyi trafik kurallar i. belirginleşmek. i. 3. 3. i. i. laflamak. gezmek. 3. çene çalmak. dili kararsız kimse. 2. pelteye benzeyen) jöle. Cavaca. s. 1. i. içi jöleli fasulye biçiminde i. 2. kestanekargas ı. jeopardize. argo canland ırmak. 1. huk. fütursuzca. 1. z. alakarga. abaza çekmek. medüz. İng. spazmodik. 1. Cavalı. s. peltele şmek. 1. i. gezinti. denizanas ı. dili (yaya) yaya geçidi olmayan bir yerde kar şıdan karşıya geçmek. gösterişli. bak. Cavalı. İng. 2..a. i.. 4. 2.jar jargon jasmine jaundice jaundiced jaunt jauntily jaunty Java Javan Javanese javelin javelin throw jaw jawbone jawbreaker jay jaywalk jaywalker jazz jazz band jazz up jealous jealously jealousy jean jeep jeer jell jello jelly jellybean jellyfish jeopardise jeopardize jeopardy jerboa jerk jerk jerk off jerk out jerkily jerky jerry jerry-built jersey Jerusalem i. (reçel veya marmelada benzeyen) jöle. i. tehlike. sarsarak. 1.. 1. k. şiddetli ve ani çekiş.pis/a birdenbire ve şiddetle çekmek. 1. f. ğ 2. İng. çenekemi i. meslek argosu. söylenişi zor sözcük. k. 3. burkulma. Garrulus glandarius. kıskançlık. i. s. 1. cin. nazik durum. sarsıla argo otuz bir çekmek. anla şılmaz dil. sar ılı. düşmanlık. sars ıntılarla. f. 2. dili f. sarılık. f. büzülme. i. süveter. i.. bak. argo çene çalma.. f. f. bak. 2. (yaya) trafik kurallar na uymadan geçen kimse. 2. cirit atma. dili lazımlık.. çene. mastürbasyon yapmak. cirit. k ıskançlıkla. çok sert akide şekeri. caz.. s. (çoğ. şık. ılık olmuş. kötü malzemeyle yap ılmış. ına ıuymadan karşı dan kar şıya geçmek. k. i. i. kazak. şağılık herif. 2. 3. sars ıntılı. 1. Cavaca. Jasminum. argo 1. yasemin. İng. alaylı ğır ış/kahkaha. 2. i. zool. kıskançlık dolu. jello.

jet sosyeteden bir kimse. 1. (hırsızların kullandığı) ufak levye ile açmak. itiraz şeyi yapmaktan) çekinmek. i. f. değerli taş. 1. i. dili the a şırı sinirlilik. Hz. f. i. s. şıngırtı. kimse/ taf. mendirek. 2. . dili -e uymak. tepkili uçak. argo u ğursuz şey/kimse. şla/ta şlarla süslü. (tehlike an ında gemiyi hafifletmek için) (yükü) denize atmak. hile. dingildemek. 1. jasmine. kâgir iskele. jetli sürüş. 2. fışkırma. enerjik. jeweled. dili katakulli. k. f. kapkara. bak. s. 2. fışkırmak. sevgilisini terkeden k ız. simsiyah. değerli i.. jiffy. (hırsızların kullandığı) ufak levye. uğursuzluk.. cevher.. hafif ı. i. (at) (-e) karşı gelmek. İng. i. dili çok sinirli.. (tekerleme gibi) kısa şiir. i. kuyumcu. den. bak. mücevher. şeytanelması. İng. i. titreme. kuyumcu dükkân ı. cin. salınmak. latife etmek. tepkili (uçak). (--ed/--led. 2. simsiyah. ğundan sonra) zaman farkından doğan uyku 2. tatula.. jet uçağı.. (--ted. ünlem Allah Allah! s. hareketli. jetle yolculuk yapmak. bak. 1. s. dalgak ıran.. mücevherat. i. şıngırdatmak.. ğ tepkili çalıştırma. i. (bir şey hakkında) tereddüde etmek. şaka söylemek. i. s. 3. s. 3. mücevher. cihat. k. i. 1.. f. bumba ile seren veya yelkeni rüzgâr yönünde giderken kavanço ş mak. jeton. i. Musevi. i. i. i. jet gibi h ızlı. --bing) İng. şaka. f. cep saatinin içindeki taş. dili an. 1. i.Jerusalem artichoke Jerusalem artichoke jessamine jest jester Jesus Jesus! jet jet jet lag jet plane jet propulsion jet setter jet-black jet-propelled jettison jetton jetty Jew jewel jeweled jeweler jewelled jeweller jewellery jewelry jewelry store Jewish jib jibe jiff jiffy jiggered jiggery-pokery jiggle jigsaw jigsaw puzzle jihad jilt jimmy jimsonweed jingle jinks jinni jinx jitters jittery yerelmas ı. --ting) 1. İng.b. (--bed. (sevgilisini) terketmek. jewelry. k. k. den. 3. çıngırdatmak. f. İng. değerli şey. i.. bak. 3. alay. şaka etmek. lahza. latife... oyma testeresi. sallamak. i. motorlu kesilmiş parçaları birleştirerek oynanan resim-bilmece. i. Musevi. İsa. i. i. etmek. maskara.. flok yelkeni. düzensizli jet. Yahudi. f. şıkırdatmak. f.. soytarı.. bak. uğursuzluk getirmek. (uzun bir uçak i. jet. bot. f ışkırtmak. mücevherci. yerelmas ı. yorgunluk v. --ing/--ling) değerli taşlarla süslemek. s. oyun. 2. ırgalanmak.. i. Yahudi. s. s. i. (bir f. f. fıyolculu skıye. with k. 1. 2. tekerlemeli ş i. 2. sallant i. ile uyu i.arkı. jeweler. çıngırtı.. şıkırtı. i.

Ürdün. iş i..bar. 1. s. görev. argo 2. ğüm. birle ştirmek. şaka yollu. mirasta ortak. müşterek hesap. toptan dağıtımcı. bak.için 2. parti v. f. baya ğı iyi! Jolly good! Çok baya şelendirmek. ğum. i. i. ba f.o. 1. i. (kulüp. müşterek hesap. sars ılmak. 1. bot.o. vazife. dili 1. geçme ile tutturmak. İng. s. Yapmaktan şka çaresi yok. eklemli. i. yava ırlatmak ipucu vererek) (bir şeyi hat i. zerrin. k. mafsal. ortakla şa. el ele tutu şmak. f. Narcissus jonquilla. 2. yapmak. şaka yapmak. jujitsu. dalavere ile kand ırmak. ıntfulya. 1. müteselsil borçlular. parça başına ış an işçi. 2. gece kulübü. lokanta. toptan mal satan tüccar. bir yeri birini tatlı sözlerle teşvik etmek. İng. biti şmi ş. suspansuvar. şakacılık. şakayla. i. birleşmek. şok. hafifçe sarsılmak/sallanmak. 2.´s memory jogging joggle join join battle join battle join hands join up joiner joinery joint joint joint account joint account joint creditors joint debtors joint heir joint owner joint surety jointed jointly joist joke joker jokingly jolly jolly a place up jolly s. mü şterek. (bir yarışta) daha avantajlı bir yere geçmeye çalışmak. nükte. asker yazılmak. yeregood! sevimli bir Bu hava vermek. i. ı. cokey. tatlı sözlerle birini (bir şeyden) vazgeçirmek. mafsallı. ek yeri.. ng. bot. 2. 3. iş. kiriş. ek. z. birçok yere üye olma meraklısı. eklem. dili hoş.´ne) lamak. i. putrel. 4. payda ş. büyük et parças ı. jogging. şakacı kimse. yava şça sallamak. 2..b. çal siz. şaka olarak.. along jolly s. memuriyet. 1. yavaş koşma. anat. -e 4. birinin belleğini canlandırmak. 1. 6. 2. out of jolly well jolt jonquil Jordan i. k. ba lanmak. dürtmek. 2. i. ne gerçekten: Thisbir is jolly İng. hafifçe sarsmak. 1. İng. sallama. birlikte. şen. 1. marangozluk. 5. k. 3. (--ged. şmibo ş. joint-stock company tic. 2. 7. isk. i. 2. şaka ederek. . şakalı. do doğ ğramac ramacı ıl. neşeli. ortak. sarsmak. 5. şoke etmek.. 6. güzel. bağ ış maya ba şğ lamak. sars i. sarsma. üye yazılmak. şaşkına çevirmek. i. İ i. müteselsil kefil. şaka etmek. götürü iş. jogging ş ko şma. dü birle tic. toptanc ı.o. çarp savaşa girişmek. sarsmak. mülkiyette/tasarrufta ortak. müteselsil alacaklılar. i. joker. 2.. anonim şirket. 1. z. marangoz. k. 3. latife. 1. 1. sars ılmak. in -de yer almak. --ging) 1. dili bitişmek. into jolly s. neşe verici.o. s. bulu şmak. 2. i. birçok derne ğe/gruba üye olan kimse. s. kasap. şakacı. şaka. tatlı sözlerle birini (bir şeye) ikna etmek. i. 1. ıntı. 2. f. dürtme. z. Bir sözü pekiştirmek için kullanılır: He´ll jolly well have to. 3. geçme. argo afyon s. yava ş koşmak. 1. 2. dili ğı. z. itmek. kat birden dürtme.ık.jiujitsu job job work jobber jobless jockey jockey jockey for position jockstrap jocular jocularity jocularly jog jog s. f. f.

bot. 1. jour. sevinçli. 1. 1. İng. i. uçakta manevra kolu. yol. s. sevinçli. Yugoslavian. çoğ. k. 2. Junior. i. itelemek. i. bak. neşeli. 3. çene kemiği. günce. 3.. yevmiye defteri. i. günlük defter. 2. gazete. i. coşku. i. şaka etmek. i. joviality. bak. hile ık. ne şe. co şkun. s. adli. jul. itip kakma. i. i. ustabaşı. 1. bilirkişi. 1. i. Cercis siliquastrum. yarg ılama ile ilgili. i. tic. k ıs. 2.. sağgörülü. yargıçlar. . sevinç. ak ıllıca. 2. i. Yahudi İspanyolcası.men (cır´nimîn) i. hâkim. Yugoslav. (--ted. 3. çal ıntı araba ile gezme. herhangi bir olayın ellinci yıldönümü. i. k ıyamet günü. 3. haz. of it! Bir noktas ını bile değiştirmem! Don´t you miss a jot or a tittle! En i. hile. s. s. şenlik. jonglör. judocu. 1. p haz ırlamak. sefer.Jordanian josh jostle jot joule journal journalism journalist journey journeyman jovial joviality jovialness jowl joy joyful joyfully joyous joyride joystick JP Jr jubilant jubilation jubilee Judaism Judas Judas tree Judeo-German Judeo-Spanish judge judge by externals judgement judgment Judgment Day judicial judiciary judicious judo judoist jug juggle juggle the books juggler Jugoslav Jugoslavia Jugoslavian i. 2. hükmetmek. i. yarg ıç. adli. 2. 2. 4. i. bilg. 2. aldatmak. adliye. ne şeli. 1. f. s. seyir defteri. Ürdünlü. 3. karar. hokkabazlık yapmak. f. zerre. 1.. gezi. dürtüklemek. i. seyahat. neşeyle dolu. Musevilik. s. şen. s. i. sevinçli. hilekâr kimse. görünü3... i. den. not etmek. hokkabazl tırı2. Musevi olma. gazeteci. jübile. 2. Ürdün. ne şeli. vermek.. s. i. neşe. Musevilik. Musevi âlemi. bak. i. keyif. dili tak ılmak. kodes. tahmin etmek. i. bak. aldatmak için hesap defterlerini kar ış i. Yiddish. evlilikte altın yıl. 3. yarg ı. dergi. s. yolculuk etmek. (kulplu) sürahi. nebze: I won´t change a jotfiz. gazetecilik. bak. f. 2. erguvana ğacı.. hakem. s. Yugoslavia. 1. 2. hokkabaz.. f. 4. 4. 1. keyifli. şe hüküm dayanarak hükme varmak. hüküm. k ıs. z. s. i. otomobil gezintisi.. i. günlük. --ting) down yazmak. Musevi dini. i. itip kakmak. yolculuk. neşeyle. 1. s. Ürdünlü. i. kumanda kolu.. yapmak. hukuki. el çabukluğu ile marifet yapmak. argo hapishane. f. i. 1. coşkulu sevinç. i. Justice of the Peace. alay etmek. judgment. sevindirici. türel. Ürdün´e özgü. hukuki.. yargılamak. f. mantıklı. tedbirli. judo. i. hakemlik etmek. alt çene. i. testi.ney.. erguvan. bak.

etti i. 2. dili 1. July. s. 2. i. k. jump one´s bail jump out of jump out of one´s skin jump out of the frying pan into the fire jump over jump rope jump seat jump ship jump the gun jump the gun jump the queue jump the track jump the track jump to conclusions jump to one´s feet jump up and down jump/get on the bandwagon jump/skip bail jumper jumper jump-start jumpy Jun s. özsu. -den atlamak. rada bekleyenlerin önüne geçmek. başlama ı. birini terslemek. (fırsattan) hemen faydalanmaya bakmak.. s ıçramak. bot. başlanması gereken zamandan önce başlamak. i. delgi. pulover. (teklifi/daveti) hemen kabul etmek. ödü patlamak. her şeyi bilmeden/yeterince düşünmeden hemen bir sonuca/karara varmak. 1. i. (tayfa) gemiyi haber vermeden terketmek. ödü kopmak. ta) hatal ı çıkış (yar İ ng.. sıçratmak. i.o. bluz/kazak üzerine giyilen kolsuz elbise. para ile plak çalan otomatik pikap. (tren) raydan ç ıkmak. atlamak. 3. karışıklık.´s throat jump for joy jump on s.ış s.´s throat jump down s. k. i. noktas şkalar ınııç n yeri/noktas yaptığı bir eyleme katılmak. hoplayıp zıplamak. s. 2. s. k. 3. herkesin merak ği ayr ıntılarla dolu. bak. temmuz. acele hüküm vermek. 3. argo benzin. k ıs. tulum. kuru. 2. i. sulu. June. ayağa fırlamak. hünnap. özlü. diken üstünde. (kadba ş motorun ka bir motorun aküsüne tel f. spor jiujitsu. (fiyat) f ırlamak. dili -in üstünden atlamak. 2. (tren) hattan ç ıkmak.. ba şlang ı. düzensiz kar ışım. k. karmakarışık şey. 1. atlama. çok sevinmek.Jugoslavic jugular jugular vein juice juiceless juicy jujitsu jujube jukebox Jul July jumble jumble sale jumbo jump jump jump a train jump around jump at jump at a conclusion jump down s. düzensizlik.ış hakk ı yokken sıyapmak. straponten. birini haşlamak. 4. fırlatmak. k ıs. zıplamak. 3. dili birini ha şlamak/azarlamak. zıplatmak. Yugoslavic. k. 1. vaktinden evvel davranmak. 1. İng. İng. ırsever bir kurum yarar ına sat ılmak üzere biriktirilen lm dini/hay İ ng. i. argo cereyan. çocuklara giydirilen ın ş için) kazak. sebze/meyve/et suyu. oto. 1. enerji. i. çiğde. şahdamarı. geçici olarak kullan ılan bağlantı teli. elektrik. özü/suyu olmayan. üzerinden atlamak. birine ç ıkışmak. 2. dili herkesin merak etti ği (ayrıntılar). 2. jumping-off place 1. ip atlamak. dili hayretle yerinden s ıçramak. (bir yerden) (d ışarı) atlamak. kefalet altındayken duruşmaya gelmemek. k. çok büyük. süveter. yüreği ğz ınaya gelmek: I nearly out of my skin! Ödüm koptu!/Yüreğim a ğmurdan kaçıp jumped doluya tutulmak. kocaman. boyuna ait. 2. 2. s. dünyanın öbür ucu. hoplayıp zıplamak. s ıçrama. dili birini sert bir şekilde azarlamak. fırlama.o. dini/hay ırsever bir kurum yarar ına yapılan kullan ılmış eşkullan ya satıışı . 1. aküsünden 3. atlayan kimse. sinirleri gergin. birine sapartayı vermek. basinirli. Junior. trene atlamak. k. 1. . göbek atmak. i şaret verilmeden başlamak. dili ba k. aküsü bitmi ğ layarak (aküsü bitmi ş olan ı n motorunu) çal ış t ı rmak.o. dili (kefaletle tahliye edilen san ık) hazır bulunması gereken duruşmaya gelmemek. atlatmak. pantolonlu ceket. elek. argo kuvvet. f. 5. (parayla ilgili bir miktarda) ani yükselme.

1. Çin yelkenlisi. Onlara k. buna ra ğmen. yarg ıcılar kurulu. 2. tam o s ırada. 2. çoğ. i. kutu. hukuk. That´s just what I´ve been looking for. gökb. hakl ılık. makas.. yla ayn ı ad ı taşı kimsenin adına eklenir. i. cang ıl. adalet. 1. kayaarmudu. 1. bitişme. argo hurdas ı çıkmış araba. -mek üzere: I was just about to leave. oynak yeri. jüri. in time tam vaktinde. Biraz önce ılar. i. şimdi. tapon mal. üniversitenin birinci ve ikinci syan senelik okul. 3. Erendiz. O arabanın ı çıkm ış. doğruluk.men (c^ngk´mîn) i. argo uyuşturucu maddeler. iki kişiden küçük olanı. s. uyuşturucu. i. ucu ucuna. tıpk That´s just like Behzat. bot. Dairenin durumu hakk ında bilgi tamlike o anda. önemli an. 2. birleşme yeri. kavşak. 1. i. birleşme. yarg ı hakkı. 2. aralık. huk. jüri. hurdacı. 4. 1. i. i. atılacak eşyalar. . hurdalar: That car´s a piece of junk.h. Bir düşün!/Düşünsene!: Just think! This time tomorrow we´ll be in Tibet! ünsene! ın bu saatte Tibet´de olaca ğız! inat bunu yap ıyor. 2. 5. hurdalık. k. eskici. i. hak. i. 5. spor küçük (Babas ı ınıf ö ğretim program ını uygulayan iki genç. Just what the fuck do you mean? Ne demek istiyorsun be? i.. bağlantı. i. She´s ı: Fehmi looks just like his father. haziranböce ği. dikiş yeri. cunta. adil. doğru. ast. hükümetin nüfuz dairesi. i. zaman. ilkokul ile lise aras ındaki 7. bitirdik. 2. hükümet. cengel. ardıç. 2. hemen hemen: We´re just about finished. 1. d. aynı. haziran. just at that spot tam o noktada. dili Haydi. biraz önce: They were here just now. tıpatıp aynı. çok düzenli şekilde: When you´re with them you muntazam tutuyor. jüri üyesi. belirli bir şekilde/bir 1. but just the same I would to see it for myself. Phyllopertha. 2.. 8. reklam olarak gelen posta. i. yargılama hakkı. i. hurdas besin de ğeri az olan tadı güzel. 3. 3. gene de. dili Bir just saniye! 1. 2. bir halde: She keeps her house just so. i. yakala bakal ım! k. yerindelik. b. yiyecek. şans ıma. çok dikkatli sisteme göre bir düzenlenmi ş. hukuk ilmi uzman ı. hurda deposu. seçiciler kurulu.Hemen Fehmi themen ıpkı babas ına benziyor. hukuk ilmi. Evini çok buradayd 1. argo ke ş. yaşça küçük. Dü -e ş inat: He´sYar doing this just to spite them. sulh hâkimi. 1. justice justice of the peace justice of the peace sulh hâkimi. sınıfları kapsayan ortaokul. yine de: She described the apartment´s condition. yerinde. yetki. 3. Jüpiter. dili son anda. Tam ç ıkmak üzereydim. i.. ve 9.y. z.). 1. tam: just across from us tam kar şımızda. hukukçu. eroinman. elek. adaletli. yine de. 1. 1. i. 4. 3. s. junk. hakl ı. 2. zool. buat. kıdemce aşağı. Amelanchier canadensis.junction junction box juncture June June bug Juneberry jungle junior junior college junior high school juniper junk junk junk food junk heap junk mail junkie junkman junkyard junta Jupiter jurisdiction jurisprudence jurist juror jury just just Just a sec! just about just like just my luck just now just so just so just the same just the same just then just there Just think! just to spite Just try and catch me! just under the wire i. değil mi? tam benim 1. isn´t it? O tam Behzat´ça bir şey. 2. bitişme. seçici kurul. uyuşturucu bağımlısı. 2. tam orada.

Günlük keeps the books. alabora etmek. i. genç. zeki. 2. İngiliz alfabesinin on birinci harfi. i. sivri. . uzanmak. matb.. karate. ıs. Kazakh. 2. s. Ke şmirli. çocuk suçlu. haklı neden. i. Karelya. 2. Kampuçya. çocuksu. f. i. 3. 1. k i. himaye. f. dili çok hevesli. gerekçe. ı karmak. s. 4. metnin ğ kenar ını hizalamak.. çıkmak. -i keep a close watch on keep a journal keep a low profile keep a low profile keep a secret günlük tutmak. Kamboçlu. Kampuçya. i. 1.He 3. dili göze çarpmamaya sır saklamak. 2. i. i. s. tutmak:. Ke şmir. 2. genç. z. k. keskin. alabora olmak. i. k Kaaba kale kaleidoscope Kampuchea Kampuchean kangaroo kaput karat karate Karelia Karelian karyokinesis Kashmir Kashmir´i Kashmir´ian Kazak Kazakh Kazakhstan Kazakstan keel keel over keelage keen keenly keenness keep keep i. Kampuçya´ya özgü. Kazak. şevkle. biyol. olgunlaşmamış. doğrulamak. karyokinez.. çal ışmak. --ting) 1. s. i. Kamboçça.. bilg. 1. 1. kanguru. karalahana.. suçlu çocuk. Kampuçyalı. Kamboçyalı. 1. Kazakhstan. Kampuçça. capacity. Keşmir´e özgü. sa haklı çıkarmak. ayar. 1. birbirine yak ın koyma. merak. ac ı. Kazakça. 1. çocuğun suç işlemesi. 7. i. karina. i. (kept) 1. jüt. içkale. Kampuçça. 3. i. 5. 2. karat. i. şiddetli. tutuyor. 1. Keşmirli. keskin (göz/zekâ). bak.. zekâ. sivri olmamaya çalışmak. düşkünlük. 3. 2. (--ted. 2. 8. ç şekilde.. 1. 1. Seni s ıcak tutar. K. i. 1. 2. çiçek dürbünü. 2. şiddet. s. Keşmirli. Karelyalı. İng. i. 3. göze batmamaya çalışmak. birbirine yak ın koymak. 4. 1. metnin ğ kenar ını hizalama. sa hakl ı olarak. yanyana koymak. Karelyaca. çocuk. 2. argo mahvolmu ş.justification justify justly jut jute juvenile juvenile court juvenile delinquency juvenile delinquent juvenile delinquent juxtapose juxtaposition k K. dili dikkati çekmemeye çal ışmak. keskinlik. tutmak. k. Karelya. gençliğe özgü. bilg. bak. Kamboç. Karelyaca. Kamboçya. 2. birbirine yak ın bulunma/bulundurma. yanyana koyma. s. matb. k. kaleydoskop. yanyana bulunma/bulundurulma. 3. haklı çıkarma/çıkma. Kampuçyal ı. kilogram. elek. Karelya´ya özgü. temize f. yoğun. 2. dili terbiyeli bir şekilde konuşmak: I´ll thank you to keep a civil tongue ın! in s your head! Terbiyeni tak ıkı bir gözetim altında tutmak. çocuk mahkemesi. 1. 2. Defter tutuyor. i. i. 3. sert. f. muhliye. Kâbe. adil bir f. i. 6. geçim. kuvvetli. suçsuzluğunu kanıtlamak. i. Karelyal i. akıllılık. 1. 2.. i. keep a civil tongue in one´s head k. s. mitoz.. birden devrilip dü şmek. i. i. ı. gemi omurgas ı. She keeps a diary.. 1. 2. 2. altın ayarı. s. s. zool. adaletle. i. Keşmir. z. out ç ıkıntı yapmak. i. liman resmi. şiddetle. Kazakistan. Macropodidae.It´ll keep you warm.. keskin. gözü aç ık. 1. çıkık olmak. 2.

saklamak. devam ettirmek. 2. sab ırsızlanmamak. 3. dili hiç gülmemek. ile atba şı (beraber) gitmek. k. kendine düşen payı ödemek. saklamak. ev idare etmek. içeride kalmak. sözünü tutmak.s. (of) -in sayısını tutmak. günde pek az saat aç ık olmak. dili şikâyet etmeden soğukkanlılıkla karşılamak. eve erken dönmek. 1. gözü -in üstünde olmak. fikirlerini kendine saklamak. sinirlenmemek. sürdürmek. 1. parlamentodaki yerini korumak. k.keep a secret keep a stiff upper lip keep a stiff upper lip keep a straight face keep abreast of keep account of keep an account of keep an ear to the ground keep an eye on keep an eye out for keep away keep back Keep back! keep bankers´ hours keep company with keep count keep dark keep early hours keep fit keep going keep good time keep house keep in keep in mind keep in view keep in with keep it up keep o. 2. dengesini kaybetmemek. Uzak dur! k. içeride al ıkoymak. gözden uzak tutmamak. 1. unutmamak. vücut hatlar ını korumak. 1. 2. 2. sözünden dönmemek. gözünü açmak. kendine hâkim olmak. kulağı kirişte olmak. kendine dü şen görevi yerine getirmek. kendine hâkim olmak. metanet göstermek. -den uzak durmak. -den uzak kalmak. 2. sürdürmek. -i uzak tutmak. ile aras ına mesafe koymak. (son gelişmelerden) haberdar tutmak. Kol saatim zaman ı hep doğru gösterir. gizlemek. dili ağzını sıkı tutmak. 3. telaşa kapılmamak. . ile dost kalmak. -i aklında olmak. 1. (bir şey için) göz kulak olmak. tetikte olmak. gözünü dört açmak. ciddiyetini korumak. aloof from keep off keep on keep one´s balance keep one´s balance keep one´s counsel keep one´s distance from keep one´s end up keep one´s eyes open/peeled/skinned keep one´s eyes peeled keep one´s figure keep one´s head keep one´s mouth shut keep one´s nose to the grindstone keep one´s nose to the grindstone keep one´s own counsel keep one´s promise keep one´s promise/word keep one´s seat keep one´s shirt on sır saklamak. devam etmek. gözden kaybetmemek. -in kayd ını tutmak. -i not etmek. saklamak. kulağı tetikte olmak. ak ılda tutmak. ilerlemek. tetikte olmak. erken yatmak. (son gelişmeler hakkında) bilgi sahibi olmak. -i yakla ştırmamak. 2. oturdu ğu yerden kalkmamak. günde pek az saat çalışmak. s ır vermemek. k. (saat) her zaman zaman ı doğru göstermek: My watch keeps good time. 2. devam etmek. sır saklamak. metin olmak. k. durup dinlenmeden çalışmak. formunu korumak. dili 1. devam etmek. dili durmadan çalışmak. k. uzak durmak. -e göz kulak olmak.2. göz önünde tutmak. cesaretini kaybetmemek. ile arkada şlık etmek. sözünü tutmak. çenesini tutmak. patlamamak. kendini -den uzak tutmak. dili 1. -i kaydetmek. istifini bozmamak. sözünü yerine getirmek. 1. dengesini korumak.

o.? keep one´s word keep order keep out keep out of mischief keep out of sight Keep out! keep pace with keep s. 3. 3. bir şeyi birinden saklamak.t. birini -den haberdar etmek. hiç gözükmemek. sessiz kalmak. from s. hiç görünmemek.o. birini yaln ız bırakmamak. (bir şeyi) takip etmek.o. k. defter tutmak. ile a şık . How about . denetim altıbozmamak. disiplini korumak.t. bir şeye bir bütün olarak bakmak. spor (bir yar ış. ile ilişkiyi sürdürmek. under one´s hat keep score keep silent keep step with keep tabs on/keep a tab on keep the accounts keep the ball rolling keep the lid on keep the peace keep time keep time keep to keep to the straight and narrow keep touch with keep track of keep track of keep up keep up with öfkeye kap ılmamak. dışında kalmak. Girilmez. kaybetmemek: yüksek tutmak. dili çenesini tutmak. at a distance keep s. (izlerken) gözünü/gözlerini birinden/bir şeyden ayırmamak. at arm´s length keep s.t. 2. birini (bir konuda) bilgilendirmek..t. (çağa/zamana) ayak uydurmak. down keep s. in perspective keep s. birini uzak tutmak. (bir şeye) dikkat etmek. birini pek yakla ştırmamak. a secret from s. birine refakat etmek. dili 1.keep one´s temper keep one´s trap shut keep one´s wits about one. 2. bir şeyi bir bütünsellik içinde ele almak. keep s. itidalini muhafaza etmek.t. birini bekletmek. -i gizli tutmak.o. away keep s. -i gözetlemek. (birinin) izini 1. birinin ilerlemesine mâni olmak/ket vurmak. 2. 2. -e ne dersin/dersiniz?: How about a game of tennis? Tenis oynamaya ne dersin? 2. (bir şeyi) aklında tutmak.o. in sight keep s.o. s. birinin samimi olmasına izin vermemek. ile ayn ı hızda/tempoda gitmek. dili do ğru yoldan ayrılmamak. under surveillance keep s.o. susmak. under one´s hat keep s. birini bir şey yapmaktan alıkoymak. 1. well-advised llı.b. 2..t. -e ayak uydurmak.o. company keep s.o. gagas ını kısmak. -i gizlemek. huk. 1. ı kalmak. -i takip etmek.o. birine so ğak (biriyle samimi olmamak için) ona çok mesafeli davranmak. 1. birini sürekli olarak gizlice izlemek. Yakla şma! -e ayak uydurmak. (saat) zaman zaman ı doğru göstermek. waiting keep s. -i takip etmek. iyi bir işi sürdürmek. -e bağlher k. under wraps keep s. sulhu tempo tutmak. dışarıda bırakmak. tedbirli.o. from doing s.o. tempo tutmak. 4. hesap tutmak. ukıdavranmak. advised of keep s.o. yaramazlıktan kaçınmak.o. guessing keep s. (ç ığırından çıkmaması için) -i nda tutmak. devam etmek. birini meşgul etmek. 1. waiting keep s. birini bekletmek. 2. maç v. keep s.t. -i izlemek.You ought to keep track of what´s 1. (puan) saymak. keep s. dili bir şeyi gizli tutmak. k.t.o. 1. birini doğru dürüst haberdar etmemek. k. bir şeyi gizli tutmak. -i izleyerek bilgi sahibi olmak. -i izlemek. engaged keep s. -i takip etmek. 2. -den ne haber? How about Çetin? What´s he doing? sözünü tutmak./s. öfkesini yenmek. birinden bir haberi saklamak/gizlemek. k.´nde) zaman tutmak. -e ayak uydurmak.o. dili bir şeyi gizli tutmak. at arm´s length keep s. ahlaklı bir şekilde yaşamak.

1.. varil. iç. i. f. 1. çifte atmak. bak./an animal at bay keep/stay in the background keeper keeping keepsake keg kelp Kelt Keltic ken kennel Kenya Kenyan kept kerb kerbstone kerchief kerfuffle kermes kermes mineral kermes oak kernel kerosene kerosene lamp kettle kettledrum key key key position key ring key up key word keyboard keyhole keynote keynote address keystone kg khaki khakis Khyber kibla kiblah kick kick çağın gerisinde kalmamak. Kenyalı. küçük f ıçı.o. esmer suyosunu. i. i. 1. İng. f. to -e5. bak. varek. 1. İng.. tekmelemek. uydurmak. önemli yer. çekirdek içi. k ırmızmeşesi.. dili şamata. heyecanland ırmak. (sözlükte/ansiklopedide) madde. zemberek kurgusu. i. temel. 1. çağa ayak uydurmak. 3. i. (yol kenarındaki) bordür. yadigâr. 1. kurgu. i. dili (uyuşturucu maddenin) kamçılama etkisi: This drink´s got a kick to it. gaz lambas ı. kilitlemek. hayvan arka planda kalmak. 1. ilke. tekme atmak. koruma. (--ned. ses perdesi. temel dü şünce. Hayber. Kenya. 2. 2. i. 4. anahtar deliği. 3. bak ıcı. 2. i. s. müz. 2. anahtar. eşarp. 1. gazyağı. 3. i. 1. i. 2. müz. Kenya.. i. anmal ık... görüş ısı . 2. köpek kulübesi. 1. Kenyalı. i. toplantıyı açış konuşması. kendini göstermemek. i. getirmek. ana nota. 1. mendil. kilogram(s). dili karşı durmak. i. keep. sertlik. Celtic. 2. i. Kenya´ya özgü. cevap ı. bilmek. birini/bir ı sindirmek. i. tahıl tanesi. bak. k. güğüm. 3. bordür taşları. çaydanlık. yer. 4. s. 1. Bu . tekmeleyerek kovmak. i. telaş. i. 1. bilgi alanı.. (silah) geri tepmek. se şı gelme. dayanak. perdesini yükseltmek. (klavyede) tuş. k ırmız. temel taşı. keg(s). i. geçimini sa ğlama. esas. çoğ.3. argo (içkide) kuvvet. etmek. bekçilik etmek. uyum. duruma 7. öz. 2. müz. gürültü patırtı. 2. i. 2. bordür taşı. i. 2. anahtar. i. qibla. (koyu) bej pantolon. başörtüsü. bak. timbal.. kırmız madeni. İng. birini/bir hayvan ı korkutarak yaklaşıp zarar vermesini önlemek. 2. 4. 1.kar k. himaye. madde ba şı sözcük. yetkili anahtar halkas ı. cevher. şifre cetveli. s. geçim. gaz. 3. ana ilke. nöbet tutmak/beklemek. 4. -e 6. 1. tekme. göre ayarlamak. k. 1. köpek yeti ştirilen yer. hatıra. anlamak. -e s. (koyu) bej üniforma... qibla. i. i. boyun atkısı. 2. görüş alanı. 3. tutma. coşturmak. bak. 2. 3. Celt. 2.keep up with the times keep watch keep/hold s.. (koyu) bej. köpek yetiştirilen aç i. --ning) İskoç. 2. i. k ıs. i.. akortmevki. ruh. anahtar ta şı. gardiyan. uygun müz. i. ğirdim yapmak. çözüm yolu. kilit taşı. bekçi. i. andaç. i. i. f.. madenk ırmız. anahtar f. --s i. tanımak. klavye.

i. 3. ölmek.. f. 1. kill two birds with one stone i.. --ding) 1. İng.. kill the fatted calf kill the goose that lays the golden k. futbol oyuna ba şlamak. kendini zevke vermek. 2. vuran şey/kimse. hoşça vakit geçirmek. kilogram. 4. fazla nazik. argo çok çekici kimse.. killer killing kiln kiln-dry kilo kilocalory kilocycle kilogram kilogram-force kilogramme kilogram-meter kilohertz kilojoule i. k. k. out kick the bucket kick the habit kick up a row/fuss kick up a row/make a row kick up one´s heels kick up one´s heels kickback kicker kickoff kid kid brother kid sister kiddie kiddy kid-glove kid-gloved kidnap kidney kidney bean kidney machine kill kill off topa vurup gol atmak. birini işten çıkarmak. k. f. s. diyar diyar dola şmak. 1. k.. f. fiz. yorucu. birini kap ı dışarı etmek. 1. oğlak. s. kilosikl. k. k. (--ded. büyük kazanç. 2. i. kilojul. i. kilo. dili. dili 1. bir tür barbunya fasulyesi. dili bazta tekme vurmak. dili şikâyetçi. argo nalları dikmek. 1. dili ılmak. i. 2.. fiz. (tüfek) geri tepmek. dili büyük bir kar şılama töreni hazırlamak. dili uyu şturucu bağımlılığından/sigara tiryakiliğinden kurtulmak. ihmal etmek. i. argo rü şvet vermek. e ğlenceye dalmak. 2. bak. kilogrammetre. geçmek. argo çok güldürmek. iki işi birden görmek. dili kavga ç ıkarmak. dili vurgun. k. 5. i. 2. k. (--ped/--ed. kötüye kullanmak. i.. futbol oyuna ba i.çok fırın. 3. kilohertz. çıngar çıkarmak.. bak. argo rü şvet. komisyon. i. 1. yok etmek. katil. mortoyu çekmek. şünüp şıı nmak. k. kilokalori. dalga tak ş. fiz. 4. oca ğı. . hır çıkarmak. tuğla/kireç f. dili başlama. y ıpratıcı. gülmekten öldürmek. etkisiz hale getirmek. k. katletmek. öldürme. kilogram. i. kilo. keçi yavrusu. yakınan kimse. eğlenmek. ölmek.. vurgun (av). böbrek makinesi. letmek. 2. konuyu/tart şlama vuru şu. öldürmek. i. 2. dili komik. 1. k. barbunya. i. i. dili dizginleri koparmak. 1. ocakta kurutmak. 2.kick a goal kick around kick ass kick at kick back kick off kick over the traces kick s. k ıyameti koparmak.. öldüren şey/kimse. i. öldürücü. argo nallar ı dikmek. dili ufak k ız kardeş. dü ılar na dünyanın kaç bucak olduğunu göstermek. kiddy. diyaliz makinesi. k. --ping/--ing) (fidye için) (birini) kaç ırmak. böbrek. dili çocuk. kilogramkuvvet. (zaman ı) geçirmek. hepsini öldürmek. oğlak doğurmak.o. i. egg zaman öldürmek. bak. s. mahvetmek. 3. 2. kill time bir taşla iki kuş vurmak. dili çocuk. k ılıçtan k. dili ufakiş erkek karde k. k. k. 1. argo ışmayı etkileyecek gizli nokta. 2. kilogram. 3. 2. mortoyu çekmek. kid-glove. dili altın yumurtlayan kazı kesmek. fiz. i. 1. 3. i.

. ateş almak. 2. garip fikir. s. kilometer.. i. iyilikçilik. s.. 2. mağlup olmak. kim. yakmak. k. çantas i. akraba olan. z. i. en önemli kişi. uyanmak. 1. kinetik. akraba. K ırgızistan. s. 1. i.. i. iyilikseverlik. iyiliksever. i.. i. bak. lütfen: you merhametli. i. 2. 3. âlem. bula şık teknesi. f. 1. k.. iyilikten kaynaklanan. papaz. (birinin kaldbulunan ığı) yer/ev/oda. Kir. 1. k ıvırcık (saç). mü i. i. kulübesi. boyun e ğmek. Kirghiz. 2. hafifçe dokunmak. birbirine benzerlik. şeker. i.Will iyilik. 1. 1. kilovat. dili ola ğandan daha büyük. merhametlilik. 1. s. i. 2. 3. karışık. i. 5. kilometre.. İng.. 2. 2. iyi. i. sevecen. iyi kalpli. i.. İng. bir konuda en usta kimse. nevi. dili en nüfuzlu ki şi. fistan. İskoç erkeklerinin giydiği eteklik. mak. 1. şekerleme. 2. tar. iskelekuşu. h ızbilim. s. sevecenlik. isk. çeşit. k. anaokulu.. iyilikçi. monte edilmemiş takım. bak. s. sebze bahçesi. 3. kindling (wood) ç ıra. dolaşık. s. k. kiloliter.. 1. akrabal benzer. (--ped. uyku. iyilik. aynı türden.. bak.. Kırgız. öpüş. kulübe: newspaper kiosk gazete kulübesi. 1. buse. i. İng. 4. 2. soy. tutu şturmak. iyi. (belirli bir iş için kullanılan) malzeme/alet takımı: first-aid kit ilkyardım ı. i. dili. çiroz. bak. lütuf. dili seksle ilgili garip ilimleri/fikirleri olan. barış ağrıyı öpücükle geçirmek. i.. 2. İng. öpmek. bak. biyol. i. bak.kiloliter kilolitre kilometer kilometre kilowatt kilt kin kind kind kindergarten kindhearted kindle kindly kindness kindred kinetic kinetic art kinetic energy kinetics king king orange kingdom kingfisher kingpin king-size king-sized kink kinky kinship kiosk kip kipper Kirghiz Kirghizia Kirghizistan Kirgiz Kirgizia Kirgizistan kiss kiss and be friends kiss away the hurt kiss the dust kit kitchen kitchen cabinet kitchen garden kitchen sink i. kilolitre. şah. tutuşmak. s. i. 1. tuzlay tütsülemek/kurutmak. Kirghizistan. eğ ınlık. çok büyük. telephone kiosk telefon 2. 1. 2. kin) akraba. Kırgızca. yanmak.. ayn ı soydan. (çoğ. uyandırmak.. i. 2. s.ıp dili (down) (on) (bir yere) yatıp uyumak. halat.. kapris. cins. 2. 3. şfik/merhametli bir şekilde. Kırgızca. (bir f. dili 1. iyi. i. i. krallık. fiz. akrabalar. kilit noktasında bulunan kimse.ghiz) Kırgız. (parkta ve büyük bir kameriyeye benzeyen) k. mutfak dolab ı. öpü şmek. f. i. tel veya ipin dola şması. eviye. 2. Kyrgyzstan. k.. öpücük. birbirine i. iyi niyetli. (birinin yattığı) yatak. ba şta olan kimse. i. f. kink. 1. hafif temas. İng. merhametli. tür. --ping) (balığı)İng. yak i. iyiliksever. kral. 1. i. yalıçapkını. 1. 2. 2. king-size. 1. Kirghizia. kinetik enerji. 2. sevecen. vurulup ölmek. . 1. s.. bak. akrabalık. mutfak. kinetik. ı k. (çoğ. satranç king. i. kinetik sanat.

ufak . çok yorgun. i. i. diz çökmek. --bing) parça: a knob yumru of butter bir parça tereya ğı s. o ğlan. i. 1. i. çoğ. bak. 2. 2. golf pantolonu. i. i. 3. tokmak gibi.. 1. 2. pisipisi. i. örmek. bot. diz boyu derinliğinde. know. 2. (knelt/--ed) 1. Ka şlarını çattı. knit trikohis eşya.. i. hüner.. enik. İng. dili çok k ısa boylu. örme e şya/giysiler. hoşaf gibi. f. i.. (--ted/knit) 1. i. bak.. purl one knitted knitting knitting machine knitting needle knitting needle knitting work knitwear knives knob knobby eviye. 1. ustalıklı iş. olaca f.. kivi. bıçaklamak. i. yuvarlak tepe. i. argo arkadan vurmak. s ıkı sıkıya bağlamak. zool. örgü. yumru.. dize kadar yükselen. uçurtma. diz üstü oturmak. 1. bacak. biblo. 2. ufak mutfak. i. yoğurmak. tepke olarak yapılan. bıçak bileyici alet. diz boyunda. i. İng. örülmü ş. f. f. 2. kadın külotu. ustalık.kitchen sink kitchenette kite kitten kitty kittycat kiwi kiwifruit kleptomania kleptomaniac klutz km knack knackered knapsack knave knead knee knee joint knee-deep knee-high knee-high to a grasshopper knee-jerk kneel knell knelt knew knickerbockers knickers knickknack knife knife grinder knife sharpener knight knit knit goods knit one. 2. dangalak. İng. çoğ. argo saloz. 2. k. 1. kara haber. 2. 2. f. bir ters örmek. s. i. tepecik.. 3. 2. i. kitty. 1. örme eşHe bir düz. örme. sırt çantası. encik. 2. . bak. örgü şişi. örgü işi. 1. 4. çakı. yumru. düşünmeden yapılan. bileği. i. marifet. bıçak bileyici. 1. bıçakla kesmek. (kaşları) çatmak: brows. (çoğ. isk. kedi. haberi. kivi. hilekâr kimse. 2. diz büküp selamlamak. tav şan yavrusu. 1. 3. 1. s. top. örgü makinesi. k ıs. diz eklemi. zool. örgü şişi. tokmak. pisi. birleştirmek. i. şiş. kleptomani. i. f. yumrulu. kleptoman. s. i. i. şövalye. süs e şyası. kivi (meyve). f. ölüm haberi. örme. kilometer(s). 4. s. 1. i. (kemik) kaynamak: The ya. 1. (--bed. i. vale. golf pantolonu. diz altından büzgülü bol pantolon. satranç at. knife. herhangi bir şeyin yok ğı kneel. i. dili bitkin. 1. diz. 2. 2. knives) bıçak. bak.. 3. s. topuz. 3. k. masaj yapmak. matem çan ı. yavru kedi. çaylak.

2. ampul. birinin pestilini/can fiyatta indirim yapmak. 6. çan. yetenek. 1.knock knock about knock at the door knock down knock off knock off work knock on the door knock out knock over knock s. dili ilgilendiği konuyu iyi bilmek. işe koyulmak. bilgi ve tecrübeden do ğan güç. 3. bir şeyleri ğini ima eden (bak ış). --ting) 1. k. çarpmak. budak. (çoğ. ğüm dü ğüm. rabıta. bilgisi olan. k. tatil etmek. 1. mezatta çekici vurup mal ı son fiyatı 3. k. haber. s. dili kıran kırana dövüş. 4. i. sersemletici. malumat. toku şmak. 2. tekrar vurmak. mak. 3. malumat. ç ık bacakl s. k.. boyun e ğmek. boğum. ıng ırak. 1. paydos etmek. 4. k. telefon hattını v. verenin b ırakmak. bilgili. s. bile bile. 4. 3. yürürken dizleri birbirine çarpan.. deniz mili:dü twenty knots